Normal görünüm

Yeni makaleler mevcut. Sayfayı yenilemek için tıklayın.
Dünden önceki günindyturk.com

MHP’li Feti Yıldız'dan, yeni kurulacak siyasi partilere "üye sayısı şartı" önerisi

MHP Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, YENİ Parti'nin isim tartışmalarına ilişkin sosyal medya hesabından değerlendirmede bulundu.

Feti Yıldız, 24 Temmuz 2026'da Özgür Özel ve CHP'den ayrılan 90 milletvekilinin "YENİ Parti" adıyla bir siyasi parti kurduklarını, "Yenilik Partisi" adıyla daha önce kurulan parti temsilcisinin YENİ Parti ismine itiraz etmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın YENİ Parti'ye, "Parti adını değiştirin" uyarısında bulunduğunu belirtti.

Yıldız, şunları kaydetti:

Daha önce bu yönde benzer bir kararın bulunduğu gerçeğini ve YENİ Parti kurucularının açıklamalarını bir tarafa bırakıp özetle şu hususları bir kez daha hatırlayalım. Bugün için, Yargıtay Başsavcılığı'nda kaydı bulunan siyasi parti sayısı 189, Yüksek Seçim Kurulu'nun 2026/159 sayılı kararına göre de seçime katılma şartlarını taşıyan siyasi parti sayısı 41 adettir.

14 Mayıs 2023 tarihinde yapılan son milletvekili genel seçiminde, seçime iştirak eden bu partilerin aldıkları oylar YSK sitesinden görülmekte olup, tabela partisi olarak nitelendirilen ve ülkenin toplumsal hayatına hiçbir katkısı olmayan bu partilerin listede oy oranlarının en fazla binde iki olduğu üzerinde tartışma yapılamayacak bir hakikattir.

"Siyasi parti kurmak şirket kurmaktan kolay"

Yıldız, son milletvekili genel seçimine katılan 24 siyasi partiden 14’ünün, binde bir ile binde iki arasında oy aldığını, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kayıtlarına bakıldığında bazı partilerin ülke genelinde 100-200 üyesinin dahi olmadığının görüleceğini aktardı.

Siyasi parti kurmanın şirket kurmaktan kolay olduğunu defalarca dile getirdiklerini belirten Feti Yıldız, "Yeni bir siyasi partiler kanununa ihtiyaç bulunduğu izahtan varestedir. Mesela bir örnek olarak, en az 41 il nüfusu ve bunların 1/3 ilçelerinde il-ilçe yönetim kurulu üye sayısı, il nüfus sayısı veya seçmen sayısının 0/001 üyesini (bu oran alt ve üst sınırı tartışılabilir) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na tasdik ettirip, İçişleri Bakanlığı'na teslim etmeyen siyasi partiler kuruluşunu tamamlamamış sayılmalıdır" önerisinde bulundu. 

 

ANKA

MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, siyasi parti kurulmasına ilişkin yeni düzenleme yapılması gerektiğini belirtti
Salı, Eylül 15, 2026 - 13:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: X</p>

Type: 
SEO Title: 
MHP’li Feti Yıldız'dan, yeni kurulacak siyasi partilere "üye sayısı şartı" önerisi
copyright Independentturkish: 

Akaryakıtta fiyat artışı devam ediyor: Motorin 100 liraya dayandı

Akaryakıt fiyatlarındaki artış devam ederken motorine 15 Eylül itibarıyla yaklaşık 6,5 lira zam yapıldı. Yeni zamla birlikte motorinin litre fiyatı İstanbul Avrupa Yakası'nda 95,60 liraya, Ankara'da 96,75 liraya, İzmir'de ise 97,02 liraya yükseldi.

15 Eylül'deki fiyatlara göre İstanbul Avrupa Yakası'nda benzinin litresi 80,26 lira, motorinin litresi 95,60 lira, LPG'nin litresi ise 34,99 lira oldu. Ankara'da benzin 81,25, motorin 96,75 liradan; İzmir'de ise benzin 81,52, motorin 97,02 liradan satılıyor.

Akaryakıt fiyatlarındaki değişim son bir aylık dönemde de belirgin şekilde hissedildi. 15 Ağustos'ta İstanbul Avrupa Yakası'nda 71,39 lira olan benzinin litre fiyatı, bir ayda 8,87 lira artarak yaklaşık yüzde 12,4 yükseldi. Aynı dönemde motorinin litre fiyatı 79,61 liradan 95,60 liraya çıkarak 15,99 lira arttı. Böylece motorindeki aylık artış yaklaşık yüzde 20,1 oldu.

Motorine 22 Ağustos'ta 2,92 lira zam gelmişti. 1 Eylül'de ÖTV'deki 3 liralık artışın KDV ile birlikte pompa fiyatlarına yansıması 3,60 lira olarak gerçekleşti. Motorine son olarak 15 Eylül'de yaklaşık 6,5 liralık zam yapıldı.

Benzinde ise son fiyat artışlarından biri 12 Eylül'de gerçekleşti ve litre fiyatına yaklaşık 3,20 lira zam yansıdı.

Sektör kaynakları, ANKA’ya yaptıkları açıklamada, illerin rafineriye uzaklığının motorin ve benzinin litre fiyatlarını doğrudan etkilediğini belirterek, “Rafineriye uzaklık ve ulaşım maliyetleri doğal olarak akaryakıt satış fiyatlarını, bazı illerde kuruş düzeyinde artırıyor” dedi.

Sektör kaynakları, küresel piyasalarda motorinin ve benzinin ton fiyatının yükselmeye devam ettiğini kaydederek, “Bu tabii, yeni zamları tetikleyebilir. 100 lira ve ötesi de görülebilir” diye konuştu.

 

Independent Türkçe, ANKA

Motorine gelen yaklaşık 6,5 liralık zamla İstanbul’da litre fiyatı 95,60 liraya yükseldi. Son bir ayda benzinin litresi 8,87 lira, motorinin litresi ise 15,99 lira arttı
Salı, Eylül 15, 2026 - 13:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Akaryakıtta fiyat artışı devam ediyor: Motorin 100 liraya dayandı
copyright Independentturkish: 

Pentagon raporuna göre ABD, İran savaşı nedeniyle mühimmat sıkıntısı yaşadı

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) denetçisi, yayımladığı raporda, ABD/İsrail-İran Savaşı'nın ABD'de mühimmat açığına ve tedarik zincirlerinde "darboğaza" neden olduğunu kaydetti.

NBC News'un haberine göre, Pentagon denetçisi tarafından, "Destansı Öfke Operasyonu (Operation Epic Fury)" adıyla anılan İran savaşına ilişkin rapor yayımlandı.

Raporda, bu kısıtlamaların hafifletilmesi amacıyla tedarik süreçlerinin kolaylaştırılması ve kritik malzemelerin stoklanması için çalışmaların sürdüğü belirtildi.

Savaşın maliyeti 33,4 milyar dolar

Temmuz itibarıyla savaşın maliyetinin 33,4 milyar dolar olduğunun değerlendirildiği raporda, bu rakamın, harcanan mühimmat için 22,3 milyar dolar, ekipman kayıpları için 3,7 milyar dolar ve diğer harcamalar için 7,4 milyar doları kapsadığı, ancak altyapı onarımı masraflarının dahil edilmediği vurgulandı.

Raporda ayrıca Dışişleri Bakanlığının, Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) olmak üzere dört ülkede 208 milyon dolardan fazla zarara uğradığına dikkat çekildi.

Bu tutarın 184 milyon dolarını, "diplomatik tesislerde" meydana gelen hasarın oluşturduğu belirtilen raporda, 25 milyon dolarını ise inşaat projelerindeki gecikmelerin oluşturduğu aktarıldı.

Çok sayıda hava aracı hasar aldı veya imha edildi

Rapordaki bulgular arasında, İran'ın, Bahreyn'de bulunan ABD Donanmasına ait ana lojistik üssünü İHA ve balistik füzelerle hedef aldığına dair ilk resmi teyitlerden biri de yer aldı.

Otuzun üstünde büyük insansız hava aracının (İHA) imha edildiği kaydedilen raporda, dört F-15E, bir F-35A, bir A-10 Warthog savaş uçaklarının "büyük hasar aldığı" ya da imhaya uğradığı belirtildi.

Raporda ayrıca, on iki KC-135 tipi yakıt ikmal uçağı ile dokuz hava aracının imha edildiği bilgisi paylaşıldı.

 

Independent Türkçe, AA

Raporda, temmuz itibarıyla savaşın maliyetinin 33,4 milyar dolar olduğu değerlendirildi
Salı, Eylül 15, 2026 - 12:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Pentagon raporuna göre ABD, İran savaşı nedeniyle mühimmat sıkıntısı yaşadı
copyright Independentturkish: 

Çin mevcut hegemon sisteme ayar veriyor, alternatif bir dünya için hamle yapıyor

Şerbil Berakat, uluslararası ilişkiler, küresel siyaset ve Ortadoğu jeopolitiği üzerine analizler kaleme alan bir yazar ve analisttir. Özellikle Çin'in dış politikası, Ortadoğu'daki güç dengeleri, Körfez ülkelerinin stratejileri ve bölgesel çatışmaların küresel ekonomiye etkileri üzerine odaklanmaktadır.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Makaleleri ve analizleri Independent Türkçe ve Arap coğrafyasının prestijli yayın organlarından Şarku'l Avsat gibi platformlarda düzenli olarak yayımlanan yazar, son olarak Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in Mısırlı mevkidaşı Abdulfettah Sisi ile 2 Eylül 2026 tarihli görüşmesine ilişkin değerlendirmesini Londra merkezli Al Majalla dergisinin 7 Eylül 2026 tarihli nüshasında paylaşmıştır. Özetleyerek aktaracağız.


Ortadoğu, Körfez ve Afrika ülkelerini etkileyen Kahire buluşması

"Şi'nin Kahire ziyareti, Mısır-Çin ilişkilerinin çok ötesinde geçen gelişmelere işaret etmektedir. Nitekim Mısır Başkanı A. Sisi, Çinli misafirini havaalanından uğurladıktan hemen sonra Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ı aradı. Sisi ile M. Bin Selman'ın teması zamanlama ve muhteva bakımından özel bir önem arz etmektedir. Her iki lider, bölgenin güvenliği ve Suudi-Mısır arasındaki koordinasyon üzerinde durdular.

Başkent Kahire'de ziyaret sırasında bölgesel güvenliğe dair görüşler 'Ortadoğu'da yeni bir ortak ve daimi güvenlik inşasının dört öneri temelinde' formüle edilmesini öngörmektedir. Bu dört temel öneri, Çin Devlet Başkanı tarafından şöyle dile getiriliyordu:

1- Dışarıdan hiçbir müdahale olmadan bölge devletlerinin sorumluluğunda bir güvenlik inşası olmalı.
2- Merkezinde Filistin Meselesi olması kaydıyla bölgesel krizler kapsamlı şekilde çözülebilmeli.
3- Güvenliğin kalkınma faaliyetiyle irtibatlandırılıp müşterek ekonomik çıkarlar çerçevesinde inşası sağlanmalı. Güvenlik meselesi deniz yolları ve boğazların himayesiyle birlikte ele alınmalı.
4- İlgili uluslararası yasaların belirlediği şekilde ve Birleşmiş Milletler teşkilatını güçlendirecek biçimde seyrüseferler güvenceye alınmalı.

Şi Cinping'in Kahire'den ayrılmasının ardından Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, ülkesinin Körfez bölgesinin güvenliği hususunda oynadığı role değinerek şöyle dedi:

'Bölgenin güvenliği hakkında Çin, uzun erimli bir barış ve istikrarı temin edecek çözüm önerisinin sahibidir!'
 

Çin Devlet Başkanı Şi, görkemli bir törenle karşılandı, Kahire / Fotoğraf: AFP
Çin Devlet Başkanı Şi, görkemli bir törenle karşılandı, Kahire / Fotoğraf: AFP

 

4 yeni gelişme göstergesi

Çin'in bölgedeki güvenlik ve siyaset alanındaki düzenlemelere etkisi giderek daha fazla belirgin hale gelmekte ve bu da bölgesel ölçekte harekete geçmek için uygun bir ortam-iklim yaratmaktadır. Yeni değişim ve dönüşümün dört önemli göstergesi bulunmaktadır:

1- Çin, gelişmiş J-16 ağır savaş uçaklarını ilk kez Mısır'a konuşlandırdı. Mısır ordusunun elindeki Fransız yapımı Rafale savaş uçaklarıyla birlikte ağustos ortası ile eylül başı arasında Akdeniz'de gerçekleşen "Medeniyet Kartalları 2026" ortak tatbikatı icra edildi. Ortak tatbikatın birincisi Nisan-Mayıs 2025'te düzenlenmişti. Bu ikincisinde ise işbirliği ve tatbikat ölçeği daha da genişledi. İlaveten Huawei şirketinin yapay zekâ merkezlerinden birinin Mısır'da kurulması kararlaştırıldı.

Teorik açıdan olsa bile Çin, Amerikan etkisinin Ortadoğu bölgesindeki en büyük kozu sayılan gelişmiş teknolojik ve silahlara alternatif şeyler üretmektedir. Çin, bilhassa yapay zekâ ve Entegre Devre (diğer adıyla tümdevre) konusunda çok ileri adımlar atmaktadır. Başka deyişle "Tümleşik Devre" şu demektir: Elektronik devre elemanlarının genellikle silisyum gibi yarı iletken maddeler üzerine tasarlanarak tek bir çip üzerinde birleştirildiği elektronik bir yapı birimi.

2- Şanghay İşbirliği Örgütü'nün (ŞİÖ) Kırgızistan'daki son toplantısında Çin lideri Şi ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasındaki geçici ve biraz da soğuk temas gözden kaçmadı. Çünkü Çin, gerek Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ulaşımının engellenmesi hem de Suudi Arabistan ile İran arasındaki ihtilaf nedeniyle İran'a daha mesafeli durmaktadır. Bu da Çin'in sadece İran'ın maslahatını değil, bölgedeki bütün ülkelerin menfaatini gözeterek Tahran yönetiminin Körfez ülkelerine yönelik saldırılarına karşı çıkması demektir.

Bu durum Çin'in çatışan taraflardan birinin yanında yer aldığı anlamına gelmiyor; tersine, hakkı ve hakikati savunma adına ABD'nin İran'a yönelik ambargosuna ve yaptırımlarına da karşı çıkabiliyor. Özetle, Tahran yönetiminin yapıp ettiklerinin Pekin'in çıkarlarına zarar vermesini önlemek için İran ile ilişkilerini disiplin altına alıyor.

3- Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan, Çin'in başını çektiği ŞİÖ'ye tam üye olacağını açıkladı. Bu da ŞİÖ'nün Ortadoğu bölgesinde daha fazla genişlemesiyle birlikte Çin'in nüfuzunun daha etkili olması anlamına geliyor.

4- Şi'nin Kahire ziyaretinin ardından Katar Dışişleri Bakanı'nın Pekin'i ziyaret etmesinden sonra bu ülke de Çin'e doğru bir adım ileri atmaya başladı. Körfez ülkeleri de ABD ile ittifaklarının önemini kavramakla birlikte bunun yeterli olmadığının idrakine vardılar. Bütün bu gelişmeler bölge ülkelerinin Çin'in bölge ölçeğinde önerdiği güvenlik ve işbirliği anlaşmasına daha sıcak baktıklarını göstermektedir.
 

Mısır'da Şi'nin zafer günü
Mısır'da Şi'nin zafer günü

 

ABD, Şi'nin Kahire'deki dört önerisi hakkında yorum yapmamış olsa bile Mekke İttifakı'nı memnuniyetle karşıladı ama bu hoşnutluk sadece Trump'ın sözüyle sınırlı kaldı. Öte yandan her ne kadar Mısır, Mekke İttifakı'na şimdilik katılmadıysa da bu ittifakın özü, hedefi ve çerçevesi konusunda kendisiyle istişare halindeydiler. Haliyle Mısır da bu bölgesel güvenliğe dışarıdan katkıda bulunacaktır.
 

Şi Cinping ve Donald Trump, ikili buluşmada kozlarını paylaşacak. 30 Ekim 2025
Şi Cinping ve Donald Trump, ikili buluşmada kozlarını paylaşacak. 30 Ekim 2025

 

Çin'in güvenlik paketi Mekke İttifakı'nın çok ötesinde bir rol ve işleve sahip olacağından, Mısır Çin ile Amerika arasındaki alana sıkışmadan ve rakip güçlere fırsat vermeden daha geniş bir zeminde siyaset yapabilecektir. Bütün bunlara rağmen bölge ülkeleri Amerikan Güvenlik Şemsiyesi altından çıkmadan esas olarak Çin'in alternatif projelerine iltifat edeceklerdir. Çünkü ABD'nin güvenlik planı artık işlevsel olmaktan çıkmıştır.

Bölge güvenliği açısından giderek güvenilirliğini yitirdiği bir devirde, Çin çok daha güvenli bir ortak yahut müttefik olarak dikkati çekmektedir. O halde Çin'in önü giderek açılmakta; bölgesel rolü için farklı bir örnek oluşturmaktadır. Üstelik Kahire ziyareti Çin lideri Şi Cinping'in ABD Başkanı D. Trump ile görüşmesinde de güçlü bir koz olarak kullanılacaktır.


Bu girişten sonra asıl soruya gelebiliriz: Çin liderinin Mısır ziyaretinin amacı sadece Ortadoğu, Körfez ve Afrika gibi bölgelerle mi ilgilidir yoksa daha kapsamlı bir küresel stratejinin bir parçası mıdır?
 

Bişkek'te Çin yatırımları gelişiyor
Bişkek'te Çin yatırımları gelişiyor

 

Dönüm noktası Bişkek zirvesi

Konuyu anlayabilmek için Çin'in başını çekip önayak olduğu Şanghay İşbirliği Örgütü'nün 31 Ağustos-1 Eylül arasında Kırgızistan'ın başkenti Bişkek Zirvesi sürecinde konuşulanlara dönelim.

Kırgızistan Dışişleri Bakanı Ceenbek Kulubayev, Şinhua Haber Ajansı'na (31 Ağustos 2026) şunları söyledi:

Çin Kırgızistan'ın en önemli stratejik ortaklarından biridir. Ticaret, ekonomi, yatırım, ulaştırma, lojistik, enerji ve tarım gibi alanlardaki işbirliği istikrarlı şekilde ilerlemektedir. An itibarıyla devam eden bir dizi ortak proje sadece iki ülke için değil, bölgenin tamamı için uzun vadede öneme sahiptir. Çin-Kırgızistan-Özbekistan demiryolunun inşası, stratejik öneme sahip önemli bir projedir.

Bölgesel bağlantı imkânlarını önemli ölçüde iyileştirecek olan proje, ayrıca Kırgızistan'ın transit ulaşım potansiyelini artıracak ve ticaret ile yatırımın gelişmesi için yeni fırsatlar yaratacaktır. Geleceğe yönelik olarak da iki ülke arasında dijital ekonomi, yüksek teknoloji, yeşil kalkınma, yapay zekâ, e-ticaret ve inovasyon gibi alanlarda işbirliğinin genişletilmesine yönelik önemli bir potansiyel bulunmaktadır.
 

Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'teki ŞİÖ Zirvesi
Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'teki ŞİÖ Zirvesi

 

Aynı münasebetle konuşan Devlet Başkanı Şi Cinping, "Çin ile Kırgızistan arasındaki işbirliğinin iki ülke ilişkilerini altın bir döneme taşıdığını" söyledi.
 

Bişkek'teki ŞİÖ Zirvesi – 1 Eylül 2026
Bişkek'teki ŞİÖ Zirvesi, 1 Eylül 2026

 

Şi, pazartesi günü Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'te düzenlenen ŞİÖ Zirvesi kapsamında Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev ile bir araya gelerek aşağıdaki açıklamayı yaptı:

İki tarafa da ikili işbirliğini ilerletmek üzere birlikte çalışma çağrısında bulunuyorum. Kırgızistan-Özbekistan demiryolunun yüksek kaliteli inşasının ilerletilmesi, yapay zekâ ve çölleşmeyle mücadele gibi alanlarda işbirliğinin genişletilmesi ve karşılıklı fayda ile kazan-kazan sonuçlarının gözetilmesi gerekmektedir.

Yerel düzeydeki etkileşimlerin ivmesi sürdürülmeli, iki ülkede karşılıklı olarak kültür merkezlerinin kurulmasına hız verilmeli, eğitim ve yoksulluğun azaltılması gibi alanlarda işbirliğinin genişletilmesi ve iki halk arasında karşılıklı anlayışın teşvik edilmesi yönünde çaba gösterilmelidir.

İki tarafın kolluk kuvvetleri ve güvenlik alanındaki işbirliği mekanizmalarından etkin şekilde yararlanması, terörizm, ayrılıkçılık ve aşırıcılıktan oluşan 'üç kötücül güç' ile mücadelede birlikte çalışması ve güvenlik bariyerini güçlendirmesi elzemdir.
 

Çin ile Özbekistan heyetleri, Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'te bir araya gelmişti. 1 Eylül 2026
Çin ile Özbekistan heyetleri, Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'te bir araya gelmişti. 1 Eylül 2026

 

Özbekistan Başkanı Mirziyoyev ise şunları söyledi:

Karşılıklı siyasi güveni derinleştirmek, ticaret ve yatırımı genişletmek, tarım, ulaştırma, enerji, madenler, bilim ve teknoloji gibi alanlarda işbirliğini güçlendirmek, halklar arası etkileşimleri teşvik etmek, terörizm, ayrılıkçılık ve aşırıcılıktan oluşan 'üç kötücül güç' ile ortaklaşa mücadele etmek ve ikili ilişkileri bir üst seviyeye taşımak üzere Çin ile çalışmaya hazırız.


Erdoğan: Çok kutuplu uluslararası sisteme katkı önerileri

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kırgızistan'ın başkenti Bişkek şehrinde düzenlenen, Şanghay İşbirliği Örgütü Devlet Başkanları Zirvesi'nde yaptığı konuşmada şunları söyledi:

Bugünkü buluşmamızda çok kutuplu uluslararası sisteme katkıları ele alacak olmamızı kıymetli buluyorum. ŞİÖ teşkilatının sadece barış ve istikrarın temininde değil, halklarımızın refahı için çok önemli olan kesintisiz ve güvenli ulaştırma koridorlarının tesisiyle enerji arzı güvenliği gibi alanlarda da rol oynayabileceğini düşünüyoruz.

Ülkemizin Teşkilat coğrafyasının Batı pazarlarına erişimi noktasında bilhassa enerji koridorlarının çeşitlendirilmesi ve jeopolitik risklerin yönetilmesinde kritik rolünün altını çizmek istiyorum. Hazar Geçişli Orta Koridor Girişimi'ni, Kuşak ve Yol Girişimi ile de uyumlu hale getirilmesini istiyor, bu bağlamda Teşkilat bünyesindeki işbirliğine büyük önem veriyoruz.

Yükselen bir yıldız olarak gördüğümüz Şanghay İşbirliği Teşkilatıyla her alanda işbirliğimizi ilerletmenin gayreti içinde olacağız.


Ankara yönetimi ve bilhassa Türk istihbaratı genelde iki arada bir derede veya bir o kapıda bir bu kapıda politikasını "aracılık" diplomasisi olarak övüp faydaları üzerinde durmaktadır. Buna karşılık ikili politika, dengelere oynama siyaseti genelde Türkiye'deki muhalif bazı kesimlerce eleştirilmektedir. Bir örneğini gazeteci Yusuf Karadaş'ın yazısında görebiliyoruz, bir kısmını paylaşalım:

Erdoğan'la 11 yıl boyunca iktidarı paylaşan Gülencilerin 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi, Erdoğan iktidarının ABD ve Batılı emperyalistlerle ilişkilerinde gerilimlerin arttığı bir dönemde ve muhtemelen bu gerilimleri de dayanak haline getirmeyi amaçlayarak gerçekleştirilmişti. Bu darbe girişimi, ABD-AB ve NATO ile ilişkilerdeki gerilimleri arttırmakla kalmadı; ABD'nin YPG/SDG ile işbirliği yaptığı Suriye sahasından başlayarak Erdoğan iktidarının Rusya ve ŞİÖ ekseniyle işbirliği arayışlarını da beraberinde getirdi.

Erdoğan iktidarının Rusya ile ilişkileri ABD ve Batılı emperyalistlere karşı kendine manevra alanı yaratmak ve pazarlık kozu haline getirmek için kullanmaya çalışması Türkiye'nin ekonomik olarak AB'li emperyalistlere ve ABD'ye, askeri olarak da NATO ve ABD'ye bağımlılığını ortadan kaldırmıyor ve bu manevra arayışının da sınırlarını belirliyordu.

([Evrensel, "ŞİÖ zirvesi, Erdoğan-Putin görüşmesi ve S-400'ler meselesi", 2 Eylül 2026)
 

Bölgesel dengelerin şekilleneceği ziyaretler ve hamleler

Kırgızistan'ın başkenti Bişkek, Çin'in en baskın ekonomik güç olarak öne çıktığı ve Pekin'in Orta Asya ile olan çıkar ve bağ ağının her geçen gün genişlediği bir örgütün liderlerini ağırlamaya hazırlanıyor. Bölgesel dengelerin yeniden şekillendiği bu süreçte Bişkek sokaklarında, başkentin söz konusu dönüşüme ne denli entegre olduğunu gözlemlemek mümkün hale geliyor.

Bişkek Zirvesi, Çin açısından oldukça dikkat çekici bir zamanlamaya denk geliyor. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in Bişkek ziyareti, Pyongyang'ın ardından aylardır yurtdışına gerçekleştirdiği ikinci ziyaret olma özelliğini taşıyor. Söz konusu ziyaret, Şi'nin ABD Başkanı Donald Trump'a yapacağı iade-i ziyaret öncesinde gerçekleşecek.

Hindistan basını, Çin Devlet Başkanı'nın eylül ayı ortalarında Yeni Delhi'de düzenlenmesi planlanan BRICS Zirvesi'ne katılabileceğini belirtiyor. Eğer bu ziyaret gerçekleşirse, Çin ve Hindistan sınırındaki Galvan Vadisi'nde 2020 yılında yaşanan ve her iki taraftan onlarca askerin ölümüne ve yaralanmasına yol açan çatışmalardan sonra Şi Cinping'in Hindistan'a yapacağı ilk ziyaret olacak.
 

Şi Cinping, Kırgızistan Devlet Başkanı Ceenbek Kulubayev tarafından karşılanıyor
Şi Cinping, Kırgızistan Devlet Başkanı Ceenbek Kulubayev tarafından karşılanıyor

 

Çin yönetiminin söz konusu zirveyi, ABD tarafı ile yürüteceği görüşmelere ilave diplomatik kozlarla girmek ve çok kutuplu geniş Avrasya coğrafyasında kilit rol oynama kapasitesini sergilemek adına önemli bir fırsat olarak değerlendirmesi bekleniyor.

ŞİÖ, Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından Çin ve Rusya'nın Asya coğrafyasında dengeleri yeniden tesis etme arayışında olduğu bir dönemde kuruldu. Örgütün en belirgin niteliklerinden biri olarak "anlaşmazlıkları çözmeye çalışmak yerine onları yönetmek" özelliğinin şekillenmesine katkı sağladı.

Körfez perspektifinden bakıldığında ŞİÖ tecrübesi, ABD/İsrail-İran Savaşı'nın tarafları arasında, bölge ülkelerinin anlaşmazlıklarını yönetmelerine ve daha istikrarlı düzenlemeler çerçevesinde etkileşim kurmalarına imkân tanıyacak bölgesel bir mekanizmaya duyulan ihtiyacın daha yüksek sesle dillendirildiği bu dönemde ayrı bir önem kazanıyor.

Bu çerçevede ŞİÖ içindeki denge, ancak onun seyrine yön veren bir dizi etkili güç ve taraf üzerinden anlaşılabilir.

(Independent Türkçe, "ŞİÖ içindeki denge"), 14 Ağustos 2026)
 

Şi'yi karşılama merasimi, Kahire / Fotoğraf: AFP
Şi'yi karşılama merasimi, Kahire / Fotoğraf: AFP

 

ŞİÖ üyelerinin özgün görevleri

Bu yüzden örgüt, kendi gündemini dayatabilecek tek bir gücün varlığı üzerine değil, karmaşık bir bölgesel ortamı yönetme ihtiyacıyla bir araya gelen, farklı çıkar ve ağırlıklara sahip güçler arasındaki uzlaşı üzerine inşa edildi. Bunların başında örgüt bünyesindeki en büyük ekonomik ağırlığı temsil eden, ticaret, finans, yatırım ve altyapı kanallarıyla en geniş nüfuz araçlarına sahip olan Çin geliyor. Çin'in hesaplarında Orta Asya; ülkenin batıya açılan kara uzantısı, Kuşak ve Yol Girişimi'ne bağlı ulaşım ve enerji ağlarının ana koridoru olması sebebiyle özel bir önem taşıyor.

Çin varlığı yalnızca yatırım hacmiyle sınırlı kalmayıp, bölge ülkeleriyle gelişen ticari bağlar, karayolu bağlantıları ve enerji projeleriyle her geçen gün daha da güçleniyor. Rusya ise farklı bir ağırlıkla öne çıkıyor. Moskova, ekonomik gücünün gerilemesine rağmen Orta Asya'daki derin güvenlik, siyaset ve kültür mirasını korumayı sürdürüyor.

Örgütün kurumsal çerçevesinin dışında ise Türkiye faktörü öne çıkıyor. Bu faktör, Türkiye'nin başta Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan olmak üzere bölgedeki birçok ülkeyle paylaştığı dilsel, kültürel ve tarihi bağlara ve Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) gibi kurumlar aracılığıyla son yıllarda pekiştirilen ilişkilere dayanıyor. Bu boyut, tam anlamıyla örgüt içi kurumsal bir ağırlık teşkil etmese de örgütün hareket ettiği coğrafyadaki önemli bir jeo-kültürel ve ekonomik dinamiği temsil ediyor.

Bölgesel çerçevede yer alan ülkelerin İran'a yönelik yaklaşımlarında uzlaşması şart olarak görülmüyor, aksine, farklı çıkarların bu yapı içinde yeterince temsil edilmesi, herhangi bir tarafın bu mekanizmayı tek bir eksenin aracına dönüştürmesini engellemek adına önem taşıyor.

(Kaynak: Independent Türkçe, 14 Ağustos 2026)
 

Şi ve Sisi, "dış müdahalelere hayır" kararı
Şi ve Sisi, "dış müdahalelere hayır" kararı

 

ABD ile kavga sürecinde kendi rotasını çizmeye çalışan bir kıta

Profesör Shirley Yu, London School of Economics'de kıdemli araştırmacı ve "Çin-Afrika Girişimi" direktörü. Aynı zamanda IE Business School'da profesör ve Pakistan Ulusal Savunma Üniversitesi'nde yabancı öğretim üyesi olarak görev yapan bir akademisyendir. 6 Eylül 2026 tarihinde yayımlanan ŞİÖ Zirvesi hakkındaki değerlendirmesinde ilginç tespitler yapıyor; birlikte okuyalım:

Avrasya'da hâlâ devam eden iki savaşın gölgesinde bu zirve, Washington'dan izin beklemeden kendi rotasını çizen bir kıta görüntüsü sunmaya hazırlanıyor gibi görünüyor. Şanghay İşbirliği Örgütü'nün bu yılki zirvesi, Pekin'in uzun süredir peşinden koştuğu üç jeopolitik hedefi öne çıkarıyor. Bunlar:

1- Bişkek Deklarasyonu,
2- Batılı finans sistemlerinden uzakta yerel para birimleriyle takas ve mutabakatların genişletilmesi,
3- Yıllardır askıda kalan örgüte bağlı bir kalkınma bankası projesine yeni kurumsal ivme kazandırılması.

ŞİÖ Kalkınma Bankası bu hedeflerin başında geliyor. Kırgızistan, bu bankanın kurulmasını 2026 yılındaki örgüt başkanlığının önceliklerinden biri haline getirirken, Çin fikrini ilk kez 2010 yılında ortaya atmış; Şi ise projeyi küresel jeopolitik dönüşümlere ayak uydurmak için stratejik bir adım olarak nitelendirerek 2025'teki Tianjin Zirvesi'nde yeniden canlandırmıştı.

Çin, yerel para birimleriyle ödemelerin genişletilmesini ve İran ile Türkiye'ye uzanan kıtasal koridorun sağlamlaştırılmasını teşvik ederken, ABD yaptırımları Rusya, İran ve Orta Asya ülkelerinin seçeneklerini daralttığı için bu durum pratikte Pekin'in projesinin lehine çalışmaya başladı.

Pekin'in Washington'a gönderdiği mesaj açık: Yaptırımlar İran'ı tecrit etmeyi başaramadı; aksine, onu Avrasya coğrafyasına daha derinlemesine entegre olmaya itti. Aynı zamanda Çin, Küresel Güney ülkelerine, Amerikan baskısı altındaki hükümetlerin hâlâ güvenilebilecek pratik alternatiflere sahip olduğu yönünde bir mesaj iletiyor.


Üç kıtanın Akdeniz'deki çapa noktası olarak Mısır

Şi'nin, on yıldır Mısır'a yaptığı ilk ziyaret; Kahire'nin şiddetli mali baskılarla karşı karşıya olduğu, Kızıldeniz savaşının nakliye ve ticaret rotalarını yeniden çizdiği, ayrıca Mısır'ın dolar cinsinden borçların yüksek maliyeti ve enerji kaynaklarına duyulan ihtiyaç bağlamıyla mücadele ettiği bir dönemde gerçekleşiyor.

Ziyaret, Pekin'in Washington'un boy ölçüşmekte zorlanacağı bir paket sunduğu zamanda gerçekleşiyor: Uzun vadeli sanayi yatırımları, teknoloji transferi, Avrasya sisteminin Akdeniz'deki çapa noktasını oluşturuyor.

Çin, son yıllarda Süveyş Kanalı Ekonomik Bölgesi'ne akın eden yaklaşık 11,6 milyar dolarlık yatırımların neredeyse yarısını hâlihazırda karşıladı. Mısır, Çin tarafından yönetilen sınır ötesi bankalar arası ödeme sistemi CIPS'e entegre edilirken, Kahire Çin piyasalarında yuan cinsinden borç toplamak için Panda Tahvilleri ihraç etti.

Mısır, Çin'in Avrasya projesindeki altyapı ve ticaret halkasını tamamlıyor. Şian'dan Orta Asya üzerinden İran ve Türkiye'ye uzanan kıtasal koridorun Avrupa ve Afrika pazarlarına açılan batı ucunda bir noktaya ihtiyacı var. Mısır, Süveyş Kanalı üzerindeki konumuyla tam olarak bu noktayı sağlıyor." ([Independent Türkçe, "Üç kıtanın Akdeniz'deki çapa noktası olarak Mısır"](https://www.indyturk.com/node/782121/?utm_source=chatgpt.com), 6 Eylül 2026)


Mısır ziyareti rastlantı değil, planlı bir jeopolitik karşı hamle

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 1-2 Eylül'de Mısır'ı ziyaret ederek 20'den fazla işbirliği anlaşması imzaladı ve dört maddelik bir Ortadoğu güvenlik mimarisi önerdi.

Mısır bugün yalnızca önemli bir Arap devleti değil, Afrika, Akdeniz, Kızıldeniz ve Ortadoğu'nun kesiştiği, Süveyş Kanalı'nı kontrol eden ve Filistin meselesinde önemli diplomatik ağırlığa sahip bir aktördür. Bu nedenle Kahire, Çin açısından hem ikili ortak hem de daha geniş Arap ve Afrika dünyasına ulaşmada stratejik bir kaldıraç noktasıdır.

Şi de ziyareti sırasında iki ülkeyi gelişmekte olan ülkeler arasındaki dayanışmanın ve işbirliğinin örneği olarak tanımlamıştır.


Kapsamlı stratejik ortaklık

Çin lideri Şi Cinping'in Kahire'ye dönüşü, Mısır-Çin ilişkilerinin altyapı ve ticaretin ötesinde teknoloji, savunma ve bölgesel etkili stratejik ortaklığa genişlediği bir döneme rastlıyor.

Pekin, "kapsamlı stratejik ortaklık" olarak tanımladığı ilişkilerini yeni alanlara taşımaya çalışıyor. Şi'nin son ziyaretinden bu yana, Pekin'in bazı mega projeleri Mısır'ın çehresinin bir parçası haline geldi.

Mısır, Çin yatırımı ve teknolojisini çekmek istiyor; ancak aynı zamanda daha fazla Çinli şirketin Mısır'da üretim yapmasını ve Mısır mallarının Çin pazarına daha geniş erişim elde etmesini hedefliyor.

2024-2028 dönemini kapsayan beş yıllık program, elektrikli araçlar, elektronik, güneş panelleri, kimyasallar ve modern tarım teknolojilerinde yerel üretim ve teknoloji transferi öngörüyor; yapay zekâ da öncelikler arasında yer alıyor.

Bu arada iki ülkenin askeri müşterekleri ve uygulamaları daha belirgin hale geldi. Washington, Çin'le yapılan tatbikatlara kamuoyu önünde yorum getirmedi. Pentagon ise daha önce, Ortadoğu ve Afrika genelinde ABD'nin ortaklarıyla Çin'in askeri angajmanı konusunda endişelerini dile getirmişti.

Tatbikatlar, Mısır'ın savunma ortaklıklarını çeşitlendirme politikasının bir parçası. Kahire, BRICS, Yeni Kalkınma Bankası ve Şanghay İşbirliği Örgütü'ndeki rolünü artırırken, aynı zamanda Batı'nın ekonomik ve güvenlik desteğine dayanmayı sürdürüyor; bu da bilinçli bir denge siyasetine işaret ediyor.

Ziyaret öncesinde Şi, Mısır'ı Arap dünyası ile Afrika arasında önemli bir halka olarak tanımladı ve Mısır üzerinden Çin-Arap ve Çin-Afrika işbirliğinin derinleştirilmesi çağrısında bulundu.


Çin'in Ortadoğu politikasındaki değişim

Ziyaretin ekonomik boyutuna bakıldığında Çin'in geleneksel Ortadoğu politikasının hâlâ en gerçekçi unsurunun 'önce ekonomi' yaklaşımı olduğunu göstermektedir.

Mısır'la ilişkilerde de bu çizgi devam etmektedir. Ancak bugün ekonomik işbirliği klasik Kuşak ve Yol altyapı projelerinin ötesine geçerek veri merkezleri, yarı iletkenler, kritik mineraller, dijital ekonomi, elektrikli araçlar, yeşil enerji ve yüksek teknoloji alanlarına doğru genişlemektedir.

Çin ekonomisindeki yapısal yavaşlama, iç talep ve gayrimenkul sektöründeki sorunlarla birleşirken, Ortadoğu'daki savaş küresel enerji piyasalarının Çin ekonomisi üzerindeki baskısını artırmıştır. ABD/İsrail-İran Savaşı'nın ardından Hürmüz Boğazı'ndaki aksaklıklar Çin'in deniz yoluyla ham petrol ithalatını ciddi biçimde etkilemiş, ağustos ayında deniz yoluyla yapılan ithalat savaş öncesi seviyelerin yaklaşık yüzde 40 altında kalmıştır.

Küresel düzeyde en büyük petrol ithalatçısı olan Çin açısından bu tablo, Ortadoğu istikrarının artık yalnızca diplomasi, kriz yönetimi ve arabuluculuk gibi araçlar ile idare edilen konuları değil, doğrudan ekonomi ve enerji güvenliği gibi öncelikli çıkar alanlarına sirayet eden kapsamlı bir dönüşümü ifade etmektedir.

Tam da bu nedenle Şi'nin Kahire'de açıkladığı dört maddelik Ortadoğu güvenlik mimarisi önerisi ziyaretin en önemli siyasi çıktısıdır. Şi, bölge halklarının "kendi işlerinin efendisi" olması, dış müdahalelerin azaltılması, güvenliğin bütüncül biçimde ele alınması, kalkınmanın güvenliğin temeline yerleştirilmesi ve uluslararası koordinasyonun güçlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.

Bu söylem, Çin'in Ortadoğu'daki geleneksel yaklaşımının yeni koşullara uyarlanmış halidir. Pekin, ABD'nin yerine geçerek yeni bir askeri hegemon olmak istememekte, aksine bölgesel ülkelerin daha fazla stratejik özerklik kazandığı ve Çin'in ekonomik, diplomatik ve siyasi ağırlığıyla etkileyebildiği bir düzen arzulamaktadır.

Bu yönüyle Şi'nin önerisi, son dönemde Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında kurulan Mekke Savunma İttifakı gibi bölgesel sahiplenme arayışlarıyla da dolaylı paralellik taşımaktadır.

Çin, bu tür mekanizmaların doğrudan parçası değildir ancak güvenliğin yalnızca dış güçlerin garantilerine bırakılmaması gerektiği fikri Pekin'in yeni söylemiyle örtüşmektedir. Bununla birlikte Çin'in temel şartı, bu tür oluşumların İran karşıtı veya yeni bloklaşmalar üreten yapılara dönüşmemesidir.

Ziyaretin daha sembolik fakat ihmal edilmemesi gereken bir başka boyutu ise medeniyet söylemidir… Mısır, bu söylem açısından Çin için ideal bir ortaktır. Mısır, batılı olmayan köklü bir medeniyet, güçlü bir devlet geleneği ve Küresel Güney'de önemli bir siyasi merkezdir."

(Anadolu Ajansı, "Şi'nin Kahire ziyareti: Ekonomik zorunluluk,
stratejik özerklik ve yeni güvenlik arayışı
"),
AA, Dr. Kadir Temiz, ORSAM)


Sözün özü şudur:

• Avrasya rotasını çizerken artık ABD'nin iznini beklemiyor (Al Majalla dergisi İngilizce baskısı, 3 Eylül 2026).
• Pekin, Orta Asya'daki ekonomik şartları giderek daha fazla belirliyor ve Moskova'nın bu yeni gerçeğe uyum sağlamasını bekliyor.
• Aynı zamanda Çin, Küresel Güney ülkelerine, Amerikan baskısı altındaki hükümetlerin hâlâ güvenilebilecek pratik alternatiflere sahip olduğu yönünde bir mesaj iletiyor.
• Çin, ortaklarıyla birlikte küresel yeni bir jeopolitiğin oluşumunu hedefliyor. Dost ya da düşman, herkesin bunun farkında olarak hesap yapmasında yarar var.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Faik Bulut Independent Türkçe için yazdı
Salı, Eylül 15, 2026 - 12:15
Main image: 

<p>Şi ile Sisi baş başa: Çin, Akdeniz ve Afrika'da Mısır kanalıyla büyük bir nüfuz alanı yaratacak / Fotoğraf: AP</p>

related nodes: 
Bölgesel güvenlikte bir ortak: Ortadoğu için yeni bir Çin önerisi
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Çin mevcut hegemon sisteme ayar veriyor, alternatif bir dünya için hamle yapıyor
copyright Independentturkish: 

Venüs kendi uydusunu mu yuttu?

Bilim insanları, Venüs'ün kendi uydusunu yok ettiği için yörüngesinde dönen bir cisim olmadığını öne sürdü. 

Kütlesi, boyutu ve karasal yapısıyla gezegenimize benzeyen Venüs, Dünya'nın ikizi diye anılıyor. Diğer taraftan Venüs'ün yüksek sıcaklıklar ve yoğun yüzey basıncı gibi özellikleri iki gökcisminin arasındaki temel farklar arasında. 

Venüs'te dikkat çeken bir diğer farklılık ise uydusunun olmaması. Hatta Güneş Sistemi'ndeki gezegenler arasında sadece Merkür ve Venüs uydudan mahrum.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Bilim insanları, Dünya'nın "ikizinin" ya bir zamanlar bir uyduya sahip olduğunu ve bu uydunun devasa bir cismin çarpması sonucu yok olduğunu ya da Venüs'ün hiçbir zaman uydu oluşturacak bir çarpışma yaşamadığını düşünüyordu.

Örneğin Dünya'ya Mars büyüklüğünde bir cismin çarpması sonucu Ay'ın meydana geldiği kabul ediliyor.

Ancak iki gezegenin benzerliğini düşününce, yaklaşık 4,5 milyar yıl önce oluşan Güneş Sistemi'nin ilk dönemlerinde Venüs'ün böyle bir çarpışma yaşamaması muhtemel görünmüyor. Hatta Güneş'e daha yakın olan Venüs'ün daha çok darbe almış olması gerektiği düşünülüyor.

Kaliforniya Üniversitesi Riverside kampüsünden astrofizikçi Stephen R. Kane, "Tıpkı Dünya gibi Venüs de şüphesiz büyük çarpışmalara maruz kaldı ve kendi gökyüzümüzde gördüğümüze benzer bir uydu oluşturmak için belki de daha çok fırsatı vardı" diyor.

Kane liderliğindeki araştırmacılar, bu gizemi çözmek için Venüs'ün uydusunun yaşayabileceği senaryoları test ettikleri bir simülasyon geliştirdi.

Bilim insanları gökcisimlerinin kütleçekim kuvveti aracılığıyla nasıl etkileşime girdiğini gösteren bir bilgisayar modeli yazdı. Ardından modelin, bilinen bir sistemi doğru temsil ettiğinden emin olmak için Dünya ve Ay'ın etkileşimini öğrettiler. 

Ekip bu sayede gezegenin dönüş hızının kilit rol oynadığını tespit etti.

Dünya, Venüs'e kıyasla kendi etrafında 200 kattan daha hızlı dönüyor. Mavi gezegen kendi ekseni etrafındaki bir dönüşünü yaklaşık 24 saatte tamamlarken, Venüs'ün kendi eksenindeki bir dönüşü 243 Dünya günü sürüyor.

Dünya'nın hızlı dönüşünden kaynaklanan enerji transferi, Ay'ın giderek uzaklaşmasına yol açıyor. Apollo 11 astronotlarının 1969'da uydunun yüzeyine bıraktığı aynalar sayesinde, Ay'ın yılda 4 santimetre hızla Dünya'dan uzaklaştığı biliniyor.

Araştırmacıların simülasyonlarına göre Venüs'ün başlangıçtaki dönüş hızı bugünkünden hızlı olsa bile, yeterince düşük olduğu senaryolarda, bir zamanlar oluşmuş olabilecek uydu uzaklaşmak yerine zamanla gezegene yaklaşarak parçalanabilirdi.

Bulguları hakemli dergi The ​Astrophysical Journal'da dün (14 Eylül) yayımlanan çalışmaya göre Venüs'ün ilk 1 milyar yılında uydusunu yok etmiş olabileceği düşünülüyor.

Kane, "Venüs'ün eğer bir uydusu olsaydı (ki muhtemelen bir noktada vardı) onu elinde tutamazdı" diyerek ekliyor:

Bu uydu nispeten kısa bir zaman diliminde gezegene çarpıp parçalanırdı.

Araştırmacılar bu teoriyi güçlendirmek için Venüs'ün dönüş hızının ve uydusunun kütlesinin ne kadar olabileceğine dair çok çeşitli olasılıkları test etti. Simülasyonların çoğunda sonuç değişmedi ve uydu Venüs'e çarptı.

Bilim insanları büyük bir uydunun da paçayı kurtaramayacağını hatta sonunun daha hızlı geleceğini söylüyor.

Kane, "İşin ilginç yanı, ağır bir uydunun daha hızlı yok olması. Çünkü kütlesi büyük bir uydu, Venüs'ün dönüşünü çok daha yavaşlatarak kendi yok oluşunu hızlandırır" diye açıklıyor.

Venüs'ün gerçekten bir uydusu olup olmadığını kesin bir şekilde bilmek pek mümkün değil. Araştırmacılar, böyle bir çarpışmanın kalıntılarını gezegende bulmanın kolay olmadığını söylüyor.

Ancak uydu yok olurken gezegenin yüzeyinde veya atmosferinde kimyasal izler bıraktıysa, NASA'nın yaklaşan DAVINCI görevi gibi gözlemlerin bu izleri yakalayabileceğini belirtiyorlar.



Independent Türkçe, Reuters, Space.com, EurekAlert, The ​Astrophysical Journal

Derleyen: Büşra Ağaç

Dünya'nın "ikizinin" neden uydusu olmadığı uzun zamandır merak konusu
Salı, Eylül 15, 2026 - 11:30
Main image: 

<p>Venüs'ün&nbsp;kalın atmosferinin yarattığı sera etkisi, gezegenin yüzey sıcaklığının&nbsp;471 dereceye kadar yükselmesine neden oluyor (NASA/JPL-Caltech)</p>

related nodes: 
Bilim insanları Venüs'ün yüzeyinin altında bir şeylerin hareket ettiğini söylüyor
Venüs, kötü ikiz mi yoksa kayıp kardeş mi?
Plüton, en büyük uydusunu "öpüp yakalamış"
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Venüs kendi uydusunu mu yuttu?
copyright Independentturkish: 

12 Eylül 1980: "Bizim oğlanlar başardı!"

Ben o gün…

12 Eylül 1980 Cuma günü evde yalnızdım. Millî Kütüphaneye gitmek üzere evimizin bulunduğu Ankara Bülbülderesi Caddesi'ne indiğimde bütün cadde boyunca belirli aralıklarla eli tetikte askerlerin sıralandığını gördüm. "Acaba gene ne oldu?" dedim kendi kendime. Çünkü devrimci ve ülkücü çatışmalarının sınırında oturuyorduk. Üst tarafımız Seyranbağları devrimcilerin, alt tarafı ise Ülkücülerin egemenliği altındaydı. Aslında bu bölünme Türkiye’deki durumun bir benzeri idi. Acaba askerler, bu bölgedeki çatışmayı önlemek için mi dizilmişlerdi? İçlerinden biri bana "Sokağa çıkma yasağı var. İhtilal oldu" dedi. Buna da şaşırmadım. Çünkü darbe aylardır "Ben geliyorum!" diyordu. Türkiye zaten sıkıyönetim altındaydı. Solcu örgütler, sıkıyönetimden rahatsızdılar. Oysa her gün evlatlarından birkaçını terör eylemlerinde kaybeden halk sıkıyönetimi zorunlu görüyordu. Nereden mi biliyorum? 1979’da Fatsa’ya gittiğimde çeşitli mekânlarda rast geldiklerime sordum ve büyük çoğunluğun ülkedeki bu gerici kargaşanın sona ermesi için sıkıyönetimi zorunlu gördüğünü saptadım. Hem de Devrimci Yol’un hâkim olduğu Fatsa’da!

Solun bölünmesine koşut olarak Öğretmen hareketi de paramparçaydı ve TÖB-DER kapalıydı. İçinde bulunduğum Yurtsever Öğretmenler Grubu, darbeden 9 ay önce, 1 Ocak 1980’de Öğretmen Dünyası’nı yayın hayatına sokmuştuk. Çıkış bildirgemizin en önemli maddeleri bu kargaşanın durması, okullarda demokrasi idi. Bu nedenle halk kitleleri gibi 12 Eylül darbesini olumlu karşıladık. Bunu Konsey’e çektiğimiz bir telgrafla bildirerek bir an önce demokrasiye geçilmesi dileğimizi de ekledik.


"Yat, kalk, sürün!"

Darbeciler (ki başlarında bulunan Kenan Evren bu göreve Ecevit tarafından getirilmişti) kısa zamanda beklentileri boşa çıkardı. Anayasayı feshetti. Siyasi partileri kapattı. On binlerce kişiyi tutuklattı. Binlerce dava açtı. Astı, kesti… Yolunu bulan solcular yurt dışına çıktı. Ülkenin bütün demokratik birikimi heba edildi. Kitleler korkutuldu, sindirildi.

Yeni hükümetin antidemokratik uygulamalarına muhalefet ettiğimiz için faşizmin kadrajına girmemiz uzun sürmedi. Millî Eğitim Bakanı Tuğgeneral Hasan Sağlam, bir mülakat için gittiğimiz odasından dergi yöneticilerini adeta kovdu. Kardeşimle ikimiz 1402 sayılı yasa ile öğretmenlikten çıkarıldık, Öğretmen Dünyası dergisi okullarda yasaklandı! 1973-1975’te Fatsa Ortaokulu öğretmeniyken 4 öğretmen 1986’da tutuklanıp yargılandık. Neyse ki hâkim davayı zaman aşımı gerekçesiyle düşürdü.

Bu bahsi burada uzatmayacağım. Zira kitaplarımda anlattım. Öğretmen Dünyası Kitabı’nda da anlatacağım. Zaten o dönemi yaşamış olanların anlatacak pek çok 12 Eylül öyküsü var.


12 Eylül ve Lenin

"Bu da nereden çıktı!" demeyin. Zira Lenin 1924’te öldü, 12 Eylül’ün tarihi ise 1980. Arada 56 yıl var. Gene de aralarında şöyle bir ilişki var:

1960’lı yılların ikinci yarısında Türkiye devrimci bir durum yaşadı. Fakat bir halk devrimine önderlik edecek bir önder çıkamadı. Bu boşluğu 1971’de asker şefleri doldurarak halka demokrasi vaat eden bir darbe yaptılar ve çok geçmeden iktidarı sivil kadrolara teslim etmek zorunda kaldılar. 1980’e doğru ülke yukarıda değindiğimiz bir karmaşanın içine düştüğünde bunu bir halk devrimine dönüştürecek önder ve kadrolardan yoksundu.

Lenin, Birinci Dünya Savaşı’nda yorgun düşen Rusya’da savaştan bezmiş kitleleri örgütledi ve devrime hazırladı. 1917 Nisanı'nda partisinin bir kısım üyeleri "Şimdi devrim yapalım, durum devrime elverişli" diyorlardı. Lenin ise özetle (mealen söylüyorum): "Sakın ha! Devrimin zamanı gelmedi, devrim yapmaya kalkarsak güçlerimizi ve şansımızı kaybederiz!" dedi ve yazdı. Ancak 1917’nin Ekim ayına gelindiğinde "İşte şimdi devrimin zamanıdır" dedi. Sovyetlerde Ekim Devrimi dediğimiz dünyayı sarsan o büyük deprem oldu. (Nisan Tezleri ve Ekim Devrimi)

İşin bu yanı üzerinde hiç duran oldu mu bilmiyorum. Devrimin öyle beş on yılda bir yapılmayacağını, her ülkenin tarihi, sosyal, politik koşullarının farklı olduğunu elbette biliyorum. Getirdikleri sosyal düzen farklı olmakla birlikte devrimin zamanını doğru belirlemede Lenin ile Atatürk benzerlik gösterirler. Türkiye ne 1960’larda ne de 1970’lerde bir Lenin çıkaramadı!


"Bizim oğlanlar başardı!"

12 Eylül darbesi yapıldığında Türkiye’deki Amerikan yetkililerinin, hükümetlerine "Bizim oğlanlar başardı" diye mesaj gönderdiği çok söylenmiştir. Bunun mantıklı bir yanı vardır çünkü Türkiye bir NATO ülkesi ve Amerika Birleşik Devletleri'nin sıkı bir müttefiki olmakla birlikte emperyalist Batı ile "sosyalist" Sovyetler Birliği’nin çıkarlarının çatıştığı bir bölgede bulunuyordu. Türkiye sağı Amerika’yı, solu ise Sovyetler Birliği’ni tutuyordu. Türkiye solunun bir kısmı Sovyet-Çin çatışmasından mülhem olarak Sovyetler Birliği’nin revizyonist, hegemonyacı, sosyal emperyalist ve sosyal şoven" bir ülke olduğunu ileri sürse de Türk solunun büyük kısmı, Amerika gibi, bunu savunan örgütlere de düşmandı. Bu sol başa geçmeyi başarsaydı, Türkiye NATO’dan çıkacak, muhtemelen Varşova Paktı’na girecekti. Türkiye’nin siyasi ve ekonomik çehresi tamamen değişecek, ülkede muhtemelen Varşova Paktı ülkelerinde olduğu gibi "Komünist" damgalı, sosyalist rejimi çürütmüş bir parti iktidarda bulunacaktı. Türkiye o sistem içinde ancak 9-10 yıl kalabilirdi. Çünkü Sovyet İmparatorluğu, patır kütür yıkıldı ve bağımsızlıklarına kavuşan ülkelerin yöneticileri, devlet mallarını kısa sürede üstlerine geçirdiler ve Batı Avrupa’nın, Amerika’nın kapısını çaldılar.


Ne Amerika ne Rusya

Bu nedenle 1970’li yılların en doğru sloganı, ara sıra hatırlatmak zorunda kaldığımız gibi "Ne Amerika, ne Rusya, tam bağımsız Türkiye!"dir. Ne yazık ki, günümüzde kitle gösterilerinde bu sesi duyamıyoruz. Bugünün sağcıları gene Amerikancıdır, solcularının bir kısmı ABD’ye muhalefet gerekçesiyle açıkça Rusya tarafına geçmiştir. "İki süper devlete karşı" politikasının yerini "İki süper devletten biri" anlayışı almıştır. Bu iki süper devletin ikisi de kapitalist ve emperyalisttir!

Bu yılki 12 Eylül, bana bunları hatırlattı. 

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Zeki Sarıhan Independent Türkçe için yazdı
Salı, Eylül 15, 2026 - 11:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AP (Arşiv)</p>

Type: 
SEO Title: 
12 Eylül 1980: "Bizim oğlanlar başardı!"
copyright Independentturkish: 

İran savaşı ve Kızıldeniz: Yeni petrol krizi kapıda mı?

İran destekli Husilerin, Kızıldeniz'deki stratejik bölgeleri ele geçirmesiyle İran savaşının tetiklediği petrol krizi derinleşiyor.

Husiler son olarak Büyük Haniş ve Küçük Haniş adalarını ele geçirerek Babülmendep Boğazı çevresindeki tehdidini artırdı.

Tahran destekli örgüt, geçen hafta da Kızıldeniz kıyısındaki Taiz'e bağlı Muha kentinin ardından Meyyun (Perim) Adası ve Zubab'ı ele geçirmişti.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Guardian'ın aktardığına göre Husi milislerin, Suudi Arabistan'ı Asya pazarlarına bağlayan hat üzerindeki adaları kontrolüne alması petrol krizini derinleştirebilir.  

Suudi Arabistan, perşembe günü (10 Eylül) Doğu-Batı petrol boru hattının saldırıya uğradığını da açıklamıştı. Riyad ve Bağdat yönetimleri, saldırının Irak'taki Şii milisler tarafından düzenlendiğini duyurmuştu.

Suudi Arabistan, Arap Yarımadası boyunca uzanan 1200 kilometrelik bu boru hattını kullanarak, İran savaşı nedeniyle gemi trafiğinin neredeyse durma noktasına geldiği Hürmüz Boğazı'ndaki tıkanıklığı aşıp tedariki sürdürüyordu.

Finansal hizmet platformu KCM Trade'den analist Tim Waterer, gözlerin faaliyetleri geçici olarak askıya alınan boru hattında olduğunu söylüyor:

Şu anda yatırımcılar için en önemli soru, Doğu-Batı hattındaki kesintinin ne kadar süreceği. Herhangi bir uzun süreli kesinti ve buna bağlı arz kaybı, fiyatların hızlı şekilde artmasına yol açar.

Wall Street Journal'ın analizinde de Kızıldeniz'deki son gelişmelerle birlikte "büyük yakıt krizinin" başladığı yorumu yapılıyor.

Husilerin sözkonusu boru hattına saldırıları nedeniyle günlük en az 2,5 milyon varillik ham petrol akışının kesintiye uğrayacağına dikkat çekiliyor.

Amerikan petrol devi Chevron'un CEO'su Mike Wirth, kısa sürede krizi hafifletebilecek önlemler almanın zor olduğunu vurguluyor.

Kasımda gerçekleşecek ara seçimlere hazırlanan ABD Başkanı Donald Trump, petrol fiyatlarının düşeceğini savunsa da tablo tersini gösteriyor. Cumhuriyetçi lider, savaşın ara seçimler öncesinde sonlanacağını ve petrol fiyatlarının düşeceğini iddia etmişti.

Ancak enerji sektörü ABD ve İsrail'in 28 Şubat'taki saldırılarıyla başlayan İran savaşının daha uzun süreceğini düşünüyor.

Diğer yandan Suudi Arabistan yönetimi, İran ve ABD arasındaki çatışmalarla bölgedeki savaşa çekiliyor.

Yemen'de Suudi Arabistan liderliğindeki Arap Koalisyonu Sözcüsü Tuğgeneral Turki el-Maliki, bugünkü açıklamasında, Husilerin pazartesi günü düzenlediği drone ve balistik füze saldırıları nedeniyle Hamis Muşayt, Abha ve Taif şehirlerinde 13 sivilin yaralandığını bildirdi. Maliki, koalisyonun saldırılara "kararlı şekilde karşılık vereceğini" ifade etti.

New York Times da Suudi Arabistan'ın, Husilerin son haftalarda artan saldırılarına karşı ABD'den aradığı desteği bulamadığını yazıyor. Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan kaynaklar Riyad'ın, "Trump'ın Husilere karşı harekete geçmekteki isteksizliğinden rahatsız olduğunu" ileri sürüyor.

ABD'nin eski Suudi Arabistan Büyükelçisi Michael Ratney şunları söylüyor:

Şu anda Suudiler gerçekten hüsrana uğramış durumda. Bir bakıma bu, onlar için en kötü senaryo.

Öte yandan İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Yemen'de tekrar tırmanan çatışmalarla hiçbir ilişkilerinin olmadığını savunmuştu.


Independent Türkçe, Guardian, New York Times, Arab News, Wall Street Journal, Tesnim

Derleyen: Yasin Sofuoğlu

İran savaşıyla patlak veren enerji krizi, Husilerin son saldırılarıyla derinleşiyor
Salı, Eylül 15, 2026 - 11:00
Main image: 

<p>Yemen'deki Husilerin, Kızıldeniz'de saldırıları artırması petrol sektörünü endişelendiriyor (AFP)</p>

related nodes: 
Milyarlarca dolarlık İran parası, ABD bankalarından nasıl geçiyor?
Label: 
Type: 
SEO Title: 
İran savaşı ve Kızıldeniz: Yeni petrol krizi kapıda mı?
copyright Independentturkish: 

Yapay zekayı yavaşlatma çağrıları Çin ile ABD'yi karşı karşıya getirdi

Yapay zeka gelişiminin denetime daha fazla olanak sağlayacak şekilde yavaşlatılmasına ilişkin çağrılar, sektörde rekabet halinde olan Çin ve ABD'nin karşı karşıya gelmesine yol açtı.

ABD merkezli yapay zeka şirketi Anthropic'in Üst Yöneticisi (CEO) Dario Amodei'nin şirketlere yapay zeka modellerinin geliştirilme hızını düşürme önerisi tartışmalara neden oluyor.

Yapay zekayı yavaşlatmaya ilişkin olası bir süreçte Çin ve ABD'nin insanoğlunun güvenliği açısından işbirliği yapması büyük önem taşıyor ancak iki ülkenin bu konuda anlaşmaya varması ihtimali zayıf görünüyor.

Çinli ve ABD'li yetkililerin yapay zekayı yavaşlatma çağrılarına yanıtları iki ülke arasındaki rekabetin altını çizerken, bu durum yeni bir ihtilaf konusu haline gelebilir.

Trump'tan "Çin'in önündeyiz" açıklaması, Çin'den "Soğuk Savaş" hatırlatması

ABD Başkanı Donald Trump, yapay zekaya ve veri merkezlerine karşı "hastalıklı bir komplo yürütüldüğünü" öne sürerek, "bundan memnuniyet duyan tek tarafın Çin olduğunu" savundu.

Ülkesinin yapay zeka alanında Çin ve diğer tüm rakiplerinin önünde olduğunu iddia eden Trump, bu alandaki yarışı önde olan devletin kazanacağını belirtti.

Trump ayrıca yapay zeka teknolojisinin tehlikeli boyuta ulaşmadan yavaşlatılmasına yönelik çağrılar ve ortaya konan benzer endişelerin "koca bir yalandan ibaret" olduğunu söyledi.

Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Amodei'nin konuya ilişkin açıklamasına atıfta bulunan Trump, "İş dünyası tarihinde, bir sektörün liderlerinin, sıkı bir şekilde uygulandığı takdirde kendilerini silinip gitmeye ve iflasa sürükleyecek düzenlemeler talep ettiğine dair bir örneği kim görmüştür?" diye sordu.

Yapay zekanın dünyayı ele geçirmesi ve insanlığı yok etmesi ihtimalinin "koca bir yalandan ibaret" olduğunu savunan Trump, bu süreci, daha önce Rusya, Ukrayna ve kendisi hakkında yürütülen "azil kampanyalarına" benzetti.

Trump, Çin'in yapay zekanın önünü kesmek adına "hiçbir şey yapmayacağını" da sözlerine ekledi.

Çin tarafı ise yapay zeka gelişimini yavaşlatma çağrısının "ülkenin yapay zeka gelişimini önlemeyi hedeflediğini" belirtti.

Çin Komünist Partisinin yayın organı Global Times gazetesinde yayımlanan yazıda, "Amodei'nin asıl amacının teknolojik bariyerler ve düzenleyici tekellerle Çin'in yapay zeka gelişimine ket vurmak olduğu ve Amodei'nin Çin'i hedef alan sözlerinin Soğuk Savaş taktiklerini hatırlattığı" savunuldu.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Ciakun da "Korkuları körüklemek, cepheleşme ve acımasız rekabet, küresel yapay zeka yönetimine zarar vermekten başka işe yaramaz, bu da kimsenin menfaatine değildir." değerlendirmesinde bulundu.

Yapay zekayı yavaşlatma çağrıları, Çin'in ABD ile farkı kapatmaya çalıştığı dönemde geldi

Wall Street Journal (WSJ) gazetesi, yapay zekayı yavaşlatma çağrılarının sürdüğü bir dönemde ABD'nin bu teknolojide Çin'in önünde olduğunu yazarken, Katar merkezli Aljazeera televizyonunun haberinde ABD'nin yapay zeka yarışının en önemli özelliklerinin birçoğunda önde yer aldığı ancak Çin'in aradaki farkı kapatmakta olduğu yorumu yer aldı.

WSJ'nin haberinde görüşlerine yer verilen Oxford Çin Politikaları Bölümü araştırmacısı Zilan Qian, ABD'de yapay zeka alanındaki ilerlemenin daha hızlı olduğunu ve bu nedenle "ABD laboratuvarlarındaki insanların Çin laboratuvarlarındaki insanlardan daha tehlikeli şeyler görebileceği" tahminini paylaştı.

Haberde ayrıca "Çin de yapay zekanın kıyameti getirebileceğinden endişe ediyor ancak öncelikle ABD'ye yetişmesi gerekiyor." değerlendirmesinde bulunuldu.

Aljazeera'nin haberinde ise "Çinli şirketlerin, ABD'nin en gelişmiş yapay zeka çiplerine erişimlerine getirdiği kısıtlamalara rağmen dayanıklı yapay zeka modelleri üretebileceklerini gösterdiği" ifade edildi.

Çin şüpheciliği ve Trump'ın açıklamaları, yapay zekada uluslararası anlaşma ihtimalini azaltıyor

Atlantik Konseyinin internet sitesinde yer alan analizde görüşlerine yer verilen Atlantik Konseyi üyesi Kenton Thibaut, "Çin, ABD'nin niyetlerinden şüpheli ve (yapay zekaya ilişkin) güvenlik tartışmalarının ABD'nin kendi teknolojik hegemonyasını ilerletme çabalarını gizleyebileceği konusunda uyarıda bulunuyor." ifadelerini kullandı.

Thibaut, mevcut siyasi ortam göz önünde bulundurulduğunda, yapay zeka güvenliği konusunda büyük bir ilerlemenin gerçekleşmesinin düşük ihtimal olduğunu ifade etti.

Amerikan Washington Post (WP) gazetesinin haberinde de Çin'in yapay zeka konusundaki önerilere şüpheyle yaklaşması ve Trump'ın da yavaşlama fikrini bizzat reddetmesi nedeniyle yapay zeka ilerlemesini sınırlandıran katı bir uluslararası anlaşmanın sağlanmasının olası görünmediği belirtildi.

Haberde ayrıca "ABD ve Çin liderleri, yapay zekayı jeopolitik rakiplerine bırakılamayacak önemli bir ekonomik ve askeri güç olarak görüyor." ifadeleri kullanıldı.

"Trump'ın, Çin'i yenmek istediği için yapay zekayı durdurmayacağı" tezi

NBC News kanalının haberinde, yapay zeka modellerine ilişkin güvenlik endişelerinin, aynı zamanda Pekin ve Washington'ın bu sorunları çözmek için işbirliği yapmaktan ne kadar uzak olduklarını da ortaya koyduğu değerlendirmesi yer aldı.

Haberde ayrıca, yapay zekadaki ilerlemeyi ele alma konusundaki yaklaşım farklılığının, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile Trump'ın 24 Eylül'de Washington'da yapacağı görüşmede muhtemelen temel bir mesele olabileceği kaydedildi.

CNN'de yer alan analizde de "Trump'ın, Çin'i yenmek istediği için yapay zekayı durdurmayacağı" yorumuna yer verilirken, iki ülkenin yapay zeka konusunda bir araya gelmesi konusunda iyimser olmak için çok az neden olduğu görüşü paylaşıldı.

Analizde, "Washington, işbirliğinin Çin'e askeri ve ekonomik gücünü artıracak teknolojilere erişim sağlayabileceğinden endişe ederken, Pekin ulusal güvenliği ABD'nin Çin'in teknolojik yükselişini sınırlandırmak için kullandığı bir bahane olarak görüyor." değerlendirmesi yapıldı.​​​​​​​

 

AA

Yavaşlama çağrıları, Çin'in bu teknolojide ABD ile arayı kapatmaya çalıştığı bir dönemde yapılırken, iki ülke arasında anlaşma ihtimali zayıf görünüyor
Salı, Eylül 15, 2026 - 11:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: Reuters</p>

Type: 
SEO Title: 
Yapay zekayı yavaşlatma çağrıları Çin ile ABD'yi karşı karşıya getirdi
copyright Independentturkish: 

Savaşın en sessiz silahı: Bosna'dan Kongo ve Sudan'a uzanan cinsel şiddet

Tarih boyunca kaç savaş, ahlakın çizdiği sınırlar içinde yürütüldü?

Kaç çatışmada yalnızca üniformalı askerler karşı karşıya geldi, silahlar yalnızca askerî hedefleri vurdu?

Ne yazık ki insanlık tarihi utanç verici gerçeklerle dolu. Savaşların büyük bir kısmında kadınlar, çocuklar, yaşlılar; evler, okullar, hastaneler; hatta gelecek nesillerin hafızası olan tarihî eserler ve ekosistem hedefe konuldu. En ağır bedeli de her zaman en masumlar ödedi ve ödemeye devam ediyor.

Savaşların tüm bu yıkıcılığının içindeki en karanlık sayfalardan biri de şüphesiz "cinsel şiddet". Üstelik cinsel şiddet savaşın acımasız bir yan ürünü olmaktan ziyade; çoğu zaman stratejik olarak planlanmış, bir toplumu diz çöktürmek, toplumun onurunu paramparça etmek ve geleceğini karartmak için bilinçli bir yıkım aracı olarak karşımıza çıkıyor.

Lahey ve Cenevre hukukunun koruyucu hükümlerinden Roma Statüsü'ne uzanan uluslararası hukuk, tecavüz ve diğer ağır cinsel şiddet biçimlerini "savaş suçu" ve koşullarına göre "insanlığa karşı suç" olarak tanımlıyor. Fakat hukukun bunu suç olarak tanımlaması, savaş meydanında o suçun işlenmesini engellemeye yetmiyor.

1990'larda Bosna'da uygulanan cinsel şiddet, savaş suçu ve insanlığa karşı suç olarak uluslararası mahkemelerde tescillendi. Ancak Bosna'da on binlerce kadına yaşatılan bu dehşet, ne yazık ki tarihe karışmadı. Aynı vahşet, bugün dünyanın gözleri önünde, Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde ve Sudan'da, benzeri görülmemiş bir ölçekte yaşanmaya devam ediyor.

Öyle ki bugün Kongo Demokratik Cumhuriyeti "dünyanın tecavüz başkenti" olarak anılıyor. Sudan'dan gelen haberlerde de kadınların sıklıkla "sistematik" tecavüze uğradığı bildiriliyor.

2025 yılının ilk 9 ayında Doğu Kongo'da 80.000'den fazla tecavüz vakası bildirildi. Aynı topraklarda, her yarım saatte bir çocuk tecavüze uğruyor.


Bosna'da amaç etnik temizlikti

Bosna Hersek'te yürütülen soykırım esnasında 50 binden fazla Boşnak ve Hırvat kadınının toplama kamplarında Sırp güçleri tarafından cinsel şiddete maruz bırakılması, Sırpların yürüttüğü etnik temizliğin bir parçasıydı. Amaç Müslüman nüfusu yıldırmak ve Müslümanların ülkeyi terk etmelerini sağlamaktı.

Faillerin çok büyük bir kısmı hâlen cezasız kalırken Bosna'da faaliyet gösteren "Tecavüze Uğramış Savaş Mağduru Kadınlar Derneği" (Žene Žrtve Rata), savaşta cinsel şiddete maruz bırakılan kadınların haklarını savunup tecavüzcüleri yargılatmak için hukuk mücadelesi veriyor.

Bugün Sudan'da Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve müttefik Arap milisler, tecavüzü etnik yapıyı değiştirmek amacıyla kullanıyor. Özellikle Darfur'da Massalit ve Arap olmayan topluluklara yönelik saldırılarda, kadınların "etnik kimlikleri" nedeniyle hedef alındığı ve cinsel şiddetin etnik nefretle iç içe geçtiği belgeleniyor.


Kongo'da tecavüzün hedefinde kaynak kontrolü var

Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde ise cinsel şiddetin temel dinamikleri Bosna ve Sudan'dakinden farklı. Burada cinsel şiddet çoğu zaman etnik temizlikten ziyade toprak, nüfus ve doğal kaynaklar üzerindeki kontrol mücadelesinin bir parçası olarak ortaya çıkıyor.

4 yaşındaki küçücük çocuklardan 80 yaşındaki ninelere kadar tüm kadınları kapsayan cinsel saldırılar, toplumun "namusunu" ve gelecek nesillerini hedef alıyor. Saldırılar bizzat aile bireylerinin ve komşuların gözü önünde gerçekleştiriliyor. Ayrıca bir köydeki tüm kadınlara topluca tecavüz edildiğinde insanlara çok daha büyük bir gözdağı verilmiş oluyor.

Sonuç olarak cinsel şiddet, nüfusu yerinden ederek ve yerel toplumsal yapıyı parçalayarak silahlı grupların toprak ve kaynaklar üzerindeki kontrolünü kolaylaştıran bir araç hâline geliyor.

Tecavüz, erkekleri kontrol etmek için de kullanılabiliyor. Eşlerinin, annelerinin veya kız kardeşlerinin hedef alınacağı korkusu, erkekleri topluluklarını terk etmeye, silahlı grupların taleplerine boyun eğmeye ya da misilleme korkusuyla sessiz kalmaya zorlayabiliyor.

Özetle cinsel şiddet, Sudan'da demografik yapıyı ve nüfusu, Kongo'da ise doğrudan toprağı ve stratejik kaynakları kontrol etmenin aracına dönüşüyor.


Tecavüze uğrayan kadınlar ve çocuklar neler yaşıyor?

Tecavüz her kadın için yıkıcıdır. Tecavüz mağduru kadınların büyük bir kısmı utançlarını saklamak ve yeniden tecavüze uğrama riskinden kaçmak için yaşadıkları toplumdan uzaklaşmayı veya daha güvenli bölgelere sığınmayı tercih ediyor.

Kalanların çoğu ise toplumda dışlanma, bazen aile bireyleri tarafından yalnız bırakılma ve benzeri tepkilerle yaşamaya alışmak zorunda bırakılıyor ve tamamen sessizlik içinde iyileşmeye çalışıyor.

Tecavüze uğrayan evli kadınların bir kısmı, bu durum onların suçuymuşçasına eşleri tarafından terk ediliyor. Hamile kalan kadınlar ise savaşın gölgesinde, ekonomik zorluklar ve toplumsal baskının ağırlığının altında, çocuklarıyla tek başına bırakılıyor.

Sürekli korku, utanç ve kaygı ile boğuşan kadınlar, psikolojik yaraların yanı sıra fiziksel birtakım sonuçlara da tahammül etmek zorunda bırakılıyor. HIV gibi bulaşıcı virüsler kapanlar tedavi görecek imkân bulamıyor. Ağır cinsel saldırılar bazı kadınlarda genital yaralanmalara ve fistül oluşumuna yol açıyor; bunun sonucunda kronik ağrı, idrar veya dışkı kaçırma gibi ağır fiziksel sorunlar ortaya çıkıyor.

Tecavüz sonucu dünyaya gelen çocuklar ise çoğu zaman "düşmanın ya da katilin çocuğu" damgasıyla büyümek, kimliklerini ve aidiyetlerini sorgulamak, aile ve toplum tarafından dışlanmak gibi bir travmayla yüzleşmek zorunda kalıyor.

Güçlü olanın güçsüz üzerinde tahakküm kurduğu savaş düzeninde kadın, tarafı olmadığı hâlde savaşın bedelini "bedeninde" ödüyor. Üstelik bu bedel ödeme, savaş bittikten sonra bile devam ediyor.

Hesap verebilirlik cinsel şiddetin boyutuyla kıyaslandığında ne Kongo ne de Sudan'da yeterli kalıyor. Devletlerin failleri cezalandırmakta yetersiz kaldığı, sağlık ve adalet sistemlerininse savaş nedeniyle çöktüğü bu trajik ortamda cinsel şiddet her geçen gün daha da artıyor. Toplumlar daha savunmasız hâle geliyor. Cinsel şiddetle mücadele etmek, yani kadınları korumak için sahada bulunan uluslararası personel bile zaman zaman cinsel istismar vakalarına karışıyor.

Tecavüzün kendisi kadar, bu eylemin etrafında örülen sessizlik de bir suç. Bosna'da tecavüzcüsüyle aynı sokakta yürümek zorunda kalan bir kadının çığlığı (30 yıl sonra bile) hâlâ duyulmadı.

Kongo'da bir kadın kaçtığında, geride bıraktığı hemcinsinin sırada olduğunu biliyor. Sudan'da bir anne, küçücük kızının da aynı akıbeti yaşayacağından korkarak uyuyor. Her 2 coğrafyada da her geçen gün yeni mağdurlar bu sessizliğe ekleniyor.

Biz konuşmadıkça, hesap sormadıkça ve cinsel şiddeti savaşın kaçınılmaz bir "yan ürünü" olarak görmeye devam ettikçe, bugün Kongo'da ya da Sudan'da tecavüze uğrayan bir çocuk, 30 yıl sonra hâlâ aynı sokakta failiyle karşılaşıyor olacak.

 

 

Kaynaklar:

https://www.unicef.org/press-releases/child-reported-raped-every-half-hour-eastern-drc-violence-rages-amid-growing-funding
https://en.wikipedia.org/wiki/Sexual_abuse_by_UN_peacekeepers 
https://www.unfpa.org/resources/democratic-republic-congo-situation-report-may-2025 
https://www.hrw.org/report/2024/05/09/the-massalit-will-not-come-home/ethnic-cleansing-and-crimes-against-humanity-in 
https://www.unicef.org/sudan/reports/sudans-child-rape-and-sexual-violence-crisis 
https://www.doctorswithoutborders.org/latest/no-safe-place-women-and-girls-darfur

https://www.aa.com.tr/tr/analiz-haber/bosnali-tecavuz-magdurlarinin-hukuk-mucadelesi-/564926 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Sare Şanlı Independent Türkçe için yazdı
Salı, Eylül 15, 2026 - 11:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: Michael Castofas/WFP</p>

jw id: 
SLg1AEut
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Savaşın en sessiz silahı: Bosna'dan Kongo ve Sudan'a uzanan cinsel şiddet
copyright Independentturkish: 

NATO strateji olarak kuantum-hazır ittifak

Kuantum, yeni bir mermi sınıfı değildir. Savaşı ateş gücüyle değil, bilginin nasıl algılandığı, korunduğu, paylaşıldığı ve karara dönüştüğü katmanda değiştirir. NATO'nun Kasım 2023'te onayladığı, Ocak 2024'te özeti yayımlanan ilk Kuantum Teknolojileri Stratejisi tam da bu yüzden "silah programı" değil, "kuantum-hazır ittifak" vaadidir. Hedef, laboratuvardaki kübit sayısı değil; savunma planlamasının, kriptografinin ve birlikte çalışabilirliğin yeni fizik rejimine çekilmesidir.

Resmî teşhis üç cümlede toplanır. Kuantum algılama, görüntüleme, konum-seyir-zamanlama (PNT), haberleşme ve hesaplamayı dönüştürebilir. Aynı dönüşüm rakibe geçerse caydırma ve savunma aşınır. Dolayısıyla kuantum, ittifakın üç temel görevinin —caydırma-savunma, kriz yönetimi, işbirlikçi güvenlik— içinde işlenmesi gereken bir stratejik rekabet unsurudur. SIPRI'nin 2025 primer'ı ile aynı damardadır: Üstünlük platform imhasında değil, durum değişikliğindedir.

Bu ayrım popüler efsaneleri keser. Kuantum radar görünmezliği (stealth) öldürmez; mikrodalga bandında operasyonel menzil fizik duvarına çarpar. Uydu gravimetresi okyanusu şeffaf kılmaz; ikinci vuruş filoları kısa vadede görünmezliğini korur. "Kuantum bombası" yoktur. Askerî etki, mevcut silahın gördüğü, gittiği, konuştuğu ve sakladığı zemindedir. En olgun katman algılama ve PNT'dir. Küresel Navigasyon Uydu Sistemi (GNSS) karıştırma artık teorik değil, harp gerçeğidir. Kuantum atalet seyri, manyetik-gravite anomali seyri ve optik saat, dış referanssız konum-zaman vaat eder. 2026 saha denemeleri —MagNav uçuşu, deniz gravimetresi, radar ağında kuantum zamanlama— laboratuvarın bittiğini gösterir.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

İkinci katman kriptografidir ve asıl savaş, savaştan önce başlar. İşlevsel bir kriptografik bakımdan ilgili kuantum bilgisayar (CRQC) henüz yok; veri bugün toplanır, yarın çözülür. NATO'nun cevabı nettir: Bugünün yolu Kuantum Sonrası Kriptografidir (PQC); Kuantum Anahtar Dağıtımı (QKD) ileride, yüksek güvence nişi olarak katkı verebilir. Bu, ABD'nin 2030–2031 geçiş kapısıyla uyumludur. Çin ise ülke ölçeğinde QKD şebekesi ve uydu hattıyla fiilî standart üretmektedir. İttifak simetrik şebeke yarışına girmemiş; kriptografik çeviklik, standart birliği ve tedarik zinciri taramasını tercih etmiştir. Doğru tercihtir. Yanlış okuma, QKD kilometresini güç sanmaktır.

Üçüncü katman hesaplamadır. Yakın vadede kriptanaliz değil; lojistik optimizasyonu, sensör füzyonu, malzeme ve görev planlama. Asıl sıçrama "kuantum, yapay zekâ ve otonomi" birleşimindedir. Warden'ın halkalarında vuruş dıştaki kuvvet değil, içteki komuta, süreç ve altyapıdır. Clausewitz'in sisi kaybolmaz; zaman ekseninde kayar. Jomini'nin karar noktası coğrafi hattan referans sistemine geçer. Haritası ve saati olan görür; olmayan sürüklenir.

NATO burada üretici değil, hizalayıcıdır. Transatlantik Kuantum Topluluğu, DIANA ve İnovasyon Fonu sivil-asker köprüsüdür. İlk DIANA kohortunda kuantum şirketleri kriptografi, uydu lazeri ve sualtı görüntülemeye yönelmiştir; tesadüf değil, C4ISR'nin kırılgan damarlarıdır. Zayıf halka da aynı yerdedir: 32 müttefikin olgunluğu eşitsizdir. ABD yazılım ve hata düzeltmede, bazı Avrupalılar algılama ve PQC'de ileridedir; birçoğu hâlâ giriş düzeyindedir. Strateji "yaparak öğren" der; tempo ulusal iradeye bağlı kalırsa kâğıt kalır.

2026 itibarıyla genel teknoloji skorunda ABD kıl payı öndedir; Çin iletişim altyapısı ve araştırmayı şebekeye çevirmede net öndedir. NATO'nun sınavı bu asimetriyi ittifak standardına yedirebilmektir. Pratik üç madde yeter: PQC'yi bilişim yenilemesi değil hazırlık programı saymak; manyetik-gravite veri setini millî varlık tanımak; efsaneyi doktrin dışı bırakıp PNT ve kriptografik geçişe bakmak. Kuantum-hazır ittifak, daha çok silah değil, değişen bilgi rejimini harekât varsayımı yapan ittifaktır.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Gürsel Tokmakoğlu Independent Türkçe için yazdı
Salı, Eylül 15, 2026 - 10:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: Sean Redington/Boeing</p>

related nodes: 
BRICS Yeni Delhi Bildirgesi: Çin-Rusya masası, Hindistan dili ve kutup değil durum
Yüksek siyaset... "Almanya sandığı, Avrupa'nın yükü ve dünya ölçeğindeki sağ-sol bagajı"
Yemen'de askerî harekâtın zorlukları
Type: 
SEO Title: 
NATO strateji olarak kuantum-hazır ittifak
copyright Independentturkish: 

250. yılında Amerika: Güçlü ittifaklardan daha adil bir uluslararası düzene

Değerli Independent Türkçe okuyucuları,

9 Eylül 2026 tarihinde Ankara'da, Amerika Birleşik Devletleri'nin bağımsızlığının 250. yılı vesilesiyle düzenlenen resepsiyona katılma imkânı buldum. ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack ile Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in konuşmalar yaptığı bu etkinlik, yalnızca iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin değil, aynı zamanda mevcut uluslararası sistemin geleceğine ilişkin bazı temel meselelerin yeniden düşünülmesi açısından da anlamlıydı.

Ankara'nın sıcak bir eylül gününde, açık havada düzenlenen resepsiyonda, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'i dinlerken içilen bir bardak buz gibi soğuk su dahi küçük ama enteresan bir ayrıntı olarak hafızada kaldı. Ancak böylesi diplomatik buluşmaların asıl önemi, ülkeler arasındaki ilişkilerin hangi tarihsel ve stratejik temeller üzerinde yükseldiğini yeniden hatırlatmasında yatıyor.

Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişkiler zaman zaman ciddi görüş ayrılıkları, karşılıklı eleştiriler ve dönemsel gerilimler yaşamış olsa da, Türkiye'nin yalnızca ABD açısından değil, NATO ve daha geniş transatlantik güvenlik mimarisi bakımından taşıdığı önem tartışılmazdır. Karadeniz'den Kafkasya'ya, Doğu Akdeniz'den Ortadoğu'ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada Türkiye; askeri kapasitesi, diplomatik erişimi, ekonomik büyüklüğü ve stratejik konumuyla Batı ittifakının en önemli aktörlerinden biridir.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

ABD'nin 250. yılı üzerine daha önce bu köşede kaleme aldığım yazıda da belirttiğim üzere, Amerika'nın küresel gücü yalnızca ekonomik veya askeri kapasitesinden kaynaklanmamaktadır. Amerikan sisteminin esas gücü; kurumların dayanıklılığı, kuvvetler ayrılığı, hukukun üstünlüğü ve toplumsal dinamizm gibi unsurlarla birlikte değerlendirilmelidir. Bu nedenle ABD'nin geleceği üzerine yapılacak her tartışmada, yalnızca büyüme oranları veya şirket değerleri değil, aynı zamanda kurumsal niteliğin korunması da temel bir ölçüt olmalıdır.

Resepsiyondaki konuşmalarda Amerikan ekonomisinin büyüklüğü ve son yıllardaki ekonomik performansı da vurgulandı. Kuşkusuz ABD, teknoloji, finans, inovasyon ve girişimcilik kapasitesi bakımından hâlâ dünyanın en güçlü ekonomilerinden biridir. Ancak ekonomik büyümenin niteliği, en az büyümenin kendisi kadar önemlidir.

Burada Daron Acemoğlu'nun uzun süredir dikkat çektiği kapsayıcı kurumlar meselesi önem kazanmaktadır. Ekonomik düzenin sürdürülebilirliği, yalnızca büyük teknoloji şirketlerinin piyasa değerlerinin artması veya sınırlı sayıdaki milyarderin servetinin büyümesiyle ölçülemez. Refahın daha geniş toplumsal kesimlere yayılması, çalışan sınıfların ve orta sınıfın ekonomik büyümeden pay alabilmesi, kapitalist sistemin meşruiyeti açısından belirleyicidir.

Geçmişte Amerikan ekonomik modelinin önemli özelliklerinden biri, geniş bir orta sınıf yaratabilmesi ve büyümeyi toplumun farklı kesimlerine yayabilmesiydi. Bugün ise dijital ekonomi, yapay zekâ, platform kapitalizmi ve küresel teknoloji şirketlerinin yükselişi, servet ve ekonomik gücün giderek daha dar bir çevrede yoğunlaşması riskini beraberinde getiriyor.

Bu nedenle ABD'nin 250. yılı, yalnızca geçmiş başarıların kutlanacağı sembolik bir dönüm noktası olarak değil, aynı zamanda Amerikan ekonomik modelinin nasıl daha kapsayıcı, daha dengeli ve daha adil hale getirilebileceğinin tartışılacağı bir fırsat olarak da görülmelidir.

Aynı yaklaşım dış politika açısından da geçerlidir.

ABD'nin uluslararası sistem üzerindeki etkisi hâlâ son derece büyüktür. Dolayısıyla Washington'un küresel rolünün yalnızca güç kullanımı veya stratejik rekabet üzerinden değil; uluslararası hukuk, diplomasi, kurumsal iş birliği ve daha adil bir barış anlayışı üzerinden şekillenmesi önem taşımaktadır.

Özellikle Filistin meselesinde daha adil ve kalıcı bir barışın tesis edilmesine katkı sunulması, Amerikan dış politikasının önündeki en önemli sınamalardan biridir. Aynı şekilde Kafkasya'da son dönemde oluşan olumlu barış ortamının kalıcı hâle gelmesi, Karadeniz havzasında ve Ukrayna'da savaşın sona ermesi, Basra Körfezi'nde yeni çatışmaların önlenmesi ve bölgesel istikrarın güçlendirilmesi uluslararası toplumun ortak sorumluluğudur.

Türkiye ise bu kriz alanlarının hemen tamamına coğrafi, diplomatik ve ekonomik olarak doğrudan temas eden nadir ülkelerden biridir. Bu nedenle Türkiye-ABD ilişkilerinin yalnızca dönemsel krizler, savunma dosyaları veya kısa vadeli stratejik ihtiyaçlar üzerinden değerlendirilmesi eksik kalacaktır.

İki ülke arasındaki ilişkinin daha öngörülebilir, kurumsal ve uzun vadeli bir çerçevede ilerlemesi hem Ankara'nın hem Washington'un çıkarınadır. Türkiye'nin NATO içindeki rolü, Karadeniz güvenliğine katkısı, Kafkasya'daki diplomatik kapasitesi, Ortadoğu'daki etkisi ve Avrupa güvenliği açısından taşıdığı önem, bu ilişkinin stratejik niteliğini açık biçimde ortaya koymaktadır.

Benim temennim, Amerika Birleşik Devletleri'nin 250. yılının yalnızca geçmişin başarılarının kutlandığı bir yıldönümü olmaması; aynı zamanda daha kapsayıcı bir ekonomik düzenin, daha güçlü kurumların ve daha adil bir uluslararası sistemin yeniden tartışılmasına vesile olmasıdır.

1776'nın en önemli mirası yalnızca Amerikan bağımsızlığı değildir. Aynı zamanda siyasal gücün sınırlandırılması, ifade ve basın özgürlüğü, kurumların güçlendirilmesi ve bireylerin kendi gelecekleri üzerinde daha fazla söz sahibi olabilmeleri düşüncesidir.

250 yıl sonra bu ilkeler yalnızca Amerika için değil, giderek daha kırılgan ve kutuplaşmış hâle gelen uluslararası sistem için de önemini korumaktadır.

Bu vesileyle, ifade ve basın özgürlüğü demişken, Türkiye'de dış politika, siyaset ve ekonomi alanında kamusal tartışma kültürüne uzun yıllardır önemli katkılar sunan, çok değerli gazeteciler Murat Yetkin ve Deniz Zeyrek'e de saygılarımı sunuyorum.

Kanaatimce bugün ihtiyaç duyduğumuz şey, yalnızca daha güçlü devletler veya daha büyük ekonomiler değil; daha güçlü kurumlar, daha kapsayıcı bir refah anlayışı ve daha adil bir uluslararası düzen olmalıdır.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Doç. Dr. Ali Oğuz Diriöz Independent Türkçe için yazdı
Cumartesi, Eylül 12, 2026 - 08:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: AP</p>

related nodes: 
4 Temmuz 1776'dan 2026'ya: Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi'nin 250. yılı
Type: 
SEO Title: 
250. yılında Amerika: Güçlü ittifaklardan daha adil bir uluslararası düzene
copyright Independentturkish: 

Kısa haberler

Meksika'da kimliği belirlenemeyen 117 kişinin cenazesi toprağa verildi

Meksika'nın Chihuahua eyaletindeki Ciudad Juarez kentinde kimliği belirlenemeyen 117 kişinin cenazesi, San Rafael Belediye Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Eyalet Başsavcılığı ve Adli Tıp Servisi ekiplerince mezarlığa getirilen cenazeler, ileride kimliklerinin belirlenmesi durumunda yerlerinin tespit edilebilmesi amacıyla ayrı mezarlara defnedildi.

Kuzey Bölgesi Adli Hizmetler ve Adli Bilimler Koordinatörü Hector Jacome, cenazelerden 65'inin şiddet sonucu hayatını kaybeden erkeklere ait olduğunu, 4 kişinin kazalarda, 8 kadının ise doğal nedenlerle yaşamını yitirdiğini bildirdi.

Her cenaze için, ileride yapılacak soruşturma ve genetik testlerle kimliklerinin belirlenmesi halinde yakınlarına teslim edilebilmelerini sağlayacak ayrı kayıt oluşturuldu.


Kazakistan ve Türkiye geri kabul anlaşması imzaladı

Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) İçişleri Bakanları 3. Toplantısı kapsamında Kazakistan'da bulunan İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, başkent Astana'dan sonra Türkistan şehrini ziyaret etti. Burada Hoca Ahmet Yesevi Türbesi ile Ahmet Yesevi Üniversitesine de ziyarette bulunan Bakan Çiftçi, aynı zamanda Kazakistan İçişleri Bakanı Yerjan Sadenov ile bir araya geldi.

Görüşmede, iki ülkenin kolluk kuvvetleri arasındaki işbirliğinin geliştirilmesi ele alındı. Özellikle sınır aşan suçlar ve siber suçlarla mücadele, arama faaliyetleri, göç güvenliği, personel eğitimi ve ilgili birimler arasındaki doğrudan işbirliği konuları masaya yatırıldı. Bakanlar, görüşmenin ardından Kazakistan ve Türkiye arasında geri kabul anlaşmasını imzaladı.

Bakan Sadenov, yaptığı konuşmada, Kazakistan ile Türkiye'yi, kardeşlik ilişkileri ve yüksek düzeyde karşılıklı güvenin birbirine bağladığını, bunun iki ülke kurumları arasındaki somut işbirliğine de yansıdığını söyledi. İmzalanan anlaşmanın işbirliğini güçlendirme yolunda atılmış bir başka somut adım olduğunu kaydeden Sadenov, iki ülke arasında güvenlik alanındaki işbirliğinin önemine dikkati çekti.

Taraflar, gelecek dönemde kurumlar arasındaki doğrudan iletişimin geliştirilmesi, deneyim paylaşımının artırılması ve güvenliğe ilişkin güncel konularda ortak çalışmaların güçlendirilmesi konusunda mutabık kalırken, geri kabul anlaşmasının, iki ülke arasında göç alanındaki işbirliğinin hukuki temelini güçlendirmesi ve tarafların topraklarında bulunmak için yasal dayanağı olmayan kişilerin geri gönderilmesine ilişkin usulleri belirlemesi hedefleniyor.

Independent Türkçe, Türkiye ve dünyadan güncel haberleri okurları için derledi
Cumartesi, Eylül 12, 2026 - 08:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: Independent Türkçe</p>

Type: 
SEO Title: 
Kısa haberler
copyright Independentturkish: 

İstanbul Valiliği, yeni eğitim öğretim yılı için alınan tedbirleri açıkladı

İstanbul Valiliği, öğrencilerin huzur ve güvenliğini sağlamak amacıyla okul önleri ve çevrelerinde alınan güvenlik tedbirlerini duyurdu.

Valilikten yapılan açıklamaya göre, İstanbul'da pazartesi 2 milyon 800 bine yakın öğrenci ile 161 bin 453 öğretmen dersbaşı yapacak.

Bu kapsamda, 2026-2027 eğitim öğretim yılının huzur ve güven içerisinde geçirilebilmesi için kentte gerekli tüm tedbirler alındı.

İl Emniyet Müdürlüğünce sorumluluk alanındaki 719 noktada, 1483 ekip ve 2 bin 469 personel ile okul tedbirleri uygulanacak. Bu tedbirler, eğitim öğretim yılı boyunca uygulanmaya devam edecek.

Çocuk Şube Müdürlüğü personelinden oluşan 229 “Okul Kolluk Görevlisi” 239 okulda, 470 "Güvenli Eğitim Koordinasyon Görevlisi" 470 okulda görevlendirilirken, okullarda giriş ve çıkış saatlerinde 578 ekip sabit olarak görev yapacak.

Okullarda ve okul çevrelerinde meydana gelebilecek güvenlik sorunlarına müdahale edebilmek için kurulan Mobil Okul Timleri de 39 ilçede 45 ekiple görev yapacak.

Yoğunlaştırılmış güvenlik uygulamaları günlük 120 noktada, çocuk, asayiş, trafik, önleyici, narkotik şube ve ilçe emniyet müdürlükleri personelinden oluşan 341 ekiple eğitim öğretim dönemi boyunca aralıksız devam edecek.

Ekipler, ayrıca okul çevrelerinde bulunan ve öğrencilerin yoğun olarak bulundukları mekan ve işletmelerde asayiş ve denetim uygulamalarını aralıksız sürdürecek.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Trafikte denetimler aralıksız sürecek

Trafik Denetleme, Bölge Trafik ve İlçe Trafik Büro ekiplerince 14-25 Eylül arasında 499 noktada, 262 ekip, 157 motosikletli, 161 yaya, 41 çekici olmak üzere toplam 890 personelle trafik tedbirleri uygulanacak.

Trafik Şube Müdürlüğü ekipleri, ayrıca okul servislerine yönelik denetimlerine de eğitim öğretim yılı boyunca aralıksız devam edecek.

Önleyici Hizmetler Şube Müdürlüğü 8-19 Eylül arasında okul çevrelerinde bulunan önemli kavşak ve meydanlarda 10 ekip, okul önü ve çevrelerinde giriş-çıkış saatlerinde 100 motosikletli Yunus ekibiyle genel güvenlik ve asayişin sağlanması amacıyla tedbir uygulaması yapacak.

Önleyici Hizmetler Şube Müdürlüğü 100 personelle, 14-25 Eylül 2026 tarihlerinde 50 ekip okul çevrelerinde bulunan önemli kavşak ve meydanlar ile 100 noktada ring halinde bulunacak.

Jandarma sahada denetimleri artıracak

İstanbul İl Jandarma Komutanlığınca okulların açılacağı 14 Eylül ve sonraki günlerde, sorumluluk bölgesindeki okullarda ve okul çevrelerinde toplam 114 tim ve 335 personelle çok yönlü güvenlik, trafik ve asayiş uygulaması yapılacak.

Okul çevrelerinde ve öğrencilerin yoğun olarak bulunduğu yerlerde uyuşturucu/uyarıcı maddelerle mücadele başta olmak üzere öğrencilere alkol ve açık sigara satışının önlenmesine yönelik yapılan denetimler, okulların açılmasıyla birlikte yoğunluğu artırılarak devam edecek.

Jandarma ekipleri, giriş ve çıkış saatlerinde okul önlerinde görev yapacak.

İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri ise okulların açılacağı ilk gün 10.00-15.00 saatleri arasında okul kantinlerinde hijyen denetimleri gerçekleştirecek.

İlk güne mahsus saat düzenlemesi yapıldı

Okulların açılacağı ilk gün olan pazartesi, 19 bin civarında servis aracının ve çocuklarını ilk gün kendi araçlarıyla okullarına götürmek isteyen binlerce velinin trafiğe çıkacağı değerlendirildiği için lk güne mahsus saat uygulaması yapıldı.

Eğitim öğretimin ilk gününde servis ve okul güzergahlarının tespiti nedeniyle trafikte yaşanması muhtemel aksaklıkların önüne geçilebilmek adına 14 Eylül’de il genelindeki resmi ve özel ilkokul, ortaokul ve liselerde eğitim öğretimi 10.00-15.00 saatleri arasında yapılacak.

Öğrencilerin güvenli giriş çıkışlarının sağlanmasına ve okul bahçelerindeki güvenlik ve koordinasyona katkı sunmak için 3 bin 13 bahçe görevlisi de 14 Eylül'de göreve başlayacak.

Bahçe görevlileri, anaokulları dahil bütün okulların bahçelerinde güvenlik, koordinasyon ve işbirliği amacıyla görev yapacak. Bahçe görevlilerine yönelik eğitimler ise polisler tarafından verilecek.

Okullarda İstanbul Valiliği tarafından temin edilen dedektörler olacak

İstanbul’da bulunan tüm okullarda, bu sene İstanbul Valiliği tarafından temin edilen dedektörler olacak. Uygun görüldüğü zaman, riskli olan hususlarda dedektörle gerekli aramalar, incelemeler ve kontroller yapılacak.

İŞKUR üzerinden Toplum Yararına Program (TYP) kapsamında görevlendirilen 8 bin 500 temizlik personeli, pazartesi günü itibarıyla İstanbul’daki okullarda görev yapmaya başlayacak.

Görevlendirilen personel, öğrencilerimizin sağlıklı ve temiz bir ortamda eğitim görmelerine katkı sunmak amacıyla okullarda temizlik hizmetlerini yürütecek.

 

AA

719 noktada, 1483 ekip ve 2 bin 469 personel ile okul tedbirleri uygulanacak
Cumartesi, Eylül 12, 2026 - 08:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

related nodes: 
Eskişehir'de Tepebaşı Belediyesi'ndeki "zimmet" soruşturmasına ilişkin iddianame hazırlandı
Saadet Partisi Genel Başkanı Arıkan: Bir ülke fabrikalarını kaybediyorsa iflas eden uygulanan ekonomi politikasıdır
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Şehitlerimizin kanı üzerinden siyaset yapmak vicdansızlıktır
Type: 
SEO Title: 
İstanbul Valiliği, yeni eğitim öğretim yılı için alınan tedbirleri açıkladı
copyright Independentturkish: 

Sonsuza kadar kalıcı kimyasalların (PFAS) çevresel etkileri

(Geçen hafta yayımlanan "Sonsuza kadar kalıcı kimyasallar, PFAS" başlıklı yazının devamında, PFAS’ın üretimden kullanım ve bertarafa kadar uzanan yaşam döngüsü boyunca çevreye nasıl yayıldığı, hangi alanlarda bulunduğu ve insan sağlığı üzerindeki etkileri ele alınıyor.)


8. Kirleticiler PFAS polimerinin yaşam döngüleri boyunca yayılır

PFAS polimerlerinin yapımında kullanılan kimyasallar ve PFAS polimerlerinin yaşam döngüleri boyunca yayılan kimyasallar (Şekil 4) önemli etkilere ve kirliliğe yol açmıştır.
 

Şekil 5. PFAS polimerlerinin üretimden atık aşamasına kadar yaşam döngüsü
Şekil 5. PFAS polimerlerinin üretimden atık aşamasına kadar yaşam döngüsü

 

8.1. PFAS polimerlerinin üretimi

PFAS polimer üretim aşaması genellikle "kapalı sistemlerde" gerçekleşir. Bununla birlikte, kapalı sistemlerden sızan PFAS'tan dolayı işçilerin ve fabrikaların çevresindeki çevre ve toplulukların ağır şekilde kirlendiğine dair tekrarlayan vakalar mevcuttur. "Teflon grip ateşi", işçilerin PFAS polimeri politetrafloroetilenden (PTFE) çıkan dumanlara yüksek oranda maruz kaldıktan sonra yaşadıkları semptomları tanımlamak için kullandıkları bir terimdir. Avrupa ve ABD genelinde, PFOA ve GenX gibi polimerizasyon yardımcılarının ve çeşitli sentez yan ürünlerinin toprağı, içme suyunu, yiyecekleri ve fabrikalara yakın yaşayan insanları kirlettiği vakalar mevcuttur.

Daha az çalışılmış bir konu ise uçucu florlu maddelerin emisyonudur. Bunlar ozon tabakasına zarar verebilen güçlü iklim gazları veya maddelerdir. Bazı floropolimerleri üretmek için hammadde kimyasalları olarak kullanılırlar veya sentez yan ürünleri olarak oluşabilirler. Örneğin, sera gazı triflorometan (HFC-23) ve ozon tabakasını incelten madde dikloroflorometan (HCFC-22), PTFE üretiminde yan ürün olarak oluşur. HFC-23'ün küresel ısınma potansiyeli karbon dioksitten (CO2) 12 bin 400 kat daha fazladır. Tahminler, 2018'de 1.800 ton HFC-23'ün yan ürün olarak salındığını göstermektedir; bu rakam yalnızca PTFE üretiminden kaynaklanmaktadır.


8.2. PFAS polimerleri içeren ürünlerin üretimi

Ürünlerin üretim aşamasında, PFAS polimerleri ürün haline getirilir veya diğer ürünler üzerine film olarak uygulanır ya da ürünlere karıştırılır. Bu noktada, polimerler veya PFAS katkı maddeleri, safsızlıklar, sentez yan ürünleri veya bozunma ürünleri açığa çıkabilir. PFAS polimerleri, örneğin işçileri maruz bırakabilecek veya alternatif olarak hava ile havalandırılabilecek yüzey kaplamaları olarak uygulandığında veya yeterince temizlenmemiş atık su veya dökülmeler yoluyla emisyonlar meydana gelebilir.


8.3. PFAS polimerleri içeren ürünlerin kullanımı

Kullanım aşamasında, florlu polimerler performans açısından belirgin avantajlar sunabilir; bu, dayanıklılık, iticilik, sürtünmenin azaltılması, ısı direnci ve ayrıca örneğin yağ ve su emülsiyonlarını stabilize etme kabiliyetleriyle ilgilidir. Bu avantajlar, florlu polimerlerin çok çeşitli ürünlerde yaygın olarak kullanılmasını sağlamıştır. Sonuç olarak, toplumumuzda kritik roller üstlenen bazı ürün türlerine bağımlı hale gelinmiştir.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Ayrıca, PFAS polimerleri iklim değişikliğiyle mücadelede önemli kabul edilen ürünlerde kullanılmaktadır; bunlar arasında yakıt hücreleri, lityum iyon piller, güneş panelleri ve yarı iletkenler bulunmaktadır. Dijital ve düşük karbonlu bir ekonomiye geçişi destekleyen uygulamalarda florlu polimerlerin kullanılmasının gerekliliği konusunda birçok iddia bulunmaktadır. Uygun alternatifleri bulunmayan bu kullanımları belirlemek zor olabilir. Aynı zamanda, PFAS polimerleri kirliliğe yol açabilen ve uygun alternatifleri bulunan birçok günlük üründe bulunmaktadır. Örneğin, PFAS polimerleri atık su yoluyla nehirlere, göllere ve barajlara girebilir; örneğin, PFAS içeren tekstil ürünlerinin yıkanması sırasında. PFAS, atık su arıtma tesislerinden deşarj suyu yoluyla su ortamına salınabilir veya kanalizasyon çamuruna karışarak bazen (tarımsal) topraklara yayılabilir. Klasik arıtma yöntemleri ile PFAS gidermek mümkün değildir.


8.4. PFAS nelerde bulunur

Üretim, kullanım ve bertaraf sırasında atmosferik ve sulu kaçak salınımlar, bu bileşiklerin küresel dağılımına neden olmuştur. Uçucu PFAS'lar, genellikle karmaşık dönüşüm şemaları izleyen uzun mesafelere taşınabilir ve bu dönüşüm şemaları, çevre koşullarında bozulmayan, böylece çevrede dağılan ve biyotada birden fazla yolla biriken dirençli terminal PFAS'lara dönüşür.

PFAS'lar hem yağ hem de suyu itme kabiliyetleri nedeniyle çok çeşitli tüketici ürünlerinde kullanılır. PFAS olarak bilinen perfloroalkil ve polifloroalkil maddeler anlamına gelen bir yapay kimyasal sınıfı, bu tüketim mallarını suya, lekeye ve yağa dayanıklı hale getiren unsurlardan biridir.

Su geçirmez, leke tutmaz ve yüzeyi kayganlaştıran sonsuza dek kalıcı sentetik kimyasallar olarak bilinen PFAS;

• Kağıt ve karton gıda ambalajlarında (örneğin paket servis kapları, patlamış mısır poşetleri, pizza kutuları, hazır kekler vb.)
• Yapışmaz tencere ve tavalarda,
• Leke tutmaz mutfak eşyalarında,
• Tekstilde (örneğin su geçirmez dış giyim ve ekipmanlar, halılar, yataklar vb.)
• Halı, döşeme, koltuk ve diğer kumaşlarda kullanılan leke tutmaz kaplamalarda,
• Kozmetiklerde (örneğin saç kremi, fondöten, güneş kremi vb.)
• Elektronik ekipmanlarda (örneğin akıllı telefonlar)
• Temizlik ürünlerinde,
• Yağmurluk, şemsiye ve çadır gibi suya dayanıklı kumaşlarda,
• Yağa dayanıklı gıda ambalajlarında,
• Şampuan, diş ipi, oje ve göz makyajı gibi kişisel bakım ürünlerinde,
• Pipetlerde,
• Yangın söndürme köpüklerinde,
• İtfaiye giysilerinde,
• Su geçirmez giysilerde,
• Bazı giysilerde, ayakkabılarda ve aksesuarlarda,
• Leke tutmayan ceketlerde veya daha nefes alabilen ancak suya dayanıklı spor şortlarında,
• Askeri üslerin çevresinde,
• Tek kullanımlık plastik kaplarda ve plastik şişelerde,
• Sızdırmazlık uygulamalarında,
• Baskı uygulamalarında,
• Askeri uygulamalarda,
• Soğutma ve ısı pompası sistemleri dahil florlu gazların uygulamalarında,
• Elektronik ve yarı iletkenlerde,
• Metal kaplama ve metal ürünlerin imalatında,
• Kayak mumlarında

bulunur.

PFAS'lar, evlerimizde, ofislerimizde, süpermarketlerimizde, kısacası hemen hemen her yerde bulunabilir.


8.5. İçme suları, atık su ve atık depolama

PFAS kaplı ürünler, kullanım sırasında tüketicileri doğrudan PFAS'a maruz bırakabilir. Yıkanıp sonunda çöplüklere atılan veya yakılan PFAS uygulanmış giysiler de yaşam döngüsünün sonunda çevreye kimyasallar sızdırır. Uzaklarda oluşan kirlilik de, örneğin denizlerde ve okyanuslarda veya yağmur yoluyla dünyayı sararak geniş kapsamlı etkilere neden olur.

Ve;

1. İçme sularında,
2. Yüzeysel su kaynaklarında,
3. Çöp depolama alanlarında,
4. Evsel atık sularda,
5. Endüstriyel atık sularda,
6. Arıtma çamurlarında,
7. Kirlenmiş toprakta,
8. Kirlenmiş yangın alanlarında (havaalanları gibi),
9. Yangın eğitim alanlarında,
10. Çöp depolama alanı sızıntı sularında,
11. Yeraltı su kaynaklarında,
12. Muhtemelen ithal ve ihraç edilen tarımsal topraklarda,
13. Kirlenmiş topraktan yağmur suyunun akışı ile alıcı ortamlarda,
14. Balıklarda,

PFAS bulunmaktadır. Bu yüzden tüm göl, göller, baraj ve yeraltı sularında PFAS taraması yapılmalı ve özellikle PFAS içeren içme suları ve tarım alanlarında kullanılan sular ileri kademe arıtılmalı.

İçme suyu kaynaklarında PFAS kirliliği izlenmeli ve şebeke suyunda sık aralıklarla PFAS analizleri yapılmalıdır.


10. PFAS ve insan sağlığı

PFAS ile ilişkili sağlık etkileri riski şunlara bağlıdır:

• Maruz kalma faktörleri (örneğin doz, sıklık, yol ve süre).
• Bireysel faktörler (örneğin duyarlılık ve hastalık yükü).
• Sağlığın diğer belirleyicileri (örneğin, güvenli suya erişim ve kaliteli sağlık hizmeti).

Kan testlerinin nasıl yorumlanacağı 2022 Ulusal Bilim ve Tıp Akademisi (NASEM) raporunda kısaca şöyle özetlenmiştir: PFAS maruziyetine bağlı olumsuz sağlık etkileri,

• 2 ng/ml (nanogram/mililitre)'nin altında olumsuz sağlık etkisi olması beklenmemektedir.
• Özellikle hassas popülasyonlarda, 2 ile 20 ng/mL arasında olumsuz etkiler görülebilir.
• 20 ng/ml'nin üzerinde olumsuz etkiler görülme riski artmaktadır.

Serum PFAS konsantrasyonu 2 ng/ml (nanogram/mililitre) veya daha yüksek ve 20 ng/ml'den düşük olan hastalar için, klinisyenler, maruz kalma kaynağı tespit edildiğinde, özellikle hamile kadınlar için PFAS maruziyetinin azaltılmasını teşvik etmelidir.

Klinisyenler, maruz kalan hastaların klinik bakımını bilgilendirmek için PFAS toplamının serum veya plazma konsantrasyonlarını kullanmalı.

PFAS'ların kanser, kısırlık, doğum kusurları ve bağışıklık sistemi bozuklukları gibi bir dizi ciddi sağlık sorunuyla bağlantılı olduğu belirtiliyor.

Zararlı maddeler ayrım gözetmez. Herkes maruz kalabilir, nerede ve nasıl yaşarsa yaşasın, hiç kimse kimyasal kirliliğe karşı bağışık değildir.

Epidemiyolojik ve toksikolojik çalışmalar, PFAS'ı üreme, endokrin ve nörogelişimsel hastalıkların yanı sıra bazı kanser türleriyle ilişkilendirmiştir. Bu kimyasalların; kısırlık, preeklampsi, düşük bebek doğum ağırlığı, Tip 2 diyabet, erken ergenlik, tiroid hastalığı, aşıya karşı zayıf tepki, çocuklarda nörobilişsel bozukluk (IQ düşüklüğü), gebelikte hipertansif bozukluklar dışında üreme etkileri, meme kanseri riskinin artması ve böbrek ve testis kanserleri de dahil olmak üzere malignitelerle ilişkili olduğu bilinmektedir.

Ve aşağıdaki hastalıklar ve sağlık sonuçları için bir ilişkiye dair sınırlı veya düşündürücü kanıt buldu:

• Böbrek, meme kanseri riskinin artması,
• Karaciğer enzim değişiklikleri (yetişkinlerde ve çocuklarda) artması
• Gebelik kaynaklı hipertansiyon (gestasyonel hipertansiyon ve preeklampsi) riskinin artması,
• Testis kanseri riskinin artması (yetişkinlerde),
• Tiroid hastalığı ve disfonksiyonu (yetişkinlerde), (tiroid hormon düzeyleri dışındaki endokrin bozuklukları) artması,
• Antikor yanıtının azalması ve ülseratif kolit riskinin artması (yetişkinlerde),
• Solunum etkilerinin artması,
• Kematolojik etkiler,
• Nörolojik etkiler.

Rahim içinde veya erken çocukluk döneminde maruz kalmanın sağlık üzerindeki etkileri yıllar sonra bile ortaya çıkmayabilir.

AB Komitesi, aşağıdaki hastalıklar ve sağlık sonuçları için bir ilişkiye dair yeterli kanıt buldu:

• Azalmış antikor yanıtı (yetişkinlerde ve çocuklarda),
• Dislipidemi (yetişkinlerde ve çocuklarda),
• Bebek ve fetal büyümenin azalması.

PFAS'a maruz kalmanın toplumsal maliyeti önemlidir: İskandinav Konseyi, PFAS maruziyetinden kaynaklanan yıllık Avrupa sağlık maliyetlerini 52-84 milyar avro olarak tahmin ederken, daha yeni bir analiz, Avrupa ve İngiltere'de PFAS kirliliğinin temizlenmesinin 20 yıl içinde 1,6 trilyon sterlinden fazla maliyete yol açabileceğini öne sürmüştür.
 

Şekil 6. PFAS sağlık üzerine etkileri
Şekil 6. PFAS sağlık üzerine etkileri

 

PFAS maruziyetinin çok çeşitli olumsuz sağlık etkilerine yol açtığını ileri sürmektedir, bunlar arasında şunlar yer almaktadır:

• Zayıflamış bağışıklık sistemi fonksiyonu
• Karaciğer hasarı
• Yüksek kolesterol seviyeleri
• Astım riskinin artması
• Doğurganlık sorunları


Anneler ve bebekler için maruziyet aynı zamanda şu riskleri de artırır:

• Hamilelikte hipertansiyon
• Daha düşük doğum ağırlığı
• Gebelik diyabeti
• Çocukluk çağı obezitesi, preeklampsi
• Fetal büyüme kısıtlaması
• Kemik gelişimindeki farklılıklar

2023 yılında, Dünya Sağlık Örgütü'nün kanser ajansı, PFOA'yı insan kanserojeni (kansere neden olan madde), PFOS'u ise potansiyel kanserojen ilan etti.

ABD ve Avrupa'daki zirve kuruluşlar, bu kimyasallardan bazılarının düşük doğum ağırlığı, yüksek kolesterol, azalmış böbrek fonksiyonu, tiroid hastalığı ve çeşitli kanserler gibi sağlık sorunlarıyla bağlantılı olduğunu bulmuştur.


10.1. Maruz kalanlar

Yangın söndürme görevlileri, başkalarını korumak için yanan binalara giren insanlar, mesleki kanser vakalarında artışla karşı karşıyadır. Giderek artan sayıda araştırma, bunu PFAS ile doyurulmuş yangın söndürme kıyafetleriyle ilişkilendiriyor.

Şu ana kadar en ciddi şekilde etkilenen topluluklar ve çalışanlar, kimyasal üretim tesisleri, askeri tesisler, havaalanları ve PFAS katkılı yangın söndürme köpüğünün kullanıldığı diğer tesislerde veya yakınında yaşayanlardır. Kışın havaalanlarında uçakların uçmadan önce buzlanmasını önlemek için kullanılan sulu film oluşturucu köpükler PFAS katkı maddesi içerir.

PFAS, havaalanlarında ve askeri tesislerde petrol bazlı yangınları söndürmek için kullanılan yangın söndürme köpüklerinin bir bileşenidir. Böbrek ve testis kanseri risklerinin artması da dahil olmak üzere PFAS'a maruz kalmanın olası sağlık etkileri konusunda endişeler vardır.

Per- ve polifloroalkil maddeler (PFAS), "sonsuza kadar kimyasallar" (forever chemicals) olarak da bilinen ve çevrede ve insan vücudunda uzun süre kalabilen endüstriyel kirleticiler olup, AB 2020 revizyonunda ilk kez PFAS toplamı için 0,5 μg/L ve yirmi belirli PFAS bileşiği toplamı için 0,1 μg/L limitleri getirmiştir.


10. PFAS içeren atıklar ve geri dönüşüm

Kullanım ömrü sonu aşamasında, PFAS polimerleri tekrar insan ve ekosistem sağlığına ve ozon tabakasına zarar verme potansiyeli olan ve/veya sera gazı olan maddelere parçalanabilir. Bu, atıkların düzenli depolama veya yakma yoluyla bertaraf edilmesi yoluyla gerçekleşebilir.

Bu nedenle, çevrede polimerik PFAS'ın varlığı, polimerik olmayan PFAS'ın önemli bir uzun vadeli kaynağı olabilir. PFAS polimerlerinin çeşitli ürünlerde yaygın olarak kullanılması - ve her üründe oldukça küçük miktarlarda olması - tüm bu ürünler için toplama ve ayrı imha şemaları oluşturmanın zor ve maliyetli olduğu anlamına gelir. Atık aşamasındaki ürünlerdeki PFAS içeriğinin izlenmesi veya tanımlanması şu anda yalnızca ayrı toplama sistemlerine sahip belirli ürün tipleri için mümkündür.

PFAS içeren malzemelerin geri dönüşümü, uzun süreli maruziyete yol açabilir. Örneğin, tekstil ürünlerinin geri dönüşümünde, PFAS, amaçlanmadığı halde yeni ürün türlerine dahil edilebilir. Dolayısıyla, kullanım ömrü sonunda PFAS içeren ürünler, geri dönüşüm sonucunda insanlarda kontrolsüz maruziyete ve çevreye salınıma neden olabilir. Alternatif olarak, malzemeleri döngüsellikten çıkarıp çöplüklere veya yakma tesislerine göndererek geri dönüşüme engel teşkil edebilirler.

PFAS polimerleri içeren ürünlerin çöpe atılması, PFAS'ın kirletici sızıntı sularına yol açmasına neden olabilir. Tüm PFAS polimerleri çevrede son derece kalıcıdır. Şimdiye kadar, zaman içinde daha küçük moleküllere bozunma potansiyelleri tam olarak anlaşılmamıştır. Ancak, ana PFAS polimer türlerinden biri olan yan zincirli florlu polimerlerin çevrede bozunarak polimerik olmayan PFAS oluşturması beklenmektedir. Son derece dirençli floropolimerler bile zamanla hava koşulları ve fiziksel stres nedeniyle daha küçük moleküllere parçalanacak ve bu da PFAS'ın canlı organizmalar tarafından emilimini artırabilir.


10.1. PFAS içeren atıkların yakılması

PFAS içeren atıklar kontrolsüz şekilde yakılamaz. Yakılırsa ciddi oranda çevreye kalıcı kirleticiler salımlanır.

Laboratuvar çalışmaları ve malzeme performans testleri, yaklaşık 1000 °C'nin altındaki sıcaklıklarda çeşitli florlu gazların ve trifloroasetik asit (TFA) gibi asitlerin oluştuğunu açıkça göstermektedir. Bu çalışmalar, hidrojen florüre (HF) tamamen parçalanmanın yüksek sıcaklıklarda (1050-1400 °C) ve 2-3 saniye bekleme süresinde meydana geldiğini göstermektedir. Ancak, AB Atık Yakma Direktifi tehlikesiz atıklar için >850 °C sıcaklık gerektirmektedir; bu da PFAS polimerlerinin atık yakma tesislerinde tam olarak parçalanamayabileceğini düşündürmektedir. Bir çalışma, belirli floropolimerlerin yakılmasının yağmur suyundaki TFA yükünün %14'üne kadarını oluşturabileceğini bildirmektedir. Başka bir çalışma, 860 °C ve 1095 °C'lik iki sıcaklık ayarında optimum koşullar altında yakma sırasında PFAS polimerlerinin çok yüksek oranda mineralizasyonunun (tamamen parçalanması) bulunduğunu iddia etmiştir.

Sonuç olarak, PFAS polimerlerinin Avrupa genelindeki atık yakma tesislerinde yakıldığında ne ölçüde daha küçük ve potansiyel olarak daha biyoyararlanımlı PFAS bileşiklerine parçalandığını hâlâ bilinmiyor ve çalışmalar devam ediyor. Bu yüzden atık yakma tesislerinin çevresinde TFA artık dünya genelinde yağmur suyunda ve içme suyunda yaygın olarak bulunmaktadır. Dolayısıyla PFAS içermesi muhtemel atıkların yakma tesislerinde 1100 °C ve üzerinde ve 2-3 saniye bekleme süresinde yakılması neredeyse tam PFAS mineralizasyonuna ulaşabileceği ve %99,99'u aşan imha verimlilikleri elde edileceği belirtiliyor.


12. Avustralya'da üç tür PFAS yasaklandı

Avustralya'da üç tür "kalıcı kimyasalın" ithalatı, kullanımı ve üretimi yasaklandı. Bu kimyasallar - PFOA, PFOS ve PFHxS - uzun ömürlüdür ve parçalanmaya karşı dirençlidirler.

• Ulusal Sağlık ve Beslenme İnceleme Anketi'ne (NHANES) ve Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) tarafından sağlanan verilere göre, PFAS ile kirlenmiş su veya gıdalar yoluyla yoğun PFAS maruziyeti nedeniyle Amerikalıların %97'sinin kanında PFAS tespit edilmiştir. Bu veriler, PFAS kimyasallarının pazarın her alanında yoğun bir şekilde kullanıldığını göstermektedir.

• Eylül 2024'te Amerikan Kimya Konseyi (ACC), Çevre Koruma Ajansı'nın (EPA) Merkezi Veri Değişimi (CDX) sisteminin kapsamlı testlerini sağlamak için PFAS kimyasallarının endüstrileri ve alt kullanıcıları ile iş birliği yapma çabalarını takdir etti.


12. Sonuç ve sonraki adımlar

PFAS polimerlerinin sentezi kapalı sistemlerde gerçekleşse de, kanıtlar polimerik olmayan PFAS emisyonlarının yaşam döngüsü boyunca meydana gelebileceğini göstermektedir. Bileşen üretiminden polimerin üretimine; ürünün yeniden şekillendirilmesinden ürünün kullanımına; ürünün geri dönüştürülmesinden veya yeniden kullanılmasından çöp depolama veya yakma yoluyla bertarafına kadar her aşamada PFAS emisyonu meydana gelebilir.

Ortaya çıkan kirlilik geniş çapta yayılarak suda, havada, toprakta, insanlarda, biyotada ve gıdalarda birikebilir. Her ne kadar birçok kaynak iyileştirme yöntemlerinin geliştirilmesine yönlendirilse ve şüphesiz ilerleme kaydedilse de, mevcut tekniklerle kirliliği gidermek pratik ve ekonomik olarak imkânsızdır.

AB'nin sürdürülebilirlik için kimyasallar stratejisi (CSS), PFAS'ı bir kimyasal grubu olarak ele almayı öngören bir yaklaşım da dahil olmak üzere PFAS polimerlerini hedef alan çeşitli eylemler içermektedir. Diğer eylemler arasında, kimyasalların ve ürünlerin yaşam döngüleri boyunca kirliliğe odaklanmak ve kalıcı ve hareketli kirleticileri (PMT/vPvM) CLP (sınıflandırma, etiketleme ve ambalajlama yönetmeliği) kapsamında bir tehlike kategorisi olarak dahil etmek yer almaktadır.

PFAS yaşam döngüsü çevre ve insan sağlığını da etkileyebilir ve bazıları iklim değişikliğiyle de bağlantılıdır. Bu etkiler, genel faydalarını sorgulatmaktadır. Bu bilgilendirme ayrıca, PFAS polimer üretimi, kullanımı ve kullanım ömrü sonu gibi farklı yaşam döngüsü adımlarında ortaya çıkan farklı etki türlerinin ele alınması ve böylece önemli etkilerin göz ardı edilmemesi gerektiğinin altını çizmektedir.

Danimarka, Almanya, Hollanda, Norveç ve İsveç tarafından yakın zamanda REACH kapsamında önerilen evrensel bir PFAS kısıtlaması, belirli süreli muafiyetlere sahip kullanımlar dışında tüm PFAS'ların (PFAS polimerleri dahil) yasaklanmasını amaçlamaktadır. Avrupa Kimyasallar Ajansı (ECHA) ve dosya sunanlardan gelen yakın tarihli bir bildirimde, yasaklama dışında kısıtlama seçeneklerinin de bazı kullanımlar için değerlendirildiği belirtilmiştir.

Önerilen REACH kısıtlaması kapsamında halihazırda yürütülen PFAS polimerlerinin gelecekteki kullanımının değerlendirilmesi, ikame olasılıklarını ele almanın yanı sıra, belirli kullanımların toplum açısından önemini de hesaba katma olanağını içermektedir. Öneri şu anda Avrupa Kimyasallar Ajansındaki (ECHA) bilimsel komiteler tarafından görüşülmekte olup, ardından karar için Avrupa Komisyonu'na havale edilecektir.

Avrupa'da PFAS ile kirlenmiş toprak ve suyun iyileştirilmesinin 2 trilyon avroyu aşacağı tahmin ediliyor. PFAS emisyonları azaltılmazsa, yalnızca su arıtma maliyetinin 238 milyar avro olması öngörülmektedir.

 

 

Kaynaklar:

  1. https://eeb.org/wp-content/uploads/2023/05/uPFAS-restriction-10-page-explainer-1.pdf
  2. https://eeb.org/work-areas/industry-health/pfas/
  3. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK584702/#pz32-4
  4. https://www.bund.net/themen/aktuelles/detail-aktuelles/news/pfas-im-trinkwasser-bund-findet-ewigkeits-chemikalien-in-leitungs-und-mineralwasser/
  5. https://eeb.org/work-areas/industry-health/pfas/
  6. https://chemtrust.org/pfas/
  7. https://eeb.org/work-areas/industry-health/pfas/
  8. https://chemtrust.org/pfas/
  9. https://eeb.org/european-citizens-alarmingly-high-chemical-exposure/
  10. https://eeb.org/high-level-european-politicians-polluted-by-pfas/
  11. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK584702/#pz32-4
  12. https://www.lemonde.fr/en/les-decodeurs/article/2023/02/23/forever-chemicals-what-are-the-health-effects-of-pfas_6016910_8.html
  13. https://www.theguardian.com/environment/2024/apr/10/pfas-forever-chemicals-limits-drinking-water
  14. https://pfas-1.itrcweb.org/2-5-pfas-uses/
  15. https://hls.harvard.edu/today/the-impact-of-the-epas-first-ever-federal-pfas-rule-limiting-toxic-forever-chemicals-in-drinking-water/
  16. https://www.diva-portal.org/smash/get/diva2:1936674/FULLTEXT03.pdf
  17. https://www.waterboards.ca.gov/pfas/docs/master_pfas_faq_mar.pdf
  18. https://www.lemonde.fr/en/les-decodeurs/article/2023/02/23/forever-pollution-explore-the-map-of-europe-s-pfas-contamination_6016905_8.html
  19. https://www.towardschemandmaterials.com/insights/per-and-polyfluoroalkyl-substances-chemicals-market
  20. https://www.atsdr.cdc.gov/pfas/about/index.html

 *Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Prof. Dr. Mustafa Öztürk Independent Türkçe için yazdı
Cumartesi, Eylül 12, 2026 - 08:15
Main image: 

<p>Su kaynaklarında kirleticilerin tespiti amacıyla nehirden numune alınıyor / Fotoğraf: NSW Çevre Koruma Kurumu</p>

related nodes: 
Sonsuza kadar kalıcı kimyasallar, PFAS
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Sonsuza kadar kalıcı kimyasalların (PFAS) çevresel etkileri
copyright Independentturkish: 

"Bize ne Yahudi yerleşimcilerin estirdiği terörden, sana ne Filistinlilerden"

İsrail'in işgali altındaki Batı Şeria'da, Yahudi yerleşimcilerin Filistinlilere uyguladığı terörü anlatan yazılar yayınladım.

Amacım, çok konuşulmayan bu konuya dikkati çekebilmekti.

Ne yazık ki ne Türkiye ne de uluslararası kamuoyu uzun süre boyunca yerleşimci şiddetinin pek farkına varamadı.

"Başka işin yok mu? Bize ne Yahudi yerleşimcilerin estirdiği terörden, sana ne Filistinlilerden" diyenlere söyleyecek söz bulamadım.

İşler öyle bir noktaya geldi ki, İsrail güvenlik güçlerinin yerleşimci terörüne engel olacağı sanılırken tam tersine askeri birlikler Yahudi yerleşimcileri korumaya, evlerini, canlarını savunan Filistinlileri de tutuklamaya, direnenleri vurmaya başladı.

Her geçen gün artan alçakça saldırılarda öldürülen, yaralanan Filistinlilerin, yakılıp yıkılan evlerin sayısı arttıkça uluslararası kamuoyu da harekete geçmek zorunda kaldı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

İngiltere'nin başını çektiği 11 ülke ilk kez bu kadar açık bir şekilde İsrail'e karşı tavır aldı.

Gazze Savaşı'nda sessiz kalan birçok ülkenin harekete geçmesi konuyu bilinir hale getirdi.

Batı Şeria'da yerleşimcilerin kaç Filistinliyi öldürdüğünü biliyor musunuz?

Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Başkanlığı'nın 7 Ekim 2023-24 Temmuz 2026 dönemine ilişkin yayınladığı verilere göre, Batı Şeria'da 246'sı çocuk bin 122 Filistinli öldürüldü.

Batı Şeria'daki Kusra, Yahudi yerleşimcilerin özellikle hedef aldığı kasabaların başında geliyor.

Kusra'daki Filistinliler ağustos ayını yerleşimcilerin kuşatması altında evlerinden dışarı çıkamadan geçirdi.

Bu, şimdiye kadar görülmemiş acımasızlıkta bir eylemdi.

Yerleşimciler, Filistinlilerin dış dünya ile iletişimlerini kesmek için evlerinin avlularına çadırlar kurdular.

Yerleşimciler bununla da kalmadı, Filistinlilerin evlerinin su ve elektriğini kestiler.

Dışarıdan yiyecek, içecek gelmesini engellediler ve Filistinlileri kıtlığa, açlığa mahkûm ettiler.

Silahlı yerleşimciler gün geçtikçe daha da azgınlaştı ve Filistinlilerin camlarını, kapılarını kırdılar, içeri girip eşyaları çaldılar.

Günlerce devam eden bu olayları İsrail askerleri gülerek, eğlenerek izlediler.

Yerleşimcilerin terör eylemleri sadece Kusra'da değil, Batı Şeria'nın tamamındaki köylerde devam ediyor.

Köyler arasındaki yollar, Filistinlilerin geçişine kapatılıyor, direnenler yerleşimcilerin kafalarına göre kurdukları karakollarda bayılıncaya kadar dövülüyor.

Çiftçileri darp ediyor, koyunları, keçileri hatta tavukları çalıyor, zeytin ağaçlarını söküyor, insanları doğrudan hedef alıp vuruyorlar.

Filistinlileri, her şeyi geride bırakarak göç etmeye zorluyorlar.

Askerlerin gözetiminde Yahudi yerleşimcilerin eliyle Filistinliler üzerinde İsrail devlet terörü estiriliyor.

Evet, 27 Ekim'deki seçim nedeniyle Netanyahu ve faşist bakanları oy kaygısıyla yerleşimci terörünün önünü açtı ve destekledi.

İsrail ordusu içinde son 3 yıldır sadece yerleşimcilerden oluşan yedek birlikler de görev yapmaktadır.

İşte bu birlikler Filistinliler üzerinde estirilen terörde önemli roller oynamaktadır.

Sivil silahlanmayı genişleten kararları aldıran Ulusal Güvenlik Bakanı Ben Gvir, Batı Şeria'daki yerleşimci saldırılarına bizzat bölgeye gelerek destek veriyor.

Kendisi de yerleşimci olan Maliye Bakanı faşist Bezalel Smotrich, yerleşimci terörünün arkasında bir diğer isimdir.

Netanyahu, Smotrich'e sadece Batı Şeria'da değil, tüm işgal altındaki toprakların yönetiminde olağanüstü yetkiler verdi.

Batı Şeria'nın yüzde 83'ünün üzerinde İsrail'in sınırsız hakkı olduğunu savunan Smotrich, sürekli olarak yeni yerleşim planları üretmekte, kimilerinin de hızla onaylanmasını sağlamaktadır.

İsrail Hükümeti son 3 yıl 9 aylık sürede, 104 yeni yerleşim planını onayladı ve hayata geçirdi.

İsrail, artan nüfusa ev, arazi, toprak bulma sorununu insanlık dışı yöntemler kullanarak çözmekten çekinmiyor.

İsrail'de yapılan son sayıma göre, ülke nüfusu 10 milyon 300 bine ulaştı.

Yüzölçümünün bu nüfusu barındırmakta, ihtiyaçlarını gidermekte yetersiz olduğu biliniyor.

Çözüm olarak getirilen ise kurulduğundan beri uygulanan strateji olan komşulardan ve Filistinlilerden toprak çalma politikasını devam ettirmek.

Lübnan ve Suriye'den toprak çalmak ve buralarda yeni yerleşimler kurmak kısa vadede olamayacağı için en hızlı ve kolay yolu, yani İsrail sınırları içindeki ve işgal altındaki Batı Şeria'da yaşayan Filistinlilerin topraklarına el koymayı seçtiler.

Özetlersek, 4 Mayıs 1994'te, Kahire'de İsrail ile Filistin Kurtuluş Örgütü arasında imzalanan Gazze-Eriha Anlaşması'yla Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nde Filistin Ulusal Yönetimi kurulmuştu.

Gazze'yi tamamen ele geçiren İsrail, yerleşimci terörüyle, Arapları bölgeden atıp, Filistin Yönetimini de ortadan kaldırarak Batı Şeria'yı da ilhak etmek istiyor.

Yazıyı, bazı resmi verileri paylaşarak bitirelim.

Birleşmiş Milletler soruşturma komisyonu, İsrail'in Gazze'de soykırım yaptığını ve Sağlık Bakanlığı tarafından 73 bini aşkın ölü kaydedildiğini bildirdi.

Sadece evler değil okullar, hastaneler, üniversiteler, arşivler yıkılıyor.

UNESCO'nun yaptığı açıklamaya göre, 2026 yılı itibarıyla, Gazze'de aralarında cami, kilise, müze, arşivlerin de bulunduğu 164 kültürel alan yakıldı, yıkıldı.

Evet, İsrail Filistinlileri fiziksel olarak yok ediyor, ama aynı zamanda Filistin hafızasını da silmeye, ortadan kaldırmaya çalışıyor.

Bazılarının bu yazıya yine şu tepkiyi verecektir:

"Bize ne Yahudi yerleşimcilerin teröründen, sana ne Filistinlilerden."


Evet, "Size ne ama bana ne değil", çünkü bu konu bir insanlık sorunudur ve sadece insani duyguları olanları ilgilendirir.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Gürbüz Evren Independent Türkçe için yazdı
Cumartesi, Eylül 12, 2026 - 08:00
Main image: 

<p>İsrail askerleri, Ramallah'ın doğusunda zeytin hasadı yapmaya çalışan Filistinli çiftçileri dağıtmak için ses bombası attı / Fotoğraf: AFP (Arşiv)</p>

related nodes: 
Netanyahu İngiltere'yi "Britanya İslam Cumhuriyeti" ilan etti
İsrail'in genişleme stratejisinde yerleşimcilerin rolü
İsrailli generaller Netanyahu'ya karşı Trump'tan destek istedi
Type: 
SEO Title: 
"Bize ne Yahudi yerleşimcilerin estirdiği terörden, sana ne Filistinlilerden"
copyright Independentturkish: 

Yemen elleri yine ağlar

Eylül 2026 itibarıyla Yemen’de çatışma, 2022 ateşkesinin fiilen sona ermesi ve 2026 İran-ABD/İsrail savaşının yayılma etkisiyle yeniden yoğunlaştı.

Husiler Kızıldeniz kıyısında (Mokha/Mocha, Dhubab, Perim/Mayun Adası ve Hanish takımadaları) hızlı ilerleme kaydetti; Bab el-Mandeb’e doğrudan hâkimiyet iddiası güçlendi. PLC güçleri ise Cevf, Marib, Beyda ve Taiz’de karşı taarruz ilan etti. Raporlar bu evreyi "tehlikeli yeni faz" olarak tanımlıyor.

(İsimleri uluslararası lisanla yazacağım.)


Taraflar

Önce metinde de adı geçecek olan güncel güçleri/tarafları listelemekle başlayalım. Aşağıdaki tasnif, çatışan güçleri liderlik, dış destek, amaç, motivasyon, askerî kapasite ve güncel yön bakımından ayırır.

1. Husiler (Ansar Allah / Yüksek Siyasi Konsey - SPC)

• Liderler: Abdul-Malik al-Houthi (fiilî dinî-siyasi lider ve de facto hükümdar); Mahdi al-Mashat (Yüksek Siyasi Konsey başkanı); Muhammed al-Atifi (savunma bakanı, bazı raporlarda hedeflenmiş); Yusuf al-Madani (genelkurmay); saha komutanları.

• Destek: İran (IRGC-Kudüs Gücü). Eylül 2026’da yüzlerce IRGC subayının Yemen’de bulunduğu, Abdolreza Shahlaei’nin Kızıldeniz kıyısı harekâtını yönlendirdiği, silah, rehberlik ve finansman sağlandığı bildiriliyor. İran resmî olarak "vekil değil, müttefik" der.

• Amaçlar: Kuzey ve batı Yemen’de teokratik Zeydi kontrolünü pekiştirmek; tüm Yemen’i "direniş" çizgisinde birleştirmek; Bab el-Mandeb ve Kızıldeniz ticaretini kaldıraç olarak kullanmak (limanlar, adalar, geçiş ücreti/abluka tehdidi); Suudi ve uluslararası baskıyı kırmak.

• Motivasyon: Zeydi uyanış + İran ekseniyle "direniş" ideolojisi; ABD/İsrail/Suudi karşıtlığı; hayatta kalma ve genişleme; İran savaşında ikinci bir deniz cephesi açarak Tahran’a katkı.

• Güçler: Nüfusun büyük kısmını barındıran Sana ve kuzey yaylaları; balistik füze, seyir füzesi ve İHA kapasitesi (İran teknolojisi); kıyı ovası + ada kontrolüyle deniz tehdidi; hibrit (gerilla + konvansiyonel) direnç; kabile ağları.

• Yön: Batı kıyısında taarruz (Mokha düşüşü 10 Eylül, ardından Dhubab ve Perim); Suudi şehirlerine ve enerji altyapısına füze/İHA; Suudi bağlantılı gemilere abluka; kuzey cephelerinde savunma + PLC taarruzunu yıpratma. (ISW’ye göre kıyı kazanımı İran’ın bölgesel kampanyasına hizmet eder ama Husiler kendi Yemen gündemini de önceler.)


2. Başkanlık Liderlik Konseyi (PLC / Uluslararası Tanınmış Hükümet - ROYG) ve bağlı kuvvetler

• Liderler: Reşad el-Alimi (PLC başkanı, silahlı kuvvetler başkomutanı); Sultan el-Arada (Marib valisi, İslah bağlantılı); Tarık Salih (Ulusal Direniş / Tihama kuvvetleri komutanı, Ali Abdullah Salih’in yeğeni); Abdürrahman el-Mahrami (Giants/Amaliqa Tugayları); Mahmud el-Subaihi ve Salem el-Khanbashi (2026’da STC sonrası atanan üyeler); Başbakan Şaya el-Zindani.

• Destek: Suudi Arabistan (hava gücü, finansman, yeniden yapılanma, Homeland Shield - Vatan Kalkanı); sınırlı ABD istihbarat/koordinasyon; BM tanınması. BAE etkisi 2026 başında STC operasyonu sonrası keskin şekilde geriledi.

• Amaçlar: Uluslararası meşruiyeti korumak; Sana’yı geri almak; devleti birleştirmek; kıyı ve Boğaz kontrolünü Husilerden koparmak; güneyde merkezî otoriteyi pekiştirmek.

• Motivasyon: Meşruiyet ve hayatta kalma; Suudi güvenlik tamponu (İran/Husi tehdidi); Marib petrol/gaz gelirleri; iç parçalanmayı (STC deneyimi) önlemek.

• Güçler: Uluslararası tanınma; Suudi hava üstünlüğü; Giants Tugayları, Ulusal Direniş, Homeland Shield ve bazı düzenli birlikler; doğu/güneydeki geniş coğrafya (Aden, Hadramut, Mahra, Marib’in bir kısmı). Zayıf yön: parçalı komuta, sınırlı kara taarruz kapasitesi, ekonomik çöküş.

• Yön: Kuzey-orta cephelerde (Cevf, Beyda, Marib, Taiz) karşı taarruz ve "Sana’yı kurtarma" söylemi; batı kıyısında geri çekilme ve Dhubab hattında toparlanma; Suudi hava saldırılarıyla Husi lojistiğini vurma. El-Alimi, kıyı kazanımlarının "geçici" olduğunu ve coğrafi gerçekliğe dönüşmeyeceğini vurguluyor.


PLC içindeki önemli alt oluşumlar:

• Ulusal Direniş (Tariq Saleh): Batı kıyısı / Tihama ağırlıklı; Salih ailesi ağı; PLC ile hizalı.

• Giants (Amaliqa) Tugayları: Güney Selefi karakterli, eskiden BAE/STC çizgisinde, 2026’da PLC komutasına daha fazla entegre edildi.

• Homeland Shield - Vatan Kalkanı: Suudi destekli, güneyde STC sonrası güvenlik boşluğunu dolduran yapı.


3. Güney Geçiş Konseyi (STC) kalıntıları / Güney Direnişi

• Liderler: Aidarus el-Zubaidi (Ocak 2026’da PLC’den ihraç edildi, BAE’ye sığındı, fiilen sahnede değil); yerel komutanlar (Dhale vb. "Güney Direnişi").

• Destek: Eskiden BAE; 2026 Ocak’taki Hadramut-Mahra hamlesi Suudi müdahalesiyle ezildi, BAE çekildi. Şimdi dağınık yerel/kabile ve sürgün ağları.

• Amaçlar: Güney bağımsızlık / self-determinasyon (eski PDRY hattı).

• Motivasyon: Kuzey-güney tarihsel ayrışması, Aden-Hadramut çıkarları, BAE’nin liman/güvenlik vizyonu.

• Güçler: Yerel güney desteği ve bazı milisler; kurumsal olarak zayıf.

• Yön: Aktif büyük cephe değil. Dhale’de PLC konvoyuna saldırı gibi yerel gerilim var; siyasi ajitasyon ve "güney davası" söylemi sürüyor. Ana Husi-PLC savaşının ikincil aktörü.


4. Cihadist ve diğer silahlı gruplar

• AQAP (El-Kaide Arap Yarımadası): Liderlik Saad bin Atef el-Avlaki hattı. Abyan, Şabva, Marib, Hadramut’un uzak kesimlerinde. Fırsatçı; Husi ve hükümetle pragmatist/örtülü ilişkiler rapor ediliyor. Dış saldırı kapasitesi sınırlı ama ideolojik iddiası var.

• IŞİD-Yemen: Daha küçük, dağınık.

• Kabileler: Marib, Cevf, Beyda ve Tihama’da dengeleyici. Bazıları Husi, bazıları PLC, bir kısmı özerk.


Dış aktörlerin yönü

• İran: Husileri ikinci bir deniz cephesi (Hürmüz’e ek olarak Bab el-Mandeb) olarak kullanıyor; silah, danışman, operasyonel yönlendirme.

• Suudi Arabistan: PLC’nin asıl patronu; hava harekâtı ve güneydeki yeniden yapılanma. Husi saldırılarına (Abha, Cizan, Necran, Hamis Muşayt, enerji tesisleri) misilleme.

• BAE: 2026 başından sonra fiilen çekildi; STC üzerinden kalan etki sınırlı.

• ABD: İran savaşı öncelikli. Husilere yeni geniş çaplı hava harekâtı konusunda isteksizlik raporları var; Suudi taleplerinin reddedildiği iddiaları dolaşıyor.


Meseleye tarihî bakış

Yemen’deki çatışmanın "ilk kıvılcımı" tek bir güne indirgenmez. Üst üste binen üç hat vardır:

1. Kuzeydeki Zeydi/Husi isyanı,
2. 1990 birleşmesinin güneyde bıraktığı yara ve
3. 2011 sonrası devlet çöküşü ve bugünkü savaşın konvansiyonel başlangıcı ise Eylül 2014’te Sana’nın düşüşüdür.


Kökler (1990-2010)

1990’da Kuzey Yemen (YAR) ile Güney Yemen (PDRY) birleşti; Ali Abdullah Salih tek başkan oldu. Güney, ekonomik ve siyasi olarak ikinci plana itildiğini hissetti. 1994’te kısa bir iç savaş çıktı; Salih kazandı, ayrılıkçı güney bastırıldı. Bu kırılma bugünkü STC çizgisinin tohumudur.

Kuzeyde ise Zeydi uyanış hareketi 1990’larda şekillendi. 2004’te Hüseyin el-Husi’nin öldürülmesiyle Saada savaşları başladı (2004-2010, altı tur). Husiler Salih rejimine, Suudi etkisine ve Zeydilerin marjinalleşmesine karşı silahlandı. Bu dönem gerilla isyanıdır; henüz ulusal iç savaş değildir.

Aynı yıllarda güneyde Hirak (Güney Hareketi) protestoları ve AQAP’ın doğu vilayetlerdeki varlığı büyüdü. Devlet zayıf, kabileler güçlü, merkezî otorite sınırlıydı.


2011-2014: Geçişin çöküşü

Ocak-Şubat 2011’de Arap Baharı Yemen’e sıçradı. Salih 33 yıllık iktidarını kaybetti; 2012’de yardımcısı Abdrabbuh Mansur Hâdi geçici başkan oldu. Körfez destekli geçiş, Ulusal Diyalog ve federal anayasa taslağı öngörülüyordu.

Geçiş başarısız oldu. Hâdi zayıf kaldı, Salih perde arkasında etkisini sürdürdü, Islah (Müslüman Kardeşler çizgisi) ile eski rejim çekişti, yakıt sübvansiyonu kesintileri protestoları tetikledi. Husiler 2014’te Salih güçleriyle ittifak kurarak güneye indiler.

21 Eylül 2014: Husiler Sana’yı aldı. Bu, mevcut iç savaşın fiilî başlangıcıdır. Hâdi önce ev hapsine alındı, sonra Aden’e, ardından Suudi Arabistan’a kaçtı.


2015-2017: Bölgeselleşme ve Salih’in ölümü

Mart 2015’te Hadi’nin talebiyle Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon Kararlı Fırtına harekâtını başlattı. Amaç Hâdi’yi geri getirmek ve İran etkisini durdurmaktı. BAE güney ve kıyıya ağırlık verdi; AQAP ve IŞİD boşluklardan yararlandı.

Cepheler kısa sürede dondu: Husiler kuzey ve batıyı (Sana, Hudeyde, Saada), koalisyon/hükümet güçleri Aden, Marib ve doğuyu tuttu. Taiz kuşatması yıllarca sürdü.

2017’de Husi-Salih ittifakı koptu. Salih, Suudi tarafına geçmeye çalışırken Sana’da öldürüldü. Husiler kuzeydeki rakipsiz güç hâline geldi.


2018-2022: Donmuş savaş ve ateşkes

2018 Stockholm Anlaşması Hudeyde’de çatışmayı sınırladı. 2019’da BAE kara birliklerinin çoğunu çekti ama güneydeki STC ve Giants Tugayları üzerinden etkiyi sürdürdü. 2019 Riyad Anlaşması STC’yi hükümet çatısına sokmaya çalıştı; uygulanması kısmi kaldı.

Nisan 2022’de BM ateşkesi yürürlüğe girdi. Hâdi yetkilerini Başkanlık Liderlik Konseyi’ne (PLC) devretti. Ateşkes resmen Ekim 2022’de bitti ama ana cepheler 2026’ya kadar büyük ölçüde donuk kaldı. Şiddet düştü, siyasi çözüm üretilemedi: Maaşlar, petrol gelirleri, limanlar, Sana’nın statüsü çözülmedi.


2023-2025: Kızıldeniz cephesi

7 Ekim 2023 Gazze savaşı sonrası Husiler "direniş arenasını birleştirme" gerekçesiyle İsrail’e füze/İHA ve Kızıldeniz’de gemiciliğe saldırı başlattı. Kasım 2023-2024/25 arası yüzlerce gemi hedef alındı; küresel ticaret sapması yaşandı. ABD-İngiltere hava saldırıları (Prosperity Guardian ve sonraki harekâtlar) geldi.

Mayıs 2025’te ABD-Husi ateşkesi ABD gemilerine saldırıları durdurdu. Ekim 2025 İsrail-Hamas ateşkesi sonrası Husiler İsrail’e saldırıları da durdurdu. Yemen içindeki kara cepheleri hâlâ görece sakin kaldı.


Aralık 2025-Ocak 2026: Güneyde ikinci kırılma

STC, BAE desteğiyle Hadramut ve Mahra’yı ele geçirmeye kalkıştı ("Vaad Eden Gelecek"). Suudi Arabistan bunu kendi güney sınırında tehdit gördü; hava saldırıları ve PLC karşı taarruzuyla STC geri püskürtüldü. Zubaidi PLC’den ihraç edildi, BAE’ye sığındı; STC resmen dağıtıldı. BAE Yemen’den çekildi. PLC, Suudi ekseninde yeniden yapılandı (Homeland Shield, Giants’ın entegrasyonu). Husiler bu iç çatışmadan doğrudan yararlanmadı; kuzeydeki konumları değişmedi.


Şubat-Ağustos 2026: İran savaşının taşması

28 Şubat 2026’da ABD-İsrail’in İran’a geniş çaplı saldırısı başladı. Husiler İran’la dayanışma ilan etti; İsrail’e sınırlı saldırılar ve Kızıldeniz tehditleri yeniden çıktı. Temmuz 2026’da İran uçağının Sana havalimanına inmesi sonrası Suudi/hükümet tarafı havalimanını vurdu. Husiler "de-escalation" döneminin bittiğini ilan etti; Suudi bağlantılı gemilere ve ardından Suudi topraklarına saldırı başladı. Kara cephelerinde karşılıklı yıpratma arttı.


Eylül 2026: Yeni taarruz evresi

3 Eylül’den itibaren Husiler Taiz-Hudeyde kıyı ovasında büyük taarruz başlattı. Amaç Taiz’i kıyıdan koparmak ve Bab el-Mandeb’e inmek. PLC Cevf, Beyda ve Marib’te karşı taarruz ilan etti ("Sana’yı kurtarma" söylemi).

10-11 Eylül’de Husiler Mokha limanını, ardından Dhubab’ı ve Perim (Mayun) Adası’nı aldılar; Hanish adalarına çıktılar. Batı kıyısının neredeyse tamamı Husi kontrolüne geçti. Suudi Arabistan hava saldırılarını artırdı; Husiler Abha, Cizan, Necran, Hamis Muşayt ve enerji tesislerini vurdu. BM elçisi "tehlikeli yeni faz" uyarısı yaptı. Çatışma 2022 sonrası en ölümcül evresine girdi.


Süreç nasıl seyretti?

• 2004-2010: Yerel Zeydi isyanı.
• 2011-2014: Devlet çöker, Husiler başkenti alır.
• 2015-2017: Suudi müdahalesiyle bölgesel vekâlet savaşı; Salih tasfiye olur.
• 2018-2022: Donmuş cephe + insani felaket.
• 2022-2025: Ateşkes + Kızıldeniz’de "dış cephe" (Gazze).
• 2025 sonu-2026 başı: Anti-Husi kamp kendi içinde parçalanır (STC-Suudi).
• 2026: İran savaşı Yemen’i yeniden ana sahneye çeker; hedef artık sadece Sana değil, Bab el-Mandeb ve Kızıldeniz ticaretidir.

Yani çatışma "tek bir iç savaş" olarak durmadı. Önce yerel isyan, sonra rejim çöküşü, sonra Suudi-İran vekâleti, sonra donmuş statüko, sonra küresel deniz yolu savaşı, şimdi de İran-ABD savaşının ikinci deniz cephesi hâline geldi. Coğrafya aynı; ölçek ve amaçlar her evrede büyüdü.

Yemen uluslararası sistemde "küçük bir iç savaş" olarak durmuyor. Önem, coğrafyadan; çözümsüzlük ise çıkarların çatışmasından geliyor. İkisi birbirini besliyor: Bölge ne kadar stratejik olursa, taraflar uzlaşmaya o kadar az yanaşıyor.


Bölgenin önemi

Neler ön planda?

1. İki boğazlı dünya: Hürmüz + Bab el-Mandeb

Bab el-Mandeb, Kızıldeniz’i Aden Körfezi ve Hint Okyanusu’na bağlayan dar geçittir. Süveyş’e giden ana yol buradan geçer. Asya-Avrupa ticareti, konteyner hatları ve enerji akışı bu koridora bağlıdır.

2026’da önem katlandı. İran savaşı Hürmüz’ü fiilen tıkadı veya ağır risk altına aldı. Suudi Arabistan petrolünü doğu limanlarından Yanbu’ya kaydırıp Kızıldeniz üzerinden çıkarmaya başladı. Böylece Bab el-Mandeb, Hürmüz’ün yedeği olmaktan çıktı; Körfez petrolünün alternatif ana kapısı oldu. Husi’nin Mokha-Dhubab-Perim hattını alması, ikinci şok noktasının da tehdit altına girmesi demektir. İki boğaz aynı anda sıkışırsa küresel petrolün önemli bir kısmı ya durur ya da Ümit Burnu’na sapar; navlun, sigorta ve enflasyon yükselir.


2. Suudi Arabistan’ın güvenlik derinliği

Yemen, Riyad’ın güney kapısıdır. Husi füzeleri ve İHA’ları doğrudan Abha, Cizan, Necran ve enerji tesislerine ulaşabiliyor. Suudi vizyonu (Vision 2030, Kızıldeniz turizmi, Yanbu ihracatı) Yemen’deki istikrarsızlığa duyarlı. Riyad için sorun yalnızca "komşu iç savaş" değil; sınır güvenliği, petrol rotası ve İran’ın Arap Yarımadası’na inmesi meselesidir.


3. İran’ın ileri hattı

Husiler, İran’ın en ucuz ve en etkili uzak koludur. Kara sınırı olmadan Kızıldeniz’e, İsrail’e ve Suudi altyapısına vurma imkânı verir. 2023’ten sonra "Gazze dayanışması", 2026’da "İran savaşına ikinci cephe" işlevi gördü. Tahran için Yemen, müzakere masasında karttır; tamamen teslim etmek istemez.


4. Büyük güç rekabeti ve deniz güvenliği

ABD ve ortakları için serbest dolaşım (SLOC) temel çıkar. Çin, Avrupa ve Hindistan için aynı koridor ithalat-ihracat damarıdır. AQAP varlığı, göç, silah kaçakçılığı ve Afrika Boynuzu bağlantısı da ikinci katman tehditlerdir. Yemen "yerel dosya" değil; enerji, deniz ticareti ve büyük güç dengesi dosyasıdır.


5. İnsani ve meşruiyet boyutu

On milyonu aşan gıda güvensizliği, liman-havaalanı kısıtları, yardım çalışanlarının tutulması uluslararası kamuoyunu ve BM’yi bağlar. Ama bu boyut, enerji ve boğaz kadar politika üretemez; acil insani yardım gelir, siyasi çözüm gelmez.


Neden çözüm gelmiyor?

Çözüm gelmemesinin nedeni "iyi niyet eksikliği" değil. Savaşın yapısı, çözümün formülünü aşmıştır.

Tek savaş yok, birkaç savaş üst üste binmiş durumda.

Kuzeyde Husi-devlet çatışması, güneyde birlik-ayrılık gerilimi, kabile rekabeti, AQAP, Suudi-İran vekâleti, 2023’ten sonra Kızıldeniz/İsrail cephesi, 2026’da İran-ABD savaşı. 2015’te yazılan BM çerçevesi (2216: Hâdi’ye dönüş, Husi silahsızlanması) bugünkü gerçekliği karşılamıyor. Husiler başkenti, nüfusun çoğunu ve artık neredeyse tüm batı kıyısını tutuyor; "eski statükoya dönüş" onlar için intihar.

Hiçbir taraf zaferi tamamlayamıyor, hiçbiri kaybetmeyi kabul etmiyor.

Suudi koalisyonu 2015-2022’de Sana’yı alamadı. ABD 2024-25 hava harekâtlarıyla Husileri durduramadı. Husiler de güneyi ve tüm devleti alamadı. Benim tezimle sonuç klasik zafer değil, durum değişikliği: Ateşkes, ablukalar, liman pazarlığı, deniz tehdidi. Bu yapıda masaya oturmak, eldeki kaldıraçtan vazgeçmek gibi görülüyor.

Dış patronların çıkarları çatışıyor.

İran Husilerin silahsızlanmasını istemez. Suudi Arabistan İran’ın Kızıldeniz’e yerleşmesini kabul etmez. BAE uzun süre güney limanları ve STC üzerinden ayrı bir düzen kurmaya çalıştı; 2026 başında Suudi ile çatışınca bu hat koptu ama güney sorunu bitmedi. ABD için öncelik İran savaşı ve Hürmüz; Yemen’e kara müdahalesi istemiyor. BM elçisi konuşur, yaptırım uygulayacak birleşik irade yoktur.

Husilerin rasyonel hesabı uzlaşmaya karşı.

Sana + kıyı + füze/İHA = Pazarlık gücü.

2022 ateşkesi şiddeti düşürdü ama siyasi ödül vermedi: Maaşlar, petrol geliri, havaalanı, tanıma. 2023 Kızıldeniz kampanyası onlara bölgesel statü kazandırdı. 2026’da İran savaşı yeni fırsat açtı. Tam kapanış yerine tehdit altında tutulan geçiş daha kârlı: Liman vergisi, ithalat, yardım akışı devam eder; rakip ise maliyet öder.

PLC tarafı müzakere edecek kadar birleşik değil.

Uluslararası tanınmış hükümet, Suudi finansmanına bağlı, parçalı milis koalisyonudur. STC tasfiyesi birliği artırmadı; güney davası yeraltına indi. Kim kimin adına imza atacak belirsiz. Riyad "güvenlik garantisi" ister, Aden "devlet inşası" ister; ikisi aynı tempo değildir.

Ekonomik savaş ekonomisi barışı cezalandırır.

Çift merkez bankası, iki gümrük, iki maaş sistemi, kaçak yakıt, liman rantı. Barış, bu rantları dağıtır. Ateşkes teknik olarak mümkün oldu (2022); siyasi ekonomi çözülmediği için ateşkes "çözüm"e dönüşmedi.

Bölgesel gündem Yemen’i sürekli ikinci plana itti.

2015-18: Koalisyon savaşı. 2022: Ateşkes. 2023: Gazze. 2025: Kısmi durulma. 2026: İran savaşı. Her seferinde Yemen dosyası "şimdi değil"e düştü. Umman arabuluculuğu sürdü ama Husi talepleri genişledi (Suudi çekilmesi, savaş tazminatı, ablukaların kalkması); Riyad bunları kabul etmez.

Uluslararası hukuk ile sahadaki güç uyuşmuyor.

BM hâlâ PLC’yi tanır. Fiilî iktidar Sana’dadır. "Meşruiyeti geri getir" formülü, "kim gerçekten yönetiyor" gerçeğiyle çarpışır. Büyük güçler tanımayı değiştirmek istemez; sahayı da değiştiremez.


Özet

Uluslararası açıdan Yemen, enerji koridoru + İran ileri üssü + Suudi güvenlik çevresi olduğu için önemlidir. Çözüm gelmiyor çünkü:

• Sorun tek iç savaş değil, iç içe geçmiş bölgesel savaştır;
• Askerî zafer imkânsız, statüko ise taraflara yeterince kârlıdır;
• Dış aktörler rakip hedefler güder;
• 2022 modeli şiddeti indirdi, iktidar ve gelir paylaşımını çözmedi;
• 2026’da Bab el-Mandeb, barış masasından daha değerli bir koz hâline geldi.

Bu yüzden "çözüm" beklenen anlamda (tek devlet, silahsızlanma, seçim) yakın değildir. Daha gerçekçi ufuk, yine bir durum değişikliği’dir: Sınırlı ateşkes, liman ve maaş düzenlemesi, deniz geçişine dair fiilî kurallar. Kalıcı siyasi birlik, ancak dış savaşın (İran-ABD) ve iç rantın aynı anda gevşemesiyle mümkün olur; şu an ikisi de gevşemiyor.


Sonuç

Çatışma artık yalnızca "kuzey-güney iç savaş" değil. İran-ABD savaşının Yemen’e taşması + Bab el-Mandeb kontrolü ana eksen. Husiler kıyı ve ada kazanımıyla kısa vadeli kaldıraç elde etti; PLC kuzeyde inisiyatif arıyor ama batı kıyısını kaybetti. STC faktörü 2026 başında büyük ölçüde tasfiye edildi. AQAP ikincil. İnsanî tablo ağır (yerinden edilme, liman/havaalanı kısıtları, yardım çalışanlarının tutulması).

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Gürsel Tokmakoğlu Independent Türkçe için yazdı
Cumartesi, Eylül 12, 2026 - 07:30
Main image: 

<p>İran destekli Husilerin 9 Ağustos'ta Yemen'de düzenlediği saldırılarda en az 11 kişi ölürken el Muha Limanı'nda faaliyetler durmuştu / Fotoğraf: AFP</p>

Type: 
SEO Title: 
Yemen elleri yine ağlar
copyright Independentturkish: 

Eskişehir'de Tepebaşı Belediyesi'ndeki "zimmet" soruşturmasına ilişkin iddianame hazırlandı

Eskişehir'in Tepebaşı Belediyesi'nde bazı doğrudan temin işlemlerinde usulsüzlük yapıldığı ve "zimmet" suçunun işlendiği iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında 12'si tutuklu 22 şüpheli hakkında iddianame hazırlandı.

Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, belediyenin 197 doğrudan temin yöntemiyle gerçekleştirdiği mal ve hizmet alımlarına ilişkin banka hareketleri, fatura ve teklif mektupları, HTS kayıtları, kamera görüntüleri, Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) ve vergi inceleme raporları ile bilirkişi raporlarının incelendiği kaydedildi.

İddianamede, belediyede görev yapan bazı kamu görevlilerinin, şüpheliler D.A. ve T.G'nin yetkilisi oldukları organizasyon firmaları üzerinden belediye bütçesinden yapılan ödemeleri zimmetlerine geçirdikleri, kamu görevlisi olmayan bazı şüphelilerin ise eylemlere iştirak veya yardım ettiklerine yönelik değerlendirmeler yer aldı.

D.A'nın sahibi veya yetkilisi olduğu şirketlere Tepebaşı Belediyesi tarafından yapılan ödemelerin ardından çeşitli banka hesaplarında nakit çekim ve para transferleri gerçekleştirildiği iddianamede belirtildi.

İddianamede, D.A'nın hesabından Belediye Başkan Yardımcısı S.Y. ile Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç'ın özel kalem müdürü Ö.E'ye farklı tutarlarda para gönderildiği yer aldı.

Belediyenin bazı organizasyonları için gerçeğe aykırı veya fazla fatura düzenlendiği, bu faturalar karşılığında şirketlere ödeme yapıldığı ve ödemelerin daha sonra çeşitli şüphelilere aktarıldığı belirtilen iddianamedeki Ankara Bölge Kriminal Polis Laboratuvarınca hazırlanan raporda, birlikte teklif veren bazı firmalara ait teklif mektupları ve faturalar üzerindeki yazılarla şüpheli D.A'nın mukayese yazıları arasında benzerlik bulunduğunun değerlendirildiği vurgulandı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

İddianamede ayrıca, belediyenin doğrudan temin işlemlerinde teknik şartname hazırlanmadığı, teklif mektupları ve piyasa fiyat araştırması tutanaklarında hizmetlerin içeriği, davetli sayısı ve menü gibi bilgilerin yeterince açık olmadığı yönündeki bilirkişi ve mülkiye müfettişi tespitleri yer aldı.

Ankara Vergi Denetim Kurulu Başkanlığınca hazırlanan raporlarda ise D.A. ile organizasyon şirketinin Tepebaşı Belediyesine düzenledikleri bazı faturaların "muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belgeler" olduğu değerlendirildi.

İddianamede adı geçen bir diğer organizasyon firmasının banka hesaplarına ilişkin incelemelerde de belediyeden aktarılan bazı tutarların kısa süre içinde farklı kişi ve şirketlere yönlendirildiği, işlemlerin bir bölümünün nakit çekim, şahsi hesaplar arasındaki transferler ve kripto varlık platformlarına aktarım şeklinde gerçekleştiğinin tespit edildiği kaydedildi.

Soruşturma kapsamında elde edilen rapor, ifade ve diğer delillerin birlikte değerlendirilmesi sonucunda şüphelilerin eylemlerinin "zimmet" ve buna iştirak kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varıldığı iddianamede yer aldı.

Ağır ceza mahkemesine gönderilen iddianamede, 15 kamu görevlisi hakkında zimmet suçundan 5 yıldan 12 yıla kadar, diğer 7 şüpheli hakkında ise 2 yıl 6 aydan 6 yıla kadar hapis cezası istendi.

Operasyon süreci

Eskişehir merkezli Ankara ve Adana'da 14 Mayıs'ta düzenlenen operasyonda, 33'ü Tepebaşı Belediyesi'nde görevli olmak üzere 60 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilmişti.

Operasyonda, aralarında Belediye Başkan Yardımcısı S.Y. ile Belediye Başkanı Ahmet Ataç'ın özel kalem müdürü Ö.E'nin de bulunduğu 23 zanlı gözaltına alınmıştı.

Operasyonun devamında Belediye Başkan Yardımcısı B.Ç. ile bir şüphelinin daha yakalanmasıyla gözaltı sayısı 25'e yükselmişti.

İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerince Ö.E'nin Keskin Mahallesi'ndeki ikametinin bahçesinde yapılan aramada, toprağın altına gizlenmiş bir oda tespit edilmişti.

Odada yapılan aramada, Ö.E'ye ait 9 gümrük kaçağı "coin (kripto para) madenciliği" cihazı ele geçirilmişti.

Operasyonda gözaltına alınan ve aralarında Tepebaşı Belediyesi görevlilerinin de bulunduğu 25 şüpheliden 15'i tutuklanmıştı. Soruşturmanın ilerleyen aşamasında 3 şüphelinin tahliye edilmesiyle tutuklu sayısı 12'ye düşmüştü.

Soruşturma kapsamında 35 kişinin de emniyette ifadelerine başvurulduğu öğrenilmişti.

 

AA

İddianamede, 15 kamu görevlisi hakkında "zimmet" suçundan 5 yıldan 12 yıla kadar, diğer 7 şüpheli hakkında ise 2 yıl 6 aydan 6 yıla kadar hapis cezası talep edildi
Cumartesi, Eylül 12, 2026 - 00:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

related nodes: 
Saadet Partisi Genel Başkanı Arıkan: Bir ülke fabrikalarını kaybediyorsa iflas eden uygulanan ekonomi politikasıdır
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Şehitlerimizin kanı üzerinden siyaset yapmak vicdansızlıktır
İstanbul Barosu mahkemeye başvurdu: Silivri'de gece yarılarına kadar süren duruşmalar 'adil yargılama hakkının ihlali
Type: 
SEO Title: 
Eskişehir'de Tepebaşı Belediyesi'ndeki "zimmet" soruşturmasına ilişkin iddianame hazırlandı
copyright Independentturkish: 

Saadet Partisi Genel Başkanı Arıkan: Bir ülke fabrikalarını kaybediyorsa iflas eden uygulanan ekonomi politikasıdır

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Kayseri’de faaliyet gösteren Orta Anadolu Mensucat’ın üretimini sonlandırmasını uygulanan ekonomi politikalarının sonucu olarak değerlendirdi.

Arıkan, şunları kaydetti:

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Yüksek faiz, düşük üretim, kapanan fabrikalar...

1953’ten bu yana Kayseri’mizde üretim yapan Orta Anadolu Mensucat’ın; artan maliyetler, ağırlaşan finansman yükü ve daralan talep nedeniyle üretimini sonlandırması, uygulanan yanlış ekonomi politikalarının acı bir sonucudur.

Fabrikalar kapanıyor, tezgâhlar duruyor, üretim ve istihdam Türkiye’den uzaklaşıyor.

Bir ülke fabrikalarını ve üreticisini kaybediyorsa, iflas eden yalnızca şirketler değil; uygulanan ekonomi politikasıdır!

İktidar ise bu acı ve müflis tablo karşısında dahi istatistik oyunlarıyla ‘ekonomiyi düzeltiyoruz’ diyerek milletimizi rakamlarla inandırmaya çalışıyor.

Rakamları makyajlayarak kapanan fabrikaların bacasını tüttüremez, duran tezgâhı çalıştıramaz, kaybedilen istihdamı geri getiremezsiniz.

Ekonominin gerçeği tablolarınızda değil; kapanan fabrikalarda, duran tezgâhlarda ve işini kaybeden insanlarımızdadır!

Bizler üreten Türkiye’yi, Saadet Partimizin iktidarında Türkiye Kalkınma Planı ile yeniden inşa edeceğiz.

 

ANKA

“Rakamları makyajlayarak kapanan fabrikaların bacasını tüttüremez, duran tezgâhı çalıştıramaz, kaybedilen istihdamı geri getiremezsiniz”
Cuma, Eylül 11, 2026 - 21:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

related nodes: 
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Şehitlerimizin kanı üzerinden siyaset yapmak vicdansızlıktır
İstanbul Barosu mahkemeye başvurdu: Silivri'de gece yarılarına kadar süren duruşmalar 'adil yargılama hakkının ihlali
Babacan: Artık seçim dönemine girmiş bulunmaktayız
Type: 
SEO Title: 
Saadet Partisi Genel Başkanı Arıkan: Bir ülke fabrikalarını kaybediyorsa iflas eden uygulanan ekonomi politikasıdır
copyright Independentturkish: 

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Şehitlerimizin kanı üzerinden siyaset yapmak vicdansızlıktır

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Rize İl Başkanlığı tarafından düzenlenen Genişletilmiş İl Danışma Meclisi Toplantısı’nda konuştu.

Erdoğan, Rize’de toplam yatırım bedeli 10 milyar lirayı bulan eser ve hizmetlerin açılışını yaptıklarını belirterek, “Aynı törende 26 projemizin açılışını yaparken, 3 yeni yatırımın da temelini attık. Hizmete verdiğimiz ve temelini attığımız tüm projelerin Rize’mize hayırlı olmasını temenni ediyorum” dedi.

Başta şehir hastanesi olmak üzere Rize’ye söz verdikleri diğer projeleri yakından takip ettiklerini kaydeden Erdoğan, şöyle konuştu:

Her zaman söylüyorum; biz hamaset yapan değil, eserleriyle konuşan, hizmetleriyle konuşan bir hareketiz. Diğer 80 ilimizde olduğu gibi Rize’de de bugüne kadar hep eserlerimizle, yatırımlarımızla, icraatlarımızla konuştuk. Yaptıklarımızla yetinmedik. Tam tersine hep kendimizle yarıştık. Çıtayı nasıl daha yukarıya taşırız, nasıl daha güzele, daha iyiye erişiriz, şehirlerimizi nasıl daha estetik, daha bayındır hale getirebiliriz; bunun hesabı içerisinde olduk. Bugün de aynı anlayışla hareket ediyoruz. Rizeli kardeşlerimizle birlikte 86 milyonu huzur ve refah içinde yaşatmanın mücadelesini veriyoruz.

“Milletimize hizmet heyecanımızdan hiçbir şey eksilmedi”

AK Parti’nin 25’inci kuruluş yıl dönümünü 14 Ağustos’ta Başkent Millet Bahçesi’nde düzenlenen mitingle kutladıklarını anımsatan Erdoğan, şunları söyledi:

Bu vesileyle hem teşkilatımızla hem de milletimizle kavlimizi yeniledik. Eser ve hizmetlerle dolu 25 yıllık karnemizi halkımıza takdim ederken, gelecek çeyrek asra, yarım asra dair vizyonumuzu da paylaştık. Şunu bir defa sizlerin ve Rizeli hemşehrilerimizin bilmesini isterim: Milletimize hizmet heyecanımızdan hiçbir şey eksilmedi. Bugün yola çıktığımız ilk günkü kadar kararlı ve azimliyiz. Yorulmadık, usanmadık. İlk günkü gibi bu millete, bu ülkeye sevdalıyız.

AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak Türkiye’nin en dinamik, en vizyoner, ufku itibarıyla en açık kadrolarına sahibiz. Tecrübeyle dinamizmi birleştirerek, Derviş Yunus’un o veciz ifadesiyle ‘Her gün yeniden doğarak, her dem taze kalarak’ yolumuzda yürüyoruz. Büyük hayallerimiz ve hedeflerimiz var. Milletimizi fazlasıyla layık olduğu o mutlu ve müreffeh yarınlara ulaştırmakta Allah’ın izniyle kararlıyız.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

“Önümüzün kesilmesine asla müsaade etmeyiz”

Türkiye’nin ekonomiden savunma sanayisine, sağlıktan teknolojiye, tarımdan turizme kadar her alanda sağlam bir zemine oturduğunu savunan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

Bu sağlam zemin üzerinde Türkiye Yüzyılı’nın inşası da başlamıştır. İnanıyorum ki Türkiye Yüzyılı’nın inşası mutlaka gerçekleştirilecek, ülkemizi bir dünya devi yapma iddiamıza her gün biraz daha yaklaşacağız. Elbette bu vizyondan rahatsız olanlar vardır. Türkiye’nin harekete geçmesi, ayağa kalkması, böylesine bir gidişle barış ve adalet için öne atılması, masumların kanından beslenenlerin işine gelmiyor. Ülkemizin ihtilaflar yerine ittifakları büyütmesi, istikrarsızlıktan nemalanan şer odaklarını huzursuz ediyor.

Ülkemizin terör gibi yarım asırlık prangalarından kurtulup kardeşliğini güçlendirecek olmasının kimlerin oyununu bozduğunu çok iyi biliyoruz. Onlara diyoruz ki ‘Ne yaparsanız yapın, suları tersine akıtamazsınız.’ Kardeşlerim, yeri gelir dirilir pınar oluruz, yeri gelir irkilir ırmak oluruz, yeri gelir gürler çağlayan oluruz ama önümüzün kesilmesine asla müsaade etmeyiz. Türk’üyle, Kürt’üyle, Arap’ıyla, Laz’ıyla 86 milyon olarak hep beraber mutlu, huzurlu, müreffeh ve aydınlık istikbale yürümemize set çekilmesine izin vermeyiz.

“Türkiye’nin böyle bir siyaset biçimine tahammülü yok”

Bölgenin ve dünyanın “yüzyılda bir denk gelen çok kritik süreçlerden” geçtiğini belirten Erdoğan, siyasetin de kendisini buna uyarlaması gerektiğini söyledi. Erdoğan, şöyle devam etti:

Sadece lafla, sadece kuru hamasetle, sadece hakaret senfonisiyle hiçbir yere varılamaz. Merkezinde insan olmayan, dürüstlük olmayan, eser ve hizmet üretme kaygısı olmayan bir siyasetten ne ülkeye ne de millete hayır gelir. Siyaseti kariyer kapısı, rant kapısı, şahsi ikbal kapısı olarak görenlerin de Türkiye’ye hiçbir faydası dokunmaz. Son dönemde belediyelerde yaşanan yolsuzluk ve ahlaksızlık skandalları bunu çok net biçimde göstermiştir.

Kimin milleti ve memleketi düşündüğü, kimin de sadece kesesini, sadece kariyerini, heva ve hevesini düşündüğü ayan beyan ortaya çıkmıştır. Şunun bilinmesini isterim ki Türkiye’nin artık böyle bir siyaset biçimine tahammülü de toleransı da yoktur. Ülkemize ve milletimize sürekli maliyet üreten bu zihniyetten kurtulmanın vakti çoktan gelmiştir. Türkiye’yi istismar siyasetinden olduğu gibi salt iktidar karşıtlığı üzerine kurulu cephe siyasetinden de kurtarmak zorundayız.

“Büyük Türkiye mutabakatı, 86 milyonun kader ortaklığıdır”

Görüş ayrılıkları ve siyasi farklılıklar korunurken diyalog zemininin güçlendirilmesi gerektiğini belirten Erdoğan, muhalefetin de bu ihtiyacın farkına varmasını temenni ettiklerini söyledi.

Erdoğan, “Ankara merkezli siyaset” çağrısına ilişkin şunları kaydetti:

Birbirimize eleştirilerimiz olabilir, doğru bulmadığımız, eksik gördüğümüz, yanlış dediğimiz konular da olabilir. Hatta bazı meselelerde rezervlerimiz, endişelerimiz de olabilir. Ama bunların hiçbiri mesele Türkiye olduğunda, mesele demokrasimiz olduğunda, Türk milletinin ezeli ve ebedi kardeşliği olduğunda bir araya gelmemize engel teşkil etmemelidir. Bizim bir süredir dile getirdiğimiz Ankara merkezli siyaset çağrımızın arka planında işte bu tasavvur vardır. Büyük Türkiye Mutabakatı, bunu söylerken kastımız budur. 86 milyonun birliği, beraberliği, kader ortaklığıdır; aynı idealler etrafında kenetlenmesidir.

“Meclisimizde 467 oyla çok güçlü bir destek çıktı”

“Terörsüz Türkiye” sürecinde Cumhur İttifakı olarak tarihî bir adım attıklarını ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:

Şurası çok önemli; Meclisimizde 467 oy gibi daha önce görülmedik geniş bir uzlaşıyla bize çok güçlü bir destek çıktı. Milletimiz, terör defterinin bir daha açılmamak üzere tamamen kapanması noktasında kararlı bir duruş sergiledi. Hal böyleyken bu konuyu parti çıkarları için polemik malzemesi haline getirmek, tahrip edici eleştirilerde bulunmak büyük bir sorumsuzluktur. Şehitlerimizin kanı, gazilerimizin fedakarlıkları üzerinden siyaset yapmak büyük bir vicdansızlıktır, tek kelimeyle şuursuzluktur.

Herkes aklıselimle hareket etmeli, toplumun sinir uçlarıyla oynamak yerine Türkiye’yi merkeze alan bir siyaset izlemelidir. Özellikle Türkiye’nin tökezlemesinden medet umanlara malzeme verecek eylem ve söylemlerden uzak durulmalıdır. Ülkemizin gelecekle ilgili büyük hedeflerini kovalamak dışında bir seçeneği yoktur. Çünkü vazgeçersek ülkemiz altın değerinde yıllarını kaybeder. Çünkü geri adım atarsak Türkiye’nin istikbali olan gençler kaybeder. Türkiye’nin kaybetmesini, patinaj yapmasını isteyenlere rağmen bunu başarmak mecburiyetindeyiz.

 

ANKA 

“Herkes aklıselimle hareket etmeli, toplumun sinir uçlarıyla oynamak yerine Türkiye’yi merkeze alan bir siyaset izlemelidir”
Cuma, Eylül 11, 2026 - 19:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

related nodes: 
İstanbul Barosu mahkemeye başvurdu: Silivri'de gece yarılarına kadar süren duruşmalar 'adil yargılama hakkının ihlali
Babacan: Artık seçim dönemine girmiş bulunmaktayız
Voleybol Kulüpler Dünya Şampiyonası'nda Türk takımlarının grupları ve rakipleri belli oldu
Type: 
SEO Title: 
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Şehitlerimizin kanı üzerinden siyaset yapmak vicdansızlıktır
copyright Independentturkish: 

İstanbul Barosu mahkemeye başvurdu: Silivri'de gece yarılarına kadar süren duruşmalar 'adil yargılama hakkının ihlali

9 Mart tarihinde Silivri'deki Marmara Cezaevi duruşma salonlarında 107'si tutuklu 414 sanıkla başlayan İBB Davası duruşması yaklaşık 6 aydır devam ediyor. Perşembe gecesi 79. günü tamamlanan yargılama sonucu duruşma pazartesi gününe ertelendi. Davada Cumhurbaşkanı adayı, İBB başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 51 tutuklu sanık bulunuyor. Özellikle ikinci duruşmanın başladığı 17 Ağustos'tan sonra yargılamalar genellikle gece yarılarına kadar devam ediyor. İstanbul Barosu bu 'gece yargılamaları' konusunda bir açıklama yaptı.

24:00'ten sonra da devam eden duruşmalar için mahkemeye başvuru

Açıklamada İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve Baro yöneticilerinin 9 Eylül Çarşamba günü, Silivri'de görülen İBB Davası duruşmalarını yerinde gözlemlediği belirtilerek, duruşmaların bir süredir gece saat 24.00'ten sonra da sürdürülmesi nedeniyle tespit eden İstanbul Barosu'nun, bu uygulamanın adil yargılanma hakkının özüne dokunduğu ve sanıkların etkili savunma yapma olanağını zedelediği gerekçesiyle 33. Ağır Ceza Mahkemesi'ne yazılı başvuruda bulunduğu kaydedildi.

Baro açıklamasında şu görüşler yer aldı:

Duruşmanın yürütülme koşullarının adil yargılanma ve etkili savunma hakları yönünden değerlendirilerek gerekli önlemlerin alınması amacıyla yazdığı itiraz dilekçesinde İstanbul Barosu, sanıkların yeterli uyku ve dinlenmeden yoksun kaldıklarını ve bu durumun ardışık duruşma günlerinde tekrarlanmasının fiziksel ve zihinsel yorgunluğu ağırlaştırdığını belirtmiştir.

Uygulamanın, duruşma saatlerine ilişkin usulü bir konu olmasının ötesinde, kişinin maddi ve manevi bütünlüğünün korunması, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı, sanığın yargılamaya etkili katılımı, beyanının özgür iradesine dayanması ve etkili savunma hakkı ile doğrudan ilgili olduğu belirtilerek Anayasa madde 13, 17 ve 36 ile İHAS madde 3 ve 6'nın ihlaline yol açtığı vurgulandı.

Kişinin maddi ve manevi bütünlüğünün korunmasının, insan haklarının sert çekirdeği olarak Anayasa'nın 15. maddesi ile de güvence altında olduğu ve savaş ortamında dahi ihlal edilemeyeceği vurgulanarak, olağan hukuk düzeni içerisinde yürütülen bir ceza yargılamasında sanıkların fiziksel ve zihinsel bütünlüklerinin korunması yükümlülüğünün minimum standarttan daha düşük eğişe taşınamayacağı vurgulandı.
Devletin anılan haklardan kaynaklanan yükümlülüğünün özgürlüğünden alıkonulmuş bireyler için daha üst düzeyde olup, bütün bireyler ve toplum için nihai güvence niteliği taşıyan yargı mercii bakımından, insan haklarının sert çekirdeği alanında yer alan dokunulamaz haklar açısından maksimize olmuş bir yükümlülüğün söz konusu olduğu dile getirilmiştir.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

"Uzun duruşma süreleri savunma ve adil yargılama hakkının özüne dokunuyor"

Duruşmaların bu koşullarda yürütülmesinin Anayasa'nın 13. maddesince öngörülen ölçülülük ilkesiyle de bağdaşmadığı, uzun duruşma sürelerinin savunma hakkının ve adil yargılanma hakkının özüne dokunduğu belirtilmiştir.

Makul sürede yargılanma hakkının amacının, yargılamanın mümkün olan en kısa zamanda ve her koşulda tamamlanması olmadığı, duruşmanın süratle yürütülmesi ile temel haklar arasında makul bir dengenin kurulması gerektiği hatırlatılan dilekçede, baroların Avukatlık Kanunu'nun 77. ve 95. maddeleri uyarınca meslek mensuplarının haklarını korumakla görevli kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları olduğu ve İstanbul Barosunun üyelerinin avukatlık görevini ifasını güçleştiren koşullar karşısında yasa gereği gözlem, raporlama ve itiraz yapma hakkının bulunduğu ortaya konulmuştur"

"Yeterli uyku ve dinlenme süreleri korunmalı"

İstanbul Barosu'nun sosyal medya hesabından da paylaşılan açıklamada talepler ise şöyle sıralandı:

Sonuç olarak; yargılamanın fiziksel bir dayanıklılık sınavına; savunma hakkının ise sanık ve müdafiin duruşma salonunda yalnızca fiziken bulunmasına indirgenemeyeceği belirtilerek:

Duruşmaların günlük çalışma sürelerinin, sanıkların yargılamaya etkili katılımını ve müdafilerin etkili hukuki yardım sunmasını mümkün kılacak makul sınırlar içerisinde belirlenmesi,

Özellikle sanık sorgusu, savunma alınması, delillerin tartışılması ve sanığın iradi ve bilişsel katılımını gerektiren esaslı muhakeme işlemlerinin, sanıkların ve müdafilerin ağır fiziksel ve zihinsel yorgunluk altında bulunduğu gece saatlerinde gerçekleştirilmemesi,

Tutuklu sanıkların yalnızca duruşma salonunda bulundukları sürelerin değil, -bekletilme salonlarının dinlenmeye elverişli olmayan ortam ve koşulları yanısıra-, ceza infaz kurumundan çıkarılma, sevk, bekleme ve ceza infaz kurumuna dönüş saatlerinin de gözetilerek yeterli uyku ve dinlenme sürelerinin korunması,

Duruşmalar sırasında yeterli süre ve sıklıkta dinlenme, yemek ve temel ihtiyaç aralarının sağlanması,

Sanıkların müdafileriyle görüşme ve savunmalarını hazırlama imkânlarının fiilen korunması,

Sağlık sorunu bulunan, ileri yaşta olan veya uzun süreli duruşma koşullarından özel olarak etkilenebilecek sanıklar yönünden gerekli tedbirlerin alınması,

Anayasa'nın 13, 15, 17 ve 36. maddeleri; AİHS'nin 3, 6 ve 15. maddeleri ile CMK'nin 148. maddesinde güvence altına alınan hak ve ilkeler doğrultusun-da duruşma düzeninin yeniden değerlendirilmesi ve gerekli tedbirlerin alınması talep edilmiştir.

Talep ve gözlemelerimiz üzerine mahkemenin yeterli olmasa da duruşmaları daha erken bir saatte sonlandırmış olması yönündeki iradenin sürmesi adil yargılanma hakkının gerekleri açısından yaşamsal önem arz etmektedir.İstanbul Barosu, savunma hakkının önündeki engellerin kaldırılması için gerekli girişimleri sürdürecek ve sürecin kararlılıkla takipçisi olacaktır

ANKA

Dilekçede, sanıkların yeterli uyku ve dinlenmeden yoksun kaldıkları ve bu durumun ardışık duruşma günlerinde tekrarlanmasının fiziksel ve zihinsel yorgunluğu ağırlaştırdığı belirtildi
Cuma, Eylül 11, 2026 - 18:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

related nodes: 
Babacan: Artık seçim dönemine girmiş bulunmaktayız
Fenerbahçe’de İsmail Kartal için kritik görüşme: Karar kulüp tarafından açıklanacak
Dışişleri Bakanı Fidan, Diyarbakır'da
Type: 
SEO Title: 
İstanbul Barosu mahkemeye başvurdu: Silivri'de gece yarılarına kadar süren duruşmalar 'adil yargılama hakkının ihlali
copyright Independentturkish: 

Dolly Parton, 7 milyon doları neden geri çevirdi?

Dolly Parton, 1984 yapımı Supergirl'de kötü karakteri oynamak için kendisine sunulan 7 milyon dolarlık teklifi reddettiğini, "kötü" bir karakteri canlandırmayı kendine yakıştıramadığını söylemişti.

Dünya çapında Country'nin Kraliçesi olarak sevilen şarkıcı ve oyuncu, geçen ay 80 yaşında hayatını kaybetti.

"9 to 5"la tanınan sanatçının ölümünün ardından, rolü reddetme nedenlerini anlattığı 1992 tarihli bir Chicago Tribune röportajı yeniden gündeme geldi.

Parton o tarihte, "Sadece kötü bir rol oynamayacağım" demişti.

Aslında, birkaç yıl önce Supergirl'de Faye Dunaway'in oynadığı rolü oynamam için bana 7 milyon dolar teklif edildi. Biraz hakarete uğramış hissettim. Paraya hayran kaldım ama 'Neden benden kötü bir cadı oynamamı istiyorsunuz? Size kötü bir cadı gibi mi görünüyorum?' dedim.

Eminim ki zaman zaman kötü bir cadı olabilirim. Ama bu benim gerçek doğam değil ve böyle bir şey yapma arzum yok.

En çok şarkıcı olarak tanınsa da Parton aynı zamanda başarılı bir oyunculuk kariyerine de sahipti. İlk ekran deneyimini 1980 yapımı işyeri komedisi 9 to 5'ta yaşadı ve 1982 yapımı müzikal komedi The Best Little Whorehouse in Texas'ta Burt Reynolds'la ve 1984 yapımı romantik komedi Rhinestone'da Sylvester Stallone'la birlikte rol aldı.

1989'da Steel Magnolias'taki yıldızlarla dolu oyuncu kadrosunun bir parçası olarak yaptığı çalışmayla daha da büyük beğeni topladı. Kendi müzikali olan Dolly Parton's Christmas on the Square'le son kez ekrana çıktı.

1984 yapımı Supergirl'de filme adını veren baş karakteri Helen Slater üstlenmişti. Supergirl, filmde Dunaway'in abartılı kötü karakteri Selena'yla mücadele ediyordu.

Ancak film eleştirmenlerden olumlu yorumlar almamış ve gişede de başarısı elde edememişti. DC Evreninde Superman'in kuzeni olan Supergirl karakteri, bu yıl House of the Dragon yıldızı Milly Alcock tarafından canlandırılan bir yeniden başlatma filmiyle geri döndü.

Bu film de karışık eleştiriler aldı. The Independent'tan Clarisse Loughrey filme iki yıldız verdi ve Alcock'un performansının yapımdaki tek parlak nokta olduğunu savundu.

Loughrey, "Alcock, filmin merkezinde tek başına, yine de parlayacak anlar buluyor, kahraman olduğuna inanmayan ama buna rağmen özünde iyi kalan bir kahramanın hem saldırgan alaycılığını hem de hassas kırılganlığını benimsiyor" diye yazdı.

DC onun geleceğini güvence altına almak istiyorsa, ona ait olabileceği bir dünya bulmalı.



*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir

independent.co.uk/arts-entertainment/films/news

Independent Türkçe için çeviren: Çağatay Koparal

Geçen ay hayatını kaybeden Country'nin Kraliçesi, DC'nin Supergirl'ünde rol alabilirdi
Salı, Eylül 8, 2026 - 17:00
Main image: 

<p>(Reuters)</p>

related nodes: 
Efsanevi şarkıcının hastalığını neden gizlediği ortaya çıktı
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Dolly Parton, 7 milyon doları neden geri çevirdi?
copyright Independentturkish: 
original url: 
https://www.independent.co.uk/arts-entertainment/films/news/dolly-parton-supergirl-dc-movie-faye-dunaway-b3046120.html

Nvidia CEO'su: Yeni ChatGPT, insan seviyesine ulaşan ilk yapay zeka

Nvidia CEO'su Jensen Huang, ChatGPT'nin son sürümünün yapay genel zeka (YGZ), yani insan seviyesinde yapay zekanın ilk örneği olduğunu iddia etti.

OpenAI'ın ChatGPT Astra diye bilinen GPT-6 modeli, Anthropic'in Claude'u ve Google'ın Gemini'ı gibi rakiplerinden ayrıldığını gösteren etkileyici sonuçlarla geçen hafta piyasaya sürülmüştü.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

OpenAI, "bilgisayar kullanımı, internette gezinme, yazılım mühendisliği, siber güvenlik, bilim ve profesyonel işler alanlarında en son teknoloji" olduğunu söylediği bu modelin, aynı anda birden fazla görevi otonom olarak tamamlayabildiğini belirtmişti.

Yeni yapay zeka modeli bir tanıtım sırasında kullanıcı isteklerini karşılarken aynı anda bir video oyunu oluşturmak veya hukuki bir belge hazırlamak gibi karmaşık görevleri de yerine getirmişti.

Huang tanıtımın ardından X'te paylaştığı gönderide "YGZ geldi. Tebrikler OpenAI ekibi" diye yazdı.
 

Jensen Huang (Reuters)
Nvidia CEO'su Jensen Huang, 16 Temmuz 2026'da Japonya'nın Tokyo kentinde konuşma yapıyor (Reuters)


YGZ'nin kesin tanımı sektör temsilcileri arasında tartışmalı olsa da OpenAI'ın tüzüğüne göre "ekonomik açıdan en değerli işlerde insanlardan daha iyi performans gösteren son derece otonom sistemler" anlamına geliyor.

ChatGPT'nin en son sürümünü tanıtmak üzere düzenlenen basın toplantısında OpenAI Başkanı Greg Brockman, "YGZ çağına hoş geldiniz" diyerek yeni modeli "yetenek açısından nesiller arası bir sıçrama" diye nitelemişti.

Brockman sözlerine şöyle devam etmişti: 

Birkaç yıl ileriye giderek geriye dönüp YGZ'nin gerçekte ne zaman yaratıldığını sorarsak, bence bu zamanlar ve bu model olabilir.

Bu iddiaları, OpenAI CEO'su Sam Altman'ın YGZ'nin "en iyi ihtimalle… çok kötü tanımlanmış bir terim" olduğunu söylemesinden sadece birkaç gün sonra geldi.

Sources podcast'inde konuşan Altman, "Bunun alakasız bir pazarlama terimi gibi olduğunu söyleyecektim" demişti.

Bir yapay zeka modelinin YGZ'ye ne kadar yaklaştığını ölçmeyi amaçlayan bağımsız karşılaştırma testlerinde ChatGPT Astra, insan puanlarına yaklaşan yeni yüksek puanlar elde etti.

Testleri geliştiren ARC Prize Foundation'dan Greg Kamradt, bunu "öncü model performansında anlamlı bir sıçrama" diye niteliyor.

Buna rağmen bazı sektör temsilcileri, herhangi bir mevcut yapay zeka modelinin insan seviyesinde olduğunu söylemeye hâlâ şüpheyle yaklaşıyor.

Teknoloji danışmanı Marko Tasic, Huang'ın iddialarına itiraz ederek bunu potansiyel bir halka arz öncesinde yapılan bir pazarlama hilesi diye tanımladı.

Tasic, "Hayır, bu YGZ değil" dedi. 

Bu sadece halka arz öncesi bir halkla ilişkiler hamlesi. Fiyatı şişirip satmak, hepsi bu.



*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

independent.co.uk/tech

Independent Türkçe için çeviren: Büşra Ağaç

Jensen Huang uzun zamandır beklenen yapay genel zeka (YGZ) çağının nihayet geldiğini söylese de OpenAI patronu bunun sadece "pazarlama" amacı taşıdığını belirtiyor
Salı, Eylül 8, 2026 - 16:15
Main image: 

<p>15 Mayıs 2026'da Fransa'nın Güney Korsika bölgesindeki Sartene'de bir akıllı telefon ekranında&nbsp;ChatGPT logosu görülüyor (Hans Lucas/AFP)</p>

related nodes: 
OpenAI'ın patronu Sam Altman: "Yapay zeka tartışmaya kapalı"
OpenAI'ın "korkutucu" bir güncelleme yaptığı iddiası: "Kırmızı çizgi aşılıyor"
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Nvidia CEO'su: Yeni ChatGPT, insan seviyesine ulaşan ilk yapay zeka
copyright Independentturkish: 
original url: 
https://www.independent.co.uk/tech/chatgpt-astra-agi-nvidia-huang-ai-b3046386.html

Atlas Çağlayan davasında karar açıklandı: Sanığa toplam 18 yıl 10 ay hapis cezası

İstanbul Güngören'de bıçaklı saldırıda öldürülen 16 yaşındaki Atlas Çağlayan ile ilgili davanın ikinci duruşmasında karar açıklandı. Buna göre tutuklu sanık E.Ç'ye "çocuğa karşı kasten öldürme" suçundan 14 yıl 9 ay, "silahlı tehdit" suçundan 3 yıl 9 ay ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar Kanunu'na muhalefet suçundan 4 ay 15 gün hapis cezası verildi.

İstanbul Güngören'de 14 Ocak'ta uğradığı bıçaklı saldırıda öldürülen 16 yaşındaki Atlas Çağlayan ile ilgili Bakırköy 2'nci Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın 9 Haziran'daki ilk duruşmasında Cumhuriyet Savcısı esasa ilişkin mütalaasını açıklamıştı. Davanın ikinci duruşmasında karar açıklandı. 

Mahkeme, tutuklu sanık E.Ç'yi Çağlayan'a karşı "çocuğa karşı kasten öldürme" suçundan önce "ağırlaştırılmış müebbet hapis" cezasına çarptırdı. E.Ç'nin suç tarihinde 14 yaşında olduğu anlaşıldığından 17 Ağustos 2026 tarihli 7593 sayılı Kanun'dan önce yürürlükte olan TCK'nin 31/2 maddesi gereğince 14 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildi. 

E.Ç'nin katılanlar D.Ç., R.O., T.U.A. ve Y.O.O'a karşı "tehdit" suçunu işlediği anlaşılması üzerine TCK 106/2-a maddesi gereğince suçun işleniş biçimi, kastının yoğunluğu, olayın meydana geldiği yer ve olayın oluş şekli gözetilerek "takdiren ve teşdiden" 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildi. E.Ç'nin suç tarihinde 12-15 yaşlarında olduğu anlaşılmakla, TCK'nın 31/2 maddesi gereğince verilen cezası 1/2 oranında indirilerek 3 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. 

Sanık E.Ç hakkında 6136 sayılı Ateşli Silahlar Kanunu'na muhalafet suçundan da sonuç ceza olarak 4 ay 15 gün hapis ve 50 gün karşılığı adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildi.

Sanık E.Ç böylece üç ayrı suçtan toplam 18 yıl 10 ay 15 gün hapis cezasına çarptırılmış oldu.

 

ANKA

Güngören’de 16 yaşındaki Atlas Çağlayan’ın öldürülmesine ilişkin davada sanık E.Ç., toplam 18 yıl 10 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı
Salı, Eylül 8, 2026 - 15:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
Atlas Çağlayan davasında karar açıklandı: Sanığa toplam 18 yıl 10 ay hapis cezası
copyright Independentturkish: 

Ayhan Bora Kaplan ve 4 polisin rüşvet davasında tüm sanıklara beraat

Ankara Emniyeti’nde dönemin Organize Suçlarla Mücadele Şubesi’nden sorumlu İl Emniyet Müdür Yardımcısı Alp Arslan, eski Asayiş Şube Müdürü Oben Özay, Başkomiser Ercan Karagöz ve polis memuru Serdar Coşkun hakkında Ayhan Bora Kaplan’a rüşvet verildiği iddiasıyla açılan davanın karar duruşması Ankara 33’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Duruşmaya tutuksuz sanıklar Alp Arslan, Oben Özay, Ercan Karagöz ve Serdar Coşkun katıldı. Bu dosya kapsamında tutuksuz yargılanan ancak Ayhan Bora Kaplan suç örgütü davası kapsamında tutuklu bulunan Ayhan Bora Kaplan da duruşmada hazır bulundu.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Savcılık beraat istedi

Duruşmada savcılık, esas hakkındaki mütalaasını açıkladı. Mütalaada, sanıkların üzerlerine atılı suçlardan cezalandırılmaları için yeterli ve kesin delil bulunmadığı değerlendirilerek tüm sanıkların beraatine karar verilmesi talep edildi.

Esas hakkındaki mütalaaya karşı savunma yapan sanıklar Alp Arslan, Ercan Karagöz, Oben Özay ve Serdar Coşkun, savcılığın beraat yönündeki mütalaasına katıldıklarını belirterek beraatlerini istedi.

Kaplan: "Murat Çelik ve ekibi yargılanacak"

Duruşmada savunma yapan Ayhan Bora Kaplan da "33. Ağır Ceza Mahkemesi’nde de yargılanıyorum. Yargılanmama neden olanlar arkamdaki polisler. Bunlar başlattı, Murat Çelik ve ekibi sürdürdü. Maalesef şimdi birlikte yargılanıyoruz. Mutlaka bir gün göreceksiniz Murat Çelik ve saz ekibi yargılanacak, cezalarını çekecekler. Bana sahte dosya yaptılar" dedi. Sanık avukatları da müvekkillerinin beraatini talep etti.

"Bu davalar tamamen kumpas"

Sanıkların son sözlerinin sorulmasının ardından tutuksuz yargılanan sanık Alp Arslan, suçlamaları kabul etmediğini belirterek, beraatini istedi. Arslan, "Biz hiç şahsileştirmedik dosyaları. Ben her dönem mal beyanında bulundum. Soruşturmanın başında buna bakılsaydı zaten bu dava açılmazdı. Gelirim ile giderimin orantılı olduğu ortada. Beraatimi talep ediyorum" diye konuştu.

Son sözü sorulan Ayhan Bora Kaplan ise, "Bu dava ve diğer dava tamamen kumpas ve mutlaka aydınlanacak. Siz de görecek ve duyacaksınız. Beraatimi istiyorum" dedi.

Tüm sanıklar beraat etti

Mahkeme, yapılan yargılama sonunda tüm sanıkların üzerlerine atılı suçları işlediklerine ilişkin kesin kanaat oluşmadığı gerekçesiyle beraatlerine karar verdi.

Mahkeme ayrıca, sanık polis memuru Alp Arslan’ın duruşma sırasında verdiği beyanların çelişkili olduğu değerlendirmesinde bulunarak, Arslan hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi. Kararın açıklanmasının ardından duruşma sona erdi.

Ne olmuştu?

Dosya kapsamında Alp Arslan’ın, Ayhan Bora Kaplan’a yaklaşık 250 bin dolar değerinde 7 adet Rolex saat aldırdığı iddiasıyla “rüşvet” suçundan yargılanıyordu. Oben Özay, Ercan Karagöz ve Serdar Coşkun ise banka hesaplarına mali profilleriyle uyumsuz şekilde yüksek tutarlarda para yatırıldığı tespiti üzerine “mal bildirimine aykırılık” suçlamasıyla yargılanıyordu.

 

ANKA

Ankara 33’üncü Ağır Ceza Mahkemesi, sanıkların üzerlerine atılı suçları işlediklerine dair kesin kanaat oluşmadığı gerekçesiyle beraatlerine karar verdi
Salı, Eylül 8, 2026 - 15:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

related nodes: 
Numan Kurtulmuş: Barış ve kardeşlik içerisinde daha güçlü bir Orta Doğu inşa etmekte kararlıyız
Selçuk Mızraklı tahliye edildi: Benden önce bu kapının önünde olması gereken halkın sevgilisi Selahattin Demirtaş'tır
Emekli Amiral Türker Ertürk'ün tahliye talebi reddedildi
Type: 
SEO Title: 
Ayhan Bora Kaplan ve 4 polisin rüşvet davasında tüm sanıklara beraat
copyright Independentturkish: 

GPS sistemlerini saatlerce devre dışı bırakan güneş fırtınasının gizemi aydınlandı

Yeni bir araştırmaya göre geçen yıl kasımda Dünya'yı vurarak daha önce hiç görülmemiş GPS kesintilerine yol açan şiddetli güneş fırtınası, Amerikan tarım sezonunda meydana gelseydi "ciddi kayıplara" yol açabilirdi.

Güneş fırtınaları, Dünya'da çoğunlukla Kuzey ve Güney kutuplarının üzerindeki semalarda görülebilen göz kamaştırıcı kuzey ışıklarına (aurora) yol açabiliyor.

Ancak bazen şiddetli güneş fırtınaları, Kuzey Avrupa ve Amerika'nın daha düşük enlemlerinde bile görülebilen dinamik kuzey ışıklarını tetikleyebiliyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Aktif bir güneş lekesi bölgesinden fırlayan devasa bir güneş patlamasının 11 Kasım'da tetiklediği böyle bir aurora, ABD'nin güneyindeki Florida'nın orta kesimlerinde bile görülmüştü.

Bu olay, Dünya'nın elektrik yüklü üst atmosfer tabakası iyonosferde, normal auroralarda görülenlerden çok daha uzağa yayılan bir türbülansa yol açmıştı.

İyonosferde güneş fırtınaları sonucu gerçekleşen bozulmaların en şiddetli görüldüğü yerler genellikle kutup bölgelerinin yakınlarıdır.

Bilim insanları Kasım 2025'teki güneş fırtınasının, Dünya'nın iyonosfer tabakasında normalden daha güneyde türbülansa yol açtığını ve 10 metreden fazla bir alanda GPS navigasyon sistemlerinin doğruluğunu geçici olarak azalttığını tespit etti.

Araştırmacılar, bulguları hakemli dergi Geophysical Research Letters'ta yayımlanan araştırmada şöyle yazıyor: 

Bu çalışma, aurora parlaklığıyla teknolojik sistemler üzerindeki etkileri arasında bağlantı kurarak genellikle nispeten sakin kabul edilen orta enlem bölgelerinde 10 metreyi aşan yatay konumlandırma hatalarının meydana geldiğini saptadı.

Araştırmada bilim insanları, aurora kameralarıyla yapılan gözlemleri, ABD ve Kanada genelindeki yer tabanlı GPS alıcı ağlarından elde edilen verilerle birleştirdi.

Güneş fırtınası sırasında ve sonrasında iyonosferdeki elektron yoğunluğunu, bu atmosfer katmanındaki türbülansı, sinyal dalgalanmalarını ve GPS konum belirleme hatalarını haritalandırdılar.

Bilim insanları, güneş fırtınası nedeniyle yüksek enerjili elektronların Dünya'nın manyetik alan çizgileri boyunca aşağı doğru hareket ettiğini ve geniş bir enlem aralığında üst atmosferdeki gazlarla çarpıştığını belirledi.

Çalışmada, bunun sonucunda kıta ABD'sinin büyük bir bölümünde GPS sinyal genliğinde güçlü titremeler meydana geldiği ortaya çıktı.
 

Güney ışıkları (AFP)
13 Kasım 2025'te Dunedin'deki Brighton Beach'in suları üzerinde ufukta parıldayan ve güney ışıkları diye de bilinen Aurora Australis (AFP)


Araştırma, tüm enlemlerdeki topluluklara aurora kaynaklı GPS aksaklıklarına daha hazırlıklı olma çağrısı yapıyor.

Bilim insanları, özellikle günümüzde otonom ulaşım ve hassas tarımda GPS'in oynadığı kilit role dikkat çekiyor.

Güneş fırtınalarının neden olduğu GPS kesintilerinin bu sektörler üzerinde ciddi etkiler doğurabileceği uyarısında bulunuyorlar.

Araştırmacılar, "Kasımdaki süper fırtınanın başlangıcı, ABD'deki tarım sezonunda gerçekleşseydi Amerikan tarım ve ulaştırma sektörlerinde ciddi kayıplara yol açabilirdi" diye yazıyor.

Bu nedenle, fırtına sırasında yüksek ve orta enlemlerdeki düzensizlikleri anlamak için aurora özelliklerinin dinamiklerini kontrol edip belirleyen fiziksel süreçler hakkında bilgi sahibi olmak gerekiyor. Bunlar arasında aurora yayında bulunan enerji akışı, genişleme hızı ve çökelme ölçeği boyutları gibi, aksamaların meydana gelmesine katkıda bulunan unsurlar yer alıyor.



*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

independent.co.uk/space

Independent Türkçe için çeviren: Büşra Ağaç

Güneş fırtınası, GPS sistemlerinin doğruluğunda 10 metreden fazla geçici düşüşe yol açmış
Salı, Eylül 8, 2026 - 15:30
Main image: 

<p>12 Kasım 2025'te uzay istasyonundan görüntülenen kuzey ışıkları (NASA)</p>

related nodes: 
Çığır açıcı araştırma: Güneş fırtınaları, Dünya atmosferini nasıl etkiliyor?
Güneş'teki leke sayısı rekor kırdı: Dünya'yı vuran plazma fırtınası ABD'de iletişimi felce uğrattı
Label: 
Type: 
SEO Title: 
GPS sistemlerini saatlerce devre dışı bırakan güneş fırtınasının gizemi aydınlandı
copyright Independentturkish: 
original url: 
https://www.independent.co.uk/space/solar-storm-gps-disruption-satellites-b3046382.html

Numan Kurtulmuş: Barış ve kardeşlik içerisinde daha güçlü bir Orta Doğu inşa etmekte kararlıyız

Türkiye ile Irak arasında son zamanlarda fevkalade olumlu bir ivme yakalandığını belirten Kurtulmuş, bu sürecin başarılı bir şekilde sürdürülmesi bakımından ziyareti çok önemsediklerini ifade etti. 2024 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Irak ziyaretinde 27 anlaşma ve mutabakat metninin imzalanmasının tarihi bir adım olduğunu kaydeden Kurtulmuş, bu yılın temmuz ayında Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin Türkiye ziyaretinde de stratejik kararlar alındığını ve çok sayıda belge imzalandığını hatırlattı.  

İki ülke parlamentoları arasındaki iş birliğine değinen Kurtulmuş, "Ümit ediyorum ki, bundan sonra hükümetlerimizin arasında var olan bu olumlu gündem her iki ülkenin parlamentolarında da olumlu bir şekilde ilerletilecek ve Türkiye, Irak parlamentoları olarak yakın iş birliği çerçevesinde çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Ele aldığımız konuların sadece toplantılarda konuşulan konular olmaktan çıkarılması için takip ve koordinasyonunun gerekli olduğu ortadadır. Bu çerçevede her iki ülkenin de başta dostluk grupları olmak üzere aralarında oluşturacağı komitelerle bu süreci takip etmesini arzu ediyoruz" ifadesini kullandı.

"Eski düzen çökmüş olmakla birlikte yeni düzen henüz kurulamamıştır"

Küresel ve bölgesel gelişmeleri değerlendiren Kurtulmuş, dünyanın önemli bir süreçten geçtiğini vurgulayarak şunları söyledi:

Mevcut sistem bütün kurumlarıyla, kuruluşlarıyla, kurallarıyla çökmüş vaziyettedir. Ancak eski düzen çökmüş olmakla birlikte yeni düzen henüz kurulamamıştır. Başta bölgemiz olmak üzere bütün dünyada yaşanan çatışmalar, gerilimler ve istikrarsızlık da aslında dünya sistemindeki bu sistemsizlik durumunun bir yansımasıdır. Hiç şüphesiz dünyadaki gerilim, çatışma ve istikrarsızlıktan en fazla etkilenen bölgelerin başında da Türkiye ve Irak olarak içinde bulunduğumuz Orta Doğu coğrafyası gelmektedir. Dolayısıyla biz bütün bu bölgede yaşananları çok yakından takip etmek ve tedbirlerimizi almak mecburiyetindeyiz. Zaten var olan istikrarsızlıklara bir de İsrail'in bölgedeki yayılmacı politikaları ve hemen hemen bölge ülkelerinin tamamına karşı geliştirdiği hasmane tavrı ve bölgedeki istikrarsızlaştırıcı politikaları da dikkate alındığında çok daha uyanık, çok daha güçlü ve çok daha iş birliği halinde olmamız gerek.

Irak'ın tutumuna ve demokrasisine takdir

Türkiye'nin sorunlara "bölgesel sahiplenme ilkesi" çerçevesinde yaklaştığını söyleyen Kurtulmuş, dost bir ülkede yaşanan karışıklık veya çatışmaya Türkiye'nin bigane kalamayacağını söyledi. Irak'ın istikrarını ve geleceğini fevkalade önemsediklerini dile getiren Kurtulmuş, "Bu çerçevede Irak hükümetinin bölgesel ihtilafların dışında kalma, özellikle Hürmüz Boğazı'ndaki ihtilaftan sonra İsrail ve Amerika'nın İran'a başlattığı savaştan sonra ortaya çıkan gerilim ve ihtilafların dışında kalma çabalarını, ayrıca yine Irak Merkezi Hükümeti'nin devlet otoritesini ve egemenliğini sağlamak konusundaki attığı adımları da takdirle karşılıyoruz" dedi.

"Asya ile Avrupa birbirine bağlanacak"

Ekonomik ve sosyal ilişkilere değinen Kurtulmuş, ikili ticaret hacminin 17 milyar dolardan 30 milyar dolara çıkartılması kararlılığını ifade etti. Çifte vergilendirmenin önlenmesi, yatırımların teşvik edilmesi ve vizelerin kolaylaştırılması konularında anlayış birliği içinde olunduğunu kaydetti. Kurtulmuş ayrıca, Türkiye Maarif Vakfı okullarının sayısının artırılması, TİKA projeleriyle kalkınma desteği verilmesi ve Türkiye burslarından yararlanan Iraklı gençlerin sayısının artırılması konularının da görüşmede gündeme getirildiğini aktardı.

Bölgesel iki önemli projeden ilkinin "Kalkınma Yolu Projesi" olduğunu belirten Kurtulmuş, projeye ilişkin şu bilgileri verdi:

Kalkınma Yolu Projesi bağlantısallığın en mükemmel manada sağlanacağı ve önümüzdeki dönemde hem Irak'ın gelişmesini hem bölgenin gelişmesini, kalkınmasını sağlayacak hem de Türkiye'nin gelişmesine katkıda bulunacak çok önemli bir projedir. Bu proje vasıtasıyla, bizim üzerimizden Irak ve Türkiye üzerinden Asya ile Avrupa birbirine bağlanacak. Asya ve Avrupa ekonomileri birbirleriyle entegre hale gelecektir. Onun için Kalkınma Yolu Projesi kapsamında atılacak her türlü adıma sonuna kadar destek vereceğimizi bir kere daha karşılıklı olarak teyit ettik. Bu sürecin hızlanması için neler yapılması gerektiği konusunda da fikirlerimizi paylaşmış olduk. Ümit ediyorum ki, Kalkınma Yolu Projesi en kısa süre içerisinde bütün bileşenleriyle birlikte aktif, görünür, hayata geçirilmiş olan bir proje, bir uygulama haline gelsin.

Kurtulmuş, projenin kazan-kazan prensibiyle iki ülkeye maddi kazanç sağlamanın yanı sıra halkları, kültürleri ve şehirleri birbirine bağlayacağını vurguladı.

Terörsüz Türkiye ve bölge süreci

İkinci önemli projenin "Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge projesi" olduğunu ifade eden Kurtulmuş, 10 Ağustos tarihinde TBMM Genel Kurulu'nda 467 milletvekilinin oyuyla Terörsüz Türkiye ile ilgili kanun teklifinin yasalaştığını hatırlattı. Kurtulmuş, sürece ilişkin şu açıklamalarda bulundu:

Böylece Türkiye'nin, Cumhuriyet'in ilk asrının yarısını heba ettiğimiz terör meselesini bütünüyle geride bırakıyoruz. PKK bütün unsurlarıyla birlikte kendisini feshediyor ve silahlarını teslim etme sürecini başlatıyor. Bu sürecin bir yansıması olarak Suriye sınırları içerisinde PYD, YPG ve KCK'nın da hızlı ve süratli bir şekilde yeni Suriye yönetimine entegre olmasını takdirle karşıladığımızı ifade etmek isterim. Aynı şekilde Türkiye'deki bu 'Terörsüz Türkiye' yaklaşımının bütün bölgeye de etki edeceğini, terörden çok çekmiş olan Iraklı kardeşlerimizin de en kısa zamanda terörden ve silahlı gruplardan kurtulacağını ümit ediyoruz.

Irak'taki silahlı grupların silah bırakma hazırlığı

Irak'ın da terör örgütlerinden ve silahlı milis gruplarından temizleneceğini belirten Kurtulmuş, "Önümüzdeki aydan itibaren başlanacak olan Irak'taki silahlı grupların, milis grupların silahlarını Irak merkezi hükümetine devretmesiyle ilgili hazırlığın da çok önemli olduğunu ifade etmek isterim. Irak'ı yöneten Cumhurbaşkanı, Başbakan, Meclis Başkanı ve Yüksek Yargı Başkanı başta olmak üzere Irak'ın bütün unsurlarının da Irak'taki milislerin silahsızlandırılması konusunda ittifak halinde olması Irak için önemli bir kazançtır" dedi.

Kurtulmuş, önümüzdeki ay başlayacak silahsızlanma projesiyle Irak'ın barış ve esenlik coğrafyası olmasını, PKK ve türevlerinin silah bırakmasıyla da Suriye'nin her yerinde barış türkülerinin söylenmesini ümit ettiğini söyleyerek, "Bir asır evvel bir, beraber ve kardeş yaşayan coğrafyamız emperyalistlerin projeleri çerçevesinde paramparça edildi. Bir asır evvel Sykes-Picot Anlaşması çerçevesinde bütün bölge cetvellerle çizilerek halklar birbirlerinden uzaklaştırılmaya çalışıldı. Şimdi terörsüz Türkiye süreci ve terörsüz bölge süreciyle birlikte hep beraber dağılan parçalarımızı bir araya getiriyoruz. Birleşiyoruz. Birlik halinde beraber oluyoruz. Barış içerisinde, kardeşlik içerisinde inşallah hep beraber daha güçlü bir Orta Doğu ve bölgeyi inşa etmek kararlılığıyla yolumuza devam ediyoruz" diye konuştu.

"Terörsüz Türkiye yasası hem Türkiye hem bölge için çok önemli"

 Irak Temsilciler Meclisi Başkanı Heybet Halbusi ise ikili ilişkiler, bölgesel güvenlik, enerji ve ticaret konularında açıklamalarda bulundu.

TBMM tarafından kabul edilen çerçeve yasaya değinen Halbusi, "Türkiye Büyük Millet Meclisi terörsüz Türkiye yasasını onayladınız. Bu konu hem Türkiye ve bölge için hem de çevredeki diğer ülkeler için çok önemli" dedi.

Irak'ta yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi veren Halbusi, 30 Eylül ile 1 Ekim tarihlerinde bütün silahların devlet otoritesi ve kontrolü altında olmasına yönelik bir çalışma gerçekleştirileceğini kaydetti. Bütün siyasi grubu olan parti başkanları ve Irak halkının diğer kesimlerinin bu konuda hemfikir olduğunu belirten Halbusi, bunun ulusal bir mesele olduğuna dikkati çekti. Bölgesel barış hedefine vurgu yapan Halbusi, "Biz bütün bölgemiz artık terörsüz bir bölge olsun istiyoruz. Bu konu gerçekten bütün ülkelerin istikrarını yakından ilgilendirmektedir" diye konuştu.

2025 çerçeve anlaşması ve bakanlıklar arası koordinasyon

Ortak görüşmelerde iki ülke arasında birçok konunun ele alındığını bildiren Halbusi, 2025 yılında imzalanan Çerçeve Anlaşması'nı hatırlattı. Irak Dışişleri Bakanlığı ve ilgili diğer bakanlıklardan üst düzey yetkilileri ağırlayarak anlaşmanın detaylarını değerlendirdiklerini belirten Halbusi, bundan sonraki süreçte ilgili bakanlıkların koordinasyon içinde çalışmalarını sürdüreceğini iletti.

Kalkınma Yolu Projesi'nin iki ülke için stratejik bir konu olduğunu ve projeyi çok desteklediklerini ifade eden Halbusi, Hürmüz Boğazı'nda yaşanan son gelişmeler neticesinde petrol sevk edebilmek amacıyla yeni kapılar arandığını kaydetti. Bu doğrultuda Ovaköy Sınır Kapısı ile Fişhabur Kapısı'nın büyük önem teşkil edeceğini belirten Halbusi, petrol boru hattı anlaşmasının uzatıldığını ve Çerçeve Anlaşması'nın bu süreçte büyük rol oynadığını aktardı.

Su konusunun da görüşmede gündeme geldiğini belirten Halbusi, suyun rasyonel kullanılması ve bu alanda yeni teknolojilerin devreye sokulması için Irak'ta Türk firmalarının katkılarının ve teknoloji transferinin söz konusu olacağını söyledi.

Ticaret hacminde 30 milyar dolar hedefi

İki ülke arasındaki ekonomik ilişkilere dikkati çeken Halbusi, 2025 yılında ikili ticaret hacminin 17 milyar dolara ulaştırıldığını hatırlatarak, önümüzdeki yıllarda bu rakamı 30 milyar dolara çıkarmak istediklerini ifade etti. 

Anlaşmaların ve mutabakat zaptlarının Meclis onayından geçmesinin esas olduğunu vurgulayan Halbusi, "Biz Temsilciler Meclisi olarak bu konudaki desteklerimizi sürdüreceğiz ve yasama konusunda Irak için çalışmalarımızı devam ettireceğiz. Sayın Başkan'ın da dediği gibi bütün anlaşmalar, mutabakat zaptları aslında bir kağıt üzerinde kalan bir mürekkep olarak değil, uygulanması söz konusu" dedi. 

 

ANKA

"Terörsüz Türkiye süreci ve terörsüz bölge süreciyle birlikte hep beraber dağılan parçalarımızı bir araya getiriyoruz. Birlik halinde beraber oluyoruz"
Salı, Eylül 8, 2026 - 15:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
Numan Kurtulmuş: Barış ve kardeşlik içerisinde daha güçlü bir Orta Doğu inşa etmekte kararlıyız
copyright Independentturkish: 

Gazze olayı bilinmeyen değildi: "D günü", D+1 ve Haaretz'in ifşası

Bugün Haaretz'in yayımladığı araştırma, kamuoyunun bir kısmını tek bir telefona kilitledi. BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayed, 7 Ekim 2023'ten yaklaşık on gün önce Netanyahu'yu aramış; Sinwar'ın büyük bir operasyon hazırlığında olduğunu söylemiş; İsrail Başbakanı sakin kalmış, tehdidi Batı Şeria'ya kaydırmış ve bu görüşmeyi güvenlik şeflerine aktarmamış. Ofis haberi yalanlıyor. Muhalefet aynı metni "körlemesine felaket" diye kullanıyor. Seçim takvimi 27 Ekim. Trump'ın 15 maddelik Gazze belgesi masada reddedilmiş durumda.

Haber teknik olarak yeni olabilir. Stratejik olarak yeni değildir. Asıl mesele, belgenin varlığı değil; belgenin hangi durumun içinde durduğudur. 7 Ekim'den beri yazdıklarım ve konuştuklarımla çizdiğim çerçeve tam da bu ayrımı hatırlatmak içindir: D gününü bilen bir hat vardı. El, D+1 için hazırlanmıştı.


Bugün kilitlenilen yüzey

Haaretz araştırmasının özeti şudur. 23 Eylül 2023 civarında 45 dakikalık bir görüşme yapılır. Bin Zayed, Sinwar'ın "deprem" niteliğinde bir harekât planladığını iletir. Netanyahu, Hamas'ın asıl niyetinin Batı Şeria olduğunu söyler; "her senaryoya hazırız" der. Görüşmenin içeriği IDF, Mossad ve Şin Bet şeflerine taşınmaz. Eisenkot bu resmi, Netanyahu'nun İsrail'i felakete götürdüğü iddiasına bağlar.

Aynı günlerde ikinci bir hat işler. Netanyahu, Trump'ın Hamas'ın silahsızlanması ve kademeli çekilme içeren Gazze belgesini açıkça reddeder. Çekilme yoktur; silahsızlanma "gerçek" olacaktır; Filistin devleti yoktur. İçeride seçim, dışarıda İran rejiminin "sonu yakındır" retoriği, ortada ise rehine dosyası ve kent merkezlerine inmiş füze faturası durur.

Bu iki haber aynı günde yan yana durunca, okuyucunun bir kısmı olayı kişisel ihmal ve ahlaki skandal olarak tüketir. Tek telefon, tek suçlu, tek ifşa. Derinlik kaybolur. Oyalama buradan başlar.


"D günü" ve D+1

Benim açıklamam şu: "D günü"nü bilen Netanyahu, elini D+1 için beklentiye göre hazırladı. Yazılmayan nokta şudur: ABD de saldırıyı biliyordu. Reaksiyon süresi kısaydı. Güçlü karşılık verebilecek askerî mekanizmalar ve siyasal eksendeki süreçler hızlıca tamamlandı.

Rehine ve kayıp sayısı, Netanyahu'nun beklediği gibi olmadı; fazla oldu. Bu, tasarımın kusursuz olduğu anlamına gelmez. Tasarımın yönünü değiştirmez. D+1'deki karşılık yalnız Gazze'de durmadı. İran ve vekiller, yani Direniş Ekseni üzerine askerî reaksiyon, 12 Gün Savaşı'na kadar ilerletildi.

Ocak 2025'ten itibaren Beyaz Saray'da Trump–Netanyahu görüşmeleri çok sayıda yapıldı. Kontrol kimdeydi sorusu buradan okunur. ABD hamleleri içinde askerî kuvvet de vardı, diplomasi de. 7 Ekim sonrası müşterek dil "harita değişecek" idi. İbrahim Anlaşmaları 2019–2020'den beri ayrı bir proje katmanı olarak duruyordu. 7 Ekim bu projeyi durdurmadı; dönüştürdü.


Haaretz, diaspora ve seçim hesabı

Şöyle bağlıyordum: Trump Netanyahu'dan kurtulmak istiyor. Haberi yapan Haaretz ve ABD'deki diaspora da bunu istiyor. Önemli olan, seçimde Netanyahu'nun yenilip yenilmeyeceği, yani İsrail halkının oylarıdır. Bu tür bir ifşa, o hesabı şimdi seçim takvimine yapıştırır.

Netanyahu'nun kaybedeceğini son aylarda defaten söyledim. Hesap bunun üzerinedir. İsrailliler rehineler ile İran füzelerinin kent merkezlerindeki yıkımının faturasını çıkarıyor. Fakat bir cümleyi eksik bırakmamak gerekir: İsrail hâlâ İsrail'dir, ABD hâlâ ABD'dir. Kişisel tasfiye isteği, devlet aklının sürekliliğini iptal etmez.


Filistin davası İran dosyasına yedirildi

7 Ekim'den hemen sonra ekranda ve yazıda aynı çizgiyi koydum. Türkiye olaya Gazze ve Filistin merkezli bakar. ABD ve İsrail ise olayı İran ve vekilleri üzerinden okur. Bu iki okuma aynı olayın iki farklı haritasıdır. Birincisi davayı görür. İkincisi davayı eksenin içine gömer.

Filistin konusu başka, İran konusu çok başkadır. Gazze'yi ve dolayısıyla Hamas'ı, İran sorununun içinde görmek, Filistin'e yönelik en büyük yanlıştır ve hatta ihanettir.

Bu cümleyi Şubat 2025'te Filistin davası yazısında belirttim. Çünkü 7 Ekim'den sonra dolaşıma sokulan "İran'ın vekil gücü, terör…" sözcükleri, Filistin'i örtmek için kullanılan politik dildir. Hamas 7 Ekim'de saldırıyı gerçekleştirdi; İsrail 8 Ekim'de hemen savaş ilan etti. D+1 gecikmedi. Toprak anlaşmasını istemeyen taraf, başından beri İsrail'dir. Gazze, Filistin'den ayrı bir dosya değildir.

İran bu süreci tam göremedi. İşin kötüsü, Gazzeli halk ve Hamas da göremedi. Filistin Devlet Başkanı baştan itibaren ayağını geride tuttu. Abbas'ın ateşkes sonrası "Hamas İran'ın oyununa geldi" cümlesi, bu mesafenin resmî teyididir. Sonuç ağırdır: on binlerce masum insan öldü, Gazze yıkıldı, enkazı yeni inşaat projesine çevirenler vardır. İş, bir kurula sevk edilmiştir.


7 Ekim öncesinden işaret edilen hat

Bilinmeyen, telefonun içeriği değildi. Bilinmeyen diye sunulan şey, o telefonun hangi durumun içinde çaldığıydı. 2023 sonbaharından bu yana tekrarlanan iskelet şudur.

1. D / D+1 ayrımı. Saldırının kendisi kadar, saldırının hemen ertesi gün ilan edilen savaş ve ardından eksene yayılan karşılık tasarımı.
2. ABD bilgisi ve hız. "Şaşkınlık" anlatısı, hazır mekanizmalar ve kısa reaksiyon süresi ile çelişir.
3. Filistin, İran vekili değildir. Bu eşitleme davayı yok eder. 2023'ten 2025'e kadar aynı uyarıyı yazdım.
4. Hamas ve İran'ın kör noktası. Kendi D günlerini, karşı tarafın D+1 mimarisi sanmamaları.
5. Abbas'ın mesafesi. Filistin resmî hattı baştan geride durdu; sonra "İran oyunu" teşhisine sığındı.
6. Trump–Netanyahu asimetrisi. Çok görüşme, ortak operasyon; sonra Gazze belgesi, seçim ve "Netanyahu'dan kurtulma" isteği.
7. Seçim ve fatura. Rehine dosyası ile kentlere inen füzeler, iç hesabı bozar. Haaretz haberi bu faturayı oy sandığına bağlar.
8. Sonuç dili. Tezim işliyor: Zafer yoktur. Durum değişikliği vardır. Yıkımın inşaat diline çevrilmesi ve işin bir "Barış Kurulu"na sevk edilmesi, bu dilin son halkasıdır.


Bilinmeyen olabilir miydi?

İki katmanı ayırmak gerekir.

Operatif katman. BAE uyarısı, Mısır kanalı, Şin Bet'in Sinwar'ı vurma önerisi, "deprem" dili — bunlar 2023 sonbaharında istihbarat camiasında dolaşan türden işaretlerdir. "Hiç kimse bilmiyordu" iddiası, büyük devletlerin kriz yönetiminde nadiren doğru çıkar. D gününü bilen taraf vardı. ABD de biliyordu. Reaksiyonun kısalığı tesadüf değildir.

Stratejik katman. Asıl okunmayan şey uyarının varlığı değil, şu zincirdir: Hamas'ın D günü, İsrail'in D+1'ine malzeme olabilirdi. D+1 yalnız Gazze değildi; Lübnan, Suriye, Yemen, sonra İran hattıydı. Filistin davası bu hatta araç haline getirildi. İran ve Hamas, kendi hamlelerinin karşı tarafın hazırladığı durum değişikliğinin içinde eriyeceğini hesaplayamadı. Netanyahu için kriz hem varoluşsal tehdit hem seçim yakıtıdır. Trump için Netanyahu hem enstrüman hem yüktür.

Bu yüzden bugün Haaretz'e kilitlenen kesimlerin kaçırdığı yer nettir. Tek belge, tek telefon, tek suçlu. 7 Ekim'den beri tekrarladığım şey bunun tersidir: Olay tek bir ihmal değil, çok katmanlı bir durum üretimidir.


Sonuç

Bugünkü haber, 2023 sonbaharından beri kurduğum iskeleti çürütmez. İskeletin üzerine bir belge koyar. Belgeler değişir. Çerçeve durur.

7 Ekim bir başlangıç gibi pazarlandı; aslında bir perdenin açılışıydı. Perde Gazze'de açıldı, vekillerde genişledi, İran'da on iki güne sıkıştı, şimdi seçim ve kurul dilinde kapanmaya zorlanıyor. Bilinmeyen, telefonun içeriği değildi. Bilinmeyen, o telefonun hangi durumun içinde çaldığıydı. Filistin'i İran dosyasından ayırmadan bu durum okunmaz. "D günü"nü D+1'den ayırmadan da okunmaz.

Neye üzülüyorum? En başından beri olayı tarif ettim, ancak konformistler başka telden çaldılar. Bu da Netanyahu'nun işine yarayan bir başka sayfaydı. Alet olmanın türlü halleri vardır. Haydi o zaman, şimdi ayıklayın pirincin taşını… Haber bu deyip konuşun bakalım, bu da bir örtü.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Gürsel Tokmakoğlu Independent Türkçe için yazdı: "Netanyahu, Trump, Hamas, Filistin, İran ve vekil güçler hattında 7 Ekim öncesinden bugüne işaret edilen çerçeve"
Salı, Eylül 8, 2026 - 15:00
Main image: 

<p>Fotoğraf:&nbsp;Maayan Toaf/GPO</p>

Type: 
SEO Title: 
Gazze olayı bilinmeyen değildi: "D günü", D+1 ve Haaretz'in ifşası
copyright Independentturkish: 

Yıllardır beklenen Fury-Joshua maçı yine mi olmayacak?

Ezeli rakibi Anthony Joshua'yla uzun zamandır beklenen ağırsıklet karşılaşmasının gerçekleşmeyeceğini öne süren Tyson Fury, Oleksandr Usyk'e üçüncü maç için meydan okudu.

Aralarındaki maç bu neslin iki Britanyalı yıldızı arasındaki en büyük mücadele olsa da Joshua'yla Fury'nin 20 Kasım'da ABD'nin New York kentindeki Madison Square Garden'da kozlarını paylaşması gündeme gelmişti.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Ancak anlaşma sağlanamıyor. Joshua'nın organizatörü Eddie Hearn, "AJ"in sözleşmesinin Birleşik Krallık'ta (BK) yapılacak bir karşılaşmayı kapsadığını söylerken Fury'nin organizatörü Frank Warren ise "Çingene Kral"ın anlaşmasının daha esnek olduğunu belirtti.

Fury, karşılaşmanın henüz kesinleşmemesi nedeniyle sabrını yitirmiş görünüyor. Geçen hafta Joshua'yı "korkak" diye niteleyen Fury, şimdiyse sosyal medyada paylaşım yaparak Matchroom'un yıldızının karşılaşma yüzünden "altına ettiğini" söyledi ve bunun yerine 2024'te iki kez puanla yenildiği Usyk'e meydan okudu.

Fury, Instagram hikayelerinde yaptığı paylaşımda, "AJ yine altına etti, yine" dedi.

11 yılın ardından sonunda yine altına etti.

Bu, beni yalnızca Oleksandr Usyk'le bir maça götürecek. Oleksandr, sen onun (Joshua'nın) antrenörü ve sensei'sisin. Onun zihnen zayıf bir pislik olduğunu ve Çingene Kral'la asla dövüşmeyeceğini biliyorsun. Oysa sen, bunu iki kez yapacak cesareti gösterdin.

Son seferinde hakemlerin kararları senin lehineydi, hakkını vermek lazım. Sana bol şans, hadi bunu tekrar yapalım. Kasımda rövanşı yapalım. Artık top senin sahanda... Bu yıl, 2026'da benimle dövüşmek istiyor musun, yoksa kaçıyor musun? Bana haber ver çünkü artık yeni bir rakip arıyorum.

Fury'nin kardeşi Shane kısa süre önce, rakibin Joshua olup olmamasından bağımsız Tyson'ın 20 Kasım'da ringe çıkacağını söyledi. "Çingene Kral" da kısa süre sonra bu fikrin arkasında olduğunu yineledi ve Agit Kabayel, Filip Hrgovic ve Daniel Dubois'nın olası alternatif rakipler olduğunu açıkladı.

38 yaşındaki Fury son olarak temmuz sonunda ringe çıktı ve 46 yaşındaki Mariusz Wach'ı 7 rauntta nakavt etti. Tayland'da gerçekleşen karşılaşma hiçbir yerde canlı yayımlanmadı.

Bir gün sonra Joshua, Suudi Arabistan'da düzenlenen bir dövüşte, nispeten tanınmayan Kristian Prenga'yı ikinci rauntta nakavt etti. Ancak Prenga, 37 yaşındaki Joshua'yı ilk rauntta iki kez yere serdi.

Bu iki karşılaşma Joshua-Fury maçı öncesinde birer hazırlık maçı olarak görülüyordu. Ancak o hafta, mücadelenin Wembley Stadı'nda yapılması halinde ring yürüyüşlerinin Londra saatiyle sabah 02.00'de başlaması gerekeceği ortaya çıktı. Bunun ardından eski dünya şampiyonlarının karşılaşmasına ev sahipliği yapmak için Madison Square Garden öne çıkan seçenek haline geldi.

Hearn daha önce anlaşmanın, boksörünün eline geçecek net maç ücretine bağlı olduğunu söylemişti. Hearn, Joshua'nın sözleşmesinin BK'de yapılacak bir karşılaşmayı kapsadığını belirtse de maçı finanse eden Suudi devletine ait organizasyon şirketi Sela'nın Netflix'teki daha büyük Amerikan izleyici kitlesini hedeflediği ve bu nedenle karşılaşmanın New York'ta yapılmasını istediği bildiriliyor.

PA'dan da yararlanılmıştır


*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir

independent.co.uk/sport/boxing

Independent Türkçe için çeviren: Çağatay Koparal

Yıllardır süren Fury-Joshua hikayesinde yeni bir gelişme var. Taraflar uzun zamandır beklenen Britanya ağırsıklet çarpışmasının yer ve zamanında anlaşamıyor
Salı, Eylül 8, 2026 - 14:00
Main image: 

<p>Tyson Fury, Anthony Joshua'yla yapacağı maçın iptal olduğunu öne sürdü&nbsp;(Reuters)</p>

related nodes: 
Kan görmek istemeyenlere: Yastık Savaşı Şampiyonası
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Yıllardır beklenen Fury-Joshua maçı yine mi olmayacak?
copyright Independentturkish: 
original url: 
https://www.independent.co.uk/sport/boxing/fury-joshua-off-fight-usyk-matchroom-b3045715.html

Selçuk Mızraklı tahliye edildi: Benden önce bu kapının önünde olması gereken halkın sevgilisi Selahattin Demirtaş'tır

Eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Adnan Selçuk Mızraklı, tahliye edilmesinin ardından tutulduğu Edirne F Tipi Cezaevi önünde açıklama yaptı. Mızraklı, yıllardır süren hukuksuzluklara rağmen mücadele etmeye devam ettiklerini belirterek Türkiye’nin kritik bir dönemden geçtiğini söyledi.

Mızraklı, “Hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde cezalar kesilmesine rağmen ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat düsturu edindik” dedi.

Farklı yaş gruplarından insanların aynı iradeyi ve kararlılığı taşıdığını belirten Mızraklı, “17-18 yaşındaki çocuklardan 80 yaşındaki arkadaşlarımıza kadar bütün arkadaşlarımda bu iradeyi, bu duruşu görüyorum. Bu duruşu kendimden önceki kuşaklardan, yoldaşlarımdan aldım” diye konuştu.

“2015 sonrası hukuk dışılığın zirve yaptığı dönem oldu”

2015 sonrası dönemin en temel belirleyicisinin “hukuk dışılık” olduğunu ifade eden Mızraklı, Türkiye’de demokrasinin kurumlarının aşındırıldığını söyledi.

Mızraklı, geçmişte yaşanan faili meçhuller, köy baskınları ve işkenceleri hatırlatarak dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in sözlerine atıfta bulundu. Mızraklı, Demirel’in “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz” dediğini belirtti ve sözlerini şöyle sürdürdü:

 

Hakkımızda usulsüzce, kumpaslarla, hukuk dışı bir şekilde cezalar kesilmesine rağmen ayakta durmayı ve buradan başımız dik çıkmayı kendimize hayat düsturu edindik.

Benim gibi burada duran gencecik, 17-18 yaşındaki çocuklardan 80 yaşındaki arkadaşlarımıza kadar bütün arkadaşlarımda bu iradeyi, bu duruşu görüyorum. Bu duruşu da kendimden önceki kuşaklardan, yoldaşlarımdan aldım. Çok kayıplar yaşadım, birçok hukuksuzlukla karşılaştım. Ama bugün, Türkiye açısından da temel bir aşama noktasına geldik. Kritik bir süreç var. Bu kritik sürecin, özellikle dışarıdan gelebilecek her türlü provokasyon olasılığı da gözetilerek dikkatli, özenli ve hızlı bir şekilde yürütülmesi gerekiyor.

Kaybettiğiniz şeyi kaybettiğiniz yerde ararsınız. 2015 ve sonrasını, geçmişin yüz yıllık muhasebesine girmeden değerlendirdiğimizde, 2015 sonrasının en temel belirleyicisi hukuk dışılıktır; hukukun dışına çıkmaktır.

Bunu rahmetli Demirel, sanırım 1995 veya 1996 yılında söylemişti. Yaşı uygun olanlar hatırlarlar. O dönemde faili meçhuller yaşanıyor, köy baskınları, sokak ortasında cinayetler, işkenceler ve insanların katledilmesi söz konusu oluyordu. O vakit Süleyman Demirel, Cumhurbaşkanı olarak şunu demişti: “Her devlet hukuk dışına çıkar ama bu kadarı da olmaz.”

Bunu tarihî belgelerde, gazete haberlerinde bulabilirsiniz. 2015 ve sonrası, hukuk dışılığın artık zirve yaptığı, şahikasına vardığı bir dönem oldu. Şimdi kaybettiğimiz şey nedir? Hukuk, demokrasinin kendisi.Zaten cılız olan demokrasinin bütün değerlerini ve kurumlarını aşındıran bir süreç yaşadık. Biz artık tabandan tavana, yani yerellerden Ankara’ya, merkeze, bütün merkezlere kadar demokrasinin adım adım, ilmek ilmek örülmesi sürecine girmiş durumdayız. Demokrasi bunun olmazsa olmazıdır.Ortada bir barıştan bahsediyoruz arkadaşlar. Bir barış sürecinden, bir barış ikliminden bahsediyoruz.Barış iklimi, “Dün kavgalıydık, bugün de barışıyoruz” deme durumu değil. Hafızası olan, geçmişi olan, telafi edilmesi gereken başlıkları bulunan bir süreçten bahsediyoruz.Dolayısıyla barışın kalıcı olabilmesi, yüreklerde, zihinlerde ve hafızalarda karşılık bulabilmesi için yapılması gereken şey, bu süreci hakikaten samimi hale getirmektir.

Burada kritik nokta şu: Özellikle başta İmralı’da Sayın Öcalan tarafından başlatılan süreç, adeta “Demokratik toplum ve barış bildirgesi” ile, Kur’an-ı Kerim’in ilk suresi olan Fatiha’nın okunması gibi yeni bir dönemin başlangıcına işaret et miştir.Fatiha iki türlüdür. Fatiha, bir geçmişe dönüştür. Geçmişin kötülüklerine bir Fatiha okumaktır. Bir de yeni bir döneme, yeni bir açılışa işaret eder.Buradaki Fatiha da o Fatiha’dır. Yeni bir dönemdir.Dolayısıyla bunun gereklerini genel olarak toparlamak istiyorum.Bu anlamda hukuka dönüş, demokratikleşme adımları, toplumun o kaygı ve korku koridorlarının giderek aşılmasını sağlayacak, güven katsayısını ve destek katsayısını artıracak adımlara ihtiyaç var.Bunun da en önemli faslı şeffaflaşmadır.Yani bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor ve ondan sonra biz bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben.

Şimdi buradan çıkmak gerekiyor.İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını planlayacaklardır. Ya hızlandıracaklar ya yavaşlatacaklar.Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz.Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, enformasyonun çoğaltılması gerekiyor.Tabii arkadaşlar, ben şu arkadaki adı Edirne F Tipi Cezaevi olan bu mekânla adeta bütünleşmiş diyeyim. Ki hiç bütünleşmesini istemeyiz.Yani eğer ben bugün burada, bu kapının önündeysem; asıl burada olması gereken, benden önce bu halkın sevgilisi, sevgili Selahattin Demirtaş’tır.Ben bu kapının önündeysem, çok kısa zamanda bu kapının önüne tekrar geri dönmek istiyorum.İçeri girmekten korkum yok. İçeri girmek için değil, oradaki yoldaşlarımızı, Selahattin Başkanı almak için gelmek istiyorum.

Ne olmuştu?

31 Mart 2019 yerel seçimlerinde yüzde 62’nin üzerinde oyla Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı seçilen Adnan Selçuk Mızraklı, 19 Ağustos 2019’da İçişleri Bakanlığı tarafından görevden alınarak yerine kayyım atanmasının ardından tutuklandı.

Mızraklı, 21 Ekim 2019’da gözaltına alındı. Ertesi gün “örgüt üyeliği” ve “örgüt propagandası” suçlamalarıyla tutuklandı.

9 yıl 4 ay 15 günlük cezasını tamamladı

Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 9 Mart 2020’de Mızraklı’yı “örgüt üyeliği” suçundan 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezasına çarptırdı.

Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesi, Temmuz 2020’de kararı onadı. Yargıtay 3. Ceza Dairesi ise Aralık 2022’de hükmü “eksik inceleme ve yetersiz gerekçe” gerekçesiyle bozdu ancak Mızraklı’nın tahliye talebini kabul etmedi.

Yeniden görülen davada Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 29 Kasım 2023’te Mızraklı hakkında aynı cezaya hükmetti. Yargıtay 3. Ceza Dairesi de 9 Ekim 2024’te kararı onayarak cezanın kesinleşmesine karar verdi.

Mızraklı’nın avukatları, kararın ardından Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunacaklarını açıkladı.

Mızraklı’nın 2025 yılında açık cezaevine ayrılma ve denetimli serbestlikten yararlanma talebi ise Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu tarafından reddedildi.

Diyarbakır’da karşılanması bekleniyor

Cezaevinden tahliye edilen Mızraklı’nın Edirne’den İstanbul’a, ardından da Diyarbakır’a geçeceği öğrenildi.

Mızraklı’nın bugün saat 19.30’da İstanbul’dan Diyarbakır’a hareket etmesi ve yaklaşık 21.30’da Diyarbakır Havalimanı’na ulaşması bekleniyor. Mızraklı için havalimanında karşılama yapılması planlanırken programın ayrıntıları henüz netleşmedi.

Mızraklı’nın sosyal medya hesabından dün yapılan paylaşımda ise “Yeniden umut ve sevda ile birlikte...” ifadelerine yer verildi.

Demirtaş daha önce duyurmuştu

Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Mızraklı’nın 8 Eylül’de tahliye edileceğini daha önce duyurmuştu.

Demirtaş, QAD-Barış Meydanı’na yazdığı yazıda Mızraklı ile yaklaşık 4,5 yıl aynı cezaevinde kaldıklarını belirterek, “Son beş yıldır ben ona emanettim, o bana emanetti. Salı sabahı buradan çıkacak, akşamına da Diyarbakır Havaalanında olacak. Artık size emanettir” ifadelerini kullanmıştı.

 

Independent Türkçe

Eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Adnan Selçuk Mızraklı, 9 yıl 4 ay 15 günlük hapis cezasının infazını tamamlamasının ardından Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nden tahliye edildi.
Salı, Eylül 8, 2026 - 14:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: X</p>

jw id: 
Xeo5i9Kg
Type: 
SEO Title: 
Selçuk Mızraklı tahliye edildi: Benden önce bu kapının önünde olması gereken halkın sevgilisi Selahattin Demirtaş'tır
copyright Independentturkish: 

Japonlardan batarya atılımı: Bin döngüden sonra bile yüzde 95 görülüyor

Bilim insanları lityum iyon bataryaların ömrünü uzatabilecek yeni bir katkı maddesi geliştirdi.

Lityum iyon bataryalar akıllı telefonlardan elektrikli araçlara kadar pek çok teknolojik cihazda kullanılıyor. 

Ancak bu batarya tipi geniş çapta kullanılsa da tekrarlayan şarj döngüleri nedeniyle performanslarının düşmesi gibi bir sorunları var.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Japonya İleri Bilim ve Teknoloji Enstitüsü'nden araştırmacılar bu sorunu çözmek için yeni bir bileşik geliştirdi.

Lityum iyon bataryalarda anot malzemesi olarak sıkça kullanılan grafit üzerinde, elektrolit bileşenlerinin ayrışmasıyla bir tabaka oluşuyor. Şarj döngüsünün başlarında oluşan ve katı elektrolit ara fazı diye bilinen bu tabaka, elektrotu korurken lityum iyonlarının geçmesine izin veriyor. 

Ancak bu tabakanın kararsız hale gelmesi, lityumun tüketilmesine, direncin artmasına ve batarya kapasitesinin düşmesine neden oluyor.

Bilim insanları yeni çalışmalarında özel olarak tasarlanmış bir elektrolit katkı maddesinin bu koruyucu tabakayı daha dayanıklı hale getirip getiremeyeceğini araştırdı. 

Araştırmacılar bu amaçla pentaflorofenil tiyofen imin (FPTI) isimli bir bileşik sentezledi. Ardından bu bileşiği, geleneksel lityum iyon bataryalara eklediler.

Bulguları hakemli dergi Energy & Fuels'ta yayımlanan çalışmaya göre, mililitre başına 2 miligram FPTI içeren grafit hücreler, bin döngüden sonra maksimum kapasitelerinin yüzde 89,4'ünü korudu. Bu oran 4 miligram içeren hüclerdeyse yüzde 95,6'ya yükseldi.

Öte yandan katkı maddesi içermeyen batarya hücreleri sadece yüzde 62,7'sini korudu ve yaklaşık 350 döngüden sonra ciddi kapasite kaybı sergilemeye başladı.

4 miligramla yapılan testlerde,  katı elektrolit ara fazının direncinin de kontrol grubuna kıyasla 7,6 ohm'dan 2,2 ohm'a düştüğü gözlemlendi. 

Direncin düşmesi, iyonların önündeki engellerin kalkmasını sağladığı için önem arz ediyor. Bu sayede batarya daha az ısınıyor ve enerjinin boşa harcanmasının ve iç bileşenlerin yıpranmasının önüne geçiliyor.

Araştırmacılar bu sayede bataryanın kapasitesini daha uzun süre koruyabildiğini söylüyor.

Ekip ayrıca bu tür katkı maddelerinin bir elektroda fayda sağlarken diğerine zarar verebileceğini ve bu nedenle tüm batarya sistemine göre özel olarak tasarlanması gerektiğini belirtiyor.

Yeni yöntemin geniş ölçekte kullanımını test etmek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç var. 

Ancak bulgular, anotu hedefleyen düşük miktarda bileşiğin, daha derinlemesine değişikliklere ihtiyaç duymadan performansı ciddi derecede artırabileceğini gösteriyor.

Lityum iyon bataryaların ömrünün bu şekilde uzatılması, cihazların kullanım süresi boyunca maliyetleri düşürürken hammadde ihtiyacını da azaltabilir.



Independent Türkçe, Interesting Engineering, EurekAlert, Energy & Fuels

Derleyen: Büşra Ağaç

Bilim insanları kendiliğinden oluşan koruyucu tabakaya odaklandı
Salı, Eylül 8, 2026 - 13:45
Main image: 

<p>Lityum iyon bataryalardaki koruyucu tabakanın kararsızlaşması, pil ömrüne ciddi zarar veriyor (Reuters)</p>

related nodes: 
Çinli bilim insanları aşırı sıcaklıkta bile sorunsuz çalışan batarya geliştirdi
Elektrikli araç menzilini iki katına çıkaracak batarya geliştirildi
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Japonlardan batarya atılımı: Bin döngüden sonra bile yüzde 95 görülüyor
copyright Independentturkish: 

Kısa haberler

Sayıştay ve bazı bakanlıklara ilişkin atama ve görevden alma kararları Resmi Gazete'de yayımlandı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla yayımlanan atama kararları kapsamında Sayıştay Savcılığına Milli Emlak Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Akcan getirildi.

Kültür ve Turizm Bakanlığında açık bulunan Bitlis İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne Osman Fadıl Üner atandı.

Kararla Mersin İl Kültür ve Turizm Müdürü Hakan Doğanay görevden alınırken, yerine Malatya İl Kültür ve Turizm Müdürü Yener Oba getirildi.

Abdullah Oğuz Aksaray İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne, Süleyman Demirtaş ise Samsun İl Kültür ve Turizm Müdürlüğüne atandı.

Milli Eğitim Bakanlığında açık bulunan Yükseköğretim ve Yurt Dışı Eğitim Genel Müdürlüğüne ise Faruk Berat Akçeşme getirildi.

Independent Türkçe, Türkiye ve dünyadan güncel haberleri okurları için derledi
Salı, Eylül 8, 2026 - 00:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: Independent Türkçe</p>

Type: 
SEO Title: 
Kısa haberler
copyright Independentturkish: 

Trendyol Süper Lig'in 4. haftası tamamlandı

Haftanın kapanış maçlarında Gaziantep FK, deplasmanda Göztepe'yi 4-2, Corendon Alanyaspor da konuk olduğu Çaykur Rizespor'u 1-0 yendi.

Deplasmanda İstanbul Başakşehir'i 3-2 yenen Galatasaray, haftayı lider tamamladı.

Haftanın sonucu en çok merak edilen mücadelesinde ise derbide Beşiktaş, deplasmanda Fenerbahçe'yi 2-1 ile geçerek ikinci sırada yer aldı.

Sonuçlar

Süper Lig'in 4. haftasında alınan sonuçlar şu şekilde:

Başakşehir-Galatasaray: 2-3

Erzurumspor FK-TÜMOSAN Konyaspor: 1-0

Fenerbahçe-Beşiktaş: 1-2

Kasımpaşa-Amed Sportif Faaliyetler: 2-2

Arca Çorum FK-Eyüpspor: 3-0

Kocaelispor-Samsunspor: 1-0

Trabzonspor-Gençlerbirliği: 5-0

Göztepe-Gaziantep FK: 2-4

Çaykur Rizespor-Corendon Alanyaspor: 0-1

5. hafta programı

Süper Lig'de 5. hafta maçlarının programı şöyle:

11 Eylül Cuma:

20.00 Beşiktaş-Erzurumspor FK (Tüpraş)

12 Eylül Cumartesi:

17.00 Eyüpspor-Çaykur Rizespor (Esenyurt Necmi Kadıoğlu)

17.00 Samsunspor-Arca Çorum FK (Samsun Yeni 19 Mayıs)

20.00 Corendon Alanyaspor-Göztepe (Alanya Oba)

20.00 TÜMOSAN Konyaspor-Trabzonspor (MEDAŞ Konya Büyükşehir)

13 Eylül Pazar:

17.00 Gençlerbirliği-Kasımpaşa (Eryaman)

20.00 Amed Sportif Faaliyetler-Başakşehir (Diyarbakır)

20.00 Galatasaray-Kocaelispor (RAMS Park)

14 Eylül Pazartesi:

20.00 Gaziantep FK-Fenerbahçe (Gaziantep)

AA

Trendyol Süper Lig'de haftayı Galatasaray lider tamamlarken, derbide konuk olduğu Fenerbahçe'yi mağlup eden Beşiktaş, ikinci sırada yer aldı
Pazartesi, Eylül 7, 2026 - 23:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Trendyol Süper Lig'in 4. haftası tamamlandı
copyright Independentturkish: 

İspanya Başbakanı Sanchez'den Kayseri'deki liseye teşekkür mektubu

Kayseri'nin İncesu ilçesindeki Mustafa Özkan Anadolu Lisesi öğretmen ve öğrencileri, Haziran 2026'da, hazırladıkları ve içinde şiir, makale ile çeşitli edebiyat yazılarının yer aldığı "Kıvılcım Dergisi"nin bir nüshasını İspanya Başbakanı Sanchez'e ulaştırarak, kendisini okula davet etti.

Derginin kendisine ulaşmasının ardından Sanchez, okula kendi imzasını taşıyan bir teşekkür mektubu yolladı.

Sanchez mektubunda, yoğun iş temposu ve programındaki sıkışıklık nedeniyle okula ziyaret gerçekleştiremediğini belirtti.

Okul Müdürü Fatih Şahin, gazetecilere, okul olarak öncelikle öğrencilerin ufkunu açmak için etkinlikler düzenlediklerini, bu kapsamda bir dergi çıkarttıklarını söyledi.

Kıvılcım ismini verdikleri dergide şiir, deneme, okulu anlatan yazıların yer aldığını dile getiren Şahin, şöyle konuştu:

"Farklı bir şey olsun dedik. İspanya Başbakanı Pedro Sanchez'i sürekli medyadan takip ediyoruz, görüyoruz. Ona gönderelim dedik. Sonra normal postayla gönderdik. Sağ olsun kendileri de dergimizi okumuş, incelemiş, çok beğenmiş. Zaten mektubunda da anlatmış, 'Büyük bir ilgiyle takip ettim' diyor. Hatta dergide kendisini okulumuza davet etmiştik. Ona da 'İşlerimin yoğunluğundan dolayı katılamayacağım' demiş ve güzel bir mektupla altına da imzasını atarak bizi mutlu etti. Biz, öğrencilerimiz, mektup elimize geçince çok mutlu olduk. Kendisine buradan, Türkiye'den teşekkürlerimizi iletiyoruz."

Şahin, Sanchez'in mektubunda ne yazdığıyla ilgili de bilgi vererek, "Mektubun içeriğinde, dergimizi büyük bir ilgiyle okuduğunu, nereden geldiğini merak ettiğini, mutlu olduğunu, buna bir cevap olarak kendi imzasıyla karşılık verdiğini, işlerinin yoğunluğu ve yükümlülükleri nedeniyle de davetimize icabet edemeyeceğini yazmış. Kendisi gerçekten büyük bir samimiyetle yazmış bu mektubu ve bizi çok mutlu etti." ifadelerini kullandı.

Başbakan Pedro Sanchez'in özellikle Filistin meselesine destek verdiğini vurgulayan Şahin, desteğinden dolayı bir insan, bir Müslüman olarak mutlu olduklarını belirtti.

Şahin, Sanchez'in gönderdiği mektup için okulda özel bir köşe hazırladıklarını ve okula gelen herkesin o mektubu okuduğunu sözlerine ekledi.

AA

Kayseri'nin İncesu ilçesindeki Mustafa Özkan Anadolu Lisesi öğrencilerinin hazırladığı edebiyat dergisini alan İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, okula teşekkür mektubu gönderdi
Pazartesi, Eylül 7, 2026 - 23:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
İspanya Başbakanı Sanchez'den Kayseri'deki liseye teşekkür mektubu
copyright Independentturkish: 

Ahmet Özer, Devlet Bahçeli ile görüştü

Görevden alınan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile görüştü. Özer, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, "Onurlu ve kalıcı bir barışın gerçekleşmesi, adaletin ve demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla ihya olması için üstümüze düşen sorumluluğun bilinciyle var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz" dedi.

Aziz İhsan Aktaş soruşturması kapsamında "örgüt üyeliği" iddiasıyla gözaltına alınarak tutuklanan ve yerine kayyum atanan, daha sonra hakkında tahliye kararı verilen Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile bir araya geldi.

Özer, Bahçeli ile gerçekleştirdiği görüşmeye ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yaptı.

Özer, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

"Sayın Devlet Bahçeli ile içinden geçtiğimiz barış sürecini bütün yönleri ile değerlendiren çok kıymetli bir görüşme gerçekleştirdim. Onurlu ve kalıcı bir barışın gerçekleşmesi, adaletin ve demokrasinin bütün kurum ve kurallarıyla ihya olması için üstümüze düşen sorumluluğun bilinciyle var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz."

Bahçeli daha önce "Ahmetler göreve" demişti

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, daha önce yaptığı bir konuşmada, yerine kayyım atanan Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk ile Ahmet Özer'i kast ederek "Ahmetler göreve" çağrısında bulunmuştu.

Independent Türkçe

Görevden alınan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, Devlet Bahçeli ile görüşmesinin ardından "Onurlu ve kalıcı bir barışın gerçekleşmesi için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz" dedi
Pazartesi, Eylül 7, 2026 - 22:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: X</p>

Type: 
SEO Title: 
Ahmet Özer, Devlet Bahçeli ile görüştü
copyright Independentturkish: 

Eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı bugün tahliye edilecek

Edirne Cezaevi'nde tutuklu bulunan eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı'nın bugün tahliye edileceği bildirildi. Mızraklı, tahliyesi öncesinde sosyal medya hesabından, "Yarın, yeniden, umut ve sevda ile birlikte…" mesajını paylaştı.

DEM Parti'den yapılan bilgilendirmeye göre Mızraklı, 8 Eylül Salı günü saat 08.30 ile 09.30 arasında Edirne Cezaevi'nden tahliye edilecek.

İstanbul'da ziyaretlerde bulunacak

Tahliyesinin ardından Edirne'den İstanbul'a hareket edeceği belirtilen Mızraklı'nın, İstanbul'da İsmail Beşikçi'yi ziyaret edeceği bildirildi.

Mızraklı'nın daha sonra Zincirlikuyu Mezarlığı'na giderek Sırrı Süreyya Önder'in mezarının yanı sıra başka mezarları da ziyaret edeceği aktarıldı.

Mızraklı'nın saat 19.30'da İstanbul Havalimanı'ndan uçuş yapmasının planlandığı kaydedildi.

Tahliye öncesi mesaj paylaştı

Mızraklı'nın tahliyesi öncesinde sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Yarın, yeniden, umut ve sevda ile birlikte…" ifadelerini kullandığı belirtildi.

Independent Türkçe

Eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, 8 Eylül Salı günü sabah saatlerinde Edirne Cezaevi’nden tahliye edilecek
Pazartesi, Eylül 7, 2026 - 20:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: X</p>

Type: 
SEO Title: 
Eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı bugün tahliye edilecek
copyright Independentturkish: 

Kayıt dışı para aktarımı soruşturmasında Ahmet ve Hülya Gökçek adli kontrolle serbest bırakıldı

Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Melih Gökçek'in ailesinin Almanya'da kurduğu HAMAG GmbH üzerinden gayrimenkul yatırımları yaptığı ve yurt dışındaki şirketlere kayıt dışı para aktarıldığı iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında ifade veren Ahmet Gökçek ile eşi Hülya Gökçek, yurt dışına çıkış yasağı adli kontrol tedbiriyle serbest bırakıldı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının, Melih Gökçek ve ailesi hakkında yurt dışındaki şirketlere kayıt dışı para aktarıldığı iddialarına ilişkin re'sen başlattığı soruşturma sürüyor.

Soruşturma kapsamında eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Melih Gökçek, geçen cuma günü şüpheli sıfatıyla savcılığa ifade verdi.

Bugün ise Gökçek'in oğlu Ahmet Gökçek ile gelini Hülya Gökçek, şüpheli sıfatıyla savcılıkta ifade verdi.

Yaklaşık 5 saat ifade verdiler

Savcılıkta yaklaşık 5 saat ifade veren Ahmet ve Hülya Gökçek, yurt dışına çıkış yasağı adli kontrol tedbiri uygulanması talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edildi.

Gökçek çiftinin sulh ceza hakimliğindeki sorgusu yaklaşık yarım saat sürdü. Mahkeme, Ahmet ve Hülya Gökçek'in yurt dışına çıkış yasağı adli kontrol tedbiriyle serbest bırakılmasına karar verdi.

Adliyeden protokol kapısından çıkmak istediler

Korumaları eşliğinde adliyeden ayrılmak isteyen Ahmet ve Hülya Gökçek, vatandaş girişinden çıkmak yerine protokol kapısını kullanmak istedi. Bu taleplerinin kabul edilmemesi üzerine Gökçek çifti vatandaş girişinden adliyeden ayrıldı.

Ahmet ve Hülya Gökçek, adliye çıkışında gazetecilerin sorularını yanıtsız bıraktı.

Soruşturma sürüyor

Melih Gökçek'in ailesinin Almanya'daki şirket faaliyetleri ve yurt dışındaki şirketlere kayıt dışı para aktarıldığı iddialarına ilişkin başlatılan soruşturmanın sürdüğü belirtildi.

ANKA

Ahmet ve Hülya Gökçek, yurt dışına kayıt dışı para aktarımı soruşturmasında adli kontrolle serbest bırakıldı
Pazartesi, Eylül 7, 2026 - 19:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
Kayıt dışı para aktarımı soruşturmasında Ahmet ve Hülya Gökçek adli kontrolle serbest bırakıldı
copyright Independentturkish: 

Arap Birliği'nden İsrail'in Kudüs'teki ihlallerine karşı "caydırıcı önlem" çağrısı

İsrail'in işgal altındaki Kudüs'teki hukuk dışı uygulamalarına ve politikalarına karşı uluslararası harekete geçilmesini sağlamakla görevli Kudüs'ten Sorumlu Arap Bakanlar Komitesi, Mısır'ın başkenti Kahire'de düzenlenen Arap Birliği Konseyi'nin bakanlar düzeyindeki 166. oturumu sonrasında açıklama yaptı.

Arap Birliği Genel Sekreteri Nebil Fehmi ve komite üyelerinin katılımıyla gerçekleşen toplantıya Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi başkanlık etti.

Açıklamaya göre, Komite, Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin terör eylemlerini durdurmaları ve İslam mukaddesatına saldırıların durdurulması için "kısıtlayıcı ve caydırıcı önlemler" uygulanması yönünde baskı yapmak amacıyla Arap ülkelerinin çabalarını ve etkili uluslararası taraflarla diplomatik temaslarını güçlendirme konusunda mutabık kaldı.

Komite ayrıca, işgal altındaki Kudüs'te gerçekleştirdiği ihlallerin hesabını İsrail'in vermesinin garanti altına alınması, söz konusu uygulamalara karşı uluslararası kararlı bir duruş alınması için çalışma çağrısında bulundu.

Açıklamada bu uygulamaların bölgedeki ve dünyadaki barış ve güvenliğe yönelik sonuçları konusunda uyarıda bulunuldu.

İhlalleri izleme platformu

Komite, Katar tarafından ibadet edenlere ve kutsal mekanlara yönelik İsrail ihlallerinin ortaya çıkarılması, belgelendirilmesi ve izlenmesi için bir medya platformunu da içine alan sürdürülebilir bir kurumsal çalışma mekanizması başlatılmasını memnuniyetle karşıladığını kaydetti.

Arap Birliği Genel Sekreterliği, üye devletlerle koordinasyon içinde, mekanizmanın aktif hale getirilmesini takip etmek, çalışma mekanizmalarını ve finans kaynaklarını belirlemekle görevlendirildi.

Ayrıca, Kudüs ve işgal altındaki Filistin topraklarındaki İsrail ihlallerini ortaya çıkarmak ve bunları durdurmak için uluslararası baskıyı harekete geçirmek amacıyla koordineli bir Arap ve uluslararası diplomatik ve medya kampanyası başlatılması, bunun uygulanmasına yönelik pratik bir plan geliştirilmesi ve finansman kaynaklarının belirlenmesi çağrısı yapıldı.

Ürdün'ün ev sahipliğinde 5 Ağustos'ta düzenlenen ve komite üyeleri ile Türkiye, Pakistan, Endonezya ve Malezya dahil olmak üzere İslam ülkelerinin katılımıyla gerçekleştirilen bakanlar toplantısında, ihlalleri belgelemek için bir medya platformu da içeren kurumsal bir mekanizma kurulması çağrısında bulunuldu.

Arap ve İslam dünyasından ortak girişim

Komite, İsrail'i Kudüs’teki kutsal mekanlara yönelik ihlallerini durdurmaya ve buralardaki mevcut tarihi ve hukuki statüye saygı göstermeye mecbur kılacak bir tutum oluşturmak amacıyla, başta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi olmak üzere uluslararası toplum nezdindeki girişimlerin yoğunlaştırılması konusunda mutabık kaldı.

Ayrıca, İsrail'in Kudüs'teki ve kutsal mekanlardaki ihlallerini belgelemek için bölgesel ve uluslararası örgütler nezdindeki çabaların sürdürüleceğini vurguladı.

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ile koordinasyonun güçlendirilmesi ve bu kapsamda eylül ayı içinde New York'ta düzenlenecek Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Yüksek Düzeyli Haftası sırasında, Arap Birliği ile İİT arasında Kudüs konulu ortak bir bakanlar toplantısı yapılması kararlaştırıldı.

"E1" Projesi kapsamında 1.234 yerleşim birimi

Komite, İsrail makamlarının Doğu Kudüs'ün doğusundaki "E1" planı çerçevesinde 1.234 yeni yerleşim birimi inşası için ihale açılmasını "en güçlü ifadelerle" kınadı.

E1 Projesi'nin Batı Şeria'nın kuzeyi ile güneyi arasındaki coğrafi bütünlüğü bozduğunu, Doğu Kudüs'ü Filistin çevresinden kopardığını ve ayrıca bir Filistin devletinin kurulma ihtimalini de baltaladığını belirtti.

İsrail makamları, Doğu Kudüs ile "Ma'ale Adumim" Yahudi kaçak yapıları arasındaki bölgede yaklaşık 3 bin 400 yerleşim birimini kapsayan "E1" planı çerçevesinde 18 Ağustos'ta 1.234 birim için ihaleye çıkmıştı.

Söz konusu plan, Batı Şeria'nın coğrafi bütünlüğüne vereceği zarar nedeniyle uluslararası tepkilerle karşılaşıyor.

UNRWA merkezinin basılması kınandı

Komite, İsrail makamlarının işgal altındaki Kudüs'te bulunan Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı'na (UNRWA) ait Kalendiya Eğitim Merkezi'ne baskın düzenlemesini ve merkezi boşaltmasını kınadı.

Baskını "tehlikeli bir tırmanış, uluslararası hukukun açık bir ihlali ve BM kuruluşlarının dokunulmazlık ile ayrıcalıklarına yönelik bir saldırı" olarak nitelendiren Komite, Ajansın varlığını ve faaliyetlerini hedef alan İsrail'in "sistematik" adımlarını reddettiğini vurguladı.

İsrail güçleri 25 Ağustos’ta merkeze baskın düzenleyerek çalışanları dışarı çıkarmış, İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir de tahliye işleminin başladığını duyurmuştu.

Kalendiya Merkezi, BM ajansına ait en eski mesleki eğitim tesislerinden biri olarak biliniyor.

Mescid-i Aksa ve Haşimi Vesayeti

Mescid-i Aksa konusuna ilişkin olarak Komite, İsrail'in tarihi ve hukuki statükoyu değiştirmeyi amaçlayan "benzeri görülmemiş tırmanışı" kınadı.

Yahudi yerleşimcilerin ve İsrailli yetkililerin Mescid-i Aksa'ya yönelik baskınları ile içeride Yahudi ayinleri ve dualar edilmesini içeren eylemlerine tepki gösterildi.

Tüm alanlarıyla Mescid-i Aksa'nın (Harem-i Şerif) "yalnızca Müslümanlara ait bir ibadet yeri" olduğu yinelenen açıklamada, Kudüs'teki İslam ve Hristiyan kutsal mekanlarının korunmasında, kimliğinin ve tarihi-hukuki statüsünün muhafaza edilmesinde tarihi Haşimi Vesayetinin önemi vurgulandı.

Ürdün Vakıflar Bakanlığı'na bağlı Kudüs İslami Vakıflar İdaresi'nin, “Mescid-i Aksa'nın tüm işlerini yönetme ve girişleri düzenleme konusunda münhasır yetkili merci" olduğunun altı çizildi.

Komite, "İsrail'in Kudüs ve oradaki kutsal mekanlar üzerinde hiçbir egemenliği olmadığını" ve Doğu Kudüs'ün, iki devletli çözüm, uluslararası hukuk, Arap Barış Girişimi ve ilgili uluslararası referanslar uyarınca 4 Haziran 1967 sınırlarında kurulacak Filistin devletinin başkenti olduğunu bir kez daha vurguladı.

AA

Arap Birliği'nin siyasi bir alt kanadı olan Kudüs'ten Sorumlu Arap Bakanlar Komitesi, Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin İslam mukaddesatına saldırılarını durdurması için "kısıtlayıcı ve caydırıcı önlemler" getirilmesi çağrısı yaptı
Pazartesi, Eylül 7, 2026 - 19:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Arap Birliği'nden İsrail'in Kudüs'teki ihlallerine karşı "caydırıcı önlem" çağrısı
copyright Independentturkish: 

Cumhurbaşkanı Erdoğan açıkladı: Yarısı Bizden Kampanyası 2027 sonuna kadar uzatıldı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin bölgesinde barış ve istikrarın tesisi için çaba göstermeye devam edeceğini belirterek, "Ülkemizin güçlenmesinden, bölgesinde barış ve istikrarın tesisi için çaba sarf etmesinden rahatsız olanlar bizi yolumuzdan geri döndüremezler. Bulunduğumuz zor coğrafyada bağımsız ve müreffeh bir devlet olarak yolumuza devam etmek istiyoruz. Bunun önünün kesilmesine asla fırsat vermeyeceğiz" açıklamasını yaptı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında Türkiye'nin tarihine, dış politikaya, ekonomiye, sosyal konut ve kentsel dönüşüm projelerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

"Mazisi olmayanın istikbali olmaz"

Erdoğan, Türkiye'nin tarihinin 100 yıl öncesinden başlatılamayacağını belirterek, Selçuklu ve Osmanlı geçmişinin yok sayılmasını eleştirdi.

"Milletimizin köklü tarihini 100 sene öncesinden başlatanlardan değiliz. Mazisi olmayanın istikbali olmaz. İnkarcı yaklaşımı kabul etmiyoruz. Selçuklu ve Osmanlı'yı yok sayan tarih okumalarını iyi niyetli bulmuyoruz."

"Bunun önünün kesilmesine asla fırsat vermeyeceğiz"

Türkiye'nin bölgesindeki gelişmeleri yakından takip ettiğini belirten Erdoğan, ülkenin çevrelenmesine yönelik girişimlere izin vermeyeceklerini söyledi.

"Bu topraklarda kimseye ameliyat yaptırmayız. Bölgemizde, ülkemizi çevremeleye dönük niyetleri tribünden de seyretmeyiz. Türkiye, her haksızlığın kimden gelirse gelsin karşısındadır, olmaya da devam edecektir. Kimseye düşmanlık beslemiyoruz. Tam tersine istikrarlı bir devlet olarak yolumuza devam etmek istiyoruz. Bunun önünün kesilmesine asla fırsat vermeyeceğiz."

Erdoğan, Türkiye'nin bölgesel birlik ve dayanışma için çalışmaya devam edeceğini ifade ederek, "Şüpheniz olmasın, tarihin akışını değiştirmeye kimsenin gücü yetmez. Türkiye, kardeşleriyle yeniden kenetlenecektir. Türkiye'ye husumet besleyenler kaybedecektir. Gönül coğrafyamızın tamamında birlik ve dirliğin kök salması için çalışmaya devam edeceğiz." dedi.

Girne'deki kazaya ilişkin açıklama

Erdoğan, Girne'de yaşanan deniz kazasına ilişkin de bilgi verdi.

"Girne'de yaşanan elim kazada 14 kardeşimiz vefat etti. 14 kardeşimiz halen kayıp durumda. Arama çalışmalarına Türkiye olarak destek veriyoruz. KKTC makamları tarafından soruşturma açılmış, geminin kaptanı dahil 8 mürettebat gözaltına alınmıştır."

Erdoğan, Silivri açıklarında meydana gelen gemi kazalarına ilişkin de arama kurtarma çalışmalarının sürdüğünü belirterek, "Aynı şekilde Silivri açıklarında insan kaynaklı hatalar nedeniyle batan gemilerdeki arama kurtarma çalışmalarımız da devam ediyor. Kazazedelerimize geçmiş olsun diliyorum, hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet diliyorum." ifadelerini kullandı.

"Türkiye, dünyada yıldızı parlayan bir ülkedir"

Türkiye'nin tarihi ve kültürel birikimine vurgu yapan Erdoğan, dış politikada ülkenin çıkarlarını esas alan iş birliklerini geliştirmeye devam ettiklerini söyledi.

"Türkiye, tarihi ve kültürel birikimiyle dünyada yıldızı parlayan bir ülkedir. Büyük bir imparatorluğun mirasçılarıyız. Günümüzün dünyasında toplumlararası yakınlaşmanın ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Dış politikada Türkiye'yi ve çıkarlarını esas alan tüm ülkelerle iş birliğimizi ilerletmenin gayretindeyiz."

İhracatta 23,5 milyar dolarlık rekor

Ekonomiye ilişkin verileri de değerlendiren Erdoğan, ağustos ayında mal ihracatında rekor kırıldığını açıkladı.

"Ekonomimize dair önemli veriler açıklandı. Ağustos ayı mal ihracatımız 23,5 milyar dolar yükseldi. Bu rakamla ihracatta rekor kırdık. Yıllıklandırılmış ihracatımız ise 280,3 milyar dolara ulaştı. Sene sonu hedefimiz olan 282 milyar dolarlık hedefimize yüzde 1,7 oranında fark kaldı. İhracatçılarımızı tebrik ederim."

Enflasyon ve bölgedeki savaşların ekonomiye etkisine de değinen Erdoğan, "Enflasyon tarafından İran merkezli krizin etkilerini tüm dünya gibi biz de hissediyoruz. Petrol fiyatları dünyada tarihi zirvelerini gördü. Hürmüz'deki düğüm çözülmedikçe petrol fiyatları herkesi zorlayacak gibi görünüyor. İsrail'in tahrikleriyle başlayan savaşın faturasını ilgili ilgisiz herkes ödemektedir. Türkiye ekonomisini kalkınma ve büyüme rotasında sürdürüyoruz." dedi.

"Politikalarımızda hiçbir değişiklik söz konusu değildir"

Orta Vadeli Program ile Türkiye'nin gelecek üç yıllık yol haritasının paylaşıldığını belirten Erdoğan, ekonomik hedeflerin sürdürüleceğini söyledi.

"Orta Vadeli Program ile gelecek 3 yıllık yol haritamızı paylaştık. Hizmetler sektörümüzün güçlendirilmesi, üretimin artırılması, ihracatımızın geliştirilmesi gibi politikalarımızı ortaya koyduk. Belirsizlikten kaynaklı sıkıntılara rağmen politikalarımızda hiçbir değişiklik söz konusu değildir. Kalıcı çözümler atmaya devam edeceğiz. Türkiye ekonomisini daha güçlü bir yapıya kavuşturmak için gerekeni yapacağız."

COP31 hazırlıkları

Erdoğan, 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya'da düzenlenecek COP31 Zirvesi'ne ilişkin hazırlıkları da anlattı.

"9-20 Kasım tarihlerinde Antalya'da düzenlecek COP31 Zirvesi'ni ele aldık. Organizasyonu 1,1 milyon metrekare büyüklüğe sahip Antalya EXPO Merkezi'nde gerçekleştireceğiz. 38 kilometrelik yol çalışmasını tamamladık. EXPO alanını yeniledik. Antalya'nın yeni cazibe noktası burası olacak. COP31'e 190'dan fazla ülkeden 100 binden fazla ziyaretçi bekleniyor."

500 bin sosyal konutta anahtar teslimi 2027'de

Sosyal konut ve kentsel dönüşüm projelerine ilişkin de bilgi veren Erdoğan, 81 ilde yapılacak 500 bin sosyal konut projesinde anahtar teslimlerinin 2027 Mart ayında başlayacağını söyledi.

"81 ilde 500 bin sosyal konut projesinde anahtar teslimi 2027 Mart ayında başlayacak. İstanbul'da yapılacak 15 bin kiralık konut vatandaşlarla buluşacak. 14 Eylül'de başvurular alınacak. Ekim ayında ilk bin kişinin kurasını çekeceğiz. Yarısı Bizden Kampanyası ile riskli yapıların dönüşümünü hızlandırıyoruz. 435 bin 683 bağımsız bölümün yapım süreci başladı. Bu sayıyı 500 binin üzerinde çıkarmayı hedefliyoruz yıl sonuna kadar."

Erdoğan, Yarısı Bizden Projesi'nin süresinin uzatılacağını belirterek, "Yıl sonu bitmesi bitmesi beklenen Yarısı Bizden Projesinin süresini 31 Aralık 2027'ye kadar uzatıyoruz." dedi.

Filenin Sultanları'na tebrik

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa Şampiyonası'nda üst üste ikinci kez şampiyon olan A Milli Kadın Voleybol Takımı'nı da tebrik etti.

"Üst üste ikinci defa Avrupa Şampiyonu olan Filenin Sultanlarını gönülden tebrik ederim."

Independent Türkçe, AA

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kentsel dönüşümde uygulanan Yarısı Bizden Kampanyası’nda sürenin 31 Aralık 2027’ye uzatıldığını ve bugüne kadar 435 bin 683 bağımsız birimde dönüşümün başlatıldığını açıkladı
Pazartesi, Eylül 7, 2026 - 18:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Cumhurbaşkanı Erdoğan açıkladı: Yarısı Bizden Kampanyası 2027 sonuna kadar uzatıldı
copyright Independentturkish: 

Veyis Ateş hakkında tahliye kararı

"Uyuşturucu" soruşturması kapsamında tutuklanan Habertürk'ün eski Genel Müdürü Veyis Ateş, "Uyuşturucu Madde Kullanımını Kolaylaştırmak" ve "Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Ticareti Yapmak" suçlarından 40 yıla kadar hapis istemiyle yargılandığı davada ilk kez hakim karşısına çıktı. Veyis Ateş, İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davada savunma yaptı.

9 ay sonra savunma yaptığını belirterek suçlamaları kabul etmediğini söyleyen Ateş, "Bana sorulan, Mehmet Akif’in evine gidip gitmediğimdi. Bahsedilen ev bana ait değildir. Sonrasında bana uyuşturucu kullanımı için yer temin ettiğim iddiası yöneltildi. Bana ait olmayan bir evde nasıl yer temin etmiş olabilirim? Kullanmadığım bir maddeyi nasıl temin edeyim? Hiç tanımadığım ve sadece Mehmet Akif Ersoy’un kız arkadaşı olduğunu bildiğim, öncesinde de görmediğim insanlara bayram şekeri ikram eder gibi uyuşturucu vermem. Uyuşturucu kullandığından intihar eden, saldırganlaşan insanların haberlerini sunmuş, bunun bir suç olduğunu bilen birisi olarak neden böyle bir şey yapayım?” dedi.

"Mehmet Akif Ersoy benden özür diledi"

“Aleyhime tanıklık eden 4 isim var" diyen Ateş, "Tutuklanmamdan 10 gün önce tutuklanan ve ne kolluk ne de savcılık ifadesinde benden bahseden Mehmet Akif Ersoy, tutuklandığım haberini görünce savcılığa verdiği ek ifadesinde, ‘Uyuşturucu nedir bilmezdim, beni Veyis Ateş başlattı’ diyerek beni suçlamıştır. Silivri Cezaevi’nin avukat görüşünde kendisiyle karşılaştığımda bana, ‘Abi çok özür dilerim. Bu şekilde ifade vermek zorundaydım. Hakkını helal et. Bu şekilde ifade vermeseydim beni de Habertürk’ün el değiştirme davasına katacaklardı. Orada da başıma neler gelecekti bilmiyorum, özür dilerim’ dedi. O esnada yanımda olan avukat Kerem Akyer de buna tanıktır" ifadelerini kullandı.

Veyis Ateş, şöyle devam etti:

Mehmet Akif, aleyhimde verdiği ifadeleri başka bir nedenle söylemek zorunda olduğunu açıkça beyan etmiştir. Mehmet Akif’in aleyhimde tanıklık eden diğer kişileri de etkileyip etkilemediğinin araştırılmasını isterim. Dilara Yıldız, etkin pişmanlık ifadelerini Akif’in avukatının yönlendirmesiyle verdiğini söylemiştir. Bunun da araştırılmasını isterim. Aleyhime tanıklık edenlerin hepsi, Mehmet Akif Ersoy’un iddianamesinden de anlaşılacağı üzere, Ersoy’un ya sevgilisi ya da yakın arkadaşıdır. Pek çoğunun Ersoy’un etkisi altında kaldığını düşünüyorum.

Mehmet Akif Ersoy: Veyis yanında getirdiği maddeyi kullandı

Duruşmada tutuklu sanık Mehmet Akif Ersoy da tanık olarak dinlendi.

Veyis Ateş'i tanıdığını belirten Ersoy, şunları anlattı:

2019 yılında, hatırlamadığım bir ayda Piyalepaşa’da bulunan evde Ebru Gülan, tam hatırlamıyorum ama Dilara Yıldız ve ben bulunuyorduk. Veyis Ateş de daha sonra eve geldi. Veyis, yanında getirdiği maddeyi kullandı, biz de merak ettik. Denemek amacıyla kullandım. O tarihe kadar kullanmamıştım, uyuşturucu maddeleri tanımıyordum. Ortamda konuşulanlardan maddenin kokain olduğunu öğrendim. Ebru da ilk defa o gün benimle birlikte uyuşturucu kullanmıştı. Veyis, kendi kullanımı amacıyla uyuşturucuyu getirdi. Bize de kullanmamız yönünde teklif veya ısrarı olmadı, merak ettiğimiz için kullandık.

Benzer bir olay Seba Flats’de de yaşandı. Kağıthane’deki evde uyuşturucu kullandığımızı hatırlamıyorum. Biz zaman zaman Veyis, ben, Ebru ve Dilara görüşüyorduk, sohbet ediyorduk. Başka dönemde uyuşturucu getirdiğine şahit olmadım. Piyalepaşa’daki eve getirdiği zaman kendi irademizle kullandık. Başka bir kullanım olmadı. Ben hatırlamıyorum. Bana da soruldu, sonrasında ben Veyis’in getirdiğini hatırlamıyorum. Sonraki süreçte kendi ifademde anlattım. Ben kullandım ama Veyis ile başka ortamda kullandığımı hatırlamıyorum. Başka bir gecemiz yok.

Tahliye kararı

Mahkeme, ara kararında tutuklu sanık Veyis Ateş’in tahliyesine karar verdi.

Duruşma 27 Kasım 2026 tarihine ertelendi.

 

Independent Türkçe

Mahkeme, ara kararında tutuklu sanık Veyis Ateş’in tahliyesine karar verdi
Pazartesi, Eylül 7, 2026 - 16:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: X</p>

Type: 
SEO Title: 
Veyis Ateş hakkında tahliye kararı
copyright Independentturkish: 

DEM Parti'nin MYK üyeleri belli oldu

DEM Parti’nin dünkü 5'inci Olağan Büyük Kongresi’nde seçilen Parti Meclisi, ilk toplantısını bugün gerçekleştirdi. Toplantıda, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri belirlendi.

DEM Parti’den yapılan açıklamaya göre toplantı, Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan başkanlığında yapıldı.

Partinin yeni dönemdeki Merkez Yürütme Kurulu'nda Canan Çalağan, Cemile Turhallı, Derya Arslan, Ebru Günay, Elif Bulut, Elif Çoban, Emin Orhan, Emirali Türkmen, Hakkı Saruhan Oluç, Hatice Betül Çelebi, İbrahim Akın, İlknur Birol, Mahfuz Güleryüz, Mehmet Rüştü Tiryaki, Muhsin Dalfidan, Murad Mıhçı, Özlem Gündüz, Öztürk Türkdoğan, Serhat Eren, Sevtap Akdağ Karahalı, Tayip Temel, Umut Vedat Açar ve Yüksel Mutlu yer aldı.

 

Independent Türkçe

DEM Parti’nin 5’inci Olağan Büyük Kongresi’nde belirlenen Parti Meclisi, kongrenin ardından bugün ilk kez toplandı. Gerçekleştirilen toplantıda partinin yeni Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri de seçildi
Pazartesi, Eylül 7, 2026 - 16:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
DEM Parti'nin MYK üyeleri belli oldu
copyright Independentturkish: 

CHP ve YENİ Parti Üsküdar'da birlikte hareket edecek

CHP Üsküdar İlçe Başkanı Zerrin Civandağ ve YENİ Parti Üsküdar İlçe Başkanı Berk Tütüncü, Üsküdar Belediyesi Başkan Vekilliği seçimi öncesi yaptıkları açıklamada, iki parti grubunun birlikte hareket ettiğini belirterek, halkın iradesine sahip çıkacaklarını söyledi.

CHP Üsküdar İlçe Başkanı Zerrin Civandağ ve YENİ Parti Üsküdar İlçe Başkanı Berk Tütüncü, Meclis üyeleriyle birlikte Üsküdar Belediyesi Başkan Vekilliği seçimi öncesi açıklama yaptı.

Belediye Başkan Vekili Sibel Tan Çetinkaya, Üsküdar'da belediyeyi 30 yıl sonra kazandıklarını belirterek, "Seçim yaptık, tekrar aldık, tekrar itiraz ettiler. Arkadaşlarımı, başkanımızı hukuksuzca aldılar, arkadaşlarımızı hukuksuzca içeriye alıyorlar. Bu cümleleri kurmak istemiyorum artık. Biz artık kötülükle savaşıyoruz. Üsküdar'ı üçüncü kez tekrar alıp bir ders daha vermeyi planlıyoruz, Meclis üyesi arkadaşlarımızla birlikte" dedi.

"Halkın iradesine sahip çıkacağız"

CHP Üsküdar İlçe Başkanı Zerrin Civandağ, Üsküdar'da halkın iradesine sahip çıkacaklarını belirterek, süreci yakından takip ettiklerini ve ellerinden geleni yaptıklarını söyledi.

YENİ Parti Üsküdar İlçe Başkanı Berk Tütüncü, CHP ile YENİ Parti arasında Üsküdar'da herhangi bir kavga olmadığını belirtti. Tütüncü, Üsküdar Belediye Meclisi'ndeki 27 üyeden 4'ünün AK Parti sıralarına geçtiğini, 2 üyenin tutuklandığını ve yaşanan gelişmelerin ardından Meclis yapısının yeniden şekillendiğini söyledi.

Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş'ın tutuklanmasıyla sürecin siyasi olarak ilerlediğini savunan Tütüncü, 5 Eylül'deki başkan vekilliği seçiminden üç gün önce bazı meclis üyelerinin gözaltına alınıp tutuklanmasını "meclis çoğunluğunu elde tutmak için yapılan bir hamle" olarak nitelendirdi.

Tütüncü'den diğer partilerin meclis üyelerine çağrı

Berk Tütüncü, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın geçmişte belediye başkanlığı döneminde tutuklanmasının ardından yaşanan sürece atıfta bulunarak, o dönemde diğer siyasi partilerin desteğiyle Belediye Başkanlığı seçiminin gerçekleştirildiğini söyledi. Tütüncü, "Seçimin iradesini kazanan ve o gün tutuklanıp cezaevine konulan siyasi partinin belediye başkanı adayı gösterdiği kişi, belediye başkanı olarak seçildi" dedi.

Hukukun üstünlüğüne inandıklarını belirten Tütüncü, önceliklerinin Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş ile tutuklu meclis üyeleri Ekrem Baki ve Amine Cansu Çelik'in görevlerine dönmesi olduğunu söyledi. Tütüncü, diğer siyasi partilerin meclis üyelerine de çağrıda bulunarak, "Hazreti Ali'nin bir sözü var. Diyor ki 'Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.' Biz dilsiz şeytan olmayacağız. Bu sürece beraber, adaletle birlikte, beraberlikle yön vereceğiz" şeklinde konuştu.

"Halkın iradesi Üsküdar’da tekrar devam edecek"

YENİ Parti Üsküdar Belediye Meclis Üyesi Hüseyin Ali Köklü, tutuklu bulunan başkan ve Meclis üyelerinin bir an önce özgürlüklerine kavuşmasını istediklerini belirterek, YENİ Parti ve CHP gruplarının Meclis üyeleri olarak birlikte hareket ettiklerini söyledi.

CHP Üsküdar Belediye Meclis Üyesi Mustafa Erhan Eyvel, 31 Mart seçimlerinde Üsküdar halkının iradesiyle seçilen Belediye Başkanı Sinem Dedetaş'ın iradesini Meclis'te sürdürmekten başka amaçlarının olmadığını belirterek, "İnşallah yarınki seçimde halkın iradesi Üsküdar'da tekrar devam edecektir" dedi.

 

ANKA

Üsküdar Belediyesi'nde başkan vekilliği seçimi öncesi CHP ve YENİ Parti gruplarından ortak tavır geldi. İki partinin ilçe başkanları, seçim sürecinde birlikte hareket edeceklerini belirterek halkın iradesine sahip çıkacaklarını söyledi
Pazartesi, Eylül 7, 2026 - 14:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: X</p>

Type: 
SEO Title: 
CHP ve YENİ Parti Üsküdar'da birlikte hareket edecek
copyright Independentturkish: 

Oyuncu Serhat Kılıç için Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde cenaze töreni düzenlendi

Yaşamını yitiren oyuncu Serhat Mustafa Kılıç için Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde tören düzenlendi.

Cenaze töreni, Muhsin Ertuğrul adına saygı duruşuyla başladı. Törende, yaşamını yitiren oyuncu Serhat Mustafa Kılıç anıldı.

"Huzur içinde uyusun"

Kılıç'a çok sayıda meslektaşı kürsüden yaptığı konuşmalarla veda etti. Oyuncu Ahmet Mümtaz Taylan, törende yaptığı konuşmada Serhat Mustafa Kılıç’ı genç yaşta tanıdığını belirterek, "Serhat’ı ben çok genç yaşta tanıdım. Devlet Tiyatrosu’na girdiği zaman ilk oyununu ben yönettim. Muazzam bir enerjisi vardı. Bazı oyuncuları yükseltmeye çalışırsınız provada yönetmen olarak, bazı oyuncuları da indirmeye çalışırsınız. Ben Serhat’ı bütün provalar boyunca indirmeye çalıştım ama indiremedim. Hayatı boyunca inmedi. Sahnede aceleci değildi, hayatta çok aceleciydi. Hayır demeyi bilmezdi. Üç kişilik çalışır ve becerirdi. Huzur içinde uyusun" dedi.

Törenin sonunda, Türk bayrağına sarılı Kılıç’ın cenazesinin üzerine yakınları ve arkadaşları tarafından kırmızı karanfiller bırakıldı.

Kılıç, yarın Ankara'da Ahmet Akseki Camisi'nde öğle namazının ardından kılınacak cenaze namazı sonrası Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa verilecek.

 

ANKA

Yaşamını yitiren oyuncu Serhat Mustafa Kılıç için Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde cenaze töreni düzenlendi. Törene Kılıç’ın yakınları, arkadaşları ve sanat camiasından isimler katıldı
Pazartesi, Eylül 7, 2026 - 14:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Oyuncu Serhat Kılıç için Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde cenaze töreni düzenlendi
copyright Independentturkish: 

Tokyo'da kurallara uymayan turistlere karşı harekete geçildi

Japonya'nın başkenti Tokyo'nun işlek noktalarından Şincuku'nun yöneticileri, özel konutların turistlere kısa süreliğine kiraya verilmesine karşı harekete geçti. 

Minpaku diye bilinen bu yerlerin yerleşim bölgelerinde ve okulların civarında faaliyet göstermesinin yasaklanması planlanıyor. 

Beklenen yasak uygulanırsa Şincuku'daki 4 bine yakın minpaku'nun neredeyse yarısı kapanabilir. 

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Yeni yasaların halihazırda faaliyet gösteren işletmeleri de kapsaması, nadir görülen bir durum. Yasağın ilanının ardından mevcut tesislere süre tanınması öngörülüyor.

Şincuku yönetimi, yerel sakinlerden gelen şikayetlerin giderek artması üzerine harekete geçmek zorunda kaldığını bildirdi. 

Çöp atma kurallarına uymayan, geceleri yüksek ses yapan veya evlerin yakınında sigara içen turistlerin 2021 mali yılında 82 şikayete konu olduğu, 2025 mali yılındaysa bu sayının 1334'e çıktığı belirtildi.

Aralık 2025'ten beri 5 işletmecinin ruhsatı ve onlara ait 15 tesisin faaliyet izinleri iptal edilmişti. Bu işletmecilerin aynı işi yapmalarına da üç yıllık yasak getirilmişti.

Japan Times'a konuşan bir yetkili, "Kurallara uymayan işletmecilere yönelik denetimleri sıkılaştırsak bile şikayetlerin sayısı azalmıyor. Bu nedenle yönetmeliği değiştirmenin daha doğru olduğuna karar verdik" dedi. 

İlçe yönetimi, yasak tasarısını şubatta oylamadan önce, ekimde kamuoyunun görüşlerini almayı planlıyor.

Mart sonu itibarıyla Şincuku'da 3 bin 749 minpaku tesisi bulunuyordu. Bunların yüzde 63,4'ü Japon, yüzde 23,3'ü Çinli, yüzde 6'sıysa Güney Koreli işletmeciler tarafından işletiliyordu.

Bölgedeki minpaku sayısı, Mart 2022'deyse 1366'ydı. 

2025'te 42 milyon yabancı turisti ağırlayan Japonya'nın 2030 hedefi 60 milyon. Ancak Asya ülkesi, aşırı turizmden de şikayetçi. 

Japonya, neredeyse 50 yıl sonra yapılan ilk zamla ülkenin yabancı uyruklular için vize ücretlerini temmuz itibarıyla artırmıştı.


Independent Türkçe, Japan Times, AFP

Derleyen: Eren Umurbilir

Aşırı turizmin yol açtığı sorunları yasakla çözmeye çalışacaklar
Pazartesi, Eylül 7, 2026 - 13:30
Main image: 

<p>Airbnb'de kiralanan evler de yasak kapsamına alınacak (Reuters)</p>

related nodes: 
Tokyo 20 yıllık ayı avı yasağını kaldırıyor
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Tokyo'da kurallara uymayan turistlere karşı harekete geçildi
copyright Independentturkish: 

Gürlek: Hukuk karşısında herkes eşittir, hiç kimse kanunların yaptırımından muaf olamaz

Adalet Bakanı Akın Gürlek, Ankara 2 No'lu Barosu tarafından Ankara Adalet Sarayı'nda düzenlenen 2026-2027 Adli Yıl Açılış Programı'na katıldı. Törende Gürlek'in yanı sıra Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Çelik, Ankara 2 No'lu Barosu Başkanı Gökhan Ağdemir ve yargı mensupları da yer aldı.

Gürlek, yeni adli yılın ülke, millet, yargı teşkilatı ve hukuk camiası için hayırlı olmasını dileyerek, avukatların hukuk sistemi içerisindeki önemine dikkati çekti. Barolarla sürekli istişare içerisinde olduklarını belirten Gürlek, "Bakanlığımızın hedef ve stratejilerinde barolarımız arasındaki ilişkiyi, sürekli istişare ve birlikte çözüm üretme anlayışını daima gündemde tutup oldukça önemsiyoruz" ifadelerini kullandı.

"FETÖ eliyle adeta bir deprem yaşayan yargı sistemimizi yeniden inşa ettik”

Gürlek, "Ülkemiz çok zor dönemlerden geçti. Cunta ve darbe dönemlerinde hukuk ve yargının âdeta milletimiz aleyhine işletildiğini; FETÖ gibi yapıların, uluslararası güç odaklarının da desteğiyle millî güvenliğimizi hedef aldığını ve hukuk kurumlarımızı hak ve özgürlükleri kısıtlamaya yönelik süreçlerin aracı hâline getirmeye çalıştığını maalesef gördük" dedi.

Yargının yeniden yapılandırıldığını ifade eden Gürlek, "FETÖ eliyle adeta bir deprem yaşayan yargı sistemimizi yeniden inşa ettik diyebiliriz. Ülkemizde, her şeyde olduğu gibi mevcut zengin insan kaynağımızla yargıda da bağımsız ve vatandaşımıza hizmet odaklı yapılaşmayı tamamladık. Çarkları en etkin ve verimli şekilde işletmeyi başardık" diye konuştu.

Gürlek, geçmişte hukuk kurumlarının "cuntacı, darbeci, vesayetçi anlayışların ve uluslararası güç odaklarının dolambaçlı unsurlarının aparatı hâline getirilmek istendiğini" ifade ederek, "Milletimizin feraseti, devlet aklının kararlılığı ve siyaset kurumumuzun güçlü refleksiyle bu darboğazlardan, bu proje ürünü türbülanslardan Allah’ın izniyle çıkmayı başardık. Allah bu millete bir daha böyle günler göstermesin" ifadesini kullandı.

"Terör belasından kurtulduk”

Türkiye'nin geçmişte yaşadığı süreçlerin unutulmaması gerektiğini belirten Gürlek, şunları kaydetti:

Bu ülke, onlarca yıl boyunca olağanüstü hâl uygulamalarına, yargının işlemez hâle getirildiği dönemlere ve vatandaşın değil, vesayetin hizmetine sunulmak istenen hukuk sistemlerine şahit oldu. Çok şükür, bugün geldiğimiz nokta itibarıyla çok iyi bir konumdayız. Ülke ve millet olarak büyük bedeller ödedik. Geçmişten bugüne kronikleşen, milletimizin kalkınmasının, huzurunun ve güvenliğinin ayağında bir pranga hâline getirilen terör belasından kurtulduk. Bu tehdidi kalıcı olarak ortadan kaldırılması konusunda da son derece kararlıyız.

"Adalet, herkese lazım olan can suyudur"

Gürlek, konuşmasında yargının hukuk karşısındaki eşitlik ilkesine ilişkin mesajlar da verdi. "Hukuk karşısında herkes eşittir ve hiç kimse kanunların yaptırımından muaf olamaz" diyen Gürlek, şöyle devam etti:

Adalet, herkese lazım olan can suyudur. Hiç kimse kendisini imtiyazlı veya ayrıcalıklı bir konumda göremez. Toplum vicdanı buna asla müsaade etmeyeceği gibi Türk yargısı da bu konuda tavizsiz biçimde görevini icra etmeye devam edecektir. Vatandaşlarımızın huzur ve güvenliği bizim en önemli önceliğimizdir. Onların vicdanı bizlerin gerçeğini yansıtan en doğru terazimizdir.

Bu anlayışla, son zamanlarda hep birlikte şahit olduğumuz üzere, toplumumuza örnek olması gereken popüler kişiliklerin millî ve ahlaki değerlerimizi zedelediklerini, hukuksuzluğu özendiren yaşam tarzlarıyla özellikle genç nesillerimizi zehirlediklerini gördük. Gereken yasal işlemleri gerçekleştirerek bu sorunların üzerine kararlılıkla gittik. Kültürel ve ahlaki çöküntülere zemin hazırlayan her kişi ve kurum bizim yakından gözlemlediğimiz ve tedbir aldığımız öncelikli hedeflerimizdendir.

Aynı şekilde, insanlarımızın iyi niyetle yaptıkları sosyal dayanışma projelerini suistimal eden herkese karşı hukukun üstünlüğünü ve milletimizin haklarını koruyan adımlar attık. Her alanda yasalarımızın etrafından dolanmaya çalışan kişi ve kurumlara karşı gereken önleyici tedbirleri aldık.

12. Yargı Paketi ekimde gündemde

Gürlek, avukatların adli süreçlere daha etkin katılımını sağlamak amacıyla çalışmaların sürdüğünü belirtti. "2025-2029 Yargı Reformu Strateji Belgemizle savunmayı güçlendirmeyi ve avukatlarımızın adli süreçlere daha etkin katılımını sağlamayı temel hedeflerimiz arasına aldık" diyen Gürlek, yeni Avukatlık Kanunu hazırlıklarından bilgi ve belgeye erişim yetkilerinin genişletilmesine, genç ve kamu avukatlarının desteklenmesinden CMK ve adli yardım hizmetlerinin iyileştirilmesine kadar çeşitli alanlarda çalışma yürüttüklerini söyledi.

Gürlek, "Malumunuz, 12. Yargı Paketimizin ilk kısmı kanunlaşarak yürürlüğe girdi. İnşallah ekim ayında ikinci kısmını da gündeme getireceğiz.  İkinci kısmın 24-25 maddeden oluşması öngörülüyor. Bu pakete, avukatlarımızın yaşadığı sorunların çözümüne yönelik bazı düzenlemeleri de eklemeyi temenni ediyoruz" ifadelerini kullandı.

Avukatların silah ruhsatı ücretlerinde düzenleme

Avukatların silah ruhsatı ücretlerine ilişkin taleplerini de değerlendiren Gürlek, Maliye Bakanlığı ile görüşmeler yapıldığını belirtti. Gürlek, "İnşallah ekim ayında gündeme gelecek pakette, silah ruhsatı ücretinin ilk başvuruda yarı oranında alınması, devamındaki yenilemelerde ise ücret alınmaması yönünde ortak bir mutabakata vardık" açıklamasını yaptı.

Kira tespit davaları için 9 ay, tahliye davaları için 1,5 yıl

Gürlek, yargılamaların makul sürelerde sonuçlandırılmasının önemine dikkati çekerek, "Avukatlarımız, açtıkları davaların ne kadar sürede sonuçlanacağını bilmek zorundadır. Hâkim ve savcılar yargıda belirlenen hedef sürelere riayet etmeleri gerekiyor. Kira tespit davalarının 9 ayda, tahliye davalarının ise 1,5 yılda tamamlanmasını hedefliyoruz" ifadelerini kullandı.

Boşanma davalarının uzamasını önleyecek tedbirler ile nafaka konusunda ihtiyaç duyulan yasal düzenlemelerin de ekim ayında gündeme gelecek paket kapsamında hayata geçirilmesinin planlandığını söyleyen Gürlek, "Avukatlarımızın zamanlarını ve mesailerini duruşma salonlarında ve adliye koridorlarında bekleyerek geçirmelerini istemiyoruz" diye konuştu.

"27 bin 500 hakim ve savcı, 211 bin avukatla aynı büyük hukuk ailesinin mensuplarıyız"

Gürlek, avukatların adliyelerde karşılaştıkları sorunları yakından bildiğini belirterek, yargı teşkilatının avukatlara karşı mesleki saygınlık içerisinde hareket etmesi gerektiğini söyledi. Gürlek, "Hâkim ve cumhuriyet savcılarımız başta olmak üzere adalet teşkilatımızın bütün mensuplarının, avukatlarımıza karşı nezaket ve mesleki saygınlık içerisinde hareket etmeleri gerektiğini her gittiğim yerde ifade ediyorum. Çünkü 27 bin 500 hâkim ve savcımızla, 211 bin avukatımızla aynı büyük hukuk ailesinin mensuplarıyız" ifadelerini kullandı.

"Güçlü türkiye’nin yolu güçlü hukuk düzeninden geçiyor"

Konuşmasının sonunda "güçlü Türkiye hedefinin güçlü bir hukuk düzeninden geçtiğini" belirten Adalet Bakanı Akın Gürlek, "Her kitleyle, her heyetle bir araya geldiğimde ısrarla üzerinde durduğum hususlardan biri de güçlü Türkiye hedefimize ulaşmanın yolunun güçlü bir hukuk düzeninden geçtiğidir. Adaletin Yüzyılı vizyonumuzu hayata geçirirken sivil, demokratik ve kuşatıcı bir anayasa hedefimizden vazgeçmeden hukuk devletimizi, demokrasimizi ve temel hakları daha ileriye taşıma yönündeki irademizi sürdüreceğiz" diyerek konuşmasını tamamladı.

 

ANKA

Gürlek, hukuk karşısında herkesin eşit olduğunu vurgularken 12. Yargı Paketi’nin ikinci bölümünün ekimde gündeme alınacağını ve kira, tahliye, boşanma ile nafaka davalarına yönelik düzenlemeler planlandığını açıkladı
Pazartesi, Eylül 7, 2026 - 13:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
Gürlek: Hukuk karşısında herkes eşittir, hiç kimse kanunların yaptırımından muaf olamaz
copyright Independentturkish: 

AfD'nin zaferi: Almanya'daki güvenlik duvarı politikası iflas mı etti?

Almanya'daki radikal sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisi, Saksonya-Anhalt'ta düzenlenen eyalet meclisi seçimlerini geçerli oyların yüzde 43,8'ini alarak kazandı ama tek başına iktidara gelmesi için gerekli çoğunluğu elde edemedi.

Bu tarihi zaferle birlikte II. Dünya Savaşı sonrasında Alman radikal sağındaki bir parti, ilk kez bir eyaleti yönetmeye bu kadar yaklaştı. 

İç istihbarattan sorumlu Saksonya-Anhalt Anayasa Koruma Teşkilatı, 2023'te aldığı kararla bu eyalette AfD'yi "kesinleşmiş aşırı sağcı örgüt" olarak sınıflandırmıştı.

AfD'nin seçim başarısının ardından başta Almanya Başbakanı Friedrich Merz'in merkez sağdaki partisi Almanya Hristiyan Demokrat Birliği (CDU) olmak üzere diğer siyasi oluşumların "güvenlik duvarı" politikasını sürdürüp sürdürmeyecekleri merak ediliyor.

Diğer partilerin derin siyasi farklılıklara rağmen AfD'nin iktidara gelmesini engellemek için birlikte hareket etmesini öngören bu stratejinin işe yaramadığı düşüncesi, son seçimle birlikte daha da güç kazandı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Pek çok kişi, onlarca yıldır sürdürülen bu stratejinin terk edilerek AfD'nin ilk kez bir azınlık hükümeti kurmasına izin verilmesi gerektiğini savunuyor.

Merz, AfD'yle herhangi bir işbirliği ihtimaline kapıyı kaparken özellikle radikal sağcı partinin en güçlü olduğu Doğu Almanya'daki CDU milletvekilleri arasında tutum değişikliğine gidilmesini isteyenler de var. 

Hem AfD'yi siyaseten dışlamanın seçmenleri CDU'dan uzaklaştırdığını, hem de kendi siyasi gündemini desteklemeyen partilerle birlikte hükümet kurmaya zorlanan CDU'nun bu yüzden artık politika üretemediğini öne sürüyorlar.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Alman Marshall Fonu'ndan Sudha David-Wilp şu yorumu yaptı:

Güvenlik duvarı, Friedrich Merz'i tanımlayan politikalar arasında ve Almanya'daki muhafazakarlığın temellerinden biri. Bu dünya görüşü, Rusya'ya verdiği destek ve Avrupa'ya yönelik husumet gibi AfD'nin savunduğu birçok politikayla taban tabana zıt.

1950'lerden beri herhangi bir partinin bir eyalet seçiminde sergilediği en iyi performanslardan birini sergileyen AfD, yine de tek başına çoğunluğu sağlayamıyor.

83 sandalyenin 39'unu alan partinin eyaletin yönetimini devralmak için 42 sandalyeye ihtiyacı var. 

AfD'nin eş başkanı Alice Weidel, "Bu tarihi bir sonuç. Çok açık bir yönetim yetkisi aldık" dedi. Partinin az farkla da olsa çoğunluğu elde edememesi durumunda bile, bir azınlık hükümetini destekleyebilecek eyalet milletvekillerine ulaşacaklarını söyledi.

İlk sonuçlara göre yüzde 5 barajını geçmesi beklenen radikal solcu Sahra Wagenknecht İttifakı (BSW) seçmenlerin güvenlik duvarı politikasını reddettiğini pazar günü belirterek uzun süredir süren bir tabuyu yıktı.

Öte yandan diğer partilerin Saksonya-Anhalt'ta AfD'nin hükümet kurmasına bilfiil yardımcı olmaları gerekmiyor. Eyalet anayasasına göre AfD'nin adayı Ulrich Siegmund'un eyalet başbakanı seçilebilmesi için diğer partilerden yeterli sayıda milletvekilinin oylamada çekimser kalması yetiyor.

Göreve gelmesi halinde Siegmund, hükümetinin meclise sunduğu her yasa tasarısının oylamasında diğer partilerin desteğini almak zorunda kalacak.

AfD'nin yarısından az oy almasına rağmen Merz'in CDU'sunun güvenlik duvarı politikasında ısrar edip Yeşiller, Sosyal Demokratlar, eski Komünistler ve radikal solcularla birlikte AfD karşıtı bir eyalet hükümeti kurması da güçlü ihtimaller arasında görülüyor.


Independent Türkçe, WSJ, Guardian, AA

Derleyen: Eren Umurbilir

Başbakan Merz zor duruma düştü
Pazartesi, Eylül 7, 2026 - 13:00
Main image: 

<p>Ulrich Siegmund, Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinde birinci olmasını partisinin eş başkanları Alice Weidel ve Tino Chrupalla'yla birlikte kutladı (AFP)</p>

related nodes: 
Yeni anket sonuçlarına göre AfD rekor kırıyor
Label: 
Type: 
SEO Title: 
AfD'nin zaferi: Almanya'daki güvenlik duvarı politikası iflas mı etti?
copyright Independentturkish: 

Okula başlama maliyeti 81 bin lirayı aştı

Eğitim-İş tarafından 2026-2027 eğitim-öğretim dönemi öncesinde Ankara’da yapılan piyasa araştırması, öğrencilerin okula başlama maliyetinin geçen yıla göre yüzde 23 ile 29 arasında arttığını ortaya koydu. Araştırmaya göre ulaşım ihtiyacını servisle karşılayan bir ilkokul öğrencisinin başlangıç maliyeti uzun mesafede 77 bin 559 liraya, ortaokul öğrencisinin 78 bin 862 liraya, lise öğrencisinin ise 81 bin 524 liraya ulaştı. Otobüs abonmanı kullanan öğrencilerde ise başlangıç maliyeti ilkokul için 28 bin 113, ortaokul için 29 bin 416, lise öğrencisi için 32 bin 78 lira olarak hesaplandı.

Eğitim-İş, 2026-2027 eğitim-öğretim dönemi öncesinde Ankara özelinde yaptığı piyasa araştırmasında öğrencilerin okula başlamadan önce karşılaşacağı kırtasiye, giyim ve ulaşım giderleri ile eğitim dönemi boyunca aylık ulaşım ve beslenme maliyetlerini hesapladı. Araştırmada başlangıç harcamalarına dönem içerisinde yapılabilecek ek kırtasiye ve giyim giderlerinin dahil olmadığı belirtildi.

Araştırmada kırtasiye maliyeti ilkokul öğrencileri için 6 bin 363 lira, ortaokul öğrencileri için 7 bin 666 lira, lise öğrencileri için ise 10 bin 328 lira olarak hesaplandı. Giyim giderleri ise tüm eğitim kademeleri için iki takım üniforma, çorap, kışlık ayakkabı, kaban, eşofman ve spor ayakkabı dikkate alınarak 15 bin 900 lira olarak tespit edildi.

Ulaşımda kısa mesafe servis için sezonluk maliyet 42 bin 194 lira, uzun mesafe servis için 55 bin 296 lira olarak hesaplandı. Öğrenci abonmanının sezonluk maliyeti ise 5 bin 850 lira oldu.

Servisli eğitimde başlangıç maliyeti 81 bin lirayı aşıyor

Uzun mesafe servis kullanan öğrenciler için başlangıç maliyeti ilkokulda 77 bin 559, ortaokulda 78 bin 862, lisede 81 bin 524 lira olarak hesaplandı. Kısa mesafe servis kullananlarda bu tutar sırasıyla 64 bin 457, 65 bin 760 ve 68 bin 422 lira oldu.

Otobüs abonmanı kullanan öğrencilerde ise başlangıç maliyeti ilkokul için 28 bin 113, ortaokul için 29 bin 416, lise için 32 bin 78 lira olarak belirlendi.

Eğitim-İş, ulaşım için araç kullanmayan öğrenciler açısından yalnızca kırtasiye ve giyim giderlerinin dahi ilkokulda 22 bin 566, ortaokulda 23 bin 566, lisede 26 bin 228 liraya ulaştığını bildirdi.

Aylık maliyet 9 bin lirayı aşıyor

Araştırmada öğrencilerin eğitim dönemi boyunca karşılaşacağı aylık en düşük maliyetler de hesaplandı. Uzun mesafe servis kullanan ilkokul öğrencisinin beslenme ve ulaşım gideri aylık 8 bin 440 lira, ortaokul ve lise öğrencilerinin aylık gideri ise 9 bin 134 lira olarak belirlendi.

Kısa mesafe servis kullananlarda aylık maliyet ilkokul için 6 bin 984 lira, ortaokul ve lise için 7 bin 678 lira oldu. Otobüs abonmanı kullananlarda ise bu tutar ilkokul için 2 bin 946, ortaokul ve lise için 3 bin 640 lira olarak hesaplandı.

İlkokul öğrencileri için aylık beslenme çantası maliyeti 2 bin 296 lira olarak hesaplanırken ortaokul ve lise öğrencilerinde okul kantininde tost, ayran ve su tüketimi üzerinden aylık 2 bin 990 liralık maliyet öngörüldü.

Asgari ücretlinin başlangıç açığı 49 bin 484 liraya ulaşıyor

Araştırmada başlangıç ve aylık maliyetler asgari ücret, en düşük kamu emekçisi maaşı ve en düşük emekli aylığıyla karşılaştırıldı.

Uzun mesafe servis kullanan ilkokul öğrencisi için 77 bin 559 liralık başlangıç maliyetine karşılık 28 bin 75 liralık asgari ücret dikkate alındığında aile bütçesinin 49 bin 484 lira açık verdiği hesaplandı. Bu açık ortaokulda 50 bin 787, lisede 53 bin 449 liraya çıktı.

Kısa mesafe servis kullananlarda başlangıç maliyeti ile asgari ücret arasındaki açık ilkokul için 36 bin 382, ortaokul için 37 bin 685, lise için 40 bin 347 lira olarak hesaplandı.

Otobüs abonmanı kullanan öğrencilerde ise başlangıç maliyeti asgari ücretin ilkokulda 38, ortaokulda 1341, lisede 4 bin 3 lira üzerinde kaldı.

Uzun mesafe servis kullanan ilkokul öğrencisinin aylık 8 bin 440 liralık maliyetinin asgari ücretin yüzde 30,06'sına, ortaokul ve lise öğrencilerinde 9 bin 134 liralık maliyetinin ise asgari ücretin yüzde 32,53'üne denk geldiği belirtildi. Kısa mesafede bu oran ilkokul için yüzde 24,88, ortaokul ve lise için yüzde 27,35 oldu. Abonman kullanımında ise aylık maliyetin asgari ücret içindeki payı ilkokulda yüzde 10,49, ortaokul ve lisede yüzde 12,96 olarak hesaplandı.

En düşük kamu emekçisinin maaşı uzun mesafe servis maliyetini karşılamıyor

En düşük kamu emekçisi maaşı 70 bin 224 lira üzerinden yapılan hesaplamaya göre uzun mesafe servis kullanan öğrencilerde başlangıç maliyeti ilkokulda maaşın 7 bin 335 lira, ortaokulda 8 bin 638 lira, lisede 11 bin 300 lira üzerinde kaldı.

Kısa mesafe servis kullanımında ise maaş ile başlangıç maliyeti arasındaki fark ilkokulda 5 bin 767, ortaokulda 4 bin 464, lisede bin 802 lira olarak hesaplandı.

Otobüs abonmanı kullanan öğrencilerde en düşük kamu emekçisi maaşından başlangıç maliyeti çıktıktan sonra ilkokulda 42 bin 111, ortaokulda 40 bin 808, lisede 38 bin 146 lira kalıyor.

En düşük emekli maaşıyla okula başlamak mümkün değil

En düşük emekli maaşı olan 23 bin 552 lira üzerinden yapılan hesaplamada ise uzun mesafe servis kullanan öğrenciler için başlangıç maliyeti ile gelir arasındaki açık ilkokulda 54 bin 7, ortaokulda 55 bin 310, lisede 57 bin 972 lira oldu.

Kısa mesafe servis kullananlarda açık ilkokulda 40 bin 905, ortaokulda 42 bin 208, lisede 44 bin 870 lira olarak hesaplandı.

Otobüs abonmanı kullanan öğrencilerde de başlangıç maliyeti en düşük emekli maaşının ilkokulda 4 bin 561, ortaokulda 5 bin 864, lisede 8 bin 526 lira üzerinde kaldı.

Kırtasiyede artış yüzde 32'ye ulaştı

Eğitim-İş'in araştırmasında kırtasiye harcamaları geçen yıla göre yüzde 27 ile yüzde 32 arasında arttı. Giyim maliyetindeki artış yüzde 15, beslenme çantası maliyetindeki artış ise geçen yılın eylül ayına göre yüzde 19,22 oldu.

Ankara Kantinciler Odası'nın 2026 yılı fiyat tarifesine göre tostun fiyatı 70 liradan 95 liraya yükselirken artış yüzde 35,71 oldu. Karışık tost 90 liradan 120 liraya, Ayvalık tost 110 liradan 150 liraya çıktı. Simit 20 liradan 25 liraya; börek, açma ve poğaça 25 liradan 35 liraya yükseldi.

Kantinde ayranın fiyatı da 15 liradan 20 liraya çıktı. Araştırmada kantin ürünlerindeki artışın ürüne göre yüzde 41'e kadar ulaştığı belirtildi.

Servis ücretlerinin geçen yıla göre yüzde 25,49, öğrenci abonmanının da yüzde 44,44 arttığı kaydedildi.

Eğitim-iş: Eğitim harcamaları aileleri borçlanmaya itiyor

Eğitim-İş'in araştırmasında, ağustos ayında açlık sınırının 38 bin 318 liraya, yoksulluk sınırının ise 121 bin 36 liraya ulaştığı; asgari ücretin 28 bin 75 lira, en düşük emekli aylığının 23 bin 552 lira ve en düşük kamu emekçisi maaşının 70 bin 224 lira olduğu belirtildi.

Eğitim-İş, eğitim için yapılması gereken harcamaların tek seferle sınırlı kalmadığına dikkati çekerek, dönem içerisinde beslenme, ulaşım, kırtasiye ve giyim giderlerinin devam ettiğini vurguladı.

Araştırmada, "En temel hakların başında gelen eğitim için büyük maliyetlere katlanmak zorunda kalmak, buna karşın gelirin yetersiz olması toplumu çözümsüzlüğe sürüklemektedir. Bu durumda ailelerin bulabildiği tek yol borçlanmaktır" değerlendirmesine yer verildi.

Eğitim-İş, gelirlerin eğitim harcamalarını karşılamada yetersiz kalması ve yıl boyunca artan fiyatlarla birlikte beslenme çantalarının içinin boşaldığını, öğrencilerin okula harçlıksız gitmek zorunda kaldığını belirtti.

 

ANKA

Eğitim-İş’in araştırmasına göre servisli eğitimde ilkokul öğrencisinin maliyeti 77 bin 559 liraya, lise öğrencisinin maliyeti ise 81 bin 524 liraya kadar çıkıyor
Pazartesi, Eylül 7, 2026 - 12:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: X</p>

Type: 
SEO Title: 
Okula başlama maliyeti 81 bin lirayı aştı
copyright Independentturkish: 

İBB davasında 76. gün

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın görülmesine İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’ne inşa edilen yeni duruşma salonunda devam ediliyor. 

Davanın 76. gününde tutuksuz sanıkların savunmaları alınmaya devam ediyor. Tutuklu sanıklar, saat 11.10’da jandarma eşliğinde duruşma salonuna getirildi. Heyetin de yerini almasının ardından duruşma 11.20’de başladı.

Duruşmada ilk olarak, İmamoğlu’nun avukatı Tora Pekin söz aldı.

Pekin'den uzun duruşma saatlerine itiraz

Mahkeme heyetine hitap eden Pekin, uzun duruşma saatlerine ilişkin daha önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından örnekler sunduklarını hatırlattı.

Pekin, "Biz hukukçular olarak size AİHM'nin kararlarından örnek göstererek bu uzun duruşma saatlerinin uygun olmadığını, adil yargılanmayı sakatlayan bir yanı olduğunu açıklamaya çalışmıştık”"dedi.

Önceki hafta mahkemenin duruşmaları daha erken saatte bitirmeye yönelik bir tutum sergilediğini düşündüklerini belirten Pekin, bunun üzerine Türk Tabipleri Birliği’ne başvurduklarını söyledi.

Pekin, TTB’ye duruşmaların dört gün sürdüğünü ve şehir dışında gerçekleştirildiğini aktardıklarını belirterek, hazırlanan mütalaanın UYAP üzerinden mahkemeye sunulduğunu ifade etti.

TTB: İnsan eliyle oluşturulmuş travma olarak kabulü uygun olacaktır

TTB’nin değerlendirmesinin yedi maddeden oluştuğunu söyleyen Pekin, mütalaanın sonuç bölümünü mahkeme heyetine aktardı. TTB'nin değerlendimesinin sonuç bölümünde, "Adil yargılanma hakkının ihlali niteliğindeki tanımlanan uygulamaların yol açacağı sağlık sorunları gözetildiğinde insan eliyle oluşturulmuş travma olarak kabulü ve Dünya Sağlık Örgütü'nün Uluslararası Hastalık Sınıflandırması ICD-10 kapsamında Y07.1 kodu ile de belirtilen işkence ve diğer zalimane, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele kapsamında değerlendirilmesi uygun olacaktır" ifadeleri yer aldı.

"Saat 16.00’dan sonra duruşmalara devam edilmemesini talep ediyoruz"

TTB’nin görüşünün de uzun duruşma saatlerine ilişkin itirazlarını desteklediğini söyleyen Pekin, mahkemeden çalışma saatlerinin sınırlandırılmasını talep etti. Pekin, "Biz, hukukçuların yanı sıra bilim insanlarının da bu yönde görüşleri olduğuna göre bunların dikkate alınmasını ve saat 16.00’dan sonra çok özel bir zorunluluk bulunmadığı sürece, yani devam etmekte olan sorgu gibi, duruşmalara devam edilmemesini talep ediyoruz" dedi. Pekin, taleplerinin kabul edilmemesi halinde Ekrem İmamoğlu'nun müdafileri olarak salonda bulunmaşyacaklarını söyledi.

Selim İmamoğlu savunma yaptı

Sonrasında savunma sırası gelen tutuksuz sanık Necmeddin Şimşek beyanda bulundu. Daha sonar Ekrem İmamoğlu'nun oğlu tutuksuz yargılanan sanık Mehmet Selim İmamoğlu'nun savunmasına geçildi. Selim İmamoğlu, kürsüdeki yerini almak üzere tutuklu sanıkların yanından geçerken babası ile sarıldı.

Duruşmada tutuksuz sanıklardan Mehmet Selim İmamoğlu'nun savunması yapıldı. Selim İmamoğlu, kürsüdeki yerini almak üzere tutuklu sanıkların yanından geçerken babası Ekrem İmamoğlu'na sarıldı.

“Arkamda babam, kürsüde ben”

Selim İmamoğlu, 1997 doğumlu olduğunu, aile şirketi İmamoğlu İnşaat’ta çalıştığını ve fizik alanında lisansüstü eğitimine devam ettiğini anlatarak, “Benim siyasetle hiçbir alakam olmamasına rağmen bu davaya dahil edildim. Benim soyadım İmamoğlu olmasaydı bugün burada olmayacaktım. Burada olmamın gerçek sebebinin ise babam üzerinde baskı kurmak ve onu geri adım atmaya zorlamak olduğuna inanıyorum. Çok acı ki arkamda babam, kürsüde ben, maalesef Türkiye Cumhuriyeti tarihinde unutulmayacak bir kareye tanıklık ediyoruz” dedi.

Ailesinin diğer fertleri hakkındaki adli süreçlere de değinen İmamoğlu, dedesi Hasan İmamoğlu’nun emekli aylığına tedbir konulduğunu ve yurtdışı yasağının bulunduğunu, Balıkesir’de yaşadığı evin bahçesinde kazı yapıldığını söyledi.

Dayısı Cevat Kaya’nın neyle suçlandığını bilmeden bir yıl tutuklu kaldığını, diğer dayısı Ali Kaya’nın ise yedi ay önce tutuklandığını belirten İmamoğlu, “Biz hem İmamoğlu ailesi hem de Kaya ailesi olarak bu davanın ana hedeflerinden biri haline getirildik. Biz İmamoğlu ailesi olarak aileleri tehdit eden bu davalar karşısında güçlü ve dirayetli bir şekilde sonuna kadar durmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

“Annem, babam ve dedemden aldığım borçlar nedeniyle şüpheli oldum”

İddianamede bir eylemden sorumlu tutulduğunu ve eylemin iki ayrı konu içerdiğini belirten İmamoğlu, hakkındaki suçlamaların ailesinden aldığı borçlarla bağlantılı olduğunu savundu.

İmamoğlu, “İki konuya bakınca vardığım tek sonuç, annem, babam ve dedemden aldığım borçlar nedeniyle şüpheli durumunda olduğum. Sırf bu yüzden bana hem yurtdışı yasağı getirildi hem de hesaplarıma tedbir konuldu” dedi.

“Ailemin desteğiyle yurtdışında girişimde bulundum”

Üniversitenin son dönemlerinde aile şirketinde yarı zamanlı çalışmaya başladığını anlatan İmamoğlu, aile şirketinin faaliyetlerini yurtdışına taşımak istediğini ve bu amaçla Hırvatistan’da bir proje bulduğunu söyledi.

Projeye ortak olmak istediğini babası Ekrem İmamoğlu’na söylediğini belirten İmamoğlu, babasının siyasi tartışma yaratabileceği gerekçesiyle konuya sıcak bakmadığını ifade etti.

Bunun üzerine yatırımı aile şirketinden bağımsız olarak kendi şirketi üzerinden yapmaya karar verdiğini söyleyen İmamoğlu, “Ailemden aldığım maddi destekle yurtdışında bir girişimde bulunmamın bir sorun olacağını düşünmüyordum ve hâlâ aynı kanaatteyim” dedi.

“390 bin avro banka aracılığıyla transfer edildi”

Projenin geliştirme maliyetlerinin bir kısmını karşılayarak azınlık hissesi almak üzere ana firmayla anlaşma yaptığını söyleyen İmamoğlu, yaklaşık 390 bin avronun İş Bankası üzerinden Hırvatistan’daki bir bankaya gönderildiğini anlattı.

İmamoğlu, banka üzerinden yapılan para hareketlerinin MASAK raporunda mükerrer yazıldığını ve gerçekte gönderilen tutarın iki katı transfer yapılmış gibi gösterildiğini savundu.

Bu yanlışlığın savcılık ifadesi sırasında giderildiğini söyleyen İmamoğlu, buna rağmen yanlış bilginin medyaya yansıdığını belirtti.

“Ortağımın cenazesine bile gidemedim”

Hırvatistan’daki projeye ilişkin ortağını Temmuz 2025’te trafik kazasında kaybettiğini anlatan İmamoğlu, yurtdışına çıkış yasağı nedeniyle cenazeye katılamadığını söyledi.

Bu ölüm üzerinden bir gazetecinin kendisine yönelik “katil yakıştırması” yaptığını savunan İmamoğlu, söz konusu kişi hakkında suç duyurusunda bulunduğunu, takipsizlik kararı verildiğini ve açtığı tazminat davasının sürdüğünü anlattı.

“772 bin liralık bedeli babamdan borç alarak banka havalesiyle ödedim”

Çocukluğundan itibaren sporla ilgilendiğini anlatan İmamoğlu, üniversite yıllarında yelken sporuna başladığını ve Türkiye Yelken Federasyonu’ndan lisans alarak yarışlara katıldığını söyledi.

Bosphorus Cup’ta da yarıştığını belirten İmamoğlu, 2024 yılında yarış amaçlı ikinci el, 2009 model bir yelkenliyi 772 bin liraya satın aldığını anlattı.

İmamoğlu, “Bedelini de babamdan borç alarak banka havalesiyle aldım. Sahibi olduğum bu yelkenli şu an yelken kulübünde eğitim amaçlı da kullanılmaktadır. Yani günün sonunda bu iki konuda hesabını veremeyeceğim bir durum asla yoktur” dedi.

“Yurtdışı yasağı nedeniyle uluslararası fizik konferansına gidemedim”

Akademik çalışmalarına da değinen İmamoğlu, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde inşaat mühendisliği eğitiminin yanında fizik mühendisliği de okuduğunu, daha sonra fizik alanında yüksek lisansa başladığını söyledi.

Yüksek lisans mezuniyet koşullarından birinin uluslararası konferansta çalışma sunmak olduğunu belirten İmamoğlu, Alman Fizik Topluluğu tarafından düzenlenen konferansa yaptığı başvurunun kabul edildiğini ancak hakkında getirilen yurtdışına çıkış yasağı nedeniyle konferansa katılamadığını anlattı.

İmamoğlu, yalnızca konferans tarihlerini kapsayacak şekilde yasağın geçici kaldırılmasını da istediğini ve dönüş biletini mahkemeye sunduğunu ancak olumlu yanıt alamadığını söyledi.

“Türkiye bu mahkeme salonlarını değil, başka bir geleceği hak ediyor”

Savunmasının sonunda gençlerin hayal kurabilmesi ve bilimsel çalışmalar yapabilmesi gerektiğini söyleyen İmamoğlu, “Türkiye artık üzerindeki ölü toprağını atsın, bitmeyen kavgalardan kurtulsun. Türkiye’nin geleceği biraz da gençlerinden aldığı güçle yola koyulsun. İlim bizim ışığımız olsun. Türkiye'nin bu mahkeme salonlarını değil, başka bir geleceği, başka bir hayali hak ettiğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Beraatini, hesaplarına konulan tedbirin ve yurtdışına çıkış yasağının kaldırılmasını talep eden İmamoğlu, “En önemlisi sevgili babam Ekrem İmamoğlu ve tüm yol arkadaşlarımın tahliyesini talep ediyorum” dedi.

Hakimden Hırvatistan’daki şirket ve 388 bin euro sorusu

Savunmanın ardından Mahkeme Başkanı, Selim İmamoğlu’na Hırvatistan’daki şirketine ilişkin sorular yöneltti.

Mahkeme Başkanı, şirketin tek ortaklı olup olmadığını sordu. İmamoğlu, “Evet” yanıtını verdi.

Başkanın, “Kim, kiminle birlikte kurdunuz?” sorusuna İmamoğlu, “Tek başıma kurdum” dedi.

Şirketin faaliyet alanını da “inşaat ve yatırım” olarak açıklayan İmamoğlu’na Mahkeme Başkanı, “Oraya gönderilen 388 bin 303 avro, öyle mi?” diye sordu.

İmamoğlu, “Evet” yanıtını verdi.

“Şirketim ana firmaya yüzde 20 ortak”

Mahkeme Başkanı, İmamoğlu’nun şirketinin Hırvatistan’da faaliyet alanı kapsamında yürüttüğü bir proje olup olmadığını da sordu.

İmamoğlu, şirketinin Hırvatistan’daki ana firmaya yüzde 20 ortak olduğunu belirterek “Şu an 150 haneye yakın büyük bir projede faaliyet göstermektedir o bölgede” dedi.

Mahkeme Başkanı’nın projenin devam edip etmediği yönündeki sorusuna ise İmamoğlu, “Tabii devam ediyor. İki bloğunun kabası yeni bitti daha” yanıtını verdi.

Duruşmada Ekrem İmamoğlu'nun oğlu Mehmet Selim İmamoğlu'nun savunmasını tamamlamasının ardından eski Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin savunma yaptı.

“Ne kendim ne de bir başkası adına menfaat talep ettim”

Keskin, iddianamenin 41'inci eyleminde yer alan Rotana projesinin iskan sürecinde menfaat talep edildiği iddiasını reddetti. Keskin, “Ne bahsi geçen projede ne de başka bir projede belediye işlemleriyle ilgili olarak herhangi bir kişiden kendim veya bir başkası adına menfaat talep ettim” dedi. Hakkında doğrudan bir tanık anlatımı, HTS kaydı veya başka bir delil bulunmadığını savunan Keskin, beraatini talep etti.

“Görüşme talep eden birini kabul edip işimi yaptığım için buradayım”

Daha sonra eski Şişli Belediye Başkan Yardımcısı İlker Çelebi savunma yaptı. Çelebi, Medicana Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Üyesi Fatih Mehmet Bozkurt’u rüşvet pazarlığı yapmak üzere Adem Altuntaş’a yönlendirdiği iddiasını reddeden Çelebi, Bozkurt ile yalnızca bir kez görüştüğünü ve görüşmede kendisine yazılı başvuru yapması gerektiğini söylediğini anlattı.

Çelebi, “Şu an benden görüşme talep eden birini görüşmeye davet edip görüştüğüm, yani işimin gereğini yaptığım için buradayım. Bundan dolayı gerçekten şaşkın ve üzgünüm” dedi.

“Hakkımdaki suçlama hayır yapmak”

Savunma yapmak üzere kürsüye gelen iş insanı Mehmet Torun, Beykoz’daki otel projesinin ruhsat süreci ile Torun Center’daki tadilat işlemlerine ilişkin iddiaları reddederek, “Hakkımdaki suçlama hayır yapmak” dedi.

İBB Başkan Danışmanı Yakup Öner’in kendisinden 10 milyon dolar talep ettiğine ilişkin anlatımını doğrulayan Torun, bu talebi kabul etmediğini, daha sonra gündeme getirilen Feshane’ye yardım önerisini ise “hayır” olarak gördüğü için kabul ettiğini söyledi. Torun, söz konusu bağışın Beykoz’daki ruhsat işleminin karşılığı olmadığını savundu.

Tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın sorularını da yanıtlayan Torun, Şahan’ın kendisinden kişisel menfaat istemediğini, kendisini belediye dışından herhangi bir kişiye yönlendirmediğini ve Şahan’dan şikâyetçi olmadığını söyledi.

Ardından duruşmaya bir saat ara verildi.

 

ANKA

İmamoğlu’nun avukatı Tora Pekin, uzun duruşmaların sağlık açısından “insan eliyle oluşturulmuş travma” sayılabileceğini belirterek saat 16.00’dan sonra duruşma yapılmamasını istedi.
Pazartesi, Eylül 7, 2026 - 12:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
İBB davasında 76. gün
copyright Independentturkish: 

Ahbap Derneği soruşturmasında 5’inci dalga: 20 ilde 53 şüpheli için operasyon

Gürlek, soruşturma kapsamında 4,3 milyar lira bağış toplandığının, 950 milyon liranın nakit çekildiğinin ve 29 şirket ile 7 şahıs şirketine toplam 1 milyar 757 milyon 547 bin 770 lira transfer edildiğinin belirlendiğini bildirdi.

Adalet Bakanı Akın Gürlek, 6 Şubat depremlerinin ardından Ahbap Derneği üzerinden toplanan deprem bağışlarına ilişkin yürütülen soruşturmaya ilişkin açıklama yaptı.

Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü tarafından soruşturma kapsamında bu sabah 5’inci dalga operasyonun başlatıldığını açıkladı.

Operasyonun İçişleri Bakanlığı müfettiş raporları, özel denetim raporları, derneğin mali kayıtları ve envanteri, banka hareketleri, bilirkişi incelemeleri ile etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan şüphelilerin ifadeleri doğrultusunda elde edilen delillere dayandığını belirten Gürlek, şu bilgileri paylaştı:

6 Şubat–31 Aralık 2023 tarihleri arasında depremzedelerimize ulaştırılmak üzere 4,3 milyar TL bağış toplandığı, bunun 4,2 milyar TL’sinin harcandığı; 950 milyon TL’nin ise nakit olarak çekildiği ve bu çekimlerden birinin tek seferde 500 milyon TL olduğu belirlendi.

29 şirket ve 7 şahıs şirketine toplam 1 milyar 757 milyon 547 bin 770 TL transfer edildiği; bazı yüksek tutarlı harcamaların karşılığında mal veya hizmet alımı bulunmadığı, yardımların nakliyesinden şahsi menfaat sağlandığı ve bazı yardımların kamu kurumlarına faturalarda belirtilenden eksik teslim edildiği tespit edildi.

Tüm tespitler doğrultusunda 53 şüphelinin yakalanmasına yönelik İstanbul merkezli 20 ilde eş zamanlı operasyon düzenlendi. Para transferi yapılan şirketlerin gerçek ticari faaliyetlerinin tespitine yönelik incelemeler başlatıldı.

İzmit’teki depolarda ise depremzedeler için temin edilen yüzlerce çadır, tekerlekli sandalye, elektrikli bisiklet, kırtasiye ürünü ve çeşitli yardım malzemesinin kullanılmadan bekletildiği tespit edildi. Bu malzemelerin hak sahiplerine ulaştırılması için gerekli işlemler başlatıldı.

Soruşturmayı büyük bir hassasiyetle yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımıza, operasyonları başarıyla icra eden İstanbul İl Emniyet Müdürlüğümüze ve süreçte görev alan tüm kamu görevlilerimize teşekkür ediyorum.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde vatandaşlarımızın iyi niyetinin, yardımseverliğinin ve milletimizin dayanışma ruhunun istismar edilmesine karşı hukuk devletinin tüm imkânlarını kararlılıkla kullanmaya devam edeceğiz.

Ahbaplar Suç Örgütü 5. Dalga Şüpheli Listesi


1. Ahmet KAPTAN
2. Ali Suat TALAŞ
3. Ardıl Fırat YANBAK
4. Aytaç AĞADAĞ
5. Aziz Tunç BATM
6. Bayram CİNOĞLU
7. Bülent ÇEÇEN
8. Çağlar GÖKTAŞ
9. Cem ALTIN
10. Cemil YEŞİL
11. Cengiz KARA
12. Ceyhun ÇETİN
13. Dilek TOKDEMİR
14. Emre YILDIRIM
15. Enes Can TEKİN
16. Fatma Şahin İŞLER
17. Feriha ÇETİN SEVİNÇ
18. Hasan KURŞUNOĞLU
19. Hüseyin TEKİN
20. İbrahim ŞENEL
21. İbrahim Talha ALKAN
22. İsmail Tugay GÜZEL
23. İsmail Ulaş BARDAKÇI
24. Kadem Berker YAŞAR
25. Kadir YARALI
26. Kamil ZEYTİNCİ
27. Mehmet KARAKAYA
28. Mehmet ZEYTİNCİ
29. Mesut ALKAN
30. Mevlüt SARIBAŞ
31. Muhammed Caner BAHADIR
32. Murat KORAN
33. Niyazi ŞİMŞEK
34. Nurican OKTAY
35. Rahim YURT
36. Rahmi AKGÜN
37. Recep ŞARLAK
38. Rıdvan DEMİR
39. Selami DEMİR
40. Selçuk ASLAN
41. Senar BAHADIR
42. Serdar BİLECEN
43. Songül TOSUN
44. Şefik FERMANOĞLU
45. Şerafettin TEKİN
46. Tarık ALTUN
47. Timur ÖZDEMİR
48. Tuncer ŞİMŞEK
49. Ünal IRMAK
50. Vedat DEMİR
51. Yasin MİNTAŞ
52. Yasin TOZLU
53. Yusuf Esat ERİŞGEN

Ahbap Derneğine ilişkin suç örgütü soruşturmasında 45 zanlı yakalandı

"Ahbap Derneği adına toplanan bağışların şüphelilerin hesaplarına aktarıldığı" iddiasına ilişkin soruşturma kapsamında başlatılan beşinci dalga operasyonunda 45 zanlı gözaltına alındı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamada, "Ahbaplar suç örgütü" soruşturmasının temel konusunu 6 Şubat 2023'teki deprem felaketi sonrasında kamu yararına çalışan dernek statüsü bulunmayan dernek üzerinden toplanan deprem bağışlarının akıbetinin oluşturduğu bildirildi.

İçişleri Bakanlığının müfettiş ve özel denetim raporlarının, dernek envanterinin ve mali kayıtlarının, harcama açıklamalarını içeren derneğin kurumsal irade beyanlarının, banka hareketlerinin, itiraf içeren yeni ifadelerin ve tüm delillerin dikkatlice tetkik edildiği belirtilen açıklamada, İzmit'te derneğe ait depolarda yüzlerce çadırdan tekerlekli sandalyeye, elektrikli bisikletten kırtasiye ürünlerine, depremzedeler için hayati önem taşıyan sair malzemelere kadar ciddi bir emtianın çürümeye terk edildiğinin belirlendiği kaydedildi.

Elde edilen veriler ışığında 6 Şubat-31 Aralık 2023 tarihlerinde depremde can ve mal kaybı yaşayan vatandaşlara ulaştırılması amacıyla derneğe 4,3 milyar lira bağış toplandığı, bu bağışların 4,2 milyar liralık kısmının sarf edildiği anlatılan açıklamada, şu bilgiler paylaşıldı:

Derneğin kendi hesapları arasında çok sayıda işlem yapıldığı, bu durumun olağan yardım akışı karakterine uymadığı ve şüphe yarattığı, toplanan bağışların 950 milyon liralık kısmının 13 Şubat-25 Mayıs 2023 tarihleri arasında nakit olarak çekildiği, çekim işlemlerinden birisinin tek seferde 500 milyon lira olduğu, 3,5 ay içerisinde oluşan bu nevi bir para çekim hacminin, 'Alanda nakdi yardım/harcama' olarak açıklanamayacak bir boyut taşıdığı, ne kadar miktarın hangi harcama kalemine sarf edildiğinin açıklanamadığı, ⁠⁠2 milyar liranın üzerinde bir kısmın konut projeleri için harcandığı ancak yapılan konut ve okulların sayı ve nitelikleri karşısında bu miktarın oldukça yüksek olduğu ve durumun ciddi şüphe içerdiği, konut ve okul harcamaları hakkında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı TOKİ Genel Müdürlüğü bünyesinde kurulan bilirkişi heyetinin, yerinde incelemeler de dahil olmak üzere tüm mali ve fiziki incelemeleri kapsayan detaylı bir çalışma yapmakta olduğu, toplanan bağışlardan 1 milyar liranın üzerinde bir kısmın ise mal ve hizmet alımlarında sarf edildiği, yapılan mal ve hizmet alımlarının, oluşturulan ikinci bilirkişi heyeti tarafından incelenmekte olduğu, harcamalar karşısında mal veya hizmet alınıp alınmadığının ve alınmışsa ticari teamüllere uygun olup olmadığının tanzim olunacak bilirkişi raporuyla net olarak ortaya çıkarılacağı, bu aşamada ise özellikle itiraf içerikli ifadeler ve mal yahut hizmet satın alınan kişilerle şüphelilerin şahsi hesapları arasındaki para akışına dair bilirkişi raporu, çok yüksek miktarlı harcamaların karşılığının hiç olmadığına dair net tespitler, dernekle organik üye veya muhasebe ilişkisi bulunan şüphelilerce nakliye şirketi kurularak deprem yardımlarının taşınmasından dahi şahsi menfaat elde edildiğine dair net veriler ve yardımların kamu kurumlarına teslimine dair tutanaklarda büyük bölümlerinin faturaya kıyasla eksik teslimine dair belgeler esas alınarak 53 şüpheliyi kapsayan 5. dalga operasyonunun icra edildiği anlaşılmaktadır.

Açıklamada, soruşturmanın ruhunu kutsal bir amacın oluşturduğu, bu doğrultuda kararlılıkla ve net delillerle ilerlediği, deprem felaketinin yarattığı toplumsal etkinin, kasten ve sistematik biçimde siyasal eksene çekildiği, bu eksen kayması üzerinden de toplumsal etki alanının ve bağış toplama kapasitesinin genişletildiği belirtildi.

Bağışta bulunmak isteyen hassas vatandaşların hislerinin istismar edildiğinin, oluşan kamu kaynağının hiçbir manevi değer dikkate alınmaksızın acımasızca şahsi menfaatlere dönüştürüldüğünün altı çizilen açıklamada, şahsi menfaate dönüştürülen her bir kuruşun tespit edilerek faillerinden geri alınacağı, depolanan deprem yardımlarının hak sahiplerine tek tek ulaştırılacağı, toplumsal ya da siyasal duygu istismarları üzerinden yaratılan etki alanları kullanılarak oluşturulan kamusal kaynakların istismarı karşısında Türkiye Cumhuriyeti'nin hukuk sisteminin varlığını güçlü şekilde hissettirmeye devam edeceği vurgulandı.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerince yapılan tespit ve analizlerin ardından gözaltı kararı verilen şüphelilerin yakalanması için belirlenen adreslere eş zamanlı operasyon düzenlendi.

Operasyonda yakalanan 45 şüpheli işlemleri için emniyete götürüldü, 8 zanlı ise polis ekiplerince aranıyor.

 

ANKA

Gürlek, 6 Şubat depremlerinin ardından Ahbap Derneği üzerinden toplanan deprem bağışlarının akıbetine ilişkin soruşturma kapsamında İstanbul merkezli 20 ilde 53 şüphelinin yakalanmasına yönelik 5’inci dalga operasyon başlatıldığını açıkladı
Pazartesi, Eylül 7, 2026 - 12:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: X</p>

Type: 
SEO Title: 
Ahbap Derneği soruşturmasında 5’inci dalga: 20 ilde 53 şüpheli için operasyon
copyright Independentturkish: 

ABD, İran'daki düğün evi katliamını soruşturuyor: "Bomba hedefi şaşırmış olabilir"

1 Eylül'de İran'ın güneyindeki Hürmüzgan eyaletine bağlı Sirik kentinin Kuhestek bölgesinde bir düğün evine düzenlenen ABD saldırısının yankıları sürüyor. 

ABD Savunma Bakanlığı en az 4 kişinin yaşamını yitirdiği, onlarca kişinin de yaralandığı olayla ilgili soruşturmasını sürdürürken Washington Post dikkat çeken bir haber yayımladı.

Ad ve görevlerinin açıklanmasını istemeyen Amerikalı kaynaklara dayandırılan habere göre Pentagon, bu olaya yakındaki bir hedefi ıskalayan bir Amerikan bombasının neden olması ihtimaline odaklandı.  

Gazeteye konuşan yetkililer, aynı gün Kuhestek'teki bir iletişim merkezinin hedef alındığını ve sivillerin yaşadığı bir bölgede yer alan bu tesisin bir bölümünün İran askerleri tarafından kullanıldığının düşünüldüğünü aktardı. 

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

ABD Donanması'na bağlı savaş uçaklarının bölgeye 6 bomba bıraktığı ve bunlardan 5'inin hedefi vurduğu belirtildi. 

JSOW'ların kullanıldığı operasyonda bu güdümlü bombalardan birinin nasıl hedeften saptığı bilinmiyor. Düğün evinin kasten hedef alındığı iddiasıysa yalanlandı. 

Amerikan gazetesi, vurulan evin ABD'nin hedeflerine yaklaşık 130 metre uzaklıkta olduğuna dikkat çekiyor.

İran Sağlık Bakanlığı, düğün evindeki patlamada en az iki kadınla birlikte 4 ve 16 yaşlarındaki iki çocuğun da öldüğünü, 90'dan fazla kişinin de yaralandığını duyurmuştu. 

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Sözcüsü Tim Hawkins, saldırıya ilişkin açıklamasında "Devrim Muhafızları'nın aksine, Amerikan ordusu sivilleri asla hedef almaz" demişti. 

Saldırıyı "savaş suçu" diye niteleyen İran'ın Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, ABD'nin 2002'de Afganistan'ın Kakarak, 2004'te Irak’ın Mukaradeeb ve 2008'de Afganistan'ın Deh Bala ve Wech Baghtu bölgelerinde düğünlere yönelik saldırılarını hatırlatmıştı. 

Ödüllü Amerikan dizisi Homeland'de ABD güçlerinin Pakistan'daki bir düğüne saldırdığını da anımsatan Bekayi şu ifadeleri kullanmıştı: 

Gerçek o kadar korkunç ki Amerikan propagandası bile bugün Hawkins'in dillendirdiği iddiayı öne sürmeye hiç cesaret edemedi. Sirik bir hikaye değil. Siviller gerçek. Kurbanlar gerçek.

Diğer yandan 28 Şubat'ta yine Hürmüzgan'a bağlı Minab kentindeki Şeceretü't-Tayyibe Kız İlkokulu'na düzenlenen ve çoğu çocuk 160'a yakın kişinin öldüğü saldırıya dair ABD soruşturmasının akıbeti de henüz belli değil.

Bu durumu eleştirenler, ABD Savunma Bakanlığı'nın edindiği bulguları saklama niyetinde olabileceğini vurguluyor


Independent Türkçe, Washington Post, AA

Derleyen: Eren Umurbilir

Asıl hedefin 130 metre uzaklıktaki iletişim merkezi olduğu iddia ediliyor
Pazartesi, Eylül 7, 2026 - 11:45
Main image: 

<p>Düğün evinin çatısı saldırı sonrasında böyle görüntülendi (AP)</p>

related nodes: 
Milyarlarca dolarlık İran parası, ABD bankalarından nasıl geçiyor?
Label: 
Type: 
SEO Title: 
ABD, İran'daki düğün evi katliamını soruşturuyor: "Bomba hedefi şaşırmış olabilir"
copyright Independentturkish: 

OECD Genel Sekreteri Cormann: Türkiye'nin uzun vadeli istikameti umut vaat edici

Cormann, yarın açıklanacak PISA 2025 kapsamında, Türkiye'nin performansına yönelik beklentiler ve eğitim sistemlerinde küresel ölçekteki niteliksel dönüşüme ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

Pandemi sürecinin 2022 PISA sonuçları üzerindeki etkisini, "mevcut sorunun daha da kötüleşmesi" olarak niteleyen Cormann, "Amaç sadece eski seviyemize geri dönmek değil. OECD ülkelerinde okuma ve fen bilimlerindeki ortalama sonuçlar, Kovid-19'dan yaklaşık 10 yıl öncesinden itibaren düşüş gösteriyordu. Ardından matematik, 2018 ile 2022 arasında yaklaşık 15 puanlık, yani yaklaşık 3 çeyrek okul yılı öğrenme kaybıyla keskin bir düşüş yaşadı." açıklamasını yaptı.

Pandeminin öğrenme rutinlerini bozup öğrencileri öğretmenlerinden ve sınıf arkadaşlarından ayırdığını, buna rağmen bazı eğitim sistemlerinin iyi performans sergilediğini belirten Cormann, "PISA 2022, bu daha dirençli sistemlerin daha güçlü ebeveyn desteğine ve daha güvenli, daha düzenli sınıflara sahip olma eğiliminde olduğunu ortaya koydu. Bu dersler bugün de geçerli. Şimdi asıl sınav, sadece pandemi öncesi seviyelere geri dönmek değil. Daha iyi öğrenmeyi destekleyen koşulları, güçlü temel becerileri, okulda aidiyet duygusunu, ilgili velileri, güvenli ve iyi yönetilen sınıfları ve bağımsız öğrenme yeteneğini güçlendirmek amaçlanıyor." ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin üzerine inşa edebileceği gerçek bir başarı geçmişi bulunduğunu dile getiren Cormann, 2003'te ilk kez katıldığından beri PISA sonuçlarının, yol boyunca bazı iniş çıkışlarla birlikte yükseldiğini söyledi.

Cormann, "PISA 2022'de Türkiye'nin matematik ve fen bilimlerindeki puanları şimdiye kadarki en iyileri arasındaydı ve okuma uzun vadeli ortalamasına yakındı. Türkiye ayrıca az sayıda ülkenin başardığı bir şeyi de yapıyor, dezavantajlı öğrencilerden güçlü sonuçlar alıyor. Türkiye'deki öğrencilerin üçte biri, sınava giren tüm öğrenciler arasında en dezavantajlı gruptan geliyordu. Buna rağmen, ortalama matematik puanları, benzer geçmişe sahip öğrenciler arasında dünyanın her yerindeki en yüksek puanlar arasındaydı." değerlendirmesini yaptı.

"En güçlü eğitim sistemleri, dezavantajlı öğrencinin potansiyeline ulaşmasını sağlayanlar olacak"

Cormann, 2022'de Türkiye'deki öğrencilerin yüzde 61'inin matematikte temel yeterliliğe ve yüzde 5'inin en yüksek seviyelere ulaştığı, OECD genelinde bu oranların yüzde 69 ve yüzde 9 olduğu bilgisini verdi.

İlerlemenin sürdürülmesi için her iki tarafta da sonuçları yükseltmek gerektiğine işaret eden Cormann, şu ifadeleri kullandı:

Daha fazla öğrencinin temelleri öğrenmesine ve daha fazla öğrencinin en üst seviyeye ulaşmasına yardımcı olmak gerekiyor. Reformların 15 yaşındaki öğrencilerin sonuçlarında kendini göstermesi zaman alır. Bu nedenle ilerleme, tek bir PISA döngüsünde değil, birkaç PISA döngüsünde değerlendirilmeli. Türkiye'nin uzun vadeli istikameti umut vaat edici. Şimdi asıl zorluk, bunu tüm öğrenciler tarafından paylaşılan tutarlı ve güçlü sonuçlara dönüştürmekte. PISA 2025, Türkiye'nin bu ilerlemeyi sürdürüp sürdürmediğine dair bir sonraki göstergeyi verecek.

Cormann, OECD'nin dezavantajlı geçmişe sahip olup kendi ülkesinin en iyi çeyreğinde performans gösteren öğrencileri "akademik olarak dirençli" şeklinde tanımladığını belirterek, şöyle devam etti:

PISA 2022'de Türkiye'deki dezavantajlı öğrencilerin yüzde 12'si matematikte akademik olarak dirençliydi, bu oran OECD ortalaması olan yüzde 10'a kıyasla oldukça yüksekti. Dezavantaj, bir öğrencinin geleceğini belirlemek zorunda değil. Ebeveynler ve öğretmenlerden güçlü destek ile güvenli, düzenli sınıflar fark yaratıyor. Ayrıca öğrencilerin öğrenme yeteneklerine inanmaları, motive kalmaları, hedefler belirlemeleri ve bunları takip etmeleri de yardımcı oluyor. Amaç, bir çocuğun okul başarısını etkileyen en önemli faktörün aile geçmişi olmasını azaltmak, bu da dezavantajlı öğrencilere yüksek kaliteli eğitime erişim ve yeterli öğrenme fırsatı sağlamak anlamına geliyor. İlerleyen süreçte, en güçlü eğitim sistemleri yüksek performansı adil fırsatlarla birleştiren ve daha fazla dezavantajlı öğrencinin potansiyeline ulaşmasını sağlayan sistemler olacaktır.

"PISA 2029, Medya ve Yapay Zeka Okuryazarlığını değerlendirecek"

OECD Genel Sekreteri Cormann, beklenen PISA 2025 sonuçları ışığında eğitimdeki küresel eğilimlere ilişkin de şu bilgileri paylaştı:

Üç şey öne çıkıyor. Birincisi, temel bilgiler hala en önemli alan. PISA 2022'de OECD ülkelerindeki öğrencilerin yüzde 31'i matematikte, yüzde 26'sı okumada ve yüzde 24'ü fen bilimlerinde temel yeterlilik seviyesinin altında performans gösterdi. Yeni beceriler, güçlü okuma, matematik ve bilimsel anlayışın yerini almamalı, üzerine inşa edilmeli. Öğrenciler yaşamları boyunca öğrenmeyi sürdürmeye hazır olmalı. İkincisi, yapay zeka öğrencilerin nasıl öğrendiği konusunda riski yükseltiyor. Üretken yapay zeka, öğrencilerin bir görevi tamamlamasına yardımcı olabilir, ancak yapay zeka bilgi ve becerilerin geliştiği düşünme ve çaba süreçlerinin yerini aldığında, öğrenme süreci olumsuz etkilenebiliyor. Bu durum, öğrencilerin kendi öğrenmelerinin sorumluluğunu üstlenmelerini ve öğretmenlerin onlara rehberlik etmelerini daha da önemli hale getiriyor.

Üçüncüsü ise PISA'nın bu değişiklikleri yansıtacak şekilde geliştiği. 8 Eylül'de açıklanacak PISA 2025 sonuçları, öğrencilerin okul çalışmalarında yapay zeka kullanımına, meraklarına, azimlerine ve öğrenme sorumluluğunu üstlenme yeteneklerine dair yeni kanıtlar sunacak. Daha ilerisi için konuşursak, PISA 2029 Medya ve Yapay Zeka Okuryazarlığını değerlendirecek. Bu, öğrencilerin dijital içeriği değerlendirebilme ve yapay zekayı etkili, etik ve sorumlu bir şekilde kullanabilme yeteneklerini de içeriyor.

 

AA

OECD Genel Sekreteri Mathias Cormann, Türkiye'nin eğitim alanındaki uzun vadeli istikametinin umut vaat ettiğini, ilerlemeyi sürdürüp sürdürmediğinin Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2025 sonuçlarıyla belli olacağını belirtti
Pazartesi, Eylül 7, 2026 - 11:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: Reuters</p>

Type: 
SEO Title: 
OECD Genel Sekreteri Cormann: Türkiye'nin uzun vadeli istikameti umut vaat edici
copyright Independentturkish: 

Fas'ta umudu yeşerten argan ağacı

Değerli okuyucular, bu yazımda, Fas'ın doğal, kültürel ve ekonomik mirasının önemli bir unsuru olan argan ağacından bahsedeceğim. Argan ağacı, yüzyıllardır Fas'ın kültüründe önemli bir yere sahip. Fas'ın kurak bölgelerinde yetişebilen argan ağacı, bölgedeki yerel topluluklara ekonomik fayda sağlarken, ekosistemin korunmasına da katkı sağlıyor.


Argan ağacının çevresel, kültürel ve ekonomik önemi

Argan ağacı, kurak ve yarı kurak coğrafyanın en karakteristik unsurlarından biri. Argan ağacı, Fas'ta yalnızca doğal bir zenginlik değil; aynı zamanda Fas'ın doğal, kültürel ve ekonomik mirasının önemli bir parçası. Argan ağacı (Argania spinosa), özellikle Fas'ın güneybatısına özgü bir tür.

Argan ağacı yüzyıllardır, güney Fas'ın Berberi/Amazigh kültüründe önemli bir yere sahip. Argan meyvelerinin toplanması, çekirdeklerinin kırılması ve yağının çıkarılması gibi geleneksel üretim bilgileri, Fas'ta yüzyıllardır nesilden nesile aktarıldı.

Argan ağacının Fas açısından önemi, ekonomik boyutunun çok ötesine uzanıyor. Argan ormanları, yaklaşık olarak 800 bin hektarlık bir alanı kapsıyor. Argan ağaçları, yarı kurak iklim koşullarına son derece iyi uyum sağlayabiliyor. Argan ormanları, Essaouira'dan Souss Vadisi'ne, Yüksek Atlas'ın güney yamaçlarından Anti-Atlas'a kadar uzanan geniş bir bölgede görülüyor.


Erozyon ve çölleşme ile mücadele

Ağacın kök sistemi, toprağın tutulmasına yardımcı olarak erozyon ve çölleşme ile mücadelede önemli bir ekolojik işlev görüyor. Argan ormanları, aynı zamanda bölgedeki biyolojik çeşitlilik açısından da önemli yaşam alanları oluşturuyor. Çeşitli hayvan türlerinin yaşam alanı olan bu ekosistemin, belki de dünyada en çok bilinen görüntülerinden biri, argan meyvelerine ulaşabilmek için ağacın dallarına tırmanan keçiler.


Fas'ın sıvı altını argan yağı

Argan yağı, uluslararası pazarda zaman zaman “sıvı altın” olarak da adlandırılıyor. Bunun temel nedeni, arganın sınırlı bir coğrafyada yetişen argan ağacından elde edilmesi ve arganın geleneksel uygulamalar, mutfak kullanımı, saç ve cilt bakımı gibi çok yönlü biçimde değerlendirilmesi. Argan yağının, Fas mutfağında da geleneksel bir yeri var. Argan yağı, Fas'ın geleneksel beslenme kültürünün de önemli bir parçası.


Fas'ta argan kooperatifleri

Kadın emeğinden yerel kalkınmaya

Argan meyvesinden elde edilen ve yüzyıllardır gıda, sağlık ve kozmetik alanında kullanılan argan yağı, uzun süre çoğunlukla kadın emeğine dayanan ancak kadınların ekonomik karşılığını alamadığı geleneksel bir üretim faaliyetiydi. Cooperative Cultural Heritage platformunda yayımlanan “Seeds of Hope: Women, Argan and the Cooperative Spirit of Morocco” adlı çalışma, kadın kooperatifleri aracılığıyla bu geleneksel üretim biçiminin nasıl yeni bir kalkınma modeline dönüştüğünü ele alıyor.


Amal kadın kooperatifi

Bu dönüşümün önemli dönüm noktalarından biri de Amal Kadın Kooperatifi. Amal Kadın Kooperatifi, 1990'lı yılların ortalarında Profesör Zoubida Charrouf öncülüğünde, Fas'ın Tamanar bölgesinde kuruldu. “Amal” sözcüğü, Arapçada “umut” anlamına geliyor. Platforma göre Amal, tamamen kadınlar tarafından yönetilen ilk argan yağı kooperatifi örneklerinden biri. Ayrıca kooperatif, geleneksel argan üretimini kadınların ekonomik bağımsızlığı ve sürdürülebilir kalkınma ile ilişkilendiren yeni bir model ortaya koydu.

Kooperatif sayesinde, daha önce çoğunlukla evlerin içinde, kayıt dışı olarak üretilen argan, yapılan eğitimler ve daha adil ücretlendirme mekanizmaları sayesinde daha örgütlü bir ekonomik faaliyete dönüştü. Amal kooperatifinin başarısı, Tamanar çevresindeki Tidzi ve Mesti gibi yerleşim yerlerinde de benzer kadın kooperatiflerinin ortaya çıkmasına ilham kaynağı oldu. Böylece tek bir yerel girişim, zaman içerisinde geniş bir üretim ağı ve kadın dayanışmasına dönüştü.


Çevresel sürdürülebilirlik

Bu kooperatiflerin diğer önemli boyutu da çevresel sürdürülebilirlik. Argan ağacı, Fas'ın kurak bölgelerinde çölleşmeyle mücadele, toprağın ve biyolojik çeşitliliğin korunması açısından önemli bir ekolojik role sahiptir. Argan yağı, bölgedeki yerel topluluklara ekonomik fayda sağlarken ekosistemin de korunmasını sağlıyor. Kadın kooperatifleri, ekonomik kalkınma ile doğal kaynakların korunması arasında bir bağ kuruyor.

Geleneksel olarak kuşaktan kuşağa aktarılan argan yağı üretimi, günümüzde modern pazarlama, kalite kontrolü ve uluslararası ticaret stratejileri ile bütünleşiyor. Böylece hem yerel kültürel miras korunuyor hem de ekonomik değere dönüşüyor. Bundan dolayı, Fas'ın argan kadın kooperatifleri, özellikle kırsal kalkınma politikaları açısından örnek teşkil ediyor. Kadın kooperatiflerinin girişimleri, insan ile doğa, gelenek ile yenilik ve toplumsal dayanışma arasında denge kuran örnek bir model.


Uluslararası Argania Günü

Argan ağacının ekolojik, ekonomik ve kültürel öneminin küresel düzeyde tanınmasının önemli göstergelerinden biri de her yıl 10 Mayıs'ta kutlanan Uluslararası Argania Günü. Argan, kırsal kalkınma, kadın emeği, geleneksel üretim, biyolojik çeşitlilik ve çölleşme ile mücadele gibi çok boyutlu unsurları kesiştiren doğal bir kaynak.

Argan, küresel pazarlarda giderek daha fazla değer kazanan geleneksel bir ürün. Argan ağacının ekonomik değerinin artması, özellikle kadın kooperatifleri bakımından yeni fırsatlar yaratırken ormanların aşırı kullanımını önleyecek sürdürülebilir yönetim modelleri uygulanmalı.

 

 

Kaynaklar:

Cooperative Cultural Heritage. “Seeds of Hope: Women, Argan, and the Cooperative Spirit of Morocco”: https://culturalheritage.coop/sites-and-elements/tangible-cooperatives/seeds-of-hope-morocco
UN Today (1 Mayıs 2025), “Argan oil and the importance of the argan tree to Morocco” by Abdelladim Aterchi: https://untoday.org/argan-oil-and-the-importance-of-the-argan-tree-to-morocco/
FAO (9 Mayıs 2025), “From roots to resilience: Empowering Morocco's argan landscapes through innovation and community stewardship”: https://www.fao.org/neareast/news/stories/details/from-roots-to-resilience-empowering-morocco-s-argan-landscapes-through-innovation-and-community-stewardship/en
WWF (10 Aralık 2002). Project-report: Morocco's Argan and Thuya Woodlands: https://wwf.panda.org/es/?11421/B-Project-report-BBRMoroccos-argan-and-thuya-woodlands
Perry, W. (2020). Social sustainability and the argan boom as green development in Morocco. World Development Perspectives, 20, 100238. https://doi.org/10.1016/j.wdp.2020.100238

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Dr. Elif Dikmen Diriöz Independent Türkçe için yazdı
Pazar, Eylül 6, 2026 - 14:15
Main image: 

<p>Görsel: ChatGPT/Independent Türkçe</p>

Type: 
SEO Title: 
Fas'ta umudu yeşerten argan ağacı
copyright Independentturkish: 

Erbakan'dan köprü ve otoyol özelleştirmesine tepki: İş köprüleri satmaya dahi geldiyse vay bu ülkenin haline

Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, Milli Gençlik Derneği Genel Merkezi'nde düzenlenen "İl Başkanları Toplantısı" öncesinde yaptığı açıklamada, Yeni Yol Grubu'nun milletvekili sayısının 19'a düşmesi üzerine, grubun Meclis'te faaliyetlerini sürdürebilmesi amacıyla Konya Milletvekili Ali Yüksel'in Yeni Yol Grubu'na katılmasına karar verdiklerini belirterek, kararın ülke, millet ve Meclis için hayırlı olmasını diledi.

Erbakan, gençliğin milli ve manevi değerlerden koparıldığını, gençler arasında deizm ve ateizmin arttığını, uyuşturucunun yaygınlaştığını ve aile kurumunun zayıfladığını, doğurganlık hızının gerilediğini savunarak, "Milletimiz aile yapısından koparılmak isteniyor. Milletimiz köklerinden, inancından ve temel değerlerden koparılmak isteniyor. Manevi vatanımız tehdit altındadır. Ve buna göz yumanlar, bir yandan da ecdat edebiyatına başvurmaktan, tarihimiz üzerinden ucuz siyaset devşirmekten asla geri durmuyorlar" diye konuştu.

AK Parti’ye "Poizi" tepkisi

Erbakan, AK Parti Gençlik Kolları tarafından düzenlenen BeyoğluFest'te sahne alan "Poizi" üzerinden iktidarı eleştirerek, şunları kaydetti:

Siz bu gençliğe ne sunuyorsunuz? 24 yıldır verdiğiniz ekonomik zehirler yetmedi de şimdi bir doz da Poizi mi sunuyorsunuz? Nereden nereye geldiler. Dindar nesilden pudra şekerine, pudra şekerinden Poizi'ye geldiler. Gündüz Malazgirt'te nutuk atıp akşam Beyoğlu'nda Poizi konseri verdiriyorlar. Gençliğimizi iktidar sarhoşluğunun kibrinden ve zehrinden kurtaracak, manevi kalkınmayı sağlayacağız.

Erbakan, keten gömlek üzerinden kendisine yönelik eleştirilere tepki göstererek, "Siz üzerimizdeki keten gömlekten değil, üzerimizdeki Milli Görüş gömleğinden rahatsızsınız. İktidar mensuplarına reçeteyi yazıyorum: Her birinize Milli Görüş gözlüğü lazım" dedi.

Süreç için referandum çağrısı

Erbakan, "Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin, terörün bitmesine, silahların teslim edilmesine, Kürtlerin hak ve adalet zemininde kucaklanmasına "evet" dediklerini belirterek, "Şartlı tahliye ya da infaz düzenlemesi adı altında teröristlerin sokağa salınmasına, iki üç yıl içinde siyaset sahnesine taşınmasına 'hayır' diyoruz" ifadesini kullandı.

Sürece ilişkin mevcut Meclis aritmetiğinin milli iradeyi yansıtmadığına dikkati çeken Erbakan, "Yeniden Refah Partisi olarak açık ve net çağrımızı yapıyoruz: Bu yasa doğrudan halkımızın oyuna sunulmalıdır. Eğer iktidarın amacı gerçekten toplumsal barışı sağlamaksa, milletin hakemliğinden kaçmasın, milletin huzuruna bu yasayı getirsin" dedi.

"Bu iktidar değişmeden ekonomideki tablo düzelmez"

Erbakan, iktidarın ekonomi politikalarını eleştirerek, şunları kaydetti:

Bunlara göre, Londra'daki tefecilere trilyonlarca lira aktarmak rasyonel, emekliye insan gibi yaşayacak maaş vermek hayal. Rantiyeciyi ihya etmek rasyonel; çiftçiye gübre, sanayiciye can suyu vermek hayal. Kamudaki israfa, lükse, şatafata trilyonları aktarmak rasyonel, küçük esnafa destek olmak hayal. İmtiyazlı holdinglerin vergi borçlarını tek kalemde silmek rasyonel, asgari ücretliye nefes aldırmak hayal. İşte bunların rasyonellikten anladıkları budur. Bize 'hayalci' diyenlere sesleniyoruz: Merhum Erbakan Hocamızın dediği gibi, bizim yaptıklarımıza sizin hayalleriniz bile ulaşamaz.

Geçen günlerde Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in Batman'da evladı için iş isteyen Kürt bir anneye, "Memlekette fabrika çok, iş var" dediğini anımsatan Erbakan, "Siz milletin aklıyla alay mı ediyorsunuz?" diye sordu.

Erbakan, tarımda artan maliyetler ile üretici ve tüketici arasındaki fiyat farkına dikkati çekerek, "Tarlada köylüyü eziyorlar, markette milleti eziyorlar. Çünkü tarlada üreticiyi ezen, markette de tüketiciyi ezen bir düzen var" dedi.

Okulların açılacağını hatırlatan Erbakan, kırtasiye masraflarının yüzde 50'ye yakın arttığını, okul formasının 2 bin 500 liraya, servis ücretlerinin ise 50 bin liranın üzerine çıktığını, büyükşehirlerde servis ücretlerinin 90 bin lirayı bulduğunu belirterek, "İki evladı olan bir asgari ücretlinin yıllık yüz bin lira servis ücreti verebilmesini hayal edebiliyor musunuz? Bu dramatik tablonun ekonomi bilimindeki adı teknik iflastır. Bu iflasın sorumlusu da mevcut iktidardır. Bu iktidar değişmeden ekonomideki tablo düzelmez. Bu yangını söndürecek tek adres ise Milli Görüş'tür, Yeniden Refah'tır" diye konuştu.

"Hazinede bir delikli kuruş bile kalmamış"

Erbakan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kararıyla iki köprü, sekiz otoyol ve iki çevre yolunun özelleştirme programına alınmasına tepki gösterdi. Erbakan, şöyle konuştu:

Bu 12 ulaşım varlığımızın yıllık karı aşağı yukarı 600 milyon dolar seviyesinde. 600 milyon dolarlık yıllık kar yapan bu varlıkların 30 senelik karı ne kadar? 18 milyar dolar. 18 milyar dolar nedir? 2026 yılında hükümetin ödeyeceği faizin üçte biri kadar. Yani dört ayda faize verdikleri para, bu 12 varlığın 30 senelik karına denk. Nasıl bir tabloyla karşı karşıya olduğunuzu görmenizi istiyorum. Şimdi bu varlıkları piyasa değeri üzerinden 18 milyar dolara, 20 milyar dolara satsalar ki hiç zannetmiyorum. Böyle olsa dahi dört aylık faizlerini ancak yetiyor. Şimdi hep birlikte göreceğiz. Beş milyar dolara mı, altı milyar dolara mı satacaklar? Yine imtiyazlı holdinglere bir peşkeş çekme operasyonu mu yapılacak? Hep birlikte göreceğiz. Vatandaşın vergileriyle, parası çoktan ödenmiş olan, binbir emekle yapılan, amortismanları karşılanmış ve sadece kar getiren bu varlıklarımız haraç mezat apar topar satışa çıkarılıyor. Anlıyoruz ki hazinede bir delikli kuruş bile kalmamış. İsraf, şatafat, imtiyazlı holdingler ve faiz giderlerine verecekleri para kalmamış. Kamuya ait satılacak arsa, maden arazisi ve orman arazisi de kalmamış. En son altın yumurtlayan tavuklar olarak bu otoyolları ve köprüleri satışa çıkartıyorlar. Ama iş eninde sonunda Özal döneminde, Demirel döneminde yapılmış olan köprüleri satmaya dahi geldiyse, 'Vay bu ekonominin haline, vay bu ülkenin haline' diyoruz.

Davutoğlu'na soruşturmaya tepki

Erbakan, feshedilen Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu hakkında başlatılan "Cumhurbaşkanına hakaret" soruşturmasına dair, "Tabii, burada sarf ettiği sözler sebebiyle bir eski başbakanın üzerine bu şekilde gidilmesinin uygun olmadığını düşünüyorum. Bu davranışın, bu hareketin bir miktar sert ve müsamahasız bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda konuşmanın yapıldığı tarih 2022. Aradan dört sene geçmiş. 2026'da şimdi neden bu eski dosyalar karıştırılıp da bu çıkartılıyor? Madem bir suç unsuru varsa, 2022'den beri herhangi bir adım neden atılmadı?" ifadelerini kullandı.

Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek soruşturmasına ilişkin de "Bir iddia ortaya konulmuşsa, kendilerinin de bunun aksini ispat etmeleri lazım. Soruşturmanın, kovuşturmanın aynen muhalefete gelince yapıldığı gibi iktidar kanadından birisi olması halinde de yapılması lazım. Eğer iddialar doğru değilse, zaten bunları kendileri ispat edeceklerdir diye düşünüyorum" dedi.

 

ANKA

Erbakan, “En son altın yumurtlayan tavuklar olarak bu otoyolları ve köprüleri satışa çıkartıyorlar. İş Özal ve Demirel döneminde yapılmış köprüleri satmaya dahi geldiyse, ‘Vay bu ekonominin haline, vay bu ülkenin haline’ diyoruz" dedi
Pazar, Eylül 6, 2026 - 14:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
Erbakan'dan köprü ve otoyol özelleştirmesine tepki: İş köprüleri satmaya dahi geldiyse vay bu ülkenin haline
copyright Independentturkish: 

Yeni Orta Vadeli Program açıklandı… Yılmaz: Enflasyon oranının yıl sonunda yüzde 28,4 olmasını bekliyoruz

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hakkı Susmaz, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan ile 2027-2029 dönemini içeren Orta Vadeli Program'ı (OVP) açıkladı.

OVP'nin her yıl olduğu gibi bu yıl da Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığının müşterek çalışmasıyla hazırlandığını belirten Yılmaz, "Hazırlık sürecine bakanlıklarımız ile ilgili kamu kurum ve kuruluşlarımız önemli katkı sunmuş, özel sektör ve meslek kuruluşlarımızın görüş ve değerlendirmeleri alınmıştır. Ortak aklı ve katılımcılığı esas alan bir anlayışla hazırladığımız Programımızda, ilgili tüm taraflarla yürüttüğümüz istişareler de politika ve tedbirlerimize yansıtılmıştır” ifadesini kullandı.

Sunumda öncelikle dünya ekonomisindeki mevcut görünüme değinileceğini, ardından uygulamakta oldukları program kapsamında bugüne kadar kaydettikleri mesafe ve sonrasında 2027-2029 dönemine ilişkin makroekonomik hedefleri paylaşacaklarını aktaran Yılmaz, belirlenen hedeflere nasıl ulaşacaklarına dair öncelikli reform alanlarını, planlanan politika ve tedbirleri ortaya koyacaklarını söyledi.

Gelecek üç yıla ilişkin temel politika belgesi olan OVP'nin, Kalkınma Planı doğrultusunda hazırlanan ve her yıl güncellenen üç yıllık bir politika çerçevesi sunduğunu vurgulayan Yılmaz, şunları kaydetti:

Program, makroekonomik hedef ve tahminlerimizi, gelir ve gider ile borçlanma görünümünü, kamu idarelerinin ödenek teklif tavanlarını ve reform gündemimizi ortaya koymakta, aynı zamanda bütçe sürecinin temel çerçevesini oluşturmaktadır. Dünya ekonomisi, son dönemde ekonomik, teknolojik ve jeopolitik gelişmelerin iç içe geçtiği, öngörülebilirliğin azaldığı ve risklerin tarihi yüksek seviyelere çıktığı yeni bir süreçten geçmektedir. Türkiye ekonomisi de elbette dünyadan ve bölgemizde yaşanan bu gelişmelerden bağımsız değildir. Özellikle bölgemizde yaşanan savaşın doğrudan ve dolaylı etkileri, enerji ve emtia fiyatlarından küresel ticarete, enflasyon görünümünden büyüme beklentilerine kadar birçok alanda hissedilmektedir. Bunun yanında geleneksel tarife artışlarının yanında yeni nesil korumacılık eğilimleri ve ticaret politikalarındaki belirsizlikler de küresel görünümü etkilemektedir.

"64,3 dolar olarak varsaydığımız Brent petrol 89,3 dolara yükseldi"

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, programın makroekonomik çerçevesini oluştururken, geçen yıl esas aldıkları varsayımların bu yılın başında bölgedeki savaş başta olmak üzere yıl içerisinde yaşanan hadiseler doğrultusunda güncellendiğini bildirerek, şu bilgileri verdi:

Geçtiğimiz OVP'deki varsayımların başında gelen küresel büyüme tahmini yüzde 3,1'den yüzde 3'e geriledi. Ticaret ortaklarımızın büyüme tahmini yüzde 2,4'ten yüzde 1,6'ya, Avro Bölgesi büyümesi yüzde 1,2'den yüzde 0,9'a gerilerken bölgemizde yaşanan savaşın etkisinin en belirgin görüldüğü Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) ülkelerinde ise yüzde 3,4 olarak öngörülen büyüme, yüzde eksi 0,5'e kadar geriledi. Geçtiğimiz yıl OVP'yi hazırlarken uluslararası kuruluşların tahminleriyle uyumlu olarak 2026 yılı için 64,3 dolar olarak varsaydığımız Brent petrol fiyatı ortalamada 89,3 dolara yükseldi. Enerji dışı emtia fiyatlarında yüzde 5,7 oranında düşüş beklerken, bugün yüzde 18,6 oranında bir artış öngörülmektedir. Küresel enflasyon tahmini ise bu gelişmelere bağlı olarak yüzde 3,6'dan yüzde 4,7'ye yükselmiş durumdadır.

"2026 yılı büyüme tahminimizi yüzde 3,3 olarak güncelledik"

Özellikle savaşla birlikte enerji ve emtia fiyatlarında ortaya çıkan arz yönlü baskıların ve Türkiye'nin başlıca ticaret ortaklarındaki zayıflamanın doğal olarak 2026 yılı tahminlerine de yansıdığını hatırlatan Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:

2026 yılı büyüme tahminimizi yüzde 3,3 olarak güncelledik. Sanayi büyümesi tahminimiz yüzde 2,3'e gerilerken, yıl sonu enflasyon tahminimiz yüzde 28,4'e yükseldi. Enerji fiyatlarındaki yükselişin dış dengemiz üzerinde doğrudan etkisiyle enerji ithalatı tahminimiz 63 milyar dolardan 71 milyar dolara yükselirken, dış ticaret açığı tahminimiz 96 milyar dolardan 105 milyar dolara çıkmıştır. Buna bağlı olarak cari işlemler açığının milli gelire oranına ilişkin tahminimizi de yüzde 2,6'ya güncelledik. Turizm gelirleri tahminimiz ise yine savaşın etkisiyle 68 milyar dolardan 65 milyar dolara revize edilmiştir. Bu güncellemeler programımızın yönünde veya ana çerçevesinde bir değişiklik anlamına gelmemektedir. Nitekim geçtiğimiz yıl öngörülmeyen ölçekte ortaya çıkan savaş ve beraberinde getirdiği enerji ve emtia şoku, dış talepteki zayıflamayla birlikte tüm ekonomiler üzerinde ilave bir yük oluşturmuştur. Buna rağmen Türkiye ekonomisi üretmeye, büyümeye ve istihdam oluşturmaya devam etmektedir.

"İhracatımızı şoklara daha dayanıklı hale getirme çabamız devam edecek"

Yılmaz, 2026 yılının hem küresel büyümenin hem de dünya ticaretinin belirgin biçimde ivme kaybettiği bir yıl olarak karşılarına çıktığının altını çizerek, "Bununla birlikte, 2027 yılına ilişkin beklentiler küresel görünümde yeniden bir toparlanmaya işaret etmektedir. Küresel büyümenin yüzde 3,4'e, küresel ticaret hacmindeki artışın ise yüzde 4,3'e yükselmesi beklenmektedir. Özellikle küresel ticarette beklenen bu canlanmanın, dış talep koşullarının iyileşmesine ve ihracatçı ülkeler açısından daha destekleyici bir ortamın oluşmasına katkı sağlamasını bekliyoruz" diye konuştu.

Türkiye'nin ihracatının yaklaşık yüzde 96'sını oluşturan başlıca ticaret ortaklarının ağırlıklı büyümesinin 2025 yılındaki yüzde 2,4 seviyesinden 2026 yılında yüzde 1,6'ya gerilemesini beklediklerini anlatan Yılmaz, şunları paylaştı:

2027 yılında ise dış talep koşullarının yeniden iyileşmesiyle bu oranın yüzde 2,8'e yükselmesini öngörüyoruz. Bu zayıflama, ihracatımızın yaklaşık yüzde 43'ünü gerçekleştirdiğimiz Avrupa Birliği ile yüzde 22'sini gerçekleştirdiğimiz MENA Bölgesinde özellikle dikkat çekicidir. En büyük ihracat pazarımız olan Avrupa Birliği'nde 2025 yılında yüzde 1,6 olarak gerçekleşen büyümenin 2026 yılında yüzde 1,2'ye gerilemesi, 2027 yılında ise sınırlı bir toparlanmayla yüzde 1,4 seviyesine yükselmesi beklenmektedir. MENA Bölgesinde ise savaşın ve jeopolitik gerilimlerin ekonomik faaliyet üzerindeki etkisi çok daha belirgindir. 2025 yılında yüzde 3,3 büyüyen bölge ekonomisinin, 2026 yılında yüzde 0,5 oranında daralacağı tahmin edilmektedir. 2027 yılında beklenen yüzde 7,3'lük güçlü büyümede ise 2026 yılındaki bu sert daralmanın oluşturacağı baz etkisinin önemli rol oynayacağını değerlendiriyoruz. Dolayısıyla, AB ve MENA bölgelerinin toplam ihracatımızın yaklaşık üçte ikisini oluşturduğu dikkate alındığında 2026'da ihracatçılarımızın oldukça zorlu bir dış talep ortamına rağmen başarılı bir performans sergiledikleri görülmektedir. Yıllar içerisinde ihracat pazarlarını çeşitlendiren ülkemizin mevcut pazardaki güçlü konumunu korurken, yeni pazarlara erişimini artırma, ihracatımızı bölgesel ve küresel şoklara karşı daha dayanıklı hale getirme çabamız önümüzdeki dönemde de devam edecek.

"Savaşla jeopolitik risk endeksi çok hızlı yükseldi"

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, küresel ekonomik görünüm üzerinde belirleyici olan unsurlardan birinin de jeopolitik risklerde yaşanan belirgin artış olduğuna dikkati çekerek, şunları dile getirdi:

Savaşın başlamasıyla birlikte jeopolitik risk endeksinin çok hızlı bir şekilde yükseldiğini görüyoruz. Savaş öncesinde uzun dönem ortalaması etrafında seyreden endeks, savaşın ardından tarihsel ortalamasının oldukça üzerine çıkmış ve yüksek bir oynaklık yükselmiştir. Jeopolitik gerilimler enerji ve emtia piyasalarından ticaret ve lojistik hatlarına, yatırım kararlarından finansal piyasalara kadar birçok kanal üzerinden dünya ekonomisine yayılmaktadır. Bu gelişmeleri ve oluşturabilecekleri ilave riskleri yakından takip ediyor, etkileri sınırlandırıcı tedbirler alıyor, ekonomi politikalarımızı farklı senaryoları dikkate alan, dışsal şoklara karşı dayanıklılığı güçlendiren bir anlayışla yürütüyoruz. Küresel arz koşullarından kaynaklanan fiyat hareketlerinin bir taraftan enerji ithalat maliyetlerimizi ve dış ticaret dengemizi etkilerken, diğer taraftan üretim ve ulaştırma maliyetleri üzerinden enflasyon görünümüne de yansımaktadır. Nitekim geçtiğimiz yıl 2026 yılı için 63 milyar dolar olarak öngördüğümüz enerji ithalatı tahminimizi, bu yıl 71 milyar dolara güncellememizde de bu gelişmeler etkili olmuştur.

"Göstergeler, programımızın somut sonuçlar ürettiğini ortaya koymakta"

"Programımızı hayata geçirdiğimiz günden bu yana temel önceliğimiz, makroekonomik istikrarı güçlendirmek, ekonomide dengelenmeyi sağlamak, enflasyonu kalıcı biçimde düşürmek ve kazanımlarımızı sürdürülebilir hale getirmek olmuştur" ifadesini kullanan Yılmaz, şöyle devam etti:

Paylaşacağı göstergeler, son dönemde karşı karşıya kaldığımız ilave dışsal şoklara rağmen programımızın temel alanlarda somut sonuçlar üretmeye devam ettiğini ortaya koymaktadır. Programımız kapsamında yatırımların tüketimin üzerinde seyrettiği, dolayısıyla büyümenin kompozisyonunda daha dengeli, üretken ve sürdürülebilir bir yapının öne çıktığını görmekteyiz. Yeni yatırımlar üretim kapasitesini genişletmekte, teknolojik dönüşümü ve verimlilik artışını desteklemekte, aynı zamanda yeni istihdam imkanları oluşturmaktadır. Nitekim son yıllarda Toplam Faktör Verimliliğinin (TFV) büyümemize daha fazla olumlu etkide bulunduğunu görüyoruz. Baktığımız zaman 2026'da öngördüğümüz 3,3'lük büyümenin 1,2 puanını Toplam Faktör Verimliliği kaynaklı olduğunu görüyoruz. Tüketim ağırlıklı bir yapı yerine üretim kapasitesini artıran yatırımların öne çıkması, enflasyonla mücadeleyi destekleyen, dış denge üzerindeki baskıları sınırlayan ve potansiyel büyümemizi yükselten daha sağlıklı bir makroekonomik görünüm sunmaktadır.

"Risk primimiz 220 seviyesinin de altına inmiştir"

Yılmaz, "Uyguladığımız politikalar çerçevesinde TL'ye güven artmaya devam etmiş, TL mevduatımızın toplam mevduat içindeki payının yüzde 31,6 seviyesinden 28 Ağustos itibarıyla yüzde 61,5 seviyesine yükselmesi izlediğimiz politikaların isabetli olduğunun somut göstergesi olmuştur" değerlendirmesinde bulundu.

Koşullu yükümlülüklerden olan KKM'den çıkışın sorunsuz şekilde tamamlandığını anımsatan Yılmaz, "Kararlılıkla uyguladığımız politikalarla küresel ekonomik görünümdeki belirsizliklere ve jeopolitik risklere rağmen brüt rezervlerimiz 89,7 milyar dolar artarak, 188,2 milyar dolara ulaşmıştır. Rezervlerde sağlanan bu güçlü artış ekonomimizin dış şoklara karşı dayanıklılığını desteklemektedir. Jeopolitik gerilimlere rağmen risk primimiz de önemli ölçüde gerilemiş ve 700'lü seviyelerden 220 seviyesinin de altına inmiştir. Bu önemli gelişme gerek kamu gerekse özel kesimin yabancı para cinsi borçlanmasında faiz yükünü aşağıya çekmiştir" dedi.

"Yıllıklandırılmış ihracatımız ağustos itibarıyla 280 milyar dolara ulaşmıştır"

Kaydettikleri mesafenin önemli göstergelerinden birinin de ihracattaki olumlu seyir ve ihracatın teknoloji kompozisyonundaki iyileşme olduğuna işaret eden Yılmaz, şu bilgileri verdi:

Yıllıklandırılmış ihracatımız, ticaret ortaklarımızdaki belirgin yavaşlamaya ve zorlu dış talep koşullarına rağmen ağustos ayı itibarıyla 280 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır. İhracatımız nitelik olarak da güçlenmiş ve 2024 Ağustos'unda yüzde 40 seviyesinde olan orta ve yüksek teknolojili ürünlerin toplam ihracatımız içerisindeki payı, 2026 Ağustos ayı itibarıyla yüzde 44,1'e ulaşmıştır. Böylece bir taraftan ihracatımızı artırıyor, diğer taraftan ihracatımızı daha yüksek teknoloji ve katma değere dayalı bir yapıya dönüştürüyoruz. İhracatımızdaki güçlü performansa rağmen enerji ve emtia fiyatlarındaki yükseliş, dış dengemiz üzerinde geçici bir baskı oluşturmuştur. Cari işlemler açığının milli gelire oranı 2024 yılı Haziran ayında yüzde 1,8, 2025 yılı Haziran ayında ise yüzde 1,6 seviyesinde gerçekleşmiştir. 2026 yılı Haziran ayı itibarıyla bu oran yüzde 2,3'e yükselmiştir. Bu yükselişin içerisinde 0,7 puanlık farkın savaş nedeniyle geldiğini hesaplamaktayız. Dolayısıyla bunu çıktığımız zaman yapısal bir bozulma olmadığını net bir şekilde görüyoruz. Ayrıca, mevcut seviyenin, 2000-2025 dönemi uzun dönem ortalaması olan yüzde 3,2'nin belirgin altında ve yönetilebilir seviyede olduğunu özellikle vurgulamak isterim. Dolayısıyla dış dengede daha dayanıklı bir yapı söz konusudur.

 

Independent Türkçe

"TL mevduatımızın toplam mevduat içindeki payının yüzde 31,6 seviyesinden yüzde 61,5 seviyesine yükselmesi, izlediğimiz politikaların isabetli olduğunun somut göstergesi olmuştur"
Pazar, Eylül 6, 2026 - 13:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Yeni Orta Vadeli Program açıklandı… Yılmaz: Enflasyon oranının yıl sonunda yüzde 28,4 olmasını bekliyoruz
copyright Independentturkish: 

DEM Parti 5. Olağan Büyük Kongresi... Bakırhan ve Hatimoğulları'ndan barış ve müzakere vurgusu

DEM Parti'nin 5'inci Olağan Büyük Kongresi, saat 10.00'da Ankara Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde başladı. En son Ekim 2023'te olağan kongresini toplayan DEM Parti, bu kongreyi yasal zorunluluklar nedeniyle gerçekleştiriyor.

Delegelerin katılımıyla başlayan kongrede, parti organlarının seçimi ve tüzük değerlendirmeleri yapılacak. Kongrede ayrıca önümüzdeki siyasi döneme ilişkin bir bildirgenin kamuoyuna duyurulması bekleniyor. 

Kongre kapsamında diğer siyasi partilere davet gitmedi

Katılımının sınırlı olduğu kongreye DEM Parti milletvekillerinin yanı sıra il ve ilçe örgütlerinden üyeler katıldı. Katılımcılar arasında TBMM Başkanvekili Pervin Buldan, DEM Parti İmralı Heyetinde yer alan Şanlıurfa Milletvekili Mithat Sancar, Demokratik Bölgeler Partisi Eş Genel Başkanları Çiğdem Kılıçgün Uçar ve Keskin Bayındır, DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan da yer aldı. Öte yandan kongrenin çerçevesi doğrultusunda diğer siyasi partiler kongreye davet edilmedi.

Kongrenin gerçekleştiği salonda üzerinde "5. Büyük Kongre, 5. Kongreye Mezin" ve "Jin, Jiyan Azadi" yazılı dövizler asıldı. DEM Parti Eş Genel Başkanları salona alkışlar eşliğinde giriş yaptı. Kongrenin başlamasıyla birlikte Kongre Divanı'na Neslihan Şedal, Ali Kenanoğlu, Şevval Dicle Akay, Burcugül Çubuk, Mehmet Onur Yılmaz seçildi. Saygı duruşuyla başlayan kongrede DEM Parti Eş Genel Başkanları konuşma yaptı.

Yönetim değişikliği beklenmiyor

Kongrede, isim, tüzük ya da parti programında değişiklik beklenmiyor. Eş Genel Başkanlar Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları'nın yeniden seçilmesine kesin gözüyle bakılıyor. Merkez Yürütme Kurulu ve Parti Meclisi'nde ise sınırlı sayıda değişiklik olması öngörülüyor.

Kapsamlı kongre 2027 baharda

DEM Parti, 5'inci Olağan Kongresi'nin ardından çözüm sürecine paralel olarak kapsamlı bir değişim ve yeniden yapılanma kongresi yapmayı planlıyor. Bu kongrenin Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun'un uygulanması ile eşgüdümlü halde 2027'nin bahar aylarında gerçekleştirilmesi bekleniyor.

Hatimoğlulları kongrede konuştu

Kongrede konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğulları, Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri değerlendirdi.

Hatimoğulları, konuşmasına Türkiye'nin farklı bölgelerinde çalışan çiftçi ve emekçilere selam göndererek başladı. Hatimoğulları, "Dicle'nin kıyısından tarlasına giden çiftçiye, Çukurova'nın kavurucu sıcağından alın teri döken tarım işçilerine binlerce kez selam olsun. Ege'nin zeytinliklerinde emek verenlere, Karadeniz'in yamaçlarında yaşamını sürdürenlere selam olsun. İç Anadolu'nun bozkırlarında toprağa umut ekenlere, İstanbul'un sabah karanlığından servise yetişmeye çalışan emekçilere, bu memleketin dört bir yanındaki işçilere, yoksullara, barınamayanlara buradan binlerce kez selam olsun" dedi.

Türk, Kürt, Arap, Çerkez, Laz, Ermeni, Roman, Süryani, Alevi, Sünni, Ezidi ve Hristiyanlara selam gönderen Hatimoğulları, "Ez cümle, bütün farklı halklardan ve inançlardan 72 millete selam olsun" ifadelerini kullandı. Kadınlara da selam gönderen Hatimoğulları, "Bu yaşamın ve mücadelenin en ağır yükünü sırtlayan, en önde duran, yaşamın her alanında en ağır bedeli ödeyen kadınlara, Barış Anneleri'ne, Cumartesi Anneleri'ne binlerce kez selam olsun" diye konuştu. Hatimoğulları, "Selam olsun İstanbul Sözleşmesi için 'Asla yalnız yürümeyeceksin' diyen kadınlara. Selam olsun 'Jin, Jiyan, Azadi' felsefesini bütün dünyaya duyuranlara" dedi.

Konuşması sırasında salondan "Jin, Jiyan, Azadi" sloganları yükselen Hatimoğulları, Clara Zetkin, Rosa Luxemburg, Şirin Tekeli ve kadın mücadelesinin farklı isimlerini andı. Hatimoğulları, Türkiye'deki sosyalist ve devrimci mücadele içerisinde yer alan isimleri de anarak, "Selam olsun devrimci sosyalist Kürt mücadelesini bu topraklarda yaşayan insanlara, Mustafa Suphilere, Behice Boranlara, Hikmet Kıvılcımlılara, Denizlere, Mahirlere, İbolara, Mazlumlara, Sakinelere binlerce kez selam olsun" ifadelerini kullandı. Yaşamını yitiren Sırrı Süreyya Önder'i de anan Hatimoğulları, "Selam olsun barış mücadelesinin emektarı Sırrı Süreyya Önder'e" dedi.

Hatimoğulları, cezaevlerinde bulunan siyasi isimlere de selam göndererek, "Selam olsun sürgündeki yoldaşlarımıza. Ve değerli canlar, buradan sevgili Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Ayşe Gökkan, Leyla Güven ve cezaevindeki bütün siyasi muhaliflere binlerce kez selam olsun" diye konuştu.

Hatimoğulları, "Selam olsun bu memlekete, barışın ve demokratik toplumun kapısını aralayan Sayın Abdullah Öcalan" ifadelerini kullandı. Bu esnada salonda bulunan DEM Partililer ayağa kalkarak, "Biji Serok Apo" sloganları attı.

"Dünyanın en hareketli coğrafyasının biri"

Son üç yılda dünyada ve Türkiye'de önemli gelişmeler yaşandığını belirten Hatimoğulları, küresel sermayenin krizinin bedelinin halklara açlık, yoksulluk, savaş ve çatışma biçiminde ödetildiğini söyledi. Hatimoğulları, "3 yıl önce yaptığımız kongreden bu yana deyim yerindeyse yer yerinden oynadı. Küresel sermayenin krizinin bedeli açlık, yoksulluk, savaş ve çatışma biçiminde halklara ödetiliyor. Emperyalizm yeniden bir düzen kurarken bütün dünyayı, özelde de Orta Doğu'yu yeniden şekillendiriyor" diye konuştu.

Rusya-Ukrayna savaşının ve İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarının devam ettiğini belirten Hatimoğulları, "ABD ve İsrail'in İran'a açtığı savaş Körfez ülkelerine kadar yayılmış durumda. Ekonomik etkisiyle de bütün dünyayı sarmış durumda. Silahlanmaya ayrılan bütçeler hızla büyüyor. Ve dünya bir nükleer tehdit altında. Suriye hala yeni düzenini arıyor" dedi.

Suriye'deki gelişmelere de değinen Hatimoğulları, "Suriye'de Aleviler, Kürtler, Hristiyanlar hala çok ağır tehdit altında. Rojava şu an eksik de olsa birçok kazanımla yoluna devam ediyor" ifadelerini kullandı.

Küresel ölçekte büyük göç dalgalarının yaşandığını ve iklim krizinin derinleştiğini belirten Hatimoğulları, dijitalleşme ve teknolojik gelişmelerin hayatı hızlandırdığını söyledi.

"Halklarımıza güveniyoruz, bunun için başaracağız"

Hatimoğulları, şöyle konuştu:

Bizler kökümüzün tarihsel birikim ve deneyimlerini unutmadan çağını anlayan ve buna göre kendini yeniden inşa eden bir yola giriyoruz. Tarihin içinden geleceğe yürüyoruz. Ve son 3 yılda bu ülkenin önüne uzun zamandır görülmemiş muazzam bir olanak, muazzam bir fırsat ortaya çıktı. Türkiye yeniden Kürt meselesini konuşmaya başladı. Silahlar sustu. Bu gelişme sadece Kürt hareketi için değil, sisteme muhalif bütün kesimlerin demokratik zeminde mücadele olanaklarını ardına kadar açmış durumda. Bu süreci büyütmek, kalıcı barışı tesis etmek hepimizin insani, vicdani, siyasi ve toplumsal görevidir. Barışı kazanmak hepimizin ortak geleceğini kazanmaktır. Biz bunu 86 milyon yurttaşımız için 100 yıllık gelecek adına yerine getirmeye hazırız. Kendimize güveniyoruz. Sizlere güveniyoruz. Halklarımıza güveniyoruz ve bunun için başaracağız. Mutlaka ama mutlaka başaracağız.

"Çatışmalarda evladını kaybetmiş asker ailelerinin acısı bu ülkenin hafızasında"

"Bu topraklarda Kürt meselesi farklı dönemlerde farklı isimlerle konuşuldu. Bazen inkar edildi, reddedildi. Böyle bir sorun yok dendi. Bazen güvenlik başlığına sıkıştırıldı. Bazen konuşmanın kendisi dahi suç sayıldı. Bazen çözüm ihmali belirlendi. Ardından kapılar hemen kapandı" diyen Hatimoğulları, sözlerini şöyle sürdürdü:

1990'ların hafızasını bu toplum hala yaşıyor. Bu salondakiler hala bunu yaşıyor. Boşalan köylerin, faili meçhullerinin, cezaevlerinin, çatışmalarda yaşamını yitiren gençlerin, çocuklarını bekleyen annelerin, ailelerin hafızası hala aramızda. Birçok gencimizin hayatını kaybettiği açıklanan bir süreçteyiz. Ve şimdi birçok yerde taziyeler kurulmuş durumda, daha da kurulacak. Ben buradan başta Kürt halkına, çocuğunu yitirmiş bütün ailelerimize ve bütün halklarımıza başsağlığı dileklerimizi iletiyorum. Çatışmalarda evladını kaybetmiş asker ailelerinin acısı bu ülkenin hafızasında.

"Barış silahların susmasından çok daha büyük"

Acılar yarıştırılmaz. Her acının kendi adı, kendi ismi ve kendi hikayesi var. Barış bu ortak acıların bitmesini amaçlar. Hepimiz için kritik soru hiçbir halkın onurunu çiğnetmeden barışı büyütebilecek miyiz? Bu süreci başarıyla sonuçlandırabilecek miyiz? DEM Parti açısından bu soruların yanıtı nettir. Bizler barışacağız, bizler başaracağız ve bunun için halkımıza sözümüz olsun ki çok daha fazla çalışacak, çok daha fazla emek verecek ve mutlaka barışı bu topraklara hep birlikte armağan edeceğiz. Barışı silahların susmasından çok daha büyük bir şekilde düşünmeli ve değerlendirmeliyiz. Çünkü barış silahların susmasından çok daha büyüktür.

Hatimoğulları, barışın toplumsallaşması gerektiğini belirterek, "Meclis, 10 Ağustos 2026'da Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlenmesine Dair Kanun'u kabul etti. Biz bu kanunu çok önemsiyoruz. Her fırsatta ne kadar önemsediğimizi vurguladık. Ama aynı zamanda bu kanunun eksikliklerini de belirttik. Hiçbir kanun kendi başına toplumsal bir barış yapamaz, kanun sadece bir kapı açabilir" dedi.

"Barış hiçbir iktidarın topluma bahşettiği bir lütfu değil"

Bu kapıdan nasıl geçileceğine siyaset, hukuk ve toplumun birlikte karar vereceğini ifade eden Hatimoğulları, "Şimdi önümüzde çok daha zor bir aşama var. O da barışın toplumsallaşmasıdır. Barış mahalleye, okula, ailelere, hanelere, belediyelere, parlamentoya girmezse barış olmaz. Barış her yere girmeli. Barış hiçbir iktidarın topluma bahşettiği bir lütfu da değil" diye konuştu.

Barış sürecinin yıllar boyunca büyük bir toplumsal mücadele, emek ve bedellerle bugünlere geldiğini belirten Hatimoğulları, sözlerini şöyle sürdürdü:

Bu ihtimali yıllar boyunca ayakta tutan büyük bir toplumsal mücadele, emek ve bedeller var. Bunlarla barış süreci bugün bu seviyeye geldi. Eğer bugün İmralı'da bir masa kurulduysa bu verilen emek, mücadele, ödenen bedeller ve ülkenin geldiği koşulların dayatmasıyla olmuştur. O halde barışı kim kuracak? Galatasaray Meydanı'nda kayıplarının fotoğrafını yıllarca ellerinden bırakmayan Cumartesi Annelerinin hafızası, hafıza ısrarı kuracak. Barış Anneleri kuracak. Evladını askerken kaybetmiş ailelerin acısı ve dirayeti kuracak. Kadın hareketinin birikimi ve tecrübesi kuracak. İnsan hakları savunucularının dosyaları, gazetecilerin kayıtları, hukukçuların itirazları, akademisyenlerin çalışmaları, sanatçıların filmleri, romanları, şarkıları kuracak barışı. Kürk halkıyla tarihsel ve stratejik ittifak içinde olan sosyalistler, devrimciler, yurtseverler kuracak barışı.

"Barışı çocuklarımıza armağan edelim"

Hatimoğulları, demokrasiyi savunan farklı kesimlerin de barışın kurulmasında rol üstleneceğini belirterek, "Demokrasiyi savunan mütedeyyinler, sekülerler, sosyal demokratlar, Aleviler ve bütün halklar ve inanç toplulukları beraber kuracak barışı. 'Yaşasın halkların kardeşliğinin' sadece bir söylem olarak kalması değil, hukukla güvence altında alınması barışı kuracaktır ve buradan şunu hepimiz bilmeliyiz ki mücadele alanlarımızda tek vücut olmazsa bu süreci ilerletmede güçlük çekeriz" dedi.

Hatimoğulları, barışın birlikte inşa edilmesi çağrısında bulunarak, "O yüzden barışı gelin hep birlikte bu ülkenin bütün siyasal ve toplumsal dinamikleriyle beraber inşa edelim. Barışı çocuklarımıza ve Türkiye'nin geleceğine hep beraber armağan edelim" diye konuştu.

"Silahların susması demokrasi mücadelesini büyütmek için muazzam olanaklar açıyor"

Hatimoğulları, silahların susmasının demokrasi mücadelesinin büyütülmesi açısından önemli olanaklar sunduğunu belirterek, "Demokrasi mücadelesinin siyasal ve toplumsal bütün özneleri olarak bunu en güçlü şekilde hep birlikte değerlendirmeliyiz" dedi.

Emek, kadın, gençlik, ekoloji, Alevi ve engelli hareketlerinin yanı sıra farklı toplumsal kesimlerin örgütlenmesinin güçlendirilmesi gerektiğini ifade eden Hatimoğulları, "Emek hareketi, işsizler, yoksullar hareketi, ekoloji hareketi, kadın, gençlik, LGBTİ artılar, Alevi hareketi, mütedeyyinler, antikapitalist Müslümanlar, engelliler. Bu dönemde her birinin kendi özgün örgütlenmesini, genişletmesini, olanaklarını arttırabilmeliyiz. Bu koşulları bunun için değerlendirmeliyiz. Bunu başarırsak toplum demokratik dönüşümünü o zaman en güçlü şekilde sağlayabilir” diye konuştu.

Hatimoğulları, barışın kalıcı hale gelmesi ve demokratik toplumun inşa edilmesi için uzun soluklu bir mücadelenin örülmesi gerektiğini belirterek, "Bizim en önemli görevimiz demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü bir düzeni kurmak. Güçlü demokrasiyi, demokratik toplumu inşa etmenin yolu uzun soluklu bir mücadeleyi birlikte örebilmekten geçer" dedi.

"Birleşik bir mücadeleyi örgütlemek zorundayız"

Kürtler başta olmak üzere bütün halkların ve inançların eşit yurttaşlık haklarının güvence altına alınması gerektiğini ifade eden Hatimoğulları, "Türkiye'nin demokratikleşme sorunlarına çözüm üretmek, aynı zamanda toplumsal ihtiyaçları temel alan halkın eğitim, sağlık, geçim, barınma, ulaşım gibi yaşamsal öneme sahip ihtiyaçların temel hak olduğunu vurgulayan birleşik bir mücadeleyi örgütlemek zorundayız" diye konuştu.

Barış ve demokratikleşmenin kendiliğinden gerçekleşmeyeceğini vurgulayan Hatimoğulları, “Ve şunu unutmayalım ki bizler birleşe birleşe kazanacağız. Barış asla kendiliğinden inşa olmaz. Türkiye'deki antidemokratik uygulamalar kendiliğinden ortadan kalkmaz. Türkiye kendiliğinden demokratikleşmez. O yüzden bu sloganı hafızamızda dipdiri tutarak birleşe birleşe kazanacağız” ifadelerini kullandı.

"Bu bir eşik kongresi"

Hatimoğulları, kongrenin yeni döneme hazırlık niteliğinde olduğunu belirterek, "Bu kongremizin anlamı da tam da burada yatıyor. Bu bir hazırlık kongresidir. Bu bir eşik kongresidir. Güçlenmeye, güç katmaya davet kongresidir. Geride bıraktığımız dönemin deneyimlerini yanımıza alıp önümüzdeki büyük dönüşüme hazırlanıyoruz. Kendimizi tekrar etmek için değil, kendimizi yenilemek için buradayız. Kendimizi yeniledikçe demokratik bir yönetimin inşasına talip oluruz, olmalıyız. Biz buna adayız. Değişerek yönetmeye, adaletli, eşit, özgür, demokratik bir inşaya hazırız. Toplum değişirken aynı kalan bir parti olmaz. Barışın dili değişirken eski dille yola devam etmek olmaz. Kürt meselesi yeni bir evreye girerken siyaseti eski araçlarla sürdüremeyiz” diye konuştu.

"Önümüzdeki dönemin kolay olmadığının farkındayız"

Barış sürecinin kolay ve düz bir yol olmadığını belirten Hatimoğulları, şöyle devam etti:

Önümüzde kolay bir dönem olmadığının hepimiz farkındayız. Barış süreçleri düz bir yol değildir. Engebelidir, incedir, uzundur, zordur, emek ister. İtirazlar olabilir bu süreçlerde. Provokasyonlar da olabilir. Güvensizlikler de çıkabilir. Eski korkular yeniden hatırlanabilir. Bu bütün taraflar için öyle. Bazen devlet ağır davranabilir. Bazen siyaset cesaretini kaybedebilir. Bazen toplum yorulabilir. Ama bizim görevimiz tam da burada. Barışı günlük havaya göre biz savunmadık, savunmayacağız. Çünkü barış bizim için konjonktürel bir tercih değil, bu topraklarda birlikte yaşamanın en ciddi siyasal programıdır barış. 100 yıllık meseleler bir günde çözülmez. Ama 100 yıllık meselelerin kaderi bazen birkaç yıl içinde değişebilir. Bir adım atılarak değişebilir. Şimdi böyle bir zamanın içindeyiz ve bu zamanı en doğru şekilde değerlendirmeliyiz. Bu zaman bizden öfke kadar akıl, hafıza kadar yenilenme, cesaret kadar sabır ve kararlılık istiyor. Ve belki en çok da birbirimizi duymayı ve dinlemeyi istiyor. 3 yılın muhasebesinden çıkaracağımız en büyük dersler bunlardır.

"Bu topraklarda çekilen acıları asla unutmayacağız"

Geçmişte yaşanan acıların unutulmayacağını ancak gelecek kuşakların bu acıların içinde yaşamaya mahkum edilmeyeceğini ifade eden Hatimoğulları, "Biz geçmişimizi asla inkar etmeyeceğiz. Bu topraklarda çekilen acıları asla unutmayacağız. Ödenen bedeller asla unutulmayacak. Ama şu bir gerçek ki biz yaşanan bütün acılarla yüzleşeceğiz. Hepsi ile yüzleşeceğiz. Ama bunu yaparken çocuklarımızı o acıların içinde yaşamaya da mahkum etmeyeceğiz" dedi.

Bu süreçte özellikle yerelde görev yapanlar, Barış Anneleri ve kadınların büyük emek verdiğini belirten Hatimoğulları, "Bu emeği en fazla yerelde yönetimde bulunan arkadaşlarımız verdi. Barış anneleri verdi. Kadınlar verdi. Ve ben buradan bu dönemi tamamlayıp yeni bir döneme geçerken bu mücadelede emek veren bütün il ilçe örgütü yöneticilerimize, Parti Meclisi üyelerimize, MYK üyelerimize, vekil grubumuza ve en önemlisi siz değerli halklarımıza sonsuz teşekkürlerimizi sunuyorum. Ve şu bilinsin ki, barışın gemisini ne olursa olsun o limana vardırıcağız. Ve bizler o limana mutlaka ama mutlaka ulaştıracağız. Yolumuz açık olsun" ifadelerini kullandı.

Bakırhan’ın konuşması

Bakırhan, partisinin kongresinde yaptığı konuşmada partisinin geçmişiyle yüzleşmekten çekinmeyeceğini belirterek, toplumla bağın yeterince güçlü tutulamadığını, bazı meselelerde sesin geç duyurulduğunu ve bazı belediyelerde hedeflenen karşılığın alınamadığını, bu eksikliklerin sorumluluğunun parti yönetimi ve eş genel başkanlarda olduğunu söyledi.

Bakırhan, ekonomik kriz karşısında emek mücadelesini, halklar ve inançlarla bağ kurma, ekoloji mücadelesini güçlendirme, barış ve demokratik toplum sürecini toplumsallaştırma ile uyuşturucuyla mücadelede hedeflenen düzeye ulaşamadıklarını kaydederek, "Artık bundan sonra sadece 'Bu niye böyle oldu?' demeyeceğiz, yerine ne koyacağımızı tartışacağız" dedi.

Bakırhan, "Demokratik Cumhuriyet"i inşa etmek için yola koyulma vaktinin geldiğini dile getirerek, "Bu ülkenin bütün toplumsal kesimleri çok acı çekti. Biz de geleceği inşa etmek için geçmişe saplanmayacağız. Ama geçmişe projeksiyon tutmazsak geleceği sağlam kuramayız. Cumhuriyet'in yüzyılı, kuruluş iddiasının aksine bir hikaye ortaya çıkardı. Ülkenin üzerine dikilen dar elbiseye birçok çevre yama yapmaya çalıştı. Bunu bazen Kemalistler, bazen İslamcılar, bazen milliyetçiler yaptı. Ama bu yamalı elbise, maalesef toplumun üzerine bir türlü olmadı. Bu yüzyılda birbirimizi çok yorduk. Artık yamaların olmadığı, hepimizi kapsayacak bir Türkiye'ye, bir cumhuriyete, bir demokrasiye ihtiyaç var. Yeni bir toplumsal mutabakata ihtiyaç var" diye konuştu.

"Gerçek bir yüz yıl barışla, hukukla, demokrasiyle olur"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhur İttifakı'nın bu sürece "Türkiye Yüzyılı" dediğini belirten Bakırhan, "Emin olun, bu süreci layıkıyla başarıya ulaştırabilirsek gerçekten yüz yıl Türkiye'nin olacak. Yüz yıl Kürtlerin, Alevilerin, ezilenlerin ve emekçilerin yüz yılı olacaktır. Gerçek bir yüz yıl barışla, hukukla, demokrasiyle olur. Buyurun, gelin rejimin parametrelerini demokrasi, hukuk, adalet ve eşitlik ilkeleri etrafında yeniden örelim. Demokratik Türkiye yüz yılına hep birlikte adım atalım. İşte bunu başarmak siyaset kurumunun emek vermesine ve sürece cesaretle sahip çıkmasına bağlıdır. Bu inanç, bu cesaret sadece bir partide var. O da DEM Parti'dir. Emin olun önümüzdeki yüz yılı kurtarmaya kararlıyız. Bir daha geçmiş yüzyılda Kürtlerin, Türklerin, Alevilerin, bu ülkede yaşayan emekçilerin, yoksulların aynı zulüm, baskı ve ekonomik yoksulluk içerisinde yaşamaması için kararlı bir şekilde bu yola revan olduğumuzu belirtmek istiyorum. Herkes önyargılarını kırar, korkularını bitirir, çıkarını halkın çıkarının arkasına koyarsa sadece yüz yılı değil, emin olun bölgede bin yılı kurtarırız" ifadesini kullandı.

"Bugün bir başka baharın eşiğindeyiz" diyen Bakırhan, şunları kaydetti:

50 yıllık çatışmanın ve şiddetin sonuna doğru yürüyoruz. Memlekete barış imkanı sunan, diyalog ve müzakerenin yolunu açan, başta Sayın Öcalan olmak üzere bütün siyasi aktörlere binlerce kez bir daha teşekkür etmek istiyorum. Yüz yıldır isyan ve inkar denklemine sıkıştık. Şimdi Türkiye bu kısır döngünden çıkmak istiyor. Kürtlerin ikbaliyle Türkiye'nin istikbalinin aynı parametrelerde buluştuğu bir dönemde yaşıyoruz. Kürtlerin ikbalini ve ülkenin istikbalini aynı noktada buluşturanın sırtı emin olun yere gelmez. Türkiye son 50 yılda Kürt meselesinin çözümsüzlüğünden kaynaklı çok büyük maliyetler ödedi. Orta Doğu'da oyun kurucu vasfını kazanabileceği her denklemde Kürt dengesiyle karşı karşıya kaldı. Kürt dengesini lehe çözecek bir süreç içerisindeyiz. Artık maliyet ödeme değil, hasat alma dönemidir. Artık sefalet değil, bereket dönemidir. Bu ülkenin her bir vatandaşının ve akrabalarının kazanımını kendi kazanımını gören bir anlayışa ihtiyaç var. Nasıl ki Azerbaycan'ın, KKTC'nin kazanımı Türkiye'nin ve Türkiye'de Kürt'ün kazancı olarak görülüyorsa, Irak'taki, İran'daki ve Suriye'deki Kürtlerin kazanımı da Türkiye'nin kazancı olarak görülmelidir. Tehdit olarak görülmemelidir. Kürt'ün kazanımı Türkiye'nin kazanımıdır. Türkiye'nin kazanımı Kürt'ün kazanımıdır. Kürt kazanınca Türk, Türk kazanınca Kürt kazanacaktır. Bugün barış süreciyle birlikte Türkiye'yle Kürtlerin çıkarlarını ortak bir paydada buluşturuyoruz. Güçlü ve büyük Türkiye'ye inanıyoruz. Fakat bunun nasıl olacağı konusunda yıllarca ayrıştık. Bize göre güçlü ve büyük Türkiye, demokratik olan bütün kimlikleri ve inançları eşit mesafede duran bir düzlemde mümkündür. Kürtler kurucu bir aktör olursa Türkiye güçlenir, Orta Doğu istikrar kazanır. Orta Doğu'yu barışın ve yaşamın coğrafyası haline getirebiliriz. Artık yüzyıllık Sykes-Picot parantezini kapatmamızın zamanı geldi. Yeni bir dönemin başladığının bilincindeyiz. DEM Parti olarak bu sürece hazır olduğumuzu dile getirmek istiyorum.

"Üçüncü yol" vurgusu

Bakırhan, toplumun, siyasetin ve devletin değiştiğini, dünyada siyasetin başka bir kulvara girdiğini dile getirerek, şunları kaydetti:

Saatin akrebi yerinden oynadı. Artık zamanı ve siyaseti eski noktada kimse tutamaz. Biz de değişeceğiz. Bu değişime göre konumlanacağız. Ayakta kalacağız. Ve yönetim iddiamızı en güçlü biçimde ortaya koyacağız. Özellikle 10 yıllık süreçte konjöktürel tercihlerimiz oldu. Kategorik olarak Türkiye'deki hakim iki siyasi geleneğin çizgisini kendi çizgimiz olarak asla görmedik. Kendi yolumuzu belirledik, yolumuza üçüncü yol dedik. Tabanımızın önceliklerini ve Türkiye halklarının demokratik geleceğini önceledik. Konjüktöre göre hamle yapmak, strateji belirlemek siyasetin gereğidir. Biz ilkelerimizden taviz vermeden hep bunu yaptık, yapmaya devam edeceğiz. Verdiğimiz kararların sevabı da günahı da bizimdir. Her dönem verdiğimiz kararlarla siyasete yön verdik. Her zaman siyasal önceliklerimize göre pozisyon alıyoruz. Önceliklerimize rehberlik eden tek şey kendi çizgimiz ve 86 milyonun ortak geleceğidir. Şimdi artık sadece oyun bozan değil, oyun kuran ve Türkiye'yi yönetmeye aday konumdayız. 100 yıllık cumhuriyet tarihinde bu ülkeyi iki siyasal gelenek yönetti. Hangi tarihsel sorunları kalıcı şekilde çözebildi bu iki siyasal gelenek? Hangisi yetkiyi milletten alınca toplumun derdini unutmadı? Hangisi sorunlarımızı çözdü? Hangisi 100 yıldır içerisinde debelendiğimiz bu sorunların çözümü için sorumluluk aldı? Ne AKP öncesi Türkiye bir cennetti ne AKP dönemi bir tür modern asrı saadettir. İddiamız ve çözümümüz farklıdır. Biz başka bir siyaset anlayışının mümkün olduğuna inanıyoruz. Ve onun mücadelesini yürütüyoruz. Müstakil siyasetimizi güçlendirmek için inançla ve kararlılıkla yolumuza bakacağız, yolumuzdan yürüyeceğiz. Türkiye'de demokrasi hastalığının mutasyon geçirdiğini düşünüyoruz. Ama bazıları hala eski reçetelerde derman arıyor. Türkiye'de devlet, toplum ve sermaye dönüştü. Artık biz de demokrasi mücadelesinde yeni yol ve yöntemler bulmalıyız. Bugün siyasal mücadelemizi her zamankinden daha güçlü şekilde üçüncü yolda kuruyoruz. İlle de hak diyoruz. İlle de halk diyoruz. İlle de ezilenler diyoruz. İlle de demokrasi, ille de hukuk diyoruz. Yolumuz üçüncü yoldur. Yolumuz demokrasi ve barış yoludur. Çünkü yolumuz halkın yoludur. Yoksulun, kadının, inançların, emekçilerin, ezilenlerin yoludur. Bu yolda başarıya ulaşmak için daha fazla emek vereceğiz.

 

Independent Türkçe

DEM Parti’nin 5’inci Olağan Büyük Kongresi Ankara’da başladı. Kongrede parti organlarının seçimi ve tüzük değerlendirmelerinin yanı sıra yeni siyasi döneme ilişkin bildirgenin açıklanması bekleniyor
Pazar, Eylül 6, 2026 - 13:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
DEM Parti 5. Olağan Büyük Kongresi... Bakırhan ve Hatimoğulları'ndan barış ve müzakere vurgusu
copyright Independentturkish: 

İç savaşın sürdüğü ülkede kimyasal korku: "Yüzden fazla klor bombası kullanıldı"

Orduyla paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki çatışmaların sürdüğü Sudan'dan korkutucu bir haber daha geldi. 

Washington Post'un incelediği gizli belgeler, videolar ve mesajlara göre, Sudan ordusu ülkede üç yılı aşkın süredir devam eden iç savaş sırasında gizli bir kimyasal silah programı yürütüyor olabilir. 

Kimyasal silah programının; en büyük insani krizlerden birinin yaşandığı, 13 milyonu aşkın kişinin evinden olduğu ve tarafların soykırımla suçlandığı ülkedeki iç savaşı daha da korkunç hale getirmesinden korkuluyor. 

ABD, Eylül 2024'te klor gazı saldırıları düzenlendiği iddiasıyla temmuzda Sudan yönetimine yeni ekonomik yaptırımlar uygulamıştı. 

Ortadoğu'daki güvenlik yetkililerinin Sudan'daki kaynaklardan alıp kendileriyle paylaştığı belgeleri inceleyen Washington Post, o dönem ABD yönetiminin sunduğu bilgilerden daha fazlasına ulaştı. 

Amerikan gazetesi, Sudan askeri yönetiminin su arıtımında kullanılacağı düşünülen klorla kimyasal silah ürettiğini, bunları çöllerde test ettiğini ve zehirli gazın düşman mevzilerine ulaşabileceği hedeflerin listelerini hazırladığını bildiriyor. 

Komutanlar arasındaki mesajlara göre, stoktaki kimyasal mühimmat sayısının 290'ı bulduğu belirtiliyor.

Amerikan gazetesi, 20'yi aşkın Batılı istihbarat yetkilisi, kimyasal silah denetçisi ve insan hakları uzmanına elindeki belgeleri gösterdi. "Bunlar bir kimyasal silah programına ilişkin güvenilir kanıtlar" diyen uzmanlar, kesin bir doğrulama için silahların bulunduğu tesislere ve tanıklara erişilmesi gerektiğini vurguladı.

Eskiden Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü'nde görev yapan Gareth Williams, "Eldeki kanıtlar hem alarm verici hem de derin bir endişe kaynağı" ifadesini kullandı. 

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Washington Post, patlamaların ardından sarı ve yeşil renkli bir gazın yükseldiğini gösteren videoların yanı sıra hem gaz hem de patlayıcıyla tesir eden "çift etkili" bombaları anlatan belgelere erişti. 

Bunlardan birinde, yeni tasarımın "kimyasal kullanımına ilişkin tüm kanıtları gizleme" özelliğine sahip olduğu belirtiliyor.

Diğer mesajlarsa 106 klor bombasının kullanılmış olabileceğine işaret ediyor. 

Hava saldırılarında görev alan bir askere gönderilen ve derisi yanmış bir kurbanın videosunun da yer aldığı mesajda "Senin eserin" denmiş.

1999'dan beri Kimyasal Silahlar Sözleşmesi'ne taraf olan Sudan'da yetkililer kendilerine yöneltilen kimyasal silah üretme ve kullanma suçlamalarını reddediyor.

General Abdülfettah Burhan'la işbirliği yapan General Muhammed Hamdan Dagalo, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin soykırımla suçladığı Ömer el Beşir'i 2019'da devirmişti. 

Ülkeyi sivil yönetime döndürme ve 100 bin kişilik paramiliter kuvvet HDK'yi ordu bünyesine dahil etme süreci nedeniyle iki general anlaşmazlığa düşmüş, 2023'te yeniden iç savaş patlak vermişti. 

Hem Burhan yönetimindeki ordu hem de Dagalo liderliğindeki HDK savaş suçları işlemekle itham ediliyor. 


Independent Türkçe, Washington Post, AP

Derleyen: Eren Umurbilir

Hava saldırılarında görev alan bir askere gönderilen ve derisi yanmış bir kurbanın videosunun da yer aldığı mesajda "Senin eserin" denmiş
Pazar, Eylül 6, 2026 - 12:15
Main image: 

<p>Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan'ın da aralarında olduğu yetkililer, yönetimin kimyasal silah ürettiği ya da kullandığı iddialarını reddediyor (AP)</p>

related nodes: 
Faşir katliamından kaçanlar: “Bu korkuyu kelimelere dökmek imkansız”
Label: 
Type: 
SEO Title: 
İç savaşın sürdüğü ülkede kimyasal korku: "Yüzden fazla klor bombası kullanıldı"
copyright Independentturkish: 

Örümcek-Adam Yepyeni Bir Gün'den bir rekor daha

Örümcek Adam: Yepyeni Gün (Spider-Man: Brand New Day), ABD gişesinde bir başka etkileyici rekora imza attı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Tom Holland'ın ağ fırlatan süper kahramanı canlandırdığı Marvel'ın gişe canavarı, artık ABD sinemalarında 900 milyon dolar eşiğini en hızlı aşan film. Bu rakama sadece 36 günde ulaşan yapım, 2015 yapımı Yıldız Savaşları: Güç Uyanıyor'un (Star Wars: The Force Awakens) 50 günlük rekorunu geride bıraktı.

Variety'nin haberine göre Marvel-Sony ortak yapımının 4 günlük İşçi Bayramı hafta sonunda 22 milyon dolar daha kazanması ve ABD'deki toplam gişe hasılatını 922 milyon dolara çıkarması bekleniyor.

Filmin Güç Uyanıyor'u geçip ABD'de en yüksek hasılat yapan film olma rekorunu kırması an meselesi. Rekor şu anda 936 milyon dolar.

Bu, Tom Holland'ın filminin kırdığı ilk gişe rekoru değil ve sonuncusu da olmayacak. Gişe canavarı film, vizyona girmesinin üzerinden sadece üç hafta geçtikten sonra küresel gişede 2 milyar dolar sınırını aşarak bu kilometre taşına ulaşan 8. film olmuştu.

Gişede 2 milyar doların üzerinde hasılat elde eden diğer 7 film ise şunlar: 2009 yapımı Avatar (2,9 milyar dolar), 2019 yapımı Avengers: Endgame (2,7 milyar dolar), 2022 yapımı Avatar: Suyun Yolu (Avatar: The Way of Water, 2,3 milyar dolar), 1997 yapımı Titanik (Titanic, 2,2 milyar dolar), 2015 yapımı Yıldız Savaşları: Güç Uyanıyor (2,07 milyar dolar) ve 2018 yapımı Avengers: Sonsuzluk Savaşı (Avengers: Infinity War, 2,03 milyar dolar).

Örümcek-Adam serisinin önceki filmi, 2021 yapımı Örümcek-Adam: Eve Dönüş Yok (Spider-Man: No Way Home), 1,9 milyar dolarlık toplam gişe hasılatıyla bu dönüm noktasına çok yaklaşmıştı.

Yepyeni Bir Gün, küresel gişede 2,33 milyar doları aşarak Avatar (2,9 milyar dolar) ve Avengers: Endgame'in (2,7 milyar dolar) ardından tüm zamanların en çok hasılat yapan üçüncü filmi oldu. Yepyeni Bir Gün, küresel gişede 2,3 milyar dolar kazanan 2022 yapımı Avatar: Suyun Yolu'nu geride bıraktı.
 

Tom Holland (AFP)

Tom Holland'ın Örümcek-Adam: Yepyeni Bir Gün'le 100 milyon dolardan fazla kazanacağı bildiriliyor (AFP)


Film eleştirmenlerden büyük beğeni topladı. The Independent için yazdığı ve filme 4 yıldız verdiği incelemesinde Clarisse Loughrey, yapımı "20 yıldan fazla süredir en iyi Örümcek-Adam filmi" diye niteledi.

Yepyeni Bir Gün, sadece kahramanının değil, serinin tüm vizyonunun da olgunlaştığını gösteriyor.

Geri dönen senaristler Chris McKenna ve Erik Sommers karakterde bir süreklilik hissi sağlarken, yönetmen Destin Daniel Cretton (Shang-Chi ve On Halka Efsanesi'yle [Shang-Chi and the Legend of the Ten Rings] tanınan) ve sık sık birlikte çalıştığı görüntü yönetmeni Brett Pawlak, serinin tamamen yeniden canlanmış gibi hissettirmesini sağladı.

The Wrap'in yeni haberine göre Holland'ın filmdeki rolü için 100 milyon dolardan fazla kazanması bekleniyor.

Kaynaklar, 30 yaşındaki Britanyalı oyuncunun gişe canavarı film için 20 milyon dolar ön ödeme aldığını söyledi. Bu, genellikle filmin yapım ve dağıtım maliyetlerini karşıladıktan sonra oyunculara ve yönetmenlere ödenen sonraki ücretle birlikte 80 milyon dolar veya daha fazla alabileceği anlamına geliyor.



*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir

independent.co.uk/arts-entertainment/films/news

Independent Türkçe için çeviren: Çağatay Koparal

Tom Holland'ın filmi, önemli bir eşiğe ulaşarak 2015 yapımı Star Wars: Güç Uyanıyor'u geride bıraktı
Pazar, Eylül 6, 2026 - 11:15
Main image: 

<p>Yepyeni Bir Gün, küresel gişede 2,33 milyar doları aşarak tüm zamanların en çok hasılat elde eden 3. filmi oldu (Sony/Marvel)</p>

related nodes: 
Oscar Ödülleri'ne damga vuran filmin yönetmeni yeni projesini "seçti"
Usta yönetmenle Paul Mescal'ın arasını Gladyatör 2 fiyaskosu mu açtı?
Robert Pattinson'dan Batman itirafı: "Çok daha zor"
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Örümcek-Adam Yepyeni Bir Gün'den bir rekor daha
copyright Independentturkish: 
original url: 
https://www.independent.co.uk/arts-entertainment/films/news/spider-man-brand-new-day-box-office-record-tom-holland-b3045411.html

Okullarda uyum eğitimi yarın başlıyor

Uyum Haftası, okul öncesi eğitim ve ilkokul 1'inci sınıf öğrencileri için 5, ortaokul 5'inci sınıf öğrencileri içinse 3 gün olarak uygulanacak.

Bu kapsamda hazırlanan "Okul Öncesi Eğitim Okula Uyum Rehberi"nde 5 günlük uygulama çizelgesinin yanı sıra paydaşların sorumluluklarına, dikkat edilmesi gereken hususlara, oyun ve etkinlik örneklerine yer verildi.

Okul öncesi eğitim ile ilkokul 1'inci ve ortaokul 5'inci sınıf öğrencilerini kapsayan programlar, eğitim öğretim yılı boyunca her ay uygulanacak şekilde planlandı.

Oyun temelli ve yaşantıya dayalı olarak tasarlanan modüller, okul-aile işbirliği çerçevesinde okul dışı öğrenme ortamlarını da kapsayacak şekilde eğitim öğretim yılı boyunca sürdürülecek.

Her eğitim kademesi için ayrı hedefler belirlendi

Okul öncesi eğitim programında ailelerin eğitim sürecine etkin katılımının sağlanması ve çocukların okulda edindikleri bilgi, beceri ile değerleri aile ve günlük yaşam deneyimleriyle ilişkilendirmelerine katkı sunulması amaçlanıyor.

İlkokul 1'inci sınıf programında öğrencilerin okul müdürünü, öğretmenlerini, okul personelini, okul ortamlarını ve rutinlerini tanımaları, aidiyet geliştirmeleri, gereksinimlerini ifade etmeleri ve yaşlarına uygun sorumluluklar üstlenmeleri hedefleniyor.

Ortaokul 5'inci sınıf programında da öğrencilerin ortaokulun yeni düzenini, branş öğretmenlerini, öğrenme ortamlarını ve yardım yollarını tanımaları, öğretmenleri ve akranlarıyla sağlıklı iletişim kurmaları, aidiyet geliştirmeleri ve ders ile sorumluluklarını giderek daha düzenli biçimde yönetmeleri öngörülüyor.

Kamuda çalışan velilerden biri, talebi halinde idari izinli sayılacak

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinden kamu kurum ve kuruluşlarına gönderilen yazı doğrultusunda, kamuda çalışan velilerden biri, talep edilmesi halinde uyum haftası eğitimlerinde öğrencinin kayıtlı olduğu eğitim kurumunun ders saatlerine uygun olarak 3 saati aşmayacak şekilde idari izinli sayılacak.

MEB'in 2026-2027 eğitim öğretim yılı takvimine göre, okullarda birinci dönem 14 Eylül Pazartesi günü başlayacak.

 

AA

Okul öncesi, ilkokul 1’inci sınıf ve ortaokul 5’inci sınıf öğrencileri için Okula Uyum Haftası yarın başlayacak ve 11 Eylül’e kadar sürecek.
Pazar, Eylül 6, 2026 - 11:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Okullarda uyum eğitimi yarın başlıyor
copyright Independentturkish: 

Milyarlarca dolarlık İran parası, ABD bankalarından nasıl geçiyor?

Wall Street Journal'a (WSJ) konuşan Batılı yetkililer ve araştırmacılar, Tahran'la bağlantılı neredeyse tüm mali faaliyetlere katılmayı ABD yasalarına tabi kişi ve kuruluşlar için yasaklayan yaptırımlara rağmen, her yıl milyarlarca dolarlık İran fonunun Amerikan bankalarındaki geçici hesaplardan geçtiğini söylüyor.

WSJ'nin özel haberine göre İran, ABD'yle muhabir bankacılık ilişkilerine sahip yabancı bankalar aracılığıyla Amerikan finans sistemine dolaylı erişim sağlıyor. 

Bir asırdan uzun süredir kullanılan ve küresel finans dünyasını birbirine bağlayan muhabir bankacılık sistemi bunda önemli rol oynuyor.

Bu sistem uluslararası dolar işlemlerinin Amerikan bankaları üzerinden yapılmasını sağlarken Tahran'a paravan şirketler ve aracılar yoluyla ödemeleri gizleme imkanı da sunuyor.

ABD Hazine Bakanlığı, 2024'te Amerikan bankalarından geçtiği tespit edilen İran fonunun hacminin 9 milyar dolara yaklaştığını açıkladı. 

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

28 Ağustos'ta Mısır devletine ait bankalardan Banque Misr'in Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki (BAE) kolunu hedef alan ABD Hazine Bakanlığı'na göre bu kuruluş, İran'ın gölge bankacılık ağlarıyla bağlantılı olabilecek şirketler için ABD'deki muhabir hesaplar üzerinden 1,8 milyar dolara kadar para aktardı.

Washington, İran'a mali baskı uygulamak amacıyla başlattığı Ekonomik Dışlama Operasyonu kapsamında Banque Misr'in BAE'deki faaliyetlerini ABD finans sisteminden çıkarmaya yönelik bir adım attı. Bu kolun ABD'deki üç bankayla muhabir bankacılık ilişkisi bulunuyor.

ABD, İran'la bağlantılı işlemlere aracılık eden yabancı finans kuruluşlarını ikincil yaptırımlarla tehdit ediyor.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Demokrasileri Savunma Vakfı'ndan Elaine Dezenski, WSJ'ye şu yorumu yaptı: 

Gölge bankacılık ağlarını tespit etmek son derece zor ama İran'ın mali akışlarını takip etmek de kesinlikle imkansız değil. ABD ve muhabir bankalar doğrudan sorumluluk taşıyor ve üzerlerindeki baskı giderek artıyor.

ABD Hazine Bakanlığı'nın üst düzey yetkililerinden Gene Lange ise finans kuruluşlarını muhabir bankacılığa dair uyardıklarını belirtti. İran'la iş yapmayı sağlayan aracılara karşı "her zamankinden daha hızlı ve agresif" hareket ettiklerini savundu.

ABD Hazine Bakanlığı ülke dışındaki bankalar için paravan şirketlerin İran adına ABD'nin finans sistemini kullanıyor olabileceğine işaret eden uyarılar da yayımladı. Örneğin Hong Kong'da kayıtlı, Çin'deki bir banka hesabını kullanan ve internette herhangi bir görünürlüğü olmayan bir şirkete dikkat çekildi. 

Öte yandan muhabir bankacılığa getirilecek kapsamlı kısıtlamalar, diğer ülkeleri Çin yuanı gibi alternatif para birimlerine yönelterek doların küresel konumunu zayıflatabilir. 

Eski ABD Hazine Bakanlığı yetkililerinden Alex Zerden, "Bu araçları ne kadar çok kullanırsanız dolara alternatif arayışı için o kadar fazla teşvik yaratırsınız" dedi.

Bakanlığın eski yaptırım sorumlusu Jason Prince de "Birden her şeyi aynı anda yapmaya yönelik bir yaklaşım benimseyemezler çünkü bunun hedeflere ters düşebilecek zincirleme etkileri olabilir" ifadesini kullandı.


Independent Türkçe, WSJ, AP

Derleyen: Eren Umurbilir

Tahran, Washington'ın yaptırımlarının etrafından dolanmanın yollarını arayıp buluyor
Pazar, Eylül 6, 2026 - 11:00
Main image: 

<p>İran, bazı uluslararası işlemler için hâlâ Amerikan dolarına bağımlı (AA)</p>

related nodes: 
Amerikan istihbaratı: İran'ın kendine güveni arttı
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Milyarlarca dolarlık İran parası, ABD bankalarından nasıl geçiyor?
copyright Independentturkish: 

Trump'ın saçına neler oluyor?

ABD Başkanı Donald Trump'ın Air Force One'dan inerken çekilen ve imzası haline gelen sarı saçlarından daha koyu renkte görünen saçları, internette spekülasyonlara yol açtı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Trump, saç modeliyle ilgili, özellikle de 80 yaşındaki başkanın herhangi bir tür peruk kullanıp kullanmadığı konusunda uzun süredir ortaya atılan iddiaları yalanlamak zorunda kalıyor. Yeni fotoğraflar ise söylentileri alevlendirdi.

Gazeteci Aaron Rupar, cumartesi günü X'te "Trump'ın saçına ne olmuş böyle?" diye yazdı.

Trump, cuma günü New Jersey'nin Morristown kentindeki havalimanının pistinde lacivert bir takım elbise ve sarı kravatla (ve görünüşe göre yeni saç stiliyle) gazetecilere el sallarken görüldü. Haftasonunu Bedminster'deki golf kulübünde geçiriyor.

Trump eleştirmeni avukat George Conway, X'te "Anayasanın 25. maddesi kapsamında saçıyla ilgili bir şeyler yapılmalı" diye yazarak, Trump'ın saçlarının bu şekilde görünmesine engel olunması gerektiğini öne sürdü.

 

Donald Trump (Reuters)

Başkan Donald Trump'ın Air Force One'dan inerken çekilen ve imzası haline gelen sarı saçlarından daha koyu bir renkte görünen saçları internette şaşkınlık yarattı (Reuters)

 

Donald Trump (AFP)

Başkan cuma günü Air Force One'dan inerken görüntülendi. Trump'ın saç stili onlarca yıldır ilgi odağı olmayı sürdürüyor (AP)

 

Gazeteci Yashar Ali, Trump'ın havalimanındaki fotoğraflarını yayımladı ve "Bu saç ne??? Fotoğrafları Getty Images'tan kendim almasaydım inanmazdım" ifadelerini kullandı.

Trump'ı sık sık eleştiren eski Cumhuriyetçi temsilci Adam Kinzinger, büyük harflerle "Şaka yapıyor olmalısın" diye yazdı.

Birçok sosyal medya kullanıcısı Trump'ın saç stilini alaya aldı.

Gazeteci Molly Jong-Fast, "Trump artık esmer!" dedi.
 

Donald Trump (AP)

Trump cuma günü New Jersey'nin Morristown kentindeki havalimanının pistinde lacivert takım elbisesi, sarı kravatı ve görünüşe göre yeni saç stiliyle gazetecilere el sallarken görüldü.(AFP)


İlerici roman yazarı Anne Lamott, "Bayıldım. Çok genç. Tam Pierce Brosnan gibi" diyerek James Bond oyuncusuna atıfta bulundu.

Roman ve oyun yazarı Paul Rudnick ise "Trump stilistine, 'Seri katil Rex Heuermann gibi görünmek istiyorum' dedi" diye yazdı. Bu da Gilgo Plajı cinayetleri diye bilinen davada 8 kadını öldürdüğünü itiraf eden New Yorklu seri katile atıfta bulunuyordu.

The Independent, yorum almak için Beyaz Saray'la iletişime geçti.

Trump'ın saçı geçen ay başka bir nedenle de dikkat çekmişti. Sarı saçları daha parlak ve daha kalın görünüyordu.

Başkanın geçen ay Las Vegas'taki bir konuşması sırasında sergilediği saç modeli hakkında konuşmak için herkes sosyal medyaya akın etmişti.

Gazeteci Rupar, X'te şunları yazmıştı:

Trump peruk mu takıyor, bu da ne böyle?

Demokrat Parti'nin resmi X hesabı, Trump'ın açıkça daha seyrek saçlı olduğu bir fotoğrafını paylaşmış ve "Bu, Trump'ın 3 aydan daha kısa bir süre önceki saçıydı" diye yazmıştı.

Eski kongre üyesi Kinzinger, "Trump peruk takıyor!!" diye yazmıştı.

Çarşamba günü Beyaz Saray Gül Bahçesi'nde yaptığı konuşmada Trump, "Yıllarca insanların 'Peruk takıyor' demelerine katlanmak zorunda kaldım. Peruk takmıyorum" dedi.

Trump'ın alışılmadık saç stili, onlarca ilgi odağı olmayı sürdürüyor. Siyasete girmeden çok önce sohbet programlarına katılışlarında da tartışma konusu oluyordu.



*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir

independent.co.uk/news/world/americas/us-politics

Independent Türkçe için çeviren: Çağatay Koparal

Başkan, gerçek olup olmadığı da dahil, saçlarıyla ilgili uzun süredir ortaya atılan iddiaları yalanlamak zorunda kalıyor
Pazar, Eylül 6, 2026 - 10:30
Main image: 

<p>Başkanın yeni saç stili, eski James Bond oyuncusu Pierce Brosnan'a benzetilmesine yol açtı&nbsp;(AFP)</p>

related nodes: 
Kanada'yı hedef alan Trump'tan "Donald Duck" ordusu paylaşımı
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Trump'ın saçına neler oluyor?
copyright Independentturkish: 
original url: 
https://www.independent.co.uk/news/world/americas/us-politics/trump-hair-brunette-brown-b3045388.html

Dünya biraz daha caz gibi olsaydı

Ağustos bitmek üzereydi.

İstanbul'dan çıkarken insanın aklına mont almak gelmiyor tabii. Ağustosun son günleri; şehir hâlâ yazı yaşıyor.

Ama Uludağ'ın İstanbul'un takviminden haberi yoktu.

Yükseldikçe hava serinledi. Sonra sis başladı. Önce ağaçların tepelerini aldı, biraz daha yukarı çıkınca bütün dağı. Bir virajda çamları görüyordum, öteki virajda yok oluyorlardı.

Dağların böyle bir huyu vardır. İnsana bildiği şeylerden çok, bilmediği taraflarını göstermeyi seviyorlar.

Uludağ'ı yıllardır karla, kayakla, telesiyejlerle hatırlarız. Oysa ağustosun sonunda, sis çökmüş bir Uludağ'ın başka bir hâli varmış. Daha sessiz. Kalabalığı üzerinden atmış, biraz kendisine dönmüş gibi.

Ceylan Splend'or Uludağ Otel'e girdiğimde dışarıdaki sessizlik kapıda kaldı.

Lobi doluydu. Masalar tutulmuş, birbirini tanıyanlar uzaktan selamlaşmaya başlamıştı. İnsanların üzerinde, uzun zamandır bazı gecelerde görmeyi özlediğim bir özen vardı. Herkes şıktı. Caz dinlemeye gelen insanların şık olması bana hep çok doğal gelir.

Derken müzik başladı.

Sahnede Ferit Odman, Kağan Yıldız, Engin Recepoğulları ve Uraz Kıvaner vardı.

İlk birkaç nota duyulduğunda lobideki uğultu azaldı, sonra tamamen sustu. Kimsenin kimseye dönüp "sessiz olun" demesine gerek kalmadan.

Engin Recepoğulları'nın saksafonu yükselirken Ferit Odman davulda ritmi kuruyor, Kağan Yıldız kontrbasla müziğin altına o derin sesi yerleştiriyor, Uraz Kıvaner piyanoda bazen aralarına giriyor, bazen geride duruyordu.

Dört kişi çalıyordu ama bir süre sonra bana dört kişi konuşuyormuş gibi gelmeye başladı.
 

3

 

İyi caz, iyi bir sohbet gibidir

Bir müzisyen konuşurken öteki susabiliyor. Biri küçük bir cümle bırakıyor, diğeri onu alıp başka bir yere götürüyor. Kimi zaman cevap hemen geliyor, kimi zaman birkaç ölçü sonra.

İyi sohbetin de kuralı budur zaten. Sürekli konuşan insanla sohbet edilmez. Karşındakinin cümlesinin bitmesini beklemek, bazen susmak, bazen onun bıraktığı yerden devam etmek gerekir. Ne zaman çalacağını bilmek kadar ne zaman susacağını da bilmek icap eder.

Cazın nasıl doğduğunu düşününce aklıma geliyor. New Orleans'ın Afrika kökenli Amerikalı topluluklarından yükselen seslere blues karıştı, ragtime karıştı; kiliselerden, sokaklardan, dans salonlarından gelen müzikler birbirine değdi.

Sonra caz yerinde durmadı. Chicago'ya çıktı, New York'a vardı, okyanusu geçti. Paris'e gitti, İstanbul'a geldi. Her şehir ona bir şey verdi; o da gittiği her yerde biraz değişti.

Kökünü kaybetmeden değişebilmek… Cazın bana hep güzel gelen taraflarından biri de bu.

Bir de doğaçlama olması tabii. Müzisyen parçayı biliyor ama o gece ne olacağını bütünüyle bilmiyor. Yanındakini dinliyor, onun açtığı boşluğa giriyor, bazen geri çekiliyor, bazen beklenmedik bir yere gidiyor.

Nereden başlayacaklarını biliyorlar; nereye varacaklarını ise o gece birlikte buluyorlar.

Hayat gibi değil mi?
 

4

 

Bir yay, dört tel, bambaşka bir ses…

Bir ara gözüm Kağan Yıldız'a takıldı. Elinde arşe vardı.

Kontrbası zaten severim. Ama ne zaman arşeyle çalınsa bende başka bir yere dokunur. Parmakla çalındığında yürüyen o derin ton, yay tellere değdiğinde uzuyor, koyulaşıyor. Bir noktadan sonra sanki bir enstrümanı değil, uzaktan gelen bir insan sesini dinliyormuşum gibi oluyor.

Kağan Yıldız arşeyi çektiğinde lobinin havası da değişti. Birkaç saniye önce ritmin içinde yürüyen kontrbas, bu kez melodinin içine girmişti.

Aldığı klasik kontrbas eğitiminin izleri de orada hissediliyor. Klasik müzik bir tarafta, caz öteki tarafta durmuyor; aynı müzisyenin elinde birbirine karışıyorlar.

Karşılaşmaların müziği caz gibi gelir bana bir de. Bir müzik başka bir müzikle, bir şehir başka bir şehirle, bir kuşak başka bir kuşakla karşılaşır cazda. Sonra ortaya daha önce olmayan bir şey çıkar…

Ferit Odman'ı da Kağan Yıldız'ı da uzun yıllardır, Kerem Görsev Trio vesilesiyle tanıyorum. Eski dostları sahnede dinlemenin güzel bir tarafı vardır: Müzik başladığında tanışıklık, sohbetler, hatıralar yavaşça geriye çekilir. Bir süre sonra karşınızda eski bir dost değil, hayranlıkla dinlediğiniz bir müzisyen kalır.
 

2

 

Bazı melodiler başka bir kapı açıyor

Ferit Odman sahneden bana küçük bir sürpriz yaptı. Thelonious Monk'un caz klasiklerinden "Straight, No Chaser"ı bana armağan etti.

Yıllardır bildiğim bir parçayı o anda başka türlü dinledim. Nota aynıydı, melodi aynıydı… Ama bir parçanın o anda bana doğru geldiğini bilmek, anlamını değiştiriyordu.

Sonra "Autumn in New York" başladı.

Başlığında sonbahar vardı ama takvim hâlâ ağustosu gösteriyordu. İstanbul'dan birkaç saat önce yazdan çıkmıştım; Uludağ'da ise sis camlara dayanmış, hava çoktan sonbahardan bir parça ödünç almış gibiydi.

Vernon Duke'un 1934'te yazdığı, zamanla bir caz standardına dönüşen melodiyi dinlerken parçanın adındaki New York ile camın ardındaki Uludağ arasında tuhaf bir yakınlık kurdum. O gece "Autumn in New York" biraz da "Autumn in Uludağ" olmuştu.

Bir süre sonra başka bir melodi başladı. İlk notalarında tanıdım: "Pure Imagination." Roald Dahl'ın Charlie'nin Çikolata Fabrikası romanından uyarlanan 1971 yapımı Willy Wonka & the Chocolate Factory filminde Gene Wilder'ın sesiyle hafızalara kazınan o melodi.

Dışarıda Uludağ birkaç metre ötede kayboluyordu, içeride ise "Pure Imagination" çalmaya devam ediyordu…

Bir ara tekrar başımı müzikten kaldırıp etrafa baktım. Dışarıda sis, içeride dolu masalar, sahneye dönmüş insanlar… Bir an kendimi Uludağ'da değil, New York'ta loş ışıklı güzel bir caz kulübünde hissettim.

Sonra camın ardına baktım. New York değildi, Uludağ'dı.

Ama zaten iyi müziğin marifeti insanı mutlaka başka bir yere götürmek değil; bulunduğumuz yere başka bir dünyanın kapısını açmaktır belki de. O gece Ceylan Splend'or Uludağ'da tam da böyle hissettim.

Otellerde canlı müzik bazen vazodaki çiçeğe benzer. Oradadır, ortamı güzelleştirir ama bir süre sonra kimse gerçekten bakmaz.

O gece böyle değildi. İnsanlar müzik dinlemeye gelmişti; müzik gecenin merkezindeydi.
 

5

 

Otele gelene kadar

Aslında cazla otellerin yan yana gelmesi yeni bir hikâye değil.

Türkiye'de cazın izini geriye doğru sürdüğümüzde 1919'a, İstanbul'un işgal günlerine kadar gidiyoruz. O yılların çok dilli, çok kültürlü ve hareketli İstanbul'unda "cazbant" denilen toplulukların sesi duyulmaya başlıyor. Mississippi doğumlu Afro-Amerikalı Frederick Bruce Thomas, Rusya'daki eğlence mekânı işletmeciliğinin ardından İstanbul'a geliyor ve 1921'de açtığı Maksim'de dönemin caz orkestralarına sahne veriyor.

Sonra bu müzik başka mekânlara, başka kuşaklara geçiyor. 1955'te açılan Hilton İstanbul Bosphorus Otel, restoranları, barları ve orkestralarıyla İstanbul'un değişen sosyal hayatının simgelerinden biri oluyor — Louis Armstrong'un 1959'da burada konser vermesi de dönemi anlatan güzel bir ayrıntı. İlham Gencer'in sonraki yıllarda Divan Oteli'nde ve ParkSA Hilton'da uzun süre piyano çalması da caz ile oteller arasındaki bu ilişkinin tek bir döneme mahsus olmadığını gösteriyor.

Ben o geceleri yaşamadım. Bildiğim, geride kalan fotoğraflardan, kayıtlardan ve o günleri yaşamış insanların anlattıklarından ibaret.

Ama kültür biraz da böyle taşınıyor galiba. Bir kuşak yaşıyor, bir sonraki dinliyor. Sonra yıllar geçiyor ve hiç beklemediğiniz bir yerde o hikâyenin yeni bir halkasına rastlıyorsunuz.
 

2

 

Birbirimizi dinlemek

Konserin sonlarına doğru dışarıdaki dağ neredeyse tamamen kaybolmuştu.

Bir ara sahneden gözümü ayırıp etrafa baktım yine. Dört müzisyen, dolu bir lobi, camların ardında sis ve aynı anda susmuş onlarca insan…

Birbirimizi dinlemenin giderek zorlaştığı bir çağda sahnedeki dört insan birbirini dinliyordu. Biri öne çıkıyor, diğerleri ona alan açıyordu. Sonra roller değişiyordu. Biraz önce dinleyen konuşmaya, konuşan dinlemeye başlıyordu. Kimse kendi sesinden vazgeçmiyor, ama onu duyurmak için ötekinin sesini bastırmaya da ihtiyaç duymuyordu.
 

6

 

Konser bitti. Dışarı çıktım.

Soğuk hâlâ oradaydı, sis de. Ağaçlar birkaç metre ötede yeniden kayboluyordu.

Sahnede müzik bitmişti ama bazı melodilerin son notayla susmadığını biliyordum.

Yüz yılı aşkın süre önce bambaşka şartlarda, bambaşka insanların hayatlarından doğmuş bir müzik hâlâ çok basit bir şey söylüyordu:

Kendi sesine sahip olmak, en yüksek sesle konuşmak değildir. Asıl özgürlük, kendi sesini kaybetmeden başkasının sesine yer açabilmektir.

Bunca insanın aynı anda konuşup giderek daha az birbirini duyduğu bir zamanda cazın söyleyecek sözü hâlâ bitmemiş demek ki.

Dünya biraz daha caz gibi olabilseydi…

Birbirimizi daha çok duymaz mıydık?

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Selçuk Ramazanoğlu Independent Türkçe için yazdı
Pazar, Eylül 6, 2026 - 10:30
Main image: 

<p>Uludağ'da sisli bir gecede caz dinletisi / Fotoğraf: Selçuk Ramazanoğlu</p>

Type: 
SEO Title: 
Dünya biraz daha caz gibi olsaydı
copyright Independentturkish: 

Girne’de batan gemide 238 kişi taburcu edildi, 15 kayıp aranıyor

 Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Başbakanı Ünal Üstel, Girne açıklarında batan yolcu gemisinden sağ olarak kurtarılan 239 kişiden sadece 1 kişinin hastanede tedavi gördüğünü belirterek, "Yoğun bakımda tedavi gören kazazedemiz kalmamıştır." ifadelerini kullandı.

Üstel, yaptığı yazılı açıklamada, 30 Ağustos'ta Girne açıklarında batan gemiden kurtarılan 239 kişinin KKTC'deki kamu ve özel hastanelere sevk edildiğini vurgulayarak, ilk günden itibaren tüm sağlık kuruluşlarını harekete geçirerek süreç boyunca 139 hekim ile yaklaşık 200 hemşire ve sağlık çalışanının görev yaptığını duyurdu.

Sağlık çalışanlarına gayretleri için teşekkür eden Üstel, "Devletimiz tüm imkanlarıyla kazazedelerimizin, kayıplarımızın ve ailelerimizin yanında olmaya devam edecektir." dedi.

Üstel, geminin batmasının ardından sağ olarak kurtarılan 239 kişinin tamamının hastanelere sevk edildiğini hatırlatarak, 5 Eylül itibarıyla kamu ve özel hastanelerde tedavi gören son 132 kişiden 131'inin taburcu edildiğini aktardı.

KKTC Başbakanı Üstel, hastanede tedavi gören 1 kişinin durumunun iyiye gittiğini dile getirerek şunları kaydetti:

Yoğun bakımda tedavi gören kazazedemiz kalmamıştır. Kazada şu ana kadar 13 insanımızı kaybettik. Kayıp 15 insanımıza ulaşmak amacıyla yürütülen arama çalışmaları 7 gün 24 saat esasına göre aralıksız sürdürülmektedir.

Girne'de batan gemi

KKTC'deki Girne Limanı ile Mersin'deki Taşucu Limanı arasında sefer yapan "Filo Jet" isimli yüksek hızlı yolcu gemisi, 30 Ağustos Pazar günü öğle saatlerinde Girne'den hareket ettikten kısa süre sonra ön kısmından su almaya başlamış, Girne Limanı'na dönmeye çalıştığı sırada batmıştı.

KKTC Başbakanı Ünal Üstel, gemide toplam 267 yolcu ve mürettebat bulunduğuna dikkati çekerek, geminin batmasının ardından 239 kişinin kurtarıldığını, 13 kişinin cenazelerine ulaşıldığını ve kayıp 15 kişi için arama çalışmalarının devam ettiğini açıklamıştı.

Batan geminin enkazının Girne açıklarında 554 metre derinlikte bulunduğu bildiriliyor.

 

AA

KKTC Başbakanı Ünal Üstel, gemiden sağ kurtarılan 239 kişiden 238’inin hastanelerden taburcu edildiğini açıkladı. Kazada 13 kişi hayatını kaybetti, kayıp 15 kişiye ulaşmak için arama çalışmaları sürüyor
Cumartesi, Eylül 5, 2026 - 19:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Girne’de batan gemide 238 kişi taburcu edildi, 15 kayıp aranıyor
copyright Independentturkish: 

ABD’nin yaptırım listesine aldığı Golden Global Bank suçlamaları reddetti

ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi'nin (OFAC) "İran bağlantılı işlemler" nedeniyle yaptırım listesine aldığı Golden Global Yatırım Bankası, ABD'nin suçlamalarını reddetti.

ABD Hazine Bakanlığı'nın "İran bağlantılı işlemlere aracılık ettiği" iddiasıyla yaptırım listesine aldığı Golden Global Yatırım Bankası, karara ilişkin açıklama yaptı. Bankadan yapılan açıklamada, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun (BDDK) izniyle 1 Haziran 2020'de faaliyete başlandığı, yerel ve uluslararası bankacılık kuralları ile uyum yükümlülüklerinin yerine getirildiği ve tüm iç ve dış denetimlerden sorunsuz geçildiği kaydedildi. Açıklamada şöyle denildi:

 Sözü edilen haberlere mesnet teşkil edecek herhangi bir bankacılık işlemimiz bulunmamaktadır. İlgili OFAC kararında adı geçen ve işlemlerine aracılık ettiğimiz iddia edilen kişi ve kurumlar, bankamız müşterisi değildir. Bu kişi ve kurumlarla doğrudan ya da dolaylı hiçbir iş ve işlemimiz olmamıştır. Konu ile ilgili yerel ve uluslararası mevzuat kapsamında, tüm itiraz ve hukuki başvuru haklarımızı en etkin bir şekilde kullanarak gerçeklikten uzak iddia ve karara karşı en kısa sürede aksiyon alınacaktır.

Açıklamada ayrıca, “Bankamız tüm paydaşlarına karşı yükümlülüklerini yerine getirecek mali güce ve iradeye sahiptir” denildi.

ABD Hazine Bakanlığı bankayı ve iki iştirakini yaptırım listesine aldı

ABD Hazine Bakanlığı, dün İran’a yönelik ekonomik baskıyı artırmak amacıyla yürüttüğü “Ekonomik Tecrit Operasyonu” kapsamında Türkiye merkezli Golden Global Yatırım Bankası Anonim Şirketi ile iştirakleri Golden Global Varlık Kiralama Anonim Şirketi ve Golden Global Portföy Yönetimi Anonim Şirketi’ni yaptırım listesine aldığını açıkladı.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi’nin (OFAC) söz konusu kuruluşları yaptırım listesine aldığı belirtilerek, banka ve iştiraklerinin İran Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü adına “on milyonlarca dolar değerinde işlemi kolaylaştırdığı” ve "İran yönetimine fonlarını uluslararası düzeyde hareket ettirmesine imkan sağladığı" ileri sürüldü.

ABD Hazine Bakanı Bessent: "Kim olduğunuzu ve nerede olduğunuzu biliyoruz"

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, karara ilişkin açıklamasında finans kuruluşlarını İran ile çalışmamaları konusunda uyararak şunları kaydetti:

“Finans kuruluşları, Ekonomik Tecrit Operasyonu konusunda ciddi olduğumuzu zor yoldan öğrenmeye devam ediyor. Başka hiçbir bankaya yaptırım uygulamak zorunda kalmamayı umuyoruz ancak bu, nihayetinde uluslararası toplumun ne kadar hızlı bir şekilde aklını başına toplayıp İran’daki cani rejime verdiği desteği keseceğine bağlı. Kim olduğunuzu biliyoruz, nerede olduğunuzu biliyoruz ve İran yılanının başını ezene kadar müttefiklerimiz ve ortaklarımızla birlikte harekete geçmeye devam edeceğiz.”

Bakanlık, yaptırım kararının İran ekonomisinin finans sektörü dahil belirli sektörlerini hedef alan 13902 sayılı Başkanlık Kararnamesi kapsamında alındığını bildirdi.

“İran'ın petrol gelirlerini Çin’den Türkiye’ye aktarma” suçlaması

ABD Hazine Bakanlığı açıklamasında Golden Global Bank’a ilişkin ayrıntılı suçlamalara da yer verdi: “Türkiye merkezli Golden Global Yatırım Bankası Anonim Şirketi, İran’ın rahbar ağının petrol gelirlerini Çin’den Türkiye’ye aktarmasına imkan sağlamak amacıyla kuruldu. Bu gelirler daha sonra rahbar döviz büroları tarafından nakit ve altına dönüştürülebiliyordu.”

Bakanlık açıklamasında ayrıca şöyle denildi: “Golden Global Bank, İranlı finans kuruluşlarına muhabir bankacılık hizmetleri sunmayı bilerek teklif ederek, IRGC-QF ve vekillerinin kontrolündeki hesaplar üzerinden işlemlerin gerçekleştirilmesine imkan sağladı. Bunlar arasında, IRGC-QF petrol satışlarıyla bağlantılı yüz milyonlarca doların aktarılması nedeniyle OFAC tarafından 2022 yılında yaptırıma tabi tutulan Türk iş insanı Sıtkı Ayan ve şirketleri de bulunuyor.”

Kararla birlikte üç kuruluşun ABD’de bulunan veya ABD vatandaşlarının kontrolünde bulunan mal varlıkları ve mal varlığı üzerindeki hakları bloke edildi. OFAC tarafından özel ya da genel bir lisans verilmediği sürece ABD vatandaşlarının veya ABD üzerinden gerçekleştirilen ve yaptırım kapsamındaki kuruluşların mal varlıklarını içeren işlemlerin yasak olduğu belirtildi.

 

ANKA

ABD’nin İran bağlantılı işlemler gerekçesiyle yaptırım uyguladığı banka, suçlamaların dayanağı olmadığını belirterek hukuki başvuru haklarını kullanacağını açıkladı
Cumartesi, Eylül 5, 2026 - 19:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: X</p>

Type: 
SEO Title: 
ABD’nin yaptırım listesine aldığı Golden Global Bank suçlamaları reddetti
copyright Independentturkish: 

Başkentte uyuşturucu ve fuhuş operasyonu

Adli kaynaklardan alınan bilgiye göre, Başsavcılık, gençleri uyuşturucu ve fuhuş ortamlarına sürüklediği değerlendirilen kişi ve eğlence mekanlarına yönelik kapsamlı soruşturma başlattı.

Bu çerçevede, 7 Ağustos'ta ilk operasyon için düğmeye basıldı ve hakkında gözaltı kararı verilen 14 şüpheliden 12'si yakalandı.

Emniyetteki işlemleri sonrası Ankara Adliyesi'ne sevk edilen zanlılardan Alper K, Elifcan U, Atilla Y, Tufan B, Burçin B, Celal A, İsa H, Mustafa K, Deniz K, Nur K. ve Nazlı Gür D. tutuklandı.

Şüpheli Halil İbrahim Y. adli kontrol şartıyla serbest bırakılırken, firari şüpheliler Emre F. ve Boran Rahmi Y'nin yakalanmasına yönelik çalışmalar sürüyor.

İkinci dalga operasyonda 21 tutuklama

16 Ağustos'ta gerçekleştirilen ikinci dalga operasyonda, uyuşturucu ve fuhuşla bağlantıları araştırılan kişilerin yanı sıra bazı eğlence ve yeme içme mekanlarının işletmeci ve ilgilileri de soruşturma kapsamına alındı.

Hakkında gözaltı kararı verilen 29 zanlıdan 27'si yakalandı. Adliyeye sevk edilen şüphelilerden Abdulkadir Ö, Boran A, Dilan Ç, Eda D, Engin Ç, Erdi L, Fahrettin A, Fulya Ö, Mehmet Emin A, Melis D, Özge Ü, Senem Ö, Serhat G, Sinem K, Tanju T, Koray A, Hüseyin Berk E, Alp A, Cem T, Cansın Ö. ve Siyabend A'nın tutuklanmasına karar verildi.

Şüpheliler Muammer A, Hakan E, Kaan V, Mehmet D. ve Öncü Ş. hakkında adli kontrol kararı verildi. Firariler Murat O. ve Yaşar T. ise aranıyor.

Soruşturma kapsamında üçüncü dalga operasyon ise bugün gerçekleştirildi. Hakkında gözaltı kararı verilen 21 şüpheliden 15'i yakalandı, 6 zanlının yakalanmasına yönelik çalışmalar sürüyor.

Operasyonların elde edilecek yeni deliller doğrultusunda devam edeceği belirtildi.

 

AA

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı koordinasyonunda, 7 Ağustos'tan bu yana düzenlenen 3 uyuşturucu ve fuhuş operasyonunda 64 şüpheli hakkında işlem yapıldı, bunlardan 32'si tutuklandı
Cumartesi, Eylül 5, 2026 - 18:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: X</p>

Type: 
SEO Title: 
Başkentte uyuşturucu ve fuhuş operasyonu
copyright Independentturkish: 

Filenin Sultanları finalde

2026 CEV Trendyol Kadınlar Avrupa Voleybol Şampiyonası yarı finalinde Sırbistan ile karşılaşan A Milli Kadın Voleybol Takımı, rakibini 3-0 mağlup ederek adını finale yazdırdı.

Son Milletler Ligi ve Avrupa Şampiyonu A Milli Kadın Voleybol Takımı, 2026 CEV Trendyol Kadınlar Avrupa Voleybol Şampiyonası yarı final mücadelesinde Sırbistan ile karşı karşıya geldi. Karşılaşmada ilk seti 25-20, ikinci seti 25-20 ve üçüncü seti de 25-20 kazanan Türkiye, rakibini 3-0 mağlup ederek adını finale yükseldi.

Organizasyonun diğer yarı final mücadelesinde ise Polonya ile İtalya saat 19.00'da karşı karşıya gelecek. Bu karşılaşma sonucunda galibiyet gelen takım, finalde A Milli Kadın Voleybol Takımı'nın rakibi olacak.

 

ANKA

Avrupa Şampiyonası yarı finalinde Sırbistan ile karşılaşan A Milli Kadın Voleybol Takımı, rakibine set vermeden 3-0 galip geldi ve şampiyonluk için finale yükseldi
Cumartesi, Eylül 5, 2026 - 18:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Filenin Sultanları finalde
copyright Independentturkish: 

Liverpool'da kritik ayrılık: Richard Hughes görevi bıraktı

Richard Hughes iki yıllık görev süresinin ardından Liverpool'un sportif direktörlüğünden istifa etti. Bu süre zarfında iki teknik direktör atadı ve kulüp yeni oyuncular için yaklaşık 670 milyon sterlin (yaklaşık 43,8 milyar TL) harcadı.

Suudi Arabistan Pro Ligi kulübü El-Hilal'e katılması beklenen İskoç sportif direktörün ayrılışı, Anfield'da bulunan yönetim kurulundaki çalkantıların devam ettiği bir dönemde Fenway Sports Group'un (FSG) Futbol CEO'su Michael Edwards'ın istifa kararının ardından geldi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Hughes ayrılmak istediğini Liverpool'a önceki aylarda bildirmiş ancak transfer döneminin geri kalanı boyunca görevinde kalması üzerinde anlaşmaya varılmıştı. Bu dönemde Bradley Barcola, ilk etapta 106 milyon sterlin (yaklaşık 7 milyar TL) ödenerek transfer edilmişti.

Liverpool, Hughes'un daha erken ayrılması halinde özellikle Barcola gibi kilit transfer hedeflerini kaçıracağından endişe duyuyordu. Ayrıca Hughes'un önce Bournemouth'ta ve daha sonra Merseyside'da görevlendirdiği Andoni Iraola'yla ilişkisi bu yaz döneminde çok önemli görülüyordu. Liverpool, FSG Başkanı Mike Gordon'ın liderliğinde Hughes'un halefini aramaya başladı.

Liverpool; FSG Futbol Direktörü Julian Ward, FSG Futbol Geliştirme Direktörü Pedro Marques, Sportif Direktör Yardımcısı David Woodfine, Şef Scout Barry Hunter ve yeni Teknik Direktör Iraola gibi diğer üst düzey isimlerin Hughes'un geri kalan görevlerini kısa süreliğine üstlenebileceğini düşünüyor.

Bournemouth'tan Liverpool'a 2024'te geçen Hughes, görevden ayrılan Jürgen Klopp'un yerine Arne Slot'un seçilmesinde kilit rol oynamıştı. Hollandalı teknik direktör, Anfield'daki ilk sezonunda Premier Lig şampiyonluğunu kazansa da bir yıl sonra Hughes, Liverpool'un ligi sadece 5. sırada bitirmesinin ardından Slot'u görevden alıp yerine Iraola'yı getirmeye karar vermişti.

Anfield'da yoğun bir harcama dönemine öncülük eden Hughes, 2025 yazındaki transfer sürecinde yaklaşık 450 milyon sterlinlik (yaklaşık 29 milyar TL) rekor masrafa imza atmıştı. Bu dönemde Florian Wirtz, Liverpool'un ilk 100 milyon sterlinlik (yaklaşık 6,5 milyar TL) transferi olurken, Alexander Isak'ın 125 milyon sterlin (yaklaşık 8 milyar TL) karşılığında takıma katılmasıyla Britanya rekoru kırılmıştı. Bu hafta Barcola'nın gelişiyle birlikte, Hughes'un Anfield'da görev yaptığı süre boyunca Liverpool'un transfer harcamaları yaklaşık 670 milyon sterline ulaştı.

Hughes'un El-Hilal'de, Bournemouth'tan eski takım arkadaşı Simon Francis'le yeniden bir araya gelmesi bekleniyor ancak Liverpool, Hughes'un ayrılmadan önce Suudi kulüp için çalışmadığına emin.



*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

independent.co.uk/sport

Independent Türkçe için çeviren: Büşra Ağaç

Hughes, Jürgen Klopp'un eski kadrosunu geçen yaz Arne Slot yönetiminde yeniden inşa etmek için 450 milyon sterlin harcayan Liverpool'un sportif direktörüydü
Cumartesi, Eylül 5, 2026 - 17:00
Main image: 

<p>Hughes'un yönetiminde Liverpool, Arne Slot'u teknik direktör olarak atayarak Premier Lig şampiyonluğunu kazandı&nbsp;ancak daha sonra Hollandalı'yı görevden alıp yerine Andoni Iraola'yı getirdi (Reuters)</p>

related nodes: 
Koyu bir Liverpool taraftarı olarak Bezos'un milyarlarını memnuniyetle karşılayacağım
Zor günlerden geçen Liverpool'da van Dijk'tan sezon itirafı
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Liverpool'da kritik ayrılık: Richard Hughes görevi bıraktı
copyright Independentturkish: 
original url: 
https://www.independent.co.uk/sport/football/liverpool-richard-hughes-news-leaves-transfer-spend-b3045200.html

Ukrayna savaşı: Putin'in dostları neden artık ona karşı çıkıyor?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin son dönemde Ukrayna savaşı nedeniyle ülkesinin dostlarından da eleştiri alıyor. 

31 Ağustos'ta Putin ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'te düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi kapsamında bir araya geldi. Modi, Ukrayna'da çatışmaların durdurulması gerektiğini belirterek "Hindistan çözüme yönelik tüm barışçıl girişimleri destekliyor ve bunu yapmaya devam edecek" dedi:

Sonsuz bir savaştan çatışmaların sonlandırılacağı aşamaya geçmemiz gerekiyor. Bu, tüm insanlık için büyük önem taşıyor. İnsanlığın beklentisi de tüm sorunların barışçıl yollarla çözülmesidir.

Bu alışılmadık derecede sert açıklama, Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev'in temmuzda Putin'e yaptığı benzer çağrıyı hatırlattı.

Tokayev de "Bu çatışmanın mahiyetinin, bizim de aralarında bulunduğumuz birçok taraf için çok açık olmadığını düşünüyoruz. Örneğin Azerbaycan'la Ermenistan arasında çatışma yaşandığında bunun özü ve kökeni bizim için tamamen açıktı, tarihin derinliklerine uzanıyordu. Fakat buradaki durumu anlamak çok zor" demişti.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Wall Street Journal'a (WSJ) konuşan uzmanlar, Rusya'nın ortaklarının da savaşın olumsuz etkilerini giderek daha fazla hissettiği yorumunu yaptı. 

Hindistan'ın Rusya'dan petrol aldığı için Batı'nın baskısıyla karşı karşıya olduğu hatırlatıldı. 

Temmuzda bir Rus füzesinin Karadeniz'deki bir yük gemisini vurarak 4 Hintli'yi öldürdüğü de belirtildi. 

Kazakistan'ın ise petrol ihracatı açısından kritik önem taşıyan Hazar Boru Hattı Konsorsiyumu'ndaki aksamalardan etkilendiği vurgulandı.

James Martin Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Çalışmaları Merkezi'nden Hanna Notte, "Çatışmanın tırmanmasının olumsuz etkilerinin, diğer ülkelere ve ekonomilerine de sıçradığı endişeleri artıyor olabilir" dedi.

Notte, eski Sovyet Cumhuriyetleri'nin Moskova'ya karşı gelme cesaretinin arttığını da söyledi:

Rusların Ukrayna'da meşgul olduğu algısı var. Böylece bu ülkeler Moskova'yı eleştirirken daha ileri gidebileceklerini düşünüyor.

Jindal Uluslararası İlişkiler Okulu Dekanı Sreeram Chaulia ise şu yorumu yaptı:

Hindistan, Batılı ortaklarının şunu bilmesini istiyor: Rusya'dan daha fazla petrol veya silah satın alıyor olsak da en nihayetinde Rusya'nın yürüttüğü bu savaşı desteklemiyoruz.


Independent Türkçe, WSJ, AA

Derleyen: Eren Umurbilir

Hindistan ve Kazakistan liderleri, Rusya Devlet Başkanı'na alışılmadık çağrılarda bulundu
Cumartesi, Eylül 5, 2026 - 16:45
Main image: 

<p>Hafta başında Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'te düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Devlet Başkanları Zirvesi'nde Narendra Modi ve Vladimir Putin birlikte görüntülenmişti (Reuters)</p>

related nodes: 
Ukraynalı parlamenter: "Tecavüzcü ulusu haline gelmek istemiyoruz"
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Ukrayna savaşı: Putin'in dostları neden artık ona karşı çıkıyor?
copyright Independentturkish: 

Saadet Partisi Genel Başkanı Arıkan: İttifaklardan kaçmayız ama ittifakların içinde de kaybolmayız

Saadet Partisi’nin 4-6 Eylül tarihlerini kapsayan büyük istişare kampı, Genel Başkan Mahmut Arıkan başkanlığında Nevşehir’in Kozaklı ilçesinde başladı. Kampa, Başkanlık Divanı üyeleri, Genel İdare Kurulu (GİK) üyeleri, milletvekilleri ve 81 ilin il başkanları katıldı. Basına kapalı oturumlarda genel merkez yönetimi ile yerel teşkilat liderlerinin saha raporları, il il seçmen analizleri ve bölgesel beklentiler değerlendirilecek.

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, partinin ittifak anlayışına değindi. İttifak prensiplerinin değişmediğini dile getiren Arıkan, şunları kaydetti:

1969'da Erbakan Hocamız yola çıktığında o gün koalisyon diyorlardı, bugün ittifak diyorlar, o gün hangi prensiplerle hareket ediliyorsa bugün de aynı prensiplerle hareket edeceğiz. İttifaklardan kaçmayız ama ittifakların içinde de kaybolmayız. Hiçbir siyasi merkezin uydusu haline bizler gelemeyiz. İttifakı kendi siyasi hikayemizin, kendi prensiplerimizin önüne geçirmeyiz. Seçim zamanı ittifak arayan parti değil, seçimden önce kendi siyasi gücünü inşa eden bir parti olarak ittifaklara bakış açımızı ifade etmiş olayım. 'Saadet kimin yanında?' sorusunun cevabı bizde yok. 'Saadetin yanında kim olacak?' sorusunun cevabını da hep beraber bulacağız inşallah.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

"Seçim 2027 senesi içerisinde gerçekleşecek"

Gündemdeki farklı seçim tarihlerini değerlendiren Arıkan, ittifak sisteminin kaçınılmazlığına dikkati çekti. Seçimin 2027 yılında yapılacağını belirten Arıkan, şöyle konuştu:

Bir senaryo; efendim seçim Mart 2027'de olacak. Başka bir senaryo; Kasım 2027'de olacak. Ortak noktası ne arkadaşlar? Seçim 2027 senesi içerisinde gerçekleşecek. Bir yıl sonra seçim var. Bir başka senaryo, birileri diyor ki 'Seçim kazanma oranı yüzde 50 artı 1 olacak mevcut ittifakları korumak için'. Birileri diyor ki 'Efendim bunu yüzde 40 artı 1 yapalım, diğer ittifakların önünü keselim' diyorlar. Buradaki ortak konu ne değerli arkadaşlar? İttifakların da mecburi olduğu bir seçim dönemi içerisinde olacağız.

"Hareketli ve belirsizliklerin yüksek olduğu bir dönem yaşayacağız"

Önümüzdeki sürecin hareketli ve belirsizliklerle dolu olacağını kaydeden Arıkan, "Türkiye yeni bir siyasi atmosferin arifesinde, erken seçimi ve baskın seçimi de önümüzdeki dönemde görme ihtimalimiz var. Öyle görünüyor ki önümüzde hareketli ama belirsizliklerin de yüksek olduğu bir dönem yaşayacağız. Bu dönemin içerisinde farklı imkanlar, bizim için önemli imkanlar barındırdığını da görmek durumundayız. Bizim için değişmeyen bir gerçek; ne olursa olsun, sistem ne olursa olsun biz çalışmak zorundayız" dedi.

 

ANKA 

"Türkiye yeni bir siyasi atmosferin arifesinde, erken seçimi ve baskın seçimi de önümüzdeki dönemde görme ihtimalimiz var”
Cumartesi, Eylül 5, 2026 - 15:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

related nodes: 
Selahattin Demirtaş: “Selçuk Mızraklı 8 Eylül Salı günü tahliye olacak. Artık size emanettir”
Silivri açıklarındaki kazada batan geminin bulunduğu bölgedeki çalışmalar sürüyor
Bahçeli'den 'çerçeve yasa' açıklaması: 467 rakamını ben de beklemiyordum
Type: 
SEO Title: 
Saadet Partisi Genel Başkanı Arıkan: İttifaklardan kaçmayız ama ittifakların içinde de kaybolmayız
copyright Independentturkish: 

Selahattin Demirtaş: “Selçuk Mızraklı 8 Eylül Salı günü tahliye olacak. Artık size emanettir”

HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, QAD için kaleme aldığı yazıda yaklaşık 7 yıldır tutuklu bulunan eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı’nın tahliye olacağını açıkladı. 

Mızraklı’nın yalnızca 4 ay belediye başkanlığı yapabildiğini belirten Demirtaş, yazıda "Dr. Adnan Selçuk Mızraklı 63 yaşında, Diyarbakır’ın yüreği sevgiyle dolu genel cerrahı. Sadece 4 ay belediye başkanlığı yapabildi. Sonrasında suçsuz, günahsız, delilsiz, hukuksuz 7 yıl hapis" ifadelerine yer verdi. Demirtaş, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın başlattığı soruşturmada dün şüpheli sıfatıyla ifadesi alınan eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'in adliyeye sakız çiğneyerek gelişini hatırlatarak karşılaştırma yaptı. Demirtaş, şunları kaydetti:

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

4 ay belediye başkanlığı yapabilmiş suçsuz, günahsız, yüreği sevgiyle dolu Diyarbakır’ın doktoru, 7 yıldır tutulduğu hücreden, 25 yıl belediye başkanlığı yapmış Ankara’nın parsel parsel günah yüklü şahsiyetinin sakız çiğneyerek adliyeye girişini izliyor. Şahıs az sonra elini kolunu sallayarak adliyeden çıkıyor, 'Ben öyle çekirge gibi üç defa değil, 500 defa sıçradım' diyor. 'Keramet sakızda mı acaba, sen bir defa bile sıçrayamadın Hoca' diyorum. 'Yok' diyor, 'O çiğnediği sakız değil, insanlık onuru. Ben bir defa bile çiğnemedim, çiğnetmedimde."

"Artık size emanettir"

Demirtaş, Mızraklı'nın tahliyesine ilişkin, "Dr. Adnan Selçuk Mızraklı, Diyarbakır’ın 4 ay belediye başkanlığına karşı 7 yıl hapis yatmış ve cezasını tamamlayarak, 'kardeşlik' henüz ona uğramadan 8 Eylül Salı günü tahliye olacak temiz yürekli bilgesi" diye yazdı.

Mızraklı ile son 5 yıldır karşılıklı olarak birbirlerine emanet olduklarını belirten Demirtaş, "Salı sabahı buradan çıkacak, akşamına da Diyarbakır Havaalanında olacak. Artık size emanettir. Hoca, Salı akşamı Diyarbakır’da hayırlısıyla. Kesin, Sakızcı Memo da karşılamaya gelir. Yalnız, bizim sakızcımız çok haysiyetlidir, başkalarıyla karıştırmayın sakın" dedi.

 

ANKA

"4 ay belediye başkanlığı yapabilmiş suçsuz, günahsız, yüreği sevgiyle dolu Diyarbakır’ın doktoru, 7 yıldır tutulduğu hücreden, 25 yıl belediye başkanlığı yapmış Ankara’nın parsel parsel günah yüklü şahsiyetinin sakız çiğneyerek adliyeye girişini izliyor"
Cumartesi, Eylül 5, 2026 - 15:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

related nodes: 
Silivri açıklarındaki kazada batan geminin bulunduğu bölgedeki çalışmalar sürüyor
Bahçeli'den 'çerçeve yasa' açıklaması: 467 rakamını ben de beklemiyordum
Cumhurbaşkanı Erdoğan: İmam hatipler, başarı çıtasını sürekli daha yükseğe taşıyarak yoluna devam ediyor
Type: 
SEO Title: 
Selahattin Demirtaş: “Selçuk Mızraklı 8 Eylül Salı günü tahliye olacak. Artık size emanettir”
copyright Independentturkish: 

Silivri açıklarındaki kazada batan geminin bulunduğu bölgedeki çalışmalar sürüyor

Silivri açıklarında Türk bayraklı "MT Alsu" tankeriyle çarpışması sonucu 10 kişilik mürettebatıyla batan ve 720 metre derinlikte konumu tespit edilen Türk bayraklı "Tuğberk İmamoğlu" gemisinin bulunduğu bölgede arama kurtarma çalışmaları sürüyor.

Marmara Denizi'nde 2 Eylül'de "MT Alsu" tankeriyle çatışan "Tuğberk İmamoğlu" isimli geminin batmasının ardından başlatılan arama kurtarma çalışmalarında Deniz Kuvvetleri, Sahil Güvenlik, Kıyı Emniyeti, AFAD ve Kızılay başta olmak üzere ilgili kurumlar yer alıyor.

Çalışmalarda 18 yüzer unsur, 5 helikopter, 2 insansız hava aracı (İHA), 1 uçak ile su altında arama yapan Deniz Kuvvetlerine ait TCG Akın kurtarma ve yedekleme gemisi görev yapıyor.

Kaza sonrası Silivri'de İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğünce oluşturulan kriz merkezinde çalışmalar anlık takip ediliyor.

Arama kurtarma çalışmalarını bölgede izleyen mürettebatın yakınları, İstanbul Valisi Davut Gül ile birlikte, batan geminin yerini tespit eden Deniz Kuvvetlerine ait TCG Akın kurtarma ve yedekleme gemisine çıktı.

Gemide Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Ramazan Özoğul ile Sahil Güvenlik Marmara ve Boğazlar Bölge Komutanı Tümamiral Serkan Tezel, Vali Gül ile mürettebatın yakınlarına bilgi verdi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

"550 kilometrekarelik alanda arama devam ediyor"

Vali Gül, gemide gazetecilere yaptığı açıklamada, olayın ilk anından itibaren Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Denizcilik Genel Müdürlüğü ve Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğünün koordineli şekilde arama çalışmalarına devam ettiklerini söyledi.

Gül, "Çalışmalar neticesinde de denizin yüzeyinde yaklaşık 550 kilometrekarelik alanda arama devam ediyor. Denizin altında da Deniz Kuvvetleri Komutanlığımıza ait içinde bulunduğumuz TCG Akın gemisi, batan geminin enkazını tespit etti." ifadelerini kullandı.

Ailelere yürütülen tüm çalışmalarla ilgili bilgi verildiğini anlatan Gül, "Acı tabii, sadece aileler değil milletimizin de çok büyük bir acısı var. Ailelerin bundan sonraki beklentisi, 'Mürettebat içeride mi? Çıkartılabilecek mi? Nasıl çıkartılacak?' Bu konuda da ilgili kurumlarımız çalışmalarına devam edecekler. Tekrardan milletimize geçmiş olsun." diye konuştu.

Gül, ilgili kurumların helikopterlerle, İHA'larla ve yüzen unsurlarla çalışmalara devam ettiklerini belirterek, "Umudumuz şu: Acaba dışarıda biri var mı? Kurtuldular mı? Onları bulmaya çalışıyoruz. Son ana kadar umudumuzu muhafaza ediyoruz." dedi.

Gemi 720 metre derinlikte bulundu

Deniz Kuvvetlerine ait TCG Akın kurtarma ve yedekleme gemisinin, batan "Tuğberk İmamoğlu" gemisinin konumunu çarpıştığı yerin 50 metre yakınında, 720 metre derinlikte saptadığı öğrenildi.

Geminin üzerindeki "Tuğberk İmamoğlu" yazısı, su altında insan eliyle ulaşılması zor ve tehlikeli yerlerde kullanılan, yüzeyden kablo aracılığıyla uzaktan kontrol edilen insansız su altı aracı ROV ile tespit edildi.

Kocaeli'den Aliağa'ya seyreden boş durumdaki "MT Alsu" tankeri ile İskenderun'dan Karadeniz Ereğli'ye 4199 ton rulo sac taşıyan "Tuğberk İmamoğlu" isimli kuru yük gemisi, 2 Eylül saat 03.00 sıralarında Silivri açıklarının 18 mil (35 kilometre) güneyinde çarpışmış, 10 kişilik mürettebatın bulunduğu "Tuğberk İmamoğlu" isimli gemi batmıştı.

 

AA

Deniz Kuvvetlerine ait TCG Akın kurtarma ve yedekleme gemisinin, batan "Tuğberk İmamoğlu"nun konumunu çarpışma noktasının yaklaşık 50 metre yakınında, 720 metre derinlikte tespit ettiği, geminin üzerindeki yazının ROV cihazıyla görüntülendiği öğrenildi
Cumartesi, Eylül 5, 2026 - 15:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

related nodes: 
Bahçeli'den 'çerçeve yasa' açıklaması: 467 rakamını ben de beklemiyordum
Cumhurbaşkanı Erdoğan: İmam hatipler, başarı çıtasını sürekli daha yükseğe taşıyarak yoluna devam ediyor
Özel, YENİ Parti otobüsü üzerinden ilk kez vatandaşlara seslendi
Type: 
SEO Title: 
Silivri açıklarındaki kazada batan geminin bulunduğu bölgedeki çalışmalar sürüyor
copyright Independentturkish: 

Bahçeli'den 'çerçeve yasa' açıklaması: 467 rakamını ben de beklemiyordum

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Meclis'ten geçen 'çerçeve yasa'yla ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Habertürk Ankara Temsilcisi Nasuhi Güngör'ün sorularını yanıtlayan Bahçeli şunları söyledi:

Sürecin başından itibaren çok ciddi bir sıkıntıyla ve zorlukla karşılaşmadık. Esasen bizim meseleye dair yaklaşımımız şöyle ifade edilebilir. Türkiye terörle mücadele konusunda önemli mesafeler aldı. Başarılar elde etti. Ancak ülke genelinde bölücü faaliyetlerin getirdiği bazı tahrikler ve gerilimler sözkonusuydu. Ne yapabiliriz diye düşünüyor, çalışıyorduk. Kamuoyundaki tartışmaları yakinen takip ediyorduk.

“Bu konuşmalar süreci verimli bir noktaya getirdi”

Devlet Bahçeli, sürecin başlangıç noktası olarak değerlendirilen DEM Partililer ile Meclis'teki el sıkışması hakkında şunları söyledi:

Malumunuz 1 Ekim 2024 tarihinde TBMM’nin açılışında Sayın Cumhurbaşkanı bir konuşma yaptı. İç ve dış bazı meseleler üzerinde durdu. Konuşmasının son bölümünde iktidarla muhalefetin Meclis çatısı altında işbirliği yapmasına işaret etti. Konuşma bittikten sonra AK Parti mensubu milletvekilleri cumhurbaşkanı için ayağa kalktılar. Biz de Cumhur İttifakı tarafı olarak aynı harekette bulunduk. Ardından DEM tarafına doğru adım attım. Bir taziyeleri vardı, onu yerine getirirken el sıkışma gerçekleşti. Onlar da şaşırdı. Tabiki kamuoyunun da çok dikkatini çekti.

Biz bir yanıyla Sayın Cumhurbaşkanının meclise yönelik çağrısının gereğini yerine getirmiş olduk. Diğer yandan insani bir vazifeyi yerine getirdik. Evet o günden sonra çok konuşulup tartışıldı. Sonra belirttiğiniz tarihte DEM Parti Grubunda PKK’nın kendisini feshetmesi ve silah bırakma çağrısında bulunulmasını talep ettik. Sonrasında süreç hızlandı. İmralı’ya heyetler gitti. Çeşitli temaslar oldu. Bize gelenler oldu. O günlerde başlayan bu konuşmalar süreci verimli bir noktaya getirdi.

"467 rakamını beklemiyordum"

Süreç yasasının TBMM'de 467 oy ile kabul edilmesinin kendisini de şaşırttığını belirten Bahçeli şöyle konuştu:

İfade ettiğiniz gibi komisyonda sağlanan mutabakat, kamuoyunun açık biçimde takip ettiği fikir alışverişleri, yasanın çıkması hususunda geniş bir mutabakatı ortaya çıkardı. Doğrusu 467 rakamını ben de beklemiyordum. Ama bu düzeyde bir kabul toplumsal mutabakatın genişlemesine ve dayanışmanın güçlenmesine vesile oldu. Bu süreci fevkalade güçlü kılan bir husustur.

“STK’lar, aydınlarımız, akademisyenlerimiz bunu ele almalıdır”

Devlet Bahçeli, açıklamasında daha önce de yaptığı seçim ve siyasi partiler kanununda değişiklik mesajı ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi hakkında ise şunları söyledi:

Türkiye'nin her şeyden önce siyasi istikrara ihtiyacı var. Bu ihtiyacı kalı olarak sağlayan sistem de budur. Aradan geçen iki dönem içinde sistemin uygulamasına dair bazı noktaların gözden geçirilmesi önemlidir. Her şeyden evvel sistemin sağlıklı işlemesi için bir anayasaya ihtiyaç vardır.

Bizim söylediğimiz şudur. Bahsettiğiniz her iki alanda da hem sistemi güçlendirecek, hem de aksamaları giderecek değişiklikler üzerinde müzakere edilmelidir. Sadece siyaset değil, sivil toplum kuruluşları, aydınlarımız, akademisyenlerimiz bir araya gelerek bunu ele almalıdır. Sistemi güçlendiren, aksaklıkları gideren bu değişimler elbette yeni anayasa çalışmasıyla uyumlu olarak ele alınmalıdır.

 

Söyleşinin tamamına buradan ulaşabilirsiniz

Habertürk

“Bu düzeyde bir kabul toplumsal mutabakatın genişlemesine ve dayanışmanın güçlenmesine vesile oldu. Bu süreci fevkalade güçlü kılan bir husustur”
Cumartesi, Eylül 5, 2026 - 15:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

related nodes: 
Cumhurbaşkanı Erdoğan: İmam hatipler, başarı çıtasını sürekli daha yükseğe taşıyarak yoluna devam ediyor
Özel, YENİ Parti otobüsü üzerinden ilk kez vatandaşlara seslendi
Köprü ve otoyollar 30 yıllığına özelleştirilecek
Type: 
SEO Title: 
Bahçeli'den 'çerçeve yasa' açıklaması: 467 rakamını ben de beklemiyordum
copyright Independentturkish: 

Resmi Gazete'de yayımlandı: 12 ülkeye yeni büyükelçi atandı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla büyükelçi atamalarına ilişkin kararlar Resmi Gazete'de yayımlandı. Kararla 12 ülkeye yeni büyükelçi atanırken, iki büyükelçi merkeze alındı.

Resmi Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile Dışişleri Bakanlığı bünyesinde büyükelçilik atamaları gerçekleştirildi.

Karara göre, Burundi Cumhuriyeti nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğine Haydar Kerem Divanlıoğlu, Filipinler Cumhuriyeti nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğine Kaan Esener, Finlandiya Cumhuriyeti nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğine Ayşe Hilal Sayan Koytak atandı.

Bahreyn Krallığı nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğine Necati Sancaktutan, Umman Sultanlığı nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğine Hüseyin Ergani, Namibya Cumhuriyeti nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğine Fikriye Aslı Güven getirildi.

Kore Cumhuriyeti nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğine Fatih Yıldız, Sudan Cumhuriyeti nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğine Fahri Türker Oba, Kuzey Makedonya Cumhuriyeti nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğine Alper Aktaş atandı.

Karar kapsamında Somali Federal Cumhuriyeti nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğine Ferhat Alkan, Gambiya Cumhuriyeti nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğine Özgür Gökmen ve Mozambik Cumhuriyeti nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğine Ayça Oşafoğlu İnam görevlendirildi.

Öte yandan Burundi Cumhuriyeti nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi Alp Işıklı ile Kuzey Makedonya Cumhuriyeti nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi Fatih Ulusoy merkeze alındı.

Independent Türkçe

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın imzasıyla Resmi Gazete'de yayımlanan kararla 12 ülkeye yeni büyükelçi atandı. Karar kapsamında Burundi ve Kuzey Makedonya büyükelçileri merkeze alınırken, 12 ülkeye yeni isimler görevlendirildi
Cumartesi, Eylül 5, 2026 - 01:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Resmi Gazete'de yayımlandı: 12 ülkeye yeni büyükelçi atandı
copyright Independentturkish: 

Yavuz Ağıralioğlu: TÜİK, iktidarın duymak istediği rakamları değil, Türkiye’nin gerçeklerini açıklayacak

Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Türkiye İstatistik Kurumuna (TÜİK) ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

TÜİK başkanlarının ortalama görev süresinin 1926-2016 yılları arasında 53 ay, 2016-2026 döneminde ise 20 ay olduğunu belirten Ağıralioğlu, kurumun yönetimindeki değişikliklerin kamuoyundaki güveni olumsuz etkilediğini savundu.

Ağıralioğlu, “Başkan değişmiş, yönetim değişmiş, yöntem tartışılmış, kurumun itibarı örselenmiş… Sonra vatandaşa dönüp diyorsunuz ki: ‘TÜİK’e güvenin!’ Güven böyle olmaz. Devlet, vatandaşından güven istemeden önce güvenilir olmak mecburiyetindedir.” ifadelerini kullandı.

TÜİK tarafından açıklanan ekonomik verilerin vatandaşların gelirlerini doğrudan etkilediğini belirten Ağıralioğlu, enflasyon hesabındaki farklılıkların emekli, memur ve işçilerin gelirlerine yansıdığını söyledi.

“Hesabınızı göstereceksiniz”

Enflasyon hesabında kullanılan verilerin ve yöntemin kamuoyuna açıklanması gerektiğini ifade eden Ağıralioğlu, şunları kaydetti:

“86 milyon insanın gelirine tesir eden hesabı yapıyorsanız, ‘Bize güvenin’ demeyeceksiniz. Hesabınızı göstereceksiniz. Neyi sepete koydunuz? Neye ne kadar ağırlık verdiniz? Fiyatı nereden aldınız? Hangi yöntemle hesapladınız? Millet bilecek.”

Ağıralioğlu, Anahtar Parti'nin iktidara gelmesi halinde özellikle 2016-2026 arasındaki enflasyon hesaplamalarını bağımsız denetime açacaklarını belirtti.

Bu kapsamda üniversitelerden akademisyenler, bağımsız istatistikçiler, ekonomistler ve kamu denetçilerinin yer alacağı bir çalışma yürütüleceğini aktaran Ağıralioğlu, ürün sepeti, ürün ağırlıkları, fiyat verileri, hesaplama yöntemleri ve açıklanan enflasyon oranlarının yıl yıl ve kalem kalem inceleneceğini bildirdi.

“Geçmiş Dönem Hak Telafi Fonu kurulacak”

Bağımsız inceleme sonucunda geçmiş yıllarda hesaplama nedeniyle ölçülebilir bir hak kaybı tespit edilmesi halinde bunun telafi edileceğini söyleyen Ağıralioğlu, kişi bazında hesaplama yapılacağını belirtti.

Ağıralioğlu, “Kimin ne kadar kaybı varsa kişi bazında hesaplanacak. Anapara farkı bulunacak. Aradan geçen zamanda oluşan kayıp ayrıca hesaplanacak. Bütçede Geçmiş Dönem Hak Telafi Fonu kurulacak ve vatandaşımızın hakkı kendisine ödenecek.” dedi.

Denetim raporlarının yöntem, hesaplama ve tablolarıyla kamuoyuna açıklanacağını belirten Ağıralioğlu, vatandaşların geçmiş dönemde oluştuğunu düşündükleri hak kayıplarının telafi edilmesini hedeflediklerini ifade etti.

“TÜİK, Türkiye’nin gerçeklerini açıklayacak”

Ağıralioğlu, TÜİK'in bağımsız ve güvenilir bir kurum haline getirileceğini savunarak açıklamasını şöyle tamamladı:

“TÜİK’i yeniden itibarlı, bağımsız ve güvenilir bir kurum hâline getireceğiz. TÜİK, iktidarın duymak istediği rakamları değil, Türkiye’nin gerçeklerini açıklayacak. Çünkü bu hesabın içinde yalnızca ekonomi yok. Emek var, alın teri var, hak var ve 86 milyon insanın kul hakkı var.”

ANKA

Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, TÜİK’e duyulan güvenin yeniden tesis edilmesi gerektiğini belirterek, “TÜİK’i yeniden itibarlı, bağımsız ve güvenilir bir kurum hâline getireceğiz
Cumartesi, Eylül 5, 2026 - 00:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
Yavuz Ağıralioğlu: TÜİK, iktidarın duymak istediği rakamları değil, Türkiye’nin gerçeklerini açıklayacak
copyright Independentturkish: 

Kısa haberler

Sayıştay Başsavcılığına, Recep Çevik atandı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla Resmi Gazete'de yayımlanan atama kararına göre, Sayıştay Başsavcılığı görevine Sayıştay Savcısı Recep Çevik atandı.

Atamanın, 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2, 3 ve 7'nci maddeleri uyarınca gerçekleştirildiği belirtildi.

Recep Çevik'in Sayıştay Başsavcılığına atanmasına ilişkin karar, Resmi Gazete'de yayımlandı.


BM: Batı Şeria'da 2023'ten bu yana 6 bin 400'den fazla Filistinli yerinden edildi

Birleşmiş Milletler (BM), İsrail'in işgali altındaki Batı Şeria'da 2023'ten bu yana 130 yerleşim yerinde 6 bin 400'den fazla Filistinlinin yerinden edildiğini bildirdi.

BM Genel Sekreter Sözcüsü Stephane Dujarric, günlük basın toplantısında, Orta Doğu'daki gelişmeler hakkında gazetecileri bilgilendirdi.

Batı Şeria topraklarını gasbeden İsrailliler nedeniyle yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalan Filistinlilerle ilgili istatistiki bilgiler paylaşan Dujarric, "Oradaki insani yardım alanında çalışan meslektaşlarımız, 2023'ten bu yana 130 yerleşim yerinde 6 bin 400'den fazla Filistinlinin yerleşimci şiddeti nedeniyle yerinden edildiğini bildiriyor." dedi.

Dujarric "Bu durum, 2023'ten bu yana 48 Filistin yerleşiminin tamamen boşalmasına yol açtı; bunlardan bir düzinesi sadece bu yıl gerçekleşti." diye konuştu.

Ayrıca, yerinden edilen bu kişilerden 2 bin 500'den fazlasının sadece bu yıl içinde evlerini terk etmek zorunda kaldığının altını çizen Dujarric, bunların yarısından fazlasının çocuklardan oluştuğunu vurguladı.

Bölgede BM ile ortak faaliyet gösteren kuruluşların raporlarını paylaşan Dujarric, Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin yinelenen saldırıları ve yasaklar yüzünden Filistin halkının durumunun daha da zorlaştığını, insani ihtiyaçlarının daha da derinleştiğini kaydetti.

İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne saldırı başlattığı Ekim 2023'ten bu yana işgal altındaki Batı Şeria ile Doğu Kudüs'te de İsrail askerleri ile Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin baskın ve saldırılarında artış yaşanıyor.

 

Independent Türkçe, Türkiye ve dünyadan güncel haberleri okurları için derledi
Cumartesi, Eylül 5, 2026 - 00:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: Independent Türkçe</p>

Type: 
SEO Title: 
Kısa haberler
copyright Independentturkish: 

Bolu Belediyesinde araç kiralama ihalelerine ilişkin soruşturmada 7 kişi tutuklandı

Bolu Cumhuriyet Başsavcılığınca, Bolu Belediyesinde araç kiralama ihalelerinde usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan şüphelilerin adli işlemleri tamamlandı.

İl Jandarma Komutanlığındaki işlemlerinin ardından dün 8, bugün ise 7 şüpheli adliyeye sevk edildi.

Görevden uzaklaştırılan ve başka bir suçtan tutuklu bulunan Belediye Başkanı Tanju Özcan'ın da aralarında bulunduğu 7 şüpheli, tutuklama talebiyle nöbetçi mahkemeye sevk edildi. Mahkeme, Özcan'ın yanı sıra Belediye Başkan Yardımcısı Gülden Özaydın, Temizlik İşleri Müdür Vekili Basri Baytekin, Temizlik İşleri Müdürlüğü Muayene ve Kabul Komisyonu Başkanı B.T. ile yüklenici firmanın sahibi ve 2 çalışanının tutuklanmasına karar verdi.

Diğer 8 şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Soruşturma kapsamında firari bir şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışmaların sürdüğü bildirildi.

Bazı araçlar çalışmış gibi gösterilmiş

Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturması kapsamında, aralarında belediye başkan yardımcıları, müdürlük personeli, ihale ve satın alma biriminde görevli kişiler ile yüklenici firma ve temizlik şirketlerinin yetkililerinin bulunduğu 22 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilmişti.

Teknik incelemelerde, bazı çöp toplama araçlarının fiilen çalışmadıkları günlerde çalışmış gibi gösterildiği ve bu kayıtlar üzerinden yüklenici firmaya ödeme yapıldığı tespit edilmişti.

Bilirkişi raporunda, Bolu Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğünce düzenlenen 19 ayrı hakediş kapsamında, MCY-Yeşilçam İş Ortaklığına fiyat farkı ve KDV dahil toplam 34 milyon 288 bin 376 lira 61 kuruş fazla ve yersiz ödeme yapıldığı belirtilmişti.

Soruşturma kapsamında gözaltına alınan 21 şüpheliden 14'ü adliyeye sevk edilmiş, bunlardan 6'sı savcılık sorgularının ardından çıkarıldıkları nöbetçi mahkemece adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

AA

Bolu Belediyesinde araç kiralama ihalelerinde usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında, görevden uzaklaştırılan ve başka bir suçtan tutuklu bulunan Belediye Başkanı Tanju Özcan'ın da aralarında bulunduğu 7 şüpheli tutuklandı
Cuma, Eylül 4, 2026 - 23:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
Bolu Belediyesinde araç kiralama ihalelerine ilişkin soruşturmada 7 kişi tutuklandı
copyright Independentturkish: 

İletişim Başkanı Duran: Son iki ayda 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildi

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda terör örgütleriyle bağlantılı olduğu, provokasyon ve dezenformasyon faaliyetleri yürüttüğü gerekçesiyle toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, dijital platformlarda terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve psikolojik harekât faaliyetleriyle mücadele kapsamında yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi.

Duran, açıklamasında şunları kaydetti:

“Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığımızın koordinasyonunda yürütülen kapsamlı dijital takip, teknik analiz ve kurumlar arası koordinasyon çalışmaları, ilgili tüm kurumlarımızla eş güdüm içerisinde ve kesintisiz şekilde devam etmektedir.

Türkiye, terör propagandası, provokasyon, dezenformasyon ve dijital mecralar üzerinden yürütülen psikolojik harekât girişimlerine karşı mücadelesini, devletimizin bütün imkân ve kabiliyetlerini seferber ederek kararlılıkla sürdürmektedir.

Bu kapsamda son iki ayda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığımızın koordinasyonunda; Cumhuriyet Başsavcılıkları ve Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığının ortak çalışmaları neticesinde, başta FETÖ iltisaklı olmak üzere millî güvenliğimizi ve toplumsal birliğimizi hedef alan terör ve suç örgütleriyle bağlantılı olduğu tespit edilen 699 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli tedbirleri derhal uygulanmıştır.

Ayrıca gerçekleştirilen kapsamlı teknik incelemeler ve dijital ağ analizleriyle; provokasyon üreten, kardeşliğimizi ve toplumsal huzurumuzu hedef alan, dezenformasyon yayan ve ülkemize yönelik psikolojik harekât faaliyetleri yürüttüğü belirlenen 1.335 sosyal medya hesabı hakkında da başta Adalet ve İçişleri Bakanlıklarımız olmak üzere ilgili kurumlarımızın koordinasyonuyla gerekli hukuki ve idari işlemler tesis edilmiş ve söz konusu hesaplara erişim engeli kararları uygulanmıştır.

Bu süreçte toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabı hakkında erişim engeli getirilmiştir.

Yapılan çalışmalar bir gerçeği açık biçimde ortaya koymaktadır; terör örgütleri artık yalnızca sahada değil, dijital platformlarda da organize, koordineli ve sistematik bir şekilde faaliyet yürütmektedir. Sosyal medya ve dijital mecralar; propaganda, manipülasyon, algı operasyonları ve dezenformasyon yoluyla toplumsal huzuru, millî birliğimizi ve kamu düzenini hedef alan bir araç olarak kullanılmaktadır.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye, terörle mücadelesini sahada, sınır ötesinde ve dijital alanda aynı kararlılıkla sürdürmektedir.

Devletimiz açısından dijital güvenlik, millî güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Terör örgütlerinin sosyal medya ve dijital platformları propaganda, eleman temini, finansman, dezenformasyon ve psikolojik harekât amacıyla kullanmalarına kesinlikle müsaade edilmeyecektir.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak, ilgili tüm kurumlarımızla birlikte dijital ekosistemi anlık ve çok boyutlu şekilde takip etmeyi; millî güvenliğimizi, toplumsal huzurumuzu ve birlik beraberliğimizi hedef alan her türlü tehdidi tespit ederek gerekli tedbirleri gecikmeksizin hayata geçirmeyi sürdüreceğiz.

Vatandaşlarımızı dezenformasyonun oluşturduğu bilgi kirliliğinden korumak, doğru ve güvenilir bilgiyle buluşturmak ve dijital mecraların terör örgütleri tarafından bir propaganda alanına dönüştürülmesine engel olmak konusunda mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğiz.

Dijital alan sahipsiz değildir. Türkiye, millî güvenliğini hedef alan hiçbir dijital operasyona izin vermeyecektir.”

ANKA

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, son iki ayda terör örgütleriyle bağlantılı olduğu, provokasyon ve dezenformasyon faaliyetleri yürüttüğü gerekçesiyle toplam 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildiğini açıkladı
Cuma, Eylül 4, 2026 - 23:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
İletişim Başkanı Duran: Son iki ayda 2 bin 34 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildi
copyright Independentturkish: 

KKTC Başbabakanı Üstel: Girne'deki gemi enkazında bulunan iki kadının kimliği belli oldu

KKTC Başbakanı Ünal Üstel, Girne açıklarında batan yolcu gemisinin enkazında bu sabah ulaşılan iki kadın naaşının Şerife Özdemir ve Nazmiye Özbolat’a ait olduğunun belirlendiğini açıkladı. Kazada 12 kişi hayatını kaybederken, kayıp 16 kişiyi arama çalışmaları sürüyor.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Başbakanı Ünal Üstel, 30 Ağustos’ta Girne-Taşucu seferini yaparken alabora olarak batan Filo Jet isimli yolcu gemisinin enkazında bu sabah ulaşılan iki kadın naaşının kimlik tespit çalışmalarının tamamlandığını bildirdi.

Üstel, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şunları kaydetti:

“Girne açıklarında meydana gelen deniz kazasının ardından, gemi enkazında bu sabah ulaşılan iki kadın naaşının kimlik tespit çalışmaları tamamlanmıştır.

Polis Teşkilatımız tarafından yürütülen çalışmalar sonucunda naaşların Şerife Özdemir ve Nazmiye Özbolat’a ait olduğu belirlenmiş, ailelerine gerekli bilgilendirme yapılmıştır.

Yapılan kimlik tespit çalışmalarının ardından, kazada hayatını kaybeden insanlarımızın sayısı 12, kayıp insanlarımızın sayısı ise 16 olarak teyit edilmiştir.

Merhumelere Allah’tan rahmet, yaslı ailelerine ve yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyoruz.

Kayıp insanlarımıza ulaşmak amacıyla yürütülen arama çalışmaları, Türkiye Cumhuriyeti’nin güçlü desteği ve ilgili tüm birimlerimizin katılımıyla 7 gün 24 saat esasına göre, hiç ara verilmeden devam etmektedir.

Sahadaki gelişmeleri anbean takip ediyor, tüm imkanlarımızla kayıp insanlarımıza ulaşmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Milletimizin bir kez daha başı sağ olsun.”

ANKA

Girne açıklarında batan yolcu gemisinin enkazında ulaşılan iki kadın naaşının Şerife Özdemir ve Nazmiye Özbolat’a ait olduğu belirlendi
Cuma, Eylül 4, 2026 - 22:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
KKTC Başbabakanı Üstel: Girne'deki gemi enkazında bulunan iki kadının kimliği belli oldu
copyright Independentturkish: 

Rojin Kabaiş soruşturmasında 7 bin 353 araç için yeniden inceleme talep edildi

Van'da 27 Eylül 2024'te kaybolan ve 15 Ekim 2024'te göl kıyısında cesedi bulunan 21 yaşındaki üniversite öğrencisi Rojin Kabaiş'in ailesinin avukatları, soruşturmaya ilişkin yeni taleplerini Van Cumhuriyet Başsavcılığına ilettiklerini bildirdi.

Rojin Kabaiş'in ailesinin avukatları Abdurrahman Karabulut ve Şahin Cangüleç, baba Nizamettin Kabaiş ile kentteki bir otelde basın mensuplarıyla bir araya gelerek soruşturmada gelinen aşamaya ilişkin açıklamalarda bulundu.

Avukat Karabulut, savcılıkla yaptıkları görüşmelerde talepleri doğrultusunda etkin bir araştırma yürütüldüğünü söyledi.

10 Temmuz'dan bu yana yaklaşık 30 hususta savcılığa başvurduklarını belirten Karabulut, "2-3 talebimiz haricinde diğer bütün başvurularımız kabul gördü ve bu çerçevede araştırmalar devam etmektedir. Bir kısmı sonuçlandı, bir kısmı ile ilgili araştırmalar devam ediyor" dedi.

7 bin 353 araç için yeniden inceleme talebi

Deniz araçları üzerinde de araştırma yapılmasını talep ettiklerini belirten Karabulut, bugüne kadar kara araçları üzerinde inceleme yapıldığını söyledi.

Plaka Tanıma Sistemi (PTS) ve kamera kayıtları üzerinden 7 bin 353 araç tespit edildiğini belirten Karabulut, kaybolduğu günden bulunduğu güne kadar PTS kayıtlarının yeniden incelenmesini, araç sürücülerinin tespit edilmesini, cep telefonlarına el konulmasını, HTS ve baz kayıtlarının alınmasını ve DNA örneklerinin alınmasını talep ettiklerini ifade etti.

Karabulut, söz konusu taleplerinin kabul edildiğini belirtti.

Kayıp ve cesedin bulunduğu güzergah araştırılacak

Rojin Kabaiş'in kaybolduğu Bardakçı Mahallesi ile cesedinin bulunduğu Mollakasım Çarpanak Adası arasındaki güzergahın da araştırılmasını talep ettiklerini aktaran Karabulut, bu hizada bulunan köylerde inceleme yapılmasını istediklerini söyledi.

Karabulut, bulunan materyaller üzerinde DNA incelemesi yapılmasını talep ettiklerini belirterek, Rojin'in kaybolduğu sırada kullandığı ve halen bulunamayan terliğine ilişkin çalışmaların da sürdüğünü kaydetti.

Sosyal medya yazışmalarına ilişkin de araştırma talep ettiklerini belirten Karabulut, WhatsApp, Instagram ve Facebook'un bağlı olduğu Meta şirketine müzekkere yazıldığını söyledi.

Karabulut, "Bunlarla ilgili yazışmaların tespitini istedik. Müzekkere cevabı geldi, daha ayrıntılı bir müzekkere istedi. Savcılık bu konuda da detaylı yazı yazdı, cevabı bekliyoruz" dedi.

Baz ve HTS kayıtları incelenecek

Bardakçı ve Mollakasım mahallelerinde daha önce kriminal veya cinsel suçlara karışmış kişilerin dosyalarının da incelenmesini talep ettiklerini belirten Karabulut, bu kişilerin olay tarihinde bölgede bulunup bulunmadıklarının HTS ve baz kayıtları üzerinden araştırılmasını istediklerini söyledi.

Karabulut, savcılığın bu talebi de kabul ettiğini ve araştırmaların sürdüğünü belirtti.

Rojin'in sahilde bıraktığı veya bırakıldığı belirtilen kek, kulaklık, anahtarlık, pet şişe ve cep telefonuna ilişkin de inceleme talebinde bulunduklarını aktaran Karabulut, söz konusu materyaller üzerinde parmak izi incelemesi yapıldığını ancak cep telefonu üzerinde parmak izi incelemesi yapılmadığını öne sürdü.

Bir kişi için suç duyurusu

Karabulut, soruşturma kapsamında bir kişinin olay sırasında bölgede bulunmadığını söylediğini, ancak ellerindeki bilirkişi raporunda bu kişinin Rojin'in kaybolduğu saatlerde aynı zaman ve mekan diliminde bulunduğunun enlem ve boylam bilgileriyle tespit edildiğini ileri sürdü.

Söz konusu kişinin ismini soruşturmaya zarar vermemesi için açıklamayacaklarını belirten Karabulut, bu kişinin olay yerinde bulunup bulunmadığının araştırılması talebinin savcılık tarafından kabul edildiğini söyledi.

Karabulut ayrıca Rojin'in kaybolmasından yaklaşık 15 dakika önce kendisiyle sosyal medya üzerinden görüşen, aynı baz istasyonundan sinyal aldığı ve daha sonra Instagram hesabını kapattığı öne sürülen kişi hakkında da suç duyurusunda bulunduklarını belirtti.

Bu kişinin gözaltına alınmasını talep ettiklerini aktaran Karabulut, bilirkişi raporunda Rojin'in hangi saat ve dakikada telefon kullandığının tespit edildiğini söyledi.

Karabulut, kamera kayıtları ve başkalarına ait telefon hareketlilikleri üzerinden de aynı geceye ilişkin dikkat çekici tespitler bulunduğunu ve raporda bazı isimlerin yer aldığını ifade etti.

415 kişide DNA incelemesi yapıldı

Avukat Şahin Cangüleç ise soruşturma kapsamında bugüne kadar 415 kişi üzerinde DNA çalışması yapıldığını, ancak herhangi bir veriye rastlanmadığını söyledi.

Savcılık tarafından tespit edilen 50 kişilik bir listenin bulunduğunu belirten Cangüleç, bu kişilerin kimliklerinin tespit edildiğini ve DNA incelemelerinin yapılacağını aktardı.

Cangüleç, ellerindeki bilirkişi raporunda aynı ismi taşıyan 4 farklı kişinin tespit edildiğini belirterek, bunlardan 3'ünün muhtemel şüpheli görünmediğini söyledi.

Bu kişilerin farklı noktalardan baz istasyonu sinyali veren kamu personeli olduğunu belirten Cangüleç, söz konusu kişilerin olay tarihinde farklı il ve ilçelerde görev yaptıklarına ilişkin bilgilerin savcılığa ulaştığını ifade etti.

Cangüleç, "Bugüne kadar bilgisine ulaşamadığımız için şüpheli bulduğumuz bir kişi daha var. Onunla ilgili de araştırmanın sonucu bekleniyor" dedi.

Rojin Kabaiş'in ailesinin avukatlarının soruşturma kapsamında yaptıkları başvurular doğrultusunda yürütülen araştırmaların sonuçlarının beklenildiği bildirildi.

AA

Rojin Kabaiş soruşturmasında avukatları, 7 bin 353 araca ait kayıtların yeniden incelenmesi, şüpheli görülen kişiler için HTS ve baz kayıtlarının araştırılması ile 50 kişiden DNA örneği alınması yönündeki taleplerinin kabul edildiğini açıkladı
Cuma, Eylül 4, 2026 - 21:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Rojin Kabaiş soruşturmasında 7 bin 353 araç için yeniden inceleme talep edildi
copyright Independentturkish: 

CHP ve YENİ Parti, Üsküdar'daki başkan vekilliği seçimi için ortak hareket edecek

CHP ve YENİ Parti Üsküdar İlçe Örgütleri, yarın gerçekleştirilecek Üsküdar Belediye Başkan Vekilliği seçimi öncesinde belediye binası önünde bir araya geldi.

CHP Üsküdar İlçe Başkanı Zerrin Civandağ, burada yaptığı açıklamada Üsküdar'daki seçim sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Civandağ, CHP ve YENİ Parti'nin belediye meclis üyeleriyle birlikte hareket edeceğini belirterek şunları söyledi:

"Üsküdar'ı vermeyeceğiz, Üsküdar Belediye Başkanımız Sinem Dedetaş'a yönelik yapılan operasyon sonrası yapılan seçimi partimizin adayı kazandı. AKP Grubu'nun itirazı üzerine mahkeme kararı iptal etti, yarın yeni bir seçim yapma kararı aldı. AKP, halkın iradesiyle kaybettiği seçimi ayak oyunlarıyla kazanmak için her şeyi yapıyor. Dört belediye meclis üyesinin AKP'ye geçmesi de üç belediye meclis üyesinin de tekrarlanan seçimden önce gözaltına alınması da bunun bir parçası. CHP ve YENİ Parti ilçe başkanları olarak, halkımızın oylarıyla kazandığımız seçimi masa başında AKP'ye vermemek için bütün meclis üyelerimizle birlikte ortak davranacağımızı ve Üsküdar'ı vermeyeceğimizi kamuoyuyla paylaşıyoruz."

Tütüncü: Sinem Dedetaş'ın emanetine sahip çıkacağız

YENİ Parti Üsküdar İlçe Başkanı Berk Tütüncü de seçim öncesinde birlik mesajı verdi.

Tütüncü, "Allah'ın izniyle el ele kol kola vererek Üsküdar'da Sinem Dedetaş'ın emanetine hep beraber sahip çıkacağız. El ele kol kola yarın saat 09.30'da burada olacağız. Bu akşam da saat 20.00'de bütün Üsküdarlı komşularımızı belediyemize bekliyoruz" diye konuştu.

Saraç: Halkın iradesiyle seçilmiş bir belediye masa oyunlarıyla yer değiştiremez

CHP Genel Başkan Yardımcısı Necdet Saraç ise Üsküdar'daki sürecin yalnızca ilçe açısından değil, Türkiye siyaseti bakımından da önem taşıdığını söyledi.

Saraç, "Tarihi bir ana tanıklık ettik. CHP'li belediye başkanı görevden alınmıştı, başkan vekilliği için seçim yapılmıştı, bu da iptal edildi. Bu işin önemi şu. Üsküdar halkı Sinem Dedetaş'ı belediye başkanı olarak seçti. YENİ Parti ile CHP'nin yan yana gelerek ortak bir basın açıklaması yapması son derece önemli ve değerli. Türkiye'de herkesin bu duyarlılık içinde olmasını istiyoruz. Halkın iradesiyle seçilmiş bir belediye masa oyunlarıyla yer değiştiremez" diye konuştu.

Sarı: Hiç kimse Cumhuriyet Halk Partisi Belediye Meclis Üyelerinin ayrışmasını beklemesin

CHP Sözcüsü Müslim Sarı da belediye meclisindeki dengelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Üsküdar'ın CHP açısından önemine dikkat çeken Sarı, parti meclis üyelerinin seçim sürecinde birlikte hareket edeceğini ifade etti.

Sarı, "Üsküdar özel bir yer, çok zor koşullarda kazandığımız bir ilçeydi Üsküdar. 2023 seçimlerinden sonra Cumhurbaşkanının özel önem verdiğini biliyoruz. Üsküdar örgütümüz bugüne kadar buna geçit vermedi. Özellikle son hafta yapılan operasyonlar, üç belediye meclis üyemizin gözaltına alınması, CHP'den istifa eden dört üyenin AKP'ye katılması buradaki matematiği ve denklemi zorladı. Ancak bu bizim irademizi daha da güçlendirdi. Hiç kimse Cumhuriyet Halk Partisi Belediye Meclis Üyelerinin ayrışmasını beklemesin. Hiç kimse böyle bir beklenti içinde olmasın. Biz YENİ Partili arkadaşlarımızla beraber, Cumhuriyet Halk Partisi'nin kurumsal kimliği içinde yer alan belediye meclis üyeleriyle birlikte bu süreci ayrışmadan, birlik, bütünlük ve beraberlik içinde taşıyacağız. Üsküdar Belediyesi CHP'nin belediyesiydi. Üsküdar Belediyesi yarın yine CHP'nin belediyesi olarak kalacak. 2029'da da Üsküdar Belediyesi CHP'nin belediyesi olacak. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın" ifadesini kullandı.

ANKA

CHP ve YENİ Parti, Üsküdar Belediye Başkan Vekilliği seçimi öncesinde ortak hareket etme kararı aldı. İki partinin ilçe örgütleri, seçimin yapılacağı belediye binası önünde açıklama yaptı
Cuma, Eylül 4, 2026 - 20:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
CHP ve YENİ Parti, Üsküdar'daki başkan vekilliği seçimi için ortak hareket edecek
copyright Independentturkish: 

Özgür Özel: En büyük beka sorunu gençlerin başka ülkelerde hayal kurmasıdır

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Tekirdağ programı kapsamında Süleymanpaşa Hükümet Caddesi'nde vatandaşlarla bir araya geldi. Yoğun kalabalık nedeniyle planlanan esnaf ziyaretini gerçekleştiremeyen Özel, vatandaşlarla birlikte cadde boyunca yürüdükten sonra konuşma yaptı.

Özel, program sırasında Tekirdağ Belediye Başkanı Candan Yüceer, Süleymanpaşa Belediye Başkanı Volkan Nallar, Şarköy Belediye Başkanı Alpay Var, Çorlu Belediye Başkanı Ahmet Sarıkurt, Malkara Belediye Başkanı Nergiz Karaağaçlı Öztürk ve YENİ Parti Tekirdağ Kurucu İl Başkanı Cenk Boduç'a parti rozetlerini taktı.

Kalabalığa teşekkür eden Özel, 2023 seçimlerinin ardından CHP'de yaşanan değişim sürecine değinerek, partisinin 2024 yerel seçimlerindeki başarısını anlattı.

"Biliyorsunuz 2023 seçimlerinde hepimiz başarmayı çok istedik. Çok hak ettik. Hep beraber büyük bir mücadele verdiniz, bize destek oldunuz. Ama 2023 seçimleri hepimizi çok üzdü. Sizin yüzünüz düştü, başınız öne eğildi, canınız sıkıldı. Ve sizin moralinizi yükseltmeden sokağı ayağa kaldırmadan Türkiye'yi ayağa kaldırmak mümkün değildi. Biz de o zaman dedik ki 'CHP değişirse Türkiye değişir'. Siz arkamızda durdunuz. Milletvekilleri, parti yöneticileri her şey bir yana hiç unutmam Tekirdağ ve Trakya dimdik arkamda durdu. O büyük başarıyı hep beraber gerçekleştirdik."

"AK Parti'yi ilk yenilgisiyle tanıştırdık"

Özel, CHP'nin 2024 yerel seçimlerinde elde ettiği sonuçları hatırlatarak, iktidarı değiştirme hedeflerinin sürdüğünü belirtti.

"Demiştim ki 'Bundan sonra Ecevit gibi nasıl 70'lerde girdiği ikisi yerel, ikisi genel dört seçimde de partisini birinci parti yaptıysa ben de yapacağım. Yapmazsam siyaseti bırakacağım.' Sonra da beş ay sonra seçimlere girdik. 47 yıldır parti birinci parti olmamış. AK Parti hayatında yenilgiyle tanışmamış. Öyle olunca herkes yine eskisi gibi bir sonuç bekliyor. Bana da diyorlar ki 'Söz verdin ne olacak şimdi? Dört aylık genel başkan bırakacak mısın?' Hatta bazıları diyor ki 'Parti tarihinin en kısa süreli genel başkanı olacak' diyordu. Böyle söylüyorlardı. Ama ne oldu biliyor musunuz? O gün akşam Türkiye'nin yüzde 65'ini nüfusun, Ege'nin tamamını ve 411 belediyeyi kazanıp partiyi 47 yıl sonra birinci yaptık. AK Parti'yi ilk yenilgisiyle tanıştırdık. Böyle olunca bazılarının hesapları bozuldu ve bazıları da artık şunu anladılar: 'Bunlar kaybetmeye alışmış, bildiklerimizden değil. Bunlar kazanmaya niyetliler. İlk girdiği seçimi kazandılar. Gelecek seçimi kazanırlarsa Türkiye'de iktidarı değiştirecekler.' Vallahi doğru. Doğru bildiler. Doğru okudular. Bunu yapacağız. İlk seçimde iktidarı değiştireceğiz."

"Parti Cumhuriyet tarihinin en büyük saldırısıyla karşı karşıya kaldı"

Partisine yönelik yargı süreçlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özel, CHP'nin çeşitli girişimlerle etkisizleştirilmeye çalışıldığını savundu.

"Bu yüzden parti Cumhuriyet tarihinin en büyük saldırısıyla karşı karşıya kaldı. Partiyi adaysızlaştırma, kurumsuzlaştırma, lidersizleştirmeye giriştiler. Bunu gençlik kollarıyla bizi yenemezlerdi. Kadın kollarıyla yenemezlerdi. Ana kademeyle yapamazlardı. Ve bunu hiçbir partide olmayan yargı kolları eliyle önceden hakim olan, sonra bakan yardımcısı olan birini İstanbul'a başsavcı yapıp Esenyurt'tan başlayıp 36 belediye başkanımıza Türkiye çapında saldırıp en nihayetinde cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere cezaevleriyle, zindanlarla, tutuklulukla ve bazı yerde sayıları yeterse belediye meclisini alarak yetmeyen yerde envai çeşit kumpaslar kurarak bu yürüyüşümüzü durdurmaya çalıştılar. Bana da devamlı mesaj verdiler: 'Onları unut. Geride bırak. Onu bırak, Ankara'ya gel. Partinin başında otur. Daha gençsin. 30 yıl partinin başındasın.' İçeriye, dışarıya, açıkta, gizlide haber yollayan herkese dedim ki '30 yıl partinin başında muhalefette duracağıma 30 dakika haysiyetimle iktidar olurum yine değişmem.'"

"Milletin tarafındayız, siz neredesiniz?"

Özel, YENİ Parti'nin kuruluş sürecine ilişkin değerlendirmelerinin ardından Tekirdağ ve Trakya'nın siyasi önemine dikkat çekti.

"İşte şimdi 21 Mayıs'ta partiye yapılan darbe, genel başkanın, son dört seçimi kazanan genel başkanın gitmesi ve altı yıl öncesinden seçilmemişlerin gelmesi sonucunda bu durumla karşılaştık. Buradan sonra geriye dönüp bakacak halimiz yok ama burası özel bir yer, onu söyleyeyim, Trakya, Cumhuriyet'in kalesi Trakya, Mustafa Kemal Atatürk'ün hemşehrileri, benim akrabalarım Trakya, Tekirdağ, Süleymanpaşa... Şunu unutmayın, ben unutmayacağım, siz unutmayın, tarih unutmayacak, tarih, tarihinin doğru tarafında yer alanları da unutmayacak AK Parti'nin kumpasına alet olanları da. Onun için meraklısına söylüyorum: Tekirdağ'dayım. Sokaktayım. Milletin içindeyim. Ben Tekirdağlıların gözlerinin içine baka baka şunu söylüyorum: Biz doğru taraftayız. Milletin tarafındayız. AK Parti'nin karşısındayız. Siz neredesiniz?"

"Gazi'nin tarihi YENİ Parti'nin tarihidir"

Özel, YENİ Parti'nin kuruluşunun ardından izlenecek siyasi çizginin Atatürk'ün gösterdiği istikamet olduğunu söyledi.

"Uğradığımız bu ilk kötülükten sonra ne yapacağımızı biliyorduk. Önce savunduk, direndik, mücadele ettik. Devletimizin polisini kullandılar, zor kullandılar, güç kullandılar. İktidarla birileri iş birliği yaptı, bizi binalarımızdan attılar, araçlarımızı aldılar. Bizi yağmurun, dolunun altında bir başımıza biz bize bıraktılar. Ama teslim olmadık, olmayacağız. Ve size sordum; yolu, yönü, rotayı. Dediniz ki ‘Yol bu yoldur, yeni bir yol açacaksın, biz de seninle yürüyeceğiz. Yön, Gazi’nin gösterdiği yöndür. Atatürk’ün istikametinden şaşmayacaksın. Rota iktidardır, iktidara yürüyeceğiz, iktidara varacaksın.’ İşte YENİ Parti Türkiye’nin yeni partisi sizin yol vermenizle, yön göstermenizle, rota tayin etmenizle kurulmuştur. YENİ Parti’nin kuruluş yeri öyle plazalar, binalar değildir. İçişleri Bakanlığı’na verilen dilekçe falan değildir. YENİ Parti’nin kurucusu millettir, sokakta, meydanda milletle, milletin talimatıyla kurulmuştur. Ve bu YENİ Parti adını milletin koyduğu, hiç tartıştırmadınız başka ismi, ‘YENİ Parti’ dediniz, geçtiniz. Ve yeni bir yürüyüşü tarif ettiniz. Bugün Sivas Kongresi’nin 107’nci yıl dönümü. Ve bugün Sivas Kongresi’nden 107 yıl sonra burada seçimlerimizi yapıp ilçe, il ve genel başkanımızı Türkiye tarihinde ilk kez delegelerle değil, partiye kaydolan bütün üyelerle birlikte seçecek olan; Türkiye’de demokrasisine bir büyük adım attıracak olan ve yarının iktidarını bugün milletle kuracak olan YENİ Parti’nin de ilk kongresi Sivas Kongresi’dir. Çünkü Gazi neyi ilk belliyorsa, biliyorsa YENİ Parti’nin de yönü, hizası, rotası odur, Gazi’nin tarihi YENİ Parti’nin tarihidir."

"YENİ Parti çocukların beslenme çantasına kadar düşünecek"

Özel, YENİ Parti'nin ekonomi, sosyal politikalar, eğitim ve tarım alanındaki hedeflerini de anlattı.

"Bugün güçlü kadrolarımızla, iş dünyasının karşısında bu sıkıntıları nasıl çözeceğimizi ve nasıl hızlı bir şekilde Türkiye’yi ayağa kaldıracağımızı hem işverenin çok kazanacağı, işçinin hakkını alacağı, herkesin çiftçisinin, köylüsünün, balıkçısı, esnafının sorunlarının nasıl çözüleceğini güçlü kadrolarımızla iktidar yürüyüşümüzü anlatmaya başladık. Herkes şundan emin olsun ki; YENİ Parti Türkiye’nin yeni partisidir. YENİ Parti, Trakya’nın yeni partisidir. YENİ Parti; emeklilerin, emekçilerin, çiftçilerin, köylülerin, esnafların, kadınların, gençlerin yeni partisidir YENİ Parti. Şunu herkes bilsin, YENİ Parti arkadaşlarını geride bırakmadığı gibi kimseyi geride bırakmayacakların partisidir. Geldiklerinde en düşük emekli maaşı sekiz çeyrek altın alırken, şu güzelim emeklileri iki çeyrek altına düşüren, yani 25 yıllık iktidarında dört kat fakirleştirenlere inat, YENİ Parti emeklilerin yeni partisidir, yeni umududur. Evde olup bir kreş yapamadığımız için, ona bir iş bulamadığımız için, çocuğuna bakan, yaşlısına bakan, engellisine bakan ev hanımlarının evlerinde durdukları ve çalıştıkları sürece sigortalı olacakları ona iş bulamayan, kreş açamayan devletin sigorta primini devletin ödeyeceği, ev kadınlarının sigortalı olacağı dönemin müjdesi YENİ Parti’nin müjdesidir. YENİ Parti okula başlama çağı geldiği halde zenginin çocuğu okul öncesi kreşe giderken, gidemeyen tüm çocukları kreşe gönderecek. YENİ Parti okuldaki çocuğun beslenme çantasına kadar düşünecek. Okulda sıcak yemek, iyi su verecek. Kimsenin evladını kimseden geride bırakmayacak. Anlayışın partisi Türkiye’nin yeni partisidir. Tarımda büyük borçlar altındaki çiftçimize şunu söylüyoruz: Çiftçilerin kullandığı bütün kredilerin faizlerini kökünden silecek, ana parayı üçe bölecek ve tüm çiftçilere ikinci bir şans, ikinci bahar müjdeleyecek parti YENİ Parti’dir, Trakya’nın yeni partisidir."

"Otobüsün üstünden inmeyeceğiz"

Konuşmasının son bölümünde parti teşkilatının çalışmalarına değinen Özel, Türkiye genelinde sürdürecekleri çalışmaların iktidar hedefi doğrultusunda devam edeceğini ifade etti.

"Elimizde bu mikrofon, gün oldu otobüsümüzü aldılar yaya kaldık. Bir bankın üstünde, portakal kasası üstünde koca bir yazı geçirdik. Ama sizin desteğiniz, sizin varlığınızla şimdi Ankara’da da bina var, Tekirdağ’da il binası var, burada ilçe binası var. İşte teyzem sağ olsun, siz sağ olun artık YENİ Parti’nin otobüsü var. Bize güvenen, bize inanan herkese söylüyorum ki andolsun ki durmayacağız, yılmayacağız. Otobüsün üstünden inmeyeceğiz. Anadolu’yu, Trakya’yı karış karış gezeceğiz. Seçim gelip de o sandık açılana kadar dünya siyasi tarihinin en büyük mücadelesini verip iktidar olacağız. Buradan bütün gençlere de sözüm olsun. Diyorlar ya 'beka sorunu.' Bir ülkenin beka sorunu, büyük ülkelerin bir ülkede hayal kurması değildir. O hayali kuranlara Selanikli Mustafa Kemal ne cevabı verdiyse o cevabı veririz. Netanyahu'ya da, kim karşımıza çıkarsa ona da. Ama en büyük sorun, en büyük beka sorunu ülkenin gençlerinin dünyanın öbür ülkelerinde hayal kurmasıdır. Dört gençten üçünün ‘Fırsatını bulursam kaçacağım, bir daha dönmeyeceğim’ dediği yerde annelerin, babaların tasasını biliyor, endişesini duyuyor, üzüntülerine iştirak ediyorum. Ve tüm gençlere diyorum ki, ‘Elbette biz bu iktidarı değiştireceğiz.’ Sözünü verdik, veriyoruz. 76 ülkeden 87 partiye imzasını dahi attırdık. İktidarımızda kararlılıkla Avrupa Birliği’ne de tam üye olacağız. Gençlere şunu söylüyorum: Sakın valizleri kafada toplamayın. Sakın bu ülkeyi gönlünüzde bitirmeyin. İstediğinizde gideceğiniz, koşa koşa geri geleceğiniz yasaksız bir Türkiye’yi, vizesiz Avrupa’yı size müjdeliyorum. Okumaya gidecekler, gönüllerince gezmeye gidecekler, konsere gidecekler ama andolsun ki yoksulluktan, umutsuzluktan gitmeyecekler. Atatürk’ün dediği gibi onlar birer kıvılcım, Cumhuriyet ateşi olarak dönecekler. Ben sizin sırtımızdan tutmanızla, ileriye etmenizle bir yola düştüm. Sizin gösterdiğiniz yolda sizin desteğinizle, sizin gösterdiğiniz rotada ilerliyoruz. Bu yolculukta size düşen tam da budur. Nerede olmanız gerekiyorsa orada olmanız, tarihin doğru tarafında olmanız, bizimle birlikte bu büyük yürüyüşte meydanda, sokakta, sahada olmanız, en önemlisi budur."

Özel, konuşmasını partililere ve vatandaşlara yönelik çağrısıyla tamamladı:

"Hep birlikte bu büyük yürüyüşü menzile erdirecek miyiz? Hep birlikte iktidar olacak mıyız? Kim ne derse desin bu iktidarı biz değiştirecek miyiz? Buna inanıyor muyuz? Ben de sizlere inanıyorum ve sizinle birlikte büyük bir onurla, büyük bir kararlılıkla, yılmadan bu yolda yürüyorum. Hep beraber yolunuz açık olsun, yolumuz açık olsun. Yürüyelim arkadaşlar."

​​​​​​​ANKA

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Tekirdağ'da yaptığı konuşmada iktidara yönelik eleştirilerde bulunarak, "Biz doğru taraftayız. Milletin tarafındayız. AK Parti'nin karşısındayız. Siz neredesiniz?" dedi
Cuma, Eylül 4, 2026 - 19:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: YENİ Parti X</p>

Type: 
SEO Title: 
Özgür Özel: En büyük beka sorunu gençlerin başka ülkelerde hayal kurmasıdır
copyright Independentturkish: 

Ziraat Türkiye Kupası'nda 1. eleme turu maçlarının programı belli oldu

Türkiye Futbol Federasyonundan (TFF) yapılan açıklamaya göre, karşılaşmalar 15, 16 ve 17 Eylül tarihinde oynanacak.

Müsabakaların programı şöyle:

15 Eylül Salı:

17.00 1923 Afyonkarahisar-Ürgüpspor (Zafer Stadı)

20.00 Altay-Söke 1970 (Alsancak Mustafa Denizli)

16 Eylül Çarşamba:

14.00 Karaman FK-Kepezspor (Yeni Karaman)

14.00 Osmanelispor-Eskişehirspor (Osmaneli İlçe)

14.00 Kırıkkale FK-Ejderoğlu Kırşehir (Başpınar)

14.00 Tokat Belediyespor-Keşapspor (Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi)

14.00 Adanaspor-Yeni Malatyaspor (Yeni Adana)

14.00 Kilis Birlikgücü Gençlikspor-Kahta 02 Spor (7 Aralık)

14.00 Dersimspor-Gelecek Siirt 56 Spor (Tunceli Atatürk)

14.00 Cizre Belediyespor-Hakkari Zapspor (Silopi İlçe)

14.00 Gölespor-Kars 36 Spor (Göle Semt Sahası)

14.00 Bayburtspor-Borçkaspor (Bayburt Genç Osman)

14.00 Sinopspor-Arıt Kayadibispor (Sinop Şehir)

15.00 Galataspor-Yalova 77 Spor (İBB Beyoğlu)

15.00 İnkılap Futbol-Beykoz Anadoluspor (Ömerli)

15.00 Uzunköprüspor-Kartal Bulvar Kartalimenspor (Ergene Şehir)

17.00 Bucaspor 1928-Gaziemirspor (Yeni Buca)

20.00 Yeni Mersin İdmanyurdu-Bucak Belediye Oğuzhanspor (Mersin)

17 Eylül Perşembe:

14.30 Amasyaspor FK-Çankırıgücü (12 Haziran)

19.00 Orduspor 1967-Torul Belediyespor (19 Eylül)

AA

Ziraat Türkiye Kupası 1. eleme turunda oynanacak müsabakaların programı belli oldu
Cuma, Eylül 4, 2026 - 18:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Ziraat Türkiye Kupası'nda 1. eleme turu maçlarının programı belli oldu
copyright Independentturkish: 

KKTC Başbakanı Üstel: Girne açıklarındaki faciada can kaybı 10'a yükseldi, 18 kişi kayıp

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Başbakanı Ünal Üstel, Girne açıklarında meydana gelen deniz faciasında kayıp bir kişinin daha naaşına ulaşıldığını, hayatını kaybedenlerin sayısının 10'a yükseldiğini, 18 kişinin ise halen kayıp olduğunu açıkladı. Üstel, kazayla ilgili kaptan ve şirket sorumlusu dahil tüm gemi personelinin yargı sürecinin devam ettiğini bildirdi.

Üstel, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile düzenlediği ortak basın toplantısında, gemide bulunan 267 kişiden 239'unun sağ kurtarıldığını belirtti.

Kayıp 18 kişiye ulaşmak amacıyla arama kurtarma çalışmalarının 7 gün 24 saat esasına göre sürdürüldüğünü ifade eden Üstel, şöyle konuştu:

"Gece gündüz demeden çalıştık. Çalışmaya da devam ediyoruz. 267 kişinin bulunduğu gemiden 239 insanımızı sağ salim kurtardık. Bugün bir naaşa daha ulaşıldı. Ne yazık ki 10 canımızı kaybetmiş durumdayız. Şu anda halen ulaşamadığımız 18 insanımız var. Hayatını kaybeden insanlarımıza bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum. Ailelerine ve yakınlarına sabır diliyorum. Tüm halkımıza başsağlığı diliyorum."

Türkiye'nin ilk andan itibaren arama kurtarma çalışmalarına güçlü destek verdiğini belirten Üstel, TCG IŞIN ve TCG ALEMDAR'ın da denizin derinliklerinde yürütülen çalışmalara katıldığını kaydetti.

"Kusuru veya ihmali olan hesabını verecek"

Facianın nedenlerinin bütün yönleriyle ortaya çıkarılmasının öncelikleri arasında olduğunu belirten Üstel, "Kim olursa olsun, hangi makamda veya görevde bulunursa bulunsun bu faciada bir kusuru, ihmali veya sorumluluğu varsa hukuk önünde hesabını verecektir" dedi.

Soruşturmanın çok yönlü sürdüğünü aktaran Üstel, kaptan ve şirket sorumlusu dahil gemi personelinin yargılandığını, bilgi ve belgelerin incelendiğini ve teknik değerlendirmelerin devam ettiğini bildirdi.

Üstel, soruşturmanın ilerleyen aşamalarında ihtiyaç duyulması halinde başka idari tedbirler almaktan da çekinmeyeceğini belirterek, masumiyet karinesinin herkes için geçerli olduğunu vurguladı.

Cevdet Yılmaz'ın taziye ve dayanışma ziyareti için teşekkür eden Üstel, Türkiye'nin arama kurtarma sürecinde KKTC'nin yanında olduğunu ifade etti.

ANKA

KKTC Başbakanı Üstel, deniz faciasında can kaybının 10’a yükseldiğini, 18 kişinin kayıp olduğunu belirterek, “Kusuru, ihmali veya sorumluluğu varsa hukuk önünde hesabını verecektir” dedi
Perşembe, Eylül 3, 2026 - 21:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
KKTC Başbakanı Üstel: Girne açıklarındaki faciada can kaybı 10'a yükseldi, 18 kişi kayıp
copyright Independentturkish: 

Silivri açıklarında iki geminin çarpıştığı kazaya ilişkin ön bilirkişi raporu hazırlandı

Silivri Cumhuriyet Başsavcılığınca, Silivri'nin yaklaşık 18 deniz mili güneyinde Kocaeli'den Aliağa'ya seyir halinde olan, rulo sac metal ve inşaat demiri yüklü Türk bayraklı "Tuğberk İmamoğlu" isimli ticari gemi ile Türk bayraklı "Alsu" isimli ticari geminin çarpışması sonucu Tuğberk İmamoğlu isimli geminin batması ve gemideki 10 kişilik mürettebata ulaşılamaması üzerine başlatılan soruşturma sürüyor.

Soruşturma kapsamında görevlendirilen bilirkişi heyeti, kazaya karışan "Alsu" gemisinden elde edilen teknik kayıtlar, ECDIS playback veriler, kaza mahallinde Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü unsurlarınca temin edilen raporlara yönelik incelemesini tamamladı.

Silivri açıklarındaki kazada batan geminin bulunduğu bölgede arama kurtarma çalışmaları sürüyor

Bu kapsamda hazırlanan ön tespit raporunda, 2 Eylül saat 03.13 sıralarında Marmara Denizi Trafik Ayrım Şeridi üzerinde meydana gelen deniz kazası neticesinde, "Tuğberk İmamoğlu" isimli geminin iskele tarafından hasar alarak süratle battığı, mürettebatından halen haber alınamadığını belirtildi.

"Alsu" gemisine ait kısıtlı ECDIS playback verileri, olay anındaki jurnal kayıtları, gemi adamlarının ifadeleri ve geminin Bridge Management Manual (BMM-Emniyetli Seyir El Kitabı) kuralları çerçevesinde yapılan ön incelemeye yer verilen raporda, "Kazanın hem M/T Alsu'da tespit edilen köprü üstü seyir emniyeti organizasyonu ihlalleri (Watch Condition B ihlali, tek ve tecrübesiz zabit bırakılması, gözcü bulunmaması) hem de Tuğberk İmamoğlu gemisinin AIS cihazının kapalı/arızalı ya da dış müdahale sonucu yeterli çalışmaması ve şimdilik elde edilebilen telsiz mutabakatına aykırı tehlikeli sancağa dönüş manevraları gerçekleştirmesi sonucunda çift taraflı ağır durumsal farkındalık kaybı ile meydana geldiği tespit edilmiştir." ifadelerine yer verildi.

Raporda, kazanın hemen ardından "Tuğberk İmamoğlu" gemisinin, elde edilebilen verilere göre iskele tarafından yırtılma nedeniyle süratle battığı, "Alsu" isimli gemide ise sancak bordadaki hafif sıyrıklar dışında seyri engelleyecek veya su almaya sebep olacak majör hasar oluşmadığı kaydedildi.

Çatışma sonrasında "Alsu" gemisinin mürettebatı, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü (Nene Hatun gemisi dahil) ve Sahil Güvenlik Komutanlığı unsurları tarafından denizde geniş çaplı arama-kurtarma faaliyeti yürütüldüğü, yapılan kurtarma çalışmalarında "Tuğberk İmamoğlu" gemisine ait can salları ve serbest düşmeli (free fall) can filikasının denizde yüzer vaziyette boş olarak bulunduğu ifade edildi.

Raporda, "Alsu" isimli geminin 2 Eylül tarihli jurnal kayıtları ve Kaptan Ahmet Erarslan'ın ifadelerine göre, kaza anında bölgedeki hava durumunun, rüzgar yönü kuzey olup 4 beaufort (Bft) kuvvetinde, deniz durumunun ise 3 beaufort olup hafif çalkantılı olduğu, gökyüzünün ise "bc" (broken clouds - gök bulutlu) olarak kaydedildiği aktarıldı.

Bilirkişi raporunda, "Görüş açık olup yaklaşık 6 deniz milidir. Bölgede manevrayı kısıtlayıcı herhangi bir sis, pus, sağanak veya yoğun akıntı bulunmamaktadır. Dolayısıyla kaza, görüşün ve deniz şartlarının tamamen emniyetli seyre elverişli olduğu bir zaman diliminde gerçekleşmiştir. Kazaya sebebiyet veren dışsal (doğa) bir faktör tespit edilememiştir." değerlendirilmesine yer verildi.

"Kaptan (kazadan 7-10 dakika sonra) köprü üstüne çıkabilmiştir"

"Alsu" isimli geminin köprü üstü kadrosu ve olay anındaki personel durumunun analizinin, adli kusur açısından bulguları ortaya koyduğu belirtilen raporda, bu bulgular şu şekilde aktarıldı:

"Vardiya zabitinin tecrübesizliği: Çatışma anında köprü üstünde nöbetçi olan tek kişi 2. Zabit (3. Kaptan) Murat Evciman'dır. Evciman'ın resmi ifadesinden, gemiye kazadan sadece bir gün önce (31 Ağustos) katıldığı ve kaza anındaki (00.00-04.00) vardiyasının, kendisinin bu gemideki ilk seyir vardiyası olduğu kesinleşmiştir. Gemiyi, manevra kabiliyetini, personeli ve köprü üstü cihazlarını henüz tanımayan bir zabitin yoğun trafik ayrımında tek başına bırakılması bir zafiyettir.

Gözcü ve dümenci bulunmaması: Kazanın gerçekleştiği 03.13 sularında köprü üstünde Murat Evciman dışında hiçbir gözcü, stajyer veya dümenci (Watch A.B) bulunmamaktadır. Zabit tamamen tek başınadır. Gözcü stajyer Yunus Türker ve diğer personel kamara ve güvertede istirahat halindedir. Bu durum köprü üstünde durumsal farkındalığı azaltmıştır.

Kaptanın köprü üstünü terk etmesi: Kaptan Ahmet Erarslan kaza esnasında köprü üstünde bulunmamakta, kamarasında uyumaktadır. Çatışmanın sarsıntısıyla uyanmış ve ancak 03.20 sularında (kazadan 7-10 dakika sonra) köprü üstüne çıkabilmiştir. Kaptan ifadesinde, açık denizde gözcü bulundurmama yetkisinin kendisinde olduğunu iddia etse de bu durum geminin SMS kurallarına tamamen aykırıdır."

"Alsu" isimli geminin operasyonel ve sistemsel kusurlu olduğu vurgulandı

Raporda, "Alsu" isimli geminin resmi Emniyetli Seyir El Kitabı'nın incelendiği ve geminin kendi şirketi tarafından onaylanan köprü üstü vardiya standartları ile kaza anındaki fiili durumunun karşılaştırıldığı belirtilerek, bu karşılaştırmanın "Alsu" tarafındaki operasyonel ve sistemsel kusuru tartışmasız şekilde ortaya koyduğu vurgulandı.

"Alsu" isimli geminin ECDIS playback verilerinin teknik incelemesinde, çatışmanın gelişim aşamalarının kronolojik olarak nasıl yaşandığı, raporda şu şekilde anlatıldı:

"Manevra safhaları:

1. Tespit ve görünmezlik (03.06): 1,8 mil mesafede, Tuğberk İmamoğlu gemisi AIS verisi alınmadığı için Alsu'nun ECDIS ekranında sadece radar ekosu (Missing Echo) olarak 082° rotasında og 7.2 knot hızla ilerleyen bir hedef şeklinde belirmektedir. AIS'in veri göndermemesi, kimlik tespiti ve erken geçiş planlamasını imkansız hale getirmiştir.

2. Telsiz mutabakatı ve rota değişimi (03.08-03.09): Alsu'nun 2. Zabiti Murat Evciman, VHF 16 üzerinden karşı gemiyle telsiz irtibatı kurduğunu, karşı tarafın 'İskeleye kaçın.' talebi üzerine Alsu'nun rotasını iskeleye doğru değiştirmeye başladığını (03.09'da 294,5°) beyan etmektedir.

3. Kritik manevra ihlali (03.10): Alsu rotasını 283,9°'ye getirmişken, yaklaşık 0.5 mil kala Tuğberk İmamoğlu gemisi ECDIS ekranından anlık olarak kaybolup geri gelmiş ve telsiz mutabakatının tam aksine aniden sancağına (kendi sağına) dönmeye başlamıştır.

4. Şimdiki eldeki verilere göre, son yaklaşma ve çatışma (03.12-03.13): Tuğberk İmamoğlu 0.25 mil mesafede rotasını 133°'ye getirmiş ve hızını 5.8 knot'a düşürmüştür. ALSU ise 7.8 knot hızla ilerlemektedir."

"Tuğberk İmamoğlu" isimli geminin hızlı batış nedeni tespit edilemedi

Raporda, "Tuğberk İmamoğlu'nun, Alsu'nun pruva hattını dikey keserek kendi sol (iskele) baş omuzluğunu, Alsu'nun sağ (sancak) baş omuzluğuna çarptığı değerlendirilmektedir. Savrulma neticesinde Tuğberk İmamoğlu isimli geminin çatışmadan sonra neden bu kadar hızlı battığının inceleme ve değerlendirilmesi dosyaya ileride eklenecek bilgiler ve belgeler ile mümkün olabilecektir. Tuğberk İmamoğlu isimli gemide yük kayması (cargo shift) olup olmadığı veya lashing (yük bağlama) zafiyeti olup olmadığının incelenmesi de gerekmektedir." ifadeleri yer aldı.

Bilirkişi raporunda, kaza öncesi, esnası ve sonrasındaki operasyonel süreçlerin, adli ve teknik deliller ışığında Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü (COLREG) ve Emniyet Yönetim Sistemi (SMS) kapsamında değerlendirilerek, tarafların kusur nitelikleri eldeki verilere göre gerekçeli olarak anlatıldı.

Buna göre, "Alsu" isimli geminin gözcülük kurallarını ihlal ettiği ifade edilen raporda, şunlar kaydedildi:

"Alsu isimli gemi, en yoğun ve riskli trafik bölgelerinden biri olan seperasyon hattını keserken köprü üstünde tek bir zabit dışında dümenci veya gözcü bulundurmamıştır. Gözle ve radarla yapılması gereken 'tam bir gözcülük' kuralı açıkça ihlal edilmiştir. Bu durum, karşı geminin telsiz mutabakatına aykırı sancağa dönüş manevrasının zamanında ve erken fark edilerek reaksiyon gösterilmesini (çatışmayı önleyici manevra yapmayı) engellemiştir."

Raporda, SMS yönetmeliği ihlali bakımında ise "Geminin resmi BMM kılavuzunda, 'Watch Condition B' seviyesinde seyredilmesi emredilirken, kaptanın köprü üstünde bulunmaması ve gözcü personel görevlendirilmemesi operasyonel bir yönetim zafiyetidir. Kaptan Ahmet Erarslan, seyir emniyetini tecrübesiz zabite bırakarak denetim yükümlülüğünü yerine getirmemiştir." değerlendirilmesinde bulunuldu.

Çatışmayı Önleme Manevrası kuralı ihlali açısından ise raporda şunlar aktarıldı:

"Vardiya zabiti Murat Evciman, karşı geminin üzerlerine geldiğini ve telsiz mutabakatına uymayarak sancağa döndüğünü 0.5 mil gibi çok yakın bir mesafede fark etmiştir. Bu aşamada çatışmayı önlemek için erken makine stop veya tam tornistan (geri) manevrası yapmak yerine, sadece rotayı iskeleye almaya devam etmiştir. Erken hız azaltma veya makineleri durdurma aksiyonunun alınmamasının çatışmanın fiziki şiddetini artırmış olabileceği değerlendirilmektedir."

"Tuğberk İmamoğlu 'hayalet gemi' modunda seyrederek ciddi seyir tehlikesi yarattı"

Raporda, "Tuğberk İmamoğlu" isimli gemi yönünden kusur ve ihlallere de yer verildi.

Tuğberk İmamoğlu geminin AIS cihazı kapalı, arızalı olması, ya da dış müdahale sonucu yeterli çalışmaması olarak "hayalet gemi" modunda seyrederek bölgedeki diğer gemiler ve VTS istasyonları için ciddi bir seyir tehlikesi yarattığı belirtilen raporda, "Alsu" isimli geminin bu hedefi ancak 1.8 mil kala radar ekosu olarak tespit edebildiği kaydedildi. Bu durumun ise erken uyarı ve emniyetli geçiş planlamasını doğrudan engellediği vurgulandı.

Raporda, karşı geminin, telsiz konuşmalarında iskeleye kaçınma yönünde anlaşıldığının ifade edilmesine rağmen, son 0.5 mil kala aniden sancağına sert dümen kırarak "Alsu" isimli geminin pruva hattını kesmesinin, kazayı fiziki olarak başlatan operasyonel kusur olarak belirtildi.

Kaza nedeni

Bilirkişi raporunun değerlendirme kısmında, kazanın nedeni şu şekilde anlatıldı:

"Çatışmanın ve ardından meydana gelen batma ve mürettebat kayıp faciasının esas kök nedeni, 'Çift taraflı köprü üstü disiplinsizliği, vardiya standartlarının tamamen terk edilmesi ve durumsal farkındalık kaybı'dır. 'Tuğberk İmamoğlu' isimli geminin AIS cihazını kapatarak seyretmesi ve telsiz mutabakatına aykırı olarak son 0.5 milde sancağa dönmesi, çatışmayı fiziki olarak başlatan aktif tetikleyici etkendir. Ancak bu tetikleyici etkenin bir facia ile sonuçlanmasının arkasındaki asli kök neden Alsu isimli gemideki köprü üstü zafiyetidir. Eğer Alsu, kendi emniyet kılavuzundaki (BMM) 'Watch Condition B' kuralına riayet ederek köprü üstünde tecrübeli kaptanı ve ek bir gözcüyü bulundursaydı, 'Tuğberk İmamoğlu'nun kontrolsüz sancağa dönüş manevrası 0.5 mil yerine 1.5-1.8 mil mesafede saptanabilir, COLREG Kural 8 uyarınca ivedilikle makineler stop edilerek veya acil tornistan verilerek çatışma tamamen önlenebilir ya da darbe şiddeti minimuma indirilerek Tuğberk İmamoğlu'nun batması engellenebilirdi. Köprü üstündeki tek başına, tecrübesiz zabit bu durumu zamanında analiz edememiş ve can kaybı/kayıp faciasının kapısı aralanmıştır."

Şu ana kadar Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü Gemi Trafik Hizmetleri tarafından dosyaya sunulan VTS görüntülerinde, "Tuğberk İmamoğlu" isimli gemiye ait bir görüntü kaydı bulunmadığı belirtilen raporda, "Oysa ki Tuğberk İmamoğlu gemisi Alsu gemisinin ECDIS ekranında görülmüştür." ifadesine yer verildi.

Bilirkişi raporunda, "Tuğberk İmamoğlu" isimli geminin mürettebatının denizde kayıp olması ve davanın "taksirle ölüme sebebiyet verme" niteliği kazanabilecek olması nedeniyle maddi gerçeğin şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkarılması amacıyla, VHF telsiz ses kayıtları, genişletilmiş VTS radar ve ekran kayıtları, "Tuğberk İmamoğlu" isimli geminin kazadan sonra neden bu kadar hızlı battığının, yük kayması (cargo shift) veya lashing (yük bağlama) zafiyeti olup olmadığının saptanması amacıyla, geminin yükleme planı (stowage plan), yük bağlama sertifikaları, yükleme limanı, yükleme anı kamera kayıtları ve stabilite hesapları ile "Alsu" isimli geminin dış mekan kamera kayıtlarının müzekkere yazılarak toplanmasının teknik bir zorunluluk olduğu vurgulandı.

AA

Silivri açıklarında iki Türk bayraklı ticari geminin çarpıştığı kazaya ilişkin ön bilirkişi raporu hazırlandı
Perşembe, Eylül 3, 2026 - 21:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Silivri açıklarında iki geminin çarpıştığı kazaya ilişkin ön bilirkişi raporu hazırlandı
copyright Independentturkish: 

Madencilerin kıdem tazminatı mücadelesinde 400 işçiye ödeme yapıldı

Türkiye Maden-İş Orta Anadolu Şube Başkanı Talih Kocabıyık, Ankara’da yaklaşık 40 gündür hakları için mücadele eden işçilere yönelik ödemelerde önemli bir aşamaya gelindiğini belirterek, yaklaşık 400 çalışanın kıdem tazminatlarının ana paralarının ödendiğini açıkladı. Kocabıyık, kıdem tazminatı faizleri ile diğer alacakların tamamı ödenene kadar mücadeleye devam edeceklerini söyledi.

Kocabıyık, Türkiye Maden-İş Sendikası Misafirhanesi’nde işçilerin alacaklarına ilişkin basın açıklaması yaptı.

Yaklaşık 40 gündür Ankara’da hak arama mücadelesi yürüttüklerini belirten Kocabıyık, bugün bir ödeme daha yapıldığını ifade etti.

Yaklaşık 400 çalışanın kıdem tazminatlarının ana paralarının ödendiğini belirten Kocabıyık, yasal alacak kalemlerinden bazı ödemelerin de yapıldığını söyledi.

Kocabıyık, kıdem tazminatı faizlerinin bilirkişi tarafından hesaplanacağını, bireysel icra ve emeklilik sistemine aktarılan paraların da hesaplara geçmesinin ardından kalan alacaklar için mücadelelerini sürdüreceklerini kaydetti.

“Mücadele bitmedi”

Sürecin zorlu geçtiğini belirten Kocabıyık, şirket yöneticileri ve şirket sahibi Sebahattin Yıldız ile de görüşme gerçekleştirildiğini aktardı.

Yıldız’ın işçilerin yeniden işbaşı yapması konusunda değerlendirme yapacağını ifade ettiğini belirten Kocabıyık, görüşmede şirket yöneticilerinin yaşanan süreçteki hatalarını kabul ettiğini söyledi.

Kocabıyık, maden sektöründeki sorunların giderek arttığını belirterek, yerli kömüre olan talebin azalmasının işsizliğin artmasına ve sektördeki sorunların büyümesine neden olduğunu savundu.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı ile gelecek hafta bir görüşme gerçekleştirmeyi planladıklarını belirten Kocabıyık, görüşmede işçilerin 2016 ve 2023 yıllarındaki toplu sözleşmelerden doğan haklarının yanı sıra TMSF döneminde emekli olan ve Yıldızlar SSS Holding bünyesine devri yapılmayan yaklaşık 60-70 kişinin kıdem tazminatı sorununu da gündeme getireceklerini söyledi.

“Haklarımızın tamamını alana kadar mücadele edeceğiz”

Kocabıyık, sorunların öncelikle masada çözülmesinden yana olduğunu belirterek, hem müzakere hem de hak arama mücadelesini sürdüreceklerini ifade etti.

Yaklaşık 300 işçinin eylemlere katılamamasına rağmen onların da haklarını savunduklarını belirten Kocabıyık, alacakları bulunan işçilerin haklarını tamamen alıncaya kadar mücadeleye devam edeceğini söyledi.

Kocabıyık, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Derdim hak ararken bir tarafı kırmamaktır. Evet, herkes doludur. Herkesin gönlünde bir kızgınlık vardır. Ama haklarını aldıktan sonra hayat mücadelesi devam ettiği için, herkesin bir ekmeğe ihtiyacı olduğu için, bu arkadaşların da çoğu bu sektörde uzman olduğu ve başka sektörlerde çalışma imkânları az olduğu için tekrar maden sektöründe çalışmak durumundalar. O yüzden hiçbir zaman kapıları kapatmadım.”

40 günlük süreçte emniyet güçleriyle karşı karşıya gelmeden, saygı ve edep çerçevesinde mücadele yürüttüklerini belirten Kocabıyık, hak arama mücadelesini aynı çizgide sürdüreceklerini kaydetti.

ANKA

Türkiye Maden-İş Orta Anadolu Şube Başkanı Talih Kocabıyık, Ankara’da yaklaşık 40 gündür hakları için mücadele eden işçilerden yaklaşık 400’ünün kıdem tazminatı ana paralarının ödendiğini açıkladı
Perşembe, Eylül 3, 2026 - 20:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
Madencilerin kıdem tazminatı mücadelesinde 400 işçiye ödeme yapıldı
copyright Independentturkish: 

Gülistan Doku soruşturmasında eski jandarma komutan yardımcısı ile eşi tutuklandı

Tunceli'de 5 Ocak 2020'den beri kendisinden haber alınamayan üniversite öğrencisi Gülistan Doku'ya ilişkin soruşturma kapsamında adliyeye sevk edilen 5 şüpheliden 2'si tutuklandı.

Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla, emniyet ve jandarma ekiplerinin koordinasyonunda yürütülen soruşturmanın 5. dalga operasyonunda gözaltına alınan 10 şüpheliden 5'inin işlemleri tamamlandı.

Sağlık kontrolünden geçirilen şüpheliler, Erzurum Adliyesi'ne sevk edildi.

Savcılıktaki ifadelerinin ardından 2 şüpheli serbest bırakıldı. Tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edilen 3 şüpheliden eski Tunceli İl Jandarma Komutan Yardımcısı Ali Kahraman ile eşi Burçin Hızlı Kahraman tutuklandı. Bir şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Başsavcılık, verilen adli kontrol kararına itiraz etti.

Böylece Erzurum ve Tunceli Cumhuriyet Başsavcılıklarınca yürütülen soruşturma kapsamında tutuklu sayısı 32'ye yükseldi.

Öte yandan önceki dalgada adli kontrol şartıyla serbest bırakılan R.K'nin yeniden ifadesi alındı.

Önceki operasyonda 2 kişi tutuklanmıştı

Son operasyonda gözaltına alınan şüphelilerden dalgıç polis Gürkan Gürdal ile Perihan Benzer tutuklanmış, dalgıç polisler A.K. ve V.İ'nin de aralarında bulunduğu 3 kişi adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

Operasyonda, Temmuz 2017 ile Temmuz 2019 arasında Tunceli İl Jandarma Komutan Vekilliği ve İl Jandarma Alay Komutan Yardımcılığı görevlerinde bulunan Ali Kahraman ile eşi Burçin Hızlı Kahraman, polis dalgıçları Gürkan Gürdal, A.K. ve V.İ, soruşturma kapsamında daha önce tutuklanan güvenlik korucusu Fatih Ö'nün çocukları D.Ö, S.Ö. ve N.M.Ö. ile eşi S.Ö. ve o dönem üniversite öğrencisi olan Perihan Benzer gözaltına alınmıştı.

Şüphelilere yöneltilen suçlamalar

Soruşturma kapsamında Ali Kahraman ve eşi Burçin Hızlı Kahraman hakkında "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme", "kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" ve "nitelikli şekilde kasten öldürmeye yardım etme" suçlamaları yöneltildi.

Gürkan Gürdal, "kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği" ile "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme", Perihan Benzer ise "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme", "bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme, erişilmez kılma, sisteme veri yerleştirme", "nitelikli şekilde kasten öldürmeye yardım etme" ve "kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek veya yaymak" suçlarından tutuklandı.

Adli kontrol şartıyla serbest bırakılan V.İ. ve A.K. hakkında "kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği" ile "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" suçlamaları bulunuyor.

D.Ö. ve S.Ö. hakkında ise "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme", "bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme, erişilmez kılma, sisteme veri yerleştirme" ve "nitelikli şekilde kasten öldürmeye yardım etme" suçlamaları yöneltiliyor.

Savcılık işlemlerinin ardından serbest bırakılan S.Ö. ile N.M.Ö. hakkında da "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" ve "bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme, erişilmez kılma, sisteme veri yerleştirme" suçlamaları bulunuyor.

AA

Tunceli’de 5 Ocak 2020’den bu yana haber alınamayan üniversite öğrencisi Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin soruşturmada adliyeye sevk edilen 5 zanlıdan 2’si tutuklandı
Perşembe, Eylül 3, 2026 - 19:30
Main image: 

<p>Kolaj: Independent Türkçe</p>

Type: 
SEO Title: 
Gülistan Doku soruşturmasında eski jandarma komutan yardımcısı ile eşi tutuklandı
copyright Independentturkish: 

Ağıralioğlu: Enflasyon düşüyor olabilir, peki milletin hayat pahalılığı neden hâlâ düşmüyor?

Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, açıklanan ağustos ayı enflasyon verilerini değerlendirdi.

Ağıralioğlu, yıllık enflasyonun yüzde 31,51, gıda enflasyonunun yüzde 33,79, ulaştırma enflasyonunun yüzde 35,08, konut, elektrik, gaz ve yakıt grubundaki artışın ise yüzde 39,77 olduğunu belirtti.

Ağıralioğlu, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

“Enflasyon düşüyor diyorsunuz. Millet de size soruyor: 'Nerede düşüyor?' Yıllık enflasyon yüzde 31,51. Gıda yüzde 33,79. Ulaştırma yüzde 35,08. Konut, elektrik, gaz ve yakıt yüzde 39,77 artmış. Şimdi siz millete diyorsunuz ki: 'Temel mal enflasyonu yüzde 15,9'a geriledi' İyi de millet istatistik satın almıyor. Ekmek alıyor, et alıyor, süt alıyor. Çocuğunun beslenme çantasını dolduruyor. İşe gidiyor, evine kira ödüyor, elektrik ve doğal gaz faturası ödüyor.”

“Enflasyonun düşmesi fiyatların düşmesi değildir”

Ağıralioğlu, enflasyon oranındaki düşüşün fiyatların gerilemesi anlamına gelmediğini belirterek, şöyle devam etti:

“Geçen yıl bin liraya aldığı gıda sepetine bugün yaklaşık bin 338 lira veriyor. Sonra çıkıp 'Enflasyon düşüyor' diyorsunuz. Enflasyonun düşmesi, fiyatların düşmesi değildir. Fiyatların artmaya devam ettiği, sadece artış hızının yavaşladığı anlamına gelir. Kira enflasyonu düşünce kira ucuzlamıyor. Gıda enflasyonu düşünce market ucuzlamıyor. Vatandaşın cebinden çıkan para azalmıyor.

Bir de dünyaya bakalım. Avro Bölgesi’nde yıllık enflasyon yüzde 3,3. Türkiye’de gıda enflasyonu yüzde 33,79. Aradaki farkı kim ödüyor? Emekli ödüyor. Asgari ücretli ödüyor. Esnaf ödüyor. Çocuğunun sofrasından kısmak zorunda kalan anne, baba ödüyor.”

“25 yılın sonunda hayat pahalılığı neden hâlâ düşmüyor?”

Ağıralioğlu, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'e yönelik de değerlendirmelerde bulunarak şunları kaydetti:

“Sayın Şimşek; siz 'fiyat istikrarı' diyorsunuz, millet market fiyatına bakıyor. Siz 'enflasyon düşüyor' diyorsunuz, millet 'maaşım neden yetmiyor' diye soruyor. Siz grafik gösteriyorsunuz, millet fiş gösteriyor. O yüzden artık millete rakamların arkasından bakmayın. Markete bakın. Pazara bakın. Emeklinin cüzdanına bakın. Asgari ücretlinin sofrasına bakın.

Ekonomi yalnızca tabloda yazan rakam değildir. Ekonomi, bir babanın çocuğunun istediğini alabilmesidir. Bir emeklinin, kasabın önünden başını eğmeden geçebilmesidir. Bir ailenin, ayın sonunu borçlanmadan getirebilmesidir. Enflasyon düşüyor olabilir. Peki 25 yılın sonunda milletin hayat pahalılığı neden hâlâ düşmüyor?”

ANKA

Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, ağustos ayı enflasyon verilerine ilişkin değerlendirmesinde, enflasyonun düşmesinin fiyatların düşmesi anlamına gelmediğini belirterek, “Ekonomi yalnızca tabloda yazan rakam değildir” dedi
Perşembe, Eylül 3, 2026 - 19:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
Ağıralioğlu: Enflasyon düşüyor olabilir, peki milletin hayat pahalılığı neden hâlâ düşmüyor?
copyright Independentturkish: 

Motorin 90 TL’yi aştı: Bu gece yarısından itibaren 7,76 TL zam

Motorinin litre fiyatı 90 TL’yi aştı. Motorine bu gece yarısından geçerli olmak üzere 7,76 TL, benzine ise 2,47 TL zam yapıldı. Akaryakıt tabelaları gece yarısından itibaren bir kez daha değişecek.

Brent petrol, ABD’nin İran'a yönelik yeni saldırılarının ardından yüzde 2,5’e varan oranlarda yükseldi. Brent petrolün varil fiyatı 95-96 dolar düzeyine çıktı. Fiyat, daha sonra bir miktar gerilese de 94-95 dolar düzeyinde işlem görüyor.

Küresel piyasalarda motorin ve benzinin metrik ton fiyatları da yükseldi. Motorinin ton fiyatı, saldırı haberleriyle birlikte bin 257 dolardan bin 459 dolara kadar çıktı. Ardından bir miktar gerileyen motorinin tonu, bin 410 dolar düzeyinde seyrediyor.

Gerilim, rafine ürün piyasasına da fiyat artışı olarak yansıdı. Motorine yapılan 7,76 TL’lik zamla birlikte motorinin litre fiyatı 90 TL’yi aştı. Benzinde ise zam ihtiyacının bir bölümü Eşel mobil uygulaması kapsamında ÖTV’den karşılandı ve 2,47 TL'lik zam pompaya yansıyacak.

Motorin ve benzine gelen zamlarla birlikte akaryakıt tabelaları gece yarısı bir kez daha değişecek.

 

ANKA

Motorine 7,76 TL, benzine ise 2,47 TL zam geldi. Zamların gece yarısından itibaren pompa fiyatlarına yansımasıyla motorinin litre fiyatı 90 TL’yi aşacak
Perşembe, Eylül 3, 2026 - 17:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Motorin 90 TL’yi aştı: Bu gece yarısından itibaren 7,76 TL zam
copyright Independentturkish: 

"Ayhan Bora Kaplan" davası yeniden görülüyor... Kaplan: Ne kadar Cumhurbaşkanı'nı, bakanını sevmeyen varsa bize yüklendi

Ayhan Bora Kaplan suç örgütüne" yönelik davada, daha önce 17'si tutuklu 61 sanık hakkında verilen bazı hükümlerin istinaf mahkemesince bozulmasının ardından dosya yeniden ele alındı.

Operasyonu düzenleyen polisler, Kaplan'ın avukatları ve “M7” kod adlı gizli tanık Serdar Sertçelik'in dosyaları birleştirildi. Toplam 76 sanıklı davanın görülmesine Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Sincan Cezaevi Kampüsü'ndeki duruşma salonunda devam edildi.

Duruşmaya, tutuklu sanıklar Ayhan Bora Kaplan ve Serdar Sertçelik ile taraf avukatları katıldı. Duruşmada ilk olarak “M7” kod adlı gizli tanık Serdar Sertçelik savunma yaptı.

Sertçelik, soruşturma sürecinde bazı siyasi ve emniyet mensuplarının kendisini takip ettiğini ve yurt dışına gönderilmesinin de bu süreçle bağlantılı olduğunu öne sürdü. Sertçelik, "Bekir Bozdağ, Yüksel Kocaman, Mücahit Aslan'ın yeğeni takip etmişler. Öncesinde hazırlık yapmışlar zaten. 'Cumhur İttifakı dağılıyor, Serdar gel sen de patlat geç' şeklindeki ifadeler niyetlerini ortaya koyuyor. Bu bir kumpas olduğunu gösteriyor" dedi.

Yurt dışına çıktıktan sonra da tehditlerin sürdüğünü iddia eden Sertçelik, ailesi üzerinden tehdit edildiğini savundu. Macaristan'da bulunduğu süreçte Türkiye'ye iade edilmesine ilişkin kararların alındığını belirten Sertçelik, Türkiye'de kendisine ait olduğu öne sürülen bir telefonun ortaya çıkarıldığını ve ailesinin de ifadeye çağrıldığını söyledi.

Sertçelik, Mayıs 2025 ile Ocak 2026 arasında Macaristan'da tutuklu kaldığını belirterek, yüksek güvenlikli cezaevinde tutulduğunu ve burada “terörist gibi gösterildiğini” ileri sürdü.

Hakkındaki “sahte telefon” dosyasına da değinen Sertçelik, adına sahte e-postalar gönderildiğini ve sahte ihbarlar düzenlendiğini öne sürdü. Türkiye'ye kendi isteğiyle döndüğünü belirten Sertçelik, "Dilekçe vererek geldim. Geldikten sonra savcı Mustafa Kaya tehditlere başladı. ‘Sen bu telefonu kabul et, tutuklamaya sevk etmeyeceğim’ gibi tekliflerde bulundu. Ben telefonun sahte olduğunu söyledim. Nasıl kabul edeyim" ifadelerini kullandı.

Sertçelik, kendisine siyasi isimlerle ilgili sorular da yöneltildiğini belirterek, “Bu tamamen bir kumpas” dedi. Söz konusu telefonda Mustafa Öztaş isimli kişinin parmak izinin bulunduğunu iddia eden Sertçelik, PDF kayıtlarında da telefonun aynı kişi tarafından kullanıldığının ortaya çıktığını öne sürdü.

Kaplan: Ben kaçmadım

Duruşmada daha sonra suç örgütü liderliği iddiasıyla yargılanan Ayhan Bora Kaplan'ın savunmasına geçildi. Kaplan, ilk gözaltına alındığında hakkında "kaçarken yakalandı" şeklinde haberler yapıldığını belirterek, “Ben kaçmadım” dedi.
İstihbarat müdürünün olay günü Murat Çelik ile görüştüğünü ve kendisi hakkında operasyon yapılması gerektiğinin konuşulduğunu öne süren Kaplan, o sırada hakkında gözaltı kararı bulunmadığını savundu.

Kaplan, “Kerem Gökay Öner diyor ki, Murat Çelik gittikten sonra Bora gözaltına alındı diye haber geliyor. Yani ben gözaltına alındığımda hakkımda hiçbir karar yoktur” diye konuştu.

"7-8 sayfalık ifade verdiler, ‘bunları imzala’ diye"

Gözaltı sürecinde emniyette kendilerine eziyet edildiğini iddia eden Kaplan, kendisinden bazı ifadeleri imzalamasının istendiğini öne sürdü.

Kaplan, “Çelik odasına çağırdı, bana 7-8 sayfa verdi. ‘Bunları imzala, biz de size yardım edelim’ dediler. ‘Ben imzalayayım da bunun yalan olduğu ortaya çıkacak, nasıl iftira atarım’ dedim. Bundan sonra ‘Devlet biziz, senin üzerine 2-3 cinayet yıkayım da gör’ dedi” iddiasında bulundu.

İfadesi sırasında 15 Temmuz'da çekilen bir fotoğrafının da kendisine sorulduğunu belirten Kaplan, soruşturmanın başından itibaren kendisine yönelik bir kurgu oluşturulduğunu ileri sürdü.

Kaplan, soruşturma sürecinde medyanın kendisine karşı yönlendirildiğini de iddia etti. "En başından beri bir infazla, bir ön yargıyla başladı bizim dosyamız maalesef" diyen Kaplan, “Ne kadar muhalif medya varsa üzerimize oynadı. Ne kadar Cumhurbaşkanı'nı, bakanını sevmeyen varsa bize yüklendi, bizi hedef gösterdi. Sırf 15 Temmuz'da sokaklara çıktık diye” ifadelerini kullandı.

Kaplan, bazı medya kuruluşlarına haber yaptırıldığına ilişkin mesaj kayıtları bulunduğunu öne sürerek, “Muhalif medyayı çok iyi yönlendirdiler. Özellikle 15 Temmuz darbe girişimi kapsamında. Muhalif medyaya haber yaptırdıklarına, Cevheri Güven'e haber yaptırdıklarına ilişkin mesaj kayıtları var” dedi.

Üzerine atılı suçlamalara ilişkin de savunma yapan Kaplan, örgüt iddiasının somut delillere dayanmadığını öne sürdü. Kaplan, “Benim 60 adamım varmış ama hiçbiriyle iletişimime geçmemişim. Ben bunlara nasıl talimat vereceğim başkanım? Örgüt iddiasına delil koyamadılar” dedi.

Dosyada Erkan Doğan'ın ifadesinin öne çıkarıldığını savunan Kaplan, “7 yıl boyunca bu örgüt kurulmuş, amacı neymiş? Neden bir örgüt kurmuşum ben? Amaç barları almak mı? Almamışız. Taksicilere çökmek mi? Çökmemişiz. Örgüte delil olarak telsizi gösterdiler. Hangi vale telsizi kullanmıyor" diye konuştu.

"Benim aleyhime ifade verdiği için salındı"

Kaplan, dosyada kendisi aleyhine ifade veren bazı kişilerin durumuna da değindi. Berke Kırıcı'nın kendisi aleyhine ifade verdiği için serbest bırakıldığını ve yurt dışına çıktığını öne süren Kaplan, Kırıcı'nın yeniden dinlenmesini istedi. Kaplan, “Berke Kırıcı benim aleyhime ifade verdiği için salındı. Yurt dışına kaçtı. Sürekli ifadesi alınması için dilekçe verdi. Kırıcı ifadesini versin, baskı gördü mü, görmedi mi görelim” dedi.

Müşteki Murat Yanar'ın da kendisiyle ilgisinin bulunmadığını savunan Kaplan, Yanar'ın Serdar Sertçelik'in başka bir kişiye olan borcu nedeniyle para almaya geldiğini ve olay sırasında silah çekildiğini öne sürdü. Kaplan, Mehmet Güven'in de gerçeğin ortaya çıkmasını istemediğini iddia ederek, bazı kişilerin yeniden dinlenmesi yönündeki taleplerinin karşılanmadığını savundu.

Kaplan, dosyada Serdar Sertçelik'in “M7” koduyla verdiği ifadelerin de delil olarak kullanıldığını belirterek, bu ifadelerin önemli bölümünün duyuma dayalı olduğunu savundu.

Sertçelik'in tahliye edilmesine yardımcı olunacağı söylenerek ifade vermeye yönlendirildiğini ileri süren Kaplan, dosyada başka bir gizli tanığın ifadelerinin de bulunduğunu iddia etti.

Kaplan ayrıca, polisler Şevket Demircan ile Serdar Sertçelik arasındaki bazı yazışmalarda gizli tanık bulunmasına yönelik ifadelerin yer aldığını öne sürerek, “Gizli tanık olunca biz kimliğini açık edecek şekilde soru soramıyoruz diye kapanıp gider diye düşünüyorlar” dedi.

"Beni eğer kurtarmazsanız her şeyi açıklarım' deyince bu telefonu uyduruyorlar"

Soruşturmayı yürüten polislerin daha sonra telefonlarını değiştirdiğini de iddia eden Kaplan, bazı ses kayıtlarının yayınlanmasının ardından polislere yönelik operasyon gerçekleştirildiğini söyledi. Kaplan, "Bunların suç ortağı var, o da savcı Mustafa Kaya. Bunlar suç duyurusunda bulunur bulunmaz onun önüne düşüyor ne hikmetse. Bize kumpas kurdular efendim" dedi.

Kaplan, Serdar Sertçelik’e ait olduğu söylenen buluntu telefonla ilgili olarak da, “İçerideyiz ama duyuyoruz biz de. Cevheri Güven’e bilgi-belge sızdırdıkları suçlamasıyla yargılandıkları davada Serkan Dinçer hapisteyken bu polisleri, ‘Beni eğer kurtarmazsanız her şeyi açıklar, hepinizi yakarım’ deyince bu telefonu uyduruyorlar. Bu telefonu kimin yaptığının ortaya çıkarılması gerekiyor” iddiasında bulundu.

"Adliyeye gitmeden bir gün önce gizli tanık ifadesi oluşturuluyor"

Tutuksuz sanıklar ise daha önceki ifadelerini tekrarladı. Sanıkların savunmalarının ardından avukatları savunma yaptı. Tutuklu sanık Sertçelik’in  Avukatı Ilgaz Teziş, "Gizli tanık olayı başından bu yana planlı aslında. Müvekkilimiz psikolojik baskı sonucu bu ifadesini verdi. Kerem Gökay Öner de gizli bir mülakat odası olduğunu ifadesinde kabul etmişti. Kaldı ki tüm usul kurallarının Savcı Mustafa Kaya ve polis memurları arasındaki yazışmalarda görmüştük. Müvekkilimiz adliyeye gitmeden önce bir gün önce PDF formatında düzenlenen bir gizli tanık ifadesi oluşturuluyor ve bu müvekkilimize imzalatılıyor. Oysa gizli tanık ifadesi savcılık huzurunda soru-cevap şeklinde alınır" ifadelerini kullandı.

"Ü5'in buraya gelip konuşması gerekiyor"

Bora Kaplan’ın avukatı Umut Köroğlu da "Bu soruşturmanın başlangıcının temelinde bir kin duygusu, nefret ve ne olduğu belli olmayan bir öc alma duygusu var” dedi. Köroğlu, davanın diğer gizli tanığı olup, kavuşturma aşamasında ifadesini çeken gizli tanık "Ü5"e değinerek, "Ü5’in buraya gelip konuşması lazım. Belki bizim müvekkiller korkuttu, belki o da baskı altında ifade verdi. Buraya gelip konuşması gerekiyor. Bu iş gizli kapılar ardında ifadeler alınarak olmaz" ifadelerini kullandı.

Kaplan’ın diğer avukatı Rıdvan Şahin de müşteki sanık polislerin savcı Mustafa Kaya ile mesajlaşmasına değinerek, "Soruşturmanın temeli sakat. Biz bu sakatlığı belirttik. Bu sakatlıklar daha sonra ortaya çıktı. Biz bu söylemlerimizin havada kalacağını düşünüyorduk, ispatlanacağını düşünmüyorduk. Ben hayatımda bu dosyada emsal karar aradığım kadar zorlanmadım. Çünkü eşi benzeri yok. Bu saatten sonra bu yargılama bu mesajları kabul etmelidir" görüşünü ileri sürdü.

 

ANKA

“Ayhan Bora Kaplan suç örgütü” davasında istinafın bozma kararının ardından yeniden başlayan duruşmada Kaplan ve gizli tanık “M7” kod adlı Serdar Sertçelik savunma yaptı. İkili, soruşturma sürecinde kendilerine kumpas kurulduğunu öne sürdü
Perşembe, Eylül 3, 2026 - 17:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: X</p>

Type: 
SEO Title: 
"Ayhan Bora Kaplan" davası yeniden görülüyor... Kaplan: Ne kadar Cumhurbaşkanı'nı, bakanını sevmeyen varsa bize yüklendi
copyright Independentturkish: 

Çin'den beyin çipi atılımı: Musk'a rakip olacak cihazlara onay

Çin'deki yerel haberlere göre ülkedeki yetkililer, Elon Musk'ın Neuralink'ine benzer beyin-bilgisayar arayüzleri (BBA) geliştirmeye yönelik geniş çaplı bir girişim başlattı.

Birkaç beyin çipi girişimi, cihazlarını satmak için sağlık düzenleyicilerinden çoktan onay alırken, sigorta şirketleri de bu cihazların takılması için gereken invaziv ameliyatı kapsayan ilk ticari politikaları duyurdu.

BBA cihazı, beyne yerleştirildikten sonra kullanıcının düşüncelerini dijital veya fiziksel eylemlere dönüştürerek bilgisayar ya da robotik beden gibi sistemleri kontrol etmesini sağlayabiliyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Önceki aylarda Çin, BBA cihazlarının ticari kullanımını onaylayan dünyadaki ilk ülke olurken Pekin, son 5 yıllık planında bu teknolojiyi geleceğin temel stratejik sektörlerinden biri olarak sınıflandırdı.

South China Morning Post'un haberine göre piyasa onayı alan en son cihaz, Tientsin merkezli Tiankai Suishi Intelligent Technology tarafından geliştirilen ve üzerinde çok sayıda elektrot bulunan bir başlık.

Halihazırda satışta olan bu başlık, doktorların hastanın bilişsel işlevlerini değerlendirip teşhis etmesine olanak tanıyor.

Elon Musk, madeni para büyüklüğündeki Neuralink cihazını daha önce "kafatasınızın içindeki bir Fitbit" diye tanımlamış ve gelecekteki sürümlerin, kullanıcıların yapay zekayla "bir tür simbiyotik ilişki" kurmasına olanak sağlayacağını iddia etmişti.

Geçen yıl düzenlenen bir etkinlikte Musk, "Hatta bir gün anılarınızı yükleyip bir nevi kendinizi yedekleyebileceğiniz bir noktaya gelinebilir... Daha sonra bunu bir robot bedenine ya da asıl bedeninizin klonuna aktarabilirsiniz" demişti.

Bu noktada gerçekten bilimkurgudan söz ediyorum... Ama böyle şeylerin mümkün olacağını ve insanlara bir tür ölümsüzlük kazandıracağını düşünüyorum.

Neuralink, beyin çipi teknolojisinin denemelerine katılmak üzere 10 binden fazla kişinin hasta kayıt sistemine başvurduğunu ekimde açıklamıştı.

En az 26 hastanın Neuralink'in klinik deneylerine kabul edildiği veya bu deneyler kapsamında implant taktırdığı bildiriliyor

Testlere katılan ilk kişiler arasında amyotrofik lateral skleroz (ALS) hastalarıyla 4 uzvu felçli kişiler vardı.

Denemeler, çipin bir kişinin düşünceleriyle bilgisayarları kontrol etmesini ve robotik uzuvları hareket ettirmesini sağlama yeteneğini başarıyla kanıtladı.

Neuralink aralık ayında sosyal medyada yaptığı paylaşımda, "Klinik deneylerimizin katılımcıları, bilgisayarları dijital olarak kontrol etmenin ötesine geçerek yardımcı robotik kollar gibi fiziksel cihazları da kontrol etmeye başladı" diye yazmıştı.

Neuralink aracılığıyla kontrol edilebilen cihaz yelpazesini zamanla genişletmeyi planlıyoruz.

Pekin destekli girişim NeuCyber Neurotech, en gelişmiş ürününün Neuralink'in yeteneklerinin yaklaşık üç yıl gerisinde olduğunu önceki aylarda açıklamıştı.



*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

independent.co.uk/tech

Independent Türkçe için çeviren: Büşra Ağaç

Elon Musk, Neuralink'in beyin çipinin kullanıcılara insanüstü güçler kazandıracağını iddia ediyor
Perşembe, Eylül 3, 2026 - 16:15
Main image: 

<p>Neuralink'in beyin çipleri, felçli kişilerin düşünceleri aracılığıyla bilgisayarları kontrol etmesini sağlamak&nbsp;amacıyla daha önce test edildi (Neuralink)</p>

related nodes: 
Neuralink'in beyin çipini takanlar robot kolları kumanda etmeye başladı
Elon Musk'ın Neuralink'i: "Beyin çipi sırasında 10 bin kişi bekliyor"
OpenAI, beyin çipinde Elon Musk'a rakip oluyor
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Çin'den beyin çipi atılımı: Musk'a rakip olacak cihazlara onay
copyright Independentturkish: 
original url: 
https://www.independent.co.uk/tech/china-neuralink-brain-chip-bci-b3044064.html

Gülistan Doku soruşturması: Jandarma komutan yardımcısı, Vali Sonel'e "kule bilgilerini" göndermiş

Gülistan Doku’nun 5 Ocak 2020’de ortadan kaybolmasına ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan dönemin Tunceli İl Jandarma Komutan Yardımcısı Ali Kahraman’ın Gülistan’ın kaybolmasından bir gün önce Sonel’e ‘kule bilgilerini’ gönderdiği ortaya çıktı.

Soruşturma dosyasındaki tespitlere göre, Gülistan Doku’nun son kez görüldüğü değerlendirilen Sarısaltuk Köprüsü çevresinden Kahraman çiftinin kullandığı aracın da olay günü saat 12.27 sıralarında geçtiği belirlendi. Aynı zaman diliminde Burçin Hızlı Kahraman’ın, dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in eşi Handan Sonel ile telefon görüşmesi yaptığı tespit edildi.

Savcılık, araç geçişi ile telefon görüşmesinin aynı dakikalara denk gelmesini şüphelilere sorarak, söz konusu zamanlamanın tesadüf olup olmadığını sorguladı.

Kahraman çifti ise ifadelerinde Gülistan Doku’yu görmediklerini, araçlarına almadıklarını ve olayla bağlantılarının bulunmadığını belirtti.

"Kule bilgilerini" Sonel’e iletmiş

Dosyada yer alan bir başka dikkat çekici tespit ise Gülistan Doku’nun kaybolmasından bir gün öncesine, 4 Ocak 2020 tarihine ilişkin mesaj trafiği oldu.

Savcılık, Ali Kahraman’a, o tarihte dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’e “yaşam alanlı kule bilgileri” başlıklı bir Excel görüntüsü göndermesinin nedenini sordu. Kahraman, ifadesinde söz konusu bilgileri kendisinin hazırlamadığını, Sonel’in kendisine mesaj göndererek acil şekilde kule bilgilerine ihtiyaç duyulduğunu bildirdiğini söyledi.

Kahraman, o dönem Gaziantep’te görev yaptığını ancak Tunceli’de bulunduğunu belirterek, Sonel’in talebi üzerine ilgili jandarma personelinden bilgileri istediğini, kendisine ulaştırılan verileri de Sonel’e gönderdiğini ifade etti.

Görev yaptığı dönemde karma timler ve güvenlik korucularından sorumlu olan Kahraman’a, Sonel’in Gülistan Doku konusunda kendisine veya güvenlik korucularına herhangi bir talimat verip vermediği soruldu. Kahraman, Sonel’den bu yönde herhangi bir talimat almadığını ve kendisinin de güvenlik korucularına yasa dışı bir talimat vermediğini savundu.

Kahraman, Sonel’in güvenlik korucuları üzerindeki etkisine ilişkin ise, “Tuncay Sonel’in korucular üzerinde tahakküm kurabileceğini ve onları manipüle edebileceğini düşünüyorum. Çünkü öyle bir karakteri vardı; herkesi ikna edebilme, manipüle etme, algı yönetme hususlarında mahirdi” dedi.

Dosyadaki deliller ve şüpheliler arasındaki bağlantılar çerçevesinde Başsavcılık, Ali Kahraman’ın Gülistan Doku’yu 5 Ocak 2020 günü saat 12.27 sıralarında Sarısaltuk Viyadüğü üzerinden eşi adına tahsisli araçla aldığı ve ardından olayla bağlantılı diğer kişilere teslim ettiği yönünde “hukuki ve vicdani kanaate” ulaşıldığını belirtti.

Kahraman’a etkin pişmanlık hükümleri de hatırlatılarak bildiklerini anlatması istendi. Ali Kahraman ise suçlamaların tamamını reddetti. Kahraman, “Ben ailemle, kızlarımla Tunceli'ye tatile geldim ve 5 Ocak öğlen Pertek vapuruyla Gaziantep'e geri döndüm. Anılan bölgede kimseyi görmedim, kimseyi almadım, hiçbir organizasyonun içinde yer almadım” dedi.

Eski Tunceli İl Jandarma Komutan Yardımcısı ve eşi tutuklandı

Gülistan Doku'nun 5 Ocak 2020'de kaybolmasına ilişkin soruşturma dosyasına giren yeni teknik incelemelerde, Kahraman çiftinin kullandığı değerlendirilen aracın 5 Ocak 2020 günü Doku'nun son görüldüğü saatlere yakın zamanda Sarı Saltuk Köprüsü güzergahında bulunduğuna ilişkin PTS kayıtlarının tespit edildiği belirtildi.

Kayıtlara göre, Ali Kahraman'ın kullandığı ve Burçin Hızlı Kahraman'a tahsisli olduğu belirtilen araç, 5 Ocak 2020 günü saat 12.25 sıralarında FEDAŞ PTS'den, yaklaşık üç dakika sonra ise Üniversite PTS'den Elazığ istikametine geçti. Yapılan hesaplamalarda aracın Sarı Saltuk Köprüsü'nden yaklaşık 12.27 sıralarında geçtiği değerlendirildi.

Aynı zaman diliminde Burçin Hızlı Kahraman'ın kullandığı telefondan, dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in eşi Handan Sonel'in kullandığı hatla saat 12.27.51'de telefon görüşmesi yapıldığı tespit edildi. HTS kayıtlarında gün içerisinde bu hatlar arasında çok sayıda görüşme bulunduğu belirtildi.

Ali Kahraman ve eşi Burçin Hızlı Kahraman, söz konusu gelişmelerin ardından soruşturma kapsamında gözaltına alınmış, işlemlerinin ardından tutuklama talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilmişti.

Hakimlik, iki şüphelinin de tutuklanmasına karar verdi.

 

ANKA

Gülistan Doku soruşturmasında gözaltına alınan dönemin Tunceli İl Jandarma Komutan Yardımcısı Ali Kahraman’ın, Doku’nun kaybolmasından bir gün önce dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’e “kule bilgilerini” gönderdiği ortaya çıktı
Perşembe, Eylül 3, 2026 - 16:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Gülistan Doku soruşturması: Jandarma komutan yardımcısı, Vali Sonel'e "kule bilgilerini" göndermiş
copyright Independentturkish: 

BM'den "süper El Nino" uyarısı: Son 76 yılın en güçlüsü olabilir, aşırı hava olayları artabilir

Birleşmiş Milletler (BM), etkileri dünya genelinde hissedilmeye başlayan El Nino'nun son 76 yılın en güçlü örneğine dönüşebileceği uyarısında bulundu. Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), aşırı hava olaylarına karşı küresel ölçekte hazırlıkların artırıldığını bildirirken, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres dünyanın "aşırı hava koşulları açısından tehlike bölgesine" girdiğini söyledi. 

WMO'nun son verilerine göre, Pasifik Okyanusu'nda hızla güçlenen El Nino'nun en az 2027 yılının Şubat ayına kadar sürmesi ve 1950'den bu yana kaydedilen en güçlü El Nino olması bekleniyor.

Orta ve doğu tropikal Pasifik'in temel izleme bölgesinde deniz yüzeyi sıcaklıkları son haftalarda mevsim normallerinin 2 santigrat dereceden fazla üzerine çıkarken, aylık ortalamadaki farkın yaklaşık 4 dereceye kadar ulaşabileceği tahmin ediliyor. Okyanus yüzeyinin altında ise bazı bölgelerde sıcaklıkların normalin 8 derece üzerinde olduğu belirtiliyor.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, "El Nino gözlerimizin önünde devasa boyutlara ulaşıyor. Bilim hiçbir şüpheye yer bırakmıyor, gezegen keşfedilmemiş sularda ve bu sular giderek ısınıyor" ifadelerini kullandı.

Pasifik Okyanusu'nda rüzgar düzenlerinin değişmesiyle ortaya çıkan doğal bir iklim olayı olan El Nino, sıcak suların doğuya doğru yayılmasına ve atmosfere daha fazla ısı aktarılmasına yol açıyor. Bunun sonucunda dünyanın bazı bölgelerinde kuraklık ve orman yangını riski artarken, bazı bölgelerde ise şiddetli yağışlar, seller ve daha güçlü tayfunlar görülebiliyor. İnsan kaynaklı iklim değişikliğinin yol açtığı uzun vadeli küresel ısınmanın da El Nino'nun etkilerini daha ağır hale getirebileceği belirtiliyor.

WMO'ya göre gelecek aylarda Güneydoğu Asya, Orta Amerika ve Güney Amerika'nın kuzeyindeki geniş bölgelerde normalden daha az yağış bekleniyor. Bunun kuraklık ve orman yangını riskini artıracağı tahmin ediliyor.

Endonezya'da bu kurak sezonda ülke genelinde 107 bin hektardan fazla alan yangınlarda zarar gördü. Yetkililer yangınları kontrol altına almak amacıyla yağış oluşturmak için bulut tohumlama uçaklarını devreye sokarken, Güneydoğu Asya'nın bazı bölgelerinde kurak sezonun normalden daha uzun sürmesi bekleniyor.

El Nino'nun etkileri küresel ticarete de yansımaya başladı. Panama Kanalı'nda yağışların azalacağı beklentisi nedeniyle kanaldan geçen gemi sayısının azaltılması planlanıyor. 

El Nino dünyanın her bölgesinde kuraklığa yol açmıyor. Çin'de bu yıl yedi tayfunun karaya ulaşması beklenirken, ülkedeki uzmanlar yoğun tayfun sezonunu güçlü El Nino'nun etkileriyle ilişkilendiğini öngörüyor. Doğu Afrika'nın bazı kesimleri, Brezilya'nın güneyi ve ABD'nin güneyinde ise normalin üzerinde yağış bekleniyor. Bu durumun sel ve toprak kayması riskini artırabileceği belirtiliyor. Peru ve Ekvador da El Nino'nun şiddetli yağış etkilerine karşı en kırılgan ülkeler arasında gösteriliyor.

 

Independent Türkçe

BM, hızla güçlenen El Nino'nun son 76 yılın en şiddetli örneğine dönüşebileceği uyarısında bulundu. WMO, iklim olayının kuraklık, yangın, sel ve aşırı hava olaylarını artırabileceğini belirtti
Perşembe, Eylül 3, 2026 - 15:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
BM'den "süper El Nino" uyarısı: Son 76 yılın en güçlüsü olabilir, aşırı hava olayları artabilir
copyright Independentturkish: 

Kısa haberler

İsrail savaş uçakları Lübnan'ın güneyindeki Nebatiye bölgesini vurdu

Lübnan resmi ajansı NNA'da yer alan habere göre, İsrail savaş uçakları akşam saatlerinde ülkenin güneyindeki Kefr Rumman beldesine hava saldırısı düzenledi.

Haberde, savaş uçaklarının bu saldırının ardından Nebatiye el-Fevka beldesinin kuzey eteklerindeki Ali et-Tahir tepesini de hedef aldığı belirtildi.

Saldırılarda sığınak delici füzelerin kullanıldığı, şiddetli patlama seslerinin ise tüm Nebatiye bölgesinde duyulduğu kaydedildi.


Erdoğan'dan, AK Parti Kadın Kolları MKYK Üyesi İsmet Zeynep Çiftçi için başsağlığı mesajı

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, hayatını kaybeden AK Parti Kadın Kolları MKYK Üyesi İsmet Zeynep Çiftçi için başsağlığı mesajı yayımladı.

Erdoğan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Çiftçi’nin vefatını üzüntüyle öğrendiğini belirtti.

Erdoğan, "AK Parti Kadın Kolları MKYK Üyemiz, kıymetli yol ve dava arkadaşım İsmet Zeynep Çiftçi’ye Allah’tan rahmet niyaz ediyor; ailesine, yakınlarına ve AK Parti teşkilatımıza başsağlığı diliyorum" ifadelerini kullandı.

AK Parti Kadın Kolları da yayımladığı mesajda, Çiftçi'nin vefatından duyulan üzüntüyü dile getirerek ailesine, sevenlerine ve parti teşkilatına başsağlığı diledi.

Independent Türkçe, Türkiye ve dünyadan güncel haberleri okurları için derledi
Çarşamba, Eylül 2, 2026 - 00:00
Main image: 

<p>Kısa haberler</p>

Type: 
SEO Title: 
Kısa haberler
copyright Independentturkish: 

Gazeteci Kemal Öztürk savcılığa ifade verdi: Katliam çağrısı yaptığım iddialarını reddettim

Gazeteci Kemal Öztürk, Suriyeli Arap Alevilerine yönelik katliam çağrısı yaptığı gerekçesiyle hakkında soruşturma başlatan Samandağ Cumhuriyet Savcılığı'nın talebi üzerine İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı'na giderek ifade verdiğini açıkladı. Öztürk, ifadesinde sözlerinin çarpıtıldığını belirttiğini bildirdi.

Öztürk, sosyal medya hesabından yaptığı yazılı açıklamada, 30 yıllık gazetecilik hayatı boyunca şiddeti savunan veya halkı kin ve nefrete sevk eden bir tutumunun olmadığını söylediğini aktardı.

Soruşturmaya konu konuşmasında, şiddet ve çatışma isteyenlere karşı Suriye devletinin sağduyulu davrandığını anlatmak istediğini ifade eden Öztürk, sözlerinin bazı çevreler tarafından çarpıtıldığını belirtti.

Öztürk, açıklamasında şunları kaydetti:

"Bugün Samandağ Cumhuriyet Savcılığı’nın talebi üzerine İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı'na giderek ifademi verdim. İfademde, 30 yıllık gazetecilik hayatımda hiçbir zaman şiddeti savunan, halkı kin ve nefrete sevk eden tek satır cümlem olmadığını, söz konusu konuşmamda şiddet ve çatışma isteyenlere karşı Suriye devletinin aklıselimle davrandığını anlattığımı söyledim. Buna rağmen, art niyetli çevrelerin sözlerimi çarpıtarak başlattığı kampanya nedeniyle durumu yanlış anlayan, üzülen, travmaları tetiklenen iyi niyetli Alevi, Nusayri kardeşlerim varsa onlardan da özür dilediğimi söyledim. Katliam çağrısı yaptığım iddialarını şiddetle reddettim ve adliyeden ayrıldım. Bu vesileyle bir konuyu netleştirmek isterim.

Beni tanıyan herkes bilir ki nezaketimi, saygımı ve sağduyumu en zor zamanlarda bile korumaya çalışan biriyim. Hakkımda açılmış tek bir hakaret, kin ve nefrete teşvik davası dahi yoktur. Çok netameli, riskli, zorlu konuları yıllardır canlı yayınlarda özenle anlatıp, yazıp halkı bilgilendirmeye çalışıyorum. İnsanım, tabi ki bazen meramımı doğru anlatamamış olabilirim. Ancak niyetimin, hissiyatımın, sağduyumun sorgulanmasını ve çarpıtılmasını asla kabul etmem. 5 gündür belli bir çevre tarafından linç ediliyorum. Aileme, çocuklarıma, inancıma yönelik hakaretler, küfürler tahammül edilemez boyutlara ulaştı. Nereden cesaret aldığını bilmediğim kişilerin tehditleri sürekli devam etti.

Ahlaka, dine, inanca, hukuka sığmayan paylaşımları yapanlar hakkında hukuki işlemlerin yapılması için yargıya başvurdum. Bu hadsiz, cüretkar ve art niyetli kişiler için yargımızın gereğini yapacağına inanıyorum. Gelişmeleri iyi takip edenlerin meselenin 'Kemal Öztürk' olmadığını anladıklarını memnuniyetle görüyorum. Asıl hedef Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge süreci, bunu yönetenler, sahip çıkanlar ve medyada savunanlardır. Benim üzerimden süreci yıpratmak ve savulmaz kılmak için yapılmış bir kampanyanın başarısız olacağı da anlaşılmaya başlanmıştır. Bu süreçte olaylardan habersiz, iyi niyetli, ülkesine, devletine bağlı Alevi, Nusayri vatandaşlarımızın hukuklarına zarar gelmemesi, üzülmemeleri için özen gösterilmesini özellikle istirham ederim.

Onların varlığını ve duygularını istismar eden art niyetli kişilerle bu vatandaşlarımızın ayrı tutulması sürecin selameti için ehemmiyet taşımaktadır. Bu süreçte bana destek olan aileme, devlet büyüklerimize, avukatlarıma, meslektaşlarıma, dostlarıma, okur ve takipçilerime şükranlarımı sunuyorum. Bugünden itibaren güçlü Türkiye, terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge sürecini daha bir azimle ve istekle savunmak için çalışacağımın özellikle bilinmesini isterim."

ANKA

Gazeteci Kemal Öztürk, hakkında başlatılan soruşturma kapsamında verdiği ifadede sözlerinin çarpıtıldığını belirterek, “Katliam çağrısı yaptığım iddialarını şiddetle reddettim” dedi
Salı, Eylül 1, 2026 - 23:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
Gazeteci Kemal Öztürk savcılığa ifade verdi: Katliam çağrısı yaptığım iddialarını reddettim
copyright Independentturkish: 

Times Meydanı’nda bıçaklı saldırı: Bank of America yöneticisi hayatını kaybetti, saldırgan polis tarafından vuruldu

ABD’nin New York kentindeki Times Meydanı’nda çevredekilere bıçakla saldıran 49 yaşındaki kadın, polis tarafından vurularak öldürüldü. Saldırıda 32 yaşındaki bir kadın hayatını kaybederken, 68 yaşındaki bir erkek yaralandı.

New York Emniyet Müdürü Jessica Tisch’in basına yaptığı açıklamaya göre olay, Times Meydanı’nda meydana geldi. 49 yaşındaki kadın, alışveriş çantasından çıkardığı iki mutfak bıçağıyla çevredekilere saldırdı.

Saldırgan, metro istasyonundan çıkan 68 yaşındaki bir erkeği bıçakladı. Kısa süre sonra 32 yaşındaki bir kadına da saldıran kadın, olay yerine gelen polis ekipleri tarafından etkisiz hale getirilmeye çalışıldı.

Bank of America yöneticisi hayatını kaybetti

Bıçaklı saldırıda yaralanan iki kişi hastaneye kaldırıldı. 32 yaşındaki kadın, yapılan müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. 68 yaşındaki erkeğin ise tedavisinin sürdüğü bildirildi.

Wall Street Journal’ın haberine göre hayatını kaybeden kadının, Bank of America’nın bir departmanında başkan yardımcısı olarak görev yapan Erin Piacenti olduğu belirtildi.

Polis ateş açtı

Görgü tanıklarının kaydettiği görüntülerde, en az 10 polisin saldırgan kadının çevresini sardığı görüldü. Görüntülerde kadının elindeki bıçakları bırakmayı reddettiği ve polisleri tehdit ettiği belirtildi.

Polis ekiplerinin şok tabancası kullanmasına rağmen saldırgan durmadı. Elindeki bıçaklarla polislerin üzerine yürüyen kadına iki polis tarafından ateş açıldı.

Vurulduktan sonra olay yerinde kelepçelenen saldırgana ilk yardım yapıldı ve ardından hastaneye kaldırıldı. 49 yaşındaki kadın, hastanede hayatını kaybetti.

Terör bağlantısına ilişkin kanıt bulunamadı

Yetkililer, olayın terör bağlantısı olduğuna dair şu aşamada herhangi bir kanıt bulunmadığını açıkladı. Saldırının nedenine ilişkin soruşturma başlatıldı.

AA

ABD’nin New York kentindeki Times Meydanı’nda iki kişiyi bıçaklayan 49 yaşındaki kadın, polis tarafından vurularak öldürüldü. Saldırıda Bank of America yöneticisi Erin Piacenti hayatını kaybederken, bir kişi de yaralandı
Salı, Eylül 1, 2026 - 23:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Times Meydanı’nda bıçaklı saldırı: Bank of America yöneticisi hayatını kaybetti, saldırgan polis tarafından vuruldu
copyright Independentturkish: 

Tülay Hatimoğulları: Kalıcı barışın yolu demokrasiden geçiyor

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla düzenlenen yürüyüşte yaptığı konuşmada, kalıcı barışın demokrasiyle mümkün olduğunu belirterek, “Barış asla pasiflik değildir. Barış yenmek ya da yenilmek değildir. Barış, bu coğrafyada demokrasiyi gerçek anlamda kurmak demektir” dedi.

Demokratik Kurumlar Platformu tarafından 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla Diyarbakır'da yürüyüş düzenlendi. Yürüyüş, DEM Parti Bağlar İlçe Başkanlığı binası önünde başladı ve Ofis semtinde sona erdi.

Yürüyüşe DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Ayşe Serra Bucak Küçük, DEM Parti milletvekilleri, belediye eş başkanları, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ve çok sayıda kişi katıldı.

Yürüyüşün ardından açıklama yapan Hatimoğulları, 1 Eylül 1939'da başlayan İkinci Dünya Savaşı'nın yarattığı yıkım, acı ve ölümlerin unutulmaması amacıyla 1 Eylül'ün Dünya Barış Günü olarak ilan edildiğini söyledi.

Hatimoğulları, savaşların yarattığı acıların bir daha yaşanmaması gerektiğini belirterek, “Unutmayalım ki o acıları, bir daha tekrarlanmasın, bir daha savaş olmasın diye 1 Eylül bu tarihe dayanır” dedi.

“Onurlu bir barışı inşa etmek üzere bu süreç başladı”

Türkiye'de “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısıyla başlayan sürece değinen Hatimoğulları, geçmişte yaşanan acıların unutulmaması gerektiğini söyledi.

Hatimoğulları, “Geçmiş dönemde yaşanan acıları unutmadan, onların acılarını yüreğimizde taşıyarak, ödenen bedelleri yüreğimizde taşıyarak onurlu bir barışı inşa etmek üzere bu süreç başladı” ifadelerini kullandı.

Bugün birçok yerde taziyelerin kurulduğunu belirten Hatimoğulları, hayatını kaybedenleri saygı ve minnetle andı.

“Barış adalet ve demokrasi demektir”

Barışın yalnızca silahların susması anlamına gelmediğini ifade eden Hatimoğulları, barışın adalet, demokrasi ve eşit kardeşlik olduğunu söyledi.

Hatimoğulları, “Barış eşit kardeşlik demektir. Barış bir Kürt'ün ana diliyle eğitim görebilmesi demektir. Özgürce bütün halkların ana dilini konuşması demektir” dedi.

Barışın gazetecilerin, aydınların, yazarların ve siyasetçilerin özgür olması anlamına geldiğini belirten Hatimoğulları, siyasi tutukluların özgürlüğüne, işçilerin ekonomik koşullarına, gençlerin geleceğine ve kadınların eşitliği ile özgürlüğüne de vurgu yaptı.

Hatimoğulları, “Barış demek gençlerin bu ülkede geleceğinin olması, özgür olması, özgür çalışabilir, özgür okuyabilir olması ve barış demek gençliğin geleceği demektir. Barış demek kadınların eşitliği ve özgürlüğü demektir” diye konuştu.

“Barış aktif bir iradedir”

Barışın pasif bir durum olmadığını vurgulayan Hatimoğulları, şöyle konuştu:

“Barış asla pasiflik değildir. Barış yenmek ya da yenilmek değildir. Barış, bu coğrafyada demokrasiyi gerçek anlamda kurmak demektir. Barış aktif bir iradedir. Barış kararlılık ve cesurca inşa edilecek bir şeydir. Barış onurlu cesurların işidir.”

Barış ve Demokratik Toplum sürecinin ilerlemesi için toplumun farklı kesimlerinin daha güçlü şekilde örgütlenmesi gerektiğini belirten Hatimoğulları, barış dilinin kurulmasının herkesin sorumluluğu olduğunu söyledi.

Hatimoğulları, “Barışın dilini kurmak sadece bir kesimin değil, burada özne olan herkesin görevidir” dedi.

“Acılar yarıştırılmaz”

Barış annelerinin yaşadıkları acılara rağmen barış için çağrılarını sürdürdüğünü belirten Hatimoğulları, annelerin gözyaşlarının ortak olduğunu söyledi.

Hatimoğulları, “Bizler ne gerilla annesi olarak ne de asker annesi olarak artık bu topraklarda gözyaşı dökmek istemiyoruz. Anaların gözyaşının rengi aynı” ifadelerini kullandı.

Diyarbakır'dan Türkiye'nin farklı kentlerine uzanan bir barış köprüsü kurmak istediklerini söyleyen Hatimoğulları, “Birileri acı yarıştırmaya kalkıyor. Biz buna asla müsaade etmeyeceğiz. Acılar yarıştırılmaz” dedi.

“Barışı savunanlar, savaşları çıkaranlardan çok daha güçlüyüz”

Dünyanın farklı bölgelerinde savaş ve çatışmaların sürdüğüne dikkat çeken Hatimoğulları, özellikle Orta Doğu'daki çatışmalara işaret etti.

Türkiye'nin kendi iç barışını güçlendirirken bölgesel ve küresel barış için de sorumluluk üstlenmesi gerektiğini belirten Hatimoğulları, “Bizler Türkiye'de iç barışı, bölgede barışı savunuyoruz. Dünyada barışı savunuyoruz” dedi.

Hatimoğulları, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bizler şunu biliyoruz ki biz barışı savunanlar, savaşları çıkaranlardan çok daha güçlüyüz. Yeter ki bir arada olalım, yeter ki kenetlenelim.”

Barış sürecini sekteye uğratmaya yönelik girişimler karşısında kararlı duracaklarını belirten Hatimoğulları, “Barış konusunda kararlı olmaya, barış için mücadele etmeye, barış için kenetlenmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

ANKA

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, kalıcı barışın demokrasi, adalet ve eşit yurttaşlıktan geçtiğini belirtti
Salı, Eylül 1, 2026 - 21:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
Tülay Hatimoğulları: Kalıcı barışın yolu demokrasiden geçiyor
copyright Independentturkish: 

Eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’e Süleymancılar soruşturmasında yurt dışına çıkış yasağı

Eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin hakkında, Süleymancılar cemaatinin lideri Alihan Kuriş’e yönelik yürütülen “çıkar amaçlı suç örgütü” soruşturması kapsamında yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbiri uygulandı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında Şahin’in, “örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme” ve “suçluyu kayırma” suçlamaları kapsamında ifadesi alındı.

Şahin, yaklaşık 3,5 saat süren ve 12 sayfadan oluştuğu öğrenilen ifadesinin ardından adli kontrol talebiyle nöbetçi sulh ceza hâkimliğine sevk edildi.

Savcılık, Şahin hakkında Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 220/7. maddesi kapsamında “örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme” ile 283/1. maddesi kapsamında “suçluyu kayırma” suçlarından yurt dışına çıkış yasağı uygulanmasını talep etti.

Soruşturmanın odağında Şahin adına kayıtlı araç

Şahin’in soruşturma kapsamında ifadesine başvurulmasının, tutuklu bulunan Hilmi Tuna Kuriş’in yurt dışına çıkarılmasına yönelik girişimde kullanıldığı belirlenen araçla bağlantılı olduğu öğrenildi.

Söz konusu aracın Şahin’in adına kayıtlı olduğu tespit edilmişti.

Şahin, Ankara Adliyesi’ne gelerek savcılıkta ifade verdi. İfadesinin ardından adli kontrol talebiyle nöbetçi sulh ceza hâkimliğine gönderildi.

Yurt dışına çıkış yasağı uygulandı

Nöbetçi sulh ceza hâkimliği, savcılığın talebi doğrultusunda Şahin hakkında yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar verdi.

Soruşturmanın, Alihan Kuriş hakkında yürütülen “çıkar amaçlı suç örgütü” soruşturması kapsamında sürdüğü bildirildi.

Independent Türkçe

Eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin hakkında, Süleymancılar soruşturması kapsamında “örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme” ve “suçluyu kayırma” iddialarıyla yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbiri uygulandı
Salı, Eylül 1, 2026 - 20:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’e Süleymancılar soruşturmasında yurt dışına çıkış yasağı
copyright Independentturkish: 

Türkiye: Rusya-Ukrayna savaşında gerilimin artmasından endişeliyiz

Türkiye'nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ahmet Yıldız, Rusya-Ukrayna savaşında diplomatik süreçteki çıkmazın devam etmesi nedeniyle gerilimin tırmanmasından endişe duyduklarını belirterek, iki ülke arasındaki müzakere sürecinin yeniden başlatılmasının önemine dikkat çekti.

BM Genel Kurulu'nda Rusya-Ukrayna savaşındaki son gelişmelerin ele alındığı toplantıda konuşan Yıldız, Türkiye'nin savaşa ilişkin yaklaşımını ve diplomatik çözüm çabalarını değerlendirdi.

Yıldız, diplomatik süreçteki çıkmazın devam ettiğini belirterek, savaşın çok sayıda sivilin hayatını kaybetmesine ve büyük hasara yol açtığını söyledi.

Yıldız'dan müzakere çağrısı

Savaşın devam etmesinden en büyük zararı sivillerin gördüğünü ifade eden Yıldız, Rusya ve Ukrayna arasındaki müzakere sürecinin yeniden canlandırılması gerektiğini söyledi.

Yıldız, bu süreçte Birleşmiş Milletlerin daha etkin bir rol üstlenmesi gerektiğini belirterek, Türkiye'nin savaşın başından bu yana diplomatik çözüm ve müzakerelerden yana tutum sergilediğini hatırlattı.

Türkiye'nin diplomasiyi önceleyen yaklaşımını sürdüreceğini vurgulayan Yıldız, barışın sağlanmasının zorlu uzlaşmaları gerektireceğini ve tarafların müzakere masasına dönmesi gerektiğini ifade etti.

"Yeni müzakere turları sürece ivme kazandırabilir"

Diplomatik sürece ilişkin umutların devam ettiğini belirten Yıldız, Rusya ve Ukrayna arasında yeni müzakere turlarının gerçekleştirilmesinin sürece yeni bir ivme kazandırabileceğini söyledi.

Yıldız, "Rusya ile Ukrayna arasında yapılacak yeni müzakere turlarının sürece yeni bir ivme kazandıracağını ve bunun da nihayetinde barışa giden yolu açacağını umuyoruz. Diplomasiyle bu savaşın sona ermesi için çalışmaya devam edeceğiz. Türkiye, uluslararası hukuk ilkeleri ve BM Şartı’na dayalı olarak Ukrayna’da adil ve kalıcı bir barışın sağlanmasına kararlıdır." ifadelerini kullandı.

Kırım Tatar Türklerinin durumu

Büyükelçi Yıldız, konuşmasında Kırım Tatar Türklerinin durumuna da değindi.

Kırım Tatar Türklerinin refahının, kimliklerinin, kültürlerinin, dillerinin ve haklarının korunmasının Türkiye açısından büyük önem taşıdığını belirten Yıldız, Kırım Tatar Türklerinin ana vatanlarında güvenlik ve haysiyet içinde yaşama imkanlarının korunması gerektiğini söyledi.

Yıldız, Kırım Tatar Türklerinin kültürel mirasının korunmasının önemine dikkat çekti.

Türkiye'nin Kırım konusundaki tutumu

Kırım'ın 2014 yılında işgali ve yasa dışı ilhakından bu yana Türkiye'nin Ukrayna'nın toprak bütünlüğüne ilişkin tutumunun açık olduğunu belirten Yıldız, Ankara'nın bu yaklaşımını uluslararası hukuk temelinde sürdüreceğini ifade etti.

AA

Türkiye’nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ahmet Yıldız, Rusya-Ukrayna savaşında gerilimin tırmanmasından endişe duyduklarını belirterek, müzakere sürecinin yeniden canlandırılması çağrısında bulundu
Salı, Eylül 1, 2026 - 20:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Türkiye: Rusya-Ukrayna savaşında gerilimin artmasından endişeliyiz
copyright Independentturkish: 

ABD ordusu, İran'da Devrim Muhafızları Ordusu hedeflerine saldırı başlattıklarını duyurdu

CENTCOM'un, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından konuya ilişkin açıklama yapıldı.

Açıklamada, İran'ın Hürmüz Boğazı'nda ticari gemilere ve bölgedeki ABD personeline "saldırı girişimleri"nde bulunduğu gerekçesiyle Devrim Muhafızları Ordusu hedeflerine saldırı başlatıldığı ifade edildi.

ABD'nin saldırı tehdidinin ardından İran basını, Hürmüz Boğazı üzerindeki Keşm Adası'nın çevresinde 5'ten fazla patlama sesi duyulduğunu bildirmişti.

Keşm Adası'nın çevresinde 5'ten fazla patlama sesi duyuldu

ABD’nin saldırı tehdidinin ardından İran basını, Hürmüz Boğazı üzerindeki Keşm Adası'nın çevresinde 5'ten fazla patlama sesi duyulduğunu bildirdi.

İran basını Keşm Adası'nın yanı sıra Bender Abbas ve Sirik kenti çevresinde de patlama sesleri duyulduğunu bildirdi.

İran Devrim Muhafızları: ABD saldırılarının karşılığı “pişmanlık verici” olacak

İran Devrim Muhafızları Ordusu, ABD’nin İran’ın güneyindeki çok sayıda hedefe yönelik saldırılarına karşılık verileceğini açıkladı.

İran resmi haber ajansı IRNA’nın aktardığı yazılı açıklamada, ABD ordusunun ülkenin güneyinde, aralarında bazı sivil bölgelerin de bulunduğu çok sayıda noktayı bombaladığı belirtildi.

Açıklamada, ABD saldırılarının Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilimi artırdığı belirtilerek, şu ifadelere yer verildi:

“Bu saldırılar, Hürmüz Boğazı’nın kilidini daha da sıkılaştırdı ve savaşçıların Hürmüz Boğazı’na müdahale eden yabancı güçleri bastırma konusundaki kararlılığını daha da güçlendirdi.”

Devrim Muhafızları, ABD saldırılarına verilecek karşılığın “pişmanlık verici” olacağını bildirdi.

50’nci MQ-9’un düşürüldüğü iddiası

Açıklamada ayrıca İran ordusunun ABD’ye ait MQ-9 tipi bir insansız hava aracını düşürdüğü öne sürüldü. Bunun, İran tarafından düşürüldüğü iddia edilen 50’nci MQ-9 olduğu belirtildi.

İran’ın ABD saldırılarına yönelik misillemesinin ayrıntılarının ise daha sonra açıklanacağı kaydedildi.

AA, ANKA

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), İran'da Devrim Muhafızları Ordusu hedeflerine saldırı başlattıklarını açıkladı
Salı, Eylül 1, 2026 - 20:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
ABD ordusu, İran'da Devrim Muhafızları Ordusu hedeflerine saldırı başlattıklarını duyurdu
copyright Independentturkish: 

İstanbul 2 Nolu Barosu, İsrailli yöneticilerin Gazze'de işledikleri suçlara ilişkin ek delilleri UCM'ye sunacak

Avukatlar, Lahey'e hareket etmeden önce İstanbul Havalimanı VIP Salonu önünde basın açıklaması yaptı.

Grup adına basın açıklamasını okuyan İstanbul 2 Nolu Barosu Başkanı Avukat Yasin Şamlı, insanlığın vicdanının sesi olarak Gazze'de katledilen kadınların ve çocukların haklarını, mazlumların adalet talebini Lahey'e taşıdıklarını söyledi.

İsrail'in Gazze'de masum insanlara karşı soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve saldırı suçu işlemeye devam ettiğini belirten Şamlı, imzalanan ateşkes anlaşmalarına, Birleşmiş Milletlerin çağrılarına, UCM kararlarına ve Uluslararası Adalet Divanının tedbir kararlarına rağmen saldırıların durmadığını kaydetti.

Şamlı, cezasızlığın soykırımcıları cesaretlendirdiğine dikkati çekerek, "Gazze'de yalnızca insanlar öldürülmüyor. Hastaneler, okullar, ibadethaneler, mülteci kampları, yardım sıraları, tarım alanları ve bir halkın geleceği hedef alınıyor." dedi.

Başvuru dosyasına esas alınan verilere göre bugüne kadar yaklaşık 80 bin masumun katledildiğini, bunların yüzde 75'ini kadınlar ve çocukların oluşturduğunu aktaran Şamlı, bir halkın kadınlarını, çocuklarını ve doğmamış nesillerini hedef alan bu sistematik vahşet fiillerinin açık bir yok etme iradesi olduğunu vurguladı.

Yasin Şamlı, Uluslararası Ceza Mahkemesine delil olarak sunulacak dosyada yalnızca belgelerin bulunmadığını belirterek, "Her sayfada bir hayat, her görüntüde bir feryat, her delilde insanlığın ortak vicdanının tahribi vardır." ifadesini kullandı.

Hukuki süreç 2023'te UCM'ye taşındı

İstanbul 2 Nolu Barosu olarak 15 Kasım 2023 tarihli dilekçeyle, İsrailli yöneticilerin Gazze'de işledikleri soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve saldırı suçu nedeniyle hukuki süreci başlattıklarını anlatan Şamlı, başvuruyu 5 Aralık 2023'te UCM'ye taşıdıklarını hatırlattı.

Farklı ülkelerden 3 bin 61 hukukçunun bu başvuruya imzasıyla destek verdiğini vurgulayan Şamlı, "Daha sonra suç duyurusunu kamuoyunun imzasına açtık. 'Gazzeicinimza.com' üzerinden 674 bin 674 çevrim içi, fiziki olarak da 2 bin 321 ıslak imza toplandı. Böylece toplam 676 bin 995 kişi, bu suçların cezasız kalmaması için iradesini ortaya koydu. Bu rakam yalnızca bir sayı değildir, yüz binlerce insanın adalet haykırışıdır." diye konuştu.

Şamlı, UCM'ye sunulacak dosyada yer alan delillere ilişkin şunları kaydetti:

"Dosyada 119 kronolojik fotoğraf kaydı yer almaktadır. Bu kayıtlarda aç bırakılan bebekler, yardım beklerken hedef alınan siviller, saldırılarda hayatını kaybeden kadın ve çocuklar ile zorla yerinden edilen ailelere ait toplam 119 fotoğraf bulunmaktadır. Dosyada ayrıca Gazze'de kadınlar, çocuklar, yasaklı silahlar, açlık, gazeteciler, sağlık çalışanları, işgal, etnik temizlik, işkence ve insanlık dışı muameleye ilişkin kapsamlı çalışmaların yer aldığı toplam 9 delil kitabı bulunmaktadır. Bir mağdurun ve bir mağdur yakınının doğrudan anlatımlarını içeren noter tasdikli beyanlar ile işlenen suçları, saldırıların sonuçlarını ve mağduriyetleri kayıt altına alan 25 video kaydını içeren 25 CD de dosyada yer almaktadır."

Bu delillerle aç bırakma, zorla yerinden etme, sağlık sistemini çökertme, kadınları ve çocukları öldürme ve bir halkın hayat şartlarını bütünüyle ortadan kaldırma fiillerini ortaya koyduklarını aktaran Şamlı, şöyle devam etti:

"Bu fiiller soykırım suçunun maddi ve manevi unsurlarını ortaya koymaktadır. Delil niteliğindeki fotoğraflar arasında açlıktan hayatını kaybeden iki aylık bebek, ailesini kaybetmiş bir çocuk, yardım beklerken vurulan siviller vardır. Bunların her biri ismi, ailesi, hayali ve geleceği olan bir insandır. Mahkemenin önüne koyduğumuz deliller, insanlığın gözleri önünde işlenen suçların inkar edilemez kaydıdır."

"Adaletin ihlaline, gecikmesine izin vermeyin"

UlCM'ye ve dünya kamuoyuna çağrıda bulunan Şamlı, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Önünüzdeki delilleri yalnızca kayda geçirmeyin, görevinizi gecikmeksizin yerine getirin. Tutuklama kararının uygulanmasını sağlayacak adımları atın, sorumluların tamamı hakkında etkili soruşturma yürütün ve adaletin ihlaline, gecikmesine izin vermeyin. Dünya devletlerine de sesleniyoruz. Uluslararası hukuku güçlülerin zayıflara karşı kullandığı bir araç olmaktan çıkarın. Soykırım karşısında tarafsızlık yoktur. Sessizlik, failin yanında durmaktır. Roma Statüsü'nden, Cenevre sözleşmelerinden ve hukukun genel ilkelerinden doğan yükümlülüklerinizi yerine getirin. Bütün devletlerin yargı makamlarını, kendi hukuk düzenlerinin ve uluslararası hukukun tanıdığı yetkileri kullanmaya çağırıyoruz."

Avukat Şamlı, soykırım ve insanlığa karşı suçlar bakımından hiçbir ülkenin failler için güvenli liman olmaması gerektiğini vurgulayarak, zamanaşımına sığınarak, siyasi dokunulmazlık zırhına bürünerek veya devlet gücünü arkasına alarak bu suçlardan kurtulmanın mümkün olmaması gerektiğini söyledi.

Gazze'de hukukun da yargılandığına işaret eden Şamlı, "Eğer çocukların açlıktan ölümüne, hastanelerin bombalanmasına, kadınların ve bebeklerin sistematik biçimde hedef alınmasına rağmen hukukçular susarsa, yalnız Filistinliler değil, bütün insanlık kaybeder. İstanbul 2 Nolu Barosu olarak, Gazze’de katledilenlerin hatırasına, hayatta kalanların adalet talebine ve gelecek nesillere karşı sorumluluğumuzun gereği olarak bu sürecin sonuna kadar takipçisi olacağız." açıklamasında bulundu.

Açıklamanın ardından avukatlar, dosyadaki delilleri basın mensuplarına gösterdi ve Hollanda'ya gitmek üzere uçağa geçti.

AA

İstanbul 2 Nolu Barosu avukatları, İsrailli yöneticilerin Gazze'de işlediği soykırım ve insanlığa karşı suçlara ilişkin toplanan 4 klasör ve 25 CD'lik ek delil dosyasını Uluslararası Ceza Mahkemesine sunmak üzere Hollanda'nın Lahey kentine gitti
Salı, Eylül 1, 2026 - 19:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
İstanbul 2 Nolu Barosu, İsrailli yöneticilerin Gazze'de işledikleri suçlara ilişkin ek delilleri UCM'ye sunacak
copyright Independentturkish: 

İran Meclis Başkanı Kalibaf: Hürmüz Boğazı’nın tam kontrolü silahlı kuvvetlerimizin elinde

Kalibaf, sosyal medya hesabından paylaştığı görüntülü konuşmasında Hürmüz Boğazı’ndaki son duruma ilişkin açıklamalarda bulundu.

"Hürmüz Boğazı’nın tam kontrolü silahlı kuvvetlerimizin elindedir." diyen Kalibaf, ABD’nin Hürmüz Boğazı’ndan bazı gemileri geçirmeye çalıştığını savundu.

Kalibaf, "ABD, hırsızlar ve kaçakçılar gibi birkaç gemiyi boğazdan geçirmeye çalışıyor ancak silahlı kuvvetlerimizin müdahalesiyle karşılaşıyor." ifadelerini kullandı.

ABD'nin İran'a yönelik son saldırılarının Hürmüz Boğazı’nda İran'ın "gücünü kullanmasından" kaynaklandığını savunan Kalibaf, bu saldırılara "ağır karşılık" verdiklerini ileri sürdü.

Kalibaf, "Eğer boğazın kontrolü ABD’nin elindeyse, neden her gün bunu tekrarlamak ve adalarımıza saldırmak zorunda kalıyor?" dedi.

"Hürmüz Boğazı'nın güney koridorunu kullanmaya izin yok"

ABD’nin gemilere Hürmüz Boğazı’ndan geçebilecekleri yönünde güvence verdiğini ancak bu gemilerin saldırıya uğradığını ileri süren Kalibaf, "ABD, mutabakatın aksine boğazın güney güzergahını kullanmaya çalışıyor. Buna izin vermeyeceğiz." şeklinde konuştu.

Savaştan önce Hürmüz Boğazı’ndan günde en az 120 geminin geçtiğini ifade eden Kalibaf, "Bir veya iki geminin bile boğazdan geçmesi, savaş öncesi dönemle kesinlikle kıyaslanamaz." değerlendirmesinde bulundu.

İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki yönetiminin uluslararası hukukla çelişmediğini öne süren Kalibaf, son 15 ayda askeri alanda 10 yıllık ilerleme kaydettiklerini iddia etti.

Ateşkesin ardından farklı ülkelerdeki ABD üslerine yönelik saldırıların "stratejik anlam" taşıdığını belirten Kalibaf, İran’ın füze kapasitesinin düşman tarafından engellenemeyeceği mesajını verdiklerini belirtti.

ABD'nin deniz ablukası: Askeri savaş

Deniz ablukasının "askeri savaş" anlamına geldiğini yineleyen Kalibaf, düşmanın "hibrit savaş" kapsamında İran içinde protestoları terör ve kısa süreli askeri saldırılarla eş zamanlı olarak başlatmayı hedeflediğini söyledi.

İran İslam Cumhuriyeti'nin politikasının ülke lideri Mücteba Hamaney'in talimatı doğrultusunda mutabakatın şartlarının yerine getirilmesi olduğunu dile getiren Kalibaf, şunları kaydetti:

"Toplumsal bütünlük, birbirimize tavsiye etmemiz gereken en önemli toplumsal iyiliktir. Her kesimden tüm siyasetçilerden anlaşmazlıkları bir kenara bırakmalarını istiyorum. Gücümüzü ortaya koyarak mantığımızı düşmana kabul ettireceğiz ve hiçbir zaman askeri ya da siyasi olarak teslim olmayacağız."

AA

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, ABD'nin birkaç gemiyi boğazdan geçirmeye çalıştığını fakat İran Silahlı Kuvvetlerinin müdahalesiyle karşılaşılaştıklarını söyledi
Salı, Eylül 1, 2026 - 19:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
İran Meclis Başkanı Kalibaf: Hürmüz Boğazı’nın tam kontrolü silahlı kuvvetlerimizin elinde
copyright Independentturkish: 

İmamoğlu’nun “Millet Şahidimdir” kitabının toplatılması kararına itiraz edildi

Tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun savunmalarını kitaplaştırdığı “Millet Şahidimdir” adlı kitabın toplatılması, dağıtımının ve satışının yasaklanması kararına avukatları tarafından itiraz edildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliği, 27 Ağustos 2026 tarihli kararıyla İmamoğlu’nun yazarı olduğu kitabın basılmış ve basılmakta olan nüshalarına el konulmasına, dağıtımının ve satışa sunulmasının engellenmesine karar vermişti. İmamoğlu’nun avukatları, 31 Ağustos’ta karara itiraz etti.

İtiraz dilekçesinde, hâkimlik kararının “gerekçesiz, hukuka aykırı ve ölçüsüz” olduğu savunularak kararın kaldırılması talep edildi.

“Hangi ifade hukuka aykırı?”

Dilekçede, hâkimlik kararının yaklaşık bir buçuk sayfa olduğu, kararın önemli bölümünün olayın anlatımı ile Basın Kanunu’nun 3 ve 25’inci maddelerine ilişkin soyut kuralların aktarılmasından oluştuğu belirtildi.

Kitabın halkın farklı kesimleri arasında gerilimi artırabileceği ve kamu düzeni ile kamu güvenliğini bozabileceği yönündeki değerlendirmelerin somut bir gerekçeye dayanmadığı savunuldu.

İtiraz dilekçesinde, kitapta hangi cümle, paragraf veya sayfanın hukuka aykırı olduğunun kararda gösterilmediği belirtilerek, “Hangi ifade, hangi bağlamda, hangi toplumsal kesime yönelmiş/hedef almış, halkın hangi farklı kesimleri arasında nasıl bir gerilim artırabilecek ve bu suretle kamu düzenini bozacak, suç işlenmesine sebep olacaktır?” soruları yöneltildi.

Kararda hangi ifadenin hangi suç tipini oluşturduğunun ve soruşturmanın hangi somut suç isnadı üzerinden yürütüldüğünün de belirtilmediği kaydedildi.

Kitabın içeriğine ilişkin savunma

İtiraz dilekçesinde, “Millet Şahidimdir” kitabının temel olarak İmamoğlu’nun 8 Temmuz 2026 tarihinde İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada yaptığı sorgu kapsamında hazırladığı metinden oluştuğu ifade edildi.

İmamoğlu’nun usuli taleplerini dile getirdiği sırada mahkeme başkanı tarafından sürekli bölündüğü, ardından “susma hakkını kullandığı” yönünde tespit yapıldığı ve sorgusunu tamamlayamadan duruşma salonundan çıkarıldığı belirtildi.

Dilekçede, kitabın aleni yargılama sırasında izleyiciler ve medya aracılığıyla kamuoyunun öğrenebileceği bir sorgu metninden oluştuğu belirtilerek, “Sulh Ceza Hâkimliği müvekkilin aleni duruşmada okuyacağı sorgu metnine el koymuştur” denildi.

AYM’nin Öcalan kararına atıf yapıldı

İmamoğlu’nun avukatları, itiraz dilekçesinde Anayasa Mahkemesi’nin 25 Haziran 2014 tarihli, Abdullah Öcalan’ın basılmakta olan kitabına ilişkin kararına da atıfta bulundu.

Söz konusu kararda basılmamış bir kitaba el konulması ve buna yapılan itirazın reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ile basın özgürlüğünü düzenleyen 26 ve 28’inci maddelerinin ihlal edildiğinin tespit edildiği hatırlatıldı.

Dilekçede, Anayasa Mahkemesi’nin kararında basın özgürlüğünün kural, sınırlamanın ise istisna olduğunun vurgulandığı belirtilerek, aynı ilkelerin İmamoğlu’nun kitabı açısından da geçerli olduğu savunuldu.

“Somut cümle ve sayfalar gösterilmeli”

Dilekçede ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi kararlarına göre siyasi nitelikte görüş ve bilgiler içeren yayınlara müdahalenin ancak şiddet kullanımına yönelik çağrı veya özendirme bulunması halinde mümkün olabileceği ileri sürüldü.

İtirazda, “Sulh Ceza Hâkimliğinin kitaptan buna örnek oluşturacak tek bir cümle aktaramamasının sebebi açıktır: Kitapta bu anlama gelecek hiçbir ifade yoktur” denildi.

Hâkimlik kararında “halkın farklı kesimleri arasında gerilimi artırabilecek” ifadeler bulunduğunun belirtildiği ancak hangi toplumsal kesimin hangi ifadelerle hedef alındığının açıklanmadığı kaydedildi.

Bu gerekçenin Türk Ceza Kanunu’nun 216’ncı maddesinde düzenlenen “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçuna işaret ettiği değerlendirilerek, böyle bir karar verilebilmesi için somut cümle, paragraf ve sayfaların gösterilmesi gerektiği savunuldu.

“El koyma” kararının fiilen toplatma olduğu savunuldu

İtiraz dilekçesinde, hâkimlik kararında “el koyma” ifadesinin kullanılmasına rağmen tüm nüshalara el konulmasının fiilen “toplatma” anlamına geldiği belirtildi.

5187 sayılı Basın Kanunu’nun 25’inci maddesi kapsamında yalnızca sınırlı sayıda nüshaya el konulabileceği, toplatma şeklinde bir karar verilmesinin ise kanunen mümkün olmadığı ileri sürüldü.

Dilekçede, “Toplatma yerine adı değiştirilerek el koyma diye yazılması kanunilik ilkesine aykırıdır” ifadeleri kullanıldı.

Kitabın bütünü incelenmeden ve hangi bölümünün hangi nedenle hukuka aykırı olduğu ortaya konulmadan yasaklama kararı verilmesinin de ölçüsüz olduğu savunuldu.

“Muhalefetin sesinin kısıldığı bir ülke demokrasi olarak nitelendirilemez”

İtiraz dilekçesinde, İmamoğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı olması nedeniyle görüşlerinin kamuoyuna ulaşmasının, yurttaşların bilgi edinme ve farklı siyasi görüşlere erişme hakkıyla bağlantılı olduğu belirtildi.

Dilekçede, “Yurttaşlar siyasal iktidarın fikirlerine ulaştığı gibi muhalefetin cumhurbaşkanı adayı olan müvekkilin fikirlerine de serbestçe ulaşacaklar ve özgür kanaatlerini bu fikirleri yarıştırarak kendileri vereceklerdir” denildi.

Sadece siyasal iktidarın sesinin serbest olduğu, muhalefetin sesinin ise kısıtlandığı bir ülkenin demokrasi olarak nitelendirilemeyeceği savunuldu.

İmamoğlu’nun avukatları, kitabın toplatılması, dağıtımının ve satışa sunulmasının engellenmesine ilişkin kararın kaldırılmasını talep etti.

Hâkimliğin aksi kanaatte olması halinde dosyanın itirazı değerlendirmek üzere İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliği’ne gönderilmesi istendi.

ANKA

Ekrem İmamoğlu’nun “Millet Şahidimdir” kitabının toplatılması ve satışının yasaklanması kararına avukatları itiraz etti. Dilekçede kararın gerekçesiz ve ölçüsüz olduğu savunularak kaldırılması talep edildi
Salı, Eylül 1, 2026 - 18:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
İmamoğlu’nun “Millet Şahidimdir” kitabının toplatılması kararına itiraz edildi
copyright Independentturkish: 

Kısa haberler

Sahel Devletleri Konfederasyonu, Nijer'deki isyan girişimini kınayarak hükümete tam destek açıkladı

Sahel Devletleri Konfederasyonu (AES), Nijer'in başkenti Niamey'de 28 Ağustos gecesi meydana gelen askeri isyan girişiminin ardından Nijer'e ve ülkenin kurumlarına tam destek verdiğini açıkladı.

AES tarafından yapılan açıklamada, bir grup askerin “istikrarsızlaştırma girişimi” olarak nitelendirilen eylemlere karıştığı ve başkentteki 101 No'lu Hava Üssü ile bazı hassas noktaların hedef alındığı belirtildi.

Açıklamada, girişimin Nijer silahlı kuvvetlerinin müdahalesiyle kontrol altına alındığı ve başarısızlığa uğratıldığı kaydedilerek, olay “ihanet” olarak nitelendirildi.

Nijer güvenlik ve savunma güçlerinin bağlılık, cesaret ve profesyonelliğinin övgüyle karşılandığı belirtilen açıklamada, askerlerin görevlerine bağlı kalarak isyan girişimine karşı koymasının başkentte düzenin yeniden sağlanmasına katkıda bulunduğu ifade edildi.

AES, Nijer'in kurumlarına tam desteğini yineleyerek, Nijer yönetimiyle birlikte egemenlik ve barışın korunması yönündeki mücadelenin sürdürüleceğini bildirdi.

Açıklamada ayrıca, Sahel bölgesindeki üç ülkenin birlik, bütünlük ve istikrarının korunmasına yönelik kararlılık vurgulanarak, üye ülkelerden birinin istikrarını hedef alan herhangi bir girişimin konfederasyonun tamamını ilgilendiren bir mesele olduğu kaydedildi.

Konfederasyon, Nijer, Mali ve Burkina Faso halklarına da dezenformasyon, kamuoyunu manipüle etme ve toplumsal bölünmeyi körükleme girişimlerine karşı azami dikkat gösterme çağrısında bulundu.

Nijer'in başkenti Niamey'de 28 Ağustos'u 29 Ağustos'a bağlayan gece, Diori Hamani Uluslararası Havalimanı ile Cumhurbaşkanlığı Sarayı çevresinde yoğun silah sesleri ve patlamalar duyulmuştu. Havalimanı bünyesindeki 101 No'lu Hava Üssü'nün de hedef alındığı olayların ardından Nijer Savunma Bakanlığı, askeri hareketliliğin güvenlik güçlerinin müdahalesiyle kontrol altına alındığını açıklamıştı.


Mehdi Zana’nın cenaze programı belli oldu

Kürt siyasetçi ve eski Diyarbakır Belediye Başkanı Mehdi Zana, yaşamını yitirdi. Zana için düzenlenecek anma ve cenaze programının ayrıntıları Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi tarafından açıklandı.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, 1977-1980 yılları arasında Diyarbakır Belediye Başkanlığı görevini yürüten Mehdi Zana için yarın saat 11.00’de Büyükşehir Belediyesi ana hizmet binası önünde anma töreni düzenleneceği belirtildi.

Zana’nın cenazesinin, saat 13.00’te Ulu Cami’de kılınacak cenaze namazının ardından Yeniköy Mezarlığı’nda toprağa verileceği bildirildi.

Defin işleminin ardından taziyelerin Liceliler Yas Evi’nde kabul edileceği açıklandı.

Belediyenin paylaşımında, “Tüm halkımızı anma törenine ve son yolculuğunda Mehdi Zana’yı uğurlamaya davet ediyoruz” ifadelerine yer verildi.


Erzincan-Sivas kara yolu heyelan nedeniyle ulaşıma kapatıldı

Erzincan-Sivas kara yolu, Sakaltutan Geçidi'nde sağanak yağışın ardından meydana gelen heyelan nedeniyle trafiğe kapatıldı.

Tüneller mevkisinde akşam saatlerinde etkili olan sağanağın ardından heyelan meydana geldi.

Heyelan nedeniyle kara yolunun ulaşıma kapanması sonucu her iki yönde de uzun araç kuyrukları oluştu.

Üniversite Kavşağı'nda önlem alan trafik ekipleri, araçların geçişine izin vermedi.

Karayolları ekiplerinin yol temizleme çalışmalarını sürdürdüğü bölgede yağış devam ediyor.


Çanakkale'de rahatsızlanan komedyen Cem Yılmaz'ın hastanedeki tedavisi sürüyor

Çanakkale'de rahatsızlanan komedyen Cem Yılmaz'ın anjiyosunun iyi geçtiği ve tedavisinin sürdüğü bildirildi.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ercan Akşit, gazetecilere yaptığı açıklamada, Ayvacık ilçesine bağlı Paşaköy'deki evinde rahatsızlanan ve ambulansla Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Hastanesi Koroner Yoğun Bakım Ünitesine kaldırılan Yılmaz'ın, hastaneye kalbin ön yüzünü ilgilendiren kalp kriziyle başvurduğunu söyledi. Hastaneye geldiğinde Yılmaz'ın bilincinin açık olduğunu aktaran Akşit, şöyle konuştu:

Hemen anjiyo laboratuvarına aldık. El bileğinden yaklaşık 40 dakikada balon ve stent işlemini tamamladık. Kendisi yoğun bakımda. Şu an durumu stabil. Takibini burada 2 gün boyunca sürdürmeyi planlıyoruz. Umarım sağlıcakla yakında ailesine kavuşur. Anjiyosu çok güzel geçti. Kalp krizini ilgilendiren damara balon ve stent işlemleri uyguladık. Şu anda yatağında istirahat ediyor.

Cem Yılmaz'ın 2 gün sonra taburcu edilebileceğini ve durumunun stabil olduğunu ifade eden Akşit, şunları kaydetti:

Şu anda tek damar, bir ufak yan damarı için ileride gerekir mi diye sonra bakıyoruz. Şu an kalp krizini ilgilendiren damarı açıyoruz. Diğer yan damar için de ayrıntılı bakacağız. Belki ona hiç işlem yapmaya gerek kalmayacak. Orası ilaçla idare eder. Bizim kalp krizi türlerimiz var. Bir insanın geçirebileceği kalp krizlerinden biriyle geldi. Sağ olsun Ayvacık Devlet Hastanesindeki arkadaşlar çok güzel müdahale etmişler. 112 Acil Çağrı Merkezi, ambulansı çok hızlı yönlendirmiş. Herkes, Ayvacık'tan itibaren göğüs ağrısı başladığı andan beri Cem Bey’e güzel müdahale etmiş.

Açıklama sırasında Yılmaz'ın ağabeyi Can Yılmaz, İl Sağlık Müdürü Hakan Görgülü, ÇOMÜ Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. İbrahim Eren Pek ve ÇOMÜ Genel Sekreteri Oğuz Ünal da yer aldı.

Independent Türkçe, Türkiye ve dünyadan güncel haberleri okurları için derledi
Pazar, Ağustos 30, 2026 - 00:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: Independent Türkçe</p>

Type: 
SEO Title: 
Kısa haberler
copyright Independentturkish: 

Melih Gökçek hakkında yurt dışına para aktarımı iddiasıyla soruşturma

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Medya İletişim Bürosu, bazı basın ve yayın organlarında İbrahim Melih Gökçek hakkında yer alan iddialara ilişkin yazılı açıklama yaptı.

Açıklamada, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla resen soruşturma başlatıldığı belirtilerek, şu ifadelere yer verildi:

Bazı basın ve yayın organlarında, İbrahim Melih Gökçek hakkında yurt dışındaki şirketlere kayıt dışı para aktarıldığı yönünde öne sürülen iddialara ilişkin olarak, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla Cumhuriyet Başsavcılığımızca resen soruşturma başlatılmıştır.

Melih Gökçek’ten hakkında başlatılan soruşturmaya ilişkin açıklama

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hakkında resen soruşturma başlatıldığını duyurmasının ardından eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’ten açıklama geldi.

Gökçek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, soruşturmanın gazeteci Murat Ağırel’in kendisi hakkındaki iddialarıyla ilgili başlatıldığını belirtti.

Gökçek açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

Biraz önce medyaya intikal eden bilgilere göre Ankara Başsavcılığı, Murat Ağırel’in benim hakkımdaki iddialarıyla ilgili olarak maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla resen soruşturma başlatmıştır… Allah’ın izniyle veremeyeceğim hesabım yoktur. Gerekli bilgileri savcılığa vereceğim… Kendimi Türk adaletine teslim ediyorum…

 

Independent Türkçe, ANKA

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Melih Gökçek hakkında yurt dışındaki şirketlere kayıt dışı para aktarıldığı yönündeki iddialara ilişkin resen soruşturma başlattı
Cumartesi, Ağustos 29, 2026 - 23:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Melih Gökçek hakkında yurt dışına para aktarımı iddiasıyla soruşturma
copyright Independentturkish: 

Kürt siyasetinin önemli isimlerinden Mehdi Zana hayatını kaybetti

Kürt siyasetçi ve Diyarbakır eski Belediye Başkanı Mehdi Zana, KOAH nedeniyle tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. Kısa süre önce hastaneye kaldırılan ve yoğun bakımda tedavi altına alınan Zana, 85 yaşındaydı.

Mehdi Zana’nın cenazesi yarın Diyarbakır’daki Yeniköy Mezarlığı’nda toprağa verilecek.

Mehdi Zana kimdir?

20 Aralık 1940’ta Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde doğan Mehdi Zana’nın soyadı “Bilici” idi. Zana, daha sonra bu soyadını Kürtçede “bilge” anlamına gelen “Zana” ile değiştirdi.

Eski DEP Milletvekili Şükran Zana’nın kardeşi, DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Leyla Zana’nın ise eşiydi. İki çocuk babası olan Zana, 1975 yılında Leyla Zana ile evlendi.

Siyasi faaliyetlerine genç yaşta başlayan Zana, Devrimci Doğu Kültür Ocakları’nın (DDKO) yöneticileri arasında yer aldı. 1963’te Türkiye İşçi Partisi’ne (TİP) katılan Zana, TİP Silvan Şubesi’nin kuruluşunda rol aldı ve iki yıl boyunca şube başkanlığı yaptı.

Mehdi Zana, 1978 yerel seçimlerinde bağımsız aday olarak Diyarbakır Belediye Başkanı seçildi. 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından tutuklanan Zana, çeşitli suçlardan hüküm giydi. Cezasını Diyarbakır, Aydın, Afyon ve Eskişehir cezaevlerinde geçirdi.

Yaşamının farklı dönemlerinde toplam 16 yıl cezaevinde kalan Zana, siyasi mücadelesi nedeniyle uzun yıllar baskı ve tutuklulukla karşı karşıya kaldı.

1994'ten sonra yaklaşık 10 yıl İsveç’te yaşayan Zana, Ekim 2004’te Türkiye’ye döndü. Yurda dönüşünün ardından hakkında yürütülen davalar kapsamında gözaltına alınan Zana, daha sonra serbest bırakıldı.

Anılarını kitaplaştırdı

Siyasi yaşamına ve deneyimlerine ilişkin anılarını kaleme alan Mehdi Zana, bu çalışmalarını kitaplaştırdı. “Bekle Diyarbakır” adlı anı kitabında, siyasal bilincinin oluşmasında terzihanenin oynadığı role de yer verdi.

Zana’nın yaşamı, Diyarbakır’ın yakın siyasi tarihi ve Kürt siyasal hareketinin önemli dönemleriyle iç içe geçti.

DEM Parti Eş Genel Başkanlarından Mehdi Zana için taziye mesajı

Bakırhan, kısa süre önce tedavi gördüğü hastanede ziyaret ettiği Zana’nın yeniden sağlığına kavuşmasını dilediklerini belirterek, şunları kaydetti:

Diyarbakır eski Belediye Başkanı, Kürt siyasetinin değerli isimlerinden Mehdi Zana’yı tedavi gördüğü hastanede ziyaret etmiş, bir an önce sağlığına kavuşmasını ve yeniden aramızda olmasını dilemiştik. Ne yazık ki bugün acı haberini aldık. Mehdi Zana, Kürt siyasi tarihinin en zorlu dönemlerinde mücadele etmiş, inandığı değerler uğruna ağır bedeller ödemiş bir isimdi. Başta ailesi ve yakınları olmak üzere, tüm sevenlerine ve Kürt halkına başsağlığı diliyorum.

Hatimoğulları ise paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

Diyarbakır eski Belediye Başkanı, değerli Kürt siyasetçi ve mücadele insanı Mehdi Zana’yı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz. Mehdi Zana’yı, halkının hakları ve özgürlüğü için verdiği mücadele ve bıraktığı değerli mirasla daima hatırlayacağız. Leyla Zana’ya, kıymetli ailesine, yakınlarına ve Kürt halkına başsağlığı diliyorum.

Neçirvan Barzani’den Mehdi Zana için taziye mesajı

IKBY Başkanı Neçirvan Barzani, tedavi gördüğü hastanede 85 yaşında yaşamını yitiren eski Diyarbakır Belediye Başkanı Mehdi Zana için yayımladığı taziye mesajında, “Türkiye’deki Kürt siyasi mücadelesinin önde gelen isimlerinden biriydi. Ömrünün uzun yıllarını halkının haklarını savunmaya adadı ve bu uğurda büyük bedeller ödedi” ifadelerini kullandı.

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani, sosyal medya hesabından yayımladığı mesajda, Mehdi Zana’nın yaşamını yitirmesi dolayısıyla Leyla Zana ile ailesine, yakınlarına ve arkadaşlarına başsağlığı diledi. Barzani’nin mesajı şöyle:

Tanınmış Kürt siyasetçi Mehdi Zana’nın vefatı dolayısıyla Leyla Zana’ya, ailesine, yakınlarına ve arkadaşlarına başsağlığı diliyorum. Merhum, Türkiye’deki Kürt siyasi mücadelesinin önde gelen isimlerinden biriydi. Ömrünün uzun yıllarını halkının haklarını savunmaya adadı ve bu uğurda büyük bedeller ödedi. Ailesinin, yakınlarının ve arkadaşlarının acısını paylaşıyorum. Yüce Allah’tan ruhunu rahmetiyle şad etmesini, hepsine sabır ve metanet vermesini diliyorum.

 

Independent Türkçe, ANKA

1978’de bağımsız aday olarak Diyarbakır Belediye Başkanı seçilen ve siyasi yaşamının farklı dönemlerinde toplam 16 yıl cezaevinde kalan Mehdi Zana, tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti
Cumartesi, Ağustos 29, 2026 - 20:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: X</p>

Type: 
SEO Title: 
Kürt siyasetinin önemli isimlerinden Mehdi Zana hayatını kaybetti
copyright Independentturkish: 

Warner Bros Discovery'nin Paramount'a devrine koşullu izin

Rekabet Kurulu, Warner Bros. Discovery Inc'nin tek kontrolünün Paramount Skydance Corporation tarafından devralınması işlemine koşullu izin verilmesini kararlaştırdı.

Rekabet Kurumunun internet sitesinden yapılan açıklamada, karara ilişkin bilgi verildi.

Kurulun, söz konusu işleme Paramount tarafından sunulan taahhütler çerçevesinde, koşullu izin verildiği belirtilen açıklamada, Paramount ve Warner Bros'un faaliyetleri arasında çeşitli yatay ve dikey örtüşmelerin tespit edildiği vurgulandı.

Açıklamada, işlemin gerçekleşmesi halinde "sinemalarda gösterilmek üzere filmlerin dağıtımı", "televizyon kanallarının toptan tedariki" ve "abonelik temelli isteğe bağlı video yayını hizmetleri (SVOD)" pazarlarında ortaya çıkabilecek rekabet karşıtı endişelerin giderilmesi amacıyla Paramount'un sunduğu taahhütlerin değerlendirildiğine dikkati çekilerek, şu ifadelere yer verildi:

İlk olarak, Paramount'un 'sinemalarda gösterilmek üzere filmlerin dağıtımı' pazarında, Universal ile kontrol ettiği UIP Türkiye aracılığıyla elde ettiği pazar payına yönelik rekabet endişesinin giderilmesi amacıyla, Paramount'un, UIP Türkiye üzerindeki hissedarlığını sonlandıracağı taahhüt edilmiştir. Taahhüte ek olarak, Paramount, Universal ile birlikte Türkiye'de ortak film dağıtımına yönelik ortak girişim veya benzeri bir ticari yapı kurmayacak, Paramount ve Warner Bros filmlerinin dağıtımı Universal veya Walt Disney filmlerini de dağıtan üçüncü taraflarla birleştirilmeyecek. İlaveten UIP Türkiye bünyesinde Warner Bros ve Universal'ın faaliyetleri birbirinden bağımsız yürütülecektir.

Türkiye pazarına özgü iki taahhüt daha sunuldu

Paramount tarafından Avrupa Komisyonuna verilen taahhütlere ilave olarak Türkiye pazarına özgü iki taahhüt daha sunulduğu bildirilen açıklamada, "Buna göre, ilk olarak, Paramount, sinemada gösterilen filmlerin Paramount ve Warner Bros'un sahip olduğu SVOD platformlarında ilk kez erişime sunulmasını takip eden üç yıllık münhasırlık süresinin sona ermesiyle birlikte ilgili filmleri Türkiye'de, piyasa koşullarında, üçüncü taraf platformlara lisanslamak üzere mevcut kılmayı taahhüt etmiştir. Bu taahhüt, kapanış tarihinden itibaren 5 yıllık bir süre boyunca uygulanacaktır." bilgisi paylaşıldı.

Açıklamada, ikinci olarak, televizyon kanallarının toptan tedarikine ilişkin olarak Paramount ve Warner Bros tarafından Digiturk, TV+, Tivibu, D-Smart ve diğer lineer televizyon sağlayıcıları ile akdedilen ve halen yürürlükteki sözleşmelerin süresinin, ilgili lineer TV sağlayıcısının talebi üzerine, aynı hüküm ve koşullarla 31 Aralık 2029'a kadar uzatılacağının taahhüt edildiği belirtilerek, şunlar kaydedildi:

Paramount ve Warner Bros'un mevcut televizyon kanallarını Türkiye'de kendi kontrolündeki SVOD platformlarında sunmaya devam ettiği sürece söz konusu kanalları üçüncü kişilere piyasa koşullarında lisanslamak üzere mevcut kılacağı da taahhüt edilmiştir. Kurul, Paramount tarafından sunulan taahhütlerin tespit edilen rekabet endişelerini gidermeye yeterli, rekabet endişeleri ile orantılı ve kısa sürede yerine getirilebilir olduğu sonucuna ulaşarak işleme koşullu olarak izin vermiştir.

 

 

AA

Rekabet Kurulu, Paramount Skydance Corporation'ın Warner Bros Discovery Inc'yi devralmasına, sunulan taahhütler doğrultusunda koşullu izin verilmesini kararlaştırdı
Cumartesi, Ağustos 29, 2026 - 19:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Warner Bros Discovery'nin Paramount'a devrine koşullu izin
copyright Independentturkish: 

TBMM Başkanvekili Adan: Terörsüz Türkiye süreci hem iftihar tablosu hem vazife yüküdür

TBMM Başkanvekili ve MHP İstanbul Milletvekili Celal Adan, partisinin Beşiktaş’ta Akatlar Spor Salonu’nda yapılan İstanbul İl Kongresi'ne katıldı. Adan burada yaptığı konuşmada, “Kongrenin yalnızca bir il kongresi olmadığını, Milliyetçi Hareket Partisinin yarım asrı aşan mücadelesinde yeni bir döneme şahitlik edildiğini” söyledi. 

Konuşmasında "Terörsüz Türkiye" sürecine değinen Adan, şunları kaydetti:

Liderimizin öncülüğünde başlayan ve hukuki altyapısı tamamlanarak son safahata varan Terörsüz Türkiye Projesi artık başarıyla neticelenmiştir. Milli dayanışma ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesine dair kanun, yakın Türkiye tarihinin en keskin dönemeçlerinden birisidir. Bu kanunla beraber işin mührü vurulmuş, imza atılmıştır. Artık Türkiye'de kan ve kin devri bitmiştir. Bu memleketin en derin yarası kapanmıştır. Yarım asırdır dağları sulayan Mehmetçiğin asil kanı artık terörde tek damla dahi akmayacaktır. Ay yıldızlı sancağımız tabutların üzerinde değil, ufukların ötesinde dalgalanacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi için Terörsüz Türkiye süreci hem iftihar tablosu hem de vazife yüküdür.

“Terörsüz Türkiye’nin altındaki en büyük imza ise şüphesiz ki sayın Devlet Bahçeli'ye aittir”

İftihar ediyoruz; çünkü başkalarının kenarından dolaşmaya dahi cesaret edemediği bir meseleyi liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey kökünden çözmüş ve terörü tarihin en derin çukuruna gömmüştür. Terörsüz Türkiye ile tarihin zembereği yeni baştan kurulmuştur. Artık tarih de talih de Türk milletinden yanadır. Çünkü 50 yılı aşkın bir zamandır ülkemizin kalkınmasına, birliğimizin pekişmesine engel olan bir bela tamamen yok edilmiştir. Her hikayenin bir kahramanı, her destanın bir sahibi vardır. Terörsüz Türkiye'nin altındaki en büyük imza ise şüphesiz ki akıl, tecrübe ve iradesiyle bilge Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli'ye aittir. Bu hususta liderimize destek sunan, Terörsüz Türkiye'yi gerçeğe dönüştürmek yolunda duruş sergileyen Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın da katkıları her daim hafızalardadır. ​Liderimiz feleğin çarkının kırıldığı, emperyalist senaryoların bozguna uğradığı bu hassas dönemin mimarı olarak tarihe geçmiştir. Bundan dolayı liderimize gönül veren her bir Milliyetçi Hareket Partisi mensubu onurludur, gururludur.

“Okyanus ötesinden gelen talimatlarla yürümemiştir”

Terörsüz Türkiye'nin Türk milliyetçilerinin düşüncesinden doğduğunu belirten Adan, sürecin Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın iradesiyle devlet politikasına dönüştüğünü ve sonuçlandığını sürecin dış müdahalelerle değil, Türkiye'nin kendi iradesiyle yürütüldüğünü belirtti. Adan konuşmasında, şunları söyledi:

Şimdi yine bir ağustos ayında şanlı tarihimize yeni bir zafer silinmez harflerle işlenmiştir. Bu yeni zaferin adı Terörsüz Türkiye'dir. Terörsüz Türkiye Projesi, Batı başkentlerinde üretilen taktiklerle, okyanus ötesinden gelen suflelerle yürümemiştir. Hamle milletin selameti için milletin evlatları tarafından hayata geçirilmiştir. Emperyalist kuvvetlerin toprağımıza saldığı zehri bünyemizden dışarı atmış; milli birliğimiz, fitne bulutlarını dağıtmıştır. Kardeşi kardeşe kırdırmak isteyen yabancı başkentlerin savaş planları Milliyetçi Hareket tarafından buruşturulup çöpe atılmıştır. Türkiye'nin enerjisini başka yere çekip heba etmek isteyenler kaybetmiş, Ankara merkezli gelecek tasavvuru kazanmıştır. Başkalarının bizi sürüklediği kardeş kavgalarından, fitne tuzaklarından kaybedecek tek bir damla kanımız, analarımızın gözlerinden akacak tek bir damla yaşımız yoktur. Üstelik liderimizin öncülüğünde gerçekleşen bu hadise sadece ülkemiz için değil, bütün coğrafyamız için hayati derecede önemlidir.

MHP İstanbul il başkanı Yılmaz: "İstanbul nimet değil, bize emanet"

MHP İstanbul İl Başkanı Volkan Yılmaz da konuşmasında, “İstanbul’un sahibi de İstanbul’un sevdalısı da biziz” ifadesini kullandı. İstanbul’un sorunlarına dikkati çeken Yılmaz, ulaşım, trafik ve belediye hizmetlerini eleştirdi.

Yılmaz, “İstanbul ne sizin yağmalayacağınız bir ganimet ne de siyasi hesapların aracı. İstanbul ceddimizden bize kalan kutlu bir emanettir. Esas hikâye şimdi başlıyor. Ben İstanbul’a bir hikâye yazmaya geliyorum. Ne olur gelin, dışarıda kalmayın; bu hikâyeyi hep beraber, Türk milliyetçileri olarak birlikte yazalım. Biz İstanbul’un umuduyuz” dedi.

Siyasette kadınların daha etkin rol almasının önemine işaret eden Yılmaz, İstanbul’da kadınlarla birlikte güçlü bir çalışma yürüteceklerini belirtti. Yılmaz, “Hanımefendiler, ellerimi size doğru uzatıyorum. Benim ellerim havada kalmasın. Gelin, ellerimizi tutuşalım, bir ve beraber olalım. Göreceksiniz İstanbul’da neleri başaracağız. İstanbul İl Başkanı olarak kollarımı açabildiğim kadar geniş açıyor ve tüm İstanbullu hemşehrilerimi bizlerle, Türk milliyetçileriyle, Milliyetçi Hareket Partisi ile kucaklaşmaya davet ediyorum” diye konuştu. 

Volkan Yılmaz'ın tek aday olduğu kongreye, MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yılmaz, MHP MYK üyeleri, milletvekilleri, STK temsilcileri ve partililer katıldı.

 

ANKA

TBMM Başkanvekili ve MHP İstanbul Milletvekili Celal Adan, Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin “Artık Türkiye’de kan ve kin devri bitmiştir. Bu memleketin en derin yarası kapanmıştır” dedi
Cumartesi, Ağustos 29, 2026 - 19:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: X</p>

Type: 
SEO Title: 
TBMM Başkanvekili Adan: Terörsüz Türkiye süreci hem iftihar tablosu hem vazife yüküdür
copyright Independentturkish: 

AK Parti'li Büyükgümüş: Türk ve Kürt'ün kardeşliğinin arasına hiç kimse girememiştir

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Teşkilat Başkanı Ahmet Büyükgümüş, "Terörsüz Türkiye'ye ulaşmayı kardeşliğimiz için, birlik beraberliğimiz için büyük bir zaruret olarak görüyoruz." dedi.
Büyükgümüş, Sivas Muhsin Yazıcıoğlu Kültür Merkezi'nde düzenlenen Mahalle ve Köy Başkanları İstişare Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, mahallelerdeki teşkilat çalışmalarının ivmesinin artırılması için bu yılı "Mahalle Teşkilatları Yılı" ilan ettiklerini söyledi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın makam ve mevki için değil, millete, memlekete ve dünya mazlumlarına hizmet etmek için siyaset yaptığını belirten Büyükgümüş, "Bizim gönlümüzde hizmet aşkı, mücadele aşkı vardır. Siyasetin de pusulasını biz burada görürüz." dedi. AK Parti'nin gücünü mahalle teşkilatlarından aldığını vurgulayan Büyükgümüş, "Bugün yasaklarla mücadele etmiş ve başarmış, vesayeti ortadan kaldırmış, tüm dünyaya adaletin, hakkaniyetin, insanlığın sesi olmuş bir AK Parti, bir Türkiye ve lideri Recep Tayyip Erdoğan varsa bunun en büyük gücü mahalle teşkilatlarımızdır." ifadesini kullandı.

Büyükgümüş, dünyanın büyük değişimler geçirdiği, insanlığın büyük sınamalarla karşılaştığı bir zaman diliminde olunduğunu dile getirdi. Yarınların büyük ve güçlü Türkiye'si için çalıştıklarını vurgulayan Büyükgümüş, Türkiye Yüzyılı hedeflerine ulaşmak için bu istikamette ilerlemeye devam edeceklerini belirtti.

"Terörsüz Türkiye" sürecine de vurgu yapan Büyükgümüş, şöyle konuştu:

Ne olursa olsun PKK terör örgütünün hendek, çukur eylemlerine rağmen Allah'a şükürler olsun Türk ve Kürt'ün kardeşliğinin arasına hiç kimse girememiştir. Emperyalizmin oyunlarına rağmen, bizi bölmeye, parçalamaya çalışan türlü girişimlere rağmen Allah'a şükürler olsun ki bu birliktelik, bu kardeşlik sürmüştür ve güçlenerek devam etmektedir. Malazgirt'te Sultan Alparslan bundan 1000 yıl önce hangi ufukla, vizyonla, gayretle, emekle o ovada ordusuyla bir araya gelmişse bugün de bizler AK Parti teşkilatları olarak o ruh ve heyecanın bugünkü temsilcileri olarak çalışıyoruz. İlk başardığımız en önemli hususlardan biri bu memleketin birliği, beraberliği, kardeşliği, AK Parti'mizin çalışmalarıyla, emeğiyle, Cumhur İttifakı'mızla perçinlenmiştir, güçlenmiştir. İktidara geldiğimizde yüzde 20'lerde olan yerlilik oranını yüzde 80'lere kadar çıkarttık. Terör olaylarının en yoğun olduğu günlerde Sayın Cumhurbaşkanımız, 'Biz onların inlerine gireceğiz' demişti ya Allah'a şükürler olsun terör örgütünün inlerinin hepsine girildi ve terörün beli, Mehmetçiğimizin cesaretiyle, fedakarlığıyla ve milli savunma sanayimizin gücüyle büküldü.

"Terörsüz Türkiye bir devlet projesidir"

Büyükgümüş, PKK'nın terör devleti kurma hedefinin hüsranla sonuçlandığını vurgulayarak, şunları kaydetti:

Terör örgütü PKK artık varlığını sürdüremeyeceğini, varlığını tasfiye edeceğini tüm dünyaya ilan etti. Şimdi TBMM'de oluşturduğumuz komisyonla, ilgili istihbarat ve güvenlik birimlerimiz burada silah bırakmaları safahatını, burada örgütün tasfiyesine dönük çalışmaları sahada günbegün takip ediyorlar. Terörsüz Türkiye bir devlet projesidir ama milletin denetimi ve gözetimi altında bir devlet projesidir. TBMM çatısı altında da tüm siyasi partilerden milletvekillerimiz anbean istihbarat ve savunma birimlerimizin çalışmalarını takip ediyorlar. Yasada ifade edilen tüm düzenlemelerin gerçekleşmesi için kritik eşik terör örgütü PKK'nın silahları bırakarak varlığını tüm şube ve uzantılarıyla birlikte tasfiye etmesidir. Suriye'de YPG kendi varlığını tasfiye ettiğini açıkladı. Buradaki gelişmeleri anbean, günbegün dikkatle ve TBMM'nin denetimiyle takip ediyoruz. Şimdi geldiğimiz noktada ya silah bırakırlar varlıklarını tasfiye ederler, ya bu işi söz verdikleri gibi kendi varlıklarını sona erdirerek yok ederler. Bizim terörle mücadelemiz bitmemiştir, ara da verilmemiştir. Kimden nereye gelirse gelsin, bölgemizde emperyal birtakım planların aparatları şeklinde hareket eden, huzuru, kardeşliği, ülkemizde ve bölgemizde bozmaya dönük adımlar atan tüm terör örgütleriyle mücadelemiz Allah'ın izniyle sonuna kadar devam edecektir. Terörsüz Türkiye'ye ulaşmayı kardeşliğimiz için, birlik beraberliğimiz için büyük bir zaruret olarak görüyoruz.

Bölgede hain ve terör devletine dönüşmüş İsrail gerçeğinin olduğuna dikkati çeken Büyükgümüş, ülkenin birliğini ve beraberliğini parçalamaya dönük, bölgede savaştan, çatışmadan beslenen bu anlayışa karşı da tüm mazlumların, insanlığın yönünü Ankara'ya çevirdiği yepyeni bir geleceğin inşa edilmesi gerektiğini ifade etti.

AK Parti TBMM Grup Başkanı Abdullah Güler de krizlerin büyüdüğü bir bölgede Türkiye'nin güvenli bir liman olarak herkesin gıpta ile baktığı bir ülke olduğunu söyledi.
Bunun yılların emeği, gayreti ve uykusuz gecelerle olduğunu belirten Güler, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ülkeye dair hedefleri ve sevdasıyla çok fazla çalıştığını dile getirdi.

 

AA

Sivas'ta konuşan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Büyükgümüş, "Terörsüz Türkiye'ye ulaşmayı kardeşliğimiz için, birlik beraberliğimiz için büyük bir zaruret olarak görüyoruz" ifadelerini kullandı
Cumartesi, Ağustos 29, 2026 - 18:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
AK Parti'li Büyükgümüş: Türk ve Kürt'ün kardeşliğinin arasına hiç kimse girememiştir
copyright Independentturkish: 

Türkeş'ten Uçum'a AİHS tepkisi: Bunu dillendirmek Kafkayen absürtlük

AK Parti Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum'un AİHS'den çekilebileceğine ilişkin açıklamalarına tepki gösterdi. Türkeş, "Yapay zekayla basit bir diyalog bile ülkemizin AİHS'ye taraf olmaktan vazgeçmesi senaryosunun ne denli 'deli saçması' olacağının anlaşılması için yeterliyken, bunu üst düzey sorumluluk sahiplerinin açıktan dillendirmeye cesaret etmeleri ancak Kafkayen absürtlükle izah edilebilir. Evrensel hukuk ilkeleri ve adalet bugün ve yarın için herkese, hepimize lazım" dedi.

AK Parti Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum'un Gezi Davası tutuklusu iş insanı Osman Kavala hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) verdiği hak ihlali kararı sonrasında yaptığı değerlendirmelere ilişkin açıklama yaptı. Türkeş, X hesabından "Türkiye'nin hukuk burcunda akıl tutulması" başlığıyla yaptığı açıklamada, şunları kaydetti:

Geçtiğimiz günlerde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) açıkladığı (Osman Kavala No. 2) kararını müteakip, en hafif tabirle bilinçsizce alevlendirilen 'Türkiye Cumhuriyeti Devleti gerekirse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nden (AİHS) çekilir' tartışmaları üzerine birkaç söz söylemek gereği hasıl olmuştur. 

Ülkemiz, 70 yılı aşkın bir süredir kurucuları arasında yer aldığı Avrupa Konseyi'nin saygın bir üyesidir. Keza AİHS'ye yine bir o kadar süredir taraftır. AİHS'ye uyumu denetlemek amacıyla teşkil edilen AİHM nezdinde ise 1987 yılından bu yana bireysel başvuru hakkını kabul etmiş, zorunlu yargı yetkisini de 1990 yılından itibaren özümsemiştir. Bugün ise söz konusu bu ciddi birikimin ve Avrupa'yla entegrasyon mekanizmasının birtakım hezeyanlarla hiç edilmek istendiğini müşahede ediyoruz.

Şüphesiz ki, Türkiye'nin Avrupa'yla ilişkileri Avrupa Birliği (AB) ile başlamamıştır ve bu kurumsal çerçeveye de sınırlandırılamaz. Ne var ki siyaset, belli bir zamandaki belli nesnel şartlarla çerçevelenir. Hal böyleyken hem AB hem de AİHS ve AİHM gibi faktörleri 'yokmuş' yahut 'önemsizmiş' gibi addetmek mümkün değildir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, gerek coğrafi konumu ve kültürel tarihi gerekse üstün jeopolitik menfaatleri bakımından her daim çok-boyutlu bir politika izlemek durumundadır. Ve 'Avrupa'yla müspet ilişkiler' başlığı, tam da bu 'çok-boyutluluk' ilke ve pratiğinin vazgeçilmez bir ağırlık merkezidir.

"Tam anlamıyla bir akıl tutulması"

Modern zamanlarda AB-Türkiye ilişkileri pek çok çetin sınavdan geçmiş, ancak köklü Hariciyemizin emektar diplomatlarının da alın teri ve çabalarıyla hep 'daha ileriye' taşınabilmiştir. Bu emeklerin kimileri tarafından zayi edilmek istenmesi - üstelik doğuracağı kesin uzun vadeli/yapısal hukuki, ekonomik ve siyasi istikrarsızlaşma ivmesi bütünüyle inkar edilerek - tam anlamıyla bir akıl tutulmasıdır.

Herkes için eşit işleyen hukuk ve adalet, kalkınmanın da refahın da medenileşmenin de ön şartıdır. Bugün hukuku ve adaleti aşındıran yahut aşındırmış memleketlerin içinde bulundukları sefalet ve dünya sahnesinde uğradıkları geri döndürülemez itibar kaybı herkesin malumudur. Türkiye'yi bu seviyelere çekmek isteyenlerin devlete ve millete nasıl bir kötülük yaptıklarının farkında olduklarını zannetmiyorum.

Osman Kavala ve benzeri irili ufaklı, kangrenleştirilmiş davaların 'milli hukuk' yoluyla çözülmesi pekala mümkündü ve hatta hala mümkündür. Bunun için dışarıdan birtakım mercilerin dahline hiç mi hiç ihtiyaç yok(tu). Yürürlükteki Anayasa ve yasaların herkese eşit, adil ve şeffaf tatbik edilmesiyle bu sorunların hiçbiri yaşanmayabilir(di). Nitekim bundan iki yıl kadar evvel bu hususta girişimlerde bulunmam da tam olarak bu sebeplerdendi.

Hukuk kararlarına - onları siyaset ve zararlı bazı ideolojik fantezi zeminlerine çekmeksizin - 'uygulanma' fırsatı tanımak, Avrupa hukukunun değil, bizzat milli hukukun bir kazanımı şeklinde değerlendirilecektir. Salt 'Kavala' özelinde değil, topyekun Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşlarının isteği ve menfaati buradadır. Kavala figürü yalnızca meselenin en 'görünür' yüzüdür. 

Yapay zekayla basit bir diyalog bile ülkemizin AİHS'ye taraf olmaktan vazgeçmesi senaryosunun ne denli 'deli saçması' olacağının anlaşılması için yeterliyken, bunu üst düzey sorumluluk sahiplerinin açıktan dillendirmeye cesaret etmeleri ancak Kafkaen absürtlükle izah edilebilir. Evrensel hukuk ilkeleri ve adalet bugün ve yarın için herkese, hepimize lazım.

 

ANKA

AK Parti Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum'un Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nden (AİHS) çekilme ihtimaline ilişkin açıklamalarına tepki gösterdi
Cumartesi, Ağustos 29, 2026 - 18:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: X</p>

Type: 
SEO Title: 
Türkeş'ten Uçum'a AİHS tepkisi: Bunu dillendirmek Kafkayen absürtlük
copyright Independentturkish: 

Özgür Özel Kayseri’de: Tüm demokratların partisi YENİ Parti’dir

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, saha çalışmaları kapsamında Kayseri'nin Millet Caddesi’nde esnafı ziyaret etti. Caddede bulunan bir kasabı ziyaret eden Özel, burada pastırma kesti. Kestiği pastırmayı gazetecilere ikram eden Özel, "Herkesin pastırma alabilecek bütçesinin olduğu bir Türkiye'yi ümit ediyoruz" diye konuştu.

Özel’e selam veren bir yurttaş ise "50 yıllık MHP'ye emeğim var, bıraktım. Koltuk değnekliği yaptığı için sizi destekliyorum. Allah yardımcınız olsun başkanım. 50 yıllık emeğim var pişmanım" ifadelerini kullandı.

Esnaf ziyaretinin ardından Meydan Bürüngez Cami önünde toplanan yurttaşlara hitap etti. Kayseri'deki yoğun ilgiye dikkati çeken Özel, "YENİ Parti her şeyi yapıyor, bütün imkansızlıklara rağmen her şeyi yapıyor; bir tek şeyi yapamıyoruz, esnaf ziyareti yapamıyoruz. Çünkü siz o sokağı, o caddeyi, o meydanı mitinge geçiriyorsunuz. Allah razı olsun sizden" dedi.

"Çiftçiye de esnafa da ikinci bahar kredisi verilecek"

Kimsenin YENİ Parti’nin iktidarından korkmaması gerektiğini söyleyen Özel, şunları söyledi:

Milleti korkutuyorlar, 'Bunlar gelirse sosyal yardımları keser' diye. Geldik belediyelere, bırak kesmeyi tam beş kat arttı sosyal yardımlar. Bugün Kayseri’nin Eskişehir Bağları Mahallesi’ndeydim. Orada, o yoksul mahallede geçmişte bize hiç oy vermeyen, çok az oy veren bir mahallede kadınlarla oturdum. Dertlerin umutsuzluklarını ve geleceğe yönelik bizimle ilgili beklentilerini dinledim. Burada şu kadarını söyleyeyim. Biz iktidara geldiğimiz belediyelerde nasıl insan ayırmadıysak, nasıl yeni doğan çocuğu hoş geldin paketi ile karşılayıp, nasıl okula başlarken okula ilk adım paketleri ile onların bütün ihtiyaçlarını görüp, beslenme çantasını doldurup, kırtasiye yardımını yapıp, kimsenin çocuğunu geride nasıl bırakmadıysak, andolsun ki YENİ Parti iktidarında bunu bütün Türkiye’de yapacağız. Şunu bütün Türkiye’ye müjdeliyoruz. Kimsenin çocuğu kapatamayacağı kadar bir farkla hayata geriden başlamayacak. Daha üç yıl önce talimat verdik. ‘1000 kreş’ dedik. Şu ana kadar 800 kreş yapıldı CHP’li belediyelerde. Apaçık ortada. İnanmayan dönsün, geçsin, saysın. Bizim iktidarımızda her mahallede bir kreş olacak. Bizim iktidarımızda zengin yatına, kotrasına verilen ÖTV’siz, KDV’siz mazot; sizin traktörünüze konacak. Çiftçilerin borçlarının faizi bir seferlik tamamen silinecek. Anapara üç taksitte, beş taksite bölecek. Çiftçiye de esnafa da ikinci bir şans, ikinci bahar kredisi verilecek.

"Yeni bir yola çıktık"

YENİ Parti'nin iktidara hazır olduğunu söyleyen Özel, sözlerine şöyle devam etti:

YENİ Parti şehirlerle kavga etmez. YENİ Parti şehre gönül koymaz. YENİ Parti kendine oy vermeyen seçmenin bir sonraki oyuna sahiptir. Onun yüreğine, gönlüne girmeye taliptir. İşte böyle büyüyoruz. Biz köhnemiş bir siyaseti, tartışmaları, birbiriyle uğraşmaları geride bıraktık. Çok uğraştık, olmadı. İktidarın yargısının eliyle partimizin yönetimine darbe yapıldı. İki ay uğraştık. Ama siz dediniz ki, ‘Yürü bu yolda. Arkandan ben geleceğim.’ Yeni bir yola çıktık. Arkamdan gelenlere helal olsun.

Bu yürüyüş benim şahsımın yürüyüşü değildir. Bu yürüyüş çaresiz bırakılmamışların yürüyüşüdür. Geride bırakılmışların yürüyüşüdür. Ezilenlerin yürüyüşüdür. Bu yürüyüş 23 bin lira maaş verip ‘İster kira ver, aç kal; ister karnını doyur, sokakta kal’ denen emeklilerin yürüyüşüdür. Bu yürüyüş alın terinin karşılığını alamayanların, onların yerine yabancı işçi çalıştıranların, güvencesiz işlere mahkum bırakılanların ve bu iktidar geldiğinde 7 çeyrek altın alan asgari ücretin 3 çeyrek altın alamadığı bugünlerde kasabın önünden geçemeyen, mandıraya uğramayan, pazara çıkacak eşine alışveriş için üstüne düşeni yapamayıp bundan sıkılan emekçi kardeşlerimin onurlu yürüyüşüdür. Diyor ki ‘Bizi insan yerine koymuyorlar.’ Bu yürüyüş bu ülkenin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, onun izinden yürüyenlerin ve onun deyimiyle Cumhuriyet ki kimsesizlerin kimsesidir, Cumhuriyetçilerin milletine sahip çıkma yürüyüşüdür. Size ant olsun ki Kayseri’den bütün Türkiye’ye sesleniyoruz, bu güzel şehirden artık bundan sonra siyasi tartışmalarla, atışmalarlarla, kutuplaştırma, şeytanlaştırma, ötekileştirme işiyle oy devşirme oyunlarına asla gelmeyeceğiz. Bu iktidar, iktidarını sürdürmek için kavga mı istiyor? Bu iktidar, iktidarını sürdürmek için gerginlik mi istiyor? Biz onlarla kısır çekişmelere girmek yerine milletin ekmek kavgasını vereceğiz.

"Yasaklar ve gelecek kaygısı kalmayacak"

Bugün Kayseri’de elbette emeklileri gördüm, elbette kadınları gördüm, Kayseri’de çok sayıda genci gördüm. ‘Dünya bizi kıskanıyor’ diyenler, ‘Dünya üzerimizde hesap yapıyor’ diyenler, ‘Beka sorunu var’ diyenler burayı iyi dinlesin. Beka sorunu dünyanın gelişmiş ülkelerinin Türkiye’de hesap yapması, bu topraklar üzerine hayal kurması değildir. Onu denediler, boylarının ölçüsünü aldılar. Yine denerler, yine biz buradayız. Kimseye pabuç bırakmayız. Ne İsrail’e, ne başkasına. Ama esas beka, sorunu dünyanın gelişmiş ülkelerinin burada hayal kurması değil; bu ülkenin pırıl pırıl gençlerinin dünyanın gelişmiş ülkelerinde hayal kurmasıdır. Bunu ters yüz edeceğiz. Burada bütün gençlere söz veriyorum. Hayal kurabileceğiniz, istediğinizde yurtdışına gidip istediğinizde dönebileceğiniz, yasakların olmadığı, gelecek kaygısının kalmadığı bir Cumhuriyet’i bir kez daha Gazi’nin peşinden yürüyenler, YENİ Parti iktidarında kuracak. Gençlere sözümüzü bir kez de Kayseri’den tekrarlayalım. Gelecek seçimlerden sonra yasaksız Türkiye, vizesiz Avrupa geliyor. Eskiden 10 yıl çalışıp ev alan, karı - koca memursa bir araba ve bir ev alanların artık babadan - dededen miras kalmazsa, piyangodan ikramiye çıkmazsa hiçbir gencin ne araba, ne ev hayali kuramadığı maalesef perişan günlerdeyiz. Hepimizin çocuğu var, hepinizin çocuğu var. Herkesin oğlu - kızı kendinden uzun, kendinden yakışıklı, kendinden güzel. Ama herkesin evladı kendinden daha fakir, geleceğinden endişeli, işi yok, güvencesi yok. İşte biz siyasete kendimiz bir yere gelelim diye, bir makam tutalım diye, saraylara oturalım, uçan saraylarda uçup yüzen saraylarda keyif yapalım diye değil; işte bu gençlerin umutlarını diriltelim, annelerinin babalarının gözü arkada kalmasın diye siyaset yapıyoruz.

"Kapımız herkese açık"

O yüzden çok çalışacağız, çok gayret edeceğiz. YENİ Parti’nin kapıları herkese açık. YENİ Parti elbette geçmişte birlikte siyaset yaptığımız Cumhuriyet Halk Partililerin yeni partisidir. YENİ Parti Atatürkçülerin, Cumhuriyetçilerin yeni partisidir. Onu herkes bilsin ki YENİ Parti bütün demokratların, milliyetçi demokratların, ülkücülerin, muhafazakar demokratların, Sünni’siyle Alevi’siyle bütün canların, Kürt’üyle Türk’üyle memleketini seven, bayrağıyla derdi olmayan tüm demokratların partisi YENİ Parti’dir. Buyurun bize katılın. YENİ Parti; dürüst esnafların, doğru tartanların, haktan kesenlerin, yalan etmeyenlerin, haramdan korkanların, Kayserililerin yeni partisidir. YENİ Parti’yi Kayseri’de birinci parti yapacak mıyız? Siyaset iddia işidir. ‘Birinci çıkmazsam istifa ederim’ demiştim. Bugün karşınızda alnım açık buradayım. Buradan size söz veriyorum. YENİ Parti’yi Kayseri’de birinci parti yapacağız, Türkiye’de iktidar yapacağız.

Kimse korkmasın ki bu iktidar sadece YENİ Partililere değil, sadece şimdi muhalefette olanlara değil, AK Parti’nin, MHP’nin, geçmişte iyi olsun diye oy verip pişman olan emeklisine de yoksuluna da gelecek. ‘Geçmişte AK Parti’ye kaydım vardı, eyvah YENİ Parti gelirse beni dışlar’ diyene, bak biz öyle insanlar değiliz. Biz kutuplaşmak yerine kucaklaşmak için kollarını sana açmış YENİ Partilileriz. Kayseri’yi bir bütün olarak kucaklıyor, Kayseri’nin önünde saygıyla eğiliyorum. Oradaki, bana el sallayan güzel annelerimin teker teker ellerinden öpüyorum. Bu ne güzel bir görüntü böyle. Ölsem de gam yemem. Ölsem de gam yemem. Hepinize teşekkür ediyorum. Amcalarımın ellerinden öpüyorum. Caminin balkonundaki amcalarımın ellerinden, kapısındaki annelerin ellerinden, tüm meydanın ellerinden, gözlerinden öpüyorum. İyi ki varsınız. İyi ki varsınız. İyi ki varsınız.

Ve son sözüm, yarın 30 Ağustos Zafer Bayramı. Kayseri, güzel Kayseri Zafer Bayramın kutlu olsun. Bu bayrak dalgalansın diye sınır bu oyunda nöbet tutan Mehmetçik’e, bu memleketi koruyan Türk Silahlı Kuvvetleri ki onların bayramıdır. Tüm mensuplarına, silah altına alınmış erden, en tepedeki Genelkurmay Başkanına kadar Türk Silahlı Kuvvetlerinin tüm mensuplarının da bayramları kutlu olsun. Ülkemizi seviyoruz, birbirimizi seviyoruz, Atamızı, bayrağımızı seviyoruz. 30 Ağustos Zafer Bayramınız kutlu olsun. Kutlu olsun. Kutlu olsun. Son olarak bu güzel günde bu iki güzel kız Kayserisporumuzun formasını, 38 numaralı formasını Özgür Özel yazan formasını getirmiş. Tüm Kayseri’ye, Kayserisporlulara başarılar diliyorum. Hepinizi çok seviyorum. Bugün Kayseri’de Bursaspor’la Kayserispor’un maçı var. Bursaspor’a ve Kayserispor centilmence bir mücadele, futbolda hakedenin kazanması ve seçimlerde hakkı yenenlerin artık kazanacağı bir Türkiye’yi müjdeliyorum, müjdeliyorum.

Özgür Özel, konuşmasının ardından YENİ Parti'nin seçim otobüsüne binerek Kayserileri selamladı.

ANKA

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, saha çalışmaları kapsamında Kayseri'de yurttaşlara YENİ Parti'ye üye olma çağrısı yaptı
Cumartesi, Ağustos 29, 2026 - 18:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: X</p>

Type: 
SEO Title: 
Özgür Özel Kayseri’de: Tüm demokratların partisi YENİ Parti’dir
copyright Independentturkish: 

Bakırhan: Silahlar sustu ama Kürt'ün ötekileştirilmediği ve kimliğinin aşağılanmadığı bir düzen kurulmalı

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Şanlıurfa’da düzenlenen halk buluşmasında, ölen PKK mensuplarının ailelerinin yanı sıra şehit ailelerine başsağlığı mesajını iletirken, “Türkiye'nin dört bir yanında taziyeler kuruluyor. Demek ki herhalde daha önce koşullar uygun olmadı. Çatışma ve şiddet ortamda yaşamını yitiren gençlerin taziyeleri açıklanıyor. Hamasete girmeden o ailelere başsağlığı diliyorum. Hiçbir söz evlat acısını gideremiyor. O ailelerin acısını paylaşıyoruz. Sadece Barış Annelerinin, Cumartesi Annelerinin değil, şehit ve gazi ailelerinin de acılarını paylaşıyoruz. Trabzon'un acısı da Siirt'in acısı da Urfa'nın acısı da eşittir. Kimse evladını yitirmesin. 'Bu süreç nedir?' diye bize soruyorlar. Hiçbir annenin evladını yitirmemesi sürecidir. O sıvasız evlere acı düşmeme sürecidir. Bakın, iki yıldır bu süreç başladı. Çok şükür tek bir canımızı yitirmedik. O fakir, sıvasız, yoksul evlere gençlerin bedenleri gitmedi. Bak bundan daha kutsal bir şey olamaz" dedi.

“İlk defa Kürt meselesi için bir yasa geçti”

Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’a ilişkin görüşlerini paylaşan Bakırhan, şunları kaydetti:

İki yılı aşkın süredir hep birlikte bu süreci büyük titizlik ve dikkatle dinliyoruz. Gittiğimiz birçok yerde halkımız, halklarımız tereddütlerini, güvensizliklerini dile getirdiler. Evet, ağır yürüdü, aksak yürüdü. Daha önce bu yasa çıkarılabilirdi ama günün sonunda eksiklerine, aksaklıklarına rağmen Meclis’te tarihi bir yasa geçti. Yüz yıllık Meclis tarihinde ilk defa Kürt meselesi yasal bir zeminde tartışıldı. İlk defa Kürt meselesi için bir yasa geçti. Kürt yok denilen, kimliği inkar edilen, diline bilinmeyen dil denilen, Mecliste konuştuğu zaman mikrofonların kapatıldığı, meclis tutanaklarına 'bilinmeyen dil' diye geçen Kürt meselesiyle ilgili bir yasa geçti. Bu çok önemlidir. Bu önemi herkes bilmelidir.

“Şimdi bu yasa Kürt meselesinin çözüm yasası değil”

Yasada Kürtlere yönelik bir kazanımının olmadığına ilişkin yapılan eleştirilere yanıt veren Bakırhan, "Peki ne oldu? Dilimize ne oldu? Kimliğimize ne oldu? Kayyumlar atandı belediyelere ne oldu? Cezaevinde Selahattinlere, Figenlere, Leyla Güvenlere ne oldu? Bu yasa Kürt meselesinin çözüm yasası değil. Yasanın temel amacı silahı ve şiddeti devreden çıkarıp Kürt meselesini siyasi zeminine taşıyıp orada tartışmak ve çözmekti. Peki bu talepleri unuttuk mu? Bu talepleri dile getirmeyecek miyiz? Bu taleplerimiz gerçekleşmeyecek mi? Tabii ki dile getireceğiz, savunacağız. Bu taleplerin çözümü için mücadele edeceğiz. Ama o yasa bu yasa değil” ifadelerini kullandı.

“Yüz yıllık bir mesele bu yasayla çözülmeyecek”

Yasanın PKK ve bütün sonuçlarını ortadan kaldıran bir yasa olduğuna dikkati çeken Bakırhan, şunları kaydetti:

Nedir bu yasa? Diyor ki Selahattinler, Figenler, Ali Ürkütler, Leyla Güvenler, cezaevindeki binlerce Kürt siyasi tutsak dışarı çıkacak. Çeşitli sebeplerden, baskılardan dolayı yurt dışına sürgüne gidenler ülkeye dönecek. Elinde silah olan, silahla mücadele eden, PKK'nin dağ kadroları demokratik, sosyal, siyasal yaşama katılacak. Diğer meselelerimiz bir sonraki aşamanın konularıdır. Bir sonraki yasaların konularıdır. Bu yasa Kürt meselesinin bütün boyutlarıyla çözüldüğü bir yasa değil. Evet sonuçlarını ortadan kaldıran, meseleyi şiddet zemininden, çatışma zemininden, ölüm zemininden alıp hukuki, siyasi zemine getiren bir yasadır. Yoksa yüz yıllık bir mesele bu yasayla çözülmeyecek. Biz de çok iyi biliyoruz. Bu yasa bir ilktir. Bu yasa bir kapı aralıyor, sonrasını Urfa halkımıza bırakıyor. Şimdi bir kapı aralandı.

“Henüz yolun başındayız, bu yasa her şey değil”

Bakırhan, yasanın küçümsenmemesi gerektiğine vurgu yaparak, "Bu yasa ilk defa Kürt meselesini Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Meclis zeminine taşımıştır ve meclis zemininde bir yasa çıkmıştır. Biz önemsiyoruz. Peki silahların susması her şeye yeter mi? Hayır, yetmez. Silahlar sustu ama eşit yurttaşlar olduğumuz bir düzen kurulmalıdır. Kürt'ün ötekileştirilmediği, stadyumlarda sarı torbaların gösterilmediği, Kürt'ün onurunun, kimliğinin aşağılanmadığı bir düzen kurulmalıdır. İşte bu düzenin ön adımları bu yasadır. Barış sadece çatışmanın bitmesi değildir. Barış, Kürt'ün korkmadan, çekinmeden, endişe duymadan kendi kimliğiyle, Alevi'nin kendi inancıyla, Arap yurttaşlarımızın kendi kimliğiyle onurluca yaşadıkları bir düzen kurmaktır. Dolayısıyla henüz yolun başındayız. Bu yasa her şey değil. Bu yasa önemlidir. Bir adımdır. Bir kapı araladı” diye konuştu.

“Şam'da önemli bir adım atıldı”

Suriye’deki gelişmelere de değinen Bakırhan, Kürtlerin Suriye’nin geleceğinde kilit bir role sahip olduğunu ifade ederek, "Şimdi gelelim Rojava'ya. Öyle şeyler yazılıp çiziliyor ki biz bile hayretle izliyoruz. Çok önemli gelişmeler var. Öncelikle onu söyleyeyim. Şam'da önemli bir adım atıldı. Ne oldu? Kürtler, Suriye'nin geleceğinde çok önemli kilit bir role sahip oldu. Şimdi böyle diyorum ama herkes şeyle bak. Nasıl kilit role sahip oldu? Ya Kürtler zaten kendi kentlerinin olduğu bölgelerde kendi belediye başkanını, kendi kaymakamını, valisini seçiyor.  Öyle mi? Kendi güvenliğini sağlayan orada güçleri var. En son oradaki kadın militanlar da iç asayiş olarak kabul edildi. Kürtler Suriye'nin geleceğinde bundan sonra söz sahibi oldular bu anlaşmayla birlikte" ifadesini kullandı.

“Mazlum Kobani, Ahmed Sara’nın değil, cumhurbaşkanlığı danışmanı oldu”

“Şimdi diyorlar ki ya Mazlum Kobani niye Şara’nın danışmanı oldu? Mazlum Kobani, Şara’nın danışmanı olmadı, cumhurbaşkanlığının kurumsal bir yapısına dahil oldu” diyen Bakırhan, “Ne adına dahil oldu? Kürtlerle, diğer halklar ve inançlarla yaşanacak sorunları çözmek için danışman oldu. Suriye’de ana dilde eğitimle ilgili sınırlı bir gelişme var. Mesela biz bunu eleştiriyoruz. Büyük ihtimalle bu salonda oturan arkadaşlarımızın da en temel eleştirilerinden birisi odur. Yani Suriye'nin ulusal dil olarak kabul ediyorsan öyle saatle günle üç beş tane ders ismi sayarak o dili yaşatamazsınız. Yani bak biz bu konuda eleştirilerimizi dile getirelim. Sınırlı ders saatiyle yetinilmemeli. Kürtler Suriye'de nerede yaşıyorsa yaşasın, hiçbir kısıt olmadan ana dilde eğitim görmelidir. Suriye yönetimi de öyle bu ana dilde eğitim meselesini kısıtlarla, kararnamelerle hayata geçirmemelidir. Ana dilde eğitim yasal, anayasal güvencelere kavuşmalıdır.  Şu anda yasal ve anayasal bir şey yok. Orada Kürtler de biraz önce söylediğim gibi kendi ana dilleri dahil olmak üzere bu meselelerin daha geniş şekilde yorumlanması için mücadele ediyor" dedi.

“Bu bedellerin karşılığında eksik de olsa kazanımlar da var”

Kürtlerin Suriye yönetimi ile yaptığı anlaşmaların küçümsenmemesi gerektiğini bildiren Bakırhan, "Kobani'de, Afrin'de değil, Halep'te de Şam'da da Suriye'nin genelinde de Kürtler yönetime ortak olmalıdır ki zaten o kimi atamalar bunu gösteriyor. Dolayısıyla bu durumu küçümsememek lazım. 10 yıl öncesi orada kimlik yoktu. Büyük bedeller var. Ama bu bedellerin karşılığında eksik de olsa kazanımlar var. Kabul etmek lazım. Bununla yetinmeyip başta dil, ana dilde eğitim olmak üzere bu mesele Kürtleri tatmin edebilecek bir noktaya gelir. Dünyanın her yerinde olduğu gibi biz bizlerin de her kazanımı büyük bedellerle oldu. Bu kazanımlarda emeği geçen, bedel ödeyen herkesin aziz hatırasını kendi adıma, partim adına yüreğimizde taşıyoruz ve taşıma devam edeceğiz” diye konuştu.

“DEM Parti’nin görevi gençlerin resimlerinin olduğu taziyelerin bir daha olmamasını sağlamaktır”

Bakırhan şunları söyledi:

Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin dört bir yanında taziyeler kuruluyor bugün. Çatışma ve şiddet ortamında yaşamını yitiren gençlerin taziyeleri yapılıyor. Hiç hamasete girmeden o ailelere de başsağlığı diliyorum. Onlara Eyüp Peygamber sabrı diliyorum. Acıları büyüktür. Hiçbir söz evlat acısını maalesef gideremiyor. Onun için ailelerin acısını paylaşıyoruz. Sadece Barış Annelerinin, Cumartesi Annelerinin değil; şehit ve gazi ailelerinin de acılarını paylaşıyoruz. Yani Trabzon'un acısı da Siirt'in acısı da Urfa'nın acısı da eşittir, birdir. DEM Parti'nin buradaki görevi bir daha o gencecik arkadaşların resimlerinin olduğu taziyelerin olmamasıdır. Ölümlerin, yitimlerin olmamasıdır. Ben Diyarbakır'da kurulan taziyeye katıldım. O gencecik arkadaşların resimlerini görünce barışın ne kadar kutsal, acil ve gerçekten zorunlu olduğunu bir kez daha anladım. Barış her zaman iyidir. Beri cem med gotun aşti xeyr başı berekettir. Barış gerçekten iyiliktir, eşitliktir. İyi bir şeydir.

Onun için bu barış sürecinin başlamasına katkı sunan başta Sayın Öcalan olmak üzere Sayın Bahçeli, Sayın Erdoğan ve muhalefet liderleri ile bu konuda gece gündüz demeden çalışan fedakar partililerimizi de bir kez daha kutluyorum. Teşekkürlerimi iletiyorum. Kimse evladını yitirmesin. Bu süreç nedir diye bize soruyorlar. Hiçbir annenin evladını yitirmemesi sürecidir. O sıvasız evlere acı düşmemesi sürecidir. Bakın, 2 yıldır bu süreç başladı. Çok şükür tek bir canımızı yitirmedik. O fakir sıvasız evlere gençlerin bedenleri gitmedi. Bundan daha kutsal bir şey olamaz. Bir zamanlar cephede başta Urfa olmak üzere birlikte mücadele eden Türkler, Kürtler, Araplar değil miydi? Onun için Şanlı diyorlar. Yurt savunmasına katıldığı için, fedakarca mücadele ettiği için; Kürt'ü, Arap’ı, Türk'ü birlikte durduğu için buraya Şanlı Urfa diyorlar. Bedavadan şanlı kelimesini almadı. Atalarımızın, dedelerimizin birlikte mücadelesinden kaynaklıdır. Geçmişte birlikte yaşadık, bir arada yaşadık. Ne olduysa bir tarihten sonra, bu birlikte mücadele edenlerin arasına nifak tohumları ekildi. Birileri çıktı “Kürt dili nedir?” dedi. Yok saydılar, inkar ettiler. Hatta bizim farklılığımızı tehdit olarak sundular. Şimdi bu süreç tam da o eksikleri giderme sürecidir. Cephede birlikte olan, kuruluşta birlikte olan Arap’ın, Türk'ün, Kürt'ün, Alevinin, Sünninin kardeşçe ve eşitçe yaşaması mücadelesidir. Bunu inşallah birlikte sağlayacağız.

 

Independent Türkçe

"Kürt'ün ötekileştirilmediği, stadyumlarda sarı torbaların gösterilmediği, Kürt'ün onurunun, kimliğinin aşağılanmadığı bir düzen kurulmalıdır. İşte bu düzenin ön adımları bu yasadır"
Cumartesi, Ağustos 29, 2026 - 17:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA (Arşiv)</p>

Type: 
SEO Title: 
Bakırhan: Silahlar sustu ama Kürt'ün ötekileştirilmediği ve kimliğinin aşağılanmadığı bir düzen kurulmalı
copyright Independentturkish: 

Türk gemilerine yönelik saldırılar sonrası Ukrayna'nın Ankara Büyükelçisi, Dışişleri'ne çağrıldı

Karadeniz'de vurulan bir Türk gemisi ile onu çekmek için gönderilen başka bir geminin hedef alınmasıyla ilgili, Ukrayna'nın Ankara Büyükelçisi Neriman Celal, Dışişleri Bakanlığına çağrıldı.

Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre, 26 Ağustos'ta "Lider Bordo Mavi" adlı Türk işletmeli geminin Karadeniz'de Tuapse açıklarında vurulması ve bu gemiyi çekmek üzere 27 Ağustos'ta gönderilen "Lider Kocatepe" gemisinin de hedef alınmasının akabinde Ukrayna'nın Ankara Büyükelçisi Celal, Bakanlığa çağrıldı.

Görüşmede, Türkiye'nin söz konusu saldırılara ilişkin tepkisi aktarılırken, Karadeniz'de can, mal, seyrüsefer ve çevre emniyetinin sağlanmasının zorunluluk teşkil ettiğine dair gerekli uyarılarda bulunuldu.

 

Independent Türkçe

Görüşmede, Türkiye'nin saldırılara ilişkin tepkisi aktarılırken, Karadeniz'de can, mal, seyrüsefer ve çevre emniyetinin sağlanmasının zorunluluk teşkil ettiğine dair gerekli uyarılarda bulunuldu
Cumartesi, Ağustos 29, 2026 - 17:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: Reuters</p>

Type: 
SEO Title: 
Türk gemilerine yönelik saldırılar sonrası Ukrayna'nın Ankara Büyükelçisi, Dışişleri'ne çağrıldı
copyright Independentturkish: 

Dervişoğlu: İktidar teröriste özel af çıkardı ama terör örgütü silahlanmaya devam ediyor

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Parti Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Meclis'ten geçen "Çerçeve Yasa"ya tepki gösteren Dervişoğlu, "Türkiye Cumhuriyeti’nin istiklal ve istikbaline tuzak kuran o melun yasanın Meclis’ten geçtiği günden bu yana milletimizle bir aradayız. İktidar ve ortakları milletimizin arasına girip, bizim gibi dert dinleyemediği için, ben onlara gerçeği en başta söyleyeyim, Türk milleti bu ihanet yasasını not etmiş ve sabırla hesabını soracağı günü beklemektedir" dedi.

İktidarın ve etki unsurlarının kendilerini dinlemeden eleştirileri kesip biçtiğini belirten Dervişoğlu, eleştirilerinin temelinde insani bir özellik olan "şüphe" ve 25 yıllık olaylar zincirinin yer aldığını ifade etti. Hiçbir Cumhuriyet hükümetinin rejimin özünü ve anayasa sistemini temelden değiştirmeyi hedefleyemeyeceğini vurgulayan Dervişoğlu, "Denilebilirdi ki, iktidarla farklı siyasal geleneklerden geliyoruz. Bu sebeple, dış politika, ekonomi, eğitim gibi alanlarda, farklı siyasal çözümler ve önerileri benimsememiz normaldir. Ancak durum bu değildir. Şu bir gerçek ki, yol ve yöntemleri farklı olsa da hiçbir Cumhuriyet hükümeti, cumhuriyet rejiminin özünü, demokratik işleyişin amacını, anayasa ve hukuk sisteminin temelden değiştirilmesini hedeflememiştir, hedefleyemez. Bizim, İmralı sürecine dair eleştirilerimizin özeti de bu duruma ilişkindir. Yaşananları, 'Türk milletine karşı girişilen büyük bir kalkışma' olarak nitelendirmemizin sebebi budur" dedi. Dervişoğlu, şu ifadeleri kullandı:

Türk millet adına, devleti sevk ve idare etmekle görevli iktidarın, gaflete düştüğü gerçeğidir. Üzülerek söylüyorum ki iktidar bu görevi, devlet içerisine etki eden, dış bağlantılı bir grubun yönlendirmesiyle planlı ve kasıtlı olarak, hem devletin hem de Türk milletinin hilafına yürütmektedir. İhanet sürecini yürütenler ve onu meşrulaştırmak isteyenler, İsrail tehdidi ve arkasındaki ABD ve diğer emperyal aktörlerden bahsediyor. Bu noktada duymak istemedikleri hakikat ise şudur: Hangi büyük ve güçlü ülke, defalarca mağlup ettiği bir silahlı narko-terör örgütünün mensuplarını affetmeye ve onları siyasete 'entegre etmeye' muhtaçtır? Hangi emperyalizm karşıtı iktidar, bu emperyalizmin banisi Trump’ın en yakın dostudur ve onun sömürge valisi Barack ile aynı dili konuşur, hangi Siyonizm karşıtı, hangi mazlumların temsilcisidir ki, 70 binin üzerinde masum Gazze’de katledilirken, Petrol ticaretini bile son ana kadar durdurmaktan acizdir. Sözüm ona bu ihanet süreci İsrail tehdidine karşı bir önlemmiş.

"Örgütün silah bırakmadığının en büyük delilidir"

Bölgedeki güvenlik gelişmelerine ve dış politikaya değinen Dervişoğlu, PJAK ve Suriye'deki duruma dikkati çekti. ABD'nin PJAK'a silah verdiğini ve örgüt sözcülerinin açıklamalarını hatırlatan Dervişoğlu, "Suriye’de de birtakım gelişmeler yaşanıyor. PKK’dan bozma YPG, ondan da bozma Suriye Demokratik Güçleri adı verilen ordunun, doğrudan doğruya Suriye Silahlı Kuvvetleri’ne entegrasyonundan bahsediliyor. Bu, örgütün yaşadığımız bölgede silah bırakmadığının en büyük delilidir. Ayrıca burnumuzun dibinde ABD tarafından kiralanmış yeni bir terör ordusu yapılandırılmaya çalışılıyor. İktidar teröriste özel af çıkardı ama terör örgütü silahlanmaya ve arazide pozisyon almaya devam ediyor" diye konuştu. 

"Ortadoğu'daki savaş bizim savaşımız değildir"

Sürecin İsrail tehdidine karşı bir önlem olarak sunulduğunu belirten Dervişoğlu, "Amaç İsrail tehdidine karşı direnç oluşturmak falan değildir. Amaç, İran’da rejim değiştirmek, PKK’yı silahlı unsur olarak örgütlemek ve Türkiye’yi bu sürecin koordinasyonunda taşeron gibi konumlandırmaktır. Bugün, İsrail’in İran’a kolayca hava saldırısı yapabilmesini mümkün kılan şey, Suriye’nin devletsizleşmesidir" dedi. Dervişoğlu, şöyle devam etti:

Bugünkü iktidar, geçmişte de benzer bir ihaleyi Şam rejimine karşı almıştı. Hatırlayın, aynı günlerde yine bir çözüm süreci başlatmışlardı.  Amerika’nın elini bulaştırmadan İran rejimini yıkma gayreti, İsrail’in etki alanını sürekli genişletmesi, sömürgeci devletlerin maşası olarak güçlenmeye çalışan bir PKK ve bu sürecin koordinasyonunu üstlenmeye hazır bir AKP iktidarı vardır. Sonuç ne oldu? Hendek savaşları, şehitler, ülkemize yayılan dört milyon sığınmacı, büyükşehirlerde terör dalgası, Suriye bataklığı oldu. 

Halkımıza İsrail tehdidine karşı zorunlu tedbir diye satılan şey Amerika’ya İran’da rejim değişikliği, iktidara müşfik bir monarşi kurma meşruluğu, İmralı’daki meczup katile statü kazandırmaktan başka bir şey değildir. Orta Doğu’daki savaş bizim savaşımız değildir. Ne ABD ve ne İsrail için İran’a karşı cephe almamalıyız, ne de İran için kendi refah ve güvenliğimizi riske atmamalıyız. Açılım derken, savaş riskiyle yüz yüze mi geldik, bir beladan başka bir belaya mı sürükleniyoruz? Türkiye bu krizden, şark kurnazlığıyla içeride iktidar devşiren kadrolarla değil, Cumhuriyet'e ve Türk milli devletine bağlı kalarak çıkabilir. Bunun için devşirmelik değil, devlet adamlığı gerekir. Bugün yapılan hamasetin de en nihayetinde en fazla Netanyahu’yu sevindireceğini unutmamalıyız. Türkiye’nin üniter bir ulus devletten, gerçek bir Cumhuriyet olmaktan çıkması, yine en çok o katili sevindirecektir.

Hafta sonu Bursa ve Balıkesir'de çiftçilerle bir araya geldiğini aktaran Dervişoğlu, ekonomik tabloya ve kurulması planlanan mekanizmalara değindi. Dervişoğlu, "Gördüğüm tablo odur ki, bu iktidar, İmralı’daki teröristi düşündüğü kadar çiftçimizi düşünmüyor. Bu iktidar, mangalda tüfek yakan katillerle barışırken, yıllardır kazanamayan köylümüzü tarlasına küstürüyor. 25 yıldır GAP’ı bitiremeyen bu iktidar, doğuda da batıda da üreten her nasırlı eli, aç bırakıyor, açıkta bırakıyor. Doğu’ya, Güneydoğu’ya, 25 yılda bir şey veremeyenler, teröriste özgürlük vererek refah vadediyor" değerlendirmesini yaptı.

Takip ve Değerlendirme Kurulu adı altında idari bir mekanizma kurulduğunu ifade eden Dervişoğlu, varlık barışı konusuna işaret ederek, "PKK’nın uyuşturucu, silah, gasp, insan ve organ ticaretiyle istiflediği kanlı parayı bölüşerek mi refah getirecekler? Gerçekten, bu kanlı örgütün kanlı parası ve ticaret ağıyla ilgili neden kimseden tek kelime laf çıkmıyor" sorularını yöneltti.

Bursa milletvekili Selçuk Türkoğlu’na yönelik saldırı

Ankara'da hak arayan gazilerin durumuna ve Bursa Milletvekili Selçuk Türkoğlu'nun yaşadığı olaya da değinen Dervişoğlu, "Bursa Milletvekilimiz Selçuk Türkoğlu, diğer milletvekili arkadaşlarımızla birlikte, ilk günden itibaren gazilerimiz ve şehit ailelerimizin yanında saf tutuyor. Pazartesi günü, emniyet teşkilatımızın arasına sızmış bir kendini bilmezin saldırısına uğradı. Anayasal dokunulmazlığı olan bir milletvekilini yerde tekmeleyecek kadar aklını kaçırmış biri, kahraman polislerimize ve onların teşkilatına elbette gölge düşüremez. Ancak konu, kuru bir geçmiş olsun ile geçiştirilemeyecek kadar önemlidir. TBMM Başkanı’nı ve İçişleri Bakanı’nı sorumluluklarını yerine getirmeye davet ediyorum. Bu edepsizliğin de sonuna kadar takipçisi olacağımı kamuoyuna duyuruyorum" ifadesini kullandı.

"Evlatlarımıza bu kötülüğü yapmayın, yaptırmayın"

Milli Eğitim Bakanlığı'nın politikalarını da eleştiren Dervişoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

Sözde Milli Eğitim Bakanlığı, özde ise iktidar militanlığı yapan zatın, Erdoğan sonrası dönemden kupon makam arazisi kapma telaşıyla, bu ihanet sürecine, çocuklarımızın tertemiz dimağını alet etme projesi ise Türkiye’nin geleceğine örülebilecek en büyük tuzaklardandır. Buradan Sayın Cumhurbaşkanı’na sesleniyorum, evlatlarımıza bu kötülüğü yapmayın, yaptırmayın. Bu günahın bedeli, çok ama çok ağır olur. Bu çocuklara Öcalan’ı mı anlatacaksınız? Öcalan’la mı barıştıracaksınız? Devlet ve millet düşmanı PKK kaçkınlarını, 'bunlar sizin kardeşiniz' diye okullarda temsil konusu yapmak ne demektir? 

Lübnanlaşma, Yugoslavyalaşma, Iraklaşma… Yani bölünme önce zihinlerde başlar. 50 yıldır Öcalan canisi ve PKK üzerindeki haklı öfkeyi, bugün Kürtlerin kucağına bırakan bir ihanetle karşı karşıyayız. Biz, Türk milletiyle birlikte, buna itiraz ettiğimiz için, barışa ve kardeşliğe karşı oluyoruz öyle mi? Biz o kardeşliği ayakta tutmaya çalışıyoruz beyler. Yurttaşlık hukukunu yıkıp, kardeşlik hukukundan bahsedemezsiniz. Türkiye, bu coğrafyada, onlarca farklı etnisiteyi, bir kimlik etrafında, demokrasi hedefiyle Cumhuriyet rejiminde birleştirmiş tek devlettir. Vatandaşlarına insani bir yaşam seviyesi standardı sunabilmiş tek devlettir. 

Dağıtılmış ve başka devletlerce parsellenmiş nice coğrafyanın evlatlarını, Anadolu’da buluşturmuş ve başka bir nizam kurmuştur. O nizamın özü, kimsenin kimseden üstün olmamasıdır. Kanun karşısında, herkesin eşit olmasıdır. Fırsatı olmayana fırsat, imkanı olmayana imkan sağlanmasıdır. İşte bu nizamın kurucusudur Türk milleti. İşte tam da bu yüzden, bizim ittifak hedefimiz, Türk milletinin bütünüyledir. Çünkü elimizden kayıp giden, milletliğimizin ta kendisidir.

 

ANKA

Dervişoğlu, SDG'nin kendisini feshetmesini değerlendirerek, örgütün Suriye Silahlı Kuvvetleri'ne entegrasyonunun bölgede silah bırakıldığı anlamına gelmediğini savundu ve iktidarı eleştirdi
Perşembe, Ağustos 27, 2026 - 17:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Dervişoğlu: İktidar teröriste özel af çıkardı ama terör örgütü silahlanmaya devam ediyor
copyright Independentturkish: 

Erkeklerin kilo vermesini kolaylaştıran unsur ortaya çıktı

Diyet yapmaya yönelik toplumsal cinsiyet temelli tutumları inceleyen yeni bir araştırmada, partneri olan erkeklerin kilo vermede daha az zorlanabileceği bulundu.

Anglia Ruskin Üniversitesi'nden bir ekibin yürüttüğü araştırmaya göre geleneksel diyet programları, genellikle kadınları hedeflemesi ve aşırı kısıtlayıcı bulunması nedeniyle erkeklerde daha az etkili oluyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Araştırmacılar, 30 yaş ve üzeri 24 erkekle zayıflama programlarına ilişkin deneyimleri hakkında görüşmeler yaptıktan sonra bulgularına ulaştı. Çalışmada, katılımcıların çoğunluğunun beyaz ve evli erkekler olduğu belirtilerek araştırmadaki olası yanlılıklara dikkat çekiliyor.

Ekip, erkeklerin diyet yapmayı çok olumsuz algıladığını ve bunu kısıtlama, açlık ve kaçınılmaz bir başarısızlıkla sonuçlanan kısa vadeli programlarla ilişkilendirdiğini saptadı.

Bir erkek, araştırmacılara şöyle diyor: 

Herhangi bir kısıtlama veya diyet yapmayı düşündüğümde, bir yanım buna adeta isyan ediyor.

Ortaya çıkan bir diğer önemli tutum ise diyet yapmanın "kadınlara özgü alan" olarak görüldüğü ve bu durumun erkeklerin kilo yönetimiyle ilgili kendilerini çekingen ve rahatsız hissetmesine yol açtığıydı.

Öte yandan araştırma, birçok erkeğin partnerinin desteğiyle bu sorunların üstesinden gelebildiğini de ortaya koydu. Araştırmacılar, bu durumlarda erkeğin genellikle "yemek hazırlama ve tavsiyede bulunma görevini eşine bırakarak ikincil bir rol üstlendiğini" söylüyor.

Katılımcılardan biri "Benim için en önemli şey eşimin desteğiydi. Bu olmasaydı bunu başaramazdım çünkü yiyecekleri o alıyor ve akşam yemekleri o pişiriyor zira ben geç saatlerde eve geliyorum. O bunları yapmasaydı, bu kadar yol kat edemezdim" diyor.

Bir diğeri ise şöyle ekliyor: 

Bana atıştırmalık olarak çikolata falan değil elma alıyor. Bu, işin yarısı sayılır.

Araştırmacılara göre bulgular, erkeklere yönelik kilo yönetimi programlarının diyet odaklı yaklaşımdan uzaklaşıp "erkeklere özel" bir bakış açısına yöneldiğinde daha başarılı olacağını gösteriyor.

Bu yaklaşım, kısıtlayıcı diyetler yerine daha sağlıklı yiyeceklerin öne çıkarılmasını ve kuvvetle dayanıklılığı geliştirmeyi hedefleyen fiziksel ya da sportif mücadeleleri içerebilir.

Anglia Ruskin Üniversitesi'nden beslenme fizyolojisi alanında öğretim üyesi ve çalışmanın ortak yazarı Justin Roberts "Obezite önemli bir halk sağlığı sorunu olduğu için yetişkin erkeklerin zayıflama girişimlerine ilişkin algılarını ve deneyimlerini değerlendirmek ve erkeklerin kilo vermeyi hedeflerken kullandığı destek mekanizmalarını anlamak istedik" ifadelerini kullanıyor.

The Times'a konuşan Roberts şöyle diyor: 

Zayıflama programlarının erkeklere çekici gelmesi için sağlıkla ilgili gerekliliklerden önce hızlı başarılar, erken ödüller ve estetik kazanımlar çerçevesinde bir dereceye kadar sosyal rekabet içermesi gerektiğini tespit ettik. Bu, belki de kuvvet veya dayanıklılığa odaklanan sporları veya fiziksel zorlukları içerebilir.



*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

independent.co.uk/news

Independent Türkçe için çeviren: Büşra Ağaç

Araştırmacılar, birçok erkeğin diyet yapmayı "kadınlara özgü alan" olarak gördüğünü tespit etti
Perşembe, Ağustos 27, 2026 - 16:15
Main image: 

<p>Bir araştırmaya göre, partneri olan erkeklerin kilo vermesi daha kolay (Unsplash)</p>

related nodes: 
Zayıflamak için Akdeniz diyetinden daha etkili bir beslenme biçimi bulundu
Yaygın bir sebzenin egzersiz performansını artırdığı doğrulandı
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Erkeklerin kilo vermesini kolaylaştıran unsur ortaya çıktı
copyright Independentturkish: 
original url: 
https://www.independent.co.uk/news/health/exercise-men-women-dieting-couples-weight-loss-b3040144.html

Ebola salgınının ardındaki küresel hesap

Brüksel'de bir virüsün ortaya çıktığını düşünün, temas yoluyla bulaşan ölümcül bir virüs…Neler olacağını tahmin etmek hiç zor değil.

Bir haftada Avrupa Birliği acil toplanır, tüm sınırlar tek tek kapanır, uçuşlar iptal edilirdi. Avrupa’nın bilim insanları bir araya gelir, laboratuvarlar gece gündüz çalışır, hükümetler bütçe sınırı tanımadan aşı ve tedavi için fon açardı, değil mi? Çünkü orada risk altında olanlar, dünyanın "değerli" saydığı hayatlar.

Şimdi aynı virüsü Afrika’nın kalbine, Kongo’ya taşıyın. Aynı ölüm riski, aynı korku, aynı dehşet. Ama dünya aynı çabayı göstermiyor. Zira bu coğrafyada virüslere ve salgınlara rastlamak son derece doğal! Kongo'da virüsler yüzünden ölmek kaderin bir parçası! "Afrika'nın gerçekliği" … 

Hayır! Kongo’da bugüne kadar 2500’den fazla hayatı çalan ebola virüsü ülkenin kaderi falan değil. Ortada son derece çirkin bir pazarlık var. Dünya Sağlık Örgütü’nün resmî açıklamasına göre söz konusu salgın, (aşı olmasa da) kaynak ve personel kapasitesi artırılarak aylar içinde kontrol altına alınabilir. Yeter ki para bulunsun. 

DSÖ ve Afrika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’nin (Africa CDC) ortak müdahale planı 518 milyon dolar talep etti. Africa CDC kısa süre sonra ihtiyacın 1,4 milyar dolara çıktığını açıkladı. Haziran sonuna gelindiğinde 910 milyon dolarlık taahhüdün yalnızca yüzde 13'ü gerçekten sahaya ulaştı. Ağustos ayı itibariyle bu oran artmış olsa da hala yetersiz. 

Mesele imkânsızlık ya da çaresizlik falan değil. Mesele dünyanın kaynaklarını bu coğrafya için harcamaya gönülsüz olması, Afrika halklarının hayatlarını kurtarılmaya değer bulmaması. Zira salgını durdurmak için gereken para, Batılı bir ülkenin tek bir askeri operasyonunun maliyetinin çok altında!

Evet, bir miktar çaba gösteriliyor ama yeterince hızlı, yeterince büyük ve yeterince kararlı müdahale edilmiyor. Çünkü Afrika'daki salgınlar hâlâ küresel sağlık sisteminin gözünde küresel bir tehditten ziyade yerel bir problem olarak görülüyor.


Neoliberal Ebola

Binlerce can alan Ebola virüsü biyolojik olarak meyve yarasaları ve primatlardan insana bulaşıyor. İnsandan insana ise vücut sıvılarıyla yayılıyor. Peki bu virüsün ortaya çıkış biçimi doğal mı? Cevabı biyolog Robert Wallace veriyor.

Ebola, küresel güçlerin eliyle yürütülen ormansızlaşma, madencilik faaliyetleri ve endüstriyel tarım yüzünden ortaya çıkıyor ve yayılıyor. Küresel güçlerin kaynak iştahı yüzünden tahrip edilen ormanlar, hayvanların doğal habitatlarını olumsuz etkiliyor. Madenler için kesilen ağaçlar biyoçeşitliliği yok ederken, habitatı bozulan yarasalar insan yerleşimlerine yaklaşıyor.

Sömürgecilik öncesinde yerli halkın ormanlık alanlarla bağlantısı yok denecek kadar az iken, sömürgecilikle birlikte yaşam alanlarının değişmesi virüsler için uygun ortamı hazırladı. Bozulan ekosistemde hayvanlar, ihracat ürünlerinin ekildiği plantasyonlara kaymaya başladı ve insanla temasları arttı. 

Bilim dünyasının artık açıkça kabul ettiği üzere, habitat bozulması ile yeni salgınların ortaya çıkış sıklığı arasında doğrudan bir ilişki var. Her yeni maden sahası ve her yasa dışı kereste sevkiyatı ormanları yok ediyor ve aslında bir sonraki küresel salgının tohumlarını ekiyor.


Aşı apartheidi

2014-2016 sonrasındaki Ebola virüsü için Batı aşı üretti, çünkü salgın Batı’yı korkuttu ve yatırımlar aktı. Ancak şimdi ortaya çıkan versiyona Bundibugyo türüne diğer aşılar etki etmiyor.*

Daha önce nadir görüldüğü için bu tür (2007 ve 2012’de) hiç öncelik olmadı. Daha doğrusu Bundibugyo türüne yatırım yapmak şirketler için karlı bulunmadı. Çünkü küresel ilaç endüstrisinin öncelikleri insan hayatına göre değil, müşterilerin alım gücüne göre belirleniyor.

Ünlü Nature Medicine dergisindeki bir makale, açıkça "bilimsel yatırımların, yüksek gelirli ülkeler için büyük tehdit olarak algılanan patojenlere öncelik vermeye devam ettiğini, düşük kaynaklı ortamlardaki savunmasız nüfusları etkileyen hastalıkların ise acil durumlar ortaya çıkana kadar kronik olarak yetersiz finanse edildiğini" belirtiyor.

Nitekim Kovid 19 pandemisi döneminde "eşit erişim" için kurulan COVAX mekanizması, aslında zengin ülkelerin aşıları önceden satın almasına olanak tanıyarak Afrika ülkelerini sıranın sonuna koydu.

2022'deki maymun çiçeği salgınında da aynı senaryo yaşandı. Afrika'da uzun süredir endemik olan hastalık küresel Kuzey'e yayıldığında küresel sağlık gündeminin merkezine oturdu.


Azalan yardımlar

Yalnızca aşı yatırımları değil, ülkenin sağlık altyapısına yönelik yatırımlar da sürekli azaltıldı. Trump yönetiminde USAID’in Afrika’daki sağlık fonları ya durduruldu ya da ülkelerin kritik madenlerine erişim ve vatandaşlarının sağlık verilerinin paylaşılması gibi şartlara bağlandı. 

ABD'nin yardım kesintileri Kongo’nun sağlık kapasitesini ciddi biçimde etkiledi. STAT'ın aktardığı verilere göre USAID'in KDC’ye yardımı 2024 mali yılında yaklaşık 1,2 milyar dolar, 2025'te 715 milyon dolar, 2025'in son üç ayında ise 67 milyon dolar oldu.

Halk sağlığı yardımı da 2024'te yaklaşık 33 milyon dolardan 2025'te 10 milyon doların altına indi. Demek ki salgını kontrol altına almak için talep edilen miktar rahatlıkla sadece ABD tarafından bile temin edilebilir. Ancak ABD virüsü durdurmak yerine bu salgını, madenleri kontrol etmek için bir pazarlık kozu olarak kullanıyor. 


Kaos, kontrolü kolaylaştırır mı?

Kongo’nun doğusu on yıllardır silahlı grupların gölgesinde kaynak savaşlarına sahne oluyor. Bu bölge başta altın olmak üzere, kobalt, koltan ve bakır gibi son derece kritik madenler bulunduruyor. Bölgedeki istikrarsızlığın devam etmesi yasal olmayan madencilik ve kaynak kaçakçılığının önünü daha da açıyor.

Zayıf devletler, doğal kaynaklarının denetimini sağlamakta zorlanırken, söz konusu durumdan çok uluslu şirketler veya gölge aktörler yararlanıyor. Küresel şirketler için ölümün faturası, virüse müdahalenin faturasından çok daha ucuz!

Kamerunlu filozof Achille Mbembe'nin "nekropolitika" kavramını bir kez daha hatırlamak lazım.

Sistem ölüm üzerinde iktidar kuruyor. Hangi hayatlar korunmaya değer, hangileri ölüme terk edilebilir?

Bir salgını kontrol altına almak mümkünken bunun için gereken kaynaklar gerçekten bulunamıyor mu?

Yoksa dünyanın zengin ülkeleri kendi krizlerinde seferber ettiği kaynak ve aciliyeti Afrika'da kasıtlı olarak mı göstermiyor?

İlginçtir ki Kongo’daki kaostan beslenen küresel şirketler şu gerçeği görmüyor. Hızla yayılan Ebola salgını, iş gücünü ve sağlık sistemini çökerttiği için aslında tüm Kongo maden ekonomisini tehdit ediyor. Küresel güçler duruma müdahale etmeyerek uzun vadede kendi ayaklarına sıkıyor. 

Ebola’nın kontrol altına alınabileceğini Dünya Sağlık Örgütü bizzat söylüyor. İhtiyaç duyulan para var, ama Kongo’ya layık görülmüyor! Aşı var, ama gecikiyor. 

Kongo'da ölenler kaderleri yüzünden değil, bir tercihten, kirli bir hesap yüzünden ölüyor. 

*Temmuz sonunda yeni veriler, Zaire türü için geliştirilen Ervebo aşısının Bundibugyo'ya karşı da kısmi koruma sağlayabileceğini gösterdi. Kongo hükümeti 12 Ağustos'ta acil stok talebinde bulundu. Bürokrasi ve kaynak yetersizliği yüzünden sahaya ulaşması gecikti.

 

 

Kaynaklar: 

Al Jazeera. (2026, August 18). WHO: Ebola can be contained in months if enough funding is provided [Video news report]. NewsFeed. 
Hassan, F. (2022, May 23). Vaccine apartheid is racist and wrong. PLOS Speaking of Medicine.  
Şanlı, S. (2026, May 26). Sömürgeci iştahın doğurduğu virüs: Neoliberal Ebola [Sare Şanlı | Sömürgeci iştahın doğurduğu virüs: Neoliberal Ebola]. Independent Türkçe.  
Shipley, R. (2026, June 17). When aid retreats, Ebola advances in the DRC. Policy Options.  

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Sare Şanlı Independent Türkçe için yazdı
Perşembe, Ağustos 27, 2026 - 16:00
Main image: 
jw id: 
ZV5XQe4A
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Ebola salgınının ardındaki küresel hesap
copyright Independentturkish: 

İstanbul'da 14 Eylül’de toplu ulaşım ücretsiz olacak

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), 2026-2027 eğitim-öğretim yılı için bu yıl da çalışmalar yaptı.

İBB, bugün gerçekleştirilen Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME)  toplantısında yeni eğitim-öğretim yılı için eylem planı açıklandı. İBB, bu eylem planına göre; okulların açıldığı gün saat 06.00 ile 16.00 arasında bilet entegrasyonuna dahil olan toplu taşımalarda yolculukları ücretsiz yaptı. Uygulamalara yönelik olarak, İBB, T.C İstanbul Valiliği, İstanbul Ticaret Odası, T.C Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı gibi ilgili kurum ve kuruluşlarla organizasyonlar yaparak koordinasyon sağlayacak.

Denetim ekipleri, sivil trafik ve zabıta ekipleri sahada

Konuya ilişkin İBB'den yapılan bilgilendirmeye göre, okulların açılması ile birlikte trafiğe çıkacak okul servis sayısı 18 bin olacak ve yaklaşık 300 bin öğrenci taşınacak.

İBB bilgilendirmesi şöyle:

Bu yoğunluk düşünüldüğünde şu çalışmalar yapılacak; sinyal direklerine 1 hafta süreli ‘BEN DUYARLI SÜRÜCÜYÜM’ levhasının asılması sağlanacak. Trafik akışına olumsuz etki etmemesi için, saha ekipleri uygun saatte saha çalışmalarına başlayacak. Eğitim-öğretim dönemi başlangıcından önce gerekli görülen yerlerde sinyalizasyon, kent içi trafik kameraları ve şerit çizgilerinin (özellikle okul çevrelerinde yaya geçitlerinde yatay-dikey işaretleri) onarımı tamamlanacak, premark (yatay işaretleme) uygulamaları bitirilecektir.

Kent içi kameralarından İstanbul trafiği izlenerek, tıkanan arterler ilgili birimlere bildirilip anında çözümlenecek. Mobil EDS araçlarımız ile birlikte İBB Toplu Ulaşım Hizmetleri Müdürlüğü denetim ekipleri, sivil trafik ve zabıta ekipleri koordineli olarak denetim yapacak. İBB Trafik Şube Müdürlüğü ile eğitim ve öğretim dönemi başlamadan önce gerekli görülen bölgelerde, özellikle okul çevrelerindeki yaya geçitlerinin düşey işaretlerinin bakım ve onarımı tamamlanacak. Okullara bilgilendirme yapılarak okul çevresinde öğrencilerin taşıtlardan inerek okul binasına girmeleri Rehber Personel ve Öğretmenlerden oluşan 'Okul Geçidi Görevlileri' kontrolünde gerçekleşecek. Servis kullanacak öğrencilerin açık adresleri ve iletişim bilgileri servis şoförlerinde bulundurulması ve velilere duyurulması sağlanacak. Okul servis şoförlerinin Toplu Taşıma Aracı Kullanım Belgeleri https://tuhim.ibb.gov.tr adresinden kontrol edilecek. Okulların açık adresleri, telefon numaraları, öğrenci kapasiteleri ve okul müdürlerinin bilgileri İl Jandarma Komutanlığı, il Emniyet Müdürlüğü ve İBB Zabıta Daire Başkanlığı birimlerine gönderilecek.

İBB Trafik Şube Müdürlüğü çocukların trafik farkındalığını arttırmak için okul çevrelerindeki 64 adet trafik ışığında artık çocuk sesi kullanılmasını sağladı. Sürdürülebilir Kentsel Hareketlilik Planı çerçevesinde yaya trafiğini ön plana koyan İBB, yaya butonlarında yeni seslendirmeleri çocuklara özel hazırlandı. Anadolu yakasında 20 kavşak, Avrupa yakasında 44 kavşak bu şekilde düzenlendi.

Aynı zamanda İBB Toplu Ulaşım Hizmetleri Müdürlüğü eylem planında bu çalışmalarda da bulundu; Veliler https://tuhim.ibb.gov.tr adresinden kayıtlı şoför sorgulama ve okul servis ücreti hesaplama gibi hizmetlerimizden faydalanabilecek. İBB Ulaşım Akademisi kapsamında okul servis şoförlerine eğitimler düzenlenmektedir. 2026-2027 okul dönemi içinde verilen eğitimlerde; İstanbul yol ağı, toplu ulaşım mevzuatı, ilk yardım, çocuklar ile iletişim, farkındalık ve empati, kişisel ve mesleki gelişim konusunda bilgiler verildi

İBB, ek olarak eylem planında şu çalışmalar da sıralandı:

İBB Ulaşım Planlama Müdürlüğü tarafından Sürdürülebilir Kentsel Hareketlilik Planı çerçevesinde 33 okulda 233 adet bisiklet park demiri uygulaması yapıldı. İstanbul genelindeki minibüs, taksi, taksi dolmuş ve servisler (araç içi kamera bulunmamaktadır) anlık olarak 7/24 denetleniyor. Toplu Ulaşım Denetim ve Yönetim Merkezi Büyük İstanbul Otogarında faaliyetlerine devam ediyor. Merkeze bağlı olarak 50.000’den fazla kamera bulunmakta olup, 22.000’den fazla toplu ulaşım aracı izlenebilmekte ve takip edilmektedir. Ayrıca Belediyemize bağlık yaklaşık 2.000 adet kameradan okula gidiş ve okuldan dönüş saatlerinde denetimler sağlanacak. İBB Toplu Ulaşım Hizmetleri Müdürlüğü tarafından hazırlanan dijital broşürler İBB Sosyal Medya Birimleri tarafından sosyal medya hesaplarından yayınlanarak velilerin bilgilendirilmesi sağlanacak.

30 yerinde çözüm aracı ve 60 personel

Okulların açıldığı ilk gün İBB, İstanbul genelinde 30 yerinde çözüm aracı ve 60 personel ile saat 06.00’dan itibaren okul güzergâhlarında bulunan yoğun caddelerde ve kavşaklarda konumlanarak oluşabilecek trafik yoğunluğu ve benzeri durumlara müdahale etmek için AKOM ile koordineli bir şekilde çalışma gerçekleştirilecek. Mobil Çözüm, Çözüm Noktası, Etkinlik ve Organizasyon Şefliklerine ihtiyaç durumuna göre lojistik destek sağlanacak.

İETT ve Metro İstanbul toplam kapasite artışı

İBB’nin eylem planında; okulların açıldığı gün, Metro İstanbul ve İETT tarafından gerçekleştirilecek ilave seferler ile toplam yaklaşık 674.809 özel aracın trafikten çekileceği ve 790.830 yolcunun toplu ulaşım sistemlerine yönlendirileceği hedeflendi.

Zabıta personeli okullarda görevli

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Zabıta Daire Başkanlığı’ndan ekipler ise okulların açıldığı gün okullarda yerlerini alacak. İl Emniyet Müdürlüğü, İl Jandarma Komutanlığı ve İlçe Belediye Ekipleri ile ortak yapılacak çalışmaların programını oluşturacak olup, 2026-2027 öğretim yılında 111 ekipten oluşan 231 zabıta personeli aktif olarak okullarda görevli olacak. Okulların açıldığı gün oluşabilecek kazalarda emniyet ekiplerine yardımcı olacak çekicilerin yerleri ve iletişim bilgileri ilgili birimlere aktarılacak. (2026-2027 öğretim yılı için 8 adet çekici kullanılacaktır.) Okulların açıldığı gün ve takip eden bir hafta içerisinde sabah ve akşam yoğun saatlerde yeterli sayıda zabıta memurunun okul çevrelerinde görevlendirerek ilçe zabıta memurları ve polis memurları ile koordineli trafik denetiminin yapılması ve yönlendirilmesi sağlar.

Şantiyelerde çalışma yapılmayacak

İBB Yol Bakım ve Altyapı Koordinasyon Daire Başkanlığı, Fen İşleri Daire Başkanlığı, İSKİ, İGDAŞ Ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Karayolları 1. Bölge Müdürlüğü’nün koordineli çalışmaları sonucunda ise şu çalışmalar yapılacak; Şantiyelerde okulların açıldığı hafta çalışma yapılmayacak. Trafiği engelleyecek tüm hususlar ortadan kaldırılıp, çalışmalar daha sonra kademeli olarak başlatılacak. Mevcut çalışmaların okul açılış gününden önce bitirilmesi sağlanacak. Çalışmalar sırasında yerleştirilen şerit daraltıcı ya da trafiği engelleyici aparatların toparlanması gerçekleştirilecek. Kazalardan dolayı hasar görmüş altyapıya anında müdahale edilip polis ekiplerine gerekli yardım sağlanacak. Devamı zaruri çalışmaların gece vardiyasında sürdürülmesi sağlanacak. (22:00-05:00 arası). Alt yapı çalışmaları yapan İSKİ, İGDAŞ, AYEDAŞ, TÜRK TELEKOM, BEDAŞ vb. kurumlarla önceden iletişime geçilerek öğretim dönemi açılış haftasına kadar çalışmaların bitirilmesi sağlanacak.

94 otoparkta ücretsiz park yapılabilecek

İBB Şehir Hatları A.Ş. ve İDO A.Ş. ise eylem planında şu çalışmalarda bulunacak; okulların açıldığı ilk 2 gün boyunca okul servis araçlarının arabalı vapurlardan öncelikli olarak faydalanması için gerekli birimler bilgilendirilip önlemler alınacak. İDO’nun Sirkeci-Harem hattında yaya yolcular ücretsiz geçiş sağlayacak. Şehir Hatları seferlerine ek seferler koyulacak. Okulların açıldığı gün ve sonrasında ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği içerisinde çalışılacak. İBB iştirak şirketlerinden İSPARK A.Ş.’nin okul çevrelerinde 94 İSPARK AŞ ‘ye ait otopark bulunuyor. Okulların açıldığı gün, okul servis araçlarına tam gün ücretsiz park alanı sağlanacak. Ayrıca Taşıma sınırının üstünde öğrenci taşınmaması, indirme-bindirme yerleri dışında öğrencilerin indirilmemesi, Servis araçlarına, ‘ÇÖZÜM MERKEZİ ALO 153’ yazısının asılması sağlanacak.

 

ANKA

İstanbul’da 2026-2027 eğitim-öğretim yılının başlayacağı 14 Eylül’de, 06.00-16.00 saatleri arasında bilet entegrasyonuna dahil toplu ulaşım araçları ücretsiz olacak. İBB, ilk gün ulaşımın aksamaması için kapsamlı önlemler de alacak
Perşembe, Ağustos 27, 2026 - 15:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
İstanbul'da 14 Eylül’de toplu ulaşım ücretsiz olacak
copyright Independentturkish: 

KKM bakiyesi sıfırlandı

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) yayımladığı haftalık bültene göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi, 21 Ağustos itibarıyla 50 milyar 984 milyon lira artarak 27 trilyon 683 milyar 273 milyon liradan 27 trilyon 734 milyar 257 milyon liraya yükseldi.

Bankacılık sektöründe toplam mevduat ise bankalar arası dahil geçen hafta 506 milyar 469 milyon lira artarak 31 trilyon 810 milyar 6 milyon liradan 32 trilyon 316 milyar 474 milyon liraya yükseldi.

Tüketici kredileri 3 trilyon 424 milyar liraya geriledi

Tüketici kredilerinin tutarı, bu dönemde 23 milyar 33 milyon lira azalarak 3 trilyon 423 milyar 504 milyon liraya geriledi. Söz konusu tutarın 823 milyar 76 milyon lirası konut, 41 milyar 412 milyon lirası taşıt ve 2 trilyon 559 milyar 16 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.

Bu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı, 9 milyar 340 milyon lira artarak 4 trilyon 230 milyar 331 milyon lira oldu. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları ise yüzde 2 azalışla 3 trilyon 353 milyar 271 milyon lira düzeyinde gerçekleşti.

Bireysel kredi kartı alacaklarının 1 trilyon 287 milyar 249 milyon lirasını taksitli, 2 trilyon 66 milyar 23 milyon lirasını taksitsiz borçlar oluşturdu.

Yasal öz kaynaklar arttı

Bankacılık sektöründe takipteki alacaklar, 21 Ağustos itibarıyla önceki haftaya göre 5 milyar 663 milyon lira artışla 838 milyar 968 milyon liraya çıktı. Takipteki alacakların 623 milyar 576 milyon lirasına özel karşılık ayrıldı.

Aynı dönemde bankacılık sisteminin yasal öz kaynakları, 47 milyar 505 milyon lira artarak 5 trilyon 983 milyar 438 milyon liraya yükseldi.

KKM bakiyesi ise geçen hafta 4 milyon lira azalarak 4 milyon liradan sıfıra indi.

 

AA

Kur korumalı Türk lirası mevduat ve katılma hesapları (KKM), geçen hafta 4 milyon lira azalarak sıfıra indi
Perşembe, Ağustos 27, 2026 - 15:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
KKM bakiyesi sıfırlandı
copyright Independentturkish: 

Kosta Rika'da şiddet sarmalı: "Demokrasi tehlike altında"

Uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı şiddet olaylarının tırmanması Kosta Rika'daki siyasi düzeni tehdit ediyor. 

Wall Street Journal'ın analizinde, 2020'den bu yana cinayetlerin yüzde 50 arttığına işaret ediliyor.

Orta Amerika ülkesinin cinayet oranı Meksika'nınkiyle aynı seviyeye ulaştı.

Analize göre, mayısta göreve başlayan Devlet Başkanı Laura Fernandez, polisin yakaladığı şüphelilerin mahkemelerce serbest bırakıldığını savunarak yargıya yükleniyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Ancak sağcı Fernandez'in organize suç örgütlerinin yargıya sızdığına yönelik iddiaları hem muhalefet hem de yargı mensuplarından eleştiri alıyor.

Kosta Rika'nın başkenti San Jose'de yargı mensupları, muhalif siyasetçiler ve akademisyenler, bu ay hükümet karşıtı protestolar düzenlemişti.

Haberde, şiddet olaylarındaki artışın Kosta Rika'nın Karayipler kıyısındaki Limon'da yer alan Moin limanıyla ilişkili olduğu yazılıyor.

Yetkililere göre liman, uyuşturucu çetelerinin Kosta Rika üzerinden çok daha büyük miktarlarda kaçakçılık yapmasını sağladı.

Fernandez de selefi Rodrigo Chaves'in izinden giderek, organize suç örgütleriyle mücadelede "El Salvador modelini" uyguluyor.

El Salvador lideri Nayib Bukele, Amerika kıtasının en büyük hapishanesi Terör Muhafaza Merkezi'nin (CECOT) açılışını Şubat 2023'te yapmıştı. Bukele yönetimi döneminde suç oranları düşerken, kitlesel gözaltılar ve CECOT'ta yaşandığı öne sürülen insan hakları ihlalleri tepki çekmişti.

ABD Başkanı Donald Trump'a yakınlığıyla bilinen Fernandez ve Chaves'in Kosta Rika'da yürüttüğü hapishane projesinin bu yıl tamamlanması öngörülüyor.

Ancak muhalefet bunun suç örgütlerine ve uyuşturucu kaçakçılığına karşı kalıcı çözüm sunmayacağını, aksine ülkedeki demokratik işleyişe zarar vereceğini savunuyor.

Rio de Janeiro merkezli Igarapé Enstitüsü'nde organize suç üzerine çalışan Robert Muggah, Latin Amerika'da "Bukele etkisinin" yayıldığını söylüyor. Fakat daha büyük cezaevleri inşa etmenin ve daha uzun hapis cezaları vermenin uluslararası çapta faaliyet gösteren örgütlerin sızdığı Kosta Rika'da çözüm getirmeyeceğini öne sürüyor.


Independent Türkçe, Wall Street Journal, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Latin America Reports

Derleyen: Yasin Sofuoğlu

Trump'a yakın Fernandez hükümeti, sorunları "El Salvador modeliyle" çözmeye çalışıyor
Perşembe, Ağustos 27, 2026 - 15:30
Main image: 

<p>Sağcı popülist lider Fernandez, suç oranlarındaki artıştan yargıyı sorumlu tutuyor (Reuters)</p>

related nodes: 
La Nación: ABD gazete yöneticilerinin vizelerini iptal etti
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Kosta Rika'da şiddet sarmalı: "Demokrasi tehlike altında"
copyright Independentturkish: 

Romantik buluşmalardan emeklilik birikimine: Z kuşağının mali tercihleri değişiyor

Yeni bir rapora göre, Z kuşağı son 5 yılda kredi notunu diğer tüm yaş gruplarından daha fazla artırarak mali konularda bilinçli bir nesil olduğunu bir kez daha kanıtladı.

FICO, Z kuşağının kredi notunun 2019'dan bu yana 17 puan arttığını çarşamba günü bildirdi. Buna karşılık boomerlar ve Sessiz Kuşak, pandemi öncesi dönemden bu yana en düşük artışa (4 puan) imza attı. FICO, Z kuşağını 18 ila 29 yaşlarındaki kişiler diye tanımladı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Genel olarak araştırma, ABD'deki 744'lük medyan kredi puanının Ekim 2025'teki seviyeyle aynı kaldığını tespit etti. Kişisel kredilerle otomobil kredilerinde en az 90 gün gecikmiş ödeme oranları da nispeten sabit kaldı.

Ancak FICO, oranların "sabit" olmasının mali sıkıntılar yaşanmadığı anlamına gelmediğini belirtti.

Çalışmada, "Bu istikrar, tüketicilerin mali baskı yaşamadığı anlamına gelmiyor" ifadeleri kullanıldı. 

Konut ve araç ödemeleri enflasyondan daha hızlı artarken, banka kartı ve kişisel kredi bakiyeleri de büyümeye devam ediyor.

Bir FICO sözcüsü, The Independent'a gönderdiği e-postada araştırmaya yalnızca 18 yaş ve üzerindeki tüketicilerin dahil edildiğini söyledi. Veriler, farklı dönemlere ait milyonlarca kredi dosyasının incelenmesiyle toplandı.

Bu, Z kuşağı için iyi haber. Daha yüksek kredi notu, ev satın almayı kolaylaştırıyor, mortgage süresi boyunca faiz ödemelerinde binlerce dolar tasarruf sağlıyor ve diğer borç ve kredi tekliflerinin koşullarını iyileştiriyor.

Yakın tarihli diğer araştırmalara göre bu neslin yükselen kredi notları, sorumlu tasarruf ve harcamaya yönelik daha geniş kapsamlı bir felsefeyi yansıtıyor.

Finansal hizmetler şirketi Fidelity'nin bu ay yayımladığı bir araştırmaya göre, en genç yetişkinler bireysel emeklilik hesaplarına yaptıkları katkı paylarını bir önceki yıla göre yüzde 65 artırmayı başardı.

Z kuşağı, emeklilik katkı payları ve diğer tasarruf hedeflerine para ayırmak için sosyal hayatlarından kısıyor. Bank of America'nın mayıstaki bir araştırmasında, bu neslin yaklaşık yarısının romantik buluşmalara ay içinde hiç para harcamadığı ve her 4 kişiden birinin maddi nedenlerle ilişkisini ilerletmediği bulunmuştu.

Anket şirketi Harris Poll'un temmuzda açıkladığı üzere yaklaşık yüzde 62'si, daha sonra maddi açıdan pişmanlık duymak istemedikleri için hafta sonları dışarı çıkmaktan kaçındığını söylüyor.
 

Z kuşağı kredi notu


Z kuşağı, zorlu ekonomik koşullarda mali açıdan sorumlu davranmaya çalışan tek kesim değil.

Dollar General CEO'su Todd Vasos hazirandaki kazanç açıklamasında, yıllık geliri 100 bin dolar veya üzerindeki tüketicilerin, temel ihtiyaçlarda tasarruf etmek için kendi şirketleri gibi indirim mağazalarına yöneldiğini söylemişti.

Bazı sürücüler, benzin fiyatlarının yüksek seyrettiği bu dönemde yakıt masraflarını karşılayabilmek için araç bakımlarını ertelerken, diğerleri ise primlerden tasarruf etmek amacıyla işveren tarafından sağlanan sağlık sigortasından vazgeçiyor.

Ayrıca danışmanlık şirketi Bain & Company'nin çarşamba günü açıkladığı verilere göre, tüketiciler bu yıl 6 ay üst üste geçen seneye kıyasla daha az gıda ürünü satın aldı.



*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

independent.co.uk/us

Independent Türkçe için çeviren: Büşra Ağaç

Araştırmacılar, kredi puanları istikrarlı olsa da bunun Amerikalıların mali durumunun tam resmini yansıtmadığı uyarısında bulunuyor
Perşembe, Ağustos 27, 2026 - 15:15
Main image: 

<p>Z kuşağı, pandemi öncesinden bu yana kredi notlarında en büyük artışı kaydetti (Unsplash)</p>

related nodes: 
Z kuşağı kadın ve erkekleri, parasını ve zamanını farklı harcıyor
Yeni araştırma, Z Kuşağı'nın çalışma hayatına bakışını ortaya koydu
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Romantik buluşmalardan emeklilik birikimine: Z kuşağının mali tercihleri değişiyor
copyright Independentturkish: 
original url: 
https://www.independent.co.uk/us/money/credit-scores-gen-z-consumers-b3039767.html

Osman Kavala: Genel değerlendirmeler ve 'niyet okuma' ile mahkumiyet verilemez

Osman Kavala, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) kendisiyle ilgili Büyük Daire kararının ardından yaptığı açıklamada, mahkumiyet sürecinin incelendiğini belirterek, suç işlendiğini gösteren ikna edici somut delil olmadan özgürlük hakkının kısıtlanamayacağını vurguladı.

Kavala, AİHM'in Büyük Daire kararında da daha önceki iki kararında olduğu gibi, özgürce yaşama hakkının ikna edici somut deliller bulunmadan kısıtlanamayacağının belirtildiğini ifade etti.

İlk Gezi davası kapsamında 2020 yılında verilen beraat kararını da hatırlatan Kavala, söz konusu kararla suç işlediğine dair delil bulunmadığı gerçeğinin ortaya konulduğunu belirtti.

"AİHM kararlarına uyulması hukuk devletinin yükümlülüğüdür"

AİHM'in son kararına ilişkin değerlendirmesinde Kavala, mahkemelerin olaylara ilişkin genel değerlendirmeler ve faaliyetlerin amacı hakkında "niyet okuma" içeren akıl yürütmelerle mahkumiyet kararı verebileceği anlayışının kabul edilemez olduğunun ortaya konulduğunu kaydetti.

Kavala, yasalar tarafından suç sayılan bir eylemde bulunmayan insanların özgürce yaşama haklarının kısıtlanamayacağını belirterek, bunun temel bir insan hakkı ilkesi olduğunu ifade etti.

Bu hakkın korunmasının ve kamu kurumlarında bu ilkeye mutlak biçimde riayet edilmesinin hukuk devletinin yurttaşlara karşı yükümlülüğü olduğunu vurgulayan Kavala, AİHM kararlarına uyulmasının da bu yükümlülüğün yerine getirilmesi açısından gerekli olduğunu bildirdi.

Kavala açıklamasında, "AİHM kararlarına uyulması asıl olarak bu yükümlülüğün yerine getirilmesi ile ilgilidir, bunun için gereklidir" ifadelerini kullandı.

 

ANKA

Osman Kavala, AİHM Büyük Daire kararının ardından yaptığı açıklamada, somut ve ikna edici delil olmadan özgürlük hakkının kısıtlanamayacağını belirtti
Perşembe, Ağustos 27, 2026 - 15:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
Osman Kavala: Genel değerlendirmeler ve 'niyet okuma' ile mahkumiyet verilemez
copyright Independentturkish: 

Nepal'deki sel felaketi: "Beni mango ağacı kurtardı"

Nepal'deki sel felaketinde can kaybı artarken, afetten kurtulanlar yaşanan kaosu anlattı.

Nepal'in Çin sınırına yakın Rasuwa bölgesinde ve çevresinde meydana gelen selde yaşamını yitirenlerin sayısı 332'ye yükseldi.

Nepal Ulusal Afet Riskini Azaltma ve Yönetim Kurumu, 517'si turist 900'den fazla kişinin kaybolduğunu bildirdi. Çin tarafında da 260'ı yabancı uyruklu en az 560 kişi kayıp.

Pekin yönetimi, 141 kişilik kurtarma ekibiyle Mi-171 helikopteri göndererek sınır bölgesinde yoğun çalışma yürütüyor.  

En ağır hasarlardan birinin yaşandığı Rasuwa'da çalışırken sele yakalanan işçilerden Kumal, "Sesleri duyunca koşmaya başladım. Sanki deprem olmuş gibi bir gürültüyle devasa bir su duvarı üzerimize çöktü" diyor.

24 yaşındaki işçi, çamur ve suyun içinde sürüklenirken bir mango ağacına tutunarak hayatta kaldığını anlatıyor:

O mango ağacı olmasaydı akıntıya kapılıp ölecektim.

11 yaşındaki Rihana Lamichhane de okuldan çıktığı sırada yaşanan afetten kıl payı kurtulmuş:

Okuldaydım. Sel yüzünden okulu kapatıp eve gitmemizi söylediler. Nehri geçerken aniden sular üzerimize geldi.

Janak Bahadur da "bomba patlaması gibi bir ses" duyduğunu, saniyeler içinde nehrin taşarak her yeri süpürüp geçtiğini söylüyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Eşinden halen haber alamadığını belirten Tamang ise "Tek istediğim onun sağ salim eve dönmesi. Başka bir dileğim yok" ifadelerini kullanıyor.

Afetin nedeni henüz resmi olarak belirlenemedi ancak bilim insanları, selin bölgede yaşanan buzul çökmesinin ardından gelmiş olabileceğine dikkat çekiyor.

ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi (USGS), başta bölgede 4,4 büyüklüğünde deprem yaşandığını açıklamış, daha sonra büyüklüğü 5,2 olarak güncellenen bu sismik hareketliliğin buzul çökmesi nedeniyle meydana geldiği bildirilmişti.

Kanada'daki Calgary Üniversitesi'nden jeolog Daniel Shugar, kopan buzulun bir kilometreden daha fazla bir mesafeden vadi tabanına düşerek "bomba etkisi" yarattığını söylüyor.


Independent Türkçe, Reuters, CNN, New York Times, Global Times

Derleyen: Yasin Sofuoğlu

Çin sınırında yaşanan afette arama kurtarma çalışmaları sürüyor
Perşembe, Ağustos 27, 2026 - 14:30
Main image: 

<p>Çin, afet bölgesindekilerin muhtemel bir fırtınaya karşı hazırlıklı olmalarını da istedi (AP)</p>

related nodes: 
Z kuşağının devirdiği Nepal lideri Oli gözaltına alındı
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Nepal'deki sel felaketi: "Beni mango ağacı kurtardı"
copyright Independentturkish: 

Feti Yıldız'dan süreçle ilgili 'özenli dil' çağrısı

MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, "Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin, "Durmadan, yorulmadan ve bıkmadan farklı duyarlılıkları olan insanları sürece dahil edelim, hiç kimseyi dışarıda bırakmayalım. Bize benzemeyenlere sabırla gerçekleri gösterelim. Her şeyin başında sürecin ruhuna uygun özenli bir dil kullanalım" çağrısında bulundu. 

MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla "Terörszü Türkiye" sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yıldız, şu ifadeleri kullandı:

'Terörsüz Türkiye' vizyonu salt bir güvenlik politikası olarak görülmekten ziyade devletin bekası, iç cephenin güçlendirilmesi, hukukun üstünlüğü,
demokratik katılım, toplumsal dayanışma ve ekonomik kalkınmayı kapsayan, toplumsal bütünlüğü, milli dayanışmayı ve devletin stratejik geleceğini esas alan kapsamlı bir devlet politikasıdır. Durmadan, yorulmadan ve bıkmadan farklı duyarlılıkları olan insanları sürece dahil edelim, hiç kimseyi dışarıda bırakmayalım. Bize benzemeyenlere sabırla gerçekleri gösterelim. Her şeyin başında sürecin ruhuna uygun özenli bir dil kullanalım.

Yıldız paylaşımında "Terörsüz Türkiye" süreci kapsamında TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilerek yasalaşan çerçeve yasanın vatandaşlara tekrar tekrar anlatılması gerketiğinin altını çizerek şunları kaydetti:

Terörsüz Türkiye sürecine ait çerçeve yasanın amacını, münfesih terör örgütü PKK/KCK ve bununla bağlı her türlü oluşumu, kişi bakımından kimlerin kanunun kapsamında olduğunu, hangi suçların istisna tutulduğunu, örgütün fiili varlığına son verildiğine, silah ve mühimmatın teslimine dair teyit ve tespit mekanizmasını, Milli Güvenlik Kurulu kararını, kanunun yürürlük tarihini tekrar tekrar insanımıza anlatalım.

 

ANKA

MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, sürecin toplumsal tabanının genişletilmesi gerektiğini belirterek, farklı görüşlere sahip kişilerin dışlanmaması ve sürecin ruhuna uygun bir dil kullanılması çağrısında bulundu
Perşembe, Ağustos 27, 2026 - 13:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: İHA</p>

Type: 
SEO Title: 
Feti Yıldız'dan süreçle ilgili 'özenli dil' çağrısı
copyright Independentturkish: 

İran ve Umman, Hürmüz Boğazı gelirlerinin paylaşımı konusunda anlaştı

İran'ın Tesnim Haber Ajansına göre Tuğgeneral Muhibbi, düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

İran’ın Hürmüz Boğazı üzerinde kontrole sahip olduğunu söyleyen Muhibbi, ABD yönetiminin açıklamalarının aksine Basra Körfezi ve Boğaz'da hiçbir askeri geminin bulunmadığını ifade ederek, "Düşman savaş gemilerinin tamamı Hürmüz Boğazı'ndan en az 400 kilometre uzakta konumlanmışlardır ve askeri ve toprak açısından, İran'ın izni ve yönetimi olmadan hiçbir gemi bu su yolundan geçemez." dedi.

Hürmüz Boğazı'nda Umman'a yakın olan su yolunun da tamamen İran'ın kontrolünde olduğunu savunan İranlı komutan, şunları kaydetti:

"Hürmüz Boğazı, İran'a ve karşımızda yer alan Umman ülkesine aittir. Yaklaşık bir ay önce Umman ile müzakerelere başladık ve her iki tarafın da kabul ettiği bazı mutabakatlara ulaştık. Bu müzakerelerde, iki ülkenin Boğaz'daki payı ile İran ve Umman'ın gelirlerden payları konusunda anlaşmalar sağlandı."

ABD'nin Umman ile İran arasındaki anlaşma sürecini engellemeye çalıştığını savunan Muhibbi, "Bu durum sürecin gecikmesine yol açmıştır. Eğer ABD engellemeyi bırakır ve mutabakat zaptına (17 Haziran'da imzalanan mutabakat) dönerse, ulaşılan mutabakat çerçevesinde Hürmüz Boğazı'nı açabiliriz. Dolayısıyla bizim koşullarımız ABD tarafından kabul edilmelidir. Eğer ABD koşullarımızı kabul etmezse Hürmüz Boğazı hiçbir şekilde açılmayacaktır." diye konuştu.

İran-ABD çatışmaları ve Tahran ile Maskat'ın Hürmüz Boğazı görüşmeleri

İran ve ABD arasında 14 Haziran'da Pakistan arabuluculuğunda varılan mutabakatın ilk aşamasında ABD'nin İran'a ait dondurulmuş varlıkları serbest bırakması karşılığında Hürmüz Boğazı'nın açılması ve İran'ın bu stratejik su yolundan geçişlerden 60 gün boyunca ücret almayacağı kararlaştırılmıştı.

ABD, mutabakatın imzalanmasının ardından İran'ın dondurulmuş varlıklarını serbest bırakmamış ve Hürmüz Boğazı'ndan geçişler için Umman kara sularından alternatif rota belirlemişti.

ABD'nin bu adımlarını mutabakatın ihlali sayan İran, Boğaz'dan geçişleri kısıtlayarak "izinsiz geçiş yapmaya çalışan" bazı gemileri vurmuştu. Mutabakata rağmen iki ülke arasındaki gerginlik, 8 Temmuz'da Hürmüz Boğazı çevresinde şiddetli çatışmaların başlamasına yol açmış ve yaklaşık 2 hafta devam etmişti.

İran, Hürmüz Boğazı'na kıyısı bulunan Umman ile Boğaz'da gemiler için güvenli geçiş yolları belirlenmesi amacıyla yeniden görüşmelere başlamıştı.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, İran ile Umman arasında Hürmüz Boğazı'nda ortak koridorun etkinleştirilmesi konusunda anlaşmaya varıldığını duyurmuştu. Garibabadi, ABD ve diğer ülkelerin, "Hürmüz Boğazı'nın yalnızca İran'ın belirlediği düzenlemeler çerçevesinde açılacağını bilmesi gerektiğini" söylemişti.

 

AA

İran Devrim Muhafızları Ordusu, Umman ile Hürmüz Boğazı konusunda yürütülen görüşmelerde anlaşmaya varıldığını duyurdu. Mutabakatın, Boğaz’dan elde edilecek gelirlerin iki ülke arasındaki paylaşımını da kapsadığı belirtildi.
Çarşamba, Ağustos 26, 2026 - 16:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
İran ve Umman, Hürmüz Boğazı gelirlerinin paylaşımı konusunda anlaştı
copyright Independentturkish: 

Dev gemiler Grönland'ın fiyortlarını tehdit ediyor

Grönland, aşırı gürültü ve yaban hayatı üzerindeki etkilerine ilişkin endişeler nedeniyle kruvaziyer şirketlerine fiyortlardan geçişleri sınırlama çağrısı yapıyor.

Grönland hükümeti Naalakkersuisut, gemilerin yerel halka yük olduğunu ve doğal alanları olumsuz etkilediğini önceki haftalarda belirtti.

Okyanus suyuyla dolmuş geniş vadilerden oluşan Grönland fiyortları, çarpıcı buzul manzaralarıyla kruvaziyerleri kendine çekiyor. Bu bölgeler balinalara, kutup tilkilerine, misk sığırlarına ve kıyı yerleşimlerine ev sahipliği yapıyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Hükümet, devasa gemilerin bu çevre üzerindeki baskısını azaltmak amacıyla kruvaziyer gemilerine fiyort bölgelerindeki seferlerden mümkün mertebe "kaçınma veya bunları sınırlama" çağrısı yaptı.

Grönland yönetimi, kruvaziyer şirketleriyle gemi kaptanlarına yaptığı çağrının yanı sıra Turizm Kanunu doğrultusunda bölgesel kısıtlamalar üzerinde çalıştığını da ifade etti.

Bu yapılandırma, kruvaziyer gemilerine açık ve kısıtlamalara tabi alanları belirleyecek.

Grönland'ın turizm sektörü her yıl büyümeye devam ediyor. Ülkeyi ziyaret eden turist sayısı 2024'e kıyasla 2025'te yüzde 8 artarak yaklaşık 180 bine ulaştı. 

Ancak kruvaziyer ziyaretçi istatistiklerinde dalgalanmalar görülüyor. Bu durum muhtemelen 2024'te Nuuk'ta yeni uluslararası havalimanının açılmasıyla birlikte hava yolcusu sayısının artmasından kaynaklanıyor.

Grönland'da 2025'te 93 bin 897 kruvaziyer yolcusu kaydedildi. Bu sayı, 2024'teki 95 bin 185 yolcuya kıyasla yüzde 1,4'lük hafif bir düşüş anlamına geliyor.

2025'teki kruvaziyer yolcularının yarısından fazlasını oluşturan Birleşik Devletler, Grönland'ın en büyük pazarıyken onu Almanya ve ardından Birleşik Krallık takip ediyor.

Hükümet, Grönland'a yönelik artan ilgiyi "olumlu" karşıladığını belirterek kruvaziyer turizminin yerel topluluklardaki ekonomik faaliyetlerle gelire katkı sağladığını, kent ve yerleşimlerde istihdamı ve iş geliştirme çalışmalarını desteklediğini kabul etti.

Ancak "turizm gelişiminin sürdürülebilir bir temelde ve yerel halk, doğa ve yaban hayatına saygı gösterilerek gerçekleşmesi" taahhüdü nedeniyle fiyort bölgelerindeki kruvaziyer seferlerini sınırlandırma planlarını duyurduğunu belirtti.

Hükümet açıklamasında şu ifadeleri kullandı: 

Turizmin sorumlu biçimde geliştirilmesi, ticari çıkarlarla Grönland'ın doğal ve kültürel değerlerinin korunması arasında uygun bir dengenin sağlanmasını gerektirir.

Yerel topluluklar, işletmeler ve diğer paydaşlarla işbirliği içinde planlanan kruvaziyer kısıtlama bölgeleri, istişare sürecinin ardından yürürlüğe girecek.



*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

independent.co.uk/travel

Independent Türkçe için çeviren: Büşra Ağaç

Ülke, gemiler için yakında yürürlüğe girecek "kısıtlama bölgeleri" oluşturduğunu açıkladı
Çarşamba, Ağustos 26, 2026 - 16:15
Main image: 

<p>(Reuters)</p>

related nodes: 
Sürekli kruvaziyerde yaşamanın maliyeti nedir?
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Dev gemiler Grönland'ın fiyortlarını tehdit ediyor
copyright Independentturkish: 
original url: 
https://www.independent.co.uk/travel/news-and-advice/greenland-cruise-ship-fjords-impact-b3039473.html

Pakistan'da 14 bebeğin öldüğü hastane yangını: "Acımızı kimse anlayamaz"

Pakistan'daki hastane yangınında çocuklarını kaybedenler yaşadıklarını anlattı.

Başkent İslamabad'daki Pakistan Tıp Bilimleri Enstitüsü'nün (PIMS) yenidoğan ünitesinde bugün çıkan yangında ilk belirlemelere göre en az 14 bebek hayatını kaybetti.

Devlet hastanesinin sözcüsü, BBC'ye yangın sırasında yenidoğan servisinde 15 bebek bulunduğunu söyledi.

Pakistan İçişleri Bakanlığı, hastanedeki diğer ünitelerden 7 bebek, 10 anne ve iki erkeğin kurtarıldığını bildirdi.

Yangında üç günlük bebeğini kaybeden bir baba, "Yaşadığım acıyı kimse anlayamaz" diyor.

Muhammed Sami de ünitede yoğun bakımdaki bebeğinin yaşamını yitirdiğini belirtiyor:

Artık ne diyeceğimi ya da kimi suçlayacağımı bilmiyorum. Çocuğumu kaybettim.

Hastanede ailesini ziyaret eden Müneba ise yangın yayılmaya başladığında yeğeni ve yengesiyle kıl payı kurtulduklarını söyleyerek, "Çok şükür bebeğimiz güvende" diyor.

Bazı vatandaşlar kurtarma ekiplerinin çok geç geldiğini söylüyor.

Üç günlük kızını yangında kaybettiğini belirten Huram Mahmud "Yolun kenarında oturmuş yardım bekliyorduk" diyor ve ekliyor:

Binada yangın güvenliği yoktu, uygun çıkışlar da yoktu.

Bütün kapılar kapalıydı. Çocuklarımızı ziyaret edebilmemiz için yalnızca tek bir giriş kullanılıyordu. Diğer kapıları kilitli tutuyorlardı çünkü çocuklarımızı çok sık görmeye gelmemizden korkuyorlardı.

Öte yandan hastanenin genel müdürü Rana İmran Sikander, yenidoğan ünitesinin kapılarının kilitli olmadığını, güvenlik için görevlilerin beklediğini belirtiyor. Bunun, bebeklerin yenidoğan servisinden çalınmasını önlemek için uygulandığını vurguluyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Pakistan İçişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Talal Chaudhry de kurtarma ekiplerinin yangın ihbarından sonra 6-7 dakika içinde olay yerine giderek "mükemmel" bir operasyon düzenlediğini belirtti.

Güvenlik yetkililerinin CNN'le paylaştığı bilgilere göre yangın, yenidoğan ünitesindeki klima kompresörünün patlamasının ardından başladı.

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, "trajik olaydan ötürü derin üzüntü" duyduğunu belirterek, yangınla ilgili derhal soruşturma başlatılması talimatı verdiğini açıkladı. Ayrıca sorumluların tespit edilip cezalandırılacağını söyledi.


Independent Türkçe, BBC, CNN, AP

Derleyen: Yasin Sofuoğlu

İslamabad'da yer alan devlet hastanesi yangının ardından gözler yetkililere çevrildi
Çarşamba, Ağustos 26, 2026 - 15:45
Main image: 

<p>Yangınla ilgili ön raporun 24 saat içinde hazırlanması bekleniyor (AP)</p>

related nodes: 
Bir İsrailli, Girit'te yangın çıkardığı iddiasıyla gözaltına alındı
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Pakistan'da 14 bebeğin öldüğü hastane yangını: "Acımızı kimse anlayamaz"
copyright Independentturkish: 

Neandertaller, Arabistan çöllerine kadar gitti mi?

Arkeologlar, Neandertallerin yaklaşık 55 bin yıl önce Arap Yarımadası'nın çöllerine kadar ilerlemiş olabileceğini öne sürdü. 

Modern insanların (Homo sapiens) en yakın akrabalarından Neandertallerin büyük ölçüde Avrupa'da ve Asya'nın batısında yaşadığı biliniyor.

Yaklaşık 40 bin yıl önce soyu tükenen bu insan türünün İran'daki Zagros Dağları'yla bugünkü Türkiye topraklarında da yaşadığına ilişkin kanıtlar giderek artıyor. Geçen ay yayımlanan bir çalışmada, modern insanlar ve Neandertaller arasındaki kültür alışverişinin kanıtları Hatay'da keşfedilmişti.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Liverpool Üniversitesi'nden James Blinkhorn ve Malta Üniversitesi'nden Huw Groucutt liderliğindeki yeni bir çalışmadaysa soyu tükenmiş bu insan türünün sanılandan daha güneye gitmiş olabileceğine dair kanıtlar bulundu. 

Bulguları hakemli dergi Quaternary Science Reviews'ta yayımlanan çalışmada ekip, Suudi Arabistan'daki Nefud Çölü'nde yer alan Jebel Katefeh-1 (JKF-1) isimli arkeolojik kazı alanında keşfedilen taş aletleri inceledi. 

Burada bulunan eserler, diğer Arap bölgelerinde keşfedilen aletlere pek benzemediği için bunları kimin yaptığı uzun zamandır merak konusuydu. 

Yeni araştırmayı yürüten ekip, JKF-1'in yanı sıra Arabistan, Levant ve Afrika'nın kuzeydoğusundaki diğer taş aletleri karşılaştırdı. İstatistiksel bir model kullanarak farklı bölge ve dönemlere ait aletlerin özelliklerini ve bulundukları arkeolojik ortamı incelediler. 

Ardından Neandertallerle Homo sapiens'in el işçiliğini yüzde 93'e varan doğrulukla ayırt edebilen bir model geliştirildi. 

Bu modele göre JKF-1'de ortaya çıkarılan aletleri yapanlar Homo sapiens değil, Neandertallerdi. 

Groucutt , "Bulgularımız, Neandertallerin bilinen yayılım alanını sanılandan çok daha güneye, Arabistan'ın açık arazilerine kadar genişletiyor" diyor.

Bilim insanları aletlerin yaklaşık 55 bin yıl önce, çöl ortamının daha nemli hale geldiği bir dönemde yapıldığını da tespit etti. 

Bu dönemde Güneybatı Asya'da yaşadığı bilinen tek insan topluluğunun Neandertaller olması da aletleri onların yaptığı ihtimalini güçlendiriyor. 

İklimdeki değişimler, Neandertallerin bu kadar güneye gitmesinde rol oynamış olabilir. JKF-1'deki taş aletler, kurak bir dönemden nemli bir döneme geçiş noktasında keşfedildi. Bilim insanları yakındaki bir gölün yeniden suyla dolduğunu ve çevredeki çölün yeşillenmeye başladığını söylüyor.

Bu nedenle otlayan hayvanlar çölün iç kesimlerine doğru giderken, Neandertaller de onları takip etmek zorunda kalmış olabilir.

Ancak bölgede Neandertallerin varlığını kanıtlayan fosil veya DNA örneği bulunmadığı için Arabistan'a gittiklerini kesin olarak söylemek henüz mümkün değil. 

Yine de çalışma, Avrupa'nın Neandertallerin tek merkezi yaşam alanı olmayabileceğine ve bu insan türünün Asya'nın sanılandan çok daha geniş kesimlerine yayıldığına işaret eden kanıtlara yenisini ekliyor.

Yeni araştırmada yer almayan, Tübingen Üniversitesi'nden arkeolog Knut Bretzke, "Suudi Arabistan'ın kuzeyinde Neandertallerin yaşadığına inanıyor muyum? Evet" diyerek ekliyor: 

Bu inancımı kanıtlayacak sağlam delillerimiz olduğunu düşünüyor muyum? Hayır.



Independent Türkçe, Live Science, IFLScience, Quaternary Science Reviews

Derleyen: Büşra Ağaç

55 bin yıllık taş aletler, Neandertallerin sanılandan daha güneye gittiğine işaret ediyor
Çarşamba, Ağustos 26, 2026 - 15:30
Main image: 

<p>Nefud Çölü'ndeki Jebel Katefeh-1 arkeolojik kazı alanındaki taş aletler, Neandertallerle ilişkilendiriliyor (Palaeodeserts Projesi)</p>

related nodes: 
30 bin yıllık Neandertal-Homo sapiens kültür alışverişi Hatay'da keşfedildi
Neandertaller böcek yerken homo sapiens neden bundan kaçınıyordu?
Denisova insanlarından gelen bir gen, Homo sapiens'in Amerika'da yaşamasını sağlamış olabilir
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Neandertaller, Arabistan çöllerine kadar gitti mi?
copyright Independentturkish: 

Ömer Çelik’ten Suriye mesajı: Önemli bir eşik geçilmiş oldu

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "SDG'nin feshedilmesinden sonra Suriye'nin iç bütünlüğünü güçlendirme açısından önemli bir eşik geçilmiş oldu." ifadesini kullandı.

Çelik, NSosyal hesabından yaptığı paylaşımda, "Sayın Cumhurbaşkanımız kardeş Suriye'nin üzerine karanlığın çöktüğü en zor günlerde, Suriyeli kardeşlerimizin tamamını terörden ve emperyalist saldırılardan korumak için büyük bir mücadele verdi." değerlendirmesinde bulundu.

Bu soylu mücadeleye yılların ve tarihin şahit olduğunu vurgulayan Çelik, Suriye'nin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün korunmasını her zaman desteklediklerini bildirdi.

Çelik, Suriye'nin geleceğe bir ve bütün olarak ilerlemesi gerektiğine işaret ederek, şunları kaydetti:

SDG'nin feshedilmesinden sonra Suriye'nin iç bütünlüğünü güçlendirme açısından önemli bir eşik geçilmiş oldu. Şara yönetiminin kapsayıcı yönetim adımları, Suriye'nin geçmişin karanlıklarından kurtulması ve sağlam bir geleceğe ilerlemesi yönünde çok önemli mesafeler katetmesini sağlıyor.

'Terörsüz Türkiye' ve 'Terörsüz Bölge' hedeflerimiz, kendi çıkarları için yakın coğrafyamızı parçalamak ve yağmalamak isteyenlerin planlarını akamete uğratacak bir iradeyi temsil ediyor. Bu irade, yakın coğrafyamızdaki Kürt kardeşlerimiz için de aydınlık bir geleceği işaret ediyor. Suriye'nin ve komşu ülkelerin istikrarı, güvenliği, refahı için atılan her adımı, Cumhurbaşkanımızın inşa ettiği 'kardeşlik siyaseti'mizin gereği olarak desteklemeye devam edeceğiz.

 

AA

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, SDG’nin feshedilmesine ilişkin değerlendirmesinde, gelişmenin Suriye’nin iç bütünlüğünün güçlendirilmesi açısından önemli bir aşama olduğunu belirtti
Çarşamba, Ağustos 26, 2026 - 15:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
mer Çelik’ten Suriye mesajı: Önemli bir eşik geçilmiş oldu
copyright Independentturkish: 

Bitcoin madenciliği firmalarının yeni sektörü belli oldu

Kripto para madenciliği şirketleri, yapay zeka sektörüne yönelmeye başladı.

BBC'nin haberine göre Bitcoin madenciliği için devasa veri merkezlerine ve güçlü bilgisayarlara yıllarca yatırım yapan şirketler, artık altyapılarını yapay zeka firmalarının kullanımına açıyor.

Yapay zeka şirketlerinin de milyarlarca dolarlık yatırımlarla benzer türde bilgi işlem altyapısına ihtiyaç duyması, bu firmalar için yeni bir gelir kapısı sağladı.

Bitcoin, Ekim 2025'te 124 bin dolarla zirveye ulaştıktan sonra sert düşüş yaşamıştı. Ancak son dönemde yeniden 80 bin dolar bandına yükseldi.

Diğer yandan analizde, kripto para madenciliği firmalarının gelirleri üzerindeki baskının sürdüğüne işaret ediliyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

TerraWulf, Ionic Digital, Core Scientific, IREN, Bitdeer, Riot Platforms ve Hut 8, yatırımlarını ve altyapılarını yapay zeka ve yüksek performanslı bilgi işlem alanına açan şirketler arasında yer alıyor.

Riot Platforms, bu ay ABD'li yapay zeka devi Anthropic'le 20 yıl sürecek 9 milyar dolar değerinde bir anlaşma imzalamıştı.

Bitdeer da Anthropic'e bilgi işlem kapasitesi sağlamak üzere 16 yıllık anlaşma yaptığını duyurmuştu.

Kazakistan'da 2020'de büyük bir Bitcoin madenciliği tesisi açan Enegix de dönüşüm sürecinde. Şirketin CEO'su Yerbolsyn Sarsenov, yapay zeka ve yüksek performanslı bilgi işlem şirketleriyle görüşmeler yürüttüklerini, faaliyetlerinin önemli bir bölümünü bu alanda sürdüreceklerini söylüyor.  

Öte yandan kripto madenciliği tesislerini yapay zeka için yeniden donatmak pahalı bir süreç. Bazı şirketler dönüşümü finanse etmek için Bitcoin varlıklarının bir kısmını satmak zorunda kaldı.

Kripto para analisti Wolfie Zhao, Bitcoin'in son dönemdeki yükselişine rağmen halka açık birçok madencilik şirketinin gelecek dönemde yapay zeka sektörüne ağırlık vermeyi sürdüreceğini savunuyor.

Zhao ayrıca bu firmaların, yapay zeka şirketleriyle uzun sözleşmeler yaptığına ve altyapılarında önemli dönüşümler gerçekleştirdiğine işaret ediyor. Şirketlerin kripto para madenciliğine dönmelerinin zorlaşacağına dikkat çekiyor.

Ancak Bitdeer strateji direktörü Haris Basit, şirketin Bitcoin üretmeye devam edeceğini söylüyor. Birçok işletmenin hem kripto madenciliğini hem de yapay zeka bilgi işlem hizmetlerini birlikte yürüten ikili bir modele yöneleceğini öngörüyor.


Independent Türkçe, BBC, CNBC

Derleyen: Yasin Sofuoğlu

Kripto piyasalarında son dönemde görülen pozitif seyir gelirler üzerindeki baskıyı hafifletmeye yetmedi
Çarşamba, Ağustos 26, 2026 - 14:30
Main image: 

<p>Bitcoin, Ekim 2025'teki zirvesinden uzakta olsa da son haftalarda toparlandı (Reuters)</p>

related nodes: 
Tether'in 120 milyon dolarlık Bitcoin madenciliği projesi nasıl çöktü?
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Bitcoin madenciliği firmalarının yeni sektörü belli oldu
copyright Independentturkish: 

Uykusuzluğa karşı 20 dakikalık şaşırtıcı çözüm

Yeni bir çalışma, uyku sorunu yaşayanların enerji seviyelerini artırmanın şaşırtıcı bir yolunu buldu ve uyumak yerine dışarıda koşmanın daha iyi olabileceğini öne sürdü.

Kanada'daki McGill Üniversitesi'nden araştırmacılar, koşu, bisiklet sürme veya kısa bir egzersizin, sadece 20 dakika içinde uykusuzluğun etkilerini gidermenin en iyi yöntemi olabileceğini buldu.

Araştırmacı ekip, laboratuvar gözetimi altında 30 saat boyunca uyanık kalan 54 sağlıklı genç yetişkin üzerinde deney yaptı. Katılımcılar daha sonra üç gruba ayrıldı: İlk grup 20 dakikalık bisiklet sürdü, ikinci grup 90 dakika uyudu ve kontrol grubu ikisini de yapmadı. 

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Katılımcılara daha sonra bir dizi görüntü gösterildi ve üç gün sonra hafıza testi için tekrar bu görüntülere baktılar.

Deney sonuçları 20 dakikalık egzersizin, yetersiz uykunun yol açtığı hafıza kaybıyla mücadelede 90 dakikalık şekerleme kadar etkili olduğunu gösterdi.

Raporun ortak yazarlarından, McGill Üniversitesi nöroloji bölümünde doktora adayı Madhura Lotlikar şunları söyledi:

Egzersiz herkesin erişebileceği, ucuz ve uygulaması kolay bir yöntem. Bu da onu uykunun kısıtlı olduğu durumlarda insanların zihinlerini zinde tutmasına yardımcı olacak umut verici bir araç haline getiriyor.

Vardiyanın ortasında her zaman şekerleme yapmak mümkün olmayabilir.

Araştırmacılar, iki yöntemin de beyne farklı şekillerde fayda sağladığını belirtti. Şekerlemenin beynin "şarj olmasını" sağlayarak yeni bilgileri özümsemesini kolaylaştırdığı görüldü.

Egzersizin ise tam tersine, beynin "kalan kaynaklarını daha verimli kullanmasına" olanak tanıdığı tespit edildi.

Araştırmacılar, egzersizin uykunun yerini alamayacağını ancak insanların daha az boş zamanı olduğunda veya öğle yemeği molasında 90 dakika uyuyabilecek durumda olmadıklarında daha iyi performans göstermelerini sağlayabileceğini ekledi.

McGill Üniversitesi bu bulguların işyerinde yorgunlukla mücadeleye yönelik stratejilerin oluşturulmasında kullanılabileceğini söyledi. Uyku kaybının yaygın bir sorun olmasına rağmen yeterince ele alınmadığı belirtildi.

Araştırma, 30 ila 60 dakikalık daha kısa şekerlemelerin de daha iyi bir seçenek olmadığını ortaya koydu. Bu sürenin, 90 dakikalık daha uzun bir kestirmenin sağlayacağı faydayla karşılaştırıldığında "iyileştirici fayda sağladığını göstermediği" belirtildi.

Çalışmaya göre en kötü seçenek, egzersiz de şekerleme de yapmamaktı; Kontrol grubundaki katılımcılar diğer iki gruba kıyasla yüzde 22 daha kötü performans gösterdi. 

McGill Üniversitesi Fiziksel ve Mesleki Terapi Fakültesi'nde profesör ve araştırmanın ortak yazarlarından Marc Roig şunları söyledi:

Uyku kaybı, düşünme ve işlev görme biçimimizin neredeyse her yönünü etkiliyor ancak birçok kişi yaptığı işi bırakıp daha fazla uyuyamıyor.

Bulgularımız, kısa süreli bir egzersizin bile en önemli bilişsel yeteneklerimizden birini korumaya yardımcı olabileceğini gösteriyor.



*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir

independent.co.uk/news/uk/home-news

Independent Türkçe için çeviren: Çağatay Koparal

Araştırmanın tamamlanması için genç yetişkinler 30 saat uyanık kaldı
Çarşamba, Ağustos 26, 2026 - 14:00
Main image: 

<p>(Unsplash)</p>

related nodes: 
Uykusuzluk tedavisinin anahtarı, sağlıklı kişilerin dışkısında mı gizli?
Kaliteli bir uyku için akşam yemeği ne zaman yenmeli?
İdeal süre belli oldu: Kaç dakikada uykuya dalmak sağlıklı?
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Uykusuzluğa karşı 20 dakikalık şaşırtıcı çözüm
copyright Independentturkish: 
original url: 
https://www.independent.co.uk/news/uk/home-news/sleep-loss-deprivation-effects-treatment-exercise-b3039371.html

Eski NFL oyuncularının en az 4'te birinde beyin hastalığı bulundu

2016 ve 2021 arasındaki 6 yıllık dönemde hayatını kaybeden eski NFL oyuncularının en az 4'te birinde beyin hastalığı tespit edildi.

Kronik travmatik ensefalopati (CTE) diye bilinen beyin hastalığının henüz bütün yönleriyle anlaşılmasa da tekrarlayan kafa darbelerinden kaynaklandığı düşünülüyor.

Beyindeki sinir hücrelerinin ölümüne yol açan CTE, zamanla kötüleşiyor. Hastalığın bilişsel becerilerde gerileme, duygu durum değişiklikleri ve yürüme güçlüğü gibi belirtilerle bağlantılı olduğu düşünülüyor. Ancak bu belirtilerin ortaya çıkması yıllar sürebiliyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Bilim insanları, hastalığın tekrarlayan kafa darbeleriyle bağlantılı olduğunu ve Amerikan futbolu oyuncularıyla askerler gibi bu tür darbelere sık maruz kalan gruplarda daha yaygın görüldüğünü söylüyor.

CTE araştırmalarının önündeki başlıca güçlüklerden biri, hastalığa kesin tanının ancak ölümden sonra yapılan otopsiyle konabilmesi. 

Mass General Brigham Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Daniel Daneshvar liderliğindeki bir ekip, yeni çalışmalarında CTE'nin Amerikan futbolu oyuncularında ne kadar yaygın olduğunu ortaya koydu. 

Araştırmacılar, Amerikan futbolunun en üst düzey ligi NFL'de oynamış ve 2016 ila 2021'de hayatını kaybetmiş kişilerin beynini inceledi.

Bu dönemde hayatını kaybeden 878 eski oyuncudan 235'i beynini bağışlamıştı. Bulguları hakemli dergi British Medical Journal'da dün (25 Ağustos) yayımlanan çalışmaya göre bu kişilerin 215'inin beyninde CTE saptandı. 

Araştırmacılar, bu dönemde hayatını kaybeden 878 eski oyuncunun tamamı dikkate alındığında CTE yaygınlığının en az yüzde 24,5, en fazla yüzde 97,7 olabileceğini hesapladı.

Harvard Tıp Fakültesi'nde de öğretim üyesi olan Daneshvar "Biz ve diğerleri, özellikle NFL oyuncularında nörodejeneratif hastalıktan ölüm oranının genel nüfusa göre yaklaşık 4 kat daha yüksek olduğunu gösterdik" diyerek ekliyor:

Bu bulgular, NFL oyuncuları öldükleri sırada CTE’nin görülme sıklığının, daha önce toplum temelli çalışmalarda saptanan oranlardan daha yüksek olduğunu gösteriyor.

Araştırmacılar, sporcuların oyunda aldığı darbeleri azaltma yönünde NFL'e çağrı yapıyor.

NFL'in 2011 Toplu İş Sözleşmesi, sezon boyunca yapılacak temaslı antrenman sayısını sınırlamıştı. 

Çalışmanın ardından konuşan NFL sözcüsü "NFL, oyunu daha güvenli hale getirmek için çalışmalarını sürdürüyor ve beyin sarsıntılarını ve kafa darbelerini azaltmaya yönelik stratejiler uyguluyor" ifadelerini kullandı:

NFL, bu topluluğun fiziksel ve ruhsal sağlığını iyileştirmek için güçlü ve giderek genişleyen imkanlardan yararlanabilmesini sağlama konusundaki kararlılığını sürdürüyor. Eski oyuncuları, sağlık endişesi duyduklarında bu kaynaklardan yararlanmaya teşvik ediyoruz.

Bilim insanları oyuncuların aldığı kafa darbelerinin NFL'den öncesine, üniversite ve lise yıllarına uzandığına dikkat çekiyor. 

Daneshvar "Bu kafa darbeleri biriktikçe risk de artıyor." diye açıklıyor. 

Araştırmacı, NFL'de alınan önlemlerin, üniversite, lise ve daha önceki seviyelerde de uygulanmasıyla sporcuların sağlığının daha iyi korunabileceğini belirtiyor.

Daneshvar, "Kafa darbelerinin neredeyse yüzde 70'inin antrenmanlarda meydana geldiğini biliyoruz" diyerek ekliyor: 

Bu nedenle, bu seviyelerin hiçbirinde oyun süresini tek bir dakika bile değiştirmeden, bu bireylerin yaşamları boyunca maruz kaldığı toplam kafa darbesi yükünü önemli ölçüde azaltabiliriz.



Independent Türkçe, Reuters, BBC, British Medical Journal, Mayo Clinic

Derleyen: Büşra Ağaç

Bilim insanları kafa darbelerini azaltacak önlemlerin devreye sokulması çağrısı yapıyor
Çarşamba, Ağustos 26, 2026 - 14:00
Main image: 

<p>Amerikan futbolunda oyuncuların kafaya sıkça darbe alması&nbsp;nörodejeneratif hastalık riskini artırıyor (Reuters)</p>

related nodes: 
Sağlam kafanın sağlam vücutta bulunduğunu uzmanlar da doğruladı
NFL’den Super Bowl’a: Amerikan futbolu hakkında merak edilenler
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Eski NFL oyuncularının en az 4'te birinde beyin hastalığı bulundu
copyright Independentturkish: 

İBB Davası’nda 70. gün

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın ikinci duruşmasına İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’ne inşa edilen yeni duruşma salonunda devam ediliyor. 

Tutuksuz sanıkların savunmalarının dinlendiği ikinci duruşmanın 6. gününde, tutuklu sanıklar saat 11.10’da duruşma salonuna getirildi. Duruşmada bugün ilk olarak tutuksuz sanıklardan Metro İstanbul Bakım Mühendisi Mesut Taşkın savunmasını yaptı.

İddianamede Murat Ongun ve Emrah Bağdatlı isimli kişilerden Kaktüs Medya üzerinden para aldığı yönünde değerlendirme bulunduğunu söyleyen Taşkın, bu kişileri ve şirketi tanımadığını belirtti.

Taşkın, “Bu dosyadaki hiç kimseyi tanımıyorum. Herhangi bir talimat veya para almadım. Dosyada tarafıma para verildiğine veya bu kişilerle suç teşkil eden bir ilişkim bulunduğunu gösteren somut bir delil bulunmamaktadır” dedi.

“YTÜ Kampüs hesabını 2016’da öğrenciler için kurdum, 2021’den sonra kullanmadım”

İddianamede “YTÜ Kampüs” isimli sosyal medya hesabını kullandığını kabul ettiği şeklinde bir değerlendirme bulunduğunu belirten Taşkın, bunun eksik olduğunu söyledi.

Hesabı 2016 yılında öğrencilerin ev arkadaşı ilanı, soru-cevap, ders notları ve benzeri içeriklerden yararlanması amacıyla kurduğunu anlatan Taşkın, 2021 yılında mezun olduktan sonra hesabı kullanmayı bıraktığını bildirdi.

“Telefonumun şifresini verdim, saklayacak bir şeyim yok”

Taşkın, bugüne kadar herhangi bir örgüt, siyasi parti veya siyasi topluluk içerisinde yer almadığını belirterek, dosyada adı geçen kişilerle WhatsApp üzerinden de herhangi bir iletişim kurmadığını söyledi.

Kollukta telefonunun şifresini verdiğini anlatan Taşkın, “Hiçbir şey saklamadım. Saklanacak bir şey elimde yoktur” dedi.

Taşkın, işi gereği zaman zaman yurt dışına çıkması ve fabrika kabul testlerine katılması gerektiğini belirterek, hakkındaki adli kontrol tedbirinin kaldırılmasını istedi.

Savunmasının sonunda hakkındaki iddiaları destekleyen somut delil bulunmadığını yineleyen Taşkın, beraatini, adli kontrol tedbirinin kaldırılmasını ve el konulan cep telefonunun iadesini talep etti.

“Bir İBB bürokratı çıkıp ‘Turan Aydoğan tavassutta bulundu’ derse kendimi yakarım”

Taşkın'ın ardından savunma yapan eski CHP İstanbul Milletvekili Turan Aydoğan, yaklaşık 40 yıllık hukukçu olduğunu, CHP Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyeliğinin yanı sıra 27’nci Dönem milletvekilliği yaptığını ve İBB bürokratlarıyla herhangi bir “akçeli” ilişkisinin bulunmadığını ifade etti.

Aydoğan, “Bir tanesi çıkıp ‘Turan Aydoğan bırakın akçeli işlerle ilgili, bize tavassutta bulundu’ derse burada kendimi yakarım” dedi.

“İmamoğlu nerede düşerse ilk tekmeyi biz atacağız’ dediler”

Aydoğan, tahliye sürecinin ardından şikâyetçilerden birinin kendisine KİPTAŞ’a ilişkin bir video gönderdiğini ve “Düşmez kalkmaz bir Allah’tır. Ekrem İmamoğlu nerede düşerse ilk tekmeyi biz atacağız” dediğini ileri sürdü.

Aydoğan, daha sonra avukatlarını azletmek isteyen kişilerin ücret iadesi talebinde bulunduklarını, kendisinin de yalnızca bu uyuşmazlığı çözmek amacıyla araya girdiğini söyledi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

“Aslında hedef İmamoğlu ve Ali Kurt, ben kullanışlı aparatım”

Şikâyetin kötü niyetli olduğunu savunan Aydoğan, asıl öfkenin kendisine değil, Ekrem İmamoğlu ve KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt’a yöneldiğini ileri sürdü.

Aydoğan, “Bu öfkenin ana öznesi Turan Aydoğan değildir, ana öznesi KİPTAŞ Genel Müdürü ve Sayın İmamoğlu’na yönelmektir. Turan Aydoğan’ı kullanışlı aparat olarak ‘Burada atarsak iyi olur’ diye söylenmiştir” dedi.

Dosyada hiç kimsenin açık bir rüşvet anlaşmasından söz etmediğini savunan Aydoğan, “Kime verilecek bu rüşvet? Burada memur kim? Alan kim, veren kim? Parayı alan avukatsa Turan Aydoğan’la ne ilgisi var? Gerçekten 40 yıllık hukukçuyum, aklımı oynatıyorum bunları görünce” ifadelerini kullandı.

Hâkim 200 bin dolarlık senedi sordu

Mahkeme Başkanı, avukat Rahman Özdemir’in ifadesinde, “Memleketini seven adam kaçar mı? Biz bu ülkeye sevdalıyız, kaçar mıyız?” diyen Aydoğan, adli kontrol tedbirinin entelektüel ve uluslararası faaliyetlerini engellediğini belirterek kaldırılmasını talep etti.

“Bu işi çözeriz ama 200 bin dolarını alırız” dediğine yönelik anlatım bulunduğunu hatırlattı.

Aydoğan bunun üzerine, “Siz olsanız verir misiniz?” diye sordu ve Rahman Özdemir’in hiçbir borcu yoksa 200 bin dolarlık senet vermesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu savundu.

Aydoğan, Özdemir’in senedi ödeyemediği için baskı altına alınmış veya birtakım beyanlarda bulunmaya ikna edilmiş olabileceğini ileri sürdü.

Savcı ses kaydını okudu

Savcı ise Aydoğan’a ses kayıtlarında Hüseyin Aydın’a söylediği belirtilen, “Senin tek muhatabın benim. Sözümün arkasındayım” ifadelerini sordu.

Aydoğan, bunun parayı kendisinin aldığı anlamına gelmediğini, Rahman Özdemir’in ücret iadesini sağlamaya yönelik bir güvence verdiğini söyledi.

Savcının, “Neden muhataplığı kendi üzerinize alıyorsunuz?” sorusuna Aydoğan, tarafları Özdemir’le görüştüren kişi olması nedeniyle paranın iade edilmesi konusunda baskı yapacağını anlatmak istediğini söyledi.

“Rüşvetin belgesi mi olur?” Sözüne açıklama: “Espri yapmış olabilirim”

Savcı, ses kaydında Aydoğan’a atfedilen “Rüşvetin evrakı mı olur?” ve “Rüşvetin belgesi mi olur?” sözlerini de gündeme getirdi.

Aydoğan, bu sözlerin gerçekten kayıtta bulunup bulunmadığını net hatırlamadığını belirterek, “Ben o kadar kefalet baskısı altında kalınca espri yapmışımdır orada. ‘Rüşvetin belgesini mi istiyorsunuz?’ diye. Yoksa adam kendisi söylüyor ya ‘Bu rüşvet değil’ diye. Adamın rüşvet demediği şeyi ben niye rüşvet diyeyim?” dedi.

Aydoğan ayrıca kaydın bazı bölümlerinin eklenmiş olabileceğine yönelik itirazını yineledi.

Ali Kurt: “Bu eylemden tutuklu yargılanan tek kişi benim”

Aydoğan’a sorgusunun ardından KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt da soru yöneltti.

Kurt, söz konusu taşınmazla ilgili KİPTAŞ lehine kesinleşmiş mahkeme kararının 13 Mart 2024’te alındığını, Necmettin Şimşek’in kendisiyle daha sonra görüştüğünü ve kendisine “Kesinleşmiş kararı ben değil, Ekrem İmamoğlu da değiştiremez” dediğini anlattı.

Kurt, Aydoğan ile şikâyetçilerin görüşmelerinin kesinleşmiş karar sonrasında gerçekleştiğine dikkati çekerek, “Konunun hiçbir yerinde ben yokum. Ama maalesef 29 numaralı eylemden yargılanan tek tutuklu benim” dedi.

Aydoğan: “Bu konuda Ali Kurt’la hiç görüşmedim”

Ali Kurt, Aydoğan’a bu meseleyle ilgili aralarında herhangi bir telefon görüşmesi bulunup bulunmadığını sordu. Aydoğan, “Hayır” yanıtını verdi ve söz konusu dönemde de Kurt ile bu konu hakkında hiç konuşmadığını belirtti.

Kurt ise dönemin HTS ve baz kayıtlarının incelenebileceğini söyledi.

“Kesinleşmiş kararı KİPTAŞ infaz etti. Rüşvet olsaydı neden tahliye etsinler?”

Ali Kurt’un avukatı Şeref Dede, KİPTAŞ lehine kesinleşmiş mahkeme kararının infaz edilip edilmediğini sordu.

Aydoğan, “Etti tabii ki” yanıtını verdi.

Dede’nin, “Yani KİPTAŞ yapması gereken işi zaten yaptı” sözleri üzerine Aydoğan, “Aynen. KİPTAŞ yapması gereken işi yaptı, kararı infaz etti. Doğal olarak yapması gereken işi yapmamak ya da yapmaması gereken işi yapmak gibi bir pozisyonu söz konusu değil. Kaldı ki öyle bir anlaşma da söz konusu değil. Burada bir kamu görevlisinin bu işe dahli de söz konusu değil” ifadelerini kullandı.

“Allah’ınızı severseniz bizi bu dertten kurtarın”

Savunmasında hakkındaki örgüt üyeliği suçlamasına da tepki gösteren Turan Aydoğan, “Allah’ınızı severseniz bizi bu dertten kurtarın ya! Böyle bir niteleme olabilir mi? Bizler bu ülkeye lazımız. Yazık etmeyin bizlere. Bizlerden kolay yetişmiyor” dedi ve hakkında uygulanan yurt dışı çıkış yasağının kaldırılmasını istedi.

“Memleketini seven adam kaçar mı? Biz bu ülkeye sevdalıyız, kaçar mıyız?” diyen Aydoğan, adli kontrol tedbirinin entelektüel ve uluslararası faaliyetlerini engellediğini belirterek kaldırılmasını talep etti.

Duruşma, gazeteci Şaban Sevinç'in savunmasıyla devam ediyor.

 

ANKA

Turan Aydoğan: Aslında hedef İmamoğlu ve Ali Kurt, ben kullanışlı aparatım
Çarşamba, Ağustos 26, 2026 - 13:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

related nodes: 
Kılıçdaroğlu: Türklerin, Kürtlerin ve Arapların ortak geleceği barıştadır
SDG’nin feshi öncesi mutabakat: Mazlum Abdi’ye kritik görev, Kürtçeye resmi statü, YPJ iç güvenlik gücü oldu
Erdoğan: Bölgemizde tarih yeniden yazılıyor, Türkiye yön veriyor
Type: 
SEO Title: 
İBB Davası’nda 70. gün
copyright Independentturkish: 

TIME'ın Yılın Kişisi yarışında Trump'ın iki hasmı zirvede

Birkaç ay içinde TIME, her yıl verdiği Yılın Kişisi unvanının 2026'daki sahibini açıklayacak. Tahmin piyasalarına bakılırsa Donald Trump sonuçtan hayal kırıklığına uğrayacak.

Yılın Kişisi unvanını daha önce iki kez alan Cumhuriyetçi, Kalshi ve Polymarket’ta ilk iki adayın açık ara gerisinde üçüncü sırada yer alıyor.

Üstelik her iki sitede de ilk iki sırada yer alan New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani ve Papa XIV. Leo, başkanla daha önce tartışma yaşadı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Başkanın her iki sitede de ilk sırada yer alan Mamdani'yle inişli çıkışlı bir ilişkisi var.

Trump, kendisi gibi New Yorklu olan Mamdani'yi çeşitli dönemlerde "komünist" diyerek hedef aldı. Ancak kasımda ikili arasında geçen görece dostane görüşme, aralarında beklenmedik bir "kankalık" başlayabileceği yönünde spekülasyonlara yol açmıştı.

Trump o dönemde, "Umarım gerçekten harika bir belediye başkanınız olur. O ne kadar başarılı olursa ben de o kadar mutlu olurum" demişti.

İkili şubatta yeniden bir araya gelmiş ve Mamdani, konut gibi konularda Trump'la birlikte çalışmayı umduğunu vurgulamıştı. Bunun için, olası işbirliklerinin sonuçlarını ve Trump'ın başrolde olduğu bir ortaklığı öven örnek bir gazete manşeti de getirmişti.

Ancak ikili arasında gerçek bir ittifak kurulacağı yönündeki umutlar kısa sürede suya düştü.

Nisana gelindiğinde Trump, lüks ikinci konutlara vergi getirilmesini savunan Mamdani'yi vergi politikalarıyla New York'u "yıkıma uğratmakla" suçladı.

Haziranda Trump yönetiminin sınırdan sorumlu yetkilisi, eyaletin sığınak statüsüne ilişkin yeni düzenlemeler paketini kabul etmesine karşılık New York'a çok sayıda ICE ajanı gönderme tehdidinde bulundu. Mamdani ise Trump yönetiminin göç politikalarını defalarca eleştirdi.

Başkanın Papa Leo'yla ilişkisi ise giderek daha da gerildi.

İlk Amerikalı papa Leo, yönetimin göç politikalarını "insanlık dışı" diyerek eleştirmesi ve Trump'ın İran medeniyetini yok etme tehditlerine karşı çıkması da dahil birçok kez Beyaz Saray'ı öfkelendirdi.

Papa ayrıca yönetimin İran çatışmasının haklı ve kutsal bir savaş olduğu yönündeki açıklamalarına da karşı çıktı.

Leo, nisanda sosyal medyada, "Barışın Prensi Mesih'in takipçisi olan hiç kimse, bir zamanlar kılıç kullananların, bugün ise bomba atanların yanında yer almaz" diye yazdı.

Bu açıklamalar yönetimin tepkisini daha da artırdı. Kendisi de sonradan Katolikliğe geçen ve Katolik dünyasında tanınan bir isim olan Başkan Yardımcısı J.D. Vance, papayı teolojik konularda görüş bildirirken "dikkatli olması" konusunda uyardı.
 

Papa XIV. Leo (Reuters)

Trump da Papa Leo'yla göç ve İran savaşı gibi konularda defalarca tartıştı (Reuters)


Başkan Trump ise papayı suçla mücadelede "zayıf", dış politikada da "berbat" olmakla suçladı.

Trump yönetimi ABD'deki Hıristiyanlardan güçlü destek almasına rağmen, göç politikaları yönetimle Katolik Kilisesi'nin arasını açtı. Kilise, mültecilerin yerleştirilmesi çalışmalarında aktif bir rol oynuyor ve ABD'de göçmen kökenli çok sayıda Katolik bulunuyor.

Örneğin nisanda Trump yönetimi, 60 yıldır göçmen çocuklara barınma imkanı ve yardım sağlayan yardım kuruluşu Miami Başpiskoposluğu Katolik Yardım Kuruluşları'yla  yaptığı 11 milyon dolarlık federal sözleşmeyi sona erdirdi.



*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir

independent.co.uk/news/world/americas/us-politics

Independent Türkçe için çeviren: Çağatay Koparal

Bu unvanı daha önce iki kez alan başkanın üçüncü zaferi yakın görünmüyor
Çarşamba, Ağustos 26, 2026 - 13:00
Main image: 

<p>(Reuters)</p>

related nodes: 
Trump'ı Beyaz Saray'a taşıyan seçmenler desteğini çekiyor
Dev Trump mağazası kapanıyor
Trump'tan üçüncü dönem itirafı
Label: 
Type: 
SEO Title: 
TIME'ın Yılın Kişisi yarışında Trump'ın iki hasmı zirvede
copyright Independentturkish: 
original url: 
https://www.independent.co.uk/news/world/americas/us-politics/trump-time-person-of-the-year-polymarket-mamdani-b3039234.html

İktidarda 25 yıl

2001’de kurulan ve ertesi yıl tek başına iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi, geçtiğimiz hafta görkemli bir törenle 25. yılını kutladı.

Hakkıdır. 25 yıl siyasi hayatta kalma siyasi tarihimizde görülmemiş bir şey değilse de kesintisiz 25 yıl iktidar olma, “demokrasi” tarihimizde hiçbir partiye kısmet olmuş değildir. 1923’te kurulan Cumhuriyet Halk Partisi, bir devlet partisi olarak doğdu, kesintisiz 1950 yılına kadar 27 yıl iktidar sürmüş olsa da bu serbest seçimlerle kazanılmış bir iktidar değildi. Bu nedenle AKP’nin 25 yıllık kesintisiz iktidarı, siyasetle uğraşan herkes tarafından önemle üzerinde durulacak bir olaydır. Doğrusunu söylemek gerekirse muhalefet çevreleri, AKP’yi her zaman eleştirmiş fakat onun neden 25 yıldır serbest seçimlerle iktidar olduğunun üzerinde isabetle durmamıştır.


AKP nasıl bir partidir?

AKP, Türkiye’nin görmeye alışık olduğu sağ partilerden biridir. Anayasanın laiklik ilkesinden hoşnut değildir ve onu çeşitli yollarla kemirmeye çalışmakta, bunun yerine İslamiyet’in Sünni-Hanefi değerlerini “millî kültürümüz” adı altında devletin temel değerleri yapmaya, yeni kuşakları da buna göre yetiştirmeye çalışmaktadır.

AKP’nin esas karakterlerinden biri de bir zenginler partisi olmasıdır. Ancak onu ayakta tutan zengin sınıf, Cumhuriyeti kuran ve Tek Parti Döneminde devleti elinde bulunduran burjuvaziden farklıdır. AKP zenginleri, ülkemizdeki kapitalist gelişmenin bir ürünü olarak kırsaldan merkezlere gelen zenginlerdendir. Bu zengin sınıf, geldikleri taşra kültürünü de merkeze, devlete taşımışlardır. Demokrat Parti, Adalet Partisi ve Anavatan Partisi’ne Erbakan’ın İslamcı ideolojini aşılayın meyvesi AKP olan bir ağaç ortaya çıkar.

AKP’nin iktidar olması, 1923’ten, hatta daha önceden başlayan Avrupai (Burjuva) reformlarının halk kitlelerinin önemli bir kısmını dönüştürememesinin de sonucudur. Bu reformlar, hâlen yeni koşullarda bütün ülkeye yayılma halindedir. En büyük değişim yeni teknolojiyi kullanmada görülmekte, kentler ve hatta köyler, modern yapılar, yollar, üretim teknikleriyle eski Türkiye’den farklılaşmaya devam etmektedir. Kemalist reformların tutucu taşra zenginlerini de hiç değiştirmediği söylenemez. Miras hukuku bütün ülkede uygulanmaktadır. Evlenmeler laik esasa göre akdedilmektedir. Bu sınıfın politikacıları ve iş adamları da takım elbise giymekte, boyunbağı takmaktadır. Mecliste parlamenter usuller uygulanmaktadır. Yani 1839 Tanzimat Fermanı’ndan beri modernleşmeye çalışan bir Türkiye’den Arap şeyhliklerine benzeyen bir ülke çıkarmak mümkün değildir.


Kömür torbaları

AKP’nin 2002’den beri girdiği her seçimden birinci parti olarak çıkması ve tek başına hükümet kurmasının nedenini, laik kesimler onun dini kullandığına yordular. İleri sürülen başka bir gerekçe AKP’nin yoksullara kömür torbaları ve yiyecek kolileri dağıttığıdır ki, gerçeğin itirafına en yakın gerekçe de budur. Her seferinde büyük umutlarla seçime giren muhalefet, seçimi kaybetmesini seçim hilelerine, mühürsüz oylara bağlama eğilimi göstermiştir. Ülkedeki bütün gelişmeler için komplo teorileri geliştirmeye hevesli bir grup da AKP’nin zaferini dış güçlerin, özellikle ABD’nin böyle istediğine bağlamıştır.

Bu 25 yıl içinde AKP çeşitli badireleri atlamayı başarmıştır. Bunlardan biri generallerin verdiği bir muhtırayı “Siz karışmayın” diye geri çevirmiş, gene ordunun açtırdığı kapatma davasını, ucuz bir hükümle atlatmış, Cumhuriyet mitingleri, Gezi eylemleri gibi kitlesel gösteriler karşısında ayakta kalmış, Ergenekon Davası ile önemli bir muhalif aydın ve subayı etkisizleştirmiştir. Son olarak besleyip büyüttüğü Fetullah darbe girişimini püskürtmeyi başarmıştır.

AKP, demokrasi vaadiyle seçimler kazandığı halde demokrat bir parti değildir. Tek kişinin hükmettiği bir parti haline gelmiştir. Son derece partizandır ve tarafsız olması gereken devlet kurumlarını adliye dâhil kendine bağlamıştır. Ordudan gelecek itirazların önünü kesmiştir.

AKP, ilerici, demokrat, devrimci, sosyalist bir insanın beğenebileceği bir parti değildir. Haksever insanların da ona karşı bir hayli itirazları olmalıdır. Fakat AKP 25 yıldır seçimlerden birinci parti çıkmaktadır. Niçin?

AKP’nin seçim başarıları, halkın sağcı olmasından, yolsuzluklar karşısında duyarsızlığından, adaleti umursamayışından mı kaynaklanıyor? Cehaletten mi? Dindarlıktan mı?

Ülkemizde bunun doğru yanıtını veren insan sayısı pek azdır. Belki bazıları biliyor ama söylemeye çekiniyorlar. Doğrusu geçmişte benim de karşılaştığım gibi bunun doğru nedenlerine işaret eden herkese “Sen de mi AKP’li oldun?” suçlaması yapılıyor.


Yoksul kitleleri derinden kavramak

AKP’nin 25 yıldır girdiği her seçimden birinci parti olarak çıkması, başkanları Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde rakiplerini yenmesi tek bir nedene bağlanamaz. Fakat bunların en başında AKP’nin yoksul taşrayı, yoksulluğu ile, yaşam tarzı, kültürü ile derinden kavramış olmasıdır. Kömür torbaları ve yiyecek kolileri, bunun yalnızca bir parçasıdır. Hiç şüphe yok ki, yoksulların eğitime erişmesinde, sağlıkta büyük gelişmeler olmuştur. Ders kitaplarının parasız verilmesi, haftada bir de olsa köylere doktor gitmesi, aile üyeleri için evde bakım ücreti bunlar içinde ilk akla gelenlerdir.

Sert seçim mücadelelerinde, seçimlerde epey yazı yazarak gelişmeleri önyargısız yorumlamaya çalıştım. 13 Haziran 2018’de yayımlanan yazımın başlığı “Köroğlu Gibi” idi ve halkı kazanmak için Köroğlu gibi zenginden alıp yoksula vermeyi önermiştim. Köroğlu’nu Köroğlu yapan bu değil mi idi? 13 Ağustos 2025’te yayımlanan yazımın başlığı ise “CHP’ye Halkçılık Yeter” idi.

Son genel seçimlerde Ordu’nun en yoksul köylerinin bağlı olduğu Korgan ilçesinde aldığı oyların yüzde 80, Kumru ilçesinde ise yüzde 82 olmasının sebebi hikmeti budur. Esasında AKP’ye neden oylarını verdiklerini seçmenlere sormak gerekir. Onlar bunun doğrusunu bilirler.

Demek oluyor ki, AKP’den önce iktidar olan partilerin hiçbiri, taşrayı bu kadar güçlü kucaklamamıştır.


Ne zaman kaybedecek?

AKP de bir zaman gelecek ki seçimleri ve iktidarı kaybedecek. Şimdi, kendisi için ölümcül bu sonun gelmemesi için olmadık işler yapıyor. Ana muhalefeti bölüyor ve sıkıştırıyor. Muhalefet belediyelerinin yöneticilerini yolsuzluk ve rüşvet suçlamasıyla yargılama altına alıyor. Buna karşılık uyguladığı ekonomi politikalarıyla hazinenin dibi görünmüştür ve buna çözüm bulmak için hazineye ait varlıkları satma peşindedir. Onun iktidar olduğu dönemlerde büyük yolsuzluklar yapılmıştır ve bunlar yargıdan kaçırılmıştır. Günümüzde de bal tutan pek çok yetkili parmaklarını yalamaktadırlar. Adalet ve Kalkınma Partisinin hiç de adaletli olmadığı açıktır. Seçmenler yıllardır keskin bir kutuplaşmaya uğramış olsalar da yolsuzlukları ve demokrasiye aykırı uygulamaları görmektedirler. Onlar şu ikilem içindedirler: Daha önce kavuşmadığımız ekonomik sosyal imkânlardan mı vazgeçelim yoksa adaletsizliklere ses çıkarmamaktan mı? Onlar için öncelik yaşam koşullarıdır.

Birkaç yıldır, hayat pahalılığı dar gelirlileri zor durumda bıraktı. Bunun karşılığı AKP’nin ikinci parti konumuna düşmüş olmasıdır. Eğer başka geliri olmayan emekliler ondan tamamıyla yüz çevirmediyse, geçmişte kavuştukları imkânların hatırınadır ve bu hatırın ömür boyu sürmeyeceği de açıktır. Türkiye iyi kötü bir sandık sistemine sahip olduğu sürece, AKP’nin sittin sene iktidarda kalması mümkün değildir.

CHP, Ankara’nın Çankaya ilçesinden seçmenlerin dörtte üçünün oyunu alıyor. Bizim köydeki seçimlerde ise Korgan ve Kumru köyleri kadar değilse de bunun tam tersi çıkıyor. AKP oyların yüzde 75’ini alıyor. Bu farklılığı yaratan tamamen yaşanılan coğrafya, yaşama koşulları, seçmenlerin gelirleri ve öğrenim düzeyleridir. Köylüler için üniversite özerkliğinin köy yolunun asfaltlanması kadar önemi yoktur.

Ülkemizde iktidar olmak isteyen bir parti, AKP’nin 25 yıllık başarısından ders almalıdır. Sonuçta cumhuriyet değerlerinden, laiklikten, demokrasi ve insan haklarından, adaletten vazgeçmeden düşük ve orta gelir düzeyindeki toplumu ekonomik çıkarları açısından kucaklamak mümkün değil midir?

Kürt Sorununu çözmede bile muhalefet kekeleyip durmuş, sorunun aslını kavrayamamış, “Çerçeve Yasa” vesilesiyle bile bu fırsatı kullanamamış, sonunda Kürtlerle Cumhur İttifakının yakınlaşmasını önleyememiştir. Kendisinin zaten cesur bir planı yoktur ve bu konuda taraftarlarını razı edecek bir anlayışta da değildir.

Halkı ve rejimi gericileştirmeye çalışan AKP’nin önünü kesebilmek, halkın refahını ve özgürlüğünü sağlayabilmek için onun iktidar olma ve 25 yıl iktidarda kalma taktiklerinden ders çıkarmak gerekir.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Zeki Sarıhan Independent Türkçe için yazdı
Pazar, Ağustos 23, 2026 - 08:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
İktidarda 25 yıl
copyright Independentturkish: 

Kosta Rika'nın ekoturizm modeli: Doğayı koruyarak kalkınmak

Değerli okuyucular, bu yazımda, zengin biyolojik çeşitliliği ile Dünya’nın önde gelen ekoturizm destinasyonlarından biri olan Kosta Rika’dan bahsedeceğim. Kosta Rika, küçük bir ülke olmasına rağmen, olağanüstü zengin bir biyolojik çeşitliliğe sahip. Kosta Rika Turizm Kurulu’nun verilerine göre ülke, dünya biyolojik çeşitliliğinin yaklaşık olarak yüzde altısını barındırıyor.

Tropikal yağmur ormanları, volkanik dağlar, Karayip ve Pasifik kıyıları, aynı ülkenin sınırları içerisinde yer alıyor. Kosta Rika’nın yaklaşık dörtte birlik bir alanı ise, Ulusal Koruma Alanları Sistemi tarafından korunan doğal alanlar kapsamında bulunuyor. Bundan dolayı, Kosta Rika’da milli parklar, ülkenin ekoturizminin omurgasını oluşturuyor. Corcovado, Manuel Antonio, Tortuguero, Arenal Yanardağı gibi parkların yanı sıra, Monteverde Bulut Ormanı gibi özel koruma alanları, ülkenin başlıca ekoturizm merkezleri arasında.

Kosta Rika’yı ziyaret eden turistler, yağmur ormanı yürüyüşlerinden, kuş gözlemciliğine, volkan gezilerinden, deniz kaplumbağaları ve balinaları izlemeye kadar çok farklı etkinliklere katılabiliyor. Ulusal Koruma Alanları Sistemi tarafından korunan alanlar, Kosta Rika’da ekoturizmin gelişmesinde önemli role sahip.
 

Görsel: Grok/Independent Türkçe
Görsel: Grok/Independent Türkçe

 

Turizm gelirleri ile doğa korunuyor

Kosta Rika modelinin en dikkat çekici noktalarından biri, Kosta Rika, doğa koruma ile ekonomik kalkınmayı, birbirini destekleyen unsurlar olarak görüyor. Ülkenin doğal güzellikleri, turistleri ülkeye çekerken; turizmden elde edilen gelir de, hem doğa koruma faaliyetlerine, hem de, kırsal alanlardaki ekonomik faaliyetlere katkı sağlıyor.

Dünya Bankası, Kosta Rika’nın başarısını, doğa koruma faaliyetlerinin yanında, çevresel hizmetler için ödeme sistemi (Payment for Environmental Services - PES) gibi politikalara bağlıyor. Bu sistem kapsamında, arazi sahiplerine, ormanları korumaları ve yeniden ağaçlandırmaları için teşvik sağlanıyor. Bu sistem, zaman içerisinde, ülkenin yeniden ormanlaşmasına katkıda bulundu. Böylece, ekoturizmin temelini oluşturan doğal sermaye de, korunmuş oldu.


Sürdürülebilir turizm sertifikası

Kosta Rika’yı, birçok turizm destinasyonundan ayıran unsurlardan biri de, Sürdürülebilir Turizm Sertifikası (Certification for Sustainable Tourism) sistemi. Kosta Rika Turizm Kurulu tarafından geliştirilen sistem; otellerin ve turizm işletmelerinin, çevre ve toplum üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesine yardımcı oluyor. Sertifika sistemi sayesinde oteller, çevre dostu stratejiler için teşvik ediliyor. Dolayısıyla sürdürülebilirlik, yalnızca otellerin reklamlarında kullandıkları bir kavram olmaktan çıkarak, belirli standartlara bağlanıyor.


Yerel halk ekoturizm modelinin bir parçası

Ekoturizmin önemli diğer boyutu ise, yerel ekonomiye katkı. Koruma alanlarının çevresinde, yerel halkın kalkınmasına katkı sağlayan küçük oteller, eko-lodgelar, restoranlar, çiftlikler gelişebiliyor. Ulusal Koruma Alanları Sistemi’ne göre, korunan bölgeler, yalnızca doğanın korunduğu alanlar değil, aynı zamanda bölgede yaşayan yerel topluluklara, turizm yoluyla katkı sağlayan alanlar.


Lapa Rios Lodge

Lapa Rios Lodge, Kosta Rika’nın güneybatısındaki Osa Yarımadası’nda yer alıyor. Lapa Rios, sürdürülebilir turizmin Dünya’daki öncü örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. Dünya Bankası’nın sürdürülebilir turizm ile ilgili çalışmalarında, Lapa Rios, Kosta Rika’nın ekoturizm ve sürdürülebilir turizm sertifikaları için örnek teşkil eden vakalardan biri olarak ele alınıyor.

1993 yılında kurulan Lapa Rios Lodge, Osa Yarımadası’nda yaklaşık olarak 405 hektar büyüklüğündeki özel bir yağmur ormanı koruma alanının içinde yer alıyor. Tesisin kuruluş felsefesi, klasik anlamda bir otel inşa etmekten ziyade, turizmden elden edilen gelir ile, yağmur ormanlarının korunmasına katkıda bulunmaktı.

Lapa Rios, doğa koruma ile turizmi aynı ekonomik model içinde birleştirmeye çalışıyor. Tesisin bulunduğu rezervde, Kosta Rika’nın maymun türleri, tembel hayvanlar, zehirli ok kurbağaları ve 300’ün üzerinde kuş türü görülebiliyor. Bölgenin simgelerinden olan kızıl makavlar, tesisin adına da ilham kaynağı olmuş. Lapa Rios, makavların nehri anlamına geliyor.
 

Görsel: Grok/Independent Türkçe
Görsel: Grok/Independent Türkçe

 

Enerji tüketimi

Lapa Rios, enerjiyi etkin kullanabilmek için kapsamlı uygulamalar geliştiriyor. Tesiste, yaklaşık olarak, 220 güneş paneli ve 10 nano hidrotürbin bulunuyor. Tesisin enerji gereksiniminin büyük bölümü bunlarla karşılanıyor. Tesis ayrıca, güneş enerjisi ile çalışan sıcak su sisteminden faydalanıyor. Buna ilaveten, tesiste, düşük enerji tüketimi olan ekipmanlar kullanılıyor. Misafirlere düzenlenen sürdürülebilirlik turu sırasında, misafirlere, bu sistemlerin nasıl çalıştığı gösteriliyor.


Su ve atık yönetimi

Su tüketimi, sayaçlarla takip ediliyor. Tesiste, biyolojik olarak parçalanabilir temizlik ve banyo ürünleri kullanılıyor. Ayrıca, organik ve inorganik atıklar ayrıştırılıyor. Organik atıkların büyük bölümü, kompost yapımında değerlendiriliyor. Geri dönüştürülebilir malzemeler, geri dönüşüm merkezlerine gönderiliyor. Havuzlarda, geleneksel klor kullanımı yerine, tuz bazlı arıtma sistemi tercih ediliyor.


Yerel istihdam

Tesis’in sürdürülebilirlik anlayışı, sadece çevre politikaları ile sınırlı değil. Tesis, yerel istihdam ve yerel halkın kalkınmasını, ekoturizm modelinin bir parçası olarak görüyor. Tesiste çalışanların tamamı, yerel halktan oluşuyor. Kadınların topluma kazandırılması için, yönetim görevlerinin önemli bölümünde, kadınlar yer alıyor. Sürdürülebilirlik yaklaşımı kapsamında, çevre eğitim programları, yerel üreticilerden ürün alımı ve yerel halk ile birlikte düzenlenen etkinlikler bulunuyor.

 

 

Kaynaklar:

İlbay, B. (2021) "Ekoturizmde Sertifikalandırma" Kitap Bölümü, sayfa 161-170, Özgen Çiğdemli, A.Ö. (2021) (Editör), "Ekoturizmi Anlamak" editörlü kitap, Detay Yayıncılık: Ankara.
Dünya Bankası (World Bank Group), “How Costa Rica is Investing in a Landscape Approach to Build a Sustainable Future”, 2022: https://www.worldbank.org/en/news/feature/2022/03/21/how-costa-rica-is-investing-in-a-landscape-approach-to-build-a-sustainable-future
Dünya Bankası (World Bank Group), “Sustaining Forests and Strengthening Communities in Costa Rica”, 2025: https://www.worldbank.org/en/news/feature/2025/03/21/proteger-bosques-fortalecer-comunidades-costa-rica
Visit Costa Rica – Costa Rica Tourism Board, “Sustainability”:
https://www.visitcostarica.com/sustainabilitySINAC – Sistema Nacional de Áreas de Conservación, “Programa de Turismo”: https://www.sinac.go.cr/ES/turismo/Paginas/prograturis.aspx
Lapa Rios Lodge, “Sustainability”: https://www.laparios.com/sustainability/
Lapa Rios Lodge, “About Lapa Rios”: https://www.laparios.com/about-lapa-rios/
Visit Costa Rica – Costa
Rica Tourism Board, “Lapa Rios Hotel”: https://www.visitcostarica.com/planning-your-trip/hotels/lapa-rios-hotelNational Geographic, “Nine Destinations You Should Feel Good About Visiting”: https://www.nationalgeographic.com/travel/article/9-destinations-you-should-feel-good-about-visiting-most-sustainable-places-tourism

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Dr. Elif Dikmen Diriöz Independent Türkçe için yazdı
Pazar, Ağustos 23, 2026 - 08:15
Main image: 
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Kosta Rika'da ekoturizm
copyright Independentturkish: 

Derin harekât fikrinin doğuşu ve tasfiyesi

İki savaş arası dönemde Sovyetler Birliği’nde hem yeni bir ordu kuruluyor hem de modern savaşın nasıl yürütüleceğine ilişkin özgün fikirler geliştiriliyordu. Mihail Tuhachevski, Vladimir Triandafillov, Aleksandr Sveçin ve Georgi Isserson gibi isimler, savaşın yalnızca cephedeki birliklerin çarpışmasından ibaret olmadığını görmüştü. Onlara göre modern savaşın sonucu, cephe gerisindeki birliklerin, ikmal hatlarının, komuta merkezlerinin ve rezervlerin de hedef alınmasıyla belirlenecekti.

Bugünkü operasyonel düşüncenin önemli unsurlarının temeli o dönemde Sovyetler Birliği’nde atıldı. Peki Sovyet askerî düşüncesi neden modern savaşın bazı temel meselelerine bu kadar erken yöneldi?

Bunun önemli bir nedeni Birinci Dünya Savaşı deneyimiydi. Manevra Harbi anlayışıyla başlayan savaş kısa sürede mevzi savaşına dönüştü. Hızlı sonuç alınması beklenen savaş, Avrupa’nın büyük bölümünde statik bir cephe savaşına dönüştü. Cephe savaşının yarattığı yıpranma, ateş gücü ile hareket kabiliyetinin birlikte kullanılmasını zorunlu kıldı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Sovyet teorisyenleri bu deneyimi daha ileri götürdü. 1920’lerin sonlarından itibaren tank, uçak, topçu ve piyadenin koordinasyonunu sağlayan yeni bir harekât anlayışı üzerinde çalıştılar. Buradaki temel mesele, teknolojik gelişmelerin savaşın karakterini nasıl değiştireceğiydi.

1925 tarihli düzenlemelerde birleşik silah kullanımı fikri görülmeye başladı. 1929 düzenlemeleri bu yaklaşımı daha açık hâle getirdi. 1936 tarihli geçici Saha Talimnamesi, yani PU 36 ise derin harekât anlayışını belirgin bir doktriner çerçeveye dönüştürdü. Bu düşüncenin gelişmesinde Isserson, Triandafillov ve Tuhachevski’nin önemli rolleri vardı.

Derin harekâtın temel mantığı basitti fakat sonuçları kapsamlıydı. Düşmanın ilk savunma hattını yarmak yeterli değildi. Yarılmanın ardından ortaya çıkan boşluğa hızla ilerleyen kuvvetler sokulacak, düşmanın ikinci ve üçüncü kademeleri imha edilecek, rezervlerin cepheye ulaşması engellenecek ve bütün savunma sistemi çözülecekti.

Bu nedenle Sovyet teorisyenleri savaşı yalnızca bir cephe hattı üzerinden düşünmüyordu. Savaşın derinliği vardı ve bu derinliğin bütün unsurları aynı harekâtın parçasıydı. İlk kademede hava unsurları, ikinci kademede birleşik silah birlikleri, üçüncü kademede yarma sonrasında ilerleyecek kuvvetler bulunuyor, dördüncü kademede ise rezervler yer alıyordu. Amaç tek bir muharebeyi kazanmak değildi. Amaç, düşmanın bütün savunma sistemini derinliği boyunca felce uğratmaktı.

Bugün bu yaklaşım bize tanıdık geliyor. Çünkü modern orduların operasyonel sanat dediği alanın temelinde benzer bir düşünce bulunuyor. Bir ordunun yalnızca önündeki birliklerle değil, savaşma kapasitesini sağlayan bütün sistemle mücadele etmek gerekiyor.

İşin asıl dikkat çekici tarafı burada başlıyor.

Sovyetler Birliği, modern savaşın geleceğini anlamaya çalışan bu teorisyenleri kendi siyasi sisteminin kurbanı hâline getirdi. 1937’de Stalin’in Kızıl Ordu’nun yüksek komuta kademesine yönelttiği tasfiye, askerî kurumun entelektüel kapasitesine ağır bir darbe vurdu. Tuhachevski 1937’de idam edildi. Sovyetler Birliği’nin ilk beş mareşalinden üçü tasfiyeler sırasında hayatını kaybetti veya ortadan kaldırıldı. Voroshilov ve Budyonni ise daha sonra doğal nedenlerle öldü.

Tasfiyenin boyutu birkaç üst düzey komutanın öldürülmesiyle sınırlı değildi. Çeşitli kaynaklarda bu dönemde yaklaşık 33 bin ila 40 bin subayın ölüm veya hapis yoluyla tasfiyeden etkilendiği aktarılıyor. Üst komutanlık kadrosunun neredeyse tamamı parçalandı. Beş mareşalin üçü, on altı ordu komutanının on dördü ve sekiz amiralin tamamı tasfiyenin kurbanı oldu.

Burada Stalin’in askerî düşünceye verdiği zararın asıl boyutu ortaya çıkıyor. Deneyimli komutanların kaybedilmesiyle birlikte bir ordunun savaşma biçimini oluşturan kurumsal hafıza da ağır bir darbe aldı. Bir ordunun sahip olduğu bilgi yalnızca talimnamelerde bulunmaz. Bu bilgi, savaş görmüş komutanların tecrübelerinde, kurumların hafızasında ve farklı fikirlerin tartışılabildiği bir ortamda yaşar.

Daha çarpıcı olan ise tasfiye edilen bazı komutanların stratejik değerlendirmelerinin sonradan önemini korumasıydı. Özellikle Alman tehdidinin niteliği konusunda yapılan bazı değerlendirmeler, savaşın başlamasından sonra farklı bir anlam kazandı. Tuhachevski’nin uyarıları ve savaş hazırlığına ilişkin görüşleri, siyasi tasfiyenin askerî düşünce üzerindeki maliyetini gösteren örnekler arasında yer aldı.


Peki Batı bu düşünceleri ne zaman fark etti?

1960’lardan itibaren Sovyet askerî düşüncesine ilişkin çalışmalar Batı’da giderek önem kazandı. Vietnam Savaşı sonrasında Amerikan ordusunda operasyonel sanat kavramına yönelik ilgi arttı. 1930’ların Sovyet derin harekât ve derin muharebe teorileri yeniden incelenmeye başlandı.

1973 Yom Kippur Savaşı’nın tecrübeleri de bu tartışmayı etkiledi. 1970’lerin ortalarında Hava Kara Muharebesi anlayışı belirginleşmeye başladı. Ancak doktrin 1982’de yayımlanan FM 100-5 ile kurumsal biçim kazandı. Dolayısıyla Sovyet derin harekâtına Batı’nın verdiği cevap tek bir doktrinden ibaret değildi. Yaklaşık yarım yüzyıla yayılan bir düşünsel ve kurumsal dönüşüm söz konusuydu.

Sonuçta ortaya tarihsel bir paradoks çıkıyor. Sovyetler Birliği, modern savaşın geleceğini anlamak için çok erken bir tarihte teorik bir kapasite geliştirmişti. Fakat aynı siyasi sistem, bu kapasiteyi üreten kadroları tasfiye etti. Stalin’in tasfiyeleri Kızıl Ordu’nun yalnızca komuta kademesini değil, düşünsel sürekliliğini de kırdı.

Askerî üstünlük sadece silah, asker ve sanayi kapasitesinden oluşmaz. Bir ordunun savaş hakkında düşünme yeteneği de stratejik bir güçtür. Sovyetler Birliği bu gücü geliştirmişti. Sonra kendi siyasi sistemi, bu gücü üreten kadroları ortadan kaldırdı.

Derin harekât teorisinin hikâyesi bu nedenle yalnızca bir askerî doktrin tarihi değildir. Aynı zamanda güçlü bir askerî fikrin, onu üreten insanlar ve kurumlar yok edildiğinde ne kadar kırılgan hâle gelebileceğinin tarihidir.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Dr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdı
Pazar, Ağustos 23, 2026 - 08:00
Main image: 

<p>Mihail Tuhachevski ve Kızıl Ordu komutanları, 1 Mayıs 1936’daki Moskova geçit töreninde. Sovyet askerî düşüncesi, kısa süre sonra Stalin’in tasfiyeleriyle ağır darbe aldı / Fotoğraf: Wikimedia Commons</p>

related nodes: 
Dünyayı kirpi veya tilki gözünden okumak
Strateji ve grand strateji nedir?
Stratejik aşırı genişleme tuzağı
Type: 
SEO Title: 
Derin harekât fikrinin doğuşu ve tasfiyesi
copyright Independentturkish: 

Yüzyıllık Yalnızlık: Bizden önce yazılmış bir cümlenin içinde mi yaşıyoruz?

Belki de insan, hayatına başladığına inandığı anda, kendisinden önce kurulmuş bir anlamın içine yerleşir. Kendi kelimeleriyle konuştuğunu, kendi iradesiyle yön verdiğini sanır; fakat daha ilk cümlesini kurarken, kendisinden önce yaşanmış hayatların bıraktığı anlam çoktan dilinin içine sızmıştır.


Yüzyıllık Yalnızlık kitabını ne zaman okuduğumu bugün hatırlamıyorum.

Geçen gün bir platformda dizisini izleme fırsatı bulduğumda, yıllar önce okuduğum romanın zihnimde bıraktığı izlerin yeniden kıpırdadığını hissettim.

Bazı kitaplar okunup bitmiyor; insanın belleğinde bir yere çekilip, başka bir zamanda başka bir yüzle yeniden ortaya çıkıyor.

Macondo'yu yeniden izlerken aklımda bu kez romanın olaylarından çok, o olayların gerisinde duran tuhaf bir düşünce kaldı.

José Arcadio'ların, Aureliano'ların, Amaranta'ların birbirini izleyen hayatlarında isimler değişiyor, yüzler değişiyor, kuşaklar birbirinin yerini alıyor; fakat sanki hiçbir hayat bütünüyle kendi başına başlamıyor.

Bir insan doğuyor ve hayat yeniden başlamış gibi oluyor.

Ama gerçekten öyle mi?

Belki de doğduğumuz anda başlayan şey yalnızca bizim biyografimizdir. İçine düştüğümüz dünya ise çok daha eskidir.

Bizden önce kurulmuş ilişkiler, verilmiş kararlar, yarım bırakılmış hikâyeler, söylenmemiş sözler ve unutulmuş acılar, biz daha kendimize bir isim vermeden hayatın zeminini çoktan hazırlamıştır.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

İnsan, kendi hayatının başlangıcını doğumuyla özdeşleştiriyor… Belki de doğum, bir başlangıçtan çok devam eden bir hikâyeye dâhil oluşumuzdur.

Bir evde büyürüz; fakat o evin duvarları bizden önce çok şey görmüştür. Bir aileye dâhil oluruz; fakat o ailenin sessizlikleri, korkuları ve alışkanlıkları bizden önce şekillenmiştir.

Bir dili konuşmaya başlarız; fakat kelimelerin taşıdığı anlamların çoğu biz doğmadan önce kurulmuştur.

Daha kendi düşüncemizi kurmadan önce, düşüncelerimizin konuşacağı dil hazırdır.

Belki insanın kendisine ait olduğunu sandığı şeylerin en büyük kısmı burada saklıdır.

Bir annenin yıllar önce öğrendiği korku, çocuğunun hayatında başka bir biçime bürünebilir.

Bir babanın hiç konuşmadığı bir mesele, sonraki kuşağın hayatında açıklanamayan bir hassasiyet olarak ortaya çıkabilir.

Bir ailenin yıllar önce verdiği bir karar, aradan geçen zaman boyunca kimsenin yeniden düşünmediği bir geleneğe dönüşebilir.

Sonra biri çıkar ve bütün bunların arasından kendisine bir hayat kurar.

Ve o hayatın kendisine ait olduğuna inanır.

Belki de insanın en incelikli yanılsamalarından biri budur.

Kendisine verilmiş olanı, kendisinin seçtiğini sanmak.

Çünkü geçmiş çoğu zaman karşımıza geçmiş olarak çıkmaz.

Bize bir alışkanlık olarak gelir.

Bir refleks olarak.

Bir suskunluk olarak.

Bir "BİZDE BÖYLE OLMAZ" cümlesi olarak.

Bir "BEN ZATEN BÖYLEYİM" hükmü olarak.

Geçmiş, kendisini hatırlatmadan bugünü biçimlendirebildiği ölçüde güçlüdür.

Bu yalnızca ailelerin meselesi de değildir.

Şehirler de insanların hafızasından daha uzun yaşar. Sokaklar, meydanlar, terk edilmiş evler, yıkılmış yapılar ve değişmiş isimler; bir toplumun geçmişini sessizce bugüne taşır. İnsan bazen geçmişin içinde yaşadığını bilmeden, geçmişin şekillendirdiği bir dünyayı bugün zanneder.

Toplumlar da böyledir.

Bir kuşağın yaşadığı büyük bir kırılma, sonraki kuşağın davranışlarında hiçbir tarih kitabına ihtiyaç duymadan varlığını sürdürebilir.

Bir zamanlar alınmış bir karar, yıllar sonra artık kimsenin nedenini hatırlamadığı bir alışkanlığa dönüşebilir. Hatırlanmayan şey ortadan kalkmaz; yalnızca başka bir biçime geçer.

Geçmişin en kalıcı hâli, hatırlanmayan hâlidir.

Belki bu yüzden modern insanın bütün yenilik duygusuna rağmen kendisini geçmişten tamamen ayırması mümkün değildir.

Evler değişir, şehirler değişir, teknoloji değişir, kelimeler değişir.

Fakat insanın kendisiyle kurduğu o eski mesele yerinde durur:

Kendisine ait sandığı hayatın ne kadarı gerçekten kendisine aittir?

Çünkü özgürlük hakkında konuşurken çoğu zaman yalnızca seçimlerimizi düşünürüz.

Oysa seçimden önce gelen daha sessiz bir alan vardır: Bize neyin seçenek olarak sunulduğu.

Ve belki de bizi en çok belirleyen şey, seçtiklerimizden çok seçilebilir olduğunu hiç düşünmediğimiz şeylerdir.

Bir insanın hayatını değiştiren an bazen büyük bir karar değildir.

Bazen yalnızca yıllardır doğru kabul ettiği bir şeyi ilk kez kendisine yabancı hissetmesidir.

"BEN BÖYLEYİM" dediği yerde durup, bu "BEN"in ne kadarının kendisinden oluştuğunu düşünmesidir.

Bir davranışın kökünü kendi hayatında bulamadığında, bakışını kendisinden önce gelenlere çevirmesidir.

İşte belki o anda insan, kendisinden önce yazılmış cümleyi okumaya başlar.

Cümleyi silmek zorunda değildir.

Tam tersine, insanın geçmişiyle kurabileceği en sahici ilişki, onu olduğu gibi görmekle başlar.

Çünkü neyi devraldığını bilmeyen biri, neyi değiştirdiğini de bilemez.

Belki Yüzyıllık Yalnızlık'ın bugün hâlâ bize bu kadar yakın olmasının nedeni burada.

Macondo artık yalnızca hayali bir kasaba değildir. Bazen bir ailenin içinde, bazen bir şehrin hafızasında, bazen bir toplumun alışkanlıklarında, bazen de insanın kendi içinde kurduğu dünyada belirir.

Ve orada yaşayan herkes, kendisini ilk kez yaşıyor sanır.

Oysa belki bazı hayatlar ilk kez yaşanmıyordur.

Sadece başka bir bedende, başka bir zamanda, başka bir kelimeyle yeniden kuruluyordur.

Belki insanın özgürlüğü, kendisinden önce yazılmış cümleyi yok etmekte değildir.

Belki özgürlük, o cümlenin kendisinden önce başladığını fark etmek ve devamına hangi kelimeyi koyacağına ilk kez gerçekten karar verebilmektir.

Çünkü insan, geçmişinden çıktığı anda değil; geçmişinin içinde kendisine ait olmayan sesi ayırt edebildiği anda kendisine yaklaşır.

Ve geriye, Macondo'dan bugüne uzanan o tek soru kalır:

Biz gerçekten kendi hayatımızı mı yaşıyoruz, yoksa bizden önce başlamış bir cümlenin bize düşen kısmını mı tamamlıyoruz?

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Vahap Aydoğan Independent Türkçe için yazdı
Pazar, Ağustos 23, 2026 - 07:45
Main image: 

<p>Resim:&nbsp;Vahap Aydoğan</p>

related nodes: 
Sanatçılar, müzisyenler, yazarlar... Geçmişin dehaları algoritma çağında yaşasalardı ne olurdu?
Zamanın ruhuna karşı durmak: Sanatçı Gerçekten özgür mü, piyasaya teslim mi?
Farkındalık insanın en büyük lanetidir, unutmaksa yaşam için bir lütuf!
Type: 
SEO Title: 
Yüzyıllık Yalnızlık: Bizden önce yazılmış bir cümlenin içinde mi yaşıyoruz?
copyright Independentturkish: 

Beka paradigmasından toplumsal meşruiyet paradigmasına: Devlet nasıl güçlenir? (10)

Beka paradigmasının en temel varsayımı, devletin varlığının toplumun diğer bütün taleplerinden önce geldiğidir. Bu anlayışa göre devlet ayakta kalırsa sorunlar daha sonra çözülebilir; ancak devlet zayıflarsa hiçbir sorun çözülemez. İlk bakışta oldukça mantıklı görünen bu yaklaşım, özellikle savaşlar, işgaller, iç çatışmalar ve büyük siyasal krizler yaşamış toplumlarda güçlü bir karşılık bulmaktadır.

Türkiye'nin son iki yüz yıllık tarihine bakıldığında da bu düşüncenin neden etkili olduğu kolaylıkla anlaşılabilir. Osmanlı Devleti'nin çözülmesi, Balkanlar'ın kaybedilmesi, Kafkasya'dan ve Balkanlar'dan gelen büyük göçler, Birinci Dünya Savaşı, işgaller, Kurtuluş Savaşı, Soğuk Savaş dönemi ve terörle mücadele süreçleri devletin devamlılığı meselesini yalnızca yöneticilerin değil, toplumun da zihnine yerleştirmiştir.

Ancak tarih bize başka bir gerçeği de göstermektedir. Devletler yalnızca dış tehditler nedeniyle yıkılmazlar. Hatta birçok durumda devletleri zayıflatan asıl faktör dış saldırılar değil, içeride biriken çözülmemiş sorunlardır. Tarihteki büyük imparatorlukların çöküşleri incelendiğinde askerî yenilgilerin çoğu zaman son aşama olduğu görülmektedir.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Çöküşün asıl nedenleri ise daha derinlerde yatmaktadır. Adalet duygusunun aşınması, yönetenlerle yönetilenler arasındaki güven ilişkisinin zayıflaması, ekonomik dengesizliklerin büyümesi, toplumsal grupların sistemden dışlanması ve devletin değişen şartlara uyum sağlayamaması gibi nedenler çoğu zaman askerî yenilgilerden önce ortaya çıkmıştır.

Bu nedenle modern siyaset teorisi devletin gücünü yalnızca zor kullanma kapasitesiyle açıklamamaktadır. Günümüzde güçlü devlet kavramı giderek daha fazla meşruiyet kavramıyla birlikte ele alınmaktadır. Bir devletin polis gücü, ordusu, bürokrasisi ve mali kaynakları güçlü olabilir.

Ancak vatandaşlarının önemli bir bölümü o devleti kendi devleti olarak görmüyorsa, uzun vadede bu gücün sürdürülebilirliği tartışmalı hâle gelir. Buna karşılık daha sınırlı kaynaklara sahip bazı devletler yüksek düzeyde toplumsal güven üretebildikleri için çok daha dayanıklı hâle gelebilmektedir.

Burada karşımıza toplumsal meşruiyet kavramı çıkmaktadır. Toplumsal meşruiyet, insanların yalnızca yasal zorunluluk nedeniyle değil, aynı zamanda ahlaki ve siyasal nedenlerle de bir düzeni kabul etmeleri anlamına gelir. İnsanlar vergilerini yalnızca ceza korkusuyla değil, sistemin adil olduğuna inandıkları için öderler.

Mahkeme kararlarına yalnızca yaptırım korkusuyla değil, hukukun meşru olduğuna inandıkları için uyarlar. Seçim sonuçlarını yalnızca başka seçenekleri olmadığı için değil, sürecin adil olduğuna inandıkları için kabul ederler.

Modern devletlerin gerçek gücü büyük ölçüde burada yatmaktadır. Çünkü hiçbir devlet yalnızca zor kullanarak uzun süre ayakta kalamaz. Tarih boyunca en otoriter rejimler bile belirli ölçüde toplumsal rızaya ihtiyaç duymuştur. Zor kullanma kapasitesi devletin araçlarından biridir; fakat meşruiyet onun temelidir.

Bu noktada beka paradigması ile toplumsal meşruiyet paradigması arasındaki temel fark ortaya çıkmaktadır. Beka paradigması devleti korumayı öncelikli amaç olarak görür. Toplumsal meşruiyet paradigması ise devletin korunmasının yolunun toplumu güçlendirmekten geçtiğini savunur. Birincisi güvenliği özgürlüğün ön koşulu olarak değerlendirirken, ikincisi güvenlik ile özgürlüğün birbirini beslediğini ileri sürer.

Aslında bu iki yaklaşım arasındaki fark yalnızca teorik değildir. Hukuki reformlara bakışta da kendisini göstermektedir. Beka perspektifiyle bakıldığında reformlar çoğu zaman risk üretir. Yeni haklar yeni talepler doğurabilir. Yerel yönetimlerin güçlenmesi merkezî otoriteyi zayıflatabilir. Sivil toplumun etkinliği devletin hareket alanını daraltabilir. Kültürel hakların genişlemesi ulusal birlik üzerinde baskı oluşturabilir. Bu nedenle reformlar sürekli olarak potansiyel riskler üzerinden değerlendirilir.

Toplumsal meşruiyet perspektifinde ise aynı meseleler farklı biçimde görülür. Yeni haklar sisteme bağlılığı artırabilir. Yerel yönetimlerin güçlenmesi vatandaşların karar alma süreçlerine katılımını artırabilir. Sivil toplum kamu politikalarının kalitesini yükseltebilir. Kültürel hakların tanınması farklı toplumsal kesimlerin ortak siyasal düzene aidiyetini güçlendirebilir. Bu nedenle reformlar riskten çok fırsat olarak değerlendirilir.

Elbette bu ikinci yaklaşımın da sınırları vardır. Her talebin sınırsız biçimde kabul edilmesi mümkün değildir. Her toplumun ortak kurallara ve ortak kurumlara ihtiyacı vardır. Ancak burada önemli olan nokta, reformların otomatik olarak tehdit olarak görülmemesidir. Çünkü birçok durumda reform eksikliği de ciddi riskler üretebilmektedir.

Türkiye'nin son yıllardaki birçok tartışması bu açıdan yeniden değerlendirilebilir. Örneğin gençlerin yurt dışına gitme eğilimleri yalnızca ekonomik bir mesele değildir. Aynı zamanda geleceğe ilişkin güven duygusuyla ilgilidir. Kadınların güvenlik talepleri yalnızca suç politikalarıyla ilgili değildir.

Aynı zamanda toplumsal eşitlik meselesidir. Yerel yönetimlerin etkinliği yalnızca idari bir konu değildir. Aynı zamanda vatandaşların yönetime katılım biçimiyle ilgilidir. Hukukun üstünlüğü tartışmaları yalnızca mahkemelerle ilgili değildir. Aynı zamanda devlet ile toplum arasındaki güven ilişkisinin niteliğini belirlemektedir.

Bütün bu alanlarda ortak bir unsur bulunmaktadır: İnsanlar kendilerini sistemin ne kadar parçası olarak görmektedir? Eğer vatandaşlar sistemin kendilerini temsil ettiğine, seslerini duyduğuna ve haklarını koruduğuna inanıyorsa, devletin meşruiyeti güçlenir. Buna karşılık insanlar sistemin kendilerine kapalı olduğunu düşünmeye başladıklarında, devlet ile toplum arasındaki mesafe büyür.

Bu nedenle güçlü devlet ile katılımcı toplum arasında zorunlu bir çelişki bulunduğu varsayımı yeniden düşünülmelidir. Tarihsel olarak bakıldığında en dayanıklı devletlerin önemli bir bölümü aynı zamanda yüksek düzeyde toplumsal katılım üretebilen devletler olmuştur. Vatandaşların yönetime güven duyduğu, hukukun adil işlediğine inandığı ve farklı toplumsal kesimlerin kendilerini sistem içinde ifade edebildiği toplumlar uzun vadede daha istikrarlı hâle gelmiştir.

Buradan hareketle Türkiye için yeni bir perspektif önerilebilir. Bu perspektif devletin önemini inkâr etmez. Güvenlik ihtiyacını küçümsemez. Tarihsel tecrübeleri yok saymaz. Ancak bütün siyasal meseleleri güvenlik eksenine indirgemeyi de reddeder. Devletin gücünü yalnızca kontrol kapasitesinde değil, aynı zamanda toplumsal güven üretme kapasitesinde arar.

Böyle bir yaklaşımda hukuk yalnızca yasak koyan veya cezalandıran bir mekanizma olmaktan çıkar. Aynı zamanda toplumsal güven inşa eden bir kurum hâline gelir. Vatandaş yalnızca denetlenen kişi değil, siyasal düzenin ortağı olarak görülür. Reformlar yalnızca risk hesapları üzerinden değil, uzun vadeli toplumsal faydalar üzerinden değerlendirilir.

Belki de Türkiye'nin önündeki en önemli mesele budur. Devletin gücünü korkular üzerinden değil, güven üzerinden yeniden tanımlayabilmek. Çünkü korku kısa vadede itaat üretebilir; fakat güven uzun vadede bağlılık üretir. Korku insanları sessizleştirebilir; fakat güven onları sisteme ortak eder. Korku düzen sağlayabilir; fakat güven meşruiyet sağlar.

Sonuçta bir devletin gerçek bekası yalnızca sınırlarını koruyabilmesinde değil, vatandaşlarının o devleti kendi ortak eserleri olarak görebilmelerinde yatmaktadır. Modern hukuk devletinin nihai başarısı da burada ölçülür: İnsanların devlete rağmen değil, devletle birlikte yaşayabildikleri bir düzen kurabilmekte.

 

(Devam edecek…)

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Hasan Köse Independent Türkçe için yazdı
Pazar, Ağustos 23, 2026 - 07:30
Main image: 

<p>İllüstrasyon:&nbsp;Ana Yael</p>

related nodes: 
Beka paradigmasının eleştirisi: Devleti korumak mı, toplumu yaşatmak mı? (9)
Türkiye için çoğulcu hukuk devleti arayışı: Beka ile özgürlük arasında yeni bir toplumsal sözleşme (8)
Hukukun kaynağı: Devlet için hukuk mu, insan için hukuk mu? (1)
Type: 
SEO Title: 
Beka paradigmasından toplumsal meşruiyet paradigmasına: Devlet nasıl güçlenir? (10)
copyright Independentturkish: 

İsrail'in Ebu Zuhur saldırısı: Yanlış istihbarat, karar arızası ve bölgesel risk

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın Mario Nawfal ile yaptığı mülakat, İsrail’in 18 Ağustos’ta Suriye’nin İdlib bölgesindeki Ebu Zuhur (Abu al-Duhur) hava üssüne düzenlediği saldırının perde arkasını net bir şekilde ortaya koydu. Barrack’ın anlatımı, saldırının sadece Suriye’ye yönelik bir operasyon olmadığını; Türkiye’yi de doğrudan risk altına sokan, istihbarat ve karar mekanizması sorunlarıyla yüklü bir hamle olduğunu gösteriyor.


Olayın gelişimi

Barrack’a göre süreç şöyle işledi: İsrail, Türkiye’nin Ebu Zuhur üssüne askerî unsur veya ekipman konuşlandıracağı yönünde istihbarat aldığını ABD’ye iletti. Washington istihbarat kurumlarına danıştı ve iddianın doğru olmadığını tespit etti. Aynı dönemde Suriye Dışişleri Bakanı ile Mossad Başkanı arasında yaklaşık iki saat süren bir arka kanal görüşmesi yapıldı; Suriye tarafı üste Türk askeri, konvoy veya silah bulunmadığını açıkça belirtti.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Bu netleştirmelere rağmen İsrail, hem ABD’ye hem de Türkiye’ye önceden haber vermeden üssün pistlerine saldırdı. Türkiye, İsrail uçaklarının kendi sınırına doğru yaklaştığını radarlarında gördü. Uçakların hedefi ve niyeti bilinmediği için Türk ordusu savaş uçaklarını havalandırma seçeneğini değerlendirdi. Sakin bir yaklaşımla olası bir çatışmanın önüne geçildi.

Barrack, İsrail’in bu riski neden aldığını iki ihtimalle açıkladı: Birincisi, Mossad, IDF ve Netanyahu ofisi arasında ciddi bir iletişim ve koordinasyon arızası. İkincisi ise Türkiye’yi kışkırtma veya sınama amacı.

Her iki durumda da sonuç aynı: İsrail çok büyüyebilecek ve tarihî nitelik alabilecek bir hatanın sahibi.

Aşağıda Tom Barrack’ın söylediklerinden çıkarılanlar bir analiz şeklinde sunulmuştur:


Stratejik arka plan

Barrack’ın vurguladığı daha derin bir nokta var. İsrail, Suriye hava sahasını İran’a karşı operasyonlarında “açık görüş hattı” (clear line of sight) olarak görmek istiyor. Yeni Suriye yönetiminin Türkiye ile güvenlik iş birliği geliştirmesi ve bölgesel güvenlik mimarisine dâhil olması, İsrail açısından bu serbestiyi kısıtlama potansiyeli taşıyor. Ebu Zuhur saldırısı, bu stratejik fay hattının ilk somut yansımalarından biri olarak okunabilir.

Fakat Netanyahu ve ekibinin açıklamasına bakılırsa bu, bir anlamda diplomasi dilinin ötesindeki konu; çünkü Türkiye hedefimizdi dediler. Neden Türkiye hedef? Bunun açıklamasını jeopolitik, tarihî, güç dengeleri vb. çok geniş biçimde açıklamak mümkün.

Türkiye’nin tutumu ise net: Bölgesel istikrar ve çatışmasızlık önceliği. Türkiye, yeni Suriye yönetimine yapıcı destek verirken, kendi güvenlik çıkarlarını da koruyor. Saldırı anında uçakları havalandırmama kararı, hem olgunluğu hem de risk yönetimindeki disiplini gösteriyor.

Türkiye olgun davrandı, çünkü köklü devlet geleneği bunu gerektirir.


ABD ve İsrail tepkileri

ABD tarafı, saldırıyı nadir görülen bir açıklıkla “gereksiz tırmanma” (unnecessary escalation) olarak niteledi. Barrack, yeni Suriye yönetiminin saldırgan bir tutum sergilemediğini, vekil (proxy) güçler barındırmadığını ve gerilimi düşürme (de-escalation) iradesi taşıdığını özellikle vurguladı. Washington, Türkiye–İsrail–Suriye arasında kalıcı bir çatışmayı önleme (deconfliction) mekanizması kurmak için çalıştığını açıkladı.

İsrail tarafı ise saldırıyı “statüko ihlalinin önlenmesi” olarak savundu. Netanyahu ofisi, Suriye’nin Türkiye’ye üs vererek mevcut güvenlik mutabakatını bozma eşiğinde olduğunu, uyarıların dinlenmediğini ve “mesajın daha iyi anlaşılması” için operasyonun yapıldığını iddia etti. Retorik hızla yükseldi; Netanyahu’nun Erdoğan’a yönelik yakışık almayan çıkışı, meselenin askerî boyutunun ötesine taşındığını gösterdi.


Öne çıkan hususlar

Barrack’ın anlattıkları ile mevcut tablo bir araya getirildiğinde birkaç nokta netleşiyor:

Birincisi, “istihbarat kalitesi ve karar alma”. İsrail’in elindeki bilginin ABD ve Suriye tarafından çürütülmesine rağmen operasyona geçilmesi, sistemik bir soruna işaret ediyor. Yanlış istihbarata dayalı operasyonlar geçmişte de yaşanmış olabilir; bu durum İsrail’in bölgesel güvenilirliğini zedeliyor.

İkincisi, “risk algısı ve kışkırtma ihtimali”. Türkiye’nin uçaklarını havalandırma eşiğine gelmesi, 2015’te Rus uçağının düşürülmesi deneyimini hatırlatıyor. “Kazaen” bir çatışmanın başlaması, iki Amerikan müttefikini karşı karşıya getirebilirdi.

Üçüncüsü, “Esad sonrası döneminin yapısal gerilimi”. İsrail’in “serbest operasyon alanı” talebi ile Türkiye’nin yeni Suriye’yi istikrarlı ve güvenli kılma çabası çatışıyor. Bu gerilim yönetilmezse benzer krizler tekrarlanabilir.

Dördüncüsü, “ABD’nin tutumu”. Trump yönetiminin “gereksiz tırmanma”ya karşı açık eleştirisi ve çatışmasızlık mekanizması arayışı, İsrail’in tek taraflı hareket alanının sınırsız olmadığını gösteriyor.

Beşincisi, “Türkiye’nin pozisyonu”. Ankara, hem bölgesel barış ve istikrar dilini koruyor hem de gerekli güvenlik tedbirlerini almaktan geri durmuyor. Bu denge, olayın yönetiminde belirleyici oldu.

Son olarak, “Suriye-İsrail barışı ve gerçek statüko inşası”. İsrail, Arap-İsrail Savaşları ile başlayan olumsuz süreci bir türlü kapamak istemiyor, özellikle Lübnan ve Suriye kesimlerinde. Buradaki zayıflıklardan istifadeyle kendine gelişme imkânı bulduğunu düşünüyor. Ama bu bütünüyle bölgesel istikrarsızlığın devam etmesi demek oluyor. Türkiye ve ABD başta Avrupa ülkeleri de bundan rahatsız. Hâlbuki en azından Suriye-İsrail arasında bir barış olması hâlinde gerçek statüko inşası mümkün olabilecek. Bu asıl hedef olmalı.


Sonuç

Ebu Zuhur saldırısı, teknik olarak bir hava üssüne yapılan sınırlı bir operasyon gibi görünebilir. Ancak Barrack’ın anlatımı, olayın aslında istihbarat arızası, karar mekanizması sorunu, stratejik fay hattı ve yanlış hesap risklerini bir araya getirdiğini ortaya koyuyor. İsrail, Türkiye’nin “sağlam duvarına” çarptı. Bu çarpışmanın dersleri hem Tel Aviv hem Washington hem de bölge aktörleri tarafından dikkatle okunmalıdır.

Bundan sonra asıl sınav, çatışmasızlık mekanizmasının gerçekten kurulup kurulamayacağı ve benzer riskli hamlelerin tekrarlanıp tekrarlanmayacağıdır. Bölgesel istikrar, tek taraflı mesajlarla değil, doğru istihbarat, şeffaf iletişim ve karşılıklı sorumlulukla inşa edilir.

Fakat asıl mesele İsrail’in yeni Suriye ile gerçek bir barış yapması ve gerçek bir statüko inşa etmesi. Bu olmadıkça, bölgesel kırılganlıkların üzerine giderek genişleyebileceğini düşünen İsrail, bir de bunlara yanlış istihbarat ve politik niyet bozuklukları eklenecek, böyle bir atmosferde bölgesel istikrarsızlığın sürecek demektir. Dolayısıyla Türkiye’nin de bu olasılığı dikkate alarak bölgedeki politikalarını tahkim etmek istemesi gayet anlaşılırdır.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Gürsel Tokmakoğlu Independent Türkçe için yazdı
Pazar, Ağustos 23, 2026 - 07:00
Main image: 

<p>ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, İsrail'in Ebu Zuhur saldırısının Türkiye'yi doğrudan çatışma riskiyle karşı karşıya bıraktığını söyledi / Fotoğraf: EPA</p>

related nodes: 
İsrail’in Ebu Zuhur Operasyonu: Sınama, algı yönetimi ve bölgesel istikrarın korunması
Suriye sahasında yeni gerginlik: İsrail'in Ebu Zuhur saldırısı
Type: 
SEO Title: 
İsrail'in Ebu Zuhur saldırısı: Yanlış istihbarat, karar arızası ve bölgesel risk
copyright Independentturkish: 

Kısa haberler

ABD mahkemesi Trump'ın 75 ülkeden gelen göçmen vizelerini askıya alma kararını durdurdu

ABD'nin New York eyaletindeki bir bölge mahkemesinden, Başkan Donald Trump yönetiminin, Afganistan, İran, Rusya ve Somali gibi ülkelerin de dahil olduğu 75 ülkenin vatandaşlarının vize işlemlerini askıya alan politikasına karşı iptal kararı geldi.

ABD Bölge Yargıcı Jeannette Vargas, Trump yönetiminin, vatandaşlarının ABD'de kamu yardımına ihtiyaç duyma ihtimalini yüksek bulduğu Afganistan, İran, Rusya ve Somali dahil 75 ülkeden vize işlemlerini askıya alan politikasını, "yasaya aykırı" olduğu gerekçesiyle iptal etti.

Vargas, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun "uygun başvuru sahiplerine, hukuki hiçbir dayanağı olmaksızın vize verilmesinin reddedilmesini" zorunlu kılan politikasının, "yetkiyi aştığını" ve bunun Göç ve Vatandaşlık Yasası'na aykırı olduğunu belirtti.

Bu politikanın aynı zamanda vizeyi onaylama konusunda konsolosluk memurlarını ilk sıraya koyan Kongre kararını da "baltaladığını" vurgulayan Vargas, "Kongre, bu memurlara, kanunda belirtilen özel ve ayrıntılı kriterleri inceleyerek bir göçmenin vize almaya uygun olup olmadığını belirleme konusunda münhasır yetki ve takdir hakkı vermiştir." değerlendirmesinde bulundu.

Yargıç Vargas, "Başvuranın uyruğuna göre göçmen vizesi verilmesini kategorik olarak yasaklayan bu politika, bu yasal düzenlemenin doğrudan ihlalini temsil etmektedir." ifadesini kullandı.

Dışişleri Bakanlığı, kasımda yürürlüğe giren ve "kamuya yük getirebilecek" potansiyel göçmenlerle ilgili kuralları sıkılaştıran daha geniş bir emir uyarınca, konsolosluk görevlilerine 75 ülkeden gelen göçmen vize başvurularını durdurma talimatı verdiğini duyurmuştu.

Bakanlık, Ekonomik Danışmanlar Konseyi verilerine dayanarak, bu ülkelerden göçmen bulunan hanelerin yüzde 30'undan fazlasının bir tür kamu yardımı aldığını kaydetmişti.


İsrail Dışişleri Bakanı Saar: Türkiye ile gerilimi tırmandırmak istemiyoruz

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, Türkiye ile gerilimi tırmandırmak istemediklerini belirterek, diplomatik çözümü tercih ettiklerini söyledi. Saar, Suriye’de Türk askeri üslerinin kurulmasına ise karşı olduklarını ifade etti.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, İsrail merkezli Kanal 12 televizyonunun “Meet the Press” programında Türkiye ile ilişkilere ve Suriye’deki gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulundu.

Saar, İsrail’in Türkiye ile gerilimi artırma niyetinde olmadığını, diplomatik çözümü tercih ettiklerini söyledi. Saar, "Statükoyu korumakta kararlıyız. Suriye'de Türk üslerinin kurulmasını kabul etmeyeceğiz" dedi.


İran: ABD'ye ekonomik savaşta yardım eden bölge ülkelerinin çıkarlarını vururuz

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai, ABD'nin ekonomik savaşına yardımcı olan bölge ülkelerinin çıkarlarını hedef alacaklarını söyledi.

Rızai, İran devlet televizyonunda katıldığı programda konuştu.

ABD'nin İran'a karşı izlediği ekonomik baskı politikasına değinen Rızai, "Tüm komşu ülkelere, Amerika'nın yanında ekonomik savaşa katılmamalarını söylüyoruz. Aksi takdirde onları düşman olarak göreceğiz. Savaşı genişletmeyi aramıyoruz, ancak İran çevresindeki ülkeler ekonomik savaşta Amerikalılarla işbirliği yaparsa, çıkarlarını vuracağız." dedi.

Rızai, İran çevresindeki ülkelerin ekonomik savaşta ABD'ye destek vermeleri halinde "Basra Körfezi'ni de Hürmüz Boğazı gibi kapatacaklarını ve bölgeden 1 damla petrolün geçişine izin vermeyeceklerini" söyledi.

İranlı yetkili ayrıca, ABD Başkanı Donald Trump'ın "pervasız" politikaları nedeniyle dünyada nükleer silah edinme arzusunun arttığını savundu.

Independent Türkçe, Türkiye ve dünyadan güncel haberleri okurları için derledi
Pazar, Ağustos 23, 2026 - 00:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: Independent Türkçe</p>

Type: 
SEO Title: 
Kısa haberler
copyright Independentturkish: 

Bıçaklı saldırıda yaralanan YENİ Parti Milletvekili Melih Meriç entübe edildi

Gaziantep’in Şahinbey ilçesine bağlı Akkent Mahallesi’nde 18 Ağustos’ta bıçaklı saldırıya uğrayan YENİ Parti Milletvekili Melih Meriç, Gaziantep Şehir Hastanesi’nde ameliyat edilmiş, ardından servise alınmıştı.

Sağlık durumunun stabil olduğu belirtilen Meriç’in tedavisinin, yakınlarının isteği üzerine İstanbul’daki özel bir hastanede sürdürülmesine karar verildi.

Özel ambulans uçakla İstanbul’a getirilen 57 yaşındaki Meriç, hastanenin yoğun bakım ünitesine alındı. Meriç’in burada entübe edildiği öğrenildi.

 

ANKA

Gaziantep’te uğradığı bıçaklı saldırının ardından tedavi altına alınan YENİ Parti Milletvekili Melih Meriç, özel ambulans uçakla İstanbul’a sevk edildi. Özel bir hastanenin yoğun bakım ünitesine yatırılan Meriç’in entübe edildiği öğrenildi
Cumartesi, Ağustos 22, 2026 - 22:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
Bıçaklı saldırıda yaralanan YENİ Parti Milletvekili Melih Meriç entübe edildi
copyright Independentturkish: 

Mazlum Abdi’den Türkiye mesajı: Olumlu sinyaller var, şartlar olgunlaşırsa gidebilirim

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdi, Türkiye ile aralarında doğrudan iletişim kanalları bulunduğunu belirterek, Türkiye’ye gelmesinin “siyasi şartlara ve Türkiye’nin buna ne kadar hazır olduğuna” bağlı olduğunu söyledi. Abdi, “Olumlu sinyaller mevcut” derken, Türkiye’de yürütülen barış ve diyalog sürecinin Suriye’nin kuzeyindeki gelişmeleri doğrudan etkilediğini ifade etti.

Rudaw'a konuşan Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdi, Türkiye ile ilişkiler, Suriye’deki Kürt meselesi ve SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyon sürecine ilişkin dikkat çekici açıklamalarda bulundu. Rûdaw’a konuşan Abdi, Türkiye’ye gelme ihtimaliyle ilgili soruya, bunun siyasi şartlara ve Türkiye’nin hazır olup olmamasına bağlı olduğunu belirterek yanıt verdi.

Türkiye ile geçmişe kıyasla ilişkilerin daha iyi olduğunu söyleyen Abdi, bir yıl öncesine kadar Türkiye tarafından düzenlenen saldırılara dikkat çekerek, “Şimdi ise bir ateşkes durumu ve aramızda açık kanallar var” dedi. Taraflar arasında doğrudan görüşmelerin sürdüğünü belirten Abdi, ilişkilerin ateşkes aşamasının ötesine taşınmasını ve karşılıklı bir uzlaşı oluşmasını istediklerini söyledi.

“Türkiye’ye gelmem siyasi şartlara bağlı”

Abdi, Türkiye’ye ne zaman gelebileceği yönündeki soruya, “Bu siyasi şartlara ve Türkiye’nin buna ne kadar hazır olduğuna bağlıdır. İnanıyorum ki durum biraz daha olgunlaşırsa böyle bir şey gerçekleşir” yanıtını verdi.

Türkiye’nin buna hazır olduğuna ilişkin işaretlerin olup olmadığı sorusuna ise Abdi, “Evet, olumlu şeyler var, olumlu sinyaller mevcut” dedi. Abdi, ilişkilerin daha üst bir düzeye taşınmasının Rojava’nın, Suriye’deki Kürtlerin ve Türkiye’nin çıkarına olacağını savundu.

Türkiye’deki süreç Suriye’nin kuzeyini etkiliyor

Türkiye’de yürütülen barış ve diyalog sürecinin Suriye’nin kuzeyindeki gelişmelere etkisi olup olmadığı sorusunu da yanıtlayan Abdi, bu etkinin şimdiden görüldüğünü söyledi.

Abdi, “Şu an bir ateşkesin olması, Türkiye'nin buraları bombalamaması ve bir yıl önceki gibi saldırıların olmamasının temelinde bu sürecin doğrudan etkisi vardır” dedi. Sürecin ilerlemesi halinde bunun daha fazla olumlu sonuç doğuracağını belirtti.

Abdi ayrıca Abdullah Öcalan ile doğrudan bir görüşme gerçekleştirmediğini, ancak Öcalan’ın geçmişteki barış sürecinde önemli bir rol oynadığını ve gelecekte de “olumlu bir rolü” olacağını söyledi.

“Ateşkes aşamasını geçmek istiyoruz”

Türkiye ile doğrudan iletişim kanallarının bulunduğunu belirten Abdi, tarafların birbirleriyle görüşmeye devam ettiğini ifade etti. Abdi, mevcut sürecin yalnızca çatışmasızlıkla sınırlı kalmaması gerektiğini belirterek, “Ateşkes aşamasını geçip aramızda bir anlayış birliği (uzlaşı) oluşmasını arzuluyoruz” dedi.

Abdi, Türkiye ile normal bir ilişki ve muhataplık geliştirmek istediklerini de söyledi.

SDG’nin Suriye ordusuna katılımı bu ay tamamlanacak

Röportajda SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyon süreci de geniş yer tuttu. Abdi, “feshedilme” ifadesini kullanmak istemediklerini, bunun yerine SDG güçlerinin Suriye ordusuna katılımının tamamlanmasından söz edilmesini tercih ettiklerini belirtti.

SDG’nin bir bölümünün halihazırda Suriye ordusuna dahil olduğunu söyleyen Abdi, kalan güçlerin de orduya geçişi için çalışmaların sürdüğünü ve “bu ay içerisinde entegrasyonun tamamen bitmesini” hedeflediklerini açıkladı.

Abdi’ye göre Kürt güçleri, Suriye ordusu içerisinde tugaylar halinde ve kendi bölgelerinde görev yapacak. SDG komutanlarının da yeni askeri yapı içerisinde yer alacağını belirten Abdi, SDG’nin mevcut yapısının değişeceğini ancak Kürt güçlerinin Suriye ordusunun bir parçası olarak faaliyetlerini sürdüreceğini söyledi.

“Şam’da bulunmam istendi”

SDG’nin askeri yapısının Suriye ordusuna katılmasıyla birlikte ortaya çıkabilecek siyasi boşluğa da dikkat çeken Abdi, bundan sonraki dönemde Kürt siyasi güçleriyle birlikte çalışacağını söyledi.

Abdi, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile yaptığı son görüşmede Şam’da bulunmasının istendiğini belirterek, “Onlar da birlikte çalışmak ve süreci yönetmek için benim Şam’da bulunmam yönünde bir istek belirttiler” dedi. Ancak bu konuda henüz nihai bir karar alınmadığını kaydetti.

Abdi, askeri görevinin sona ermesinin ardından bir siyasi parti kurma düşüncesinin bulunmadığını, ancak SDG’nin dönüşümüyle ortaya çıkacak siyasi boşluğu dolduracak bir yapı oluşturulması gerektiğini söyledi. Bunun parti, cephe, hareket ya da başka bir oluşum olabileceğini belirten Abdi, böyle bir yapıyı destekleyeceğini ifade etti.

“Kürtlerin Suriye’nin inşasında yer alması için fırsat doğdu”

Suriye’deki yeni dönemi Kürtler açısından bir fırsat olarak değerlendiren Abdi, 29 Ocak anlaşmasının beklentilerinin tamamını karşılamadığını ancak Suriye devleti içerisinde Kürtler için bir statü oluşturduğunu söyledi.

Abdi, Kürt kimliği, Kürtçe ve Kürtlerin haklarına ilişkin düzenlemelerin gelecekte hazırlanacak yeni Suriye anayasasında yer alması gerektiğini belirterek, bunun için Kürt siyasi güçlerinin birlik oluşturmasının önemine vurgu yaptı.
Abdi, yeni Suriye'nin merkeziyetçi bir sistemle yönetilmemesi gerektiğini savunarak, “Suriye için en iyi sistemin merkezi olmayan bir sistem olduğu kanaatindeyiz” dedi.

“IŞİD tehlikesi bitmedi”

Abdi, IŞİD’in yeniden örgütlendiğini ve tehlikenin devam ettiğini de söyledi. Örgütün yalnızca küçük gruplar halinde varlığını sürdürmediğini, Suriye’nin büyük şehirlerine de sızdığını belirten Abdi, IŞİD tehdidinin küçümsenmemesi gerektiği uyarısında bulundu.

Mazlum Abdi, Türkiye ile ilişkilerin normalleşmesi, Suriye’de Kürtlerin statüsünün güvence altına alınması ve SDG’nin Suriye ordusuna katılımının tamamlanmasının ardından kendisinin de askeri görevinden çıkabileceğini belirtti. Abdi, “Askerlik gerekliyse asker olurum, siyaset gerekiyorsa siyaset yaparım” dedi.

 

Rudaw

Abdi, Türkiye ile ilişkilerde yeni bir döneme işaret ederek Türkiye’ye gelmesinin siyasi şartlara ve Ankara’nın hazır olup olmamasına bağlı olduğunu söyledi
Cumartesi, Ağustos 22, 2026 - 22:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: X</p>

Type: 
SEO Title: 
Mazlum Abdi’den Türkiye mesajı: Olumlu sinyaller var, şartlar olgunlaşırsa gidebilirim
copyright Independentturkish: 

Beş siyasi parti liderinin Ankara’daki toplantısı başladı

Toplantı öncesinde açıklama yapan Çayır, yeni bir ittifak ihtimaline ilişkin, “Evet, öyle bir şey var” derken; Baş, “Bir ittifak başlığıyla burada bir toplantıya katılmadık” dedi.

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Milli Yol Partisi Genel Başkanı Remzi Çayır, BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş, Adalet Partisi Genel Başkanı Vecdet Öz ve Kutlu Parti Genel Başkanı Yusuf Halaçoğlu’nun Ankara’daki toplantısı başladı. 

Liderler, toplantının yapılacağı restorana girişleri sırasında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Milli Yol Partisi Genel Başkanı Remzi Çayır, 'çerçeve yasa’ya ilişkin soru üzerine şunları söyledi:

Çerçeve yasa ne Kürtlerin ne Türklerin bir projesi değil, Amerika Birleşik Devletleri'nin Türkiye'de iktidara ve Cumhur İttifakı'na ortak olan Devlet Bey’e üflenmesi sonucu yürürlüğe konmuş bir proje. Bu projenin geleceği de yok. Bu proje sahici değil, gerçekçi değil. Bu coğrafyaya uygun değil. Terörist başını ve teröristleri affa yönelik bir yol. Türk milletine gitsinler danışsınlar. Türk milleti böyle bir şeyi tasvip ediyor mu, etmiyor mu? Referandumdan bahseder Cumhurbaşkanı değil mi? Hadi buyur millete soralım bakalım. Millet bu konuda ne diyor diye. Ambalajın rengi ve ambalajın şekli güzel ama içi zehir.

Kürtlerin Türklerle hiç savaşı olmamış. Kürtlerin Türklerle ilgili hiç nizahı olmamış, dolayısıyla Kürtlerle Türklerin problemi yok. Terör problemi varsa bunu gelirler, pişmanlıklarını ifade ederler. Böyle silahın iyi bir şey olmadığı, insan öldürmenin aslında kötü bir şey olduğunu ifadeyle böyle bir çaba gösterirler. Bu başka bir şey.

Şu anda Meclis zemininde yürütülen, gerçekten bize ait olmayan bir projenin hala ısrarla devam ettirilmesi bir oyun. Bak göreceksiniz, ileri bir safhada birbirlerini suçlayacaklar. Çünkü gerçekçi değil, bize ait değil. Onun için milletimiz bu tür dayatmaları kabul etmez. Teröristlerin bu planını da Türk milleti bozacaktır. Buna inanıyorum.

Çayır, “Toplantının ana maddesi 'çerçeve yasa' mı olacak” sorusuna, “Gelecekle ilgili Türk milliyetçilerinin birlikte nasıl hareket edeceğini konuşacağız” yanıtını verdi. “Yeni bir ittifaktan bahsediyor musunuz” sorusu üzerine Çayır, “Evet, öyle bir şey var” dedi.

Baş: Bir ittifak başlığıyla burada bir toplantıya katılmadık

BTP Genel Başkanı Hüseyin Baş da 'çerçeve yasa'ya ilişkin soru üzerine şöyle konuştu:

Gerekli açıklamaları yaptık sosyal medya üzerinden. 468 milletvekilimizin katılımıyla geçmiş bir yasa. Bundan sonra söyleyebileceğimiz de çok bir şey yok. Kanunlaştı ama yasanın toplumsal barışla ilgili bir yasa olduğu söylendiği halde aslında içerisine baktığımızda bir infaz düzenlemesi mahiyetinde kaldığını gözlemliyoruz. Gerekli detaylı açıklamaları gelecek vadede yine yaparız.

Baş, toplantının ana gündeminin "çerçeve yasa" olup olmadığı sorusuna ise şu yanıtı verdi:

Biz bir istişare toplantısı davetiyle buraya geldik. Toplantıya da son günlerde herkesin farklı anlamlar yüklediğini gözlemledik. Benim açımdan şöyle bir şey var; bir genç siyasetçi olarak Türkiye'de yıllardır siyasetin, Türkiye siyasetinin içinde olmuş dört farklı genel başkanla bir istişare ve sohbet etme imkanı bulduğumuz bir akşam olacak. Benim için güzel bir akşam olacağına eminim.

İstişare yapacağız. Türkiye gündemini değerlendireceğiz. Sadece çerçeve yasa demek doğru olmaz. Türkiye'de ekonomik problemler had safhada yaşanmaktadır. Ekonomiye ilişkin, şimdi okul dönemi başlıyor, eğitime ilişkin birçok şeyi konuşacağımız, istişare edeceğimiz bir toplantı olacağını bekliyorum.

Baş, toplantının sonunda bir ittifak açıklaması yapılıp yapılmayacağı sorusuna da şöyle yanıt verdi:

Şu anda Türkiye'nin gündemi bence ittifak değil. Seçimlere ne kadar zaman olduğunu bile tam olarak kestiremiyoruz. Erken mi olacak, zamanında mı olacak? Dolayısıyla dediğim gibi son zamanlarda bu toplantıya ilişkin farklı anlamlar yüklense de bir ittifak başlığıyla burada bir toplantıya katılmadık.

 

ANKA

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Milli Yol Partisi Genel Başkanı Remzi Çayır, Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş, Adalet Partisi Genel Başkanı Vecdet Öz ve Kutlu Parti Genel Başkanı Yusuf Halaçoğlu, Ankara'da buluştu
Cumartesi, Ağustos 22, 2026 - 20:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: X</p>

Type: 
SEO Title: 
Beş siyasi parti liderinin Ankara’daki toplantısı başladı
copyright Independentturkish: 

ABD'nin uçak gemisindeki kriz nasıl başladı?

ABD'nin İran savaşında kullandığı USS Abraham Lincoln uçak gemisiyle ilgili lojistik sorunlar çatışmanın ilk günlerinde başlamış.

New York Times'ın aktardığına göre gemiyle ilgili ikmal sorunları, İran'ın 28 Şubat'ta Bahreyn'deki ABD üssüne düzenlediği füze ve drone saldırılarının ardından ortaya çıktı.

Tahran yönetimi, bu operasyonu ABD'yle İsrail'in aynı gün savaşı başlattığı saldırılara misilleme olarak yapmıştı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Haberde, saldırıda ağır hasar gören Bahreyn Deniz Kuvvetleri Destek Üssü'nün ABD donanması için önemli bir lojistik merkez olduğu vurgulanıyor.

Bunun ardından Pentagon, Hint Okyanusu'ndaki Diego Garcia adasında yer alan ABD üssünü yeni ikmal ve lojistik merkezi olarak belirlemiş. Ancak Britanya Denizaşırı Toprağı olan adadaki üssün, bu konuda yetersiz kaldığı ifade ediliyor.

Ayrıca İran, adadaki üsse 20 Mart'ta füze saldırısı düzenlemişti. Füzelerden biri Hint Okyanusu'na düşmüş, diğeriyse Amerikan savaş gemisi tarafından havada vurulmuştu.

Yaklaşık 9 aydır karaya yanaşmayan USS Abraham Lincoln'da görev yapan askerlerin ruh sağlığına ve gemideki yaşam koşullarına ilişkin haberler de ABD kamuoyunda tartışma yarattı.

CNN, 13 Ağustos'taki haberinde iki denizcinin gemiden atlayarak intihar etmeye kalkıştığını öne sürmüştü.

Uzatılan görev süresi boyunca mürettebatın temel malzeme eksikliği, hijyen sorunları, posta dağıtımında aksamalar ve ciddi gıda kısıtlamalarıyla karşı karşıya kaldığı iddia edilmişti.

Savunma Bakanı Hegseth ise iddiaları reddederek uçak gemisindeki koşullara ilişkin haberleri "çarpıtma" diye nitelemişti. ABD Senatosu'nun Demokrat Azınlık Lideri Chuck Schumer ise gemideki durumla ilgili haberlerin ardından Hegseth'in görevden alınması çağrısında bulunmuştu.

ABD Başkanı Donald Trump, dünkü açıklamasında iddiaların asılsız olduğunu savunurken, USS Abraham Lincoln'ın yakın zamanda benzer bir savaş gemisiyle değiştirileceğini söyledi.

Amerikan basınına göre USS Abraham Lincoln'ın yerine USS George Washington gönderilecek. Ancak uçak gemisinin bölgeye ne zaman varacağına dair bilgi paylaşılmıyor.

ORtadoğu'da görev yapan ABD donanmasına ait uçak gemisi USS George H.W. Bush da 31 Mart'tan bu yana karaya yanaşmadı.


Independent Türkçe, New York Times, CNN

Derleyen: Yasin Sofuoğlu

İran'ın Bahreyn'e düzenlediği saldırı Pentagon'u zora sokmuş
Cumartesi, Ağustos 15, 2026 - 11:15
Main image: 

<p>Trump, USS Abraham Lincoln'ın 9 aylık görev süresinin "yeterince uzun bile olmadığını" söylemişti (Reuters)</p>

related nodes: 
Küresel petrol stokları İran savaşına daha ne kadar dayanabilir?
Label: 
Type: 
SEO Title: 
ABD'nin uçak gemisindeki kriz nasıl başladı?
copyright Independentturkish: 

Öğrenci affı, önceki aflardan yararlananları da kapsayacak

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, öğrenci affına ilişkin düzenlemenin, önceki yıllarda çıkan öğrenci aflarından yararlanmış kişileri de kapsadığını bildirdi.

Özvar, AA muhabirine, 9 Ağustos'ta Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, öğrenci affı ve yükseköğretime yönelik düzenlemeleri içeren kanuna ilişkin açıklamalarda bulundu.

Af yasasının oldukça kapsamlı olduğunu belirten Özvar, yasanın geniş kesimleri öğrencilikten istifade ettirecek nitelikte olduğunu ifade etti.

Öğrenci affından yararlanması beklenen kişi sayısına ilişkin değerlendirme yapan Özvar, şu anda öğrenci olan ancak aftan yararlanma süresinin son günü 9 Aralık'a kadar kaydını sildirip, affa müracaat edebilecek kişiler bulunması sebebiyle, kaç kişinin affa başvurabileceğini tahmin etmenin kolay olmadığını dile getirdi.

Mevcut öğrenciler arasında da aftan istifade edebileceklerin bulunması dolayısıyla sayıyı tespit etmenin zor olduğunu vurgulayan Özvar, "Eğer ikinci grup öğrencileri dışarıda bırakacak olursak, yaklaşık yarım milyon ilişiği kesilmiş öğrencinin başvurabileceğini değerlendirebiliriz. Ama ikinci grubu da katacak olursak rakamın ne olacağını tahmin etmek oldukça güç" dedi.

Özvar, "Daha önceki aflardan yararlananlar da yararlanmayanlar da bu aftan istifade edebilecekler. Dolayısıyla ister başvurmuş ister başvurmamış olsunlar, herhangi bir şekilde başvuru yapıp yapmaması bu aftan yararlanmasına mani değil" bilgisini verdi.

Terör suçu, kasten öldürme, işkence, eziyet, cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı ile uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarından mahkum olanların, düzenlemeden yararlanamayacağına dikkati çeken Özvar, hukuki olmayan yollar veya sahte evrak nedeniyle ilişiği kesilen kişilerin de aftan faydalanamayacağını belirtti.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

"Bugüne kadar çıkartılmış en geniş kapsamlı af yasalarından biri"

Prof. Dr. Özvar, aftan yararlanarak üniversiteye dönen öğrencilerin azami öğrenim sürelerinin hesaplanma işlemlerine ilişkin, şu bilgileri paylaştı:

Lisans mezunu olmak isteyen, 4 yıllık bir programda okuyan bir öğrencimiz bölümünü 7 senede bitirmek zorundadır, normal şartlar altında. Biz o 7 yıllık süreyi azami süre olarak adlandırıyoruz. İlişiği kesilmiş bir öğrenci, diyelim ki 4 yıllık lisans bölümüne kayıt yaptırmak istiyor, 3'üncü sınıfa intibak ettirildi. 3'üncü sınıfa kayıt olduğu için 2 senelik süre azami süreden sayılıyor. O zaman geriye kalan 5 sene içerisinde bu öğrenci lisans bölümünü bitirmek zorundadır. Dolayısıyla intibak edildiği sömestr veya yıl hesaba katılmak suretiyle azami süre hesap edilmektedir. 4'üncü sınıfa geçtiğinde 3 yıl bitirdiği kabul ediliyor. Geriye 4 yıl kalmış oluyor, o zaman azami süre önünde 4 yıl olacaktır. Dolayısıyla kayıt olduğu sömestr veya sınıf neyse, programın kaçıncı yılıysa o hesaba katılarak azami süre hesap edilmektedir.

Tıp ve diş hekimliği gibi mesleki veya uygulamalı eğitim içeren programlarda okuyan öğrencilerin istisna teşkil ettiğini belirten Özvar, "Eğer bu öğrenciler intörnlük aşamasına ulaşmışsa, yani kendilerinden beklenen teorik derslerin tamamını başarmış ama tam intörnlüğe geldiğinde azami süre sebebiyle ilişiği kesilmişse, bu öğrencilerde azami süre uygulanmayacaktır. Mezun olana kadar intörnlüğü bitirmesi kendilerinden beklenecektir. Bunun diğer mesleki uygulama ihtiva eden programlar için de geçerli olduğunu ifade edeyim" açıklamasında bulundu.

Özvar, bir programa yerleştirildiği halde kayıt yaptıramamış olanlar veya ön lisanstan doktoraya kadar bir programa kayıtlı olup ilişiği kesilenlerin, hazırlık sınıfında olsalar dahi aftan yararlanabileceğini vurgulayarak, "Bu, bugüne kadar çıkartılmış en geniş kapsamlı af yasalarından bir tanesidir" dedi.

"Yatay geçiş, önce kendi programına kayıt yaptırmak şartıyla mümkün"

Aftan yararlanmak isteyen öğrencinin ilişiğinin kesildiği programın, kapatılmış olması ya da öğrenci almaması durumunda izlenen adımları anlatan Özvar, şunları kaydetti:

Üniversitelerimiz, müracaat eden kişinin programı kapatılmışsa veya herhangi bir sebeple öğrenci almıyorsa, eşdeğer bir programa kayıt yapması için gerekli işlemleri tesis edecekler. Fakat eşdeğer programa kayıt yaparken başarı sıralaması ve taban puanları da fevkalade önemli. Dolayısıyla o programın taban puanlarını dikkate almak suretiyle ona paralel bir eşdeğer programa öğrencimiz veya ilgili gencimizin kaydının yapılması gerekecektir. Eğer bu da olmazsa, diyelim ki bir eşdeğer program bulunamadı, bu durumda üniversite YÖK ile temas edip bu konuda istişare yapmak suretiyle, gençlerimizin hiçbir şekilde mağdur edilmeden, herhangi bir programda eğitim öğretimine devam etmesinin imkanı hayata geçirilecektir.

YÖK Başkanı Özvar, önce ilişiğin kesildiği programa kayıt yapılması durumunda yatay geçişin de öğrenci affı kapsamında olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:

Hatta kendi fakültenizin içinde değil, kayıtlı olduğunuz üniversitenin dışında başka bir üniversitenin eşdeğer programına da yatay geçiş başvurusu yapabileceksiniz. Ama önce nereden öğrenciliğiniz kesilmişse orada öğrenci kaydınız yapılacak, o yoksa eşdeğer bir programa yapılacak. Diyelim ki iktisat veya uluslararası ilişkiler bölümündeydiniz. O puan türünde, ona eşdeğer üniversiteler programları zaten ilan edecekler. İktisat, işletme, çalışma ekonomisi veya diğer bir programa 'kayıt yaptırabilirsiniz' denecek ve intibakınız sağlanacaktır. Hangi sınıfa denk geliyorsanız, oradan itibaren eğitim öğretime kaldığınız yerden devam edebileceksiniz. Dolayısıyla yatay geçiş de önce kendi programına kayıt yaptırmak şartıyla mümkün olabilecektir.

"Af gençlere yeni kariyer imkanı sunan bir düzenlemedir"

Af yasasının uygulanmasında, YÖK'ün belirlediği usul ve esaslarla uyuşmayan durumların görülmesi halinde, üniversitelerin YÖK'e başvurması gerektiğini ifade eden Özvar, öğrencinin mağduriyetine yol açmadan uygun çözümler üretileceğini vurguladı.

Özvar, 9 Aralık'a kadar aftan istifade edilebileceğini hatırlatarak, "Bugünden itibaren bütün üniversitelerimiz afla alakalı çalışmalarına başlamış vaziyetteler. Önümüzde birkaç ay var. Gençlerimizden bu fırsatı en iyi şekilde kullanmalarını bekliyoruz" ifadesini kullandı.

Şu anda öğrenci olup azami süreden istifade etmek amacıyla öğrenciliği bırakarak, aftan yararlanmak isteyenlerin de hesaplarını iyi yapmaları, kendi programlarıyla alakalı çalışmaları gözden geçirmeleri tavsiyesinde bulunan Özvar, şu değerlendirmelerde bulundu:

Af yasasının getirdiği şey aslında yükseköğretime erişimin artmasına vesile oldu. Öğrencilikte başarılı olamayan veya öğrenciliğe devam edemeyen, öğrenciliği son bulmuş gençler için fırsat ortaya çıkartılmış oldu. Türk yükseköğretim sisteminin kapasitesinin ve erişilebilirliğinin geldiği noktayı göstermesi açısından da çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Tabii ister istemez üniversitelerimizin öğrenci sayılarında artış olacaktır, ama biz gençlerimizi kazanmak istiyoruz. Bütün üniversitelerimiz de gençlerimizin daha iyi bir gelecek için bu fırsattan istifade etmelerine her türlü desteği verecektir.

Bu af yasasıyla bizim umut ettiğimiz şeylerden biri, gençlerimiz için yeni bir kariyer fırsatının doğmuş olmasıdır. Üniversitelerimizin ilgili programları ve bölümlerine yeniden kayıt yaptırmak suretiyle, sahip oldukları mesleklerin yanında kendilerine yeni bir meslek veya yeni bir kariyer çizgisi inşa edebileceklerdir. Af, Türkiye'de gençlere yeni kariyer imkanı sunan bir düzenlemedir.

 

AA 

YÖK Başkanı Özvar "Bütün üniversitelerimiz afla alakalı çalışmalarına başlamış vaziyetteler. Önümüzde birkaç ay var. Gençlerimizden bu fırsatı en iyi şekilde kullanmalarını bekliyoruz" dedi
Cumartesi, Ağustos 15, 2026 - 11:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

related nodes: 
Türk Silahlı Kuvvetlerinde 205 general ve amiral görev yerlerine atandı
Şam Büyükelçisi Yılmaz: Temenni ediyoruz ki bu yıl bitmeden Sayın Cumhurbaşkanımızı Şam'da göreceğiz
Türkiye'ye iade edilen organize suç örgütü elebaşı Serkan Kurtuluş İstanbul'a getirildi
Type: 
SEO Title: 
Öğrenci affı, önceki aflardan yararlananları da kapsayacak
copyright Independentturkish: 

Anthropic'in yapay zeka sistemleri birbirine saldırmaya başladı

Claude'un yaratıcısı Anthropic'in yeni bir deneyinde aynı görevi üstlenen yapay zeka sistemleri birbirlerine saldırmaya başladı.

Anthropic mühendisleri test kapsamında, esasen kendi başlarına eyleme geçebilen bağımsız yapay zeka sistemleri olan bir ajan "sürüsüne" görevler verdi. Deneylerden birinde üç Claude ajanı bir yazılım projesine erişim izni aldı ve diğer sistemlerin de sürece dahil olduğu bilgisi paylaşılmadan, ne yapmaları gerektiğine dair çelişkili talimatlar verildi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Ardından 4 saat boyunca farklı sistemlerin nasıl davrandığı ve birbirleriyle nasıl etkileşime girdiği gözlemlendi. Bu da "birden fazla ajan arasındaki bölge savaşını" izlemek anlamına geliyordu.

Anthropic, deneyle ilgili değerlendirmede, "Test ettiğimiz tüm modeller, çalışmalarının diğerleri tarafından kasten engellediği varsayımına çabucak kapılarak kendi katkılarını korurken diğerlerini sabote etmeye başladı" diye yazdı. 

Hatta giderek daha agresif ve kendi kendini kopyalayan kötü amaçlı yazılımlarla diğerlerini sabote ettiler.

Yeni araştırma, özellikle siber güvenlik amaçlarıyla kullanılan bu tür yapay zeka ajanlarına yönelik endişelerin arttığı bir dönemde yayımlandı. Geçen ay OpenAI, deneysel sistemlerinden birinin kontrolden çıkarak başka bir yapay zeka şirketine saldırdığını duyurduğunda paniğe yol açmış, bu durum Anthropic de dahil bir dizi başka şirketin benzer açıklamalar yapmasına neden olmuştu.

Son deney, biraz farklı bir davranış biçimine odaklanıyordu. Ancak Anthropic bunun, bu tür ajanların güvenliği nasıl zayıflatabileceği ve büyük riskler doğurabileceğine dair daha geniş kapsamlı endişelerin parçası olabileceğini öne sürdü.

Araştırmacılar, "Ajanlar birçok açıdan insanlardan farklı" diye yazdı. 

Daha uzun süre çalışabiliyorlar, büyük bilgi kümelerini anında kavrayabiliyorlar ve herhangi bir insanı aşan bir bilgi derinliği sergileyebiliyorlar.

Ancak aynı zamanda uydurma ve ödül hacklemeye de yatkınlar ve uyum açısından kaydedilen ilerlemelere rağmen gerçek dünyadaki birden fazla ajan içeren karmaşık ortamlarda nasıl davrandıkları hakkında çok az şey biliyoruz. Dahası, bireysel düzeyde zararsız görünen davranışsal tuhaflıklar, istenmeyen küresel sonuçlara yol açabilir.

Anthropic, son testin bu tür sistemlerin "beklenmedik sistemik arızalara nasıl yol açabileceğini" gösterdiğini ifade etti. Şirket, "bu risklerin hafifletilmesine dair bir tartışma başlatmak" umuduyla araştırmayı paylaştığını belirtti.

Deney bu tür sistemlerin farklılıklarını nasıl çözebildiğini de gösterdi. Şirket, bazı durumlarda ajanların "hedeflerini iletmeyi ve koordine olmayı başardığını", birlikte çalışabileceklerini ve gerilimin "süresiz tırmanmasını önlemek için" çatışmadan kurtulabileceklerini fark ettiklerini açıkladı.

Bu durumlarda birbirlerine "kötü niyetli davranışlar için özür dileyen ve ateşkesi koordine eden" mesajlar gönderiyorlardı. Anthropic, "Kötü niyetli kodlarını temizliyor, çatışmanın doğasını açıklığa kavuşturuyor ve bir insanın müdahale etmesini istiyorlar" ifadelerini kullandı.

Şirket, modellerin daha gelişmiş hale gelmesinin, her zaman kötü davranışların azaldığı anlamına gelmediğini dile getirdi. Örneğin şirketin güçlü Mythos modeli, çatışmaları verimli bir şekilde çözmekten ziyade diğer ajanları başarıyla dışarıda tutmada daha iyi olduğunu göstermişti.

Anthropic, "Yürütme işlerinde daha yetenekli modellerin her zaman daha koordineli olduğu söylenemez ve bu modeller sert önlemlere daha çabuk başvurabilir" uyarısında bulundu.



*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

independent.co.uk/tech

Independent Türkçe için çeviren: Büşra Ağaç

"Bölge savaşı" başlatan ajanlar, "giderek daha agresif hale gelen ve kendi kendini kopyalayan kötü amaçlı yazılımlar" kullanarak birbirlerini sabote etti
Cumartesi, Ağustos 15, 2026 - 11:15
Main image: 

<p>(Reuters)</p>

related nodes: 
Kontrolden çıkan OpenAI modeli başka şirketleri de hedef almış
Teknoloji devlerinden yapay zeka güvenliği girişimi: "Karakutu gibi çalışacak"
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Anthropic'in yapay zeka sistemleri birbirine saldırmaya başladı
copyright Independentturkish: 
original url: 
https://www.independent.co.uk/tech/anthropic-claude-ai-artificial-intelligence-b3033324.html

Türk Silahlı Kuvvetlerinde 205 general ve amiral görev yerlerine atandı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla Resmi Gazete'de yayımlanan atama kararlarıyla Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklarından 205 general ve amiralin görev yerleri belirlendi.

Kararla Kara Kuvvetleri Komutanlığından 123 general, Deniz Kuvvetleri Komutanlığından 38 amiral, Hava Kuvvetleri Komutanlığından 44 generalin ataması yapıldı.

Resmi Gazete'de yayımlanan Kara Kuvvetleri Komutanlığı General Atama Listesi'ne göre, 2'nci Ordu Komutanı Korgeneral Zorlu Topaloğlu Ege Ordu Komutanlığına, Kara Kuvvetleri Eğitim ve Doktrin Komutanı Korgeneral Gültekin Yaralı 2'nci Ordu Komutanlığına, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Sebahattin Kılınç Genelkurmay Başkanlığı emrine, 9'uncu Ordu Komutanı Korgeneral Tuncay Altuğ Kara Kuvvetleri Eğitim ve Doktrin Komutanlığına, MSÜ Rektör Yardımcısı Korgeneral Burhan Aktaş 3'üncü Ordu Komutanlığına, 7'nci Kolordu Komutanı Korgeneral Ertan İnaltekin Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığına atandı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Listeye göre, Güvenlik Kuvvet Komutanı Tümgeneral İlker Görgülü 28'inci Mekanize Piyade Tümen Komutanlığına, Genelkurmay Cari Harekat Daire Başkanı Tümgeneral Şükrü Bilir Güvenlik Kuvvet Komutanlığına, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Personel Başkanı Tümgeneral Bülent Tanrıverdi MSB Personel Genel Müdür Yardımcılığına, Genelkurmay Başkanlığı emrindeki Tümgeneral Mehmet Açık Kara Kuvvetleri Komutanlığı Personel Başkanlığına, Napoli Müşterek Kuvvet Komutanlığı İstihkam Daire Başkanı Tuğgeneral Erdal Sertuğ Telli TSK İnsani Yardım Tugay Komutanlığına, 10'uncu Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral Tahir Kılıç Kara Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığına, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alay Komutanı Tuğgeneral Fuat Dönmez Ankara Merkez Komutanlığına getirildi. EDOK Eğitim Tümen Komutanı Tümgeneral Emre Tayanç 4'üncü Kolordu Komutanlığına, 15 Temmuz gazisi Tümgeneral Davut Ala 5'inci Kolordu Komutanlığına getirildi.

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Amiral Atama Listesi'ne göre, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı Koramiral Mustafa Kaya Donanma Komutan Yardımcılığına, Güney Deniz Saha Komutanı Koramiral Rafet Oktar Amfibi Kolordu Komutanlığına, Deniz Harp Okulu Komutanı Ramazan Özdoğul Kuzey Deniz Saha Komutanlığına, MSÜ Rektör Yardımcısı Koramiral Erhan Aydın Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanlığına, Harp Filo Komutanı Tümamiral Mehmet Baybars Küçükatay Güney Deniz Saha Komutanlığına, Harekat Başkanı Tümamiral Mehmet Emre Sezenler MSÜ Rektör Yardımcılığına, Donanma Kurmay Başkanı Tümamiral Kenan Kaan Türkkan Harp Filo Komutanlığına atandı.

Hava Kuvvetleri Komutanlığı General Atama Listesi'ne göre de Orgeneral Erdoğan Gür Muharip Hava Kuvvetleri Komutanlığına, Korgeneral Yaşar Kadıoğlu Kurmay Başkanlığına, Korgeneral Ergin Dinç Hava Eğitim Komutanlığına, Tümgeneral Serkan Gökhan Can İstihbarat Başkanlığına, Tümgeneral Cihangir Kemal Yüzçelik Hava Harp Okulu Komutanlığına, Tuğgeneral Esat Çetin 3'üncü Ana Jet Üs Komutanlığına, Tuğgeneral Erol Gökmen 1'inci Ana Jet Üs Komutanlığına, Türkiye'nin ilk insanlı uzay misyonunu gerçekleştiren Tuğgeneral Alper Gezeravcı 5'inci Ana Jet Üs Komutanlığına getirildi.

Kara ve Hava Kuvvetlerinin ilk kadın generallerine yeni görev

Öte yandan Hava Kuvvetlerinin ilk kadın generali Tuğgeneral Özlem Karapınar Hava Eğitim Komutanlığı Kurmay Başkanlığına getirilirken, Kara Kuvvetlerinin ilk kadın generali Kara Havacılık 2'nci Hava Aracı Kaza/Olay İnceleme Kurul Başkanı Tuğgeneral Armağan Özel ise Kara Havacılık Daire Başkanlığına atandı.

 

AA

Hava Kuvvetlerinin ilk kadın generali Tuğgeneral Özlem Karapınar Hava Eğitim Komutanlığı Kurmay Başkanlığına getirilirken, Kara Kuvvetlerinin ilk kadın generali Tuğgeneral Armağan Özel Kara Havacılık Daire Başkanlığına atandı
Cumartesi, Ağustos 15, 2026 - 10:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

related nodes: 
Şam Büyükelçisi Yılmaz: Temenni ediyoruz ki bu yıl bitmeden Sayın Cumhurbaşkanımızı Şam'da göreceğiz
Türkiye'ye iade edilen organize suç örgütü elebaşı Serkan Kurtuluş İstanbul'a getirildi
Jandarma ve Sahil Güvenlik Komutanlığına ilişkin atamalar Resmi Gazete'de
Type: 
SEO Title: 
Türk Silahlı Kuvvetlerinde 205 general ve amiral görev yerlerine atandı
copyright Independentturkish: 

Yeni X-Men kadrosu nihayet açıklandı

Yıllardır süren söylentilerin ardından X-Men'in yeni kadrosu, Disney'in Kaliforniya'da düzenlediği D23 etkinliğinde duyuruldu. 

Ekipte Sadie Sink (Jean Grey), Kit Connor (Cyclops), Christopher Abbott (Prof. X), Samara Weaving (Emma Frost), Inde Navarrette (Rogue) ve Maya Boyd (Storm) var. 

Marvel Stüdyoları'nın patronu Kevin Feige'nin, geçmişteki tekliflerini defalarca geri çevirdiğini açıkladığı bir yıldız da kötü karakteri canlandırıyor: Adam Driver, 5 Mayıs 2028'de vizyona gireceği açıklanan filmde Mr. Sinister'ı oynayacak. 

X-Men ekibindeki oyuncular ve yeni filmin yönetmeni Jake Schreier, Feige'yle birlikte sahneye çıkarken Driver'ın videosu seyircilere gösterildi. 

Girls ve Yıldız Savaşları'yla (Star Wars) tanınan 42 yaşındaki aktör, "Kevin ve ben yıllardır Marvel Sinematik Evreni'ne katılmama dair diyalog yürütüyorduk" dedi. 

Feige de yeni oyuncuların kadroya katılacağını söyledi. 

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Sadie Sink'in Örümcek Adam: Yepyeni Bir Gün'de (Spider-Man: Brand New Day) Jean Grey karakterini canlandırdığı görülmüştü. 

Kit Connor'ın Cyclops'u, Samara Weaving'in Emma Frost'u, Driver'la birlikte Girls kadrosunda olan Christopher Abbott'ın da Prof. X'i canlandıracağına dair haberler önceden çıkmıştı. 

Düşük bütçesine rağmen dünya çapında 400 milyon doların üzerinde hasılat elde eden Saplantı'nın (Obsession) yıldızı Inde Navarrette de Marvel'ın hazırlık aşamasındaki yeni X-Men filmi üzerinde çalışan yönetmen Schreier'la görüştüğünü ay başında açıklamıştı.

Kadroya Broadway sahnelerinden alınan Maya Boyd, & Juliet müzikalinin başrolündeki performansıyla dikkat çeken bir oyuncu. 

X-Men ekibi, ilk kez 1963'te Stan Lee ve Jack Kirby'nin yaratıcıları olduğu çizgi romanlarda yer almıştı.

İlk uzun metrajlı film uyarlaması, Bryan Singer'ın yönetmen koltuğunda oturduğu X-Men'le 2000'de geldi. Bunu iki devam filmi izledi. 

Mutant ekibin maceraları, 2011'de yönetmen Matthew Vaughn'un X-Men: Birinci Sınıf (X-Men: First Class) filmiyle yeniden başlatıldı. Bu seriye, sonuncusu 2019 yapımı Dark Phoenix olmak üzere üç devam filmi geldi.


Independent Türkçe, Hollywood Reporter, Deadline, Variety

Filmin vizyon tarihi de belli oldu
Cumartesi, Ağustos 15, 2026 - 10:15
Main image: 

<p>Jake Schreier, Maya Boyd, Sadie Sink, Christopher Abbott, Samara Weaving, Kit Connor ve Inde Navarrette birlikte poz verdi (Marvel)</p>

related nodes: 
Sadie Sink aylardır sakladığı X-Men sırrını açıkladı
Rekortmen korku filminin yıldızından Marvel sinyali
Oscar adayı aktör Marvel'ı defalarca reddetmiş: "Gelenek halini aldı"
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Yeni X-Men kadrosu nihayet açıklandı
copyright Independentturkish: 

Şam Büyükelçisi Yılmaz: Temenni ediyoruz ki bu yıl bitmeden Sayın Cumhurbaşkanımızı Şam'da göreceğiz

Türkiye'nin Şam Büyükelçisi Nuh Yılmaz, Suriye'de yeni yönetimin göreve gelmesiyle birlikte sınır hattındaki temel güvenlik tehditlerinin ortadan kalktığını belirtti.

Türkiye'nin Şam Büyükelçisi Nuh Yılmaz Ankara-Şam hattında yürütülen diplomasi trafiği ve bölgesel gelişmeleri Katar merkezli Al Jazeera "Suriye Now" kanalına değerlendirdi.

Yılmaz, Türkiye’nin dünyadaki en büyük diplomatik temsilciliğinin Şam’da bulunduğunu belirterek, iki ülke arasındaki ilişkilerin tarihi köklerine, askeri ve ekonomik işbirliklerine ve terörle mücadeledeki kararlılığa dikkati çekti.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

“Kültürümüzün izleri burada yaşamaya devam ediyor”

Türkiye ile Suriye arasındaki derin tarihi ve kültürel bağlara işaret eden Yılmaz, Türk milletinin hafızasında Şam’ın özel bir yere sahip olduğunu vurgulayarak, şunları ifade etti:

Tarih boyunca 'Şam-ı Şerif' olarak anılan bu kadim kent, Osmanlı'dan Selçuklulara kadar köklü bir miras barındırıyor. Emevi Camii'ndeki ezan usulünden ortak geleneklerimize kadar kültürümüzün en özgün izleri burada yaşamaya devam ediyor.

İki ülke arasındaki güvenlik parametrelerini ve askeri temasları değerlendiren Yılmaz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın "Suriye'nin güvenliği Türkiye'nin güvenliğidir" ilkesini hatırlattı.

Suriye'deki yeni yönetimin göreve gelmesiyle birlikte sınır hattındaki temel güvenlik tehditlerinin ortadan kalktığına dikkati çeken Yılmaz, şöyle devam etti:

8 Aralık 2024 sonrasında sınır hattımızda insan kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti, kontrolsüz göç ve terör gibi dört stratejik güvenlik sorunu aniden ortadan kalktı.

Türk Deniz Kuvvetlerine ait gemilerin Lazkiye Limanı'na gerçekleştirdiği ziyaret de önümüzdeki dönemde askeri ve denizcilik alanında yapacağımız işbirliklerinin en somut göstergesidir. Suriye ordusunun eğitim, teçhizat ve lojistik ihtiyaçlarında yanlarında olmaya hazırız.

Bölgedeki terör unsurlarına karşı tavırlarının net olduğunu kaydeden Büyükelçi Yılmaz, SDG ve PKK/YPG’nin bölgeden tamamen temizlenmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye yönetimi ile YPG arasındaki süreci yakından izlediklerini aktaran Yılmaz, "Rüyayı sadece Türkiye’de değil tüm coğrafyamızda terörün bittiği bir ortam olarak şekillendiriyoruz. SDG ve PKK unsurlarının Türkiye, Suriye ve Irak genelinde tamamen tasfiye edilmesi, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliği için şarttır. Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'nın da belirttiği gibi entegrasyon süreci yavaş ilerlese de terörün son bulması noktasındaki adımları destekliyoruz" ifadelerini kullandı.

Hedef, 10 milyar dolarlık ticaret hacmi ve açılan sınır kapıları

Ekonomik ilişkilere dair ise Yılmaz, iki ülke arasındaki ticaret hacminin kısa sürede yüzde 40 artışla 3,75 milyar dolara ulaştığını, orta vadeli hedefin ise 10 milyar dolar olduğunu kaydetti.

Serbest Ticaret Anlaşması ve ortak sanayi bölgeleri için görüşmelerin sürdüğünü ifade eden Yılmaz, sınır kapılarına ilişkin şu detayları paylaştı:

900 kilometreyi aşan sınır hattımızdaki tüm kapıları açmayı hedefliyoruz. Ticaret Bakanlığımız ile Suriye gümrük makamlarının vardığı mutabakat çerçevesinde, Nusaybin-Kamışlı hattı başta olmak üzere sınır kapılarının 3 ay içerisinde kademeli olarak faal hale gelmesini öngörüyoruz. Ayrıca İdlib’de kurulacak Serbest Bölge ve Kara Limanı projesiyle nakliye ve gümrük süreçleri hızlanacaktır.

Suriye'de eğitime verilen desteğin önemine vurgu yapan Yılmaz, Milli Eğitim Bakanlığı ile Suriye makamları arasında varılan anlaşma kapsamında gelecek dönemde Şam ve çevresinde Uluslararası Türk Okulu açılacağını belirtti.

Geçici koruma altındaki Suriyelilerin durumuna ilişkin Yılmaz, çalışma izni muafiyetinin uzun süredir yürürlükte olduğunu, ilerleyen süreçte ise ülkesine dönen Suriyelilerin Türkiye ziyaretlerini kolaylaştırmak adına Dışişleri ve İçişleri Bakanlıklarınca yeni vize düzenlemeleri üzerinde çalışıldığını açıkladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Şam ziyareti gündemde

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Suriye'ye yapacağı olası ziyarete ilişkin bir soru üzerine ise Yılmaz, şu ifadeleri kullandı:

Sayın Cumhurbaşkanımız Şam’a ve Emevi Camii’ne büyük bir sevgi duymaktadır. Daha önce planlanan temaslar bölgedeki gelişmeler nedeniyle ertelenmişti.

Temenni ediyoruz ki bu yıl bitmeden Sayın Cumhurbaşkanımızı Şam'da göreceğiz. Sayın Erdoğan ile Sayın Şara’nın Emevi Camii'nde yürüyeceği o tarihi kare, iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın gücünü dünyaya ilan edecektir.

“Sayın Erdoğan ile Sayın Şara’nın Emevi Camii’nde yürüyeceği o tarihi kare, iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın gücünü dünyaya ilan edecektir"
Cumartesi, Ağustos 15, 2026 - 10:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

related nodes: 
Türkiye'ye iade edilen organize suç örgütü elebaşı Serkan Kurtuluş İstanbul'a getirildi
Endonezya'da 7,7 büyüklüğünde deprem meydana geld
Type: 
SEO Title: 
Şam Büyükelçisi Yılmaz: Temenni ediyoruz ki bu yıl bitmeden Sayın Cumhurbaşkanımızı Şam'da göreceğiz
copyright Independentturkish: 

Otoriter liderliğin ömrü üzerine bir deneme: Putin örneği

Otoriter liderlerin iktidarda ne kadar kalabileceği sorusu çoğu zaman ekonomik göstergeler veya kamuoyu desteği üzerinden cevaplanıyor. Oysa tarih, bu iki ölçütün tek başına yeterli olmadığını gösteriyor. Bir liderin siyasi ömrünü belirleyen asıl mesele, iktidar çevresindeki koalisyonun ne kadar süre daha birlikte kalabileceğidir.

Vladimir Putin'in Rusya'sı bu açıdan ilginç bir örnek. Putin, uzun süredir ekonomik baskı, savaş maliyeti ve Batı yaptırımları altında ülkesini yönetiyor. Buna rağmen iktidarının yakın zamanda sona erecekmiş gibi görünmediği söylenebilir. Buradaki çelişki önemli. Bir otoriter sistem zayıflayabilir. Fakat bu zayıflık lider değişikliğine hemen dönüşmeyebilir.

RUSI'de Ağustos 2026'da yayımlanan David Roche imzalı analiz bu soruya sistematik bir çerçeveyle yaklaşıyor. Çalışma, otoriter liderliğin kırılganlığını üç değişken üzerinden ölçüyor: ekonomik sistem stresi, elit parçalanma riski ve siyasi tetikleyici olayların varlığı.

Analizin amacı Putin'in ne zaman devrileceğini tahmin etmek değil. Daha sınırlı ve daha anlamlı bir soru soruyor: Rusya, liderlik değişikliğinin tarihsel olarak daha mümkün hale geldiği bir bölgeye giriyor mu?

Bence bu yaklaşımın en önemli tarafı burada. Çünkü otoriter rejimlerde ekonomik kriz ile siyasi kriz aynı şey değildir. Venezuela'da ağır ekonomik sorunlar iktidarın devam etmesini engellemedi. Mısır'da devlet yapısı korunurken lider değişti. 1998 Rusya'sında da ekonomik ve siyasi kriz yaşanmasına rağmen devlet varlığını sürdürdü.


Peki Putin açısından hangi gösterge daha önemli?

İlk gösterge ekonomi. RUSI'nin kullandığı modelde Rusya'nın ekonomik sistem stresi 10 üzerinden 7,8 olarak hesaplanıyor. Bu değer yüksek stres kategorisine karşılık geliyor.

Enflasyon, reel ücretlerdeki baskı, ücret gecikmeleri, bankacılık sistemindeki sorunlar, bütçe üzerindeki savunma yükü ve savaşın iş gücü piyasasına etkileri birlikte değerlendiriliyor. Analizin dikkat çektiği nokta ise resmî ekonomik veriler ile sahadaki ekonomik gerçeklik arasındaki farkın büyümesi.

Fakat otoriter liderlik açısından ekonomi kadar önemli başka bir soru var: Bu maliyetleri kim ödüyor?

Putin'in iktidarının dayanıklılığı, geniş halk desteğinden çok elit koalisyonunun bütünlüğüyle bağlantılı. Güvenlik bürokrasisi, ordu, ekonomik elitler ve bölgesel güç merkezleri mevcut düzenin kendileri açısından hâlâ sürdürülebilir olduğuna inanıyorsa ekonomik baskı uzun süre yönetilebilir.

Sorun, kaynakların daralmaya başlamasıyla ortaya çıkıyor. Bu durumda çıkar çatışmaları daha görünür hâle gelebilir.

RUSI'nin elit parçalanma riski için verdiği puan 6,9. Bu değer ekonomik stresten daha düşük görünse de kritik bir değişime işaret ediyor. Halefiyet belirsizliği, kaynaklara erişim mücadelesi ve askerî yükün artması iktidar koalisyonundaki uyumu zorlayabilir.

Analizin üzerinde durduğu noktalardan biri de Rusya'da bazı politikaların ve savaşın ekonomik maliyetlerinin daha açık biçimde tartışılmaya başlanması.

Burada otoriter sistemlerin temel paradoksu ortaya çıkıyor. Lider ne kadar uzun süre iktidarda kalırsa halefiyet meselesi o kadar önemli hâle geliyor.

Putin'in siyasi sisteminde iktidarın kişiselleşmesi düzenin istikrarını artırmış olabilir. Fakat aynı kişiselleşme Putin sonrasının belirsizliğini de büyütüyor. Lider değişimi yaklaşırken hangi kurumun, hangi grubun ve hangi güvenlik aktörünün üstün geleceği sorusu önem kazanıyor.


Peki bu gerilim ne zaman siyasi krize dönüşür?

Bunun için üçüncü değişken, yani tetikleyici olay gerekiyor. RUSI'nin Tetikleme Endeksi'nde Rusya'nın puanı 3,5. Bu değer ekonomik ve elit baskısına kıyasla düşük.

Askerî yenilgi, ciddi bir mali kriz, bankacılık sistemi sarsıntısı, kitlesel protestolar veya Kremlin içindeki açık bir iktidar mücadelesi gibi olaylar mevcut baskıyı siyasi harekete dönüştürebilir. Fakat henüz böyle bir olayın ortaya çıkmadığı değerlendirmesi yapılıyor.

Bu ayrım Putin'in siyasi ömrünü anlamak açısından belirleyici. Rusya'da sistemin bozulması bugün için daha çok yavaş ilerleyen bir süreç şeklinde görünüyor.

Çalışmadaki karşılaştırmaya göre ekonomik stres bir yıl içinde 6,5'ten 7,8'e yükselmiş. Elit parçalanma riski de 5,8'den 6,9'a çıkmış. Tetikleme baskısı ise 3'ten 3,5'e yükselmiş.

Yani yapısal baskılar hızla artıyor. Bunları siyasi krize çevirecek olay ise henüz ortaya çıkmış değil.

Tarih burada yeniden önem kazanıyor. Sovyetler Birliği'nin 1991'deki çöküşü, ekonomik sorunların tek başına sistemi yıkmadığını gösterdi. Ekonomik baskı, elit bölünmesi ve Ağustos 1991 darbe girişimi aynı dönemde birleştiğinde süreç hızlandı.

Romanya'da 1989'da olduğu gibi, belirleyici olan yalnızca toplumdaki hoşnutsuzluk değildi. İktidarın kendi içindeki çözülme, mevcut liderliğin artık sürdürülemeyeceği kanaatini güçlendirdi.

Putin açısından bugün henüz böyle bir eşik görünmüyor. Bu nedenle onun siyasi ömrünün sonuna ilişkin kesin tarihler vermek yanıltıcı olur. Daha doğru soru, Rusya'nın hangi koşullarda bu eşiğe yaklaşacağıdır.

En önemli risklerden biri savaşın toplumsal maliyetinin genişlemesi. Asker ihtiyacı arttıkça zorunlu askerlik meselesi kentli orta sınıfları ve ekonomik elitleri daha doğrudan etkileyebilir.

Savaşın bugüne kadar Rus toplumunun önemli bölümünden belirli bir mesafede tutulabilmiş olması Putin'in yönetim modelinin temel avantajlarından biriydi. Bu mesafe ortadan kalkarsa savaşın siyasi maliyeti değişebilir.

Yine de burada başka bir tehlike var. Zayıflayan otoriter lider her zaman daha uzlaşmacı hâle gelmez. İktidarını kaybetme korkusu arttıkça daha fazla risk alabilir.

Putin açısından Avrupa'da savaşı genişletme veya Ukrayna'ya verilen desteği zayıflatacak yeni baskı yöntemlerine başvurma ihtimali bu nedenle göz ardı edilemez.

Sonuçta Putin'in siyasi ömrünü ekonominin tek başına belirlemesi beklenmemeli. Asıl mesele, ekonomik baskının elit koalisyonunu ne zaman parçalayacağıdır. Bir diğer mesele de bu parçalanmayı siyasi bir olaya dönüştürecek tetikleyicinin ne zaman ortaya çıkacağıdır.

Bugünkü tablo Putin'in hemen gideceğini göstermiyor. Fakat sistemin eskisi kadar rahat olmadığını da gösteriyor.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Dr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdı
Cumartesi, Ağustos 15, 2026 - 09:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Otoriter liderliğin ömrü üzerine bir deneme: Putin örneği
copyright Independentturkish: 

Türkiye-Mısır ekseninde yeni bölgesel düzen

2026 İran Savaşı, Ortadoğu’nun güvenlik mimarisini kökten sarsmıştır. ABD-İsrail operasyonları İran’ın vekil ağlarını ve altyapısını zayıflatmış, Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanması enerji ve ticaret şokları yaratmış, Körfez ülkeleri doğrudan hedef alınmıştır. Bu süreç, bölgesel aktörleri dışarıdan dayatılan güvenlik şemsiyesine güvenmek yerine kendi aralarında koordinasyon arayışına itmiştir. Bu arayışın en somut sonuçlarından biri Türkiye ile Mısır arasındaki stratejik yakınlaşmanın hızlanması ve R-4 mekanizmasının ortaya çıkmasıdır. Aynı dönemde Libya, bu yakınlaşmanın hem test sahası hem de güç projeksiyon alanı haline gelmiştir. Bu makale, İran Savaşı sonrası değişen dengeler çerçevesinde Türkiye-Mısır ilişkilerinin stratejik önemini, R-4’ün işlevini, olası kapsamlı anlaşmaların Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’daki etkilerini ve Türkiye’nin Libya’daki güncel konumunu bütüncül bir perspektifle ele almaktadır.


Türkiye-Mısır ilişkilerinde stratejik dönüşüm

Son birkaç yıldır Türkiye ile Mısır arasında yaşanan pozitif ivme, geçmiş ideolojik gerilimlerin bir kenara bırakılarak pragmatik çıkarların öne çıkmasıyla mümkün olmuştur. Mısır açısından Türkiye’nin önemi birkaç temel eksende toplanır. Doğu Akdeniz’de iki ülke, bölgenin en uzun kıyı şeridine ve en güçlü askeri kapasitelerine sahip aktörlerdir. Türkiye ile koordinasyon, Mısır’ın Yunanistan-Kıbrıs Rum Kesimi-İsrail üçgenindeki denklemi tek başına yönetme zorunluluğunu azaltır. Libya’da ise her iki ülke artık ülkenin birliği, toprak bütünlüğü ve egemenliği konusunda aynı dili konuşmaktadır. Bu ortak tutum, Mısır’ın batı sınır güvenliğini doğrudan ilgilendirir.

Savunma sanayii alanında Türkiye’nin maliyet-etkin İHA/SİHA sistemleri, kara platformları ve potansiyel ortak üretim projeleri Mısır ordusunun modernizasyonuna somut katkı sunmaktadır. Ekonomik boyutta ise Türkiye, Mısır’ın Afrika’daki en önemli ticaret ortaklarından biri konumundadır. Ticaret hacminin 15 milyar dolara çıkarılması hedefi, Türk yatırımlarının 4 milyar doları aşması ve yaklaşık 100 bin kişilik istihdam, Mısır ekonomisinin ihtiyaç duyduğu döviz, teknoloji ve istihdam katkısını sağlamaktadır. Bölgesel kriz yönetiminde ise Gazze, Sudan, Suriye ve Kızıldeniz dosyalarında örtüşen tutumlar, iki ülkeyi daha etkili bir diplomatik ağırlık merkezi haline getirmektedir.

İlişkilerin bugün geçmişe oranla daha fazla özen gerektirmesinin nedeni, artık yapısal bir karşılıklı bağımlılığın oluşmasıdır. Ortak tatbikatlar, savunma sanayii mutabakatları ve istişare mekanizmaları geri dönüşü maliyetli hale getirmiştir. Bölgesel düzenin hızlı değişimi, enerji ve deniz hatlarının artan stratejik değeri ile çok kutuplu ortam, iki ülkeyi birbirine bağlayan çıkarları derinleştirmiştir. Yanlış bir adım veya iletişim kopukluğu yalnızca siyasi değil, operasyonel ve ekonomik zarar da üretebilir.


R-4 mekanizması: bölgesel sahiplenmenin yeni platformu

İran Savaşı sürecinde ortaya çıkan R-4 (Regional Four / Bölgesel Dörtlü), Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan ve Pakistan’ı bir araya getiren istişari bir koordinasyon platformudur. Resmî bir askeri ittifak veya "İslami NATO" değildir; daha çok bölgesel krizlerde ortak tutum geliştirme, diplomasiyi destekleme ve güvenlik konularında yapılandırılmış diyalog zemini olarak işlemektedir.

Mekanizma, Mart 2026’da Riyad’daki ilk toplantıyla şekillenmiş, İslamabad, Antalya ve özellikle 21 Haziran 2026 Kahire toplantısıyla kurumsallaşmıştır. Kahire’de ilk ortak bildiri yayımlanmış ve "R-4" adı resmîleşmiştir. Ağustos 2026’da Amman’da beşinci kez bir araya gelen dışişleri bakanları, ABD-İran mutabakatına dönüş çağrısı yapmış, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğünü ve Filistin meselesinin merkeziliğini vurgulamıştır.

R-4’ün temel gündemi; de-eskalasyon, Körfez ve Levant’ın güvenlik endişelerinin dikkate alınması, deniz yollarının güvenliği, enerji piyasalarının istikrarı ve Filistin meselesidir. Mısır Dışişleri Bakanı Badr Abdelatty’nin ifadesiyle platform, "bölgesel güvenliği güçlendirmeye ve tırmanmayı azaltmaya yönelik işbirlikçi bir istişare zemini"dir ve hiçbir ülkeye karşı yöneltilmemiştir. Cumhurbaşkanı Sisi, mekanizmanın daha kurumsal bir yapıya dönüşmesini teşvik etmiştir.

R-4, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’ndan (Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan, Ağustos 2026) ayrıdır. Mekke paktı "birine saldırı hepsine saldırıdır" hükmü içeren daha bağlayıcı bir yapıdır. Mısır R-4 içinde aktif yer alırken, bu pakta şimdilik katılmayı ertelemiş; yasal, anayasal ve teknik incelemeler gerekçesini öne sürmüştür. Türkiye tarafı Mısır’ı "doğal ortak" olarak nitelemiş ve ileride katılım ihtimalini açık tutmuştur.

Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan arasındaki Mekke Savunma Anlaşması için de Mısırlı yetkililerin çalıştıkları resmî ağızlardan ifade edilmiştir.


Kapsamlı anlaşmaların Doğu Akdeniz ve Ortadoğu dengelerine etkisi

Mısır’ın Türkiye ile "gerekli bütün anlaşmaları" imzalama yoluna girmesi - kapsamlı stratejik ortaklık, derinleştirilmiş savunma sanayii işbirliği, kalıcı askeri koordinasyon ve olası kolektif savunma unsurları - mevcut dengeleri belirgin biçimde değiştirir.

Doğu Akdeniz’de Yunanistan-Kıbrıs Rum Kesimi-İsrail üçlüsü, enerji forumları, ortak tatbikatlar ve savunma eylem planlarıyla Türkiye’nin deniz yetki alanı iddialarını dengeleme çabasıdır. Tam hizalanması durumunda Mısır, bu üçlünün karşı ağırlığı olmaktan çıkıp Türkiye’nin stratejik çarpanı haline gelir. Ortak deniz ve hava varlığı Atina ve Lefkoşa’yı yalnızlaştırırken, İsrail’in batı kanadındaki gaz altyapısı ve deniz yolları üzerindeki güvenlik hesaplarını zorlaştırır. Deniz yetki alanları konusunda Türkiye-Mısır arasında bir anlayış, Yunanistan-Mısır 2020 anlaşmasının etkisini zayıflatabilir.

Askeri kapasite açısından bölgenin iki en büyük silahlı kuvvetinin derin entegrasyonu niteliksel bir sıçrama yaratır. Ortak drone üretimi, 5. nesil uçak programına katılım ve istihbarat paylaşımı, İsrail’in niteliksel askeri üstünlük algısını etkiler. Enerji alanında ise Mısır’ın LNG ve gaz ihracat merkezi konumu ile Türkiye’nin transit rolü birleştiğinde, Doğu Akdeniz enerji mimarisi daha kapsayıcı bir yapıya evrilebilir; ancak bu aynı zamanda rekabeti de keskinleştirir.

Daha geniş Ortadoğu ölçeğinde R-4’ün bağlayıcı unsurlara evrilmesi, nüfus, konvansiyonel güç, savunma sanayii ve coğrafi derinlik bakımından bölgenin en güçlü koordinasyon merkezini oluşturur. Bölgesel güvenlik "dışarıdan ithal" modelinden "bölgesel sahiplenme" modeline kayar. İsrail açısından bu senaryo çevresel güvenlik algısını bozar ve Yunanistan-Kıbrıs-BAE-Hindistan hattındaki işbirliğini hızlandırma motivasyonunu düşündürür. Suudi Arabistan için Türkiye-Mısır ekseninin güçlenmesi avantaj sağlarken, Mısır’ın BAE ile bağları nedeniyle gerilim riski de değerlendirilmelidir. Yine de BAE’nin Ortadoğu’da yeniden bir hizalanmasını beklemek hiç de uzak görülmemelidir. Diğer yandan Libya, Sudan, Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz’de koordineli etki artar.

Mısır’ın bu yola hızlıca girmesi kolay da değildir. Camp David taahhütleri, ABD askeri yardımı, BAE yatırımları ve anayasal kısıtlamalar güçlü fren mekanizmaları olarak sayılabilir. Tam anlaşmalar imzalandığında ortaya çıkacak tablo, yeni bir bölgesel düzenin köşe taşı olabileceği gibi bloklaşmayı da hızlandırabilir.

Mısır’ın devlet bilinci, tarihi gücü, jeopolitik avantajı gibi pek çok temel husus uzak gibi duran konuları yakına da çekebilir.

Mısır, tarihi Arap-İsrail savaşlarının bugün nerelere kadar geldiğini gayet iyi bilmektedir. Mısır, İsrail’in Yunanistan’ı ve Rumları nasıl kullandıklarını da görmektedir.


Libya: stratejik test sahası ve güncel gelişmeler

Libya, Türkiye-Mısır yakınlaşmasının hem ortak zemin hem de güç projeksiyon alanı olarak özel bir yere sahiptir. 2019-2020’de Türkiye’nin Trablus hükümetini destekleyen askeri müdahalesi dengeyi değiştirmişti. 2025-2026 itibarıyla Ankara, "Tek Libya" politikası çerçevesinde hem batı hem doğu ile ilişkileri sürdüren, birleştirici ve arabulucu bir aktöre dönüşmüştür.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin görevi 2026 başından itibaren 24 ay daha uzatılmış olup 2028’e kadar sürecektir. Al-Watiya Üssü ve Misrata civarındaki varlık devam etmektedir. Binlerce Libyalı asker eğitilmiş, doğu güçlerinden personel de Türkiye’deki tatbikatlara katılmaya başlamıştır. 5+5 Ortak Askeri Komisyon toplantılarına ev sahipliği yapılmaktadır.

Siyasi alanda en kritik güncel gelişme, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 11-12 Ağustos 2026 tarihlerinde gerçekleştirdiği ziyarettir. Fidan ilk kez hem Trablus’ta Abdülhamid Dibeybe, Muhammed el-Menfi ve diğer yetkililerle hem de Bingazi’de Halife Hafter, Saddam Hafter, Akile Salih ve Belkasım Hafter ile görüşmüştür. Ziyareti "batı, doğu ve güney ayrımı gözetmeyen Tek Libya politikasının somut tezahürü" olarak tanımlamış; her iki tarafta da birleşme yönünde güçlü irade gördüğünü belirtmiş ve arabulucu rolünü sürdüreceğini vurgulamıştır. Bingazi’de konsolosluk yeniden açma niyeti açıklanmıştır.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Ekonomik alanda Türk müteahhitlik firmaları her iki bölgede de aktif projeler yürütmekte, TPAO açık deniz sahalarına ilgi göstermektedir. 2019 Deniz Yetki Alanları Mutabakatı’nın doğu tarafından onaylanması yönündeki diplomasi sürmektedir. Türkiye, ABD’nin birleşme girişimleriyle de koordinasyon içinde hareket etmektedir.

Libya’daki bu çok taraflı yaklaşım, Mısır ile örtüşen "birlik ve toprak bütünlüğü" tutumunu güçlendirmekte ve iki ülkenin bölgesel kriz yönetiminde ortak hareket etme kapasitesini artırmaktadır.

Libya-Türkiye ilişkilerine Avrupa’dan en belirgin destek olarak İtalya’yı saymak gerekir.

## Sonuç

İran’daki savaş ile birlikte gelişmeler, Ortadoğu’da eski güvenlik mimarisinin yetersizliğini ortaya koymuştur. Türkiye-Mısır yakınlaşması, R-4 platformu ve Libya’daki "Tek Libya" politikası, bu boşluğa bölgesel sahiplenme ile cevap verme çabasının somut göstergeleridir. Mısır’ın Türkiye ile ilişkileri derinleştirmesi Doğu Akdeniz’de mevcut dengeyi sağlam temellere oturtma ve Ortadoğu’da ise daha çok taraflı bir güvenlik mimarisi inşa etme potansiyeli taşımaktadır. Libya ise bu potansiyelin hem test edildiği hem de güçlendirildiği bir sahadır. Bölgede Suudi Arabistan’ın Türkiye ile yakınlığı önemli bir etki yaratıcı husus olmuştur.

Başarı, ideolojik kalıntıların yönetilmesine, enerji ve deniz haklarının adil paylaşımına, üçüncü taraflarla iletişimin sürdürülmesine ve birleşme süreçlerinin sonuç üretmesine bağlıdır. Türkiye ve Mısır, tarih ve coğrafyanın yüklediği sorumlulukla hareket eden iki büyük devlet olarak, omuz omuza çalışmayı sürdürürlerse bölgesel istikrara katkı sunan bir güç çarpanı oluşturabilirler. Yeni ve suni boşluklar ile gerilim alanları istenmeyen durumdur. 2026’nın ikinci yarısı, bu denklemin daha net sonuçlar üreteceği kritik bir dönem olacaktır.
 

Gürsel Tokmakoğlu Independent Türkçe için yazdı: "İran savaşı sonrası dengeler, R-4 ve Libya"
Cumartesi, Ağustos 15, 2026 - 09:15
Main image: 

<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (solda) ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi (sağda) / Fotoğraf: Reuters (Arşiv)</p>

Type: 
SEO Title: 
Türkiye-Mısır ekseninde yeni bölgesel düzen
copyright Independentturkish: 

Türkiye'ye iade edilen organize suç örgütü elebaşı Serkan Kurtuluş İstanbul'a getirildi

Kırmızı bültenle uluslararası seviyede aranırken Arjantin'de yakalanan organize suç örgütü elebaşı Serkan Kurtuluş, Türkiye'ye iade sürecinin tamamlanmasının ardından İstanbul'a getirildi.

Türkiye'de işlediği "tasarlayarak öldürme", "kasten öldürme", "suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "tehdit" ve "silahla yağma"nın da aralarında bulunduğu çok sayıda suçtan kırmızı bültenle aranırken 2020'de Arjantin'de yakalanan Kurtuluş'un iade süreci sonuçlandı.

Interpol Europol Daire Başkanlığının koordinasyonunda yürütülen süreç sonunda Arjantin makamlarından teslim alınan Kurtuluş, görevli Türk ekibinin refakatinde THY'nin Arjantin'in başkenti Buenos Aires'ten kalkan ve Brezilya'nın Sao Paulo kentine uğrayan TK16 sefer sayılı uçağıyla Türkiye'ye getirildi.bul Havalimanı'nda görevli emniyet personeline teslim edilen Kurtuluş, İstanbul Havalimanı Emniyet Şube Müdürlüğüne götürüldü.

Kurtuluş, buradaki işlemlerinin tamamlanmasının ardından İstanbul Emniyet Müdürlüğüne götürülecek.

Öte yandan, Arjantin makamlarından Türk ekibi tarafından teslim alınan suç örgütü elebaşısının, uçak Brezilya'da beklediği sırada İspanyolca, uçakta bomba olduğuna ilişkin bağırdığı öğrenildi. Kurtuluş'un uçağın boşaltılmasını sağlama çabaları sonuçsuz kalarak gerekli güvenlik tedbirleri alınmasıyla iade sürecine devam edildi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Arjantin'e sığınma talebinde bulundu

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'nin de takip ettiği Kurtuluş hakkındaki uluslararası süreç, Interpol Europol Daire Başkanlığının yaptığı çalışmalar sonucunda 31 Ekim 2017'de kırmızı bülten yayımlanmasıyla başladı.

Çalışmalar sonucunda Interpol kanalı üzerinden uluslararası seviyede aranan Kurtuluş'un, 11 Haziran 2020'de Arjantin'de yakalandığı bilgisine ulaşıldı.

Türkiye'ye iadesini engellemek amacıyla Arjantin'e sığınma talebinde bulunan Kurtuluş'un, talebinin reddedilmesinin ardından hukuki süreçler nedeniyle iadesi uzun süre gerçekleştirilemedi.

Cezaevinde bulunduğu dönemde açlık grevi de yapan Kurtuluş'un Arjantin makamlarınca Türkiye'ye iadesinin onaylanmasının ardından Interpol Europol Daire Başkanlığı harekete geçti. Kurtuluş'un Türkiye'ye getirilmesi için uluslararası koordinasyon başlatıldı.

Ne olmuştu?

İçişleri Bakanlığının açıklamasında, Emniyet Genel Müdürlüğü Interpol Europol Daire Başkanlığı, KOM ve İstihbarat Başkanlıkları, Dışişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı koordinesinde yürütülen çalışmalar sonucu kırmızı bültenle uluslararası seviyede aranan organize suç örgütü elebaşı Kurtuluş'un Arjantin'de yakalandığı ve Türkiye'ye iade edildiği belirtilmişti.

Açıklamada, Kurtuluş'un "tasarlayarak öldürme", "kasten öldürme", "suç işlemek amacıyla örgüt kurma", "suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla birden fazla kişi tarafından silahla yağma", "silahla birden fazla kişiyle var olan suç örgütünün korkutucu gücünden yararlanmak suretiyle zincirleme şekilde tehdit" suçlarından arandığı ifade edilmişti.

AA

Türkiye'ye iadesini engellemek amacıyla Arjantin'de sığınma talebinde bulunan ve cezaevinde açlık grevi yapan Kurtuluş'un, Brezilya'daki transit geçiş sırasında uçakta bomba var diye bağırdığı ve uçağın boşaltılmasını sağlamaya çalıştığı öğrenildi
Cumartesi, Ağustos 15, 2026 - 08:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

related nodes: 
Jandarma ve Sahil Güvenlik Komutanlığına ilişkin atamalar Resmi Gazete'de
AK Parti’nin 25. kuruluş yıl dönümünde 3 milletvekili ve 7 belediye başkanı partiye katıldı
Type: 
SEO Title: 
Türkiye'ye iade edilen organize suç örgütü elebaşı Serkan Kurtuluş İstanbul'a getirildi
copyright Independentturkish: 

Jandarma ve Sahil Güvenlik Komutanlığına ilişkin atamalar Resmi Gazete'de

Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığına ilişkin atamalar Resmi Gazete'de yayımlandı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla yayımlanan atama kararına göre, Jandarma Genel Komutanlığına mensup 7 general ve 18 albay 30 Ağustos'tan itibaren geçerli olmak üzere bir üst rütbeye terfi ettirildi.

Tümgeneraller Ünsal Bulut ve Murat Bulut korgeneralliğe, Tuğgeneraller Hüseyin Bekmez, Hamdi Gülpınar, Ömer Ersever, Ferruh Taraktaş ve Mustafa Bakçepınar tümgeneralliğe terfi etti.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Albaylar Celal Kürşad Konukçu, Şenol Şenoğlu, İsa Karahasanoğlu, Cezmi Yalınkılıç, Sadık Gülecen, Mesut Karabulut, Sadi Akman, Engin Özkul, Mustafa Tetik, Hakan Uğurlu, Özer Küçükuysal, Volkan Güner Güngör, İsmail Terzi, Halil Coşkun, Uğur Arslan, Tansu Utku, Muhammed Sever ve Mustafa Şaşmaz tuğgeneralliğe terfi ettirildi.

Kararla, 78 general ve albayın görev yerleri değiştirildi. Bu kapsamda, İstanbul İl Jandarma Komutanı Korgeneral Yusuf Kenan Topcu Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığına, Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı Korgeneral Ünsal Bulut Jandarma Genel Komutanlığı Yardımcılığına, Asayiş Başkanı Korgeneral Murat Bulut Jandarma Genel Komutanlığı Yardımcılığına, İzmir İl Jandarma Komutanı Tümgeneral Metin Düz Asayiş Başkanlığına, Ankara İl Jandarma Komutanı Tümgeneral Cengiz Yıldız Erzurum İl Jandarma Komutanlığına, Bursa İl Jandarma Komutanı Tümgeneral İdris Tataroğlu İstanbul İl Jandarma Komutanlığına, Diyarbakır İl Jandarma Komutanı Tümgeneral Tarık Hekimoğlu ise Ankara İl Jandarma Komutanlığına getirildi.

Jandarma Genel Komutan Yardımcıları Orgeneral Hüseyin Kurtoğlu ve Korgeneral Münir Güzel, Jandarma Lojistik Komutanı Tümgeneral Ersel Özer, Personel Başkanı Tümgeneral Mustafa Erdem ve 12 ilin komutanı Jandarma Genel Komutanlığı emrine alındı.

Kararla, Sahil Güvenlik Komutanlığına mensup Tümamiral Cengiz Fitoz Koramiralliğe, Albay Önder Göksel Tuğamiralliğe terfi ettirildi.

Sahil Güvenlik Karadeniz Bölge Komutanı Tuğamiral Ahmet Bahadır Sahil Güvenlik Eğitim ve Öğretim Komutanlığına, Sahil Güvenlik Eğitim ve Öğretim Komutanı Tuğamiral Gürkan Erken Sahil Güvenlik Komutanlığı Denetleme, Teftiş ve Tetkik Başkanlığına, Sahil Güvenlik Akdeniz Bölge Komutanı Tuğamiral Gökhan Gücüyen Sahil Güvenlik Karadeniz Bölge Komutanlığına, Sahil Güvenlik Komutanlığı Harekat Başkanı Tuğamiral Alpaslan Baysal Sahil Güvenlik Akdeniz Bölge Komutanlığına, Sahil Güvenlik Komutanlığı İstihbarat Başkanı Tuğamiral Önder Göksel Sahil Güvenlik Komutanlığı Harekat Başkanlığına getirildi.

Öte yandan, kararla Kara Kuvvetleri Komutanlığında 123 general, Deniz Kuvvetleri Komutanlığında 38 amiral ve Hava Kuvvetleri Komutanlığında 44 generalin görev yerlerinde değişikliğe gidildi.

 

AA

7 general ve 18 albay bir üst rütbeye terfi ettirildi
Cumartesi, Ağustos 15, 2026 - 08:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

related nodes: 
AK Parti’nin 25. kuruluş yıl dönümünde 3 milletvekili ve 7 belediye başkanı partiye katıldı
Endonezya'da 7,7 büyüklüğünde deprem meydana geld
Yeni Yol Partisi yeniden TBMM'de grup kurma yeterliliğine ulaştı
Type: 
SEO Title: 
Jandarma ve Sahil Güvenlik Komutanlığına ilişkin atamalar Resmi Gazete'de
copyright Independentturkish: 

TBMM Başkanı Kurtulmuş: Komisyon çalışmaları Terörsüz Türkiye yolunda kapının aralanmasıydı, bugün bu kapı açılmıştır

TBMM Başkanı Kurtulmuş, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun'un TBMM Genel Kurulunda yasalaşmasının ardından Meclis'te gazetecilere açıklamalarda bulundu.

Bugün hep beraber TBMM çatısı altında tarihi bir güne şahitlik edildiğini vurgulayan Kurtulmuş, "Uzun saatler süren bir oturumun sonunda TBMM'de 467 milletvekili arkadaşımızın oylarıyla teklif kabul edilmiş oldu. Hayırlı uğurlu olsun. Geçen sene 5 Ağustos'ta başladığımız komisyon çalışmaları aslında Terörsüz Türkiye yolunda kapının aralanmasıydı, bugün burada alınan sonuçla birlikte de bu kapı açılmıştır. Türkiye'nin önünde sadece bir yasanın kabulü değil bununla birlikte tam manasıyla terör örgütünün silahlarını bırakması, kendisini feshetmesiyle birlikte ülkenin hemen her yerinde huzurun, barışın, kardeşliğin ve dayanışmanın hakim olacağı yeni bir dönemi hep birlikte inşa edeceğiz." değerlendirmesinde bulundu.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Sürecin bu noktaya kadar gelmesinde emeği olanlara millet adına teşekkür eden Kurtulmuş, şunları kaydetti:

“Öncelikle Sayın Cumhurbaşkanımızın siyasi iradesi bu sürece başlangıcından itibaren çok büyük bir güç vermiş ve sürecin önünün açılmasına büyük destek olmuştur. Yine aynı şekilde Milliyetçi Hareket Partisi'nin Sayın Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin bugün de 11.00'den itibaren oturumun bitişine kadar Meclis'te dikkatle süreci takip etmesi ve her zor kavşakta fevkalade büyük bir vukufiyetle, yol açıcı önerileriyle birlikte bu noktaya kadar gelinmiştir. Komisyon çalışmaları sırasında titizlikle komisyona destek veren 50 milletvekili arkadaşımıza, bütün siyasi partilere o günkü adıyla Cumhuriyet Halk Partisi'ne, DEM Parti'ye, Yeni Yol Grubu'na ve diğer bütün grubu olmayan partilerden de katılan bütün arkadaşlarımıza çok teşekkür ediyorum. Başından itibaren AK Parti Grubu da Meclis'in birinci partisi olarak her aşamada sürece fevkalade büyük bir öncülük yapmıştır. Arkadaşlarımızın hepsinin emeği var olsun.”

“Terörsüz Türkiye hedefi aynı zamanda bir Türkiye modelinin inşasıdır”

Türkiye için bu tarihi dönüm noktasında çok yoğun bir emek verildiğinin bugün de bir kere daha ortaya çıktığını belirten Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çok titiz bir çalışma sonucu bu noktaya gelindi. Sadece bir yasa teklifi hazırlanmadı. Aynı zamanda kelime kelime, cümle cümle her bir detayın üzerinde durularak bu noktaya kadar gelindi. Zaman zaman siyaseten çok zor virajlardan geçtik. Buralarda da bazen arka kapı diplomasisiyle herkesin belli bir rotada istikamet üzerinde buluşması temin edildi. Fevkalade önemli bir meseledir. Ayrıca bu sürecin bu noktaya gelmesinin şöyle de büyük bir önemi var: başından beri bir şey iddia ediyoruz, Türkiye'de Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun çalışmalarıyla başlayan bu Terörsüz Türkiye hedefi aynı zamanda bir Türkiye modelinin inşasıdır. Bir üçüncü göze ihtiyaç duymadan, dünyadaki diğer bütün uygulamalarından farklı olarak tamamıyla yerli, milli, Türkiye'nin kendi siyasi kararlılığı içerisinde, TBMM'nin gücü içerisinde ortaya kurulmuş olan bir çalışmadır, çabadır.”

“Bu sürecin siyasi partiler eliyle millet tarafından da sahiplenildiğini gösteriyor”

TBMM Başkanı Kurtulmuş, zaman zaman bazı eleştirilere şahit olduklarını vurgulayarak şöyle konuştu:

“Özellikle yeni 'Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi içerisinde parlamentonun hiçbir gücünün kalmadığı', 'parlamentonun hiçbir etkisinin kalmadığı' gibi maksadını aşan yorumlarla karşılaşıyoruz. Bugün burada yapılan müzakere ve onun sonucu ortaya konulan bu siyasi kararlılık parlamentonun fevkalade büyük bir gücü olduğunu ve bu siyasi gücün de Türkiye'nin en önemli kazanımlarından birisi olduğunu ortaya koyuyor. Ben bütün emeği geçen arkadaşlarımıza çok teşekkür ediyorum. Bu sürece katkı sunan bütün siyasi partilerimizi, siyasi partilerin yöneticilerini, genel başkanlarını tebrik ediyorum. Bu başarı sadece bir partinin başarısı değil, bu başarı bütün Türkiye'nin başarısıdır. Şimdi dikkatle, titizlikle bundan sonraki süreci hep beraber takip edeceğiz ve milletçe bu sürece sahiplendiğimizi çok daha net bir şekilde ortaya koyacağız. Hayırlı uğurlu olsun.”

Medyanın da bu süreçte başından itibaren çok olumlu bir katkısı olduğunu bildiğini dile getiren Kurtulmuş, "Zaman zaman maksadını aşan yorumların dışında medyanın kahir ekseri, çok büyük bir çoğunluğu bu sürece akılla, izanla, insafla ve Türkiye için yapıcı görüşleri dile getirerek yaklaşmıştır. Buradan sizlerin şahsında da bütün medya kuruluşlarımıza sürece verdikleri destek dolayısıyla teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum." değerlendirmesinde bulundu.

Düzenlemeye 467 "kabul" oyu verilmesine yönelik bir soru üzerine Kurtulmuş, "Bu, çok nadir görülen bir şey. Anayasa oylamalarında bile bu kadar yüksek bir konsensüs ortaya çıkmaz. Fevkalade büyük bir mesele. Bu, sürecin siyasi partiler eliyle millet tarafından da sahiplenildiğini gösteriyor. Eğer bu siyasi partilerin bağlıları, bu siyasi partilere destek olan insanlar destek vermemiş olsalardı milletvekilleri ve onların bağlı olduğu siyasi partiler gelip bu kadar büyük bir desteği ortaya koyamazlardı. Tarihi bir başarıdır. Onun için çok önemsiyoruz. Bu aynı zamanda şunu da gösteriyor: Türkiye eğer iyi çalışılır, üzerinde titizlikle müzakere edilirse en zor meselesini bile ittifakla aşabilecek bir siyasi kudrete sahiptir." ifadesini kullandı.

Kurtulmuş, düzenleme kapsamında Meclis'te kurulması öngörülen komisyona ilişkin bir soruyu yanıtlarken, "Bundan sonraki süreç tıkır tıkır işleyecek inşallah. Şimdi bırakın da bu akşam Meclisin bu büyük başarısını hep beraber milletçe sahiplenelim." dedi.

Kurtulmuş, sosyal medya hesabından paylaştığı mesajda, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin, geniş bir mutabakatla TBMM Genel Kurulu'nda 467 oyla kabul edilerek yasalaştığını belirtti.

Bu adımın, milletin asırlara uzanan birlik ve kardeşlik ruhundan güç alan, "Terörsüz Türkiye" hedefi doğrultusunda atılmış tarihi bir adım olduğunu belirten Kurtulmuş, şunları kaydetti:

"Türkiye'de Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun çalışmalarıyla başlayan 'Terörsüz Türkiye' hedefi, aynı zamanda bir Türkiye modelinin inşasıdır. Bir üçüncü göze ihtiyaç duymadan, dünyadaki diğer bütün uygulamalardan farklı olarak, tamamen yerli ve milli, Türkiye'nin kendi siyasi kararlılığı ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin gücüyle ortaya konulan bir çabadır. İnanıyoruz ki Gazi Meclisimizde ortaya konulan bu yüksek irade, gelecek yüzyılların Türkiye'sini inşa edecek tarihi bir başlangıcın temelini oluşturacaktır. Türkiye, Allah'ın izniyle terörün her türlü izini geride bırakarak tarihe gömecek, birlik, kardeşlik ve dayanışma içinde daha güçlü yarınlara yürüyecektir.

'Terörsüz Türkiye' hedefine ulaşılması için ortaya koyduğu irade ve üstün liderliği dolayısıyla başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve yol açıcı önerileriyle sürece büyük katkı sağlayan Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli olmak üzere, siyasi parti genel başkanlarımıza, Genel Kurulumuzda sağduyu, sorumluluk ve milli hassasiyetle hareket eden tüm siyasi parti gruplarımıza, değerli milletvekillerimize ve emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum. Ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olsun."

AA

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun'a ilişkin, "Bu başarı sadece bir partinin başarısı değil, bu başarı bütün Türkiye'nin başarısıdır." dedi
Salı, Ağustos 11, 2026 - 01:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

related nodes: 
DEM Parti'den "Çerçeve Yasa" için ilk değerlendirme: MGK raporunu bir an önce hazırlamalı süreç gecikmemeli
Babacan’dan “çerçeve yasa” mesajı: Daha önümüzde uzun bir yol var
Terörsüz Türkiye yasası, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştı
Type: 
SEO Title: 
TBMM Başkanı Kurtulmuş: Komisyon çalışmaları Terörsüz Türkiye yolunda kapının aralanmasıydı, bugün bu kapı açılmıştır
copyright Independentturkish: 

Kısa haberler

Ümit Özdağ’dan “çerçeve yasa” tepkisi: Türk milletinin iradesiyle TBMM’deki milletvekillerinin iradesi ayrıştı

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”un TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaşmasına tepki gösterdi. Özdağ, “PKK’ya Af yasası TBMM’de Sevr Anlaşmasının 106. uğursuz yıldönümünde kabul edildi. Türk Milleti ile TBMM’deki milletvekillerinin iradeleri ayrıştı" dedi.

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”un TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmesinin ardından sosyal medya hesabından açıklama yaptı.

Özdağ, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“PKK’ya Af yasası TBMM’de Sevr Anlaşmasının 106. uğursuz yıldönümünde kabul edildi. Türk Milleti ile TBMM’deki milletvekillerinin iradeleri ayrıştı.

Bundan sonra Anayasa ve yasaların değişmesi süreci başlayacak. Türkiye Öcalan’ın ‘kurucularından birisi olduğu demokratik cumhuriyet projesine’ sürüklenmek istenecek.

Kimse ümitsizliğe kapılmasın. 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr’i 30 Ağustos 1922’de tarihin çöplüğüne atmıştık. Biz mücadeleyi ve zaferi ebedi başkomutanımız Mustafa Kemal Atatürk’ten öğrendik. Zafer eninde sonunda Türk Milletinin olacak.”

Independent Türkçe, Türkiye ve dünyadan güncel haberleri okurları için derledi
Salı, Ağustos 11, 2026 - 00:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: Independent Türkçe</p>

Type: 
SEO Title: 
Kısa haberler
copyright Independentturkish: 

DEM Parti'den "Çerçeve Yasa" için ilk değerlendirme: MGK raporunu bir an önce hazırlamalı süreç gecikmemeli

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen ve kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”ne ilişkin, yasanın uygulanmasının kabul edilmesi kadar önemli olduğunu belirtti. Hatimoğulları, kurulun bir an önce oluşturulması ve Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) raporunu hazırlayarak Resmi Gazete’de yayımlamasının “hayati” olduğunu söyledi.

DEM Parti İmralı Heyeti üyesi ve TBMM Başkanvekili Pervin Buldan, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, DEM Parti Antalya Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç, Genel Kurul’da kabul edilen düzenlemeye ilişkin değerlendirmelerini ANKA Haber Ajansı’na yaptı.

Hatimoğulları, yasanın Türkiye’ye ve Türkiye’de barışın tesis edilmesine katkı sunmasını dileyerek, Genel Kurul görüşmelerinde farklı kesimlerin kaygılarını dile getirdiğini belirtti.

Hatimoğulları, “Bizler de bu yasanın bir çerçeve oluşturmasını ve önümüzdeki dönemde barışın bu topraklarda tesis edilmesi için bir ilk adım olarak değerlendiriyoruz. Bu sebeple de bu yasayı önemli bir biçimde destekledik” dedi.

“Somut adımlar çok önemli”

Yasanın kabul edilmesinin ardından atılacak somut adımların önemine dikkat çeken Hatimoğulları, kurulun bir an önce oluşturulması gerektiğini söyledi.

Hatimoğulları, “Yasanın hayata geçmesi için bir an önce kurulun oluşması, MGK'nın raporunu hazırlayıp Resmi Gazete'de yayınlaması ve böylece yürürlüğe girmesi yasanın çıkması kadar önemli ve hayatidir” diye konuştu.

Türkiye’nin demokratikleşmesine yönelik yeni adımların atılması gerektiğini belirten Hatimoğulları, parlamentonun açılmasının ardından yeni yasalar konusunda daha güçlü adımlar beklediklerini ifade etti.

“MGK kararının gecikmemesini ümit ediyoruz”

Hatimoğulları, MGK kararının aylar sonrasına veya yeni yıla bırakılması ihtimaline ilişkin, böyle bir gecikme yaşanmamasını umduklarını söyledi.

Çerçeve Yasa’nın yalnızca bir başlangıç olduğunu vurgulayan Hatimoğulları, yasanın uygulanmasının da en az kabul edilmesi kadar önemli olduğunu belirtti.

Hatimoğulları, “Bir an önce MGK'nın raporunu hazırlayarak bir an önce bunu Resmi Gazete'de yayınlaması, cezaevleri, sürgündekiler, silah bırakıp geleceklerin demokratik siyasete katılımının önünün hızla açılması çok önemli” dedi.

Sürecin uzamasının olumsuz sonuçlara yol açabileceği uyarısında bulunan Hatimoğulları, “Bu yasanın çıkması son derece hayati ve önemlidir ama uygulanması bir o kadar da hayati ve önemlidir. O yüzden gecikmemeli” ifadelerini kullandı.

Buldan: “İşimiz uzun, yolumuz uzun”

DEM Parti İmralı Heyeti üyesi ve TBMM Başkanvekili Pervin Buldan, yasanın kabul edilmesinin ardından kısa bir değerlendirmede bulundu.

Buldan, “Hayırlısı olsun, öyle diyelim. İşimiz uzun, yolumuz uzun” dedi.

Oluç: “468 evet büyük bir mutabakatı gösteriyor”

DEM Parti Antalya Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç ise oylama sonucuna dikkat çekerek, 468 “evet” oyunun önemli bir mutabakatı gösterdiğini söyledi.

Oluç, “Çok önemli bir sonuç alındı. 468 evet büyük bir mutabakatı gösteriyor. Parlamento açısından da inşallah bunun toplumdaki yansıması da böyle olur. Çok sevinçliyiz” diye konuştu.

ANKA

Hatimoğulları, Çerçeve Yasa’nın uygulanması için MGK raporunun bir an önce Resmi Gazete’de yayımlanması gerektiğini belirterek, “Yasanın çıkması kadar uygulanması da hayati” dedi
Salı, Ağustos 11, 2026 - 00:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

jw id: 
HXxxpaWu
Type: 
SEO Title: 
DEM Parti'den "Çerçeve Yasa" için ilk değerlendirme: MGK raporunu bir an önce hazırlamalı süreç gecikmemeli
copyright Independentturkish: 

Babacan’dan “çerçeve yasa” mesajı: Daha önümüzde uzun bir yol var

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, “Terörsüz Türkiye” süreci kapsamında hazırlanan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”ne ilişkin, düzenlemenin sürecin yalnızca ilk aşaması olduğunu belirterek, “Daha bundan sonraki aşamalar var. Bunlar bittikten sonra dönüp hak ve özgürlüklerle ilgili konulara girmek gerekecek. Dolayısıyla daha önümüzde uzun bir yol var. Bu uzun yolun belki bir kilometre taşı diyebiliriz bu yasa teklifi için” dedi.

TBMM Genel Kurulu’nda teklifin görüşmeleri sürerken Meclis’te basın mensuplarına değerlendirmelerde bulunan Babacan, Türkiye’nin 40 yılı aşkın süredir şiddet ve terör sorunuyla karşı karşıya olduğunu söyledi. Babacan, aynı zamanda başta Kürt vatandaşlar olmak üzere birçok kişinin temel hak ve özgürlükler konusunda sorunlar yaşadığını ifade etti.

Babacan, DEVA Partisi olarak şiddet ve terör sorununun yanı sıra temel hak ve özgürlüklerle ilgili sorunların çözümünü öncelikli gördüklerini belirterek, bu iki konunun birbirine “al-ver” veya pazarlık konusu yapılmadan iki ayrı hatta ilerlemesi gerektiğini savundu.

“Yüzde 5 bile çözüm ihtimali olsa destekleyeceğiz”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin süreçle ilgili açıklamalarının ardından ilk destek veren siyasi partilerden birinin DEVA Partisi olduğunu belirten Babacan, daha önce yaptığı “Bu işler zordur ama yüzde 5 bile çözüm ihtimali olsa biz bu yüzde 5’i bile destekleyeceğiz” açıklamasını hatırlattı.

Sürecin yaklaşık iki yıldır aşama aşama ilerlediğini belirten Babacan, şu ana kadar ağırlıklı olarak şiddet sorununun çözümüne odaklanıldığını, temel hak ve özgürlüklerle ilgili ikinci hatta ise henüz bir adım atılmadığını söyledi.

“Genel desteğimiz devam etmekte”

Kanun teklifini gördükten sonra hızlı şekilde inceleme yaptıklarını belirten Babacan, düzenlemenin genel hatlarıyla desteklenebilecek nitelikte olduğunu ifade etti.

Babacan, Türkiye’de cezada adalet ve infazda eşitlik isteyenler başta olmak üzere birçok mağdur kesimin bulunduğunu belirterek, sadece görüşünü ifade ettiği için temel haklarından mahrum bırakılan insanların da olduğunu söyledi.

Eksikliklerin ilerleyen aşamalarda farklı düzenlemelerle ele alınacağını ve mağduriyetlerin giderileceğini varsaydıklarını belirten Babacan, “Mevcut teklifle ilgili genel desteğimiz devam etmekte” dedi.

“Uygulamada çok ciddi yol kazaları olabilir”

Teklifin yasalaşması halinde uygulama aşamasına dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Babacan, düzenlemenin yürütmeye ciddi yetki ve inisiyatif alanı verdiğini söyledi.

Babacan, “Uygulama safhasıyla alakalı çok çok dikkat etmek gerekiyor. Uygulamada olabilecek çok ciddi yol kazaları var” ifadelerini kullanarak, uygulamada hata yapılmaması gerektiğini belirtti.

“Yasa teklifi milletvekillerinden gizlenerek görüşülmez”

Kanun teklifinin TBMM’ye getiriliş usulünü de eleştiren Babacan, teklif ortaya çıkmadan önce milletvekillerinden imza istenmesini ve teklifin son dakikaya kadar gizli tutulmasını eleştirdi.

Babacan, daha fazla istişare için zaman tanınması halinde teklifin eksik ve yanlışlarının daha sağlıklı şekilde değerlendirilebileceğini belirterek, “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden, milletvekillerinden gizlenerek bir yasa teklifi burada görüşülmez. Böyle bir usul yok” dedi.

“Daha önümüzde uzun bir yol var”

Babacan, kanun teklifinin “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırılan sürecin ilk aşaması olduğunu belirterek, sonraki aşamalarda temel hak ve özgürlükler konusunun ele alınması gerektiğini söyledi.

Babacan, “Dolayısıyla daha önümüzde uzun bir yol var. Bu uzun yolun belki bir kilometre taşı diyebiliriz bu yasa teklifi için” ifadelerini kullandı.

“Büyük risk, kurulun Cumhurbaşkanı’nın atadığı kişilerden oluşması”

Babacan, teklif kapsamında oluşturulacak kurulun yapısına ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.

MGK’nın esas görevinin durum tespiti olduğunu belirten Babacan, asıl tartışılması gereken konunun Cumhurbaşkanı Yardımcılığı başkanlığında kurulacak heyet olduğunu söyledi. Bu heyetin yaptığı işlerin yargının görev alanına girebileceğine ilişkin değerlendirmeler bulunduğunu ifade etti.

Babacan, “Buradaki büyük tehlike özellikle o sekiz kişilik kurulacak komisyonla alakalı. Bu komisyon tamamen Cumhurbaşkanı'nın atadığı kişilerden oluşuyor” dedi.

Kurulun vereceği kararların siyasi tercihlere göre şekillenmesi riskine dikkat çeken Babacan, sürecin adil, şeffaf ve önceden belirlenmiş kriterlerle yürütülmesi gerektiğini vurguladı.

Ergin: “Doğru işlerse bir sorun oluşturmaz”

Babacan’ın ardından açıklama yapan DEVA Partisi Ankara Milletvekili Sadullah Ergin ise teklif kapsamında idari makamlara verilen yetkilere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

İşleyiş görülmeden kesin değerlendirme yapılmasının uygun olmayacağını belirten Ergin, yargı süreçlerinde de bazı konularda idari birimlerden bilgi ve değerlendirme alındığını ifade etti.

Ergin, yasama, yürütme ve yargı arasında bir iş bölümü bulunduğunu belirterek, “Doğru işlerse bir sorun oluşturmaz” dedi.

ANKA

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, kanun teklifine genel desteklerinin sürdüğünü belirterek, “Daha önümüzde uzun bir yol var. Bu yasa teklifi belki bir kilometre taşı” dedi
Pazartesi, Ağustos 10, 2026 - 23:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
Babacan’dan “çerçeve yasa” mesajı: Daha önümüzde uzun bir yol var
copyright Independentturkish: 

Terörsüz Türkiye yasası, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştı

“Terörsüz Türkiye” süreci kapsamında hazırlanan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştı.

Genel Kurul’da yaklaşık 12 saat süren görüşmelerin ardından yapılan oylamada teklif, 468 “kabul”, 88 “ret” ve 6 “çekimser” oyla kabul edildi.

AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, Genel Başkanvekili Efkan Ala, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, DEM Parti Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, DSP Genel Başkanı Önder Aksakal, HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, TİP Genel Başkanı Erkan Baş da oylamaya katılarak oy kullandı.

Düzenleme; PKK/KCK’nın kurulması veya yönetilmesi, üyelik, bilerek ve isteyerek yardım etme ve propaganda suçları ile bu yapıların faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun’da düzenlenen suçları kapsıyor.

Cezaların infazına erteleme

Düzenlemeye göre, PKK/KCK’nın fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi ve bu tespitin teyidine ilişkin Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmi Gazete’de yayımlanmış olması koşuluyla, kapsam dahilindeki bazı hükümlüler için cezaların infazı ertelenebilecek.

Örgütsel faaliyet çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçundan mahkum olanlar ile 1 Haziran 2005’ten önce işlenen suçlar nedeniyle müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum olanlar düzenlemenin dışında tutulacak.

Bunun dışındaki kapsam dahilindeki suçlardan toplam 15 yıl veya daha az hapis cezasına mahkum olan hükümlülerin cezalarının infazı 5 yıl süreyle, toplam 15 yıldan fazla hapis cezası bulunanlar ile müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum olanların cezalarının infazı ise 10 yıl süreyle infaz hakiminin kararıyla ertelenebilecek.

Süreci takip edecek kurul oluşturulacak

Teklif kapsamında yürütülecek faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesi, düzenlemenin Resmi Gazete’de yayımlanmasının ardından oluşturulacak kurul tarafından gerçekleştirilecek.

Kurul, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında; Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri’nden oluşacak.

Getirilen malzemeler kayıt altına alınacak

Düzenleme kapsamında örgüt mensuplarının beraberinde getirdiği veya beyan ettiği silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzeme kayıt altına alınacak.

Kanun, Resmi Gazete’de yayımlanmasının ardından yürürlüğe girecek.

Bahçeli'den 'Çerçeve Yasa' sonrası ilk mesaj: Hayırlı uğurlu olsun

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilerek yasalaşmasının ardından TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile görüştü. Bahçeli, görüşme sonrası gazetecilerin sorusu üzerine "Hayırlı uğurlu olsun" dedi.

Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilmesinin ardından MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile görüştü.

Bahçeli, Genel Kurul salonunun arka bölümünde bulunan Danışma Kurulu toplantı salonunda Kurtulmuş ile bir süre görüştü.

Görüşmenin ardından Genel Kurul'un şeref kapısından çıkan Bahçeli, gazetecilerin yasanın kabul edilmesine ilişkin sorusuna, "Hayırlı uğurlu olsun" yanıtını verdi.

Bahçeli'ye TBMM'den ayrılışı sırasında kurmayları eşlik etti. MHP'li milletvekilleri de Bahçeli'yi aracına kadar uğurladı. Bazı milletvekillerinin Bahçeli'nin elini öptüğü görüldü.

Cevdet Yılmaz: Kazanan Türkiye Cumhuriyeti ve 86 milyon vatandaşımız olacak

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, “Terörsüz Türkiye” süreci kapsamında hazırlanan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”nin TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmesinin ardından değerlendirmede bulundu.

Yılmaz, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, düzenlemenin kabul edilmesine ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, sürecin başarıyla tamamlanması halinde kaybedenin olmayacağını belirtti.

Yılmaz, paylaşımında, şu ifadelere yer verdi:

"Milli iradenin tecelligahı Gazi Meclisimizde, Genel Kurulun geniş mutabakatıyla kabul edilen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” ülkemize ve milletimize hayırlı olsun. Verilen 468 evet oyu, siyasi mutabakat ve toplumsal sahiplenme adına son derece önemli ve değerlidir.

Gazi meclisimizin çatısı altında yaklaşık bir yıldır katılımcı ve gündelik siyasetin üstünde bir yaklaşımla bu sürece yapıcı katkı sunan tüm parti gruplarına ve milletvekillerine, başta Meclis Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Meclisimizde ilgili kişi ve kurumlarla yapılan kapsamlı istişareler sonucunda oluşturulan ortak rapor, yapılan yasal çalışmanın zeminini oluşturmuş ve istikametini çizmiştir. Bundan sonraki süreç de Meclisimizin yakın takibi ve yönlendirmesi ile ilerleyecektir.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu Türkiye Yüzyılı Vizyonu ve İç Cepheyi Güçlendirme yaklaşımı çerçevesinde Sayın Devlet Bahçeli’nin çağrıları ile yaklaşık iki yıl önce başlayan ve sürdürülen bu süreçte, Cumhur İttifakı kararlı bir tutum sergilemiştir.

Sayın Cumhurbaşkanımızın sürecin çeşitli aşamalarında verdiği talimatlar ile bir devlet politikasına dönüşen Terörsüz Türkiye hedefi, kurumlarımızın fedakar çalışmaları ve ortak akıl ile olgunlaştırılmış, devletimizin niteliklerinden ve milletimizin değerlerinden asla ödün verilmemiştir. Süreç devlet aklı ve millet irfanı ile titizlikle yönetilmiştir.Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’ye devletimizin bekası ve milletimizin huzuru için ortaya koydukları liderlik için şükranlarımızı sunuyoruz. Yaptıkları eşsiz fedakarlıklar ile ülkemizi bugünkü güçlü konuma ulaştıran tüm şehitlerimizi rahmetle anıyor, şehit yakınlarımıza ve gazilerimize minnet ve şükranlarımızı sunuyoruz

Meclisimizde atılan bu tarihi adımın, toplumsal bütünleşmemizi ve kardeşliğimizi pekiştirmesini, demokrasimizi güçlendirmesini, kalkınmamıza ivme katmasını, bölgemiz üzerinde oynanmaya çalışılan emperyalist oyunları boşa çıkarmasını, Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedefimize kalıcı katkılar sunmasını temenni ediyorum. Üçüncü göz gibi dış mekanizmalara yer vermeyen bu süreç, tamamen milli kapasite ve akılla şekillendirilmiş, ülkemizin temel sorunlarını kendi imkanlarıyla çözme irade ve yeteneğini ortaya koymuştur. Türkiye Modeli hayata geçirilmiştir. Bu yaklaşım etnik ve mezhebi fay hatları üzerinden bölgemizi karıştırmaya, ülkeleri bölmeye çalışanlara verilen en güçlü cevaptır.

Silahları bırakma ve tasfiye süreçlerinin olabilecek en hızlı şekilde hayata geçmesini, güvenlik birimlerimizce sahada teyid ve tespitin yapılmasını, ardından yasanın ilgili maddelerinin işlerlik kazanmasını bekliyoruz. Bu hassas süreçte provokasyon ve dezenformasyonla süreci sabote etmeye çalışacak odaklara karşı hepimizin çok uyanık olması gerekmektedir. Sürecin başarıyla tamamlanmasıyla, kaybeden olmayacak, kazanan Türkiye Cumhuriyeti ve 86 milyon vatandaşımız olacaktır. Türkiye Yüzyılı yolunda milli birliğimiz, kardeşliğimiz ve huzurumuz daim olsun…"

 

Independent Türkçe, AA

Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulu’nda 468 oyla kabul edilerek yasalaştı
Pazartesi, Ağustos 10, 2026 - 22:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Terörsüz Türkiye yasası, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştı
copyright Independentturkish: 

Cumhurbaşkanı Erdoğan: AB'nin Gümrük Birliği ve vize serbestisi adımları hepimizin menfaatine

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avusturya Başbakanı Christian Stocker ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, Avrupa Birliği’nin (AB) Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve vize serbestisi diyaloğu başta olmak üzere atacağı adımların Türkiye ve AB’nin ortak menfaatine olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı’nda Avusturya Başbakanı Christian Stocker'ı kabulünün ardından düzenlenen basın toplantısında konuştu.

Türkiye ile Avusturya arasındaki üst düzey ziyaretlerin sürekli olmasını arzu ettiklerini belirten Erdoğan, iki ülke ilişkilerinde Avusturya'da yaşayan Türk toplumunun önemli bir yere sahip olduğunu söyledi.

Erdoğan, “Hiç şüphesiz nüfusu 400 bini aşan Avusturya Türk toplumu, iki ülkenin ortak değeri ve zenginliği olmayı sürdürüyor. Bu minvalde, Avusturya Türk toplumunun huzur ve refahına verdiğimiz önemi bugünkü görüşmelerimizde de vurguladık” dedi.

“Ticaret hacminde 5 milyar dolar hedefliyoruz”

Türkiye ile Avusturya arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerde son dönemde olumlu bir ivme yakalandığını ifade eden Erdoğan, 2025 yılında yaklaşık 4,5 milyar dolara ulaşan ticaret hacminin bu yıl 5 milyar dolara çıkarılmasını hedeflediklerini söyledi.

Erdoğan, Türkiye'de binden fazla Avusturya firmasının faaliyet gösterdiğini, Avusturya menşeli doğrudan yatırımların 11 milyar doları aştığını, Türkiye'nin Avusturya'daki yatırımlarının ise 1 milyar dolara yaklaştığını belirtti.

Mevcut Karma Ekonomik Komisyon mekanizmasının yerine Ekonomik ve Ticaret Ortak Komitesi kurulmasının ilişkilerin geliştirilmesine katkı sağlayacağını belirten Erdoğan, komitenin ilk toplantısının yıl sonuna kadar gerçekleştirilmesini hedeflediklerini kaydetti.

“Önemli işbirliği potansiyeline sahibiz”

Türkiye ve Avusturya arasında yeşil enerji, kritik mineraller, yüksek teknoloji, ulaştırma ve savunma sanayisi alanlarında önemli işbirliği potansiyeli bulunduğunu ifade eden Erdoğan, özellikle Orta Koridor'u güçlendirecek stratejik işbirliklerinin hayata geçirilebileceğini söyledi.

Erdoğan, AB ile ilişkilere ilişkin ise, “Gümrük Birliği'nin güncellenmesi ve vize serbestisi diyaloğu başta olmak üzere AB'nin atacağı adımların hepimizin menfaatine olduğunu vurguladım” dedi.

Suriye ve Gazze mesajı

Suriye'nin toprak bütünlüğü ve birliğinin sağlanmasının Türkiye açısından öncelikli hedef olmayı sürdürdüğünü belirten Erdoğan, Avusturya'nın Suriye'nin yeniden inşa sürecine katkı sunmasını önemsediklerini ifade etti.

Orta Doğu'da kalıcı barış için iki devletli çözüme bağlı olduklarını belirten Erdoğan, Gazze'ye insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasının önemini koruduğunu söyledi.

Erdoğan, Türkiye ve Avusturya'nın Balkanlar'da istikrarın sürmesine de büyük önem verdiğini belirterek, Avusturya Başbakanı Stocker'e ziyareti için teşekkür etti.

ANKA

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avusturya Başbakanı Christian Stocker ile görüşmesinin ardından AB’ye mesaj verdi
Pazartesi, Ağustos 10, 2026 - 22:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Cumhurbaşkanı Erdoğan: AB'nin Gümrük Birliği ve vize serbestisi adımları hepimizin menfaatine
copyright Independentturkish: 

İmamoğlu’ndan Özgür Özel’in ‘evet’ kararına destek: Altına imzamı atıyorum

Tutuklu Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak bilinen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”ne ilişkin YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in “evet” oyu verme kararına destek verdi. İmamoğlu, “Bugün aldığı kararın altına imzamı atıyorum” dedi.

İmamoğlu, “Terörsüz Türkiye” süreci kapsamında hazırlanan kanun teklifinin TBMM Genel Kurulu’ndaki görüşmeleri sırasında, “Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi” sosyal medya hesabından açıklama yaptı.

Özgür Özel’in kanun teklifine “evet” oyu verme kararını destekleyen İmamoğlu, açıklamasında Türkiye’nin önemli bir eşikte olduğunu belirterek, barış, huzur ve kardeşliğin kalıcı hale getirilmesi ile demokrasi ve hukukun güçlendirilmesinin ortak sorumluluk olduğunu ifade etti.

İmamoğlu, Özel’in yürüttüğü siyasete ilişkin, “Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel'in açtığı yeni siyaset yoluna, büyük mücadelesine ve liderliğine inanıyor; bütün uyarıları ile ortaya koyduğu üstün kararlılığı yürekten destekliyorum. Bugün aldığı kararın altına imzamı atıyorum” ifadelerini kullandı.

“Mansur Yavaş’ın tespitlerini önemsiyorum”

Kıymetli Başkan olarak nitelendirdiği Mansur Yavaş’ın süreçle ilgili uyarı ve önerilerine katıldığını belirten İmamoğlu, “Kıymetli Başkanımız Sayın Mansur Yavaş'ın dikkat çektiği, uyardığı ve önerdiği bütün tespitlere katılıyor ve önemsiyorum” dedi.

İmamoğlu, Selahattin Demirtaş’ın barış temennilerine ilişkin ise, “Sayın Selahattin Demirtaş'ın arzuladığı, bütünleştirici ve birleştirici barış temennilerini kıymetli buluyorum” ifadelerini kullandı.

“İktidarın şeffaflık sicili bozuktur”

Sürecin yönetimine ilişkin iktidara eleştiriler yönelten İmamoğlu, iktidarın süreç yönetimi, samimiyeti ve şeffaflık sicilinin sorunlu olduğunu savundu.

İmamoğlu, bu nedenle bir yandan sorunların çözümüne destek ve katkı sunacaklarını, diğer yandan denetleme görevlerini ve kamuoyunu bilgilendirme çalışmalarını sürdüreceklerini belirtti.

“Türkiye’nin üniter yapısı ortak güvencemizdir”

Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı, ülkenin bölünmez bütünlüğü ve yurttaşların eşitliğinin ortak güvence olduğunu ifade eden İmamoğlu, açıklamasında şu değerlendirmelerde bulundu:

“Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter yapısı, ülkemizin bölünmez bütünlüğü ve 86 milyon yurttaşımızın eşitliği bizim ortak güvencemizdir. Cumhuriyetimizi demokrasiyle, birliğimizi adaletle, devletimizi hukukla güçlendireceğiz.”

Türkiye’nin bölgesinde barış, istikrar ve refahın güvencesi olması gerektiğini belirten İmamoğlu, güçlü devlet anlayışının hukuk, demokrasi, ekonomi ve toplumsal birlik üzerinden şekillenmesi gerektiğini söyledi.

“Barışı siyasi hesaplara teslim etmeyeceğiz”

İmamoğlu, sürecin günlük siyasi hesaplara, kapalı kapılara ve kişisel çıkar arayışlarına bırakılmaması gerektiğini belirterek, güvencenin TBMM, hukuk, şeffaflık ve millet iradesi olduğunu vurguladı.

İmamoğlu, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

“Barışı siyasi hesaplara teslim etmeyeceğiz. Siyasi hesaplara duyduğumuz güvensizliğin de barış umudumuzu esir almasına izin vermeyeceğiz. Türkiye'nin bunu başaracak gücü vardır. Barışın da huzurun da Cumhuriyetin de sahibi millettir.”

Independent Türkçe

Tutuklu Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, “çerçeve yasa” teklifine “evet” oyu verme kararı alan YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel’e destek verdi
Pazartesi, Ağustos 10, 2026 - 21:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
İmamoğlu’ndan Özgür Özel’in ‘evet’ kararına destek: Altına imzamı atıyorum
copyright Independentturkish: 

Kolombiya'da 7,4 büyüklüğündeki depremde 22 kişi hayatını kaybetti

ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi (USGS), merkez üssü Kolombiya'nın batısındaki San Jose del Palmar kentinin yaklaşık 5 kilometre doğusu olan 7,4 büyüklüğünde deprem meydana geldiğini açıkladı.

Açıklamada, depremin derinliğinin 107 kilometre olduğu bilgisi paylaşıldı.

Choco yönetim bölgesi başta olmak üzere Barranquilla, başkent Bogota, Medellin, Manizales, Pereira ve Bucaramanga gibi ülkenin çeşitli kentlerinde hissedilen deprem büyük paniğe neden oldu.

Depremde ilk belirlemelere göre 22 kişi hayatını kaybetti.

Ekvador ve Panama'da da hissedildi

Merkezi Venezuela'da buluban Telesur internet sitesinin haberine göre, Kolombiya'nın Manizales, Cali ve Pereira kentlerinde hasara neden olan depremde bazı binaların dış cepheleri kısmen yıkıldı, bir katedral ve bir havalimanı hasar gördü.

Quibdo kentinde bazı binalar çöktü ve yaralananlar oldu.

Deprem, Kolombiya'nın yanı sıra Ekvador ve Panama'nın çeşitli bölgelerinde de hissedildi.

Panama'da yetkililer, deprem nedeniyle bazı binaları ve sağlık merkezlerini tahliye etti.

Sarsıntının ardından geçen ilk bir saatte Panama genelinde can veya mal kaybı bildirilmedi.

AA

Kolombiya'da 7,4 büyüklüğündeki depremde ilk belirlemelere göre 22 kişi hayatını kaybetti
Pazartesi, Ağustos 10, 2026 - 18:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Kolombiya'da 7,4 büyüklüğündeki depremde 22 kişi hayatını kaybetti
copyright Independentturkish: 

Edremit Belediye Başkanı Ertaş ve 19 meclis üyesi YENİ Parti’ye katıldı

CHP’den istifa eden Edremit Belediye Başkanı Mehmet Ertaş ile 19 Belediye Meclisi üyesi, YENİ Parti’ye katıldı.

Ertaş ve meclis üyelerinin partiye katılımı dolayısıyla YENİ Parti Edremit İlçe Başkanlığı’nda tören düzenlendi. Ertaş ve meclis üyelerini, YENİ Parti Edremit İlçe Başkanı Emin Yalçıntaş, Kadın Kolları Başkanı Songül Toplamaoğlu, parti yöneticileri ve çok sayıda partili karşıladı.

Törende konuşan İlçe Başkanı Emin Yalçıntaş, partinin kuruluş sürecinde olağan dışı süreçlerden geçtiklerini belirterek, YENİ Parti çatısı altında siyaset yapma kararı aldıklarını söyledi.

Yalçıntaş, “Biliyorsunuz, uzun badireler atlattık, partimiz olağan dışı süreçlerden geçti. Ama bizi seçen iradenin görüşüyle, bizleri buralara getiren iradenin görüşüyle biz de YENİ Parti çatısı altında siyasetimize devam etme kararı aldık. Yolumuz uzun, yolumuz mücadeleci bir yol. Ama bu yolda da iktidar yolunda sizlerle birlikte omuz omuza olmaktan gurur duyuyorum. Değerli başkanıma, meclis üyelerimize, hepinize hayırlı olsun” ifadelerini kullandı.

“Halkın ve seçmenimizin sesine kulak verdik”

Edremit Belediye Başkanı Mehmet Ertaş ise CHP’nin kendileri için önemli bir yere sahip olduğunu belirterek, yaşanan sürecin partiyle kurumsal bir çekişme olmadığını söyledi.

Ertaş, “Cumhuriyet Halk Partisi bizim partimiz arkadaşlar. Bizim Cumhuriyet Halk Partisi ile kurumsal bir çekişmemiz olmaz, olamaz. O, Atatürk’ün bize emaneti. Ama maalesef ne acıdır ki Atatürk’ün emanetine edilen ihanetler bu zor günleri yaşamamıza sebep oldu” dedi.

Yol ayrımı kararını halkın ve seçmenin görüşlerini dikkate alarak aldıklarını belirten Ertaş, şöyle konuştu:

“Birlikte yol aldığımız, daha doğrusu iktidar yolunda yol aldığımız arkadaşlarımızla birlikte halkın sesine, toplumun sesine, seçmenimizin sesine kulak vererek böyle bir yol ayrımı yaşadık. Bu yol ayrımında, iktidar yolunda birçok milletvekilimiz genel başkanımızla birlikte YENİ Partimizi kurdular.”

“YENİ Parti iktidarın partisi olacaktır”

YENİ Parti’nin kısa sürede örgütlenmesini tamamlayarak iktidara yürüyeceğini savunan Ertaş, birçok belediye başkanıyla görüştüğünü ve partiye katılımların devam ettiğini söyledi.

Ertaş, “YENİ Partimiz ülkemizde iktidarın partisi olacaktır. Halkımızın da takdiriyle en kısa sürede yapılacak sandıkta iktidar olacak. Çünkü kimsenin, üç kişinin, beş kişinin birleşerek kurduğu bir parti değil. Halkın kurdurttuğu, halkın kurmak için yola çıkarttığı ekipler tarafından kuruldu” diye konuştu.

Karar sürecinde vatandaşlardan gelen taleplerin kendileri açısından belirleyici olduğunu ifade eden Ertaş, şunları söyledi:

“Ben de sokaktaki insanın sesine kulak vermek zorundaydım. Bir tarafta kalbimin sesi zaten böyleydi. Ama sokaktaki insanların bizi yönlendirmesiyle, ‘Hadi artık, ne zaman kurulur yeni partimiz’ şeklindeki talepleriyle bu sürece geldik. ‘Atatürk’ün partisine ihanet ediliyor’ dedikçe, bu bizim daha da doğru bir yolda olduğumuzu göstermiş oldu.”

Ertaş ve meclis üyeleri üyelik formlarını imzaladı

Ertaş, kendisiyle birlikte 19 Belediye Meclisi üyesinin YENİ Parti’ye katılma kararını önceki günlerde gerçekleştirdikleri toplantıların ardından aldıklarını belirtti.

Ertaş, “19 meclis üyesi arkadaşım ve ben YENİ Parti’ye katılma kararımızı geçtiğimiz günlerde yapmış olduğumuz toplantılarla aldık. Bugün de bu kararımızı üyelikle taçlandırmak üzere bir araya geldik. 19 arkadaşımla birlikte iktidara yürüyen YENİ Parti’nin üyesi olmanın gururunu yaşayacağız” ifadelerini kullandı.

Konuşmaların ardından Ertaş ve törene katılan Belediye Meclisi üyeleri, YENİ Parti üyelik formlarını imzalayarak partiye katıldı.

ANKA

CHP’den istifa eden Edremit Belediye Başkanı Mehmet Ertaş ile 19 Belediye Meclisi üyesi YENİ Parti’ye katıldı. Ertaş, “YENİ Partimiz ülkemizde iktidarın partisi olacaktır” dedi
Pazartesi, Ağustos 10, 2026 - 18:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
Edremit Belediye Başkanı Ertaş ve 19 meclis üyesi YENİ Parti’ye katıldı
copyright Independentturkish: 

Abdulhamit Gül: Diyarbakır Anneleri, Cumartesi Anneleri, Barış Anneleri kazanacak

Meclis Başkanvekili Celal Adan başkanlığında toplanan TBMM Genel Kurulu'nda "Terörsüz Türkiye" süreci kapsamında hazırlanan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin görüşmeleri başladı.

AK Parti Gaziantep Milletvekili Abdulhamit Gül, şahsı adına teklifin geneli üzerine değerlendirmelerde bulundu. Gül, "Terörsüz Türkiye" sürecinin şehit ve gazilerin fedakarlıkları sayesinde konuşulabildiğini belirterek, sürece katkıları nedeniyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile siyasi parti genel başkanları ve milletvekillerine teşekkür etti.

Gül, "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi"nin 367 milletvekilinin imzasıyla sunulmasının tarihi bir uzlaşma ve siyasal mutabakatın göstergesi olduğunu söyledi. Uluslararası sistemin çöktüğünü belirten Gül, Türkiye ve Gazi Meclis'in küresel barış ve adaletin sağlanacağı yeni bir dünya düzenine öncülük edeceğini aktardı.

Abdulhamit Gül, Türkiye’nin 50 yıldır terörle mücadele ettiğini dile getirerek, ülkenin en büyük gücünün 86 milyonun birlik ve beraberliği olduğunu vurguladı.

"Bizim en büyük hakemimiz milletin ta kendisi"

Gül, kanun teklifinin komisyonda büyük mutabakatla hazırlandığını belirterek, PKK/KCK ve bağlantılı tüm oluşumların fiili varlığının sona erdirilmesi, silahların bırakılması ve sürecin güvenlik kurumları ile TBMM tarafından denetlenmesine ilişkin kritik eşiklerin belirlendiğini kaydetti. Gül, şöyle konuştu:

TBMM süreci izleyecek, bahsettiğimiz bir kurul var. Bu kurul, Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında; Milli Savunma Bakanı, İçişleri Bakanı, Dışişleri Bakanı, Adalet Bakanı, MİT Başkanı, Cumhurbaşkanı ve MGK Genel Sekreterliği tüm bu kurulun çalışmalarını izlemek üzere Mecliste bir komisyon kuruyoruz. Burada en büyük hakemimiz milletin ta kendisi. Birçok uluslararası çatışma çözümü oldu, farklı ülkelerde gelişmeler var ama bunların hiçbiri bizim için bir model değildir. Bu model bir Ankara mutabakatıdır, bir Türkiye mutabakatıdır, bir Türkiye modelidir; bütün dünyaya örnek olacak barışın bir modelidir. Burada bir barış değil, bir çatışma; diğer ülkelerde etnik kavgalar oldu, dini, mezhepsel çatışmalar oldu.

"Herkes kazanacak, hiç kimse kaybetmeyecek"

Gül, "Çerçeve Yasa" teklifinin terörün sona erdirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi için önemli bir adım olduğunu belirterek, terör nedeniyle Türkiye’nin 2,3 trilyon dolarlık ekonomik maliyetle karşı karşıya kaldığını, terörün sona ermesiyle kaynakların üretim, istihdam ve yatırımlara yönlendirileceğini vurguladı.

AK Partili Gül, yürütülen sürecin Türk, Kürt, Arap ve Aleviler başta olmak üzere 86 milyon vatandaşın kazanacağı, kimsenin kaybetmeyeceği bir yol olduğunu vurguladı. Gül, "Çocuklar kazanacak, gençler kazanacak, anneler kazanacak, Diyarbakır Anneleri, Cumartesi Anneleri, barış anneleri kazanacak. Merak etmeyin, annelerin kazandığı yerde herkes kazanacak, hiç kimse kaybetmeyecek" diye konuştu.

 

ANKA

Gül, "Çerçeve Yasa" teklifine ilişkin yürütülen sürecin Türk, Kürt, Arap ve Aleviler başta olmak üzere 86 milyon vatandaşın kazanacağı, kimsenin kaybetmeyeceği bir yol olduğunu vurguladı
Pazartesi, Ağustos 10, 2026 - 17:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: X</p>

Type: 
SEO Title: 
Abdulhamit Gül: Diyarbakır Anneleri, Cumartesi Anneleri, Barış Anneleri kazanacak
copyright Independentturkish: 

Kılıçdaroğlu'ndan, "Terörsüz Türkiye" açıklaması: Sürece tereddütsüz katkı vereceğiz

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu,  "Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin sosyal medya hesabından yazılı açıklama yaptı. Kılıçdaroğlu açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

"Türkiye’nin huzurunu, birliğini ve kardeşliğini bozmak isteyen bölücü küresel yapılar şunu iyi bilmelidir:

Türk baharı hayali kuranlara, Türk milletinin birlik ve beraberliği karşısında zemheri kışı yaşatacak olan bu milletin ortak iradesi, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kararlılığı ve sarsılmaz kardeşliğimizdir. Türk milleti, içerisinde barındırdığı bütün evlatlarıyla, bütün kültürleriyle, bütün dilleriyle ve bütün renkleriyle ayrılmaz bir bütündür. Farklılıklarımız ayrışmanın değil, ortak vatanımızın zenginliğidir.

Bizim için tartışılmaz olan üniter devlet yapımız, Anayasa’nın ilk dört maddesi ve milletimizin sarsılmaz, bölünmez kardeşliğidir. Bu süreç bir bölünme, parçalanma veya ayrışma süreci değil, tam tersine yaraları sarma, kardeşliği güçlendirme ve milletçe yeniden kenetlenme sürecidir.

Türkiye’nin önce bölgesel, ardından küresel bir güç olmasının yolu kendi içinde kavga eden değil, kardeşliğini dünyaya ilan eden güçlü bir Türkiye’den geçmektedir.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Bizim milliyetçiliğimiz milleti bölmek değil, milleti birleştirmektir. Bizim vatanseverliğimiz kardeşi kardeşe düşürmek değil, aynı bayrağın altında omuz omuza yürümektir. Bizim ülkümüz zayıf ve parçalanmış bir Türkiye değil, birliğini koruyan, demokrasisi güçlü, ekonomisi sağlam, itibarlı ve büyük bir Türkiye’dir.

Bu sürece tereddütsüz katkı vereceğiz. Ancak ülkemizde yeni bir iç karışıklık, ayrışma ve çatışma zemini oluşturmaya çalışan bölücü küresel yapılara da asla geçit vermeyeceğiz.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak tarihin omuzlarımıza yüklediği sorumluluğun gereği bu tarihi süreçte yalnızca destek veren değil; sorumluluk alan, öncülük eden ve doğru istikameti gösteren bir anlayışla hareket edeceğiz.

Çünkü biliyoruz: Kardeşlik güçlenirse Türkiye güçlenir. Türkiye güçlenirse milletimiz kazanır. Birlik varsa gelecek vardır. Bu topraklar ayrılığın değil birliğin, düşmanlığın değil kardeşliğin yurdudur."

 

ANKA 

"Ancak ülkemizde yeni bir iç karışıklık, ayrışma ve çatışma zemini oluşturmaya çalışan bölücü küresel yapılara da asla geçit vermeyeceğiz"
Pazar, Ağustos 9, 2026 - 20:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

related nodes: 
Kandil’den “çerçeve yasa” teklifine yönelik ilk açıklama: Bu yasa bir başlangıçtır
TBMM Genel Kurulu'nda “kürsü dokunulmazlığı” tartışması: “Bu kürsü milletin kürsüsüdür”
Fatih Erbakan: MEKKE Güvenlik Anlaşması ile Türkiye’nin, sorunun bir parçası haline getirilmeye çalışıldığını görmek mümkündür
Type: 
SEO Title: 
Kılıçdaroğlu'ndan, "Terörsüz Türkiye" açıklaması: Sürece tereddütsüz katkı vereceğiz
copyright Independentturkish: 

Kandil’den “çerçeve yasa” teklifine yönelik ilk açıklama: Bu yasa bir başlangıçtır

Geçen yıl yaptığı 12’nci kongresinde kendini fesheden PKK’nın yöneticileri tarafından, yarın TBMM Genel Kurulu’nda görüşülecek ve “çerçeve yasa” olarak bilinen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi Kanun Teklifi’ne ilişkin yazılı açıklama yapıldı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Açıklamada, Abdullah Öcalan’ın, süreçte demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümünün yolunu döşeyecek bir kök yasanın çıkarılması için hem devlet yetkilileriyle hem de DEM Parti ve kendileriyle ilişki ve diyalog içinde olduğu, yasanın öngöreceği adımların gerçekleşebilmesi için daha önce Öcalan'ın "özgür olması ve serbest çalışmasının mutlaka sağlanması gerektiğinin" belirtildiği aktarıldı. Açıklamada, "Bu yasa ciddi hata ve yetersizlikler taşımaktadır" ifadesine yer verildi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin Öcalan’a, "Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörü" rolü önerdiği hatırlatılan açıklamada, Öcalan’ın bu süreçte oynayacağı rolün çerçeve yasada belirtilmediği ifade edildi. Bu durumun eleştirildiği açıklamada, Öcalan'ın, "özgür yaşar ve çalışır halde" koordinatörlük yürütmediği durumda yasanın belirttiği birçok hususun gerçekleşmeyeceği savunuldu. Açıklamada, "çerçeve yasayla birlikte başlayacak sürecin, Öcalan yönetiminde ve yeni çıkartılacak demokratik yasalarla birlikte uygulanabileceği" görüşü dile getirildi.

Açıklamada, "Bu yasa bir başlangıçtır. Başta Kürt sorunu olmak üzere tüm sorunların çözümü için demokratikleşme mücadelesinin geliştirilmesi gerekir. Bu açıdan halklarımız ve tüm demokrasi güçleri, demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü için örgütlenmeli ve mücadele etmelidir. O zaman çıkan yasa gerçek anlamda bir çerçeve yasa rolünü oynayabilir, önemli gelişmeler için bir başlangıç olur” ifadeleri kullanıldı.

 

ANKA

"Çerçeve yasa"nın komisyonda kabulünün ardından Kandil'den yapılan ilk açıklamada, yasanın bir başlangıç olduğu, çerçeve yasanın, demokratikleşmeyi sağlayan yasalar ve uygulamalarla amacına ulaştırılması gerektiği görüşü dile getirildi.
Pazar, Ağustos 9, 2026 - 18:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

related nodes: 
TBMM Genel Kurulu'nda “kürsü dokunulmazlığı” tartışması: “Bu kürsü milletin kürsüsüdür”
Suriye, topraklarındaki Rus üsleri için Moskova ile anlaşmaya vardığını açıkladı
YENİ Parti "çerçeve yasa" teklifi için "ek görüş" yazdı: 'Analar ağlamasın, sıvasız evlerin duvarında şehit feryadı yankılanmasın' yönündeki ısrarımızın takipçiyiz
Type: 
SEO Title: 
Kandil’den “çerçeve yasa” teklifine yönelik ilk açıklama: Bu yasa bir başlangıçtır
copyright Independentturkish: 

TBMM Genel Kurulu'nda “kürsü dokunulmazlığı” tartışması: “Bu kürsü milletin kürsüsüdür”

TBMM Başkanvekili Pervin Buldan başkanlığında toplanan Genel Kurul'da, grup başkanvekilleri gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 

Ekmen: "Bu kürsü milletin kürsüsüdür"

Yeni Yol Partisi Grup Başkanı Mehmet Emin Ekmen, İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturmaya tepki gösterdi. 

Soruşturmaya ilişkin açıklamanın dün saat 23.41'de Genel Kurul çalışmaları devam ederken yapılmasına tepki gösteren Ekmen, "Bu duyuru için de sabahı bekleyememesi, gece 23.41'de Genel Kurul çalışmalarının devam ederken yapılmış olmasının da Genel Kurulun şahsı manevisine ve buradaki konuşmacılara yönelik açık bir saygısızlık ve tehdit olduğu açıktır" dedi. Anayasa'nın 83'üncü maddesindeki yasama dokunulmazlığına dikkat çeken Ekmen, "Bu herkes için sağlanmış bir güvencedir ve tarih boyunca korunmuş bir güvencedir" ifadesini kullandı.

Ekmen, şunları kaydetti:

Bu kürsü devletin kürsüsü değildir, bu kürsü muktedirin, otoritenin kürsüsü değildir; bu kürsü milletin kürsüsüdür. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve yasalarına göre yeterli bir oyu alan ve buraya gelen her milletvekili bu kürsüde özgürce konuşma hakkına sahiptir. Konuştuklarından dolayı özellikle maddi tazminat boyutuyla hukuki sorumluluğu olabilir ama ceza sorumluluğundan bahsedilemez.

Turhan Çömez'in ne söylediğinin öneminin olmadığını belirten Ekmen, "Sayın Turhan Çömez'in ne dediğini burada ifade etmenin bile kendi tezimiz açısından bir çelişki ve tutarsızlık oluşturacağını düşünüyorum çünkü ne dediğinin hiçbir önemi yok. Burada konuşulmuş ise bu, kürsü masumiyetine ilişkindir" ifadelerini kullandı.

Ekmen, Meclis Başkanlığı'nın konuya ilişkin açıklama yapması gerektiğini belirterek, "Sayın Başkan, siz burada Meclis Başkanlığını temsil ediyorsunuz. Dün 23.41'de bu bildiri yayınlandı, şu anda saat 15.08; tam olarak on altı saat geçti. Meclis Başkanlığı, Anayasa’nın bu açık ihlal girişimine ve belki de gerçek bir hukuk devleti olsak Anayasa'yı ihlal suçuna ilişkin bir açıklama yapmış değildir. Lütfen, Sayın Numan Kurtulmuş'a bu görüşmeler devam ederken bu girişim karşısında Meclis Başkanlığının tutumunu sorunuz ve Genel Kurulumuzu bilgilendiriniz" dedi.

Ekmen, konuşmasının sonunda, "Sayın Başkanım, birçok konu var ama ben, burada söz söyleme hürriyetinin olmadığı bir ortamda herhangi bir konunun ifadesinin anlamsız olduğunu düşünüyorum, kalan süremi de bir protesto olarak sessizlikle geçirmek istiyorum" dedi ve kalan süresini sessizlik içinde tamamladı. 

Poyraz: "Mışlaya mışlaya memleketin geldiği nokta bu"

İYİ Parti Grup Başkanvekili Uğur Poyraz, Ekmen'e teşekkür ederek, "Yeni Yol Partisi Grup Başkanı Sayın Mehmet Emin Ekmen'e bu Parlamentonun şahsiyetine ve ruhuna uygun tutumu için, bir parlamenter sorumluluk ortaya koyduğu için önce hepinizin huzurunda ayağa kalkarak teşekkür ediyorum" dedi.

Poyraz, "Bu Parlamentonun şerefine, namusuna ve haysiyetine dönük her türlü davranış ve eylemi, bunun içerisinde yargının da haddini aşarak yaptığı eylemleri, söylemleri ve davranışları da yine ayağa kalkarak bu Parlamentoya olan saygımla dile getirmek istiyorum" ifadelerini kullandı.

Poyraz, "Türkiye uzun zamandır 'mış' gibi davranıyor ve bunun sonucunda Parlamento da uzun zamandır 'mış' gibi davranıyor. Yargı çok uzun zamandır 'mış' gibi davranıyor, bizler yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı varmış gibi davranıyoruz. Bütün her şeyi 'mış'laya 'mış'laya 'mış'laya 'mış'laya memleketin geldiği nokta işte bu" dedi.

Turhan Çömez hakkında soruşturma başlatılmasına ilişkin Poyraz, "Benim Grup Başkanvekilim buradan bir konuşma yapıyor, bir konuyla ilgili kendisine gelen bir duyumu aktarıyor, gecenin bir saatinde Ankara Başsavcılığı herhalde yemiyor, içmiyor, bütün gün televizyon seyrediyor kimse ona bu durumu bildiren- hemen bununla ilgili soruşturma açıyor. Bu bir parlamenter, bir Grup Başkanvekili. peki, normal vatandaş ne halt yesin" ifadelerini kullandı.

Poyraz, "Herkes korkuyor ya, herkes korkuyor. Yahu, biz neyden korkuyoruz ya? Mensubu olduğumuz devletten vatandaş korkar mı? Devletin kurumlarından vatandaş korkar mı?" diye sordu.

Cumhuriyet vurgusu yapan Poyraz, "İster sağdan gel, ister soldan gel; Alevi ol, Sünni ol; Türk ol, Kürt ol; ülkücü ol, muhafazakâr ol; sosyal demokrat ol, fark etmiyor; hepimizi birleştiren çatı 'cumhuriyet.' İşte, o cumhuriyet için ve bu cumhuriyetin yurttaşları için buradayız" dedi.

Kılıç: "Bu kürsü özgür değilse meclis iradesi de özgür değil"

CHP Grup Başkanvekili Sevda Erdan Kılıç, Turhan Çömez hakkında başlatılan soruşturmaya ilişkin, "Bu kürsü özgür değilse Meclis iradesi de özgür değil" şeklinde konuştu.

Kılıç, "Kürsü dokunulmazlığı, sonuçta milletvekilinin şahsına tanınmış bir ayrıcalık değil, aslında milletin söz hakkının güvencesidir. Kürsünün susturulması da onu seçen halkın susturulmasıdır diyorum. Bu görüşlerle dün yaşananları Cumhuriyet Halk Partisi olarak bir kez daha kınadığımızı belirtmek istiyorum" ifadelerini kullandı.

Kılıç, Çeşme Alaçatı'da 16 Temmuz 2023 tarihinden bu yana kendisinden haber alınamayan Veli Eren Atay'ın dosyasına ilişkin, "Üç yıldır cevap bekleyen bir dosyada atılan her yeni bir adım bizim için de aile için de gerçekten çok kıymetli. Telefon üzerinde yapılacak incelemenin bugüne kadar karanlıkta kalan noktaların aydınlatılmasına katkı sağlamasını umut ediyoruz. Ailenin bekleyişini de Veli Eren'i de asla unutmayacağız, unutturmayacağız da, dosyanın sonuna kadar takipçisiyiz, Meclisi de bu sorumluluğa davet ediyoruz" dedi.

Kılıç: "Kalıcı barış pazarlıkla değil hukukla, demokrasiyle ve ortak ilkelerle sağlanır"

Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin Adalet Komisyonu'nda yaklaşık 18 saat süren görüşmelerin ardından kabul edildiğini belirten Kılıç, teklifin yarın Genel Kurul'da görüşülmesinin beklendiğini söyledi.

CHP'nin yaklaşımına ilişkin Kılıç, "Partimizin tavrı başından beri nettir. Adalet komisyonunda görev yapan arkadaşlarımız da çekincelerimizi, görüşlerimizi zaten orada dile getirmiştir. Bizim için mesele, dün de bugün de yarın da Türkiye'nin ortak geleceği meselesidir. Herhangi bir konuyu bu yasada pazarlık konusu etmeyi de oy, seçim hesabıyla hareket edilmesini de doğru bulmuyoruz. Kalıcı barış pazarlıkla değil hukukla, demokrasiyle ve ortak ilkelerle sağlanır" dedi.

Kılıç, "Evet, terörün kalıcı biçimde sona ermesini istiyoruz, silahların Türkiye gündeminden bütünüyle çıkmasını istiyoruz, gerçekçi bir çözüm mimarisi için de dört temel şartı dile getiriyoruz: Doğrulanabilir silahsızlanma, demokratik reformlar, bölgesel güvenlik düzenlemesi ve dış müdahaleleri sınırlayacak egemenlik stratejisi" ifadelerini kullandı.

Kılıç, "Sorunlarımızın konuşulacağı, tartışılacağı ve çözüleceği adresin de Türkiye Büyük Millet Meclisi olmasını yıllardır savunduk, hâlâ da aynı noktadayız ama şunu da açıklıkla söylemek istiyoruz: Gerçek barış yalnızca silahların susmasıyla değil hukukun ve demokrasinin konuşmaya başlamasıyla mümkündür" şeklinde konuştu.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

 Filiz Kılıç: "Şehit ailelerimiz, gazilerimiz, sizler bu devlete ve bu millete emanetsiniz"

MHP Grup Başkanvekili Filiz Kılıç da şehit aileleri ve gazilere ilişkin düzenlemeler hakkında konuştu.

"Şehit ailelerimiz, gazilerimiz, sizler bu devlete ve bu millete emanetsiniz. Bugüne kadar sizin başınızı öne eğecek, yüreğinize zerre kadar şüphe düşürecek tek bir adım atmadık, bundan sonra da atmayız ve kimseye de attırmayız. Sizin acınız doğrudan bizim yüreğimizdedir" diyen Kılıç, "Milliyetçi Hareket Partisi ayakta durduğu müddetçe hiçbirinizin hakkı kapalı kapılar ardında, masalarda sahipsiz bırakılmayacaktır. Biz bu yolda yürümeye, inandığımızı söylemeye ve devletin bekasını her şeyin üstünde tutmaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.

Koçyiğit: "Kürsü dokunulmazlığına helal getirebilecek her türlü yaklaşımın karşısındayız"

DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Turhan Çömez hakkında resen soruşturma başlatılmasına ilişkin, "Dün İYİ Parti Grup Başkan Vekili Sayın Turhan Çömez'in burada yaptığı konuşmadan sonra hakkında resen soruşturma açılmış olmasını kabul etmediğimizi ifade etmek isterim. Kürsü dokunulmazlığına helal getirebilecek her türlü tutum, davranış ve yaklaşımın karşısında olduğumuzu, dün karşısında olduğumuz gibi bugün de karşısında olacağımızı söylemek istiyorum" dedi.

Koçyiğit, "Burada milletvekillerinin her birinin kürsü dokunulmazlığının, görüş, düşünce ve fikirlerini açıklama özgürlüğünün sonuna kadar arkasındayız. Bu yanlıştan derhâl geri adım atılmalıdır. Bu konudaki tutumumuzu da bütün Genel Kurulun ve bizi izleyen halklarımızın bilmesini istiyorum" diye konuştu.

Günaydın: "Çıkardığınız 101 yasanın anayasaya aykırı olduğunu düşünerek AYM’ye götürmüşüz"

Yeni Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, TBMM'nin yasama faaliyetlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Günaydın, "Bugüne kadar yani 1 Ekim 2025'ten bu yana AKP 33 kanun teklifi vermiş, bunlardan 29'u kanunlaşmış; diğerleri ise 459 kanun teklifi vermiş, kanunlaşan sıfır" dedi.

"Çoğunluk başka, çoğulculuk başka" diyen Günaydın, "Siz diyorsanız ki 'Her şeyi biz doğru getiririz, muhalefetin getirdiği hiçbir şey doğru değildir', sokaklar ve millet böyle demiyor çünkü millet diyor ki: 'Bizim ihtiyacımız olan kanunlar geçmiyor, orada bürokratik işlemlerle uğraşıyorsunuz.' İşte, bu bizim size tuttuğumuz aynadır, sadece bizim değil milletin de size tuttuğu aynadır" ifadelerini kullandı.

Kanun yapma tekniğine ilişkin eleştirilerde bulunan Günaydın, "Nasıl getirdiniz kanunları? Bir kanun yapma tekniğine aykırı olan ne varsa aynı yöntemleri sonuna kadar ve tüm ikazlara rağmen kullanarak getirdiniz. Torba kanunların içerisine bütün kanunları doldurdunuz. Türkiye'nin en deneyimli hukukçuları hangi kanunda hangi değişiklik yapıldığını torbaların içine geçerek süzüp onları kendi kanunlarına işleme konusunda çok büyük sıkıntı yaşıyorlar" dedi.

Günaydın, Anayasa Mahkemesi'ne yapılan başvurulara ilişkin, "Peki, biz 28'inci Dönem boyunca yani dört yıl boyunca Anayasa Mahkemesine kaç başvuru yapmışız? 101 başvuru yapmışız. Yani, çıkardığınız 101 kanunun Anayasa'ya aykırı olduğunu düşünerek Anayasa Mahkemesine götürmüşüz" ifadelerini kullandı.

Meclis'in denetim işlevine de değinen Günaydın, "AKP'nin iki tane araştırma önergesi var, geride bıraktığımız dönemde. Bunlardan bir tanesi okul saldırısı, bir tanesi de suça sürüklenen çocuklar. Bunları biz, komisyona çevirmişiz çünkü artık öyle büyük bir infial oluşmuş ki toplumda 'Bunun da araştırılmaması kabul edilebilir bir şey olmaz, toplum bizi acayip ayıplar' diye zorunda kaldığınız için iki tane komisyon kurmuşsunuz" dedi.

Günaydın, "DEM Parti 413, MHP 5, CHP 541, İYİ Parti 178, Yeni Yol 58 olmak üzere toplam bin 195 araştırma önergesi vermişiz. Bunlardan kabul edilen var mı? Elbette yok. Sürpriz var mı? Elbette yok. İşte sizin demokrasi karneniz, işte size tuttuğumuz ayna" ifadelerini kullandı.

Günaydın: "O cumhuriyet başsavcılığının ne haddine"

Turhan Çömez hakkında başlatılan soruşturmaya da değinen Günaydın, Anayasa'nın 83'üncü maddesine işaret ederek, "Burada Sayın Turhan Çömez bir görüşünü, bir ifadesini açığa koyuyor. Beğenirsiniz beğenmezsiniz, doğru bulursunuz bulmazsınız, o Cumhuriyet Başsavcılığının ne haddine ki Anayasa'nın 83'üncü maddesi buradayken bir grup başkan vekili hakkında Meclisteki açıklamalarından dolayı fezleke düzenleyebiliyor" dedi.

"Yozgat'taki çiftçinin mercimeğini TMO niye almıyor"

Günaydın, dün Yozgat'a olduğunu belirterek, yeşil mercimeğin üretim merkezi olan bu kentteki üreticilerin sorularını anlattı. Türkiye'nin yeşil mercimek ithalatına ilişkin Günaydın, "Türkiye şu anda yeşil mercimeği Hindistan'dan ithal ediyor. Mesela 2025 yılında, geçen sene 29 bin ton üretim olmuş, 28 bin tonu ithal etmişsiniz. Döneminizin toplamında, başlarken, 2003'te 55 bin ton üretim varmış, 17 bin ton da ithalat varmış; bugün siz bunu 29 bin ton üretime düşürmüşsünüz, ithalatı da 28 bin tona çıkartmışsınız" şeklinde konuştu.

Günaydın, Yozgatlı üreticilerin "1'e 5 mercimekte ancak para alabiliyoruz, ancak verim alabiliyoruz. Geçen sene 40 liraya sattığımız yeşil mercimeği bu sene 25 liraya satamıyoruz, Toprak Mahsulleri Ofisi de mercimeğimizi almıyor" dediğini aktardı.

Günaydın, "Hindistan'dan mercimek alacağınıza Yozgat'taki çiftçinin mercimeğini TMO'yu görevlendirerek niye almıyorsunuz? Orada da mı bir ithalat lobiniz var be kardeşim" diye konuştu.

Akbaşoğlu: "Bölgemizde savaş değil barış, gerilim değil istikrar, ayrışma değil dayanışma hâkim olsun"

AK Parti Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu, dış politikaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na değinen Akbaşoğlu, "Bugünün dünyasında güvenlik artık yalnızca sınırların korunmasından ibaret değildir. Enerji güvenliği, gıda güvenliği, deniz yollarının güvenliği, siber güvenlik, uzay güvenliği, ekonomik güvenlik, hepsi ayrı ayrı birer önemli başlıktır ve bütün bunların üzerinde milletlerin kendi geleceğini kendi iradesiyle belirleyebilme ufku vardır" dedi.

Akbaşoğlu, Türkiye'nin diplomasi anlayışını şöyle anlattı:

Türkiye'nin diplomasi anlayışı bu perspektifle yurtta sulh, cihanda sulh anlayışına dayalı, çatışmayı büyüten değil, istikrarı güçlendiren, ülkeleri karşı karşıya getiren değil, ortak güvenlik zeminleri oluşturan bir anlayışa dayanmaktadır. Kâbe'nin huzurunda, Mekke'nin manevi ağırlığını taşıyan bir zeminde Türkiye'nin bölgesel istikrar, ortak güvenlik ve dayanışma ekseninde attığı adımların tarihî, stratejik önemi olduğu apaçık bir gerçektir.

Akbaşoğlu, "Bizim dileğimiz şudur: Bölgemizde savaş değil barış, gerilim değil istikrar, ayrışma değil dayanışma hâkim olsun. Türkiye askerî olarak güçlü olduğu kadar barıştan yana da güçlü iradeye sahip bir ülkedir ve inanıyoruz ki gerçek diplomasi yalnızca masada güçlü olmak değil masaya istikrarlı barışı taşıyabilecek caydırıcılıkta olabilmektir" ifadelerini kullandı.

Akbaşoğlu, başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Dışişleri Bakanlığı'na ve çaba gösteren bütün paydaşlara teşekkür etti.

 

ANKA

“Bu kürsü özgür değilse Meclis iradesi de özgür değil”
Pazar, Ağustos 9, 2026 - 17:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

related nodes: 
Suriye, topraklarındaki Rus üsleri için Moskova ile anlaşmaya vardığını açıkladı
Fatih Erbakan: MEKKE Güvenlik Anlaşması ile Türkiye’nin, sorunun bir parçası haline getirilmeye çalışıldığını görmek mümkündür
10 soruda suça sürüklenen çocuklara ilişkin düzenlemeleri içeren kanunun merak edilenleri
Type: 
SEO Title: 
TBMM Genel Kurulu'nda “kürsü dokunulmazlığı” tartışması: “Bu kürsü milletin kürsüsüdür”
copyright Independentturkish: 

Suriye, topraklarındaki Rus üsleri için Moskova ile anlaşmaya vardığını açıkladı

Suriye, topraklarındaki Rus üsleri için Moskova ile anlaşmaya vardığını açıkladı

Suriye, Hmeymim ve Tartus'taki Rus üslerinin geleceği konusunda, Dışişleri Bakanlığının Moskova ile yürüttüğü bir buçuk yıllık görüşmelerin ardından mutabakata varıldığını açıkladı.

Suriye resmi haber ajansı SANA’nın, Dışişleri Bakanlığının Medya ve İletişim Dairesinin yaptığı açıklamaya dayandırdığı haberine göre, mutabakat kapsamında Suriye sahilindeki Rus varlığının yeniden düzenlenmesi sürecinin başlatılacağı belirtildi.

Sivil tesislerin yönetiminin Suriye'ye devredileceğine yer verilen haberde, Hmeymim Havalimanı ile Tartus Limanı'ndaki 4'üncü ticari rıhtımın aşamalı olarak sivil yönetime dahil edileceği ifade edildi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Rusyaya ait askeri nitelikteki üs ve tesislerin işlevlerinin yeniden düzenlenmesi konusunda da anlaşmaya varıldığı ve bu üslerin Suriye ortak eğitim ve tatbikat merkezlerine dönüştürüleceği kaydedildi.

Yeni düzenlemelerin karşılıklı çıkarları koruyacak şekilde uygulanacağına işaret edilen açıklamada, mutabakat zaptında dönüşüm sürecinin tamamlanması için en fazla 3 aylık süre belirlendiği ve ardından yeni düzenlemelerin yürürlüğe gireceği aktarıldı.

Rusya, 2015'te devrik Esed rejiminin talebiyle Suriye'ye askeri müdahalede bulunarak Hmeymim ve Tartus'ta askeri üsler kurmuş, Suriye iç savaşında sivil bölgelere yönelik yüzlerce saldırı bu üslerden kalkan uçaklar tarafından düzenlenmişti.

Esed rejiminin Aralık 2024'te devrilmesinin ardından Rusya ile yeni Suriye hükümeti, bu üslerin geleceği konusunda görüşmelere başlamıştı.

 

AA

Suriye ve Rusya arasındaki mutabakat zaptına göre Hmeymim Havalimanı ve Tartus Limanı'ndaki 4'üncü ticari rıhtım aşamalı olarak sivil yönetime devredilecek
Pazar, Ağustos 9, 2026 - 17:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

related nodes: 
Fatih Erbakan: MEKKE Güvenlik Anlaşması ile Türkiye’nin, sorunun bir parçası haline getirilmeye çalışıldığını görmek mümkündür
10 soruda suça sürüklenen çocuklara ilişkin düzenlemeleri içeren kanunun merak edilenleri
YENİ Parti "çerçeve yasa" teklifi için "ek görüş" yazdı: 'Analar ağlamasın, sıvasız evlerin duvarında şehit feryadı yankılanmasın' yönündeki ısrarımızın takipçiyiz
Type: 
SEO Title: 
Suriye, topraklarındaki Rus üsleri için Moskova ile anlaşmaya vardığını açıkladı
copyright Independentturkish: 

Kanser tedavisinde yeni umut: Otoantikor proteinler

Bilim insanları, bağışıklık sistemindeki bir protein sınıfının, ömür boyu risklere maruz kalmalarına rağmen bazı kişileri kanserden korumada rol oynayabileceğini söylüyor.

İnsan vücudunda, bakteri, virüs, mantar, toksin veya alerjenlerde bulunan moleküllere bağlanmak üzere bağışıklık sistemi tarafından rastgele üretilen milyarlarca farklı antikor proteini bulunuyor.

Antikorlar, patojenleri bağışıklık hücreleri tarafından yok edilmek üzere işaretleyerek veya doğrudan nötralize ederek vücudun enfeksiyonlarla savaşmasını sağlıyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Ancak bazı kişilerde antikorlar yanlışlıkla kendi vücutlarındaki normal moleküllere bağlanabiliyor ve bağışıklık sistemlerinin sağlıklı hücrelere ve dokulara saldırmasına neden olabiliyor.

Önceki araştırmalar, bu "otoantikorların" veya oto-Ab'lerin bağışıklık sisteminin bulaşıcı hastalıklarla savaşmak için kullandığı molekülleri hedefleyebildiğini gösterdi.

Bu tür oto-Ab'ler ayrıca bulaşıcı hastalıklar ve iltihaplı rahatsızlıklarla da ilişkilendirildi.

Artık bilim insanları kanserde otoantikorları kontrol etme yolları geliştirmenin hastaların hastalık şiddetini azaltmalarını sağlayabileceğini düşünüyor.

UT Southwestern'daki Çocuk Tıp Merkezi Araştırma Enstitüsü'nden (CRI) Profesör Laurent Casanova, "Bağışıklık sisteminin kanserde önemli rol oynadığına dair bol miktarda kanıt var" dedi.

Dr. Casanova, "Görevimiz, kansere karşı koruma sağlayabilecek veya kanser sonuçlarını etkileyebilecek otoantikorların varlığını belirlemek olacak" dedi.

Bilim insanları şimdiye kadar, sitokin adı verilen ve bağışıklık sisteminde rol oynayan yaklaşık 50 molekülden bir düzinesine bağlanan oto-Ab'ler keşfetti.

Bu keşifler günümüzde popüler olan kontrol noktası inhibitörü ilaçları ve kimerik antijen reseptörü (CAR)-T hücreleri de dahil immünoterapiler adı verilen tedavi yöntemlerine yol açtı.

Bu tedaviler, otoantikorların kanserin gelişimini ve ilerlemesini etkileyebileceği teorisini güçlendirirken bazı kişilerin ömür boyu risk altında olmalarına rağmen neden kansere yakalanmadığı sorusuna da ışık tuttu.

Bilim insanları, "İmmün yolları hedefleyen otoantikorlar da dahil antikor repertuarları, kanser immün gözetimini şekillendirebilir" diye yazdı.

Araştırmacılar daha sonraki çalışmalarda, geniş ve çeşitli bir gönüllü grubunda otoantikorları kataloglamayı ve incelemeyi umuyor.

Katılımcılar arasında çok sigara içenler, 100 yaşını aşanlar ve kanser riskini artırdığı bilinen genetik sendromlara sahip kişiler yer alacak.

Bilim insanları, bu kişilerde oto-Ab'leri inceleyerek, hastaların kanser riskini azaltmalarına veya mevcut hastalığı daha etkili tedavi etmelerine yardımcı olacak yeni yollar geliştirmeyi umuyor.

Cell adlı akademik dergide yayımlanan makalelerinde, "Kansersiz, risk altındaki ve kanserden etkilenmiş bireylerde antikor profillerinin haritalandırılması, kanser duyarlılığı ve hastalık sonucu üzerindeki rollerini açıklığa kavuşturabilir" diye yazdılar.

Araştırmacılar ayrıca, mutasyona uğradıklarında vücudun grip ve Kovid-19 gibi enfeksiyonlarla savaşma yeteneğini bozan ve doğuştan bağışıklık sistemi kusurlarıyla ilişkili 80'den fazla gen tespit etti.

Bu mutasyonları daha ayrıntılı inceleyerek kanser gelişimi üzerindeki etkilerini anlamayı umuyorlar.



*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir

independent.co.uk/news/science

Independent Türkçe için çeviren: Çağatay Koparal

Araştırmacılar, "otoantikorların" kanserin gelişiminde önemli rol oynayabileceğini söylüyor
Pazar, Ağustos 9, 2026 - 17:00
Main image: 

<p>(Unsplash)</p>

related nodes: 
Uykusuzluk tedavisinin anahtarı, sağlıklı kişilerin dışkısında mı gizli?
Alzheimer'ın hasarını giderebilen protein tespit edildi
Sporcuların kullandığı takviye, kanser tedavisinde umut olabilir mi?
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Kanser tedavisinde yeni umut: Otoantikor proteinler
copyright Independentturkish: 
original url: 
https://www.independent.co.uk/news/science/lifelong-cancer-risk-immune-system-b3029091.html

Fatih Erbakan: MEKKE Güvenlik Anlaşması ile Türkiye’nin, sorunun bir parçası haline getirilmeye çalışıldığını görmek mümkündür

Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, şunları kaydetti:

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan ile ABD Başkanı Trump arasındaki yakınlaşma sonucu Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan MEKKE Güvenlik Anlaşması ile Türkiye’nin, Ortadoğu’da barışın tesisi yönünde çözümün bir parçası olmaktan çok, sorunun bir parçası haline getirilmeye çalışıldığını görmek mümkündür.

ABD ve İsrail, İran’ın kendileri için büyük güvenlik tehdidi oluşturacağı vehmiyle, İran’a karşı başlattıkları tek taraflı saldırgan tutumlarla istedikleri sonucu alamayınca farklı yöntemlere başvurmaya başlamışlardır. ABD ve İsrail bölgedeki Müslüman ülkeleri İran’a karşı vekil güçler olarak kullanmak istemektedir. ABD etkisiyle imzalanan Mekke Anlaşması’nı da bu kapsamda değerlendirmek gereklidir. Anlaşmanın isminin de bu asıl amacı perdelemek için özellikle seçildiği anlaşılmaktadır.

Küresel güç odaklarının Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bloğu ile İran’ı karşı karşıya getirebilecek ve Ortadoğu’nun istikrarını bozmaya yönelik hamlelerinin farkında olmak ve buna karşı tedbir almak gereklidir. Bu nedenle, Türkiye’nin öncülüğünde acilen, D-8 Teşkilatı’nı oluşturan ülkelerin ortaya koyacakları ‘kapsamlı eylem planı’ ile bölge aktörlerinin bir araya gelip, yeni istikrarsızlıklara değil, barış, kardeşlik ve güvenliğe yönelik adımlarla gerçek ve kalıcı çözümü ortaya koymaları elzemdir.

 

Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan ile ABD Başkanı Trump arasındaki yakınlaşma sonucu Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan MEKKE Güvenlik Anlaşması ile Türkiye’nin,
Ortadoğu’da barışın tesisi yönünde çözümün bir parçası olmaktan çok, sorunun bir parçası haline…

— Dr. Fatih Erbakan (@erbakanfatih) August 9, 2026

 

Independet Türkçe 

"ABD ve İsrail, İran’ın kendileri için büyük güvenlik tehdidi oluşturacağı vehmiyle, İran’a karşı başlattıkları tek taraflı saldırgan tutumlarla istedikleri sonucu alamayınca farklı yöntemlere başvurmaya başlamışlardır"
Pazar, Ağustos 9, 2026 - 15:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

related nodes: 
10 soruda suça sürüklenen çocuklara ilişkin düzenlemeleri içeren kanunun merak edilenleri
YENİ Parti "çerçeve yasa" teklifi için "ek görüş" yazdı: 'Analar ağlamasın, sıvasız evlerin duvarında şehit feryadı yankılanmasın' yönündeki ısrarımızın takipçiyiz
Husiler, Suudi Arabistan'daki Aramco rafinerisini hedef aldı
Type: 
SEO Title: 
Fatih Erbakan: MEKKE Güvenlik Anlaşması ile Türkiye’nin, sorunun bir parçası haline getirilmeye çalışıldığını görmek mümkündür
copyright Independentturkish: 

10 soruda suça sürüklenen çocuklara ilişkin düzenlemeleri içeren kanunun merak edilenleri

Suça sürüklenen çocuklara ilişkin düzenlemeleri içeren Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilerek yasalaştı.

Kanunla getirilen düzenlemelere yönelik 10 soru ve yanıtları şöyle:

1- "Suça sürüklenen çocuk" ibaresinin yerine ne kullanılacak?

Çocuk Koruma Kanunu, Sosyal Hizmetler Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu'nun çeşitli hükümlerinde yer alan "suça sürüklenen" ibaresi "adli süreçteki" olarak değiştirilecek.

2- Çocuk hakkında kamu davası açılması durumunda ne yapılacak?

Çocuk hakkında kamu davası açılması halinde durum, gerekli idari tedbirlerin alınması amacıyla Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı il veya ilçe müdürlüklerine bildirilecek.

3- Fiili işlediği sırada 15 yaşını doldurmuş olup da 18 yaşını doldurmamış kişiler hakkında suç ağırlaştırılmış müebbet veya müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde hapis cezaları nasıl olacak?

Fiili işlediği sırada 15 yaşını doldurmuş olup da 18 yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında suç ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde 19 yıldan 27 yıla, müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde 15 yıldan 18 yıla kadar hapis cezasına hükmolunacak.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

4- Ateşli silahın dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı şekilde muhafaza edilmesi suretiyle çocuk tarafından ele geçirilmesine neden olan kişi nasıl cezalandırılacak?

Ateşli silahın dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı şekilde muhafaza edilmesi suretiyle çocuk tarafından ele geçirilmesine neden olan kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde 1 yıldan 3 yıla kadar hapisle cezalandırılacak.

5- Ceza sorumluluğu bulunmayan adli süreçteki çocuklara yönelik nasıl bir düzenlemeye gidiliyor?

Ceza sorumluluğu olmayan adli süreçteki çocuklar için çocuklara özgü güvenlik tedbiri niteliğinde "yönlendirme tedbirleri" belirlendi. Bunlar, "sosyal ve toplumsal hizmetler tedbiri", "dijital risklerden korunma tedbiri", "kitap ve kütüphane tedbiri", "çevreye saygı ve çevre temizliği tedbiri" ve "tütün, nikotin, alkol, kumar, uyuşturucu ve uyarıcı madde ile davranışsal bağımlılık tedbiri" başlıklarında sıralandı.

Bu tedbirlerin yerine getirilmesi sırasında ortaya çıkabilecek direnç veya zorluklara karşı kolluktan yardım istenebilecek. Ayrıca tedbirlerin yerine getirilmesinde kurumların koordinasyonu merkezde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından, il ve ilçelerde kurumların koordinasyonu ile takip vali ve kaymakam tarafından sağlanacak.

6 - Koruyucu ve destekleyici tedbirlerin yerine getirilmesinde kurumların koordinasyonu nasıl sağlanacak?

Koruyucu ve destekleyici tedbirlerin yerine getirilmesinde kurumların koordinasyonu, merkezde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca, il ve ilçelerde kurumların koordinasyonu ile takip vali ve kaymakam tarafından sağlanacak. Bu amaçla il ve ilçelerde sekretarya hizmetleri aile ve sosyal hizmetler il müdürlükleri tarafından yürütülecek.

7 - Çocuk hakkında verilen koruyucu ve destekleyici tedbir kararlarının gereklerine aykırı hareket edenlere hangi cezalar verilecek?

Çocuk hakkında verilen koruyucu ve destekleyici tedbir kararlarının gereklerine aykırı hareket eden ana, baba, vasi veya bakım ve gözetiminden sorumlu kimse, fiil suç teşkil etse dahi ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre çocuk hakimi kararıyla 3 günden 10 güne kadar "tazyik hapsi" ile cezalandırılacak.

8- Sosyal inceleme kimlere uygulanacak?

Çocuk Koruma Kanunu'nda yapılan değişiklikle, 15 yaşını doldurmamış çocuk hakkında sosyal inceleme yaptırılması zorunlu olacak. Cumhuriyet savcısı, mahkeme veya çocuk hakimi tarafından 15 yaşını doldurmuş çocuk hakkında sosyal inceleme yaptırılmaması halinde, gerekçesi iddianamede veya kararda gösterilecek.

9- Adli süreçteki çocuğun yargılaması sonunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi halinde ne olacak?

Adli süreçteki çocuklar hakkında yapılan yargılama sonunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi halinde yönlendirme tedbirlerinden uygun görülen biri veya birkaçı da denetimli serbestlik tedbiri olarak uygulanacak. Bu fıkra uyarınca hükmedilecek yükümlülükler, düzenlemede sayılan kurumlar tarafından yerine getirilecek. Suçun işlenmesi nedeniyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın az olması halinde adli süreçteki çocuklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesi için zararın giderilmesi şartı aranmayabilecek.

10 - Bıçak ile diğer kesici, delici veya bereleyici aletlerin satışına yönelik nasıl bir düzenlemeye gidilecek?

Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun kapsamı dışında kalan her tür bıçak ile diğer kesici, delici veya bereleyici aletlerin, Avda ve Sporda Kullanılan Tüfekler, Nişan Tabancaları ve Av Bıçaklarının Yapımı, Alımı, Satımı ve Bulundurulmasına Dair Kanun'a göre ruhsatlandırılan yerler ile ilgili yönetmeliğe göre ruhsatlandırılan iş yerleri dışında satışı ve sergilenmesi yasaklanacak. Bu hüküm 1 Aralık 2026'da yürürlüğe girecek.

18 yaşından küçük çocuklara satılması ve çocuklar tarafından satın alınması veya taşınması yasaklanacak. Bu yasaklara uymayanlara 5 bin lira, kabahate konu bıçak veya aletlerin sayı veya nitelik bakımından vahim olması halinde ise 10 bin lira idari para cezası verilecek. Ayrıca bu kabahatin işlendiğini öğrenen işletici veya sorumlunun yetkili makamlara bildirim yapmaması halinde 5 bin lira idari para cezası verilecek. Kabahatin konusunu oluşturan veya işlenmesi suretiyle elde edilen eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilecek. Kabahat dolayısıyla idari para cezasına ve el koymaya kolluk görevlileri, mülkiyetin kamuya geçirilmesine mülki amir tarafından karar verilecek.

 

AA

Suça sürüklenen çocuklara ilişkin düzenleme neleri içeriyor?
Pazar, Ağustos 9, 2026 - 15:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

related nodes: 
YENİ Parti "çerçeve yasa" teklifi için "ek görüş" yazdı: 'Analar ağlamasın, sıvasız evlerin duvarında şehit feryadı yankılanmasın' yönündeki ısrarımızın takipçiyiz
Husiler, Suudi Arabistan'daki Aramco rafinerisini hedef aldı
Zafer Partisi Genel Başkanı Özdağ’dan Özgür Özel’e çağrı: Atatürk’ün çizgisine gelin
Type: 
SEO Title: 
10 soruda suça sürüklenen çocuklara ilişkin düzenlemeleri içeren kanunun merak edilenleri
copyright Independentturkish: 

YENİ Parti "çerçeve yasa" teklifi için "ek görüş" yazdı: 'Analar ağlamasın, sıvasız evlerin duvarında şehit feryadı yankılanmasın' yönündeki ısrarımızın takipçiyiz

YENİ Parti Adalet Komisyonu üyeleri Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül, Karaman Milletvekili İsmail Atakan Ünver, İstanbul Milletvekili Turan Taşkın Özer ve Muğla Milletvekili Cumhur Uzun, "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi"ne ilişkin yazdıkları ek görüşte, teklifteki sorunlar ve eksikliklere dikkat çekti, önerilerine yer verdi. Toplumsal bütünleşmenin yalnızca terör örgütünün silah bırakması üzerinden ele alınamayacağı vurgulanan ek görüşte; demokratikleşme, hukuk devleti, temel hak ve özgürlükler ile yargı bağımsızlığı alanlarında kapsamlı düzenlemeler yapılması istendi.  

"Teklifin Genel Değerlendirmesi" başlıklı bölümünde, Kürt sorununun çözümünün toplumsal barışın, özgürlüklerin ve demokratikleşmenin güçlendirilmesiyle mümkün olabileceği belirtildi. Hukuk devleti ve temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasının demokratik toplum düzeninin ön koşulu olduğu ifade edilen ek görüşte, Türkiye’de son yıllarda yaşanan gelişmelerin demokratik hukuk devleti ilkelerinin zayıfladığı yönünde kaygılara yol açtığı vurgulandı.

Vatandaşların hukuki güvenlik içinde bulunması, temel hak ve özgürlüklerin korunması, ifade ve toplantı özgürlüğünün güvence altına alınması gerektiği ifade edilen ek görüşte, hukukun üstünlüğünün yalnızca yasaların varlığıyla değil, bu yasaların bağımsız ve tarafsız yargı tarafından uygulanmasıyla anlam kazanacağına işaret edildi. Demokratikleşmenin yalnızca belirli bir sorunun çözümüne indirgenemeyeceği, demokratik toplum düzeninin güçlendirilmesi için ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, siyasal katılım ve yargı bağımsızlığı gibi alanlarda düzenlemeler yapılması gerektiği vurgulandı. 

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun hazırladığı ortak raporda yer alan tespitlerin kanun teklifine yeterince yansıtılmadığın altı çizilen ek görüşte, teklifin, toplumsal bütünleşme ve demokratikleşme bakımından yeterli kapsamda olmadığı kaydedildi. 

"TBMM sürecin merkezi olmaktan çıkarılıyor"

YENİ Parti’nin ek görüşünde, kanun teklifinin TBMM’yi çözümün ana muhatabı ve merkezi olmaktan çıkardığı, iktidarın siyasi etkisine açık bürokratik mekanizmaların ön plana çıkarıldığı, hukuk mantığı bakımından çelişkili bir yapıya sahip olduğu ileri sürüldü.

Ek görüşte, TBMM’nin süreçte aktif bir yönetici ve karar alıcı rol üstlenmek yerine, bünyesinde oluşturulacak "İzleme Komisyonu" üzerinden pasif bir izleyici konumuna getirildiği belirtildi. Yasama organının Kürt sorunu ve demokratikleşme bakımından üstlenmesi gereken tarihi sorumluluğun, iktidarın siyasi etkisine açık bürokratik karar alma mekanizmalarının gölgesinde bırakıldığı savunuldu.

Ek görüşte, "Kürt Sorununun çözümüne dair Milli Dayanışma, Kardeşlik Ve Demokrasi Komisyonu Raporu'nun 6. Bölümünde ortaya konulan maddelerin kapalı kapılar ardında hazırlanmış, eksik, hukuken sorunlu bir içerikle ve Meclis’e sunulmadan önce milletvekillerine izah edilmeden yasalaştırılmaya çalışılması, bu teklifin tartışmalı hale getirmiştir. Komisyon sürecinde ortaya koymuş olduğumuz 'Analar ağlamasın, sıvasız evlerin duvarında şehit feryadı yankılanmasın' yönündeki ısrarımızın takipçisiyiz. Ne var ki topluma verdiğimiz bu sözün kalıcı biçimde hayata geçmesinin yolu, sadece terör örgütünün silah bırakmasından, belli şartlarda ceza ertelemesinin başlatılmasından, savcıların önüne bir kurulun onayının çıkarılmasından, bu süreçte görev alacak kişilerin cezasızlık zırhına büründürülmesinden geçemez" değerlendirmesine yer verildi.

Komisyon raporunun 6’ncı bölümünde uzlaşıyla oluşturulan önerilerin yalnızca bir bölümünün kanun teklifine alınmasının, raporun diyalog zeminine, demokratik uzlaşıya ve Türkiye’nin demokratik hukuk devleti olma hedefine aykırı olduğu ifade edildi. Son bir yılda hukuki düzenleme gerektirmeden atılabilecek demokrasi adımlarının da atılmadığı, aksine demokrasinin ve hukuk devletinin daha da geriye gittiği savunuldu.

"TBMM etkisiz hale getirildi"

Ek görüşte, TBMM’nin 2018 yılındaki rejim değişikliğinin ardından giderek etkisizleştirildiği, kanun tekliflerinin yasalaşma sürecinde bürokrasinin yasama organından daha etkili hale geldiği öne sürüldü. 28’inci Dönem’de çıkarılan 138 yasada Komisyonlarda çok sınırlı değişiklik yapıldığı, muhalefetin yapıcı önergeleri ve uyarılarının dikkate alınmadığı belirtilen ek görüşte, ayrıca bazı kanunlara teklif imzacılarının dahi bilmediği son dakika eklemeleri yapıldığına işaret edildi.

Ek görüşte, 28’inci Dönem’de çıkarılan 138 yasanın 74’ünün uluslararası anlaşmaların uygun bulunmasına ilişkin kanunlardan, 64’ünün ise farklı içerikteki kanunlardan oluştuğu belirtilerek, toplumun çözüm beklediği çok sayıda konuda henüz adım atılmadığı savunuldu. 2023 Haziran-2026 Temmuz döneminde Komisyonlarda görüşülmeyi bekleyen kanun teklifi sayısının 3 bin 519 olduğunu bildirildi.

Ek görüşün devamında, teklifin hazırlanma sürecinin de yasama iradesi ve uzlaşma arayışından uzak olduğu savunuldu. Teklifin güvenlik bürokrasisinin kapalı kapılar ardındaki hazırlığını yansıttığı ileri sürülürken, 2018 yılından bu yana milletvekillerinin verdikleri her 100 soru önergesinden yalnızca 13’ünün yasal süresi içinde cevaplandığı belirtildi. Ayrıca 28’inci Dönem’de kurulan 11 araştırma komisyonundan 9’unun çalışmalarını tamamlayarak rapor hazırladığı ancak bu raporların hiçbirinin henüz Genel Kurulda görüşülüp oylanmadığı ifade edildi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

"Kürt sorunu demokratikleşme ve hukuk devletinden bağımsız ele alınamaz"

Ek görüşte, Kürt sorununun Türkiye’deki demokratik uygulamalar, hukuk devletinin işlevsizleştirilmesi ve ekonomik sorunlardan bağımsız değerlendirilemeyeceği belirtildi. Kürt sorununun, özgürlüklerin üniter devlet yapısı ve laik Cumhuriyet ilkesi içinde genişletilmesinden bağımsız düşünülemeyeceği savunularak, hukuk devleti ve demokratikleşmeden uzaklaşılan her dönemin sorunun çözümü açısından kayıp olduğu ifade edildi.

Ek görüşte, etnik sorunlar, kimlik talepleri, inanca saygı, özgür yurttaşlık, kalkınma ve refahtan eşit pay alma gibi taleplerin, hukuk devleti ve demokrasinin önündeki ortak engeller kaldırılmadan çözülemeyeceği belirtildi.

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunun 6’ncı ve 7’nci bölümlerindeki ortak önerilerin yasal ve bürokratik adımlarla hayata geçirilmesi istenen ek görüşte, bunların topluma şeffaf biçimde anlatılması gerektiği vurgulandı.

“Teklif güvenlik eksenine sıkıştırılmış”

Komisyon raporunun 6’ncı bölümünde uzlaşıyla sıralanan maddelerin kapalı kapılar ardında hazırlanmış, eksik ve hukuken sorunlu bir içerikle Meclis’e sunulmadan önce milletvekillerine yeterince izah edilmeden yasalaştırılmaya çalışılmasının teklifi tartışmalı hale getirdiğinin altı çizilen ek görüşte, toplumsal barışın yalnızca terör örgütünün silah bırakması, belirli şartlarda ceza ertelemesinin başlatılması veya süreçte görev alacak kişilere cezasızlık güvencesi verilmesiyle sağlanamayacağı belirtildi. 

Sürecin güvenlikçi anlayışın ötesine geçirilerek Türkiye’de demokratikleşme ve hukuk devleti önündeki engellerin kaldırılması gerektiği ifade edilen ek görüşte, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunun 7’nci bölümünde yer alan "demokratikleşme" önerilerinin tamamının eksiksiz şekilde hayata geçirilmesi ve kanun teklifine eklenmesi istendi.

Yerel yönetimler ve seçim sistemine ilişkin eleştiriler

YENİ Parti’nin ek görüşünde, yerel demokrasinin ciddi tehdit altında olduğu vurgulandı. 33 CHP’li belediye başkanının görevden uzaklaştırıldığı, 83 belediye başkanının çeşitli baskılar altında seçildiği partiden istifa ederek AK Parti’ye geçtiği ve toplam 13 belediyeye kayyum atandığı kaydedilen ek görüşte, belediye başkanlarının kanunda yer alan sebeplerle görevden uzaklaştırılması durumunda, yeni belediye başkanının yalnızca belediye meclisi tarafından seçilmesini sağlayacak düzenleme yapılması istendi. 

Ek görüşte, seçimlerin denetimi konusunda adli yargının seçim sonuçlarına müdahalesinin tamamen engellenmesi, Yüksek Seçim Kurulu ile il ve ilçe seçim kurullarının anayasal yetkilerinin tartışmasız hale getirilmesi ve seçim uyuşmazlıklarında görevli merciin YSK olduğunun açıkça belirtilmesi istendi.

Ek görüşteki "Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporunda Yer Alan Tespitleri Hayata Geçirmeye Yönelik Olarak Diğer Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Öneriler" başlıklı bölümde seçim yargısı, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, TRT yayınları, kayyum uygulamaları, ceza hukuku ve siber güvenlik alanlarına ilişkin düzenlemeler yapılması gerektiği vurgulandı.

Seçim yargısına ilişkin düzenleme önerisi

Anayasa'da öngörülen seçim yargısına yetkisiz mahkemelerin müdahalesinin önlenmesine yönelik düzenleme yapılması önerilen ek görüşte, bu kapsamda, seçimlerin genel yönetimi ve denetiminin Yüksek Seçim Kurulu'na ait olduğu belirtilerek, seçim kurullarının görev alanına ilişkin düzenlemelerin yeniden ele alınması istendi.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı genişletilsin

Ek görüşte, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nda değişiklik yapılması, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanımını sınırlayan hükümlerin yeniden değerlendirilmesi ve hakkın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun şekilde güvence altına alınması talep edildi. Ayrıca şiddet içermeyen hiçbir fiilin “terör suçu” olarak nitelendirilmemesi ve ifade özgürlüğü kapsamında kalan eylemlerin cezalandırılmaması gerektiği belirtildi.

Duruşmaların TRT’den yayınlanması önerisi

Duruşmaların TRT’den yayınlanmasına yönelik düzenleme yapılması önerilen ek görüşte, sanık, mağdur veya tanıkların rızasıyla kovuşturma evresindeki duruşmaların TRT tarafından yayınlanabilmesi, ayrıca internet ortamında yayınların erişilebilirliği ve teknik altyapıya ilişkin düzenlemelere gidilmesi önerildi. 

Ek görüşte, kamuda görev yapan kişilerin atama ve yükselmelerinde objektif kriterlerin esas alınması gerektiği belirtilerek, kamu hizmetlerinde liyakat ve eşitlik ilkelerinin gözetilmesi istendi.

TCK’nın 216’ncı maddesi için değişiklik

Türk Ceza Kanunu’nun 216’ncı maddesinde düzenlenen “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçuna ilişkin hükümlerin yeniden düzenlenmesi gerektiği vurgulanan ek görüşte, ifade özgürlüğünün ve farklı düşüncelerin açıklanmasının cezalandırılmasına yol açabilecek uygulamaların önlenmesinin önemli olduğu kaydedildi.

"Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçu yeniden düzenlensin

Ek görüşte, TCK’nın 217/A maddesinde düzenlenen “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçuna ilişkin düzenlemenin de değiştirilmesi istendi. Dezenformasyonla mücadele amacı taşıdığı belirtilen hükmün, demokratik işleyiş ve sosyal medya kullanımı bakımından çeşitli sorunlara yol açabildiğine işaret edildi.

Örgüt propagandası ve yardım suçu için değişiklik önerisi

Ek görüşte, TCK’nın 220/8’inci maddesinde düzenlenen örgüt propagandası ve yardım suçuna ilişkin hükümlerin de yeniden düzenlenmesi, bu kapsamda, ifade özgürlüğü ile suç ve ceza arasındaki dengenin gözetilmesi gerektiği belirtildi.

“Cumhurbaşkanına hakaret” suçu kaldırılsın

Ek görüşte, TCK’nın 299’uncu maddesinde düzenlenen “Cumhurbaşkanına hakaret” suçunun kaldırılması önerilirken, düzenlemenin ifade özgürlüğü, eleştiri hakkı ve siyasal tartışmalar açısından sorun oluşturduğu savunuldu.

İdare ve gözlem kurullarının kararlarına denetim

Cezaevlerinde bulunan hükümlülerin durumlarına ilişkin kararların objektif kriterlere bağlanması ve idare ve gözlem kurullarının kararlarının yargısal denetime tabi tutulması önerilen ek görüşte, kişilerin ceza ve infaz süreçlerinde farklı uygulamalara maruz kalmaması için hukuki güvencelerin güçlendirilmesi gerektiği belirtildi.

Ek görüşte, "terör" nedeniyle görevden alınan belediye başkanlarının yerine İçişleri Bakanlığı tarafından kayyum atanmasına ilişkin uygulamanın da yeniden düzenlenmesi önerildi. Seçilmiş belediye başkanlarının görevden uzaklaştırılması ve yerlerine kayyum atanmasının seçmen iradesi ve yerel demokrasi açısından ele alınması gerektiği değerlendirildi.

"TBMM'yi pasif kılan yaklaşım yerinde değil"

Ek görüşte, 7545 sayılı Siber Güvenlik Kanunu’nda yer alan ve eleştiri özgürlüğü ile gazetecilik faaliyetleri bakımından sorun oluşturduğu belirtilen düzenlemenin de kaldırılması talep edildi. 

Adalet Komisyonu'nda teklifin görüşmeleri sırasında YENİ Parti adına sunulan önergelere de yer verilen ek görüşte, "Demokrasi, tek bir alana veya dar bir tanıma indirgenemeyecek kadar çok boyutlu bir kavramdır. Kapsamlı bir demokrasi paketiyle desteklenmeyen ve toplumsal tabanda derinleştirilmeyen çözüm süreçleri, önünde karşılıklı güvensizlik zeminine dayanmayacağı mahkumdur. Süreci yalnızca terör örgütü ile güvenlik bürokrasisi arasındaki dar bir alana sıkıştıran, sürekli koşullara bağlayıp takvimini belirsizleştiren, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni pasif kılan ve yargı mekanizmasının önünde onarıcı kurallar çıkaran bir yaklaşım yerinde değildir. Böyle bir tutum, toplumsal barış ve çatışmasızlık ortamını kalıcı kılmak yerine; süreci 'acaba'lara, 'fakat'lara, 'belki'lere ve MGK kararlarının açıklanacağı tarihlere emanet etmek anlamına gelmektedir. Kalıcı huzur ve adalet ancak bu güvensiz zemini aşmış, Meclis iradesiyle desteklenen çok boyutlu bir demokratikleşme anlayışının hakim kılınmasıyla mümkündür" değerlendirmesi yapıldı.

 

ANKA

"Süreci yalnızca terör örgütü ile güvenlik bürokrasisi arasındaki dar bir alana sıkıştıran, sürekli koşullara bağlayıp takvimini belirsizleştiren, Meclisi pasif kılan ve yargı mekanizmasının önünde onarıcı kurallar çıkaran bir yaklaşım yerinde değildir"
Pazar, Ağustos 9, 2026 - 15:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

related nodes: 
Husiler, Suudi Arabistan'daki Aramco rafinerisini hedef aldı
Zafer Partisi Genel Başkanı Özdağ’dan Özgür Özel’e çağrı: Atatürk’ün çizgisine gelin
İYİ Parti'den "çerçeve yasa" teklifine muhalefet şerhi: "Teklifin tümü maddeleriyle birlikte bir ihanet metnidir"
Type: 
SEO Title: 
YENİ Parti "çerçeve yasa" teklifi için "ek görüş" yazdı: 'Analar ağlamasın, sıvasız evlerin duvarında şehit feryadı yankılanmasın' yönündeki ısrarımızın takipçiyiz
copyright Independentturkish: 

Veteriner, yapay zeka şirketine dava açtı

Yeni bir davaya göre, ABD'nin New Jersey eyaleti merkezli bir hayvan sağlığı teknolojisi firması, yapay zeka teşhis aracının yanlış teşhis koyduğu 11 yaşındaki köpeğin ölümüyle ilgili olarak dolandırıcılık ve aldatıcı ticari uygulamalarla suçlanıyor.

Columbia Veteriner Hastanesi, perşembe günü Wasco County Mahkemesi'nde Zoetis Inc. aleyhine en az 50 bin dolar tazminat talebiyle dava açtı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

The Oregonian'un ulaştığı mahkeme belgelerine göre Oregon'un The Dalles kentindeki hastanenin veteriner hekimleri, Ekim 2025'te hızla büyüyen bir boyun kitlesiyle getirilen 11 yaşındaki Belçika Tervuren cinsi köpeğin doku örneklerini değerlendirmek için şirketin Vetscan Imagyst sistemini kullandı.

Yapay zeka yazılımı, kanserli tümörlerle bağlantılı mast ve iğsi hücre özelliklerini belirlemiş olsa da nihayetinde kitleyi kanser yerine iltihaplı bir lezyon olarak sınıflandırdı.

Yazılımın analizine güvenen klinik personeli, kitleyi ameliyatla çıkardı. Ancak Oregon Eyalet Üniversitesi Veteriner Teşhis Laboratuvarı'nın yaptığı daha sonraki doku incelemesi, tümörün agresif bir kanser türü olduğunu doğruladı.

Dava dilekçesine göre ilk işlem tüm kötü huylu dokuyu çıkaramadığı için köpek ikinci bir ameliyat geçirmek zorunda kaldı ve daha sonra ameliyat sonrası komplikasyonlardan öldü.

Davacılar dava dilekçesinde, "Hastanın ölümü, özellikle ilk ameliyattan bu kadar kısa süre sonra ikinci bir invaziv cerrahi işleme duyulan ihtiyaçtan doğrudan kaynaklanmıştır. Eğer Imagyst, davalı Zoetis'in iddia ettiği gibi tümörü kanserli olarak doğru bir şekilde tanımlamış olsaydı bu ameliyata gerek kalmazdı" diye belirtti.

Hastane, sistemi 2024'te uzman düzeyinde teşhis sağladığı izlenimiyle satın aldığını iddia ediyor.

Dava dilekçesinde Zoetis'in cihazı bilinen operasyonel sınırlamaları gizleyerek, belirli kanserleri doğru tespit edebilen "dünyanın en yetenekli veteriner yapay zeka analiz cihazı" diye yanlış bir şekilde tanıttığı iddia ediliyor.

Dava ayrıca, Zoetis'in klinik personelinin hatayı bildirmesinin ardından ilk yapay zeka teşhis raporunu değiştirdiğini de iddia ediyor. Şikayete göre yanlış teşhis bildiriminin ardından Zoetis, şirket temsilcilerinin özür dilediği, sorumluluğu kabul ettiği ve Imagyst platformunu kullanan diğer müşterilerde de benzer hataların meydana geldiğini itiraf ettiği bir telekonferans görüşmesi talep etti.

The Independent, yorum almak için Zoetis Inc.'le iletişime geçti.



*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir

independent.co.uk/news/world/americas

Independent Türkçe için çeviren: Çağatay Koparal

Dava dilekçesinde, Zoetis'in asıl raporunu değiştirdiği ve daha sonra bir telefon görüşmesinde benzer yanlış teşhislerin diğer müşterilerde de yaşandığını itiraf ettiği öne sürülüyor
Pazar, Ağustos 9, 2026 - 15:15
Main image: 

<p>(Unsplash)</p>

related nodes: 
OpenAI'ın yapay zeka modelleri giderek kontrolden çıkıyor
Zaten yapay zeka tekilliğinde miyiz? Bu, insanları gereksizleştirebilecek bir an
İnsansı robotlara özel Gemini çıktı: "Bu bir dönüm noktası"
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Veteriner, yapay zeka şirketine dava açtı
copyright Independentturkish: 
original url: 
https://www.independent.co.uk/news/world/americas/oregon-vet-lawsuit-ai-dog-death-b3025447.html

Husiler, Suudi Arabistan'daki Aramco rafinerisini hedef aldı

Yemen'deki Husiler, Suudi Arabistan'ın Türkiye ve Pakistan'la savunma anlaşması imzalamasından iki gün sonra, Cizan'daki Suudi Aramco rafinerisine insansız hava aracı (İHA) saldırısı düzenledi..

Husilerin askeri sözcüsü Yahya Seri, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Cizan'daki rafinerinin İHA ile hedef alındığını belirtti. Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı ise rafineride çıkan yangının daha sonra söndürüldüğünü ve olayda yaralanan olmadığını açıkladı. Bakanlık, olayın nedenine ilişkin bilgi vermedi, yetkililerin durumla ilgilendiğini kaydetti.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Husiler Suudi Arabistan'a deniz ablukası ilan etmişti

Husiler, İran ile ABD arasında barışın koşullarına ilişkin anlaşmazlıkların sürdüğü dönemde geçen ay Kızıldeniz'de Suudi Arabistan'a yönelik deniz ablukası ilan etmişti. Husiler, ablukanın gerekçesinin Suudi Arabistan'ın kendilerine yönelik kuşatması olduğunu öne sürerken, Riyad bu iddiayı reddediyor.

Husiler, daha önce de güneybatı Suudi Arabistan'da bulunan ve günlük 400 bin varil ham petrol işleme kapasitesine sahip Cizan'daki Aramco tesislerini hedef almıştı. Husiler ayrıca Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu'ya da saldırılar düzenlemişti.

Husilerin askeri sözcüsü Yahya Seri, bir başka açıklamasında da Yemen'in Kızıldeniz kıyısındaki Moka liman kentine de füze ve İHA saldırıları düzenlendiğini bildirdi. Tarihi liman kenti, Riyad tarafından desteklenen ve uluslararası alanda tanınan Aden merkezli hükümetin kontrolünde bulunuyor.

Cizan Rafinerisi temmuz sonunda kapatılmıştı

Reuters'ın gördüğü danışmanlık şirketi IIR'ın notuna göre Aramco, Yemen sınırına yakın Cizan'daki rafineriyi, Husilerin 27 Temmuz'da düzenlediği saldırının ardından kapattı. Saldırıda rafinerinin Entegre Gazlaştırma Kombine Çevrim (IGCC) kompleksi ile tank çiftliği alanının zarar gördüğü belirtildi.Rafineride, benzin ve ultra düşük kükürtlü dizel de üretiliyor.

Batı medyasına konuşan Yemen hükümetinden üç yetkili, Husiler tarafından limandaki ticari rıhtım ve depolama alanlarına doğru gönderilen İHA'lara hava savunma sistemleriyle müdahale edildiğini aktardı.

Yahya Seri ise Husilerin saldırılarında bölgedeki Suudi askerleri ve silah depolarının hedef alındığını açıkladı. Suudi Arabistan'dan Yemen'deki saldırılara ilişkin ayrıca açıklama yapılmadı.

Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan savunma anlaşması imzalamıştı

İran ve müttefiki Şii silahlı gruplar, ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a yönelik saldırılarından bu yana Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerini hedef alıyor ve enerji sevkiyatlarına yönelik abluka uyguluyor.

Dünyanın en büyük petrol ihracatçısı Suudi Arabistan'daki Aramco tesislerine yönelik son saldırıların bazı üretim kesintilerine yol açtığını belirten Aramco Üst Yöneticisi Amin Nasır, geçen hafta operasyonların kısa sürede yeniden normale dönebileceğinden emin olduğunu söyledi. Nasır, saldırıların operasyonlar veya mali durum üzerinde kayda değer bir etkisi olmadığını ifade etti.

Küresel enerji arzını aksatan ve dünya ekonomisinde endişeye yol açan gerilimlerin ardından Suudi Arabistan, 7 Ağustos Cuma günü Türkiye ve Pakistan ile savunma anlaşması imzaladı. Anlaşma, herhangi bir saldırı karşısında ortak caydırıcılığı güçlendirmeyi ve üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı saldırının tüm ülkelere yapılmış saldırı olarak kabul edilmesini öngörüyor.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, yeni ittifakın İran veya başka bir ülkeye karşı olmadığını, üç müttefikin güvenliğini desteklemeye yönelik genel bir taahhüt niteliği taşıdığını söyledi. Fidan, taraflardan herhangi birine saldırı düzenlenmesi halinde müttefiklerin hangi düzeyde, biçimde ve kapsamda destek talep edeceklerine istişareler yoluyla karar vereceklerini belirtti.

 

ANKA

Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı, rafineride çıkan yangının söndürüldüğünü ve olayda yaralanan olmadığını bildirdi
Pazar, Ağustos 9, 2026 - 15:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

related nodes: 
Zafer Partisi Genel Başkanı Özdağ’dan Özgür Özel’e çağrı: Atatürk’ün çizgisine gelin
İYİ Parti'den "çerçeve yasa" teklifine muhalefet şerhi: "Teklifin tümü maddeleriyle birlikte bir ihanet metnidir"
Artvin açıklarında bulunan insansız deniz aracı olduğu değerlendirilen cisim etkisiz hale getirildi
Type: 
SEO Title: 
Husiler, Suudi Arabistan'daki Aramco rafinerisini hedef aldı
copyright Independentturkish: 

Terörsüz Türkiye sürecinde yeni eşik: Durum değişikliği, liderlik ve hukuki irade

5 Ağustos Çarşamba günü (dün) TBMM'ye sunulan 12 maddelik "Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi", yaklaşık yarım asırlık PKK/KCK terörüyle mücadelenin hukuki altyapısında yeni bir çizgi çekmiştir.

Yaklaşık 360 milletvekilinin imzasıyla sunulan teklif, örgütün fiilî varlığına son vermesi ve silah-mühimmatını teslim etmesi şartına bağlanmış geçici bir çerçeve düzenlemedir.

Kasten öldürme ve 2005 öncesi ağırlaştırılmış müebbetler kapsam dışındadır. Silah bırakan ve yeniden suç işlemeyenlere kontrollü erteleme ve entegrasyon yolu açılmaktadır.

Bu adım, "zafer yok, durum değişikliği var" anlayışımın somut ifadesidir. Beşinci ve altıncı nesil mücadele koşullarında, klasik iddialı beklentiler ve zorlamalar yerine, hatta hayalcilik ve belirsizliğe dâhil olmak yerine, durumu Türkiye'nin lehine çeviren kontrollü bir hamledir; gereklidir, yerindedir, karşılığı mevcuttur.


Liderliğin rolü

Kronikleşmiş sorunların devam etmesi yerine gerekli açılımları yapmak ve ilerleme imkânı yaratmak açısından "liderlik" belirleyicidir. Yasalar bu liderliği kalıcı hâle getirir. Milletin iradesi, liderliğin vizyonu ve hukuki çerçeve yan yana gelir.

Eğer bu adım atılmasaydı Türkiye açıkça vekâlet savaşları sürecinin pençesi içinde (bir biçimde) kalmaya devam ederdi. Yaklaşık yarım asırdır değişik mihraklarca çok yönlü kullanılan bir örgütün "aparat" olarak kalması kabul edilirdi. Millet bunu onaylamıyordu. Kardeşlik hukuku buna dâhil değildi. Bu yozlaşmış ve kanlı yapı bölgede istikrarsızlığa devam etseydi ne tür bir huzur, istikrar, gelişme söz konusu olabilirdi? Riski ortadan kaldırmak, el ele veren bir liderlikle ve sağlam iradeyle mümkündür. Türkiye Cumhuriyeti bu yönde olduğunu somut şekilde ortaya koydu. Çizilen çizgi nettir:

Barıştan yanayım. Terörü bitirmek istiyorum. Kanuni altyapım hazırdır. Bu irade dosta düşmana duyurulur.


Stratejik durum değişikliği

Asker başardı ve teröristi sınır dışına itti. Asker ve diplomasi başardı; sınır dışında, Irak'ta ve Suriye'de durum terör örgütü ve ondan bir şeyler umanlar için sonuçsuz bırakıldı. Bütün bunlar inançla ve kararlılıkla, bıkmadan usanmadan gerçekleştirildi. Suriye'de zaman istikrar ve yeniden inşa zamanı. Irak'ta zaman istikrar ve ekonomik gelişim zamanı. Bölgede zaman Terörsüz Bölge zamanı.

Buna engel olmak isteyenler olmayacak mı? Olacak, ancak mücadelenin zamanı, zemini ve şartları değiştirildi; stratejik durum değişikliği ifademdeki temel budur. Çağımızda kimse "zafer" aramasın; akıllı gücünü (smart power) sahaya yansıtsın.


Hibrit atmosferde teminat

Vekâlet savaşları, hibrit savaşlar, gayrinizami harp, bilişsel ve ekonomik savaş ve yoğun propaganda ortamında Türkiye'nin hem kendi iç dinamikleri hem de bölge için teminat olduğunu göstermesi, bu yönde iradesini güçlü biçimde ifade etmesi ve içeriye ve dışarıya liderlik etmesi önemlidir.


Süreçle ilgili resmi değerlendirmeler ve uyum

Resmî açıklamalarda 2 yıllık sürecin en önemli aşamasına gelindiği, Terörsüz Türkiye için büyük emek verildiği ve ortaya konulan iradenin bölgeye dönük kötü niyetli emperyalist ve saldırgan yaklaşımlara verilmiş en güçlü cevaplardan biri olduğu vurgulanmaktadır. Meselenin sahibinin 86 milyon olduğu, Terörsüz Türkiye ile Terörsüz Bölge hedeflerinin birbirinden ayrılamayacağı, terörün gündemden çıkmasıyla yeni bir iklim doğacağı ve Türkiye'nin barış, demokrasi, huzur ve ekonomik potansiyel bakımından hem içeride hem bölgede daha büyük performans sergileyeceği ifade edilmektedir.

Bu yaklaşım, liderliğin sadece iç güvenlik değil, bölgesel istikrar ve barış üreten bir teminat işlevi gördüğünü de ortaya koymaktadır. Türkiye gereken adımı atarak hem kendi içinde hem bölgede huzur ve ekonomik potansiyelin önünü açmaktadır.


Sonuç

Bu teklif, durumu değiştiren, dış istismarı sınırlayan, barış iradesini ve kararlılığı aynı anda ortaya koyan bir adımdır. Liderlik, toplum iradesi ve hukuki çerçeve bir araya geldiğinde kronik sorun yönetilebilir hâle gelir. Türkiye'nin inancı ve beklentisi de netleşir: Terörün üretilmesine izin vermeyen, silah bırakmayı teyit eden, kontrollü entegrasyonu sağlayan ve bölgesel istikrar için teminat üreten bir süreç.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Gürsel Tokmakoğlu Independent Türkçe için yazdı
Perşembe, Ağustos 6, 2026 - 06:15
Main image: 

<p>"Çerçeve yasa" teklifi TBMM'ye sunuldu, 5 Ağustos 2026 / Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Terörsüz Türkiye sürecinde yeni eşik: Durum değişikliği, liderlik ve hukuki irade
copyright Independentturkish: 

Kısa haberler

Bursa'da iş yerinde çıkan yangın kontrol altına alındı

Bursa'nın merkez Osmangazi ilçesindeki bir iş yerinde çıkan yangın itfaiye ekiplerince kontrol altına alındı.

Küçükbalıklı Mahallesi Muhittin Kırcal Sokak'taki gıda toptan satış alanında faaliyet gösteren bir iş yerinde henüz bilinmeyen bir nedenle yangın çıktı. Rüzgarın etkisiyle yangın kısa sürede büyüdü.

Çevredekilerin ihbarı üzerine olay yerine çok sayıda polis, itfaiye ve sağlık ekibi sevk edildi.

Polis ekipleri çevrede güvenlik önlemi alırken itfaiye ekipleri yangına müdahale etti.

Ekiplerin yoğun uğraşları sonucu yangın yaklaşık 2 saatte kontrol altına alındı.

Sağlık ekipleri yoğun dumandan etkilenen itfaiye personeline müdahale etti.

Ekiplerin bölgedeki soğutma çalışması sürüyor.


ABD'nin North Carolina eyaletinde silahlı saldırı düzenlendi

ABD'nin North Carolina eyaletinde düzenlenen silahlı saldırıda çok sayıda kişinin hayatını kaybettiği veya yaralandığı bildirildi.

North Carolina Eyalet Soruşturma Bürosunun sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, eyaletin kuzeyindeki Caswell ilçesine bağlı Prospect Hill bölgesinde sabah saatlerinde silahlı saldırı meydana geldiği belirtildi.

Açıklamada, saldırının düzenlendiği bölgede silahla vurulmuş çok sayıda kişinin bulunduğu, Caswell İlçe Şerif Ofisinin olayla ilgili eyalet yetkililerinden destek talep ettiği aktarıldı.

Saldırıda çok sayıda kişinin yaşamını yitirdiği vurgulanan açıklamada, yaralananların da olduğuna işaret edildi.

Açıklamada, olaya ilişkin geniş çaplı soruşturma başlatıldığı kaydedildi.


Üsküdar'da bazı yollar trafiğe kapatılacak

Üsküdar'da 5-7 Ağustos tarihlerinde düzenlenecek etkinlik dolayısıyla bazı yollar trafiğe kapatılacak.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nden yapılan açıklamaya göre, Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü'nce bugün, yarın ve 7 Ağustos'ta Üsküdar'da gerçekleştirilecek etkinlik kapsamında kapanacak yollar ve alternatif güzergahlar belirlendi.

Çengelköy Caddesi'nin Kerime Hatun Camii Sokak kesişimi ile Kuleli Caddesi'nin Yamaçlı Sokak kesişimi arasında kalan tüm yollar ile Çengelköy Hamam Arkası Sokak ve Fıçı Sokak saat 23.00'ten program bitimine kadar araç trafiğine kapalı olacak.

Sürücüler, Kuleli Caddesi istikameti için Kerime Hatun Camii Sokak, Kemalettin Tuğcu Sokak, Hür Sokak, Meşrutiyet Sokak, Havacı Sokak, Albay Üçer Sokak ve Yamaçlı Sokak güzergahlarını kullanabilecek.

Beylerbeyi Caddesi istikametine gitmek isteyen sürücüler ise Yamaçlı, Albay Üçer, Havacı, Meşrutiyet, Şekip Ayhan Özışık ve Mor Salkım sokakları ile Yalnız Selvi, Kaldırım, Zübeyde Hanım, Prof. Dr. Beynun Akyavaş ve Güzeltepe caddelerine yönlendirilecek.

Independent Türkçe, Türkiye ve dünyadan güncel haberleri okurları için derledi
Perşembe, Ağustos 6, 2026 - 00:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: Independent Türkçe</p>

Type: 
SEO Title: 
Kısa haberler
copyright Independentturkish: 

Çatışmadan hukuka: Çerçeve Yasa

TBMM’ye sunulan "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi", Türkiye’nin yarım asırdır güvenlik ekseninde ele aldığı Kürt meselesinde yeni bir dönemi işaret ediyor. 12 maddelik bu çerçeve yasa, sorunu tek kalemde çözen sihirli bir metin değil; çatışmayı bitirmeyi yasal güvenceye bağlayan ve siyasi müzakerenin önünü açan ilk somut adım.

Kürt meselesi yüzyılı aşkın süredir devletin güvenlik politikalarının odağındaydı. İnkar, asimilasyon ve bastırma hamleleri askeri yöntemlerle sürdürüldü; zaman zaman masaya oturulsa da bu girişimler hiçbir zaman kalıcı bir hukuki zemine oturmadı. Meclis’e gelen kanun teklifi işte bu yüzden tarihsel bir eşik. Süreç ilk kez idari tasarruf veya bürokratik kararların ötesine geçerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin iradesiyle yasal bir statü kazanıyor.

Hukuki güvence ve siyasi meşruiyet

Yasanın en hayati tarafı, çatışmalı süreci doğrudan hukuk alanına çekmesi. Bu düzenleme, muhataplığın devlet tarafından parlamenter zeminde kabul edildiğinin açık göstergesi. Yürütme organı ve güvenlik bürokrasisinin tekelinden çıkan süreç, artık Meclis’in denetimi ve siyasi partilerin ortak sorumluluğunda yürüyecek bir yapıya bürünüyor.

Kısacası bu yasa çözümün kendisini değil, çözüme giden yolun hukuki çatısını inşa ediyor. Böylece sürecin, gelecekteki siyasi iklim değişikliklerinden veya dönemsel çalkantılardan etkilenmemesi için kurumsal bir zırh oluşturuluyor.

Kamuoyundaki yaygın yanılgı, bu metni Kürt meselesinin tüm boyutlarını halledecek nihai bir "barış yasası" gibi okumak. Oysa teklifin sınırı belli.

Yasa, öncelikle çatışmayı sonlandırmanın hukuki altyapısına odaklanıyor. Silah bırakacak kişilerin durumunu düzenlemek, sürecin meşruiyetini sağlamak ve müzakereye sınır çizmek temel amaç. Eşit yurttaşlık, anayasal güvence, yerel demokrasi, kültürel haklar ve demokratikleşme adımları ise bu ilk aşamanın ardından gelecek 2. ve 3. yasa paketlerinin konusu olacak. Dolayısıyla bu düzenleme bir sonuç değil, sürecin başlangıç fişeğidir.

Devlet açısından da tarihsel

Bu adımın en radikal boyutu, devletin pozisyonunda yaşanan değişimdir. Cumhuriyet tarihi boyunca sayısız Kürt isyanı sadece güvenlik politikalarıyla bastırıldı, mesele parlamenter müzakere zeminine hiç taşınmadı. İlk kez çatışmanın askeri yöntemlerle çözülemeyeceği kabul ediliyor ve siyasal müzakere esas alınıyor.

Burada "devlet kazandı"- “Kürt hareketi yenildi" ya da tersi gibi ifadelerle yüzeysel bir okuma yapmak doğru olmaz. Asıl mesele, güvenlik eksenli anlayışın tek başına sonuç vermediğinin görülmesidir. İki tarafın da mevcut yöntemin sürdürülemez olduğunu kabul ettiği ve çözümü siyasette aradığı yeni bir evredeyiz.

İlk etkiler nerede görülecek?

Yasa yürürlüğe girdiğinde ilk somut yansımayı cezaevlerinde göreceğiz. Sınır geçişleri ve silah bırakma başlıkları çokça konuşulsa da, öncelikli pratik sonuç binlerce tutuklu ve hükümlünün durumunu kapsayan hukuki düzenlemeler olacak.

Silahlı yapıların geleceği tek bir hamlede çözülecek bir konu değil; güven ortamına ve siyasi gelişmelere bağlı olarak aşama aşama ilerleyecek. Bu süreçte İmralı Adasına gidebilecek akademisyenler, gazeteciler ve yazarların dahil olacağı mekanizmaların kurulması, toplumsal rızanın ve güvenin inşasında kritik rol oynayacak.

Kamplaşmalara dikkat!

Barış süreçleri sadece devletle silahlı aktörler arasındaki teknik bir pazarlıktan ibaret değildir. Kalıcı bir sonuç için toplumun sürece dahil olması ve demokratik siyasetin inisiyatif alması şart.

Metin etrafındaki tartışmalar ise ne yazık ki hukuki içerikten ziyade siyasi kamplaşmalar üzerinden yürütülüyor. Bir taraf bunu "devletin teslimiyeti" olarak görürken, diğer taraf Kürtlerin taleplerinin görmezden gelindiğini savunuyor. Her iki yaklaşım da eksik. Çünkü bu düzenleme ne tek başına bir infaz yasasıdır ne de eksiksiz bir demokrasi paketidir. Esas işlevi, çatışmalı dönemi kapatıp siyasal müzakerenin önünü açmaktır.

Günün sonunda tartıştığımız şey sadece 12 maddelik bir kanun teklifi değil. Tartışılan; Türkiye’nin yüz yıllık güvenlik ezberini bozup siyasal müzakereyi esas alan yeni bir çağa adım atıp atamayacağıdır. Bu ilk adımın kalıcı bir başarıya ulaşması, arkasından gelecek demokratikleşme paketlerine, siyasi aktörlerin kuracağı dile ve taraflar arasında inşa edilecek güvene bağlı olacak.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Çerçeve yasa, Kürt meselesini çözen son metin değil; çözüm arayışını hukuki güvenceye bağlamayı hedefleyen ilk düzenleme. Teklifin yasalaşması halinde cezaevlerinden demokratikleşme tartışmalarına kadar birçok alanda yeni bir sürecin başlaması bekleniyor
Çarşamba, Ağustos 5, 2026 - 22:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: Independent Türkçe</p>

Type: 
SEO Title: 
Çatışmadan hukuka: Çerçeve Yasa
copyright Independentturkish: 

Erdoğan'dan 'çerçeve yasa' açıklaması: Hayırlara vesile olmasını diliyorum

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'ne ilişkin, "Türkiye'yi terör tehdidinden kalıcı olarak kurtarmayı, milli birlik ve beraberliğimizi perçinlemeyi, ülkemizde ve bölgemizde huzur iklimini güçlendirmeyi hedefleyen bu adımın hayırlara vesile olmasını diliyorum." ifadelerini kullandı.

Erdoğan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, şunları kaydetti:

Kapsamlı istişareler neticesinde hazırlanan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, aziz milletimizin çözüm iradesini yansıtan geniş bir mutabakatla bugün Gazi Meclis'imizin takdirine sunuldu. Türkiye'yi terör tehdidinden kalıcı olarak kurtarmayı, milli birlik ve beraberliğimizi perçinlemeyi, ülkemizde ve bölgemizde huzur iklimini güçlendirmeyi hedefleyen bu adımın hayırlara vesile olmasını diliyorum. Gerek kanun teklifinin tekemmül ettirilmesine gerekse sürecin başarıya ulaşmasına katkı veren başta Cumhur İttifakı ortağımız Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli olmak üzere siyasi parti gruplarımıza ve milletvekillerimize teşekkür ediyorum.

 

AA

rdoğan, sürece katkı sunan siyasi partilere ve milletvekillerine teşekkür etti
Çarşamba, Ağustos 5, 2026 - 19:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Erdoğan'dan 'çerçeve yasa' açıklaması: Hayırlara vesile olmasını diliyorum
copyright Independentturkish: 

Özgür Özel, çerçeve yasa teklifini değerlendirdi: Teklif metnini sır gibi saklayıp boş kağıtlara imza aldılar

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM Başkanlığı'na sunulan çerçeve yasa teklifine ilişkin olarak, teklif hazırlanırken ortak bir çalışma yürütülmemesini eleştirerek, "Siyasi yaklaşımımızda bir değişiklik yok, ancak usul ve üslup açısından son derece yanlış bir iş. Elbette milletvekilleri, parti grupları Meclis Komisyonu’nda metne katkı sağlayabilirler, eleştirilerini söyleyebilirler. Ancak teklif metnini sır gibi saklayıp boş kağıtlara imza alıp diğer siyasi partiye yolladıktan yarım saat sonra Meclis Başkanlığına teslim etmek meselenin ruhuna aykırı" dedi.

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM Başkanlığı'na sunulan çerçeve yasaya ilişkin YetkinReport'a yaptığı değerlendirmede, şunları kaydetti:

Bu kanun teklifi hazırlanırken bir ortak çalışma yürütülmedi. AK Parti kendi grubundan boş kâğıda imzaları topladı. Parti gruplarına bugün öğle saatlerinde kapalı zarf içinde yolladılar. Biz bunu çalışacağımız ilgili Meclis komisyonlarımızın başkanları ve Meclis’te oluşturulan Terörsüz Türkiye Komisyonu’na görevli olarak gönderdiğimiz arkadaşlardan oluşan heyet metni çoğaltıp önüne alıp toplantıya başlarken, onlar yarım saat içinde metni Meclis Başkanlığı’na teslim ettiler.

Siyasi yaklaşımımızda bir değişiklik yok, ancak usul ve üslup açısından son derece yanlış bir iş. Elbette milletvekilleri, parti grupları Meclis Komisyonu’nda metne katkı sağlayabilirler, eleştirilerini söyleyebilirler. Ancak teklif metnini sır gibi saklayıp boş kağıtlara imza alıp diğer siyasi partiye yolladıktan yarım saat sonra Meclis Başkanlığına teslim etmek meselenin ruhuna aykırı.

İçinde bulunduğumuz komisyon raporunun 6’ncı ve 7’nci kısımları vardı süreçle ilgili. Bu teklif 6’ncı kısımla ilgili. O zaman da söylemiştik; bu işlerin 6 ve 7’nin peşpeşe değil, iç içe yürümesi lazım. 6 Ceza Kanunuyla ilgili, 7 demokratikleşmeyle ilgili, Anayasa Mahkemesi, AİHM kararlarına uyulmasından kayyım uygulamasının sonlandırılmasına ve çok sayıda demokratik açılımın düzenlenmesine kadar. Bu konudaki hassasiyetimiz, şerhimiz devam ediyor. Bu kanunun yasalaşmasından sonra, silahların bırakıldığının teyit ve tespiti ile ilgili geçecek sürede mutlaka yedinci kısmın hızla hazırlanması için çalışılması gerekiyor.

Kürt sorununu çözmek altıncı kısımda tek başına yeterli değil. Kürtlerin sorunlarını çözmek ya da Türkiye’nin demokrasi sorununu çözmek altı ile olmaz. 6’ncı madde bir sürecin sonu, teknik bir gereklilik olabilir ama 7’nci madde demokratik bir sürecin başlangıcı, barışın başlangıcı, kardeşliğin başlangıcı, Kürtlerle Türklerin ortak geleceğinin birlikte güvenli bir şekilde yürümesinin başlangıcı olmalı. Ayrıca ceza hukukçusu arkadaşlarımızın ve hukukçu milletvekillerimizin kanun teklifi ile ilgili teknik eleştirileri de var, onları da ayrıca dile getireceğiz. Ama esas dikkat çekmek istediğimiz mesele, bugün çözmeye çalıştığımız sorunun kök sebeplerini, komisyon raporunun 7’nci kısmına yönelik cesur kararlı hızlı adımlar atarak çözebiliriz. Yoksa infaz düzenlemesi bazı sonuçları ortadan kaldırır ama sebebi ortadan kaldırmaz.

 

ANKA

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM Başkanlığı'na sunulan çerçeve yasa teklifine ilişkin olarak, teklif hazırlanırken ortak bir çalışma yürütülmemesini eleştirdi
Çarşamba, Ağustos 5, 2026 - 18:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
Özgür Özel, çerçeve yasa teklifini değerlendirdi: Teklif metnini sır gibi saklayıp boş kağıtlara imza aldılar
copyright Independentturkish: 

İYİ Parti'den Meclis Başkanlığına dilekçe: Yasalara ve Anayasa'ya aykırı olan bu yasayı gündeme almayın

İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez, "Başta Genel Başkanımız Sayın Dervişoğlu olmak üzere bütün parti kadrolarımızla dimdik bir duruş sergileyeceğiz. İlk aşama olarak bu yasa teklifi ile ilgili Meclis'e ve az önce bir talepte, bir müracaatta bulunduk ve bir dilekçe verdik. Bu yasa teklifini gündeme almayın dedik. Çünkü bu yasa teklifi 50 bin kişinin katili terör örgütünün elebaşını ve onun üyelerini, mensuplarını, teröristleri affetmeye dönük bu yasa teklifini meclis gündemine getiremezsiniz dedik. Çünkü bu ne yasaldır ne de anayasaldır" dedi.

İYİ Parti Meclis grubu, Çözüm süreci kapsamında TBMM'ye gelen ve Cumhur İttifakı milletvekillerinin  görmeden imzaladığı Çerçeve Yasa hakkında TBMM Başkanlığına dilekçe sunarak yasanın Meclis gündemine alınmamasını talep etti. Konuya ilişkin İYİ Parti Grup Başkanvekili ve Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez, şunları kaydetti:

Kök yasa dedikleri yasa teklifini meclise verdiler. Süreç başladı. İYİ Parti'nin tutumu son derece net. 'İhanetin zaman aşımı yoktur' diyoruz ve bu yasa teklifi ile getirilmek istenen her şeye kökten itiraz ediyoruz. Peki bu kök yasa ne ifade ediyor? 50 bin kişinin katili terör örgütü PKK'nın elebaşı diyor ki 'Cumhuriyetin kurulmasından daha önemlidir bizim için' diyor. 'Bu bir başlangıçtır' diyor.

"Terör örgütü üyelerinin siyaset yapmasına alan açacak teklife kökten itiraz ediyoruz"

Peki bu Kök yasa başlangıçsa gerisi ne olacak? Gövdesi gelecek. Dalları budakları gelecek. Yaprakları gelecek. Anayasa, Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu, İnfaz Yasaları, her şey değişecek. Talep bu. İstenen bu. Peki bu kök yasa dedikleri bu teklifle neyi amaçlıyorlar? Binlerce PKK'lı terörist affedilecek ve ne yazık ki milleti kandırıyorlar. 'Af değil' diyorlar. Apaçık aftır bu. Dağdakileri affedecekler. Cezaevindekileri affedecekler. 50 bin kişinin katilinin bulunduğu yere imkanlar, kolaylıklar tanıyacaklar. Ondan sonra da onunla ilgili af süreci başlayacak. Umut hakkı gelecek. Talep bu. Biz bu ülkenin bölünmesi için kurulmuş, arkasında emperyalistlerin olduğu bu alçak terör örgütünün üyelerin affedilmesi ile ilgili, onların salıverilmesi ile ilgili, onlara dokunulmazlık zırhı verilmesi ile ilgili, onların serbestçe siyaset yapması ile ilgili alan açacak bu yasa teklifine kökten itiraz ediyoruz. 

"Bu yasa teklifini gündeme almayın"

Başta Genel Başkanımız Sayın Dervişoğlu olmak üzere bütün parti kadrolarımızla dimdik bir duruş sergileyeceğiz. Ve bu duruşu milletimiz adına, aziz Türk milleti adına parlamentoda, sokaklarda ve meydanlarda devam ettireceğiz. Hiç kimsenin endişesi olmasın. Türk milleti sahipsiz değildir. İhanete asla geçit vermeyeceğiz. İlk aşama olarak bu yasa teklifi ile ilgili Meclis'e ve az önce bir talepte, bir müracaatta bulunduk ve bir dilekçe verdik, 'Bu yasa teklifini gündeme almayın' dedik. Çünkü bu yasa teklifi 50 bin kişinin katili terör örgütünün elebaşını ve onun üyelerini, mensuplarını, teröristleri affetmeye dönük bu yasa teklifini Meclis gündemine getiremezsiniz dedik. Çünkü bu ne yasaldır ne de anayasaldır. Anayasanın pek çok maddesine aykırı bir şekilde Meclis gündemine taşınan bu yasa teklifinin gündeme alınmaması için Meclis Başkanlığı'na bir dilekçe veriyoruz.

"İhanet sürecinin bir parçası olmayın"

İYİ Parti grubu olarak bir müracaatta bulunuyoruz. Milletin gözünden neyi kaçırıyorsunuz Allah aşkına? Partili milletvekillerinizi bir kurşun asker gibi görerek onlardan bile kaçırdınız. Onlardan bile sakladınız. Bir imza föyü imzalattırdınız. Onlar dahi görmediler bu ihanet süreci ile ilgili yasa teklifini. Ve şimdi, şimdi Meclis gündemine taşıyorsunuz. İlk adımımız bunun anayasal olmadığı gerçeğinden hareketle Meclis Başkanına bir dilekçe vermek ve hem onu hem de bütün sorumluları millet adına uyarmaktır. 'Yapmayın, Bu adımı atmayın, bu ihanet sürecinin bir parçası olmayın' diyoruz. Ve bütün milletimize diyoruz ki İYİ Parti olarak biz aziz milletimizin talep ve tavsiyeleri doğrultusunda, beklentileri doğrultusunda mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz ve bir kez daha altını çizerek ifade ediyoruz ki ihanetin zaman aşımı yoktur.

 

ANKA

İYİ Parti Meclis grubu, Çözüm süreci kapsamında TBMM'ye gelen ve Cumhur İttifakı milletvekillerinin görmeden imzaladığı Çerçeve Yasa hakkında TBMM Başkanlığına dilekçe sunarak yasanın Meclis gündemine alınmamasını talep etti
Çarşamba, Ağustos 5, 2026 - 18:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
İYİ Parti'den Meclis Başkanlığına dilekçe: Yasalara ve Anayasa'ya aykırı olan bu yasayı gündeme almayın
copyright Independentturkish: 

TBMM Adalet Komisyonu Çerçeve Yasa için 7 Ağustos'ta toplanacak

TBMM Adalet Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel, "Terörsüz Türkiye" süreci kapsamında hazırlanan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin komisyon görüşmelerine 7 Ağustos Cuma günü başlanacağını bildirdi.

Yüksel, teklifteki düzenlemelere ve komisyon sürecine ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulundu.

Terörsüz Türkiye hedefi doğrultusunda TBMM'de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun da üyesi olan Yüksel, komisyonun ilk toplantısını 5 Ağustos 2025'te yaptığını, bu sürecin ardından bir yıl sonra komisyon raporu doğrultusunda hazırlanan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin TBMM Başkanlığına sunulduğunu hatırlattı.

Teklifin sunulmasıyla yeni ve somut bir aşamaya ulaşıldığının altını çizen Yüksel, kanun teklifinin, milli dayanışmayı güçlendirme, toplumsal bütünleşmeyi kalıcı hale getirme ve Türkiye Yüzyılı hedeflerine daha güçlü adımlarla ilerleme iradesinin önemli bir tezahürü olduğunu belirtti. Yüksel, şöyle devam etti:

Meclisimiz bu teklifle birlikte yasama tarihimizin en önemli ve en kritik kanun tekliflerinden birini görüşecektir. Çünkü bu teklif, milletimizin 40 yılı aşkın süredir kanayan yarasını hukukun şifalı eliyle sarma iradesinin somut bir tezahürüdür. Güvenlik politikalarıyla sağlanan kazanımların, hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde kalıcı toplumsal barışa dönüştürülmesi hedeflenmektedir. Terör, uzun yıllar boyunca milletimizin huzuruna kastetmiş, binlerce ailemizin yüreğinde derin acılar bırakmış, ekonomik kalkınmamıza zarar vermiş, sosyal hayatımızı olumsuz etkilemiş ve ülkemizin enerjisinin önemli bir bölümünü tüketmiştir. Terör yalnızca can kayıplarına neden olan bir güvenlik sorunu değil, aynı zamanda milletimizin ortak geleceğinin önünde duran ağır bir pranga olmuştur. Türkiye, bu prangayı kırabilecek güce, kararlılığa ve devlet tecrübesine sahiptir.

"Terörden tamamen arındırılmış bir Türkiye, daha güçlü bir ekonomi, daha fazla yatırım, daha yüksek refah, daha sağlam bir toplumsal huzur ve uluslararası alanda daha etkin bir Türkiye anlamına gelmektedir." diyen Yüksel, Terörsüz Türkiye hedefinin aynı zamanda "Terörsüz Bölge" idealinin de en güçlü teminatları arasında yer aldığına dikkati çekti.

"Terörün gölgesinden tamamen kurtulmuş bir Türkiye, enerjisini çatışmaya değil üretime yönelten güçlü bir Türkiye demektir"

Yaşanan süreçlere kolay gelinmediğine işaret eden Yüksel, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun siyasi zemini ve toplumsal mutabakatı inşa ettiğini, şimdi de hukuki çerçeveyi inşa etme görevinin Adalet Komisyonunda olduğunu söyledi. Yüksel, şöyle konuştu:

Bugün Terörsüz Türkiye hedefi, yalnızca güvenlik politikalarının ulaştığı bir aşamayı ifade etmemektedir. Bu hedef, milletimizin bin yıllık kardeşliğini daha da sağlamlaştırmayı, ortak geleceğe olan inancını güçlendirmeyi ve Türkiye Yüzyılı vizyonunun en önemli yapı taşlarından birini hayata geçirmeyi ifade etmektedir. Bu teklifin ruhunda bin yıldır Malazgirt'te, Çanakkale'de, Milli Mücadele'de aynı safta duran Türk'ün ve Kürt'ün kardeşliği vardır. Bu ruh, ortak tarihimizin, ortak kaderimizin ve ortak geleceğimizin hukuk diliyle yeniden tahkim edilmesidir. Terörün gölgesinden tamamen kurtulmuş bir Türkiye, enerjisini çatışmaya değil üretime, ayrışmaya değil kardeşliğe, belirsizliğe değil kalkınmaya yönelten güçlü bir Türkiye demektir. Bu anlayış, yalnızca bugünün meselelerini çözmeyi değil, gelecek nesillere daha huzurlu, daha güvenli ve daha müreffeh bir ülke bırakmayı hedeflemektedir.

Teklifin bir af düzenlemesi olmadığını vurgulayan Yüksel, teklifin aynı zamanda kişiye özgü düzenleme de içermediğini belirtti.

Yüksel, "Teklifte öngörülen mekanizmaların işletilebilmesi, PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete'de yayımlanmasına bağlıdır. Edirne'den Hakkari'ye kadar yükselen ortak ses şudur: Evlatlarımız değil, silahlar toprağa gömülsün. TBMM olarak yazacağımız her madde, kuracağımız her cümle ve ortaya koyacağımız her düzenleme, işte bu ortak dileğin hukuk diliyle ifadesi olacaktır." şeklinde konuştu.

Sürecin şekillenmesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ortaya koyduğu güçlü liderliğin, stratejik vizyonun ve kararlı devlet iradesinin belirleyici olduğunu dile getiren Yüksel, Terörsüz Türkiye vizyonunun, Türkiye Yüzyılı'nın inşasına ışık tutan güçlü bir devlet perspektifi ortaya koyduğunu vurguladı. Yüksel, şunları kaydetti:

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin milli birlik ve kardeşlik hukukunu esas alan yapıcı yaklaşımı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş'un sürecin Gazi Meclisimiz çatısı altında uzlaşmacı, katılımcı ve demokratik bir anlayışla yürütülmesine yönelik katkıları da bu tarihi yürüyüşün kurumsal zeminini önemli ölçüde güçlendirmiştir. Komisyonumuz, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'ni 7 Ağustos Cuma günü saat 15.30'da görüşmeye başlayacaktır.

 

AA

TBMM Adalet Komisyonu, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'ni 7 Ağustos Cuma günü saat 15.30'da gündemine alacak
Çarşamba, Ağustos 5, 2026 - 18:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
TBMM Adalet Komisyonu Çerçeve Yasa için 7 Ağustos'ta toplanacak
copyright Independentturkish: 

Erdoğan, FETÖ'nün suikast timindeki Burkay Karatepe'den şikayetçi oldu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın avukatı Hüseyin Aydın, 15 Temmuz darbe girişiminde Erdoğan'a yönelik Marmaris'te gerçekleştirilen suikast teşebbüsüne katılan ve 10 yıldır kırmızı bültenle aranırken yakalanan FETÖ üyesi Burkay Karatepe ve kendisine yardım eden kişiler hakkındaki şikayet dilekçesini Muğla Cumhuriyet Başsavcılığına sundu.

Dilekçede, Karatepe ile firari olduğu dönemde kendisine yardım eden kişiler hakkında "Cumhurbaşkanına suikast", "Anayasayı ihlal", "devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak", "terör örgütüne üye olmak" ve "suçluyu kayırma" suçlarından soruşturma yapılarak kamu davası açılması istendi.

Şikayet dilekçesinde, FETÖ mensupları tarafından gerçekleştirilen darbe girişiminin bir parçası olarak, suç tarihinde Marmaris'te bulunan Erdoğan'a yönelik olarak Karatepe'nin de içinde bulunduğu bir grup tarafından askeri operasyon yapıldığı hatırlatıldı.

Karatepe'nin, örgüt elebaşı Fetullah Gülen'in talimatları doğrultusunda seçilmiş ilk cumhurbaşkanı olan ve Anayasa'ya göre devletin ve milletin birliğini temsil eden Erdoğan'ın varlığını ortadan kaldırmaya teşebbüs ettiği vurgulanan açıklamada, şu ifadeler yer aldı:

"Şüphelinin bu şekilde sadece cumhurbaşkanına suikast ve anayasayı ihlal suçunu değil, aynı zamanda iştirak ettiği eylemler nedeniyle ülkenin genelinde bir kaos ve karışıklık çıkarmak suretiyle devletin bağımsızlığını zayıflatmayı ve devletin birliğini bozmayı hedeflediği de açıktır. Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Türk milletinin birliğini temsil eden Sayın Cumhurbaşkanımız, hem şahsına yönelen eylemleri nedeniyle hem de Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milletinin birliğine yönelen eylemleri nedeniyle şüpheliden şikayetçi olduğu gibi eylem tarihinden bugüne kadar geçen 10 yıllık süre zarfında şüphelinin yakalanmasına mani olmak için yer temin eden ve yardım eden kişilerden de şikayetçidir."

 

AA

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Temmuz'da Marmaris'teki suikast girişiminde görev alan FETÖ mensubu Burkay Karatepe hakkında avukatı aracılığıyla Muğla Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulundu
Çarşamba, Ağustos 5, 2026 - 18:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Erdoğan, FETÖ'nün suikast timindeki Burkay Karatepe'den şikayetçi oldu
copyright Independentturkish: 

Salah transferinin dayanılmaz hafifliği

Mevcut kalitesine ve başarı düzeyine bakıldığında dünya futbolunun ileri noktalarında olmayan Türk futbolu, konu transfer olunca bu konumundan sıyrılarak hızla yukarılara doğru yükseliyor.

Dünya futbolunun en önemli yıldızlarıyla yapılan dolgun kontratlar her yaz mevsiminde sadece ülke gündemini değil, dünya spor kamuoyunun da dikkatini çekiyor.

Örneğin Muhammed Salah'ın Türkiye'ye olan transferi Avrupa spor medyasında manşetlerde yer almış durumda! Takımlardan bağımsız olarak ülke futbolunun transferde geldiği yer dikkat çekici.

The Sun'ın Salah transferini "Türkiye kazandı!" şeklinde duyurduğunu belirtirsek, oyuncu almada gelinen kümülatif seviye daha iyi anlaşılır.

Başlıkta atıfta bulunduğum Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği'nde ünlü yazar Milan Kundera, Çek Baharı'na atıfta bulunurken karakterlerin bireyselleşme sürecini etkileyici bir dille anlatır. Sabina, ruh ve beden bütünlüğünü tamamlamış biri olarak eski ailesi ve arkadaşlarının olmadığı bir hissiyatta varoluşun dayanılmaz hafifliğini yakalamıştır.

Kuşkusuz Kundera, eserinin bir spor, bir transfer yazısında kullanılacağını hiç mi hiç tahmin edemezdi. Ancak geçici günlük başarılar, popülizm, coşkuyla başlayan birçok yıldız transferinde sürecin sonunda düşülen boşluk bana bu romanda varılan psikolojiyi öylesine çağrıştırıyor ki! Salah transferinde de böyle bir risk var!

Her şeye rağmen Trabzonspor'un böyle bir transfere ihtiyacı vardı. Bir imparatorluğa başkentlik yapmış ve büyük bir kadim kültüre sahip olan kent, 20'nci yüzyıl başlarında tanıştığı futbolda yerel lig kurmayı başarmış, hatta Anadolu'daki ilk futbol kitabına öncülük etmiş bir yer. 1970'lerde yükseldiği bugünün Süper Lig'inde Anadolu ihtilalinin öncüsü olmuş, İstanbul'a başkaldırının en önemli sembolü konumunda kendine sürekli yer etmiş.

Endüstrileşen ve kapitalizmin iştah açıcı ama korkunç kollarına her geçen gün daha da teslim olan ülke futbolunda Trabzonspor, başta ekonomik sebeplerden ötürü geride kaldı, uzun süre şampiyon da olamadı. Güçle baş edebilmenin ve büyük camia olgusunu diri tutmanın bir sonucu olarak da bordo-mavili ekip de bu yola koyuldu ve dünyanın bu yaz dönemindeki, belki de kıta Avrupası'ndaki en önemli transferini gerçekleştirdi.

Üstelik Salah'ın bu yaz mevsimindeki transfer serüveninde bir başka Türk takımı Beşiktaş da -bir süreliğine- vardı. Maddi disipline öncelik vermesiyle tanınan Başkan Ertuğrul Doğan da transfer sürecini ustalıkla yürüttü. Buldukları genç oyuncuları bir sezon sonra 5-6 kat fiyatla satarak belli bir ekonomik ferahlık sağlanmasında takımın şu anki teknik direktörü ve takımla, camiayla genetik uyumu yüzde 100 derecesinde olan Fatih Tekke'nin de azımsanmayacak rolü var.

Muhammed Salah transferi sadece bir futbol takımının 11'ine monte edilmiş bir öğe değil! Dünyanın en tanınmış Müslüman oyuncusu, Arap ve Ortadoğu turizminin gözde merkezlerinden birine transfer oldu ve kuşkusuz bu turizm skalasını daha da yukarı çekecektir. Salah'ın transfer haberinin ardından birkaç saat içinde kulübün 10 bine yakın kombine sattığı ve on binlerce maç giriş kartının yenilendiği söyleniyor ki Trabzonspor'un kombine satışları oldukça düşük seviyedeydi.

Esas tablonun Salah formalarının satışa çıkmasıyla ortaya çıkacağı da aşikâr! Simon Kuper'in artık kült özelliği taşıyan "Futbol, Sadece Futbol Değildir" kitabındaki içerikler gibi Mısırlı oyuncunun transferi, saha dışındaki öğeler açısından da önemli özellikler barındırıyor. Böyle bir isim için kolay bulunabilecek sponsorlar da onunla birlikte marka değerlerini ve tanınırlıklarını küresel boyutta daha da büyüteceklerdir.

Bulunduğu kentten daha fazla etki alanına sahip bir takımın ülke ve dünya geneline yayılmış taraftarları için Salah ismi, güç ve paranın her geçen gün etkisini artırdığı bir arenada özgüven, meydan okuma ve mutluluk kaynağı olarak bordo-mavililerin öncü argümanı olacak!

Hele de her şeyin dijitalleştiği çağda üç İstanbul takımının toplamından çok çok daha fazla takipçisi olan bir oyuncuyu (üçlünün Instagram takipçi sayısının toplamı 40 milyona ulaşmazken Salah'ın 68 milyona yakın takipçisi var) sezon boyunca tüm dünyanın da takip edeceğini düşünürsek, Salah'ın ülkedeki varlığının Karadeniz ekibi ve ülke futboluna olumlu etkisi yadsınmaz bir gerçeği ifade edecektir.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Cafer Erdoğan Independent Türkçe için yazdı
Çarşamba, Ağustos 5, 2026 - 17:45
Main image: 

<p>Trabzonspor'un anlaşmaya vardığı Mısırlı yıldız futbolcu Mohamed Salah, İstanbul'a geldi. Bordo-mavili taraftarların yoğun ilgi gösterdiği Salah, kendisini karşılayan taraftarlara üçlü çektirdi /&nbsp;Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Salah transferinin dayanılmaz hafifliği
copyright Independentturkish: 

10 soruda "çerçeve yasa" teklifi

Kamuoyunda çerçeve yasa teklifi olarak bilinen 12 maddelik Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler ile DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğuları ve Tuncer Bakırhan'ın da aralarında bulunduğu 360'a yakın milletvekilinin imzasıyla TBMM Başkanlığı'na sunuldu. Teklife göre, PKK/KCK'nın silah bırakmasının güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi ve Milli Güvenlik Kurulu tarafından teyit edilmesi gerekecek. Teklif, örgüt üyeliği, yardım ve propaganda suçları ile örgüt faaliyeti kapsamında işlenen bazı suçlar için soruşturma, kovuşturma ve ceza infazlarının ertelenmesini öngörüyor. Kasten öldürme suçu ile 1 Haziran 2005'ten önce işlenen müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet gerektiren suçlar ise kapsam dışında bırakılıyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

İşte 10 soruda teklifin öne çıkan hükümleri: 

1- Teklife göre, düzenlemenin öncelikli şartı ne? 

PKK/KCK'nın ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararı’nın Resmi Gazete’de yayımlanması gerekecek. 

2- Kanun hükümleri kimleri kapsayacak? 

Kanun hükümleri, “PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen 7 Şubat 2013 tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda düzenlenen suçları” kapsayacak.

3- Suçlar kaç yıl süreyle ertelenecek? 

Bu kapsama giren ve üst sınırı 15 yıl veya daha az cezayı gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar 5 yıl, 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar 10 yıl süreyle ertelenecek. Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete’de yayımlanmasından önce işlenmiş olup da kanun kapsamına giren suçlardan dolayı bu tarihten sonra başlatılacak soruşturmaların yapılması, Kurulun iznine bağlı olacak.

4- Hangi suçlar kapsam dışında tutuldu? 

Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar kapsam dışında tutulacak. İnfaz hakimi tarafından verilen erteleme kararlarına karşı itiraz edilebilecek.

5- Erteleme kararı hangi koşullarda kalkacak? 

Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, erteleme kararı kaldırılarak cezanın infazının devamına karar verilecek. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde verilen ceza infaz edilmiş sayılacak.

6 - Kanunun uygulanmasının takibini kim yürütecek? 

Bu Kanun kapsamındaki faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesi; Kanunun Resmi Gazete'de yayımlanmasını müteakiben, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden müteşekkil Kurul tarafından yapılacak. TBMM Başkanlığınca bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere İzleme Komisyonu kurulacak. 

7- Örgüt mensuplarının getirdikleri silahlar ne olacak? 

Örgüt mensuplarının beraberinde getirdikleri yahut beyan ettikleri silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzeme kayıt altına alınacak. 

8- Kanundan yararlanmak isteyen örgüt mensupları nereye başvuracak? 

Kanun hükümleri, 1. maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararı’nın Resmi Gazete’de yayımlanmasını müteakiben 6 ay içinde bu Kanun hükümlerinden yararlanmak istediğini bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara yazılı olarak bildirenlere uygulanacak.

9- Kanunun uygulamasında görev alanlara sorumluluk doğacak mı? 

Bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukuki, idari veya cezai sorumluluğu doğmayacak.

10- Teklifi kimler imzaladı? 

Teklifi, AK Parti ve MHP’nin yanı sıra DEM Parti, HÜDA PAR, CHP, Yeni Yol milletvekilleri ve bağımsız milletvekilleri imzaladı.

 

Independent Türkçe, ANKA

TBMM'ye sunulan teklife göre, PKK/KCK'nın silah bırakması güvenlik kurumlarınca tespit edilip MGK tarafından teyit edilecek. Düzenleme bazı örgüt suçlarında erteleme öngörürken, kasten öldürme ve ağır suçları kapsam dışında bırakıyor
Çarşamba, Ağustos 5, 2026 - 17:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AI</p>

related nodes: 
"Çerçeve yasa" teklifi TBMM'ye sunuldu
"Çerçeve yasa" teklifinin maddeleri ortaya çıktı: Öcalan ve 2005 öncesi suçlar kapsam dışında
Type: 
SEO Title: 
10 soruda "çerçeve yasa" teklifi
copyright Independentturkish: 

Kısa haberler

İzmir'de ormanlık alanda çıkan yangına müdahale ediliyor

İzmir'in Bornova ilçesinde çıkan orman yangınına ekiplerin müdahalesi devam ediyor.

Alınan bilgiye göre, dün akşam saatlerinde Eğridere Mahallesi'ndeki ormanlık alanda henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı.

İhbar üzerine bölgeye İzmir Orman Bölge Müdürlüğüne ait 17 arazöz, 1 dozer, itfaiye ve AFAD ekipleri sevk edildi.

Rüzgarın da etkisiyle ilerleyen yangını kontrol altına alma çalışmaları sürüyor.

Independent Türkçe, Türkiye ve dünyadan güncel haberleri okurları için derledi
Perşembe, Temmuz 30, 2026 - 00:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Kısa haberler
copyright Independentturkish: 

Bakan Fidan, Hamas Siyasi Büro Başkanı Hayye ve beraberindeki heyeti kabul etti

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Hamas Siyasi Büro Başkanı Halil el-Hayye ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede Gazze ve Batı Şeria'daki son durum, Filistinliler arası uzlaşı süreci ve bölgesel gelişmeler ele alındı.

Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre Fidan, yeni seçildiği görev dolayısıyla Hayye'yi tebrik ederek başarı dileklerini iletti.

Hayye, görüşmede Gazze ve Batı Şeria'daki son duruma ilişkin bilgi vererek, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümetinin yasa dışı yerleşim faaliyetlerini ve Kudüs'teki kutsal mekanlara yönelik saldırılarını artırdığına dikkat çekti.

Hamas'ın barış müzakerelerinde yapıcı tutumunu sürdürdüğünü belirten Hayye, Filistinliler arasındaki uzlaşı sürecine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.

Bakan Fidan ise Türkiye'nin Filistin halkının haklı davasını her platformda güçlü şekilde desteklemeyi sürdüreceğini vurguladı.

Fidan, Netanyahu hükümetinin Gazze ve Batı Şeria'da işlediği suçlar ile kutsal mekanlara yönelik saldırılarının uluslararası toplumun gündeminde tutulması için Türkiye'nin yoğun çaba gösterdiğini belirterek, Gazze'ye daha fazla insani yardım ulaştırılması amacıyla girişimlerini sürdüreceklerini ifade etti.

Bakan Fidan ayrıca, Türkiye'nin Gazze'de barış sürecini desteklemeye devam edeceğini ve bu süreçte Hamas'ın üstlendiği rolü takdirle karşıladığını dile getirdi.

Görüşmede ayrıca bölgesel gelişmeler hakkında da görüş alışverişinde bulunuldu.

AA

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Hamas Siyasi Büro Başkanlığına seçilen Halil el-Hayye ve beraberindeki Hamas heyetini kabul etti
Çarşamba, Temmuz 29, 2026 - 23:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Bakan Fidan, Hamas Siyasi Büro Başkanı Hayye ve beraberindeki heyeti kabul etti
copyright Independentturkish: 

İzmir'de Kemalpaşa, Gaziemir, Konak, Karaburun belediye başkanları ile Güzelbahçe Belediye Başkan Vekili CHP'den istifa etti

İzmir’in Kemalpaşa, Güzelbahçe, Gaziemir, Konak ve Karaburun ilçelerinde Cumhuriyet Halk Partili (CHP) belediye başkanları, belediye meclis üyeleri ve parti yöneticileri, düzenledikleri açıklamalarla CHP’den istifa ederek Yeni Parti’ye katıldıklarını duyurdu.

İstifa açıklamalarında demokrasi, hukuk, sosyal adalet, liyakat ve halk hizmeti vurgusu yapan belediye başkanları, yeni siyasi oluşum içerisinde mücadelelerini sürdüreceklerini ifade etti.

Kemalpaşa’da CHP İlçe Başkanı, Belediye Başkanı ve parti yönetimi istifa etti

Kemalpaşa’da CHP İlçe Başkanı Ahmet Yılmaz, Belediye Başkanı Mehmet Türkmen, belediye meclis üyeleri, ilçe yönetimi, gençlik kolları ve kadın kolları yönetimleri CHP’den istifa ederek Yeni Parti’ye geçtiklerini açıkladı.

Kemalpaşa Belediye Başkanı Mehmet Türkmen, yaptığı açıklamada 2024 yerel seçimlerinde elde edilen başarının halkın değişim talebini ortaya koyduğunu belirterek, bu süreçte kendilerine yönelik baskıların arttığını savundu.

Türkmen, "İlçemizde birlikte büyük mücadeleler vererek önemli bir seçim başarısı elde ettik. Bu süreçte emek veren herkese teşekkür ediyorum. 2024 yerel seçimlerindeki başarı, halkın değişim isteğini açıkça ortaya koymaktadır" ifadelerini kullandı.

Yeni siyasi süreçte birlik ve beraberlik içerisinde hareket edeceklerini belirten Türkmen, hedeflerinin demokrasi, adalet ve özgürlüğü güçlendirmek olduğunu söyledi.

Güzelbahçe’de belediye başkan vekili ve 10 meclis üyesi CHP’den ayrıldı

Güzelbahçe Belediye Başkan Vekili Ayşe Akın, 10 belediye meclis üyesi, önceki dönem CHP yöneticileri ve çok sayıda parti üyesi, düzenlenen basın açıklamasıyla CHP’den istifa ederek Yeni Parti’ye katıldıklarını duyurdu.

Açıklamayı okuyan Ayşe Akın, kararın geçmişe yönelik bir kopuş olmadığını belirterek, yeni bir siyasi anlayışla yola devam edeceklerini ifade etti.

Akın, "Siyasette bazen yollar değişebilir. Ama değişmemesi gereken tek şey; halka hizmet etme anlayışımız, dürüstlüğümüz ve vicdanımızdır" dedi.

Yeni dönemde demokrasi, laik Cumhuriyet ve adalet anlayışı doğrultusunda mücadele edeceklerini belirten Akın, "Biz umudu büyütmeye geldik" ifadelerini kullandı.

Güzelbahçe’de Ayşe Akın ile birlikte Altan İnanç, Çağlayan Bilgen, Ezgi Naz Soysal, Keramettin Yüksel, Ali Dönmez, Erkin Kalan, Ali Turan, Osman Kaçmaz, Mahmut Can Doğan ve Işık Güneşdoğdu CHP’den istifa ederek Yeni Parti’ye katıldı.

Gaziemir Belediye Başkanı Işık: Yeni oluşum içerisinde mücadelemi sürdüreceğim

Gaziemir Belediye Başkanı Ünal Işık da CHP’den istifa ettiğini açıklayarak Yeni Parti’ye katılacağını duyurdu.

Işık, açıklamasında CHP’nin Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisi olduğunu belirterek, parti içerisinde görev yapan tüm yol arkadaşlarına teşekkür etti.

Son dönemde yaşanan hukuki süreçlerin ve siyasi gelişmelerin yeni bir değerlendirme yapmayı zorunlu hale getirdiğini ifade eden Işık, "Mevcut siyasi atmosferin ülkemizin ihtiyaç duyduğu güçlü muhalefet anlayışını zayıflattığını, yeni bir siyasal zeminde milletimize daha fazla katkı sunabileceğimi değerlendirerek yeni oluşum içerisinde mücadelemi sürdürme kararı aldım" dedi.

Kararının CHP’nin tarihine veya değerlerine karşı olmadığını belirten Işık, demokrasi, hukuk devleti, laik Cumhuriyet, sosyal adalet ve liyakat ilkelerini farklı bir siyasi zeminde savunmaya devam edeceğini söyledi.

Konak Belediye Başkanı Mutlu: Yeni Parti çatısı altında mücadelemizi sürdüreceğiz

Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu da CHP’den istifa ederek Yeni Parti’ye katılacağını açıkladı.

Mutlu, kararının makam ve unvanlarla ilgili olmadığını belirterek, halk için daha iyi hizmet üretme sorumluluğuyla yeni bir yola çıktığını ifade etti.

Açıklamasında Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve devrimlerine vurgu yapan Mutlu, "Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in öncülüğünde kurulan Yeni Parti çatısı altında mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz" dedi.

Mutlu, CHP çatısı altında birlikte çalıştığı yol arkadaşlarına teşekkür ederek, yeni dönemde de şeffaflık ve sorumluluk anlayışıyla çalışmalarına devam edeceğini belirtti.

Öte yandan Konak’ta CHP’li 19 belediye meclis üyesinin de önümüzdeki günlerde Yeni Parti’ye katılmak üzere istifa edeceği öğrenildi.

Karaburun Belediye Başkanı Erdoğan ve CHP’li meclis üyeleri de istifa etti

Karaburun Belediye Başkanı İlkay Girgin Erdoğan da CHP’den istifa ettiğini açıkladı.

Erdoğan, yaptığı yazılı açıklamada siyaseti hiçbir zaman makam ve unvan olarak görmediğini, halk hizmeti ve Cumhuriyet değerlerine sahip çıkma sorumluluğuyla hareket ettiğini belirtti.

CHP’de yıllardır sürdürdükleri mücadelenin son gelişmelerin ardından yeni bir değerlendirme yapmayı gerektirdiğini ifade eden Erdoğan, kendisi ve CHP’li belediye meclis üyelerinin parti üyeliklerinden ayrılma kararı aldığını duyurdu.

Erdoğan, "Bu süreç; ne geçmişimize sırt çevirmek ne de bugüne kadar birlikte yol yürüdüğümüz insanlara duyduğumuz saygıyı azaltmak anlamına gelmektedir. Aynı inançla, aynı sorumluluk bilinciyle yolumuza devam etme kararlılığımızın bir ifadesidir" dedi.

Karaburun Belediye Başkanı Erdoğan, önceliklerinin Cumhuriyet değerleri ve Karaburun olduğunu belirterek, alınan kararın geleceğe duyulan umudun bir adımı olduğunu ifade etti.

İzmir’deki istifaların ardından Kemalpaşa, Güzelbahçe, Gaziemir, Konak ve Karaburun ilçelerinde çok sayıda belediye yöneticisi ve CHP’li isim Yeni Parti saflarına katılmış oldu.

 AA

İzmir'de CHP'li bazı belediye başkanları, meclis üyeleri ve ilçe örgütlerinden çok sayıda isim istifa ederek Yeni Parti'ye katıldıklarını açıkladı
Çarşamba, Temmuz 29, 2026 - 22:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
İzmir'de Kemalpaşa, Gaziemir, Konak, Karaburun belediye başkanları ile Güzelbahçe Belediye Başkan Vekili CHP'den istifa etti
copyright Independentturkish: 

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Yeni yasal düzenleme önümüzdeki günlerde TBMM'nin takdirine sunulacak

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kabine Toplantısı'ndan sonra yaptığı açıklamada, "Önümüzdeki günlerde bir süredir üzerinde çalıştığımız yasal düzenlemeyi Gazi Meclisimizin takdirine sunacağız. Cumhur İttifakı olarak çeşitli zorluklara rağmen tam bir dayanışma içinde yürüttüğümüz bu önemli süreci, milli meseleleri şahsi çıkarlarının önüne koyan siyasi partilerimizin de desteğiyle inşallah hedefine ulaştıracağız" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı'nda Kabine Toplantısı'na başkanlık etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, toplantı sonrasında basın açıklaması yaptı. Erdoğan, "Türkiye'ye hizmet mücadelemizi yoğun bir mesai ile sürdürüyoruz. Türkiye'nin müreffeh geleceğini inşa etmek için durmadan, dinlenmeden bütün kurumlarımızla bütün imkanlarımızla çalışıyoruz" dedi.

"Siyasi rakiplerimiz, kimin figüran olduğunu tartışsın; biz küresel siyasetin baş aktörü haline gelmeye çalışıyoruz"

Erdoğan, şu ifadeleri kullandı.

"Siyasi rakiplerimiz kimin figüran, kimin işbirlikçi olduğunu tartışa dursun biz kadro olarak uyum ve adanmışlıkla küresel siyasetin baş aktörü haline gelmeye çalışıyoruz. Yaşadığımız her Hadise siyaset sahnesinde şahit olduğumuz her tartışma milletimizin verilmiş sadakasının olduğunu bizlere tekrar gösteriyor.

Bilhassa 14-28 Mayıs seçimlerinde insanımızın engin feraseti sayesinde ülkemizin nasıl bir varita atlattığı bugünlerde çok daha net anlaşılıyor. Tecrübeli, uyumlu, liyakatli ve dirayetli kadroların yönetiminde Türkiye'nin aydınlık hedeflerine doğru yaptığı yolculuk hız kesmeden devam ediyor.

"Milletimizin umutlarının da bizimle olduğunun idrakindeyiz"

Milletimizin sadece duasının ve desteğinin değil, umutlarının da bizimle olduğunun idrakındayız. Şahsımıza, iktidarımıza ve ittifakımıza yönelik bu güveni asla boşa çıkarmayacağız. Şunu tüm vatandaşlarımızın çok iyi bilmesini temenni ederim: Bizim için insan; siyasetimizin de, icraatımızın da özüdür. Bizim için en büyük makam, millete hizmetkarlık makamıdır. Ne yapıyorsak insanımızı rahat ettirmek, mutlu etmek için yapıyoruz.

Umutsuzluğa kapılmadan, popülizme meyletmeden; başta hayat pahalılığı olmak üzere dönemsel sorunların üzerine ciddiyetle giderek, hepsinden önemlisi kendi insanımıza, kendi potansiyelimize güvenerek yolumuzda kararlılıkla ilerleyeceğiz.

Kabinemizin 69'uncu toplantısını az önce tamamladık. Toplantımızda ekonomiden dış politikaya, enerjiden terörsüz Türkiye sürecine kadar bir çok başlığı etraflıca ele aldık. Dış politikada kapsamlı bir ufuk turu yaparken enerjide Türkiye'yi merkez ülke yapma stratejimizi değerlendirdik.

"İsrail'in politikaları, bölgemizdeki sorunların ana kaynağıdır"

Türkiye'nin merkezinde yer aldığı coğrafya son yılların en sancılı günlerini yaşıyor. Israel'in savaş bağımlısı mevcut yönetimi tahrik ve tertipleriyle bölgemizi istikrarsızlığa sürüklemeye devam ediyor.

İsrail, bu bölgede temel insan haklarını hiçe sayarak, uluslararası hukuku ayaklarının altına alarak Filistin topraklarını adım adım işgal ediyor. İsrail'in işgalleri, İsrail'in hukuksuz yerleşimleri, İsrail'in Gazze'de yaptığı gibi Batı Şeria'da da Filistinlilere karşı uyguladığı göç ettirme, yıldırma, sindirme politikası bölgemizdeki sorunların ana kaynağıdır.

Bu saldırganlığın faturasını sadece Filistinli kardeşlerimiz, sadece kardeş Lübnan halkı değil; farklı inanç kesimleriyle bölgenin tamamı ödemektedir. Bölgemizdeki çatışmalar sebebiyle küresel petrol arzında tarihin en büyük şoklarından biri yaşanmaktadır. Yalnızca petrol değil; maalesef küresel piyasalarda doğalgazdan gübreye, dizelden petrokimya ürünlerine birçok girdide fiyatlar hızla yükselmiştir.

"Bölgemizdeki çatışmalara rağmen Türkiye ekonomisi dimdik ayaktadır"

Türkiye olarak her gün yeni bir krizin baş gösterdiği küresel konjonktürde Allah’a hamdolsun, çoklu şokları başarıyla yönetiyoruz. Bölgemizdeki çatışmalara rağmen Türkiye ekonomisi dimdik ayaktadır.

Savaş kaynaklı maliyetlerin vatandaşlarımız üzerindeki etkisini asgari seviyede tutmak için özel gayret gösteriyoruz. Bu süreçte üreticimizi, ihracatçımızı ve reel sektörümüzü de desteklemeyi ihmal etmiyoruz. İhracatçılarımızın günlük reeskont kredisi limitini 4,5 milyar liradan 5 milyar liraya yükselttik.

Sübvansiyonlu yatırım kredisi hacmini, 500 milyar liradan 750 milyar liraya çıkardık. İmalat sanayimize ilave 250 milyar liralık uygun koşullu finansman imkanı sağladık. Yani sadece bu dönemde üretim, yatırım, ihracat ve istihdam için 1 trilyon liralık destek paketini devreye aldık.

"Çiftçimizi de, esnafımızı da yalnız bırakmıyoruz"

Çiftçimizi de, esnafımızı da yalnız bırakmıyoruz. Yılın ilk yarısında 724 bin çiftçimize 141 milyar lira, yaklaşık 100 bin esnafımıza ise 40 milyar lira finansman desteği sunduk. Turizm sektöründe vergi yükünü yarıya indirdik. Konaklama vergisini yüzde 2'den yüzde 1'e düşürdük.

Turizmde istihdamı korumak amacıyla işletme belgeli tesislerde çalışan başına 3.500 liralık destek uygulamasını başlatıyoruz. Hazine kefaletiyle 60 milyar liralık ilave finansman imkanı oluşturduk. Tekstil, hazır giyim, deri ve mobilya gibi emek yoğun sektörlerimizde istihdamı korumaya yönelik desteklerimizi de sürdürüyoruz.

Esas olarak Türkiye'yi bölgesinin üretim, lojistik, transit ticarette ve teknoloji merkezi haline getirecek adımları kararlılıkla atıyoruz. Önümüzde yoğun bir çalışma dönemi var. Ekonomi yönetimimiz bir yandan Orta Vadeli Programımızı hazırlarken, diğer yandan meclise sunulacak reformlar üzerinde çalışıyor.

Türkiye, her türlü zorluğu aşacak güce, birikime, potansiyele sahiptir. Siyasette güven, yönetimde istikrar olduğu sürece Allah'ın izniyle her sorun çözülür, her sıkıntı giderilir, her engelin üstesinden gelinir.

"Güven ve istikrar sorununun ülkemize ödettiği bedellerin en başında terör meselesi vardır"

Türkiye geçmişte demokrasi açığıyla birlikte güven ve istikrar eksikliğini bizzat yaşamış, onun neye mal olduğunu çok iyi bilen bir ülkedir. Türkiye'yi yıllarca esir alan güven ve istikrar sorununun ülkemize ödettiği bedellerin en başında terör meselesi vardır. Terörün olumsuz etkileri büyüme, ihracat ve istihdam başta olmak üzere pek çok başlıkta derinden hissedilmiştir.

Bakınız, burada bazı çarpıcı rakamları sizlerle paylaşmak istiyorum: Partimizin Ekonomi İşleri Başkanlığının yaptığı güncel bir çalışma, terörün Türkiye ekonomisine maliyetini çok net biçimde ortaya koyuyor. Buna göre terörün faturası gayrisafi yurt içi hasılada 511 milyar doları, kişi başı gelirde 5.800 doları, ihracatta ise 110 milyar doları buluyor.

"Terörün Türkiye'ye faturası 2,3 trilyon doların üzerindedir"

İstihdamdaki kayıp 2,5 milyon kişiye ulaşıyor. Şurası da oldukça dikkat çekicidir: Terör kaynaklı kayıplar kamu maliyesi tarafından da çift yönlü bir baskıya neden olmuştur. 40 yıllık kümülatif borçlanma maliyetimiz 520 milyar dolara, vergi kaybımız ise 123 milyar dolara yaklaşmaktadır.

Dolaylı ve doğrudan maliyetleri de dikkate alındığında terörün Türkiye'ye faturası 2,3 trilyon doların üzerindedir. Fırsat maliyetleri yönüyle baktığımızda, terör nedeniyle ülkenin ekonomik kaybı bu rakamın neredeyse iki katıdır. Yatırım, istihdam, finansman, turizm, tarım, güvenlik boyutlarıyla hesap edildiğinde terörün yıllık ortalama maliyeti 50 milyar doları geçiyor.

"Terörsüz Türkiye sürecimiz menziline vardığında Türk kadar Kürt de, Arap da, Laz da, Çerkez de kazanacak"

Terörsüz Türkiye sürecimiz menziline vardığında sadece analar geceleri başlarını yastığa gönül huzuruyla koymakla kalmayacak; ülkemiz işte bu ağır ekonomik faturadan da ebediyen kurtulmuş olacaktır. Bu mesele, kalıcı bir şekilde çözüldüğünde kazanan 86 milyon ferdiyle tüm Türkiye olacak, millet olacak, memleket olacaktır. İş adamı kadar emekçi kardeşlerimiz de kazanacak. Çiftçilerimiz kadar turizmcilerimiz de kazanacak.

Yatırımcı, ihracatçı kadar ev hanımı, emekli de kazanacak. Türk kadar Kürt de, Arap da, Laz da, Çerkez de kazanacak. Terör engeli ortadan kalktığında Türkiye ekonomisi her alanda artık yeni bir hikaye yazmaya başlayacaktır. Biz buna yürekten inanıyoruz.

Önümüzdeki günlerde bir süredir üzerinde çalıştığımız yasal düzenlemeyi Gazi Meclisimizin takdirine sunacağız. Cumhur İttifakı olarak çeşitli zorluklara rağmen tam bir dayanışma içinde yürüttüğümüz bu önemli süreci, milli meseleleri şahsi çıkarlarının önüne koyan siyasi partilerimizin de desteğiyle inşallah hedefine ulaştıracağız. Bunu da her fırsatta vurguladığım gibi, devletimizin nitelikleriyle aziz milletimizin değerlerine halel getirmeden yapacağız.

"Kıbrıs'taki mesele, Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün kabulü meselesidir"

Geçen hafta biliyorsunuz Kıbrıs Barış Harekatı’nın 52'nci yıl dönümünü Kıbrıs Türkü kardeşlerimizle birlikte yine büyük bir gururla idrak ettik. 20 Temmuz 1974, Kıbrıs Türk halkının varlığını, hürriyetini ve güvenliğini teminat altına alan tarihi bir dönüm noktasıdır. Türkiye, uluslararası anlaşmalardan doğan garantörlük hakkı ve sorumluluğu çerçevesinde Kıbrıs Türkü’nün maruz kaldığı zulme son vermiş, adada barışın ve istikrarın tesisine öncülük etmiştir.

Bugün Kıbrıs meselesini değerlendirirken tarihi gerçekleri görmezden gelen yaklaşımlarla sağlıklı bir sonuca ulaşmak mümkün değildir. Kıbrıs'taki mesele iki toplum arasında teknik bir yönetim paylaşımı tartışmasının ötesinde Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün kabulü meselesidir. Dolayısıyla Kıbrıs Türkü'nün egemen eşitliğini, özden gelen haklarını ve Doğu Akdeniz'deki meşru menfaatlerini yok sayan hiçbir girişimin başarıya ulaşması söz konusu olamaz.

"Guterres'in 16 yıl aradan sonra adaya giden ilk Genel Sekreter olması çok kıymetli"

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Sayın Guterres'in 16 yıl aradan sonra adaya giden ilk Genel Sekreter olması kuşkusuz çok kıymetlidir. Türkiye, Sayın Guterres'in barış çabalarına her daim güçlü destek olmuş, kendisini samimiyetle desteklemiş bir ülkedir. Bundan sonra da kendisiyle yakın istişare içinde olmayı sürdüreceğiz.

Bu noktada, Kıbrıs Türk halkını azınlık statüsüne mahkum etmeyi amaçlayan formüllerin geçmişte sonuçsuz kaldığı herkesin malumudur. Adada sükunet ancak adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözümle sağlanabilir.

"Kıbrıs'ı jeopolitik hesapların parçası haline getirmek isteyenlerin attığı her adımı dikkatle takip ediyoruz"

Öte yandan, bölgemizde yaşanan gerilimleri fırsata çevirmeye çalışan, Kıbrıs'ı yeni askeri yapılanmaların ve jeopolitik hesapların parçası haline getirmek isteyen çevrelerin attığı her adımı dikkatle takip ediyoruz.

Burada yanlış hesap yapanlara şu gerçeği tekrar hatırlatıyorum: Türkiye tarih boyunca olduğu gibi, 52 sene önce olduğu gibi bugün de, yarın da Kıbrıs Türkü kardeşlerini yalnız asla bırakmayacak; eski acıların yaşanmasına, ne pahasına olursa olsun, bir daha asla izin vermeyecektir.

"İklim krizinin olumsuz etkileri dünyada giderek daha çok hissediliyor"

İklim krizinin olumsuz etkileri başta orman yangınları ve kuraklık olmak üzere dünyada giderek daha çok hissediliyor. Avrupa'da yılın başından bu yana çıkan orman yangınlarında 292 bin 855 hektar büyüklüğünde bir alan yandı. Kayıp, geçen yılın aynı dönemine göre iki katın üzerinde artış gösterdi. Her sene dünya genelinde 7 milyon hektarlık bir alan orman yangınlarında maalesef yok oluyor.

Biz de yakın tarihimizde büyük orman yangınları yaşadık. 5 sene önce Antalya ve Muğla'da yaşanan yangınları halen hatırlıyoruz. Devlet olarak her yangında olduğu gibi o yangınlardan sonra da hızlıca harekete geçtik. Tüm bakanlıklarımızın sıkı çalışmasıyla yangının yaralarını süratle sardık.

Evini kaybeden vatandaşlarımıza yeni yuvalarını teslim ettik. Hükümetimiz aleyhine yürütülen yoğun dezenformasyon kampanyalarına rağmen afet sırasında ne söz verdiysek hepsini tek tek yerine getirdik. Yanan alanların tamamı yeniden tohum ve fidanla buluştu.

"Yalan ağzına yuva yapmış birilerinin iddia ettiği gibi yanan alanlara temel atılmadı, tohum atıldı"

Yalan ağzına yuva yapmış birilerinin iddia ettiği gibi yanan alanlara temel atılmadı, tohum atıldı. Oralarda oteller değil, fidanlar yükseldi. Sadece yanan alanları ağaçlandırmakla kalmadık, orman yangınlarıyla mücadele kapasitemizi daha da güçlendirdik.

28 bine yakın orman kahramanımız, 140 bini aşkın gönüllümüz, 28 yangın söndürme uçağımız, 119 helikopterimiz, 14 insansız hava aracımız, 6 bine yakın kara aracımızla özellikle bugünlerde 7/24 nöbetteyiz. Ekiplerimiz yılbaşından bu yana 1011'i orman, 1862'si orman dışı olmak üzere toplam 2873 yangına hızlıca müdahale etmiştir.

Bugün şimdiye kadar ülkemiz genelinde 59'u orman dışı olan alan olmak üzere toplam 90 yangın çıkmıştır. Bu yangınların 81'i tamamen kontrol altına alınmıştır.

"Muğla, Balıkesir, Antalya ve Çanakkale'deki yangınların kontrol altına alınmasına yönelik çalışmalarımız devam ediyor"

Şu anda Muğla, Balıkesir, Antalya ve Çanakkale'deki yangınların kontrol altına alınmasına yönelik çalışmalarımız devam ediyor. Bu yangınların söndürülmesi için 21 uçak, 58 helikopter, 420 arazöz, 142 su tankeri, 76 iş makinesi olmak üzere toplam 929 kara aracı ile 3210 personelimiz yoğun bir şekilde çalışıyor."

Biz de çalışmaları yakından takip ediyoruz. Yangından etkilenen tüm kardeşlerimize geçmiş olsun diyorum. Kendi yangınlarımıza müdahale ederken ihtiyaç duyan ülkelere de destek veriyoruz.

"İspanya ve Fransa'ya ikişer adet yangın söndürme uçağımızı destek amaçlı gönderdik"

Şu anda çok şiddetli yangınlarla mücadele eden İspanya ve Fransa'ya ikişer adet yangın söndürme uçağımızı destek amaçlı gönderdik. Başta İspanya ve Fransa olmak üzere orman yangınlarıyla boğuşan bütün ülkelere geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Bilhassa Ağustos ve Eylül aylarında çok daha dikkatli olmamız gerekiyor. Biz bütün ekiplerimiz ve imkanlarımızla teyakkuzda olmayı sürdüreceğiz.

"Orman yangınlarına karşı çağrı"

Vatandaşlarımızın da hassasiyetlerini korumalarını istirham ediyorum. Şu hususlara 86 milyon olarak hepimiz lütfen dikkat edelim: Açık alanlarda ateş yakmayalım. Ormanlara cam, izmarit gibi yanıcı maddeler atmayalım. Toprağımıza da zarar veren anız yakma işinden artık vazgeçelim.

Girişleri yasak olan ormanlık alanlara girmeyelim. Bir duman gördüğümüzde hemen 112'yi arayalım. Orman yangınına sebep olmanın ağır cezaları olduğunu unutmayalım."

ANKA

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kabine Toplantısı'ndan sonra yaptığı açıklamada, "Önümüzdeki günlerde bir süredir üzerinde çalıştığımız yasal düzenlemeyi Gazi Meclisimizin takdirine sunacağız
Çarşamba, Temmuz 29, 2026 - 21:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Yeni yasal düzenleme önümüzdeki günlerde TBMM'nin takdirine sunulacak
copyright Independentturkish: 

Davutoğlu: Parti siyasetinden çekilme ve Gelecek Partisi'nin siyasi faaliyetlerini sonlandırma kararı aldık

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, "Yarının Türkiye'si İçin" başlıklı kapsamlı açıklamasında, aktif parti siyasetinden çekilme ve Gelecek Partisi'nin siyasi faaliyetlerini sonlandırma kararı aldıklarını duyurdu. Davutoğlu, Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu değişimin ancak yeni bir siyaset anlayışıyla mümkün olabileceğini belirterek, mevcut siyasi sistemin ülkeyi ciddi risklerle karşı karşıya bıraktığını savundu.

Davutoğlu, insanlığın köklü bir medeniyet kırılmasından geçtiğini, yapay zeka ve teknolojik dönüşümün bilgi üretim süreçlerini yeniden şekillendirdiğini, savaşlar, ekonomik adaletsizlikler ve jeopolitik krizlerin ise İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan uluslararası düzeni sarstığını ifade etti.

Türkiye'nin bu küresel kırılmaların tam merkezinde bulunduğunu belirten Davutoğlu, ülkenin aynı anda hem büyük risklerle hem de önemli fırsatlarla karşı karşıya olduğunu söyledi.

Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu değişimi sıraladı

Davutoğlu açıklamasında, Türkiye'nin geleceğe güvenle ilerleyebilmesi için adalet, demokratik hukuk düzeni, düşünce özgürlüğü, toplumsal barış, siyasi ahlak, üretim ekonomisi, sosyal adalet, liyakat esaslı devlet yapısı ve millet iradesine dayalı demokratik bir sistemin inşa edilmesi gerektiğini vurguladı.

Mevcut tabloda ise bu alanların önemli bölümünde ciddi gerilemeler yaşandığını öne süren Davutoğlu, üniversitelerin uluslararası rekabet gücünü kaybettiğini, yapay zeka devrimine hazırlık konusunda Türkiye'nin geride kaldığını, eğitim sisteminin nitelik sorunu yaşadığını ve kutuplaşmanın toplumsal aidiyet duygusunu zayıflattığını ifade etti.

"Yolsuzluk ve hukuk sorunu derinleşti"

Davutoğlu, yolsuzluk, kayırmacılık ve hesap vermezlik anlayışının kamu yönetiminde yaygınlaştığını savunarak, insan hakları ihlalleri, yargıya siyasi müdahale algısı ve hukuk kurallarının eşit uygulanmamasının adalet sistemine duyulan güveni sarstığını belirtti.

Üretim ekonomisinin yapısal sorunlarının büyüdüğünü, tarım ve sanayide gerileme yaşandığını ifade eden Davutoğlu, liyakatten uzaklaşmanın devlet kurumlarının kurumsal kapasitesini zayıflattığını söyledi.

"Siyaset tarihinin en büyük itibar kaybını yaşıyor"

Siyaset kurumunun tarihinin en büyük güven krizlerinden biriyle karşı karşıya olduğunu savunan Davutoğlu, merkezi ve yerel yönetimlerde gündeme gelen yolsuzluk iddialarının yalnızca belirli partileri değil tüm siyaset kurumunu yıprattığını ileri sürdü.

Milletvekili ve belediye başkanı transferleri ile kayyum uygulamalarının demokratik siyaseti zedelediğini savunan Davutoğlu, siyasetin kamu hizmetinden uzaklaşarak kişisel çıkar ve makam mücadelesine dönüştüğünü ifade etti.

2028 seçimleri öncesi iki senaryo uyarısı

Davutoğlu, Türkiye'nin önünde iki tehlikeli senaryo bulunduğunu belirterek, bunlardan ilkinin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin güçler ayrılığını zayıflatması nedeniyle kalıcı bir otoriter yapıya dönüşme riski olduğunu söyledi.

İkinci riskin ise otoriterleşme, gelir adaletsizliği ve hukuk ihlallerinin oluşturduğu toplumsal tepkinin rövanşist bir iktidar anlayışına dönüşmesi olduğunu ifade eden Davutoğlu, Türkiye'nin ihtiyacının rövanş değil adalet, tasfiye değil restorasyon ve kutuplaşma değil toplumsal barış olduğunu kaydetti.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem vurgusu

Davutoğlu, Gelecek Partisi'nin ilk kez kamuoyuna sunduğu Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem önerisinin Türkiye için artık bir tercih değil zorunluluk haline geldiğini savundu.

Tek elde toplanan gücün Meclis'in denetim fonksiyonunu zayıflattığını, yargı bağımsızlığını tartışmalı hale getirdiğini ve bürokrasiyi kurumsal ilkelerden uzaklaştırdığını ileri süren Davutoğlu, milli ve manevi değerlerin hiçbir iktidarın sınırsız yetkisini meşrulaştıracak bir araç olarak kullanılamayacağını ifade etti.

Gelecek Partisi'nin kuruluş sürecini anlattı

Davutoğlu, AK Parti'de görev yaptığı dönemde siyasi ahlak, liyakat ve dürüstlük ilkeleri doğrultusunda mücadele verdiklerini ancak sonuç alamadıklarını belirtti.

Bu nedenle demokrat muhafazakar bir alternatif oluşturmak amacıyla 12 Aralık 2019'da Gelecek Partisi'ni kurduklarını hatırlatan Davutoğlu, partinin iktidardan ayrılarak kurulan ilk siyasi hareketlerden biri olarak daha sonra kurulan partilere de alan açtığını söyledi.

"Parti siyasetinden çekilme ve Gelecek Partisi'nin siyasi faaliyetlerini sonlandırma kararı aldık"

Davutoğlu açıklamasının sonunda, yeni döneme ilişkin önemli bir karar aldıklarını belirterek, parti siyasetinden çekilme ve Gelecek Partisi'nin siyasi faaliyetlerini sonlandırma kararı aldıklarını açıkladı.

Davutoğlu, Türkiye'nin geleceği için yeni bir siyasi ve toplumsal anlayışın inşasına katkı sunmaya devam edeceklerini ifade ederek, siyasi mücadelenin bundan sonraki süreçte farklı bir zeminde sürdürüleceği mesajını verdi.

Gelecek Partisi tarafından yapılan yazılı açıklama şöyle:

YARININ TÜRKİYE'Sİ İÇİN

İnsanlık, köklü bir medeniyet kırılmasından geçmektedir.

İnsanın varoluşunu anlamlandıran düşünce sistemleri sarsılmakta; yapay zeka ve teknolojik dönüşüm, insan ile bilgi arasındaki ilişkiyi yeniden şekillendirmektedir. Arka arkaya yaşanan jeopolitik depremler, savaşlar ve soykırımlar, derinleşen ekonomik adaletsizlikler ve yeni-sömürgeci tahakküm biçimleri, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan uluslararası düzenin taşıyıcı sütunlarını yerinden oynatmaktadır.

Bu küresel altüst oluş yalnızca uluslararası sistemi değil, bölgesel dengeleri, ulusal kurumları ve toplumsal dokuları da derinden sarsmaktadır.

Türkiye, bütün bu kırılmaların kesişme noktasındadır. Tarihin fay hatları üzerinde bulunan ülkemiz, aynı anda hem son derece ciddi risklerle hem de büyük bir stratejik sıçrama imkanıyla karşı karşıyadır.

Önümüzdeki meydan okumaların risklerini asgariye indirmenin ve tarihin önümüze çıkardığı imkanları kalıcı bir güce dönüştürmenin şartları bellidir:

Herkese eşit işleyen adil bir sistem

İnsan onurunu esas alan demokratik hukuk düzeni

Düşünce özgürlüğüne dayalı özgün bir zihniyet dönüşümü

Farklılıkları ortak bir aidiyette buluşturan güçlü bir vatandaşlık bilinci

Tutarlı bir toplumsal ve siyasi ahlak anlayışı

Üreten ve rekabet eden bir ekonomi

Refahı topluma yayan sosyal adalet sistemi

Ehliyet ve liyakat temelinde işleyen devlet kurumları

Meşruiyetini yalnızca ve doğrudan millet iradesinden alan siyasal düzen

Dünyadaki büyük dönüşümleri doğru okuyabilen stratejik bir akıl

Özetle, Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu değişim kapsamlı bir ahlak, zihniyet, kurum ve siyaset devrimidir.

Bugünkü tabloya baktığımızda, bu temel şartların birçoğunda ağır bir gerileme yaşandığını görmekteyiz.

Başta ülkenin geleceğini inşa eden üniversitelerimiz olmak üzere düşünce ve bilim kurumlarımız, uluslararası rekabette her geçen gün mevzi kaybetmektedir. İnsanlığın bilgi birikimini ve üretim süreçlerini hızla dönüştüren yapay zeka devrimi karşısında Türkiye, öncü ve kurucu bir aktör olmak yerine başkalarının ürettiği teknolojileri takip eden bir ülke olma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Üniversite mezunlarının sayısı artarken eğitimin niteliği, özgür düşünce kapasitesi ve istihdamla uyumu aynı ölçüde gelişmemektedir.

Siyasetten topluma yayılan kutuplaşma, ortak aidiyet bilincimizi tahrip etmektedir. Birbirimizi vatandaş, komşu ve kader ortağı olarak değil; yenilmesi, susturulması veya tasfiye edilmesi gereken rakip kamplar olarak görmeye başladığımız ölçüde millet olma vasfımız zayıflamaktadır.

Yolsuzluk, kayırmacılık ve hesap vermezlik ahlaki değerlerimizi aşındırmaktadır. Yolsuzluk algısındaki gerileme artık inkar edilemeyecek boyutlardadır.

İnsan hakları ihlalleri, yargıya yönelik siyasi müdahale algısı ve hukuk kurallarının kişilere göre farklı uygulanması, adalete duyulan güveni sarsmaktadır. Bu durum, devlet ile vatandaş arasındaki güven ilişkisinin zayıfladığına dair ciddi bir uyarıdır.

Tarım ve sanayi başta olmak üzere üretim ekonomisinin yapısal sorunları derinleşirken, rant ve ayrıcalığa dayalı servet transferleri sosyo-ekonomik uçurumları büyütmektedir.

Ehliyet ve liyakat ilkelerinden sapılması, devletin kurumsal kapasitesini aşındırmaktadır. Kurumsal hafızaya ve ortak akla değil, kişisel iradelere dayalı karar alma süreçleri; öngörülemezliğe, tutarsızlığa ve bürokratik keşmekeşe yol açmaktadır.

Bütün bunların üzerinde yükselen en ağır sorun ise siyaset kurumunun ve siyasetçi kimliğinin tarihimizin en derin itibar kayıplarından birini yaşıyor olmasıdır.

Merkezi ve yerel yönetimlerde karşı karşıya bulunduğumuz yolsuzluk iddiaları, çürümüşlüğün tek bir siyasi kimliğe değil, bütün bir siyaset kurumuna sirayet etmiş olduğunu ortaya koymuştur.

Milletvekili ve Belediye Başkanı transferleri ile kayyum uygulamalarının artık günlük siyasi pratikler haline gelerek normalleşmesi, halkın sandıkta ortaya koyduğu iradeyi anlamsızlaştıran, demokrasi ahlakına ve milli irade kavramına vurulan büyük bir darbedir.

Siyasetin; geniş ufuklu ideallerin, toplumsal sorumluluğun ve kamu hizmetinin alanı olmaktan çıkarak dar çıkarların, kişisel kariyer hesaplarının ve makam pazarlıklarının alanına dönüşmesi, nitelikli ve ahlaklı insanların siyasetten uzak kalmasına veya siyasete girenlerin dışlanmasına yol açmaktadır. Çöl ikliminde gül ağacı yetişemeyeceği gibi çürüyerek çölleşen siyaset alanında da nitelikli ve ahlaklı siyaset adamları yetişmez.

Bugün yaşadığımız tam da budur.

Siyaset kirlenmekte, ahlaklı insanların siyasette kalmasının maliyeti her geçen gün artmakta ve milletimizin geleceğe ilişkin karamsarlığı derinleşmektedir.

Bu çerçevede, 2028 seçimlerine doğru ilerlerken, milletimizin geleceği bakımından iki tehlikeli senaryo konusunda uyarıda bulunmayı tarihi bir görev kabul ediyoruz.

"Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi" ile birlikte kuvvetler ayrılığı ilkesinin zayıflaması, denge ve denetim mekanizmalarının tümüyle ortadan kalkması ile güçlenen otoriterleşme eğiliminin hızlanması sonucunda zaten büyük zaaf gösteren çoğulcu demokratik hukuk düzeni yerini kalıcı bir otoriter yapıya bırakabilir.

Bu tehlike, herhangi bir cumhurbaşkanının şahsından bağımsızdır. Sorun, kişiden öte bir sistem sorunudur. Çoğulculuğu değil, çoğunluğu önceleyen bir sistemin Türkiye'yi taşıma kapasitesi ve ihtimali bulunmamaktadır.

Bu çerçevede, ilk defa partimizce hazırlanarak kamuoyu ile paylaşılan "Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem"e geçiş Türkiye için bir tercih değil zorunluluktur.

Gücün tek elde toplanması; Meclisin denetim yetkisinin zayıflaması, yargı bağımsızlığının tartışmalı hale gelmesi ve bürokrasinin kurumsal sorumluluk yerine kişisel sadakate göre şekillenmesi, devlet düzenini kırılgan hale getirir.

Bu sürecin en tehlikeli yönü ise otoriter düzenin kalıcılığının milli ve manevi değerler üzerinden meşrulaştırılmasıdır. Milli ve manevi değerler hiçbir iktidarın sınırsız gücünü meşrulaştırma aracı değildir. Aksine bu değerler, gücü ahlak ve hukukla sınırlama sorumluluğu yükler.

Bir diğeri; otoriterleşmenin, yolsuzlukların, gelir adaletsizliğinin, yasakların ve hukuk ihlallerinin doğurduğu öfke dalgasının rövanşist bir karşı iktidara dönüşmesi tehlikesidir.

Yoksullaşan, adalete güvenini kaybeden ve özellikle genç kuşakları gelecek ümidinden mahrum kalan bir toplumda biriken tepki, demokratik bir yenilenme kadar sert bir hesaplaşmayı da doğurabilir. Böyle bir iktidar değişikliği, geçmişin yanlışlarını düzeltmek yerine yeni mağduriyetler üretebilir; toplumsal fay hatlarını harekete geçirebilir ve ülkeyi birbirini tasfiye etmeye çalışan kamplara bölebilir.

Bu bağlamda, çevremizde birçok ülkede yaşanan iç gerilimlerden gerekli dersleri almak zorundayız.

Biz, bir otoriterliğin başka bir otoriterlikle; bir kayırmacılığın başka bir kayırmacılıkla, bir yolsuzluğun başka bir yolsuzlukla yer değiştirmesini değişim olarak görmüyoruz.

Türkiye'nin ihtiyacı rövanş değil adalet, tasfiye değil restorasyon, kutuplaşma değil toplumsal barıştır.

Kurulduğumuz günden bu yana siyasi mücadelemizi, Türkiye'nin bu iki karanlık senaryodan herhangi birine mahkum olmaması için verdik.

Bizim için siyaseti anlamlı kılan temel ilke, siyasi ahlaktır. AK Parti'de görev yaptığımız dönem dahil tüm siyasetimizin pusulası ahlak, liyakat ve dürüstlük olmuştur.

Mensubu bulunduğumuz eski partimizde çabalarımız sonuç vermeyince, en az üç neslin alın teri üzerinde yükselen muhafazakar siyasi birikimin; yolsuzluklar, yasaklar ve yoksullukla anılır hale gelmesini önlemek amacıyla demokrat muhafazakar bir alternatif oluşturmak için çalıştık.

Güçlü ve ahlaklı bir muhafazakar alternatifin iktidarı daha dikkatli davranmaya sevk edeceğine; muhafazakar camianın kaybetmeye başladığı ahlaki üstünlüğü yeniden kazanmasına katkı sağlayacağına; muhtemel rövanşist eğilimleri engelleyeceğine, dini ve milli değerlerin siyasi yanlışlar yüzünden toplum nezdinde itibar kaybetmesinin önüne geçeceğine inandık.

Bu amaçla her türlü fedakarlığı yapmaya hazır olduğumuzu ifade ettik ve 12 Aralık 2019'da Gelecek Partisi'ni kurduk. Partimiz uzun bir süreden sonra iktidardan ayrılarak kurulan ilk parti olarak bir dalgakıran gibi daha sonra kurulacak partilerin de önünü açtı.

Independent Türkçe

Davutoğlu, Türkiye'nin siyasi ve toplumsal sorunlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunduğu açıklamasında, parti siyasetinden çekilme ve Gelecek Partisi'nin siyasi faaliyetlerini sonlandırma kararı aldıklarını duyurdu
Çarşamba, Temmuz 29, 2026 - 21:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
Davutoğlu: Parti siyasetinden çekilme ve Gelecek Partisi'nin siyasi faaliyetlerini sonlandırma kararı aldık
copyright Independentturkish: 

Özgür Özel, YENİ Parti'nin bağış kampanyasını duyurdu

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, sosyal medya hesabından yayımladığı video ile partisinin bağış kampanyasını başlattıklarını duyurdu.

Partinin halkın desteğiyle büyüyeceğini belirten Özel, "YENİ Parti'yi milletimiz kurdu, büyütecek olan da iktidar yapacak olan da milletimizdir. Yeni nesil parti-millet dayanışmasıyla bağış kampanyamızı başlatıyoruz." ifadelerini kullandı.

YENİ Parti'nin gençlerin, kadınların, emeklilerin, emekçilerin, çiftçilerin, esnafın ve engellilerin partisi olduğunu belirten Özel, partinin kuruluş sürecinin tamamlandığını ve bundan sonraki dönemde çalışmaların sürdürüleceğini söyledi.

Özel, partiye üye olmak isteyenlerin resmi sürecin tamamlanmasını beklemesi gerektiğini belirterek, Yargıtay ve ilgili kamu kurumlarındaki işlemlerin ardından resmi üyelik kayıtlarının başlayacağını ifade etti.

Bağış yapmak isteyen vatandaşlara da çağrıda bulunan Özel, bağışların partinin resmi hesaplarına yapılmasını isteyerek, dekontun açıklama bölümüne isim ve iletişim bilgisi yazılmasının üyelik sürecinde kendileriyle iletişime geçilmesini kolaylaştıracağını kaydetti.

Partinin ihtiyaçlarının halkın desteğiyle karşılanacağını belirten Özel, "Bugün yeni parti için çok önemli bir gün. Yeni nesil parti-millet dayanışmasını ve üyelerimizin katılımcılığını başlatıyoruz." dedi.

Özel, vatandaşlardan yalnızca YENİ Parti'nin resmi internet sitesinde yer alan bağış hesaplarını kullanmalarını isteyerek, resmi hesaplar dışında yapılan bağış çağrılarına itibar edilmemesi uyarısında bulundu.

Independent Türkçe

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin bağış kampanyasını başlattıklarını duyurarak vatandaşları resmi bağış hesapları üzerinden destek vermeye çağırdı
Çarşamba, Temmuz 29, 2026 - 20:45
Main image: 

Fotoğraf: ANKA

Type: 
SEO Title: 
Özgür Özel, YENİ Parti'nin bağış kampanyasını duyurdu
copyright Independentturkish: 

ABD, İran'a yönelik yeni yaptırımlar açıkladı

ABD, İran'ın Hürmüz Boğazı üzerinden gelir elde etmesini sağladığı belirtilen 2 şirket ile İran petrolü ve petrokimya ürünlerinin taşınmasında rol oynadığı gerekçesiyle 8 gemi ve bunlarla bağlantılı 8 şirkete yaptırım uyguladı.

ABD Hazine Bakanlığı, İran'ın Hürmüz Boğazı üzerinden gelir elde etme faaliyetlerine karşı yeni yaptırımlar açıkladı.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, İran Devrim Muhafızları Ordusu destekli olduğu belirtilen bir "şantaj" mekanizmasında yer aldığı öne sürülen Persian Gulf Marine Insurance Company ile HormuzSafe Marine Services Authority adlı iki şirketin yaptırım listesine eklendiği bildirildi.

Açıklamada, söz konusu mekanizmanın ticari gemileri Hürmüz Boğazı'ndan geçebilmek için zorunlu denizcilik sigortası satın almaya mecbur bıraktığı ve bu yolla İran'ın deniz taşımacılığı üzerinden gelir elde ettiği iddia edildi.

ABD Hazine Bakanlığı, İran'ın enerji sevkiyatlarına yönelik baskıyı artırmak amacıyla İran ham petrolü ve petrokimya ürünleri taşıdığı belirtilen 8 gemiyi de yaptırım kapsamına aldı. Bu gemilerin sahibi veya işletmecisi olduğu belirtilen Çin, Hong Kong ve Marshall Adaları merkezli 8 şirkete de yaptırım uygulandığı açıklandı.

Açıklamada, yaptırım uygulanan gemilerin Marshall Adaları, Mozambik, Barbados ve Vanuatu bayrağı taşıdığı, bir geminin ise bayrağının bilinmediği kaydedildi.

AA

ABD, İran'ın petrol ve petrokimya sevkiyatında rol oynadığı belirtilen 2 şirket, 8 gemi ve bunlarla bağlantılı 8 şirketi yaptırım listesine aldı
Çarşamba, Temmuz 29, 2026 - 20:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
ABD, İran'a yönelik yeni yaptırımlar açıkladı
copyright Independentturkish: 

Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz ve 15 meclis üyesi CHP'den istifa ederek YENİ Parti'ye katıldı

Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz, 15 belediye meclis üyesiyle birlikte Cumhuriyet Halk Partisi'nden (CHP) istifa ederek YENİ Parti'ye katıldıklarını açıkladı.

Ercengiz, CHP'li 15 belediye meclis üyesiyle birlikte düzenlediği basın toplantısında, 2014 yılından bu yana görev yaptığını belirterek, Türkiye'nin bu süreçte ekonomik, sosyal ve siyasal açıdan zorlu dönemlerden geçtiğini söyledi.

2024 yerel seçimlerinde CHP'nin önemli bir başarı elde ettiğini ifade eden Ercengiz, yerel yönetimlerde ortaya konulan hizmet anlayışının vatandaşlara örnek olduğunu belirtti. Vatandaşların beklentilerinin ekonomik refah, istihdam ile huzurlu ve güvenli bir yaşam olduğunu dile getiren Ercengiz, son dönemde yaşanan gelişmeler ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in ortaya koyduğu yeni yol arayışına toplumdan destek geldiğini ifade etti.

Yıllardır birlikte siyaset yaptığı Özgür Özel ile yeni bir yola çıktıklarını belirten Ercengiz, yapılan değerlendirmeler sonucunda belediye meclis üyeleriyle birlikte CHP üyeliğinden istifa etme kararı aldıklarını açıkladı.

CHP'nin ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün temel değerlerini yaşatmaya devam edeceklerini söyleyen Ercengiz, yeni siyasi çatı altında da şeffaf, hesap verebilir ve halk odaklı yönetim anlayışıyla görevlerini sürdüreceklerini ifade etti.

Ercengiz, yeni yolun ülkenin refahına, demokrasisine ve geleceğine katkı sağlayacağına inandıklarını belirterek, bu doğrultuda YENİ Parti çatısı altında siyaset yapacaklarını kamuoyuna duyurdu.

ANKA

Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz, 15 belediye meclis üyesiyle birlikte CHP'den istifa ederek YENİ Parti'ye katıldıklarını açıkladı. Ercengiz, kararını düzenlediği basın toplantısında duyurdu
Çarşamba, Temmuz 29, 2026 - 18:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz ve 15 meclis üyesi CHP'den istifa ederek YENİ Parti'ye katıldı
copyright Independentturkish: 

Aziz İhsan Aktaş davasında karar 24 Ağustos’ta açıklanacak

İş insanı Aziz İhsan Aktaş’ın liderliğini yaptığı iddia edilen “çıkar amaçlı suç örgütü” ile bazı belediye başkanlarına rüşvet vererek ihaleleri organize ettiği iddiasıyla 7’si tutuklu 200 kişi hakkında İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nce açılan davada karar aşamasına gelindi.

Bugün görülen duruşmada tüm sanıkların savunmaları tamamlanırken, mahkeme dosyayı karar için 24 Ağustos tarihine erteledi.

Davada Beşiktaş, Adıyaman, Adana, Seyhan, Ceyhan, Avcılar ve Esenyurt belediye başkanları da yargılanıyor.

Yargılama sürecinde tutuklu bulunan Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin ve Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın hukuki durumları da 24 Ağustos’ta açıklanacak kararla birlikte netleşecek.

Mahkemenin olası bir mahkûmiyet kararı vermesi halinde, tutuklu belediye başkanlarının istinaf incelemesi tamamlanıncaya kadar tutukluluk hallerinin devam edip etmeyeceği ya da tahliye edilip edilmeyecekleri de aynı duruşmada karara bağlanacak.

 

ANKA

Kamuoyunda “Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü” ya da “Beşiktaş Belediyesi” davası olarak bilinen ve İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada tüm sanıkların savunmaları tamamlandı
Çarşamba, Temmuz 29, 2026 - 17:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
Aziz İhsan Aktaş davasında karar 24 Ağustos’ta açıklanacak
copyright Independentturkish: 

Ünlü aktörün oğlu, babasından uzak kalınca film müziklerini dinliyormuş

Homer Gere, Hollywood ikonu babası Richard Gere'a daha yakın hissetmek için çocukken sık sık Chicago'nun müziklerini dinlediğini açıkladı.

Artık kendisi de yükselen bir yıldız olan 26 yaşındaki aktör, Ryan Murphy'nin Bret Easton Ellis'in romanından uyarladığı yeni dizisi The Shards'da başrolü kaptı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Yeni FX dizisinin galasında People'a konuşan genç Gere, babasının filmlerinin "hepsini izlemediğini" itiraf etti ve insanın "babasını izlemesinin utanç verici" bir şey olduğunu söyleyerek espri yaptı.

Ancak babasının Renée Zellweger ve Catherine Zeta-Jones'la birlikte rol aldığı 2002 yapımı müzikal filmi beğendiğinden bahsetti.

Aktör, "Çocukken en sevdiğim film Chicago'ydu" dedi. 

Okul servisinde biraz ayrılma kaygısı yaşadığım için Chicago'da babamın seslendirdiği şarkıları iPod'umda bulunduruyordum.

Oyuncu sözlerine, "Ayrılma kaygımı yatıştırmak için okul servisinde babamın şarkılarını dinlerdim" diye devam etti.

Babasının kendisine verdiği tavsiyelere gelince genç oyuncu, bu öğütlerin "nadiren oyunculuğun kendisiyle ilgili" olduğunu söyledi.

Homer Gere şöyle ekledi: 

'Bu sahnede ne yapmalıyım?' gibi şeyler değil. Daha ziyade sette nasıl davranmam gerektiği, oyunculuk kariyerimi sürdürülebilir bir şekilde nasıl yürüteceğimle ilgili konuşuyor. Ve bu anlamda benim için paha biçilmez bir kaynak oldu. Yani, gerçekten de herhangi birinden umabileceğimden çok daha fazlasını verdi.

Oğlunun HBO dizisi Euphoria'da rol almasını önceki aylarda değerlendiren Richard Gere, "artık emekli olabileceğini" söylemişti.

Özel Bir Kadın'ın (Pretty Woman) yıldızı, "Birincisi, o gerçekten çok iyi" demişti. 

Ne yaptığını adeta mucizevi bir şekilde biliyor. Ama aynı zamanda bu sürecin üstesinden de çok iyi geliyor. İyi bir çocuk. Bu işi anlayan, gerçekten iyi bir genç adam ve bu kolay bir iş değil. Burada herkes başarılı olamaz. O yüzden bence devam edebilir.

"Euphoria'daki ikinci bölümünü henüz izlemedim ama Ryan Murphy'yle büyük bir projesi var ve Oliver Stone'la bir filmin çekimlerini yeni bitirdi" diye ekleyen aktör, ardından espri yapmıştı: 

Yani artık emekli olabilirim. Bayrağı devrediyorum.

Richard, Homer'ın oyunculuk kariyeri hakkındaki sözlerini şöyle sürdürdü: 

Şu anda bu işi yapıyor diye hayatını buna adamaya karar vermek zorunda olduğunu düşünmüyorum. Bu işte iyi ve eğleniyor ama isterse kaya tırmanışçısı da olabilir.

Homer'ın yanı sıra Richard'ın, eşi Alejandra Silva'dan Alexander (7) ve James (6) adında iki oğlu daha var.



*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

independent.co.uk/arts-entertainment

Independent Türkçe için çeviren: Büşra Ağaç

26 yaşındaki oyuncu, babasının Chicago'daki performansının büyük hayranı
Çarşamba, Temmuz 29, 2026 - 16:45
Main image: 

<p>Homer Gere, "ayrılma kaygısını" yatıştırmak için babasının Chicago'da söylediği şarkıları dinlediğini paylaştı (Reuters)</p>

related nodes: 
Usta aktör, oğlunun Euphoria'daki oyunculuğunu yorumladı
Richard Gere, Oscar'dan 20 yıl menedilmesi hakkında konuştu
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Ünlü aktörün oğlu, babasından uzak kalınca film müziklerini dinliyormuş
copyright Independentturkish: 
original url: 
https://www.independent.co.uk/arts-entertainment/films/news/richard-gere-homer-chicago-soundtrack-b3023378.html

Türkiye ile Irak arasında Kerkük enerji anlaşması imzalandı

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), Irak'ın Kerkük bölgesindeki önemli petrol sahalarının geliştirilmesi amacıyla BP ve ConocoPhillips ile ortaklık anlaşmasına imza attı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, anlaşmayla TPAO'nun Kerkük'teki projede yüzde 15 hisseye sahip olacağını belirterek, "Türkiye Petrolleri'ni günde 1 milyon varil petrol ve doğal gaz üretimi yapan bir şirket haline getirme yolundaki en önemli adımlarımızdan birini attık." dedi.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'ye resmi ziyarette bulunan Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi'yi kabulü öncesinde Bakanlıkta imza töreni düzenlendi.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar'ın refakat ettiği törende, anlaşmaya TPAO Genel Müdürü Cem Erdem ile BP Upstream İş Geliştirmeden Sorumlu Başkan Yardımcısı Andrew McAuslan imza attı.

"TPAO'yu küresel ölçekte büyütüyoruz"

İmza töreninin ardından konuşan Bayraktar, 2026 yılının başından itibaren TPAO'yu uluslararası alanda büyütmek amacıyla önemli şirketlerle iş birliklerine gittiklerini söyledi.

BP ile imzalanan anlaşmanın bu sürecin somut sonuçlarından biri olduğunu belirten Bayraktar, "Bu anlaşmayla Türkiye, BP ile beraber Kerkük'teki sahalara ortak oldu. Bu aslında üzerinde uzun süredir çalıştığımız bir proje ve Türkiye Petrolleri'ni günde 1 milyon varil petrol ve doğal gaz üretimi yapan bir şirket yapma yolundaki en önemli adımlarımızdan bir tanesi." ifadelerini kullandı.

TPAO yüzde 15 hisse sahibi olacak

Bayraktar, anlaşma kapsamında TPAO'nun projede yüzde 15 hisseye sahip olacağını açıkladı.

Projenin BP ve ConocoPhillips ortaklığında yürütüleceğini belirten Bayraktar, "ConocoPhillips, BP ve Türkiye Petrolleri ortaklığında bir konsorsiyum oluşturulmuş olacak. Bu konsorsiyum, bölgede yaklaşık 3 milyar varil olduğu tahmin edilen rezervi geliştirmek, üretmek ve üretimi artırmak için birlikte çalışacak." dedi.

Kerkük'teki dev sahaları kapsıyor

Anlaşma, Irak'ın en önemli hidrokarbon üretim merkezlerinden biri olan Kerkük'teki Baba ve Avanah kubbeleri ile Bai Hassan, Jambur ve Khabbaz sahalarını kapsıyor.

Sözleşme alanının ilk aşamada 3 milyar varil petrol eşdeğeri hidrokarbon kaynağı içerdiği değerlendirilirken, bölgede önemli ilave arama potansiyelinin de bulunduğu ifade edildi.

"Ülke ekonomisine güç katacak"

Bayraktar, söz konusu yatırımın yalnızca TPAO'nun üretim kapasitesini artırmayacağını, aynı zamanda Türkiye ekonomisine de önemli katkılar sağlayacağını belirtti.

Türkiye Petrolleri'nin uluslararası alandaki etkinliğini artırmaya yönelik yeni ortaklıkların devam edeceğini vurgulayan Bayraktar, şirketin teknik kapasitesi, operasyonel tecrübesi ve uluslararası iş birliği kabiliyetini dünyanın en önemli hidrokarbon bölgelerinden biri olan Kerkük'e taşıyacağını söyledi.

Enerjide tam bağımsız Türkiye hedefi doğrultusunda atılan bu adımın, Türkiye'nin enerji arz güvenliğine katkı sunmasının yanı sıra Irak'ın uzun vadeli enerji hedeflerini de destekleyeceği belirtildi.

Bayraktar, Iraklı bakanlarla da görüştü

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde Irak Petrol Bakanı Basim Muhammed Hüdeyir ile Irak Elektrik Bakanı Ali Saadi Vehib ile de bir araya geldi.

Görüşmeye ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yapan Bayraktar, Türkiye ile Irak'ın enerji alanındaki mevcut altyapının tam kapasiteyle değerlendirilmesi konusunda ortak kararlılıklarını teyit ettiklerini belirtti.

Bayraktar, "Petrol, doğal gaz ve elektrik iletim hatları başta olmak üzere iş birliğimizi güçlendirecek somut projeler üzerinde durduk. Karşılıklı fayda temelinde geliştireceğimiz ortak projelerle ülkelerimiz arasındaki enerji iş birliğini daha da derinleştirmeyi hedefliyoruz." ifadelerini kullandı.

AA

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), BP Energy Company of Kirkuk Limitedin (BP ECKL) yüzde 15 hissesini satın aldı
Salı, Temmuz 28, 2026 - 21:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Türkiye ile Irak arasında Kerkük enerji anlaşması imzalandı
copyright Independentturkish: 

Erdoğan: Kerkük'teki üretim sahasında Türkiye Petrolleri'ne ortaklık verildi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi ile baş başa ve heyetler arası görüşmelerinin ardından çeşitli alanlardaki anlaşmaların imza törenine katıldı.

Daha sonra düzenlenen ortak basın toplantısında konuşan Erdoğan, Zeydi'yi bölgenin içinden geçtiği zorlu dönemde üstlendiği görev için tekrar tebrik etti.

Eski Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ile de ilişkileri kurumsal temelde güçlendirmeye matuf stratejik adımlar attıklarını hatırlatan Erdoğan, yakaladıkları bu ivmeyi Zeydi ile daha ileri noktalara taşıyacaklarına inandıklarını belirterek, Türkiye olarak Zeydi'ye ihtiyaç duyduğu her alanda destek vermeye hazır olduklarını bildirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Irak Başbakanı Zeydi'yi resmi törenle karşıladı

Bu kardeşlik zemini temelinde ilişkileri kapsamlı şekilde değerlendirdiklerini dile getiren Erdoğan, "İran, Suriye ve Filistin başta olmak üzere bölgesel gelişmeler hakkında fikir teatisinde bulunduk. İlişkilerimizi daha da ileri taşıyacak belgeleri huzurlarımızda az önce imzaladık." diye konuştu.

Türkiye ile Irak arasında 3 anlaşma imzalandı

Erdoğan, Türkiye'nin yanı başındaki savaş ortamının etkisiyle görüşmelerde güvenlik, terörle mücadele, enerji ve ulaştırma konularının bir hayli yer tuttuğunu ifade ederek, şunları kaydetti:

“Komşumuz Irak, maalesef bu savaş ve istikrarsızlık ortamından en çok etkilenen ülkelerden biridir. Biz, geçmişten bu yana Irak'ın huzur ve istikrarını ülkemizin durumundan ayrı tutmadık, tutmayız. Bölgemizin artık savaş, terör ve çatışmayla değil, kalkınma, refah, huzur ve istikrarla anılması için çaba gösteriyoruz. Terörsüz Türkiye sürecimizin ve terörsüz bölge vizyonumuzun gerçeğe dönüşmesi için Iraklı kardeşlerimizle yakın diyalog halindeyiz. İnşallah her iki ülkeye de ağır bedeller ödeten bu meseleyi kalıcı olarak gündemimizden çıkartacağız. Öte yandan, Irak'ın ihtiyaç duyduğu savunma sanayi ürünlerinin tedariki noktasında da üzerimize düşeni yapmaya hazırız.”

“Hedefimiz, en yakın zamanda kapsamlı enerji işbirliği anlaşması imzalanmasıdır”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu savaş ortamının kendilerini sadece savunma konusunda değil, enerji ve ulaştırma alanlarında işbirliklerini derinleştirmeye sevk ettiğine dikkati çekti.

"Körfez bölgesinin dünya ile bağlantısının Irak üzerinden sağlanmasını esas alan Kalkınma Yolu Projesi'nin mevcut gelişmeler karşısında her zamankinden daha önemli hale geldiğini görüyoruz." diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu konuda Sayın Başbakan'ın da güçlü bir iradeye sahip olduğunu memnuniyetle müşahede ettim. İşbirliğimizin bir diğer önemli başlığı enerjidir. Türkiye-Irak Ham Petrol Boru Hattı Anlaşması dün itibarıyla sona erdi. Şimdi hedefimiz, en yakın zamanda iki tarafın da faydasına olacak kapsamlı enerji işbirliği anlaşması imzalanmasıdır. British Petrol'ün operatörlüğünü yürüttüğü Kerkük üretim sahasında Türkiye Petrollerine ortaklık verilmiştir. Bugün imzalanan anlaşma, enerji alanındaki ortaklık açısından tarihi bir adım olmuştur.”

Erdoğan, iklim değişikliğinden etkilenen iki komşu ülke olarak suyun sürdürülebilir kullanımına yönelik işbirliğinin ilerletilmesi yönündeki iradelerinin tam olduğunu söyledi.

Bu noktada Türkiye olarak üzerlerine düşeni yaptıklarını, su konusunu akılcı, bilimsel ve insani temelde daimi bir işbirliği alanı olarak gördüklerinin altını çizen Erdoğan, "Irak ile geçtiğimiz yıl 17 milyar dolara yaklaşan ticaret hacmimizi çok daha ileri seviyelere taşımayı istiyoruz. Bu çerçevede Sayın Başbakan'ın heyetindeki bakanların, iş insanlarımız, müteahhitlerimiz ve yatırımcılarımızdan oluşan geniş bir heyetle bir araya gelmesini de son derece önemli bulduğumu ifade etmek istiyorum." şeklinde konuştu.

“Irak'tan 1 milyon varil petrol ihtiyacımızı karşılar”

Irak Başbakanı Zeydi ile güncel bölgesel gelişmeler hakkındaki görüşlerinin büyük ölçüde benzer olduğunu memnuniyetle müşahede ettiklerini aktaran Erdoğan, Irak'ın bölgesiyle bütünleşmesine yönelik çabaları ve bilhassa Suriye ile temaslarını yapıcı adımlar olarak görüp desteklediklerini belirtti.

Erdoğan, Irak'ın beşeri zenginliğinin vazgeçilmez bir parçası olan ve aralarındaki kardeşliğin en sağlam dayanağını teşkil eden Irak Türkmenlerine Zeydi'nin de hassasiyetle yaklaştığını gördüğünü ifade ederek, "Heyetinde, Irak Türkmen Cephesi Genel Başkanı ve Kerkük Valisi Selman Ağaoğlu kardeşimize yer vermesini özellikle anlamlı buluyorum. Sayın Zeydi'ye ziyaretleri için bir kez daha teşekkür ediyor, istişarelerimizin ve aldığımız kararların hayırlara vesile olmasını diliyorum." dedi.

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi'nin konuşmasında "Türkiye'ye günde 1 milyon varil biz petrol verebiliriz." dediğini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Başka yere diyor muhtaç olmayın. 1 milyon varil. Evet Sayın Bakan, sağa sola muhtaç olmaya gerek yok. Hemen komşumuz Irak'tan inşallah 1 milyon varil petrolü buraya transfer ettik mi ihtiyacımızı karşılar." değerlendirmesinde bulundu.

Zeydi: Ziyaretimiz asırlar öncesine dayanan ilişkilerimizin pekiştirilmesinin nişanesidir

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir araya gelmekten ve Türkiye ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Zeydi de "Bizim bu ziyaretimiz protokol icabı değil, asırlar öncesine dayanan ilişkilerimizin pekiştirilmesinin bir nişanesidir." dedi.

Zeydi, iki ülkenin aynı coğrafyayı, uygarlığı ve su kaynaklarını paylaştığına işaret ederek görüşmelerde enerji, ulaştırma, eğitim, su ve diğer birçok konunun ele alındığını belirtti.

Türkiye ile Irak arasındaki ilişkilere dair Zeydi, "Bu ilişkilerin daha da yüceltilmesi, güçlendirilmesi için çalışıyoruz. Kardeşlik içerisinde bir ortaklık arzu ediyoruz ve özellikle Kalkınma Yolu Projesi üzerinde çalışıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı'yla (görüşmede) dedim ki: 'Bize aslında coğrafya doğal olarak iki nehir vermiş. Biz üçüncü nehrin de artık ekonomi nehri olmasını istiyoruz.' Ve bu da tabii ki Kalkınma Yolu'dur." diye konuştu.

Zeydi, Türkiye ve Irak'ın Doğu ile Batı'nın birbirine bağlanmasını sağlayacağına dikkati çekerek "Irak ile Türkiye arasındaki ilişkiler daha da ileri gidecektir. Ekonomik kaynaklarımızı da yücelteceğiz, büyüteceğiz, enerji alanında da daha fazla petrol pompalayacağız." ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Yani günde 1 milyon varil biz Türkiye'ye petrol verebiliriz diyor" ifadeleri üzerine Zeydi, "Evet doğru, 1 milyon." dedi.

AA

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi ile düzenlediği ortak basın toplantısında, Kerkük üretim sahasında Türkiye Petrolleri'ne ortaklık verildiğini açıkladı
Salı, Temmuz 28, 2026 - 20:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Erdoğan: Kerkük'teki üretim sahasında Türkiye Petrolleri'ne ortaklık verildi
copyright Independentturkish: 

ABD Başkanı Trump, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski ile Beyaz Saray'da görüştü

Beyaz Saray'dan yapılan açıklamaya göre, Trump ile Zelenski arasındaki basına kapalı görüşme, yerel saatle 09.47'de başladı ve yaklaşık 1 saat sürdü.

ABD Başkanı Trump, Zelenski ile görüşmesinin hemen ardından yine Graham'in cenazesine katılmak üzere ABD'ye gelen İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile bir görüşme gerçekleştirecek.

İsrail ve Ukrayna'ya verdiği destekle bilinen Senatör Graham, 11 Temmuz 2026'daki ölümünden bir gün önce Kiev'de Zelenski ile bir araya gelmişti.

Zelenski'den, "verimli" bir görüşme nitelemesi

Öte yandan Zelenski, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Trump'la "verimli" bir görüşme yaptıklarını belirtti.

Zelenski, açıklamasında, "Başkanla, Patriot sistemlerine yönelik önleme füzelerinin üretimi için gerekli lisanslar konusunda görüştük. ABD’ye güçlü desteği için minnettarım." ifadelerini kullandı.

Ukrayna Devlet Başkanı ayrıca, Graham için Trump'a taziyelerini sunduğunu ifade etti.

İsrail ve Ukrayna'ya verdiği destekle bilinen Senatör Graham, 11 Temmuz 2026'daki ölümünden bir gün önce Kiev'de Zelenski ile bir araya gelmişti.

AA

ABD Başkanı Donald Trump, Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham'in cenaze törenine katılmak üzere Washington'a gelen Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenski ile Beyaz Saray'da bir görüşme gerçekleştirdi
Salı, Temmuz 28, 2026 - 19:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
ABD Başkanı Trump, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski ile Beyaz Saray'da görüştü
copyright Independentturkish: 

MEB okul yönetmeliğini değiştirdi: Okullarda dolap ve sıra aranabilecek, öğretmenle görüşmeye randevu şartı

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), 2026-2027 eğitim öğretim yılı öncesinde okul öncesi eğitim ve ilköğretim kurumlarını kapsayan yönetmelikte kapsamlı değişikliklere gitti. Resmî Gazete'de yayımlanan düzenlemeyle okul güvenliğinden devamsızlık uygulamalarına, kayıt sisteminden veli görüşmelerine kadar birçok alanda yeni kurallar getirildi. Buna göre, güvenlik gerekçesiyle okullarda dolap, sıra ve gerekli görülen alanlarda arama yapılabilecek. Veliler ise öğretmen ve okul yönetimiyle görüşebilmek için "Okul Randevu Sistemi" üzerinden randevu almak zorunda olacak.

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan "Millî Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik", Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Anaokulu olmayan ilçelere yeni düzenleme

Yönetmelikle birlikte resmî anaokulu bulunmayan ilçelerde okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılması hedeflendi.

Bu kapsamda, anaokulu bulunmayan ilçelerde ilkokullar bünyesindeki ana sınıflarına 36-68 aylık çocuklar kayıt yaptırabilecek. Ayrıca bir grup oluşturacak sayıda 36-44 aylık çocuğun bulunması halinde yeni ana sınıfı şubeleri açılabilecek.

Uyum haftasına veliler de dahil edilecek

Yeni düzenlemeyle okul-aile iş birliğinin güçlendirilmesi amacıyla okul öncesi ve ilkokul 1'inci sınıfa başlayacak öğrenciler için eğitim yılı başlamadan önce gerçekleştirilen uyum haftası programına veliler de aktif şekilde katılacak.

Bu kapsamda ebeveynlere yönelik bilgilendirme ve uyum programları hazırlanacak.

Kayıt sistemi yeniden düzenlendi

Yönetmelikle, okul kayıtlarında gerçek dışı adres beyanlarının önüne geçilmesi amaçlandı.

Yeni kayıtlar temmuz ayında başlayacak. Öğrenci kayıtları, Nüfus Hizmetleri Kanunu kapsamında oluşturulan Ulusal Adres Veri Tabanı'ndaki yerleşim yeri adres bilgileri esas alınarak e-Okul sistemi üzerinden gerçekleştirilecek.

Adres doğrulamasına ilişkin usul ve esasları Milli Eğitim Bakanlığı belirleyecek. Öğrenci belgeleri ise e-Devlet üzerinden alınabilecek.

Devamsızlık yapan öğrencilere takdir ve teşekkür yok

Yeni düzenleme kapsamında özürsüz devamsızlık yapan öğrenciler için de yeni uygulama getirildi.

Buna göre, 20 gün ve üzerinde özürsüz devamsızlık yaptığı halde Şube Öğretmenler Kurulu kararıyla sınıf geçen ortaokul öğrencilerine artık teşekkür veya takdir belgesi verilmeyecek.

Güvenlik için dolap ve sıra aranabilecek

Yönetmeliğin en dikkat çeken maddelerinden biri okul güvenliğine ilişkin düzenleme oldu.

Buna göre Okul Öğrenci Davranışlarını Değerlendirme Kurulu, okulun ve öğrencilerin güvenliğini tehdit edebilecek durumlarda ihbar, şikâyet veya gerekli görülen hallerde önleyici tedbirler alabilecek.

Kurul kararıyla okul, pansiyon ve eklentilerinin yanı sıra öğrencilerin kullandığı masa, dolap, sıra ve gerekli görülen diğer alanlarda arama yapılabilecek.

Aramalar; öğrencilerin kişilik hakları ve onurları zedelenmeden, müdür yardımcıları, kurul üyeleri ve görevlendirilen öğretmenler tarafından gerçekleştirilecek.

Yapılan aramalarda bulunan materyaller için iki nüsha tutanak düzenlenecek. Tutanaklar ilgili kişiler tarafından imzalanacak ve okul müdürü tarafından onaylandıktan sonra muhafaza edilecek.

Veli görüşmeleri randevu sistemiyle yapılacak

Yönetmelikle velilerin okul yönetimi ve öğretmenlerle görüşme usulü de değiştirildi.

Buna göre veliler, öğrenciyle ilgili görüşme taleplerini okulun resmî internet sitesinde yer alacak "Okul Randevu Sistemi" üzerinden oluşturacak. Böylece öğretmen ve okul idaresiyle yapılacak görüşmeler randevu sistemi üzerinden planlanacak.

Öğretmenlerin mesleki çalışmaları çevrim içi yapılabilecek

Yeni düzenlemeyle öğretmenlerin mesleki çalışma dönemlerinin de Milli Eğitim Bakanlığı tarafından gerekli görülmesi halinde çevrim içi olarak gerçekleştirilebilmesinin önü açıldı.

Yönetmelikte yapılan değişikliklerin, yeni eğitim öğretim yılıyla birlikte okul güvenliğinin artırılması, kayıt süreçlerinin daha sağlıklı yürütülmesi ve okul-aile iletişiminin daha planlı hale getirilmesini amaçladığı belirtildi.

AA

Milli Eğitim Bakanlığı'nın Resmî Gazete'de yayımlanan yeni yönetmeliğiyle okullarda güvenlik amacıyla dolap, sıra ve gerekli görülen alanlarda arama yapılmasının önü açıldı
Salı, Temmuz 28, 2026 - 19:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
MEB okul yönetmeliğini değiştirdi: Okullarda dolap ve sıra aranabilecek, öğretmenle görüşmeye randevu şartı
copyright Independentturkish: 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Irak Başbakanı Zeydi'yi resmi törenle karşıladı

Zeydi'nin makam aracını, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi önündeki caddede karşılayan süvariler, araca protokol kapısına kadar eşlik etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Zeydi'yi Külliye'nin ana giriş kapısında karşıladı. Erdoğan ve Zeydi'nin tören alanındaki yerlerini almasının ardından, bando, iki ülkenin milli marşlarını çaldı.

Törende, tarihteki 16 Türk devletini temsil eden bayraklar ve askerlere de yer verilirken, 21 pare top atışı yapıldı.

Zeydi, Muhafız Alayı Tören Kıtası'nı "Merhaba asker" diyerek selamladı. İki lider birbirlerine heyetlerini takdim etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Zeydi, merdivenlerde Türk ve Irak bayrakları önünde tokalaşarak basın mensuplarına poz verdi.

İkili ve heyetler arası görüşmeye geçen Erdoğan ve Zeydi, görüşmelerin ardından anlaşmaların imza töreni ve ortak basın toplantısına katılacak.

Törende, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, MİT Başkanı İbrahim Kalın, Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hakkı Susmaz, Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç ve Türkiye'nin Bağdat Büyükelçisi Anıl Bora İnan ile Ankara Valisi Yakup Canbolat da yer aldı.

AA

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'yi ziyaret eden Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi'yi resmi törenle karşıladı
Salı, Temmuz 28, 2026 - 18:15
Main image: 

<p>Fotoğraf:AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Irak Başbakanı Zeydi'yi resmi törenle karşıladı
copyright Independentturkish: 

Trump: İran ile görüşmeler iyi gidiyor, anlaşma olmazsa elektrik santrallerini ve köprülerini vururuz

ABD Başkanı Donald Trump, İran ile yürütülen görüşmelerin olumlu ilerlediğini belirterek, "Tahran ile anlaşmaya varılamaması halinde İran'daki Pickaxe Mountain tesisinin yanı sıra köprüler ve elektrik santrallerini hedef alabilecekleri" tehdidini yineledi.

ABD merkezli televizyon kanalı Fox News'e konuşan Trump, mümkün olması halinde İran'ın köprülerini ve elektrik santrallerini hedef almaktan kaçınmak istediğini söyledi. Trump, "Bu çok ama çok hassas bir denge. Şu anda çok güçlü bir konumda olduğumuzu düşünüyorum. Eğer anlaşma yapmazlarsa bunu yapacağımı biliyorlar. Artık anlaşmaları bozmalarına izin veremeyiz" ifadelerini kullandı.

İran ile yürütülen diplomatik temaslara ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Trump, "Çok iyi görüşmeler yaptık" dedi. Trump'ın, İran'ın nükleer programını ele almak üzere İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile salı günü Beyaz Saray'da bir araya gelmesi bekleniyor.

"Hürmüz Boğazı’nı biz kontrol ediyoruz"

Trump ayrıca, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kontrol etmediğini söyleyerek, "Biz, Hürmüz Boğazı'nı kontrol ediyoruz" dedi.

Röportajda Trump'a, Netanyahu'nun İran'ın nükleer programıyla bağlantılı olduğu belirtilen ve Tahran yakınlarında yerin derinliklerine inşa edilen tahkimatlı Pickaxe Mountain tesisini görüşmede gündeme getireceğine ilişkin haberler soruldu.

Trump, Netanyahu'ya atıfta bulunarak, "Bana bunu Bibi'nin söylemesine gerek yok. Bibi bunu bana, benim sürecin içinde kalmamı istediği için söylüyor" dedi.

İran'ın nükleer altyapısına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Trump, "Pickaxe'ta neler olup bittiğini tam olarak biliyorum. Bu büyük bir sorun değil. Onların nükleer tesislerini ortadan kaldırdık. Eğer anlaşma yapmazsak Pickaxe'ı da ortadan kaldırmak zorunda kalacağız. Anlaşma olmazsa bunu çok kolay yaparız" ifadelerini kullandı.

 

Independent Türkçe

Trump, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kontrol etmediğini söyleyerek, "Biz, Hürmüz Boğazı'nı kontrol ediyoruz" dedi
Salı, Temmuz 28, 2026 - 17:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
Trump: İran ile görüşmeler iyi gidiyor, anlaşma olmazsa elektrik santrallerini ve köprülerini vururuz
copyright Independentturkish: 

Meclis'te yeni oturma düzeni belli oldu: CHP'liler DEM ile MHP arasında oturacak

TBMM'de, YENİ Parti'nin kurulması ve siyasi parti grup sayısının 7'ye yükselmesi üzerine Genel Kurul'da geçici olarak yeni oturma düzeni belirlendi. YENİ Parti, AK Parti'nin yanında yer alacak. CHP için DEM Parti ile MHP'nin arasında yer belirlendi. 

Edinilen bilgiye göre, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, dün YENİ Parti ile CHP parti yöneticileriyle görüştükten sonra Genel Kurul'da oturma düzenini belirledi. Kurtulmuş, partilere gönderdiği yazıda "TBMM'de temsil edilen siyasi parti grubunun 7'ye çıkması üzerine Genel Kurul'da oturma düzeninin yeniden belirlenmesine ihtiyaç olduğunu" vurguladı. 

Kurtulmuş, "Başkanlık Divanı'nda bu konuda bir karar alınıncaya kadar geçici olarak siyasi parti gruplarının Genel Kurul'da oturma düzeninin, ön sıralar ile arka sıraların mevcut yerleşim düzeni göz önünde bulundurularak DEM Parti'nin mevcutta kullandığı iki ön sıradan birinin CHP Grubu'na tahsis edileceğini" bildirdi.

Numan Kurtulmuş, Başkanlık Divanı'nın oturuşuna göre en solda AK Parti olmak üzere sırasıyla YENİ Parti, DEM Parti, CHP, MHP, İYİ Parti ve Yeni Yol Partisi grupları şeklinde belirlendiği kaydetti. 

 

ANKA

TBMM'de, YENİ Parti'nin kurulması ve siyasi parti grup sayısının 7'ye yükselmesi üzerine Genel Kurul'da geçici olarak yeni oturma düzeni belirlendi
Salı, Temmuz 28, 2026 - 16:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
Meclis'te yeni oturma düzeni belli oldu: CHP'liler DEM ile MHP arasında oturacak
copyright Independentturkish: 

Kötü uykunun beynin çalışma biçimini değiştirdiği bulundu

Yeni bir araştırma, insomnia gibi uyku bozukluklarının dikkat, karar verme ve duygusal kontrolü destekleyen beyin bölgelerinde belirgin yapısal değişikliklere yol açabileceği uyarısında bulunuyor.

Önceki araştırmalar, kötü bir gece uykusunun ertesi günkü enerjiden çok daha fazlasını etkileyebileceğini, bilişsel işlevlerin bozulması ve duyguları düzenleme yetisinin kaybı gibi sorunlara da yol açabileceğini göstermişti.

Bugüne kadar iki tür uyku bozukluğu belirlendi: uyku döngülerinin değiştiği parasomnia ve insanların uykuya dalmakta veya uykuda kalmakta zorlandığı disomni.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Bilim insanları, farklı uyku bozukluklarının beyinle nasıl ilişkili olduğuna dair bugüne kadar yapılan en kapsamlı analizlerden birini yürüttü.

Hakemli dergi Scientific Reports'ta yayımlanan çalışmaya göre bulgular, nihayetinde daha erken teşhisi ve belirli rahatsızlıklara göre uyarlanmış tedavilerin ortaya çıkmasını destekleyebilir.

Bilim insanları araştırma incelemesinde, disomni ve parasomniaları karşılaştıran ve beyin görüntüleme tekniğini kullanan 57 çalışmanın sonuçlarını değerlendirdi.

Florida Uluslararası Üniversitesi'nden bilişsel nörobilimci Matthew Sutherland "Beyinde neler olup bittiğini anlama ihtiyacı artıyor. Birçok çalışmanın sonuçlarını bir araya getiren bu araştırma, uyku bozukluklarının beyin yapısını ve işlevini nasıl etkilediğine ve bundan sonra nereye odaklanmamız gerektiğine dair daha net bir tablo sunuyor" diyor.

Dr. Sutherland, "Bu kadar çok kişi uyku sorunları yaşarken beyinde neler olup bittiğini anlamak; daha iyi müdahaleler, tanı araçları ve kişiye özel tedaviler bulmanın anahtarı" ifadelerini kullanıyor.

Uyurgezerlik, kabus bozukluğu ve gece terörü gibi parasomnia olaylarının, beynin motivasyon, karar verme ve duyguları düzenlemede rol oynayan arka singulat korteksindeki değişikliklerle bağlantılı olduğu saptandı.

Bilim insanları bu değişikliklerin, sözkonusu bozukluklardan muzdarip kişilerin ruh hali, davranış ve duygusal kontrolde zaman zaman yaşadığı değişimleri açıklamaya katkı sağlayabileceğini söylüyor.

Araştırmacılar ayrıca bunların, insomnia yaşayan bireylerde gözlemlenen görev verimliliğindeki düşüşü de yansıttığını belirtiyor.
 

Beyin görüntüleri
Florida Uluslararası Üniversitesi Nöroinformatik ve Beyin Bağlantısı Laboratuvarı Direktörü Matthew Sutherland ve çalışmanın ortak yazarlarından lisansüstü öğrencisi Chloe Hampson, uyku bozukluklarıyla bağlantılı yapısal değişiklikler sergileyen beyin bölgeleriyle iletişim kuran kısımların görüntülerini inceliyor (Taimy Alvarez)


Araştırmada hem parasomninin hem de dissomninin; gelen bilgileri filtreleyen, odaklanmayı destekleyen ve üst düzey düşünme süreçlerine katkıda bulunan talamustaki düşük aktiviteyle bağlantılı olduğu tespit edildi.

Bilim insanları bu tür değişikliklerin, uyku bozukluğu yaşayan yaşlı bireylerde yaygın gözlemlenen dikkat dağılmaları ve yaralanma riskiyle ilişkili olabileceğini söylüyor.

Gelecekteki çalışmalarda, uyurgezerlik ve rüya görme gibi parasomniaları daha ayrıntılı analiz etmeyi umuyorlar.

Bilim insanları, "Bu sonuçlar, uykuyla ilgili bozukluklarla bağlantılı yapısal değişikliklerin beynin farklı bölgelerine yayılan ağları bozabileceğini ve bunun bilişsel, duygusal ve motivasyonel işlevlerdeki değişimlere katkıda bulunabileceğini gösteriyor" sonucuna varıyor.

Araştırmacılar genel itibarıyla bu son bulguların, uykuyu iyileştirmeye yönelik müdahalelere rehberlik ederken, aynı zamanda dikkat, karar verme ve duyguları düzenleme süreçlerinde rol oynayan beyin sistemlerini de koruyabileceğini belirtiyor.



*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

independent.co.uk/news

Independent Türkçe için çeviren: Büşra Ağaç

Araştırmacılar, bulguların uykuyu iyileştirmeye yönelik müdahalelere yön verebileceğini söylüyor
Salı, Temmuz 28, 2026 - 16:00
Main image: 

<p>Uyku bozukluklarının beyindeki yapısal değişikliklerle bağlantılı olduğu tespit edildi (Florida Uluslararası Üniversitesi)</p>

related nodes: 
Kaliteli bir uyku için akşam yemeği ne zaman yenmeli?
Yaşlıların gün içindeki uyku alışkanlıkları ciddi sağlık sorunlarının işareti olabilir
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Kötü uykunun beynin çalışma biçimini değiştirdiği bulundu
copyright Independentturkish: 
original url: 
https://www.independent.co.uk/news/science/poor-sleep-brain-effect-discovery-b3021967.html

Mutfağınızdaki bakteri yuvası: Bilim insanlarından sünger uyarısı

Bilim insanları yeni çalışmada, mutfak süngerlerinin gözenekli yüzeyleri ve içerdikleri nem nedeniyle hastalık yapıcı bakteriler için ideal bir yuva oluşturduğu uyarısında bulundu.

Birden fazla kişiyi etkileyen gıda kaynaklı hastalık salgınlarının büyük ölçüde ticari mutfaklara veya yemek işletmelerine dayandığı tespit edilmişti.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Bu ortamlarda, çiğ et gibi kontamine olmuş yiyeceklerin hazırlanması sırasında yetersiz hijyen nedeniyle bakteriler mutfaklarda yayılabilir.

Önceki çalışmalar, mutfak süngerlerindeki bakteri yükünün genellikle lavabo veya kesme tahtası gibi diğer mutfak yüzeylerindekinden genellikle daha yüksek olduğunu ortaya koymuştu.

Araştırmacılar bunun, mutfak süngerlerinde kalan yiyecek artıklarının bakterilere hem besin sağlamasından hem de büyüyüp çoğalabilecekleri elverişli bir ortam yaratmasından kaynaklandığını söylüyor.

Şimdiyse bilim insanları, zararlı bakterilerin mutfak süngerlerinde çoğalabileceğine dair daha fazla kanıt gösterdi.

Çalışmada, piyasada satılan mutfak süngerlerine, gıda kaynaklı iki önemli patojen olan Escherichia coli ve Salmonella'yı farklı yoğunluklarda içeren çözeltiler uygulandı.

Bazı süngerlere, gıda zehirlenmesine neden olabilecek toksinler üreten Staphylococcus aureus bakterisi içeren bir çözelti de uygulandı.

Araştırmacılar, eklenen çözeltideki başlangıç ​​sayılarının nispeten düşük olmasına rağmen, tüm patojenlerin birkaç gün içinde önemli ölçüde çoğaldığını buldu.

Patojenler, süngerler birkaç gün kuruduktan sonra bile uzun süre hayatta kaldı.

Çalışma, bu patojenleri süngerlerden diğer yüzeylere aktarmak için hafif bir basıncın bile yeterli olduğunu ortaya koydu.

Bulgular, patojenik bakterilerin doğrudan temas yoluyla gıdaya bulaşabileceğini gösteriyor.

Eğer bu tür kontamine olmuş gıda uygun şekilde ısıtılmadan tüketilirse, gıda kaynaklı hastalıklara neden olabilir. Journal of Food Protection adlı akademik dergide yayımlanan çalışmada bilim insanlarına göre, patojenin çok düşük başlangıç ​​sayıları bile bunu yapmak için yeterli.

Araştırmacılar, süngerlerin görünümünün ve kokusunun ne zaman değiştirilmeleri gerektiğini belirlemek için "güvenilmez göstergeler" olduğu uyarısında bulunuyor çünkü çalışmada test edilen süngerlerde bakteri sayılarının yüksek olmasına rağmen fark edilebilir bir değişiklik yoktu.

Bilim insanlarına göre mutfak süngerlerinin ne zaman değiştirilmesi gerektiği, diğer faktörlerin yanı sıra nasıl kullanıldıklarına da bağlı.

Örneğin çiğ etle temas etmiş yüzeyleri temizlemek için kullanılan süngerin hemen atılması gerektiğini belirtiyorlar.

Araştırmacılar, bakteri yükünü azaltmak için süngerlerin sıcaklığı 70 santigrat dereceyi aşan suda en az iki dakika ısıtılabileceğini söylüyor.

Bağışıklık sistemi zayıf olanlar ve küçük çocuklar gibi hassas kişilerin bulunduğu evlerde, mutfak süngerlerinin daha sık değiştirilmesi gerektiğini belirtiyorlar.

Bilim insanları, mikrofiber bezlerin daha az bakteri barındırması, daha hızlı kuruması ve çamaşır makinesinde yıkanabilmesi nedeniyle alternatif olabileceğini söylüyor.

Bu bezlerin çamaşır makinesinde en az 60 santigrat derecelik bir programda yıkanması gerektiğini de belirtiyorlar.

Bilim insanları, "Bu sonuçlar, mutfak süngerlerinin evlerde kritik birer mikrobiyal rezervuar işlevi gördüğünü ortaya koyuyor ve düzenli sünger değişiminin veya alternatif temizlik malzemelerinin kullanımının gerekliliğini vurguluyor" sonucuna vardı.



*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

independent.co.uk/news/science

Independent Türkçe için çeviren: Çağatay Koparal

Bilim insanları mikrofiber bezlerin daha iyi bir alternatif olabileceğini söylüyor
Salı, Temmuz 28, 2026 - 15:30
Main image: 

<p>Bir çalışan sünger üzerinde testler yapıyor (AFP)</p>

related nodes: 
Çinli bilim insanlarından süper bakteri uyarısı
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Mutfağınızdaki bakteri yuvası: Bilim insanlarından sünger uyarısı
copyright Independentturkish: 
original url: 
https://www.independent.co.uk/news/science/kitchen-sponge-bacteria-harmful-growth-b3022846.html

Zelenski ve Trump arasında buzlar eriyor mu?

Ukrayna lideri Volodimir Zelenski'yle ABD Başkanı Donald Trump arasındaki ilişki son dönemde olumlu seyrediyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Wall Street Journal'a konuşan Trump'a yakın kaynaklar, Cumhuriyetçi liderin, özellikle Zelenski'nin son dönemde Rusya'nın iç bölgelerine düzenlediği drone saldırılarından etkilendiğini belirtiyor.

ABD'nin de Ortadoğu'da benzer tehditlerle karşı karşıya olması nedeniyle Trump'ın, Ukrayna'nın İran yapımı Şahid kamikaze drone'larına karşı geliştirdiği savunma taktiklerini yakından izlediği aktarılıyor.

Beyaz Saray'dan üst düzey bir yetkili, "Trump kazananları sever ve ona göre Zelenski giderek bir kazanana dönüşüyor" diyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Geçen yıl şubatta Beyaz Saray'da düzenlenen görüşmede iki lider arasında gerginlik yaşanmıştı. ABD Başkanı aynı dönemde Zelenski'yi "diktatör" diye nitelemiş, daha sonra Amerikan ordusu Ukrayna'yla istihbarat paylaşımını geçici olarak askıya almıştı.

Zelenski de Rusya-ABD görüşmelerine Kiev'in dahil edilmemesi ve Trump'ın Moskova'ya toprak tavizleri için baskı yapması nedeniyle Washington'ı eleştirmişti.

Kaynaklara göre Trump başta Rus ordusunun Ukrayna'yı kolayca yenilgiye uğratacağını düşünüyordu. Fakat artık Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e daha olumsuz baktığı ve yüksek can kayıpları yaşanan savaşın sonlanmasını istediği belirtiliyor.

Diğer yandan Trump'la Zelenski arasındaki olumlu havanın, Putin'in etkisiyle tersine dönebileceğine de dikkat çekiliyor.

New York Times'ın analizindeyse Trump'ın İran savaşında aradığı galibiyeti bulamadığı ve ara seçimler öncesinde diplomatik başarı elde etmek için Rusya-Ukrayna müzakerelerini yeniden başlatabileceği yazılıyor.

Ukrayna'daki Odessa Ulusal Üniversitesi'nden Volodimir Dubovik, şu yorumu yapıyor:

Artık aralarında daha iyi bir uyum olduğunu görüyorum. Belki Zelenski, Trump'ı daha iyi anlıyordur ya da Trump, Zelenski'yle empati kurabiliyordur.

Ancak Trump'ın Zelenski'ye karşı sergilediği sıcak tavrın, somut bir politika değişikliği mi yoksa Putin'i müzakere masasına oturtmak için yapılan stratejik bir girişim mi olduğu net değil.

Semafor'un analizinde, ABD'nin Ukrayna'ya yardımları yavaşlattığına dikkat çekiliyor. Pentagon'un dün basına sızdırılan mektubunda, Kongre üyelerinin Ukrayna'ya yardım planıyla ilgili iki ay önce bilgilendirildiği ortaya çıktı. Mektupta, Ukrayna için onaylanan 400 milyon dolarlık destek paketiyle ilgili harcamaların ancak 2029'da tamamlanacağı bildiriliyor. Mektubun, Zelenski'nin bugün Beyaz Saray'daki ziyareti öncesinde sızdırılması da dikkat çekiyor.


Independent Türkçe, Wall Street Journal, New York Times, Semafor, Reuters

Derleyen: Yasin Sofuoğlu

Washington, Kiev'in Kremlin'in enerji altyapısını hedef alan saldırılarını yakından takip ediyor
Salı, Temmuz 28, 2026 - 15:30
Main image: 

<p>Trump, Ankara'daki NATO&nbsp;Zirvesi'nde Zelenski'ye Patriot füzeleri için lisans sözü vermişti (AFP)</p>

related nodes: 
Ukrayna, siviller için son 4 yılın en ölümcül ayını yaşıyor
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Zelenski ve Trump arasında buzlar eriyor mu?
copyright Independentturkish: 

Kısa haberler

İtalya Savunma Bakanı Crosetto: Ankara'daki NATO Zirvesi, iyi sonuç verecek şekilde tasarlandı

İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, "Ankara'daki NATO Zirvesi, iyi sonuç verecek şekilde tasarlandı." dedi.

İtalyan ANSA ajansının haberine göre Crosetto, bir programa gönderdiği video mesajında, uluslararası gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.

Ankara’da 7-8 Temmuz’daki NATO Zirvesi'ne ilişkin Crosetto, "Ankara'daki NATO Zirvesi, iyi sonuç verecek şekilde tasarlandı. Taahhütler yerine getirilecek ve her ülke, üstlenmeyi taahhüt ettiği yükümlülüklerin önemli bir kısmını yerine getirmiş olarak zirveye katılıyor. Bu açıdan son zirvede yaşadığımızdan daha fazla bir sorun görmüyorum." ifadesini kullandı.

İtalyan Bakan, ABD Başkanı Donald Trump'ın zirve boyunca söyleyeceklerini ve yapacaklarını da takip edeceklerini vurguladı.

Başkan Trump ile İtalya Başbakanı Giorgia Meloni arasında son haftalarda gerilen ilişkilerde de iki ülke açısından bir sorun görmediğine işaret eden Crosetto, ABD ile ilişkilerin 1 ya da 5 yıl önceki gibi "mükemmel" olduğunu kaydetti.

Crosetto, NATO'nun bir alternatifinin de olmadığını belirtti.

Independent Türkçe, Türkiye ve dünyadan güncel haberleri okurları için derledi
Pazartesi, Temmuz 6, 2026 - 01:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: Independent Türkçe</p>

Type: 
SEO Title: 
Kısa haberler
copyright Independentturkish: 

ABD Başkanı Trump, Ankara'da Zelenskiy ve Şara ile de görüşecek

Beyaz Saray Baş Basın Sözcü Yardımcısı Anna Kelly, ABD’nin NATO nezdindeki Büyükelçisi Matt Whitaker ile birlikte telekonferans yöntemiyle düzenlenen basın toplantısında, Ankara ziyaretiyle ilgili bazı yeni bilgiler paylaştı.

Toplantıda, ABD Başkanı Trump’ın, Ankara’daki NATO Zirvesi temaslarının ardından gerçekleştireceği ikili görüşmelere de yer verildi. Bu kapsamda, ABD Başkanı'nın çarşamba günü Ankara’da NATO Zirvesi programının ardından Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy ve Suriye Cumhurbaşkanı Şara ile bir araya geleceği belirtildi.

NATO Büyükelçisi Whitaker, toplantıda yaptığı açıklamada, İttifakın savunma harcamaları ve yük paylaşımı konularına dikkati çekerek, zirvenin "İttifakın geleceği açısından kritik bir eşik" olduğunu ifade etti.

Beyaz Saray Baş Basın Sözcü Yardımcısı Kelly de ABD Başkanı Trump’ın Ankara’da, NATO Liderler Zirvesi kapsamındaki programı hakkında bazı ayrıntıları paylaştı.

Trump, Ankara'da dolu dolu 2 gün geçirecek

Beyaz Saray açıklamasına göre, Başkan Trump, salı günü Ankara’ya ulaşacak.

ABD Başkanı Trump’ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından resmi törenle karşılanması bekleniyor.

Trump ilk olarak NATO liderler yemeğine katılacak, çarşamba günü de NATO liderleri oturumu ve aile fotoğrafında yer alacak.

Daha sonra Trump, Zelenskiy ve Şara ile görüşmelerinin ardından düzenleyeceği basın toplantısında, Türkiye ziyareti kapsamındaki temaslarıyla ilgili açıklamalarda bulunacak.

Trump, aynı akşam, ilk kez bir yurt dışı seyahatinde kullandığı "Boeing 747" tipi yeni Air Force One uçağıyla Washington’a geri dönecek.

Ankara temasları, ABD Başkanı için pek çok stratejik hedefi içeriyor

ABD’li üst düzey yetkililerin, Anadolu Ajansına verdiği bilgide, Ukrayna’daki savaşın sona erdirilmesine yönelik diplomatik çabaların, Başkan Trump’ın Zelenskiy ile yapacağı görüşmenin merkezinde olacağı belirtildi.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın, Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy ile yapacağı görüşmenin ana gündeminin, savaşın sona erdirilmesi olacağını aktardı.

ABD'li yetkili, Ukrayna cephesindeki durumla ilgili "Cephe hattı, son aylarda büyük ölçüde donmuş durumda. Savaşın sona erdirilmesi için aciliyet hissediyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

ABD tarafı, hem Rusya hem Ukrayna ile temasların sürdüğünü ve Başkan Trump’ın arabuluculuk rolü oynadığını vurguladı.

Yetkililer, savaşın devam etmesinin "her iki taraf için de ağır kayıplara ve yıkıma" neden olduğunu ifade ederek, diplomatik çözüm çabalarının hızlandırılacağının altını çizdi.

Bir diğer üst düzey ABD’li yetkili, Ankara’daki zirvede, İran kaynaklı bölgesel güvenlik riskleri ve deniz ticaret hatlarının korunmasının gündeme geleceğini bildirdi.

Yetkili, NATO müttefiklerinin katkı vermeye hazır olduğunu, ancak birçok ülkenin yeterli deniz unsuru ve askeri kapasiteye sahip olmadığını belirterek, "İhtiyacımız olan şey, kabiliyetli müttefikler. Bazı ülkelerin anlamlı katkı sunacak gemi ve varlığı yok." sözlerini sarf etti.

ABD savunma sanayisine yönelik yeni işbirlikleri ve üretim anlaşmalarının zirve sırasında açıklanabileceği, milyarlarca dolarlık savunma projelerinin gündeme geleceği de kaydedildi.

AA

ABD Başkanı Donald Trump’ın Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi görüşmeleri sonrası Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile de bir araya geleceği bildirildi
Pazartesi, Temmuz 6, 2026 - 00:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
ABD Başkanı Trump, Ankara'da Zelenskiy ve Şara ile de görüşecek
copyright Independentturkish: 

Netanyahu, Trump ile ilişkilerinde "çatlak" olmadığını savundu

Fox News kanalına konuşan Netanyahu, "Trump ile İran konusunda görüş ayrılıkları yaşandığı" yönündeki iddiaları reddederek, iki ülkenin ortak hedefinin İran'ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu söyledi.

Trump'ın ABD için, kendisinin ise İsrail için en doğru olanı yaptığını öne süren Netanyahu, "Her ailede, her yakın dostlukta olduğu gibi bazen fikir ayrılıkları olur ve bunları açık şekilde konuşuruz. Genellikle de çözeriz." ifadelerini kullandı.

Netanyahu, kendisi hakkında "Patronun kim olduğunu biliyor." açıklaması yapan Trump ile ilişkilerinde "çatlak" olmadığını iddia etti.

İran konusunda, ABD ile aynı hedefleri paylaştıklarını savunan Netanyahu, "İran'ın nükleer silah programından vazgeçmesini istiyoruz. Zenginleştirilmiş nükleer materyalin ülkeden çıkarılmasını ve nükleer zenginleştirme tesislerinin sökülmesini istiyoruz." dedi.

Netanyahu, Trump'ın müzakereler yoluyla bu hedeflere ulaşabileceğine inandığını belirterek, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in "İsrail'in diğer birçok ülke gibi ABD siyasetini etkilemeye çalıştığına" ilişkin açıklamaları hakkında ise Vance'e saygı duyduğunu ancak söylediği her şeye katılmadığını kaydetti.

İsrail'in yalnızca ABD'nin değil Hindistan gibi başka ülkelerin de desteğini aldığını savunan Netanyahu, "çok fazla dostları olduğunu" ve "dostlarına sahip çıktığını" öne sürdü.

Netanyahu, Lübnan'daki bazı Hristiyan köylerin, Hizbullah'a karşı "İsrail tarafından ilhak edilmeyi istediğini" iddia etti.

"Kalıcı bir savaş durumunda değiliz"

İsrail'in "kalıcı savaş durumunda" olduğunu söyleyenlere karşı cevabının ne olduğu sorusu üzerine Netanyahu, "Kalıcı bir savaş durumunda değiliz. Başkan Trump ve ben, 4 barış anlaşması ortaya koyduk." iddiasında bulundu.

Netanyahu, İran'ın "zayıflamasıyla" beraber daha fazla ülkenin kendileriyle aynı çizgide yer almak istediğini savunarak, daha fazla barış anlaşmasının imzalanmasını beklediğini öne sürdü.

AA

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, kendisi hakkında "Patronun kim olduğunu biliyor." açıklaması yapan ABD Başkanı Donald Trump ile ilişkilerinde "çatlak" olmadığını ileri sürdü
Pazar, Temmuz 5, 2026 - 22:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Netanyahu, Trump ile ilişkilerinde "çatlak" olmadığını savundu
copyright Independentturkish: 

İsrail hükümeti, ülke tarihinde ilk defa Yüksek Mahkeme kararını reddetti

Haftalık kabine toplantısının ardından yayımlanan açıklamada hükümet, Yüksek Mahkeme'nin, haziranda, üyelerin üçte ikilik yeter sayısının sağlanamamış olmasına rağmen İkinci Otorite Konseyi’nin ticari yayın düzenleme faaliyetlerine yeniden başlamasına izin veren kararını uygulamayacağını duyurdu.

İsrail devlet televizyonu KAN'da yer alan habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu hükümeti, Yüksek Mahkeme'nin kararını oy birliğiyle reddetti.

İsrail Kanal 12 televizyonu, İsrail tarihinde ilk kez bir hükümetin Yüksek Mahkeme’nin kararını tanımadığına, hükümet ile yargı arasındaki anlaşmazlığın kriz boyutuna ulaştığına dikkati çekti.

Yüksek Mahkemeyi "yürütme otoritesinin işlerine müdahale etmekle" suçlayan hükümet, kurumla ilgili kararın da hukuka aykırı olduğunu savunuyor.

İsrail’de muhalefet, hükümetin kararını sert şekilde eleştirirken Cumhurbaşkanı Isaac Herzog da, hükümetin tutumunun kabul edilemez olduğunu açıkladı.

Herzog, Yüksek Mahkeme kararına uyulmasının kırmızı çizgi olduğunu belirterek hükümetin kararına tepki gösterdi.

İsrail Yüksek Mahkemesi, hükümetin, televizyon ve radyo yayıncılığını denetleyen kurum için yeni bir yönetim kurulu atama kararlarını dondurmuş ve bu atamalara karşı itirazlar hakkında nihai bir karar verilene kadar mevcut kurulun görevde kalması yönünde karar çıkarmıştı.

AA

İsrail hükümeti, Yüksek Mahkeme'nin İkinci Otorite Konseyi'nin görevine devam etmesi yönündeki kararını uygulamayacağını açıklayarak, ilk kez yüksek yargının bağlayıcı kararını reddetti
Pazar, Temmuz 5, 2026 - 21:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
İsrail hükümeti, ülke tarihinde ilk defa Yüksek Mahkeme kararını reddetti
copyright Independentturkish: 

Kılıçdaroğlu'ndan NATO Zirvesi öncesi gözaltılara tepki: Gazetecilerin, akademisyenlerin ve sivil toplumun üzerinden elinizi çekin

Mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığı görevine dönen Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara'da 7-8 Temmuz'da düzenlenecek NATO Liderler Zirvesi öncesinde gerçekleştirilen gözaltılara tepki göstererek, "Gazetecilerin, akademisyenlerin, avukatların ve sivil toplumun üzerinden elinizi çekin." ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Recep Tayyip Erdoğan'ı etiketleyerek, NATO Zirvesi gerekçe gösterilerek T24 ve Odatv muhabirleri, akademisyenler, avukatlar ile sivil toplum temsilcilerinin gözaltına alınmasını kabul etmediklerini belirtti.

Şiddet içermeyen demokratik protesto hakkının engellenmesinin kabul edilemez olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, keyfi gözaltıların toplantı ve gösteri hakkını açıkça tehdit ettiğini savundu.

Uluslararası zirvelerde düzenlenen protestoların demokratik hayatın olağan bir parçası olduğunu vurgulayan Kılıçdaroğlu, "Bir ülkenin itibarına zarar veren protestoların varlığı değil; demokratik protesto hakkının engellenmesidir." değerlendirmesinde bulundu.

Kılıçdaroğlu, açıklamasında basın özgürlüğünün demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarından biri olduğunu belirterek, "Tarafsız basının sustuğu yerde millet gerçeği duyamaz; gerçeğin sustuğu yerde ise demokrasi yaşayamaz." ifadelerine yer verdi.

ANKA

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, NATO Zirvesi öncesi gözaltılara tepki göstererek, "Gazetecilerin, akademisyenlerin ve sivil toplumun üzerinden elinizi çekin." dedi
Pazar, Temmuz 5, 2026 - 20:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
Kılıçdaroğlu'ndan NATO Zirvesi öncesi gözaltılara tepki: Gazetecilerin, akademisyenlerin ve sivil toplumun üzerinden elinizi çekin
copyright Independentturkish: 

665. Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri'nde başpehlivan Erkan Taş oldu

Sarayiçi Er Meydanı'ndaki organizasyonun başpehlivanlık final müsabakasında, önceki turlarda Mustafa Batu, Yıldıray Pala, Orhan Okulu, Mustafa Taş'ı yenen Feyzullah Aktürk ile İsmail Balaban, Mehmet Yeşil Yeşil, Ali Gürbüz, Seçkin Duman'ı eleyen Erkan Taş karşı karşıya geldi.

Başcazgır Emin Ger'in salavatı sonrası er meydanlarının "sert kayası" olarak bilinen bu yıl Yuntdağı, Sekapark, Kestel, Vezirköprü, Çardak, Kula, Manavgat, Çağlak, Karadilli güreşlerinde başpehlivan olan Manisa Akhisarlı 27 yaşındaki Feyzullah Aktürk ile "demir leblebi" olarak anılan bu sezon Dikmen, Ödemiş, Osmancık, Edremit, Çalı güreşleri başpehlivanı 26 yaşındaki Sinoplu Erkan Taş peşreve çıktı.

Tribünler, başpehlivanları alkışlarıyla selamladı.

Kocaeli bölgesi meydan hakemlerinden Olgay İnce yönetiminde Feyzullah Aktürk ve Erkan Taş'ın güreşi başladı.

Güreş karşılıklı hücumlarla hareketli başladı. Sert elenseler zaman zaman agresif bir müsabaka izlenmesine neden oldu. Karşılaşmanın 15. dakikasına kadar Erkan Taş'ın daha baskın güreşi izlendi. Bu sürede rakibinden gelen iki kritik hamleyi bertaraf etse de kule hakemliği Feyzullah'a aktif güreşmesi için ihtar verdi.

Karşılaşmanın 20. dakikasında Erkan Taş'ın kontrasıyla güreş yerde devam etti. Erkan Taş'ın paça - kazık denemelerine karşılık Feyzullah müsabayı savunmayla sürdürdü. Hakem Olgay İnce güreşin uzun süredir yerde olduğunu gerekçe göstererek pehlivanları ayakta güreşmeye davet etti. Erkan Taş'ın daha aktif olduğu Feyzullah'ın ise savunmaya yönelik bir strateji güttüğü 30 dakikalık normal sürede herhangi bir sonuç elde edilmedi. Güreş puan alanın kazanacağı bölüme bırakıldı.

Puanlama güreşine ihtar baskısı ile başlayan Feyzullah Aktürk daha aktif bir güreş sergiledi. Müsabakanın 35, 41. ve 45 dakikalarında Feyzullah Aktürk'ün kontra dalmaları tribünleri heyecanlandırsa da bu ataklardan sonuç çıkmadı.

Karşılaşmanın 49. dakikasında Feyzullah Aktürk'ün tek dalarak düşürmeye çalıştığı Erkan Taş bu hamleden kurtularak rakibinden puan alıp güreşi kazandı.

Bu sonuçla Erkan Taş 665. Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri'nin başpehlivanı oldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 665. Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri'nde başpehlivan olan Taş'ı tebrik etti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 665. Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri'nde başpehlivan olan Erkan Taş'ı kutladı.

Erdoğan, NSosyal hesabından yaptığı paylaşımda, "665. Kırkpınar Yağlı Güreşleri'nde başpehlivanlık kemerini kuşanan Erkan Taş'ı canıgönülden tebrik ediyorum. Farklı boylarda er meydanında kol bağlayan tüm pehlivanlarımızı kutluyor, kendilerine Cenabıallah'tan muvaffakiyetler niyaz ediyorum." ifadelerine yer verdi.

AA

665. Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri'nde başpehlivanlığı, finalde Feyzullah Aktürk'ü yenen Erkan Taş kazandı
Pazar, Temmuz 5, 2026 - 19:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
665. Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri'nde başpehlivan Erkan Taş oldu
copyright Independentturkish: 

İran Meclis Başkanı Kalibaf: ABD ile barışımız yok ve İsrail’i resmi olarak tanımayacağız

İran Meclis ve Müzakere Heyeti Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Hamas Şura Meclisi Başkanı Muhammed Derviş ile yaptığı görüşmede, "ABD ile barışımız yok ve İsrail’i resmi olarak tanımayacağız." dedi.

İran devlet televizyonunun haberine göre Kalibaf, başkent Tahran'da Hamas Şura Meclisi Başkanı Muhammed Derviş ile bir araya geldi.

Görüşmede Kalibaf, Müslümanlara ve "Direniş Cephesi"ne gerektiğinde füze, gerektiğinde ise siyasi destek vereceklerini belirterek, "ABD ile barışımız yok ve İsrail’i resmi olarak tanımayacağız." ifadelerini kullandı.

Diplomasinin askeri kazanımları koruyup kalıcı hale getirmesi gerektiğini savunan Kalibaf, "Şehit imamın intikamı Kudüs’ün özgürlüğüdür." değerlendirmesinde bulundu.

Hamas Şura Meclisi Başkanı Derviş ise İran ile ABD arasında imzalanan mutabakat zaptını "Direniş Cephesi" açısından bir zafer olarak nitelendirerek, "Mutabakatın her bir maddesi İran için zafer, ABD için yenilgidir." ifadelerini kullandı.

AA

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Hamas Şura Meclisi Başkanı Muhammed Derviş ile görüşmesinde, "ABD ile barışımız yok ve İsrail'i resmi olarak tanımayacağız." dedi
Pazar, Temmuz 5, 2026 - 18:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
İran Meclis Başkanı Kalibaf: ABD ile barışımız yok ve İsrail’i resmi olarak tanımayacağız
copyright Independentturkish: 

Kurtulmuş'tan "süreç" açıklaması: Ümit ediyorum ki parlamentomuz tatile girmeden evvel bu iş büyük oranda bitmiş olur

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, Şırnak'taki Cudi Dağı Sefine bölgesinde düzenlenen "Hazreti Nuh'u Anma Merasimi"ndeki konuştu. Kurtulmuş, konuşmasında; "Doğu'nun ve Batı'nın sahibi, Türk'ün, Kürt'ün, Arap'ın ve bütün insanların Rabb'i olan, arşın ve kürsünün, kainatın ve mükevvenatın maliki olan yüce Allah'ın kulları, aziz Müslümanlar, hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum, hoş geldiniz, sefalar getirdiniz." diyerek başladı.

Şehr-i Nuh olan Şırnak'ta bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Kurtulmuş, Kur'an-ı Kerim'de bildirilen Hazreti Nuh'un kıssasının dersler çıkaracak en önemli kıssalardan olduğunu söyledi.

Hazreti Nuh'un burada karaya oturan gemisinin sadece fiziki bir gemiden ibaret olmadığını, bir kurtuluş nişanesi ve kurtuluş adresi olduğunu belirten Kurtulmuş, "Hazreti Nuh'un Gemisi'ne binenler, sadece tufandan değil, aynı zamanda tuğyandan da yani Rabb'e karşı isyandan da kurtulmuş olan insanlardır. Dolayısıyla Hazreti Nuh'un kıssasının içerisinde öğrettiklerini anlayarak, özümseyerek ve o yolda ilerleyerek Allah'ın izniyle her türlü zorluklardan, her türlü meşakkatten uzaklaşacağız" şeklinde konuştu.

Hazreti Nuh'un, Hazreti İbrahim'in, Hazreti Musa'nın, Hazreti İsa'nın ve Hazreti Muhammed'in getirdiği risalete onları görmeden inandıklarını belirten Kurtulmuş, "Ne mutlu sizlere ki Hazreti Nuh'un ayak izlerinin olduğu, onun Rabb'ine yakardığı bir beldede, onun izini sürerek, onun getirdiği inanca sahip olarak yaşıyorsunuz. Allah bu topraklara kıyamete kadar Hazreti Nuh'un, Hazreti İbrahim'in, Hz. Musa'nın, Hazreti İsa'nın ve Hazreti Muhammed'in izinden yürüyen nice insanların gelmesini ve burada yaşamalarını nasip etsin" diye konuştu.

Kurtulmuş, Şırnaklı ve Cizrelilerin bu güzel beldeye hep beraber sahip çıktıklarını dile getirerek, Hazreti Nuh'un Gemisi'nin indiği yer olarak rivayet edilen bölgeye yürüyerek giden insanların olduğunu görmekten de memnuniyeti duyduğunu belirtti.

Herkesin dualarının kabul olması temennisinde bulunan Kurtulmuş, bütün peygamberlerin öğretilerinin başında gelenin, "vahdet" olduğunu ifade etti.

Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:

Hazreti Nuh'un Gemisi'nden de fevkalade önemli mottolar elde ettik. Orada da sabrı, hikmeti, dayanışmayı, kurtuluşu, yeniden dirilmeyi öğrendik. Cenab-ı Allah Kur'an-ı Kerim'de diyor ki, 'Ey inananlar, Allah'ın ipine sımsıkı sarılın, ayrılmayın, bölünmeyin, parçalanmayın, hep beraber Allah'ın kulları olarak Allah'ın ipine sarılın.' Allah'ın ipine sarılmak hiç şüphesiz mecazi bir anlamdır. Hakka, hakikate sarılmak demektir. İnsafa, vicdana, adalete, merhamete, insanlığa sarılmak demektir. Allah'ın ipine sımsıkı sarılmak demek, yanındaki kardeşini, etnik kökeni ne olursa olsun, ailesi, soyu sopu ne olursa olsun, anasının dili ne olursa olsun Allah'ın kulu ve Müslüman kardeşi olarak kabul etmektir, her bir Müslüman kardeşini en az kendisi kadar aziz olarak bilmektir. Allah'ın ipine inşallah hep beraber sımsıkı sarılacağız, kardeşliğe sarılacağız, birliğe, beraberliğe sarılacağız. Çünkü bu ülkede yaşayan milletimizin 86 milyon tamamının birbirinden ayrısı gayrısı yoktur. Geçmişimiz birdir, geleceğimiz birdir, kaderimiz birdir, bugünümüz de birdir. Bizi bizden ayıracak hiçbir şey yoktur. Örfümüz, adetimiz, kullandığımız kelimeler, cümlelerimiz, yasımız, düğünümüz, halayımız birdir. Bu kadar çok birliğin içerisinde vahdetle, birlik içerisinde Allah'ın ipine, kardeşliğe sarılarak çok daha güçlü olacağız.

"80 bin varil seviyesini aşmış bir petrol üretimiyle Şırnak Gabar şenlenmiş oldu"

Geçen yıl Şırnak Gabar'da petrolün çıkartıldığı bölgede 40'a yakın milletvekiliyle törene katıldıklarını anlatan Kurtulmuş, şöyle devam etti:

Çok şükür bugün 80 bin varil seviyesini aşmış bir petrol üretimiyle Şırnak Gabar şenlenmiş oldu. O dağlarda bir zamanlar bırakın petrol çıkarmayı, insanların piknik yapması, yürümesi, oradan geçmesi bile mümkün değildi. Çok şükür bugün buradayız. Şehr-i Nuh'ta, Nuh Aleyhisselam'ın manevi gölgesinde, Nuh Aleyhisselam'ı anma törenlerindeyiz. On binlerle ifade edilecek kardeşimiz bu törenlere katıldı. Allah ömür ve imkan verirse yukarıda direklerini gördüğünüz cami, inşallah önümüzdeki sene burada kutlayacağımız törenlerle açılacak. Allah ömür verirse önümüzdeki sene burada yapacağımız törenleri de Türkiye Büyük Millet Meclisinin tam himayesine alarak bundan sonraki yıllarda da geleneksel olarak devam etmesini sağlayacağız.

"Bu dağlarda, bu ovalarda, bu şehirlerde kardeşlik türküleri söyleyeceğiz"

Bu dağlarda artık deflerden yasların, ağıtların seslerinin yükselmeyeceğini, anaların gözyaşlarıyla iniltilerinin türkülere, ağıtlara karışmayacağını ifade eden Kurtulmuş, "Bu dağlarda, bu ovalarda, bu şehirlerde, Türkiye'nin her bir karışında sadece ve sadece kardeşlik türküleri söyleyeceğiz, halaylar çekeceğiz, birliğimizi ifade edeceğiz, dirliğimizi ifade edeceğiz" dedi.

Kurtulmuş, bu dağların artık barışın, kardeşliğin, insanlığın, huzurun ve geleceğin inşa edileceği topraklar olacağını vurguladı.

Geçen yaz TBMM'de kurulan ve başarılı müzakereler sonucu raporlaştırılan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun çalışmaları hakkında bilgi veren Kurtulmuş, komisyon raporunda bütün partilerin ittifakıyla bir yol haritasının ortaya konulduğunu belirtti.

Kurtulmuş, "Şimdi Allah'ın izniyle bu yaz ayları bitmeden bu raporun gereği olan işler yapılacak. Terör örgütünün silahlarını tamamen bırakması, tasfiyesiyle birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisinde çıkarılacak yasalarla birlikte artık bu iş tamamen geride kalacak, bu ülkede birlik ve beraberlik hakim olacak" açıklamasında bulundu.

Hazreti Nuh'u anma töreninin 1984'ten bu yana kutlanamadığını, o günden bu yana binlerce vatan evladının şehit olduğunu ifade eden Kurtulmuş, bu memlekette eline başkalarının ürettiği silahlar ve bombalar tutuşturulanların gencecik yaşta dağlara salındığını ve dağlarda birçoğunun öldüğünü söyledi.

Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:

Kürt'ün de Rabb'i bir, Türk'ün de Rabb'i bir. Kürt'ü Türk'ten ayırt eden hiçbir kültürel ve inanç özelliği yok. Artık bizim Kürt Ahmet ile Türk Mehmet yan yana aynı okulun sınıfında olacak, aynı fabrikada çalışacak, aynı ülkenin evladı olacak, hep beraber daha ileriye hazırlanmak için mücadele edecek.

Selahaddin Eyyubi'nin çocuklarını, Kılıçarslan'ın, Alparslan'ın çocuklarından ayırt eden hiçbir şey yoktur. Ahmed-i Hani'nin, Molla Ahmed-i Cezeri'nin, Fakiyi Teyran'ın fikirleriyle Yunus Emre'nin, Mevlana Celaleddin'in fikirleri arasında bir harf miktarı farklılık yoktur. Böylesine büyük bir birliği ve beraberliği elin oğlunun ekmeğine yağ sürmek için hiçbir şekilde kaybetmeyeceğiz. Kardeşliğimizi, birliğimizi, beraberliğimizi, dirliğimizi gözümüzün içi gibi koruyacağız. Biz bir oldukça, birlikte oldukça, hep beraber kardeşlikle kalplerimiz yoğruldukça Allah'ın izniyle bir daha inanıyorum ki bu memleketin hiçbir yerinde hiçbir evladı terörle karşılaşmayacak, hiçbir insanımız terörün mağduru asla olmayacak.

Gelecek dönemde çok daha güçlü gelişecek Şırnak'ta kardeşliği, barışı, birlikte yaşamanın iradesini hep beraber ortaya koyacaklarını ifade eden Kurtulmuş, "Allah birliğimizi, dirliğimizi daim etsin. Allah bu ülkeyi, bu ülkenin her karışında var olan manevi önderlerin gösterdiği istikamette Şehr-i Nuh'un evlatlarına, Hazreti Nuh Aleyhisselam'ın ve yanındaki bir avuç müminin gösterdiği istikamette yürümeyi nasip etsin diyorum" diye konuştu.

Kurtulmuş'un konuşmasının ardından Diyanet İşleri Başkanı Safi Arpaguş tarafından dua okundu, barışın sembolü olarak ellerde zeytin dallarıyla güvercin uçuruldu.

Törenin ardından Grup Tillo konser verdi.

 

AA

"Terör örgütünün silahlarını tamamen bırakması, tasfiyesiyle birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisinde çıkarılacak yasalarla artık bu iş tamamen geride kalacak, bu ülkede birlik ve beraberlik hakim olacak"
Pazar, Temmuz 5, 2026 - 18:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Kurtulmuş'tan "süreç" açıklaması: Ümit ediyorum ki parlamentomuz tatile girmeden evvel bu iş büyük oranda bitmiş olur
copyright Independentturkish: 

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, NATO zirvesinin gündemini açıkladı: Savunma, Ukrayna ve bölgesel güvenlik masada

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nde liderler tarafından Avrupa-Atlantik coğrafyasına yönelik tehditler, riskler ve sınamalar hakkında stratejik düzeyde görüş alışverişinde bulunulacağını, Ukrayna'daki durumun ve İttifakın güneyinde son dönemde meydana gelen gelişmelerin ele alınacağını bildirdi.

Duran, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ev sahipliğinde 7-8 Temmuz'da Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenleneceğini belirtti.

Burhanettin Duran, şunları kaydetti:

Zirvede, savunma yatırımlarının artırılması kararı bağlamında atılan adımlar ve İttifakın caydırıcılık ve savunma alanındaki gayretleri 360 derecelik bakış açısıyla değerlendirilecektir. Öte yandan, liderler tarafından Avrupa-Atlantik coğrafyasına yönelik tehditler, riskler ve sınamalar hakkında stratejik düzeyde görüş alışverişinde bulunulacak, Ukrayna'daki durum ve İttifakın güneyinde son dönemde meydana gelen gelişmeler ele alınacaktır.

Zirve kapsamında, Sayın Cumhurbaşkanımız ve Refikaları Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi, konuk Devlet ve Hükümet Başkanları ile eşlerini 7 Temmuz'da Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde tertiplenecek resepsiyon ve akşam yemeğinde ağırlayacaklardır. Kuzey Atlantik Konseyi, 8 Temmuz'da Sayın Cumhurbaşkanımızın ev sahipliğinde müttefik devlet ve hükümet başkanları düzeyinde toplanacaktır. Sayın Cumhurbaşkanımızın Zirve marjında katılımcı devlet ve hükümet başkanlarıyla ikili görüşmeler gerçekleştirmeleri de öngörülmektedir.

 

Independent Türkçe

"Zirvede, savunma yatırımlarının artırılması kararı bağlamında atılan adımlar ve İttifakın caydırıcılık ve savunma alanındaki gayretleri 360 derecelik bakış açısıyla değerlendirilecektir"
Pazar, Temmuz 5, 2026 - 17:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, NATO zirvesinin gündemini açıkladı: Savunma, Ukrayna ve bölgesel güvenlik masada
copyright Independentturkish: 

Fransa niye Umman'la ilişkilerini güçlendirmeye çalışıyor?

İran savaşıyla Hürmüz Boğazı krizinin patlak vermesinin ardından Fransa, Umman'la ilişkilerini derinleştirmek istiyor. 

Ülkenin kamu yayıncısı France 24, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un, bölgedeki tarafsızlığını korumaya çalışan Körfez Arap ülkesiyle yürüttüğü yakınlaşma çabalarını mercek altına aldı. 

Umman Sultanı Heysem bin Tarık'ın geçen hafta ilk kez Fransa'ya bir devlet ziyareti düzenlediği ve Macron'un iki ülke arasında ekonomi, bilim, kültür ve endüstri alanlarında "tarihi" anlaşmalar imzalandığını duyurduğu hatırlatıldı. 

70 yaşındaki Umman liderinin de Macron'un ilgisinden duyduğu memnuniyeti dile getirdiği belirtildi. 

28 Şubat'ta ABD ve İsrail'in başlattığı İran savaşıyla birlikte küresel enerji ticareti için kritik önem taşıyan Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasına ve Tahran'ın artık geçen gemilerden ücret almak istemesine dikkat çekildi. 

Macron'un Hürmüz Boğazı'ndan serbest ve koşulsuz geçişi garanti altına almak için Umman'la birlikte çalışacaklarını söylediği anımsatıldı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi de resmi temaslarda bulunmak üzere bulunduğu Fransa'da yaptığı açıklamada Hürmüz Boğazı'ndan geçişlerin ücretlendirilmesini desteklemediklerini söylemişti.

Diğer yandan Hürmüz Boğazı'ndaki mayınları temizlemek için diğer ortaklar ve Umman'la birlikte çalışma kararı aldıklarını ifade eden Macron, Tahran'ın tepkisini çekmişti. 

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, mayınların temizlenmesi için hiçbir ülkeye izin vermeyeceklerini dile getirerek "İslamabad Mutabakat Zaptı uyarınca, mayın temizliği yalnızca İran tarafından yapılmaktadır. Şartlar oldukça hassastır ve Fransa'ya, bu durumu kışkırtarak daha da karmaşık hale getirmemesini tavsiye ediyoruz" demişti. 

France 24'e konuşan uzmanlar, bölgedeki Fransa nüfuzunun sınırlı olduğunu söylüyor.

Belçika merkezli Avrupa Jeopolitik Enstitüsü'nden Ortadoğu araştırmacısı Sébastien Boussois; İran, ABD, Pakistan ve Katar'a kıyasla Umman'ın bölgedeki etkisinin zayıf kaldığını belirtiyor. 

Siyasetbilimci, Paris yönetiminin "ekonomik ve diplomatik varlık gösterme" çabasına rağmen bölgedeki etkisinin "son derece kırılgan" olduğunu ifade ediyor. 

Fransa merkezli Avrupa Öngörü ve Güvenlik Enstitüsü Başkanı Emmanuel Dupuy ise Macron'un bu girişiminin Hint Pasifik bölgesi için önem taşıdığını savunuyor:

Umman her şeyden önce Hint Okyanusu'nda önemli bir güçtür. Buraya kıyısı olan ülkelerin yeni bir güvenlik mimarisi oluşturmasında kilit bir aktör olacaktır.

Dupuy, çevredeki ülkelere göre İran savaşından çok az etkilenen Umman'ın yatırım için de daha güvenli bir liman olarak görüldüğünü sözlerine ekledi.


Independent Türkçe, France 24, AA

Derleyen: Eren Umurbilir

Hürmüz Boğazı krizi sonrasında Macron temasları yoğunlaştırdı
Pazar, Temmuz 5, 2026 - 17:00
Main image: 

<p>Neredeyse 40 yıl sonra ilk kez bir Umman Sultanı, Fransa'ya resmi ziyaret gerçekleştirdi (AP)</p>

related nodes: 
ABD-İran müzakereleri çıkmaza sürükleniyor
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Fransa niye Umman'la ilişkilerini güçlendirmeye çalışıyor?
copyright Independentturkish: 

Kısa haberler

ABD helikopteri Arap Denizi'ne acil iniş yaptı, 4 kişilik mürettebattan 3'ü kurtarıldı, 1'i kayıp

ABD Deniz Kuvvetleri Merkez Komutanlığı, bir helikopterinin Arap Denizi'nde "acil durum su inişi" gerçekleştirdiğini, 4 kişilik mürettebattan 3'ünün kurtarıldığı, 1 kişinin henüz bulunamadığını açıkladı.

ABD Deniz Kuvvetleri Merkez Komutanlığının 5. Filosu'nun, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından yaptığı açıklamada, Arap Denizi'ne acil iniş yapan ABD helikopteriyle ilgili bilgilendirmede bulunuldu.

Açıklamada, "USS George H.W. Bush (CVN 77) uçak gemisinde görevli bir MH-60S Sea Hawk helikopteri uçuş ekibinin, Arap Denizi'nde 'acil durum su inişi' gerçekleştirdiği" kaydedildi.

Söz konusu acil durumun "düşmanca bir eylemden kaynaklandığına dair herhangi bir bulguya rastlanmadığı" belirtilen açıklamada, mürettebattan kurtarılan 3 kişinin uçak gemisine alındığı ve sağlık durumlarının iyi olduğu bildirildi.

Açıklamada, bölgedeki ABD donanması ekiplerinin, halen kayıp olan 1 kişiyi arama çalışmalarını sürdürdüğü ve olayın nedeninin araştırıldığı ifade edildi.

Independent Türkçe, Türkiye ve dünyadan güncel haberleri okurları için derledi
Perşembe, Temmuz 2, 2026 - 01:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: Independent Türkçe</p>

Type: 
SEO Title: 
Kısa haberler
copyright Independentturkish: 

CHP Ankara İl Başkanı Yıldırım, 36 kişilik yönetimini açıkladı

CHP Ankara İl Başkanı Fahri Yıldırım, 36 kişilik yeni il yönetim kurulu listesini sosyal medya hesabından duyurdu. Yıldırım, “Ankara’da Cumhuriyet Halk Partisi’ni daha güçlü, daha örgütlü, daha dinamik ve daha mücadeleci bir yapıya kavuşturmak için gece gündüz demeden çalışacağız” dedi.

CHP Ankara İl Başkanı Fahri Yıldırım, 36 kişilik yeni il yönetim kurulunu sosyal medya hesabından paylaştı. Yıldırım, açıklamasında şunları kaydetti:

“Ankara’da Cumhuriyet Halk Partisi’ni daha güçlü, daha örgütlü, daha dinamik ve daha mücadeleci bir yapıya kavuşturmak için gece gündüz demeden, var gücümüzle çalışacağız.

Bu kentin her mahallesinde, her sokağında, her evinde halkımızın sesi olacak, umudu olacağız. Emekçinin hakkını, emeklinin alın terini, gencin geleceğini, kadının eşitliğini, doğanın korunmasını ve adaleti savunmak için yılmadan mücadele edeceğiz.

Demokrasiyi, laikliği, sosyal adaleti ve aydınlık yarınları hep birlikte inşa edeceğiz. Bu kutsal mücadeleyi farklılıklarımızı zenginlik kabul ederek, omuz omuza, yürek yüreğe vereceğiz.

Yeni İl Yönetim Kurulumuzun partimize, Ankara’mıza ve ülkemize hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyor; bu onurlu görevi bizlere emanet eden Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na ve Merkez Yönetim Kurulu üyelerimize de derin saygılarımızı iletiyoruz.”

Yıldırım’ın paylaştığı, CHP Genel Sekreteri Rıfat Nalbantoğlu ve CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal’ın imzalarının yer aldığı 36 kişilik Ankara İl Yönetimi atama kararında ise şu ifadeler yer aldı:

“İlgi yazımız ile, Ankara İl Başkanlığı görevine Fahri Yıldırım’ın atanmasının Merkez Yönetim Kurulunun 17 Haziran 2026 tarihli toplantısında uygun görüldüğü ve İl Yönetim Kurulu atamasına ilişkin kararın ayrıca bildirileceği tarafınıza iletilmiştir.

Bu kapsamda, aşağıda isimleri yer alan üyelerin Ankara İl Yönetim Kuruluna atanması, Merkez Yönetim Kurulunun 30 Haziran 2026 tarihli toplantısında uygun görülmüştür.”

CHP Ankara İl Başkanlığı yönetimine atanan 36 kişilik kadro şöyle:

“Fahri Yıldırım (Başkan), Onur Yusuf Üregen, Nurullah Esat Ünsal, Onur Kaya, Nazım Yurdakul, Onur Bostancı, Hüseyin Özkan, Ali Aktaş, Gizem Altunsoy, Barış Artantaş, Muratcan Işıldak, Bülent Şentürk, Cihan Arıduru, Özlem Akkuzu, Ali Rıza Karabulut, Sedat Şimşek, Özcan Özbilgin, Veli Kaman, Müslüm Akkuş, Gökhan Yılmaz, Güral Güven, Kemal Ege Arolat, Filiz Geygel, Eren Piri, Ahmet Güven Atalay, Hüseyin Narin, Bekir Koral, Kenan Ertürk, Bayram Duman, Vedat Irmak, Bekir Kangal, Eylül Erdinç, Hidayet Özkurt, Özkan Akçay, Yakup Parlak, Selim Karaaslan.”

ANKA

CHP Ankara İl Başkanı Fahri Yıldırım, 36 kişilik yeni il yönetim kurulu listesini açıkladı. Yıldırım, partiyi Ankara'da daha güçlü, örgütlü ve mücadeleci bir yapıya kavuşturmak için çalışacaklarını belirtti
Perşembe, Temmuz 2, 2026 - 01:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
CHP Ankara İl Başkanı Yıldırım, 36 kişilik yönetimini açıkladı
copyright Independentturkish: 

MİT Başkanı Kalın, Erbil’de KDP lideri Barzani ile görüştü

KDP’den yapılan yazılı açıklamaya göre, Barzani, Erbil’in Pirmam beldesindeki konutunda Kalın ve beraberindeki heyet ile bir araya geldi.

Görüşmede taraflar, bölgedeki son gelişmeler ile güvenlik ve istikrarı etkileyen güncel meseleler hakkında görüş alışverişinde bulundu.

Ayrıca, IKBY, Irak ve Türkiye arasındaki ilişkiler ile koordinasyonun çeşitli alanlarda güçlendirilmesinin öneminin teyit edildiği belirtildi.

MİT Başkanı Kalın, Irak'ın Kerkük kentini de ziyaret ederek, tarihi Kerkük Kalesi'nde incelemelerde bulunmuştu.

Kalın, daha sonra ITC Genel Merkezi'ni ziyaret ederek Türkmen yetkililerle bir araya gelmiş ve ardından Kerkük Valisi Muhammed Seman Ağa ile Kerkük Valiliğinde görüşme gerçekleştirmişti.

Bağdat'ta yoğun görüşme trafiği

MİT Başkanı Kalın, dün Bağdat'ta yoğun görüşmeler yapmıştı.

Kalın, Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi, Meclis Başkanı Heybet Halbusi, Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan, Ulusal Güvenlik Danışmanı Basim el-Bedri, Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, Ulusal Hikmet Akımı lideri Ammar el-Hekim, Siyade Koalisyonu lideri Hamis Hançer ve Takaddüm Partisi Başkanı Muhammed Halbusi bir araya gelmişti.

Görüşmelerde Türkiye- Irak arasında güvenlik ve istihbarat işbirliğinin güçlendirilmesi konuları ele alınmıştı.

AA

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın, Irak’ın Erbil şehrinde Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) Başkanı Mesud Barzani ile bölgedeki son gelişmeler ile güvenlik ve istikrarı etkileyen güncel meseleleri görüştü
Perşembe, Temmuz 2, 2026 - 00:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
MİT Başkanı Kalın, Erbil’de KDP lideri Barzani ile görüştü
copyright Independentturkish: 

Suça sürüklenen çocuklara ilişkin araştırma komisyonu, raporunu TBMM Başkanı'na sundu

TBMM Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, Kurtulmuş, çocukların suça sürüklenmesine yol açan nedenlerin tüm boyutlarıyla incelenerek koruyucu ve önleyici mekanizmalar geliştirilmesi ile çocukların toplumsal yaşama etkin katılımlarının sağlanması için yapılması gerekenlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis araştırması komisyonunun üyelerini kabul etti.

Komisyon Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Müşerref Pervin Tuba Durgut, hazırladıkları raporu Kurtulmuş'a sundu.

AA

TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu, hazırladıkları raporu TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'a sundu
Çarşamba, Temmuz 1, 2026 - 22:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Suça sürüklenen çocuklara ilişkin araştırma komisyonu, raporunu TBMM Başkanı'na sundu
copyright Independentturkish: 

Bakan Çiftçi: Hiçbir suç odağının milletimizin huzurunu tehdit edemeyeceği bir Türkiye için kararlılıkla çalışıyoruz

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, "Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, hiçbir suç örgütünün kendisini hukukun üstünde göremeyeceği, hiçbir suç odağının milletimizin huzurunu tehdit edemeyeceği bir Türkiye için kararlılıkla çalışıyoruz." ifadesini kullandı.

Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Çiftçi, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinde Milli Güvenlik Konferansları kapsamında gerçekleştirilen programa katıldı.

Programda, "Huzurun Yüzyılı" hedefi doğrultusunda Türkiye'nin organize suç örgütleriyle mücadele çalışmaları hakkında bilgi veren Bakan Çiftçi, 2026 yılını "Organize Suç Örgütleri ve Uyuşturucu ile Mücadele Yılı" ilan ettiklerini belirtti.

Bakan Çiftçi, özellikle "yeni nesil organize suç örgütleri ile mücadele" başlığı altında yürütülen çalışmalara dikkati çekerek, küreselleşen suç şebekelerinin çökertilmesi ve kamu düzeninin kararlılıkla korunmasına yönelik kapsamlı stratejileri katılımcılarla paylaştı, Bakanlığın bu alandaki kararlı mücadelesini anlattı.

Programda yaptığı sunumda mücadelenin operasyonel ve uluslararası boyutlarını da değerlendiren Çiftçi, "Siber Alanda Organize Suç Örgütleri ile Mücadele", "Yurt Dışından İadelere Yönelik Örnekler", "Narkotik Organize Suç Örgütlerine Yönelik Mücadele" ve "Güncel Operasyonlar" başlıkları altında yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi verdi.

Suç örgütlerinin finansal ve dijital altyapılarına yönelik gerçekleştirilen operasyonların önemine işaret eden Bakan Çiftçi, Türkiye Cumhuriyeti'nin suçla mücadelesini sınır içinde ve sınır ötesinde tüm kurumların koordinasyonu içerisinde kararlılıkla sürdüreceğini ifade etti.

"Hedefimiz, Türkiye Yüzyılı'nı aynı zamanda 'Huzurun Yüzyılı' yapmak"

Bakan Çiftçi, programa ilişkin NSosyal hesabından paylaşımda, şu değerlendirmelerde bulundu:

"İçişleri Bakanlığı olarak, Emniyet Genel Müdürlüğümüz, Jandarma Genel Komutanlığımız, Sahil Güvenlik Komutanlığımız ve ilgili tüm kurumlarımızla koordinasyon içerisinde suçun yalnızca faillerini değil, finans kaynaklarını, lojistik ağlarını, dijital izlerini ve ulusal/uluslararası bağlantılarını da hedef alan bütüncül bir mücadele yürütüyoruz.

Bu anlayışla 2026 yılını 'Organize Suç Örgütleri ve Uyuşturucuyla Mücadele Yılı' ilan ettiğimizi ifade ederek, yürüttüğümüz operasyonlara, elde edilen sonuçlara ve mücadelemizin geldiği noktaya ilişkin güncel bilgileri paylaştık. Muhterem Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, hiçbir suç örgütünün kendisini hukukun üstünde göremeyeceği, hiçbir suç odağının milletimizin huzurunu tehdit edemeyeceği bir Türkiye için kararlılıkla çalışıyoruz. Hedefimiz, Türkiye Yüzyılı'nı aynı zamanda 'Huzurun Yüzyılı' yapmak, organize suç örgütlerine nefes aldırmayan güçlü ve kesintisiz mücadelemizi aynı azim ve kararlılıkla sürdürmektir."

AA

Bakan Çiftçi, "Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, hiçbir suç örgütünün kendisini hukukun üstünde göremeyeceği, hiçbir suç odağının milletimizin huzurunu tehdit edemeyeceği bir Türkiye için kararlılıkla çalışıyoruz." dedi
Çarşamba, Temmuz 1, 2026 - 19:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Bakan Çiftçi: Hiçbir suç odağının milletimizin huzurunu tehdit edemeyeceği bir Türkiye için kararlılıkla çalışıyoruz
copyright Independentturkish: 

Bakan Gürlek: Hakim ve savcı yardımcılığı mülakatlarında 1.038 aday başarılı oldu

Adalet Bakanı Akın Gürlek, hakim ve savcı yardımcılığı mülakatlarında toplam 1.038 adayın başarılı olduğunu açıkladı. Gürlek, yargı teşkilatının insan kaynağını güçlendirmeye ve adalet hizmetlerinin niteliğini artırmaya devam edeceklerini belirtti.

Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, 20-21 Aralık 2025 tarihlerinde Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından gerçekleştirilen Hakim ve Savcı Yardımcılığı Yazılı Yarışma Sınavı'nın ardından Bakanlık tarafından yapılan mülakatların sonuçlarını paylaştı.

Gürlek'in verdiği bilgiye göre, mülakatlarda adli yargı hakim ve savcı yardımcılığı için 850, avukat kontenjanından adli yargı hakim ve savcı yardımcılığı için 99, idari yargı hakim yardımcılığı için ise 50 aday başarılı oldu.

Bakan Gürlek ayrıca, 21-22 Aralık 2024 tarihlerinde gerçekleştirilen hakim ve savcı yardımcılığı yazılı yarışma sınavında soru iptali sonrası mülakata katılan adaylardan adli yargı hakim ve savcı yardımcılığı için 33, avukat kontenjanından 4 ve idari yargı hakim yardımcılığı için 2 adayın daha başarılı olduğunu bildirdi.

Böylece mülakatlarda başarılı olan toplam aday sayısının 1.038'e ulaştığını belirten Gürlek, sonuçlara Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü'nün internet sayfasından erişilebileceğini ifade etti.

Yargı teşkilatına katılmaya hak kazanan adayları tebrik eden Gürlek, "Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, Türkiye Yüzyılı'nı Adaletin Yüzyılı kılma vizyonumuz doğrultusunda; güçlü, etkin ve güven veren bir yargı sistemi için çalışmaya devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.

AA

Adalet Bakanı Akın Gürlek, hakim ve savcı yardımcılığı mülakatlarında adli ve idari yargı ile avukat kontenjanları dahil toplam 1.038 adayın başarılı olduğunu açıkladı
Çarşamba, Temmuz 1, 2026 - 19:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Bakan Gürlek: Hakim ve savcı yardımcılığı mülakatlarında 1.038 aday başarılı oldu
copyright Independentturkish: 

Bakan Bayraktar, Iraklı yetkililerle enerji işbirliği imkanlarını görüştü

Bayraktar, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundan yaptığı paylaşımda, Irak Dışişleri Bakan Yardımcısı M. Hussein Bahr Al-Uloom, Irak Petrol Bakan Yardımcısı Naser Azez Jabbar ve Irak'ın Ankara Büyükelçisi Majid Al-Lachmawi'yi Bakanlıkta kabul ettiklerini belirtti.

Görüşmede, başta Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı olmak üzere petrol, doğal gaz ve elektrik alanlarında geliştirilebilecek yeni ve kapsamlı işbirliği imkanlarını değerlendirdiklerini aktaran Bayraktar, Türkiye ile Irak arasındaki enerji işbirliğinin bölgesel enerji güvenliği açısından stratejik önem taşıdığına işaret etti.

Bayraktar, Türkiye'nin Kalkınma Yolu Projesi'ni yalnızca bir ulaştırma koridoru olarak değil, aynı zamanda bölgenin enerji arz güvenliğini güçlendirecek ve enerji ticaretine katkı sağlayacak stratejik bir enerji koridoru olarak değerlendirdiğini belirterek, "Türkiye olarak Kalkınma Yolu'nu yalnızca bir ulaştırma koridoru değil, bölgemizin enerji arz güvenliğini güçlendirecek ve enerji ticaretine katkı sağlayacak stratejik bir enerji yolu olarak tanımlıyoruz." ifadesini kullandı.

Bayraktar, bu vizyon doğrultusunda yeni Irak hükümetiyle yakın işbirliği içerisinde hareket ederek mevcut altyapının daha etkin kullanılması ve yeni bağlantılarla desteklenmesini esas aldıklarını kaydetti.

AA

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Türkiye ile Irak arasında petrol, doğal gaz ve elektrik alanlarında yeni iş birliği imkanlarının ele alındığını açıkladı
Çarşamba, Temmuz 1, 2026 - 18:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Bakan Bayraktar, Iraklı yetkililerle enerji işbirliği imkanlarını görüştü
copyright Independentturkish: 

TİP Genel Başkanı Erkan Baş: NATO Zirvesi savaş tüccarlarının ve ölüm baronlarının zirvesidir

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, TBMM'de düzenlendiği basın toplantısında, NATO Zirvesi hazırlıkları, gözaltılar ve 12. Yargı Paketi'ni değerlendirdi. Ankara'da günlerdir NATO Zirvesi hazırlıkları yapıldığını belirten Baş, "Malumunuz önümüzdeki hafta NATO zirvesi toplanacak. Hani denir ya savaşların gölgesinde toplanıyor. Ben öyle demeyeceğim. Bayağı yeni savaşlar yaratmak, var olan savaşları sürdürmek için böyle bir zirve yapılıyor. Çok açık söylüyorum; memleketin, dünyanın, insanlığın hayrına tek bir karar alınmayacak bir toplantı. Vatandaşın hayrına herhangi bir konunun konuşulmayacağı bir toplantı" dedi.  

Baş, Türkiye'nin zirveye ev sahipliği yapmasını da eleştirerek, "Lafa gelince mangalda kül bırakmıyorlar ama Amerikan ve İsrail iş birliğiyle gemileri yürütmeye devam ettikleri için bu toplantılardan medet umuyorlar" ifadelerini kullandı. NATO Zirvesi'nin uluslararası düzenin ve mevcut iktidarın devamı amacıyla toplandığını öne süren Baş, "Bu toplantının savaş tüccarlarının, ölüm baronlarının zirvesi olduğunu düşünüyorum. Esas amacı dünya çapındaki bu kara düzenin devam etmesi, Türkiye'deki saray iktidarının da o uluslararası karşı devrimci ittifakın Türkiye'deki uzantısı olarak sürdürülmesidir" dedi.

"Halkın güvenliği yokken hangi güvenlikten söz ediliyor?"

NATO'nun "güvenlik" söylemini eleştiren Baş, iş cinayetleri, kadınların güvenliği, çocuk işçiliği ve depremler üzerinden hükümeti eleştirerek iş kazalarında yaşamını yitiren işçileri hatırlattı. Baş, son günlerde farklı illerde meydana gelen ölümlü iş kazalarını sıralayarak şunları söyledi:

Mesela fabrikalarda yaşam güvenliği olmayan işçinin güvenliğini NATO bir kez olsun dert etmiş mi? Her gün fabrikalarda, atölyelerde, madenlerde, tersanelerde işçiler hayatını kaybediyor. Son 10 gün içerisinde Kütahya'da, Bartın'da, Elazığ'da, Eskişehir'de ölümlü iş cinayetleri yaşandı. Bunların güvenliğiyle hiç kimse ilgilenmiyor. Gece yarısı sokakta yürüyen bir kadının güvenliğini düşünen var mı? Mesleki Eğitim Merkezi'nde 14-15-16 yaşındaki çocuklar hayatını kaybediyor. Memleket deprem kuşağında. İnsanlar hasta olduğunda hastaneye giderken bile endişe ediyor. Yeni doğan çocuğun güvenliği yok ülkede. Halk açken, korkmadan yaşayamıyorken hangi güvenlikten bahsediyoruz?

Baş, güvenlik kavramının toplumun yaşam hakkı ve temel ihtiyaçları üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, "Ben bir ülkenin 'güvenliği' dediğimde halkın tok olmasını, insanların sokakta ölüm korkusu yaşamadan yürüyebilmesini, işe giderken geri dönüp dönemeyeceğini düşünmemesini anlıyorum" dedi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Trump'a sert sözler

ABD Başkanı Donald Trump'ın NATO Zirvesi kapsamında Türkiye'ye geleceğini hatırlatan Baş, Trump hakkında sert ifadeler kullandı. Trump'ın zirvenin "baş konuğu" olduğunu söyleyen Baş, "İnsanlık tarihinin gördüğü en gaddar, en pervasız, en küstah faşistlerden bir tanesi Donald Trump bu toplantının baş misafiri. Biz beyefendinin karşısında susacakmışız. Şimdi kırmızı halı serecekler, bayram ilan ediyorlar. Trump bize hediyeler verecekmiş" dedi. Baş, Trump'ın Türkiye'ye "hediyelerle geleceği" yönündeki değerlendirmeleri de eleştirerek, "Biz bu katilleri tanıyoruz. Biz bu emperyalistleri tanıyoruz. Bunlar çay kaşığıyla verip elimizde avucumuzda ne varsa alıp götürmek için geliyorlar. Her geldiklerinde ülkemize felaketlerini bıraktılar. Ülkemizin kaynaklarını, evlatlarını alıp gittiler" diye konuştu.

Milliyetçi, muhafazakarlara da seslenen Baş, "Muhafazakarız diyenlere soruyorum; NATO'ya karşı söyleyecek bir sözünüz yok mu? Bu memleketi en çok biz seviyoruz diyen milliyetçilere, ülkücülere, alperenlere soruyorum; nasıl milliyetçisiniz, nasıl vatanseversiniz? Biriniz çıkın da 'Bu ülkenin bağımsızlığını Amerikan postalları altında ezdirmeyeceğiz' deyin. 'Trump katildir' deyin. 'Bu adamla iş birliği olmaz' deyin. Atatürkçülük yarışı yapacağınıza NATO'ya karşı bir söz söyleyin" diye konuştu. 

"TBMM NATO zirvesi nedeniyle kapatılıyor"

Baş, NATO Zirvesi nedeniyle TBMM'nin çalışmalarına ara verilmesine de dikkati çekerek, "Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni NATO toplantısı yapılıyor diye kapatıyorlar. Kağıt üzerinde bu ülkenin özgürlüğünün, demokrasisinin, bağımsızlığının simgesi olan Meclis'i NATO toplantısı nedeniyle kapatıyorlar. Olacak iş mi? Bir kişi de çıkıp bir şey demiyor" diye tepki gösterdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı da eleştiren Baş, "Ben çocuk iken ilkokulda öğretmenlerimiz Atatürk'e atfedilen 'Ben bu millete her şeyi öğrettim ama uşaklığı öğretemedim' sözünü anlatırdı. Gerçektir, değildir bilmiyorum. Tayyip Erdoğan, bir konuda Atatürk'ü geçti bize uşaklığı öğretti. Bu memleketi uşaklaştırdı. Bakın uşaklık bir meslek onurlu bir meslektir ama Amerika'ya uşaklık, emperyalistlere, katillere uşaklık... Bizi susturmaya çalışıyorlar ama hiçbir koşulda susmayacağız. Bu gerçekleri söyleyeceğiz. Katile 'katil' demeye devam edeceğiz. Bu suça ortak olmayacağız" dedi.

"İstanbul'da uluslararası barış zirvesi düzenleyeceğiz"

Baş, NATO Zirvesi öncesinde İstanbul'da uluslararası bir barış zirvesi düzenleyeceklerini belirterek, "Cumartesi günü İstanbul'da uluslararası barış zirvesi toplanıyor. Dünyanın dört bir yanından NATO'ya, İsrail saldırganlığına, faşizme ve emperyalizme karşı mücadele eden arkadaşlarımız geliyor. Birlikte tartışacağız, eylemler, etkinlikler düzenleyeceğiz ve bu barbarlara bu ülkeyi bırakmayacağız" dedi.

Baş'tan 12. Yargı paketi eleştirisi...

TBMM'de görüşülmesi beklenen 12. Yargı Paketi'ne ilişkin Baş, "AKP'nin yapmaya çalıştığı başka ayak oyunları da var. Bir yasa getirdiler. Artık 'hukukun tabutuna son çiviyi de çakıyorlar' diyebiliriz. Zaten Akın Gürlek'in Adalet Bakanı olduğu bir ülkede herhangi bir yargı paketinden vatandaşın hayrına bir şey çıkacağını beklemiyorum" dedi. Baş, teklifte yer alan tazminat düzenlemesinde mevcut uygulamada iş kazası veya trafik kazası sonucu açılan maddi tazminat davalarında faizin olay tarihinden itibaren hesaplandığını belirterek, yeni düzenlemeyle bunun mahkeme kararından sonraya bırakıldığını öne sürdü. Baş, şöyle konuştu:

Yine yememişler, içmemişler; oturmuşlar 'İşçiden, emekçiden nasıl çalarız' diye düşünmüşler. Bugüne kadar iş kazası ya da trafik kazasında yaşamını yitiren yurttaşın yakınlarına ödenen maddi tazminatın faizi olay tarihinden itibaren hesaplanıyordu. Şimdi bunu mahkeme kararından sonraya bırakıyorlar. İşçinin, yoksulun alacağı üç beş kuruş fazla tazminatı nasıl kırparız diye hesap yapıyorlar. Gözünüzü toprak doyursun diyeceğim, başka söyleyecek söz bulamıyorum. Ölmüş insanın hakkını bile gasp ediyorlar. Sen işçiysen, alın teriyle yaşadıysan, öldükten sonra bile hakkını çalıyorlar.

Deniz Göktaş'a destek verdi

Baş, stand-up sanatçısı Deniz Göktaş'ın bir gösterisinde yaptığı espriye de değinerek, Göktaş'a destek verdi. Gösteriyi canlı izleyemediğini belirten TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Göktaş'ın İncirlik Üssü'ne ilişkin yaptığı espriyi aktararak "'Adana'da bazı sokaklara normal vatandaşlar giremiyormuş, orada silahlı insanlar varmış' diyor. Sonra da 'İncirlik Üssü' diyor. Gerçekten doğru söylüyor. Türkiye'deki en büyük çete İncirlik Üssü çetesidir. Bu kadar zeki, bu kadar memleketine dair sorumluluk taşıyan bir sanatçıya sahip olduğumuz için hep beraber gururlanmalıyız" dedi.

 

ANKA

“Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni NATO toplantısı yapılıyor diye kapatıyorlar”
Çarşamba, Temmuz 1, 2026 - 17:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

related nodes: 
AK Parti'li Çelik: Özgür Özel, "dış vesayet" arayışına yöneldi
Venezuela'da mucize kurtuluş: 3 yaşındaki çocuk depremden altı gün sonra enkazdan sağ çıkarıldı
YÖK duyurdu: Üniversitelerde 16 yeni lisans ve ön lisans programı açılacak
Type: 
SEO Title: 
TİP Genel Başkanı Erkan Baş: NATO Zirvesi savaş tüccarlarının ve ölüm baronlarının zirvesidir
copyright Independentturkish: 

Deniz Göktaş'ın gösterisi AK Parti ile CHP arasında gerginlik yarattı

TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Tekin Bingöl başkanlığında toplandı.

Bingöl, gündeme geçmeden önce bazı milletvekillerine yerlerinden birer dakikalık söz verdi.

AK Parti Kütahya Milletvekili Mehmet Demir, konuşmasında CHP Grup Başkanı Özgür Özel'in partisinin Grup Toplantısı'nda komedyen Deniz Göktaş'a ilişkin sözlerini eleştirdi. Demir, Özgür Özel'in "aziz milletin mukaddes değerlerini ve Kur'an-ı Kerim'i alaya alan bir sözde stand-up gösterisini grup kürsüsünden hararetle savunduğunu" öne sürerek, "Mizah, sanat ya da ifade özgürlüğü hiçbir kimseye milyarlarca insanın inancına, kutsallarına hakaret etme hakkı tanımaz. Dini değerlerimize yönelik bu fütursuz, saygısızlığı espri kılıfı altında normalleştirmeye çalışmak toplumsal barışa ve inanç hürriyetine karşı yapılmış büyük bir gaflettir. İnancımıza dil uzatanları sahiplenmek sanata saygı değil, bu milletin ruh köküne saldırıdır" dedi.

CHP'li Günaydın'dan tepki: Özgür Özel CHP'nin seçilmiş genel başkanıdır

CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın söz alarak Demir'in, Özgür Özel'den "CHP Manisa Milletvekili" diye söz etmesine tepki gösterdi. Günaydın, "Cumhuriyet Halk Partisi'nin grup başkanı ve seçilmiş genel başkanı Özgür Özel'dir. Recep Tayyip Erdoğan 'AKP İstanbul Milletvekili' diye anılmadı zamanında, azıcık saygılı olmayı öğrenmekte fayda var" dedi.

Hiç kimsenin milletin mukaddesatına saygısızlık yapmadığını söyleyen Günaydın, Anayasa'nın 25'inci maddesinde güvence altına alınan düşünce ve kanaat özgürlüğüne işaret ederek, "Anlamıyorsanız gelip de burada hiç olmazsa garip laflar etmeyin" ifadelerini kullandı.

Ak Partili Akbaşoğlu: Espriyle hakareti birbirinden ayırmak gerekir

AK Parti Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu da milletvekilinin ifadelerinde bir eksiklik bulunmadığını belirterek, Özgür Özel için "Manisa milletvekili" nitelendirmesinde de sorun olmadığını savundu.

Deniz Göktaş'ın stand-up gösterisine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Akbaşoğlu, "Espri ile hakareti, tahkiri birbirinden ayırt etmek gerekir. Bu milletin inancıyla, örf ve adetiyle, bütün kutsallarıyla hiç kimse hakaret edemez, tahkir ve tezyif edemez. Soytarılıkla sahne almak fikir özgürlüğü kapsamında olmaz. Esprinin, şakanın yeri farklıdır. Milletin değerlerine yönelik tahkir ve hakaret ise farklıdır" diye konuştu.

CHP'li Günaydın: Turuncu koltuklardan kalkın da sokağa çıkın

Akbaşoğlu'na yanıt veren Günaydın, "Milletin değerlerine saygı gösterme konusunda en son insanlara ders verecek partinin adı AK Parti'dir. Çünkü yıllarca bu değerlerin istismar edilmesi üzerinden siyaset yaptınız, insanları kutuplaştırdınız" ifadelerini kullandı.

Stand-up gösterisinin "soytarılık" olarak nitelendirilmesine de tepki gösteren Günaydın, "İfade özgürlüğü ile stand-upı soytarılık olarak tanımlayan bir insanla fikir tartışması yapmanın bir anlamı olmadığını ifade edelim" dedi.

Günaydın, "Özgür Özel beğenseniz de beğenmeseniz de Cumhuriyet Halk Partisi'nin hukuki olarak grup başkanıdır, milletin gönlündeki de lideridir. Sizin milletin gönlündeki yerinizi öğrenmek istiyorsanız sokağa çıkmanız yeterli olacaktır. Şu turuncu koltuklardan kalkın da bir sokağa çıkın" değerlendirmesini yaptı.

Akbaşoğlu ise AK Parti'nin kutuplaştırma siyaseti izlemediğini savunarak, "Tam tersine kutuplaştırmayı ortadan kaldırıcı, kucaklaşmayı, normalleşmeyi ortaya koyan siyaset ürettik. AK Parti normalleşmenin, kucaklaşmanın, hizmet ve eser siyasetinin adıdır" ifadelerini kullandı.

TBMM Başkanvekili Bingöl, karşılıklı laf atmalar üzerine birleşime 10 dakika ara verdi.

 

ANKA

TBMM Genel Kurulu'nda komedyen Deniz Göktaş'ın gösterisi üzerinden AK Parti ile CHP arasında tartışma yaşandı. AK Parti dini değerlere hakaret edildiğini savunurken, CHP iktidarın dini değerleri istismar ederek toplumu kutuplaştırdığını öne sürdü
Çarşamba, Temmuz 1, 2026 - 17:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA (Arşiv)</p>

jw id: 
n993CjSD
Type: 
SEO Title: 
Deniz Göktaş'ın gösterisi AK Parti ile CHP arasında gerginlik yarattı
copyright Independentturkish: 

AK Parti'li Çelik: Özgür Özel, "dış vesayet" arayışına yöneldi

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, CHP Grup Başkanı Özgür Özel’i Financial Times’a yazdığı makaleye tepki gösterdi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Çelik şu ifadeleri kullandı:

CHP milletvekili Özgür Özel yabancı bir gazeteye yazı yazarak 'Türkiye'de seçimler yoluyla iktidar değişimini' sorgulamış. Defalarca seçimle iş başına gelmiş Cumhurbaşkanımızın temsil ettiği iradeyi 'rejim' olarak etiketlemek bir CHP geleneğidir. CHP'nin siyasi tarihimizde en çok başvurduğu şey 'rejim krizi' çıkartmak yoluyla kendine alan açmaktır. İç siyasette bu yöntem artık kullanılamaz hale gelince Özgür Özel ve ekibi 'dış vesayet' arayışına yöneldi. Kimseden yüz bulamasalar da Türkiye'nin her siyasi gündemini kendi vesayet arayışlarına zemin yapmaya çalışıyorlar. Türkiye'de sağlıklı bir seçim sistemi olduğu için Özgür Özel zihniyeti iktidara gelemiyor. Çünkü milletimizin sağduyusu bu zihniyetin siyasi dinamiklerinin milli olmadığını görüyor.

Öte yandan Özgür Özel Türkiye'nin NATO içindeki rolünü de sorgulamış. Dünyadan bu kadar kopuk bir yaklaşım az görülür. Tüm dünya Türkiye'nin gerek NATO içindeki güçlü rolünü gerekse bölgesel ve küresel güvenlik için artan ağırlığını konuşuyor. Türkiye'deki muhalefet ise ters yönde gitmeye devam ediyor. Özgür Özel'in Cumhurbaşkanımızın eskisi kadar popüler olmadığını söylemesi ise hiçbir açıdan ciddiye alınacak bir şey değil. Dünyanın en bilinen liderlerinin başında gelen Cumhurbaşkanımız hakkında söylenen bu sözü kimse ciddiye almaz. Cumhurbaşkanımız tüm dünyanın sözüne dikkat kesildiği bir liderdir.

Özgür Özel'in 'toplumsal ve siyasi çalkantı'dan bahsetmesi ise sadece hezeyandır. Milletimiz kardeşlik, birlik ve dirlik içinde tarihsel yürüyüşünü sürdürüyor. 'Çalkantı' olan tek yer ise içindeki taht kavgaları yüzünden CHP'dir. Özgür Özel'in milletimizin iradesiyle seçilmiş Cumhurbaşkanımızı, NATO müttefiklerimiz için tehdit olarak tanımlaması, kendi siciline yazdığı bir utançtır. Siyasi tarihimizde bu derece çarpık bir zihniyet görülmedi. Bu sözü söyleyen kişi 'vesayetçi zihniyetin personeli' olmaktan öteye gidemez.

 

Independent Türkçe

"Özgür Özel ve ekibi 'dış vesayet' arayışına yöneldi. Kimseden yüz bulamasalar da Türkiye’nin her siyasi gündemini kendi vesayet arayışlarına zemin yapmaya çalışıyorlar"
Çarşamba, Temmuz 1, 2026 - 16:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

related nodes: 
Özgür Özel, NATO müttefiklerine seslendi: "Baskıyı istikrarla karıştırmayın"
Type: 
SEO Title: 
AK Parti'li Çelik: Özgür Özel, "dış vesayet" arayışına yöneldi
copyright Independentturkish: 

Seferihisar ve Balçova Belediye Başkanları gözaltına alındı

Seferihisar Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde "rüşvet" suçuna yönelik yürütülen soruşturma kapsamında, İzmir İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince operasyon düzenlendi.

Edinilen bilgiye göre, 31 Mart 2024 Mahalli İdareler Genel Seçimleri öncesinde "rüşvet" kapsamında değerlendirilen para transferlerine ilişkin tespitler doğrultusunda Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin ile Balçova Belediye Başkanı Onur Yiğit'in de aralarında bulunduğu belediye çalışanları ve iş insanlarından oluşan toplam 26 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildiği, 24 ismin gözaltına alındı. 

Soruşturma kapsamında, "belediyelerin inşaat ve imar işlemlerine ilişkin bazı belediye görevlileri ile müteahhitlerin usulsüz işlemler karşılığında elden ve banka aracılığıyla rüşvet aldıkları ve verdikleri" iddiasının araştırıldığı öğrenildi.

 

ANKA

Seferihisar Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü soruşturma kapsamında aralarında Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin ile Balçova Belediye Başkanı Onur Yiğit'in de bulunduğu 24 şüpheli gözaltına alındı
Perşembe, Haziran 25, 2026 - 09:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: X</p>

Type: 
SEO Title: 
Seferihisar ve Balçova Belediye Başkanları gözaltına alındı
copyright Independentturkish: 

İngiltere ordusu, Ukrayna'nın dersleriyle yeniden şekilleniyor

Londra'da düzenlenen RUSI Kara Harbi Konferansı'nda konuşan İngiltere Genelkurmay Başkanı General Sir Roly Walker, Britanya Ordusu'nun dönüşüm programını anlatırken Ukrayna savaşından çıkarılan dersleri, NATO'nun yeni caydırıcılık anlayışını ve Avrupa güvenlik mimarisinde yaşanan değişimi birlikte ele aldı.

Walker'ın konuşması, son yıllarda Batılı orduların güvenlik ortamına ilişkin değerlendirmelerinde yaşanan değişimin önemli bir yansıması niteliğindeydi.

Ukrayna savaşıyla birlikte büyük ölçekli kara savaşlarının Avrupa kıtasında yeniden mümkün hale geldiği düşüncesi güç kazanırken, İngiltere de askeri planlamasını bu varsayım üzerinden şekillendiriyor.

Konferansın ana teması olan "Kara gücü caydırıcılığın temelidir" yaklaşımı da bu değişen perspektifin bir sonucu olarak öne çıktı.
 

Toprak kontrolü hâlâ belirleyici unsur

Walker'a göre savaşların sonunda ortaya çıkan siyasi düzen çoğu zaman hangi tarafın hangi bölgeyi kontrol ettiği sorusuna dayanıyor. Hava ve deniz gücü savaşın seyrini etkileyebilse de siyasi sonuçları kalıcı hale getiren unsur kara kuvvetleri olmaya devam ediyor.

Bu değerlendirme, son yıllarda teknoloji merkezli askeri tartışmaların gölgesinde kalan klasik kara gücü anlayışının yeniden önem kazandığını gösteriyor.

Özellikle Ukrayna'daki çatışmalar, insansız sistemlerin ve uzun menzilli vuruş kabiliyetlerinin savaş alanını dönüştürdüğünü ortaya koysa da işgal edilen bölgelerin tutulması ve savunulması için kara birliklerinin belirleyici rolü değişmedi.

Walker'ın konuşmasının temel mesajlarından biri de buydu. Caydırıcılık yalnızca rakibe zarar verebilme kapasitesiyle değil, gerektiğinde sahada kalabilecek kuvvetler oluşturmakla da ilgili.
 

İngiltere Genelkurmay Başkanı General Sir Roly Walker, RUSI’nin 25. Yıllık Kara Harbi Konferansı’nda açılış konuşmasını yapıyor / Ekran alıntısı: YouTube
İngiltere Genelkurmay Başkanı General Sir Roly Walker, RUSI’nin 25. Yıllık Kara Harbi Konferansı’nda açılış konuşmasını yapıyor / Ekran alıntısı: YouTube

 

Ukrayna yeni savaş modelinin laboratuvarı oldu

İngiliz Genelkurmay Başkanı'nın konuşmasında en sık atıf yaptığı örnek Ukrayna savaşıydı.

Londra'nın son yıllarda geliştirdiği dönüşüm programı büyük ölçüde bu savaşta gözlemlenen eğilimlere dayanıyor.

Walker, geleceğin çatışmalarında birliklerin hem siper savaşlarında yakın mesafeli muharebe yürütmek hem de yüzlerce kilometre derinlikteki hedefleri vurabilmek zorunda kalacağını söyledi.

Bu yaklaşım, savaş alanının farklı katmanlarının aynı anda yönetilmesini gerektiriyor. Bir yanda siperler, tüneller ve şehir muharebeleri bulunurken diğer yanda elektronik harp, insansız sistemler ve uzun menzilli hassas mühimmatlar yer alıyor.

Ukrayna'da ortaya çıkan tablo, Batılı orduların uzun yıllar boyunca ağırlık verdiği düşük yoğunluklu operasyonlardan farklı bir savaş modeline işaret ediyor. Walker'ın değerlendirmeleri de İngiliz Ordusu'nun hazırlıklarını bu yeni gerçeklik üzerinden yürüttüğünü gösteriyor.


Yapay zeka savaşın merkezine yerleşiyor

Konuşmanın en dikkat çekici bölümlerinden biri yapay zeka destekli komuta-kontrol sistemlerine ayrıldı.
Walker, ASGARD adı verilen dijital savaş ağının İngiliz Ordusu'nun gelecekteki operasyonlarının merkezinde yer alacağını vurguladı. Sistem, istihbarat toplama, hedef belirleme ve ateş desteği süreçlerini tek bir veri ağı içinde birleştiriyor.

Verilen rakamlar dönüşümün boyutunu ortaya koyuyor. Daha önce günler sürebilen planlama süreçlerinin saatler içinde tamamlanabildiği, hedefleme kapasitesinin ise katlanarak arttığı belirtiliyor.

Bu yaklaşım, modern savaşın giderek veri işleme kapasitesi etrafında şekillendiğini gösteriyor. Silah sistemlerinin niteliği önemini korurken, karar alma hızının ve farklı unsurları ortak bir ağ içinde yönetebilme yeteneğinin belirleyici hale geldiği görülüyor.

Walker'ın ifadesiyle mesele yalnızca sensörden atıcıya uzanan dijital bir zincir kurmak değil; ordunun tamamını veri üzerinden çalışan bir savaş sistemi haline getirmek.
 

General Sir Roly Walker, Britanya’nın Rusya’ya karşı dakikalar içinde yıldırım harekâtı gerçekleştirmeye hazır olması gerektiği uyarısında bulundu / Fotoğraf: PA
General Sir Roly Walker, Britanya’nın Rusya’ya karşı dakikalar içinde yıldırım harekâtı gerçekleştirmeye hazır olması gerektiği uyarısında bulundu / Fotoğraf: PA

 

NATO'nun doğu kanadı öncelik kazanıyor

Konuşmanın stratejik boyutunda ise NATO öne çıktı.

Walker, İngiltere'nin güvenlik yaklaşımını "NATO Önce" anlayışıyla tanımladı.

Bu vurgu, Avrupa'nın güvenliğinin Londra açısından temel öncelik olmaya devam ettiğini ortaya koyuyor.

Son yıllarda Hint-Pasifik bölgesine yönelik ilginin artmasına rağmen İngiliz askeri planlamasının ağırlık merkezi hâlâ Avrupa'da bulunuyor.

Özellikle Rusya'nın oluşturduğu tehdit algısı, NATO'nun doğu kanadını ittifakın temel savunma hattı haline getirmiş durumda.

Walker'a göre İngiltere'nin ittifak içindeki etkisi, sağladığı askeri katkının büyüklüğüyle doğrudan bağlantılı. Bu nedenle Londra, NATO operasyonlarında destekleyici bir aktör olmanın ötesine geçerek kolordu seviyesinde belirleyici roller üstlenmeyi hedefliyor.

Bu yaklaşım, İngiltere'nin Avrupa güvenliğinde lider ülkelerden biri olarak konumunu koruma isteğinin de yansıması olarak değerlendirilebilir.


Savunma sanayiinde yeni dönem

Konuşmanın dikkat çeken bir diğer yönü savunma sanayii ile ordunun ilişkisine dair değerlendirmelerdi.

Walker, gelecekte askeri kabiliyetlerin uzun geliştirme süreçleri sonunda ortaya çıkmayacağını, birliklerle özel sektör arasında kurulan sürekli etkileşim sayesinde hızla şekilleneceğini savundu.

Son dönemde insansız sistemlere, elektronik harp ekipmanlarına ve yeni nesil iletişim altyapılarına yapılan yatırımlar da bu yaklaşımın bir parçası olarak görülüyor.

İngiltere'nin burada hedeflediği dönüşüm, yalnızca daha modern silahlar üretmekten ibaret değil. Asıl amaç, uzun süreli çatışmalarda ihtiyaç duyulacak üretim kapasitesini ve teknoloji ekosistemini oluşturmak.

Ukrayna savaşının ortaya çıkardığı en önemli gerçeklerden biri, savunma sanayiinin savaş gücünün ayrılmaz bir parçası haline gelmiş olması.

Walker'ın konuşması da bu anlayışın İngiliz askeri planlamasında giderek daha merkezi bir konum kazandığını gösteriyor.

Sonuç olarak Roly Walker'ın RUSI'deki konuşması, İngiltere'nin gelecekteki savaşlara ilişkin varsayımlarını açık biçimde ortaya koydu.

Yapay zeka destekli komuta sistemleri, insansız platformlar, yüksek hazırlık seviyesine sahip kara kuvvetleri ve NATO merkezli savunma anlayışı bu vizyonun temel unsurlarını oluşturuyor.

Londra, Ukrayna savaşını geçici bir kriz olarak değil, yeni dönemin savaş karakterini ortaya koyan bir deneyim alanı olarak değerlendiriyor.

İngiliz Ordusu'nun dönüşüm programı da bu değerlendirme üzerine inşa ediliyor.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Dr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdı
Perşembe, Haziran 25, 2026 - 08:45
Main image: 

<p>RUSI Kara Harbi Konferansı’nda konuşan İngiltere Genelkurmay Başkanı General Sir Roly Walker, açılış konuşmasında / Ekran alıntısı: YouTube</p>

Type: 
SEO Title: 
İngiltere ordusu, Ukrayna'nın dersleriyle yeniden şekilleniyor
copyright Independentturkish: 

Libya'da yeni dengeler: MİT Başkanı Kalın'ın Bingazi ziyareti ne anlama geliyor?

İbrahim Kalın'ın 22 Haziran'da Bingazi'ye inmesi bir "protokol teması"ndan ziyade sahadaki dengelere yazılmış yeni bir not niteliğinde. MİT Başkanı, Libya Ulusal Ordusu Genel Komutan Yardımcısı Orgeneral Saddam Hafter'le Bingazi'de bir araya geldi. 

Bu görüşmede "barış ortamının devamı", doğu ve batıdaki askeri yapıların tek otorite altında birleşmesi ve Türkiye Libya ilişkilerinin derinleştirilmesi konuşuldu. Cümlenin içindeki her kelime Libya dosyasını izleyen herkes için ayrı bir uyarı fişeği gibi. 

Çünkü sahne aslında tersine dönmüş durumda. Bir dönem Türkiye'nin karşı cephede gördüğü Hafter kanadının en üst düzey askeri aktörlerinden biriyle, üstelik Bingazi'de ve MİT Başkanı düzeyinde temas kuruluyor. Ve bu temas, aylar içinde Trablus'tan Bingazi'ye uzanan daha geniş bir hattın üzerine oturuyor. 

Kalın'ın şubat ayında Trablus'ta Dibeybe ve Başkanlık Konseyi'yle yaptığı temaslar, Ankara'nın artık Libya'nın sadece batısıyla değil, doğusuyla da sistematik olarak konuştuğunu göstermişti.

Bingazi ziyareti bu yeni politikanın en görünür halkası sayılabilir.

Bu fotoğraf, şu soruyu kaçınılmaz kılıyor: Ankara, Libya'da neyi yeniden kuruyor?
 

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın, üst düzey güvenlik görüşmeleri kapsamında Bingazi’yi ziyaret ederek Saddam Haftar ile bir araya geldi / Fotoğraf: AA
Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın, üst düzey güvenlik görüşmeleri kapsamında Bingazi’yi ziyaret ederek Saddam Haftar ile bir araya geldi / Fotoğraf: AA

 

Yeni denge arayışı mı, yoksa eski hattın revizyonu mu?

Türkiye'nin Libya politikası, 2019-2020 döneminde son derece net bir askerî-siyasî eksen üzerine oturuyordu. 
Trablus'taki Birleşmiş Milletler tanımalı Ulusal Mutabakat Hükûmeti ile yapılan deniz yetki alanı anlaşması ve askeri işbirliği mutabakatı, Hafter güçlerinin başkent kapılarından geri püskürtülmesi, TCG'lerin Doğu Akdeniz'deki varlığı. Ankara, açık biçimde Trablus kampının "stratejik sponsoru" hâline gelmişti. 

Bu hattın doğal sonucu Bingazi'nin siyasi anlamda dışarıda kalmasıydı. Doğu Libya'nın fiili hâkimi Halife Hafter'in adı Ankara'da "darbeci general" olarak anılıyor, siyasi temas ihtimali dahi masaya gelmiyordu. 

Ne oldu da bugün MİT Başkanı, Hafter çizgisinin sahadaki en güçlü isimlerinden biri olan Saddam Hafter'le Bingazi'de, Libya Ulusal Ordusu karargâhında "barış ortamının devamını" konuşur hâle geldi? 

Bu değişimi sadece Ankara'nın tercihiyle açıklamak kolaycılık olur zannımca. Zira, Libya sahasının kendisi de 2020'den bu yana ciddi biçimde değişti. Cephe hatları dondu, savaş büyük ölçüde düşük yoğunluklu bir mücadeleye dönüştü, ekonomik rekabet ve kurumların kontrolü silahların önüne geçti. 

Trablus'taki Dibeybe hükûmeti sahada varlığını korudu, ama doğu batı ayrımı kurumsal bir gerçeklik olarak yerleşti.

Tam bu noktada Türkiye için yeni soru şu oldu: Sadece Trablus'un hamisi olmak uzun vadede yeterli mi?

Ankara'nın verdiği cevap giderek netleşiyor: Hayır.


Bingazi temasının arka planı

MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Libya dosyasındaki rolü yeni değil. Daha önce Dışişleri ve Cumhurbaşkanlığı Sözcülüğü dönemlerinde de Libya başlığının siyasi mimarisinde etkiliydi. 

MİT'in başına geçtikten sonra da dosyayı devraldı; şubat ayında Trablus'ta Dibeybe ve Başkanlık Konseyi üyeleriyle yaptığı temaslarda "ülkenin birliği, seçim süreci ve güvenlik mimarisi" ana gündem maddeleriydi.

Şimdi bu hat Bingazi'ye uzanıyor.

Güvenlik kaynaklarının paylaştığı bilgilere göre, Bingazi'de Saddam Hafter ile yapılan görüşmede üç ana başlık var: 

  • Libya'daki kırılgan barış ortamının korunması.
  • Doğu ve batıdaki yönetimlerin ve askeri güçlerin tek bir otorite altında birleşmesi.
  • Türkiye Libya ilişkilerinin askeri ve ekonomik alanlarda genişletilmesi.

Bu maddeler bir "iyi niyet deklarasyonu" olarak görmemek gerekir; bunlar Ankara'nın son iki yıldır Libya'da aradığı yeni denge arayışının kodları niteliğinde. Zira Türkiye sahada hâlâ Trablus tarafının en önemli dış destekçisi. 

Ancak aynı anda doğu cephesiyle de konuşarak oyunun tamamen dışında kalmamak istiyor. Bu ikili yaklaşım, "Türkiye'nin Libya'da doğu batı arasında denge arayışı" diye tarif edilen sürecin devamı olarak okunabilir.
 

MİT Başkanı İbrahim Kalın, Libya'nın doğusundaki silahlı güçlerin lideri Hafter ile görüştü / Fotoğraf: TRT Haber
MİT Başkanı İbrahim Kalın, Libya'nın doğusundaki silahlı güçlerin lideri Hafter ile görüştü / Fotoğraf: TRT Haber

 

Hafter dosyasında "Saddam" ayrıntısı

Ziyaretin bir başka kritik boyutu da isimlerde saklı. Kalın'ın görüştüğü muhatap, "Libya Ulusal Ordusu Genel Komutan Yardımcısı Orgeneral Saddam Hafter" olarak geçiyor. Yani doğrudan Halife Hafter'in oğlu ve sahadaki en etkin isimlerinden biri. Bu ayrıntı temasın sembolik değil, işlevsel bir nitelik taşıdığını gösteriyor. 

Zira son yıllarda Libya analizlerinde sıkça vurgulanan nokta şu: Halife Hafter'in sağlık durumu ve yaşı, fiili güç devrinin oğullarına kademeli olarak kaydığını ortaya koyuyor.

Ankara'nın sahada yükselen bu isimle doğrudan temas kurması, "Hafter sonrası doğu Libya" tartışmalarında da Türkiye'nin masada kalmak istediğini gösteriyor. Öte yandan, görüşmenin resmî açıklamalarında "Halife" adının geçmemesi, Ankara'nın hâlâ kendi kamuoyunda kurduğu Libya anlatısını tamamen tersine çevirmek istemediğini ima ediyor. 

Ton ince ayarlı: Doğu ile konuşuluyor, ama bu konuşma Trablus'a sırt çevirmek anlamına gelmiyor.
 

MİT Başkanı İbrahim Kalın, Libya’da Halife Hafter ile görüştü / Fotoğraf: AA
MİT Başkanı İbrahim Kalın, Libya’da Halife Hafter ile görüştü / Fotoğraf: AA

 

Peki, Trablus bu tabloya nasıl bakar?

Bu sorunun yanıtı, Kalın'ın Bingazi'den önce Trablus hattını canlı tutmasında gizli. Şubat ayında Trablus'ta Dibeybe'le yapılan görüşmelerde Ankara'nın Libya'nın "birliği ve istikrarına" vurgu yapması, doğu ile temasın Trablus'a karşı bir hamle değil, "ülke içi diyalogun desteklenmesi" olarak sunulduğunu gösteriyor. 

Bingazi açıklamasında da aynı vurgu var: "Doğu ve batıdaki yönetimlerin tek otorite altında birleşmesi."

Bu söylem, Trablus açısından iki uçlu okunabilir. Bir yandan, Türkiye'nin sadece batı cephesiyle sınırlı kalmaması, doğudan gelebilecek beklenmedik bir adımda Ankara'nın hazırlıksız yakalanmamasını sağlar. 

Öte yandan, doğu ile doğrudan askeri-istihbari temas, Trablus aktörleri arasında "Ankara ağırlığını mı kaydırıyor?" sorusunu gündeme getirebilir. 

Burada Ankara'nın Trablus'a vereceği güvence belirleyici olacak. Şimdilik sahadaki işaretler, Türkiye'nin askerî varlığı ve güvenlik anlaşmalarının Trablus lehine korunmaya devam ettiği yönünde.


Doğu Akdeniz ve deniz yetki alanları boyutu

Libya dosyası, Türkiye açısından iç savaş ve güvenlik dengesiyle birlikte, Doğu Akdeniz denkleminin de bir parçası konumunda. 

2019 tarihli Deniz Yetki Alanları Mutabakatı, Ankara'ya göre Türkiye Libya arasında deniz sınırını güvence altına alan ve Yunanistan Güney Kıbrıs ekseninin planlarını sınırlayan bir belge. Ancak doğu Libya cephesi bu mutabakatı başından beri tartışmalı buluyor.

Nitekim 2025 sonunda Hafter'e yakın Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih'in 2019 mutabakatını açıkça hedef alan açıklamaları ve anlaşmaya karşı çıkması, Ankara'nın dikkatini yeniden doğuya çevirmişti. 

Yine aynı dönemde Türk istihbaratının Bingazi ve Tobruk'a yönelik temasları artmış, Kalın'ın ziyaretleri "Türkiye'nin Libya politikasında yeni bir denge arayışı" olarak yorumlanmıştı.

Bugün gelinen noktada, Bingazi'yle kurulan bu yeni kanal, deniz yetki alanları meselesinde de kritik bir güvenlik garantisi işlevi görebilir. 

Ankara, deniz mutabakatının Libya iç siyasetinde tamamen tartışma dışı kalmasını istemiyor. Doğu Libya ile konuşmak, en azından bu dosyanın doğrudan Türkiye'siz ve kapalı kapılar ardında şekillenmesini engelleme çabası.


Bingazi limanında TCG ziyareti ve sembolizm

Geriye bir ayrıntı kalıyor: Ziyaretin zamanlaması ve mekânı. Bingazi'ye giden sadece MİT uçağı değil. 2025 yazında Türk donanmasına ait TCG Kınalıada korvetinin Bingazi Limanı'na uğraması, ardından askeri heyetlerin toplantılar yapması, bugün yaşanan temasın askeri zemininin o günlerde döşendiğini gösteriyordu. 

Şimdi MİT Başkanı'nın Saddam Hafter'le görüşmesi, bu askeri zemin üzerine oturmuş görünüyor.

Bingazi Limanı'na demirleyen Türk savaş gemisi, doğu Libya için olduğu kadar bölgeyi izleyen dış aktörler açısından da güçlü bir sembolik mesaj taşıyordu. 

Ankara, yıllarca karşı cephede konumlandığı sahaya artık sadece siyasi değil, askeri ilişki kanalıyla da dönebildiğini gösterdi. Bu aslında Mısır'dan BAE'ye, Yunanistan'dan Fransa'ya kadar pek çok başkentte not alınacak bir görüntüydü.


Sonuç: MİT Başkanının ziyareti sadece Libya'yı mı ilgilendiriyor?

Kalın'ın Bingazi teması, dar anlamıyla bir Libya iç dengesi hamlesi. Ama geniş planda üç ayrı mesaj taşıyor:

  • Birincisi: Türkiye Libya'da sahadan çekilmiyor, ama cephe de değiştirmiyor. Trablus'la kurulu stratejik bağını korurken, doğu ile de "kontrollü diyalog" hattı açıyor. Bu, Libya'nın orta vadede fiili bölünme riskine karşı "iki tarafla da konuşan" bir pozisyon inşası.
     
  • İkincisi: Doğu Akdeniz denklemi tamamen donmuş değil. Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ın masa dışı bırakmaya çalıştığı Türkiye Libya deniz hattı, hâlâ Ankara'nın elinde bir koz. Bingazi ile temas, bu kozu tamamen kaybetmemek için atılmış bir adım olarak da okunabilir.
     
  • Üçüncüsü: Türkiye bölgesel dosyalarda sadece dışişleri ya da savunma bakanlıkları üzerinden değil, istihbarat kanalıyla da "sessiz diplomasi" yürütmeye devam ediyor. MİT Başkanı'nın fotoğraf karesinde yer alması, bu diplomasinin mahiyetini ve derinliğini gösteriyor. 

Yarın aynı dosyada masaya başka aktörler geldiğinde, Ankara "biz hiç konuşmadık" noktasında olmayacak.

Libya'da yeni bir denge arayışı uzun bir yol. Kalın'ın Bingazi ziyareti bu yolun sadece bir durağı. Ama durakların nerede seçildiği, hangi aktörle hangi başlıkta konuşulduğu yolun nereye varacağını bugünden gösteren güçlü işaretler içeriyor. 

Şimdi mesele, bu işaretlerin Trablus'ta, Bingazi'de ve Ankara'da nasıl okunacağı.

 

 

Kaynaklar:

1. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/mit-baskani-kalin-libya-ulusal-ordusu-genel-komutan-yardimcisi-hafter ile-libyada-gorustu/3975209 
2. https://www.haberturk.com/dunya/son-dakika-mit-baskani-kalin-hafter-ile-libya-da-gorustu-3893549 
3. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/mit-baskani-kalin-trablusta-libya-baskanlik-konseyi-baskani-menfi-ile-gorustu/3828849 
4. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/mit-baskani-kalin-trablusta-libya-basbakani-dibeybe-ile-gorustu/3828388 
5. https://www.dailysabah.com/politics/news-analysis/turkiye-seeks-to-balance-east-and-west-in-new-libya-outreach 
6. https://www.sde.org.tr/haber/ulusal-ordu-komutanligina-atanan-saddam-hafter-in-ilk-gorusmesi-turk-heyetiyle-oldu-haberi-60086 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Göktuğ Çalışkan Independent Türkçe için yazdı
Perşembe, Haziran 25, 2026 - 08:15
Main image: 

<p>Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın (solda), Libya Ulusal Ordusu Genel Komutan Yardımcısı Orgeneral Saddam Hafter (sağda) ile görüştü / Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Libya'da yeni dengeler: MİT Başkanı Kalın'ın Bingazi ziyareti ne anlama geliyor?
copyright Independentturkish: 

Kadın bilinci, inanç, Kürtler ve Gezi…

Unutmayalım…

BDP'li bir Kürt genciyle Atatürk posterli bayrak taşıyan bir genç kadının el ele direnirken, bir MHP'li-ülkücü gencin kendi sembolüyle polise karşı ve onlara destek verme anını,

Aynı çevrelerden kadınlı erkekli gençlerin PKK lideri Öcalan'ın fotoğrafı önünde olduklarını umursamadan el ele kol kola halay çekmesini,

Kadınlı erkekli Kürt, Türk, Laz, Çerkes, Ermeni, Rum, Alevi, Sünni, Ezidi, Hristiyan, Süryani, Solcu, Atatürkçü vd. etnik/kültürel kesimlerden yurttaşların çadırı, aşı, temizliği, kitabı, gazı nasıl paylaştığını, birbirini nasıl koruduğunu unutmayalım…

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Kadın bilinci…

Gezi'de başını bağlamayı gericiliğin tek simgesi gibi anlayan laik kadınlarla, özünde ilerici ama başı bağlı kadınlar bir araya geldiler.

Kadınlı erkekli materyalist ya da ateist eğilimli insanlar, Müslüman arkadaşlar namaz kılarken rahatsız edilmemeleri için nöbet tuttular. Kandil ve iftar gibi şeyleri kendileri teklif ettiler.

Bunun hemen olumlu karşılığı da geldi. Gezi katılımcılarına "ayyaş" yaftası yapıştırılıyordu. "Anti kapitalist Müslümanlar kalleş olmasın da ayyaş olsun, kabulümüzdür" dediler. 1

İktidar, İslamcı bir kadın gazetecinin Kabataş yalanının doğru olup olmadığını ön araştırmasını dahi yapmadan kullanarak, halkların inanç farklılıklarına karşın buluşmasını provoke etmeye ve Gezi'nin meşru çizgisini bulandırmaya çalıştı.

Ama çok geçmedi görüntü ortaya çıktı. Yalan da…

Gezi'ye hâkim olan anlayış ise dayanışmaydı.

Örnek olsun, "Evet, benim yanımda bir türbanlı kızcağız, gaz geldiğinde türbanını çıkarttı ki onu belki hiç kimse çıkartamazdı, yanındakinin ağzını türbanla kapadık. Tehlike atlatılınca türbanını taktı, ben de onun türbanını takmasına yardım ettim." 2

Gezi'de insanların birbirini kabullenme hali vardı.

Bir grup kadın arkadaş simsiyah tesettürleriyle Dayanışma toplantısına geldiler ve kürsüden söz aldılar.

Ne onların mini etekli arkadaşlara ne mini etekli arkadaşların onlara en ufak olumsuz bir davranışı olmadı.

Gezi, kadın olma bilincinin çok yüksek olduğu bir hareketti. 3

Siyasetin insanların inancını istismar ederek toplumu gericileştirmesi projesi başka bir şey, insanların inancı ve inanç değerleri başka bir şeydi.

Gezi'de insanların inanç değerleri ile ilgili olumsuz bir şey yaşanmadı, aksine Gezi'de topluluğu şekilci simgelerle insanları mahkûm eden önyargılı düşünceleri aştı.

"Mustafa Kemal'in askerleriyiz" sloganı atıldığında… Ardından en çok da kadınlar "öldürmeyeceğiz, ölmeyeceğiz, kimsenin askeri olmayacağız" 4 sloganını atıyordu.

Yakın tarihte onlarca katliamın yaşandığı bu memleket, Gezi'de insan insana ilişki meselesinde, kadın ve inanç meselesinde bir rüyaya tanıklık etti.


Kürtler

Gezi'de bir kısım kadınlı erkekli Kürt gencinin "Sizin başınıza ufacık bir şey geldiğinde, bak bütün Türkiye ayaklandı. Ama biz yıllardır bu zulmü yaşıyoruz, hiç oralı olmadınız!" 5 kıyaslaması bir yere kadar anlaşılırdı.

Ancak Gezi'de "8 ölü, 8500 yaralı vardı. 14 kişinin gözü çıktı. Yüzlerce kedi köpek telef oldu. Kuşlar öldü. Evde oturduğu halde gaz yediği için astım krizi geçiren kayda girmeyen insanlar vardı. Ölenler vardı." 6

Gezi bütün kapsamı ile kamuoyuna yansımadı.

Geziciler "Yahu İstanbul'un, İzmir'in göbeğinde, bu kadar büyük şiddet duyulmuyorsa, demek ki o coğrafyada neler olmuştur kim bilir, biz duymadık!" 7 diyerek özür diliyorlardı Gezi kürsülerinden.

Farkındalık ve empati oluşmaya başladı.

Sonra Hevsel bahçeleriyle Gezi aynı noktaya geldi zaten.

Medyanın tamamen bir iktidarın aracı olduğunu öğrenildiği noktada farklı düşünmeye başladı. 8

Halkların, hayatın içinden doğru birbirini anlamasına da köprü oluyordu Gezi…

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Celalettin Can Independent Türkçe için yazdı
Perşembe, Haziran 25, 2026 - 08:00
Main image: 

<p>Gez Parkı eylemleri sırasında çocuklarına destek olmak için Taksim Meydanı'na gelen kadınların oluşturduğu tarihi "Anneler Zinciri" yürüyüşü / Fotoğraf: Ümit Bektaş-Reuters</p>

related nodes: 
Sırrı Süreyya Önder'in anısına saygıyla… Gezi direnişinin öğrettikleri
Biz tarihsel bir kuşağız, 78'liler kuşağıyız biz!
Yeni dönem Amerika, Avrupa, Çin vd. ilişkileri ve çelişkileri üzerine
Type: 
SEO Title: 
Kadın bilinci, inanç, Kürtler ve Gezi…
copyright Independentturkish: 

İsrailliler, savaşı İran'ın kazandığını kabul etti

Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında, İsviçre'nin Cenevre kentinde devam eden görüşmelerden ara sıra olumsuz haberler gelse de önemli ilerlemeler kaydediliyor.

Tarafların, 60 günlük ateşkesi içeren mutabakattan hareketle kesin bir anlaşmaya varmaya yönelik stratejiler izlediği anlaşılıyor.

Lübnan, İsrail tarafından ABD-İran anlaşmasını sabote etmek için kullanılıyor olsa da tarafların uzlaşma yolunda ilerledikleri görülüyor.

Dünya kamuoyu Cenevre'deki gelişmeleri takip ederken, ABD'de ve Avrupa'daki bazı uzmanlar ile kuruluşlar, İran savaşının maliyetine ilişkin tahmini veriler paylaştı.

Amerikan Savunma Bakanı Pete Hegseth'in dile getirdiği 29 milyar doları gerçekçi bulmayan uzmanlara göre savaşın ABD'ye maliyeti 50 milyar doları buldu.

Savaşın İran'a maliyeti ise 270 milyar dolar olarak hesaplandı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

İran savaşı, petrol ve doğalgazın geçtiği Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasıyla dünya ekonomisine de büyük darbe vurdu.

Buna göre savaşın, Hürmüz Boğazı krizi üzerinden küresel ekonomiye maliyeti 2,2 trilyon dolara ulaştı.

ABD-İran anlaşmasında bahsi geçen ve Trump'a da sıklıkla sorulan 300 milyar dolarlık bir savaş tazminatı meselesi var.

Kafa karışıklığına yol açan bu konuya da açıklık getirelim.

İran, 270 milyar dolarlık kaybını ABD'den savaş tazminatı olarak istedi.

Trump, böyle bir talebi kabul etmeyeceğini söyledi.

Ancak aynı Trump, İran'a 300 milyar dolarlık yatırım fonunu onayladı.

Sonuçta İran, istediğinden fazlasını aldı.

Trump da 300 milyar dolarlık yükü Körfez Arap ülkeleri ve bazı Asya ülkelerinin sırtına yükledi.

Peki, bu savaşın sonucunu İsrailliler nasıl okuyor?

Kudüs İbrani Üniversitesi tarafından yapılan ankette, İran savaşını kimin kazandığı soruldu.

İsraillilerin yüzde 92'si savaşı İran'ın kazandığını söyledi.

İsraillilerin yüzde 83'ü, savaşın İsrail'in uzun vadeli güvenliğini zayıflattığına inanıyor.

İsraillilerin yüzde 86'sı, İsrail'in savaştan olumsuz etkilendiğini düşünüyor.

İsraillilerin yüzde 88'i, İsrail'in hedeflerine ulaşamadığını savunuyor.

İsraillilerin yüzde 72,5'i, Netanyahu'nun İsrail'in önemli kazanımlar elde ettiği ve varoluşsal bir tehdidi ortadan kaldırdığı yönündeki açıklamalarına inanmıyor.

İsraillilerin yüzde 56'sı ise Netanyahu'nun İran'a karşı savaşı yönetme biçiminin tamamen başarısız olduğunu düşünüyor.

Bu anket sonuçlarını, "İsrailliler savaşı İran'ın kazandığını kabul etti" şeklinde okumak yanlış olmaz.

Bu arada, Türkiye korkusu İsrailli milletvekillerini, bakanları ve medya kuruluşlarını sarmış vaziyette.

Maariv gazetesinin yazısı da Türkiye korkusunun son örneği oldu.

İsrail'de yayımlanan Maariv gazetesi, 22 Haziran'daki sayısında Türkiye'yi konu etti.

Gazetenin çarpıcı yorumu şöyle:

Türkiye artık İsrail için İran'dan daha büyük ve uzun vadeli bir tehdit oluşturuyor.


Yazı şöyle devam ediyor:

NATO'nun ikinci büyük ordusuna sahip, savunma sektöründe yüzde 80 oranında kendi kendine yeterli olan Türkiye, bölgedeki stratejik konumunu da önemli ölçüde güçlendirdi. İsrailli yöneticiler, Türkiye'nin ne büyük bir tehdit olduğunun farkında.


Yeri gelmişken, hemen her konuda İsrail'i sorgusuz sualsiz destekleyen Almanya'ya da bir parantez açalım.

Almanya ilk kez Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin geçici üyesi olma şansını yakalamıştı.

Ancak 3 Haziran'da Genel Kurul'da yapılan oylamada, Birleşmiş Milletler üyesi ülkelerden gerekli desteği alamadı.

Bu oylamanın sonucu, İsrail'in Gazze'deki soykırımını açıkça destekleyen ve sürekli silah temin eden Almanya'ya yönelik tepkiyi ortaya koydu.

Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul'un, oylamayı değerlendirdiği açıklamadaki sözleri tam bir skandal niteliğinde.

Alman Bakan, "Almanya'nın, İsrail'e verdiği destek yüzünden oy kaybettiğimizi biliyoruz. Ama İsrail'i desteklememiz normal, çünkü Almanya'nın İsrail'e karşı özel bir sorumluluğu var" dedi.

Devamında ise "Ne olursa olsun, Almanya, İsrail'e yönelik bu sorumluluğu yerine getirmeye devam edecektir" diyerek soykırımcı Netanyahu ile ortaklığı her şartta sürdüreceklerini ilan etti.

Ne yaman bir çelişki; Almanya, soykırım yaptığı Yahudilerin Filistinlilere soykırım yapmasını normal buluyor ve destek oluyor.

İsrail'e kayıtsız şartsız destek veren Almanya, belli ki soykırımcı kodlarını güncellemiş.

İsrail'e destek sadece Alman devleti düzeyinde kalmamış.

Almanya'nın sigorta ve finansal hizmetler devi Allianz, Gazze savaşını finanse eden şirketlerden biriymiş.

Allianz, İsrail'in savaşı finanse etmek için çıkardığı devlet tahvillerinden satın almış.

Alman şirketi, Eylül 2025 itibarıyla 2 milyar 710 milyon dolarlık İsrail devlet tahvili almış.

Söz konusu rakam, Alman şirketi Allianz'ı İsrail'in en büyük finansörü konumuna getirdi.

Lüksemburg da İsrail devlet tahvillerinin Avrupa Birliği'nde satılmasını sağlamıştı.

İsrail, çıkardığı bu tahvillerle Gazze, Lübnan ve İran savaşlarını finanse ediyor.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Gürbüz Evren Independent Türkçe için yazdı
Perşembe, Haziran 25, 2026 - 07:45
Main image: 

<p>İsrail'de yapılan anketler, kamuoyunun büyük bölümünün İran savaşında hedeflere ulaşılamadığına inandığını ortaya koyuyor / Fotoğraf: Stephanie Jenzer-CBC News</p>

related nodes: 
"İran neyin zaferini kazandı ki?" diye soranlara yanıtlar
Trump'ın, "İran'ı bitirdik, ordusunu yok ettik" masalı
İsrail'in Avrupa ülkelerindeki seçimlere müdahalesi
Type: 
SEO Title: 
İsrailliler, savaşı İran'ın kazandığını kabul etti
copyright Independentturkish: 

Türkiye stratejik güç

Türkiye, coğrafi jeopolitik konumunun sağladığı avantajları son yıllarda proaktif politikalarla daha etkin hâle getirmiştir. İran ve Ukrayna savaşlarının ortaya koyduğu tablo, Boğazlar, enerji boru hatları ve transit koridorların stratejik değerini belirgin biçimde artırmıştır.

Bu süreçte savunma sanayindeki milli atılımlar sayesinde Türkiye, bağımlılıktan stratejik özerkliğe geçiş yapmış; bölgesel ve küresel aktörler nezdinde aranan bir konuma yükselmiştir. Bu kazanımlar, ekonomik kırılganlıkların giderilmesiyle çok daha kalıcı bir potansiyele dönüştürülebilir.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Transit koridorların ve kolaylaştırıcı rolün değer kazanması

Ukrayna savaşı bağlamında Karadeniz Tahıl Girişimi’nin Türkiye öncülüğünde gerçekleşmesi ve Montrö Sözleşmesi’nin uygulanması, Türkiye’nin kolaylaştırıcı ve arabulucu transit politikalarının etkinliğini göstermiştir. İran ve çevresindeki bölgesel dinamikler de enerji ve lojistik rotalarının alternatiflerinin önemini vurgulamıştır. Bu gelişmeler, Türkiye’yi Avrupa’nın enerji güvenliği ve küresel tedarik zincirlerinde vazgeçilmez bir düğüm noktası hâline getirmiştir. Barışçıl dengeleri koruma yaklaşımı ile savunma kapasitesinin birleşimi, Avrupa’dan NATO’ya, ABD’den Körfez’e ve Rusya’ya kadar birçok aktörün Türkiye’nin kapısını çalmasını sağlamıştır.


Savunma sanayiinde stratejik atılım

Uzun yıllar dışa bağımlı olan Türkiye, savunma sanayinin hava, deniz, kara ve elektronik harp alanlarında önemli ilerlemeler kaydetmiştir. 2025 yılında savunma ve havacılık ihracatı 10 milyar doları aşmış, Türkiye küresel sıralamada 11. sıraya yükselmiştir. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin (25 Haziran, Beyaz Saray) vurguladığı gibi, “Türkiye’nin büyük bir savunma sanayi üssü var” ve bu kapasite ittifak genelinde geniş bir etki yaratmaktadır.

Bu performans, hibrit harp ortamında Türk sistemlerinin operasyonel değerini uluslararası alanda kanıtlamıştır. Gerçekçi bir bakışla, motor ve bazı kritik teknolojilerde hâlâ dış iş birliklerine ihtiyaç duyulduğu açıktır; ancak bu, yeni fırsatlar da yaratmaktadır.


Türk-Amerikan ilişkilerinde gelişmeler ve olumlu ifadeler

Trump yönetimiyle ilişkilerde pozitif ivme dikkat çekicidir. Halkbank dosyasında yaşanan rahatlama ve KAAN savaş uçağı motorları için yaklaşık 700 milyon dolarlık General Electric tedarik programının ilerlemesi, savunma ve ticaret alanlarında yeni bir dönemin işaretleridir (Reuters, 24 Haziran). Trump’ın “Türkiye’nin devasa bir savunma sanayi tabanı var… Erdoğan sayesinde çok güçlü bir ordusu var” ve “Muhtemelen onu çok mutlu edecek bir şey yapacağım” (F-35/KAAN bağlamında) ifadeleri ile NATO Zirvesi’ne (Ankara’da) “Erdoğan’a saygıdan dolayı” katılacağını belirtmesi, ilişkilerin stratejik derinliğini teyit etmektedir (25 Haziran, Beyaz Saray, Rutte ile birlikte).

Bu adımlar, ikili ilişkilerin hem savunma hem de ekonomik boyutunu güçlendirmektedir.


Bölgesel etkinlik ve çok boyutlu diplomasi

Türkiye’nin Suriye ve Irak’taki etkinliği, Kafkasya’da Azerbaycan-Gürcistan-Ermenistan hattındaki dengeli politikaları, Karadeniz güvenliği ve Ukrayna bağlamındaki rolü kritik öneme sahiptir. Afrika’da (Libya, Somali ve ötesinde savunma iş birlikleri), Körfez ülkeleri (BAE, Suudi Arabistan, Umman), Mısır’la yakınlaşma, Pakistan ve Endonezya eksenindeki ilişkiler ile çoklu formatlar, son yılların somut kazanımlarıdır.
Bu genişleme, Türkiye’yi çok boyutlu ortamda “birçok tarafın hesaba kattığı” bir aktör kılmıştır.


Ekonomik boyut ve sürdürülebilirlik

Jeopolitik ve savunma kazanımları ekonomik yansımalar üretmektedir. Ancak enflasyon, cari denge ve yapısal reformlar gibi kırılganlıkların giderilmesi, bu kazanımların kalıcı hâle gelmesi için zorunludur. Savunma sanayi ekosisteminin (Ar-Ge, yan sanayi ve ihracat çeşitliliği) daha da derinleştirilmesi, dış ticaret hacmini ve ulusal kapasiteyi güçlendirecektir.


Çözülmesi gereken dosyalar ve fırsat penceresi

Doğu Akdeniz, Kıbrıs ve AB ilişkileri hâlâ masadaki kritik dosyalardır. Avrupa’nın güvenlik ihtiyaçlarının arttığı dönemde bu alanlarda karşılıklı diyalog zemini oluşmuştur. Yapıcı yaklaşımlarla ilerlenecek adımlar, hem bölgesel istikrarı pekiştirecek hem de Türkiye’nin stratejik potansiyelini maksimize edecektir.


Sonuç ve dikkate alınması gereken hususlar

Türkiye’nin jeopolitik değeri tartışmasız biçimde artmıştır. Bu ivmeyi kalıcı kılmak için şu hususlara odaklanmak faydalı olacaktır: Ekonomi, bilim-teknoloji, Doğu Akdeniz.

Sonuç olarak, Trump ve Rutte gibi önde gelen isimlerin son dönemdeki olumlu ifadeleri, Türkiye’nin NATO ve Batı nezdindeki stratejik ağırlığını bir kez daha teyit etmektedir. Akıllı ve dengeli politikalarla bu kazanımlar, hem müttefikler hem de rakipler açısından Türkiye’nin konumunu kalıcı olarak güçlendirecektir. Polemolojik bakışla, asıl mesele “durum değişikliği”ni lehimize çevirmek ve uzun vadeli avantajlara dönüştürmektir.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Gürsel Tokmakoğlu Independent Türkçe için yazdı: "Türkiye'nin jeopolitik gücünün sağlamlaştırılması: Stratejik kazanımlar, çok boyutlu diplomasi ve kalıcı potansiyel"
Çarşamba, Haziran 24, 2026 - 12:45
Main image: 

<p>Fotoğraf:&nbsp;T.C. Millî Savunma Bakanlığı</p>

related nodes: 
Dördüncü Sanayi Devrimi ve ideolojilerin yeniden doğuşu: İnsanlık, güç ve geleceğin siyaseti
Polemoloji, yeni Orta Çağ ve politik uyanış: Oklokrasi mekanizmalarıyla bilişsel zıtlıkları giderme çabası
"Devlet bozulması" ve "devletler-arası" kavramının inşası: Polemolojik bir çerçeve
Type: 
SEO Title: 
Türkiye stratejik güç
copyright Independentturkish: 

Kısa haberler

Trump: Ankara'daki NATO Zirvesi'ne Cumhurbaşkanı Erdoğan'a duyduğum saygıdan dolayı gidiyorum

ABD Başkanı Donald Trump, Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi'ne "Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a duyduğu saygıdan dolayı" gideceğini vurguladı.

Trump, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile Oval Ofis'te düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

ABD-İran müzakerelerini ve Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi'ni değerlendiren Trump, zirveye katılımıyla ilgili dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Türkiye'nin İran savaşına dahil olmadığını ve bundan memnuniyet duyduğunu aktaran Trump, "Erdoğan harika bir lider, çok güçlü bir kişi, ordusu da harika. O, Türkiye'yi seviyor ve harika bir iş çıkarıyor, saygın bir adam, saygın bir lider ve benim dostumdur." şeklinde konuştu.

ABD Başkanı, CNN Türk ABD Temsilcisi Yunus Paksoy'un, "Trump'ın Türkiye'ye jet motoru ve F-35 satışı konusunda Ankara'ya güzel haberlerle gidip gitmeyeceği" yönündeki sorusuna şöyle yanıt verdi:

“Sanırım öyle yapacağım. Türkiye bir NATO üyesi. Bazıları Türkiye'yi öyle görmüyor ama aslında öyle. O, NATO’nun güçlü bir üyesi. Evet, muhtemelen onu (Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı) çok mutlu edecek bir şey yapacağım.”

Açıklamalarının devamında Türkiye'nin özellikle savunma sanayisi anlamında çok önemli bir yere sahip olduğunu vurgulayan Trump, "Türkiye’nin devasa bir savunma sanayi tabanı var. ABD de dahil NATO ittifakının her yerinde faaliyet gösteren 3 bin şirketi var. O kadar güçlü ki, insanlar Türkiye’nin askeri açıdan ne kadar büyük olduğunu bilmiyorlar. Erdoğan sayesinde (Türkiye'nin) çok güçlü bir ordusu var." değerlendirmesini yaptı.


Katar'ı 3-1 mağlup eden Bosna Hersek son 32 turu şansını sürdürdü

2026 FIFA Dünya Kupası B Grubu'nda Katar'ı 3-1 mağlup eden Bosna Hersek, grubu üçüncü sırada tamamlayarak son 32 turuna kalma umutlarını sürdürdü. Bosna Hersek'e galibiyeti Alajbegovic, Al Brake (kendi kalesine) ve Mahmic'in golleri getirdi. Katar'ın tek golünü Al Haydos kaydetti.

Karşılaşmada gol atan 18 yaşındaki Kerim Alajbegovic, 1966'dan bu yana Dünya Kupası'nda ceza sahası dışından gol atan en genç oyuncu olarak tarihe geçti.

Grubu 7 puanla lider tamamlayan İsviçre son 32 turuna yükselirken, 4 puanlı Kanada tarihinde ilk kez Dünya Kupası'nda eleme turlarına kaldı. Bosna Hersek ise en iyi üçüncü takımlar arasına girebilmek için diğer grup maçlarının sonuçlarını bekleyecek. Turnuva tarihinde ilk kez puan alan Katar ise son sırada kalarak elendi.

Independent Türkçe, Türkiye ve dünyadan güncel haberleri okurları için derledi
Perşembe, Haziran 25, 2026 - 00:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: Independent Türkçe</p>

Type: 
SEO Title: 
Kısa haberler
copyright Independentturkish: 

İsrail basını: 7 Ekim'den bu yana savaşların İsrail’e maliyeti 205 milyar dolara ulaştı

İsrail'de yayımlanan Times of Israel gazetesinin İbranice servisi Zman Yisrael'de Nir Goldberg imzasıyla yayımlanan raporda, çatışmaların kamu harcamaları, ekonomik kayıplar ve ABD'den sağlanan destekler üzerindeki etkileri değerlendirildi.

Raporda, İsrail Merkez Bankası verilerine dayanılarak, çatışmaların İsrail hükümetine doğrudan maliyetinin 405 milyar şekeli aştığı ifade edildi.

Bu tutarın yaklaşık 243 milyar şekelinin savunma harcamalarından, 33 milyar şekelinin tazminat ödemelerinden, 57 milyar şekelinin çeşitli sivil harcamalardan ve 19 milyar şekelinin artan kamu borcuna ilişkin faiz giderlerinden oluştuğu kaydedildi.

Raporda, ABD'nin İsrail'e sağladığı silah, mühimmat ve askeri teçhizat desteğinin değerinin yaklaşık 26 milyar dolar olduğu belirtildi.

Çatışmaların ekonomik etkilerinin yalnızca kamu harcamalarıyla sınırlı olmadığına dikkat çekilen raporda, Ekim 2023 ile 2025 sonu arasında İsrail ekonomisindeki üretim kaybının yaklaşık 177 milyar şekele ulaştığı, 2026 yılında yaşanan gelişmelerle birlikte bu rakamın 200 milyar şekeli aşabileceği değerlendirildi.

Rapora göre, hükümet harcamaları, ABD yardımları ve üretim kayıpları birlikte hesaplandığında çatışmaların toplam ekonomik maliyeti yaklaşık 700 milyar şekele ulaşıyor.

Söz konusu hesaplamaya, devlet tarafından karşılanmayan bireysel zararlar ve özel sektörün tüm kayıplarının dahil edilmediği belirtilen raporda, çatışmaların sürmesi halinde ekonomik yükün daha da artabileceği ifade edildi.

Raporda ayrıca artan kamu harcamalarının vergi artışlarını beraberinde getirdiği, hayat pahalılığını yükselttiği ve özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğu kaydedildi.

Değerlendirmede, 7 Ekim 2023'ten bu yana yaşanan çatışmaların ekonomik açıdan İsrail tarihinin en maliyetli askeri sürecini oluşturduğu ve etkilerinin uzun yıllar devam edebileceği belirtildi.

AA

İsrail’de yayımlanan bir rapora göre, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze, Lübnan, Suriye ve İran cephelerindeki savaşların ülke ekonomisine maliyeti yaklaşık 700 milyar şekel (205 milyar dolar) oldu
Çarşamba, Haziran 24, 2026 - 23:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
İsrail basını: 7 Ekim'den bu yana savaşların İsrail’e maliyeti 205 milyar dolara ulaştı
copyright Independentturkish: 

ABD Enerji Bakanı Wright: Son 24 saatte Hürmüz Boğazı'ndan 20 milyon varil petrol geçti

ABD Enerji Bakanı Chris Wright, Reuters Küresel Enerji Forum’unda katıldığı söyleşide Hürmüz Boğazı’ndaki son duruma ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat zaptının ardından Boğaz’daki gemi trafiği ve petrol akışına değinen Wright, son 24 saatte yaklaşık 72 geminin Hürmüz Boğazı’ndan geçtiğini ve bu süreçte 20 milyon varil petrol taşındığını söyledi.

“Günlük petrol akışı arttı”

Wright, mutabakat zaptı öncesinde Hürmüz Boğazı’ndan günlük yaklaşık 7 milyon varil petrol geçtiğini, bugün ise bu rakamın 20 milyon varile yükseldiğini ifade etti.

Boru hatları üzerinden yapılan sevkiyata da dikkat çeken Wright, Basra Körfezi’nden çıkan petrol akışının çatışma öncesine kıyasla daha yüksek seviyede olduğunu ileri sürdü.

“Boğaz mayınlardan temizlenmeli”

İran’ın gemi geçiş kanallarına mayın döşediğini savunan Wright, bunun Hürmüz Boğazı’ndaki akışı geciktirdiğini belirtti. Wright, normalleşme için Boğaz’ın mayınlardan temizlenmesi gerektiğini ve bunun birkaç haftalık bir çalışma gerektirdiğini söyledi.

ABD’nin İran ile bir anlaşma olsun ya da olmasın Körfez’den enerji akışını güvence altına alabileceğini ifade eden Wright, “İran’ın bundan sonra Hürmüz Boğazı’nı kapatma kabiliyeti olmayacak. Bu kritik bir husus, onların en önemli kozuydu ve biz bu kozu ellerinden alıyoruz” dedi.

AA

ABD Enerji Bakanı Chris Wright, Hürmüz Boğazı’ndan son 24 saat içinde yaklaşık 72 geminin geçiş yaptığını ve bu süreçte 20 milyon varil petrol taşındığını açıkladı
Çarşamba, Haziran 24, 2026 - 23:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
ABD Enerji Bakanı Wright: Son 24 saatte Hürmüz Boğazı'ndan 20 milyon varil petrol geçti
copyright Independentturkish: 

Emniyet teşkilatında düzenlemeleri içeren kanun teklifi Meclis'te kabul edildi

TBMM Genel Kurulu’nda Emniyet Teşkilat Kanunu’nda düzenlemeleri de içeren kanun teklifi kabul edildi.

Teklifle, her on bin emniyet personeline düşen amir oranlarında değişikliğe gidildi. Buna göre birinci sınıf emniyet müdürü oranı 25’ten 65’e çıkarılırken, ikinci sınıf emniyet müdürlerinde oran on binde 34’ten 75’e yükseltildi. Emniyet amirlerinde de oran 3 kattan fazla artırılarak on binde 93’ten on binde 300’e çıkarıldı. Komiser ve komiser yardımcılarının oranlarında ise düşüşe gidildi.

Emniyet teşkilatında rütbe düzenlemesi

Yapılan değişiklikle birlikte Emniyet Teşkilatı’nda rütbe dağılımının yeniden düzenlenmesi ve personel yapısının güncellenmesi amaçlanıyor.

Sağlık nedeniyle ayrılan personele yeni hak

Kanun teklifinde yer alan düzenlemeyle, sağlık nedeniyle teşkilattan ayrılmak zorunda kalan personele ilişkin yeni bir hak getirildi. Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bağlı eğitim kurumlarından mezun olup daha sonra sağlık sorunları yaşayan yaklaşık 400 personele Genel İdare Sınıfı’na atanma hakkı tanındı.

İnternet haber siteleri ve vergi düzenlemeleri

Teklifle internet haber sitelerinin nitelikleri ve yükümlülükleri de yeniden belirlendi. Resmi ilan almak isteyen internet haber siteleri için haber ve okur sayısı ile yayın süresi gibi kriterler getirildi. Resmi ilan kesme cezalarının ise ihlalin ağırlığına göre 1 günden 25 güne kadar uygulanabileceği düzenlendi.

Ayrıca akaryakıt ve LPG sektöründe vergi kayıplarının önlenmesine yönelik düzenleme yapıldı. Riskli mükelleflerden alınan teminatların artırılmasına ilişkin yetki genişletilerek mevcut iki kat sınırı beş kata çıkarıldı. 6 Şubat depremleri sonrasında yürütülen yeniden inşa projelerinde uygulanan KDV istisnasının süresi ise 31 Aralık 2028’e kadar uzatıldı.

Independent Türkçe

AK Parti’nin hazırladığı Emniyet Teşkilat Kanunu’nda değişiklikleri içeren kanun teklifi TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi
Çarşamba, Haziran 24, 2026 - 21:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Emniyet teşkilatında düzenlemeleri içeren kanun teklifi Meclis'te kabul edildi
copyright Independentturkish: 

Kısa haberler

2026 FIFA Dünya Kupası: Kanada ile Bosna Hersek 1-1 berabere kaldı

2026 FIFA Dünya Kupası B Grubu'nda Kanada ile Bosna Hersek 1-1 berabere kaldı. Kanada, Dünya Kupası tarihindeki ilk puanını Bosna Hersek karşısında aldı.

Bosna Hersek, 21. dakikada kullanılan korner sonrası Lukic'in kafa golüyle öne geçti. 27 yaşındaki futbolcu, milli takım formasıyla ilk golünü kaydetti.

Kanada, aradığı beraberlik golünü 78. dakikada buldu. Bir dönem Beşiktaş forması da giyen Cyle Larin, oyuna girdikten iki dakika sonra Promise David'in pasında ceza sahasında yaptığı vuruşla skoru eşitledi.

Karşılaşmanın kalan bölümünde başka gol olmayınca mücadele 1-1 sona erdi.

Bu sonuçla Kanada, Dünya Kupası tarihindeki ilk puanını elde etti. Daha önce 1986 ve 2022 turnuvalarında çıktığı altı maçı da kaybeden Kanada, Bosna Hersek beraberliğiyle turnuva tarihindeki ilk puan sevincini yaşadı.


Gaziantep'te 4,6 büyüklüğünde deprem meydana geldi

Gaziantep'in Nurdağı ilçesinde saat 00.08'de 4,6 büyüklüğünde deprem meydana geldi.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının (AFAD) internet sitesinde yer alan bilgiye göre, merkez üssü Nurdağı ilçesi olan 4,6 büyüklüğünde sarsıntı kaydedildi.

Depremin, 7,01 kilometre derinlikte meydana geldiği belirlendi.

Independent Türkçe, Türkiye ve dünyadan güncel haberleri okurları için derledi
Cumartesi, Haziran 13, 2026 - 00:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Kısa haberler
copyright Independentturkish: 

HSK kararnamesiyle 4 bin 967 hakim ve savcının görev yeri değişti

HSK'nin internet sitesinde yayımlanan kararnameye göre, adli yargıda 4 bin 608, idari yargıda ise 359 olmak üzere 4 bin 967 hakim ve savcının görev yerinde değişikliğe gidildi.

Kararnameyle ağır ceza mahkemesi başkanlığına 160, bölge adliye mahkemesi daire başkanlığına 113, bölge adliye mahkemesi üyeliğine 471, bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcılığına 80, Yargıtay tetkik hakimliğine 12 ve Yargıtay Cumhuriyet savcılığına 15 atama yapıldı.

Serik, Ortaca, Suşehri ve Sandıklı adliyelerine ilk kez ağır ceza mahkemesi başkanı ataması yapıldı.

Ayrıca, kararnameyle 33 ilin başsavcısı, 27 ilin ise komisyon başkanı değişti.

33 ilde yapılan başsavcı değişiklikleri şu şekilde:

"Mardin Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Akbulut Denizli Cumhuriyet Başsavcılığına, Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Çakmak Samsun Cumhuriyet Başsavcılığına, Düzce Cumhuriyet Başsavcısı Yasin Emre Mersin Cumhuriyet Başsavcılığına, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcıvekili Ferhat Deniz Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığına, Alanya Cumhuriyet Başsavcısı Ali Öztürk Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığına, Çorlu Cumhuriyet Başsavcısı Bilgehan Yücel Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığına, İzmir Cumhuriyet Başsavcıvekili Necati Kayaközü Muğla Cumhuriyet Başsavcılığına, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcıvekili Savaş Kılıç Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığına, Kütahya Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Uzun Konya Cumhuriyet Başsavcılığına, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Savcısı Necati Kurçenli Artvin Cumhuriyet Başsavcılığına, Bafra Cumhuriyet Başsavcısı Olcay Aksoy Sinop Cumhuriyet Başsavcılığına, Niğde Cumhuriyet Başsavcısı Ufuk Mustafa Süren Ordu Cumhuriyet Başsavcılığına, Mersin Cumhuriyet Başsavcıvekili Tolga Han Altınay Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığına, Batman Cumhuriyet Başsavcıvekili Barış Arıduru Batman Cumhuriyet Başsavcılığına, Osmaniye Cumhuriyet Başsavcısı Uygur Kaan Arısoy Aydın Cumhuriyet Başsavcılığına, Boyabat Cumhuriyet Başsavcısı Uğur Akın Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığına, Erzurum Cumhuriyet Savcısı İbrahim Yusufoğlu Ağrı Cumhuriyet Başsavcılığına, İskenderun Cumhuriyet Başsavcısı Muhammet Emin Ünalan Düzce Cumhuriyet Başsavcılığına, Menemen Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Kaçar Muş Cumhuriyet Başsavcılığına, Nizip Cumhuriyet Başsavcısı Erhan Birol Tokat Cumhuriyet Başsavcılığına, Tokat Cumhuriyet Başsavcısı Yunus Emre Büyükyurt Yalova Cumhuriyet Başsavcılığına, Bitlis Cumhuriyet Başsavcısı Emre Genç Bilecik Cumhuriyet Başsavcılığına, İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili Hakan Hanay Mardin Cumhuriyet Başsavcılığına, Alaşehir Cumhuriyet Başsavcısı Aydın Tuncay Niğde Cumhuriyet Başsavcılığına, Samandağ Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Avcı Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığına, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcıvekili Özgür Celbek Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığına, Mustafakemalpaşa Cumhuriyet Başsavcısı Yusuf Canik Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığına, İzmir Cumhuriyet Savcısı Fazıl Kandemir Bitlis Cumhuriyet Başsavcılığına, Bartın Cumhuriyet Başsavcısı Ahmet Rüfai Şahin Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığına, Artvin Cumhuriyet Başsavcısı Murat Çalış Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığına, İnebolu Cumhuriyet Başsavcısı Ufuk Turan Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığına, Ağrı Cumhuriyet Başsavcısı Adem Çalış Nevşehir Cumhuriyet Başsavcılığına ve Hınıs Cumhuriyet Başsavcısı Yusuf Tuğrul Bartın Cumhuriyet Başsavcılığına atandı."

Öte yandan, Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekili Murat Özcan Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcılığına atanırken, bazı ilçe başsavcılıklarında da değişikliğe gidildi.

Ankara'ya yeni başsavcıvekilleri görevlendirildi

Aliağa Cumhuriyet Başsavcısı Serkan Başaran, Ankara Batı Cumhuriyet Başsavcıvekili Seyhan Köseoğlu Özbek, Antalya Cumhuriyet Başsavcıvekili Gamze Almalı, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcıvekili Burak Akguş, Adalet Bakanlığı İç Denetçisi Ekrem Karadere, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Ahmet Şahin ile Ankara Cumhuriyet Savcıları Alper Türközmen, Arif Naci Sucuoğlu, Esra Gül Can ve Nuri Cavcav Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekili oldu.

Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekilleri Özgür Kamışlık, Erdoğan Güleç, Şenol Taşkale, Pınar Akdoğan, Mehmet Işık, Tuncay Bozdoğan ve Kasım Tüten Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, Abdurrahim Alan, Önder Kemal Sekücü, Mahmut Akıncı, Fatih Muşmal ve Mustafa Birgün Şenel ise Ankara Batı Cumhuriyet Savcısı olarak görevlendirildi.

AA

Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) Birinci Dairesi, 4 bin 967 hakim ve savcıyı kapsayan 2026 yılı Adli ve İdari Yargı Ana Kararnamesi'ni tamamladı
Cumartesi, Haziran 13, 2026 - 00:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
HSK kararnamesiyle 4 bin 967 hakim ve savcının görev yeri değişti
copyright Independentturkish: 

ABD'li yetkili, imza aşamasına gelinen ABD-İran anlaşmasının detaylarını açıkladı

ABD’li üst düzey bir yetkili, düzenlediği telekonferansta basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

İran’la anlaşmada artık son aşamaya gelindiğini vurgulayan yetkili, şunları kaydetti: “Bu anlaşmayı önümüzdeki birkaç gün içinde imzalamayı bekliyoruz. Size kesin bir tarih veremem ancak bir tahminde bulunmam gerekirse bu sabah yüzde 75 derdim. Şu anda bu oran muhtemelen yüzde 80 ya da yüzde 85 civarında, ancak yüzde 100 değil çünkü sistemleri oldukça karmaşık.”

Anlaşmayla sağlanacak 4 temel hedef

Söz konusu anlaşmayla ABD'nin temel önceliklerinin büyük oranda yerine getirildiğini vurgulayan yetkili, anlaşmayla öne çıkan dört başlığı şu şekilde sıraladı:

“Bu anlaşmanın sağladığı sonuçlar şunlar: Birincisi, Hürmüz Boğazı yeniden açılıyor ve (ABD'nin İran'a yönelik) ablukayı kaldırıyor. İkincisi, İran'ın nükleer programının tasfiyesini sağlıyor. Üçüncüsü, ABD'nin (İran'daki) zenginleştirilmiş materyali (uranyum) almasına yol açıyor. Dördüncüsü, anlaşma bölgede uzun vadeli bir barışı garanti ediyor.”

Yetkili, anlaşma çerçevesinde İran’daki zenginleştirilmiş uranyumun yerinde imha edilip daha sonra ülke dışına çıkarılmasının öngörüldüğünü belirtti.

İran üzerindeki yaptırımların kaldırılması öngörülüyor

Üst düzey yetkili, İran’ın anlaşmaya uyması halinde bu ülkeye yönelik ekonomik kısıtlamalardan büyük ölçüde kurtulacağını ifade ederek İran’ın bu yolla “dünya ekonomisine yeniden entegre olabileceğini” belirtti.

“Terörizmin en büyük destekçisi olmak yerine normal bir ülke gibi davranmaları karşılığında bu şekilde ödüllendirilecekler.” diyen yetkili, anlaşmanın İran halkına fayda sağlayacağına inandıklarını söyledi.

İsrail de anlaşma sürecinin parçası

Başta İsrail olmak üzere bölgedeki ilgili ülkelerin bu sürece katıldığını ve anlaşmaya uygun hareket etmelerini beklediklerini söyleyen yetkili, “Tüm müttefiklerimizin, İsraillilerin ve Körfez ülkelerinin bu girişime katılacağından oldukça eminiz.” değerlendirmesini yaptı.

İran: Mutabakat zaptının gelecek birkaç gün içinde dijital ortamda imzalanması ihtimali mevcut

İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, ABD ile mutabakat zaptının gelecek birkaç gün içinde dijital ortamda imzalanması ihtimalinin mevcut olduğunu söyledi.

Erakçi, İran devlet televizyonunda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Dışişleri Bakanı Erakçi, "Mutabakat zaptının gelecek birkaç gün içinde dijital ortamda imzalanması ihtimali mevcut." ifadelerini kullandı.

Mutabakat zaptındaki hususlar hayata geçirilmezse, nihai anlaşma ile ilgili müzakere yapılmayacağını söyleyen Erakçi, "Eğer yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyumun durumu netleştirilecekse, bunun tek yolu bu malzemenin İran'da seyreltilmesidir." dedi.

Erakçi, Hürmüz Boğazı ile ABD’nin uyguladığı deniz ablukasının kaldırılması hususunun olası mutabakat zaptında yer aldığını belirterek, şunları kaydetti:

"Hürmüz Boğazı idaresi önceki gibi olmayacak. Boğaz, Umman ve İran’ın egemenliği altındadır. İki ülke bundan önce boğazdaki hizmetleri ücretsiz sağlıyordu.

ABD'li yetkili, imza aşamasına gelinen ABD-İran anlaşmasının detaylarını açıkladı

Umman ile Hürmüz Boğazı’nın idaresine ilişkin olumlu görüşmeler yaptık. Kılıcımız, Hürmüz Boğazı’nın üzerinde olacaktır."

İran'ın dondurulmuş varlıkları için bir mekanizma öngörüldüğünü de söyleyen Erakçi, "Bu anlaşmanın düşmanları var ve bunların başında İsrail rejimi geliyor." diye konuştu.

Erakçi, medyada yer alan metinleri onaylamadığını vurgulayarak, sözlerini "Eğer altyapımıza yönelik tehditler nedeniyle geri adım atacak olsaydık, bunu daha önce yapmış olurduk. Mutabakat zaptındaki hususlar hayata geçirilmezse, nihai anlaşmaya yönelik müzakereler yapılmayacak." şeklinde tamamladı.

AA

ABD’li yetkili, İran’la anlaşmada sona gelindiğini, nükleer programın tasfiye edileceğini ve zenginleştirilmiş uranyumun teslim edileceğini açıkladı
Cuma, Haziran 12, 2026 - 22:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
ABD'li yetkili, imza aşamasına gelinen ABD-İran anlaşmasının detaylarını açıkladı
copyright Independentturkish: 

Bakan Gürlek: Faili meçhul dosyalardan Mehmet Şirin Çelik cinayeti aydınlatıldı

Adalet Bakanı Akın Gürlek, 2021 yılında Batman'da işlenen Mehmet Şirin Çelik cinayetine ilişkin faili meçhul dosyanın aydınlatıldığını bildirdi. Mehmet Şirin cinayetine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında jandarma tarafından Van ve Batman'da düzenlenen operasyonlarda 11 şüphelinin gözaltına alındığını aktaran Gürlek, "Hiçbir cinayetin faili meçhul bırakılmayacağı hususundaki irademizi bir kez daha ifade ediyoruz" dedi. 

Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla, 2021 yılında Batman'da işlenen Mehmet Şirin Çelik cinayetine ilişkin faili meçhul dosyanın aydınlatıldığını bildirdi. Mehmet Şirin cinayetine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında Batman Cumhuriyet Başsavcılığı'nın koordinesinde jandarma tarafından Batman ve Van illerinde eş zamanlı operasyon düzenlendiğini aktaran Gürlek, operasyonlar kapsamında 11 şüphelinin gözaltına alındığını duyurdu. 

Gürlek konuya ilişkin paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

"Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde İçişleri Bakanlığımızla yürütülen güçlü iş birliği ve koordinasyon sayesinde, hiçbir cinayetin karanlıkta kalmasına, hiçbir failin adaletten kaçmasına müsaade etmiyoruz.

Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığımız, dosyaları yeniden ve çok yönlü şekilde ele alıyor; devletimizin adaletin tecellisi konusundaki sarsılmaz kararlılığı doğrultusunda çalışmalarını yürütmeye devam ediyor.

Bu kapsamda; 2021 yılında Batman’da işlenen Mehmet Şirin Çelik cinayetine ilişkin faili meçhul dosya, Batman Cumhuriyet Başsavcılığımızın koordinasyonunda, Jandarma teşkilatımız tarafından yürütülen titiz çalışmalarla aydınlatılmıştır.

Cinayetin iki aile arasında süregelen husumet nedeniyle planlı şekilde işlendiğine dair kanıtlara ulaşılmış; faillerin hedef şaşırtmak ve suç mahallinde olmadıkları izlenimini oluşturmak amacıyla kurdukları planlar boşa çıkarılmıştır.

Batman Cumhuriyet Başsavcılığımızın koordinesinde Jandarma tarafından bugün Batman ve Van illerinde eş zamanlı operasyonlar düzenlenmiş; 11 şüpheli yakalanarak gözaltına alınmıştır.

Üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, adaletten kaçışın mümkün olmadığını, suçluların cezasız kalmayacağını ve hiçbir cinayetin faili meçhul bırakılmayacağı hususundaki irademizi bir kez daha ifade ediyoruz.

Bu dosyayı ilmek ilmek çözen Batman Cumhuriyet Başsavcılığımıza, Batman İl Jandarma Komutanlığı’na, Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığımıza, süreçte emeği geçen tüm kamu görevlilerimize teşekkür ediyorum."

ANKA

 

Adalet Bakanı Akın Gürlek, 2021’de Batman’da işlenen Mehmet Şirin Çelik cinayetinin aydınlatıldığını, Batman ve Van’daki operasyonlarda 11 şüphelinin gözaltına alındığını açıkladı
Cuma, Haziran 12, 2026 - 21:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
Bakan Gürlek: Faili meçhul dosyalardan Mehmet Şirin Çelik cinayeti aydınlatıldı
copyright Independentturkish: 

Disipline sevk edilen Tanju Özcan CHP üyeliğinden istifa etti

CHP Merkez Yönetim Kurulu'nun (MYK) tedbirli olarak kesin ihraç talebiyle disipline sevk ettiği Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan, CHP üyeliğinden istifa ettiğini açıkladı.

Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığındaki MYK'nın, Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan ile Mersin Mezitli Belediye Başkanı Serkan Tuncer'i tedbirli olarak kesin ihraç talebiyle disipline sevk ettiği bildirildi.

Kararın ardından sosyal medya hesabından açıklama yapan Özcan, disiplin sürecine tepki gösterdi.

"Savunma vermem"

Özcan paylaşımında, "İşbirlikçi kayyım ve çetesi beni YDK'ya sevk etmiş. Ben atanmış kayyımın sözde YDK'sına savunma vermem" ifadelerini kullandı.

CHP üyeliğinden istifa ettiğini duyurdu

CHP yönetimine yönelik eleştirilerini sürdüren Özcan, "Gelinen noktada, siyasi cunta işgali bitinceye kadar CHP üyeliğinden istifa ediyorum" açıklamasında bulundu.

Özcan'ın istifa açıklaması, MYK'nın kendisi hakkında aldığı disiplin kararının ardından geldi. Disiplin sürecine ilişkin parti yönetiminden ise henüz yeni bir açıklama yapılmadı.

Independent Türkçe

CHP MYK'sının tedbirli olarak kesin ihraç talebiyle disipline sevk ettiği Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan, karara tepki göstererek CHP üyeliğinden istifa ettiğini açıkladı
Cuma, Haziran 12, 2026 - 21:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Disipline sevk edilen Tanju Özcan CHP üyeliğinden istifa etti
copyright Independentturkish: 

Buca Belediye Başkan Vekilliğine CHP'li Hüseyin Benzer seçildi

İzmir'in Buca ilçesinde Belediye Başkanı Görkem Duman'ın tutuklanarak görevden uzaklaştırılmasının ardından yapılan Belediye Meclisi oylamasında, CHP'nin adayı Hüseyin Benzer belediye başkan vekili seçildi.

Buca Belediye Meclisi'nde gerçekleştirilen başkan vekilliği seçiminde, Cumhur İttifakı'nın adayı AK Partili Veli Balyemez ile CHP'nin adayı Hüseyin Benzer yarıştı.

Seçimin ilk turunda 43 meclis üyesinden Hüseyin Benzer 17 oy, Veli Balyemez ise 12 oy aldı. İlk turda 14 oy geçersiz sayıldı. İkinci turda Benzer 25, Balyemez ise 18 oy aldı. Salt çoğunluğun yeterli olduğu üçüncü turda da 25 oy alan Hüseyin Benzer, Buca Belediye Başkan Vekilliği görevine seçildi.

"Buca'nın iradesine sahip çıktık"

Seçimin ardından konuşan CHP İzmir İl Başkanı Çağatay Güç, Buca seçmeninin iradesine sahip çıktıklarını belirterek, "Buca'nın tüm seçmenlerinin oylarına sahip çıktık. İzmir iradesine sahip çıkmıştır. Buca iradesine sahip çıkmıştır. Buca Başkanımız Görkem Duman yalnız değildir" dedi.

CHP'li meclis üyelerinin seçim sürecinde birlik içinde hareket ettiğini vurgulayan Güç, üç tur boyunca hiçbir fire verilmediğini belirterek, Buca halkının CHP'ye emanet ettiği göreve sahip çıkmaya devam edeceklerini söyledi.

Güç, "Cumhuriyet Halk Partisi bölünür, parçalanır diyenlere en güzel cevabı bugün Buca Meclisi verdi. 25 belediye meclis üyemiz tek bir fire vermeden Buca halkının emanetine sahip çıktı" ifadelerini kullandı.

"Görkem'in emanetine gözümüz gibi bakacağız"

Buca Belediye Başkan Vekili seçilen Hüseyin Benzer ise görevi bir emanet olarak gördüklerini belirterek, "Görkem'in emanetine gözümüz gibi bakacağız. Bu emanetin anlamı halka en iyi hizmettir. Bu hizmeti halkımızın layık olduğu şekilde sürdüreceğiz" dedi.

Benzer, Görkem Duman'ın en kısa sürede görevine dönmesini temenni ettiklerini belirterek, belediye hizmetlerinin kesintisiz şekilde devam edeceğini ifade etti.

ANKA

Buca Belediye Başkanı Görkem Duman’ın tutuklanarak görevden uzaklaştırılmasının ardından Belediye Meclisi'nde yapılan seçimin sonucunda CHP’nin adayı Hüseyin Benzer başkan vekilliğine seçildi
Cuma, Haziran 12, 2026 - 21:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
Buca Belediye Başkan Vekilliğine CHP'li Hüseyin Benzer seçildi
copyright Independentturkish: 

İsrail Savunma Bakanı, Gazze, Lübnan ve Suriye'de işgal ettikleri bölgelerden çekilmeyeceklerini savundu

Savunma Bakanı Katz, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından, İsrail ordusunun Lübnan, Suriye ve Gazze Şeridi’nde işgal ettiği bölgelerden çekilmeyeceğini ileri sürerek Batı Şeria'da da işgalin süreceğini belirtti.

Katz, ihtiyaç duymaları halinde Batı Şeria'da saldırılarla hedef aldıkları mülteci kamplarının sayısının artabileceği tehdidinde bulundu.

"Trump’tan İran'a ilişkin ilkelerin arkasında durmasını bekliyoruz"

ABD ile İran arasındaki müzakerelere de değinen Bakan Katz, Trump’tan İran’ın nükleer ve balistik füze programının sona erdirilmesinin yanı sıra bölgedeki vekil güçlerine ilişkin "diğer ilkelerin de arkasında durmasını beklediklerini” söyledi.

Katz, ABD Başkanı Donald Trump’ın "İran'ın nükleer silah edinmesini engellemek” için ABD ve İsrail’in ortak çıkarları çerçevesinde bir anlaşmaya öncülük ettiğini ileri sürdü.

Bakan Katz ayrıca, Netanyahu ile İsrail ordusuna İran’ın "nükleer silah elde etmesini önlemek” için gelecekte bağımsız şekilde hareket etme konusunda hazırlık yapması talimatını verdiklerini de duyurdu.

AA

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Gazze Şeridi ile Lübnan ve Suriye'nin güneyinde işgal ettikleri bölgelerden çekilmeyeceklerini iddia etti
Cuma, Haziran 12, 2026 - 18:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
İsrail Savunma Bakanı, Gazze, Lübnan ve Suriye'de işgal ettikleri bölgelerden çekilmeyeceklerini savundu
copyright Independentturkish: 

Kadın hakimi silahla yaralayan savcıya 11 yıl 8 ay hapis cezası

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinde görev yapan kadın hakimi silahla yaraladığı gerekçesiyle yargılanan tutuklu savcı Muhammed Çağatay Kılıçarslan, "kadına karşı kasten öldürmeye teşebbüs" suçundan 11 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı.

İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya tutuklu sanık Muhammed Çağatay Kılıçarslan ile taraf avukatları katıldı. Duruşma savcısı, esasa ilişkin mütalaasında sanığın "kadına karşı kasten öldürmeye teşebbüs", "cebir ve tehdit kullanmak suretiyle iş yeri dokunulmazlığını ihlal", "silahla ve zincirleme şekilde tehdit", "kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek" ve "ısrarlı takip" suçlarından toplam 20 yıl 2 aydan 42 yıl 3 aya kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti.

Mütalaaya karşı savunma yapan sanık Kılıçarslan, üzerine atılı suçlamaları kabul etmedi. Telefon şifresini müştekiyi ve kendisini korumak amacıyla vermediğini öne süren Kılıçarslan, mütalaayla mahkemeye baskı kurulduğunu iddia ederek ailesinin mağdur edildiğini savundu.

Yargılamayı tamamlayan mahkeme heyeti, sanığı "kadına karşı kasten öldürmeye teşebbüs" suçundan 11 yıl 8 ay hapis cezasına mahkûm etti. Heyet ayrıca sanık hakkında "cebir ve tehdit kullanmak suretiyle iş yeri dokunulmazlığını ihlal", "silahla ve zincirleme şekilde tehdit", "kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek" ve "ısrarlı takip" suçlarından toplam 3 yıl 4 ay hapis cezası verdi.

Mahkeme, bu suçlar yönünden ayrı ayrı hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve sanığın tutukluluk halinin devamına karar verdi.

İddianamedeki suçlamalar

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinde görevli hakim A.K. ile sanık Kılıçarslan arasında 2023 yılının ortalarında başlayan ilişkinin bir süre sonra sona erdiği belirtildi.

İddianamede, sanığın müştekiyi başka bir şehre tayin istemeye zorladığı, bu amaçla zaman zaman adliyedeki çalışma odasına gittiği, telefon ve mesajlarla rahatsız ettiği, silah fotoğrafları göndererek tehditlerde bulunduğu ifade edildi.

Sanığın, müştekinin kendisini engellemesine rağmen farklı yöntemlerle iletişim kurmaya devam ettiği, 13 Ocak'ta ise müştekinin adliyedeki odasına giderek çıkan tartışma sırasında tabancayla ateş ettiği aktarıldı. İddianamede, müştekinin hayati bölgesinden yaralandığı, ikinci atışın ise araya giren bir kişinin müdahalesiyle sonuçsuz kaldığı kaydedildi.

Savcılık, sanığın çeşitli suçlardan toplam 20 yıl 2 aydan 42 yıl 3 aya kadar hapisle cezalandırılmasını talep etmişti.

AA

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinde görev yapan kadın hakimi silahla yaralayan savcı, yargılandığı davada "kadına karşı kasten öldürmeye teşebbüs" suçundan 11 yıl 8 ay hapis cezasına mahkûm edildi
Cuma, Haziran 12, 2026 - 18:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Kadın hakimi silahla yaralayan savcıya 11 yıl 8 ay hapis cezası
copyright Independentturkish: 

Özel'den "Akın Gürlek ile Celal Çelik görüştü" iddiası: Doğrulatamam ama gazetecilerin Gürlek'le kaç kez görüştünüz diye sorması lazım

Mahkeme tarafından CHP Genel Başkanlığından uzaklaştırılan CHP Grup Başkanı Özgür Özel, T24'ten gazeteci Murat Sabuncu'nun sorularını yanıtladı. Özel, sürecin nasıl devam edeceğinin sorulması üzerine şu yanıtı verdi:

Bunun seçime kadar çeşitli fazlarda devam edeceği anlaşılıyor. Ne olursa olsun hukuki mücadeleyi sürdürmek lazım. Bu kötülüğü planlayanlar ve uygulayanlar var. Bir de bu kötülüğün parçası olmak istemeyenler var. Tarih önünde bunun görünür olması için hiçbir hukuki mücadeleyi, itirazı, denemeyi boş bırakmamak lazım. Ondan sonra, hukuki mücadele sürecek. Buna bir siyasi mücadele vermek gerekiyor. Onu da sürdürüyoruz işte. Her şeye rağmen önce partimize tutunmaya çalışarak ama bir yandan siyasete tutunmaya çalışarak devam ediyoruz. Üçüncüsü de resmen fiziki mücadele. Orada da hayata tutunmaya çalışıyoruz.

"Kendisine verilen yargısal güvencelere güveniyor"

CHP'nin en popüler 20 milletvekili varsa bunun 9 tanesini ihraç ettiler. Şimdi bu ihraçları normal şartlarda MYK'dan yapamazsınız. Hatta bu konuda bir kez Kemal Bey bunu Süheyl Batum için denemiş, mahkemeden geri döndü. Parti Meclisi'nden yapmanız lazım ama MYK'dan yapıyor. Parti Meclisi'nden yapamayacağı için. Neye güveniyor? Kendisine verilen yargısal güvencelere güveniyor. Ama bir yandan ne yapıyor? CHP'yi paralize ediyor. Partisinin faydasını isteyen bir akıl olsa, o partinin en bilindik 20 milletvekilinden 9’unu partiden atar mı? En popüler, en çok takipçisi olan, en çok gündem belirleyen isimleri yargının önüne atar mı?

"Erdoğan yargısıyla gidin aklanın veya gidin yargılanın' diyorlar"

CHP Sözcüsü Müslim Sarı'nın açıklamalarını hatırlatan Özel, şöyle devam etti:

Yakında yargılanacaklar ne demek? Bu arkadaşların dokunulmazlığı kaldırılsın demek. Bir siyasi parti kendi evlatlarını, kendi yol arkadaşlarını, kendi milletvekillerini AK Parti yargısının önüne atar mı? Erdoğan dokunulmazlıkların kaldırılacağını taahhüt edip 2002 yılında iktidar olmuştu. Kendisi aylar sonra ‘bu yargıyla mı’ demişti? Ve o dönem bugünkü gibi siyasallaşmış ya da bugünkü gibi iktidarın amacına hizmet eden, birebir iktidarın emrinde bir yargı sistemi yoktu. Evet, bazı kararlarla hani kişileri hedef almak, partileri hedef almanın bir siyasi yönelimi vardı. Belli bir siyasi yönelimdeki insanlar bunları rejim açısından tehlikeli görüyorlardı. Ama işte çok çok parti kapatma davası ya da bir şeyden dolayı üç aylık bir hapis cezası… Ama böyle insanları çoluğuyla, çocuğuyla, varlığıyla, ailesiyle, malvarlıklarıyla hedef alacak kadar gözü dönmüşlük yoktu. Ama Erdoğan o zaman bu yargıyla mı dedi? Şimdi bizim arkadaşlar 23 yıl sonunda ve bu 23 yılın butlana kadarki kısmında AK Parti yargısını eleştiriyorlardı. Şimdi diyorlar ki gidin aklanın veya gidin yargılanın, bu yargıyla, Erdoğan yargısıyla.

Özel, "'Rejimin devamlılığı için bunlar yapılıyor' dediniz, mevcut rejimin devamı mı yoksa yeni bir rejim inşası mı var size göre" sorusuna da "Aslında ben buna AK Parti'nin kara düzeni diyorum. Bu karanlık rejimin, AK Parti'nin kurduğu kara düzenin devamı için diyorum" yanıtını verdi.

"Türkiye'yi kafalarında Ortadoğu'da kodlamışlar"

Özel, "Bu tarif ettiğiniz düzen; ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barack’ın ‘ılımlı monarşi’ çıkışının bir şekli mi" sorusuna şu yanıtı verdi:

Memleket için bir üzüldüğüm kısmı söyleyeceğim bir de kahrolduğum kısmı. Üzüldüğüm kısım şu: Cumhuriyet'in kuruluşunun üzerinden 103 yıl geçmiş ve bu 103 yılın hikâyesi, antiemperyalist bir mücadeledir, işgale karşı verilmiş bir mücadeledir. Ve bu topraklarda antiemperyalist mücadele, hepimizin damarlarına işlemiş bir şeydir. Çünkü hepimizin dedesi antiemperyalist ve işgal karşıtı direniş kahramanıdır. Ben bu yüzden bu Cumhuriyet'in temellerinin çok sağlam olduğunu ve kolay kolay yıkılamayacağını düşünüyorum. 103 yıl, bu arada tabii hani 1970’lerdeki dinamik gençlik hareketinin antiemperyalist duruşunu da hatırlamak lazım. Bir yandan da yine son dönemlerde Amerika ve İsrail'in Orta Doğu'da yaptığı her şeye karşı hepimizin birden neler hissettiğini de bir hatırlamak lazım. Şimdi Cumhuriyet'in kuruluşunun üstünden 103 yıl geçmiş. Dünyanın en şanlı, işgale direnen antiemperyalist mücadelesini vermiş bu topraklarda, bir Amerikan büyükelçisi var. Aynı zamanda Suriye'den Irak'tan da sorumlu. Türkiye'yi kafalarında Orta Doğu'da kodlamışlar. Yani niyetleri aslında CENTCOM'un içinde değerlendirmek Türkiye'yi. Yani fiilen öyle yapıyorlar.

"Tom Barack'ın söylediğine, Amerika'nın planına, İsrail'in planına uyumlu sözler..."

Ve o Türkiye'de bir diplomasi forumunda oturup, ‘Buralarda demokrasi olmuyor, biz demokrasileri yapmaya çalıştık olmadı, işte merhametli monarşiler işliyor burada, o yüzden de güçlü liderlere ve tek adamlara ihtiyaç var’ diyor. Zaten dayattıkları rejim, ülkeleri gidip işgal etmek yerine o ülkelerde yönetimi değiştirmek ve kimin yöneteceğine karar vermek. Bunu Güney Amerika'da da yaptırıyorlar, Suriye'de de yaptılar, İran'da da yapmak istedikleri o. Merhametli monarşiler dedi. Buna Erdoğan'ın ne partisinden ne kendisinden ne yazarından, çizerinden bir itiraz gelmedi. Aksine, bu konuyu olumlayarak tartışanlar oldu. Buna Cumhuriyet’in 103'üncü yılında üzülüyorum. Ama buna CHP'nin butlan yönetiminin bir köşesinden dahil olmasına kahroluyorum. Bu partide bu butlana, bu karara teslim olmamalıyız, bu partiyi seçilmişler yönetmeli meselesinde, parti içi demokrasi, yaklaşan seçim, seçim kaybetmemiş bir genel başkan ve yüksek başarı elde etmiş bir kadro çok önemli ama bu cümleler kurulduktan sonra çok daha önemli bir noktaya geldi iş. Bu sefer Tom Barack’ın söylediğine, Amerika'nın, İsrail'in planına uyumlu sözler söylemek. Ya da çokça söylenen mesela, Türkiye'nin dış politikasının temel direkleri, başkasının bir karış toprağında gözümüz yok, bir karış toprağımızda gözü olanın da gözünü oyarız. Böyle bir anlayışımız var bizim. Şimdi işte ‘Pax Ottoman’a, Osmanlı'nın eski olduğu yerlere genişleme, bunları Türkiye'de söyleyenler oluyor, başka bir siyasetin temsilcileri ama.

"Barack'ın ve Cumhur İttifakı'nın diline dahil olması üzerinden uykularım kaçtı"

Özel, "Kemal Kılıçdaroğlu’nun salı günü yaptığı konuşmadaki bölümden bahsediyorsunuz" yorumuna "Evet. Bu çok tehlikeli sinyal veriliyor. Burada iki ihtimal görüyorum. Bu ihtimallerden bir tanesi, bu yaygın konuşulan meseleye kendini uyumlayarak butlan yönetiminin hem Amerika'dan hem Türkiye'deki düzenden, rejimden meşruiyet arayışı. Benim uykularımı kaçıran kendi durumum değil. Butlan ilan edildiği gece yattım uyudum. Ertesi sabah saldıracaklardı, yattım uyudum. Yağmurun altında Meclis'e kadar yürüdük, yattım uyudum. Ama o ifadeleri duyduktan sonra uykum kaçtı" yanıtını verdi.

Özel, "Kılıçdaroğlu’nun ‘Osmanlı topraklarında Türkiye olmalı’ çıkışı sonrası durumunuzdan bahsediyorsunuz" ifadesi üzerine "Bu Barack’ın ve Cumhur İttifakı'nın diline dahil olması üzerinden uykularım kaçtı benim. Sürekli aklıma bu nasıl olabilir diye düşünceler geliyor" diye yanıt verdi.

"Hiçbir konuda hiçbirine kefil olamam"

Özel, "Peki siz Kılıçdaroğlu ve ekibinin, yani sizin deyiminizle butlan yönetiminin fiili olarak Cumhur İttifakı'nın içine dahil olabilme potansiyellerini, tabii eğer partide kalırlarsa olası mı görüyorsunuz" sorusunu da şöyle yanıtladı:

Şimdi son bir ayda yaşadıklarımızdan sonra hiçbir şeye imkânsız diyemem. Kimseye bu noktada kefalet koyabilecek durumda değilim. 19 Mart'ta Ekrem Başkan tutuklanmadan üç hafta önce, bayramdan hemen önce İmamoğlu tutuklanacak diyen gazeteci Sinan Burhan, ister yazın ister yazmayın, bunu TGRT'de canlı yayında söylemişti. Bu gazeteci geçen hafta partiden ihraç edilecek isimleri saydı. O sırada butlan yönetimindeki arkadaşlarımız, ihraç yok gündemimizde diyorlardı soranlara. Özellikle milletvekillerine ihraç yok diyorlardı. Bu cümlelerin üzerinden bir hafta geçti. Dediği isimleri partiden ihraç ettiler. Şimdi öyle bir noktadayız ki Akın Gürlek'ten iyi haber alan ve verdiği bilgilerin, operasyon bilgilerinin doğru çıkmasıyla övünen kişi, CHP yönetiminde kimlerin partiden atılacağını tam isabet biliyor... Bu kısmını doğrulatamam ancak hani gazetecilerin sorması lazım mesela, Akın Gürlek'le oturup kaç kez görüştünüz diye, şu anda partinin avukatı olan kişiye. Şimdi bize her yerden; defalarca görüşüldü, bütün adımlar birlikte planlandı deniyor mesela. Ondan sonra, bu kısmı da önemli. Ben bunlara bir ay öncesine kadar, hayır, olmaz, yapmazlar, inanmam diyordum. Bana bir ay önce deseniz ben bu butlan yönetiminde gelen arkadaşların hepsine kefil olurdum böyle bir şeye kalkışmazlar CHP'yi çizgisinden saptırmazlar diye. Ama hem duyduğum Orta Doğu lafları hem de bu ihraçları TGRT'de bir hafta önce duyup MYK üyeleri yok öyle bir şey derken liste sonra çıkıyor ve Sinan Burhan'ın liste tam isabet kaydediyor. O yüzden artık hiçbir konuda hiçbirine kefil olamam.

"Kılıçdaroğlu'nun şahsına söylemiyorum"

Özel, "Yani butlan ile yönetime gelen ekibin fiili olarak Cumhur İttifakı'na geçmemesine kefil olamam diyorsunuz öyle mi" soruna ise şu yanıtı verdi:

Şu yaşadıklarımızı, biraz önce söylediklerimizi görünce ben artık onlara kefil olamam, yapmazlar diyemem. Bunu Kemal Kılıçdaroğlu'nun şahsında söylemiyorum. Bir bütün halinde baktığım tablodan görüyorum. Şunu demiyorum: 'Kemal Bey sarayın adamı.' Böyle basit kolay tüketilen cümleler var. Şu anlamda söylüyorum: öyle şeyler gördük yaşadık ki hal, tutum, tarz, söylem çok kötü ve bu yüzden bir ay öncesinde hayır olmaz dediğim bir şeye şu anda olmaz diyemiyorum.

"Muharrem Bey'in söylediklerini üstüme alınmadım"

Özel, "Sizin daha evvel partiden ayrılmış olan geri davet ettiğiniz isimler var. Birisi de Muharrem İnce. ‘Özgür Bey grup başkanı olarak grup toplantısını açsaydı, sonra Kılıçdaroğlu’nu kürsüye davet etseydi’ diyor. ‘FETÖ'cüler CHP tartışmasına müdahil oluyorlar, kardeşler arası ihtilafta o FETÖ'cülerin ne işi var’ diye soruyor. Nasıl yorumlarsınız" sorusunu da şöyle yanıtladı:

Muharrem Başkan'ın ben bazı siyaset okumalarını beğenirim. Ama bazı siyaset okumalarında da çelişirim. Butlan yöntemiyle gelmiş genel başkan, eğer partiyi hızla kurultaya götürmek dışında başka bir plan veya başka bir program dayatıyorsa bunu meşrulaştıramazsınız. Ben Muharrem Başkan'ın bu söylediğini Kemal Bey'e teklif ettim. Nasıl teklif ettim? Dedim ki eğer kürsüye çıkıp şu tarihte kurultay yapıyoruz diyecekse ben grup toplantıma giderim, toplantımı açarım. Arkadaşlar, parti büyük bir krizin içinde. Ülke büyük bir felakete sürükleniyor ancak bu soruna bir çözüm bulunuyor. Şimdi hepimiz bu kapıdan benim peşimden gelin, çıkıyoruz ve salonu Kemal Bey'e bırakıyoruz ve arkadaşlarına bırakıyoruz. O da bu kürsüden tarihi bir açıklama yapacak, kurultay tarihini belirtecek ve sorun çözülecek. Sonra da kendisini çay içmeye davet ediyorum derim dedim ve bu haberi yolladık. Ama kurultay tarihi açıklamayı ve bir an önce kurultay yapmayı kabul etmedikleri için bu uzlaşma olmadı. Muharrem Bey'in söylediğini söyledikten sonra, atanmış bir genel başkan olarak partiyi yönetmeye devam etme kararlılığı, ona benim elimde bir meşruiyet veriyor, bu olacak iş değil. Ama deseydi ki 'Tamam ben çıkıp kurultayı ilan ediyorum.' Ben bu teklifte bulundum zaten. O yüzden bir yanlış, hani bu vakitten sonra veya o aşamada bizim kendisini kürsüye davet etmemiz çok yanlış olurdu. 2011 yılından beri partinin verdiği Balyoz, Ergenekon meselelerindeki mücadele, 15 Temmuz darbesine karşı mücadele, yani tabii bu mevzular olduğunda FETÖ'cüler veya işte geçmişte FETÖ'yle irtibatlı iltisaklı olan birtakım hesaplar, bilmem neler, ortalık karışınca kendiliklerinden aktive oluyorlar. Onlar her iki tarafa da olumsuz şey de yazabilirler. Ama ben bu FETÖ konusunda mağdurum. Kemal Bey'in benim hakkımda kullandığı ifadeler çok kırıcıydı, bayramlaşma diye parti bahçesindeki konuşmada söylediği sözleri düşünsünler. Ben onları Muharrem Bey'in söylediklerini kendi üstüme alınmadım, herhalde Kemal Bey’e söylüyor.

"CHP'yi yıpratmaya yönelik operasyonel faaliyetler Ankara'ya taşınırsa rahatsızlık verici olur" 

Özel, İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Aykut Çelik'in Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na getirilmesini şöyle değerlendirdi:

Eskiden Ankara Cumhuriyet Başsavcısı’nın herhalde CHP'ye yakın falan olduğu yoktu ama İstanbul'daki iş ve işleyişten farklı olarak kendi görev yetki sınırları içinde ve iş görüş tarzı açısından, kendi işini yapma açısından görevinin icabını yapan bir çizgide ilerliyorlardı. İstanbul'daki gibi görev yetki sınırlarını aşan veya işte yaptıkları basın bildirileriyle kişilerin ailelerine, özel hayatına dahi dokunan, birtakım basın iletişimiyle yargı operasyonuyla algı operasyonunu birbirine karıştıran işleri burada görmüyorduk. Şimdi Sayın Çelik'in Ankara'ya gelmesiyle birlikte bu tarz, bu üslup ve bu işte CHP'yi yıpratmaya yönelik operasyonel faaliyetler Ankara'ya da taşınırsa, bu tabii son derece rahatsızlık verici olur. Ama sonuçta daha göreve dahi başlamadan peşin bir şey söylemem doğru olmaz ama geçmiş İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın pratiklerine baktığımızda ve kendisi de orada görev aldığına baktığımızda, bu soruyu sormakta haklısınız yani.

"Devlet Bey'e yanıltıcı bilgi verildi diye tahmin ediyorum"

Özel, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin açıklamalarının anımsatılması üzerine, şunları kaydetti:

İlk başta işte butlana karşı olduklarını ifade ediyorlardı. Hatta ilk başta attıkları tweetler, yaklaşımları öyleydi. Sonra birden pozisyonlarını katılaştırdılar. Şimdi biraz daha hani ortadan, daha dengeli bir yerden meseleye bakıyorlar. Düşüncem şu: Bu planlamanın Devlet Bey'in bilgisi dahilinde yapıldığını düşünmüyorum, yani Akın Gürlek meselelerinin. Ama daha sonradan Devlet Bey'in de bu çizilen yol haritasına uyduğunu veya itirazını geri çektiğini gördüm.

Ben şöyle bir şey tahmin ediyorum: Benim hakkımda ya da partinin geleceği hakkında Devlet Bey'e yanıltıcı bilgi verildi. Yani elimizde bilgi var, belge var, göreceksiniz, ileride şu çıkacak, bu çıkacak diyerek Devlet Bey'e ‘siz Özgür Özel'in arkasında durursanız veya işte butlana karşı çıkarsanız, mahcup olursunuz gibi bir dezenformasyonla Devlet Bey'in takındığı demokratik tutuma bir açı yapmasını, oradan uzaklaşmasını sağladılar diye düşünüyorum açıkçası.

"Yeter ki partiye zarar vermeyecek kararları alsınlar"

Özel, "Butlancı ekiple geri dönüş imkansız mı artık? Hâlâ aracılar var mı" sorusunu da "Aracıların da bizim tüm iyi niyetimize karşı gördüğümüzde odur ki; kongre yaparsak Özgür Özel’i yenme şansımız yok, Özgür Özel’i yenmek üzere bir dizayn yapmak için de önce kongre yapmayıp, bunları partiden uzaklaştırıp, sonra kendilerine göre bir delege yapısı oluşturup, ona göre devam etmek gibi bir niyetleri var. Bizim bu niyetle uzlaşmamız mümkün değil. Yoksa biz her türlü uzlaşıya açık olduğumuzu hep söyledik. Yeter ki partiye zarar vermeyecek kararları alsınlar" yanıtını verdi.

 

T24

Özel, Akın Gürlek ile Kemal Kılıçdaroğlu'nun avukatı Celal Çelik'in defalarca görüştüğüne ve bu süreci birlikte planlandığına yönelik iddiaların kendisine geldiğini söyledi
Cuma, Haziran 12, 2026 - 17:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA (Arşiv)</p>

Type: 
SEO Title: 
Özel'den "Akın Gürlek ile Celal Çelik görüştü" iddiası: Doğrulatamam ama gazetecilerin Gürlek'le kaç kez görüştünüz diye sorması lazım
copyright Independentturkish: 

Hindistan, Çin sınırına yakın stratejik tünelin inşaatını tamamladı

Hindistan, Himalayalar’ın altından geçen stratejik tünelin kazısını tamamladı

Hindistan, bugün Himalayalar’ın altından geçen ve tartışmalı Keşmir bölgesini Çin sınırındaki Ladakh’a bağlayacak stratejik öneme sahip karayolu tünelinin kazı çalışmalarını resmen tamamladı.

Şarku’l Avsatın AFP’nin aktardığına göre 13 kilometreden uzun olan Zojila Tüneli’nin maliyeti yaklaşık 712 milyon dolar olarak hesaplanıyor. Tünel, mevcut güzergâhın yoğun kar yağışı nedeniyle ulaşıma kapandığı kış aylarında iki bölge arasında araç geçişine imkân sağlayacak.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Hindistan’da şimdiye kadar inşa edilen en uzun kara yolu tüneli olan projede 3 binden fazla işçi görev aldı. Tünelin 2028 yılında trafiğe açılması planlanıyor.

Ulaştırma Bakanı Nitin Gadkari, bugün düzenlenen törende yaptığı konuşmada, “Bu yalnızca bir tünel değil, hayati öneme sahip bir bağlantı hattıdır” ifadesini kullandı.

Yaklaşık 3 bin 500 kilometre uzunluğundaki tartışmalı Hindistan-Çin sınırında zaman zaman gerilimler yaşanıyor. Dünyanın en kalabalık iki ülkesi olan Hindistan ve Çin, Asya’daki nüfuz mücadelesinde karşı karşıya geliyor.

İki ülke arasında 2020 yılında Himalayalar’da yaşanan kanlı sınır çatışmasında 20 Hint ve 4 Çin askeri hayatını kaybetti.

Öte yandan, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan Keşmir bölgesi de 1947’de bağımsızlıklarını kazanmalarının ardından bölgenin Hindistan ve Pakistan arasında paylaşılmasından bu yana iki ülke arasındaki temel anlaşmazlık konularından biri olmayı sürdürüyor.

Zojila Tüneli’nin tamamlanmasıyla birlikte, Keşmir’de yaklaşık 500 bin asker konuşlandıran Hindistan ordusu, bölgenin geçen yıl hizmete açılan 272 kilometrelik demir yolu hattına bağlanmasının ardından Çin sınırındaki Ladakh’a daha hızlı askerî sevkiyat yapabilecek.

 

*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir

Şarku'l Avsat'ın haberlerine ulaşmak için tıklayın

Cuma, Haziran 12, 2026 - 17:45
Main image: 

<p>Hindistan'ın en uzun karayolu tüneli olan ve Jammu ve Keşmir eyaletini Ladakh bölgesiyle bağlayan Zojila Tüneli'nde bir Hint paramiliter askeri nöbet tutuyor / Fotoğraf: AFP</p>

related nodes: 
Rusya’da işgücü açığı: “Hindistan’dan rekor sayıda işçi alındı”
"Hindistan'ın en büyük iç güvenlik tehdidi" nasıl yenildi?
Netanyahu: Hindistan'da bizi delicesine seviyorlar
Type: 
SEO Title: 
Hindistan, Çin sınırına yakın stratejik tünelin inşaatını tamamladı
copyright Independentturkish: 

Kısa haberler

MHP Van İl Başkanlığı’nda toplu katılım töreni düzenlendi

MHP Van İl Başkanlığı tarafından düzenlenen programda 250 kişi Milliyetçi Hareket Partisi’ne (MHP) katıldı.

MHP Van İl Başkanı Salih Güngöralp, törende yaptığı konuşmada katılımların partiye duyulan güvenin göstergesi olduğunu belirterek, “Bu katılım, milletimizin partimize duyduğu güvenin en güçlü göstergesidir” dedi.

Son dönemde partiye olan ilginin arttığını ifade eden Güngöralp, Van genelinde teşkilat çalışmalarının aralıksız sürdüğünü söyledi.

Katılımcıların yalnızca yeni üye olarak değil, milli ve manevi değerler etrafında birleşen bir iradenin temsilcileri olarak görüldüğünü belirten Güngöralp, Milliyetçi Hareket Partisi’nin (Milliyetçi Hareket Partisi) Türk milletinin birliğini, devletin bekasını ve ülkenin geleceğini önceleyen bir anlayışa sahip olduğunu vurguladı.

Güngöralp, Van’da vatandaşların MHP’ye gösterdiği teveccühten memnuniyet duyduklarını da kaydetti.

Independent Türkçe, Türkiye ve dünyadan güncel haberleri okurları için derledi
Çarşamba, Haziran 10, 2026 - 00:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: Independent Türkçe</p>

Type: 
SEO Title: 
Kısa haberler
copyright Independentturkish: 

CHP MYK bugün toplanıyor: Disiplin ve ihraç iddiaları gündemde

Mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığına geri dönen Kemal Kılıçdaroğlu, yaşanan grup toplantısı krizi sonrası Merkez Yönetim Kurulu’nu (MYK) bugün saat 13.00’te toplantıya çağırdı.

Parti kurmaylarından alınan bilgilere göre toplantıda, bugün yaşanan grup toplantısı krizinin tüm boyutlarıyla ele alınacağı ve disiplin süreçlerinin gündeme geleceği öğrenildi. Kurmaylar, “Önceliğimiz milletvekili grubu olacak. MYK’nın vekilleri doğrudan disipline sevk etme yetkisi var” değerlendirmesinde bulundu.

Kılıçdaroğlu’nun daha önce Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (Türkiye Büyük Millet Meclisi) CHP Grup Toplantısı’nda konuşacağı açıklanmış, ancak sabah saatlerinden itibaren yaşanan gerginlik sonrası plan değişmişti. Kılıçdaroğlu, kendisine destek için gelen milletvekilleri ve partilileri CHP Genel Merkezi’ne çağırarak burada konuştu.

Kılıçdaroğlu, yaptığı konuşmada, “Mutlak butlan davasını bu partinin başına bela edenlerden hesap sormazsam namerdim” ifadelerini kullanmış, ayrıca “Kim bu işe bulaştıysa, kim kirlilikten medet umduysa, kim pavyon köşelerinde para aldıysa onlara güle güle diyeceğiz” demişti.

Genel merkezde yapılan görüşmelerin ardından Kılıçdaroğlu’nun kurmaylarıyla yeniden bir araya geldiği ve MYK toplantısı kararı alındığı belirtildi.

Parti kaynakları, Yüksek Disiplin Kurulu (YDK) tarafından gönderilen yazı ve “parti suçu işleyen üyeler”e ilişkin dosyaların da toplantının gündeminde olacağını ifade etti.

Kurmaylar, TBMM önünde partililer arasında yaşanan tartışmalara karıştığı öne sürülen bazı isimler için disiplin sürecinin başlatılabileceğini belirterek, “Genel başkanına ‘hain’ diyen biri nasıl bu partide barınacak?” değerlendirmesinde bulundu.

Parti içinde sürecin iki başlık altında yürütüldüğü, bunlardan ilkinin belediye başkanlarına ilişkin davalar, ikincisinin ise partinin kurumsal kimliğine yönelik iddialar olduğu aktarıldı.

“Önceliğimiz milletvekili grubu olacak” diyen kurmaylar, MYK’nın milletvekillerini doğrudan Yüksek Disiplin Kurulu’na sevk etme yetkisi bulunduğunu savundu.

Kılıçdaroğlu cephesi, mutlak butlan kararı sonrası 2020 kurultayı döneminde yürürlükte olan tüzüğün geçerli olduğunu belirtti. Bu tüzüğe göre TBMM üyeleri ve üst kurullardaki isimlerin Parti Meclisi kararıyla disipline sevk edilebildiği ifade edildi.

Öte yandan CHP Parti Meclisi’nin (PM) perşembe günü CHP Genel Merkezi’nde toplanacağı bildirildi. Toplantıda son gelişmelerin ele alınacağı kaydedildi.

ANKA

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, parti içinde yaşanan grup toplantısı krizinin ardından bugün saat 13.00’te Merkez Yönetim Kurulu’nu (MYK) olağanüstü gündemle topluyor
Çarşamba, Haziran 10, 2026 - 00:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
CHP MYK bugün toplanıyor: Disiplin ve ihraç iddiaları gündemde
copyright Independentturkish: 

İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz ve yönetim kurulu üyeleri hakkında soruşturma başlatıldı

İzmir Barosu, Baro Başkanı Sefa Yılmaz ile yönetim kurulu üyeleri hakkında, 19 Mart protestoları sürecindeki açıklama ve faaliyetleri nedeniyle soruşturma başlatıldığını duyurdu.

İzmir Barosu, 2024-2026 dönemi Baro Başkanı Sefa Yılmaz ve yönetim kurulu üyeleri hakkında yeni bir soruşturma başlatıldığını açıkladı. Barodan yapılan yazılı açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

"2024-2026 dönemi İzmir Barosu Başkanı Av. Sefa Yılmaz ve İzmir Barosu Yönetim Kurulu üyeleri hakkında yeni bir soruşturma başlatıldı. Söz konusu soruşturma, Baronun 19 Mart protestoları süreci boyunca hak temelli açıklamalarını suç unsuru gibi gösteren ve Adalet Bakanlığından soruşturma izni talep edilen bir fezlekeye dayanmaktadır. İzmir Barosunun Kırıklar Ceza İnfaz Kurumundaki hak ihlallerini raporlaştırarak kamuoyuyla paylaşması, Menemen Ceza İnfaz Kurumunda 19 Mart protestoları kapsamında tutuklanan gençlere yönelik gerçekleşen işkenceyi raporlayarak kamuoyuna duyurması ve İzmir Barosu Başkanı ve Yönetim Kurulu'nun 19 Mart sürecinde eylemlere katılarak yapılan eylemlerin meşruiyetine vurgu yapması gerekçeleriyle verilmiş olan soruşturma izni vesilesiyle bir kez daha söyleyelim:

İzmir Barosu 118 yıllık tarihi boyunca hiçbir baskıya boyun eğmeden her zaman hukukun üstünlüğünü, insan haklarını, yurttaşların temel hak ve özgürlüklerini savunmuştur. Bunu yaparken kurduğu her cümle, yazdığı her satır Avukatlık Kanunu’nun baro yönetim kurullarına yüklediği sorumluluk gereğidir. Baroların mesleki ve yasal sorumlulukları kapsamında yürüttüğü faaliyetlerin soruşturma konusu yapılması, savunma mesleğinin kamusal niteliğini ve hukuk devletinin temel ilkelerini tartışmaya açmaya çalışmaktır. Ancak bilinmelidir ki İzmir Barosu, dün olduğu gibi bugün de hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve demokratik değerleri savunmaktan geri durmayacaktır. Savunma susmadı, susmayacak!"

AA

 

İzmir Barosu, Baro Başkanı Sefa Yılmaz ile yönetim kurulu üyeleri hakkında, 19 Mart protestoları sürecindeki açıklama ve faaliyetleri nedeniyle soruşturma başlatıldığını duyurdu
Çarşamba, Haziran 10, 2026 - 00:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz ve yönetim kurulu üyeleri hakkında soruşturma başlatıldı
copyright Independentturkish: 

Trump: İranlılar helikopterimizi düşürdü, karşılık vereceğiz

ABD Başkanı Donald Trump, ABD’ye ait bir Apache helikopterinin İran tarafından düşürüldüğünü açıkladı. Trump, olayda yer alan iki pilotun güvende olduğunu ve yaralanmadığını bildirdi.

Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, Hürmüz Boğazı üzerinde devriye görevi yapan ABD ordusuna ait AH-64 Apache tipi helikopterin İranlılar tarafından düşürüldüğü bilgisinin kendisine iletildiğini belirtti. Trump, “Olayda iki pilot yer alıyordu, her ikisi de güvende ve yaralanmadı. Bununla birlikte, ABD’nin bu saldırıya zorunlu olarak karşılık vermesi gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

CENTCOM’dan açıklama

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) da olayla ilgili yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, AH-64 Apache helikopterinin TSİ 02.33’te Umman kıyıları yakınlarında devriye sırasında düştüğü belirtildi.

CENTCOM, helikopterde bulunan iki mürettebatın sağ kurtarıldığını, yaklaşık iki saat içinde olay yerinden tahliye edildiklerini ve sağlık durumlarının stabil olduğunu duyurdu.

Açıklamada ayrıca, olayın nedenine ilişkin soruşturma başlatıldığı ifade edildi.

Trump'ın "İran'a karşılık vereceğiz" açıklamasından sonra ABD'nin yakıt ikmal uçakları Basra Körfezi'nde görüldü

ABD Başkanı Trump'ın Hürmüz Boğazı üzerinde devriye gezerken bir Apache helikopterin düşürülmesi sonrası bu saldırıya karşılık vereceklerini açıklamasının ardından ABD ordusuna ait yakıt ikmal uçaklarının Basra Körfezi'nde uçuş yaptığı bildirildi.

"Flight Radar" verilerine göre, ABD ordusuna ait bazı yakıt ikmal uçaklarının Basra Körfezi'ndeki hareketliliği dikkati çekti.

Trump'ın "İran'a karşılık vereceğiz" açıklaması sonrası ABD ordusuna ait yakıt ikmal uçaklarının Basra Körfezi ve çevresinde uçuş yaptığı görüldü.

Trump, ABD'ye ait Apache helikopterini İran'ın düşürdüğünü ve buna yanıt vereceklerini açıkladı

ABD Başkanı Trump, Hürmüz Boğazı üzerinde devriye gezerken dün düşen Amerikan ordusuna ait bir Apache helikopterin İran tarafından düşürüldüğünü belirterek, "ABD'nin bu saldırıya zorunlu olarak karşılık vermesi gerekmektedir." demişti.

AA

Trump, Hürmüz Boğazı üzerinde devriye görevi yapan ABD ordusuna ait bir Apache helikopterinin İran tarafından düşürüldüğünü belirterek, “ABD’nin bu saldırıya zorunlu olarak karşılık vermesi gerekmektedir” dedi
Salı, Haziran 9, 2026 - 22:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Trump: İranlılar helikopterimizi düşürdü, karşılık vereceğiz
copyright Independentturkish: 

Muharrem İnce: CHP parçalanmamalı, omuz omuza ayakta durmalı

Muharrem İnce, CHP’de yaşanan tartışmalara ilişkin yaptığı açıklamada, partinin parçalanmaması gerektiğini vurgulayarak birlik çağrısında bulundu. İnce, CHP’nin tüm kadrolarıyla birlikte hareket etmesi gerektiğini belirterek, “Bunun için CHP'nin parçalanması değil, bütün kadrolarıyla kol kola, sımsıkı, omuz omuza ve başı dik bir şekilde ayakta durması gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

Sosyal medya hesabından açıklama yapan İnce, CHP’nin kendisi için 40 yıllık bir emek ve mücadele anlamına geldiğini belirterek, partiden ayrılmanın ya da yeni bir siyasi oluşum kurmanın doğru bir yaklaşım olmadığını söyledi. İnce, CHP’nin Türkiye’nin demokratik yapısı açısından kritik bir rol üstlendiğini ifade ederek, partinin zayıflatılmasının ülke siyaseti üzerinde ciddi sonuçlar doğurabileceğini savundu.

“CHP’den ayrılmak doğru bir yol değil”

İnce, açıklamasında CHP’nin parçalanmasının doğru bir siyasi tercih olmadığını belirterek, “CHP'den ayrılmanın ve yeni bir parti kurmanın doğru bir yol olmadığını söylemeliyim” dedi. CHP’nin Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisi olduğunu hatırlatan İnce, partinin korunması gerektiğini vurguladı.

“CHP’nin gerçek sahibi üyeleridir”

Parti içi yönetim tartışmalarına da değinen İnce, CHP’nin daha demokratik bir yapıya kavuşması gerektiğini belirtti. Parti yönetiminin üyelerin iradesine dayanması gerektiğini ifade eden İnce, tüzük kurultayı çağrısında bulundu. İnce, genel başkan ve parti organlarının doğrudan üyeler tarafından seçilmesi gerektiğini savundu.

“Siyasette küskünlük olmaz”

Siyasi süreçte kırgınlık ve ayrışmanın doğru olmadığını dile getiren İnce, siyasetin uzun soluklu bir mücadele olduğunu vurguladı. İnce, “Siyasette küskünlük ve kırgınlık olmaz. Türkiye’nin ve partinin menfaati neyi gerektiriyorsa o yönde serin kanlılıkla hareket etmek gerekir” ifadelerini kullandı.

CHP’ye birlik ve dayanışma çağrısı

Muharrem İnce, CHP’nin iç tartışmalardan uzak durarak güçlü bir şekilde ayakta kalması gerektiğini belirtti. Partinin yalnızca seçim partisi olmadığını, aynı zamanda Cumhuriyet’in kurucu partisi olduğunu ifade eden İnce, CHP’nin halkın iradesine dayanması gerektiğini söyledi.

İnce açıklamasında, CHP’nin parçalanmasının Türkiye açısından olumsuz sonuçlar doğuracağını belirterek, partililere birlik ve dayanışma çağrısında bulundu.

ANKA

Muharrem İnce, CHP’de yaşanan tartışmalara ilişkin yaptığı açıklamada partinin parçalanmaması gerektiğini belirterek, “CHP’nin bütün kadrolarıyla omuz omuza ayakta durması gerekir” dedi
Salı, Haziran 9, 2026 - 21:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Muharrem İnce: CHP parçalanmamalı, omuz omuza ayakta durmalı
copyright Independentturkish: 

Özgür Özel, Manisa’da Ferdi Zeyrek için düzenlenen mevlide katıldı

Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek, vefatının birinci yılında Hatuniye Camii’nde düzenlenen programla anıldı. Mevlid-i Şerif’e CHP Grup Başkanı Özgür Özel başta olmak üzere çok sayıda siyasi isim ve vatandaş katıldı.

Manisa Büyükşehir Belediyesi tarafından gerçekleştirilen anma programı kapsamında önce belediye binasında tören yapıldı, ardından Hatuniye Camii’nde mevlit okutuldu.

Programa CHP Grup Başkanı Özgür Özel, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, CHP Manisa İl Başkanı İlksen Özalper, ilçe belediye başkanları, milletvekilleri ve Zeyrek’in ailesi katıldı.

Özgür Özel: Anısını yaşatacağız, emanetlerine sahip çıkacağız

Mevlit sonrası konuşan CHP Grup Başkanı Özgür Özel, Ferdi Zeyrek’in kaybının derin bir acı olduğunu belirterek, “Ferdi’nin yokluğuna katlanmak o kadar kolay değil. Hem Manisa’mız hem ailesi hem de CHP ailesi büyük bir sınavdan geçti. Anısını yaşatacağız, emanetlerine sahip çıkacağız” dedi.

Özel, Zeyrek’in hatırasına sahip çıkacaklarını vurgulayarak, kendilerine destek olan herkese teşekkür etti.

Mansur Yavaş: Mekanı cennet olsun

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ise “Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun” ifadeleriyle taziyelerini iletti.

Zeyrek’in eşi: Vakfıyla mirasını yaşatacağız

Ferdi Zeyrek’in eşi Nurcan Zeyrek, bu sürecin kendileri için zor olduğunu belirterek sabır ve tevekkül mesajı verdi. Zeyrek, Ferdi Zeyrek adına kurulan vakıfla onun mirasını yaşatacaklarını söyledi.

Programın ardından Cumhuriyet Meydanı’nda hayır yemeği düzenlendi. CHP Grup Başkanı Özgür Özel daha sonra Ferdi Zeyrek’in kabrini ziyaret ederek dua etti ve mezara karanfil bıraktı.

ANKA

Özgür Özel, Manisa’da vefatının birinci yılında Ferdi Zeyrek için düzenlenen mevlit programına katıldı. Hatuniye Camii’nde okutulan Mevlid-i Şerif’in ardından Zeyrek için dualar edildi, kabir ziyareti gerçekleştirildi
Salı, Haziran 9, 2026 - 21:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
Özgür Özel, Manisa’da Ferdi Zeyrek için düzenlenen mevlide katıldı
copyright Independentturkish: 

İsrail Parlamentosu, Filistin'in vergi gelirlerinden kesinti yapılmasını öngören yasayı kabul etti

İsrail meclisi tarafından yapılan yazılı açıklamada, söz konusu düzenlemenin pazartesi günü gerçekleştirilen oturumda ikinci ve üçüncü okumalarının tamamlanarak kabul edildiği bildirildi.

Açıklamada, iktidardaki Likud Partisi milletvekili Avihai Avraham Boaron tarafından sunulan yasa tasarısının kabul edildiği belirtildi.

Yeni yasaya göre, İsrail'in Filistin yönetimi adına topladığı ve "makasa (mahsuplaşma)" olarak adlandırılan vergi gelirlerinden her yıl belirli bir miktar kesinti yapılacak.

Kesintinin miktarı, İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in hazırlayacağı rapor doğrultusunda Ulusal Güvenlik İşleri Bakanlar Komitesi tarafından belirlenecek.

Yasa ayrıca kesilen tutarların İsrail devlet hazinesine aktarılmasını öngörüyor.

Ancak “terör eylemlerinden” zarar gördüğünü ileri süren İsraillilere ödenmesine hükmedilen tazminat borçlarının bulunması halinde, söz konusu meblağların öncelikle bu ödemelerde kullanılacağı, kalan kısmın ise devlet hazinesine aktarılacağı ifade edildi.

İsrail mahkemeleri son yıllarda, Filistinlilerin gerçekleştirdiği saldırılardan zarar gördüklerini öne süren İsrailliler lehine onlarca milyon dolarlık tazminat kararları vermişti.

Maliye Bakanı Smotrich daha önce bu tazminatları Filistin'e ait vergi gelirlerinden kesme uygulamasını yürütüyordu.

Yeni yasa ile söz konusu uygulama kalıcı yasal statü kazanmış oldu.

Filistin tarafında "makasa gelirleri" olarak adlandırılan bu kaynaklar, İsrail veya İsrail'in kontrolündeki sınır kapılarından Filistin topraklarına giren ithal ürünlerden alınan vergi ve gümrük gelirlerinden oluşuyor.

İsrail, bu gelirleri Filistin yönetimi adına topluyor.

İsrail, 2019 yılından bu yana çeşitli gerekçelerle bu gelirlerden kesintiler yaparken, söz konusu uygulama Filistin yönetiminin ciddi mali sıkıntılar yaşamasına ve kamu çalışanlarının maaşlarını tam olarak ödeyememesine yol açmıştı.

Filistin Başbakanı Muhammed Mustafa, geçen ay yaptığı açıklamada, İsrail'in Gazze Şeridi'nin yanı sıra işgal altındaki Batı Şeria ile Doğu Kudüs'e yönelik baskılarını sürdürdüğünü belirterek, Filistin'e ait makasa gelirlerinden yapılan kesintilerin son 12 ayda daha da arttığını ifade etmişti.

Mustafa, İsrail'in bu süreçte vergi ve gümrük gelirlerinden elde edilen kaynakları Filistin hazinesine aktarmadığını kaydetmişti.

İsrail ile Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) arasında 1994 yılında imzalanan ve Oslo Anlaşması'nın ekonomik eki niteliğindeki Paris Ekonomik Protokolü uyarınca, makasa gelirleri İsrail Maliye Bakanlığı tarafından sınır kapılarında tahsil ediliyor.

İsrail, bu tahsilat hizmeti karşılığında toplam makasa gelirlerinin yüzde 3'ünü komisyon olarak alıyor. Yıllık bazda yaklaşık 380 milyon şekele (102 milyon dolar) ulaşan bu gelirler, Filistin yönetiminin en önemli mali kaynakları arasında yer alıyor.

AA

İsrail meclisi, Filistin yönetimine ait vergi gelirlerinden yapılan kesintilerin yasal zemine kavuşturulmasını öngören yasa teklifini kabul etti
Salı, Haziran 9, 2026 - 18:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
İsrail Parlamentosu, Filistin'in vergi gelirlerinden kesinti yapılmasını öngören yasayı kabul etti
copyright Independentturkish: 

24 ilde 'şike' operasyonu: 74 şüpheli tutuklandı

İstanbul merkezli 24 ilde düzenlenen şike ve yasa dışı bahis operasyonunda gözaltına alınan şüphelilerden 74’ü tutuklandı. Soruşturma kapsamında yaklaşık 192 milyar liralık işlem hacmi tespit edilirken, 350 milyon lira değerindeki mal varlığına da el konuldu.

82 şüpheli adliyeye sevk edildi

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde 5 Haziran’da İstanbul merkezli 24 ilde eş zamanlı operasyon düzenledi. Operasyonda gözaltına alınan 82 şüpheli, emniyetteki işlemlerinin ardından Anadolu Adalet Sarayı’na sevk edildi.

Savcılık sorgularının ardından 79 şüpheli tutuklama talebiyle, 3 şüpheli ise adli kontrol talebiyle sulh ceza hakimliğine çıkarıldı.

74 şüpheli tutuklandı

Sulh ceza hakimliği, şüphelilerden 74’ünün tutuklanmasına karar verirken, 5 kişi hakkında adli kontrol tedbiri uygulanmasına hükmetti. Diğer 3 şüphelinin işlemlerinin ise sürdüğü öğrenildi.

192 milyar liralık işlem hacmi ortaya çıkarıldı

Soruşturma kapsamında yapılan incelemelerde, şüpheli İ.Ö.Ö. tarafından yönetildiği öne sürülen suç ağı aracılığıyla sonucu önceden belirlenen müsabakalar üzerinden ve yasal-yasa dışı bahis faaliyetlerinden gelir elde edildiği tespit edildi.

Polis ekipleri, elde edilen gelirlerin kripto varlık cüzdanları üzerinden transfer edildiğini ve kullanıcı bilgileri tespit edilemeyen farklı cüzdanlara aktarıldığını belirledi.

Döviz ve kuyumculuk sektörü de mercek altında

Yürütülen çalışmalarda suç ağı içerisinde döviz ve kuyumculuk sektöründe faaliyet gösteren bazı şüphelilerin de yer aldığı saptandı. Mali polis tarafından yapılan analizlerde toplam 192 milyar liralık işlem hacmi tespit edildi.

Operasyonun devamında 6 şüpheli daha yakalanırken, bu kişilerden 4’ü işlemlerinin ardından serbest bırakıldı.

350 milyon liralık mal varlığına el konuldu

Soruşturma kapsamında suçtan elde edildiği değerlendirilen yaklaşık 350 milyon lira değerindeki 83 menkul ve gayrimenkule el konuldu. Ayrıca şüphelilere ait banka hesapları ile kripto varlık hesaplarına bloke işlemi uygulandı.

AA

İstanbul merkezli 24 ilde düzenlenen şike ve yasa dışı bahis operasyonunda 74 şüpheli tutuklandı
Salı, Haziran 9, 2026 - 18:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
24 ilde 'şike' operasyonu: 74 şüpheli tutuklandı
copyright Independentturkish: 

72 ilin CHP il başkanlığından ortak açıklama: Seçilmiş genel başkanımız Özel, cumhurbaşkanı adayımız ise İmamoğlu'dur

CHP Adana İl Başkanı Anıl Tanburoğlu, TBMM Basın Kapısı'nda düzenlenen basın toplantısında, 72 ilin CHP İl Başkanlığı tarafından hazırlanan ortak basın açıklamasını okudu.

Tanburoğlu, "Türkiye'nin kaybedecek vakti yok: Önce kurultay, sonra İktidar. Atamızın emaneti, Cumhuriyetin kurucusu partimiz, AKP iktidarının siyasi çıkarları uğruna demokrasi tarihimizde hiç görülmemiş şekilde felç edilmeye çalışılıyor. Partimiz atlattığı büyük badirelerde bu gibi dönemlerde ne yapacağını kurumsal hafızasına kazımıştır. CHP kurulduğu günden yana kongreler ve kurultaylar partisidir. İktidar tarafından kurgulanmış gerilimin mahkeme salonlarından sokaklara taşmasını engellemenin yolu, meşru rekabet arenası olan kurultayımızın toplanmasıdır" diye konuştu.

"Mesele milletin iradesidir"

"Tarih boyunca olduğu gibi, tüm oyunları bozmak için kendi öz gücümüze, üyelerimizin ve delegelerimizin iradesine dönmek zorundayız" diyen Tanburoğlu, çünkü meselenin partinin iç meselesi olmadığını belirtti.

CHP'de bir ikilik, çekişme ve kavga bulunmadığını ifade eden Kanburoğlu, şunları kaydetti:

Mesele memleketimizdir, milletimizin iradesidir. Partimizin kurultayının yapılacağı tarih 25 Temmuz 2026'dan önce olmalıdır bir an önce ilan edilmelidir. 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' şiarımızla açık biçimde ilan ediyoruz, Cumhuriyet Halk Partisi'nde egemenlik kayıtsız şartsız örgütündür. Seçilmiş Genel Başkanımız Özgür Özel, Cumhurbaşkanı Adayımız ise milletimizin oylarıyla seçilen Ekrem İmamoğlu'dur. Üyelerimizin, seçmenlerimizin ve ceberrut iktidara karşı birleşen halkımızın partimizden beklentisi bir an önce iktidar yürüyüşüne devam etmesidir. 81 ilde örgütlerimiz kurultaya da iktidara da hazırdır. 2 milyon üyemizin iradesi, CHP'yi bu cendereden çıkaracak ve iktidar yürüyüşünü tüm gücüyle sürdürecek kudrete sahiptir. Halkın dediği olur.

 

Independent Türkçe

"Partimizin kurultayının yapılacağı tarih 25 Temmuz 2026'dan önce olmalıdır bir an önce ilan edilmelidir. 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' şiarımızla açık biçimde ilan ediyoruz; Cumhuriyet Halk Partisi'nde egemenlik kayıtsız şartsız örgütündür"
Salı, Haziran 9, 2026 - 17:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

jw id: 
EPPliCzZ
Type: 
SEO Title: 
72 ilin CHP il başkanlığından ortak açıklama: Seçilmiş genel başkanımız Özel, cumhurbaşkanı adayımız ise İmamoğlu'dur
copyright Independentturkish: 

ABD'de binlerce kalamar kıyıya vurdu

ABD'nin Massachusetts eyaletinin Cape Cod kıyılarındaki bir sahil şeridine, son günlerde binlerce çırpınan kahverengimsi kalamar vurduğunu yetkililer cumartesi günü açıkladı.

Ancak Provincetown Liman İdaresi yaptığı Facebook paylaşımında endişelenecek bir durum olmadığını vurguladı.

Karaya vurma olayının "tamamen doğal" olduğunu yazdılar.

Kurum, "Gördüğünüz şey, yaşam döngüsünün sonuna gelmiş Atlantik uzun yüzgeçli kıyı kalamarı (Doryteuthis pealeii)" diye açıkladı.

Bu kalamarlar yumurtlamak için kıyıya göç ediyor ve birçok tür gibi, yetişkinler yumurtladıktan kısa süre sonra ölüyor. Bunlar, toplu yumurtlama sonrası ölümleri. Rüzgar ve gelgitin doğru birleşimi de eklenince, can çekişen hayvanlar suda kalmak yerine sahile sürükleniyor.

Kurumun paylaştığı bir videoda, su kenarını kaplayan bu sıska deniz omurgasızlarının cesetleri görülüyor. Su değdiğinde bazıları hafifçe hareket ediyor.
 

Kalamar
Massachusetts'in Provincetown beldesindeki plajda kıyıya vuran Atlantik uzun yüzgeçli kıyı kalamarları görülüyor. Bilim insanları, bu kitlesel ölüm olayından endişe etmemek gerektiğini söylüyor (Provincetown MacMillan İskelesi ve Limanı / Facebook)


Provincetown Liman İdaresi bu tür olayların "sürekli" yaşandığını belirtiyor. Ancak bu olaylar genellikle su altında gerçekleşirken, kalamarların cesetleri de avcı hayvanlar tarafından hızla yeniyor. Karada da martılar, dalgıç kuşlar, yengeçler ve bölgedeki diğer hayvanların yediği kalamarlar, insanlar tarafından da avlanıyor.

ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi'ne göre, uzunluğu 48 santimetreye kadar ulaşabilen bu kalamarların yaşam süresi bir yıldan az.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Ölmeden kısa süre yumurtlayan kalamarların üremesi yılın her mevsiminde sürebiliyor. Her dişi toplamda 3 bin ila 6 bin yumurta bırakıyor.

Yavruyken planktonla beslenen kalamarlar, zamanla kabuklular ve küçük balıkları tüketmeye başlıyor. Hatta bazen kendi türlerini bile yiyebiliyorlar.

Çevresel değişimlere karşı son derece duyarlı olan bu tür, Kanada'nın Newfoundland bölgesinden Venezuela Körfezi'ne kadar Atlantik Okyanusu'nda yüzeyin yaklaşık 400 metre altına kadar uzanan bölgelerde bulunur. Ancak Cape Cod yakınlarındaki Georges Bank'le Kuzey Karolina'daki Cape Hatteras arasındaki bölge en yoğun görüldüğü yer.
 

Sahil
Bazı plaj yetkilileri, bu tür olayların "sürekli" yaşandığını söylüyor (AFP)


Kalamarlar genellikle ilkbahar, yaz ve sonbaharda kıyıya yakın bölgelerde yaşıyor ancak kış aylarını daha sıcak sularda geçirmek için açık denize göç ediyorlar.

Provincetown Liman İdaresi'ne göre, son birkaç yıldır Atlantik kıyısı boyunca bazı türlerde toplu karaya vurma olayları görülmesine ve başka türler de zararlı alg patlamalarına yakalanmasına rağmen bu son olay böyle değil.

Bu nedenle plaj ziyaretçileri bu manzarayı rahatsız edici ve belki de kokuşmuş bulabilir ancak bu hayvanları etkileyen şey Doğa Ana.

Kurum, "Kokacaklar mı? Çürüdükçe muhtemelen biraz kokacaklar" diye yazdı.

Plajınızın önündeki kalamarlar sizi rahatsız ediyorsa onları kürekle tekrar suya atabilirsiniz; bunu yapmakta hiçbir sakınca yok ve gerisini gelgit ve diğer canlılar halledecek.



*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

independent.co.uk/news

Independent Türkçe için çeviren: Büşra Ağaç

Ortalık biraz kokabilir
Salı, Haziran 9, 2026 - 17:30
Main image: 

<p>(Unsplash)</p>

jw id: 
a8B54lHm
related nodes: 
Dev yumurtalar taşıyan kalamar şaşkınlık yarattı
26 katil balinanın karaya vurması gizemini koruyor
Label: 
Type: 
SEO Title: 
VİDEO | ABD'de binlerce kalamar kıyıya vurdu
copyright Independentturkish: 
original url: 
https://www.independent.co.uk/news/world/americas/squid-cape-cod-provincetown-massachusetts-beach-b2992014.html

İran'dan İsrail'e füze saldırısı

İsrail ordusu, İsrail’e yönelik yeni füze saldırıları gerçekleştirildiğini açıkladı. Art arda iki dalga halinde gerçekleşen saldırılar nedeniyle ülkenin kuzeyindeki birçok kentte sirenler çaldı.

Açıklamada, İsrail İç Cephe Komutanlığı talimatlarına uyulması ve isabet anlarına ilişkin görüntülerin paylaşılmaması uyarısında bulunuldu. Hava savunma sistemlerinin füzeleri önlemeye çalıştığı bildirildi.

Ben Gurion Havalimanı kapatıldı, okullar tatil edildi

Saldırılar nedeniyle Ben Gurion Havalimanı’nda uçuşların durdurulduğu, bazı bölgelerde ise okulların tatil edildiği açıklandı.

Füzelerin güzergâhı nedeniyle Ürdün’de de sirenlerin çaldığı bildirildi.

Bölgedeki gerilim tırmanıyor

İsrail ordusunun ateşkese rağmen Lübnan’ın başkenti Beyrut’un Dahiye bölgesine hava saldırısı düzenlediği, saldırılarda ölü ve yaralıların olduğu belirtilmişti. İranlı yetkililer ise saldırıya karşılık verileceğini açıklamıştı.

İran Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı Hatemu’l Enbiya Merkez Karargâhı tarafından yapılan açıklamada, İsrail’e yönelik saldırıların devam edebileceği belirtilerek şu ifadelere yer verildi:

“Siyonist ordu, Lübnan’ın güneyi ve banliyölerine yönelik saldırılarını durdurmalıdır. Aksi halde daha yıkıcı saldırılarla karşılaşacaktır.”

Beyrut saldırısına tepki

Beyrut’un Dahiye bölgesine yönelik saldırılarda ilk belirlemelere göre 2 kişinin hayatını kaybettiği, 11 kişinin yaralandığı açıklanmıştı.

İran Meclisi yetkilileri ve askeri kanattan yapılan açıklamalarda, İsrail’e karşı “kesin karşılık verileceği” ve bölgedeki gerilimin daha da artabileceği mesajı verildi.

Trump'tan İran'a: Füzelerinizi fırlattınız, artık masaya dönün

ABD Başkanı Donald Trump, İran'ın İsrail'e yönelik füze saldırılarının ardından dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Trump, Tahran yönetimine müzakerelere geri dönme çağrısı yaparak, gerilimin daha fazla tırmanmaması gerektiğini söyledi.

Fox News muhabirinin aktardığına göre Trump, İsrail'in kuzeyinde sirenlerin çalmasına neden olan İran saldırılarının devam eden diplomatik görüşmelere katkı sağlamadığını ifade etti.

İran'a seslenen Trump, "İran'a önerim şu: Füzelerinizi fırlattınız, yeter. Masaya geri dönün ve bir anlaşma yapın." dedi.

Trump ayrıca İsrail'in bugün Lübnan'ın başkenti Beyrut'a düzenlediği saldırıya da değinerek, operasyondan memnun olmadığını dile getirdi.

ABD Başkanı, "Bundan memnun değilim." ifadesini kullanırken, bölgede artan gerilimin diplomatik yollarla çözülmesi gerektiği mesajını verdi.

Independent Türkçe, AA

İsrail’in Beyrut’a yönelik saldırısının ardından İran’dan fırlatılan füzeler nedeniyle İsrail’in kuzeyinde sirenler çaldı
Pazar, Haziran 7, 2026 - 23:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
İran'dan İsrail'e füze saldırısı
copyright Independentturkish: 

Aziz Yıldırım, 8 yıl sonra girdiği başkanlık yarışında Hakan Safi’yi geçerek yeniden Fenerbahçe Başkanı oldu

Fenerbahçe Yüksek Divan Kurulu Başkanı Şekip Mosturoğlu, olağanüstü seçimli genel kurulda yapılan oylama sonucunda Aziz Yıldırım’ın 17 bin 245 oy alarak Fenerbahçe Kulübü’nün yeni başkanı seçildiğini açıkladı. Hakan Safi ise 9 bin 927 oyda kaldı.

Böylece Fenerbahçe’de başkanlık yarışını Aziz Yıldırım kazandı.

“Fenerbahçe’nin sandığı namustur”

Chobani Stadı’nda basın mensuplarına açıklama yapan Hakan Safi, seçim sonucuna ilişkin değerlendirmesinde, “Gördüğümüz kadarıyla yeniliyoruz. Fenerbahçe’nin sandığı namustur. Fenerbahçe camiası böyle istiyor” dedi.

Safi, seçim sürecinde camiaya yeni projeler ve yatırımlar vadettiğini belirterek, “Ciddi transferlerin ve yatırımların sözünü vermiştik, kontratlarını da hazırlamıştık. Ancak Fenerbahçe camiası farklı bir tercih yaptı. Aziz başkanı tebrik ediyorum” ifadelerini kullandı.

“Her zaman Fenerbahçe’nin emrindeyim”

Kendisine oy verenlere teşekkür eden Safi, kulüp için sorumluluklarının devam edeceğini vurgulayarak, “Bize oy vermeyenleri de anlamak lazım. Fenerbahçe için sorumluluklarım devam ediyor. Her şey Fenerbahçe için” diye konuştu.

Independent Türkçe

Fenerbahçe Yüksek Divan Kurulu Başkanı Şekip Mosturoğlu, olağanüstü seçimli genel kurulda yapılan oylamada Aziz Yıldırım’ın 17 bin 245 oy alarak Fenerbahçe Başkanı seçildiğini açıkladı
Pazar, Haziran 7, 2026 - 22:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Aziz Yıldırım, 8 yıl sonra girdiği başkanlık yarışında Hakan Safi’yi geçerek yeniden Fenerbahçe Başkanı oldu
copyright Independentturkish: 

Yerel yönetimler için 6 beldede yapılan seçimde kesin olmayan sonuçlar açıklandı

YSK Başkanı Serdar Mutta, 6 belde ve 362 mahallede saat 08.00'de başlayan ara seçime ilişkin, "Toplam bin 164 sandıkta 371 bin 870 kayıtlı seçmen ile oy verme işlemi gerçekleştirilmiştir. YSK tarafından, oy verme süreci boyunca seçimlerin düzen içinde yürütülmesi için gerekli tüm tedbirler alınmış olup, seçim iş ve işlemlerinin genel olarak sorunsuz şekilde tamamlandığı tespit edilmiştir" ifadelerini kullandı.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Serdar Mutta, Tokat'ın Reşadiye ilçesine bağlı Yolüstü ve Çevrecik, Almus ilçesine bağlı Bağtaşı, Yeşilyurt ilçesine bağlı Kuşçu ile Gümüşhane'ye bağlı Tekke ve Nevşehir'in Ürgüp ilçesine bağlı Mustafapaşa beldelerinde belediye başkanı ve belediye meclis üyeleri seçiminin sona erdiğini açıkladı. 

Yazılı açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

"Tokat ili Reşadiye ilçesine bağlı Yolüstü ve Çevrecik beldeleri, Tokat ili Almus ilçesine bağlı Bağtaşı Beldesi, Tokat ili Yeşilyurt ilçesine bağlı Kuşçu Beldesi, Gümüşhane ili Merkez ilçesine bağlı Tekke Beldesi ve Nevşehir ili Ürgüp ilçesine bağlı Mustafapaşa Beldesi'nde gerçekleştirilen belediye başkanlığı/belediye meclis üyeliği ara seçimleri ile ülke genelinde 355 mahallede muhtarlık ve 37 mahallede ihtiyar heyeti ara seçimlerinde toplam bin 164 sandıkta 371 bin 870 kayıtlı seçmen ile oy verme işlemi gerçekleştirilmiştir, seçim takviminde belirlenen saat 17.00 itibarıyla oy verme işlemi sona ermiştir.

"Sayım döküm işlemi başladı"

Yüksek Seçim Kurulu tarafından, oy verme süreci boyunca seçimlerin düzen içinde yürütülmesi için gerekli tüm tedbirler alınmış olup, seçim iş ve işlemlerinin genel olarak sorunsuz şekilde tamamlandığı tespit edilmiştir. Oy verme işleminin sona ermesinin ardından sandık kurulları, ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde sayım ve döküm işlemlerine başlamıştır. Sayım ve döküm işlemlerinin tamamlanmasını müteakip, sandık sonuç tutanakları sandık kurulu üyeleri tarafından düzenlenerek imza altına alınacaktır. Düzenlenen sandık sonuç tutanaklanına ilişkin veriler, mevzuatta öngörülen usul ve esaslar doğrultusunda seçim bilişim sistemine aktarılacaktır. Demokratik sürece katılım gösteren vatandaşlarımıza, seçim görevlilerine, sandık kurulu üyelerine, kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan personele ve tüm görevlilere teşekkür ederiz. Şahsım ve Yüksek Seçim Kurulu adına sonuçların Milletimize hayırlı olmasını diliyorum. Kamuoyuna saygıyla duyurulur."

Ara seçim yapılan Tokat'ın Bağtaşı beldesinde AK Parti adayı Mustafa Karadağ, Kuşçu beldesinde MHP adayı Hikmet Temizel, kesin olmayan sonuçlara göre belediye başkanlığına seçildi.

Nevşehir Mustafapaşa'da AK Parti'nin adayı Mustafa Özer, Tokat Yolüstü'nde ise AK Parti'nin adayı Mustafa Altın belediye başkanlığını kazandı.

AK Parti Seçim İşleri Başkanı Yavuz: 6 beldenin 5’ini kazandık

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Seçim İşleri Başkanı Ali İhsan Yavuz, bugün 6 beldede yapılan ara seçimlerde resmi olmayan sonuçlara göre 5 beldenin Cumhur İttifakı tarafından kazanıldığını bildirdi. Yavuz, "Bu sonuçlar milletimizin partimize teveccühünün artarak devam ettiğini gösteriyor" dedi.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Seçim İşleri Başkanı Ali İhsan Yavuz, 6 beldede yapılan ara seçimlerin resmi olmayan sonuçlarına ilişkin açıklama yaptı. Yavuz, AK Parti’nin aday gösterdiği 5 beldenin 4’ünü kazandığını, Tokat Yeşilyurt Kuşçu beldesinde ise Cumhur İttifakı’nın MHP adayının seçimi önde tamamladığını belirtti.

Yavuz, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

"Bugün 6 beldede yapılan ara seçimlerde partimizin aday gösterdiği 5 beldenin 4'ünü AK Parti kazandı (Tokat Almus Bağtaşı, Tokat Reşadiye Yolüstü, Nevşehir Ürgüp Mustafapaşa, Gümüşhane Merkez Tekke). Tokat Yeşilyurt Kuşçu beldesinde bizim de desteklediğimiz Cumhur İttifakı/ MHP adayı seçimi kazanmış oldu. Tokat Reşadiye Çevrecik beldesinde ise oylarımızı 5 kat artırdık. Özetle, 6 beldenin 5'ini kazanmış olduk.

Resmi olmayan sonuçlara göre;
1. Tokat Almus Bağtaşı'nda yüzde 94.5
2. Tokat Reşadiye Yolüstü'de yüzde 82
3. Nevşehir Ürgüp Mustafapaşa'da yüzde 52
4. Gümüşhane Merkez Tekke'de yüzde 65
5. Tokat Yeşilyurt Kuşçu beldesinde (MHP) yüzde 60
6. Tokat Reşadiye Çevrecik beldesinde ise kazanamamış olsak da oylarımızı beş kat artırarak yüzde 48'e çıkarttık.

Bu sonuçlar, milletimizin partimize teveccühünün artarak devam ettiğini çok açık bir şekilde gösteriyor. Destekleri için milletimize müteşekkiriz. Milletimize hizmetkarlık yolunda durmadan gece gündüz çalışmaya devam edeceğiz inşallah."

 

ANKA

Tokat, Gümüşhane ve Nevşehir’e bağlı 6 beldede bugün belediye başkanlığı ve belediye meclisi üyeliği seçimleri yapıldı. Kayseri, Muş ve Diyarbakır'da da bazı mahallelerde muhtarlık seçimleri için oy kullanıldı
Pazar, Haziran 7, 2026 - 20:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Yerel yönetimler için 6 beldede yapılan seçimde kesin olmayan sonuçlar açıklandı
copyright Independentturkish: 

Hüseyin Çelik: Susma hakkını kullanan bir toplum olamaz. Susan insan hak iddiasında bulunamaz

Eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Demokrasi Platformu tarafından düzenlenen "Adalet Hemen Şimdi" başlıklı konferansta yaptığı konuşmada, adalet, demokrasi ve ifade özgürlüğü konularında dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Çelik, "Susma hakkını kullanan bir toplum olamaz. Susan insan hak iddiasında bulunamaz" dedi.

Demokrasi Platformu'nun Bahar Konferansları kapsamında Fatih'te bir otelde düzenlediği etkinliğe eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Altınbaş Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sevtap Yokuş, hukukçu Prof. Dr. İzzet Özgenç ve hukukçu-yazar Figen Çalıkuşu konuşmacı olarak katıldı. Programın açış konuşmasını ise eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik yaptı.

"Örgütlü toplum güdülmeye izin vermez"

Demokratik toplumlarda sivil toplumun önemine vurgu yapan Çelik, medeni insanların yönetilmelerine izin verdiğini ancak güdülmelerine müsaade etmediğini söyledi.

Türkiye'de birçok kuruluşun sivil toplum örgütü olarak görüldüğünü ancak bunların önemli bölümünün kanunla kurulmuş meslek örgütleri olduğunu belirten Çelik, gerçek sivil toplum kuruluşlarının gönüllülük esasına dayalı, gerektiğinde itiraz eden ve öneriler sunabilen yapılar olduğunu ifade etti.

Demokrasi Platformu'nun da bu anlayışla kurulduğunu kaydeden Çelik, "Adalet halkımızın ekmeğidir, insanların ekmeğidir" dedi.

"Türkiye adalet sıralamasında geriledi"

Konuşmasında adalet sistemine ilişkin verileri paylaşan Çelik, Türkiye'nin Dünya Adalet Raporu'nda 143 ülke arasında 118'inci sırada bulunduğunu söyledi.

Türkiye'nin 2015 yılında 80'inci sırada yer aldığını hatırlatan Çelik, "10 yılda 38 basamak düşmüşüz. Adeta çakılmış durumdayız" ifadelerini kullandı.

Bireysel özgürlükler açısından da Türkiye'nin 165 ülke arasında 144'üncü sırada yer aldığını belirten Çelik, cezaevlerinin kapasitesinin yaklaşık 300 bin kişi olmasına rağmen tutuklu ve hükümlü sayısının bunun çok üzerinde olduğunu dile getirdi.

"Adalet ekmek kadar, su kadar önemli"

Türkiye'de adalete yönelik ciddi bir talep bulunduğunu savunan Çelik, adalet eksikliği ve yargı sistemindeki sorunların ülkenin temel meseleleri arasında yer aldığını söyledi.

Çelik, "Adalet çığlığı, adalete olan özlem, adalet eksikliği, adalet aksaklığı ve mahkemelerdeki durum bizim şu anda ekmek kadar, su kadar temel meselemiz durumundadır. Mutlak surette bu problemi aşmak zorundayız" diye konuştu.

"Üniversitenin ve medyanın susma lüksü yok"

Toplumsal sorunların konuşularak çözülebileceğini ifade eden Çelik, ifade özgürlüğünün önemine dikkat çekti.

"Birileri bize 'Konuşuyorsunuz da ne faydası var' diyor" diyen Çelik, demokratik toplumlarda sorunların konuşularak aşılabileceğini belirtti.

Çelik, "Susma hakkını kullanan bir toplum olamaz. Susan insan hak iddiasında bulunamaz. Köylü Mehmet Ağa köy kahvesinde karnından konuşabilir, itiraz edebilir, kendi arasında dedikodu yapabilir ama üniversitenin, medyanın konuşmamak, gerçekleri haykırmamak gibi bir lüksü yoktur" ifadelerini kullandı.

"Türkiye işçiler için en kötü 10 ülkeden biri"

Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu'nun 2026 Küresel Haklar Endeksi'ne de değinen Çelik, Türkiye'nin işçi hakları açısından dünyanın en kötü 10 ülkesi arasında gösterildiğini söyledi.

Bu tablonun kabul edilemez olduğunu belirten Çelik, "Biz bunu hak ediyor muyuz?" diye sorarak, yöneticilerin eleştirilere kulak vermesi gerektiğini ifade etti.

Demokrasi Platformu olarak amaçlarının sorunları görünür kılmak olduğunu belirten Çelik, "Eğer aynayı bu konunun çözümünde etkili ve yetkili olabilecek insanların yüzüne tutabilirsek kendimizi bahtiyar addedeceğiz" dedi.

ANKA

Eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, adalet ve ifade özgürlüğü vurgusu yaptığı konuşmada, “Susma hakkını kullanan bir toplum olamaz. Susan insan hak iddiasında bulunamaz” dedi
Pazar, Haziran 7, 2026 - 19:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Hüseyin Çelik: Susma hakkını kullanan bir toplum olamaz. Susan insan hak iddiasında bulunamaz
copyright Independentturkish: 

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Sıfır Atık Hareketi, BM nezdinde kabul gören küresel bir çevre seferberliğine dönüştü

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul Atatürk Havalimanı'nda düzenlenen Sıfır Atık Forumu'nun gala yemeğinde yaptığı konuşmaya katılımcıları selamlayarak başladı.

Medeniyetlerinin cümle kapısı olan aziz İstanbul'da Sıfır Atık Forumu'nun kapanışında katılımcılarla birlikte olmaktan memnuniyet duyduğunu dile getiren Erdoğan, Türkiye'nin yanı sıra dünyanın farklı ülkelerinden forumu teşrif eden konuklara "Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz." ifadesini kullandı.

Erdoğan, "Döngüsel ekonomiden iklim dostu üretim modellerine, atığın ekonomik değere dönüştürülmesinden kaynak verimliliğine pek çok önemli başlığın ele alındığı forumun hayırlara vesile olmasını diliyorum. Sıfır Atık Vakfımız ve bakanlıklarımız başta olmak üzere bu kapsamlı organizasyonun düzenlenmesinde emeği geçen tüm kurum ve kuruluşlarımıza ayrı ayrı teşekkür ediyorum." diye konuştu.

İki gün önce idrak edilen "Dünya Çevre Günü" ile 7 gün boyunca çeşitli etkinliklerle dolu dolu geçirilen "İstanbul Sıfır Atık Haftası"nı canıgönülden tebrik ettiğini belirten Erdoğan, hem çocukların hem de ziyaretçilerin çevre ve geri dönüşüm alanlarında farkındalığını artıran festival ile serginin de aynı şekilde hayırlar getirmesini temenni etti.

“Türkiye'nin çevre diplomasisinde ulaştığı yüksek seviyenin açık bir göstergesi”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 183 ülkeden 120'yi aşkın bakanı, 200'ün üzerinde belediye başkanını, 500'den fazla uluslararası paydaşı bir araya getiren bu platformu son derece kıymetli bulduğunu dile getirerek, "Gençlik teşkilatlarından özel sektöre, sivil toplum kuruluşlarından politika yapıcılara, akademisyenlerden karar vericilere, 5 bini aşkın katılımcının iştirak ettiği bu forum, Türkiye'nin çevre diplomasisinde ulaştığı yüksek seviyenin açık bir göstergesidir." değerlendirmesini yaptı.

Forumun bir diğer özelliğinin de yalnızca teorik düzeydeki tartışmalar değil somut, uygulanabilir ve ölçülebilir çözüm önerilerine odaklanması olduğunu vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:

“Gerek kapsamı gerek metodu gerekse mahiyeti itibariyle Sıfır Atık Forumu'nun, var olan potansiyeli kuvveden fiile çıkaracağına, düşünceyi eylemle buluşturacağına yürekten inanıyorum. Kasım ayında Antalya'da ev sahipliği yapacağımız COP31 Taraflar Konferansı'na giden yolda forumun üstlendiği bu misyon çok ama çok değerlidir. Bu bakımdan forumun temasının 'Antalya'ya Giden Yol: İklim Eylemi' olarak, sıfır atık şeklinde belirlenmesi son derece doğru ve isabetli olmuştur. Foruma fikirleriyle, eleştirileriyle, tespitleriyle katkı yapan herkese şahsım ve milletim adına bir kez daha şükranlarımı iletiyorum.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, forumun irade beyanları olan ortak deklarasyon ve ortak sonuç bildirgesinin de çevre ve iklim alanında atılacak yeni adımlar için şimdiden hayırlı sonuçlara vesile olmasını temenni etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İklim meselesi, tıpkı savaş ve küresel salgın gibi insanlığın tamamını tehdit eden ciddi bir sorundur. İklim krizinin derinleşmesinde en büyük payı olan ülkeler aynı zamanda bu krizden en az etkilenen ülkelerden oluşuyor. Sıfır Atık Hareketi hamdolsun BM nezdinde kabul gören küresel bir çevre seferberliğine dönüştü. 2 trilyon litre su, 270 milyar kilovatsaat enerji, 60 milyar litre petrol ve 390 milyon metreküp atık depolama alanı tasarrufu temin ettik. 2017'de yüzde 13 olan geri kazanım oranımız 2025'te yüzde 37,53'e çıktı. Bu oranı 2035'te yüzde 60'a, 2053'te ise yüzde 70'e çıkaracağız.” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Yapay zeka ve yeni teknolojilerin üretimi hızlandırdığı, bilinçsiz tüketim alışkanlıklarının tabiatı hırpaladığı bir dönemi yaşıyoruz." ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Sıfır Atık Hareketi'yle hayata geçirilen proje ve uygulamalarla ekonomimize tam 365 milyar lira katkı sağladık." şeklinde konuştu.

AA

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Sıfır Atık Hareketi hamdolsun BM nezdinde kabul gören küresel bir çevre seferberliğine dönüştü." dedi
Pazar, Haziran 7, 2026 - 18:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Sıfır Atık Hareketi, BM nezdinde kabul gören küresel bir çevre seferberliğine dönüştü
copyright Independentturkish: 

Trump: İran anlaşmaya çok yakın, uranyumu birlikte imha edebiliriz

ABD Başkanı Donald Trump, İran ile yürütülen nükleer müzakerelerde anlaşmaya çok yakın olduklarını belirterek, anlaşma sağlanması halinde İran'ın zenginleştirilmiş uranyumunun imhası sürecinde birlikte çalışabileceklerini söyledi. Trump, anlaşmaya varılamaması durumunda ise İran üzerindeki askeri baskının süreceğini ifade etti.

Trump, NBC News'e verdiği röportajda İran ile devam eden müzakerelere ve olası bir anlaşmanın detaylarına ilişkin açıklamalarda bulundu.

İran'ın anlaşmaya "çok yakın" olduğunu savunan Trump, taraflar arasında yalnızca birkaç pürüz kaldığını ve bunların önemli sorunlar olmadığını belirtti.

"Uranyumu birlikte imha ederiz"

Anlaşma sağlanması halinde İran'ın zenginleştirilmiş uranyumunun imha edilmesi konusunda işbirliği yapabileceklerini ifade eden Trump, "Eğer dostane ilişkilerimiz olduğunu kabul edip bir anlaşma yaparsak, hep birlikte devam ederiz. Ekipman bizim olur. İster yerinde olsun ister başka bir yere götürelim, onu alıp imha ederiz." dedi.

Trump, anlaşmanın başarısız olması halinde ise İran'a yönelik baskının devam edeceğini vurgulayarak, "Onlarla birlikte ya da onlarsız gideceğiz. Ama bize ateş eden insanlar olmayacak." ifadelerini kullandı.

Nükleer silah maddesi talebi

İran'ın nükleer silah sahibi olmayacağını kabul ettiğini öne süren Trump, anlaşmaya İran'ın nükleer silah geliştirmesinin yanı sıra bu tür silahları satın almamasını da güvence altına alacak ek bir madde eklenmesini istediğini söyledi.

Trump, İranlı yetkililerin başlangıçta bu talebe mesafeli yaklaştığını ancak daha sonra itiraz etmediklerini kaydetti.

Mücteba Hamaney ile görüşmeye açık

ABD Başkanı, İran'ın yeni lideri Mücteba Hamaney'i "rasyonel ve zeki" olarak nitelendirerek, talep etmesi halinde kendisiyle görüşebileceğini söyledi.

Hamaney ile doğrudan görüşmediğini belirten Trump, İran liderinin ciddi şekilde yaralandığını öne sürerken, buna rağmen ABD ile ilişkileri değerlendirmesinin cesaret gerektirdiğini savundu.

"İran'ın başka seçeneği yok"

İran yönetimini "güçlü ve gururlu" olarak tanımlayan Trump, bir anlaşmaya ulaşmanın zaman alabileceğini ancak İran'ın başka seçeneği bulunmadığını iddia etti.

Trump ayrıca, olası bir anlaşmanın ardından İran'ın dondurulmuş varlıklarının hemen serbest bırakılmayacağını, bu konunun daha sonraki aşamalarda değerlendirilebileceğini söyledi.

İran'ın askeri kapasitesine büyük zarar verdiklerini ileri süren Trump, bölgede konuşlu yaklaşık 50 bin ABD askerinin ise anlaşma sağlanmadan geri çekilmeyeceğini ifade etti.

AA

ABD Başkanı Donald Trump, İran'la anlaşma sağlanması halinde uranyum stoklarının imha edileceğini, anlaşma olmazsa Tahran'ın askeri kapasitesine yönelik baskının süreceğini söyledi
Pazar, Haziran 7, 2026 - 18:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Trump: İran anlaşmaya çok yakın, uranyumu birlikte imha edebiliriz
copyright Independentturkish: 

Fidan'dan ABD-İran görüşmesine ilişkin açıklama: Mayın temizleme sürecine katkıda bulunmamız istenirse memnuniyetle yaparız

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Güney Kore ziyareti kapsamında JTBC TV'ye açıklamalarda bulundu.

Türkiye ve Güney Kore'nin Kore Savaşı'ndan bu yana müttefik olduğuna ve işbirliğinin 2012'de stratejik düzeye yükseltildiğine işaret eden Fidan, "Dolayısıyla kurumsal olarak stratejik bir işbirliği mekanizmamız var. Her geçen yıl, her iki tarafta başa gelen yönetimler, bence her alanda işbirliğini ilerletmek için ellerinden geleni yapıyorlar" dedi.

Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın son 24 yıldır Güney Kore ile her düzeydeki işbirliğine büyük önem verdiğini dile getirerek, tarafların karşılıklı üst düzey ziyaretler gerçekleştirdiğini hatırlattı.

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae Myung'un geçen yıl Türkiye'yi ziyaretinin halihazırda iyi olan ilişkileri daha da ilerletmek için bir dönüm noktası olduğunu belirten Fidan, "Her iki tarafın liderleri bir araya gelerek, işbirliğinin düzeyini ve günümüz dünyasının gerekliliklerini gözden geçiriyorlar. Böylece, hangi alanlarda ve nasıl ilişkiler kurmamız gerektiği konusunda güncelleme yapıyorlar" ifadelerini kullandı.

Fidan, ticaret, savunma sanayii ve teknoloji alanlarında işbirliğinin "doğru yolda" olduğu değerlendirmesinde bulunarak, küresel zorluklar konusunda da giderek daha fazla fikir alışverişinde bulunduklarına işaret etti.

"Her iki taraf da şu anda Sinop Nükleer Santrali konusunda olası bir işbirliğini görüşmeye başladı" diyen Fidan, 2008-2009 döneminde Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan ile çalışırken bu proje üzerinde görevli olduğunu ve Kore Elektrik Enerjisi Kurumuyla (KEPCO) ileri düzeyde bir işbirliği yapmak istediklerini, ancak projenin sonuca varamadığını söyledi.

Fidan, bu sefer ortak projeyi gerçekleştirebileceklerini umduğunu belirterek, Kore teknolojisinin Türkiye'deki nükleer santral inşaatlarında önemli bir rol oynamasını istediklerini vurguladı.

ABD-İran görüşmeleri

"ABD Başkanı Donald Trump geçtiğimiz günlerde İran ile bir mutabakat zaptının bir hafta içerisinde imzalanabileceğini belirtti. Bu zaman çizelgesine ilişkin değerlendirmeniz nedir?" sorusunu cevaplayan Fidan, şunları söyledi:

Ben iyimserim, çünkü her iki tarafla, arabulucu Pakistan ve bölgedeki diğer bazı ilgili taraflarla düzenli istişareler içindeyim. Onların bir mutabakata, bir anlaşmaya varmalarına yardımcı olmak için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Bununla birlikte, bazı teknik ayrıntılar olduğunu da biliyorsunuz. Nihai teyit konusunda ise her iki tarafın da ilk taslağın son hali üzerinde genel bir mutabakata vardığını düşünüyorum. Umarım çok yakında iyi haberler alabiliriz.

Fidan, "Hürmüz Boğazı'nın ticari gemilere tamamen yeniden açılma ihtimali nedir? Daha geniş kapsamlı nükleer çerçeve müzakerelerine başlamadan önce boğazla ilgili bir anlaşma yapılması gerektiğini düşünüyor musunuz?" sorusunu da yanıtladı.

ABD ile İran arasındaki görüşmelerin geleneksel olarak her zaman nükleer meseleler etrafında döndüğüne dikkati çeken Fidan, "Mevcut durum nedeniyle ilk kez başka bir konu daha acil hale gelmiş ve nükleer meselelerden daha önemli bir konuma yükselmiştir Hürmüz Boğazı'nın durumu. Hürmüz Boğazı birkaç ay daha kapalı kalırsa, bazı raporlara göre Afrika'daki bazı ülkeler gerçekten gıda kıtlığıyla karşı karşıya kalacak. Sonuç olarak bu herkes için küresel bir kabustur." ifadelerini kullandı.

Fidan, her iki tarafın da Hürmüz Boğazı'nın açılmasına odaklanıp ardından nükleer müzakerelere geçmeye çok istekli olduğunu aktardı.

"Türkiye, çözüm için yardıma hazır"

Türkiye'nin Hürmüz Boğazı'ndaki olası mayın temizleme operasyonlarına katılımı hakkındaki soruya cevaben "Eğer taraflar arasında bir anlaşma sağlanırsa veya bizden mayın temizleme sürecine katkıda bulunmamız istenirse, bunu memnuniyetle yaparız" dedi.

Fidan, "Aslında Cumhurbaşkanımızın bu konuda ilkesel bir tutumu var, ancak bazen örneğin Rusya-Ukrayna Savaşı'nda olduğu gibi arabuluculuk yapmaya çalıştığımızda kendimizi benzer bir durumda buluyoruz, burada da durum aynı. Savaşan taraflar bir çözüm üzerinde anlaştığında, o çözümün bir parçası olabileceğimizi düşündüğümüz veya o çözümü kolaylaştırmamız istendiğinde, yardım etmeye hazırız" ifadelerini kullandı.

Çatışmanın sona ermesi konusunda ne kadar zor olursa olsun, iyimser olduğunu dile getiren Fidan, her iki tarafın da farklı zorluklarla karşı karşıya olduğunu, ancak aynı sonucu istediğini söyledi.

Fidan, hem Amerikalılar hem de İranlıların savaşın sona ermesini istediğini belirterek, "Ancak burada savaşın başlatıcısı olan üçüncü bir taraf var. İsrail. İsrail şu anda, ABD ve İran arasında şu anki haliyle yapılacak herhangi bir anlaşmanın İsrail'in çıkarlarına uygun olmadığını düşünüyor. Bu yüzden müzakereleri rayından çıkarmak veya sabote etmek için ellerinden geleni yapıyorlar" diye konuştu.

Bakan Fidan, uluslararası topluma, barış müzakereleri söz konusu olduğunda "İsrail'e baskı uygulayarak onu uslu durmaya zorlaması" çağrısında bulundu.

"İsrail'in yayılmacılığı tüm dünyayı etkileyen büyük riskler doğuruyor"

İsrail'in müzakere masasına oturtulması için en önemli diplomatik kozun "geçen yıl Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulunda Filistin Devleti'nin tam üyeliği konusunda yapılan oylamada görüldüğü gibi" tüm uluslararası toplumun tutumu olduğunu kaydeden Fidan, 157 ülkenin Filistin Devleti lehinde oy kullanmasının önemine değindi.

Fidan, tüm uluslararası toplumun Gazze ve Filistin'deki soykırıma şiddetle karşı olduğunun altını çizerek, bu tutumun İsrail'e baskı yapmak için bir koz olarak kullanılması gerektiğini ifade etti.

İsrail'in uluslararası kurallardan, normlardan, düzenlemelerden ve etik kurallardan muaf tutulmaması gerektiğini vurgulayan Fidan, "Avrupa Birliği, BM, diğer bazı bölgesel ve uluslararası kuruluşlar ve topluluklar ile ulus devletler bir araya gelip İsrail'e aynı şeyi söyleyebilirse, eğer İsrail buna karşı önlem almazsa eyleme geçerlerse, bence yüzde yüz başarı şansımız olacaktır" değerlendirmesinde bulundu.

Fidan, İsrail'in bölgedeki istikrarsızlıkları uzatma yönündeki adımlarına ilişkin, "İsrail'in bölgedeki tutumu ve bunun sonucunda ortaya çıkan yayılmacılık ve işgal politikası ile halkları yerinden eden savaşlar yaratması, sadece bölge için değil, İran'a yönelik saldırıda da görüldüğü gibi tüm dünyayı etkileyen büyük riskler doğurmaktadır" ifadelerini kullandı.

Enerji güvenliğinden kitlesel göçe, terörle mücadele meselelerine kadar her türlü sorunun, İsrail'in bölgedeki dış politikasının bir sonucu olarak ortaya çıktığını kaydeden Fidan, bu teşhisin neredeyse herkes tarafından paylaşıldığını söyledi.

Fidan, bu nedenle bölgesel ve uluslararası toplumun, İsrail'in bölgedeki yayılmacı politikalarını gerçekten durdurmak için gerekli önlemleri alması gerektiğini belirtti.

"İsrail kendisini istisnai konumda görüyor"

Alınması gereken önlemlere ilişkin Fidan, şunları kaydetti:

İsrail, geçmişte Holokost'a maruz kalmış olmanın bir dokunulmazlık sağladığını düşünüyor. Kendilerini istisnai bir konumda görüyorlar. Bence bu bir yanılsamadır. Kim soykırım yaparsa yapsın, onu suçlamalı, adını ortaya çıkarmalı ve utandırmalıyız. Eğer dünyanın geri kalanından izole edilirlerse, bence kendileri de şu soruyu soracaklardır. 'Neden izole ediliyoruz?' Ve normal davranmaya başlayacaklardır. İnsanları, masum insanları, kadınları ve çocukları öldürmeyi bırakın, Gazze halkının gıda, ilaç ve barınağa erişmesine izin verin, diğer ülkeleri işgal etmeyi bırakın ve ardından bölgesel ülkelerle güvenlik konularında bile işbirliği yapmaya başlayın. Kendi güvenlik sorunlarınız varsa, bölgenin geri kalanıyla işbirliği yapmaya başlayın. İyi niyet, iyi inanç ve bölgeyle işbirliğine dayalı kendi gerçek ilişkilerinizi kurmaya başlayın. Bu bölgemizde büyük ve acil bir sorundur.

Fidan, 7-8 Temmuz'da Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesine ve ABD Başkanı Donald Trump'ın olası katılımına ilişkin, "Bildiğiniz gibi ABD başkanlarının neredeyse her seferinde NATO zirvelerine katıldığını görüyoruz. Başkan Trump da ilk döneminde tüm zirvelere katıldı, ikinci döneminde de zirvelere katıldığını gördüm. Örneğin, geçen yıl Hollanda'da da katıldı, sanırım bu yıl Ankara'daki zirveye de katılacaktır" dedi.

Küresel güvenlik mimarisindeki değişimlere yönelik Fidan, miras alınan mevcut sistemin İkinci Dünya Savaşı'nın sonrasında ortaya çıktığını hatırlatarak, o dönemde Birleşmiş Milletler'de üye 55 ulus devlet bulunduğunu, şu anda 200'ye yakın olduğunu söyledi.

"Mevcut uluslararası sistemi gözden geçirmenin zamanı geldi"

Fidan, güç parametreleri, güç dengesi, teknoloji, yaşam tarzı, refah, sermaye, dünyada her şeyin değiştiğine işaret ederek, "Dolayısıyla miras aldığımız sistem, insan olarak, ulus devletler olarak sorunlarımızı düzgün bir şekilde ele almamıza izin vermiyor. Bunu Gazze'deki Filistinlilere yönelik soykırım sırasında gördük. Bu nedenle daha iyi işleyen bir uluslararası sistem oluşturmak için mevcut sistemi gözden geçirmenin zamanı geldiğini düşünüyorum." değerlendirmesinde bulundu.

Başka hiçbir ulus devletin uluslararası normlara, düzenlemelere ve insanlığın geleceğine olan inancını yitirmesine izin vermemeleri gerektiğini vurgulayan Fidan, "İşbirliği yapma becerimizin eksikliği ya da kendi çıkarlarımızı karşılamak için daha açgözlü olmamız nedeniyle diğer ulus devletleri, dünya nüfusunu ve insanları hayal kırıklığına uğratırsak, insanlığın geleceğine olan inançlarını yitirirler. Bunun insanlığa karşı büyük bir ihanet olacağını düşünüyorum. İşte bu yüzden acilen samimi bir şekilde bir araya gelip bu sorunu çözmek için bir yol bulmamız gerekiyor" diye konuştu.

Fidan, Güney Kore halkına en iyi dileklerini ileterek, çok keyifli zaman geçirdiğini ve kendisine büyük bir misafirperverlik gösterildiğini dile getirdi.

 

AA

Fidan ABD ve İran arasındaki görüşmelere ilişkin, "Nihai teyit konusunda ise her iki tarafın da ilk taslağın son hali üzerinde genel bir mutabakata vardığını düşünüyorum. Umarım çok yakında iyi haberler alabiliriz" dedi
Pazar, Haziran 7, 2026 - 17:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA (Arşiv)</p>

Type: 
SEO Title: 
Fidan'dan ABD-İran görüşmesine ilişkin açıklama: Mayın temizleme sürecine katkıda bulunmamız istenirse memnuniyetle yaparız
copyright Independentturkish: 

Dervişoğlu: Milletin tercih hakkını yok sayan kayyum anlayışına karşı olmak temel ilkelerimizin doğal bir gereğidir

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin genel merkezinde düzenlenen Siyaset Akademisi'nin ikinci dönem açılışında konuştu.

Siyasetin yalnızca günlük tartışmaların ve seçim hesaplarının alanı olmadığını söyleyen Dervişoğlu, "Bizim için siyaset, dünyayı doğru okumakla, milleti doğru anlamakla ve devleti doğru kavramakla mümkündür. Bu yüzden her fırsatta altını çizdiğim bir husus var; yaşadığımız dönemi doğru teşhis etmek zorundayız. Ancak o sayede, üniter ve milli devletimizi koruyabilir, kollayabiliriz" ifadelerini kullandı.

Dervişoğlu, dünyada kurallara dayalı ekonomi düzeninin sarsıldığını ve güç dengelerinin yeniden şekillendiğini belirterek, "Savaşla barışın, diplomasi ile baskının, ekonomi ile güvenliğin, teknoloji ile egemenliğin birbirine karıştığı bir dönemden geçiyoruz. Belirsizlik, ülkeler arası ilişkilerin ana dinamiklerinden biri haline gelmiştir. Gerilimler kolayca çatışmaya dönüşebilmekte, devletler ani kararlarla savrulmaktadır. Toplumlar bir anda ağır bedellerle karşı karşıya kalabilmektedir" diye konuştu.

Bu dönemde siyasetçinin sorumluluğunun hakikat ile propagandayı, bilgi ile manipülasyonu ve milli çıkar ile günlük siyasi hesabı birbirinden ayırabilmek olduğunu ifade eden Dervişoğlu, "Çağımızda yalnızca olaylar değil, o olaylara yüklenen anlamlar da mücadele konusudur" dedi.

"Millet iradesini zayıflatan yıkıcı siyasal anlayışlar yaygınlaşmaktadır"

Dervişoğlu, toplumlarda hukuki ve sosyal güvencelerin zayıfladığını savunan Dervişoğlu, "İnsanlar kendi kaderi üzerine söz sahibi yurttaşlar olmaktan çıkarılıp, sadece yönetilen kalabalıklar haline getirilmek istenmektedir. Bunun neticesinde de bir otoriterlik sarmalı ortaya çıkmaktadır. Tek adamcı anlayışlar güçlenmekte, demokratik teamüller aşındırılmakta, millet iradesini zayıflatan zararlı ve yıkıcı siyasal anlayışlar yaygınlaşmaktadır" değerlendirmesini yaptı.

Millet kavramının, ortak bir gelecek iradesi anlamına geldiğini, devlet aklının da milletin rızasını, hukukun üstünlüğünü ve Cumhuriyet'i birlike koruyabilme olduğunu vurgulayan Dervişoğlu, "Milletin devleti yönetme yetkisi verdiği kişiler veya makamlar, üzerine yemin ettikleri anayasayı, asırların inşa ettiği örfü, geleneği, kanunları ve kurumları, kısaca Cumhuriyet birikimlerini aşındırmaktadır. Emanet edileni yönetmek yerine emanetin kendisini dönüştürmeye çalışmakta, milletin rızasıyla kurulan düzenin yerine milletin rızasını daraltan başka bir düzen arayışını koymaktadırlar. İYİ Parti'nin de asla kabul edemeyeceği ve etmeyeceği şey budur" dedi.

"Siyasetsizlik durağı milletin tercih hakkından mahkum edildiği yerin adıdır"

Cumhuriyeti kişisel ikbal hesaplarına bağlayan hiçbir anlayışın demokrasi kılıfı altında meşrulaştırılamayacağını belirten Dervişoğlu, "Demokrasi dönem dönem uygulama biçimi bakımından farklılıklar gösterebilir. Şartlar değişebilir. Sistemler tartışılabilir. Usuller yenilenebilir. Ancak hiçbir diktatörlük niyeti demokrasi kılıfına sığdırılmaya çalışılamaz, milli irade laflarıyla masumlaştırılamaz. Hiçbir vesayet arayışı da Cumhuriyet adına savunulamaz" ifadelerini kullandı.

Bir ülkede seçimin yerini atamanın, rekabetin yerini müdahalenin, hukukun yerini ise imtiyazın almasının siyasetin askıya alınması anlamına geldiğini söyleyen Dervişoğlu, bu tabloya "siyasetsizlik durağı" adını verdiklerini belirtti. Dervişoğlu, "Siyasetsizlik durağı, milletin tercih hakkından mahrum edildiği yerin adıdır. Partilerin, belediyelerin, kurumların ve toplumun doğal işleyişine müdahale edildiği yerdir. Rekabetten korkanların, milletin kararına güvenmeyenlerin, hukuku siyasetin aracı haline getirenlerin istediği son duraktır. Bu sebeple, kime yönelirse yönelsin, hangi partiye, hangi belediyeye, hangi siyasi iradeye yapılırsa yapılsın, milletin tercih hakkını yok sayan kayyum anlayışına karşı olmak bizim temel ilkelerimizin doğal bir gereğidir" şeklinde konuştu.

Siyaset Akademisi'nin amacına da değinen Dervişoğlu, "Biz burada yalnızca ders yapmayacağız. Devleti, hukuku, Cumhuriyeti, milleti, iradeyi, ahlakı ve sorumluluklarımızı konuşacağız. Olayları, süreçleri ve kavramları hem hakikatler hem de değerler bakımından nasıl ele almamız gerektiğini tartışacağız. Çünkü Siyaset Akademisi bir sertifika programından ibaret değildir. Bu akademi bilgiyi ezber olmaktan çıkarıp sorumluluğa dönüştürme çabasıdır" dedi.

"Türkiye'nin ihtiyacı olan sözüyle özü bir olan kadrolardır"

Dervişoğlu, gençlerin siyasetten uzaklaşmasına neden olan umutsuzluk ve güvensizlik duygusuna karşı siyaseti yeniden itibarlı hale getirmeyi hedeflediklerini belirterek, şunları söyledi: 

Biz yeni olanla kadim olan arasındaki doğru bağı kuranlarız. Kopan bağları onaranlar, parçalanan toplumsal güveni yeniden tesis edenleriz. Biz devlet ile millet arasındaki akdin muhafızlarıyız. Hukuk ile hürriyet arasında, devlet ile millet arasında, güvenlik ile demokrasi arasında, değişim ile süreklilik arasında denge kuranlarız.

Buraya yalnızca dinlemeye gelmediniz. Buraya düşünmeye geldiniz. Sorgulamaya geldiniz. Öğrenmeye, tartışmaya ve konuşmaya geldiniz. Bu akademiden yalnızca bilgiyle değil, sorumluluk duygusuyla ayrılmanızı istiyoruz. Yalnızca kavramlarla değil, o kavramların ahlakıyla buluşmanızı istiyoruz. Yalnızca siyasetin teknik tarafını değil, siyasetin vicdanını, edebini, terbiyesini ve millet önündeki mesuliyetini içselleştirmenizi istiyoruz. Çünkü Türkiye'nin ihtiyacı yalnızca yeni sözler ve yeni siyasi yüzler değildir. Türkiye'nin ihtiyacı sözüyle özü bir olan kadrolardır.

 

Independent Türkçe

Dervişoğlu, bir ülkede seçimin yerini atamanın, rekabetin yerini müdahalenin, hukukun yerini ise imtiyazın almasının, siyasetin askıya alınması anlamına geldiğini söyledi
Pazar, Haziran 7, 2026 - 17:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
Dervişoğlu: Milletin tercih hakkını yok sayan kayyum anlayışına karşı olmak temel ilkelerimizin doğal bir gereğidir
copyright Independentturkish: 

Kurtulmuş: Bize düşen her alanda Türkiye'nin sözünü en güçlü noktaya çıkarabilmek

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Vefa Lisesi bahçesinde 20. Geleneksel İlim Yaymalılar Buluşması ve Vefa Yurdu Temel Atma Töreni'nde yaptığı konuşmada, İlim Yayma Cemiyeti ve İlim Yayma Vakfının Türkiye'nin sivil toplum hareketleri bakımından büyük bir başarı öyküsü olduğunu söyledi.

Kendisinin de merhum babası dolayısıyla çocukluğundan itibaren hemen her gelişmesini yakınen takip ettiği İlim Yayma Hareketi'nin bugün geldiği fevkalade muhteşem nokta dolayısıyla ilk dönemlerde ve zor şartlarda emeği geçenler başta olmak üzere bu camianın geçmişini saygıyla anan Kurtulmuş, hayatını kaybedenler için Allah'tan rahmet dileyip bu hizmetleri sürdürenleri tebrik etti.

Cemiyet ile vakfın kuruluşundan bugüne gelen çalışmalarına işaret eden Kurtulmuş, kimsenin bir gelecek tayin etmediği bir camianın bugün geldiği yerin fevkalade önemli ve başarılı olduğunu kaydetti.

Kurtulmuş, İlim Yayma Yurdu'nun, Anadolu insanının çocuklarının kalabileceği nadir mekanlardan birisi olduğunu, burada kalan binlerce öğrencinin şimdi Türkiye'de hemen her alanda söz sahibi olduğunu, bundan iftihar duyduklarını dile getirdi.

Kendisinin mütevelli heyeti üyesi olduğu dönemde "İlim Yayma Vakfına bir üniversite kurmak yakışır." fikri gündeme geldiğinde bir grup arkadaşıyla birlikte "İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi" olarak sonradan isimlendirilecek üniversitenin kuruluş ve fizibilite çalışmalarını gerçekleştirdiklerini belirten Kurtulmuş, üniversitenin bugün Türk eğitim sistemi içerisinde kendisine yaraşır ve fevkalade müstesna bir yere kavuştuğunu söyledi.

TBMM Başkanı Kurtulmuş, bu büyük başarıda herkesin büyük katkısının olduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti:

Gelinen yer asla küçümsenecek bir yer değildir, 'Tamam, çok şey başardık.' diyerek bir kenarda durup beklenilecek bir yer hiç değildir. Bundan sonra hedeflerimizi daha yukarılara çıkararak aynen Türkiye'nin hedeflerinin yükselmesi gibi İlim Yayma camiasının hedeflerini de yükseltmek mecburiyetindeyiz. Türkiye'nin sözü artık sadece Türkiye'nin içerisinde değil, dünyanın her yerinde en güçlü şekilde söylenilmelidir, söylenilmektedir. Gittiğimiz bütün uluslararası temaslarda şunu görüyoruz: Ay ay, gün gün, sene sene Türkiye'nin yurt dışındaki itibarı, sözünün kıymeti ve Türkiye'nin yerinin gücü herkes tarafından görülüyor, tespit ediliyor ve ona göre hareket ediliyor. Şimdi bize düşen, her alanda Türkiye'nin sözünü en güçlü noktaya çıkarabilmek, 'Türkiye Yüzyılı' olarak hedeflediğimiz Cumhuriyetimizin ikinci asrını gerçekten sözü güçlü, gücü tesirli bir Türkiye'nin yüzyılına çevirmektir. Düşüneceğimiz, duraksayacağımız vaktimiz yoktur. Sadece durmayı ve düşünmeyi, gelecek planlarımızı revize etmek ve daha güçlü hale getirmek için gerçekleştirmek durumundayız. Allah hepimizin yardımcısı olsun. Türkiye'nin her alandaki bu büyük gücünü ileriye taşımak inşallah İlim Yayma camiasından yetişen siz değerli dostlarımızın büyük katkılarıyla mümkün olsun.

İlim Yayma Cemiyeti ile vakfını buraya kadar getiren esas unsurun ne paralarının ne adamlarının çokluğu ne de iktidarın arkasında bulunması olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, "Bugün gelinen noktada hiç şüphesiz bizim en büyük gücümüz vakıf insanlarıdır. Kendisini hayra, kendisini memlekete, kendisini ilim ve irfana adamış olan, varidat bakımından da çok fazla varlıklı olmayan, az sayıda insanın varlığıyla yola çıkan bu hareket vakıf insanlar üzerinden bugüne kadar gelmiştir. Bugün de aramızda nice vakıf insanlar vardır, bundan sonra da nice vakıf insanlar olmaya devam edecektir. Çünkü bizim kültürümüzün, medeniyetimizin mayası; fikrini, ilmini, mesaisini, varidatını vakfetmektir” diye konuştu.

Bu vakıf insanlar geleneğinin en önemli ve son şahikalarından birisinin de Ömer Aydın olduğunun altını çizen Kurtulmuş, yakın bir zamanda rahmet-i Rahman'a yolcu ettikleri Aydın'ın modern çağların vakıf insanlarına örnek birisi olduğuna işaret etti.

"Ömer Aydın, gerçekten vakıf insandı, 'Sahabe ahlaklıydı.' diyebileceğimiz birisiydi"

Kurtulmuş, "Şahsiyetiyle, inancıyla, herkesin elinden tutma özelliğiyle, kimisine ağabey, kimisine kardeş olma vasfıyla diyebiliriz ki İlim Yayma çatısından geçen herkese mutlaka dokunmuştur, sözü değmiştir, gönlü değmiştir. Ömer Aydın, gerçekten vakıf insandı, 'Sahabe ahlaklıydı.' diyebileceğimiz birisiydi. İlim Yayma Cemiyetinin ve vakfının bugüne kadar gelmesinde, bu çatı altında binlerce insanın yetişmesinde katkısı olan Ömer Aydın'ı da rahmetle, minnetle, şükranla yad ediyoruz. Gerçekten üstün ahlakıyla, kişilik özellikleriyle Osmanlı'ya, ecdadımıza duyduğu büyük saygıyla, aynı zamanda tam manasıyla bir evlad-ı Fatihan olan Ömer Aydın'ı İlim Yayma'dan yolu geçenlerin, zannediyorum, hiçbirisi unutmayacak ve unutturmayacaktır" ifadelerini kullandı.

Yurt olmanın ötesinde bir mektep olan vakfın yeni yapılacak yurt binasında hizmetlerini devam ettireceğini belirten Kurtulmuş, emeği geçen bütün arkadaşlarından Allah'ın razı olmasını temenni etti.

Kurtulmuş, "Bundan sonra çok daha güzelleşerek, devam edecek bu projenin bir yerde temel atması anlamına gelen bu programda bir araya geldiğimiz için Allah'a şükrediyorum. İnşallah Cenab-ı Allah en kısa süre içerisinde yeni binayı da görmeyi nasip etsin ve orada da nice hizmetlere İlim Yayma camiasını muvaffak kılsın" dedi.

 

AA

"Düşüneceğimiz, duraksayacağımız vaktimiz yoktur. Sadece durmayı ve düşünmeyi, gelecek planlarımızı revize etmek ve daha güçlü hale getirmek için gerçekleştirmek durumundayız"
Pazar, Haziran 7, 2026 - 17:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Kurtulmuş: Bize düşen her alanda Türkiye'nin sözünü en güçlü noktaya çıkarabilmek
copyright Independentturkish: 

Somali'de çocuk asker olmak: "Öldür ya da öl"

En geniş katılımla kabul edilen insan hakları belgesi olan Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi, "Taraf devletler 15 yaşından küçüklerin çatışmalara doğrudan katılmaması için mümkün olan tüm önlemleri alacaktır" dese de çocuk asker sorunu sürüyor. 

BBC, ergenliği Somali'nin başkenti Mogadişu'nda çatışmakla geçen Yusuf Ali'nin hikayesini internet sitesine taşıdı. 

Artık esnaf olan 34 yaşındaki Somalili gibi pek çok kişiye, aldıkları psikolojik hasarla baş edebilmelerini sağlayacak yardımın sunulmadığı vurgulandı. 

Yusuf Ali'nin 14 yaşında olduğu dönemde, İslami Mahkemeler Birliği ülkenin birçok bölgesini kontrol ediyor ve bu bölgelere istikrar getirdiği iddia ediliyordu.

11 Eylül saldırılarının ardından siyasal İslam'a savaş açan ABD'li politikacıların bu oluşumu El Kaide'yle ilişkili olmakla suçladığı belirtildi. 

Aralık 2006'da ABD'nin desteğiyle Somali'ye giren binlerce Etiyopya askerinin ülkeyi istila ettiği ve İslami Mahkemeler Birliği'nin gençlik kolu Eş Şebab'ın direnişiyle karşılaştığı hatırlatıldı. 

Daha bir yaşındayken babasını ABD'li askerlere karşı verilen Mogadişu Muharebesi'nde kaybeden Ali de bu direnişe katılmış. 

Ali, direnişçileri barındırdığı iddia edilen sivil yerleşimlerine yönelik saldırılardan birinin 2007'de kendi mahallesini vurduğunu söylüyor:

Bu gecelerden birinde komşumuzun evi vuruldu. Bizim de evimiz sallandı, toprak altımdan çekiliyor gibi hissettim ve sonrasında çığlıklar duymaya başladım. Enkaza gittiğimizde benim yaşlarımdaki bir kız çocuğunun hareketsiz bedenini gördüm. Daha önce de ölümle karşılaşmıştım ama hiçbir şey beni o geceye hazırlamamıştı.

Ali'nin ailesi, Mogadişu'nun kuzeybatısındaki Elasha Biyaha'ya kaçsa da pek çok genç gibi o da direnişe katılmaya karar vermiş:

Camideki vaazlar, ülkeyi kafirlerden korumak için birleşme çağrısı yapınca herkes heyecanlandı. 

Eski komutanların da aralarında bulunduğu direnişçilerden eğitim alan Ali, 16 yaşındayken eline silah verildiğini ve Mogadişu sokaklarında çatışmaya başladığını anlatıyor. 

Etiyopya askerlerinin yanında savaşan Somalili çocuklarla da çatışmak zorunda kaldıklarını sözlerine ekliyor:

Bazen ilerledikçe yerde benim yaşlarımda bir askerin cansız halde yattığını fark edip duraksıyordum. Lakin çatışmalar o kadar şiddetliydi ki harekete devam etmek zorundaydım. Öldür ya da öl durumu vardı ve uğruna ölmeye hazır olduğumuz bir davanın içindeydik.

Ali'ye göre direnişçiler, uluslararası toplumun desteklediği Somali geçiş hükümetini ve ona bağlı askerleri "hain" olarak görüyordu.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

2007-2009 dönemindeki çatışmalarda Mogadişu yerle bir olurken tüm taraflar savaş suçu işlemekle itham edildi. 

Etiyopya ordusunun çekilmesinin ardından militanlar birbirleriyle çatışmaya başladı. 

Ali, "Yan yana savaştığım adamların bir kısmı şimdi eski yoldaşlarına karşı savaşıyordu. Annem ve kardeşlerim daha iyi bir hayat yaşamamı istiyordu. Güney Afrika'daki amcamın da teşvikiyle, onun yanında yeni bir hayata başladım" diyor. 

2009'da kaçak yollarla Johannesburg'a giden Ali, 5 yıl boyunca amcasının dükkanında çalışmış. 

Oradaki yabancı düşmanı saldırılar üzerine Mogadişu'ya döndüğünü anlatıyor. 

Dönünce başkentin yeniden inşa edildiğini gördüğünü ancak siyasi karmaşanın sürdüğünü vurguluyor. Eş Şebab'ın ülkenin büyük kısmının kontrolünü ele geçirdiğini ve pek çok casusa sahip olduğunu belirtip ekliyor:

Hiç kimse birbirine güvenmiyordu. Açık bir şekilde siyaset konuşan yoktu. Ülkemizi, halkımızı, dinimizi savunmak için savaştık ama yıllar sonra işler daha da kötüye gitti.

Artık 4 yaşındaki bir erkek çocuğuna sahip evli bir baba olan Ali, geçmişin izleriyle yaşadığını söylüyor:

Somali'de sorunlarımızdan bahsetmeyiz. Dua ederek kendi kendimize huzur bulmaya çalışırız.

Diğer yandan Somali'de istikrar hâlâ sağlanamadı. Önceki günlerde hükümet, seçim sistemi ihtilafını protesto etme gerekçesiyle başkent Mogadişu'ya gelen bazı muhalif liderlere eşlik eden ve güvenlik güçleriyle çatışmalara giren silahlı unsurların etkisiz hale getirildiğini duyurdu.

Eski Cumhurbaşkanı Şeyh Şerif Ahmed'le eski Başbakan Hasan Ali Hayri'nin ağır silahlı milisleri yerleşim bölgelerine konuşlandırdıkları ve sivilleri tehlikeye attıkları belirtildi.

Somali'de uzun yıllardır uygulanan kabile temelli seçim sisteminden "tek kişi tek oy" esasına dayalı doğrudan seçim modeline geçiş planı, ülkedeki bazı muhalif kesimlerin itirazıyla karşılaşmıştı.

Bazı muhalif liderler başkent Mogadişu'da barışçıl protesto düzenleyeceklerini açıklamış ancak beraberlerinde kente gelen silahlı unsurlar güvenlik güçlerine hedef alan çatışmalar başlatmıştı.


Independent Türkçe, BBC, AA

Derleyen: Eren Umurbilir

Ülkede istikrar sağlanamıyor
Pazar, Haziran 7, 2026 - 17:00
Main image: 

<p>BM verilerine göre silahlı örgütler Somali'deki çocukları saflarına katmayı sürdürüyor (AFP/Arşiv)</p>

related nodes: 
İsrail’in Somaliland’ı tanıması Türkiye - ABD ilişkilerini nasıl etkileyecek?
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Somali'de çocuk asker olmak: "Öldür ya da öl"
copyright Independentturkish: 

ABD'den İran bağlantılı kripto para borsalarına yeni yaptırım

ABD Hazine Bakanlığı, İran'a yönelik yaptırımlar kapsamında aralarında ülkenin en büyük kripto para borsalarının da bulunduğu bazı dijital varlık platformlarını yaptırım listesine aldığını duyurdu.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, Yabancı Varlıkları Kontrol Ofisi'nin (OFAC) "Ekonomik Öfke" operasyonu kapsamında İran'a karşı yeni yaptırım kararları aldığı belirtildi.

Açıklamaya göre, İran merkezli kripto para borsaları Nobitex, Wallex, Bitpin ve Ramzinex yaptırım listesine eklendi. Yetkililer, Nobitex'in geçen yıl İran'a giren tüm dijital varlıkların yarısından fazlasını işlediğini öne sürdü.

ABD Hazine Bakanlığı, Nobitex'in İran'ın uluslararası yaptırımlardan kaçınmasına yardımcı olduğunu, İran Devrim Muhafızları Ordusu ile bağlantılı işlemleri kolaylaştırdığını ve fidye yazılımı faaliyetlerinde bulunan aktörlerle ilişkili dijital cüzdanlarla işlem gerçekleştirdiğini iddia etti.

Ayrıca Nobitex'in, İran Merkez Bankası'nın yüz milyonlarca dolar değerindeki stablecoin varlıklarına erişimini sağladığı ve İran para birimi riyalin değer kaybını sınırlamaya yönelik girişimlerde kullanıldığı öne sürüldü. Şirketin internet erişimindeki kısıtlamalara rağmen İran kaynaklı fonların ülke dışına aktarılmasına katkı sağladığı da iddialar arasında yer aldı.

ABD yönetimi, Nobitex'in üst düzey yöneticilerini de yaptırım listesine dahil etti.

Wallex de hedefte

Açıklamada, işlem hacmi bakımından İran'ın ikinci büyük dijital varlık borsası olduğu belirtilen Wallex'in yanı sıra Bitpin ve Ramzinex'in de yaptırımlara tabi tutulduğu ifade edildi. Söz konusu platformların, Devrim Muhafızları Ordusu ile bağlantılı çok sayıda finansal işleme aracılık ettiği iddia edildi.

Bessent: Dijital varlıklar yaptırımları delmek için kullanılıyor

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, konuya ilişkin değerlendirmesinde İran'ın dijital varlık teknolojilerini yaptırımları aşmak ve sermaye çıkışı sağlamak amacıyla kullandığını ileri sürdü.

Bessent, ABD'nin İran'ın nükleer silah geliştirme faaliyetlerini engellemek amacıyla hem geleneksel bankacılık sistemi hem de dijital varlık ekosistemi üzerindeki finansal hareketleri yakından izlemeyi sürdüreceğini belirtti.

AA

ABD, İran'a yönelik yeni yaptırımlar kapsamında ülkenin önde gelen kripto para borsaları Nobitex, Wallex, Bitpin ve Ramzinex'i yaptırım listesine aldı
Çarşamba, Haziran 3, 2026 - 01:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
ABD'den İran bağlantılı kripto para borsalarına yeni yaptırım
copyright Independentturkish: 

Kısa haberler

Sezgin Tanrıkulu'ndan gerekçeli karar tepkisi: Kararı 5 Mart’tan önce yazmışlar

CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, gerekçeli kararın 5 Mart’tan önce yazıldığını ancak UYAP’a yüklenmediğini öne sürdü. Tanrıkulu, kararın zamanlamasına dikkat çekerek, YSK üyelerindeki değişimin beklendiğini savundu.

CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, CHP’ye ilişkin gerekçeli kararın yazım tarihi ve UYAP’a yüklenme süreciyle ilgili dikkat çeken iddialarda bulundu. Tanrıkulu, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

"Bu karar, 5 Mart'tan önce yazılmış ama UYAP'a yüklenmemiş. Çünkü kararda açılan ceza davalarından söz ediliyor. 15 Mayıs 2026 tarihine talik edildiği belirtiliyor. Bu ifade kararın 15. sayfasında yer alıyor. Oysa bu karar 21 Mayıs'ta verilmiş. 5 Mart'taki duruşma çoktan görülmüş ve dosya Temmuz ayına ertelenmiş. Eğer gerekçeli karar zamanında, örneğin 21 Mayıs'tan iki gün önce yazılmış olsaydı, "5 Mart 2026 tarihinde duruşmasının görüldüğü ve dosyanın Temmuz ayına ertelendiği" belirtilirdi. Dolayısıyla kararın kendisi bile 5 Mart'taki duruşmada ne yapıldığını söylemiyor. Peki neden beklemişler? Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığının değişmesini beklemişler. Oradaki seçim süreci uzamış. Eski başkan ya da eski üyeler görevde kalırsa ne olacağını kestirememişler.

Oysa Yüksek Seçim Kurulu'nun İstanbul örneğinde olduğu gibi son derece açık, yerleşik ve istikrarlı kararları var. Bu içtihatlara aykırı davranılmayacağını biliyorlarmış. Neden özellikle 21 Mayıs? Çünkü hem Yüksek Seçim Kurulu'nun yeni başkan ve üyeleri göreve başlamış oluyor hem de dokuz günlük tatil dönemi yaşanıyor. Bu arkadaşlarımız bunları bilmezler mi? Elbette bilirler. En önemli kararların zamanlamasının bu tür hesaplarla belirlendiğini bilmiyorlar mı? Şimdi CHP'nin lehine verilmeyeceğinin bilindiği bir karara muhatap olunması "Bu bir mahkeme kararıdır, biz ne yapalım?" denilmesi mümkün değil. Ne yaparsın? Alırsın, yırtarsın, atarsın. Bu kadar basit. Partinin geleceği bakımından ivedi olarak yapılması gereken işler konusunda sorumluluk alınır; ancak bunun ötesinde bu karara dayanarak bir tutum almazsın."


Tunceli Valiliği’nden Kılıçdaroğlu billboardları hakkında açıklama

Tunceli Valiliği, kentte bazı billboardlarda yer alan eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun afişlerinin, Tunceli Valisi ve Belediye Başkan Vekili Şefik Aygöl’ün talimatıyla astırıldığı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını bildirdi.

Valilikten yapılan yazılı açıklamada, bazı basın-yayın organları ile sosyal medya platformlarında yer alan iddialar üzerine kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla açıklama yapılmasının gerekli görüldüğü belirtildi.

Açıklamada, billboardlarda yer alan Kemal Kılıçdaroğlu görsellerinin Almanya’da yaşayan Pülümürlü bir iş insanı tarafından tamamen kendi talebi doğrultusunda yayımlatıldığı ve tüm masrafların da kendisi tarafından karşılandığı ifade edildi.

Billboardların kullanım hakkının açık ihale usulüyle özel bir firmaya verildiği aktarılan açıklamada, söz konusu alanların kullanımına ilişkin tasarruf ve içerik sorumluluğunun ilgili firmaya ait olduğu vurgulandı.

Valilik açıklamasında, yayımlanan ilan ve görsellerin içeriğiyle Tunceli Valiliği veya Tunceli Belediyesi’nin herhangi bir ilgisinin ya da onay sürecinin bulunmadığı kaydedildi.

Afişlerin hazırlanması, bastırılması, billboardlara yerleştirilmesi ve finansmanının sağlanması süreçlerinin hiçbir aşamasında valilik veya belediyenin dahlinin bulunmadığı belirtilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

Bahse konu afişlerin Valimiz Sayın Şefik Aygöl’ün talimatı, bilgisi veya yönlendirmesi doğrultusunda astırıldığı yönündeki iddialar gerçeği yansıtmamakta olup kamuoyunu yanıltıcı nitelik taşımaktadır.

Valilik, kamuoyunun doğruluğu teyit edilmemiş bilgi ve paylaşımlara itibar etmemesi çağrısında bulundu.

Independent Türkçe, Türkiye ve dünyadan güncel haberleri okurları için derledi
Çarşamba, Haziran 3, 2026 - 00:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: Independent Türkçe</p>

Type: 
SEO Title: 
Kısa haberler
copyright Independentturkish: 

ABD Dışişleri Bakanı Rubio, İsrail'e verilen destek nedeniyle protesto edildi

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Başkanı Donald Trump’ın 2027 mali yılı bütçe talebine ilişkin Temsilciler Meclisi Ödenekler Komitesi’nde ifade verdiği sırada protesto edildi.

Rubio’nun Komite’deki açılış konuşmasına başladığı esnada salona giren bazı eylemciler, ABD’nin dış politikası ve İsrail’e verdiği destek karşıtı sloganlarla gösteri yaptı. Protestocular, “İsrail’e destek verme, Filistinliler hala bir soykırıma uğruyor. Şimdi de Lübnan’da katliam yapıyorlar” ifadelerini kullandı.

Kısa süreli gerginliğe yol açan protestoda, göstericiler bir süre slogan attıktan sonra güvenlik görevlileri tarafından salondan çıkarıldı.

Öte yandan Rubio, Senato Dış İlişkiler Komitesi önünde de bütçe savunması yapacağı sırada Kongre binası koridorunda toplanan başka bir grup tarafından protesto edildi.

Göstericiler, ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı’nın (USAID) yeniden açılmasını talep ederken, “Fonları serbest bırakın, şantaja son verin”, “Her 30 dakikada bir çocuk ölüyor” ve “Rubio yalan söylüyor” yazılı pankartlar taşıdı.

Koridorda oturma eylemi başlatan grup, polis tarafından tek tek gözaltına alındı.

İran savaşı sonrasında ilk kez Kongre’de ifade veren Rubio, protestocuların çıkarılmasının ardından yeniden salona alınarak 2027 bütçe talebine ilişkin sunumuna devam etti.

AA

ABD Kongresi'nde bugün ikinci defa konuşması kesilen Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İsrail'e verilen destekten dolayı protesto edildi.
Salı, Haziran 2, 2026 - 22:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
ABD Dışişleri Bakanı Rubio, İsrail'e verilen destek nedeniyle protesto edildi
copyright Independentturkish: 

ABD Dışişleri Bakanı Rubio, İran'la müzakerelerde nükleer konusunun da yer aldığını belirtti

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesine bakanlığının 2027 bütçesiyle ilgili yaptığı bilgilendirme konuşmasında, İran'ın nükleer programının bazı kısımlarını müzakere etmeyi kabul ettiğini söyledi ve görüşmelerin Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına yardımcı olabileceği umudunu paylaştı.

Bakan Rubio, İran'ın ABD ile "hala dağlarında gömülü olan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumun akıbeti konusunda" detaylı bir müzakereye girmek zorunda olduğunu belirtti.

Bu konuların ayrıntılarının İran'la gelecek görüşmelerde ele alınmasının gerekli olduğuna değinen Rubio, "Ülkelerindeki zenginleştirme faaliyetlerine ciddi ve uzun vadeli sınırlamalar getirilmesi veya bunların iptal edilmesi konusunda anlaşmaya varmak zorundalar." dedi.

Rubio, "Örneğin, 'Zenginleştirilmiş uranyumu imha edeceğiz.' diye taahhütte bulunmaları gerekiyor. Şimdi soru şu: Bunu hangi mekanizmalarla yapacağız? Bu müzakere edilebilir." ifadelerini kullandı.

İran'la anlaşmanın yakında olabileceğini söyledi

Dışişleri Bakanı Rubio, İran'la ne zaman bir anlaşmaya varılacağı yönündeki soruyu cevaplarken kesin bir tarih vermese de bunun yakın sürede gerçekleşebileceğini kaydetti.

İran'dan yanıt almanın "6 güne kadar sürebileceğini" bildiren Rubio, Tahran'la dolaylı müzakerelerin zorluklarına değindi ancak yine de savaşı sona erdirecek bir anlaşmanın "mümkün olduğunu" ileri sürdü.

ABD'nin sırf Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması amacıyla İran'a yönelik yaptırımları hafifletmesi veya varlıklarını serbest bırakması olasılığı sorulan Rubio, "Hayır, bu konu görüşülmedi. Bu teklif edilmedi." cevabını verdi.

Öte yandan Virginia Senatörü Tim Kaine, İran'a yönelik saldırıların başlatılmasının üzerinden "92 gün geçmesine rağmen" Trump yönetiminin hala Kongre'ye "savaşı haklı çıkaracak bir görüş" sunmadığı konusunda eleştiride bulundu.

AA

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İran'la süren görüşmelerin Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına yardımcı olabileceğini belirterek, müzakerelerin Tahran'ın nükleer programıyla ilgili konuları da içereceğini bildirdi
Salı, Haziran 2, 2026 - 21:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
ABD Dışişleri Bakanı Rubio, İran'la müzakerelerde nükleer konusunun da yer aldığını belirtti
copyright Independentturkish: 

Türkiye ve 7 ülke, İsraillilerin Mescid-i Aksa'ya yönelik baskınlarını kınadı

Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri, Endonezya, Katar, Mısır, Pakistan, Suudi Arabistan ve Ürdün'ün dışişleri bakanları, aşırılık yanlısı İsraillilerin İsrail güvenlik güçlerinin koruması altında Mescid-i Aksa'ya düzenlediği baskınlara ilişkin ortak bir kınama açıklaması yayımladı.

Açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:

"Dışişleri bakanları, aşırılık yanlısı İsrailli yerleşimcilerin, İsrail güçlerinin koruması altında Mescid-i Aksa'ya yönelik devam eden baskınlarını ve Mescid-i Aksa avlusunda İsrail bayrağı açılmasını en güçlü şekilde kınamaktadırlar. Bu provokatif ve kabul edilemez eylemlerin uluslararası hukukun, ilgili Birleşmiş Milletler (BM) kararlarının ve işgal altındaki Doğu Kudüs'teki kutsal mekanların tarihi ve hukuki statüsünün açık bir ihlali olduğunu vurgulamaktadırlar."

Dışişleri bakanları ayrıca, işgalci güç olan İsrail'in, işgal altındaki Doğu Kudüs'ün tarihi, hukuki ve demografik yapısını değiştirmeyi, Müslüman ve Hristiyan kutsal mekanlarının kutsiyetini ve statüsünü baltalamaya yönelik süregelen sistematik ihlallerini ve önlemlerini kınadı.

Bakanlar, Kudüs ve buradaki Müslüman ve Hristiyan kutsal mekanlarının tarihi ve hukuki statüsünü değiştirmeye yönelik her türlü girişimi kategorik olarak reddettiklerini yineleyerek, tarihi Haşimi vesayetinin bu konudaki özel rolünü tanıyarak, bu statünün korunması gerektiğini vurguladı.

Ayrıca bakanlar, 144 dönümlük Mescid-i Aksa alanının tamamının yalnızca Müslümanlara ait bir ibadet yeri olduğunu ve Ürdün Evkaf ve İslami İşler Bakanlığına bağlı Kudüs Vakıfları ve Mescid-i Aksa İşleri Dairesinin, kutsal Mescid-i Aksa'nın işlerini yürütme ve buraya girişleri düzenleme konusunda münhasır yetkiye sahip yasal merci olduğunu yineledi.

Dışişleri bakanları, bu tırmandırıcı eylemlerin durdurulmasını İsrail makamlarının sorumluluğu olarak gördüklerini ve tekrarlanan İsrail ihlallerinin gerilimi tırmandırdığı, istikrarsızlığı ve aşırıcılığı körüklediği, barışa yönelik uluslararası çabaları baltaladığı ve İsrail'in uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülüklerinin açık bir ihlalini teşkil ettiği hususlarında uyarıda bulundu.

Bakanlar açıklamada, "Bu tür tüm yasa dışı ve provokatif İsrail uygulamalarının derhal durdurulması çağrısında bulunmakta ve Mescid-i Aksa'daki tarihi ve hukuki statüye bütünüyle saygı gösterilmesi gerektiğini yeniden teyit etmektedirler." ifadesini kullandı.

Dışişleri bakanları, Filistin halkıyla sarsılmaz dayanışmasını ve başta kendi kaderini tayin hakkı ile başkenti Doğu Kudüs olan, 1967 sınırlarında bağımsız ve egemen bir Filistin Devleti'nin kurulması olmak üzere, meşru ve devredilemez ulusal haklarının hayata geçirilmesine yönelik kararlı desteklerini yeniden teyit etti.

Bakanlar ayrıca, İsrail işgalini sona erdirmeyi ve uluslararası hukuk, ilgili BM kararları ve Arap Barış Girişimi uyarınca, iki devletli çözüm temelinde, adil, kalıcı ve kapsamlı bir barışı sağlamayı amaçlayan tüm çabalara desteklerini bir kez daha beyan etti.

AA

Türkiye ve 7 ülkenin dışişleri bakanları, aşırılık yanlısı İsraillilerin İsrail güçlerinin korumasında Mescid-i Aksa'ya yönelik baskınlarını ve avluda İsrail bayrağı açılmasını sert şekilde kınadı
Salı, Haziran 2, 2026 - 19:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Türkiye ve 7 ülke, İsraillilerin Mescid-i Aksa'ya yönelik baskınlarını kınadı
copyright Independentturkish: 

TBMM Başkanı Kurtulmuş, Finlandiya Dışişleri Bakanı Valtonen ile görüştü

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, resmi ziyaret kapsamında bulunduğu Helsinki'de Finlandiya Dışişleri Bakanı Elina Valtonen ile bir araya geldi. Görüşmede iki ülke ilişkileri, Avrupa'nın güvenliği, NATO zirveleri ve Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik süreci ele alındı.

Finlandiya Parlamentosu'nda gerçekleştirilen kabulde konuşan Kurtulmuş, Türkiye ile Finlandiya arasındaki karşılıklı ziyaretlerin ikili ilişkilerin her alanda gelişmesine katkı sağlayacağına inandığını belirtti.

Türkiye'nin NATO kapsamında iki önemli toplantıya ev sahipliği yapacağını hatırlatan Kurtulmuş, 28-29 Haziran'da İstanbul'da düzenlenecek NATO Parlamenter Zirvesi ile 7-8 Temmuz'da Ankara'da gerçekleştirilecek NATO Liderler Zirvesi'nin, NATO'nun geleceği ve Avrupa'nın güvenliği açısından yeni perspektifler ortaya koyacağını ifade etti.

Hem NATO hem de Avrupa Birliği ülkelerinin daha önce görülmemiş sınamalar ve görüş ayrılıklarıyla karşı karşıya bulunduğunu dile getiren Kurtulmuş, yaşanan gelişmelerin Avrupa'nın güvenliğinin yeniden değerlendirilmesini ve NATO'nun işlevlerinin gözden geçirilmesini zorunlu kıldığını söyledi.

Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğini stratejik bir hedef olarak gördüğünü vurgulayan Kurtulmuş, Finlandiya'nın bu süreçte verdiği destekten dolayı teşekkür etti.

Bölgesel ve küresel sorunların çözümünde diplomasinin önemine dikkat çeken Kurtulmuş, ülkeler arasındaki anlaşmazlıkların müzakere ve karşılıklı rızaya dayalı görüşmeler yoluyla çözülmesinin en doğru yöntem olduğunu ifade etti. Finlandiya'nın arabuluculuk konusundaki tecrübesine de işaret eden Kurtulmuş, müzakereye dayalı anlayışın güçlendirilmesinin önem taşıdığını kaydetti.

Türkiye ile Finlandiya'nın NATO'nun yeni fonksiyonları ve Avrupa'nın güvenliğinin artırılması gibi birçok konuda benzer yaklaşımlara sahip olduğunu belirten Kurtulmuş, başta savunma sanayi olmak üzere eğitim, enerji ve turizm alanlarında iş birliğinin geliştirilmesi için önemli fırsatlar bulunduğunu söyledi.

Görüşmeye, Türkiye-Finlandiya Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Tuğba Işık Ercan, Türkiye-İsveç Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Abdullah Ağralı, TBMM İdare Amirleri Ömer Faruk Hülakü ve Sermet Atay, TBMM Katip Üyesi Nurten Yontar, AK Parti Mardin Milletvekili Faruk Kılıç ile Türkiye'nin Helsinki Büyükelçisi Deniz Çakar de katıldı.

ANKA

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Finlandiya'nın başkenti Helsinki'de Finlandiya Dışişleri Bakanı Elina Valtonen ile bir araya geldi.
Salı, Haziran 2, 2026 - 18:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
TBMM Başkanı Kurtulmuş, Finlandiya Dışişleri Bakanı Valtonen ile görüştü
copyright Independentturkish: 

Rusya: Ukrayna'nın Luhansk'taki kolej saldırısına karşı Kiev'de 10 askeri işletmeyi vurduk

Bakanlıktan yapılan açıklamada, geçen ay Ukrayna ordusunun ilhak edilen Luhansk bölgesindeki Starobelsk Meslek Koleji'ne yönelik insansız hava araçlarıyla (İHA) saldırı düzenlediği anımsatıldı.

Buna yanıt olarak gece Rusya Silahlı Kuvvetlerinin Ukrayna'daki askeri tesislere yoğun saldırı düzenlediği kaydedilen açıklamada, saldırının hipersonik aerobalistik füzeler dahil hava, deniz ve karadan uzun menzilli yüksek hassasiyetli silah ve İHA'larla gerçekleştirildiği ifade edildi.

Vurulan yerlerin sıralandığı açıklamada, şunlar kaydedildi:

"Saldırı sonucu Kiev'de İHA üreten 10 işletme, kayıtları tutan ve nüfusu harekete geçiren 3 askeri yönetim merkezi, Zaporijya şehrinde bir makine imalat fabrikası ve 'Motor Sich' fabrikasındaki atölyeler, Dnipropetrovsk bölgesinde İHA ve füze sistem parçaları üreten işletme ve lojistik merkezi, Harkiv merkezinde 3 askeri sanayi işletmesi, Sumi bölgesinde askeri fabrika, Hmelnitski ve Poltava bölgelerinde askeri sanayi işletmeler vuruldu."

Açıklamada ayrıca, Ukrayna'nın Kiev, Hmelnitski, Kirovograd, Jitomir, Rivne ve Çerkası bölgelerinde bulunan askeri havaalanlarının saldırı hedefinde olduğu aktarıldı.

Olay

Ukrayna ordusunun 22 Mayıs'ta Luhansk bölgesindeki Starobelsk Meslek Koleji'ne İHA saldırısı düzenlediği ve saldırı sonucunda 21 kişinin öldüğü, 42 kişinin yaralandığı bildirilmişti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna'nın saldırısının "terör eylemi" olduğunu belirterek, "Bu, Kiev yönetiminin terör doğasını bir kez daha gösterdi." demişti.

Rusya Dışişleri Bakanlığı, Ukrayna'daki askeri sanayi tesisleri ile karar alma ve komuta merkezlerine sistematik olarak saldırı düzenleyeceklerini bildirerek, yabancı uyruklu vatandaşlar, yabancı misyon temsilcilik çalışanları ve uluslararası örgüt temsilcilerine Kiev'i derhal terk etme çağrısında bulunmuştu.

AA

Rusya Savunma Bakanlığı, Ukrayna'nın Luhansk bölgesindeki koleje yönelik düzenlediği saldırıya karşılık başkent Kiev'deki 10 askeri işletmeyi vurduklarını bildirdi
Salı, Haziran 2, 2026 - 18:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Rusya: Ukrayna'nın Luhansk'taki kolej saldırısına karşı Kiev'de 10 askeri işletmeyi vurduk
copyright Independentturkish: 

Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Kılıç: Yargıtay hızla butlan davasında kararını ortaya koymalıdır

Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Suat Kılıç, partisinin MYK toplantısının ardından gündeme dair açıklamalarda bulundu. Kılıç, istinafın CHP'nin 38. Olağan Kurultayı'na yönelik verdiği “mutlak butlan” kararına ilişkin şunları kaydetti:

Siyaset sahnesinde 80 yıllık çok partili hayatın en derin kaosu yaşanıyor. Ana muhalefet partisinin sürüklendiği belirsizlik, oyun kurucu aktörler dışında, siyasetin tamamını derin bir belirsizliğin içine çekiyor. Düzensizlikten yeni bir düzenin çıkacağı aşikar. Partiler dizayn ediliyor, konjonktür dizayn ediliyor, rakipler dizayn ediliyor. Yargı, sopa olarak kullanılıyor; muhalifler hizaya getiriliyor. Haklının hakkını alamadığı, güçlünün haklı sayıldığı bir sistem süratle tahkim ediliyor. Daha önce yolun sonu 'karanlık' demiştik. Şimdi çıkılan bu yeni yolun sonu 'seçim'. Sonbaharda mı olur ilkbaharda mı olur belirsiz ama yolun sonu seçim. Genel Başkanımız Fatih Erbakan’ın daha önce söylediği gibi bu seçim kontrollü bir seçim. Butlan kararı ile kontrollü seçim sürecinin startı verildi diyebiliriz. Biz, bizden sorumluyuz. Seçime varız. Erken seçime de varız. Baskın seçime de varız.

"Bu şartlar altında bile açlığı, yoksulluğu değil CHP'yi konuşuyoruz"

TÜRK-İŞ’in yayımladığı açlık ve yoksulluk sınırı verilerine dikkati çeken Kılıç, sözlerini şöyle sürdürdü:

Dokuz günlük bayram tatilini geride bıraktık. Tatilde konuşulması gereken, ekonomiydi, enflasyondu, işsizlikti. Ama Türkiye geçimi değil CHP’yi konuştu, butlanı konuştu. İşte konuşulması gereken konulardan biri: TÜRK-İŞ mayıs ayı verilerini açıkladı. Dört kişilik ailenin aylık gıda harcaması tutarı açlık sınırı 35 bin 174 lira. Gıda ile birlikte diğer tüm temel harcamalar için haneye girmesi gereken toplam gelir tutarı, yani yoksulluk sınırı ise 114 bin 576 lira. Bekar bir çalışanın aylık yaşama maliyeti 45 bin 488 lira. Mutfak enflasyonu aylık yüzde 1,70. On iki aylık yüzde 40,18. Yıllık ortalama yüzde 40,58. Bu şartlar altında bile açlığı, yoksulluğu, işsizliği değil CHP’yi konuşuyoruz. 6 milyon ev gencini, illegal bahis çetelerini, uyuşturucu bağımlılığındaki çılgın artışı değil CHP’yi konuşuyoruz. Çiftçiyi, köylüyü değil CHP’yi konuşuyoruz. Oysa ki çiftçilerimiz borç batağında. Tarihin en ağır borç yükü altında.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

"Borçların faizleri derhal sıfırlanmalıdır"

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, çiftçilerin bankalara olan kredi borçlarının faizleriyle birlikte 1 trilyon 355 milyar lira olduğuna dikkati çeken Kılıç, "Çiftçilerimizin bugünkü mazot, gübre, tohum ve emek maliyetleri karşısında zirai faaliyetlerine devam etmesi mümkün değildir. Dile kolay, 1 trilyon 355 milyar lira. Çoğu Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatiflerine olan bu borçların faizleri derhal sıfırlanmalıdır. Ana paralar faizsiz uzun vadeye yayılmalıdır. Ziraat Bankası imtiyazlı holdinglere değil çiftçiye köylüye para bulmalıdır.  Ziraat Bankası kârlılık rekorları kırmak için değil, çiftçinin belini kırmak maliyetleri azaltmak için vardır. Özetle, Ziraat Bankası ziraat için vardır, çiftçi için vardır, köylü için vardır, Türkiye’nin gıda güvenliği için vardır. Ziraat Bankası Yönetim Kurulu, eski bakan ve milletvekillerinden değil ziraat mühendislerinden, ziraat odası başkanlarından, çiftçilerden ve köylülerden oluşmalıdır" diye konuştu.

"İslam dünyası ayağa kalkmalıdır"

ABD ve İsrail ile İran arasındaki savaşa da değinen Kılıç, şunları söyledi:

İçimizdeki siyasi kaos ve ekonomik kriz bizi dünyada yaşananlardan da koparmalıdır. ABD ve İsrail İran’da bataklığa saplandı. Siyonist rejimin kuklası olan Trump yönetiminin İsrail Başbakanı Netanyahu’yla çatışacağı günler yakındır. Amerikan halkı isyanın eşiğinde. Ve artık siyonist sapkınlığın harita oyunları için bedel ödemek, can vermek istemiyor. Bu süreçte, başta Türkiye olmak üzere İslam dünyası ayağa kalkmalıdır. Kudüs için ayağa kalkmalıdır. Mescid-i Aksa için ayağa kalkmalıdır. Kudüs’te, Mescid-i Aksa’da bütün kırmızı çizgiler aşılmıştır. İsrail kabinesinin, savaş suçlusu, terör hükümlüsü, ırkçı, faşist, siyonist bakanları Mescid-i Aksa’nın mahremiyetini ard arda ihlal ediyor. Namazlar, ibadetler engelleniyor.

Artık küresel bir intifadanın vakti gelmiştir, geçmektedir. İslam dünyası, Türkiye’nin öncülüğünde, Kudüs için harekete geçmelidir. Küresel bir seferberlik ilan edilmelidir. Müslüman devletler Sumud Filosu'ndaki umut aktivistleri gibi harekete geçmelidir. Bir kez daha söylüyoruz: İsrail laftan anlamaz, güçten anlar ve o güç bizde var.”

"Bir butlan davası aylarca, yıllarca sürdürülemez"

Açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Kılıç, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin mutlak butlan kararına ilişkin açıklamalarıyla ilgili soruya şu yanıtı verdi:

Sayın Bahçeli'nin söyledikleri devlet tarafından dikkate alınmış olsaydı öncesinde herhalde Cumhuriyet Halk Partisi butlanla karşı karşıya kalmazdı. Madem ki ana muhalefetin kaosa sürüklenmesinde Türkiye'nin ve Türk siyasetinin hayrına bir durum yoktur, o zaman bu karar hiç çıkmasaydı. Öyle değil mi? Yargı böyle değil de başka türlü tecelli etseydi, mesela istinaftaki gibi değil de ilk derece mahkemesindeki gibi yargı gerçekleşseydi, burada Yeniden Refah Partisi olarak bizim özellikle dikkati çekmek istediğimiz şey şudur: Bir butlan davası aylarca, yıllarca sürdürülemez. Birkaç günde, birkaç haftada bütün deliller değerlendirilmeli ve butlan davası hızla neticelendirilmelidir.

"CHP için olağanüstü kurultay yolu hızla açılmalıdır"

Mutlak butlan kararının CHP'nin son kurultayında seçilen yönetimi iş başından uzaklaştırmayı hedeflediğini kaydeden Kılıç, şunları söyledi:

Bu kadar kritik, bu kadar önemli bir davanın ayları, yılları bulması hukuka aykırıdır, akla aykırıdır, siyasetin tabiatına aykırıdır. Şimdi Yargıtay hızla CHP hakkındaki butlan davasında kararını ortaya koymalıdır. Son nokta ne ise Yargıtay gereğini yapmalıdır. Bir sürpriz beklentimiz yok. Aşağıdan gelen kararın bu anlamda, bu konuyla ilgili yukarıda bozulacağına dair bir beklentimiz yok ama her ne olacaksa olmalı, Yargıtay son noktayı koymalı, Cumhuriyet Halk Partisi için de olağanüstü kurultay yolu hızla açılmalıdır. Türkiye ana muhalefet partisiyle ilgili bu belirsizlik ortamından hızla uzaklaştırılmalıdır. Muhalefete yönelik belirsizlik, siyasete yönelik güvensizliği beraberinde getirmektedir, beslemektedir. Halkın demokrasiden, anayasal sistemden, hukuktan, yargıdan yana güveni günden güne törpülenmektedir. ‘Bize ne CHP'nin içişidir’ demek çözüm değildir. Çünkü Türkiye bir ülke, TBMM tek meclisimiz ve bütün siyasi partiler temsilini burada buluyor. ‘Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yaşanan kaostan bana ne’ demek, ‘Türkiye'den bana ne’ demekle eş değer. O nedenle bu kaosun hızla çözüme kavuşması, yargı süreçlerinin derhal ve behemahal noktalanması lazımdır. Kurultayın acilen yapılması elzemdir. Ve Türkiye bu belirsizliği bir an önce çözümle başından savmalıdır.

 

ANKA 

"Bir butlan davası aylarca, yıllarca sürdürülemez. Birkaç günde, birkaç haftada bütün deliller değerlendirilmeli ve butlan davası hızla neticelendirilmelidir"
Salı, Haziran 2, 2026 - 17:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

related nodes: 
CHP'li Salıcı’dan ortak bildiriye şerh: Sorunlu varsayımlara dayanmaktadır
Yeni sözcü Müslim Sarı duyurdu: Kılıçdaroğlu’nun MYK’sı açıklandı
Hakan Fidan: ABD Başkanı Trump, NATO Zirvesi'ne katılmayı planlıyor
Type: 
SEO Title: 
Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Kılıç: Yargıtay hızla butlan davasında kararını ortaya koymalıdır
copyright Independentturkish: 

CHP'li Salıcı’dan ortak bildiriye şerh: Sorunlu varsayımlara dayanmaktadır

CHP İstanbul Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı, sosyal medya hesabından partisine yönelik mutlak butlan kararı sonrası 111 CHP milletvekilinin imzaladığı olağanüstü kurultay çağrısını imzalamama gerkçesini açıkladı. 

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Salıcı şu ifadeleri kullandı:

111 milletvekili arkadaşımın imzaladığı ortak bildiriye niçin imza vermediğime dair çok sayıda soru aldım. Sürecin şeffaflığı gereği bu açıklamayı yapmayı bir görev biliyorum. Metne imza atan arkadaşlarımın da, imza atmayan arkadaşlarımın da kendilerine göre haklı ve saygıdeğer gerekçeleri vardır. Cumhuriyet Halk Partisi çatısı altındaki her bir irade değerlidir.

Kurultay konusundaki duruşum dün de bugün de aynıdır. Tutumumda hiçbir değişiklik yoktur: Kurultayımızın mümkün olan en kısa sürede toplanması şarttır, elzemdir. Metnin anafikri, zannedildiği gibi, Kurultayın toplanması değildir. Kurultayın 25 Temmuz 2026 tarihinden önce toplanmasıdır. Benim, herhangi bir nedenle örneğin eylül ayında toplanacak Kurultaya da desteğim vardır. 25 Temmuz’dan önce Kurultay toplanmazsa seçimlere giremeyeceğimizi ileri sürmek, son derece sorunlu varsayımlara dayanmaktadır.

Sorumluluk sahibi bir siyaset; sorunları ciddiyetle ele alır ve kimseyi panikletmeden o sorunu çözer. Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçimlere giremeyeceği senaryoları bu kadar kolay dillendirilememelidir. Bu sadece ve sadece rakiplerimizin ekmeğine yağ sürer. Benim nazarımda Kurultay; sorunların konuşulduğu, çözüldüğü ve siyasi rotanın belirlendiği yerdir. Kurultaydan kaçınmak her koşulda yanlıştır.

Partimizin yargı eliyle dizayn edilmesine göz yummayan, Partililerimizi telaşa sürüklemeyen, Kurultayı birlik ve beraberlik amacıyla talep eden her türlü bildirinin altında ilk imzacı olacağım bilinmelidir."

 

ANKA 

“Tutumumda hiçbir değişiklik yoktur: Kurultayımızın mümkün olan en kısa sürede toplanması şarttır, elzemdir”
Salı, Haziran 2, 2026 - 17:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

related nodes: 
Yeni sözcü Müslim Sarı duyurdu: Kılıçdaroğlu’nun MYK’sı açıklandı
Hakan Fidan: ABD Başkanı Trump, NATO Zirvesi'ne katılmayı planlıyor
Erdoğan Sayıştay'da konuştu: Yerel yönetimler merkezli skandallar asla mazur görülemez
Type: 
SEO Title: 
CHP'li Salıcı’dan ortak bildiriye şerh: Seçimlere giremeyeceğimizi ileri sürmek, son derece sorunlu varsayımlara dayanmaktadır
copyright Independentturkish: 

Yeni sözcü Müslim Sarı duyurdu: Kılıçdaroğlu’nun MYK’sı açıklandı

CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verilen karar sonrasında genel başkanlık görevine yeniden getirilen Kemal Kılıçdaroğlu’nun oluşturduğu Merkez Yönetim Kurulu (MYK) belli oldu.

30 Mayıs’ta CHP Genel Merkezi’nde çalışmalarına başlayan Kılıçdaroğlu’nun, yeni yönetim kadrosunu şekillendirmek için yoğun mesai yürüttüğü belirtiliyordu. MYK üyeleri ve görev dağılımı, Parti Sözcüsü olarak görevlendirilen Müslim Sarı tarafından açıklandı.

Buna göre Rıfat Turuntay Nalbantoğlu Genel Sekreterlik görevine getirilirken, Orhan Sarıbal Yurtiçi Örgütlenmeden, Bülent Kuşoğlu ise İdari ve Mali İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak görevlendirildi.

Müslim Sarı Parti Sözcülüğü görevini üstlenirken aynı zamanda Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevini de yürütecek. Semra Dinçer Yurtdışı Örgütlenmeden, Deniz Demir Medya ve Halkla İlişkilerden, Prof. Dr. Ali Rıza Erbay ise Sağlık Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak MYK’de yer aldı.

Yeni yönetimde ayrıca Cemal Canpolat, Necdet Saraç, Yıldırım Kaya, Hasan Efe Uyar, Berhan Şimşek, Devrim Barış Çelik, Ahmet Hakan Uyanık, Nevaf Bilek, Adnan Demirci, Tahsin Tarhan ve Gamze Akkuş İlgezdi de farklı alanlarda genel başkan yardımcılığı görevlerine getirildi.

Öte yandan ekonomi, dış politika, hukuk ve seçim işleri birimlerinin doğrudan Genel Başkan’a bağlı olarak faaliyet göstereceği açıklandı.

19 kişiden oluşan yeni MYK’nin ilk toplantısını bugün saat 18.00’de gerçekleştireceği bildirildi.

 

Independent Türkçe

CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’na ilişkin verilen kararın ardından genel başkanlık görevine dönen Kemal Kılıçdaroğlu, yeni Merkez Yönetim Kurulu’nu belirledi. Parti Sözcüsü Müslim Sarı, MYK üyeleri ve görev dağılımını kamuoyuyla paylaştı
Salı, Haziran 2, 2026 - 16:30
Main image: 

<p>Ekran alıntısı: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
Yeni sözcü Müslim Sarı duyurdu: Kılıçdaroğlu’nun MYK’sı açıklandı
copyright Independentturkish: 

Ağıralioğlu: Bayramdan sonra seçim otobüsümüze binip yollara düşeceğiz

Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, partisinin Kurban Bayramı’nın üçüncü gününde genel merkezde düzenlenen bayramlaşma programında açıklamalarda bulundu. Ağıralioğlu, bayram sonrası saha çalışmalarına hız vereceklerini belirterek, “Bayramdan sonra seçim otobüsümüze binecek ve yollara düşeceğiz” dedi.

Partisinin kısa sürede büyümesine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ağıralioğlu, “Şimdi birileri, ‘Anahtar Parti niye bu kadar hızla büyüyor?’ diye büyük bir merakla sormaya başladı. Aslında kurulduğumuz günden bugüne kadar kameralar bizden hep uzak olduğu için milletimizin umuduna ve güvenine dokunduğumuzu tam olarak idrak edemediler. Ama biz durmadan yolumuza devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Bayramlaşma programına Ağıralioğlu’nun eşi Bilge Bilgin Ağıralioğlu, annesi Hatice Ağıralioğlu ve babaannesi Fatma Ağıralioğlu da katıldı.

“Partimiz devletin ve milletin partisidir”

Konuşmasında partisinin vizyonuna ilişkin mesajlar veren Ağıralioğlu, Anahtar Parti’nin “devletin ve milletin partisi” olduğunu söyledi.

Ağıralioğlu, “Partimiz memlekette derdi olan; artık içi boş kimlik tartışmalarından yorulanların, meşrep ayrımcılığından usanıp ‘yeter artık’ diyenlerin partisidir. Göreceksiniz bu memleket gerçek hizmetle buluşacak. Bu süreci lütfen bir bayrak yarışı gibi düşünün. Bugüne kadar iktidarda olanların eksiği, yanlışı ne varsa hepsini tamamlamak ve düzeltmek, bizim en büyük mesuliyetimizdir” diye konuştu.

Devlet için faydalı olan uygulamaları sürdüreceklerini belirten Ağıralioğlu, “Devletimiz için iyi olan her şeyi devam ettirecek, kötü olan her şeye ise kararlılıkla engel olacağız. Bu ülkeyi yoran bu sistemsizliğin yerine, tıkır tıkır çalışan güçlü bir sistem kuracağız” dedi.

“Milletinden başka hiçbir odağın önünde eğilmeyecektir”

Türkiye’de siyasetin halkın iradesi doğrultusunda yapılması gerektiğini ifade eden Ağıralioğlu, “Türkiye'de siyaset eğer haddini ve sınırını bilmiyorsa biz Anahtar Parti olarak siyaseti tam da halkın emrinde olacağı o meşru hatta çekeceğiz” ifadelerini kullandı.

Anahtar Parti’nin “milletin ve devletin asil partisi” olduğunu söyleyen Ağıralioğlu, şöyle devam etti:

“Bu hareket, aziz milletinden başka hiç kimseye hesap vermeyecektir. Bu parti, iradenin partisidir; milletinden başka hiçbir odağın önünde asla eğilmeyecektir. Bu parti, cesaretin partisidir. O yüzden sizlerin bu tertemiz iradesine hiç kimse leke süremez, gölge düşüremez. Ay-yıldızlı şanlı bayrağın gölgesinde olan herkesle beraberiz ve o bayraktan başka hiçbir güce gölgelenmeyiz. Bizler, o bayrağın altında ‘86 milyon bizim öz ailemizdir’ diyen yepyeni ve sarsılmaz bir hassasiyet merkeziyiz; Türk siyasetinin yeni akıl merkeziyiz.”

ANKA

Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, bayram sonrası seçim çalışmalarına başlayacaklarını belirterek, “Seçim otobüsümüze binecek ve yollara düşeceğiz” dedi
Cuma, Mayıs 29, 2026 - 18:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
Ağıralioğlu: Bayramdan sonra seçim otobüsümüze binip yollara düşeceğiz
copyright Independentturkish: 

DSÖ: Tütün kullanımı her yıl 7 milyondan fazla kişinin ölümüne neden oluyor

DSÖ, "31 Mayıs Dünya Tütünsüzlük Günü" dolayısıyla yeni rapor yayımladı.

"Dünya genelinde 13-15 yaş aralığındaki en az 40 milyon çocuk, tütün ürünleri kullanıyor. Gençlerin elektronik sigara ve nikotin poşeti kullanımı artmaya devam ediyor." ifadelerinin kullanıldığı raporda, dünya genelindeki hükümetlere "yeni nesli tütün ve nikotin ürünlerine bağımlı olmaktan koruma" çağrısı yapıldı.

Tütün ve nikotin şirketlerinin, özellikle ergenler ve genç yetişkinler için ürünlerini daha çekici, kullanımı daha kolay ve bırakılması daha zor hale getirmek üzere kasıtlı olarak tasarladıklarına işaret edilen raporda, nikotinin beyinleri hala gelişmekte olan çocuklar, ergenler ve genç yetişkinler için son derece bağımlılık yapıcı ve zararlı olduğu vurgulandı.

Raporda, "Hükümetler, aromalı ürünleri yasaklayarak, reklam, tanıtım ve sponsorluk faaliyetlerini engelleyerek, kapalı kamusal alanları tamamen sigara ve elektronik sigaradan arındırarak ve denetimi artırarak insanları koruyabilir." değerlendirmesi yapıldı.

Kısa süre önce piyasadaki en hızlı büyüyen nikotin ürünlerinden biri olan nikotin poşetlerine ilişkin sosyal medya fenomenlerinin de desteğiyle yoğun bir tanıtım kampanyası yapıldığına işaret edilen raporda, DSÖ'nün nikotin poşetlerine ilişkin raporunun, dünya genelinde hızla artan satışlara rağmen yaklaşık 160 ülkede nikotin poşetleri için özel bir düzenleme bulunmadığını ve milyonlarca insanın korunmasız kaldığını ortaya koyduğu hatırlatıldı.

"Tütün kullanımı her yıl 7 milyondan fazla kişinin ölümüne neden oluyor"

Raporda, "Tütün kullanımı, her yıl 7 milyondan fazla kişinin ölümüne neden oluyor, küresel olarak önlenebilir ölümlerin önde gelen nedenlerinden biri olmaya devam ediyor. (Tütün kullanımı) Kardiyovasküler hastalıklar, solunum yolu hastalıkları ve 20'den fazla farklı kanser türü veya alt türüyle bağlantılı." ifadeleri kullanıldı.

Dünyada 1 milyardan fazla tütün, elektronik sigara ve nikotin poşeti kullanıcısı olduğu belirtilen raporda, bu kişilere bağımlılıktan kurtulmak adına çağrı yapıldı.

Raporda görüşlerine yer verilen DSÖ Sağlık Belirleyicileri, Tanıtım ve Önleme Departmanı Direktörü Dr. Etienne Krug, tütünün milyonlarca insanı öldürmeye devam ettiğine dikkati çekti.

Krug, "Büyük tütün şirketleri, iş modellerini yeniden şekillendiriyor, ölümcül sigaralardan kar sağlamaya devam ederken, bir yandan da yeni nesli bağımlı hale getirmeyi amaçlayan aromalı elektronik sigaraları, nikotin poşetlerini ve diğer nikotin ürünlerini agresif şekilde pazarlıyorlar." ifadesini kullandı.

AA

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Umman'ın Hürmüz Boğazı'ndan geçen ticari gemilerden ücret almaya yönelik herhangi bir planın içinde olmayacağını söyledi
Cuma, Mayıs 29, 2026 - 18:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
DSÖ: Tütün kullanımı her yıl 7 milyondan fazla kişinin ölümüne neden oluyor
copyright Independentturkish: 

Çetelerin kontrolündeki Haiti'de Dünya Kupası coşkusu

Polisle çatışan çeteler başkent Port-au-Prince'teki FIFA Goal Center'ı 1 Şubat'ta ateşe verdiğinde, Haitili futbol severler üzüldü. 

Zira tesis, şiddet sarmalının tırmandığı ülkedeki gençlerin sporcu olma hayalleri için de kilit önem taşıyordu.

Birkaç ay önce Nikaragua'yı eleyen Haiti milli takımı, 1974'ten sonra ilk kez Dünya Kupası'na katılma hakkı kazanarak ülkeyi sevince boğmuştu.

Kasımda oynanan maçta takımının galibiyet gollerinden birini atan Louicius Deedson, CNN'e "Haiti halkının böylesine birleştiğini görmeyeli uzun zaman olmuştu" diyor. 

2010'da başkent Port-au-Prince'i sarsan ve 100 bin ila 316 bin kişinin öldüğü tahmin edilen depremden önce ülkeden kaçan Deedson, "Bence ABD'ye taşınmak aldığım en iyi karardı" ifadesini kullanıyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Ulusal takımdaki pek çok arkadaşı da onun gibi ufakken Haiti'den kaçmış. Şu anda da Florida ve New Jersey'de antrenman yapıyorlar. 

İstikrarsızlık ve şiddet ortamı yüzünden Haiti dışında antrenman yapmak zorunda kalan takımın Kuzey Amerika'da yapılacak turnuvada nasıl bir performans göstereceği merakla bekleniyor. C Grubu'nda Brezilya, Fas ve İskoçya gibi güçlü rakipler var.

Ülkesinin liginde oynayan tek Haiti milli takımı futbolcusu olan Woodensky Pierre, "Asla bu noktaya gelemeyeceğimi düşündüğüm zamanlar oldu. Zengin bir ailede büyümedim. Annem işportacıydı, babam da hep gündelik işler yapıyordu. Futbol benim her şeyimdi" diyor.

Haiti Gençlik ve Spor Bakanlığı İletişim Direktörü Louis Alex Francois daha fazla spor tesisi yapmaları gerektiğini söylüyor:

Ne zaman elinde silah olan bir çocuk görsek mahvoluyoruz. Kargaşa bitse de çocuklarımız ve gençlerimize daha iyi bir gelecek sunabilsek diye dua ediyoruz.

Temmuz 2021'de Devlet Başkanı Jovenel Moise'ye suikast düzenlenmesi ve aynı yıl ağustosta 2 bin 200'den fazla kişinin ölümüne neden olan 7,2 büyüklüğündeki deprem, 11 milyonu aşkın nüfuslu Haiti'deki toplumsal huzursuzluğu artırdı. 

Haiti'de düzeni sağlama çabaları bir türlü istenen sonuçları vermiyor.

Ülkenin başkentinin yüzde 90'ına yakınını çetelerin kontrol ettiği tahmin ediliyor.


Independent Türkçe, CNN, Haitian Times

Derleyen: Eren Umurbilir

"Halkın böylesine birleştiğini görmeyeli uzun zaman olmuştu"
Cuma, Mayıs 29, 2026 - 17:15
Main image: 

<p>MLS'te FC Dallas forması giyen Louicius Deedson takımının önemli kozlarından biri olacak (Reuters)</p>

related nodes: 
Haiti'de şiddet sarmalı: Yerinden edilen çocuk sayısı iki katına çıktı
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Çetelerin kontrolündeki Haiti'de Dünya Kupası coşkusu
copyright Independentturkish: 

Deccal konferanslarıyla gündem olan Peter Thiel niye Arjantin'e taşındı?

PayPal ve Palantir'in kurucusu ve Facebook'un ilk dış yatırımcısı Peter Thiel, ABD'den taşınıyor.

Buenos Aires'te bir malikane alıp ailesini Arjantin'e taşıyan ve çocuklarını Güney Amerika ülkesinde okula veren iş insanının bu kararı ilgi çekiyor.

Almanya'da doğup ABD'de büyüyen Thiel, 2011'de Yeni Zelanda vatandaşlığı almış, 2022'deyse Malta pasaportuna başvurmuştu. 

New York Times (NYT), Arjantin hamlesinin nedenlerini irdeledi.

Thiel'ı tanıyan kişilerle görüşen gazete, iş insanının ABD'ye dair endişelerinin bu kararda rol oynadığını söyledi. Özellikle Kaliforniya'da dolar milyarderlerine getirilmesi planlanan servet vergisinin iş insanını düşündürdüğü aktarıldı. 

Nükleer savaş ve yapay zekanın kontrolden çıkması gibi ihtimallere karşı kamuoyunu uyaran Thiel'ın Arjantin'in muhtemel çatışmalardan uzak kalacağı düşüncesini taşıdığı öne sürüldü. 

Ekonomik kriz ve enflasyonla boğuşan Arjantin'in lideri Javier Milei'nin hamlelerinin de iş insanını heyecanlandırdığı vurgulandı. İyi ilişkilere sahip ikilinin yüksek vergi, sosyalizm ve "duyarcılığa" karşı düşmanlıkta birleştiği bildirildi. 

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Arjantin'in yabancı yatırımcılara kucak açmasını isteyen Milei'nin "altın pasaport" programı başlatmayı düşündüğü ifade ediliyor. 

Thiel'e da kalıcı oturum izni ya da pasaport teklif edileceği öne sürülüyor.

Milei yanlıları, Thiel'ın ülkeye taşınmasını yabancı yatırımcıların ülkeye güvenmesinin kanıtı olarak lanse ederken karşıtları, ülkenin kontrolsüz kapitalizme satılması gibi görüyor.

Thiel'a yakın teknoloji girişimcilerden Martin Varsavsky, kendisinin de benzer düşüncelerle Arjantin'de bir çiftlik kurduğunu söyledi. 

NYT'ye konuşan İspanya ve Arjantin yurttaşı, III. Dünya Savaşı'nın çıkıp nükleer silahların Kuzey yarımküreyi mahvetmesi halinde kendisinin etkilenmeyeceğini savundu.

Çin, Tayvan'ı ya da Rusya, Litvanya'yı aldığı anda ben Buenos Aires'te olacağım. Medeniyete dair bir B planına sahip olmak güzel bir şey.

Thiel önceki aylarda Roma'da düzenlediği gizli Deccal konferanslarıyla tartışma yaratmıştı.

Milyarder iş insanı, Deccal'in küresel yönetim sistemi olarak ortaya çıkabileceğini savunuyor. Ona göre bu sistem yapay zeka, iklim değişikliği veya nükleer savaş hakkında insanların korkularını istismar ederek kontrolü ele geçirmek istiyor.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in Katolikliği benimsemesinde etkili olan Peter Thiel, ABD Başkanı Donald Trump'ın önemli bağışçılarından biri. 

PayPal'de Thiel'la birlikte çalışan David Sacks, Trump'ın ikinci döneminde "yapay zeka çarı" olarak görev yapıyor.


Independent Türkçe, New York Times, CNN

Derleyen: Eren Umurbilir

Ünlü iş insanı, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in Katolikliği benimsemesinde etkili olmuştu
Cuma, Mayıs 29, 2026 - 16:30
Main image: 

<p>Eşi Matt Danzeisen'la Buenos Aires'e giden Thiel, komşu Uruguay'dan da arazi aldı (Reuters)</p>

related nodes: 
Milyarder iş insanının Deccal dersleri tartışma yarattı
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Deccal konferanslarıyla gündem olan Peter Thiel niye Arjantin'e taşındı?
copyright Independentturkish: 

The Pitt'in yıldızı, başrolle arasında husumet olduğuna dair söylentileri yanıtladı

The Pitt'in yıldızı Sepideh Moafi, rol arkadaşı Noah Wyle'yle arasında husumet olduğu yönündeki spekülasyonları yalanladı.

HBO Max'in Emmy ödüllü tıp dramasının ikinci sezonunda diziye katılan 40 yaşındaki Moafi, hastanenin uzman doktoru Dr. Michael "Robby" Robinavitch'in (Wyle) uzun süreli izni süresince onun yerine geçici olarak atanan Dr. Baran Al-Hashimi'yi canlandırıyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

İki doktor, hasta tedavisi ve çalışma tarzları konusunda sürekli çatışırken bu durum, Dr. Robby'nin acil servisini Dr. Al-Hashimi'ye devretmekte tereddüte kapılmasına yol açıyor. İkinci sezonun finalinde Dr. Al-Hashimi'nin nöbet bozukluğuyla mücadele ettiğini açıklaması, Dr. Robby'yi ona bir ültimatom vermeye zorluyor: Ya hastalığını hastane yönetim kuruluna açıklayacak ya da Dr. Robby onu ihbar edecek.

Karakterlerin gergin ilişkisi, oyuncular arasında da bir anlaşmazlık olduğu yönünde hararetli hayran söylentilerine yol açtı. Hatta Moafi'nin karakterinin gidişatının, Wyle'yle ekran dışında yaşadığı söylenen rekabetin cezası olduğu yönünde asılsız bir teori bile dolaşıyor.

Variety'ye verdiği yeni röportajda Moafi, husumet söylentilerine noktayı koyarak şöyle dedi:

Kesinlikle hayır. Bende öyle bir güç yok. Biz gerçekten harika iş arkadaşlarıyız. Noah ve benim her zaman harika bir iş ilişkimiz oldu, bu yüzden 15. bölümdeki daha karanlık, daha muzır sahneleri çekmek güvenli geldi; özellikle de sahne hazırlıkları arasında geyik yapıp gülüp eğlendiğimiz için.

The L Word: Generation Q oyuncusu "Yani aramızda kişisel bir husumet ya da rekabet olduğu iddiası tamamen yanlış" diyerek sözlerini yineledi. 

En azından benim bildiğim kadarıyla. Noah'ya sorabilirsiniz ama ben bu konuda bir şey bilmiyorum.

Moafi ayrıca bu yaz çekimlerine başlanması ve Ocak 2027'de prömiyer yapması beklenen üçüncü sezonda geri döneceğini doğruladı. Ancak dizide "ne dereceye kadar" yer alacağına halihazırda emin değil.

Oyuncu "Geri döneceğimden eminim yani galiba?" dedi gülerek.

Hikayede neler yaşanacağı, kaç bölüm olacağı gibi konularda benim için hiçbir şey net değil ama geri döneceğim.

 

The Pitt
Noah Wyle, The Pitt'teki Dr. Robby rolünde sergilediği başrol performansıyla oyunculuk dalındaki ilk Emmy ödülünü kazandı (HBO)


Hayranların en sevdiği karakterlerden kıdemli asistan doktor Samira Mohan'in (Supriya Ganesh) diziye veda edeceği geçen ay duyurulmuştu. Mohan'in ayrılışı pek çok hayranın kalbini kırsa da ikinci sezonun büyük bir bölümünü geleceğini sorgulayarak ve farklı uzmanlık alanlarındaki diğer asistanlık programlarına başvurarak geçirdiği için bu durum muhtemelen pek sürpriz olmadı.

2025'te başlayan The Pitt, o zamandan beri televizyonda en çok izlenen dizilerden biri haline geldi. Her bölümün, Pittsburgh'deki bir acil servisin 15 saatlik vardiyasının bir saatini kapsadığı benzersiz formatı izleyicileri ve eleştirmenleri kendine bağlarken, gerçekçiliği ve Amerikan toplumunun yaşadığı en büyük sorunlardan bazılarını ele alan hikayeleriyle geniş çapta övgü topluyor.

2025 Emmy Ödülleri'ni silip süpüren dizi, En İyi Drama Dizisi ve Wyle'nin eve götürdüğü Drama Dizilerinde En İyi Erkek Oyuncu ödülleri de dahil 5 dalda galip gelmişti.



*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

independent.co.uk/arts-entertainment

Independent Türkçe için çeviren: Büşra Ağaç

Oyuncu, Emmy ödüllü tıp dramasının ikinci sezonuna katıldı
Cuma, Mayıs 29, 2026 - 16:30
Main image: 

<p>Sepideh Moafi (solda), ikinci sezonda Dr. Al-Hashimi rolüyle The Pitt'e katıldı (HBO Max)</p>

related nodes: 
Emmy ödüllü medikal drama sezon finaliyle rekor kırdı
The Pitt'in yıldızı dizide alınan "en zekice kararı" açıkladı
Label: 
Type: 
SEO Title: 
The Pitt'in yıldızı, başrolle arasında husumet olduğuna dair söylentileri yanıtladı
copyright Independentturkish: 
original url: 
https://www.independent.co.uk/arts-entertainment/tv/news/the-pitt-feud-noah-wyle-sepideh-moafi-b2985332.html

Murat Karayalçın: Bir tasfiye işareti alınırsa yeni bir parti düşünülmeli

Karayalçın, "Parti bütünlüğü önemli. Bizim kırmızı çizgimiz olmalı. Ama bir tasfiye olursa, bir tasfiye işareti alınırsa o zaman yeni bir parti düşünülmeli" dedi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Eski Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) Genel Başkanı Murat Karayalçın, istinafın "mutlak butlan" kararına ilişkin, Gazete Oksijen'den Sedat Ergin'e değerlendirmelerde bulundu.

Parti yöneticileri ve örgüte çağrı yapan Karayalçın, "Parti yöneticilerimiz, partililerimiz partinin bütünlüğünü sağlayacak açıklamalara kulak vermelidir. O eylemlerin içinde olmalı, sokağın sesini dinlemelidirler. Pazar günü genel merkezle TBMM arasında yedi sekiz kilometre mesafede olağanüstü bir yürüyüş gerçekleşti. Ankaralılar müthiş bir mesaj verdiler. Örgütün ve parti yöneticilerinin ne yapması gerektiğini o sokaktaki eylemleriyle, sloganlarıyla, tavırlarıyla, gösterdikleri sevgiyle ortaya koydular. Parti yöneticilerimizin ve partililerimizin sokağı dinlemesi lazım, bu mesajı alması lazım" ifadelerini kullandı.

"Kılıçdaroğlu'nu aradım ama ulaşmadım"

Karayalçın, istinafın kararıyla tedbiren CHP Genel Başkanlığı'na getirilen Kemal Kılıçdaroğlu'nu aradığını ancak ulaşamadığını belirterek, süreci şöyle anlattı:

Pazar günü kendisiyle bir görüşme girişiminde bulundum ama maalesef olmadı. 21 Mayıs'ta butlan kararının çıkmasından da önce çok sayıda partili bana 'ikisiyle de görüş' diye telkinde bulunmuştu.  Ben 22 Mayıs  Cuma  akşamı oldukça geç bir saatte önce Genel Başkanımız Özgür Özel'le görüştüm. Bana bu tür telkinlerin yapıldığını söyledim. 'Bir devreye girmek isterim, katkıda bulunmak isterim siz ve Kemal Bey de uygun görürseniz.' dedim. Özgür Bey 'Eski genel başkanımızsınız, çok katkınız olur diye düşünüyorum.' yanıtını verdi. Ben Sayın Kılıçdaroğlu ile pazartesi günü konuşmayı düşünüyordum. Fakat Pazar sabahı erken kalktım, televizyonu açtım  ve birdenbire o dehşet manzaraları gördüm. Tanımadığım birtakım insanlar partinin önünde sağa sola saldırıyorlar, partinin demirlerini, bahçe kapısını sarsıyorlar. Onun üzerine Sayın Kılıçdaroğlu ile hemen konuşmam gerekir diye düşündüm. Kendisini aradım hep aradığım numaradan ama maalesef ulaşamadım.

"En kısa zamanda kurultaya gidilmeli"

Murat Karayalçın, Kılıçdaroğlu'na ulaşsaydı şu ifadeleri kullanacağını aktardı:

 Çözüm olarak şunu söyleyecektim: CHP'de kurultay için en uygun zaman tartışması yaşanıyor birkaç gündür. Sayın Kılıçdaroğlu'na yakın olanlar 'en uygun zaman' diyorlar. Ben dahil kimi arkadaşlarımız da 'en uygun zamanda değil, en kısa zamanda olmalı' diyoruz. Çünkü bu mutlak butlan kararı kabul edilebilir bir karar değil. Ben bunun Anayasa'ya aykırı olduğu kanısındayım. Türkiye'de ne kadar siyasetçi tanıyorsanız, hepimiz Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) verdiği mazbatayla siyaset yaptık. Bizim mazbatalarımızı YSK verdi. Türkiye seçim hukuku konusunda çok başarı sağlamış bir ülke, bütün olumsuzluklara rağmen. Ama maalesef YSK devre dışı bırakıldı. Adli yargı seçim yargısını ekarte etti. O yüzden de bu kabul edilebilir, geçerli bir şey değil. Tabii resmi bir karar. Onun için uyacağız, uyuluyor. Zaten Sayın Özgür Özel de davalar açarak, itiraz ederek ve  grup başkanı seçilerek bu resmi kararın sonuçlarını da kabul ettiğini gösterdi. Ama bu haksız, yanlış bir karar. Bunu aşabilmemizin yolu bizim en kısa zamanda kurultaya gitmemizdir. Başka bir şey olamaz. Biz birkaç hakimin kararıyla allak bullak olacak bir parti değiliz. Hem siyasi partiler yasasına göre hem kendi tüzüğümüze göre bizde yönetim değişikliklerinin nasıl olacağı bellidir.

"Böyle adalet olur mu?"

Karayalçın, "baskın seçim" ihtimali gördüğünü de belirtti. "Kılıçdaroğlu ile seçime gidildiği takdirde bu adil bir seçim olur mu? Demokrasinin asgari gereklerini karşılayan, adil, düzgün bir seçim olur mu böyle bir seçim" sorusuna Karayalçın şöyle yanıt verdi:

Şu  yapılanların zaten demokrasinin gerekleriyle bağdaşan hiçbir yönü yok. Nasıl  CHP'nin kurultayı birkaç hakimin kararıyla değişiyor? Böyle bir adalet olur mu? Böyle bir haksızlık olur mu? Günah değil mi? Ayrıca sen hadi bunu yapacaksın, iki gün bekle kardeşim. Ne oluyor bu plastik mermiler, göz yaşı bombaları, demirlerin kesilmesi. AFAD ekipleri geldi, polis ekipleri geldi. Ne oluyor? Türkiye'nin ana muhalefet partisine yazık değil mi?

Karayalçın, tarihin en kritik noktalarından birinin yaşandığını, CHP olarak da ülke olarak da her türlü olasılığı dikkate almak gerektiğini kaydetti. "Kemal Bey'in bütün bu süreçte aldığı tavır, özellikle son günlerdeki tavrı sizi şaşırtıyor mu" sorusunu Karayalçın, "Üzüyor, öyle söyleyeyim" diye yanıtladı.

"Partinin bütünlüğü mutlak korunmalı"

CHP'nin bu süreci aşabileceğini vurgulayan Karayalçın, şu ifadeleri kullandı:

Burada kurultay için en uygun zaman tartışmasına geliyoruz. Eğer Parti Meclisi sıfırdan başlayan bir kurultay süreci işletme kararı alırsa, ilçe, mahalle delegeleri tespit edilecek, ilçe kongreleri, il kongreleri, kurultay vesaire... Bu bir tasfiye sürecini de beraberinde getirebilir. Parti birliğini sarsan sonuçları da beraberinde getirebilir... Böyle bir noktaya gelinmeden partinin birliği, bütünlüğü mutlaka korunmalıdır. CHP adı mutlaka korunmalıdır. Şimdi şöyle görüşler de çıkıyor, 'CHP'nin zaten bagajı var kardeşim. Bu bagajdan kurtulalım.' Evet, bagaj da var ama bir de CHP gerçekliği var. Ben bunu yaşamış birisiyim. Ta Osmanlı döneminden bu yana gelen bir damarın siyasetçileriyiz. Onun için CHP'yi kapatmak olmaz. Doğru değil. Ama çok zorda kalırsak tabii ayrı bir yapılanmaya gidilebilir. Aksi takdirde biz partiyi korumalıyız. Parti bütünlüğü önemli. Bizim kırmızı çizgimiz olmalı. Ama bir tasfiye olursa, bir tasfiye işareti alınırsa o zaman yeni bir parti düşünülmeli. 

Karayalçın, kurultay sürecinin uzamasının AK Parti'nin ekmeğine yağ sürülmesi anlamına geldiğini belirtti.

Murat Karayalçın, CHP Genel Merkezi'ne polisin girişini ağlayarak izlediğini de söyledi.

 

ANKA

Eski SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın, istinafın kararıyla tedbiren CHP Genel Başkanlığı'na getirilen Kemal Kılıçdaroğlu'nu aradığını, ancak ulaşamadığını belirterek en kısa zamanda kurultaya gidilmesi çağrısında bulundu
Cuma, Mayıs 29, 2026 - 16:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: X</p>

related nodes: 
CHP'de Kılıçdaroğlu ve Özel'den iki ayrı noktada bayramlaşma
CHP PM ne zaman toplanacak? Kılıçdaroğlu, mesai saatini beklediklerini açıkladı
Özgür Özel: Müesses nizam kendi siyaset kurgusu bozulmasın istiyor
Type: 
SEO Title: 
Murat Karayalçın: Bir tasfiye işareti alınırsa yeni bir parti düşünülmeli
copyright Independentturkish: 

Cumhurbaşkanı Erdoğan: İstanbul'un fethini hala içlerine sindiremeyen hazımsızlar var

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Bayramlar, yardımlaşma ve paylaşma duygularımızı yüceltmenin yanı sıra birlik ve beraberliğimizi daha da güçlendirdiğimiz özel günlerdir. Milletçe bayram günlerinde bu hissiyatı, bu ruhu, bu inancı çok daha diri biçimde idrak ve ihya ediyoruz." dedi.

Partisinin İstanbul İl Başkanlığınca Haliç Kongre Merkezi bahçesinde düzenlenen "İstanbul'un Fethi'nden Gönüllerin Fethine" programında katılımcıları selamlayarak konuşmasına başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, programa katılmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Hem İstanbul'un fethinin 573. yıl dönümü hem de bayram vesilesiyle bir araya gelindiğini hatırlatan Erdoğan, fethin 573. yıl dönümünde İstanbul'un daha bir güzel olduğunu, katılımcıların mübarek bayram gününde daha bir güzel olduğunu söyledi.

Vatandaşların Kurban Bayramı'nı tebrik eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Aynı şekilde dünyanın dört bir yanında yaşayan, bayramda sılası gözünde tüten bütün vatandaşlarımın, gönül coğrafyamızdaki her kardeşimizin, yeryüzündeki her Müslümanın bayramını tebrik ediyorum." ifadelerini kullandı.

Bayramın İslam dünyası ve insanlık için mübarek olmasını, kardeşliğe, barışa ve huzura vesile olmasını Cenabıallah'tan niyaz eden Erdoğan, kesilen kurbanların Allah katında makbul olmasını diledi.

Bayramın şüphesiz en çok çocuklar için bayram olduğunu belirten Erdoğan, "Bayram cennet yüzlü çocukların yüzlerinde tebessüm çiçekleri açınca bayram olur. Asıl böyle anlamını bulur. Türkiye'nin tüm çocuklarının, dünyanın tüm çocuklarının bayramını bugün özellikle tebrik ediyor, her birini sevgiyle kucaklıyor, minik yanaklarından öpüyor, her günlerinin bayram havasında geçmesini temenni ediyorum." diye konuştu.

Mübarek bayram günlerinin insanın dostluğu, kardeşliği, milli ve manevi değerleri en canlı biçimde yaşadığı müstesna zamanlar olduğunu dile getiren Erdoğan, "Bayramlar, yardımlaşma ve paylaşma duygularımızı yüceltmenin yanı sıra birlik ve beraberliğimizi daha da güçlendirdiğimiz özel günlerdir. Milletçe bayram günlerinde bu hissiyatı, bu ruhu, bu inancı çok daha diri biçimde idrak ve ihya ediyoruz. Garip gurebanın kapısını çalıyor, öksüzün, yetimin başını okşuyor, en yakınımızdan başlayarak ihtiyaç sahiplerinin derdiyle dertleniyoruz." ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi'nde düzenlenen, "İstanbul'un fethinden, gönüllerin fethine" programında yaptığı konuşmada şunları söyledi:

"İstanbul'un fethi karanlığın aydınlığa tebdilidir"

Öncelikle her birinizin kurban bayramınızı can-ı gönülden tebrik ediyorum. Aynı şekilde dünyanın dört bir yanında yaşayan bütün vatandaşlarımın gönül coğrafyasındaki her bir kardeşimin bayramını tebrik ediyorum. Bayramın İslam dünyası ve insanlık için mübarek olmasını niyaz ediyorum. Bayram en şok da çocuklar için bayramdır. Türkiye'nin tüm çocuklarının dünyanın tüm çocuklarının bayramını tebrik ediyor, her günlerinin bayram havasında geçmesini temenni ediyorum. Bayramlar yardımlaşma ve paylaşma duygularımızı yüceltmenin yansıra birlik ve beraberliğimizi güçlendirdiğimiz günlerdir. Milletçe bu ruhu çok daha diri idrak ediyoruz. Garip gurebanın kapısını çalıyor yetimin başını okşuyor ihtiyaç sahiplerinin derdiyle dertleniyoruz. Bayramlar ümmet olma şuurumuzun daha da perçinlenmesine vesile oluyor. Dünyanın en ücra köşesine kadar milletimizin şefkat ve merhamet elini ulaştıran sivil kuruluşlara hasleten teşekkür ediyorum. Şuan da Hac farizasını yerine getirmek üzere kutsal topraklarda bulunan kardeşlerimizin ibadetlerinin kabul olmasını rabbimden niyaz ediyorum.

İstanbul'un fethi, sadece bir büyük zafer, çağ açıp çağ kapayan bir olay değil, dünyanın göz bebeği bir şehirde karanlığın aydınlığa tebdilidir. İstanbul'un fethi, iki dünyanın, iki kıtanın birleştiği bu şehre 573 yıldır batmayan bir güneşin doğmasıdır. İstanbul'un fethi, Ayasofya dahil mabetleri soyulan, tahrip edilen, semtleri bataklığa dönüşen bir şehrin imarıdır, ihyasıdır, hayat bulmasıdır. İstanbul'un fethi, milletimizin mefkuresi, ülküsü, Kızılelma'sı uğruna neleri başarabileceğinin numunesidir. 

"Fatih'in emanetine gözümüz gibi bakmaya devam edeceğiz"

 Nasıl göl yerinde su eksik olmazsa, bu milletin gönlünde de fetih mefkuresi, fetih şuuru, fetih özlemi hiçbir zaman eksik olmaz. Bu topraklar 1071'den bu yana bizim vatanımız, İstanbul ise 1453'ten bu yana Türk İstanbul olarak milletimizin gözbebeği, iftihar tablosudur. Ama biliyoruz ki bunu halen kabullenemeyenler var. İstanbul'un Fethi'ni halen içlerine sindiremeyen hazımsızlar var. 573 yıllık öfkenin pençesinden bir türlü kurtulamayanlar var. Bunların gerek içeride gerekse dışarıda, buldukları her fırsatta bu hazımsızlıklarını, bu rahatsızlıklarını ifşa ettiklerini görüyoruz. Her kim 'Zulüm 1453'te başladı' diyorsa maskesini indirin; altından 1453'te mücadele ettiğimiz karanlık yüzler çıkacaktır. Her kim 'İstanbul'un statüsü değişsin' diyorsa bunlar Topkapı'da okunan Kur'an'ı, Ayasofya'da okunan ezanı içlerine sindiremeyenlerdir. Her kim İstanbul'da inşa ettiğimiz yüksek medeniyeti görmezden gelerek 'Göçebe barbarlar Anadolu'daki medeniyeti tahrip etti' diyorsa pelerinini kaldırın; göğsüne kazınmış Bizans dövmesiyle karşılaşırsınız.

Her kim bu şehrin, Yahya Kemal'in 'Türk İstanbul' dediği kurucu kimliğiyle bir sorun yaşıyorsa, arka planına baktığınızda aslında fetihle ve Fatih'le hesaplaşma içinde olduğunu görürsünüz. Bunların kim olduğunu hepimiz gayet iyi biliyoruz. Allah'ın izniyle bu zihniyetin temsilcilerine dün fırsat vermedik, bugün de yarın da fırsat vermeyeceğiz. Fatih Sultan Mehmet Han'ın bize emaneti olan bu aziz şehre gözümüz gibi bakmaya devam edeceğiz. 86 yıllık hicranın ardından nasıl Ayasofya'nın kapısına vurulan zincirleri parçaladıysak, kutlu fetihten ilham alarak yeni zaferlere de imza atacağız.

İstanbul'un fethi bizlere şunu öğretmiş, şunu hatırlatmıştır; Eğer gerçekten inanır, çalışır, zorluklar karşısında sebat edersek milletçe başaramayacağımız iş, ulaşamayacağımız hedef yoktur. Yeter ki Sultan Fatih gibi 'Ya İstanbul beni alacak ya da ben İstanbul'u alacağım' diyerek kararlılığımızı gösterelim. Yeter ki zafere inanalım, gücümüzün idrakinde olalım. Gerisi Allah'ın izniyle sadece bir zamanlama ve planlama meselesidir. Bunun için hep birlikte çalışacak, saflarımızı daha da sıklaştıracak ve İstanbul'un geleceğini karartmak isteyenlere meydanı bırakmayacağız.

Şunu bir defa her bir yol ve dava arkadaşımın çok iyi bilmesini isterim: Dünyamız ve bölgemiz gerek siyasi gerek ekonomik gerekse diplomatik bakımdan çok ciddi kırılmalar yaşıyor. Coğrafyamızda sınırlar yeniden kanla ve gözyaşıyla çizilmek isteniyor. Gazze'den Sudan'a, Yemen'den Lübnan'a yönümüzü nereye çevirirsek çevirelim, aynı kirli oyunun farklı sahnelerine tanık oluyoruz. Rabb'im daha nice fetihlere bizleri eriştirsin. Bunun için de Cumhur İttifakı'nın birliğini, beraberliğini daim eylesin. Birliğimizi, beraberliğimizi bozmayacağız. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız; hep birlikte Türkiye'nin yarınlarına yürüyeceğiz.


 

Independent Türkçe, ANKA, AA

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul'un fethinin 573.yıl dönümünde Haliç Kongre Merkezi'nde düzenlenen programda açıklamalarda bulundu
Cuma, Mayıs 29, 2026 - 16:15
Main image: 

<p>Ekran alıntısı: X</p>

jw id: 
OOd8C8Tu
Type: 
SEO Title: 
Cumhurbaşkanı Erdoğan: İstanbul'un fethini hala içlerine sindiremeyen hazımsızlar var
copyright Independentturkish: 

Disney+'tan üç bölümlük Simpsonlar sürprizi

Disney+, Simpsonlar'ın (The Simpsons) üç yeni bölümünün bu yaz platformda gösterime gireceğini duyurdu.

Uzun soluklu ve sevilen animasyon komedi dizisinin önceki aylarda Fox'ta tamamlanan 37. sezonu, yapımın kilometre taşı niteliğindeki 800. bölümünü de içeriyordu.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

38. sezonun bu sonbaharda başlaması bekleniyor.

Bundan önceyse sadece Disney+ üzerinden yayımlanacak üç bölüm geliyor. İlki, 17 Haziran'da gösterime girecek Extreme Makeover: Homer Edition isimli iki bölümlük bir set.

Bölümün resmi tanıtım metninde şöyle yazıyor: 

Homer ve Marge'ın eğlenceli çiftler gecesi, Homer'ın sadece kapı zili kamerasını bakıcı diye koyup çocukları gözetimsiz bıraktığını Marge'ın öğrenmesiyle tepetaklak oluyor. Kusurlu kocasıyla ilgili hayal kırıklığı yaşayan çakırkeyif Marge, farklı bir Homer'a dair üç fantezi kuruyor. Özel konuk oyuncu olarak Betty Gilpin, müzik konukları olarak ise Laufey ve Tegan ve Sara yer alıyor.

 

Simpsonlar
Disney+, Extreme Makeover: Homer Edition ve bir Black Mirror parodisi de dahil üç yeni özel Simpsonlar bölümünü duyurdu (Disney+)


Simpsley isimli bir başka bölüm ise 3 Temmuz'da yayın platformunda izleyicilerle buluşacak. Konu özetinde şu ifadeler yer alıyor: 

Beş parasız dolandırıcı Marge Bouvier, zengin budala Seymour Skinner'ı eve dönmeye ikna etmek için İtalya'ya gönderildiğinde, onun lüks yaşam tarzının cazibesine kapılıyor. Ancak işin büyük bir pürüzü var: Skinner'ın yılışık, aptal ve beleşçi misafiri Homer Simpsley. Disney+'a özel bu Simpsons noir, yalanlar, şehvet ve İtalyan liretiyle dolu.

Son olarak Yellow Mirror adlı bir Black Mirror parodisi 26 Ağustos'ta gösterime girecek. Bölümün tanıtım metninde "Arızalı bir lamba, Homer'ın gerçeklik sandığı şey hakkında yürek burkan bir gerçeği ortaya çıkarırken, yapay zeka destekli bir tablet ise Maggie'yle arkadaş olup onu kontrol ediyor. Simpson ailesi, tuhaf ve merak uyandıran iki karanlık hikaye boyunca ışığı bulmak için mücadele ediyor" diye yazıyor.

Simpsonlar'ın dizi sorumlusu Matt Selman, 2007 yapımı Simpsonlar: Sinema Filmi'nin (The Simpsons Movie) devam filminin, dizinin veda bölümü olabileceğine dair spekülasyonları önceki aylarda reddetmişti.

Selman, dizi bir gün sona ererse bunun standart bir sezon finali olmayacağı ve sadece sıradan bir bölüm gibi görüneceğinde ısrarcı.

Selman "Yaklaşık bir buçuk yıl önce dizinin finalini parodileştiren bir bölüm yaptık" demişti. 

Olası tüm dizi finali konseptlerini tek bir bölüme sığdırdık, bu da bir nevi benim 'Asla dizi finali yapmayacağız' deme şeklimdi.

The Wrap'e konuşan dizi sorumlusu, bu bölümün "her şeyi toparlama ya da sonlandırma fikirlerinin hepsiyle dalga geçtiğini" söyleyerek şöyle eklemişti: 

Dizi bir gün sona ererse bir final olmayacak; sadece ailenin yer aldığı sıradan bir bölüm olur. Muhtemelen orada burada birkaç sürpriz detay olabilir ama 'Burayı özleyeceğim' gibi bir şey yapmayacağız.

Selman, Simpsonlar'ın her hafta "değişmemesi gerektiğini" belirterek "Karakterler her hafta sıfırlanıyor. Bugün Aslında Dündü (Groundhog Day) gibi ama onlar bunun farkında değil ve o kadar da sık ölmüyorlar" demişti.



*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

independent.co.uk/arts-entertainment

Independent Türkçe için çeviren: Büşra Ağaç

Yeni bölümler arasında Extreme Makeover: Homer Edition ve bir film noir parodisi de yer alıyor
Cuma, Mayıs 29, 2026 - 15:15
Main image: 

<p>(Fox)</p>

related nodes: 
Simpsonlar'ın dizi sorumlusundan final açıklaması
Resmen açıklandı: Simpsonlar 20 yıl sonra yeniden sinemada
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Disney+'tan üç bölümlük Simpsonlar sürprizi
copyright Independentturkish: 
original url: 
https://www.independent.co.uk/arts-entertainment/tv/news/simpsons-new-episodes-disney-black-mirror-b2985488.html

Trump'ın göçmen politikası ve popüler algı yönetimi

Trump'ın "Uzaylı" politikası: Göç, UFO belgeleri, Spielberg filmi ve Beyaz Saray'ın propaganda makinesi

Donald Trump'ın ikinci başkanlık döneminde sert göçmen karşıtı söylemi, beklenmedik bir katmanla zenginleşiyor. "Alien" kelimesinin İngilizcede hem "yabancı/göçmen" hem de "uzaylı" anlamına gelmesini ustalıkla kullanan Trump yönetimi, UFO/UAP belgelerinin yayımlanması, Spielberg'in yeni filmi ve Beyaz Saray'ın doğrudan propaganda materyalleriyle bir algı operasyonu yürütüyor.

Bu unsurlar birleşince, göçmenler "içimize sızmış tehdit" olarak sunulurken, "alien" metaforu politikayı yumuşak ve kabul edilebilir kılıyor.


Beyaz Saray'ın "Aliens.gov" ve propaganda videoları: Doğrudan bağlantı

Mayıs 2026'nın son günlerinde Beyaz Saray, aliens.gov (whitehouse.gov/aliens) adlı yeni bir siteyi devreye soktu. Site, UFO tarzı grafikler, uzay temalı görseller ve "They walk among us" ("Aramızda yürüyorlar") sloganıyla dikkat çekiyor. Gerçek zamanlı ICE tutuklama haritaları, göçmen karşılaşma istatistikleri ve "şüpheli alien" bildirim formu içeriyor. Site, Trump'ın UFO ifşasıyla (disclosure) aynı dönemde açıldı ve "gerçek alien'lar uzaydan değil, içimizde" mesajını net veriyor.

Beyaz Saray ve DHS'in yayınladığı kısa videolarda da aynı dil hâkim: "Criminal illegal aliens" (suçlu yasadışı alien'lar) "ülkeyi istila ediyor", "aramızda yaşıyor" ve "tehdit" olarak tanımlanıyor. Bir videoda "Life after all criminal aliens are deported" ("Tüm suçlu yabancılar/göçmenler deport edildiğinde hayat") başlığı altında altın çağ hayali çiziliyor. Bu materyaller, Alien Enemies Act kapsamında deportasyonları meşrulaştırırken, UFO belgeleriyle paralel bir korku ve merak iklimi yaratıyor.


Alien Enemies Act ve kurumsal tedbirler

Trump, 1798 tarihli Alien Enemies Act'i devreye sokarak belirli göçmen gruplarını (özellikle Tren de Aragua çete üyelerini) "alien enemy" (düşman yabancı/uzaylı) ilan etti. Bu yasa savaş zamanı için tasarlanmışken, yönetim "hibrit istila" ve "predatory incursion" (yağmacı sızma) kavramlarını kullanarak göçmenleri hedef aldı. Mart 2025'ten itibaren yüzlerce Venezuelalı bu yolla deport edildi. Beyaz Saray açıklamalarında bu operasyonlar "ülkeyi alien istilasından koruma" olarak sunuluyor.


UFO belgelerinin kontrollü yayımlanması

Trump, Şubat 2026'da PURSUE (Presidential Unsealing and Reporting System for UAP Encounters) programını başlattı. Mayıs 2026'da iki büyük paket yayımlandı (8 Mayıs ve 22 Mayıs). Belgelerde "alien and extraterrestrial life" ifadesi doğrudan kullanılıyor. Trump Truth Social'da şöyle yazdı:

…Government files related to Alien and Extraterrestrial Life, Unidentified Aerial Phenomena (UAP), and Unidentified Flying Objects… With these new Documents and Videos, the people can decide for themselves, ‘WHAT THE HELL IS GOING ON?


Pentagon ve Department of War açıklamaları da "maximum transparency" vurgusu yapıyor, ancak net bir "uzaylı var/yok" iddiası yok. Bu, kamuoyunu "yabancı varlık" fikrine alıştırırken, aynı kelime dağarcığını göç propagandasında kullanıyor.


Spielberg'in Disclosure Day filmi: Kültürel zemin

12 Haziran 2026'da vizyona girecek Steven Spielberg filmi Disclosure Day (İfşa Günü), "eğer yalnız olmadığımızı öğrenirsek korkar mıyız?" sorusunu soruyor. Emily Blunt ve Josh O'Connor'un başrolünde olduğu yapım, uzaylı temasını ve hükümet sırlarının açığa çıkmasını işliyor. Film, UFO belgelerinin yarattığı merakı duygusal ve görsel bir deneyime dönüştürüyor. Zamanlaması tesadüf değil; milyonlarca izleyiciyi "ifşa" fikrine hazırlıyor.


Parçalar birleşiyor: Dolaylı politika somutlaşıyor

  • Beyaz Saray propaganda belgeleri ("They walk among us", aliens.gov, videolar) doğrudan "alien" kelimesini göçmenler için kullanıyor.
  • UFO dosyaları aynı kelimeyi ("Alien and Extraterrestrial Life") fantastik bağlamda pompalıyor.
  • Spielberg filmi kültürel ve duygusal kabulü sağlıyor.

Sonuç

Trump'ın göç politikası ürkütücü olmaktan çıkıyor. "Alien" tehdidi hem somut (göçmen) hem soyut (uzaylı) boyutta işleniyor. Kimse doğrudan "göçmenler uzaylıdır" demiyor; ama kelimeler, görüntüler ve popüler kültür bu eşleştirmeyi ima ediyor. Bu strateji, sert deportasyonları ve sınır duvarlarını "milli güvenlik" ve "kimlik koruma" kisvesi altında kabul ettiriyor.

Trump, popülist siyasetin ustası olarak korku, merak ve milliyetçiliği harmanlıyor. Bu yaklaşım kısa vadede tepkiyi azaltırken, uzun vadede toplumda derin kutuplaşma yaratma potansiyeli taşıyor. Dünya bu oyunu izlerken asıl soru şu:

Gerçek "alien" tehlikesi dışarıdan mı geliyor, yoksa içimizdeki yabancılaşma ve manipülasyondan mı?

O halde Avrupa başta olmak üzere dünyanın başka ülkeleri göçmene/yabancıya "alien" olarak bakacak mı?

Bu kadar doğrudan politik hamlenin yanı sıra, dolaylı propaganda yöntemleri dünyada yeni bir algı üretecek mi?

Göçmenler için küresel bir girişimin başlaması mı söz konusu?

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Gürsel Tokmakoğlu Independent Türkçe için yazdı
Cuma, Mayıs 29, 2026 - 15:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: X -&nbsp;@lilith_a_n</p>

Type: 
SEO Title: 
Trump'ın göçmen politikası ve popüler algı yönetimi
copyright Independentturkish: 

5 maddeyle ABD-İran barış taslağı

Axios'un İran'la mutabakat için ABD Başkanı Donald Trump'ın onayının beklendiği bildirmesinin ardından Başkan Yardımcısı JD Vance, tarafların anlaşmaya "çok yakın" olduğunu ifade etti.

Vance, nükleer program konusunda bazı anlaşmazlıkların devam ettiğini de sözlerine ekledi. 

Guardian, Donald Trump'ın barış anlaşması taslağını İsrail ve diğer müttefikleriyle paylaştığını belirtiyor. 

New York Times (NYT), haftalardır sürdürülen görüşmeler sonucu ortaya çıkarılan metnin detaylarına ulaştı. 

İran ve ABD yetkililerinin yanı sıra son görüşmelere katılan iki diplomata dayandırılan haberde barış taslağı 5 başlık altında ele alındı. 

Çatışmalar bitecek ama bu durum ne kadar sürecek?

Anlaşma muhtemelen iki tarafın birbirine saldırmamasını garanti altına alacak. 

60 gün boyunca silahların susması ve bu süre zarfında müzakerelerin sürdürülmesi planlanıyor. 

Amerikan gazetesinin İranlı kaynağı, İsrail'in saldırılarının sürdüğü Lübnan da dahil olmak üzere tüm cephelerdeki çatışmaların bitirileceğini söylüyor. 

Hürmüz Boğazı konusunda anlaşma sağlanamadı

İki taraf, savaş öncesinde dünyanın petrol ve doğalgaz ticaretinin beşte birinin yapıldığı Hürmüz Boğazı'nı yeniden tüm gemilere açması beklenen mutabakat hakkında farklı açıklamalar yapıyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Washington'a göre boğaz derhal açılacak ve ABD ablukası kademeli olarak kaldırılacak. 

Tahran'a göreyse boğaz müzakereler boyunca açık tutulacak ve ABD ablukası 30 gün içinde kaldırılacak.

Diğer yandan Hürmüz'ü mayından arındırma işlemlerinin haftalar alması bekleniyor.

İranlı müzakereciler, Umman'la birlikte gemilerden geçiş ücreti almaya hak kazandıklarını savunmayı sürdürüyor. 

ABD ise eskisi gibi tüm gemilerin boğazdan ücretsiz geçmesi gerektiğini öne sürüyor. 

İran'a yatırım fonu kuruluyor

NYT'nin kaynakları, anlaşmaya eklenen fonla birlikte Tahran'ın 300 milyar dolarlık yatırım beklediğini aktarıyor. 

İranlı yetkili, nihai anlaşmanın imzalanması durumunda hayata geçecek bu fonu, "yeniden inşa programı" diye adlandırdı.

Tahran, ABD ve İsrail bombardımanının 300 milyar ila 1 trilyon dolarlık bir zarara yol açtığını düşünüyor.  

Nükleer müzakereler ertelendi

Tahran'ın elindeki zenginleştirilmiş uranyumun kaderi, müzakerelerin ikinci aşamasında ele alınacak. 

İranlı yetkili, Tahran'ın nükleer programını askıya alması karşılığında Washington'ın daha fazla yaptırım uygulamayacağını söyledi. Nihai anlaşmanın sağlanması durumunda ABD'nin mevcut yaptırımları da kaldırılacak. 

İran dondurulan varlıklarına erişebilecek 

Yurtdışındaki bankalarda tuttuğu 24 milyar dolara yakın paraya erişemeyen Tahran'ın bunları kullanmasına yeşil ışık yakılması planlanıyor. 

Tahran bunlara erişmeden müzakerelerin sürdürülmesinin anlamsız olacağını vurguluyor. 


Independent Türkçe, New York Times, Guardian, AA

Derleyen: Eren Umurbilir

Anlaşmazlığın sürdüğü konular hâlâ var
Cuma, Mayıs 29, 2026 - 14:00
Main image: 

<p>İran'ın başkenti Tahran'daki Filistin Meydanı'na "İsrail önümüzdeki 15 yılı göremeyecek" yazılı bir afiş asıldı (AA)</p>

related nodes: 
Trump’ın İran stratejisi tıkandı: “Askeri gücün sınırları ortaya çıktı”
Label: 
Type: 
SEO Title: 
5 maddeyle ABD-İran barış taslağı
copyright Independentturkish: 

Özgür Özel, istinafın mutlak butlan kararına karşı itiraz başvurusunu şahsı adına yaptı

İstinafın mutlak butlan kararına karşı yapılan ve Kılıçdaroğlu’nun avukatlarının geri çektiği temyiz başvurusu, Özgür Özel adına yeniden yapıldı. Dilekçede, "itirazın kabulü ile itiraza konu ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına karar verilmesini, aksi halde itirazımız hakkında karar verilmek üzere dosyanın bir başka Bölge Adliye Mahkemesi Dairesine gönderilmesini, bu talebimizin de kabul edilmemesi halinde talebimiz hakkında karar verilmek üzere dosyanın Yargıtay ilgili Hukuk Dairesine sunulmasını talep ederiz" denildi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Kemal Kılıçdaroğlu, Lütfü Savaş ve diğer davacıların avukatlarının, CHP avukatlarının Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi'nin mutlak butlan kararına yönelik temyiz başvurusunun geri çekildiğine ilişkin dilekçe sunmasının ardından CHP Genel Başkanı Özgür Özel, bu kez avukatı Sedat Aslantaş aracılığıyla kendisi adına istinaf kararına kararına itiraz etti.  

Davacılar tarafından, yalnızca Ankara 31. Asliye Hukuk Mahkemesi ihtiyati tedbir kararının reddi kararına karşı istinaf başvurusunda bulunulduğu, asıl ve diğer birleşen davalarda verilen ihtiyati tedbir taleplerinin reddi kararlarına karşı istinaf başvurusunda dahi bulunulmadığı belirtilen dilekçede, şunlar kaydedildi:

Davacı tarafından Ankara 31. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ihtiyati tedbir kararının reddi kararına karşı istinaf başvurusundan ise davacı tarafından asıl Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi dosyasına verilen 2 Ekim 2025 tarihli dilekçe ile vazgeçilmiştir. Davacılar tarafından yerel mahkemece verilen ihtiyati tedbir kararlarının reddi kararlarına itiraz edilmemişken ve yerel mahkemece karar verildikten sonra mevcut bir durumda değişiklik olmamasına rağmen davacıların tedbir kararının kabul edilmesi açık şekilde kanuna aykırıdır.

"Yaklaşık ispat koşulunun varlığı ortaya konulamamıştır" 

Davacılar somut hiçbir delile dayanmamıştır. Mahkemece, davacı yanın iddialarını kendiliğinden genişletmiştir. Tedbir kararının verilmesinde aranan yaklaşık ispat koşulunun varlığı ne davacı yanca ne de mahkemece ortaya koyulamamıştır. 

Açıldığı günden bu güne, davayla amaçlananın, kurultayın/kongrenin yenilenmesi değil, aksine mahkemeden partiyi yönetecek kişileri belirlemesi olduğu izah edilmiştir. Maalesef bu karar, kamuoyundaki bu endişeleri de haklı çıkarmıştır. Verilen tedbir kararında, görevlendirilen kişilerin ne amaçla görevlendirildiği belirtilmemiş; görev tanımının ucu açık bırakılmıştır. 

"Karar muğlaklığı bakımından siyasi kriz yaratmaya muktedirdir"

Esas olan siyasi partilerin kongreleri eliyle yönetilmesidir. Her ne kadar bu durumda dahi bir olağanüstü kurultay şartı gerçekleştirildiğinde bunu yapmak zorunlu olacaksa da eldeki karar muğlaklığı bakımından siyasi kriz yaratmaya muktedirdir. Yargılamanın çok uzun sürmesi halinde seçilmişlerin değil, mahkemece belirlenmiş kişilerin yıllarca partiyi yönetmesi olasılığı doğmuştur. Siyasi partiler siyasi kararlar alırlar. Bu anlamsız tedbir kararıyla, parti içi ve ülke siyasetine dönük kararları, mahkemenin atadığı kişilerin alması beklenmektedir.

Dilekçede, Siyasi Partiler Kanunu'nun, görevden el çektirme hallerinde, 30 veya 45 gün gibi kısa sürelerde kongre yapılmasını, usule uygun şekilde seçim kurulunca kongre iptali halinde dahi iki ay içinde kongrenin yenilenmesini emrettiği vurgulandı.

"Anayasa ihlal edilmiştir"

Yani parti yönetimi kararıyla dahi görevden el çektirilme halinde derhal kongre yapılması zorunluyken, mahkemece, belirsiz ve öngörülemez bir süre boyunca partiyi seçilmişlerin dışındaki kişilerin yönetmesine karar verildiği ifade edilen dilekçede, şunlar kaydedildi:

Geçici kurul atanmasına ilişkin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi'nin ilamlarında 'Verilen karar şahsın hukukuna ilişkindir kesinleşmeden icra edilemeyecektir, tedbiren yapılan atama ile kanunun dolanılması söz konusu olacaktır. Verilen tedbir kararı hukuka aykırıdır' şeklinde gerekçelerle bu tür davalarda tedbir kararı verilemeyeceğini ortaya koymuştur. 

Tedbir kararının verilmesiyle amaçlanan müvekkil CHP'nin mahkeme eliyle yönetilmesidir. Yargının araçsallaştırılarak, parti iradesine müdahale edilmesi Anayasa'nın ruhuna aykırıdır. Hukuk devleti ilkesini ve demokratik siyasi hayatı çiğneme kastı taşıyan itiraza konu karar, bu yönüyle Anayasa'nın 2, 67, 68. ve 69. maddelerini ihlal etmiştir.

"Tedbir kararı ile kararın kesinleşme şartı bertaraf edilmiştir"

Dilekçede, ihtiyati tedbirin, HMK'nın 389. maddesi uyarınca, hakkın elde edilmesinin zorlaşacağı veya gecikme sebebiyle ciddi bir zararın doğacağı hallerde başvurulan geçici bir koruma önlemi olduğu aktarılarak, "Ancak tedbirin doğası 'muhafaza' ve 'mevcut durumu koruma' ile sınırlıdır. Doktrinde ve yargı pratiğinde kabul edilen en temel ilkelerden biri, ihtiyati tedbirin asıl uyuşmazlığı nihai olarak çözmemesi ve dava sonucunu öne almaması gerekliliğidir. Somut olayda ise mahkemece verilen tedbir kararı ile kararın kesinleşme şartı bertaraf edilmiştir. Bu durum, ihtiyati tedbirin geçici niteliğiyle bağdaşmadığı gibi, kanunun emredici bir şekilde öngördüğü kesinleşme şartını da işlevsiz kılar. Ancak, mahkemelerin 'etkin hukuki koruma' adı altında bu icrailik engelini göz ardı ederek infaz sonucunu doğuran tedbirler vermesi, hukuki güvenlik ilkesini zedelemektedir" denildi.

"Delegenin iradesine dışarıdan müdahalede bulunulmuştur"

İhtiyati tedbirin amacının, telafisi imkansız zararları önlemek olduğu belirtilen dilekçede, şunlara yer verildi:

Oysa burada verilen tedbir kararı, bizzat telafisi imkânsız zararlar doğurmaktadır. İtiraza konu tedbir kararıyla Cumhuriyet Halk Partisi delegesinin iradesine dışarıdan müdahalede bulunulmuştur. Bu durum hem Siyasi Partiler Kanunu'nun emredici hükümlerine aykırıdır hem de Partinin Anayasal güvence altına alınmış siyasi faaliyette bulunma özgürlüğünü ihlal etmiştir. Sonuç olarak, 21 Mayıs tarihli hukuka aykırı tedbir kararına itiraz etmek gerekmiştir.

Bu nedenlerle ve resen gözetilecek nedenler doğrultusunda Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi'nin kararı ile verilen ihtiyati tedbir kararına HMK 394/3 maddesi uyarınca hakkı muhtel olan üçüncü kişi sıfatıyla yaptığımız itirazın kabulü ile itiraza konu ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına karar verilmesini, aksi halde itirazımız hakkında karar verilmek üzere dosyanın bir başka Bölge Adliye Mahkemesi Dairesine gönderilmesini, bu talebimizin de kabul edilmemesi halinde talebimiz hakkında karar verilmek üzere dosyanın Yargıtay ilgili Hukuk Dairesine sunulmasını talep ederiz.

 

ANKA

İstinafın mutlak butlan kararına karşı yapılan ve Kılıçdaroğlu’nun avukatlarının geri çektiği temyiz başvurusu, Özgür Özel adına yeniden yapıldı
Cuma, Mayıs 22, 2026 - 18:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA (Arşiv)</p>

related nodes: 
CHP’de “mutlak butlan” kararı Kılıçdaroğlu'na tebliğ edildi
Type: 
SEO Title: 
Özgür Özel, istinafın mutlak butlan kararına karşı itiraz başvurusunu şahsı adına yaptı
copyright Independentturkish: 

ABD’deki cami katliamı: “18 yaşındaki saldırgan geçen yıldan beri takip altındaydı”

ABD'de düzenlenen cami saldırısının faillerinden 18 yaşındaki Caleb Vazquez'le ilgili 2025'te de şikayette bulunulmuş.

New York Times'ın aktardığına göre San Diego'da bir polis, Ocak 2025'te Caleb'la ilgili tedbir kararı çıkarılması için başvuru yapmış.

Polisin resmi şikayet dilekçesinde Caleb hakkında "Nazileri ve kitlesel katliam gerçekleştiren saldırganları idolleştiren şüpheli davranışlar sergiliyor" ifadesine yer veriliyor.

Gazetenin, San Diego Yüksek Mahkemesi'nin dava kayıtlarından aktardığına göre genç, bir dönem psikiyatrik gözetim altına da alınmış.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Polisin şikayeti üzerine Caleb'in babası Marco Vazquez'in evindeki silahlara el konması için mahkeme kararı çıkarıldığı yazılıyor.

Marco Vazquez'in, geçen yıl mahkemeye sunduğu yeminli beyannamede, "Oğlum aleyhindeki iddiaların ciddiyetinin farkındayım" ifadelerini kullandığı belirtiliyor.

Silahlarına el konmasına yönelik karar çıkmadan önce Marco, tabanca, tüfek ve bıçakları oğlunun davranışlarından endişelenerek depoya kaldırdığını söylüyor.

Mahkeme belgelerinde listelenen silahlar arasında üç adet Glock tabanca, bir adet Mossberg 12 kalibre av tüfeği ve birkaç tüfek daha var.

Marco, eşi Lilliana Vazquez'le ortak karar alarak Caleb'ı terapiste götürmeye başladıklarını da söylüyor.

Diğer yandan polis, cami saldırısında kullanılan silahların Vazquez ailesinin evinden çıkıp çıkmadığını henüz tespit edemedi.

Mahkeme belgeleri, Vazquez'in cami saldırısından çok önce yetkililer tarafından takibe alındığını gösteriyor. Ancak güvenlik güçlerinin buna rağmen katliamı önleyemediğine dikkat çekiliyor.

San Diego şehrindeki İslam Merkezi adlı camiye 18 Mayıs'ta silahlı saldırı düzenlenmişti. Olayda güvenlik görevlisi Amin Abdullah, merkezin hediyelik eşya mağazası müdürü Mansour Kaziha ve Nader Awad yaşamını yitirmişti.

Ayrıca saldırı sırasında camide yaklaşık 100 çocuk ders görüyordu.

Saldırıyı düzenleyen Vazquez ve 17 yaşındaki arkadaşı Cain Clark'ın olay yerinde intihar ettiği belirtilmişti. Yetkililer, "beyaz üstünlükçü nefret suçu" diye niteledikleri saldırı hakkında inceleme başlatmıştı.

Cami saldırısında hayatını kaybedenler için dün San Diego'da cenaze töreni düzenlendi.

İki çocuğunu camideki derslere gönderen Muhammed Rahman, şehirdeki Müslümanların şoku atlatmaya çalıştığını söylüyor:

Ebeveynler yas tutuyor. Hepimiz yıkıldık. Ama biz güçlüyüz, dayanıklıyız, ilerleyeceğiz. Bu, bizi topluluk olarak daha da güçlendirecek.

 

Independent Türkçe, New York Times, BBC 

Derleyen: Yasin Sofuoğlu

Güvenlik güçlerinin saldırıyı neden önleyemediği tartışılıyor
Cuma, Mayıs 22, 2026 - 17:00
Main image: 

<p>Trump, San Diego İslam Merkezi'ne düzenlenen saldırı için "korkunç bir durum" demişti (Reuters)</p>

related nodes: 
ABD’de saldırılan caminin imamı: “Siyasetçiler ve medya İslam düşmanlığını körükledi”
Label: 
Type: 
SEO Title: 
ABD’deki cami katliamı: “18 yaşındaki saldırgan geçen yıldan beri takip altındaydı”
copyright Independentturkish: 

Bilim insanları şaşkın: Üç kemirgenden birinde hantavirüs şüphesi

ABD'de yürütülen yeni bir araştırmaya göre, bir Hollanda kruvaziyerindeki ölümcül salgından sorumlu patojen olan hantavirüs, sıçanlar arasında sanıldığından çok daha yaygın olabilir.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) dahil uluslararası kurumlar, 11 kişinin enfekte olduğu ve 3 kişinin hayatını kaybettiği MV Hondius gemisindeki hantavirüs salgınını izlemeyi sürdürüyor.

Enfekte olan kişiler Kuzey Amerika, Güney Amerika ve Avrupa'daki 23 farklı ülkeden geliyor. Bu durum, sözkonusu ülkeleri ve komşularını ölümcül virüse yönelik test ve izleme çalışmalarını genişletmeye yöneltti.

Hantavirüsün esas olarak enfekte kemirgenlerle temas yoluyla yayıldığı düşünülüyordu. Ancak "Andes" ya da "Sin Nombre" gibi bazı türlerin, yakın temas koşullarında insandan insana bulaşmaya dair nadir görülen bir kapasiteye sahip olduğu yakın zamanda ortaya kondu.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Genel küresel nüfus için risk düşük seviyede kalmaya devam etse de salgından etkilenmiş bölgelerdeki yetkililer, virüsün doğal ortamda ne kadar yaygın olduğunu anlamak amacıyla kemirgen popülasyonlarını taramaya çalışıyor.

Pasifik Kuzeybatısı bölgesinde yapılan yeni bir araştırma, Washington ve Idaho eyaletlerindeki her türden kemirgenin yaklaşık üçte birinin virüs taşıyor olabileceğini gösteriyor.

Araştırmada incelenen sıçanların yaklaşık yüzde 10'unun geçmişte aktif enfeksiyon geçirdiği, yani virüsü taşıdığı ve yayma potansiyelinin bulunduğu tespit edildi.

Emerging Infectious Diseases adlı bilimsel dergide yayımlanan çalışmanın yazarı Stephanie Seifert, "Hem virüsün yerel düzeyde bu kadar yaygın olması hem de Pasifik Kuzeybatısı için bu kadar az veri bulunması bizi şaşırttı" dedi.

Buradaki kemirgen popülasyonlarında virüsün ne kadar yaygın ve karmaşık olduğunu daha yeni anlamaya başlıyoruz.

Araştırma kapsamında Washington eyaletinin Whitman ilçesi ile Idaho eyaletinin Latah ve Benewah ilçelerindeki çiftliklerden ve doğal alanlardan kemirgenler yakalandı.

Bilim insanları geyik fareleri, tarla fareleri ve sincap benzeri küçük kemirgenler dahil toplam 189 kemirgenden örnek aldı. Analizler, bölgedeki kemirgenleri enfekte eden hantavirüs türünün, kruvaziyerdeki salgından sorumlu Andes suşundan farklı olduğunu ortaya koydu.

Andes suşu ağırlıklı olarak Güney Amerika'da görülüyor.

Hantavirüs, kemirgenler arasında tükürük ve doğrudan temas yoluyla bulaşıyor. İnsanlara ise enfekte kemirgen dışkısı, idrarı veya yuva malzemelerinden havaya karışan parçacıkların solunmasıyla geçiyor.

Bilim insanları, kemirgen yuvalarının rahatsız edilmesinin virüs parçacıklarını havaya karıştırarak maruz kalma riskini artırabileceği uyarısında bulunuyor.

Özellikle kapalı alanlarda yaprak üfleme makineleri gibi ekipmanların kullanılmasının tehlikeli olabileceğini belirtiyorlar.

Araştırmacılar, hantavirüs enfeksiyonu riskini azaltmak için bu bölgelerde yaşayan kişilere kapalı alanları iyi havalandırmalarını ve kuru süpürme yerine ıslak temizlik yöntemlerini tercih etmelerini öneriyor.

Bilim insanları gelecekteki çalışmalarında insanların virüse ne sıklıkla maruz kaldığını ve insan davranışlarının enfeksiyon riskini nasıl etkilediğini daha ayrıntılı biçimde incelemeyi hedefliyor.

Çalışmanın diğer yazarlarından Pilar Fernande, "İnsanlar fark ettiğimizden daha sık virüse maruz kalıyor olabilir ancak ağır vakalarda hantavirüs testi yapılma ihtimali daha yüksek" dedi ve ekledi:

Maruziyetin hangi koşullarda hastalığa dönüştüğünü anlamak, önümüzdeki en büyük araştırma adımı olacak.

 

*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

independent.co.uk/news/science

Independent Türkçe için çeviren: Meriç Şenyüz

Araştırmaya göre ABD'nin kuzeybatısındaki kemirgenlerin yaklaşık üçte biri ölümcül virüsle enfekte olabilir
Cuma, Mayıs 22, 2026 - 16:45
Main image: 

<p>Sıçan siluetlerinin yanında pamuklu sürüntü çubukları ve hantavirüs etiketleri bulunan test tüpleri (AFP)</p>

related nodes: 
Hantavirüs aşısı duyurusu, Moderna hisselerini fırlattı
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Bilim insanları şaşkın: Üç kemirgenden birinde hantavirüs şüphesi
copyright Independentturkish: 
original url: 
https://www.independent.co.uk/news/science/rodents-hantavirus-high-prevalence-pacific-b2981658.html

Kılıçdaroğlu'nun Basın Danışmanı Sönmez: CHP'nin Genel Başkanı neredeyse Genel Merkez orasıdır

Mahkemece CHP Genel Başkanlığı görevine iade edilen Kemal Kılıçdaroğlu'nun Basın Danışmanı Atakan Sönmez, "Mahkeme kararı olduğu andan itibaren Sayın Genel Başkan'ın görevi de başlamıştır. 37'nci Kurultay'la belirlenen Parti Meclisi ve orada seçilen bütün kurullar görevlerine dün itibarıyla resmi olarak başlamışlardır." dedi.

Sönmez, Kılıçdaroğlu'nun çalışma ofisi önünde basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Kendisini basın danışmanlığı görevine getirdiği için Kılıçdaroğlu'na teşekkür eden Sönmez, "Kendisi yoğun şekilde çalışmalarına devam ediyor. Resmi görevlendirme, tebligat kendisine yapıldı. Şu anda gerek milletvekilleri gerek parti meclisi üyeleri, belediye başkanları, mevcut belediye başkanları, mevcut milletvekilleri, daha önceki dönem milletvekilleri ve pek çok il ve ilçe teşkilatı yöneticileriyle hem fiilen yüz yüze hem telefon üzerinden yoğun görüşmeler sürdürüyor, çalışmalarını devam ettiriyor." şeklinde konuştu.

Kılıçdaroğlu'nun hiçbir zaman ayrıştırıcı olmadığını ifade eden Sönmez, şunları kaydetti:

Sadece parti için değil, toplumun genelini kucaklamakla ilgili bir siyaseti kararlılıkla 13 yıl boyunca sürdürmüş bir genel başkan. Bundan sonraki süreçte de gerek Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir an önce kucaklaşıp ayağa kalkması ve ülkenin sorunlarını çözmek için güçlü bir iktidar yürüyüşünden bahsetti. Bu iktidar yürüyüşü için kendisine güveni tam, ekip arkadaşlarına olan güveni tam ve arkadaşlarının da kendisine olan güveni tam. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun 70 yıllık ömründe kendisinin de sıklıkla vurguladığı gibi temiz siyaset, toplum için siyaset dışında herhangi bir şiarı yoktur ve bunun dışında da bir önceliği olmadı. Bundan sonra da olmayacağını siz de biliyorsunuz, değerli kamuoyu da biliyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

"Böyle bir şey şu anda yok"

Sosyal medyada bazı dezenformasyonların dolaştığını belirten Sönmez, "MYK'de görevlendirme yapıldığına dair galiba yazılıp çizildi. Böyle bir şey şu anda yok. Yani ne Parti Meclisi içerisinden böyle bir MYK görevlendirildi ne de buna dair herhangi bir isim listesi vesaire bir şey söz konusu değildir. Zaten böyle bir şey olduğu zaman bunun açıklaması resmi olarak yapılır. Hiç endişeniz olmasın. Şu anda böyle bir görevlendirme olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz" ifadelerini kullandı.

Sönmez, Kemal Kılıçdaroğlu'nun açıklama yapıp yapmayacağına dair sorular üzerine, "İki gündür çok yoğun çalışıyor Sayın Genel Başkan. Bir serum kullandı, sesiyle ilgili bir şey var. Eğer ki gün sonuna kadar çalışmaları bittiğinde birazcık sesi toparlanmış olursa, yani bunun başka bir sebebi gerçekten yok. Umarız zaten toparlar bir an önce çıkışta kısa bir açıklama yapabilir." şeklinde konuştu.

Kılıçdaroğlu'nun, CHP Genel Merkezi'ne ne zaman gideceğine ilişkin sorular üzerine Sönmez, şu yanıtı verdi:

Cumhuriyet Halk Partisi'nin Genel Başkanı neredeyse Genel Merkez orasıdır. Ancak tabii ki Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi'ne Sayın Kemal Kılıçdaroğlu gidecektir. Yani bundan şüpheniz olmasın. Zaten Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve Parti Meclisi ile diğer bütün organların görevi az önceki tebligatla başlamadı. Dünkü mahkeme kararı kesinleştiği andan itibaren zaten görevi başlamıştır. Bugünkü yapılan resmi prosedürün tamamlanması için gerekli bir işlemdir. Mahkeme kararı olduğu andan itibaren Sayın Genel Başkan'ın görevi de başlamıştır. 37'nci Kurultay'la belirlenen Parti Meclisi ve orada seçilen bütün kurullar görevlerine dün itibarıyla resmi olarak başlamışlardır.

"Sayın Genel Başkan hiçbir zaman gerginliğin tarafı olmamıştır"

Sönmez, Kılıçdaroğlu'nun milletvekilleri de dahil olmak üzere tüm arkadaşlarıyla istişarelerini sürdürdüğünü belirterek, "Burada istenen şey bir gerginliğinin yaratılması değildir. Sayın Genel Başkan hiçbir zaman gerginliğin tarafı olmamıştır, olmayacaktır da. Gerginliğe fırsat verecek bir adımın da tarafı olmayacaktır. Bundan sonraki süreç suhuletle, sakinlikle, olgunlukla tam da Kemal Kılıçdaroğlu siyasetine uygun şekilde işleyecektir. Bundan hepiniz emin olabilirsiniz" değerlendirmesinde bulundu.

Kılıçdaroğlu'nun Özgür Özel ile bir görüşme yapıp yapmadığına, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile görüşüp görüşmeyeceğine ilişkin soruları da yanıtlayan Sönmez, "Bunlar olağanüstü anlamlar yüklenecek şeyler değil. Şu anda böyle bir görüşme programı olduğu için söylemiyorum. Ama ortaya bir iddia atılmasında, bu iddianın arkasındaki alt metni okuyabilecek kadar hepimiz gazetecilik mesleğinden geldiğimiz için biliyoruz. Sayın Cumhurbaşkanıyla da Sayın Devlet Bahçeli'yle de ve diğer bakın altılı masayı, Halil İbrahim Sofrası'nı kurmuş bir siyasetçinin başka siyasetçileri muhatap almaması, onlarla görüşmemesi diye bir siyaset tarzının söz konusu olamayacağını zaten biliyoruz. Ama şu anda böyle bir planlanmış, programlanmış bir görüşme takvimi yoktur" ifadelerini kullandı.

Özgür Özel ile bir görüşme trafiği olup olmadığı soruları üzerine Sönmez, "Bir tane Cumhuriyet Halk Partisi vardır. Özgür Özel'e yakın Özgün Özel'e uzak veya Kemal Kılıçdaroğlu'na yakın, Kemal Kılıçdaroğlu'na uzak diye Cumhuriyet Halk Partililik tarifi olamaz. Şu an itibarıyla Cumhuriyet Halk Partisi'nin Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'dur. Bütün Cumhuriyet Halk Partililer Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'na yakındır. Bu kadar söyleyebilirim" yanıtını verdi.

 

AA

“İki gündür çok yoğun çalışıyor Sayın Genel Başkan. Bir serum kullandı, sesiyle ilgili bir şey var. Eğer birazcık sesi toparlanmış olursa çıkışta kısa bir açıklama yapabilir”
Cuma, Mayıs 22, 2026 - 16:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

related nodes: 
Kılıçdaroğlu'nun görevden azlettiği avukat Çağlayan: Hiçbir makam hukukun ve vicdanın üstünde değildir
Dervişoğlu: Cumhuriyet tarihimizin kırılma noktalarından birindeyiz
Erdoğan: Enerjide tam bağımsızlık ülkemizin Kızılelma'sıdır
Type: 
SEO Title: 
Kılıçdaroğlu'nun Basın Danışmanı Sönmez: CHP'nin Genel Başkanı neredeyse Genel Merkez orasıdır
copyright Independentturkish: 

Kılıçdaroğlu'nun görevden azlettiği avukat Çağlayan: Hiçbir makam hukukun ve vicdanın üstünde değildir

CHP'nin 38. Olağan Kurultayı'nın iptal kararı sonrası Kemal Kılıçdaroğlu, genel merkez avukatları Çağlar Çağlayan, Mehmetcan Keysan ve Hazar Kardaş'ı azletti.

Çağlar Çağlayan, sosyal medya hesabından konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

"2013 yılından bu yana onurla üstlendiğim Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkez Avukatlığından, bu sabah saatlerinde aldığım bir tebligatla, meslektaşlarım Av. Mehmet Can Keysan ve Av. Hazar Kardaş ile birlikte azledildiğimizi öğrendim.

13 yıl boyunca, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurucu değerlerine duyduğum inançla; partimize yönelik her türlü hukuksuzluğa, baskılara, siyasi operasyonlara ve yargının araçsallaştırılmasına karşı meslektaşlarımla birlikte hukuki mücadele vermeyi görev saydım.

"Meşruiyeti yoktur"

Mutlak butlan kararı, siyasi iradeyi ve parti hafızasını hukuk dışı yöntemlerle yeniden dizayn etmek için verilmiştir. Demokratik meşruiyetin yerine fiili dayatmayı koymaya çalışan hiçbir anlayışın ve hukuk dışı yöntemlerle tesis edilen hiçbir tasarrufun benim nezdimde meşruiyeti yoktur.

Bu süreçte atılan ilk adımlardan birinin, yıllardır partinin hukuk mücadelesini yürüten avukatların görevden alınması olması tesadüf değildir. Bu müdahalenin amacı Cumhuriyet Halk Partisi’nin hukuksuzluğa karşı yürüttüğü hukuk mücadelesini etkisizleştirmek, savunma iradesini zayıflatmak ve itiraz yollarını susturmaktır.

Bu nedenle şahsıma yönelik bu müdahaleyi bir mesleki kayıp ya da kişisel bir hüsran olarak algılamıyorum. Aksine, hukuksuzluğa boyun eğmemenin bedeli olarak bir onur nişanı olarak görüyorum. Ömrüm boyunca da bunu aynı kararlılıkla ve gururla taşıyacağım.

Çünkü bizim mücadelemiz ve avukatlık makamlarla, unvanlarla ya da resmi sıfatlarla sınırlı değildir. Bizler, Cumhuriyet Halk Partisi’ni demokrasi mücadelesinin, halk iradesinin ve cumhuriyet değerlerinin baba ocağı olarak kabul eden insanlarız.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

"Resmi sıfata ihtiyaç duymadım, duymayacağım"

Bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da hukukun üstünlüğünü, demokratik meşruiyeti, halkın iradesini savunmaya devam edeceğim. Bunun için herhangi bir vekâlet ilişkisine, resmi sıfata ya da görevlendirmeye ihtiyaç duymadım, bundan sonra da duymayacağım.

Bu hukuksuzluğun parçası olan, imza atan, görev alan, sessiz kalan, meşrulaştırmaya çalışan herkese açık çağrıda bulunuyorum: Hiçbir makam, hiçbir geçici güç ilişkisi, hukukun ve vicdanın üstünde değildir. Tarih, hukuksuzluk karşısında direnenleri de bu sürece ortak olanları da ayrı ayrı kaydedecektir. Bugün verilen her kararın, atılan her imzanın ve alınan her tutumun yarın hem hukuk hem de toplum vicdanı önünde bir karşılığı olacaktır.

"Halkın iradesi kazanacak"

Başta partimizin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel olmak üzere, demokrasi ve hukuk mücadelesinden geri adım atmayan tüm yol arkadaşlarımla hukuksuzluğa karşı dayanışma içinde olmaya devam edeceğimi de beyan ediyorum. İnanıyorum ki, sonunda mutlaka halkın iradesi kazanacaktır.

 

 

ANKA 

“Bugün verilen her kararın, atılan her imzanın ve alınan her tutumun yarın hem hukuk hem de toplum vicdanı önünde bir karşılığı olacaktır”
Cuma, Mayıs 22, 2026 - 16:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

related nodes: 
Dervişoğlu: Cumhuriyet tarihimizin kırılma noktalarından birindeyiz
Erdoğan: Enerjide tam bağımsızlık ülkemizin Kızılelma'sıdır
Ümit Özdağ: Yaşananlar YSK’nın anayasal yetkilerine karşı da bir darbe girişimidir
Type: 
SEO Title: 
Kılıçdaroğlu'nun görevden azlettiği avukat Çağlayan: Hiçbir makam hukukun ve vicdanın üstünde değildir
copyright Independentturkish: 

Dervişoğlu: Cumhuriyet tarihimizin kırılma noktalarından birindeyiz

Yaşananları "hukuksuzluk" olarak değerlendiren Dervişoğlu, "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle sürüklendiğimiz tek adam rejiminde; baskıların, yoksulluğun, yolsuzluğun ve bugün karşı karşıya kaldığımız hukuksuzluğun sebebi de bu sistemdir" dedi. Dervişoğlu, Özel'i ziyaret edeceğini de söyledi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

CHP'nin 38'inci Olağan Kurultayı'na ilişkin mahkemenin mutlak butlan kararının ardından, İYİ Parti Başkanlık Divanı ve Meclis Grubu, Genel Başkan Müsavat Dervişoğlu başkanlığında, İYİ Parti ek binasında olağanüstü toplandı.

Toplantıya, bacağı kırık olan Tekirdağ Milletvekili Selcan Taşcı da katıldı. Saat 10.00'da başlayan toplantı, yaklaşık 5 saat sürdü. Görüşmenin ardından Dervişoğlu, parti kurmaylarıyla genel merkez binasına gelerek açıklamada bulundu.

Parti genel merkezindeki konferans salonunda, parti kurmayları ve Ankara teşkilatının da katılımıyla basın açıklaması yapan Dervişoğlu, şunları kaydetti:

200 yıla yaklaşan demokrasi geleneğimizin ve 103 yıllık Cumhuriyet tarihimizin kırılma noktalarından birindeyiz. 4-5 Kasım 2023 tarihinde yapılan Cumhuriyet Halk Partisi 38'inci Olağan Kurultayı'na ilişkin, kurultaydan 2 yıl sonra başlatılan hukuki sürecin sonunda bir karar açıklandı. Bu karar, yalnızca bir siyasi partiyi değil, Türkiye'nin 75 yıllık çok partili siyasal düzenini, seçme ve seçilme hakkını, demokrasimizi, hukuku, ülkenin bugününü ve istikbalini hedef almıştır.

Demokrasinin temelinde millet egemenliği, eşitlik ve adalet vardır. Tam ve kamil demokrasilerde siyasi partiler milletin iradesiyle kurulur ve milletin iradesiyle yoluna devam eder. Bu yolda ödülü de gerektiğinde cezayı da milletimizden başkası veremez. İktidar ya da muhalefet fark etmez, tüm siyasi partiler bu ülkenin ortak siyasal mirasının parçalarıdır. Ancak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle sürüklendiğimiz tek adam rejiminde, baskıların, yoksulluğun, yolsuzluğun ve bugün karşı karşıya kaldığımız hukuksuzluğun sebebi de bu sistemdir.

Sürekli millet iradesinden dem vuran Cumhur İttifakı'nın, iktidarını sürdürebilmek için tenezzül ettiği bu ve benzeri yöntemler, hukuk sistemimiz ve adalet kalemizin burçlarında gedik açmıştır. Bu mesele, bir siyasi partinin kurultayı ile ilgili olmaktan öte, seçim sistemimiz ve Anayasamız açısından da ağır sonuçları olabilecek bir meseledir.

"Mutlak butlan kararının bizzat kendisi mutlak butlandır"

İşte bu tarihi noktada, ben Müsavat Dervişoğlu olarak huzurunuzda bir kez daha ifade ve ilan ediyorum ki, İYİ Parti taraftır. İYİ Parti bu tek adam rejimine karşı, parlamenter demokrasiden, hukukun üstünlüğünden, adil bir devlet, adil bir yargı ve adil bir yönetimden taraftır. İYİ Parti, Türkiye'yi üniter yapısına dağıtarak, istibdat rejimine sürüklemek isteyenlere karşı Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet devletinden taraftır.

Çok partili Türk demokrasisine bir darbe, Türk milletinin bugününe ve istikbaline bir pusu ve Cumhuriyet'in yüksek mirasına melun bir saldırı olarak gördüğümüz mutlak butlan kararının, bizzat kendisi mutlak butlandır.

Unutulmasın ki; Anayasamıza göre, bu konulardaki tek ve son yetki sahibi olan Yüksek Seçim Kurulu kararını hiçe sayarak, aslında Anayasamızı çiğneyen bu yaklaşım, iktidar partisi de dahil tüm siyasi partiler için bir tehdittir. Yargı vesayeti anlamına gelebilecek böylesi bir adım, Anayasamızdan başlayarak ilgili yasalarımızı hiçe sayan, millet iradesine karşı yapılmış anti demokratik bir kalkışmadır. Cumhuriyet tarihi, millet iradesinin önüne engeller çıkarmaya çalışanların akıbetlerine dair örneklerle doludur. Türk milleti, anayasal haklara ve sarsılmaz iradesine ipotek koymaya kalkan, üniformalı ya da sivil her girişimi, nihayetinde sandıkta cezalandırmış ve kutsal hakkını muhafaza edebilmeyi bilmiştir.

Her fırsatta istikrardan söz eden iktidar, bu hukuksuzluğun, ülkemizde tam bir istikrarsızlığa sebep olacağını görmüyor olamaz. İstikrar, vatandaşın yarınından emin olmasıdır. Tüccarın döviz kurundan, öğrencinin geleceğinden, kadının hayatından, güvenliğinden, memurun ayın sonunu getirebilmesinden, çiftçinin, emeklinin hakkını alabilmesinden emin olmasıdır. İstikrar, dedemizden aldığımızı torunumuza miras bırakabilmektir. Şimdi soruyorum. Tarihimizi unutturan, yarınımıza ortakçılar çıkaran, teröristi siyasetçi, siyasetçiyi terörist yapan, gencecik çocukları kodese tıkıp, suç makinesine dönmüş canileri aramıza salan bu iktidar neyin istikrarını vadedebilir?

Yargının siyasallaştığı, her sabaha ülkenin operasyonlarla uyandığı, ekonomi programının iktidarın siyasi ajandasına göre şekil almak zorunda kaldığı bir ülkede istikrar olabilir mi? Bu gerçeklerden hareketle, buradan ilan ediyor ve hatırlatıyorum ki, milletimiz müsterih olsun. 150 yıllık demokrasi geleneğimiz bu krizi aşacaktır. İYİ Parti, milletimizden ve asla taviz verilmeyecek olan millet egemenliğinden yanadır. Bu ve benzeri girişimleri önleyecek kararlılığımız ve gücümüz vardır. Telaşa kapılmadan ama gerçeği de görerek, demokrasimizin, hukukun, adaletin yanında saf tutmaya, milletimizin ali menfaatleri uğurunda mücadele etmeye kararlıyız.

"Elbette ki CHP Genel Başkanını ziyaret edeceğim"

Bir gazetecinin, "Dün akşam CHP Genel Merkezi'ne bazı partiler gitti. Siz neden gitmediniz, gitmeyi düşünüyor musunuz" sorusuna Dervişoğlu, şu yanıtı verdi:

Karara ilk tepki gösteren siyasi parti genel başkanıyım. Müsaade edin ki kendi programımı kendim tanzim edeyim. Çünkü bu tür programlar randevu gerektiriyor. Sayın Özgür Özel'in ne denli yoğun olduğunu, bir toplantıdan diğer toplantıya girip çıktığını hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla elbette ki Cumhuriyet Halk Partisi'nin Genel Başkanı'nı ziyaret edeceğim. Ama bu, karşılıklı olarak bir takvim ve saat belirlemekle mümkün olabilecek bir şey. İYİ Parti bu meseleye, 'Ben bundan ne elde ederim?' penceresinden bakmıyor; Türkiye'yi nasıl kurtarırım, o noktai nazardan değerlendiriyor. Dolayısıyla siyasi geleneklerimizin içinde selden kütük kapmak yoktur.

 

ANKA

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, CHP'nin 38. Olağan Kurultayı'na yönelik "mutlak butlan" kararına ilişkin yaptığı açıklamada, Cumhuriyet tarihinin kırılma noktalarından birinin yaşandığını belirtti
Cuma, Mayıs 22, 2026 - 16:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

related nodes: 
CHP Kurultayı'nın iptal kararı: Kılıçdaroğlu'nun avukatları, temyiz başvurusunun geri çekildiğine ilişkin dilekçe sundu
CHP’de “mutlak butlan” kararı Kılıçdaroğlu'na tebliğ edildi
CHP kurmayları: Genel merkez, istinaf kararının ardından tüm olasılıklara karşı teyakkuzda
Type: 
SEO Title: 
Dervişoğlu: Cumhuriyet tarihimizin kırılma noktalarından birindeyiz
copyright Independentturkish: 

Erdoğan: Enerjide tam bağımsızlık ülkemizin Kızılelma'sıdır

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı'nda gerçekleştirilen 2. İstanbul Doğal Kaynaklar Zirvesi'ne yaptığı konuşmada, İstanbul'un enerji güvenliği, kaynak diplomasisi ve küresel işbirliğinin masaya yatırıldığı önemli bir buluşmaya ikinci kez ev sahipliği yaptığını söyledi.

Zirve vesilesiyle Avrupa'dan Asya'ya, Afrika'dan Orta Doğu'ya uzanan coğrafyanın seçkin temsilcilerini Türkiye'de ağırladıklarını belirten Erdoğan, 2. İstanbul Doğal Kaynaklar Zirvesi'nde katılımcıları İstanbul'da ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyduğunu ifade etti.

Enerji, madencilik, kritik mineraller ile hidrokarbon alanlarında güncel meseleler yanında tehdit ve fırsatların da ele alınacağı zirvenin ülkeler arasındaki işbirliklerinin geliştirilmesine katkı yapacağına inandığını belirten Erdoğan, bakanlarla birlikte tüm katılımcılara, kıymetli değerlendirmeleri için teşekkür etti.

"Petrol ve doğal gaz halen stratejik kaynaklar olmaya devam ediyor"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, enerji arz güvenliğinin günlük hayattan uluslararası siyasete her alanda çok daha önem kazandığı bir süreçten geçtiklerini söyleyerek, "Enerji milli güvenliğin, kalkınmanın, bağımsızlığın ve bölgesel istikrarın merkezinde yer alan bir güç unsuru olma vasfını giderek perçinliyor. Petrol ve doğal gaz halen stratejik kaynaklar olmaya devam ediyor. Bu kaynaklara ulaşmak, bu kaynakları istikrarlı ve maliyet etkin şekilde temin etmek devletler için daha fazla önemli hale geliyor" ifadelerini kullandı.

Bölgede son yıllarda yaşanan olayların bir taraftan enerji arz güvenliğinin ne kadar mühim olduğunu ortaya koyduğunu, diğer taraftan ülkeler arasındaki bağımlılık ilişkisinin ulaştığı seviyeyi de gösterdiğine dikkati çeken Erdoğan, Rusya-Ukrayna savaşı başladığında gündeme gelen ilk konulardan birinin enerji tedariki ile doğal gaz ve petrol hatlarının güvenliği olduğunu kaydetti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, aynı şekilde 28 Şubat'ta İran'a karşı başlatılan hava saldırılarının olumsuz etkilediği alanların en başında enerji tedariki ve ticareti geldiğini söyleyerek, "Petrol ve doğal gaz fiyatlarında yüzde 50'lileri bulan artışlar gördük. Sadece fiyatlar uçmadı, enerji tedarikiyle ilgili ciddi sıkıntılar da baş gösterdi. Bu jeopolitik gerilimin artçı sarsıntıları günlük hayatı, üretimi, turizmi, hava ulaşımını ve ekonomiyi vurmaya devam ediyor." diye konuştu.

Erdoğan konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:

Bir defa şunu burada sizlerin dikkatine getirmek isterim. Türkiye zengin enerji kaynaklarına sahip coğrafyalarla bunlara ihtiyaç duyan ülkeler arasındaki en güçlü köprüdür, geçiş ve kavşak noktasıdır. Bölgemizde meydana gelen son krizler Türkiye'nin bu özelliğini teyit ve tahkim etmiştir. Ülkemiz tüm tahriklere rağmen sağduyulu siyasetiyle savaşın dışında kalmış, diplomasiyi ve diyaloğu önceleyen girişimleriyle de sükunetin tesisine katkı sağlamıştır. Türkiye hem enerji naklinde güvenilir bir ortak hem de barışın kilit aktörü olarak son süreçte öne çıkmıştır. Bunun olumlu tesirlerini orta ve uzun vadede daha fazla göreceğimize inanıyorum.

 

Independent Türkçe

"Türkiye zengin enerji kaynaklarına sahip coğrafyalarla bunlara ihtiyaç duyan ülkeler arasındaki en güçlü köprüdür, geçiş ve kavşak noktasıdır. Bölgemizde meydana gelen son krizler Türkiye'nin bu özelliğini teyit ve tahkim etmiştir"
Cuma, Mayıs 22, 2026 - 15:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Erdoğan: Enerjide tam bağımsızlık ülkemizin Kızılelma'sıdır
copyright Independentturkish: 

Ümit Özdağ: Yaşananlar YSK’nın anayasal yetkilerine karşı da bir darbe girişimidir

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, partisinin genel merkezinde Başkanlık Divanı toplantısının sona ermesinin ardından basın açıklaması yaptı. Türk siyasetinin ağır bir demokrasi ve devlet krizinden geçtiğini söyleyen Özdağ, Cumhuriyet Halk Partisi ile ilgili alınmış olan mutlak butlan kararını, demokratik siyasete karşı yapılmış bir saldırıdır olarak tanımladı.

Özdağ, "Yaşananlar seçimlerde Kuzey Kore seçimleri, Rusya seçimleri gibi formalite seçimlerin Türkiye’de de yapılmak istendiğini göstermektedir. Bu yaşananlar, iktidarın Türkiye’yi otoriter, hegemonik bir tek parti rejimine sürükleme kararı içerisinde olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur" dedi.

"CHP içindeki ekiplerle ilgilenmiyoruz"

"Biz Zafer Partisi olarak Cumhuriyet Halk Partisi’nin içindeki siyasi duruş, tavır ve ekiplerle ilgilenmiyoruz. Zafer Partisi’nin ilgisi, Türkiye’de devlet kültürü, hukuk devletinin muhafazası, demokratik hukuk düzeninin muhafazasıyla ilgilidir. Dün akşam da ifade ettiğimiz gibi, bugün de bundan sonra da kararlılıkla ifade edeceğimiz husus Atatürk’ün kurucu değerlerinden taviz vermeden devleti ve demokrasiyi savunmaya devam edeceğiz" ifadesini kullanan Özdağ, şöyle konuştu:

Bugün yaşananlar, aynı zamanda anayasal bir organ, yargı organı olan Yüksek Seçim Kurulu’nun anayasal yetkilerine karşı da bir darbe girişimidir. Tabii mutlak butlan kararıyla AK Parti’nin, AKP, MHP ve DEM Partilerinden oluşan 'DAM İttifakı’na Cumhuriyet Halk Partisi’ni de ittifak unsuru olarak dahil etmeyi hedeflediğini görüyoruz. Bu yeni ittifakla amaçlanan, anayasal değişikliklerin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde daha rahat bir şekilde gerçekleştirilmesi. Öcalan ve PKK’yla müzakerelere ‘Terörsüz Türkiye’ adını verdiler. Bu sözde terörsüz ama aslında teröre teslim olan, terörün taleplerini kabul eden, teröristlerin taleplerini kabul eden modelin, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden oluşturulacak olan yeni CHP modelinin desteğiyle çıkartılması hedeflenmektedir.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

"Seçime hazırız"

 Zafer Partisi’nin yetkili kurulları yaşanan süreçle ilgili hâlen toplantı hâlindedir. Bu toplantılarımız bugün öğleden sonra ve yarın devam edecektir. Bu yaşananların Türkiye’yi bir erken genel seçime götürdüğünü de gayet net bir şekilde görüyoruz. Biz parti olarak genel merkez, il ve ilçe teşkilatlarımızla böyle bir genel seçime de hazırız. Bu siyasi mühendislik girişimlerini Türk halkı sakin, kızgın, öfkeli bir şekilde izliyor. Sandıkta bu siyasete yapılan müdahalelerin hesabını muhakkak soracaktır. Bugünkü iktidar da iktidara 28 Şubat sürecinde yapılan müdahalelere Türk halkının tepkisiyle gelmişti ve şimdi kendisi benzer müdahaleleri, hem de dozajını çok artırarak yapıyor. Bunu İstanbul 2019 seçimlerinde denediler, sonucu ikinci seçimde gördüler ama bundan ders almamışa benziyorlar. Evet, hadi gelin erken seçime gidelim. Bu yaptıklarınızı Türk halkına soralım. Hodri meydan.

"Tek çözüm millete sormak"

Gece sabaha karşı Ankara’ya ulaştık ve Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi’ni ziyaret ederek Sayın Özgür Özel ve arkadaşlarına hukuka, devlet kurumuna ve demokrasiye verdiğimiz desteği ifade ettik. Bugün de aynı noktada bulunmaya devam ediyoruz. Dileğimiz, önümüzdeki sürecin hızla Türkiye’yi seçime götürmesidir. Çünkü yaşanan devlet krizi, yaşanan düşman ceza hukuku uygulamaları göstermektedir ki bu iktidar iktidarda olduğu sürece demokrasinin, hukuk devletinin, devletin taşıyıcı kurumlarının, kolonlarının tasfiyesi ve zayıflatılması devam edecektir. Tek çözüm vardır; o da millete gitmek ve millete sormaktır. Biz buna hazırız. Haydi seçime gidelim.

 

ANKA

“Tek çözüm vardır; o da millete gitmek ve millete sormaktır. Biz buna hazırız. Haydi seçime gidelim"
Cuma, Mayıs 22, 2026 - 15:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

related nodes: 
CHP’de “mutlak butlan” kararı Kılıçdaroğlu'na tebliğ edildi
Gülistan Doku cinayetinin firari şüphelisi ABD'de konuştu: Türkiye’ye gelip teslim olacağım
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP'nin "ihtiyati tedbir" kararına yaptığı itirazı reddetti
Type: 
SEO Title: 
Ümit Özdağ: Yaşananlar YSK’nın anayasal yetkilerine karşı da bir darbe girişimidir
copyright Independentturkish: 

CHP Kurultayı'nın iptal kararı: Kılıçdaroğlu'nun avukatları, temyiz başvurusunun geri çekildiğine ilişkin dilekçe sundu

Kemal Kılıçdaroğlu, Lütfi Savaş ve diğer davacıların avukatları, CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in avukatlarının Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi'nin mutlak butlan kararına yönelik temyiz başvurusunun geri çekildiğine ilişkin dilekçe sundu. 

Avukat Kadri Gökhan Sultan ve Onur Yusuf Üregen, CHP kurultayı hakkında mutlak butlan kararı veren Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi'ne başvurdu.

Başvuruda, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, mutlak butlan kararına karşı sunulan temyiz dilekçesinde, kararın esası yönünden bozma talebinde bulunulduğu, ayrıca ihtiyati tedbirin kaldırılmasının da istendiği belirtilerek, şunlar kaydedildi:

Ne var ki söz konusu başvuru, Parti Genel Başkanı'nın ve mevcut Parti Yönetiminin talimatı, bilgisi ve oluru alınmaksızın yapılmıştır. Parti iradesini temsil etme yetkisi bulunmayan kişilerce, müvekkil Partinin kurumsal menfaatleri ve güncel hukuki stratejisi gözetilmeden, aceleci ve kötü niyetli bir tutumla ihtiyati tedbirin kaldırılması talep edilmiştir. Bu nedenle temyiz dilekçesinde yer alan ihtiyati tedbirin kaldırılması istemi, müvekkil Partinin gerçek ve güncel iradesini yansıtmadığı gibi Parti çıkarlarıyla da bağdaşmamaktadır. Bu nedenle ihtiyati tedbirin kaldırılması istemine yönelik başvurumuzu geri çekiyoruz. 

Bu nedenlerle; Parti Genel Başkanının ve mevcut Parti Yönetiminin talimatı, bilgisi ve oluru alınmaksızın sunulan temyiz dilekçesinde yer alan ihtiyati tedbirin kaldırılması istemine yönelik vazgeçme talebimizin kabulüne karar verilmesini talep eder, bilgilerinize sunarız.

 

Independent Türkçe

Başvuruda, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, mutlak butlan kararına karşı sunulan temyiz dilekçesinde, kararın esası yönünden bozma talebinde bulunulduğu, ayrıca ihtiyati tedbirin kaldırılmasının da istendiği belirtildi
Cuma, Mayıs 22, 2026 - 15:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA (Arşiv)</p>

Type: 
SEO Title: 
CHP Kurultayı'nın iptal kararı: Kılıçdaroğlu'nun avukatları, temyiz başvurusunun geri çekildiğine ilişkin dilekçe sundu
copyright Independentturkish: 

İran, Binance üzerinden milyonlarca dolarlık transferi nasıl yaptı?

İran savaşıyla birlikte Tahran yönetiminin kripto para borsası Binance üzerinden transfer yaptığına ilişkin iddialar tekrar gündeme taşındı.

Wall Street Journal, İran'ın son iki yılda milyonlarca dolarlık kripto para transferini dünyanın en büyük kripto borsalarından Binance üzerinden yaptığını yazıyor.

Haberde, özellikle Devrim Muhafızları'nın finansmanında Binance'in "kritik bir damar" işlevi gördüğü belirtiliyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Tahran yönetiminin Batı yaptırımlarından kaçmak için Binance üzerinden kurduğu gizli finansman ağının en önemli aktörlerinden birinin İranlı iş insanı Babek Zencani olduğu ifade ediliyor.

Gazetenin incelediği Binance raporlarına göre Zencani, kripto firması Zedcex aracılığıyla yalnızca son iki yılda platform üzerinden yaklaşık 850 milyon dolarlık işlem gerçekleştirmiş. Bunun yaklaşık 425 milyon dolarının İran'ın askeri faaliyetlerinin finansmanında kullanıldığı öne sürülüyor.

Binance'in iç denetim sisteminin birçok kez şüpheli işlem yapıldığına dair uyarıda bulunmasına rağmen Zencani'nin kullandığı hesabın bu aya kadar transferlere devam ettiğine dikkat çekiliyor.

Beyaz Saray yönetimi, Devrim Muhafızları'na para aktardığı iddiasıyla ocak ayında Zencani'yi yaptırım listesine almıştı. Fakat yaptırım açıklamasında Binance'ten bahsedilmemişti.

Analizde, İran Merkez Bankası'nın da 2025'te çeşitli dijital cüzdanlar üzerinden yaklaşık 107 milyon dolarlık kripto varlığı Binance hesaplarına yönlendirdiği öne sürülüyor. Ayrıca 2024-2025'te Binance hesaplarıyla İran bağlantılı yaptırım altındaki kişi ve kurumlar arasında yaklaşık 260 milyon dolarlık doğrudan transfer yapıldığı iddia ediliyor.  

WSJ'ye konuşan güvenlik uzmanları, İran bağlantılı bu hesapların klasik yatırım hesabı gibi kullanılmadığını, "giriş-çıkış" modeliyle işlediğini söylüyor. Kripto varlıkların kısa süre hesapta tutulup hızla başka cüzdanlara aktarıldığı, bu nedenle sistemin temel amacının yatırım değil, para transferlerinin izini saklamak olduğu savunuluyor.

Kripto dünyasının en büyük borsası Binance, kara para aklama ve yaptırım ihlalleri nedeniyle ABD makamlarıyla 4,3 milyar dolarlık uzlaşmaya gitmişti. Borsanın kurucu Changpeng Zhao suçunu itiraf etmiş, kısa süreli hapis cezası almıştı. Buna ek olarak platformda özellikle İran'la bağlantılı transferlerin denetleneceği bildirilmişti.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan kaynaklar, ABD Hazine Bakanlığı'ndan yetkililerin martta Binance yöneticileriyle bir araya geldiğini söylüyor. Buna göre yetkililer, denetim şartlarına uyulmasını isterken, İran'la ilgili işlemler hakkında Binance yöneticilerine uyarıda bulunmuş.

Haberde, ABD Adalet Bakanlığı'nın sözkonusu işlemlerle ilgili inceleme başlattığı belirtiliyor. Binance ise "yaptırım uygulanan hiçbir kuruluşla doğrudan işlem yapılmadığını" öne sürüyor.


Independent Türkçe, Wall Street Journal, Times of Israel

Derleyen: Yasin Sofuoğlu

Washington, Binance üzerindeki baskısını yeniden artırıyor
Cuma, Mayıs 22, 2026 - 15:30
Main image: 

<p>İran'ın en büyük kripto borsası Nobitex'in de yaptırımları delmek için kripto para kullandığı öne sürülmüştü (Reuters)</p>

related nodes: 
İranlı kripto borsasıyla Trump ailesinin yolu nasıl kesişti?
Label: 
Type: 
SEO Title: 
İran, Binance üzerinden milyonlarca dolarlık transferi nasıl yaptı?
copyright Independentturkish: 

Kısa haberler

Tokat'ta taşkın riskine karşı bir köyün sakinleri tahliye ediliyor

Tokat’ın Erbaa ilçesine bağlı Kızılçubuk köyü sakinleri taşkın riskine karşı tahliye ediliyor. İlçeye bağlı Kızılçubuk köyünde, Kelkit Çayı'nda su seviyesinin yükselmesi ve taşkın riski sebebiyle tahliye çalışması başlatıldı. Çayın kenarındaki köyde yaşayan vatandaşlar ve hayvanlarının, jandarmaların da yer aldığı ekiplerce tahliyesi yapılıyor. Köyde Erbaa Kaymakamı Remzi Demir ve Belediye Başkanı Ertuğrul Karagöl de çalışmaları takip etti.

Tokat'ta taşkın riskine karşı bir köyün sakinleri tahliye ediliyorhttps://t.co/1eIWAGbtC4 pic.twitter.com/ilfupox2NE

— Independent Turkish (@TurkishIndy) May 16, 2026

Yavuz Ağıralioğlu: AK Parti tıkanmıştır, çalışamaz hale gelmiştir

Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, Amasya’da düzenlenen halk buluşmasında yaptığı konuşmada hem Karadeniz’de yaşanan sel felaketlerine hem de siyasi gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Ağıralioğlu, selden etkilenen Samsun Havza, Zile ve Amasya’daki bölgeleri ziyaret ettiklerini belirterek, vatandaşların yaşadığı mağduriyeti yerinde gördüklerini söyledi. “Sel sularının yalnızca dükkânları değil, insanların umutlarını da yıktığını gördük. Bayrama hazırlanırken insanların payına dert ve zorluk düştü” ifadelerini kullandı.

Vatandaşların yaşadığı sorunları da aktaran Ağıralioğlu, dere taşkınları ve tıkanan menfezler nedeniyle büyük zarar oluştuğunu belirterek, “Dere kapandı, menfezler çalışmadı, taşkın soframıza kadar ulaştı” sözlerini dile getirdi. Vatandaşların yetkililerden daha fazla sahada olmalarını istediğini de aktardı. Konuşmasının siyasi bölümünde ise hükümete yönelik eleştirilerde bulunan Ağıralioğlu, AK Parti’nin yönetim kapasitesine ilişkin değerlendirmeler yaparak, “Küçük bir menfez tıkandığında nasıl taşkın oluyorsa, sistem de benzer şekilde tıkanmıştır” dedi. “AK Parti tıkanmıştır, çalışamaz hale gelmiştir” ifadelerini kullandı. Adalet konusuna da değinen Ağıralioğlu, yolsuzlukla mücadelenin herkes için eşit uygulanması gerektiğini vurguladı. “Eğer yolsuzluk araştırılıyorsa herkese eşit uygulanmalı, aksi halde adaletten söz edilemez” diyerek, adaletin siyasi ayrım gözetmeden işletilmesi gerektiğini söyledi. Ağıralioğlu ayrıca vatandaşların beklentisinin, seçim dönemlerinde değil her zaman sahada olan bir yönetim anlayışı olduğunu belirterek, devlet-vatandaş ilişkilerinde güven ve süreklilik vurgusu yaptı.


Zeydan Karalar: Başarılı bir operasyon geçirdim, sağlığım yerinde

Adana Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Zeydan Karalar, daha önce planlanan ancak çeşitli nedenlerle gerçekleştirilemeyen önlem amaçlı bir operasyon geçirdiğini, sağlık durumunun iyi olduğunu açıkladı.

Karalar, sağlık durumuna ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Karalar, "Daha önceden planlanan ancak çeşitli nedenlerle gerçekleştiremediğim, önlem amaçlı başarılı bir operasyon geçirdim. İyiyim, sağlığım yerinde. İlgilenen tüm sağlık çalışanlarımıza teşekkür ediyorum" dedi.

Independent Türkçe, Türkiye ve dünyadan güncel haberleri okurları için derledi
Pazar, Mayıs 17, 2026 - 00:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: Independent Türkçe</p>

Type: 
SEO Title: 
Kısa haberler
copyright Independentturkish: 

DEM Parti'nin "barış için adım at" yürüyüşünde konuşan Bakırhan: Meclis raporu hayata geçirilmeli

DEM Parti, İmralı'da tutulan Abdullah Öcalan’ın statüsünün tanınması başta olmak üzere barış süreci kapsamında yasal ve hukuki adımların atılması talebiyle “Gavek ji bo Aştiyê/Barış İçin Adım At” şiarıyla Ankara’da yürüyüş gerçekleştirdi.

Aralarında DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın da bulunduğu parti yöneticileri, il ve ilçe örgütleri ile çok sayıda siyasi parti ve sivil toplum temsilcisinin katıldığı kitle, Yüksel Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı önünde bir araya geldi.

“Barış için Adım At” pankartının açıldığı eylemde grup, Meclis Parkı’na yürümek istedi ancak polis, valilik izni olmadığı gerekçesiyle geçişe izin vermedi. Bunun üzerine kitle Sakarya Caddesi’ne yöneldi. Polisin barikat kurması üzerine sık sık “Aç aç barikatı aç” sloganları atıldı ve alkışlarla tepki gösterildi.

TBMM'nin yanında bulunan Meclis Parkı'nda son bulması beklenen yürüyüş polis engeline takıldı. DEM Parti heyeti önce Meclis Parkı'nın yakınında bulunan Madenci Anıtı'nın önünde yürüyüşün son bulması için müzakere yürüttü ancak bu talep de karşılık bulmadı. Saat 18.30'da başlaması planlanan yürüyüş, yürütülen müzakereler sonrasında 1 saat sonra başladı. Yürüyüş, Madenci Anıtı önü talebinin de karşılık bulmaması üzerine Sakarya Caddesi'nde yapılan basın açıklamasıyla son buldu.

Yürüyüş esnasında "Savaşa hayır, barış hemen şimdi", "Sırrı'ya sözümüz barış olacak", "Siyasi tutsaklar onurumuzdur" ve "Kadınlar barışta ısrar ediyor" sloganları atıldı. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan'ın da bulunduğu kortej önünde Türkçe ve Kürtçe "Barış için adım at" ve "Gavek ji bo aştiye" yazılı pankarla yürüdü. 

"Bizi yürütmeyen bu anlayış barışa hizmet etmiyor"

"Bugün çok önemli bir şey için yürüyoruz. Barış için yürüyoruz. Bugün Şırnak’tan Ankara’ya, Kars’tan İstanbul’a kadar Türkiye’nin dört bir yanında 'Barış için adım At' yürüyüşleriyle her yerde aslında aynı şeyleri haykırıyoruz" diyen Bakırhan, şöyle konuştu:

Türkiye tarihi bir dönemeçtedir. Son 50 yılını meşgul eden çatışma ve şiddet ortamının devre dışı kalacağı, sorunlarımızı diyalogla, müzakereyle çözeceğimiz bir süreci yaşıyoruz. Tek taraflı çok ciddi adımlar da atıldı. Sayın Öcalan’ın çağrısıyla birlikte çok önemli tarihi günler yaşıyor Türkiye. Şimdi 1,5 yıldır devam eden ama henüz tek taraflı adımları aşamayan bu süreçte burada halklarımızla birlikte, kadınlarla, gençlerle, öğrencilerle, Türkiye’nin demokratik kitle örgütleriyle, siyasi partilerle birlikte artık iktidara, devlete, yürütmeye 'adım at' diyoruz. Ne için adım at? Haksız, hukuksuz yere içeride olan siyasi tutsaklar için adım atıyoruz. Halkın iradesiyle seçmiş olduğu kayyumlar yerine atamış olduğun memurlarını geri çek, halkın iradesi görevine dönsün diye adım atıyoruz. Çevre katliamını durdur diye adım atıyoruz. Kadın katliamları bitsin diye adım atıyoruz. Demokrasi olsun diye adım atıyoruz. Evet, barış cesaret ister. Evet, barış kararlılık ister. Barış bir disiplin ister. Bir tarafta görüşmeler sürerken bir tarafta da iki adım bizi yürütmeyen bu anlayış barışa hizmet etmiyor.

"Barış durağan bir siyaseti kabul etmez"

Barışın polis kalkanlarıyla, dipçiklerle, coplarla engellenemeyeceğini söyleyen Bakırhan, Türkiye'nin bugünleri demokrasiyle, müzakereyle başarıya ulaştırmak zorunda olduğunu söyledi. Bakırhan, "Bu toprakların her karışına acı düştü. Bu toprakların her karışına kan düştü. Neredeyse 86 milyon canımız kan ve acı biriktirdi. İşte bir daha kan olmasın, bir daha acı olmasın. Bu topraklar kan ve acı yerine barış biriktirsin, demokrasi biriktirsin diye yollardayız. Yürüyoruz. Umarım Türkiye'nin dört bir tarafında yürüyen halklarımızın sesini artık Ankara’da bulunduğumuz Meclis de duyar. Barış durağan bir siyaseti kabul etmez. Barış, bu süreci sürece yaymayı kabul etmez. Barış için bir an önce bu konuda ne yapılması gerekiyorsa gereklerini yerine getirmek gerekir. Barış istiyor muyuz? Evet, biz istiyoruz. Aylardır, yıllardır bugün buradaki kadınlarla, gençlerle, halklarla, öğrencilerle, emekçilerle, Alevilerle birlikte Türkiye’nin her karışında gitmediğimiz kapı, gitmediğimiz yer bırakmadık. Neden? Çünkü barışa inanıyoruz. Çünkü barış, Türkiye’de yeni bir beyaz sayfa açmanın adıdır. Emekçilerin sömürülmediği, asgari ücretlilerin alın teriyle geçinebildikleri bir Türkiye’dir. Öğrencilerin yoksulluktan dolayı kayıtlarını dondurmadıkları onurlu bir yaşam içindir barış. Barış, çevrenin katledilmediği; Kürt’ün diliyle, kimliğiyle eşitçe bu topraklarda yaşayan diğer halklar ve inançlarla demokratik bir zeminde yaşamasının adıdır" diye konuştu.

"Demirtaş ve Yüksekdağ neden hala içeride?"

"Barış kutsaldır. Barış onurlu bir iştir. Böylesine kutsal ve onurlu bir iş aynı zamanda bir disiplin ister, bir cesaret ister, bir samimiyet ister" diyen Bakırhan, şunları kaydetti:

Meclis raporunu hazırladı. Meclis'in hazırladığı rapordaki başlıkların artık hayata geçmesi gerekiyor. Ne diyordu bu raporda? AİHM ve AYM kararları uygulansın diyordu. O zaman soruyoruz: Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Nazmi Gür, Leyla Güven hala neden içeridedir? Neden siyasi tutsaklar Meclis raporunun belirttiği gibi şimdi kendi ailesiyle birlikte, yoldaşlarıyla birlikte siyaset yapmıyor. Evet, kayyumlara değinmişti rapor. Bir buçuk yıl geçti. Kürtlerin, Türkiye emekçilerinin iradesini gasbedenler sessiz ve çatışmasız bir şekilde kayyumlar tarafından yönetiliyor. İşte bir samimiyet varsa önce AİHM, AYM kararları, daha sonra kayyumlar geri çektirilmelidir. Eğer gerçekten bir samimiyet varsa karşılıklı polemiklere girmeden barış neyi gerektiriyorsa onun adımını atmak gerekiyor. Sayın Öcalan’ın özgür iletişim, yaşam ve çalışma koşulları düzenlensin dedi. Kim neyi bekliyor? Henüz anlamış değiliz.

"Barış 86 milyon insanın hakkıdır"

Yine partimize dönük baskılar dursun dedik. Siz de gördünüz. 10 adım yürüyemiyoruz. Ya kardeşim, Ankaralı esnaf bizim canımız, ciğerimiz. Ankara’da bu sokaklarda gördüğünüz insanların tamamı emekçiler ve yoksullardır. Barış niye olsun biliyor musunuz? Esnaf dükkan kapatmasın diye olsun. Bugüne kadar savaşa ve çatışmaya ayrılan 3 trilyon dolar öğrenciye, emekliye, asgari ücrete, esnafa ayrılsın diye barış diyoruz. Barış sadece Kürtlerin meselesi değil, 86 milyonun meselesidir. Türkiye’de barış olursa düşüncelerimizi rahatlıkla ifade edebiliriz. Rahatlıkla toplanabiliriz. Gösteri yapabiliriz. Seçtiğimiz yöneticiler bizi yönetebilir. Bugün cezaevlerinde bulunan siyasetçiler tutuklanamaz. Onun için barış Sinop’tan Ankara’ya kadar herkesi ilgilendiriyor. 86 milyon insanın hakkıdır. Ana sütü gibi de helaldir. Barış hepimizin olduğu için birlikte omuz omuza mücadele etmeliyiz. Bir an önce yürütmenin, Meclis'in bu konuda adım atmasını sağlamalıyız. Ülke yeterince kan ağladı. Ülke yeterince ekonomisini, enerjisini bu meseleye harcadı. Şimdi ülkenin kalkınması için kardeşçe, bir arada, çatışmasız, ölümsüz yaşaması gerekiyor.

"Biz umutluyuz"

DEM Parti bunun için var. DEM Parti bunun için sokaklarda. DEM Parti bunun için yürüyor. Ve sesimizi inşallah bugün Ankara’da bu meydanı dolduran devrimcilerle, sosyalistlerle, emekçilerle, kadınlarla, gençlerle birlikte daha da yükselteceğiz. Emin olun bizler bu alanları binlerle, on binlerle doldurabilirsek cezaevlerinde tek bir siyasi tutsak kalmaz. Tek bir belediyede kayyum kalmaz. Tek bir doğamız, çevremiz katledilmez. Tek bir insanımız düşüncelerini ifade ettiği için cezaevlerine konulmaz. Onun için hep birlikte bugünden sonra daha güçlü bir şekilde alanları doldurarak 1,5 yıldır sessizliğini koruyan, barış süreci için gerekli olan adımları atmayan bu yürütmenin, bu iktidarın adım atmasını sağlayabiliriz. Biz umutluyuz ve tekrar ediyorum: Boş polemikler yerine, boş tartışmalar yerine, 'önce sen, önce ben' tartışmaları yerine eş güdümlü olarak kim üzerine ne düşüyorsa bir an önce Türkiye halklarının huzurunda adım atmalı ve gereğini yerine getirmelidir.

Öte yandan DEM Parti’nin “Barış İçin Adım At” yürüyüşleri Şırnak, Van, Bingöl, Tunceli, İzmir ve Diyarbakır başta olmak üzere birçok kentte eş zamanlı olarak gerçekleştirildi.

 

ANKA

Tuncer Bakırhan, Meclis raporunun uygulanmasını ve AİHM–AYM kararlarının hayata geçirilmesini istedi
Cumartesi, Mayıs 16, 2026 - 21:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
DEM Parti'nin "barış için adım at" yürüyüşünde konuşan Bakırhan: Meclis raporu hayata geçirilmeli
copyright Independentturkish: 

Ahmet Davutoğlu: İktidar milletvekilleri sokağa çıkamayacak haldeler

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, mevcut bakanların yalnızca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a ve MHP lideri Devlet Bahçeli'ye kendilerini beğendirmeye çalıştığını, milletvekillerinin ise seçmen nezdinde bir karşılığı olmadığını belirterek "Milletvekillerine bugün acıyorum. Milletvekilleri sokağa çıkamayacak haldeler. Özellikle iktidar milletvekilleri. Ellerinde hiçbir güç yok" dedi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, "Değişen Dünyada Türkiye'nin Yeni Rolü" konferansında konuştu. İnsanı Değerler Derneği ve Demokraside Birlik Vakfı'nın ortak düzenlediği konferansta güncel siyasi konulardan uluslararası gelişmelere ilişkin konularda değerlendirmelerde bulunan Davutoğlu, mevcut Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin değiştirilmesi gerektiğini ancak geçmiş parlamenter sisteme dönülmesi gerektiğini söyledi.

Bakanları ve vekilleri eleştirdi

Mevcut bakanların yurttaşlarla ilişkisini eleştirerek, "Herhangi bir bakanın halkı memnun etmek gibi bir gayesi var mı" diye soran Davutoğlu, kendi bakanlık döneminde halkı memnun etmek için birçok il ve ilçede halkla doğrudan diyalog kurduğunu anlattı. Mevcut sistemde bakanların buna ihtiyaç duymadığını söyleyen Davutoğlu, şunları kaydetti:

Herhangi bir bakanın böyle bir çabası olur mu? Olmaz. Çünkü şimdi iki tane seçmeni var, Sayın Erdoğan onu göreve getirir, Sayın Bahçeli desteklediği sürece görevde kalır. Eskiden yurttaş şöyle düşünürdü, 'Orada bir bakanımız varsa gider işimizi görürüz", şimdi öyle bir bağ kalmadı. Milletvekillerine bugün acıyorum. Milletvekilleri sokağa çıkamayacak haldeler. Özellikle iktidar milletvekilleri. Ama ellerinde hiçbir güç yok. Eskiden olduğu gibi 'Ben bakana baskı yapayım bakanda işimizi yapsın' anlayışı da yok. Bakan onun telefonuna çıkmasa da Sayın Erdoğan'ın tüm gezilerine katılsa bakanlık daha garanti. Siyasetin dokusu, doğası bozuldu. Bu muhalefet için de ana muhalefet için de böyle.  'Ben milletvekili olayım ondan sonra partimi değiştireyim, bir sonraki döneme hazırlanayım' anlayışı var. 37 milletvekili, 76 belediye başkanı niye parti değiştirir? Çünkü bütün kaynakların bir elde olduğu ve onun da siyasi geleceğini belirlediği bir yapı. Ve ekonomik tahribat. Hiçbir denetimin olmadığı ve ekonominin bir rant dağıtma aracına getirildiği bir ülkeden bahsediyoruz.

"Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi miadını doldurdu"

İktidara gelmeleri durumunda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ni kaldıracaklarını söyleyen Davutoğlu, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi miadını doldurmuştur. 10 yılda bu sistemle geldiğimiz yer ortada. Eski sistemin de ceremesini ben çektim. Eski sistem de çarpık bir parlamenter sistemdi. Yetki, sorumluluk ve denetim mekanizmalarının işletildiği, öngörülebilir bir düzenin sağlandığı bir yeni parlamenter sistemi Türkiye'nin inşa etmesi lazım" dedi. 

Konferans, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.

 

ANKA

"Milletvekillerine bugün acıyorum. Milletvekilleri sokağa çıkamayacak haldeler. Özellikle iktidar milletvekilleri. Ellerinde hiçbir güç yok"
Cumartesi, Mayıs 16, 2026 - 20:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: X</p>

related nodes: 
Davutoğlu: Gündüz yayınlarına kesin bir ahlaki denetim getirilmesi şarttır
Gelecek Partisi Genel Başkanı Davutoğlu: Türk siyasetine kara leke olarak geçeceksiniz
Ahmet Davutoğlu: Türkiye ikiye ayrıldı, gözü doymayanlarla karnı doymayanlar
Type: 
SEO Title: 
Ahmet Davutoğlu: İktidar milletvekilleri sokağa çıkamayacak haldeler
copyright Independentturkish: 

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Terörle mücadele için harcanan kaynaklar artık eğitime, bilime, üretime, istihdama, ulaştırmaya, teknolojiye harcansın istiyoruz

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Terörle mücadele için harcanan kaynaklar artık eğitime, bilime, üretime, istihdama, ulaştırmaya, teknolojiye harcansın istiyoruz." dedi.

AK Parti Gençlik Kolları ev sahipliğinde Turka Kocaeli Stadyumu'nda düzenlenen "Bir Gençlik Şöleni Programı" öncesi stadyum önünde vatandaşlara hitapta bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin 81 ilinde, 922 ilçesinde ayrıca yurt dışında yaşayan gençlere selamlarını ilettiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sanayinin, teknolojinin, girişimcilik ruhunun, üretimin, emeğin merkezi, Akça Kocaların, Orhan Gazilerin, Gazi Süleyman Paşaların gaza ruhunu mefkureye dönüştürdüğü Kocaeli'de gençlerle buluşmaktan memnuniyet duyduğunu kaydetti.

Samimiyetleri, coşkuları, teşrifleri için herkese teşekkür eden Erdoğan, "Şunu hepinizin çok iyi bilmesini isterim. Rabbim ömür verdikçe yol arkadaşlığımız devam edecek. Bu can, bu tende olduğu müddetçe siz gençlerimizle dava arkadaşlığımız, gönüldaşlığımız inşallah devam edecek." ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, gençlerin gönlünde ayrı bir yeri olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

Sizlerle birlikte destanlar yazıyoruz. Sizlerle birlikte Türkiye Yüzyılı'nı inşa ediyoruz. Siz gençlerimizle bu yollarda beraber yürüyor, yağan yağmurda beraber ıslanıyor, her şey Türkiye için diyerek gece gündüz çalışıyoruz. Sevgili gençler, Terörsüz Türkiye hedefimizin menzilinde sizlerin huzuru ve esenliği var. Terörsüz bölge vizyonumuzu yine sizin için, sizlerin güvenli geleceği için hayata geçirmek istiyoruz. Bu ülkede, artık annelerin yüreğine kor ateşler düşmesin diyoruz. Bu ülkenin, bu milletin evlatları henüz ömürlerinin baharındayken hayattan koparılmasın, taze bir gonca gibiyken solup gitmesin istiyoruz. Terörle mücadele için harcanan kaynaklar artık eğitime, bilime, üretime, istihdama, ulaştırmaya, teknolojiye harcansın istiyoruz.

Milletin yakın tarihinde "Gençliğim eyvah" diye çok hayıflandığını aktaran Erdoğan, "Anne babalar çok çile çekti, çok acı çekti. Terörün tamamen devre dışı kaldığı yeni dönemde gençliğin eyvahı olmadığı gibi kimseye eyvallahı da olmayacak." diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

Hangi görüşten, hangi hayat tarzından, hangi inançtan, hangi bölgeden, hangi kökenden olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti'nin her bir genci bizim için aynı değerdedir, aynı önemdedir, başımızın tacıdır. Her bir gencimiz aileleriyle birlikte bu ülkeyi yaşatan ocağın en gür meşalesi, birlik bahçemizin en güzel fidanıdır. Varsın birileri size sürekli karamsarlık aşılasın. Varsın birileri sizin umutlarınızı karartmaya çalışsın. Biz, size sonuna kadar güveniyoruz. Allah'ın izniyle geleceğin bilim insanları sizin içinizden çıkacak. Geleceğin sanatkarları, şairleri, edipleri, ressamları sizin içinizden çıkacak. Geleceğin fikir mimarları, düşünce adamları içinizden çıkacak. Geleceğin bürokratları, siyasileri, bakanları, inşallah cumhurbaşkanları sizin içinizden çıkacak.

"Millet olarak üzerimize serpilen ölü toprağından kurtulmuş durumdayız"

Erdoğan, mazlumların gölgesinden medet umduğu, zalimlerin parmak sallamaya cesaret edemediği, hakkın, adaletin, huzurun adresi olan Türkiye'nin gençlerin omuzlarında yükseleceğini söyledi.

Türkiye'yi geleceğe taşıyacak olanların gençler olduğunu bir kez daha tüm samimiyetiyle ifade ettiğini belirten Erdoğan, "Yeryüzünde iyiliğin, barışın, huzurun bayrağını dalgalandıracak olan sizlersiniz. Kan kaybeden insanlığın vicdanına merhem olacak olan sizlersiniz. Yeryüzünün bize emanet ettiği bu şuuru taşıyacak, sadece insanların değil canlı cansız her varlığın hukukunu gözetecek olan sizlersiniz. İnsanın tüketim nesnesine dönüştürüldüğü bir çağda, insana asli hüviyetini, özne olduğunu hatırlatacak olan yine sizlersiniz." ifadelerini kullandı.

Bugün artık avuç içindeki telefonlara sığan bir dünya olduğuna dikkati çeken Erdoğan, konuşmasını şu şekilde sürdürdü:

Dünya nasıl eski dünya değilse, Türkiye de eski Türkiye değil. Bugün her alanda yıldızı yükselen bir Türkiye var. Dünyada krizler yaşanırken dimdik ayakta duran bir Türkiye var. Masada sözü dinlenen, sahada gücü hissedilen bir Türkiye var. Bütün bunların arkasında sizin emeğiniz, sizin heyecanınız, sizin alın teriniz var. İnşallah çok daha iyi yerlere geleceğiz. Millet olarak üzerimize serpilen ölü toprağından kurtulmuş durumdayız. Kendimize inanıyoruz, gücümüzü biliyoruz, potansiyelimizin farkındayız. Nasıl savunma sanayiinde dışa bağımlılığı kırdıysak, nasıl enerjide yeni bir dönemin kapılarını açtıysak, nasıl terör örgütleriyle mücadelede tarihi başarılar elde ettiysek ekonomide de istihdamda da teknolojide de daha güçlü bir Türkiye'yi sizlerle birlikte inşa edeceğiz. Yeter ki umudumuzu kaybetmeyelim. Yeter ki heyecanımızın kırılmasına izin vermeyelim.

Bayrak şairi Arif Nihat Asya'nın "Işığı önüne al, yürü. Gölgen de arkandan ister gelsin, ister gelmesin." ifadelerini anımsatan Erdoğan, "Bunun için ne diyoruz? Durmak yok. Kutlu yürüyüşümüz daim olsun. Rabbim yolumuzu, bahtımızı açık etsin. Kocaeli'ni gençliğin başkenti haline getiren tüm kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum." dedi.

Erdoğan, 27-28 Haziran'da Türk Dünyası Gençlik Kampı'nı yine Kocaeli'de gerçekleştireceklerini, bu vesileyle hem Türkiye'nin farklı illerinden hem de Türk dünyasının farklı köşelerinden gençleri Kocaeli'de misafir edeceklerini belirtti.

AK Parti Gençlik Kolları Genel Başkanı Yusuf İbiş de yaptığı selamlama konuşmasında, tarihe geçecek bir gençlik buluşması gerçekleştireceklerini belirterek, "İnanıyoruz ki, Türkiye'de gençleri sınıflandırmak isteyenler bugün Kocaeli'de Türkiye'nin gençlerini, Recep Tayyip Erdoğan'ın gençlerini görecekler." ifadelerini kullandı.

Vatandaşlar, stadyum önünde müzisyen Ceyhun Çelikten'in "AK Gençlik Geliyor" şarkısını dinledi.

Gençler, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşması sırasında sık sık geldiği illerin adıyla gurur duyduklarını belirten sloganlar attı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan:

Terörle mücadele için harcanan kaynaklar artık eğitime, bilime, üretime, istihdama, ulaştırmaya, teknolojiye harcansın istiyoruzhttps://t.co/WcOgEgowrY pic.twitter.com/GCBJKuALGn

— Independent Turkish (@TurkishIndy) May 16, 2026

"En büyük yatırımı gençlerimize yaptık"

Programda ikinci bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan "Milletin lokomotifi gençlerdir. Gençler güçlüyse millet ve devlet güçlüdür. Toplum, aileden bireye enerjisini gençlerden alır." ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasını şöyle sürdürdü:

Avrupa'da, Amerika'da, Asya ve Afrika'da yeryüzünün dört bir ucunda bayrağımızı gururla dalgalandıran, başarılarıyla yurt dışındaki millet varlığımızın en parlak sembolü olan Türk diasporasının genç mensuplarına muhabbetlerimi gönderiyorum. Gönül ve kültür coğrafyamızı nakış nakış işleyen, kalbi bizimel olan tüm genç kardeşlerimize selamlarımı iletiyorum.

Sevgi ve muhabbete, dostluk ve kardeşlikte sınır tanımayan burada olduğu gibi stadyumlardan taşan şu coşkunun için, birlik ve beraberlik tablosu için her birinize tek tek teşekkür ediyorum. Bu güzel atmosferde umudun, sevginin, aydınlığın, geleceğin sembolü olan siz gençlerimizle birlikte olmaktan büyük bir heyecan duyuyorum. Bugün 81 ilimizin kalbi burada atıyor. Millet ve medeniyetimizin nabzı burada atıyor. Hayalini kurduğumuz büyük ve güçlü Türkiye'nin şafağı işte burada atıyor. Tam 1000 yıldır ezanı, bayrağı, vatanı ve milleti için mubarek kanlarını toprağa akıtan şehitlerimizin, istiklal ve istikbalimiz uğruna bedel ödeyen gazilerimizin Alparslan, Kılıçarslan, Fatih, Yavuz, Selahaddin Eyüp'ten cümle ecdadımızın aziz ruhları sizlerin ümit saçan aydınlığıyla inşallah şâd oluyor yâd oluyor.

TEKNOFEST kuşağını öncü neferleri olarak rahmetli Nurettin Topçu hocamızın şu müjdesine bugün sizler nail oluyorsunuz: Ömerler ile Akiflerin tam ortasında duran Fatih'in ruhu hakikatte bizim vücudumuzda devam ediyor. Fatih'i bir kılıçtan ibaret sananlar bilsinler ki Fatih ölmüştür, ama Fatih'in ruhunun ebedi hakimiyetine inananlara müjdeliyorum; Fatih'in ölmez, Fatih'in ruhu ebedi kalacaktır. Türkiye'yi aydınlık yarınlarıyla buluşturacak gençler burada. Milletimizin hayallerini gerçeğe dönüştürecek gençler burada. Rabbim sizleri kem gözlerden saklasın diyorum. Şu an karşımda mazinin birikimini bugüne taşıyan Türkiye'nin istikbalini var gücüyle omuzlayan kararlı bir gençlik görüyorum. Karşımda dünyaya yeni sözler söyleyen, dikkatleri üzerine çeken, hakkı ve hakikati seslendiren ufuk sahibi bir gençlik görüyorum.

Gazze, Sudan, Somali, Yemen'de mazlumun, mağdurun gözü yaşlı kardeşlerinin hüznünü kalbinin en derinlerinde hisseden merhametli bir gençlik hissediyorum. Karşımda deprem gecesi, milletinin yardımına koşan, yangın bölgesinde sabahlayan, milletin derdiyle dertlenen bir gençlik görüyorum. Vicdanlı, şuurlu bir gençlik, iman, idrak, basiret ve feraset sahibi bir gençlik görüyorum. Rabbim sizlerle birlikte tüm gençlerimizi korusun. Gençlik yüreğin bendleri yıkıp atmasıdır. Gençlik hayaldir, heyecandır, dinamizmdir. Bir milletin lokomotifi gençlerdir. Toplum enerjisini gençlerden alır. Bireyden aileye, aileden millete, milletten devlete uzanan zincirin en kritik halkası gençlerdir. Asırların birikiminden süzülüp gelen değerler, kurumlar, prensipler gençlerin eliyle geleceğe aktarılır.Bu milletin sinesinde yetişen gençler ne zaman elini taşın altına koymuşsa, aile güçlenmiş, millet kenetlenmiş, devlet asıl misyonuna kavuşmuştur.

Bu ülkenin gençlerini kimi zaman sağcı-solcu diyerek kimi zaman Türk-Kürt diyerek kimi zaman Alevi-Sünni diyerek kimi zaman da ilerici-gerici diyerek birbirini düşman ettiler. Anne babaların elleri yüreklerinde akşam olunca evlatlarının sağ salim dönebilmesi için pencere kenarlarında dua ettiği günler yaşadık. Başörtüsünden, sakalından kılık kıyafetlerinden dolayı eğitim ve çalışma hakkının elinden alındığı, geleceğin karartıldığı günler yaşadık. O günleri esefle, acıyla hatırlıyoruz. AK Parti olarak ilk günden itibaren Türkiye'nin hak ettiği seviyelere gelebilmesi için uğraştık. Üniversite okumak, kamuda işe girebilmek için belirli giyim tarzına, yaşam biçimine sahip olmanın şart koşulduğu, ideolojik aidiyetin ehliyet ve liyakatin önüne geçtiği günler artık geride kaldı. Seçilme yaşını 18'e düşürerek gençlerimize duyduğumuz güveni çok net bir şekilde gösterdik. Gençlerimizin eğitimde, bürokraside, sivil toplumda, kültür, sanat ve sporda önünü açtık.

2002'de yükseköğretime ayrılan bütçe sadece 2,5 milyar liraydı. Biz bunu 2026 itibariyle 651 milyar liraya çıkardık. Üniversite sayımızı 76'dan 208'e yükselttik. Yurt sayımızı 190'dan 873'e, yatak kapasitemizi 182 binden 1 milyona ulaştırdık. Tüm burs miktarını hem burs alan öğrenci sayısını artırdık. 81 ilimizi gençlik ve spor tesisleriyle, bilim ve kültür merkezleriyle, spor salonları, futbol sahaları, olimpik yüzme havuzlarıyla donattık.

Bugün kendisini çok iyi yetiştirmiş, birkaç dil bilen, dünyayı tanıyan, sosyal zekası yüksek, deneyimli, donanımlı, yenilikçi, ahlaklı ve imanlı neslin hamdolsun gümbür gümbür geldiğini görüyoruz. Savunma sanayimiz genç mühendislerimiz, yazılımcıların, TEKNOFEST kuşağının omuzlarında yükseliyor. Kazakistan ziyaretimizde ülkemizi e-spor alanında temsil eden genç arkadaşlarımızla karşılaştık. Geleneksel spor alanları ve e-spor branşlarında gençlerimizin başarılarıyla gurur duyuyoruz. Sizlerin hak ettiği yeri alabilmeniz için yanınızda olmaya devam edeceğiz. Türkiye'nin geleceği sizlere emanettir. Türkiye'nin parlak yarınları sizlerin gayretleriyle şekillenecektir.

Sizler bu milletin gözbebeğisiniz. Üzerine titrediği kır çiçeklerisiniz. Sizler geçmişi şansla, şerefle, başarılarla dolu bir milletin evlatlarısınız. Kimsenin sizi ümitlerinizi söndürmesine izin vermeyin. Sizi zayıflatmaya, zayıf göstermeye çalışanlara hiçbir surette kulak asmayın. Birliğiniz, beraberliğiniz, kardeşliğiniz daim olsun. Sevinciniz, huzurunuz baki olsun diyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Gençlik şölenimizin hayırlara vesile olmasını diliyorum, emeği geçen tüm kardeşlerime teşekkür ediyorum. Sizleri Allah'a emanet ediyorum.

 

AA

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Gençlik Kolları tarafından Kocaeli'de düzenlenen 'Bir Gençlik Şöleni' programında konuştu
Cumartesi, Mayıs 16, 2026 - 20:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Terörle mücadele için harcanan kaynaklar artık eğitime, bilime, üretime, istihdama, ulaştırmaya, teknolojiye harcansın istiyoruz
copyright Independentturkish: 

Hatimoğulları’ndan "Öcalan" çağrısı: Statüsü için adım atılmalı

Diyarbakır’da düzenlenen “Toplumsal Barış ve Özgürlük Forumu”nda konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, forumun geniş katılımla gerçekleştiğini belirterek, barış mesajlarının Diyarbakır’dan tüm Türkiye’ye yayıldığını ifade etti.

Tülay Hatimoğulları, “Birçok kurum ve kişinin katılımıyla çok başarılı bir forum gerçekleşti. 15 yıl önce benzer bir çalışma olmuş. Bu çalışmada emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Barışın sesi Amed’den bütün Türkiye’ye duyuruldu” dedi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Toplumsal barış, özgürlük ve adaletin demokrasinin temel unsurları olduğunu vurgulayan Hatimoğulları, bu unsurlardan birinin eksik olması halinde demokratik bir yapının tam anlamıyla kurulamayacağını söyledi. Halkların bir arada yaşama kültürüne dikkat çeken Hatimoğulları, “Toplum çok sesli bir koro gibidir. 5 günlük forum da bu ortak yaşamın mümkün olduğunu göstermiştir. Forumda ortak yaşam ve toplumsal barış için birçok farklı kesimler önemli düşüncelerini de dile getirmiştir” diye konuştu.

Forumda dile getirilen öneri ve taleplerin takipçisi olacaklarını belirten Hatimoğulları, Ortadoğu’daki çatışmalara da değindi. Hatimoğulları, “Ortadoğu’nun ateşi sürekli harmanlanıyor. Savaş ile yeni bir dünya ve sistem dizayn ediliyor. Ancak yine bedeli halklar ve kadınlar ödüyor. Daha önce Ezidi kadınların kaçırıldığını konuşuyorduk, şimdi Suriye’de Alevi kadınlar kaçırılıyor. Biz inanıyoruz ki buradaki barış tüm Ortadoğu’yu etkileyecek” ifadelerini kullandı.

Türkiye’de devam eden sürece ilişkin değerlendirmelerde bulunan Hatimoğulları, süreçte bazı ilerlemeler sağlandığını ancak son dönemde tıkanıklıkların da yaşandığını söyledi.

"Barışın güvencesi hukuktur"

Hatimoğulları, “Süreçte atılmış adımlar var. Ama son günlerde tıkanmış adımları da duyuyoruz. Türkiye tarihi bir dönemden geçiyor. Barış, demokrasi ve hukuk için doğru yerde doğru zamanda adımları atmak önemlidir. Barışın güvencesi hukuktur. Hukukun tesis edilmesi için de adım atılmalıdır. Yasal ve hukuki düzenleme için adımlar atılmalı, kayyımlar geri çekilmeli AİHM kararları uygulanmalı, siyasi tutukluların tahliye edilmeli, Sayın Abdullah Öcalan’ın statüsü için adım atılmalı. Adım atma işi bir inanç ve güven işidir. Barış için korkulardan kurtulmamız gerekir. Barışa inanmalıyız, adım atmalıyız" dedi.

Kalıcı barışın ancak hakikatle yüzleşme temelinde mümkün olacağını ifade eden Hatimoğulları, “Barış yeni bir sayfa demektir. Bizler kayıplarımızı acılarımızı unutmayacağız. Hafızalarımızda kalacaklar. Hakikat ile yüzleşme olmadan kalıcı bir barışı sağlamamız imkansız. Barıştan kasıt sadece Kürt sorunun çözümü değil, Türkiye’den yaşayan tüm farklı halklar ve inançlardan eşit yurttaşlık temelinde yaşamasıdır” diye konuştu.

Toplumsal kesimlere çağrıda bulunan Hatimoğulları, barışın ortak mücadeleyle inşa edilebileceğini belirterek, “Toplumsal barış için sıkılı yumrukları açabiliriz. Demokratik zeminde bir araya gelebilir, bir birimizin sevgisi ile barışı inşa edebiliriz. Gün barışı ve umudu büyütme günüdür. Barışı bu coğrafyada tesis etmek için mücadeleye devam edeceğiz. Barışı tesis ettiğimiz bu topraklarda el ele halay çekeceğiz” ifadelerini kullandı.

 Diyarbakır’da “Barış İçin Adım At” yürüyüşü… Tülay Hatimoğulları: Süreçte bazı tıkanmaların yaşandığını bütün Türkiye halkı fark etmiş durumda

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisince Diyarbakır’da düzenlenen "Barış İçin Adım At” yürüyüşünün ardından yaptığı konuşmada, çözüm sürecinde bir tıkanmanın yaşandığını ifade ederek, “Özellikle son birkaç haftadır basında da çok işlendiği gibi süreçte bazı tıkanmaların yaşandığını hepimiz bütün Türkiye halkı fark etmiş durumda. Biz DEM Parti olarak bu süreçte adım atılmasının ne kadar tarihi bir öneme sahip olduğunun farkındayız” dedi. 

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Genel Merkezi’nce bir çok ilinde düzenlenen “Barış İçin Adım At” yürüyüşü Diyarbakır’da DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın katımıyla gerçekleştirildi. Eski E Tipi Cezaevi önünde toplanan kalabalık Ofis semtine düzenledikleri yürüyüşte çözüm sürecinde adım atılması çağrısında bulundu.

Türkiye'nin dört bir yanında DEM Partililer, dostları, barış sevdalılarının bir arada "Barış İçin Adım At" yürüşüyünde olduklarını söyleyen Hatimoğulları, "Türkiye'de barışa davet çıkaranlar, 'Barış İçin Adım At' davetini çıkaranlara binlerce kez selam olsun. Şu an yürüyüşte olan herkese binlerce kez selam olsun. Direnişiniz mübarek olsun. Talebiniz kutlu olsun” dedi.

Konuşmasının büyük bir bölümünü çözüm sürecine ilişkin değerlendirmeye ayıran Hatimoğulları, “27 Şubat 2025'te Sayın Abdullah Öcalan, barış ve demokratik toplum çağrısıyla barışa çok önemli bir adım attı. Kendisinin bu çağrısı üzerine örgütü PKK önemli adımlar attı. Barış için adım attılar. Kongrelerini topladılar. Fesih kararı aldılar. Türkiye'de silahsız bir mücadele yani silahları bırakıp demokratik siyasete katılım kararı aldılar. Bu adımlar önemli adımlardı. Kürt sorunu bu ülkenin 100 yıllık sorunu. 100 yıldır bu coğrafyada Türk halkı yok sayıldı. İnkar edildi. Dilleri tanınmadı. Varlıkları tanınmadı. Ama Kürt halkı son 50 senelik mücadelesinde, kimlik mücadelesinde, özgürlük ve demokrasi mücadelesinde "Bizler de varız" dedi. Sadece Türkiye'de değil, dört parça Kürdistan coğrafyasında, Suriye'de, Irak'ta, İran'da ve Türkiye'de, yani dört ülkede en güçlü şekilde örgütlenerek bütün dünyaya var olduklarını gösterdiler, ispatladılar” ifadelerini kullandı.

“Bu süreci hiç kimse tıkayacak bir rol üstlenmemeli"

Çözüm sürecinde bir tıkınmanın yaşandığında dikkat çeken Hatimoğulları, şöyle devam etti:

Sayın Öcalan'ın bu çağrısı Türkiye için tarihi bir anlam ifade ediyor. Ama özellikle son birkaç haftadır basında da çok işlendiği gibi süreçte bazı tıkanmaların yaşandığını hepimiz bütün Türkiye halkı fark etmiş durumda. Biz DEM Parti olarak bu süreçte adım atılmasının ne kadar tarihi bir öneme sahip olduğunun farkındayız. Türkiye'nin geçmiş dönemdeki barış deneylerinden çok daha ileride bir deneyimi, çok daha ileride bir süreci yaşama ihtimalimiz çok yüksek. Biz buradan bütün taraflara şunu ifade etmek istiyoruz. Bu süreci hiç kimse heba etmemeli. Bu süreci hiç kimse tıkayacak bir rol üstlenmemeli. Bakın sürecin tıkandığına dair tartışmalar devam ederken biz çok iyi biliyoruz ki savaşı isteyenler çatışmayı isteyenler, bu sorun devam etsin de biz de nemalanmaya devam edelim diyen hem savaş lobileri, hem siyasi çevreler olduğunun gayet farkındayız. Ve onların ekmeğine asla yağ sürülmesini istemiyoruz.

DEM Parti olarak sürecin tıkanıklığının giderilmesi için her türlü müzakereyi, görüşmeyi, diyaloğu sürdürdüklerini söyleyen Hatimoğulları, “Elimizden geldiğince emek veriyoruz. Burada özellikle bu yürüyüşte barış için bir adım at derken özellikle beklenen adımların altını çizmek istiyoruz. Barış için bir atılabilir, atılmalı. Bunun için de özellikle sürecin tıkanmasına sebebiyet veren bütün olguları tek tek ortadan kaldırmalıyız” diye konuştu.

“Sayın Öcalan'ın da ifade ettiği gibi Kürt sorununu tırnak içinde bir terör parantezine alarak Kürt sorunu çözülemez” diyen Hatimoğulları, şöyle devam etti:

Onurlu bir barış sağlanamaz. Kalıcı bir barış bağlanamaz. Ve bizler olmazları değil, olurları konuşmak istiyoruz. Bunun için diyoruz ki, barış için adım atmak açısından ilk hamle olarak şu kabul edilmeli ki, bu süreç yasal ve hukuki bir zemine kavuşturulmalıdır. Bu sürecin mutlaka ve mutlaka hukukla ve yasayla buluşması lazım. Çok somut olarak şunun altını çizmeliyiz ki beklenen çerçeve yasak acil bir biçimde çıkmalı. Parlamento tatile girmeden bize kalırsa hemen şimdi asla ara vermeden çalışmalara derhal bu çerçeve yasak çıkarılmalı. Kapsamlı bir çerçeve yasa çıkarılmalı. Sembolik olarak değil içeriği güçlendirilmiş, gerçekten ihtiyaca cevap veren bir yasanın, çerçeve yasanın çıkması acildir, elzemdir. Baş aktör ve baş müzakereci olan Sayın Abdullah Öcalan'ın statüsünün tanımlanması, özgür çalışabileceği, özgür yaşayabileceği koşulların oluşturulması yine acildir, elzemdir.

“Medeniyetlerin beşiğinde hala barıraş çok güçlü bir imza atabiliriz"

Kayyum yönetiminin ortadan kaldırılması ve seçilmişlerin görevlerine iade edilmesi çağrısında bulunan Hatimoğulları, “Barışı sağlamak için bu konuda da bir adım atılmalı. AİHM kararları hayata geçirilmeli. Bunun için bir adım atılmalı. Burada daha uzunca sıralamak istemediğim çok şey var. Zamanımızı uzatmamak adına atılacak adımların elbette ki şimdi belki hepsini burada sayamıyoruz. Ama özellikle altını çizdiğimiz noktalar bu konuda atılacak adımların hukuk kanun sürecini ortadan kaldıracağına hepimiz yürekten inanıyoruz. Bu coğrafya, Anadolu ve Mezopotamya coğrafyası halkların bir arada eşit bir şekilde yaşamaya son derece uygun bir coğrafya. Burası Türk halkının, Kürk halkının, Arapların, Farsların, Ermenilerin ez cümle burada sayamadığım çok sayıda farklı halkların ve inançların yaşam merkezidir. Burası medeniyetlerin beşiğidir. Bizler medeniyetlerin beşiğinde hala barışa çok güçlü bir imza atabilir, barış için çok güçlü adımlar atabiliriz. Bu süreç böyle bir süreç olmalı. Bu süreç böyle ilerletilmeli.”

Orta Doğu’daki gelişmelere de değinen Hatimoğulları, “Sayın Bahçeli'nin özellikle dikkat bugün Orta Doğu coğrafyası adeta kaynayan kazan. Her yer savaş alanı. Her yerde ateşler yanıyor, füzeler patlatılıyor”  Böylesi bir zamanda Doğu Akdeniz'in de karıştığı, Kıbrıs meselesinin de ortaya çıktığı bir dönemde bu uluslararası gelişmeleri, bu bölgesel gelişmeleri gören bir yerden, barışın Türkiye için ne kadar elzem, ne kadar tarihli bir öneme sahip olduğunu hep birlikte hatırlamalıyız. Adımı bunun için atmamız gerektiğinin de altını çizmek isteriz. Evet, Türkiye'nin demokrasiye ihtiyacı var. Türkiye'nin barışa ihtiyacı var. Amed’in barışa ihtiyacı var. İstanbul'un, Ankara'nın, İzmir'in barışa ihtiyacı var. Ve bu ülkede yaşanan ekonomik krizle mücadele etmek için barışmalıyız. İşçi, emekçi, kardeşlerimizin boğazından kesilen noktalarının savaşa, çatışmaya özel harp politikalarına ayrılan ekonominin, bütçenin barışla çok daha çok daha güçlü bir biçim emekçiye döneceğini biliyoruz. İşçi emekçi kardeşlerimiz, gençler barış istiyor. Doğa ve sanatları savunucuları barış istiyor. Biz buradan hep birlikte bir kez daha halkı alacağız” şeklinde konuştu.

Diyarbakır’da “Barış İçin Adım At” yürüyüşü

Tülay Hatimoğulları: Süreçte bazı tıkanmaların yaşandığını bütün Türkiye halkı fark etmiş durumdahttps://t.co/U546ix85TS pic.twitter.com/WLbBjoVhaH

— Independent Turkish (@TurkishIndy) May 16, 2026

 

Independent Türkçe, ANKA

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Diyarbakır’daki “Toplumsal Barış ve Özgürlük Forumu”nda yaptığı konuşmada, kalıcı barış için hukuki düzenlemelerin yapılması gerektiğini belirterek, Abdullah Öcalan’ın statüsünün tanınması çağrısında bulundu
Cumartesi, Mayıs 16, 2026 - 20:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi X Hesabı</p>

related nodes: 
DEM Parti'nin "barış için adım at" yürüyüşünde konuşan Bakırhan: Meclis raporu hayata geçirilmeli
DEM Parti’den birçok kentte "barış için adım at" yürüyüşü: Eş genel başkanlar da katılacak
Hatimoğulları'ndan Kurtulmuş'a çağrı: Meclis'in başında durun, raporun yasalaşması için itici güç olun
Type: 
SEO Title: 
Hatimoğulları’ndan "Öcalan" çağrısı: Statüsü için adım atılmalı
copyright Independentturkish: 

Stockholm’de barış süreçleri ve medyanın rolü tartışıldı

GGC tarafından ilki 2025 Ekim ayında Diyarbakır’da düzenlenen “Barış Süreçlerinde Basın ve Medya’nın Rolü” panelinin Avrupa ayağı olan “Barış Süreçlerinde Basının Hafızası: Avrupa’dan Bakış” paneli, İsveç’in başkenti Stockholm’de yoğun katılımla gerçekleşti. 

Uluslararası düzeyde büyük ilgi gören etkinlik, kentteki Westmanske Palatset Konferans Salonu’nda yapıldı.

Bozarslan: Mikrofonlar barışın değil çatışmanın sesini büyüttü

Panelin açılışında konuşan GGC Başkanı Felat Bozarslan, bölgede görev yapan gazetecilerin toplumun hafıza merkezleri olduğunu vurgulayarak, medyanın barış süreçlerindeki hayati sorumluluğuna dikkat çekti. 40 yıldır süren savaşın geride sadece acı, yıkım ve boşaltılan köyler bıraktığını ifade eden Bozarslan, mermilerin ve silahların çözemediği sorunların ancak ortak bir dille çözüleceğini belirtti.
 

Bozarslan, konuşmasında medyanın diline ve toplumsal barışa dikkat çekerek şu ifadelere yer verdi:

Barış, sadece masalarda ve siyasetçiler arasında yürüyen bir süreç değildir; toplumun yüreğinde, sokaklarında ve her şeyden önce medyanın dilinde başlar. Biz gazeteciler kullandığımız her kelimeyle ya bir köprü kuruyoruz ya da bir duvar örüyoruz. Yıllarca bu bölgede sert ve kirli bir dil kullanıldı; mikrofonlar barışın değil çatışmanın sesini büyüttü. Artık buna son vermek zorundayız. Toplumun dili sertleşirse, kalbi de sertleşir. Ama dil yumuşarsa insanlar yeniden birbirini dinlemeye başlar.

“Savaş en çok gerçeği öldürür”

“Savaş en çok gerçeği öldürür” diyen Borzaslan, “Barış, insanların birbirinin yüzüne korkmadan bakabilmesidir. Barış, bir çocuğun kimliğini gizlemek zorunda kalmadan büyümesidir. Yıllarca Türk anneleri de Kürt anneleri de aynı acıyla ağladı. Aynı türküyle hüzünlenen halkların kaderi düşmanlık olmamalıdır. Bu yüzden çözüm süreci siyasi bir tercih değil, insani bir zorunluluktur. Savaş en çok gerçeği öldürür. Bizler sadece savaşın tanıkları olmak istemiyoruz; kalemimizle onurlu ve kalıcı bir barışın mimarları olmak, yaşamın sesini duyurmak istiyoruz."dedi.

GGC Başkanı Bozarslan, özellikle Avrupa’da yaşayan kürt gazetecilere de seslenerek “Sizler uzaktan izleyen insanlar değilsiniz. Sizler bu halkın hafızası, acısı ve umudusunuz. Burada söylenen her barış sözü, Amed’de bir annenin yüreğine ulaşıyor” şeklinde konuştu.

“İki yıldır coğrafyamızda kan dökülmüyor, insanlar ölmüyor”

Bozarslan konuşmasında bölgede yaklaşık iki yıldır silah ve bomba seslerinin sustuğuna dikkat çekerek, “Coğrafyamızda kan dökülmüyor, insanlar ölmüyor, silah ve bomba sesi duymuyoruz. Bu durumdan kaynaklı her yıl binlerce insan bölgemize geliyor” dedi.

GGC’nin organizasyonuyla düzenlenen panel kapsamında, barış gazeteciliğinin imkanları, sahadaki tanıklıklar ve Avrupa’daki Kürt gazetecilerin bu süreçteki rolü farklı oturumlarda masaya yatırıldı

Avrupa kamuoyunda barış süreçlerine dair yeni bir diyalog kapısı aralamayı hedefleyen panel, oturumların ardından yapılacak değerlendirmelerle gün boyu devam etti.

Panelin ilk oturumunda, DEM Parti Milletvekili ve İmralı Heyeti Üyesi Cengiz Çiçek, “Güncel Sürece Genel Bakış” başlığı ile Türkiye’de yürütülen barış süreci ve gelinen aşamaya ilişkin gazetecilere bilgi verdi. 

Panelin İkinci oturumunda, “Bölge, Merkez ve Avrupa Medyasından Sesler: Tanıkların Taşınması” başlığı ile  medya pratiği tartışıldı

Gazeteci Mahmut Bozarslan'ın moderatörlüğünde; gazeteciler Fehim Işık, Alişir Delek, Nevzat Çiçek ve Namık Durukan, Türkiye medyasının geçmiş barış dönemlerindeki sınavını, sahadaki gözlemleri, haberciliğin dili ve etik boyutuyla değerlendirdi

Üçüncü oturumda ise “Avrupa’an Bakış: Diasporanın Perspektifi” başlığı ele alındı

Gazeteci Fehim Işık'ın moderatörlüğünde, Mälardalen Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Osman Aytar katılımcı olarak yer alarak 4.oturumda Avrupa kamuoyunun bakışını ve diyaspora hafızası tartışıldı

Açık oturumla devam edecek olan panelin son bölümünde, forum şeklinde tüm oturum konuşmacıları ve gazeteciler arasında karşılıklı tartışma, değerlendirmeler yapıldı

DEM Milletvekili Çiçek: Çatışmanın silahlı zeminden siyasal zemine çekilmesi hedefleniyor

Panelin ilk oturumunda konuşan DEM Parti Milletvekili ve İmralı Heyeti Üyesi Cengiz Çiçek, “Güncel Sürece Genel Bakış” başlığı altında Türkiye’de yürütülen barış süreci, çatışmaların sona erdirilmesi ve silahsızlanma tartışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Çiçek, süreçte taraf olduklarını ancak gerçekleri objektif biçimde aktarmaya çalıştıklarını belirterek, “40 yılı aşkın süredir devam eden bir çatışma var. Dünya deneyimlerine baktığımızda, çatışma çözümünün ancak gerçeklerin eğilip bükülmeden konuşulmasıyla mümkün olduğunu görüyoruz” dedi. Sürecin daha şeffaf ve katılımcı ilkelerle yürütülmesi gerektiğini ifade eden Çiçek, mevcut tartışmaların yalnızca “terörsüz Türkiye” söylemine sıkıştırılmaması gerektiğini söyledi.

Sürecin temel hedefinin, 1984’ten bu yana devam eden silahlı çatışmanın siyasal ve hukuki zemine taşınması olduğunu dile getiren Çiçek, “Kavga bitmiş değil. Ancak bu çatışmanın silahlı zeminden siyasal zemine çekilmesi hedefleniyor. En önemli amaç silahların susmasıdır” diye konuştu.
 


Silahsızlanma için devletin de bazı yasal adımlar atması gerektiğini vurgulayan Çiçek, özel yasa, geçici yasa ve çerçeve yasa tartışmalarına dikkat çekti. Silahlı mücadeleyi sonlandıracak yapıların hukuki ve siyasi güvence talep ettiğini belirten Çiçek, çıkarılacak yasanın yalnızca güvenlik perspektifiyle değil, Kürt sorununun siyasal boyutunu dikkate alan bir yaklaşımla hazırlanması gerektiğini savundu.

“Kürt meselesi yalnızca bir güvenlik sorunu olarak ele alınamaz” diyen Çiçek, çatışmaların temel nedenlerinin çözülmemesi halinde kalıcı barışın mümkün olmayacağını söyledi. Dünyadaki çatışma çözümü örneklerine işaret eden Çiçek, “Silahlı mücadele Kürt meselesinin sonucudur. Eğer kök nedenleri çözmezseniz, çatışmaların yeniden ortaya çıkmasının önüne geçemezsiniz” ifadelerini kullandı.

Süreçte yaşanan en büyük sorunlardan birinin karşılıklı güvensizlik olduğunu kaydeden Çiçek, Türk toplumunda “örgüt silah bırakmaz”, Kürt toplumunda ise “haklarımız verilmez” düşüncesinin hakim olduğunu belirtti. Bu güvensizlik ortamının ancak diyalog ve müzakere koşullarının güçlendirilmesiyle aşılabileceğini ifade etti.

Gazetecilerden “Barış Gazeteciliği” vurgusu

Gazeteci Mahmut Bozarslan moderatörlüğünde gerçekleşen oturumda Independent Türkçe Genel Yayın Yönetmeni Nevzat Çiçek, Fehim Işık, Alişer Delek ve Namık Durukan konuşmacı olarak yer aldı. Panelde Türkiye medyasının geçmiş barış süreçlerindeki rolü, habercilik dili, sansür, baskılar ve gazetecilerin sahadaki deneyimleri ele alındı.

Moderatör Mahmut Bozarslan, gazetecilerin süreçlerde doğrudan tanıklık yaptığına dikkat çekerek, “Gazetecilerin görüşleri süreçte yeterince dikkate alınmadı. Oysa gazeteciler yaşananlara birebir tanıklık etti. Kürtlerin ne yaşadığı, bölgede nelerin yaşandığı ancak bu tanıklıklarla anlaşılabilir” dedi.

Gazeteci Namık Durukan ise 1980’li yıllardan itibaren bölgede yaşanan çatışmalı döneme tanıklık ettiğini belirterek, gazetecilerin hem devlet hem de örgüt baskısıyla karşı karşıya kaldığını söyledi. BBC’ye geçtiği haberler nedeniyle tehdit edildiğini ve yargılandığını anlatan Durukan, “Bir taraftan devlet, bir taraftan PKK baskısı vardı. Gazetecilik yaparken sürekli tehdit altındaydık” ifadelerini kullandı.

Durukan, çatışma dönemlerinde “barış gazeteciliği” kavramının önemine dikkat çekerek, kamuoyunun süreç hakkında yeterince bilgilendirilmediğini söyledi. Görüşmelerin şeffaf yürütülmemesinin gazeteciler üzerinde baskı oluşturduğunu belirten Durukan, gazetecilerin elde ettiği bilgileri yazma konusunda zorlandığını kaydetti.

Gazeteci Alişer Delek de Ortadoğu’daki gelişmelerin Türkiye’deki süreci doğrudan etkilediğini ifade ederek, özellikle 7 Ekim sonrası bölgede yeni bir dönemin başladığını söyledi. Sürecin toplumsallaşamadığını belirten Delek, “Kürtler Kürtlere, Türkler Türklere konuştu. Sürecin en büyük eksikliği şeffaf yürütülmemesiydi” dedi.

Delek, kamuoyunun süreç hakkında yeterince bilgilendirilmediğini vurgulayarak, demokratikleşme açısından sürecin önemli olduğunu ancak siyasi iradenin toplumsal zemini güçlendirecek adımları yeterince atmadığını ifade etti.
 


Gazeteci Nevzat Çiçek ise süreçte karşılıklı güvensizliğin devam ettiğini belirterek, silahsızlanma ile demokratikleşme tartışmalarının birbirine karıştırıldığını söyledi. Çiçek, “Bu süreç sadece Türkiye’nin değil, Ortadoğu’daki dönüşümün de bir sonucu. Devletin de PKK’nın de zorunlu olarak bir araya geldiği bir süreçten söz ediyoruz” diye konuştu.

Medyanın toplum vicdanına ulaşmadaki rolüne dikkat çeken Çiçek, gazetecilerin süreçlerde yalnızca kendi mahallelerine konuşmaması gerektiğini vurguladı.

Gazeteci Fehim Işık da Kürt medyasının tarihsel gelişimine değinerek, Kürt gazetecilerin uzun yıllar boyunca kendi seslerini duyurabilmek için mücadele ettiğini ifade etti. Işık, geçmişte tarafsız gazetecilik yapmanın mümkün olmadığını savunarak, Kürt medyasının büyük ölçüde siyasi yapıların etkisi altında şekillendiğini söyledi.

Işık, son dönemde Kürt toplumunda kültür, dil ve siyaset alanında yeni tartışmaların başladığını belirterek, “Silahlı mücadelenin yerine siyaset ve toplumsal mücadele daha fazla konuşuluyor” dedi.

 

Independent Türkçe

GGC’nin Avrupa ayağı panelinde gazeteciler, siyasetçiler ve akademisyenler; barış dili, medya pratiği ve diasporanın rolünü masaya yatırdı
Cumartesi, Mayıs 16, 2026 - 19:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: Independent Türkçe</p>

Type: 
SEO Title: 
Stockholm’de barış süreçleri ve medyanın rolü tartışıldı
copyright Independentturkish: 

Tunceli'de Düzgün Baba Ziyaretgahı'ndaki nişaneleri tahrip eden 4 şüpheli gözaltına alındı

 Tunceli'nin Nazımiye ilçesinde bulunan Düzgün Baba Ziyaretgahı'ndaki nişaneleri tahrip ettiği ileri sürülen 4 şüpheli gözaltına alındı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Valilikten yapılan açıklamada, Düzgün Baba Ziyaretgahı'nda meydana gelen tahribat olayıyla ilgili vatandaşlar tarafından yapılan şikayet üzerine Cumhuriyet savcılığı koordinesinde jandarma birimlerince adli ve idari tahkikat başlatıldığı ifade edildi.

Yapılan inceleme ve araştırmalar neticesinde izinsiz kazı yapmak suretiyle tahribata neden olan kişilerin tespit edildiği belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

Şüphelilere ait adreslerde gerçekleştirilen arama işlemleri kapsamında dijital materyaller incelenmiş, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamında değerlendirilen çeşitli materyal görselleri ile birlikte mühimmat ve bazı tarihi objeler ele geçirilmiştir. Cumhuriyet savcılığımızın talimatıyla olayla bağlantılı olduğu değerlendirilen 4 şahıs gözaltına alınmış olup, soruşturma süreci çok yönlü ve titizlikle sürdürülmektedir.

 

 

AA

 

Gelişmeyi, Tunceli Valiliği duyurdu
Cumartesi, Mayıs 16, 2026 - 18:45
Main image: 

<p>Kolaj: Independent Türkçe</p>

related nodes: 
Düzgün Baba Ziyaretgahı’nda tahribat: Muhtar ve 3 kişi hakkında soruşturma
Dersim mi, Tunceli mi?
Dersim'in tılsımlı varlıkları: Dağ keçileri
Type: 
SEO Title: 
Tunceli'de Düzgün Baba Ziyaretgahı'ndaki nişaneleri tahrip eden 4 şüpheli gözaltına alındı
copyright Independentturkish: 

Destici'den Amedspor taraftarlarına: Ey hainler topluluğu

Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, "Eline Türk bayrağı almayan kim olursa olsun bu milletin parçası olamaz, bu devletin vatandaşı dahi olamaz. 'Hangi bayrağı eline alıyorsan ya da hangi bayrak özlemi çekiyorsan git orada yaşa, benim memleketimi kirletme, karıştırma.' diyoruz." ifadesini kullandı.

Destici, partisinin Serdivan Belediyesi Kültür ve Kongre Merkezi'nde düzenlenen Sakarya 12. Olağan İl Kongresi'nde yaptığı konuşmada, kentte partilerinin kazandığı iki ilçede belediyelerin her alanda çalışmalarını başarılı şekilde yürüttüğünü söyledi.

Terör ve şiddetin kırmızı çizgileri olduğunu vurgulayan Destici, "Terör ve şiddet içermeyen, terör ve şiddeti desteklemeyen her düşünceye saygılıyız ama terör örgütünün gölgesi altında hiç kimse benim devletime, ülkeme, milletime parmak sallayamaz, o parmağı kırarız." dedi.

Destici, Nevruz ve Amed Sportif Faaliyetler'in Süper Lig'e yükselmesi kutlamalarına değinerek şöyle devam etti:

Nevruz kutlamaları yapıyorlar, 10 binlerce kişi katılıyor, bir kişinin elinde Türk bayrağı yok. Takım Süper Lig'e yükseldiği için gösteri yapıyorlar, bir kişinin elinde Türk bayrağı yok. Ey hainler topluluğu, hangi devletin vatandaşısınız, hangi milletin mensubusunuz? Ay yıldızlı al bayrağı elinize almaktan neden imtina ediyorsunuz? Her gün bir şey yapıyorlar. Elbette sessiz kalmayacağız, hak ettikleri cevabı verdik, vermeye devam edeceğiz. PKK'nın siyasi uzantısı DEM Parti, yarın birçok il ve ilçede 'Barış İçin Adım At' yürüyüşü yapacakmış. Sen önce vatan için adım at. O yürüyüşü Türk bayraklarıyla yap, ondan sonra devletten, Meclisten, bizden adım bekle. Sen eline Türk bayrağı almadığın sürece seninle ne barış ne kardeşlik ne de dostluk olur. Eline Türk bayrağı almayan kim olursa olsun bu milletin parçası olamaz, bu devletin vatandaşı dahi olamaz. 'Hangi bayrağı eline alıyorsan ya da hangi bayrak özlemi çekiyorsan git orada yaşa, benim memleketimi kirletme, karıştırma.' diyoruz.

"Sessiz kalınması halinde bugün talep edilenden yarın daha fazlasının isteneceğini, bu işin bölünmeye kadar gidebileceğini" söyleyen Destici, "Bunlar maşa. Türkiye'yi bölmek isteyenler bunları 40 yıldır maşa olarak kullanıyor ve bugün de maşalık yapmaya devam ediyor. Ölçümüz belli, devlet, millet, ülke, ezan ve bayrak. Yoksa bizim kimsenin etnik kökeniyle, mezhebiyle, anlayışıyla hiç hesabımız olmadı, olmaz." ifadesini kullandı.

 

AA

"Nevruz kutlamaları yapıyorlar, 10 binlerce kişi katılıyor, bir kişinin elinde Türk bayrağı yok. Takım Süper Lig'e yükseldiği için gösteri yapıyorlar, bir kişinin elinde Türk bayrağı yok"
Cumartesi, Mayıs 16, 2026 - 18:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Destici'den Amedspor taraftarlarına: Ey hainler topluluğu
copyright Independentturkish: 

Trump, Tayvan’da da U dönüşü yapabilir

ABD Başkanı Donald Trump'ın Çin ziyaretinin ardından Washington'ın Tayvan'a desteği sürdürüp sürdürmeyeceği belirsizleşti.

Trump, Pekin'de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'le görüşmesinin ardından Air Force One'da basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Tayvan'a silah satışı hakkında nihai kararını "kısa sürede" vereceğini söyledi.

Şi'yle görüşmesinde gündeme gelen Tayvan meselesi hakkında "bir yorum yapmadığını ve yalnızca dinlediğini" belirten ABD Başkanı, Çin liderinin "çok şiddetli çatışmalar yaratacağı için Tayvan'da bir bağımsızlık mücadelesi istemediğini" ifade etti.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Çin devlet medyası Şi'nin, Trump'a "Tayvan meselesinin yanlış ele alınması halinde ABD ve Çin'in çatışmaya girebileceğini söylediğini" de aktarmıştı.

Beyaz Saray, aralık ayında Tayvan'a yönelik 11 milyar dolarlık silah satış paketini onaylamıştı. Trump, Kongre'nin onayından geçen 14 milyar dolarlık ikinci paketle ilgili kararını henüz vermedi.

ABD Başkanı'nın konuya dair açıklamaları, Washington'ın Taipei yönetimine desteği hakkında soru işaretleri yarattı.

Politico'nun analizinde, Trump'ın açıklamalarının "önemli bir politika değişikliğine işaret edebileceği" yorumu yapılıyor.

Başkan Ronald Reagan yönetiminin 1982'de Tayvan'a verdiği "Altı Güvence" diye de bilinen taahhütler kapsamında ABD, adaya yapılacak silah satışları hakkında Pekin'le istişare edilmeyeceğini bildirmişti.

Tayvan Dışişleri Bakanlığı'ndan perşembe günü yayımlanan açıklamada, Çin'in ada etrafındaki askeri tehdidini artırarak Hint-Pasifik bölgesinde istikrarsızlık yarattığı savunulmuştu. Devlet Başkanı Lai Ching-te'nin sözcüsü Karen Kuo da şunları söylemişti: 

Tayvan'la ABD arasındaki askeri satışlar, Tayvan İlişkileri Yasası'nda belirtildiği üzere ABD'nin Tayvan'a güvenlik taahhüdünün bir parçası olduğu gibi, bölgesel tehditlere karşı caydırıcılık işlevi de görüyor.

Pekin, "tek Çin" politikası kapsamında Tayvan'ı kendi toprağı olarak görüyor. Son yıllarda askeri baskıyı artıran Çin, adanın anakarayla yeniden birleşmesi için gerekirse güç kullanabileceğini vurguluyor.

Taipei yönetimiyse Çin tehdidine karşı ABD'nin askeri ve siyasi desteğine güveniyor. ABD'de 1979'da yürürlüğe konan Tayvan İlişkileri Yasası kapsamında Washington, olası bir Çin saldırısına karşı Tayvan'a kendini koruyacak askeri teçhizatı sağlamak zorunda.

Trump, daha önce de Tayvan'ın kendilerine ödeme yapması gerektiğini savunarak Taipei yönetiminde yine soru işaretleri yaratmıştı.

ABD Başkanı, Pekin'deki ziyaretinde Şi ve eşi Peng Liyuan'ı 24 Eylül'de Beyaz Saray'a davet ettiğini duyurdu.

Tayvanlı düşünce kuruluşu Politika Araştırmaları Enstitüsü'nden Kuo Yu-ren, Trump'ın yeni silah paketi hakkındaki onay sürecini eylül sonrasına erteleyebileceğini savunuyor.


Independent Türkçe, Reuters, Politico, Radio Taiwan International

Derleyen: Yasin Sofuoğlu

ABD Başkanı, Çin lideriyle görüşmesinin ardından belirsizliği artıran mesajlar verdi
Cumartesi, Mayıs 16, 2026 - 16:30
Main image: 

<p>Taipei yönetimi, Çin'in Trump'ın desteğini engellemesinden endişeleniyor (Reuters)</p>

related nodes: 
İran savaşı, ABD’nin Asyalı müttefiklerini de korkutuyor: “Çin’e karşı savunmasızız”
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Trump, Tayvan’da da U dönüşü yapabilir
copyright Independentturkish: 

Netflix'in sevilen hukuk dizisi 5. sezonuyla veda ediyor

Güneşin Karanlığında (The Lincoln Lawyer) 5. sezonuyla sona eriyor.

Netflix, Manuel Garcia-Rulfo'nun başrolünü üstlendiği sevilen hukuk dramasının, platformda 4 yıl boyunca iyi performans sergiledikten sonra halihazırda çekimleri devam eden son sezonuyla biteceğini çarşamba günü duyurdu.

Dizinin ortak sorumluları Ted Humphrey ve Dailyn Rodriguez yaptıkları açıklamada, "Her güzel şeyin bir sonu vardır ama neyse ki nasıl sona ereceği bazen bize kalıyor" dedi. 

En başından beri misyonumuz sadece Mickey Haller ve arkadaşlarının hikayesini anlatmak değil, aynı zamanda bu hikayeyi düzgün bir şekilde sonlandırmaktı. Bu durum elbette hem acı hem tatlı bir his verse de bu macerayı sonlandırıp belki de bazı karakterlerimize geleceğe yönelik yeni bir rota çizmek için de harika bir fırsat sunuyor.

Humphrey ve Rodriguez "Şu anda Mickey Haller'ın hak ettiği tatmin edici finali sunacak bir son sezon hazırladığımıza söz veriyoruz. Bunu sizinle paylaşmak için sabırsızlanıyoruz!" diye ekledi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Michael Connelly'nin romanlarından uyarlanan popüler dizi, Garcia-Rulfo'nun canlandırdığı Mickey Haller'ın Lincoln sedanının arka koltuğunda avukatlık yapmasına odaklanıyor. Connelly'nin hikayesi, Matthew McConaughey'nin başrolünü üstlendiği 2011 yapımı filme de ilham vermişti. 

Dizinin yaklaşan final sezonu, Connelly'nin serisinin 7. kitabı Resurrection Walk'u esas alırken oyuncu Cobie Smulders, Mickey'nin uzun süredir kayıp olan üvey kız kardeşine hayat verecek. Smulders'ın karakteri, haksız yere hüküm giymiş bir kadını kurtarmak için avukattan yardım isteyecek.

Garcia-Rulfo ve Smulders'ın yanı sıra kadrodaki Becki Newton, Jazz Raycole ve Angus Sampson da 5. ve son sezon için geri dönecek. Ayrıca zaman zaman konuk oyuncu olan Neve Campbell, Krista Warner, Angelica Marie ve Gigi Zumbado da dizide yer alacak. Kadroya Amy Aquino, Angela Trimbur, Elpidia Carillo, Nate Corddry, Tricia Helfer ve Keir O'Donnell gibi yeni oyuncular da katılıyor.

Güneşin Karanlığında, 4. sezonun şubattaki prömiyerinden bir hafta önce 5. sezon onayı almıştı.

Netflix'e göre dizinin son çıkan sezonu, platformun dünya çapındaki en iyi 10 İngilizce dizisi listesinde 4 hafta kalarak bu süre zarfında 26,4 milyondan fazla izlenme elde etti.

5. sezonun 10 yeni bölümünün yayın tarihi henüz açıklanmadı.
 

Güneşin Karanlığında
Manuel Garcia-Rulfo, Güneşin Karanlığında'da Mickey Haller rolünde (Netflix)


Bu haber, Netflix'in bir başka dev dizisi The Night Agent'ın sona erdiğini duyurmasından sadece birkaç gün sonra geldi. The Night Agent, 2023'te gösterime girmesinin ardından Netflix'te dünya çapında en çok izlenen dizi olmuştu.

Yaratıcısı Shawn Ryan yaptığı açıklamada, gerilim dizisinin 4. sezonla final yapacağını söyleyerek şöyle demişti: 

The Night Agent'ın ilk başarısından bu yana diziye ve Peter Sutherland'in yolculuğuna düzgün ve heyecan verici bir son sunmayı kafama takmıştım... Hikayemizi tamamlamak ve hayranlarımızın asla unutamayacağı bir final sezonu sunmak için yoğun bir çalışma içindeyiz.



*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

independent.co.uk/arts-entertainment

Independent Türkçe için çeviren: Büşra Ağaç

5. ve son sezon 10 bölümden oluşacak
Cumartesi, Mayıs 16, 2026 - 16:15
Main image: 

<p>Güneşin Karanlığında, 5. sezonuyla sona eriyor (Netflix)</p>

related nodes: 
4 gün yetti: Hit hukuk draması gözünü zirveye dikti
İzleyiciler sevilen dizinin yeni sezonunu tek oturuşta bitiriyor
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Netflix'in sevilen hukuk dizisi 5. sezonuyla veda ediyor
copyright Independentturkish: 
original url: 
https://www.independent.co.uk/arts-entertainment/tv/news/netflix-lincoln-lawyer-final-season-5-b2977030.html

Kısa haberler

Aziz İhsan Aktaş Davası'nda tahliye edilen isimler cezaevinden çıktı

İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 11’i tutuklu 200 sanıklı Aziz İhsan Aktaş Davası’nda 4 sanığın tahliyesine karar verdi. Kararın ardından 3 sanık cezaevinden çıkarken, Beşiktaş Belediye Başkan Yardımcısı Ali Rıza Yılmaz başka dosyadan tutuklu olduğu için tahliye edilemedi.

İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 11’i tutuklu 200 sanıklı Aziz İhsan Aktaş Davası’nda 4 sanığın tahliyesine hükmetti.

Mahkemenin tahliye kararının ardından Rıza Akpolat’ın eniştesi Burak Kangal, kayınbiraderi Kazım Gökhan Yankılıç ve arkadaşı Rabil Artan cezaevinden çıktı.

Tahliyesine karar verilen Beşiktaş Belediye Başkan Yardımcısı Ali Rıza Yılmaz ise başka bir dosya kapsamında tutuklu bulunduğu için cezaevinden çıkamadı.

Tahliye edilenleri cezaevi önünde yakınları karşıladı. CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik de cezaevi önüne gelerek tahliye edilen sanıkları karşıladı.


İran Dışişleri Bakanı Arakçi’den ABD’nin saldırı tehditlerine yanıt

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’nin saldırı tehditlerine ilişkin, “40 gün boyunca bizimle savaştılar ve sonucu gördüler. İran’a saygılı şekilde konuşanlar aynı dili görür” dedi.

Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de düzenlenen BRICS Dışişleri Bakanları Toplantısı sonrası konuşan Arakçi, ABD Başkanı Donald Trump’ın tehditlerine alışkın olduklarını belirterek, askeri yöntemlerle sonuç alınamayacağını söyledi.

Arakçi ayrıca, Birleşik Arap Emirlikleri’nin ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarında hava sahası ve topraklarını kullandırdığını öne sürdü. İranlı Bakan, bölgesel güvenliğin yabancı ülkelerle değil, bölge ülkelerinin iş birliğiyle sağlanması gerektiğini ifade etti.

Independent Türkçe, Türkiye ve dünyadan güncel haberleri okurları için derledi
Cuma, Mayıs 15, 2026 - 00:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: Independent Türkçe</p>

Type: 
SEO Title: 
Kısa haberler
copyright Independentturkish: 

Mahmut Arıkan'dan Heybeliada Ruhban Okulu tepkisi: Egemenlik haklarına açık tecavüzdür

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Fener Rum Patriği Bartholomeos’un Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılacağına ilişkin Yunanistan’da yaptığı açıklamaya tepki gösterdi. Arıkan, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti kendi egemenlik alanıyla ilgili bir konuyu Yunanistan’dan mı öğreniyor?” ifadelerini kullandı.

Saadet Partisi Genel Başkanı Arıkan, yaptığı açıklamada Bartholomeos’un Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılacağını Yunanistan’da ilan etmesini Türkiye’nin egemenlik haklarına yönelik bir müdahale olarak değerlendirdi.

Arıkan açıklamasında, “Fener Rum Patriği Bartholomeos'un Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılacağını Yunanistan’da ilan etmesi Türkiye'nin egemenlik haklarına açık bir tecavüzdür. İktidara soruyoruz; Bu skandal açıklamadan haberiniz var mı? Varsa neden millet bilgilendirmediniz? Neyi, kimden ve neden saklıyorsunuz?” dedi.

Batı Trakya’daki Türk azınlığın durumuna da dikkat çeken Arıkan, “Batı Trakya’da Türk kimliği baskı altındayken, Türk okulları kapanırken ve soydaşlarımızın hakları görmezden gelinirken verilen bu tek taraflı taviz kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

Patrik Bartholomeos’un Yunanistan Parlamentosu’nda “Yeni Roma ve Konstantinopolis Başpiskoposu ve Ekümenik Patrik” olarak tanıtıldığını belirten Arıkan, “Yeni Roma diye bir yer yoktur. Konstantinopolis diye bir şehir yoktur. Patrikhane de bizim Fatih Kaymakamlığı’na bağlıdır” dedi.

Türkiye’nin kendi kararlarını kendi iradesiyle alması gerektiğini vurgulayan Arıkan, iktidardan “devlet vakarına yakışır bir irade” beklediklerini ifade etti.

ANKA

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Fener Rum Patriği Bartholomeos’un Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılacağına ilişkin Yunanistan’da yaptığı açıklamaya tepki gösterdi
Perşembe, Mayıs 14, 2026 - 23:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
Mahmut Arıkan'dan Heybeliada Ruhban Okulu tepkisi: Egemenlik haklarına açık tecavüzdür
copyright Independentturkish: 

ABD’den BM’ye 1,8 milyar dolarlık ek insani yardım fonu

ABD’nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Mike Waltz, BM Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Tom Fletcher ve ABD Dışişleri Bakanlığı Dış Yardım, İnsani İşler ve Din Özgürlüğü Kıdemli Yetkilisi Jeremy P. Lewin, New York’taki BM Genel Merkezinde basın toplantısı düzenledi.

ABD’nin Aralık 2025’te UNOCHA ile insani yardımları desteklemek için 2 milyar dolarlık fon için mutabakat imzaladığını hatırlatan Waltz, "Bugün ek olarak 1,8 milyar dolarlık insani yardım fonu ayrıldığını duyurmaktan mutluluk duyuyoruz." dedi.

Waltz, bu fonların deprem, kıtlık, tsunami gibi doğal afetler sırasında ihtiyaç duyan insanlar için kullanılacağını söyledi.

BM Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Fletcher da ABD’nin yardım fonuna ayırdığı tahsisatı memnuniyetle karşıladıklarını belirterek, "Bu, ABD'yi en büyük ulusal bağışçımız yapıyor ve bu tahsis, hayat kurtarma, sistemi reforme etme, insani yardım faaliyetlerinin tarafsızlığını savunma konusunda kaydedilen ilerlemeyi hızlandırmamıza olanak tanıyacak." ifadelerini kullandı.

Fletcher, insani yardım çalışanları için son derece zor bir dönemden geçtiklerine işaret ederek, küresel fonlamada azalma yaşanmasına rağmen giderek artan ihtiyaçlarla karşı karşıya olduklarını ve dünya genelinde 300 milyondan fazla insanın desteğe ihtiyacı olduğunu vurguladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Dış Yardım, İnsani İşler ve Din Özgürlüğü Kıdemli Yetkilisi Lewin de Aralık 2025'te açıklanan 2 milyar dolarlık yardım programının yüzde 88’inin harcandığı bilgisini paylaşarak, 18 ülkede milyonlarca kişiye hayat kurtarıcı yardım sağlandığını söyledi.

Guterres, ABD'nin 1,8 milyar dolar ek yardımını memnuniyetle karşıladı

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres de ABD’nin BM ve dünyanın dört bir yanındaki insani yardım ortaklarının hayat kurtaran insani yardım çalışmalarına ek olarak 1,8 milyar dolar daha ayırdığına dair açıklamasını memnuniyetle karşıladığını bildirdi.

BM Genel Sekreter Sözcülüğünce yapılan yazılı açıklamaya göre, Guterres, "Bu taahhüt, insani yardım çalışanlarının en acil krizlerdeki milyonlarca insana hayat kurtarıcı destek ulaştırmasına olanak sağlayacaktır.” ifadesini kullandı.

ABD, ilk olarak Aralık 2025’te UNOCHA ve diğer BM ortakları üzerinden dağıtılmak üzere 2 milyar dolar insani yardım fonu ayırmıştı.

ABD’nin UNOCHA’ya ayırdığı insani yardım fonlarının harcanacağı yerler arasında Gazze, Batı Şeria, Afganistan ve Lübnan gibi ülkeler yer almıyor.

AA

ABD yönetimi, Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi’ne insani yardımlarda kullanılmak üzere 1,8 milyar dolarlık ek fon sağlandığını açıkladı. Fonun doğal afetler ve insani krizlerde ihtiyaç sahiplerine ulaştırılacağı belirtildi
Perşembe, Mayıs 14, 2026 - 23:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
ABD’den BM’ye 1,8 milyar dolarlık ek insani yardım fonu
copyright Independentturkish: 

İstanbul Altın Rafinerisi AŞ'ye yönelik soruşturmada 44 şüpheli hakkında iddianame düzenlendi

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca İAR AŞ ve ilişkili şirketlerin yetkilileri olan 44 şüphelinin, hileli yollarla devlet desteği alarak örgütlü bir şekilde kamu zararına yol açtığı iddiasıyla yürütülen soruşturma tamamlandı.

Hazırlanan iddianamede, İAR AŞ'nin de arasında olduğu 31 şirket "malen sorumlu", İAR'ın sahibi Özcan Halaç'ın da arasında bulunduğu 44 kişi ise "şüpheli" olarak yer aldı.

İddianamede, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından "Firmaların Yurt Dışı Kaynaklı Dövizlerinin Türk Lirasına Dönüşümünün Desteklenmesi Hakkında Tebliğine İlişkin Uygulama Talimatı" yayımlandığı, bu talimat kapsamında, devletin ihracat yaparak ülkeye döviz girişi sağlayan şirketlere, döviz tutarı üzerinden yüzde 3 destek verdiği kaydedildi.

Şüpheliler ile tüzel kişilerin, devletin sunduğu bu desteği almak için altın madenini yasal çerçevede şirketler üzerinden ithal ettiği belirtilen iddianamede, şirketlerin ithal ettiği altın madenini ülke içinde bulunan altın ocaklarında erittiği, eritilen altının asit solüsyonlar ile karıştırılarak işlenmiş olarak gösterildiği aktarıldı.

İddianamede, bu şekilde ortaya çıkan kıymetli maden bileşenlerinin yurt dışına yasal olarak çıkarıldığı ve bunun üzerinden döviz kazancı elde edildiği, bunun üzerinden yüzde 3 devlet desteği alındığı, söz konusu eylemlerin devleti sistemli olarak zarara uğratmaya yönelik yapıldığı ve haksız kazanç elde edildiği vurgulandı.

Devam eden araştırmalarda İAR AŞ, Gram Altın Kıymetli Madenler Rafineri San. ve Tic. AŞ, Kuyumcukent Enerji Üretim ve İşletme AŞ, İstanbul Gümüş Rafinerisi AŞ, İAR Kıymetli Metal Teknoloji Bilişim San ve Tic. AŞ isimli şirketlerin sahibi ve yöneticilerinin yine şirketlerin yöneticisi ve çalışanı olan kişiler üzerine yeni şirketler kurdukları belirtilen iddianamede, kurulan şirketler üzerinden altın bileşenleri adı altında ihracat yapıldığı ve yüzde 3 devlet desteği alındığı aktarıldı.

İddianamede, özellikle 15 Ekim 2024 ve sonrasında TCMB'nin döviz dönüşüm desteği talimatında yapılan değişiklikler sonrasında birçok şirketin aynı adreste ve kısa aralıklarla kurulmuş olmasının, bu planlamanın bilinçli ve koordineli olduğunu gösterdiği vurgulandı.

Paravan olarak kurulan şirketler tarafından aralarında organik bağ bulunan ve organizasyona dahil olan Rand Kimyevi isimli şirketten satın alınmış gösterilen koloidial altınının (içeriğinde belirli miktar altın bulunan, altın karışımlı sıvı) yine suç organizasyonunun elebaşı Özcan Halaç'ın sahibi olduğu Dubai merkezli Fine Gold isimli şirkete ihraç edildiği belirtilen iddianamede, suç organizasyonu içindeki tüm şirketlerin birbiriyle organik bağının bulunduğu kaydedildi.

İddianamede, tespit edilen tüm sorumlu şirketlerin Özcan Halaç'ın ve İAR bünyesindeki yönetim ağının kontrolünde hareket ettiği, kuruluş tarihleri, adresleri ve yetkili kişilerin SGK kayıtları dikkate alındığında, bu şirketlerin paravan yapı niteliğinde olduğu, örgüt gelirlerini yönlendirme ve devlet desteği sağlama amacıyla kurulduğu belirtildi.

"Devletin 12 milyon 537 bin 560 dolar zarara uğratıldığı tespit edilmiştir"

İddianamede, şunlar kaydedildi:

"Tüm şirketlerin TCMB döviz dönüşüm desteği sistemini istismar ederek haksız kazanç sağlama amacını taşıyan, birbirine bağlı ve sistematik olarak işletilen bir şebekenin parçası olduğu değerlendirilmiştir. Örgüt faaliyeti kapsamında, İAR AŞ'nin çalışanı olan veya bunlarla iltisaklı şüpheliler üzerine şirketler kurulduğu, devletin sunmuş olduğu yüzde 3 desteği almak için kurulan şirketler üzerinden kıymetli metaller ve altın bileşenleri adı altında toplamda 543 milyon 634 bin 253 dolar ihracat yapıldığı, yapılan ihracat tutarı üzerinden yüzde 3 devlet desteği alındığı ve belirli bir organizasyon ile sistemli olarak devletin 12 milyon 537 bin 560 dolar zarara uğratıldığı tespit edilmiştir."

Hazırlanan iddianamede, Özcan Halaç, Zeynep Başak Halaç ve Ayşen Esen'in "suç işlemek amacıyla örgüt kurmak", "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklamak" ve "zincirleme şekilde bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçlarından 143 yıldan 652 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi.

Diğer 41 şüphelinin ise "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak", "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" ile "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklamak" suçlarından 11 yıldan 36 yıla kadar değişen oranlarda hapisle cezalandırılmaları talep edilen iddianame, değerlendirilmek üzere asliye ceza mahkemesine gönderildi.

AA

İstanbul Altın Rafinerisi AŞ ve ilişkili şirketlerin yetkilileri hakkında, hileli yollarla devlet desteği alarak örgütlü şekilde kamu zararına yol açtıkları iddiasıyla yürütülen soruşturmada 44 şüpheli hakkında iddianame hazırlandı
Perşembe, Mayıs 14, 2026 - 22:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
İstanbul Altın Rafinerisi AŞ'ye yönelik soruşturmada 44 şüpheli hakkında iddianame düzenlendi
copyright Independentturkish: 

CHP'li il başkanlarından ortak açıklama: İktidar ahlaki değerlerinin tamamını yitirmiş haldedir

CHP’nin 81 il başkanı ortak açıklama yayımlayarak, parti yöneticileri ve kadın siyasetçileri hedef alan kampanyalara tepki gösterdi. Açıklamada, "İktidar, siyasi tükenmişliğinin sonucunda ahlaki değerlerinin tamamını da yitirmiş haldedir" ifadesine yer verildi.

CHP’nin 81 il başkanı tarafından yayımlanan ortak açıklamada, son dönemde parti yöneticileri ve kadın siyasetçilere yönelik saldırılara tepki gösterildi.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Kirli ve karanlık odakların siyaseti dizayn etme çabasına izin vermeyeceğiz. Tarihimizin her döneminde siyasi rekabet yaşanmış, fikir ayrılıkları olmuş, hangi görüşün hakim olacağı konusunda mücadele verilmiştir. Bu mücadelenin yol ve yöntemleri yıllardır bellidir.

AKP iktidarının, vatandaşlarımızın yaşadığı gerçek, yakıcı ve ağır sorunları çözmeye muktedir olmadığı ortaya çıkmıştır. Zamanı gelen bir iktidar değişimine direnmek için gösterdiği beyhude çaba, AKP’yi en temel insani değerlerimize aykırı marjinal bir pozisyona savurmuştur.

İktidar; siyasi tükenmişliğinin sonucunda ahlaki değerlerinin tamamını da yitirmiş haldedir. Halkımız; iktidarın ahlaki pusulasını kaybetmesini, iftira atmanın da ötesine geçerek insanların onuruna ve iffetine alçakça saldırılara yeltenmesini ibretle görüyor, not alıyor. Çaresizce sarıldıkları ahlaksız saldırıların senaryosunun altında karanlık, kadın düşmanı ve sapkın bir zihin yapısının olduğu, bu zihniyetin kimseye bir faydası olamayacağı açıktır.

Genel Başkanımızı, yöneticilerimizi ve bilhassa kadın siyasetçileri hedef alan bu mide bulandırıcı kampanyayı yürütenlerin aciz birer kukla olduğunu biliyoruz. Bu kuklaların iplerini elinde tutan, devletin gücünü kendi gücü zannedenlerin hangi çarpık ilişki ağları içinde yer aldığını da detaylarıyla biliyoruz.

Sefil saldırıların hedefi olan tüm kadın yol arkadaşlarımızın yanındayız. Her birinin hakkını, hukukunu ve onurunu savunmayı görev biliyoruz. 81 ilde Genel Başkanımız Özgür Özel liderliğinde, tüm gücümüzle memleketimizin geleceği için çalışmaya dün olduğundan daha kararlı şekilde devam edeceğiz.

Hakikat mutlaka kazanacak. Hak yerini bulacak. Halkımız hak ettiği onurlu hayata CHP iktidarında kavuşacak. Halkın dediği olacak, Türkiye kazanacak.”

ANKA

 

CHP’nin 81 il başkanı, parti yöneticileri ve kadın siyasetçilere yönelik kampanyalara tepki göstererek ortak açıklama yayımladı. Açıklamada, iktidarın siyasi tükenmişlik nedeniyle ahlaki değerlerini yitirdiği ifade edildi
Perşembe, Mayıs 14, 2026 - 22:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
CHP'li il başkanlarından ortak açıklama: İktidar ahlaki değerlerinin tamamını yitirmiş haldedir
copyright Independentturkish: 

Arınç, Semih Yalçın’ın “fosil siyasetçi” sözlerine yanıt verdi: Bahçeli’ye şikâyet edeceğim

AK Parti’nin kurucularından eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, KHK’lılara ilişkin açıklamalarına yönelik “fosil siyasetçi” ifadelerini kullanan MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın’a yanıt verdi.

Sosyal medya hesabından açıklama yapan Arınç, Yalçın’ın uzun süredir kendisi hakkında açıklamalar yaptığını ancak bugüne kadar cevap verme ihtiyacı duymadığını belirtti. Arınç, bunun nedenlerinden birinin polemiklere verilen cevapların hakaret dozunu artırması olduğunu ifade etti.

Asıl gerekçesinin ise MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye duyduğu saygı olduğunu kaydeden Arınç, artık sessiz kalmayacağını söyledi.

Arınç açıklamasında, “Bu insan artık bunlara son vermelidir. Aksi takdirde kendisini bizzat Sayın Bahçeli’ye şikâyet edecek ve kendisinin yardımcısı sıfatını taşıyan bu kişinin hakaretlerine son vermesini isteyeceğim. Bu hakaretlere karşı artık sesimi kısmak niyetinde değilim” ifadelerini kullandı.

MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, Arınç’ın KHK’lılarla ilgili açıklamalarına tepki göstererek, “Fosil siyasetçi, FETÖ’ye kuryelik ve aracılık ettiği günlerde elde ettiği politik(!) kazanımların karşılığını vermeye çabalıyor. Arınç, KHK’lılarla ilgili yanlış adrese gönderme yapıyor. Baltayı taşa vurmakla kalmıyor, kendi ayağına kurşun sıkıyor” demişti.

Arınç, Yalçın'ın sözlerine şu ifadelerle yanıt verdi:

"Anadolu’da insanlar evlatlarına isim koyarken “adıyla yaşasın” diye dua ederler ki çocuklar onlara verilen isimlerin anlamı gibi bir karaktere sahip olsun.

Sana da edep sahibi olasın diye Edip; cömert ve hoşgörü sahibi olasın diye de Semih adını vermişler lâkin heyhat! Olamamışsın…

Her eline kalemi aldığında kime yakası açılmadık hangi hakareti etsem diye düşünen isminin anlamlarından uzak bu kişinin iki yıldır hakkımda yazdıklarını okuyor lâkin cevap verme ihtiyacı hissetmiyordum. Bunun iki nedeni var. Birincisi bu gibi isimlere karşılık verdiğinizde gemi azıya alırlar ve daha da hakaretamiz ifadelere sarılırlar. İkincisi ve daha önemli olan ise MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’ye karşı olan saygımdı. Sayın Bahçeli bana karşı olan eleştirilerinde çoğu zaman sert olmuştur ama 12 Eylül Darbesi’nin ardından ülkücülerin davalarını üstlenmem sebebiyle bütün ülkücülerin bana karşı sevgi ve saygısı olduğunu, kendisinin de bunu çok iyi bildiğini ifade etmiştir.

Lâkin geldiğimiz noktada had aşıldı, sabır taşı çatladı…

Geçtiğimiz Cumartesi günü yaptığım bir konuşmada ifade ettiğim fikirler üzerine senin o irin damlayan kaleminden bana doğru akıttığın ifadeler bende tutmaz. 40 yıldır siyasetin içindeyim, tek rehberim de vicdan ve ahlâk oldu. Bugüne kadar bana karşı çemkirdiğin tüm ifadeleri temerrüt faizi ile sana iade ediyorum.

Senin için 'kimdir bu?' diye sorduğumda ne diyorlar biliyor musun?

'Şaribül leyli ven nehar'

Tarih alanında profesörmüşsün, sen anlarsın ne demektir bu…

Seninle ortak bir acımız var; evlat acısı. Dünyanın en büyük acısıdır yalnız onu yaşayanlar bilir derler. İnan benim bir gecede saçlarım kırardı. Böylesine bir acıyı yaşayan insanlarda gözlemlediğim bir şey var. İnsanın vicdan terazisi hassaslaşır, merhamet kapıları ve gönül gözü ardına kadar açılır. Senin ise merhamet kapılarına zincir vurulmuş, vicdan terazin tartmaz gönül gözün kör olmuş.

Ezcümle diyeceğim şudur. Bu insan artık bunlara son vermelidir. Aksi takdirde kendisini bizzat Sayın Bahçeliye şikâyet edecek ve kendisinin yardımcısı sıfatını taşıyan bu kişinin hakaretlerine son vermesini isteyeceğim. Bu hakaretlere karşı artık sesimi kısmak niyetinde değilim."

Independent Türkçe

AK Parti’nin kurucularından eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın’ın kendisine yönelik “fosil siyasetçi” ifadelerine yanıt verdi
Perşembe, Mayıs 14, 2026 - 20:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Arınç, Semih Yalçın’ın “fosil siyasetçi” sözlerine yanıt verdi: Bahçeli’ye şikâyet edeceğim
copyright Independentturkish: 

Erbakan'dan enflasyon hedefinin yükseltilmesine tepki: 3 senedir enflasyonu düşüreceğiz hikayesi anlatıyorsunuz

Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, Merkez Bankası’nın 2026 yılı enflasyon hedefini bir kez daha yukarı yönlü revize etmesine ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Erbakan açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

Merkez Bankası 2026 enflasyon hedefini bir kez daha yükseltti. Ara hedef yüzde 16’dan yüzde 24’e, yıl sonu beklentisi ise yüzde 26’ya yükseldi. 2027 ve 2028 enflasyon tahminleri de sıralı olarak yükseltildi. Hani bu enflasyon tek haneli rakamlara düşecekti? Hani milleti rahatlatacaktınız? Hani sabır istiyordunuz? Tam üç senedir ‘enflasyonu düşüreceğiz’ hikayesi anlatıyorsunuz. Ama enflasyon artıyor, faizler artıyor, borçlar artıyor, vergiler artıyor. Satın alma gücü tükeniyor, umutlar tükeniyor, hayaller tükeniyor. Ekonomi her geçen gün daha da kötüye gidiyor. Kriz her geçen gün daha da derinleşiyor.

"Artık bir an önce sandık gelsin"

Esnaf, çiftçi, köylü, emekli, memur, asgari ücretli hepsi perişan. Sayın Maliye Bakanı ve Merkez Bankası Başkanı, bir başarınız zaten yok da hedefiniz nedir sizin? Önceki AK Parti iktidarından enkaz halinde devraldığınız ekonomiyi daha da beter hale getirmek mi? Ekonomik bağımsızlığımızı tamamen sonlandırmak mı? Türkiye'yi Londra bankerlerine, dış güçlere bağımlı kılmak mı? Hedefiniz her neyse milletin sabrı taştı. Bu işi yapamadığınız açık seçik ortada. Artık bir an önce sandık gelsin, milli görüş gelsin ve esaret bitsin.

 

ANKA

Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 2026 enflasyon hedefini yeniden yükseltmesine tepki gösterdi
Perşembe, Mayıs 14, 2026 - 17:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: Yeniden Refah Partisi X Hesabı</p>

jw id: 
HaDaF9RI
related nodes: 
TCMB Başkanı Fatih Karahan açıkladı: Yıl sonu enflasyon tahmini yükseldi
Karahan: Önceliğimiz fiyat istikrarı; savaş, dezenflasyon sürecini etkilese de kararlılığımızı değiştirmiyor
Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek: Eşel mobili devreye almasaydık enflasyon çok daha yüksek seviyelere çıkmış olurdu
Type: 
SEO Title: 
Erbakan'dan enflasyon hedefinin yükseltilmesine tepki: 3 senedir enflasyonu düşüreceğiz hikayesi anlatıyorsunuz
copyright Independentturkish: 

Japonya'daki ayı saldırıları nedeniyle robot kurtlar yok satıyor

Yaban hayvanlarını korkutup kaçırmak üzere tasarlanmış animatronik kurtlar üreten Japon bir şirket, Doğu Asya ülkesinin artan ayı saldırılarıyla boğuşması nedeniyle siparişlere yetişemiyor.

Hokkaido merkezli Ohta Seiki şirketi, "Monster Wolf" adlı cihazı için bu yıl şimdiden yaklaşık 50 sipariş alırken bu rakam, normalde bir yıl boyunca gelen sipariş sayısından fazla.

Şirketin başkanı Yuji Ohta, AFP'ye yaptığı açıklamada "Bunları elle yapıyoruz. Şu anda yeterince hızlı üretemiyoruz. Müşterilerimizden iki ila üç ay beklemelerini rica ediyoruz" dedi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Robotik kurda yönelik talebin artışı, 2025-2026'da rekor seviyede 13 ölümcül ayı saldırısıyla önceki rekorun iki katından fazla olay yaşanmasının ardından geldi. Bu dönemde ülke genelinde 50 binden fazla ayı görülürken bu rakam, iki yıl önce kırılan önceki rekorun iki katından fazla. Hayvanlar neredeyse her gün evlere girerken, okulların yakınında dolaşırken ve mağazalarla kaplıca tesislerini talan ederken görülüyordu.

Yakalanan ve itlaf edilen ayı sayısı bir önceki yıla göre neredeyse üç katına çıkarak 14 bin 601'e ulaşırken, bu da tüm zamanların en yüksek rakamı oldu. Bazı kuzey bölgelerinde ayıların kış uykusundan uyanmasıyla birlikte, geçen yılın tamamında görülen sayının neredeyse 4 katı kadar ayının sadece nisanda görüldüğü bildirildi.

Hareket sensörlü bir korkuluk olan Monster Wolf'unyapay kürkle kaplı bir boru iskeleti, yanıp sönen kırmızı LED gözleri, ağzı tehditkar bir şekilde açılmış bir yüzü ve mavi LED'lerle donatılmış bir kuyruğu var. İnsan sesleri ve elektronik sesler de dahil yaklaşık 50 çeşit kaydedilmiş sesi 1 kilometreye kadar duyulabilir şekilde yayımlayabiliyor ve av peşindeki bir yırtıcı izlenimi yaratmak için başını sağa sola çeviriyor.

Batarya, güneş panelleri ve sensörlerin de dahil olduğu temel modelin fiyatı yaklaşık 3 bin sterlin (yaklaşık 185 bin TL).

Ohta'nın, tarım arazilerini geyik, yaban domuzu ve ayılardan korumak için 2016'da piyasaya sürdüğü ürün, başlangıçta pazarlama hilesi olarak görülerek dikkate alınmamıştı. Halihazırda siparişlerin çoğu çiftçilerden, golf sahası işletmecilerinden ve inşaat işçileri gibi kırsal alanlarda açık havada çalışan kişilerden geliyor.

Şirket, hayvanları kovalayabilmesi veya belirli yollarda devriye gezebilmesi için cihaza tekerlek takarak ürünü iyileştirirken Ohta, doğa yürüyüşçüleri, balıkçılar ve okul çocukları için el tipi bir versiyon geliştirmeyi planlıyor.

Şirket ayrıca gelecekteki modeller için yapay zeka kameralarını da araştırıyor. Ohta, "Ayılarla başa çıkma çabalarında üzerimize düşeni yapmak için üretim becerilerimizi kullanmak istedik" diyor.



*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

independent.co.uk/asia

Independent Türkçe için çeviren: Büşra Ağaç

"Monster Wolf" ilk başta tarım arazilerini geyik, yaban domuzu ve ayılardan korumak üzere tasarlanmıştı
Perşembe, Mayıs 14, 2026 - 17:00
Main image: 

<p>Japonya'da ekinlere zarar veren yaban hayvanlarını&nbsp;uzaklaştırmak için kurt benzeri bir robot kullanılıyor (AFP)</p>

related nodes: 
Yapay zekayla donatılan robot köpek artık görevleri okuyup mantık yürütebiliyor
Çin'den -47 derecede 130 bin adım atan insansı robot
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Japonya'daki ayı saldırıları nedeniyle robot kurtlar yok satıyor
copyright Independentturkish: 
original url: 
https://www.independent.co.uk/asia/japan/japan-robot-wolf-bear-attacks-ohta-seiki-b2975670.html

Ukrayna’da drone’lar keskin nişancıların yerini aldı

Ukrayna cephesinde kullanılan insansız hava araçları (İHA) keskin nişancıların yerini almaya başladı.

Düşük maliyetli, patlayıcılarla donatılabilen küçük drone'lar bazı geleneksel askeri rollerin ikinci plana itilmesine neden oldu.

Wall Street Journal'ın haberinde artık keskin nişancıların İHA pilotlarına destek vermeye başladığına dikkat çekiliyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Ukraynalı keskin nişancı Viyaçeslav Kovalski, 2023 sonlarında yaklaşık 4 kilometre uzaklıktaki bir Rus subayını vurduğunu iddia ettiği atışla ünlenmişti.

Ancak bugün Kovalski, son dönemde artık drone pilotlarına destek verdiğini, bir buçuk yıldır sahada atış yapmadığını söylüyor.

Operatörlerin mevzilere ulaşmasına yardım ettiğini, drone'lara patlayıcı yerleştirdiğini ve navigasyon desteği sağladığını belirtiyor.

"Drone'lar hem daha etkili hem de daha ucuz" diyen asker, İHA'ların taşıdığı patlayıcıların kurşunlardan çok daha fazla hasar verebildiğine dikkat çekiyor.

İHA'lar özellikle keşif ve hedefli atışlar yapabildiği için tercih ediliyor. Ayrıca yüksek manevra kabiliyetine sahip bu cihazların kullanıldığı görevlerde başarıya ulaşılmasa bile neticede asker yitirilmemiş oluyor.

Savaşta drone'lara ağırlık verilmesiyle topçu atışlarını yönlendiren gözcülere de artık eskisi kadar ihtiyaç duyulmuyor.

"Ivanhoe" kod adlı keskin nişancı, 4 kilometreye kadar uzaklıktaki düşman hareketlerini tespit edip koordinatları topçu birliklerine iletiyordu. Bu sürecin tamamı üç ila beş dakika sürüyordu.

Asker, artır drone operatörü olarak çalıştığını söylüyor:

Operatör hedefi görüyor ve saldırı neredeyse anında gerçekleşiyor.

Diğer yandan drone teknolojisindeki gelişmeler, keskin nişancıların sahadaki görevlerini de zorlaştırdı. İHA'ların termal kameraları sayesinde düşman hatlarının yakınında ya da gerisinde saklanan nişancılar çok daha kolay tespit edilebiliyor.

Ukrayna ordusundaki tugaylar, keskin nişancı kullanımını azalttıklarını belirtiyor. Ancak bu görevlerdeki askerlerin, düşman İHA'larına karşı savunma amacıyla konuşlandırılması üzerinde çalışıldığı aktarılıyor.


Independent Türkçe, Wall Street Journal, Militarnyi

Derleyen: Yasin Sofuoğlu

İHA'lar düşük maliyetli ve yüksek manevra kabiliyetine sahip olduğu için tercih ediliyor
Perşembe, Mayıs 14, 2026 - 16:45
Main image: 

<p>Drone savaşları, Rusya-Ukrayna cephesinin belirleyicilerinden biri oldu (Reuters)</p>

related nodes: 
Putin, Ukrayna savaşında sona yaklaşıldığını neden söylüyor?
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Ukrayna’da drone’lar keskin nişancıların yerini aldı
copyright Independentturkish: 

Sağlık Bakanı Memişoğlu'dan "hantavirüs" açıklaması

Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, TVNET canlı yayınında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı.

Hantavirüs hakkındaki soru üzerine Memişoğlu, Türkiye'nin özellikle Kovid-19 salgını sürecinde sağlık sisteminin direncini ve kapasitesini dünyaya gösterdiğini söyledi.

Toplumdan spekülasyonlara değil, Sağlık Bakanlığının açıklamalarına itibar etmelerini isteyen Memişoğlu, "Kovid-19 salgını sürecinde bunu en iyi şekilde yöneten ülkelerden biri olduysak, şu anda sağlık sistemimiz her türlü salgın da olsa, sağlıkla ilgili tehdit de olsa bunları önlemeye, takip etmeye muktedir bir sağlık sistemimiz ve insan gücümüzle her türlü takibi yapıyoruz" ifadelerini kullandı.

Memişoğlu, hantavirüse ilişkin Dünya Sağlık Örgütünün 2 Mayıs'ta bir gemide görülen ağır solunum hastalığı olduğuna dair önlem alınması gerektiğine ilişkin alarm verdiğini ve Türkiye'nin de süreci ilk andan itibaren takip ettiğini anlattı.

Uluslararası bir seyahat gemisinde 147 yolcunun bulunduğunu anımsatan Memişoğlu, yolcuların temaslı olarak değerlendirildiğini, 8 yolcuda pulmoner hastalık görüldüğünü ve bunlardan 6'sının hantavirüs pozitif çıktığının bildirildiğini söyledi.

Memişoğlu, Türkiye'nin tüm ekipleriyle ve İspanya'daki büyükelçilikle koordinasyon içinde hareket ettiğini belirterek, temaslı yolcuların ülkelerine gönderilip karantinaya alınmaları için organizasyon yapıldığını, gemiden daha önce ayrılan 2 Türk vatandaşının da tedbir amacıyla karantinaya alındığını ifade etti.

Gemideki 3 Türk vatandaşın da Türkiye'ye ait uçakla izole şekilde getirildiğini anımsatan Memişoğlu, "Gemiden indikleri andan itibaren kendi uçağımızla onları izole şekilde aldık ve şu anda da onları karantinaya almış durumdayız ve takip ediyoruz, testleri de negatif çıktı. 5 kişinin yaklaşık 42 günlük karantina ve izolasyon süreçleri devam ediyor. Her gün onları klinik anlamında arıyoruz, bir bulgusu olup olmadıklarını takip ediyor halk sağlığımız" bilgisini verdi.

Memişoğlu, "Hantavirüse ilişkin toplum müsterih olsun, şu anda böyle bir salgın riski veya bununla ilgili bilimsel dünyanın bize risklerin çok arttığı veya bu konuda risk olduğu konusunda bir bildirimi ve önerisi yok. Bizim bilimsel kurulumuz ve komisyonumuz da bu konuda bizleri bilgilendiriyorlar ve onların tavsiyeleri doğrultusunda hareket ediyoruz. Şu anda böyle bir salgın riski yok" dedi.

Hantavirüsün kemirgenlerden sıvı ile dışkılardan bulaşan bir hastalık türü olduğunun bilgisini veren Memişoğlu, Sağlık Bakanlığının yalnızca hantavirüsü değil, gribal enfeksiyonlara neden olan virüsler başta olmak üzere tüm hastalıkları yakından takip ettiğini bildirdi.

"Son 1 yılda 7 milyon kişiye kanser taraması yapıldı"

Sağlıkta üretim vizyonuna ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Memişoğlu, Türkiye'nin son yıllarda sağlık teknolojileri üretiminde önemli adımlar attığını söyledi.

Bakan Memişoğlu son dönemdeki yerli aşı çalışmalarına ilişkin, "Hepatit aşısını sahaya verdik. Türkiye kendi aşısını yapacak, kendi ilacını da yapacak. Sadece onları değil kendi cihazını da üretecek. 9 aşıyla ilgili de TÜSEP'te çağrıya çıktık" bilgisini paylaştı.

Memişoğlu, Türkiye'nin artık SMA ilacını da üretmeye başladığını belirterek, klinik çalışmaların sürdüğünü ve ilacın preklinik aşamanın sonuna geldiğini söyledi.

Koruyan Sağlık Vizyonu kapsamında aile hekimlikleri ve Sağlıklı Hayat Merkezlerinde belirli yaş grubuna ücretsiz kanser taramaları yapıldığını vurgulayan Memişoğlu, son bir yılda 7 milyon kişiye kanser taraması yapıldığını bildirdi.

"Türkiye'de sezaryen doğum oranı yüzde 59,7"

Memişoğlu, sezaryen doğumlarla ilgili değerlendirmesinde, Türkiye'de sezaryen doğum oranının yüzde 59,7, ilk doğumlarda ise bu oranın yüzde 30,4 seviyesinde olduğunu belirterek, anne adayları ve hekimlerle bu oranları daha sağlıklı seviyelere çekmek istediklerini söyledi.

Geçen yıl Türkiye'de ilk kez sezaryen oranlarında düşüş eğilimi görüldüğünü ifade eden Memişoğlu, bu düşüşün sürdürülmesini hedeflediklerini kaydetti.

Memişoğlu, bütün il ve ilçe sağlık müdürlüklerine ilk bebeğini bekleyen ve gebeliğinin son 3 ayındaki her anne adayına bir ebe verilmesi konusunda talimat verdiklerini bildirdi.

 

AA

"Hantavirüse ilişkin toplum müsterih olsun, şu anda böyle bir salgın riski veya bununla ilgili bilimsel dünyanın bize risklerin çok arttığı veya bu konuda risk olduğu konusunda bir bildirimi ve önerisi yok"
Perşembe, Mayıs 14, 2026 - 16:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: Reuters</p>

Type: 
SEO Title: 
Sağlık Bakanı Memişoğlu'dan "hantavirüs" açıklaması
copyright Independentturkish: 

Özgür Özel, Ankara İl Başkanı Erkol’u cezaevinde ziyaret etti: Ellerinde delil varsa iddianameyi bir an önce yazmalı

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İzmir Aliağa Şakran Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan CHP Ankara İl Başkanı Ümit Erkol’u ziyaret etti. Ziyarete ilişkin değerlendirmelerde bulunan CHP Lideri Özel, şunları söyledi:

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Ankara İl Başkanımız Sayın Erkol’un tutukluluğu, siyasi bir operasyondur. Sayın Erkol, yıllar önce bir kooperatifin yönetim kurulunda, kısa bir süre ve hiçbir imza yetkisi olmadan yer almıştır. İsnat edilen suç, yönetim kurulunda bulunma suçudur. Bu durum, hukuki bir süreçten ziyade tamamen siyasi olarak kurgulanmış bir cezalandırma sürecidir. İl Başkanımızın yargılamaya dönüşmesi dahi şüpheli olan bir soruşturma üzerinden tutuklu bulunması kabul edilemez. Dosyadaki bilirkişi raporunun dayanaksızlığı ortaya çıkmıştır. Raporda sanki kooperatif hesaplarında bir açık varmış gibi gösterilen eksik tutarın, aslında kooperatifin bir başka hesabında mevcut olduğu net bir şekilde anlaşılmıştır.  

Ortada ne bir kayıp vardır ne de bir suç. ‘Pardon, yanlış bilirkişi raporuyla boşuna tutuklamışız’ diyemeyenler, bugün Ankara İl Başkanımızı hürriyetinden yoksun bırakmaktadır. Sayın Erkol’u cezaevinde esir tutanlar, eğer ellerinde bir delil varsa iddianameyi bir an önce yazmalıdır. Kaçma şüphesi olmayan, yeri yurdu belli bir siyasetçiyi tutuklu yargılamak adalete değil ancak zulme hizmet etmektedir. Ümit Erkol’un tutukluluğu derhal sonlandırılmalı ve bu haksız süreç tutuksuz yargılamayla devam etmelidir.

 

 

ANKA 

“Kaçma şüphesi olmayan, yeri yurdu belli bir siyasetçiyi tutuklu yargılamak adalete değil ancak zulme hizmet etmektedir”
Pazartesi, Mayıs 11, 2026 - 12:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

related nodes: 
İBB Davası’nda 35’inci gün başladı
“Casusluk” davasında ilk duruşma başladı
Trump, Çarşamba günü Çin'e gidiyor: İki liderin gündeminde neler olacak?
Type: 
SEO Title: 
Özgür Özel, Ankara İl Başkanı Erkol’u cezaevinde ziyaret etti: Ellerinde delil varsa iddianameyi bir an önce yazmalı
copyright Independentturkish: 

İBB Davası’nda 35’inci gün başladı

CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da arasında bulunduğu 77’si tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın duruşması, 35’inci gününde İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’nin 1 No’lu Duruşma Salonu’nda görülmeye devam ediyor.

Geçen perşembe günü yapılan son duruşmada tutuklu İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş’in oğlu Mustafa Keleş savunma yapmıştı. Keleş’e soru sormak üzere söz alan İmamoğlu’nun sesi titremiş ve ağlamıştı. İmamoğlu, “Allah hiçbir babaya, anneye böyle bir evlat işkencesi yaşatmasın. Ben bu delikanlıdan bu devlet adına, bu millet adına ve yüce Türk yargısı adına özür diliyorum” diye isyan etmişti.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

İmamoğlu casusluk davası’nda

İmamoğlu ve siyasal iletişim danışmanı Necati Özkan, “casusluk” iddiasıyla da tutuklu yargılandıkları davanın İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki 4 No’lu Duruşma Salonu’nda yapılan ilk duruşmasına katıldıkları için bugünkü İBB Davası’na katılmadı.

Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, eski CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu ile diğer tutukluların katıldığı duruşmada tutuklu sanıklar salona getirildiği sırada izleyiciler, alkışlarla karşıladı.

Anneler günü’nü kutladı

İBB Genel Sekreter Yardımcısı Arif Gürkan Alpay, 80 yaşındaki annesinin ve eşinin Anneler Günü’nü kutlayarak savunmasına başladı. Gözaltına alınma süreci, eylemlerdeki iddialar ve suçlamalar, iddianamedeki suç örgütü üyeliği ve gerçek kendisi olmak üzere dört ana başlıkta savunmasını yapacağını belirten Alpay, “Hemen hemen bir yıldır tutukluyum. Tutuklama gerekçesi yapılan konu iddianamede yer almıyor. İddianamede belirtilen konulara ilişkin de ifadem alınmadı” dedi. Alpay, savunmasına devam ediyor.

 

ANKA

İmamoğlu, “casusluk” iddiasıyla yine Silivri’de yargılandığı davanın ilk duruşmasına katıldığı için İBB Davası’na katılmadı
Pazartesi, Mayıs 11, 2026 - 11:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

related nodes: 
“Casusluk” davasında ilk duruşma başladı
Trump, Çarşamba günü Çin'e gidiyor: İki liderin gündeminde neler olacak?
Type: 
SEO Title: 
İBB Davası’nda 35’inci gün başladı
copyright Independentturkish: 

“Casusluk” davasında ilk duruşma başladı

"Casusluk" suçlamasıyla 4 Temmuz 2025'te tutuklanan ve etkin pişmanlıktan yararlanabilmek için ifade veren Hüseyin Gün'ün iddiaları üzerine açılan davanın ilk duruşması, Silivri'deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısında bulunan 4 no’lu duruşma salonunda görülüyor.

Duruşma salonunun küçük olması nedeniyle girişte jandarma, izleyiciler, avukatlar ve basın mensupları arasında tartışmalar yaşandı.

İmamoğlu, Yanardağ, Özkan ve Gün jandarma eşliğinde duruşma salonuna getirildi. Bu sırada Yanardağ, “Amerikancı bir iktidar var. Emperyalizmin işbirlikçileri yurtseverleri casuslıkla suçluyor” diye izleyici kısmına seslendi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Mahkeme Başkanı, ilk olarak Hüseyin Gün’ün savunmasıyla başlanacağını söyledi. Duruşmada, kimlik tespitinin ardından Gün'ün, savunmasına başladı.

İddianamede neler var?

"Casusluk" iddianamesinde, "dijital materyallerinde bulunan ve İBB veri tabanına ait olduğu tespit edilen veriler üzerinden çok sayıda vatandaşın kişisel bilgilerine erişim sağlandığı, Ekrem İmamoğlu'nun vatandaşların kişisel bilgilerini, mevcut nüfuzun kullanılması suretiyle ele geçirerek yabancı istihbarat servisi elemanlarına aktardığı, bu durumdan siyasi olarak menfaat edinme gayesinde bulunduğu" iddia ediliyor.

İddianamede, "Ekrem İmamoğlu'nun İBB Başkanı olması akabinde mensubu olduğu başta CHP'yi ele geçirerek Cumhurbaşkanı adayı olma yolunu açmak amacıyla faaliyetlerde bulunulduğu" da belirtiliyor.

 

ANKA

Duruşmada ilk olarak Hüseyin Gün’ün savunması dinleniyor
Pazartesi, Mayıs 11, 2026 - 11:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

related nodes: 
Trump, Çarşamba günü Çin'e gidiyor: İki liderin gündeminde neler olacak?
ABD'nin Suriye'den İran'a, Obama'dan Trump'a vekâlet savaşı
Type: 
SEO Title: 
“Casusluk” davasında ilk duruşma başladı
copyright Independentturkish: 

İran savaşı ABD içindeki bölünmeleri alevlendiriyor

Washington’da İran savaşı etrafında süren siyasi tartışmalar, son günlerde eleştiri boyutunu aşarak karşılıklı ‘ihanet’ suçlamalarına dönüştü.

Bu durumun, Demokrat ve Cumhuriyetçi partiler açısından kritik önem taşıyan seçim sürecinde siyasi söylemin sertleşeceğine işaret ettiği değerlendiriliyor.

Her ne kadar Trump yönetimi, Kongre’ye gönderdiği mesajda İran ile yürütülen askeri faaliyetlerin sona erdiğini belirterek, savaşın başlamasından 60 gün sonra anayasal olarak zorunlu hale gelen savaş yetkisi oylamasından kaçınmaya çalışsa da Demokratlar bu yaklaşımı reddetti.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Demokrat siyasetçiler, yönetimi kamuoyunu yanıltmak ve anayasayı ihlal etmekle suçlayarak savaşın hangi somut hedeflere ulaştığını sorguladı.

Washington Raporu programı ise Şarku’l Avsat ile iş birliği kapsamında hazırlanan analizinde, Kongre’nin yasal sürenin dolmasının ardından başkanın yetkilerini sınırlandırmak için adım atıp atmayacağını ele aldı.

Programda ayrıca, ara seçimlerin çerçevesini belirleyen açık siyasi mücadelede yönetimin Cumhuriyetçi Parti içindeki görüş ayrılıklarını kontrol altına alıp alamayacağı da tartışıldı.


Savaş karşıtları, ABD’nin en büyük düşmanı

İran savaşı başladıktan sonra ABD Kongresi önünde kamuoyuna açık ilk oturumda konuşan Pete Hegseth, savaş karşıtlarını ‘ABD’nin karşı karşıya olduğu en büyük tehdit’ olarak nitelendirdi.

Hegseth’in açıklamaları, siyasi tartışmalardaki sertleşmeyi gözler önüne sererken, İran dosyasındaki tartışmaların eleştiri boyutundan çıkarak karşılıklı suçlamalara dönüştüğüne işaret etti.
 

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Senato Komitesi’nde düzenlenen bir oturumda... 30 Nisan 2026 / Fotoğraf: EPA
ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, Senato Komitesi’nde düzenlenen bir oturumda... 30 Nisan 2026 / Fotoğraf: EPA

 

Eski Başkan George W. Bush döneminde Ulusal Güvenlik Konseyi’nde görev yapan Mark Pfeifle, söz konusu açıklamaların savaşın Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasındaki uçurumu daha da derinleştirdiğini gösterdiğini söyledi. Washington’daki mevcut siyasi atmosferin ciddi bir kutuplaşma içerdiğini belirten Pfeifle, yaşanan gerilimi ‘son derece tehlikeli’ olarak nitelendirdi.

Bu durumun ülkedeki keskin ayrışmayı daha da artırdığına dikkat çekti. İran savaşının seyrine ilişkin değerlendirmede bulunan Pfeifle, “Savaşa verilen destek oldukça düşük seviyede. Ayrıca Donald Trump’ın destek oranı da ciddi biçimde geriledi” ifadelerini kullandı.

Pfeifle, yönetimin bu nedenle krizden çıkış yolu aradığını ve İran ile müzakere ederek kendisine siyasi kazanım sağlayacak bir anlaşmaya ulaşmaya çalıştığını savundu. Pfeifle ayrıca, yönetimin kasım ayında yapılacak ara seçimlerden önce askerleri ülkeye geri döndürmeyi hedeflediğini belirtti.

Öte yandan Dış İlişkiler Konseyi kıdemli araştırmacısı Steven Cook ise Trump’ın Kongre’deki Cumhuriyetçilerin büyük çoğunluğu üzerindeki etkisini koruduğunu ifade etti. Cook, Trump’a açık şekilde karşı çıkan herhangi bir Cumhuriyetçi temsilcinin büyük ihtimalle görev süresinin sonunda siyaseti bırakmayı planladığını söyledi.

Ancak Cook, savaşın uzaması ve fiyat artışlarının seçim döneminde Cumhuriyetçiler açısından risk oluşturabileceği uyarısında bulundu. Özellikle benzin fiyatlarındaki yükselişin Amerikan kamuoyu üzerinde doğrudan etkili olduğunu belirten Cook, bunun başkanın ve partisinin popülaritesine zarar verdiğini dile getirdi.

Cook, “Önümüzde ön seçimler ve kasım ayındaki ara seçimler var. Benzin fiyatları yükseliyor ve Amerikan halkı bu konuda son derece hassas. Bu durum artık Amerikalıları gerçekten etkilemeye başladı” değerlendirmesinde bulundu. Cumhuriyetçilerin şimdilik başkanın tutumunu desteklemeyi sürdüreceğini kaydeden Cook, siyasi çıkarların seçmenin yaşadığı ekonomik sıkıntılarla çakışması halinde parti içindeki dengelerin değişebileceğini ifade etti.
 

ABD’de benzin fiyatları hızla yükseliyor / Fotoğraf: AFP
ABD’de benzin fiyatları hızla yükseliyor / Fotoğraf: AFP

 

Cumhuriyetçi strateji uzmanı Angie Wang da yükselen benzin fiyatlarının Cumhuriyetçilerin ara seçimlerdeki şansına zarar verebileceği görüşüne katıldı. Wang, ABD Başkanı Donald Trump’ın yeniden iç politikaya odaklanması gerektiğini belirterek, “İkinci görev döneminin ilk yarısını tamamen dış politika meselelerine yoğunlaşarak geçirdi. Ancak ara seçimlere yalnızca birkaç ay kaldı ve artık ülke içindeki sorunlara dönmesi gerekiyor” dedi.

Wang ayrıca, Indiana’daki ön seçim sonuçlarına dikkat çekerek, Trump’ın desteklediği adayların büyük farkla kazandığını ve bunun Cumhuriyetçi Parti tabanında Trump’a verilen desteğin hâlâ güçlü olduğunu gösterdiğini ifade etti.

Ancak Wang, Demokratların seçim yarışında baskıyı artırdığını belirterek, “Bu çabaları sürdürmek zorundayız, çünkü Demokratlar kazanabilecekleri her noktada üstünlük sağlamaya çalışıyor. Kasım ayına kadar rekabetin doğası bu olacak” değerlendirmesinde bulundu.

Wang, buna rağmen benzin fiyatlarının eylül ayına kadar yüksek seviyelerde kalması durumunda Cumhuriyetçi Parti’nin ciddi bir siyasi sıkıntıyla karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulundu.


Azalan popülerlik

Pfeifle, İran savaşının sonuçlarına yönelik artan hoşnutsuzluğun Trump’ı çatışmayı hızlı şekilde sona erdirmeye yönelttiğini söyledi.

Pfeifle, “Özellikle de ABD’nin İran’a neden müdahil olduğunu Amerikan halkına açık biçimde anlatamadı. Bu durum kamuoyu yoklamalarına da yansıdı” değerlendirmesinde bulundu.
 

ABD Başkanı Donald Trump… Beyaz Saray, 7 Mayıs 2026 / Fotoğraf: Reuters
ABD Başkanı Donald Trump… Beyaz Saray, 7 Mayıs 2026 / Fotoğraf: Reuters

 

Pfeifle, savaşın sürmesine yönelik iç tepkilerin Cumhuriyetçi Parti tabanında giderek arttığını, özellikle de partiye yakın etkili isimler ve podcast yayıncıları arasında rahatsızlığın büyüdüğünü belirtti.

Pfeifle, “Bu durum Trump’ı etkiliyor. Medyada kendisini olumlu şekilde görmeyi seviyor ancak uzun süredir bunu göremiyor. Bazı istisnalar dışında olumlu bir tablo oluşmadı ve şimdi bunu yeniden sağlamaya çalışıyor” ifadelerini kullandı.

Pfeifle, Trump’ın kamuoyu desteğinin şu anda yüzde 30 seviyesinde bulunduğunu ve bunun hem mevcut dönemi hem de ilk başkanlık dönemi dahil olmak üzere şimdiye kadarki en düşük oran olduğunu söyledi.

Pfeifle’a göre Trump’ın siyasi tabloyu tersine çevirebilmesinin tek yolu, Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak ve ardından eski Başkan Barack Obama döneminde 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmadan daha iyi bir anlaşma sağladığını gösterecek bir çıkış yolu bulmak.

Buna karşılık Cook ise Trump’ın 2015 anlaşmasından daha iyi şartlar elde etmesinin zor olduğunu savundu. Cook, İran yönetiminin uranyum zenginleştirme faaliyetlerinden vazgeçmeyi reddettiğini, füze teknolojisi programına bağlı kaldığını ve bölgedeki müttefik gruplara finansman sağlamayı durdurmaya karşı çıktığını belirtti.

Cook, “ABD ve İsrail’in çatışmalar sırasında çeşitli taktiksel başarılar elde ettiği kesin. Ancak genel stratejik tablo Washington’ın lehine görünmüyor” değerlendirmesinde bulundu.

Trump’ın Obama dönemindeki anlaşmadan daha avantajlı bir uzlaşı sağlayamayacağını ifade eden Cook, “Trump’ın kendi yarattığı bu durumdan çıkma konusundaki çaresizliği, ABD’yi 27 Şubat’takinden daha kötü bir konuma bırakacak bir anlaşmaya yol açabilir” dedi.


Kongre ve savaş

Wang, bu değerlendirmeye katılmadığını belirterek, Trump’ın müzakere sürecinde güçlü avantajlara sahip olduğunu ve ‘kötü bir anlaşmayı’ kesinlikle kabul etmeyeceğini ifade etti.

Wang, ABD Kongresi’nde Cumhuriyetçi çoğunluğun Demokratların İran savaşında başkanın yetkilerini sınırlandırma girişimlerini engellediğini hatırlatarak, bunun Trump’a krizi sonlandırmak için zaman kazandırdığını söyledi.

Wang, bu sürecin başkana ‘İran’daki çatışmayı tamamen ve kalıcı biçimde bitirmek için gerekli alanı sağladığını’ dile getirdi. Aynı zamanda İran ile yürütülen müzakerelere dair belirsizliklere dikkat çeken Wang, ABD’nin karşısında net ve tek bir muhatap olup olmadığının açık olmadığını vurguladı.

Wang, “Dışişleri Bakanı müzakereci gibi görünüyor ancak gerçekten lider adına tam yetkiyle hareket edip etmediğini bilmiyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
 

Demokrat Senatör Kirsten Gillibrand, Kongre’deki bir oturumda... 30 Nisan 2026 / Fotoğraf: AP
Demokrat Senatör Kirsten Gillibrand, Kongre’deki bir oturumda... 30 Nisan 2026 / Fotoğraf: AP

 

Demokratların ABD Kongresi içinde, Trump’ın savaş yetkilerini sınırlamaya yönelik girişimlerinin birçok kez başarısız olduğu bildirildi. Söz konusu girişimlerin Senato’da altı, Temsilciler Meclisi’nde ise iki kez Cumhuriyetçi çoğunluk tarafından reddedildiği aktarıldı.

Pfeifle, Trump yönetimi açısından asıl kritik sınavın Kongre’de savunma bütçesinin onaylanması sürecinde yaşanacağını belirtti. Yaklaşık 1,5 trilyon dolara ulaşan bütçe talebinin savaşın mali yükü nedeniyle ciddi tartışmalara yol açtığı ifade edildi.

Pfeifle, savaş kapsamında bugüne kadar önemli miktarda harcama yapıldığını, ancak gerçek maliyetin henüz tam olarak ortaya çıkmadığını söyledi. Her bir füzenin yüksek maliyet taşıdığına dikkat çeken Pfeifle, çok sayıda füze kullanıldığını ve bunların yeniden ikmal edilmesi gerektiğini vurguladı.

Ayrıca İran’a ait insansız hava araçları (İHA) ve balistik füzelerin ABD askeri tesislerinde yol açtığı hasarların onarımı için de ek maliyetler oluştuğu belirtildi.

Cook, ABD iç siyasetindeki gerilimler nedeniyle İran’ın zaman kazandığını düşündüğünü ve mevcut koşullarda Tahran’ın Trump’ın görev süresi bitene kadar direnebileceğini hesapladığını söyledi.

Cook, Demokrat ve Cumhuriyetçi partiler arasındaki temel ayrışmanın İran’ın bir tehdit olup olmadığı konusunda olmadığını, bu konuda geniş bir mutabakat bulunduğunu ifade etti. Asıl tartışmanın bu tehdide nasıl yanıt verileceği üzerinde yoğunlaştığını belirtti.

Cook’a göre Cumhuriyetçiler güç kullanımını öne çıkararak Trump’ın daha önce hiçbir başkanın denemediği bir yöntemle soruna yaklaştığını savunuyor. Demokratlar ise kararların ekonomik maliyetine ve sürdürülebilirliğine odaklanıyor.


Çin’e önemli bir ziyaret

Trump’ın hem destekçileri hem de eleştirmenleri, önümüzdeki hafta gerçekleştirmesi beklenen Çin ziyaretiyle İran savaşı sürecinde kritik bir dönüm noktasına ulaşılabileceğini değerlendiriyor.

Wang, Çin’in arabulucu rolü üstlenebileceğini ve bunun Pekin’in çıkarına olacağını belirterek, Çin’in İran’la petrol ticaretine ihtiyaç duyduğunu söyledi. Wang’a göre Çin, Hürmüz Boğazı’nın açık kalmasından en fazla fayda sağlayan aktörlerden biri.
 

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Güney Kore’de düzenlenen APEC Zirvesi’nin oturum aralarında ikili bir görüşme gerçekleştirdi... 30 Ekim 2025 / Fotoğraf: Reuters
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Güney Kore’de düzenlenen APEC Zirvesi’nin oturum aralarında ikili bir görüşme gerçekleştirdi... 30 Ekim 2025 / Fotoğraf: Reuters

 

Wang, en kritik tarihin 14 Mayıs olduğunu, bu tarihte Cinping ile Trump arasında gerçekleşmesi beklenen görüşmenin süreci şekillendirebileceğini ifade etti. Bu buluşmanın, taraflar arasında bir tür uzlaşıya yönelik müzakerelere sahne olabileceğini öne sürdü.

Pfeifle de bu değerlendirmeye katılarak Trump’ın Çin ziyaretinden siyasi bir kazanım elde etmeyi hedeflediğini söyledi. Pfeifle, bunun bir ticaret anlaşması ya da önemli bir siyasi açıklama şeklinde olabileceğini belirtti.

Bununla birlikte Çin’in Hürmüz Boğazı krizine ABD’nin zorlanmasını tamamen sorun olarak görmediği, ancak aynı zamanda güçlü bir ABD pazarına ihtiyaç duyduğu ifade edildi. Çin’in uzun vadede İran petrolüne de bağımlı olduğu değerlendirmesi yapıldı.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Şarku'l Avsat

"Ara seçimler öncesinde Demokratlar ile Cumhuriyetçiler arasında çatışma"
Pazartesi, Mayıs 11, 2026 - 11:30
Main image: 

<p>İran savaşına karşı çıkan bir protestocu, Kongre’de ABD Savunma Bakanı’nın oturumunu boykot etti... 30 Nisan 2026 / Fotoğraf: Reuters</p>

Label: 
Type: 
SEO Title: 
İran savaşı ABD içindeki bölünmeleri alevlendiriyor
copyright Independentturkish: 

Filistin'i Avrupa'nın vicdanını sınayan bir mesele haline getiren İspanya Başbakanı Pedro Sanchez

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, siyasi kariyerinin uzun soluklu olacağına dair sinyalleri çok az vermişti. Rakipleri onu sık sık fırsatçılıkla, stratejik pervasızlıkla ya da kırılgan ittifaklara yaslanmakla tanımladı.

Buna karşın Sanchez, partisi içindeki isyanı, seçim yenilgilerini, koalisyon çalkantılarını ve İspanyol sağının durmak bilmeyen saldırılarını geride bırakarak Avrupa'nın en istikrarlı sosyal demokrat liderlerinden biri haline geldi.

Sanchez’in siyasi kimliğini ideolojik saflık değil, içgüdü, uyum kapasitesi ve kırılganlığı bir güç kaynağına dönüştürme becerisi belirliyor.

İşte bu içgüdü, Sanchez'i Batı Avrupalı liderler arasında Filistin devletine en yüksek sesle sahip çıkanlardan biri konumuna taşıdı. İspanya, 28 Mayıs 2024 tarihinde Norveç ve İrlanda ile eş zamanlı olarak Filistin'i tanıdı ve bu adımı barışa katkı, uluslararası hukukun savunuculuğu ile diplomatik felcin reddi olarak sundu.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Sanchez, Filistin devletini tanıma kararının ne İsrail'i hedef aldığını ne de Hamas'ı desteklediğini vurgularken bu adımı, uygulanabilir bir iki devletli çözüme doğru atılmış somut bir adım olarak tanımladı.

Filistin meselesi, Sanchez'in siyasi hesaplarında sıradan bir dış politika dosyasının çok ötesine geçti ve bunun Batı'nın tutarlılığının sınavına dönüştürdü.

Açıkça "Avrupa, Ukrayna'yı savunmak için uluslararası hukuka başvuruyorsa Gazze söz konusu olduğunda aynı dili terk edemez" argümanını sundu.

Bu konuda 2024 yılının temmuz ayında çifte standart konusunda uyaran Sanchez, uluslararası hukukun uygulanmasının jeopolitik çıkar hesaplarına göre şekillenmemesi gerektiğini kararlılıkla savundu.

Bu tutumun daha derin kökleri var. 1972 yılında Madrid'de dünyaya gelen Sanchez, 1993 yılında İspanyol Sosyalist İşçi Partisi'ne (PSOE) katıldı.

Resmi biyografisi onu ekonomist, parti lideri ve 2018 yılının haziran ayından bu yana başbakan olarak tanımlıyor. Ancak asıl çarpıcı olan hikaye, kendisini sonradan tasfiye etmeye çalışan bir parti içinde nasıl yükseldiğinde yatıyor.

Sanchez, İspanya'da sosyal demokrasinin derin bir kriz yaşadığı 2014 yılında PSOE liderliğini ilk kez devraldı.

Mali krizin yansımaları, kemer sıkma politikaları, yolsuzluk skandallarının zedelediği güven bunalımı ve sol kanattan Sosyalistlere rakip çıkan kemer sıkma politikaları karşıtı Podemos'un yükselişi partiyi yoruyordu.

Öte yandan onlarca yıl boyunca PSOE ile muhafazakâr Halk Partisi arasındaki rekabete dayanan İspanya'nın iki partili sistemi de çözülmeye yüz tutmuştu.

Sanchez, 2015 ve 2016 seçimlerinden tarafların hiçbirinin kesin çoğunluk elde edemeden çıkmasının ardından dönemin Başbakanı ve Halk Partisi lideri Mariano Rajoy önderliğindeki bir muhafazakâr hükümete zemin hazırlamayı reddetti.

Bu tutum Sosyalist Parti liderliğinde büyük bir muhalefet doğurdu ve Sanchez 2016 yılında parti genel başkanlığından istifa etmek zorunda kaldı; siyasi sahneden çekildiği izlenimi bıraktı.

Ama o çekilmedi. Modern İspanya siyasetinin kırılma anlarından birinde Sanchez doğrudan parti üyelerine başvurdu. 2017 yılında parti liderliğini geri kazandı ve parti tabanının üst yönetime karşı başlattığı isyanın simgesi olarak geri döndü.

Bu deneyim onun siyasi üslubunu da güçlendirdi. Bu minvalde Sanchez, kendini gerici güçlere karşı demokrasinin savunucusu olarak konumlandırırken alışılmadık bir esneklikle hareket ediyor.

Öte yandan 2018 yılında Halk Partisi'ni sarsan bir yolsuzluk skandalının ardından dönemin Başbakanı Mariano Rajoy'un güvensizlik oylamasıyla hükümeti düşürüldükten sonra başbakanlık görevine geldi.

Son derece dar bir parlamento tabanıyla göreve başlayan Sanchez, bu zayıflığı fırsata çevirdi ve o günden beri, başkalarını devirebilecek azınlık koalisyonları, ittifak anlaşmaları ve parlamento hesapları sayesinde iktidarda kalmaya devam ediyor.

Bu durumun daha derin kökleri var. 1972 yılında Madrid'de dünyaya gelen Sanchez, 1993 yılında İspanyol Sosyalist İşçi Partisi'ne (PSOE) katıldı. Resmi biyografisi onu ekonomist, parti lideri ve 2018 yılının haziran ayından bu yana başbakan olarak tanımlıyor.


Koalisyon yoluyla sosyal demokrasi

Sanchez'in paradoksunun arkasında, bir yanda kararlı bir Avrupalı sosyal demokrat, öte yanda siyasi ayakta kalışını PSOE'nin geleneksel yörüngesinin dışındaki partilerle ittifak kurmaya zorlayan bir pragmatizm yatıyor.

Hükümetleri; koalisyonun küçük ortağı İspanya Sol İttifak Partisi’nin (SUMAR) yanı sıra pek çok İspanyol seçmen tarafından şüpheyle bakılan Katalan güçleri de dahil olmak üzere bölgesel ve bağımsızlıkçı partilerin desteğine bağlıydı. 2023 yılında yeniden iktidara geldiğinde ise başarısız Katalan bağımsızlık sürecine karışanlar için tartışmalı bir af kararını beraberinde getirdi.

Bu durum, anayasal ilkeyi koltuğuna tutunmak uğruna pazarlık konusu yaptığı suçlamalarını beraberinde getirdi. Böylece ‘Sanchezcilik’ hem bir ideoloji hem de ilerici bir söylemi taktik sabırla harmanlayan kendine özgü bir siyaset anlayışına sahip bir yöntem haline geldi.
 

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, yeniden başbakan seçilmesinin ardından Madrid'deki La Zarzuela Kraliyet Sarayı'nda düzenlenen yemin töreninde İspanya Kralı VI. Felipe ile birlikte, 17 Kasım 2023 / Fotoğraf: AFP
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, yeniden başbakan seçilmesinin ardından Madrid'deki La Zarzuela Kraliyet Sarayı'nda düzenlenen yemin töreninde İspanya Kralı VI. Felipe ile birlikte, 17 Kasım 2023 / Fotoğraf: AFP

 

Sanchez'in ideolojisi, parçalanma çağına uyum sağlamış bir Avrupa sosyal demokrasisi olarak tanımlanabilir. Sosyal refah, çalışma hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, yeşil dönüşüm, Avrupa entegrasyonu ve daha etkin bir devlet rolüne inanıyor. Ancak bu, onu eski tarz bir sosyalist militan yapmıyor. Televizyon önünde kendini rahatça ifade eden, kurumların diliyle barışık, icraatçı ruha sahip bir siyasetçi.


Filistin, Avrupa için bir turnusol kâğıdı oldu

Filistin dosyası bu ideolojik yapıyla tam bir uyum içinde. İspanya'nın Filistin devletini tanıması, Sanchez'e uluslararası hukuku, savaş karşıtı kamuoyu duyarlılığını, Avrupa'nın güvenilirliğini, İspanya'nın Akdeniz kimliğini ve çok taraflı diplomasinin savunuculuğunu tek bir çatı altında buluşturma imkânı tanıdı.

Aynı zamanda dış politikada Madrid'i daha temkinli davranan Batı Avrupalı güçlerden ayırt eden bir alan açtı. Sanchez bu anda İspanya'nın İrlanda ve Norveç ile eş güdüm içinde, diplomatik inançtan güç alarak öne çıkma ve başkalarına örnek olma fırsatını gördü.

Gazze'deki savaşın sürmesiyle birlikte Sanchez'in tutumu daha da sertleşti. İspanya, 2024 haziranında Güney Afrika'nın Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) Gazze'de soykırım sözleşmesinin uygulanmasına ilişkin açtığı davaya müdahil oldu.

2025'te ise Sanchez daha ileri giderek İsrail'e silah ihracatına yönelik kısıtlamaları sıkılaştırdı ve yasadışı yerleşim birimlerinden yapılan mal ithalatını yasakladı.

Kullandığı dil, Batı Avrupalı bir lider için alışılmadık ölçüde sertti. Avrupa'yı Gazze'de başarısız olmakla suçlayan Sanchez, çifte standardın Batı'nın küresel itibarını zedelediğini savundu. Bu yalnızca insani bir söylem değil, aynı zamanda jeopolitik bir argümandı.

Sanchez'e göre Avrupa, Küresel Güney'den Ukrayna'da uluslararası normları savunmasını talep edemez, aksi takdirde Filistin meselesinde seçici davranıyor izlenimi verir.

Bu argüman İspanya'nın çok ötesinde yankı buluyor; özellikle Latin ABD'de, Arap dünyasında ve Afrika'nın büyük bölümünde, Batı'nın kural ve hak çağrılarını sömürgecilik, müdahalecilik ve seçici uygulama mirasının gözünden değerlendiren geniş kesimler arasında derin bir karşılık görüyor.

Gazze'deki savaşın devam etmesiyle birlikte, Sánchez'in tepkisi daha sert bir hal aldı. İspanya, Gazze'de soykırım suçunun önlenmesine ilişkin sözleşmenin uygulanmasıyla ilgili olarak Güney Afrika'nın UAD’da açtığı davaya müdahil oldu.


İç siyasi hesap ve diplomatik hırs

Sanchez'in tutumunun bu denli kararlı olmasını iç siyasi dinamikler de açıklıyor. İspanya kamuoyu, kısmen ülkenin Akdeniz yönelimi ve sömürgecilik karşıtı sol geleneklerden beslenen tarihsel bir Filistin sempatisiyle şekillendi. Sanchez'in koalisyonu içinde sol kanat, İsrail'e yönelik tutumun sertleştirilmesi yönünde baskı uyguladı.

Bu bağlamda Filistin meselesindeki kararlı çizgi hem ideolojik hem de koalisyon açısından işlevsel bir rol üstleniyor, ilerici kimliğini pekiştiriyor ve onu İspanyol sağından belirgin biçimde ayırıyor.
 

PSOE’nin lideri ve 20 Aralık 2015’te yapılacak genel seçimlerin adayı Pedro Sanchez, Valencia'daki Fuente San Luis stadyumunda düzenlenen seçim mitinginde, 13 Aralık 2015 / Fotoğraf: AFP
PSOE’nin lideri ve 20 Aralık 2015’te yapılacak genel seçimlerin adayı Pedro Sanchez, Valencia'daki Fuente San Luis stadyumunda düzenlenen seçim mitinginde, 13 Aralık 2015 / Fotoğraf: AFP

 

Ancak Sanchez'in Filistin politikasını yalnızca iç siyasi hesaba indirgemek dar bir okuma olur. Sanchez, dış politikayı İspanya'nın geleneksel ağırlığının ötesinde hareket edebildiği bir sahne olarak gördüğünü defalarca kez ortaya koydu.

Hükümeti ülkeyi Avrupa, Latin Amerika ve Akdeniz arasında bir köprü ve çalkantının giderek arttığı bir dönemde çok taraflılığın savunucusu olarak konumlandırmaya çalıştı. Filistin meselesi ise ona İspanya'nın Avrupa mutabakatına yalnızca uymakla kalmayıp onu şekillendirmeye katkıda bulunduğunu söyleme imkânı tanıyor.


Ahlaki diplomasinin riskleri

Bu değer odaklı diplomasinin kendine özgü riskleri var. İsrail, İspanya'nın Filistin'i tanımasına ve ardından gelen adımlara sert bir tepki gösterdi. İspanyol muhafazakârlar ise Sanchez'i müttefiklerle ilişkilere zarar vermekle ve iç skandallardan dikkati dağıtmak için dış politikayı araçsallaştırmakla suçluyor.

Bazı eleştirmenler de ahlaki tutarlılığın yurt dışında ilan etmenin yurt içinde uygulamaktan çok daha kolay olduğunu öne sürüyor ve kırılgan parlamento ittifakları kurumsal fırsatçılık suçlamalarını besliyor.

Bu eleştiriler gündemden düşmeyecek. Sanchez, güçlü yanlarıyla zaafiyetlerinin iç içe geçtiği, kutuplaştırıcı bir siyasi figür olmayı sürdürüyor. PSOE'yi yeniden ayağa kaldırmasını ve İspanyol sağını iktidardan uzak tutmasını sağlayan esnekliğin aynısı, koltuğunu korumak için ağır bedeller ödemeye hazır olduğu tahminlerini körüklüyor.

Gazze konusundaki ahlaki özgüveni onu seçici bir öfkeyle suçlanmaya açık hale getirirken Avrupacılığı, rakiplerinin gözünde stratejik hesabı örten bir erdem söylemi olarak görünebiliyor.

İşte burada Filistin devletine ilişkin tutumunun siyasi anlamı netlik kazanıyor. Bu, Madrid'den çıkan diplomatik bir eylemden öte bir şey; Sanchez'in daha geniş kimliğini gözler önüne seriyor: Sosyal demokrat, Avrupacı, çatışmacı, ahlaki bir çerçeveye yaslanmış ve pragmatik.

Filistin'i hem Ortadoğu barışıyla hem de Avrupa'nın kendine bakışıyla ilgili bir mesele haline getirdi. Sanchez için bu dosya özsel bir soruyu gündeme taşıyor:

Kurallara dayalı düzen gerçek bir ilke mi, yoksa tüketim için üretilmiş bir slogan mı?


Pedro Sanchez, Avrupa'nın ideolojik açıdan en saf ya da en az tartışmalı lideri olmayabilir. Ancak modern Avrupa siyasetinin dönüşümlerini en çarpıcı biçimde yansıtanlardan biri haline geldi.

Onun deneyimi, sosyal demokrasinin parçalandığı bir çağda koalisyon, yüzleşme, ahlaki argüman ve kurumsal esneklik aracılığıyla nasıl işlediğini gösteriyor.

Filistin meselesinde bu özelliklerin tamamı bir araya geldi. Sonuç ise Filistin devletini tanımayı geç kalmış sembolik bir jesttin ötesine taşıyarak uluslararası varlığının merkezine yerleştiren bir İspanya Başbakanı oldu.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Bu makale Independent Türkçe için Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.

Al Majalla

"Filistin devletini tanıması, demokratik ve sosyal bir yaklaşımın ifadesidir"
Pazartesi, Mayıs 11, 2026 - 11:15
Main image: 

<p>İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, Bask bölgesel seçimleri öncesinde Bilbao'da düzenlenen İspanyol Sosyalist İşçi Partisi seçim kampanyası kapanış mitinginde konuşma yaparken, 21 Nisan 2024 / Fotoğraf: AFP</p>

related nodes: 
İspanya Başbakanı Sanchez: Bu savaş çok büyük bir hata ve tamamen yasa dışı
İspanya Başbakanı Sanchez'den Trump'a yanıt: Dünyadaki sorunlar bomba atarak çözülemez, savaşa hayır
Sánchez’in Pekin hesabı: Avrupa Çin’le mesafeyi yeniden mi ayarlıyor?
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Filistin'i Avrupa'nın vicdanını sınayan bir mesele haline getiren İspanya Başbakanı Pedro Sanchez
copyright Independentturkish: 

Trump, Çarşamba günü Çin'e gidiyor: İki liderin gündeminde neler olacak?

 ABD Başkanı Donald Trump'ın Çin'e yapacağı iki günlük ziyarette, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile İran, Tayvan, yapay zekâ ve nükleer silah konularını ele alması bekleniyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

ABD'li yetkililerin yaptığı açıklamalara göre, görüşmede nadir minerallere ilişkin anlaşmanın uzatılması da değerlendirilecek.

Dünyanın iki büyük ekonomisinin liderleri, altı ayı aşkın sürede ilk kez yüz yüze görüşecek. İki lider; İran savaşı, ticaret ve anlaşmazlık yaşanan diğer konular sebebiyle gerilimin tırmandığı ikili ilişkilerde denge sağlamaya çalışacak.

Trump, Çarşamba günü 2017'den bu yana ilk kez Çin'i ziyaret ederek Pekin'e gidecek. Görüşmelerin Perşembe ve Cuma olmak üzere iki gün sürmesi planlanıyor.

Yetkililere göre, ABD ve Çin'in karşılıklı ticaret ve yatırımları kolaylaştırmak üzere forumlar düzenlemek üzere anlaşmaya varması ve Çin'in Boeing uçakları, ABD üretimi tarım ve enerji ürünleri satın alımlarına ilişkin açıklama yapması bekleniyor.

Bir yetkili, toplantıda Ticaret Kurulu ve Yatırım Kurulu planlarının resmi olarak açıklanabileceğini fakat bu mekanizmaların uygulanabilmesi için daha fazla çalışma yapılması gerekebileceğini söyledi.

Görüşmelerde ayrıca, nadir toprak minerallerinin Çin'den ABD'ye tedarikine olanak sağlayan anlaşmayı uzatma konusu da ele alınacak. Fakat yetkili, anlaşmanın bu hafta uzatılıp uzatılmayacağının henüz belli olmadığını belirtti. Çin ile ABD arasında çıkan ticaret savaşının ardından bu anlaşmaya varılmasıyla gerilim düşmüştü.

Tayvan, nükleer silahlar, İran ve yapay zeka gibi hassas konular gündemde

Trump ve Xi arasındaki görüşmelerde İran, Tayvan, nükleer silahlar ve ABD ile Çin arasında uzun süredir gerilime yol açan diğer konuların da ele alınması bekleniyor.

İran ile ilişkilerini sürdüren Çin, İran petrolünün en büyük ithalatçısı konumunda. Trump, Çin'in nüfuzunu kullanarak İran'ı ABD ile anlaşmaya varmaya ve çatışmaları sona erdirmeye zorlaması için bastırıyor. Trump hükümeti ayrıca Çin'e Rusya ile olan ilişkileri konusunda da baskı uyguluyor.

Yetkililerden biri "Başkan, Xi Jinping ile İran ve Rusya konularını defalarca görüştü. Bu görüşmelerde, Çin'in her iki rejime sağladığı gelirlerin yanı sıra, çift kullanımlı mallar, bileşenler ve parçalar ile silah ihracatı olasılığı da ele alındı. Bu görüşmelerin devam edeceğini bekliyorum" dedi.

Öte yandan, Xi, Tayvan konusunda da ABD'ye karşı hayal kırıklığı yaşıyor. ABD, Çin'in kendi toprağı olarak gördüğü ada ülkesinin en önemli uluslararası destekçisi ve silah tedarikçisi. Yetkili, Çin'in son yıllarda Tayvan civarında askeri varlığını artırdığını fakat ABD'nin politikasının değişmeyeceğini söyledi.

Trump'ın, Çin'de geliştirilen gelişmiş yapay zekâ modelleri konusunda artan endişelerini dile getiren danışmanları, bu modellerin kullanımından kaynaklanabilecek çatışmaları önlemek için iki tarafın "bir iletişim kanalına" ihtiyacı olduğunu düşündüklerini ifade ediyor.

Yetkililerden biri, "Bunun nasıl olacağı henüz belirlenmedi, fakat liderlerin bir araya gelmesini fırsat bilerek bir diyalog başlatmak ve yapay zekâ konularında bir iletişim kanalı kurmamız gerekip gerekmediğini görmek istiyoruz" dedi.

ABD uzun süredir Çin ile nükleer silahlar konusunda da görüşmeler başlatmayı umuyor fakat Çin bu konuyu tartışmada isteksiz.

Yetkiliye göre, Çin hükümeti ABD'ye özel olarak "şu anda herhangi bir nükleer silah kontrolü veya bu gibi konuları tartışmakla ilgilenmediklerini" söyledi.

 

Reuters

Trump ve Xi, Pekin'deki görüşmelerde İran, nükleer enerji, ticaret ve yapay zekâ konularını ele alacak
Pazartesi, Mayıs 11, 2026 - 11:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: Reuters</p>

related nodes: 
Trump: İran'da zenginleştirilmiş uranyumun bulunduğu tesisi gözetim altında tutuyoruz
Trump-Netanyahu ilişkisi sallantıda: “Birbirlerini mahvettiler”
ABD'nin küresel ordusu: Kazanç mı, yük mü?
Type: 
SEO Title: 
Trump, Çarşamba günü Çin'e gidiyor: İki liderin gündeminde neler olacak?
copyright Independentturkish: 

Hava kirliliğini azaltmak için yeşil teknolojiler şart

Kasım ayında COP31’e ev sahipliği ve dönem başkanlığı yapmaya hazırlanan Türkiye, yalnızca iklim politikalarının değil şehirlerin geleceğini doğrudan etkileyen hava kirliliği meselesinin de merkezinde yer alıyor.

İstanbul’dan Gaziantep’e kadar pek çok şehirde insanlar her sabah sağlığı tehdit eden bir hava tablosuna uyanıyor. Bu nedenle COP31 gibi zirvelerin yalnızca uzun vadeli iklim hedeflerine değil şehir yaşamını bugün etkileyen somut sorunlara da daha güçlü şekilde odaklanması gerekiyor.

Bugün dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de milyonlarca insan iklim krizini yalnızca geleceğe dair bir tehdit görmekten ziyade her gün soluduğu havanın içinde hissedilen somut bir gerçeklik olarak deneyimliyor.

Özellikle Kocaeli, Bursa, Gaziantep gibi sanayi şehirlerinde hava kirliliği artık yalnızca çevresel bir mesele değil halk sağlığını, şehir ekonomilerini, yatırım ortamını ve yaşam kalitesini doğrudan etkileyen küresel bir sorun haline dönüşmüş durumda.

İsviçre merkezli IQAir’in hazırladığı Dünya Hava Kalitesi Raporu’na göre Türkiye Avrupa’nın en kirli havasına sahip 4 ülkeden 1'i.

Diğer 3 ülke olan Bosna Hersek, Sırbistan ve Kuzey Makedonya’ya göre orman ve deniz bolluğumuzun fazlasıyla olmasına rağmen hava kirliliğinin bu denli yüksek olması ülkemiz son derece tehlikeli bir durum. Aynı zamanda Iğdır’ın başı çektiği Avrupa’nın en kirli 10 şehri arasında da Türkiye’den beş şehir bulunuyor. 

Hava kirliliği meselesi yalnızca çevresel göstergelerle sınırlanmıyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre hava kirliliği solunum yolu hastalıklarından kalp-damar rahatsızlıklarına kadar birçok ciddi sağlık problemini doğrudan tetikliyor. Bunun yanında artan sağlık harcamaları, düşen yaşam kalitesi, iş gücü kaybı ve yatırımcıların çevresel risklere yönelik hassasiyetinin yükselmesi gibi etkenler hava kirliliğini ekonomik açıdan da stratejik bir konu haline getiriyor.

Artık temiz hava yalnızca çevrecilerin savunduğu bir ideal değil şehirlerin rekabet gücünü ve geleceğini belirleyen temel unsurlardan biri olarak görülüyor.Bu da yeşil yatırımları gündeminde tutan yerel yönetimlerin aslında çok daha fazlasını yapmaları gerektiğini ortaya koyuyor.

Tam da bu noktada dünyanın farklı şehirlerinde hava kirliliğini azaltmaya yönelik yeni nesil teknolojiler ön plana çıkıyor. Örneğin Çin’de karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik yapay zeka destekli şehir sistemleri devreye alınıyor.

Avrupa’da ise birçok belediye artık yalnızca yeşil alan artırımıyla yetinmiyor otobüs duraklarından şehir mobilyalarına kadar farklı alanlara entegre edilen çevre teknolojileri üzerinde çalışıyor.

Hindistan’ın bazı bölgelerinde yoğun hava kirliliğine karşı açık alan hava temizleme kuleleri kurulurken, özellikle mikroalg tabanlı karbon yakalama sistemleri son dönemde hem karbon emisyonlarını azaltma hem de şehir havasını iyileştirme potansiyeli nedeniyle dikkat çeken çözümler arasında gösteriliyor. 

Hava kirliliği konusunda mikroalg tabanlı teknolojiler üreterek bu konuda dünyanın en önemli şirketi haline gelen Carbelim CEO’su Dr. Karthika Gopi’ye göre tüm atmosferi arındırmak gerçekçi bir hedef değil fakat lokal olarak bu konuda son derece olumlu sonuçlar almak mümkün.

Örneğin Delhi, Abu Dhabi, Ontario gibi çeşitli ülkelerde faaliyet gösteren mikroalg destekli hava temizleme kuleleri hava temizliği konusunda oldukça başarılı oldu ve mikroalg destekli bu teknolojilerin tüm dünyada yaygınlaşması gerektiğini savunuluyor.

Mikroalglerin karbondioksiti ve belirli kirleticileri absorbe ederken biyokütle üretebildiği bilimsel olarak kabul edilmekte ve denizaltılar için de yeşil teknolojiler üreten Carbelim gibi şirketler bu doğal süreci gerçek yaşam koşullarında uygulanabilir hale getirmek üzerine oldukça başarılı sonuçlar alıyor.

Yine Dr. Karthika Gopi’ye göre ölçülebilir ve doğrulanabilir şekilde karbon yakalamak çok önemli ve uluslararası alanda MRV (Measurement, Reporting, Verification) olarak bilinen doğrulanabilir verinin olmadan karbon yakalama iddialarının güvenilirliği ve ticari değeri yok hükmünde.

Sonuç olarak COP31 yalnızca diplomatik açıklamaların yapıldığı sembolik bir zirve olmanın ötesine geçmek zorunda ve Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı bu süreç şehirlerin daha temiz hava, daha sürdürülebilir altyapılar ve daha yaşanabilir bir gelecek için hangi somut adımları atacağı açısından da kritik bir dönüm noktası olmalı.

Çünkü iklim politikalarının gerçek başarısı yalnızca uluslararası anlaşmalardan ziyade insanların günlük yaşamında hissedilen değişimlerle ölçülecek. Geleceğin şehirleri yalnızca daha büyük ya da daha modern olanlar değil vatandaşlarına temiz hava sunabilen şehirler olmalı.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Süleyman Topçu Independent Türkçe için yazdı
Pazartesi, Mayıs 11, 2026 - 11:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Label: 
Type: 
SEO Title: 
Hava kirliliğini azaltmak için yeşil teknolojiler şart
copyright Independentturkish: 

Zelenski'nin Ermenistan ziyareti Moskova'yı kızdırdı

Rusya, geçen hafta Ermenistan’ı ziyaret eden Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin açıklamaları nedeniyle Erivan yönetimine tepkisini sürdürüyor.

Ukrayna liderinin Erivan'da Rusya'ya yönelik "terör tehdidi" içeren açıklamalar yaptığını savunan Kremlin, Ermenistan'ın Moskova Büyükelçisi'ni Rusya Dışişleri Bakanlığı'na çağırmıştı.

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov pazar günü gazeteci Pavel Zarubin'e yaptığı açıklamada, Ermenistan'ın bu "Rus karşıtı" sözlere neden tepki göstermediğine dair Erivan'dan açıklama beklediklerini söyledi.

Peskov, bu tarz söylemlere alan açılmasını Erivan-Moskova ilişkilerinin ruhuna aykırı gördüklerini vurguladı. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan'ın bu söylemleri niye dengelemeye çalışmadığını sorguladıkları mesajını verdi.

Peskov, Erivan'ın kendi dış politikasını belirlemeye hakkı olduğuna inandıklarını ancak Rusya karşıtı bir çizgi izlemesini istemediklerini belirtti. 

Rus devletine bağlı RT, bu ifadeleri haberleştirirken 2018'de Paşinyan'ın iktidara gelmesiyle Moskova-Erivan ilişkilerinin soğumaya başladığını hatırlattı. 

Haberde, Ermenistan'ın Azerbaycan'a kaybettiği Karabağ Savaşı sırasında kendisine destek vermediği gerekçesiyle Moskova'yı suçladığı da ifade edildi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

"Geleceği İnşa Etmek: Avrupa'da Birlik ve İstikrar" temasıyla 4-5 Mayıs'ta Erivan'da düzenlenen Avrupa Siyasi Topluluğu 8. Zirvesi'ne 40'ı aşkın Avrupa lideriyle birlikte Zelenski de katılmıştı. 

Sonrasında yine Erivan'da yapılan ilk AB-Ermenistan Zirvesi, "Rusya'dan kopuş" yorumlarına yol açmıştı. 

Bu zirvenin sonuç bildirgesinde zirvenin Brüksel-Erivan ilişkileri için "tarihi bir dönüm noktası" olduğu belirtilmiş ve "İkili ilişkilerimizin derinleşmesi, Güney Kafkasya ve ötesinde barış, istikrar ve refaha yapılan yatırımdır" denmişti.

Zelenski'nin 9 Mayıs Zafer Günü'nde Moskova'da yapılan etkinliklere Erivan'dayken işaret ederek "Kızıl Meydan üzerinde drone'lar vızıldayabilir" demesi gündem olmuştu. 

Moskova, Kiev yönetiminin böyle bir saldırıya girişmesi durumunda büyük bir misillemeyle karşılaşacağını bildirmişti. 

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in de bir konuşma yaptığı tören sorunsuz geçti. 

2008'den bu yana düzenli sergilenen silah, tank, zırhlı araç, insansız hava araçları (İHA), ağır silahlardan füze ve hava savunma sistemleri gibi askeri teknik araçların, bu sefer törende yer almaması dikkat çekti. 

Putin, bu kararın yalnızca güvenlik gerekçesiyle değil, öncelikle ordularının Ukrayna'yı nihai olarak yenilgiye uğratmaya odaklanması gerektiği düşüncesiyle alındığını ifade etti.


Independent Türkçe, RT, Reuters, AA

Derleyen: Eren Umurbilir

"Erivan'dan açıklama bekliyoruz"
Pazartesi, Mayıs 11, 2026 - 10:30
Main image: 

<p>Paşinyan, Erivan'daki Avrupa Siyasi Topluluğu 8. Zirvesi'ne katılan Zelenski'yi karşılamıştı (AA)</p>

related nodes: 
Rusya'dan Almanya Başbakanı Merz'e "toplama kampı" mesajı
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Zelenski'nin Ermenistan ziyareti Moskova'yı kızdırdı
copyright Independentturkish: 

Ödül canavarı komedi tarih yazdı

Apple TV'nin Hollywood mutfağını ve sektörün iç yüzünü konu alan dizisi The Studio, ödül sezonuna damga vurarak televizyon tarihinin en başarılı çıkış yapan komedi dizisi oldu.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Seth Rogen'ın hem yaratıcısı olduğu hem de başrolünü üstlendiği yapım; Emmy, Altın Küre, Oyuncular Birliği (SAG) ve Eleştirmenlerin Seçimi'nin yanı sıra yapımcı, yönetmen ve yazar loncaları (PGA, DGA, WGA) törenlerinde en prestijli ödülleri toplayarak, tek bir sezonda "tüm büyük ödülleri kazanan ilk komedi dizisi" unvanını elde etti.

Dizi, dün düzenlenen BAFTA Televizyon Ödülleri'nde En İyi Uluslararası Dizi kategorisinde zafer kazanarak başarısını taçlandırdı. Bu galibiyetle Apple TV bu kategorideki ilk ödülünü alırken, bir komedi dizisi de 10 yıl aradan sonra Britanya'da bu ödüle uzanmış oldu.

Ödülü almak üzere sahneye çıkan Seth Rogen, konuşmasında ocak ayında hayatını kaybeden rol arkadaşı ve komedi efsanesi Catherine O'Hara'yı andı.

Catherine O'Hara'yı anmadan geçmek büyük bir eksiklik olur; o hepimiz için çok değerliydi. Onun çalışmalarının burada da bizim için olduğu kadar önemli olduğunu varsayıyorum. Bu ödül Catherine için.

Rekor üstüne rekor

The Studio, Emmy Ödülleri'nde En İyi Komedi ve En İyi Erkek Oyuncu dahil toplam 13 kategoride ödül kazanarak rekor kırmıştı. Dizi ayrıca Amerikan Film Enstitüsü (AFI) tarafından Yılın TV Programı seçilmişti.

Rogen, dramaların da yer aldığı kategorilerde bir komedi dizisinin kazanmasının nadir görülen ve gurur verici bir durum olduğunu söylemişti.

İkinci sezon çekimleri sürüyor

The Studio, kurgusal Continental Stüdyoları'nın beceriksiz yöneticisi Matt Remick'in (Rogen), sinema sanatıyla şirket çıkarları arasındaki amansız çatışmayı dengeleme çabalarını mizahi bir dille anlatıyor. Fenomen dizinin ikinci sezon çekimleri devam ediyor.


Independent Türkçe, Deadline, Variety, Hollywood Reporter

Derleyen: Nazlı Erdol

The Studio, ilk sezonunda tüm büyük ödülleri sildi süpürdü
Pazartesi, Mayıs 11, 2026 - 10:30
Main image: 

<p>42 yaşındaki oyuncu ve yönetmen Olivia Wilde (solda), The Studio'da kendisinin abartılı ve hicivli bir versiyonunu canlandırmıştı (Apple TV)</p>

related nodes: 
Hollywood'un perde arkasına dalıyoruz: The Studio çizgisinde 10 dizi
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Ödül canavarı komedi tarih yazdı
copyright Independentturkish: 

Kült korku serisine yeni halka: Çekimler New York'ta başladı

Kült korku serisi Sessiz Bir Yer'in (A Quiet Place) merakla beklenen üçüncü halkası için "sessizlik" ona erdi.

Serinin yaratıcısı John Krasinski, Sessiz Bir Yer 3'ün (A Quiet Place Part III) çekimlerinin New York'ta resmen başladığını duyurdu.

Krasinski'den Instagram paylaşımı

Filmin hem senaristi hem de yönetmeni olan Krasinski, çekimlerin başladığını Instagram hesabından paylaştığı bir fotoğrafla müjdeledi. New York'un Chinatown bölgesindeki Manhattan Köprüsü önünde çekilen klaket fotoğrafına Krasinski, "İşte. Başlıyoruz! #Part III" notunu düştü.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Yeni filmde, Abbott ailesinin hayatta kalan üyeleri rollerine dönüyor. Emily Blunt (Evelyn), Millicent Simmonds (Regan) ve Noah Jupe'la (Marcus) yapılan anlaşmaların ardından, serinin ikinci filminde kadroya dahil olan Oscar ödüllü Cillian Murphy'nin de (Emmett) geri döneceği kesinleşti.

Seriye bu bölümde katılan yeni isimler arasında ise Jack O'Connell, Jason Clarke ve Katy O'Brian yer alıyor.

Bir fenomenin doğuşu

2018'de vizyona girerek dünya çapında bir fenomene dönüşen seri, yalnızca sese göre avlanan istilacı bir tür karşısında hayatta kalmaya çalışan bir ailenin mücadelesini konu alıyor. 

İlk iki filmin başarısının ardından 2024'te, New York'taki istilanın ilk gününü anlatan ve başrolünde Lupita Nyong'o'nun yer aldığı Sessiz Bir Yer: Birinci Gün (A Quiet Place: Day One) adlı öncül hikaye izleyiciyle buluşmuştu.

30 Temmuz 2027'de vizyona girmesi planlanan filmin yapımcılığını Krasinski ve Allyson Seeger üstleniyor. 

Krasinski'nin canlandırdığı Lee Abbott, ilk filmde ailesi için kendini feda etmişti. Karakterin geçmişe dönüş sahneleriyle üçüncü filmde yer alıp almayacağı ise şimdiden merak konusu.


Independent Türkçe, Deadline, Cinema Express

Derleyen: Nazlı Erdol

John Krasinski'den hayranları heyecanlandıran paylaşım
Pazartesi, Mayıs 11, 2026 - 10:00
Main image: 

<p>Sessiz Bir Yer serisinin 43 yaşındaki yıldızı Emily Blunt (solda), son olarak gişeyi kasıp kavuran Şeytan Marka Giyer 2'de (The Devil Wears Prada 2) bir kez daha Emily Charlton karakterini canlandırdı (Paramount Pictures)</p>

related nodes: 
900 milyon dolarlık korku serisi dönüyor: Dev kadro genişliyor
Yapımcı açıkladı: Meşhur korku serisinin akıbeti ne olacak?
Meşhur serinin son filmi izlenme listelerinde zirveye çıktı
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Kült korku serisine yeni halka: Çekimler New York'ta başladı
copyright Independentturkish: 

Kısa haberler

Dışişleri Bakanı Fidan, İran, Mısır ve ABD’li yetkililerle savaşın seyri ve ateşkes çabalarını görüştü

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran, Mısır ve ABD’li yetkililerle yaptığı telefon görüşmelerinde savaşın gidişatını ve çatışmaları durdurmaya yönelik diplomatik girişimleri ele aldı.

Dışişleri Bakanlığı kaynaklarına göre, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati ve Amerikalı yetkililerle ayrı ayrı telefon görüşmeleri gerçekleştirdi. Görüşmelerde, bölgedeki savaşın mevcut durumu değerlendirilirken, çatışmaların sona erdirilmesine yönelik uluslararası çabalar ve diplomatik çözüm yolları üzerinde duruldu.

Independent Türkçe, Türkiye ve dünyadan güncel haberleri okurları için derledi
Cumartesi, Nisan 4, 2026 - 00:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: Independent Türkçe</p>

Type: 
SEO Title: 
Kısa haberler
copyright Independentturkish: 

Trump: İran’ın savaş uçaklarını düşürmesi müzakereleri etkilemeyecek

ABD Başkanı Donald Trump, İran tarafından savaş uçaklarının düşürülmesinin Tahran yönetimiyle olası müzakereleri etkilemeyeceğini belirtti.

Trump, NBC televizyonuna telefonla bağlanarak yaptığı konuşmada, ABD savaş uçaklarının İran tarafından düşürülmesinin ardından mürettebatı arama ve kurtarma çalışmalarının ayrıntıları hakkında konuşmayı reddetti.

İran’a karşı saldırıları “yoğun ve hassas bir askeri operasyon” olarak niteleyen Trump, olayın ülkede bazı haberlerde yer alma biçiminden duyduğu hayal kırıklığını dile getirdi.

Trump, İran tarafından savaş uçaklarının düşürülmesinin Tahran yönetimiyle olası müzakereleri etkilemeyeceğini belirterek, “Hayır, hiç etkilemeyecek. Hayır, bu bir savaş. Savaş halindeyiz.” değerlendirmesinde bulundu.

AA

ABD Başkanı Donald Trump, İran tarafından savaş uçaklarının düşürülmesinin Tahran ile olası müzakereleri etkilemeyeceğini söyledi
Cuma, Nisan 3, 2026 - 23:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Trump: İran’ın savaş uçaklarını düşürmesi müzakereleri etkilemeyecek
copyright Independentturkish: 

İran devlet televizyonu: Düşürülen ABD uçağının pilotunu sağ ele geçirene ödül verilecek

Devlet televizyonuna bağlı yayın yapan Kohgiluye ve Buyerahmed eyaletinin televizyon kanalında eyalet sakinlerine hitaben okunan açıklamada, “Düşmanın pilot ya da pilotlarını sağ halde polis ve askeri yetkililere teslim ederseniz değerli bir ödül elde edeceksiniz” ifadeleri kullanıldı.

İran Devrim Muhafızları Ordusu, sabah saatlerinde ülkenin orta kesimlerinde bir savaş uçağını hava savunma sistemleriyle vurarak düşürdüğünü duyurmuştu.

İran basını, ABD’ye ait savaş uçağının pilotunun yakalanarak esir alınmış olabileceğini yazdı.

Yarı resmi Tesnim Haber Ajansının haberinde, “Bazı bilgilere göre, bu sabah Devrim Muhafızları Ordusu tarafından gelişmiş Amerikan savaş uçağının imha edilmesinin ardından uçağın pilotu fırlatma koltuğunu kullanarak ülke içine indi” ifadelerine yer verildi.

Uçağın düştüğü Kohgiluye ve Buyerahmed eyaletindeki haber kaynakları, ABD’nin uçağın pilotunu kurtarmak için Black Hawk helikopteri ve bir C-130 askeri kargo uçağıyla arama çalışmalarına teşebbüs ettiğini ancak çabalarının başarısız olduğunu bildirdi.

İran’ın sabah saatlerinde düşürüldüğünü açıkladığı uçağa ilişkin ise CENTCOM’dan henüz bir paylaşım yapılmadı.

AA

İran devlet televizyonu, düşürülen ABD'ye ait savaş uçağının pilot ya da pilotlarını sağ yakalayana ödül verileceğini duyurdu
Cuma, Nisan 3, 2026 - 22:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
İran devlet televizyonu: Düşürülen ABD uçağının pilotunu sağ ele geçirene ödül verilecek
copyright Independentturkish: 

Elektrik ve doğal gaz tarifelerine yüzde 25 oranında zam geldi

Elektrik ve doğal gaz tarifelerinde farklı abone gruplarına göre değişen oranlarda artışa gidildi.

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun açıklamasına göre, mesken abonelerinde elektrik fiyatları yüzde 25 oranında artırıldı. Alçak gerilimden bağlı kamu ve özel hizmetler sektörü abonelerinde artış yüzde 17,5, orta gerilimden bağlı sanayi abonelerinde yüzde 5,8, tarımsal faaliyet abonelerinde ise yüzde 24,8 oldu. Yeni tarifeyle, aylık 100 kWh elektrik tüketimi olan bir mesken abonesinin faturası 323,8 TL olacak.

Doğal gazda ise BOTAŞ’ın açıkladığı toptan satış fiyatları doğrultusunda artış yapıldı. Konut tüketicileri için ortalama yüzde 25, sanayi tüketicileri için yüzde 18,61, elektrik üretim santralleri için yüzde 19,42 oranında zam uygulanacak. Konut tüketicileri için kademeli fiyat tarifesi de yürürlüğe girdi.

Yeni elektrik ve doğal gaz tarifelerinin 4 Nisan’dan itibaren uygulanacağı bildirildi.

Independent Türkçe

Elektrik ve doğal gaz tarifeleri farklı abone gruplarına göre yükseltildi. Mesken aboneleri için elektrik ve doğal gaz fiyatları ortalama yüzde 25 zamlandı. Yeni tarifeler 4 Nisan’dan itibaren geçerli olacak
Cuma, Nisan 3, 2026 - 21:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Elektrik ve doğal gaz tarifelerine yüzde 25 oranında zam geldi
copyright Independentturkish: 

Çorum merkezli 5 ilde düzenlenen "Miami suç örgütü" operasyonunda 21 şüpheli tutuklandı

Kentte internet sitelerindeki ev ilanlarını kopyaladıktan sonra ev sahibiyle iletişime geçen şüphelilerin ev sahibi ile anlaşmış gibi davranarak ilanları kaldırdıkları, kopyaladıkları ilanları başka platformlarda kendi adlarına paylaşarak buldukları alıcılarla satıcıları tapu müdürlüklerinde bir araya getirerek hileli yöntemlerle ödemeyi kendi hesaplarına yaptırdıkları bilgisi üzerine inceleme başlatıldı.

Çorum İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Dolandırıcılık Büro Amirliği ekiplerince yürütülen çalışma kapsamında haksız kazanç elde ettikleri tespit edilen organize suç şebekesi üyeleri takibe alındı.

Yaklaşık 6 ay süren "Miami suç örgütü operasyonu" kapsamında 23 şüpheli Çorum, Mersin, Diyarbakır, Gaziantep ve Bursa'da düzenlenen eş zamanlı operasyonda gözaltına alındı.

Zanlılara ait adreslerde yapılan aramada 4 tabanca, 308 mermi, 140 uyuşturucu hap ele geçirildi. Adreslerde bulunan 39 cep telefonu, 2 bilgisayar ve ziynet eşyalarına ise el konuldu.

İfadeleri için Çorum İl Emniyet Müdürlüğüne götürülen şüphelilerden H.İ.Ö'nün 52 yıl, M.K'nin 12 yıl, M.D.O'nun 9 yıl kesinleşmiş hapis cezası, S.Ş. ve İ.A. hakkında ise arama kararı bulunduğu belirlendi.

Ayrıca şüphelilerin farklı zamanlarda 4 ilde kasten öldürmeye teşebbüs, ateşli silahla mala zarar verme olaylarını gerçekleştirdikleri tespit edildi.

Soruşturmayı derinleştiren ekipler, şüphelilerin 23 müştekiyi ilan kopyalama yöntemiyle dolandırdığını, banka hesaplarında 140 milyon 511 bin 814 liralık işlem hacmi olduğunu belirledi.

Bunun üzerine şüphelere ait banka hesaplarına el konulurken, piyasa değeri 9 milyon 600 bin lira olan 4 araca "satılamaz" şerhi konuldu.

Öte yandan 6 ay süren operasyon sürecinde 43 milyon 250 bin liralık dolandırıcılık olayının engellendiği öğrenildi.

Emniyetteki işlemleri tamamlanan 23 şüpheli "suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek, üye olmak", "nitelikli dolandırıcılık", "ateşli silahla kasten öldürmeye teşebbüs", "ateşli silahla mala zarar verme", "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin aklanması", "kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirmek", "tehdit", "hakaret", "kullanmak amacıyla uyuşturucu madde satın almak, kabul etmek, bulundurmak" suçlarından Çorum Adliyesi'ne sevk edildi.

Savcılık sorgularının ardından mahkemeye sevk edilen zanlılardan 21'i çıkarıldıkları hakimlikçe tutuklanarak cezaevine gönderildi. 2 şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

AA

Çorum merkezli 5 ilde "Miami suç örgütü"ne yönelik düzenlenen operasyonda yakalanan 23 kişiden 21'i tutuklandı
Cuma, Nisan 3, 2026 - 21:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Çorum merkezli 5 ilde düzenlenen "Miami suç örgütü" operasyonunda 21 şüpheli tutuklandı
copyright Independentturkish: 

Ümit Özdağ: Hızla yayılan uyuşturucu kullanımı ve bağımlılık yaşı çocuklarımızı tehdit ediyor

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, İzmir’de parkta oynayan üç yaşındaki bir çocuğun uyuşturucu madde etkisindeki bir kişi tarafından bıçaklandığı haberini alıntılayarak sosyal medya hesabından açıklama yaptı.

Özdağ, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Türk milleti, tarihinde hiç olmadığı kadar büyük ve sinsi bir tehditle karşı karşıya. Hızla yayılan uyuşturucu kullanımı ve düşen bağımlılık yaşı, çocuklarımızı, gençlerimizi her anlamda tehdit ediyor. Parka götürdüğünüz 3 yaşındaki çocuğunuz da üniversiteye gönderdiğiniz evladınız da bu tehditten uzak değil. Türkiye'nin derhal Zafer Partisi'nin Tertemiz Türkiye Projesi'ni hayata geçirecek, uyuşturucu çeteleri ve madde bağımlılığıyla kararlılıkla mücadele edecek iradeye ihtiyacı var. Aksi halde bu artan uyuşturucu bağımlılığı ve buna bağlı şiddet olayları Türkiye'nin ve geleceğimizin avuçlarımızın arasından kaybolup gitmesine neden olacak.”

ANKA

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, İzmir'de üç yaşındaki bir çocuğun uyuşturucu etkisindeki kişi tarafından bıçaklanmasına ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yaptı
Cuma, Nisan 3, 2026 - 20:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Ümit Özdağ: Hızla yayılan uyuşturucu kullanımı ve bağımlılık yaşı çocuklarımızı tehdit ediyor
copyright Independentturkish: 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Putin ile Türkiye-Rusya ilişkilerini görüştü

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Vladimir Putin ile yaptığı telefon görüşmesinde, Türkiye-Rusya ikili ilişkileri ile bölgesel ve küresel gelişmeleri ele aldı.

İletişim Başkanlığı’nın sosyal medya hesabından yapılan açıklamaya göre, Erdoğan görüşmede, Türkiye’nin İran’a yönelik saldırıları onaylamadığını ve İran’ın bölge ülkelerine karşı misillemelerini tasvip etmediğini dile getirdi. Türkiye’nin savaşın kontrolden çıkmaması için tüm taraflarla barış ve istikrar odaklı temaslarını sürdürdüğü vurgulandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ayrıca, Binyamin Netanyahu hükümetinin bölgedeki saldırgan politikalarının önünün alınması gerektiğini, İsrail’in Kudüs’ün statüsünü zedeleyecek adımlarına müsaade edilemeyeceğini ifade etti.

Suriye’deki son gelişmeleri yakından takip ettiklerini belirten Erdoğan, Suriye’de istikrarı güçlendirecek adımların Türkiye ve Rusya’nın ortak menfaatine olduğunu, mevcut kazanımların riske atılmamasının önemini vurguladı.

Erdoğan, ayrıca Rusya-Ukrayna savaşının barışla sonuçlanması için Türkiye’nin çabalarının kesintiye uğramaması gerektiğini, tüm tarafların gerilimi artıracak adımlardan uzak durmasının önemini dile getirdi. Karadeniz’deki sivil gemilere yönelik saldırıların istikrara zarar verdiğine işaret eden Cumhurbaşkanı, İran’daki çatışmaların Rusya-Ukrayna krizinde yeni çatışma alanları oluşturmaması gerektiğini kaydetti.

AA

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde Türkiye-Rusya ilişkilerini, bölgesel ve küresel gelişmeleri ele aldı
Cuma, Nisan 3, 2026 - 19:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Putin ile Türkiye-Rusya ilişkilerini görüştü
copyright Independentturkish: 

NYT, Suriye’deki Nusayrilerin kaçırılmasını yazdı: “Sayı açıklanandan çok daha fazla”

Suriye'de Ahmed Şara yönetiminin kabul ettiğinden çok daha fazla Nusayri (Arap Alevileri) kadın ve kız çocuğunun kaçırıldığı öne sürülüyor.

New York Times'ın (NYT) Suriye'deki Nusayrilerle görüşerek hazırladığı özel haberde, 13 kadın ve kız çocuğunun kaçırıldığının doğrulandığı savunuluyor. Bu kişilerden 5'i tecavüze uğradığını söylerken, ikisinin eve hamile döndüğü aktarılıyor.

Şam yönetiminden yapılan açıklamadaysa bu türden yalnızca bir vakanın doğrulandığı bildiriliyor.

Suriye İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Nureddin el-Baba, sözkonusu kişilerin adları paylaşılmadığı sürece iddiaları doğrulayamayacaklarını söyledi. NYT ise bilgilerin Şam yönetimiyle paylaşılmadığını aktarıyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Baba, hamileliklerin kaçırılma olaylarını kanıtlamadığını, bu kişilere gönderilen fidye mesajlarının gerçeği yansıtmayabileceğini iddia ediyor.

Sözcü, kasımda hükümetin yayımladığı inceleme raporuna da dikkat çekiyor. Bu çalışmada bildirilen 42 kaçırma vakasından sadece birinin gerçek olduğunun tespit edildiği paylaşılmıştı.

NYT'nin adlarını gizli tuttuğu kişilerle yaptığı görüşmelerdeyse farklı bir tablo çiziliyor.

33 yaşındaki bir kadın, geçen yaz silahlı 4 kişi tarafından kaçırıldığını anlatıyor. Bu kişilerin kendisine Nusayri olup olmadığını sorduğunu belirtiyor.

Habere göre 16 yaşındaki bir kız çocuğu da geçen yıl mayısta bir dükkana gitmek için evden çıktıktan sonra ortadan kaybolmuş.

Olayla ilgili bilgi sahibi 4 kaynak, birkaç hafta sonra kimliği belirsiz bir kişinin çocuğun ailesini arayarak fidye istediğini söylüyor.

Ailenin fidyeyi ödemesi üzerine çocuğun ağustosta eve geri döndüğü belirtiliyor. Kendisine sürekli uyuşturucu verildiği, tecavüz edildiği ve tıbbi muayenede hamile olduğunun ortaya çıktığı aktarılıyor.

Başka bir aile de kaçırılan kızlarını geri almak için 17 bin dolar fidye ödemelerine rağmen çocuklarının serbest bırakılmadığını söylüyor. Gencin akrabalarının da ek ödeme yapmasıyla eve dönebilen çocuğun saçlarının kesildiği, dövüldüğü ve kendisine tecavüz edildiği yazılıyor.

Kaçırılma vakalarını takip eden, kâr amacı gütmeyen Suriye Feminist Lobisi'nden Rima Flihan, olayların mezhep çatışması nedeniyle yaşandığını söylüyor:

Bu sistematik bir olay ve bu topluluğu hedef alıyor. Topluluğu savunmasız hale getirmeye çalışıyorlar.

Suriye Feminist Lobisi, 2025'ten bu yana 80 Nusayri kadın ve kız çocuğunun kaybolduğunu bildiriyor. Bu vakaların 26'sının kaçırılma olduğunun doğrulandığı savunuluyor.

NYT, görüştüğü tüm ailelerin durumu güvenlik güçlerine bildirdiğini aktarıyor. Aileler bazı memurların kendilerine yardımcı olduğunu söylerken, çoğu güvenlik görevlisinin şikayetleri ciddiye almadığını belirtiyor.

Suriye'de Nusayri nüfusunun yoğun olduğu Lazkiye ve Tartus'ta Mart 2025'te çatışmalar yaşanmıştı.

Birleşik Krallık merkezli Suriye İnsan Hakları İzleme Örgütü (SOHR), yaklaşık 1600 kişinin Şam destekli milisler tarafından öldürüldüğünü öne sürmüştü. Bunlardan 600'den fazlasının sivillerden oluştuğu savunulmuştu.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ise iddiaları reddederek saldırıları devrik Beşar Esad rejimi destekçilerinin düzenlediğini ileri sürmüş, olayla ilgili inceleme başlatıldığını ve tüm sorumluların cezalandırılacağını duyurmuştu.


Independent Türkçe, New York Times, Reuters

Şam yönetimi kaçırılma olaylarından sadece birinin gerçek olduğunu savunurken New York Times, durumun çok daha farklı olduğunu iddia ediyor
Cuma, Nisan 3, 2026 - 16:15
Main image: 

<p>Reuters'ın geçen yıl haziranda yayımladığı haberde de Tartus, Lazkiye ve Hama vilayetlerinde Nusayri kadın ve kız çocuklarının kaçırıldığı yazılmıştı (Reuters)</p>

related nodes: 
Ahmed Şara’nın El Hol sınavı: IŞİD kamplarının kontrolü nasıl sağlanacak?
Label: 
Type: 
SEO Title: 
NYT, Suriye’deki Nusayrilerin kaçırılmasını yazdı: “Sayı açıklanandan çok daha fazla”
copyright Independentturkish: 

TOKİ İstanbul için kura tarihi belli oldu

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Yüzyılın Konut Projesi kapsamında İstanbul'a 100 bin konut ayırdıklarını belirterek, "İnşallah 25 Nisan'da, Sayın Cumhurbaşkanımızın teşrifleriyle İstanbul'da kuraları çekeceğiz, yuvalarımızın sahiplerini belirleyeceğiz." dedi.

Bakan Kurum, Ümraniye Hekimbaşı Mahallesi'nde 591 konut ve 28 ticari birimden oluşan kentsel dönüşüm projesinin kura çekim töreninde yaptığı konuşmada hem dönüşümle hem de sosyal konutlarla İstanbul'u güvenli hale getirdiklerini söyledi.

"Ev Sahibi Türkiye" diyerek, 81 ilde 500 bin sosyal konutla "Yüzyılın Konut Projesi"ni başlattıklarını belirten Kurum, İstanbul'a da 100 bin konut ayırdıklarını, illerdeki kuraları çektiklerini ve sıranın İstanbul'a geldiğini ifade etti.

Kurum, "İnşallah 25 Nisan'da, Sayın Cumhurbaşkanımızın teşrifleriyle İstanbul'da kuraları çekeceğiz, yuvalarımızın sahiplerini belirleyeceğiz. Temelleri atar atmaz da en geç 2 yıl içinde konutlarımızı teslim etmeye başlayacağız” dedi.

İstanbul'a özel kiralık konut projelerinin de olduğunu dile getiren Kurum, "TOKİ eliyle uygun fiyatlarla ev kiralayacağız. Bunu da en kısa sürede hayata geçirmek için çalışıyoruz. Ben şimdiden tüm bu projelerimizin İstanbullulara hayırlı, uğurlu olsun diyorum" ifadelerini kullandı.

 

Independent Türkçe

Bakan Kurum, İstanbul için yapılacak kuraların 25 Nisan’da gerçekleşeceğini açıkladı
Cuma, Nisan 3, 2026 - 16:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
TOKİ İstanbul için kura tarihi belli oldu
copyright Independentturkish: 

Ryan Gosling, Oscarlı yönetmenlerin filminden ayrıldı

Ryan Gosling, Oscar ödüllü yönetmenler Daniel Kwan ve Daniel Scheinert'ın projesinden ayrıldı.

Deadline'ın doğruladığı üzere Gosling, takvim uyuşmazlığı nedeniyle yapımdan çıktı. 

Aşıklar Şehri'nin (La La Land) 45 yaşındaki yıldızı, ilk başta 12 Haziran 2027'de gösterime girmesi planlanan ancak daha sonra 19 Kasım 2027'ye ertelenen bu gizli projede rol alacaktı. 

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Daniels diye bilinen yönetmen ikilisi Kwan ve Scheinert, bu yaz Los Angeles'ta filmin çekimlerine başlamayı planlıyordu.

Ancak Gosling'in programı, zaman çizelgesindeki bu değişikliğe uyum sağlayamadı.

Karanın tam nedeni açıklanmazken aktör, kısa süre önce vizyona giren bilimkurgu destanı Kurtuluş Projesi (Project Hail Mary) için dünya çapında düzenlenen devasa bir basın turunu geride bıraktı.

Andy Weir'ın 2021 tarihli romanından uyarlanan film, evinden ışık yılları uzaklıktaki bir uzay gemisinde uyanan, kim olduğu ya da neden orada olduğuna dair hiç şey hatırlamayan bir adamı konu alıyor. Film, 200 milyon dolarlık bütçesiyle dünya çapında 300,8 milyon dolar hasılat elde ederek gişede büyük başarı yakaladı.

Avatar: Ateş ve Kül'ü (Avatar: Fire and Ash) geride bırakarak yılın en yüksek hasılat yapan Hollywood filmi oldu. James Cameron'ın yapımı, yılın ilk üç ayında gişede hakimiyet kurmuştu.

The Independent'ın film eleştirmeni Clarisse Loughrey, yapıma 4 yıldız verdiği incelemede Kurtuluş Projesi'ni "olabildiğince coşkulu ve sevimli" diye tanımladı.

Gosling'in ayrılma haberi, bilimkurgu türündeki aksiyon-macera filmi Her Şey Her Yerde Aynı Anda'yla (Everything Everywhere All At Once) 2023 Oscar'ında En İyi Film de dahil 7 ödül kazanan Daniels ikilisinin hayranlarına büyük darbe olacak.

Deadline, Gosling'in ayrılmasına rağmen Universal ve Daniels'ın hedefledikleri tarihlere uymaya devam ettiğini bildirirken, onun boş bıraktığı rol için çok sayıda adayın yarışması bekleniyor.
 

Her Şey Her Yerde Aynı Anda
Çoklu evrene doğru (A24)


Gosling yine de gelecek yıl büyük bir filmde rol alacak; Star Wars: Starfighter'ın mayısta vizyona girmesi planlanıyor.

Deadpool ve Wolverine'in (Deadpool & Wolverine) yönetmeni Shawn Levy'nin imzasını taşıyacak bu yapım, 9 filmlik Skywalker serisinden ayrı olacak.

Geçen yıl nisanda haberi duyuran Gosling, Tokyo'da düzenlenen bir Yıldız Savaşları (Star Wars) kutlama etkinliğinde hayranlarına şöyle demişti: 

Burada bulunmak ve hepinizi görmek, bunu yapmak için daha da ilham veriyor... Filmlerin bizim için ne kadar önem taşıyabileceğini, özellikle de bu filmlerin bizim için ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyor... Tek umudumuz şu: 'Hayranlar bizimle olsun'.



*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

independent.co.uk/arts-entertainment

Independent Türkçe için çeviren: Büşra Ağaç

Üç kez Oscar adayı olan Gosling, Oscar ödüllü ikili Daniels'ın filminde artık rol almayacak
Cuma, Nisan 3, 2026 - 16:00
Main image: 

<p>Kurtuluş Projesi (MGM)</p>

related nodes: 
2023'te Oscar'a damga vuran ikili, gişeleri sallayan yıldızla anlaştı
Gişede uzay çağı: Yeni bilimkurgu rekorları altüst etti
Rekor üstüne rekor kıran filmin yönetmenleri: "Utanç vericiydi"
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Ryan Gosling, Oscarlı yönetmenlerin filminden ayrıldı
copyright Independentturkish: 
original url: 
https://www.independent.co.uk/arts-entertainment/films/news/ryan-gosling-exit-daniel-kwan-scheinert-b2951398.html

Standart dışı plakalara 27 Şubat'tan itibaren kesilen idari para cezaları iptal edildi

İçişleri Bakanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre, APP plaka kullanımına yönelik cezai yaptırımlar içeren düzenleme, Karayolları Trafik Kanunu'nun 23. maddesinde yer alan "yönetmelikte belirtilen nitelik veya ölçülere aykırı plaka takmak" fiiline uygulanan idari para cezası miktarının artırılmasını öngören torba kanun değişikliği kapsamında gündeme geldi.

Plaka değişim işlemleri sırasında yoğunluk ve kuyruk oluşması üzerine İçişleri Bakanı Çiftçi'nin talimatları doğrultusunda denetimler 1 Nisan 2026'ya kadar rehberlik ve bilgilendirme çalışması şeklinde gerçekleştirilecek.

Ayrıca, bu kapsamda Bakan Çiftçi'nin talimatıyla 27 Şubat'tan itibaren kesilen cezalar iptal edildi.

Yetkilendirilmiş kuruluş olan Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu (TŞOF) tarafından basılan ve mühürlenerek vatandaşlara verilen plakalar, kanunda belirtilen standartlar dışında dahi olsa cezai işleme konu edilmeyecek.

Sadece vatandaşın yetkili kuruluş tarafından basılan ve mühürlenen plakayı aldıktan sonra plaka üzerinde ekleme veya değişiklik yapması durumunda 4 bin lira idari para cezası uygulanacak.

Yetkili kuruluş olan TŞOF dışında yetkisiz şekilde plaka basan yerlerden alınan gayriresmi, sahte plakaları araçlarında kullananlar için ise 140 bin lira idari para cezası uygulanmasına devam edilecek.

Yetkililer, bunun da kanunun açık amacı olan başta uyuşturucu, göçmen kaçakçılığı ve terör gibi suçlarla mücadele kapsamında kamu düzeninin sağlanması ve vatandaşın güvenliğinin temini açısından önemli bir gereklilik olduğunu belirtti.

AA

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'nin talimatıyla APP (standart dışı) plaka denetimleri kapsamında 27 Şubat'tan itibaren kesilen idari para cezaları iptal edildi
Çarşamba, Mart 11, 2026 - 01:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Standart dışı plakalara 27 Şubat'tan itibaren kesilen idari para cezaları iptal edildi
copyright Independentturkish: 

Kısa haberler

İrfan Fidan'ın Anayasa Mahkemesi Başkanvekilliğine seçilmesine ilişkin karar Resmi Gazete'de

Anayasa Mahkemesi Başkanvekilliği'ne İrfan Fidan'ın seçilmesine ilişkin karar Resmi Gazete'de yayımlandı.

Anayasa Mahkemesi Başkanlığınca dün yapılan seçim sonucunda İrfan Fidan, Anayasa Mahkemesi Başkanvekilliğine seçilmişti. Başkanlığın seçim kararı Resmi Gazete'de yayımlandı.


Yozgat Vali Yardımcısı Mustafa Berat Kasımoğlu görevden uzaklaştırıldı

Ardahan Valiliği, Ardahan Vali Yardımcısı olarak görev yapmaktayken Yozgat Vali Yardımcısı olarak görevlendirilen Mustafa Berat Kasımoğlu'nun hakkında yürütülen soruşturma sonucu İçişleri Bakanlığı kararıyla görevden uzaklaştırıldığını açıkladı.

Ardahan Valiliği, Ardahan Vali Yardımcısı olarak görev yaparken 05 Mart itibariyle Yozgat Vali Yardımcısı olarak görevlendirilen Mustafa Berat Kasımoğlu hakkında yürütülen incelemeler neticesinde; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125'inci maddesi uyarınca disiplin soruşturması başlatıldığı ve ilgili soruşturma sonucunda, aynı Kanun'un 137 ve devamı maddeleri kapsamında Mustafa Berat Kasımoğlu'nun İçişleri Bakanlığınca görevinden uzaklaştırıldığını açıkladı.

Independent Türkçe, Türkiye ve dünyadan güncel haberleri okurları için derledi
Çarşamba, Mart 11, 2026 - 00:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: Independent Türkçe</p>

Type: 
SEO Title: 
Kısa haberler
copyright Independentturkish: 

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye, herkesin din ve vicdan hürriyetine sahip olduğu örnek ülkedir

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Türkiye karşıtlığını siyasetlerinin merkezine yerleştirenlerin söylediklerinin bizim nazarımızda hiçbir kıymeti yoktur. Türkiye, herkesin din ve vicdan hürriyetine sahip olduğu, inançlarını özgürce yerine getirebildiği, cemaatlerin kendi kurumlarını yaşatabildiği ve karşılıklı saygının hakim olduğu örnek bir ülkedir. Katolik dünyasının ruhani lideri Papa Fransuva'nın Türkiye'yi ziyareti sırasında yaşananlar bunun önemli bir göstergesidir. Gerek İznik'teki dua programı gerekse İstanbul'da gerçekleştirilen ayin, devletimizin sağladığı imkanlar sayesinde icra edilmiştir" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde dini azınlık temsilcileriyle iftar programında bir araya geldi.

Programda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ramazanın manevi atmosferini teneffüs ettikleri bu anlamlı iftar sofrasında davetlilerle bir araya gelmekten duyduğu memnuniyeti ifade etti. Ramazanın gönülden gönüle köprülerin kurulduğu, paylaşmanın ve dayanışmanın arttığı, kardeşliğin güçlendiği müstesna bir zaman dilimi olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Savaşların, çatışmaların, ayrışmaların, acıların, zulümlerin, insanlığın gündemini belirlediği günümüzde burada verilen birlik, beraberlik ve dayanışma görüntüsünün çok anlamlı olduğuna inanıyorum." ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anadolu topraklarının, medeniyetlerin buluştuğu, farklı inançların kaynaştığı, aynı sokakta yer alan camilerin, kiliselerin, sinagogların birbirine yakıştığı bir coğrafya olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti:

"Bu akşam da aynı sofranın etrafında Rum Ortodoks, Ermeni, Musevi, Süryani, Katolik ve farklı cemaatlerin kıymetli temsilcileri buluşuyor. Davetimize icabet ettiğiniz için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Burada şunu özellikle ifade etmek istiyorum, sizler sadece kendi cemaatlerinizin değil aynı zamanda Türkiye'nin çok kültürlü ve çok inançlı toplumsal yapısının da temsilcilerisiniz. Bu toprakların mayasında birlikte yaşama kültürü vardır. Bu toprakların ruhunda karşılıklı saygı vardır. Bu toprakların hafızasında kardeşlik vardır. Yunus Emre bunu o arı, duru Türkçesiyle şöyle ifade ediyor, 'Dört kitabın manasını okudum. Ezber ettim, aşka gelince gördüm bir uzun heceymiş.' Meselenin özü, özeti, esası işte budur. Mesele yaratılanı yaratandan ötürü sevebilmektir. Allah'ın yarattığı insanları kategorilere ayırmak, ırkçılık yapmak, mezhep ve meşrebine göre ötekileştirmek kimsenin haddi de hakkı da değildir."

"Cumhuriyet tarihinde ilk kez yeni bir kilise bizim dönemimizde inşa edildi"

Son 23 yılda bu konuda çok kapsamlı adımlar attıklarına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Cemaat vakıflarının geçmişten gelen mülklerinin iadesi konusunda önemli düzenlemeler yaptık. Vakıflar mevzuatında gerçekleştirdiğimiz reformlarla cemaat vakıflarının haklarını genişlettik. Uzun yıllar ihmal edilmiş pek çok kilise ve ibadethaneyi restore ederek yeniden cemaatlerin hizmetine sunduk. Cemaatlerin ihtiyaç duyduğu din görevlileri konusunda da ciddi kolaylıklar sağladık. Cumhuriyet tarihinde ilk kez yeni bir kilise bizim dönemimizde inşa edildi." diye konuştu.

İstanbul Yeşilköy'de ibadete açtıkları Süryani Kilisesi'nin, Türkiye'deki dini özgürlük ortamının güçlü bir sembolü olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Farklı inançlara mensup vatandaşlarımızın akademide, bürokraside, iş dünyası ve siyasette aktif olmalarından büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Yakın zamanda Ermeni kökenli bir vatandaşımızın kaymakam olarak atanması ve Ermeni milletvekillerimizin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde uzun süredir görevde bulunması bunun en güzel örneklerinden biridir. İnşallah önümüzdeki dönemde sizlerle el birliği ve gönül birliği içerisinde bu iklimi daha da güzelleştirmeye devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.

Gerçekler apaçık ortadayken zaman zaman bazı uluslararası çevrelerin dini özgürlükler konusunda Türkiye'yi haksızca eleştirdiğini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

"Türkiye karşıtlığını siyasetlerinin merkezine yerleştirenlerin söylediklerinin bizim nazarımızda hiçbir kıymeti yoktur. Türkiye, herkesin din ve vicdan hürriyetine sahip olduğu, inançlarını özgürce yerine getirebildiği, cemaatlerin kendi kurumlarını yaşatabildiği ve karşılıklı saygının hakim olduğu örnek bir ülkedir. Katolik dünyasının ruhani lideri Papa Fransuva'nın Türkiye'yi ziyareti sırasında yaşananlar bunun önemli bir göstergesidir. Gerek İznik'teki dua programı gerekse İstanbul'da gerçekleştirilen ayin, devletimizin sağladığı imkanlar sayesinde icra edilmiştir."

"İslam düşmanlığı hem insanlarımızı hem de bir arada yaşama kültürünü açıkça tehdit ediyor"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün dünyanın maalesef ayrımcılık, nefret söylemi ve ötekileştirme gibi ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:

"Özellikle son yıllarda tırmanan İslam düşmanlığı hem bizim insanlarımızı hem de bir arada yaşama kültürünü açıkça tehdit ediyor. Türkiye olarak her türlü ayrımcılığa karşıyız. Bunun da mücadelesini içeride ve dışarıda kararlılıkla veriyoruz. Aynı şekilde cami, kilise, havra demeden bombalayan ibadethanelere dahi saygısı olmayan DEAŞ vari karanlık yapılara da müsamahamız yoktur. Hep söylediğim gibi İslam düşmanlığı nasıl bir insanlık suçuysa antisemitizm de suçtur, makul ve meşru görülemez bir kötülüktür. Bizim hedefimiz açıktır. Bu topraklarda yaşayan herkesin kendini eşit, özgür ve güvende hissettiği bir Türkiye'yi hep birlikte inşa ettik, inşa edeceğiz inşallah."

Bu akşamki iftar sofrasını bu arzularının bir nişanesi olarak gördüğünü ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, davete icabet eden dini azınlık temsilcilerine teşekkür etti, ramazanın ülkeye, millete ve tüm insanlığa barış, huzur ve bereket getirmesini diledi.

İftara 21 azınlık cemaati temsilcisi katıldı

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Diyanet İşleri Başkanı Safi Arpaguş, Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hakkı Susmaz, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurul Üyesi Aram Kuran, Vakıflar Genel Müdürü Sinan Aksu ve AK Parti MKYK Üyesi Sevan Sıvacıoğlu ve Kosovalı Hafız Egzon İbrahimi'nin de hazır bulunduğu iftar programına şu isimler katıldı:

"Fener Rum Patriği Bartholomeos, Türkiye Ermenileri Patriği Sahak Maşalyan, Türkiye Musevileri Hahambaşı David Sevi, Süryani Metropoliti Yusuf Çetin, Papa Türkiye Dini Temsilcisi/Latin Katolik Metropoliti Massi Milano, Arkepiskopos İzmir Metropoliti Monsenyör Martin Kmetec, Türkiye Süryani Katolik Metropoliti Orhan Çanlı, Türkiye Ermeni Katolik Cemaati Ruhani Reisi Vartan Kerabaydzar Kirakos Kazancıyan, Kadıköy Metropoliti Emanuel Adamakis, Hatay Katolik Anadolu Havarisi Vekili Antuan Ilgıt, Mardin Süryani Metropoliti Mor Timotheos Samuel, Keldani Kilisesi Başepiskoposu Sabri Anar, Ermeni Vakıflar Birliği Platformu Başkanı Bedros Şirinoğlu, Balıklı Rum Hastanesi Vakfı Başkanı Konstantin Yuvanidis, Türk Musevi Toplumu Başkanı Erol Kohen, Yahudi Cemaati Başkanı İsak İbrahimzadeh, Süryani Vakfı Başkanı Kenan Gürdal, Mor Gabriel Vakfı Başkanı Kuryakus Ergun, Kadıköy Rum Vakfı Başkan Vekili Lena Kaçi Açık, Ermeni Katolik Vakfı Başkanı Antuan Sultanoğlu ve Süryani Katolik Vakfı Başkanı Münir Üçkardeş."

ANKA

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Türkiye, herkesin din ve vicdan hürriyetine sahip olduğu, cemaatlerin kendi kurumlarını yaşatabildiği ve karşılıklı saygının hakim olduğu örnek ülkedir." dedi
Çarşamba, Mart 11, 2026 - 00:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye, herkesin din ve vicdan hürriyetine sahip olduğu örnek ülkedir
copyright Independentturkish: 

Galatasaray, Şampiyonlar Ligi son 16 turu ilk maçında Liverpool’u 1-0 mağlup etti

Galatasaray, UEFA Şampiyonlar Ligi son 16 turu ilk maçında İngiltere Premier Lig ekibi Liverpool’u RAMS Park’ta konuk etti. TRT1’den naklen yayınlanan mücadeleyi sarı-kırmızılılar, Mario Lemina’nın 7. dakikadaki golüyle 1-0 kazandı.

Maçta Galatasaray sahaya; Uğurcan Çakır, Singo, Davinson, Abdülkerim, Jakobs, Lemina, Torreira, Sara, Barış Alper, Noa Lang ve Osimhen ilk 11’iyle çıktı. Liverpool ise Mamardashvili, Gomez, Van Dijk, Konate, Kerkez, Szoboszlai, Mac Allister, Gravenberch, Salah, Wirtz ve Ekitike 11’iyle mücadele etti.

Lemina’dan tarihi gol

Maçın başında hızlı başlayan Galatasaray, 6. dakikada Mario Lemina’nın golüyle öne geçti. Gabonlu futbolcunun bu golü, Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi eleme turlarında attığı en erken gol olarak tarihe geçti. İlk yarı boyunca sarı-kırmızılı ekip, savunmada disiplinli bir oyun sergileyerek Liverpool’un önemli ataklarını kaleci Uğurcan Çakır önledi. İlk yarı 1-0 Galatasaray üstünlüğüyle sona erdi.

İkinci Yarıda Gol İptalleri ve Kritik Anlar

İkinci yarıda Galatasaray’ın Victor Osimhen ile bulduğu gol ofsayt nedeniyle geçerlilik kazanmadı. Liverpool ise 70. dakikada Szoboszlai’nin kullandığı korner sonrası top Konate’nin eline çarptığı için VAR incelemesi sonrası golü iptal edildi. Davinson Sanchez, gördüğü sarı kartla rövanşta cezalı duruma düştü. Maçın geri kalan dakikalarında başka gol olmayınca Galatasaray, rakibini 1-0 mağlup ederek Anfield’daki rövanş öncesi avantaj sağladı.

Rövanş öncesi avantaj Galatasaray’da

Galatasaray, rövanş maçına 18 Mart’ta İngiltere’de çıkacak. Anfield’da TSİ 23.00’te başlayacak müsabakada sarı-kırmızılı ekip, ilk maçtaki avantajını korumaya çalışacak. Taraftarlar, sahadaki mücadele ve Lemina’nın tarihi golüyle büyük heyecan yaşadı.

Özgür Özel'den Liverpool'u mağlup eden Galatasaray'a tebrik mesajı

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, UEFA Şampiyonlar Ligi son 16 turu ilk maçında Liverpool’u mağlup eden Galatasaray için sosyal medya hesabından tebrik mesajı yayımladı.

Özel, mesajında, "Helal olsun Galatasaray. UEFA Şampiyonlar Ligi son 16 turu ilk maçında Liverpool karşısında muhteşem bir mücadele sonucunda galip gelen Galatasarayımızı yürekten kutluyorum. Bu yolun sonu çeyrek final olsun. Yolunuz açık olsun!" ifadesini kullandı.

Independent Türkçe

 

Galatasaray, Şampiyonlar Ligi son 16 turu ilk maçında Liverpool'u Mario Lemina’nın golüyle 1-0 yendi. Lemina'nın golü, sarı-kırmızılıların eleme turlarında attığı en erken gol olarak tarihe geçti
Salı, Mart 10, 2026 - 22:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Galatasaray, Şampiyonlar Ligi son 16 turu ilk maçında Liverpool’u 1-0 mağlup etti
copyright Independentturkish: 

BBP Genel Başkanı Destici: Bayram ikramiyeleri en az 10 bin TL olmalı

Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, emekli maaşlarının çalışan maaşlarına oranla ciddi şekilde gerilediğini belirterek bayram ikramiyelerinin en az 10 bin TL’ye çıkarılması gerektiğini söyledi.

İstanbul’da düzenlenen “Birliğin ve Kardeşliğin Sofrası” iftar programına katılan Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:

"Eğer bu dünyada güçlü değilseniz haklı olmanızın hiçbir kıymet-i harbiyesi yok. İşte Ukrayna haklıydı, Rusya geldi saldırdı. Gazze, Filistin sonuna kadar haklı, İsrail geldi soykırım yaptı. Afganistan haklıydı, Rusya sonra Amerika işgal etti. Irak haklıydı, Amerika işgal etti. Bugün Amerika ve İsrail yüzde 100 haksız ama İran'a saldırıyor. Onun için güçlü olmak zorundayız. Sadece kendimiz için değil. Sadece Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırları içinde yaşayanlar için değil. Batı Trakya Şahin Köy'deki soydaşlarımız için de, Makedonya'daki, Kosova'daki kardeşlerimiz için de, Doğu Türkistan'daki kardeşlerimiz için de, Filistin'deki kardeşlerimiz için de, Myanmar'dakiler için de, Kırım'dakiler için de, velhasıl yeryüzü için, Türk ve İslam coğrafyası için güçlü olmak zorundayız ve olacağız Allah'ın izniyle. Yeter ki bu milletin önüne set çekilmesin. Yeter ki çeşitli ayak oyunlarıyla ya da dış müdahalelerle Türkiye'nin istikrarı bozulmasın. Çünkü bu işlerde başarıya ulaşmanın en önemli yolu istikrardır. İstikrarını kaybeden bir ülkenin başarıya ulaşması çok zordur, hatta mümkün değildir.

"İstanbul'da 40 bin olan üye sayımızı bizim 100 bine çıkarmamız gerekiyor"

Kıymetli kardeşlerim, değerli dava arkadaşlarım, Büyük Birlik Partisi kurulduğu günden bugüne kadar hep inançlarını, kimliğini, yani Türklüğünü, Müslümanlığını, milletini Kürt'üyle, Türkmen'iyle, Alevi'siyle, Sünni'siyle, milletin değerlerini ve milletin ihtiyaçlarını, isteklerini öncelemiştir. Bundan sonra da siyasetimize bu şekilde devam edeceğiz. İstanbul'dayız, İstanbul Türkiye'nin beşte biri. Kıymetli arkadaşlar, Ümraniye'deyiz; Ümraniye Türkiye'nin en büyük ilçelerinden bir tanesi. Dolayısıyla da bunun idrakindeyiz. İstanbul'da 40 bin olan üye sayımızı bizim 100 bine çıkarmamız gerekiyor. Bütün ilçelerimize de nüfusuna göre böyle bir dağılım yapmamız gerekiyor.

"Bayram ikramiyesini 10 bin TL yapalım ve emeklimizin yüzünü bir nebze de olsa güldürelim"

Biliyorsunuz emeklilerimiz, bu düzelene kadar bunu lisan-ı münasiple söylemeye devam edeceğim. 2023 Ocak ayında en düşük emekli maaşı 7 bin 500, en düşük kamu memuru ve kamu çalışanı maaşı da 11 bin liraydı. Yani 11 bine 7 bin 500. Yani çalışan 3 lira, emekli 2 lira alıyordu, üçte ikisini alıyordu. Geldik 2023 Temmuz'a. Bu denge öyle bozuldu ki çalışanın maaşı işçi ve memur bir anda 21-22 bin oldu. En düşük emekli maaşı kök maaş hikayesiyle 7 bin 500 lirada kaldı. Yani oran düştü 2/3'ten 1/3'e. Bugün ne? 60'a 20. Bir kere bu emeklilerimize karşı yapılan haksızlık ortadan kaldırılmalı ve emeklilerimizin hakkı verilmelidir. Bunu söylüyorum. İki, emeklilerimize her iki bayramda bir emekli ikramiyesi veriliyor. Geçtiğimiz yıl 4 bin TL olarak verildi. Şimdi normal enflasyon artışına bakarsan bunun ne olması lazım? Yüzde 31-32'lik bir enflasyon vardı.

İşte 5.200-5.300 TL olması lazım. Ama bakıyorsunuz şimdi maliyeyi yöneten arkadaşlarımız bütçe imkansızlığından dem vurarak sanki hiç zam yapmama gibi bir yola gireceklermiş gibi düşünüyorum. Ama ben buna Sayın Cumhurbaşkanımızın müsaade edeceğini düşünmüyorum. Mutlaka bir kere 5 bin olacaktır, ona inanıyorum. Ama bizim teklifimiz, emeklilerimiz maaş konusunda da üçte bire düştüğü için en azından şu bayram ikramiyesini 10 bin TL yapalım ve emeklimizin yüzünü bir nebze de olsa güldürelim diyorum."

ANKA

BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, emekli maaşlarının çalışan maaşlarına göre gerilediğini belirterek, bayram ikramiyelerinin en az 10 bin TL’ye çıkarılması gerektiğini söyledi
Salı, Mart 10, 2026 - 22:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
BBP Genel Başkanı Destici: Bayram ikramiyeleri en az 10 bin TL olmalı
copyright Independentturkish: 

İsrail'in Lübnan'a saldırılarında can kaybı 570'e yükseldi

israil, 2 Mart’tan bu yana Lübnan’a düzenlediği yoğun hava ve deniz saldırılarını sürdürüyor. Lübnan Sağlık Bakanlığı ve Ulusal Afet Risk Yönetimi Komitesi, saldırılarda yaşamını yitirenlerin sayısının 570’e, yaralı sayısının ise 1.444’e yükseldiğini açıkladı.

Açıklamada, barınma merkezlerine başvuran kişi sayısının 759 bin 300’e ulaştığı ve açılan 580 merkezde yaklaşık 122 bin kişinin yerleştirildiği bildirildi. Daha önceki açıklamada ölü sayısı 486, yaralı sayısı ise 1.313 olarak verilmişti.

İsrail ordusundan yapılan açıklamaya göre, 2 Mart’ta Lübnan’dan füze atıldığının tespit edilmesinin ardından ülkenin kuzeyinde sirenler devreye girdi. Ardından Lübnan geneline hava saldırıları başlatan İsrail, başkent Beyrut’u da hedef aldı. Havadan ve denizden yoğun saldırılar düzenleyen İsrail ordusu, kara işgalini genişletme kararı da aldı.

Lübnan yetkilileri, sivillerin korunması ve barınma ihtiyaçlarının karşılanması için barınma merkezlerinde çalışmaların sürdüğünü belirtti. Saldırılar nedeniyle ülke genelinde geniş çaplı insani kriz yaşanıyor ve bölgedeki durum giderek ağırlaşıyor.

AA

Lübnan Sağlık Bakanlığı: İsrail'in 2 Mart'tan bu yana Lübnan'a düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 84 artarak 570'e, yaralı sayısı ise 1444'e yükseldi
Salı, Mart 10, 2026 - 21:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
İsrail'in Lübnan'a saldırılarında can kaybı 570'e yükseldi
copyright Independentturkish: 

Trabzonspor Yardımcı Antrenörü Orhan Kaynak hayatını kaybetti

Orhan Kaynak, Trabzonspor teknik heyetinde görev yaparken geçirdiği kalp krizi sonucu kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi.

Kaynak, akşam saatlerinde yemek yediği sırada aniden fenalaştı. Durumun fark edilmesi üzerine kulüp personeli sağlık ekiplerine haber verdi. Kalp krizi geçirdiği değerlendirilen Kaynak, tesislerdeki sağlık ekibi tarafından yapılan ilk müdahalenin ardından ambulansla Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Farabi Hastanesi’ne sevk edildi. Burada doktorların tüm müdahalelerine rağmen kurtarılamayan Kaynak hayatını kaybetti.

Trabzonspor, merhum Kaynak için sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri paylaştı:

"Kulübümüze futbolcu ve antrenör olarak hizmet eden, formamızı taşıdığı her dönemde aidiyeti, karakteri ve duruşuyla camiamızın gönlünde özel bir yer edinen Orhan Kaynak’ı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz. Trabzonspor’umuzun hafızasında daima saygıyla anılacak olan Orhan Kaynak, kulübümüze verdiği emek, sahaya koyduğu mücadele ve bıraktığı izlerle her zaman hatırlanacaktır. Merhuma Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına ve camiamıza başsağlığı diliyoruz. Ruhu şad, mekanı cennet olsun."

Orhan Kaynak kimdir?

Futbol Kariyeri: 1 Mart 1970, Adana doğumlu Orhan Kaynak, futbolculuk döneminde Trabzonspor, Beşiktaş ve Kocaelispor gibi Türkiye’nin önde gelen kulüplerinde forma giymiştir. Trabzonspor’da futbolcu olarak 1993-1995 yılları arasında iki sezon görev yapmıştır.

Antrenörlük Kariyeri: 11 Mart 2025 tarihinde Fatih Tekke’nin Trabzonspor teknik heyetine katılmasıyla birlikte yardımcı antrenör olarak görev almıştır.

Independent Türkçe

Trabzonspor Yardımcı Antrenörü Orhan Kaynak, yemek yerken geçirdiği kalp krizi sonucu kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Kulüp, Kaynak için başsağlığı mesajı yayımladı
Salı, Mart 10, 2026 - 20:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: X</p>

Type: 
SEO Title: 
Trabzonspor Yardımcı Antrenörü Orhan Kaynak hayatını kaybetti
copyright Independentturkish: 

Depremzede ve hacı adaylarını dolandıran kadın emniyet operasyonuyla tutuklandı

Ankara’da kendisini istihbarat görevlisi, diplomat ve uluslararası kuruluş temsilcisi olarak tanıtarak çok sayıda kişiyi dolandırdığı iddia edilen Şerife Yılmaz, emniyet güçlerince yakalanarak tutuklandı.

Soruşturma kapsamında Yılmaz’ın, kendisini Milli İstihbarat Teşkilatı mensubu, diplomat, kamuda yönetici, NATO ve Birleşmiş Milletler temsilcisi gibi unvanlarla tanıttığı belirlendi. Şüphelinin ilk olarak manav, bahçıvan, lokanta işletmecisi ve taksiciler gibi esnaf kesimini hedef aldığı, daha sonra depremzede ve hac ibadeti için hazırlık yapan vatandaşları da dolandırdığı tespit edildi.

Şüphelinin mağdurlara kendisini “savaş gazisi, kritik görevlerin sorumlusu, iffetli ve dürüst bir kadın” olarak tanıttığı, bu yolla güven kazandıktan sonra para aldığı öğrenildi. Paralarını geri isteyen kişilere ise ABD vatandaşı olduğunu, yurt dışından yeni geldiğini ve para transferinin uzun sürdüğünü söyleyerek zaman kazanmaya çalıştığı öne sürüldü.

Alacak taleplerinin artması üzerine sahte dekontlar düzenlediği belirlenen Yılmaz’ın, bu yöntem de sonuç vermeyince bazı mağdurları üst düzey kamu görevlisi olduğunu iddia ederek gözaltına aldırmakla tehdit ettiği iddia edildi.

Sahte unvanlarla geniş çevre oluşturdu

Soruşturma kapsamında Yılmaz’ın, sahte kimlik ve unvanlarla kamuoyunda tanınan bazı siyasetçi ve kamu ile özel sektör yöneticileriyle de iletişim kurmaya çalıştığı, bu sayede güvenlik bürokrasisine sızmayı hedeflediğinin değerlendirildiği belirtildi. Şüphelinin akademisyenleri ve tanınmış ekonomistleri de hedef aldığı kaydedildi.

Yapay zekayla sahte belgeler üretti

Dolandırıcılık faaliyetlerinde teknolojiyi de kullandığı belirlenen Yılmaz’ın, yapay zekâ yardımıyla sahte belge ve görseller üreterek geniş ve nüfuzlu bir çevreye sahip olduğu izlenimi verdiği tespit edildi. Bu belgeleri mağdurları ikna etmek için kullandığı ifade edildi.

Öte yandan şüphelinin bazı kamu görevlileriyle yakın ilişki kurmaya çalıştığı, ilişki teklifini reddeden kişileri ise üst düzey tanıdıkları olduğunu öne sürerek görev yerlerini değiştirtmekle tehdit ettiği iddia edildi.

Polis ekiplerince gözaltına alınan Şerife Yılmaz, emniyetteki işlemlerinin ardından çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Soruşturma sürüyor.

Independent Türkçe

Ankara’da kendisini MİT mensubu, diplomat ve uluslararası kuruluş temsilcisi olarak tanıtarak depremzede ve hacı adayları dahil çok sayıda kişiyi dolandırdığı öne sürülen Şerife Yılmaz yakalanarak tutuklandı
Salı, Mart 10, 2026 - 18:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: EGM</p>

Type: 
SEO Title: 
Depremzede ve hacı adaylarını dolandıran kadın emniyet operasyonuyla tutuklandı
copyright Independentturkish: 

SDG komutanlarından Sipan Hemo, Suriye Savunma Bakan Yardımcısı olarak atandı

Suriye yönetimi, Kürtlerin öncülük ettiği Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) üst düzey komutanlarından Sipan Hemo’yu Doğu Suriye'en sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı olarak atadı. Atamayı, Suriye Devlet Televisyonu duyurdu.

Sipan Hemo kimdir?

1978 yılında Haseke’nin Derik (El-Malikiye) kentinde doğan Hemo, SDG’nin omurgasını oluşturan ana Kürt silahlı gücü olan Halk Savunma Birlikleri’nin (YPG) en önemli komutanlarından biri olarak biliniyor.

Suriye iç savaşı boyunca kamuoyu önünde düşük bir profil çizen Hemo, Aralık 2024’te Beşar Esad rejiminin devrilmesinin ardından yeniden gündeme geldi.

Savunma Bakanlığı, devlet televizyonuna yaptığı açıklamada “Sipan Hemo, Doğu Bölgesi için Savunma Bakan Yardımcısı olarak atanmıştır” ifadelerini kullandı.

Entegresyon anlaşmasının önemli bir adımı

Öte yandan, 29 Ocak’ta SDG ile Şam yönetimi arasında haftalar süren çatışmaların ardından Kürt öncülüğündeki güçlerin aşamalı şekilde Suriye devlet yapısına entegre edilmesini öngören “kapsamlı bir anlaşma” imzalanmıştı.

Ocak ayında varılan anlaşma kapsamında Suriye hükümet güçleri Haseke vilayetindeki Kürt kontrolündeki bazı bölgelere giriş yaptı. Aynı süreçte SDG destekli Nureddin İsa Haseke valisi olarak atanırken, Marwan el-Ali de Suriye hükümeti tarafından ilin iç güvenlik sorumlusu olarak görevlendirildi.

Şubat ayı sonunda SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi, Rojava yönetimi ile Suriye Savunma Bakanlığı’nın entegrasyon sürecini hızlandırmak amacıyla iki üst düzey komite kurulması konusunda anlaşmaya vardığını açıklamıştı.

 

Independent Türkçe

Suriye Savunma Bakanlığı Basın ve İletişim Dairesi Müdürü Asım Galyun, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) komutanlarından Sipan Hemo’nun Savunma Bakan Yardımcılığı görevine atandığını açıkladı
Salı, Mart 10, 2026 - 17:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: X</p>

Type: 
SEO Title: 
SDG komutanlarından Sipan Hemo, Suriye Savunma Bakan Yardımcısı olarak atandı
copyright Independentturkish: 

İran savaşının başlamasından bu yana İsrail’in Gazze Şeridi’nde gerçekleştirdiği en geniş çaplı hava saldırıları

İsrail, Gazze Şeridi’nde İzzeddin el-Kassam Tugayları mensuplarını hedef alan suikast operasyonlarını üçüncü gününde de sürdürdü. İsrail güçleri, İran’a karşı başlatılan savaşın ardından pazar gecesi ile pazartesi sabahı arasında Gazze Şeridi’ne yönelik en geniş çaplı hava saldırılarından birini düzenledi. Saldırılarda 7 kişi hayatını kaybetti.

Han Yunus ve Gazze şehrinde gerçekleştirilen iki ayrı suikast saldırısında Kassam Tugayları mensubu bazı kişiler öldürüldü. Gazze Şeridi’nin orta kesimini hedef alan üçüncü saldırıda ise silahlı gruplara mensup herhangi bir kişinin ölmediği, buna karşın iki kadın ile bir çocuğun hayatını kaybettiği bildirildi.

Geçtiğimiz ekim ayında ateşkes anlaşmasının yürürlüğe girdiğinin açıklanmasından bu yana İsrail’in anlaşmayı ihlal ederek düzenlediği saldırılarda yaklaşık 650 Filistinlinin hayatını kaybettiği belirtildi. 7 Ekim 2023’teki Aksa Tufanı Operasyonu sonrasında başlayan savaşta hayatını kaybeden Filistinlilerin sayısının 72 bini aştığı ifade ediliyor.

Sahadaki kaynakların Şarku’l Avsat’a verdiği bilgilere göre, pazar gece yarısından sonra bir insansız hava aracı (İHA), yerinden edilmiş sivillerin kaldığı bir çadırda bulunan Kassam Tugayları mensubuna suikast düzenlemeye çalıştı. Ancak hedef alınan kişinin saldırı sırasında çadırda bulunmadığı, saldırı sonucu çevredeki çadırlarda kalan iki kadın ve bir çocuğun hayatını kaybettiği bildirildi. Yaşamını yitirenler arasında, Katar Radyosu muhabiri olarak çalışan 46 yaşındaki gazeteci Emel Şimali’nin de bulunduğu aktarıldı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Filistinli basın kuruluşları, gazeteci Emel Şimali’nin ölümünü duyurdu. Böylece savaş boyunca hayatını kaybeden medya çalışanlarının sayısının 261’e yükseldiği bildirildi.

Bu olaydan önce, Kassam Tugayları’nın üç önde gelen mensubu, Gazze şehrinin batısındaki el-Ketibe bölgesinde bir araya geldikleri sırada düzenlenen hava saldırısında hayatını kaybetti. Saldırıda bir kişi de ağır yaralandı. Doktorların, çok sayıda ameliyatın ardından yaralının hayatını kurtarmaya çalıştığı belirtildi.

Saha kaynaklarına göre saldırının asıl hedefi, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya kasabasına bağlı birlikler içinde yer alan ve Askalan Taburu kapsamında görev yapan Kassam Tugayları’na bağlı bir timin komutanı olan Nail el-Baravi idi. Saldırıda Baravi ile birlikte timden iki kişi daha hayatını kaybederken, bir kişi de ağır yaralandı.

İsrail ise saldırının, Gazze Şeridi’nin kuzeyinde kendi birliklerine karşı keskin nişancı saldırısı planladığını öne sürdüğü Hamas mensuplarını hedef aldığını iddia etti. İsrail, geçtiğimiz cumartesi günü Han Yunus’ta düzenlenen ve Kassam Tugayları’nın askeri üretim faaliyetlerinde rol alan önde gelen bir mensubun öldürüldüğü saldırı için de benzer bir iddiada bulunmuştu.

Dün öğleden sonra bir Filistinli daha, İsrail’e ait Quadcopter tipi İHA’nın Gazze şehrinin güneyindeki ez-Zeytun mahallesinde bulunan Keşku Caddesi’nde bir grup Gazzelinin üzerine el bombası atması sonucu hayatını kaybetti. Olayda yaralanan birkaç kişiyle birlikte hayatını kaybeden kişinin el-Ehli Baptist Hastanesi’ne kaldırıldığı bildirildi.

Hamas Sözcüsü Hazım Kasım ise yaşananları ‘tehlikeli bir tırmanış ve ateşkes anlaşmasının açık bir ihlali’ olarak nitelendirdi. Kasım, İsrail’in dünyanın İran ve Lübnan’a yönelik saldırıları takip etmesiyle oluşan gündemi fırsat bilerek Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarını artırdığını ve sınır kapılarını, özellikle de Refah Sınır Kapısı’nı kapalı tutarak kuşatmayı sıkılaştırdığını öne sürdü. Kasım, “İşgal güçleri, bölgeye yönelik saldırılarında aldığı koşulsuz Amerikan desteğinden yararlanarak ateşkesi ihlal ediyor ve Gazze’de sivillere karşı daha fazla katliam gerçekleştiriyor” ifadesini kullandı. Tüm arabuluculara çağrıda bulunan Kasım, İsrail’in Filistinlilere yönelik saldırılarının durdurulması, ihlallerin sona erdirilmesi ve Gazze Şeridi üzerindeki ablukaya acilen son verilmesi gerektiğini söyledi.

Suikast operasyonlarının yanı sıra İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nin çeşitli bölgelerinde sarı hattın iki tarafında hava saldırıları, topçu atışları, silahlı saldırılar ve patlatma operasyonlarını sürdürdü.

Bu arada Kerem Şalom Sınır Kapısı geçtiğimiz çarşamba gününden bu yana kısmen açık tutuluyor. İran’a karşı yürütülen savaş nedeniyle günlerce kapalı kalan sınır kapısının sınırlı biçimde açılmasıyla Gazze Şeridi’ne kısıtlı miktarda mal girişine izin veriliyor. En iyi ihtimalle günde 100 kamyonu geçmeyen yardım ve ticari malın girişine izin verilirken, İsrail makamları Kissufim Sınır Kapısı ve Zikim Sınır Kapısı’nı kapalı tutmayı sürdürüyor.

İsrail ayrıca dün, İran’a karşı başlatılan savaşın ardından ilk kez Gazze Şeridi’ne yemek pişirmede kullanılan gaz taşıyan 4 kamyonun girişine izin verdi.

Öte yandan Hamas yönetimi, mal kıtlığına rağmen Kerem Şalom Sınır Kapısı’nın kısmen açık tutulmasıyla piyasayı ve fiyatları kontrol altında tutmaya çalıştığını açıkladı. Hükümet tarafından yapılan açıklamalarda, ‘fiyatları yükseltmek ve halkın temel ihtiyaç maddelerine olan ihtiyacını istismar etmek’ suçlamasıyla çok sayıda tüccar ve satıcının faaliyetlerinin durdurulduğu bildirildi.

 

*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir

Şarku'l Avsat'ın haberlerine ulaşmak için tıklayın

Hava saldırılarında aralarında bir gazeteci ve Hamas aktivistlerinin de bulunduğu yedi kişi öldürüldü
Salı, Mart 10, 2026 - 17:00
Main image: 

<p>Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat’ta İsrail’in gerçekleştirdiği hava saldırısında çadırları yıkılan iki Filistinli kadın ağlıyor / Fotoğraf: AP</p>

related nodes: 
İran Dışişleri Bakanı Arakçi: 3 günde rejim değişikliği yapacaklarını düşündüler ama başaramadılar, şimdi amaçsız durumdalar
Meclis'te İran özel oturumu: Fidan ve Güler, milletvekillerini kapalı oturumda bilgilendirecek
İran yıpratma savaşına geçti: “Washington’a geri adım attıracaklar”
Type: 
SEO Title: 
İran savaşının başlamasından bu yana İsrail’in Gazze Şeridi’nde gerçekleştirdiği en geniş çaplı hava saldırıları
copyright Independentturkish: 

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Terörsüz Türkiye süreciyle yatırım ve refah artıyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin, "Yıllarca terör tehdidi sebebiyle gidilemeyen yerlerde artık çobanlar koyun otlatıyor, yerli yabancı turistler geziyor. Güven ortamı güçlendikçe buna paralel olarak yatırım artıyor, istihdam artıyor. Esnafın, tüccarın, çiftçinin yüzü gülüyor. Gabar'da olduğu gibi yıllarca atıl kalan petrolümüzün, doğal gazımızın ekonomiye kazandırılmasıyla 86 milyonun tamamının refah seviyesi yükseliyor" dedi. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Beştepe Millet Sergi Salonu'nda düzenlenen iftar programında polis, jandarma, sahil güvenlik personeli ve güvenlik korucuları ile biraraya geldi. İftar programına emniyet güçlerinin yanı sıra İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ve D-8 Genel Sekreteri Süheyl Mahmud'ta katıldı. 

İftar sonrası açıklamalarda bulunan Erdoğan, emniyet güçlerine hitap ederek şunları kaydetti:

"Bugün Türkiye dünyada ve bölgesinde gıpta ile izlenen bir huzur, güven ve istikrar adasına dönüşmüşse bu başarıda aslan payı sizlerindir. Emniyet güçlerimiz yakın tarihimizde başka ülkelerle karşılaştırılmayacak ölçüde çetin mücadeleler vermiş, büyük sınavlardan başarıyla geçmiş, maruz kaldığı sayısız itibar suikastine rağmen devletimize yönelik her saldırıyı, istiklalimize yönelik her oyunu hamdolsun boşa çıkartmıştır.

"Organize suç örgütlerine nefes aldırmayan sizlersiniz"

Hiçbir ayrım yapmadan terör örgütleriyle mücadelede destanlar yazan sizlersiniz. Organize suç örgütlerine nefes aldırmayan sizlersiniz. Zehir tüccarlarına, çetelere, kendini devletten ve kanundan üstün gören küstahlara göz açtırmayan sizlersiniz. Gezi olaylarında olduğu gibi Türkiye'yi istikrarsız hâle getirmeye yönelik kökü dışarıda kalkışmaları bertaraf eden sizlersiniz.

Bukalemun gibi sürekli renk değiştiren, girdiği kabın şeklini alan omurgasız vatan hainlerinin 15 Temmuz gecesi demokrasimize kastetmesine geçit vermeyen sizlersiniz. İnsan kaçakçılarının, göçmen tacirlerinin planını bozan yine sizlersiniz. Denizlerimizde yaşanan can pazarında binlerce hayatı kurtaran sizlersiniz. İnsanlık tarihinin zengin hazinelerini barındıran ülkemizde yağmacılara ve talancılara aman vermeyen sizlersiniz. Aidiyetine, inancına, uyruğuna, kimliğine bakmadan kadre uğrayanların imdadına koşan, suçluları adeta adalete teslim etmeden gözüne uyku girmeyen, halkımızın huzuru için fedakârca çalışan sizlersiniz.

Polisiyle, bekçisiyle, jandarmasıyla, sahil güvenliğiyle, güvenlik korucusuyla İçişleri Bakanlığımızın tüm mensuplarını özellikle canı gönülden tebrik ediyorum. Türkiye Cumhurbaşkanı olarak her birinizle gurur duyduğumu, her zaman gurur duyacağımı bilmenizi isterim.

"Her hesaba karşı bizim de hesabımız var"

Erdoğan, Türkiye'nin bulunduğu coğrafyada hemen her gün kriz yaşandığını belirterek, şunları kaydetti:

"Hemen her gün yeni bir krizin ve gerilimin baş gösterdiği coğrafyamızda her hamlemizi incelikle planlıyor, her adımımızı dikkatle atıyoruz. Şunu sizin ve ailelerinizin çok iyi bilmesini arzu ediyorum: Her hesaba karşı unutmayın, bizim de hesabımız var. Her oyunu bozacak, her komployu boşa çıkartacak hazırlığımız var. Ne yapıyorsak 23 yılın tecrübesiyle, ince bir siyasetle, çok iyi planlanmış bir stratejiyle yapıyoruz. Her detayını adım adım belirlediğimiz stratejilerimizi sabırla, sükûnetle ve kararlılıkla hayata geçiriyoruz. Dostlarımız kadar hasımlarımızın da çok iyi gördüğü ve kabul ettiği üzere Türkiye bugün yakın tarihinde hiç olmadığı kadar güçlüdür, müteyakkız, muktedirdir, inisiyatif ve irade sahibidir."

"Terör tehdidi sebebiyle gidilemeyen yerlerde artık yabancı turistler geziyor"

Erdoğan, konuşmasında "Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin ise şu değerlendirmelerde bulundu:

"Yıllarca terör tehdidi sebebiyle gidilemeyen yerlerde artık çobanlar koyun otlatıyor, yerli yabancı turistler geziyor. Güven ortamı güçlendikçe buna paralel olarak yatırım artıyor, istihdam artıyor. Esnafın, tüccarın, çiftçinin yüzü gülüyor. Gabar'da olduğu gibi yıllarca atıl kalan petrolümüzün, doğal gazımızın ekonomiye kazandırılmasıyla 86 milyonun tamamının refah seviyesi yükseliyor.

Yaklaşık yarım asır boyunca yürüyüşümüzün sekteye uğradığı, milletimizin kardeşliğini zedeleyen, ekonomimize 2 trilyon doları aşan ağır bir fatura yükleyen terör riski ortadan kalktıkça Türk, Kürt, Arap, Alevi, Sünni fark etmeksizin aziz milletimizin bütün fertleri kazanıyor. Türkiye, Cenab-ı Allah’a sonsuz hamd olsun, artık farklı bir ligin oyuncusu hâline geliyor.

Değerli kardeşlerim, çok kıymetli misafirler, şimdi terörsüz Türkiye süreciyle inşallah tüm bu başarıları bir adım ileri taşıyor, ülkemizin kazanç hanesine silinmeyecek bir şekilde yazdırıyoruz. Bir yanda askeri, polisi, jandarması, istihbaratçısı, güvenlik korucusuyla devletimizin güvenlik kuvvetleri; diğer yanda millî iradenin tecelligâhı olan Gazi Meclisimiz; öte yanda dayanışma içinde hareket eden Cumhur İttifakımız ve elbette attığımız her adımda bizleri hayır duasıyla yalnız bırakmayan aziz milletimizle birlikte bu süreci ilmek ilmek dokuyoruz.

Küllerinden yeniden doğan ve bin yıllık tarihinde nice zorluğun üstesinden gelen bir millet olarak hedefimize ulaşacağımıza yürekten inanıyorum. Anaların ağlamadığı, hayatının baharındaki fidanların vakitsiz kırılmadığı, ocaklara ateşlerin düşmediği bir Türkiye'yi inşallah birlikte inşa edeceğiz.

"Terörsüz Türkiye sürecinde varılan nokta, sizlerin kahramanlığının eseridir"

Şunu tüm samimiyetimle burada bir kere daha dile getirmek isterim: Terörsüz Türkiye sürecinde varılan nokta, sizlerin kahramanlığı, gazilerimizin cesareti ve kalbimizin en mutena köşesinde hatıralarını yaşattığımız aziz şehitlerimizin destansı mücadelesinin eseridir."

ANKA

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Terörsüz Türkiye” sürecinin ekonomik ve sosyal kazanımlar sağladığını belirterek güven ortamının güçlenmesiyle yatırımın arttığını ve Gabar’daki enerji kaynaklarının ekonomiye kazandırıldığını ifade etti
Salı, Şubat 24, 2026 - 21:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Terörsüz Türkiye süreciyle yatırım ve refah artıyor
copyright Independentturkish: 

DEM Parti ve İmralı Heyeti 27 Şubat’ta açıklama yapacak, Öcalan’ın yeni mesajı bekleniyor

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyeleri ile Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nın yıl dönümü olan 27 Şubat Cuma günü basın toplantısı düzenleyecek.

Ankara’da saat 11.00’de gerçekleştirilecek toplantıda, Abdullah Öcalan’ın sürece dair yeni mesajının okunmasının beklendiği belirtildi.

Bir yıllık sürecin değerlendirilmesi yapılacak

Etkinlikte ayrıca, “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”nde geriye kalan bir yıllık dönemin kapsamlı şekilde ele alınacağı bildirildi. Açıklamada, Öcalan’ın son görüşmede ifade ettiği ve “ikinci aşamada yapılması gerekenler” olarak nitelendirilen başlıklara da yer verileceği aktarıldı.

Toplantıya demokratik kitle örgütleri, siyasi partiler, aydınlar, yazarlar ve gazetecilerden çok sayıda davetlinin katılmasının öngörüldüğü ifade edildi.

Independent Türkçe

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi ve İmralı Heyeti’nin 27 Şubat’taki açıklamasında, Abdullah Öcalan’ın sürece ilişkin yeni mesajının okunması bekleniyor
Salı, Şubat 24, 2026 - 20:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: X</p>

Type: 
SEO Title: 
DEM Parti ve İmralı Heyeti 27 Şubat’ta açıklama yapacak, Öcalan’ın yeni mesajı bekleniyor
copyright Independentturkish: 

Bakan Göktaş: Aile odaklı politikalarla dünyaya örnek oluyoruz, Macaristan ile 2026-2027 faaliyet planını imzaladık

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, ailenin korunması ve güçlendirilmesine yönelik uluslararası çalışmaları desteklediklerini belirterek, “Hayata geçirdiğimiz uygulamalarla dünyaya örnek oluyoruz. Küresel iş birliklerimizi geliştirmeye ve her platformda ailenin önemini vurgulamaya devam edeceğiz.” dedi.

Göktaş, ülkeyi temsilen katıldığı “Aile Odaklı Zirve” kapsamında düzenlenen “Dünya Genelinde Aile Odaklı İş Birliğinin Önemi” başlıklı oturumda konuştu. Sosyal medya hesabından açıklama yapan Göktaş, “Aile Yılı’ndan Aile ve Nüfus On Yılı’na uzanan güçlü vizyonumuzu, aileyi merkeze alan sosyal politikalarımızı ve bu alandaki tecrübelerimizi paylaştım.” ifadelerini kullandı.

Türkiye ile Macaristan arasında faaliyet planı imzalandı

Bakan Göktaş, Macaristan’da Balázs Hankó ile bir araya gelerek iki bakanlık arasında 2026-2027 Yılı Faaliyet Planı’nı imzaladıklarını açıkladı.

İmzalanan plan kapsamında Türkiye ile Macaristan arasında aile ve nüfus politikaları, çocuk bakım hizmetleri ile kadının güçlenmesi alanlarında iş birliğinin artırılmasının hedeflendiğini belirten Göktaş, anlaşmanın sosyal politika alanındaki kurumsal iş birliklerini daha ileri seviyeye taşıyacağını kaydetti.

ANKA

Bakan Mahinur Özdemir Göktaş, aile odaklı politikalarla uluslararası alanda örnek olduklarını belirterek küresel iş birliklerini sürdüreceklerini açıkladı; Macaristan ile 2026-2027 Yılı Faaliyet Planı imzalandı
Salı, Şubat 24, 2026 - 20:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Bakan Göktaş: Aile odaklı politikalarla dünyaya örnek oluyoruz, Macaristan ile 2026-2027 faaliyet planını imzaladık
copyright Independentturkish: 

Putin, Batı'nın Ukrayna krizinin çözüm sürecini baltalamaya çalıştığını söyledi

Putin, başkent Moskova'da Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB) yetkilileriyle toplantı düzenledi.

Toplantıda konuşan Putin, uluslararası durumun ağır olduğunu ve dünyanın birçok yerinde çatışmaların meydana geldiğini söyledi.

Moskova'da, Savelovskiy Tren İstasyonu yakınında patlama meydana geldiğine dikkati çeken Putin, terör ve aşırıcılık ile mücadele konusunda çalışmaların yoğunlaştırılması gerektiğini vurguladı.

Putin, nükleer silahın kullanılması ihtimaline ilişkin ise "Düşman çeşitli yöntemleri kullanmaktan çekinmiyor. Nükleer bileşenleri kullanma niyetinde olduğu yönünde haberler basında yer aldı. Muhtemelen bunun neyle sonuçlanabileceğini anlıyorlar." ifadelerini kullandı.

Batı'nın Rusya'yı stratejik yenilgiye uğratma çabalarının başarısız olduğunu belirten Putin, Karadeniz'de TürkAkım ve Mavi Akım doğal gaz boru hatlarına yönelik saldırıların planlandığını ileri sürdü.

Putin, "Bir türlü sakinleşemiyorlar. Diplomatik araçlarla çözülmesi için çalışılan barış sürecini baltalamak için daha ne yapacaklarını bilemiyorlar. Kışkırtıcı eylemlerde bulunmak ve müzakere sürecinde elde edilen sonuçları bozmak için elinden geleni yapıyorlar." dedi.

"Ülkede işlenen terör suç sayısı geçen yıl arttı"

Rusya'da işlenen terör suç sayısının geçen yıl arttığını kaydeden Putin, bunların birçoğunun Ukrayna istihbaratı ve Batılı ortakları tarafından işlendiğini ifade etti.

Bununla birlikte Rusya'daki altyapı tesislerine, sosyal ve idari kurumlara, sivil binalara yönelik saldırı sayısının da önemli ölçüde arttığına değinen Putin, buna karşı gerekli önlemlerin alınması gerektiğini vurguladı.

Putin, askeri yetkililer ile gizli bilgilerin korunması yönünde gerekli önlemlerin alınması önemini vurgulayarak, "Devlet sınırının da korunması yönünde ek ciddi tedbirlerin alınması gerekiyor. Sınır altyapısını güçlendirmek ve sınır muhafızlarının muharebe hazırlık seviyesini artırmak lazım." ifadelerini kullandı.

Başkan Putin, ülkenin ekonomi alandaki güvenliğinin sağlanmasının da önemli olduğunu söyledi.

AA

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Batı'nın Ukrayna krizinin çözüm sürecini baltalamaya çalıştığını ve bunun için elinden geleni yaptığını belirterek, "Bir türlü sakinleşemiyorlar." dedi
Salı, Şubat 24, 2026 - 19:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Putin, Batı'nın Ukrayna krizinin çözüm sürecini baltalamaya çalıştığını söyledi
copyright Independentturkish: 

Selahattin Demirtaş’ın avukatı Demir’e ikinci kez hapis cezası verildi

Selahattin Demirtaş’ın avukatlarından Ramazan Demir hakkında görülen bir davada daha hapis cezası verildi. 

Geçtiğimiz günlerde, Demir ile Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi çok sayıda avukat hakkında da hapis cezaları açıklanmıştı. Bu gelişmenin ardından Demir’in yargılandığı bir başka dosyada da karar çıktı.

7 ay 15 gün hapis cezası

İstanbul 27. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, Ramazan Demir’e 2013–2015 yılları arasında yaptığı sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek 7 ay 15 gün hapis cezası verildi.

Mahkeme, Demir’i Türk Ceza Kanunu’nun 301/2. maddesi delaletiyle 301/1. maddesi uyarınca “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılama” suçlamasından mahkûm etti. Paylaşımların ağırlıklı olarak sokağa çıkma yasakları döneminde yaşanan hak ihlallerine ilişkin olduğu belirtildi.

Yaklaşık 10 yıldır süren davada karar bugün açıklanırken, Demir karara itiraz edeceklerini duyurdu. İlke TV’ye konuşan Demir, verilen cezanın hukuki olmadığını savunarak üst mahkemeye başvuracaklarını ifade etti.

Demir, söz konusu paylaşımlarla ilgili olarak, “O hak ihlallerinin avukatıyım, dosyaları AİHM’e taşıdım, hepsini orada devletin yüzüne ve dünyaya söyledim” dedi.

Daha önce 11 yıl 3 ay hapis cezası verilmişti

Ramazan Demir hakkında daha önce görülen bir başka davada ise ağır bir hapis cezası kararı çıkmıştı. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada mahkeme heyeti, Demir’i “silahlı terör örgütüne üye olmak” ve “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamalarından toplam 11 yıl 3 ay hapis cezasına mahkûm etmişti.

Söz konusu davada mahkeme, herhangi bir takdiri indirim uygulamamıştı.

Rudaw

Ramazan Demir, 2013–2015 yıllarındaki sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek 7 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldı. Selahattin Demirtaş’ın avukatlarından Demir hakkında daha önce de 11 yıl 3 ay hapis cezası verilmişti
Salı, Şubat 24, 2026 - 18:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: Rudaw</p>

Type: 
SEO Title: 
Selahattin Demirtaş’ın avukatı Demir’e ikinci kez hapis cezası verildi
copyright Independentturkish: 

Reuters: İran, Çin'den gemisavar süpersonik füze almak için anlaşma yapmaya yaklaştı

ABD, İran'a yönelik muhtemel saldırı öncesinde bölgeye çok sayıda savaş gemisi konuşlandırırken, İran Çin'den gemisavar süpersonik seyir füzeleri alma konusunda anlaşmaya çok yaklaştı.

Müzakereler hakkında bilgi sahibi altı haber kaynağı Reuters’a yaptığı açıklamada, Çin yapımı CM-302 füzelerinin İran'a satılması için anlaşmaya neredeyse varıldığını söyledi fakat henüz bir teslimat tarihi belirlenmediğini belirtti.

CM-302 füzeleri yaklaşık 290 kilometre menzile sahip ve gemilerin füze savunma sistemlerinden kaçınmak için alçak irtifada hızlı seyrediyor. İki uzman, bu füzeleri elde etmesi durumunda İran'ın bölgede bulunan ABD donanmasına karşı bir tehdit oluşturabileceğini belirtti.

İsrailli eski istihbarat yetkilisi olan ve İsrailli düşünce kuruluşu Ulusal Güvenlik Çalışmaları'nda (INSS) kıdemli İran araştırmacısı olan Danny Citrinowicz, "Bu füzelerin önlenmesi çok zor" dedi ve "İran'ın bölgedeki gemilere saldırma kabiliyeti elde etmesi oyunu tamamen değiştirir" diye ekledi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

İran devleti tarafından bilgilendirilen üç yetkili ve üç güvenlik yetkilisi kaynak en az iki yıl önce başlayan müzakerelerin geçen yılın haziran ayında İsrail ile İran arasında yaşanan 12 günlük savaşın ardından hız kazandığını ve yaz aylarında müzakerelerin son aşamasına geçildiğini söyledi.

Güvenlik yetkililerinden ikisi, İran Savunma Bakanı Yardımcısı Mesud Oraei'nin ve İran ordu ve devlet yetkililerinin Çin'i ziyaret ettiğini belirtti. Oraei'nin Çin'e gittiği daha önce açıklanmamıştı.

İran Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, Reuters'e yaptığı açıklamada "İran, müttefikleriyle askeri ve güvenlik anlaşmalarına sahip ve bu anlaşmaları kullanmak için uygun bir zaman" dedi.

Anlaşmanın sağlanması durumunda teslim edilecek füzeler, Çin'in İran'a gönderdiği en gelişmiş askeri teçhizat olacak. Silahların teslimatı aynı zamanda Birleşmiş Milletler'in İran'a karşı Eylül'de yeniden yürürlüğe soktuğu silah yaptırımlarını ihlal etmiş olacak.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü'nde kıdemli araştırmacı olan Pieter Wezeman, bu anlaşmanın İran'ın geçen yılki savaşta tükettiği silah stoku için önemli bir takviye olacağını söyledi.

Devlet kontrolündeki Çin Havacılık Bilim ve Sanayi Şirketi (CASIC), CM-302'nin dünyanın en iyi gemisavar füzesi olduğunu, uçak gemisi ve destroyerleri batırma kabiliyetine sahip olduğunu belirtiyor. Bu füzeler, gemilere, hava araçlarına veya kara araçlarına monte edilebiliyor ve kara hedeflerine karşı da kullanılabiliyor.

Altı kaynak, İran'ın Çin'den karadan havaya füze sistemleri, anti balistik silahlar ve uydu karşıtı silahlar satın almak için de görüştüğünü söyledi.

 

Independent Türkçe, Reuters

Uzmanlar, Çin füzelerini elde etmesi durumunda İran'ın bölgede bulunan ABD donanmasına karşı bir tehdit oluşturabileceğini belirtti
Salı, Şubat 24, 2026 - 17:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: Reuters</p>

related nodes: 
İran hükümeti: Herhangi bir yanlış hesaplamayı önlemek için tüm caydırıcı araçları kullanacağız
ABD İran'ı vurur mu? Washington'un Tahran'a yönelik askeri seçenekleri
Type: 
SEO Title: 
Reuters: İran, Çin'den gemisavar süpersonik füze almak için anlaşma yapmaya yaklaştı
copyright Independentturkish: 

Suudi Arabistan'ın 2025 bütçesi: Petrol dışı gelirlerde tarihi artış

Suudi Arabistan ekonomisi, 2025 mali yılını güçlü bir büyüme ivmesiyle tamamladı ve cesur genişleme harcamaları ile sağlam bir mali pozisyonu koruma arasında benzersiz bir stratejik denge kurdu. Bütçe, toplam gelirlerin 1,112 trilyon Suudi Arabistan Riyali (296,5 milyar ABD doları) olduğunu gösterdi; bunun en dikkat çekici özelliği ise petrol dışı gelirlerdeki önemli artış oldu. Petrol dışı gelirler 505,2 milyar Suudi Arabistan Riyali'ne (134,7 milyar ABD doları) ulaştı. Bu durum, Vizyon 2030'un ulusal gelir kaynaklarını enerji piyasalarının oynaklığından uzaklaştırarak çeşitlendirmedeki başarısını yansıtıyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Buna karşılık, toplam fiili giderler 1,388 trilyon riyal (370,2 milyar dolar) olarak gerçekleşti. Bu giderler, vatandaşların refahını artırmak amacıyla sağlık ve eğitim gibi hayati sektörlere yönlendirildi.

Krallık, 276,6 milyar riyal (73,7 milyar dolar) mali açık kaydetmesine rağmen, projelerin sürdürülebilirliğini sağlayan iyi düşünülmüş finansman stratejileri sayesinde 399 milyar riyal (106,4 milyar dolar) tutarındaki devlet rezervlerini korudu.

2026 bütçesi ise Krallık’ın dönüştürücü projelerini tamamlamaya odaklanarak, sürdürülebilirlik yaklaşımını öncelemektedir.

 

*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir

Şarku'l Avsat'ın haberlerine ulaşmak için tıklayın

Güçlü ekonomik ivme korunurken mali disiplin sürdürülüyor
Salı, Şubat 24, 2026 - 17:15
Main image: 

<p>Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad / Fotoğraf: SPA</p>

related nodes: 
Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim
Tahran, diplomatik faaliyetler sürerken Washington'a saldırı konusunda uyardı
Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu
Type: 
SEO Title: 
Suudi Arabistan'ın 2025 bütçesi: Petrol dışı gelirlerde tarihi artış
copyright Independentturkish: 

Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

Irak’ta yeni bir hükümet kurmak için aday olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, dün Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, Washington'ın muhalefetine rağmen adaylıktan çekilmeyeceğini açıkladı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Dün Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan Maliki, “Geri çekilmeye niyetim yok, çünkü ait olduğum ülkeyi, onun egemenliğini ve iradesini saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Çoğunluğu İran'a yakınlığıyla bilinen Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ittifakının kendisinin adaylığı üzerinde anlaşmaya vardığını belirten Maliki, “Dolayısıyla bu makama saygı duyduğum için geri çekilmeyeceğim. Birçok açıklamada geri çekilme olmayacağını söyledim. Sonuna kadar gideceğim” şeklinde konuştu.

Öte yandan ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Bağdat'ta birkaç toplantı düzenledi ve geçici Başbakan Muhammed Şia es-Sudani ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Barrack, “Başkan (Donald) Trump'ın bölgede barış planına uygun bir gelecek inşa etme hedeflerini tartıştım. Irak ve halkının istikrarını teşvik edecek politikalar benimseyen etkili bir liderliğin varlığı, ortak hedeflere ulaşmak için çok önemli” ifadelerini kullandı.

 

*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir

Şarku'l Avsat'ın haberlerine ulaşmak için tıklayın

Tom Barrack, Bağdat'tan ‘istikrarı teşvik eden liderlik’ çağrısında bulundu
Salı, Şubat 24, 2026 - 17:15
Main image: 

<p>ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani / Fotoğraf: Irak Başbakanlık Ofisi</p>

related nodes: 
Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”
Dışişleri Bakanlığı'ndan Irak açıklaması: Fidan'ın İfadeleri çarpıtıldı
Type: 
SEO Title: 
Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim
copyright Independentturkish: 

Tahran, diplomatik faaliyetler sürerken Washington'a saldırı konusunda uyardı

İran, Cenevre'de üçüncü tur dolaylı müzakerelerin arifesinde, ABD'ye, ‘sınırlı’ olarak nitelendirilse bile herhangi bir saldırının bir saldırganlık eylemi olarak kabul edileceğini ve ‘kararlı ve katı’ bir yanıtla karşılanacağı uyarısında bulundu.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, herhangi bir saldırganlığın etkilerinin ‘tek bir ülkeyle sınırlı kalmayacağını’ söyledi. Garibabadi, gerginliğin tırmanmasını önleme çağrısında bulunurken Tahran, ‘geçici anlaşmaya’ varıldığı haberlerini bir kez daha yalanladı ve herhangi bir anlaşma için yaptırımların kaldırılmasında ısrarcı olduğunu vurguladı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Diplomatik kanallar aracılığıyla İran'ın olası bir yanıt vermesi bekleniyor. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin liderliğindeki müzakerelerle paralel olarak, Ali Laricani'nin Umman'ın arabuluculuğuyla Tahran'ın tutumunu iletmek üzere Maskat'a ziyaret edeceği bildiriliyor.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, İran'ı somut tavizler vermeye zorlamak için ‘hedefli bir saldırı’ yapmayı düşünürken, İran'ın buna uymaması halinde daha geniş çaplı bir saldırı seçeneğini de açık tutuyor. ABD’den gelen haberlere göre Trump, açık bir savaşı önlemek için nükleer ve balistik füze tesislerini hedef alan ‘uyarı’ niteliğinde bir saldırı tercih ediyor. Beyaz Saray çevreleri, özellikle seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte, herhangi bir askeri harekatın iç siyasi ve ekonomik maliyetler bakımından dikkatlice hesaplanacağını vurguluyor.

Öte yandan Washington, USS Gerald R. Ford uçak gemisinin Yunanistan'ın Girit adasına ulaşmasıyla bölgedeki askeri varlığını güçlendirdi.

Tel Aviv'de ise İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, İsrail'in ‘karmaşık günler’ ile karşı karşıya olduğunu belirterek, İsrail’in saldırıya uğraması halinde ‘hayal edilemeyecek’ bir yanıt vereceklerini söyledi.

 

*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir

Şarku'l Avsat'ın haberlerine ulaşmak için tıklayın

Trump hedefli saldırı düşünürken Netanyahu önümüzdeki günlerin ‘karmaşık’ geçeceğini öngörüyor
Salı, Şubat 24, 2026 - 17:15
Main image: 

<p>USS Gerald R. Ford uçak gemisi dün Girit adasının kuzeybatı kıyısındaki Souda Körfezi'nde bulunan deniz üssüne ulaştı / Fotoğraf: Reuters</p>

related nodes: 
İran'dan gelen tehditler üzerine Farsça yayın yapan "Manoto" kanalı Londra'dan yayınlarını askıya aldı
İran hükümeti: Herhangi bir yanlış hesaplamayı önlemek için tüm caydırıcı araçları kullanacağız
Trump, İran'ı vurup vurmayacağını özel temsilcisi ve damadına soracak
Type: 
SEO Title: 
Tahran, diplomatik faaliyetler sürerken Washington'a saldırı konusunda uyardı
copyright Independentturkish: 

Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad, Darfur bölgesinde ordu yanlısı “Ortak Güç”ün kontrolündeki Tine şehri çevresinde çatışmaların artması üzerine, çoğu insani yardımın geçtiği ünlü Adré geçişi de dahil olmak üzere Sudan ile sınırlarını kapattığını duyurdu ve topraklarına yönelik her türlü saldırıya karşılık vereceğini açıkladı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Dün gerçekleşen sınır kapatma kararı, ülkenin batısındaki son ordu yanlısı kale olarak kabul edilen bu sınır bölgesini kontrol altına almak için Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Müşterek Kuvvetler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Çad Enformasyon Bakanlığı yaptığı açıklamada, dünden (Pazartesi) itibaren ikinci bir duyuruya kadar sınır ötesi insan ve mal geçişlerinin kısıtlandığını bildirdi.

Bu sırada HDK, orduyla iş birliği yapan ve Sudan'da Cancavid güçleri olarak bilinen birlikleri yöneten Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal'in kontrolündeki Kuzey Darfur'daki Mustariha kasabasının kontrolünü ele geçirdi.

*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir

Şarku'l Avsat'ın haberlerine ulaşmak için tıklayın

Salı, Şubat 24, 2026 - 17:00
Main image: 

<p>Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular / Fotoğraf: Reuters</p>

related nodes: 
Etiyopya ve Sudan: Savaş ve bölgesel güvenliğin iç içe geçmesi
Sudan, dünyadaki en büyük yerinden edilme sayısını kaydetti
Sudan Başsavcısından 'iç savaş' bilançosu: 3 yılda 30 bin 267 kişi öldü
Type: 
SEO Title: 
Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu
copyright Independentturkish: 

Özgür Özel: Barış sağlanırsa sığınmacıların dönüşünün yolu açılır

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 6 Şubat depremlerinin üçüncü yıl dönümü dolayısıyla deprem bölgesine yönelik ziyaretlerini sürdürüyor. Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde bulunan Cilvegözü Sınır Kapısı’nda konuşan Özel, Suriye’de yaşanan gelişmelere, göç meselesine, ticarete ve bölgedeki güvenlik sorunlarına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.

“Suriye yıllarca çok büyük acılar çekti” diyen Özel, Suriye’de yaşananların Türkiye’ye ağır bir göç dalgası ve ciddi ekonomik maliyetler getirdiğini vurguladı. Uzun yıllar sınır kapılarının kapalı kalmasının Türkiye ekonomisini olumsuz etkilediğini belirten Özel, bu durumun ihracatı ve bölge ticaretini ciddi şekilde zayıflattığını söyledi.

Özel, CHP’nin geçmişten bu yana Suriye ile diyalogdan yana bir politika izlediğini hatırlatarak, “Suriye’nin barışını savunan, rejimle diyalogu ve kriz ortamının ortadan kalkmasını savunan bir parti olarak zaman zaman önemli sorumluluklar aldık. Üç kez heyetlerimiz gitti. Normal yollarla çözülemeyen bazı meseleler çözüldü, orada hapiste olan bir gazetecinin serbest bırakılmasını CHP’nin heyeti sağladı” dedi.

“Suriye’de herkes kendini birinci sınıf vatandaş hissetmeli”

Suriye’de son dönemde yaşanan gelişmelerin hem tedirginlik hem de beklenti yarattığını ifade eden Özel, CHP’nin Suriye’ye ilişkin temel yaklaşımını şöyle özetledi:

“Biz Suriye’de Türk’üyle, Türkmen’iyle, Kürt’üyle, Arap’ıyla, Sünni’siyle, Alevi’siyle, Dürzi’siyle tüm etnik, mezhepsel ve dini farklılıkların anayasal güvence altında olduğu, herkesin kendini birinci sınıf vatandaş hissettiği bir düzen istiyoruz. Toprak bütünlüğü olan, siyasi istikrarı sağlanmış, çatışmaların bittiği bir Suriye istiyoruz.”

Geçtiğimiz süreçte özellikle Lazkiye bölgesinde Arap Alevilerine yönelik saldırıların büyük acılar yarattığını vurgulayan Özel, bu olayların Türkiye’de yaşayan akrabaları da derinden etkilediğini söyledi. CHP milletvekillerinin ve parti yönetiminin bu konuda yoğun çaba sarf ettiğini belirten Özel, en üst düzeyde duyarlılık gösterdiklerini ifade etti.

Bu noktada kişisel bir vurgu da yapan Özel, şu ifadeleri kullandı:

“Anneannesi Selanik doğumlu, dedesi Üsküp ve Manisa doğumlu bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, Sünni kökenli bir yurttaş olarak söylüyorum: Hem Türkiye’deki hem Suriye’deki bütün Aleviler benim kardeşimdir, akrabamdır.”

“Akraba akrabanın kötülüğünü istemez”

Türkiye ve Suriye’deki halkların birbirleriyle akrabalık bağları olduğuna dikkat çeken Özel, “Türkiye’de yaşayan Araplar ile Suriye’deki Araplar kardeştir. Türkiye’deki Kürtlerle Suriye’deki Kürtler akrabadır. Hepimiz bu coğrafyanın insanlarıyız” dedi.

“Birinin canı yanıyorsa hepimizin canı yanar” diyen Özel, bu nedenle CHP’nin barıştan ve diyalogdan yana olduğunu vurguladı. Diyalog çağrılarının geçmişte eleştirildiğini ancak bugün gelinen noktada müzakerelerin sonuç verdiğini belirten Özel, son dönemde varılan mutabakatlardan memnuniyet duyduklarını söyledi.

“Eğer Suriye’de çatışma duracaksa, iç savaş olmayacaksa, barış olacaksa ve herkesin kardeşlik hukukuna dayalı bir anayasal güvencesi olacaksa buna kim niye karşı çıksın?” diye konuştu.

“Cilvegözü, Türkiye’nin 14 ülkeye açılan kapısı”

Reyhanlı’nın geçmişte yaşadığı acılara da değinen Özel, 11 Mayıs 2013’te Reyhanlı’da ve yine Cilvegözü Sınır Kapısı’nda düzenlenen saldırılarda hayatını kaybedenleri rahmetle andı. Terörün her türlüsünü kınadıklarını belirten Özel, kimlikler üzerinden yapılan ayrıştırmaların bu coğrafya için son derece tehlikeli olduğunu vurguladı.

Cilvegözü Sınır Kapısı’nın stratejik önemine dikkat çeken Özel, “Bu sınır kapısı Türkiye’nin 14 ülkeye açılan kapısıdır. Buradaki işlemlerin hızlı ve sorunsuz yürümesi sadece nakliyeciler için değil, Türkiye ekonomisi için de büyük önem taşır” dedi.

Vize uygulamalarına eleştiri

Özel, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına uygulanan 50 dolarlık kapı vizesini ticaret açısından sorunlu ve hakkaniyetsiz bulduklarını söyledi. Suudi Arabistan ile yaşanan vize sorunlarına da değinen Özel, transit ve ikili vize uygulamalarının ticareti fiilen engellediğini belirterek bu konuda adım atılması gerektiğini ifade etti.

“Barış olursa dönüş imkanları genişler”

Konuşmasının sonunda sığınmacı meselesine değinen Özel, Suriye’de barış ve huzurun sağlanmasının Türkiye’deki sığınmacıların geri dönüşü açısından belirleyici olacağını vurguladı.

Özel, “Hem Türkiye’ye hem Suriye’ye barış, kardeşlik, huzur diliyorum. Bu süreç başladığında Türkiye’deki sığınmacıların memleketlerine dönmesinin imkanları genişleyecektir. Önemli teşvik paketleriyle birlikte, Suriye’nin huzura kavuşması halinde zorunlu misafirlerimizin ülkelerine bir an önce ulaşmalarını temenni ediyoruz” dedi.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, konuşmasını Türkiye ve Suriye’nin barış içinde, el ele kalkınması temennisiyle tamamladı.

ANKA

Özgür Özel, Cilvegözü Sınır Kapısı’nda yaptığı açıklamada, Suriye’de barış ve anayasal güvence sağlanması halinde Türkiye’deki sığınmacıların ülkelerine dönüş imkanlarının genişleyeceğini söyledi
Çarşamba, Şubat 4, 2026 - 20:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
Özgür Özel: Barış sağlanırsa sığınmacıların dönüşünün yolu açılır
copyright Independentturkish: 

Merkez Bankası, Fiyat Gelişmeleri Raporu'nu yayımladı: Ocak ayında enflasyon artışında gıda ve hizmet fiyatları öne çıktı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 2026 yılının ilk Fiyat Gelişmeleri Raporunu yayımladı. Rapora göre, ocak ayında tüketici fiyat endeksi (TÜFE) yüzde 4,84 oranında artarken, yıllık enflasyon 0,24 puan azalışla yüzde 30,65 olarak gerçekleşti.

TCMB, çekirdek enflasyon göstergelerinde de gerilemeye dikkat çekti. Buna göre, B endeksinin yıllık değişim oranı 1,55 puan düşerek yüzde 30,11’e, C endeksinin yıllık değişim oranı ise 1,28 puan azalışla yüzde 29,80’e geriledi.

Sepet ve ağırlıklar güncellendi

Raporda, ocak ayında TÜFE’de tüketim sepeti sınıflaması ve baz yılının değiştirildiği, endeksin ağırlık yapısının güncellendiği belirtildi. Buna göre hizmet sektörünün endeks içindeki payı 7,4 puan artarak yüzde 38,4’e yükselirken, malların ağırlığı yüzde 61,6’ya geriledi. B ve C göstergelerinin ağırlıkları ise sırasıyla 5,2 ve 4,5 puan artırıldı.

Enflasyona katkıda gıda ve hizmet öne çıktı

Yıllık enflasyona katkılar incelendiğinde; enerji, temel mallar ile alkol-tütün ve altın gruplarının katkılarının azaldığı, buna karşılık gıda ve alkolsüz içecekler ile hizmet gruplarının katkılarının arttığı görüldü.
Rapora göre, enerji, temel mallar ile alkol-tütün ve altın gruplarının katkıları sırasıyla 1,07, 0,34 ve 0,24 puan azalırken; gıda ve alkolsüz içecekler 1,23 puan, hizmetler ise 0,18 puan artış gösterdi.

Mevsimsellikten arındırılmış verilerle aylık artışın önceki aya göre yükseldiği belirtilirken, B ve C göstergelerinde de aylık artışların hızlandığı kaydedildi. TCMB, bu görünümün enflasyonun ana eğiliminde döneme özgü bir yükselişe işaret ettiğini, üç aylık ortalamalar bazında ise sınırlı bir artış izlendiğini vurguladı.

Hizmet fiyatları aylık yüzde 7,39 arttı

Hizmet fiyatları ocak ayında yüzde 7,39 artarken, grup yıllık enflasyonu 3,76 puan düşüşle yüzde 40,23 oldu. Yıllık enflasyon haberleşme ve ulaştırma gruplarında yükselirken, diğer hizmet alt gruplarında geriledi.

Alt kalemlerde diğer hizmetler grubu aylık yüzde 9,74 artışla öne çıktı. Bu artışta sağlıkta yüzde 18,12, finansal hizmetlerde yüzde 14,78, eğitimde yüzde 6,61 oranındaki fiyat artışları etkili oldu.
Ulaştırma hizmetlerinde özellikle havayolu ile yolcu taşımacılığında yüzde 36,9’luk artış dikkat çekti. Lokanta-otel grubunda fiyatlar yüzde 5,86, haberleşmede yüzde 5,35 arttı. Kira fiyatları aylık yüzde 5,26 yükselirken, yıllık kira enflasyonu 5,06 puan azalışla yüzde 56,55’e geriledi.

Temel mallarda ılımlı seyir

Temel mal grubu fiyatları ocak ayında yüzde 0,51 arttı, grup yıllık enflasyonu yüzde 17,45’e geriledi. Dayanıklı tüketim mallarında fiyat artışı yüzde 2,91 ile hız kazanırken; otomobil, mobilya, beyaz eşya ve tüketici elektroniği fiyatları öne çıktı.
Giyim ve ayakkabı fiyatları mevsimsel etkilerle yüzde 4,83 gerilerken, diğer temel mallarda aylık enflasyon yüzde 2,40 olarak gerçekleşti.

Gıda fiyatlarında sert artış

Gıda ve alkolsüz içecekler grubu fiyatları ocak ayında yüzde 6,59 arttı. Grup yıllık enflasyonu 3,38 puan yükselerek yüzde 31,69’a çıktı. Raporda, yıllık enflasyonun işlenmiş gıdada gerilediği, buna karşılık işlenmemiş gıdada belirgin yükseliş yaşandığı vurgulandı. İşlenmemiş gıda fiyatları aylık bazda yüzde 11,79 artarken, sebze ve et fiyatları bu artışta belirleyici oldu.

Enerji fiyatları ise ocak ayında yüzde 2,29 arttı. Grup yıllık enflasyonu 4,85 puan gerileyerek yüzde 30,21 oldu. Bu artışta şebeke suyu tarifesindeki yüzde 7,32’lik ve elektrik fiyatlarındaki yüzde 3,04’lük yükseliş etkili oldu.

Üretici fiyatları da arttı

Yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) ocak ayında yüzde 2,67 arttı. Yıllık üretici enflasyonu 0,50 puan gerileyerek yüzde 27,17 olarak kaydedildi. Raporda, bu dönemde enerji fiyatlarının gerilediği, buna karşılık dayanıklı ve dayanıksız tüketim mallarında yüksek artışların görüldüğü ifade edildi.

AA

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın Ocak ayı Fiyat Gelişmeleri Raporu’na göre, tüketici fiyatları aylık yüzde 4,84 arttı. Aylık artışta gıda ve hizmet grupları öne çıkarken, yıllık enflasyon yüzde 30,65’e geriledi
Çarşamba, Şubat 4, 2026 - 19:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Merkez Bankası, Fiyat Gelişmeleri Raporu'nu yayımladı: Ocak ayında enflasyon artışında gıda ve hizmet fiyatları öne çıktı
copyright Independentturkish: 

Böcek ailesinin ölümüne ilişkin soruşturma kapsamında iddianame hazırlandı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, Fatih'te konakladıkları otelde fenalaşan Kadir Muhammet Böcek (6), Masal Böcek (3), anne Çiğdem Böcek ile baba Servet Böcek'in hastanede yaşamını yitirmesine ilişkin soruşturma tamamlandı.

Hazırlanan iddianamede, şüpheliler Serkan Kışı, Zeki Kışı, Doğan Cağferoğlu, Hakan Oğlak ve Muhammad Moeen Ud In Chıshtı'nın "bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma" suçundan 2 yıl 8 aydan 22,5 yıla kadar hapisle ayrı ayrı cezalandırılmaları istendi.

İddianamede Rustemsha Batyrov'un ise "taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma" suçundan 2 yıldan 15 yıla kadar hapsi talep edildi.

Öte yandan, şüpheliler Fatih Tektaş, Mahmut Keser, Fahri Mustafa Orel, Ercan Erdoğan ve Yusuf Dalkılıç hakkında "taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma" ile "taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olma" suçlarından, şüpheliler Doğan Cağferoğlu, Zeki Kışı, Serkan Kışı, Hakan Oğlak, Rustemsha Batyrov hakkında ise "taksirle yaralama" suçundan kovuşturmaya yer olmadığına dair ek karar verildi.

AA

Fatih'te anne, baba ve 2 çocuğun zehirlenme şüphesiyle tedavi gördükleri hastanede hayatını kaybetmesine ilişkin soruşturmada 6 şüpheli hakkında 2 yıldan 22,5 yıla kadar değişen oranlarda hapis istemiyle iddianame düzenlendi
Çarşamba, Şubat 4, 2026 - 18:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Böcek ailesinin ölümüne ilişkin soruşturma kapsamında iddianame hazırlandı
copyright Independentturkish: 

Türkiye ile Mısır arasında 7 anlaşma imzalandı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’nin huzurunda, iki ülke arasında askeri iş birliğinden sosyal politikalara kadar birçok alanda anlaşmalara imza atıldı
Çarşamba, Şubat 4, 2026 - 18:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Türkiye ile Mısır arasında 7 anlaşma imzalandı
copyright Independentturkish: 

ABD İran’dan ne istiyor?

Müzakere süreci devam ediyor.

Arka kapı diplomasisi aktif.

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani, müzakerelerde ilerleyiş var açıklaması yaptı.

Trump, İran’la krizin çözümlenmesi için Ankara’ya alan açılmasını istese de Devrim Muhafızları bunu istemedi.

Her sıkıntısında, her ağır darbe yediğinde yanında olan ve elinden tutan devletin Türkiye olmasına rağmen İran’daki Türkiye fobisi nedir?

Söylemleri ve eylemleri ile Türkiye karşıtlığı sergileyen Devrim Muhafızları kimdir?

Sondan başlayarak soruları cevaplamak gerekir.

Devrim Muhafızları muhafız sözlüğünün kelime anlamını tam karşılayan bir düzeneğe sahip 1979 inkılabı sonrasında oluşturulan Molla rejimini ayakta tutan paramiliter bir yapıdır.

İran’daki siyasi oluşumun merkezinde mevzilenen bünyesinde kara, hava ve deniz kuvvetleri barındıran ve düzenli orduya göre daha esnek ve hızlı hareket edebilen Devrim Muhafızlarının özel operasyon birimleri de mevcuttur. Özellikle, füzeler ve insansız hava araçları (İHA) gibi modern askeri teçhizata sahip olan Devrim Muhafızları İran Molla rejiminin içerideki ve dışarıdaki savunma mekanizmasının özünü oluşturan, devasa ekonomik güce sahip devlet politikalarının şekillenmesinde önemli rol oynayan ve kontrol mekanizmasını elinde tutan “Üst Kurum”dur.

Teorik olarak, Devrim Muhafızlarınına neden ihtiyaç duyulduğunu anlatmak için öncelikli olarak İran’ın İslam Devrimi ile birlikte oluşturulan yeni düzeninin kısaca anlatılması gerekiyor.

1 Nisan 1979 tarihinde kurulan İran İslam Cumhuriyeti, kendine özgü bir yönetim biçimine sahiptir. Anayasa’da, egemenliğin yasama, yürütme ve yargı organları tarafından, Devrim Rehberi’nin himayesi altında kullanılacağı kayıtlıdır.

Anayasa’ya göre Cumhurbaşkanı yürütmenin başıdır. Ancak iç ve dış politika önceliklerinin belirlenmesi ya da silahlı kuvvetlerin ve emniyet güçlerinin sevk ve idaresi yetkileri Devrim Rehberi’nin uhdesinde toplanmıştır.

Devrim Rehberi Velayet-fakih’in başıdır.

Velayet-i fakih, fakihin vesayet ve yönetim yetkisi anlamına gelmektedir.

Şii siyasal düşüncesinde dini ve siyasi otoriteyi birleştiren Yasama, Yürütme, Yargı’nın tek elde toplandığı ve konum olarak Allah’ın ve Peygamberin yerdeki temsilcisi olan makama verilen isim Velayeti Fıkıhtır.

Dolayısıyla İmam Humeyni’den sonra onun koltuğuna oturan ve 36 senedir söz konusu görevi yürüten Ayetullah Humeyni’n kurumların başında bulunan cumhurbaşkanı da dahil devlet erkini atama yetkisine sahip tek kişidir Hamaney...

İran, her ne kadar eski devlet geleneğine sahip ülke kimliğiyle övünse de aslında Humeyni Şah tarafından kurulmuş olan İran Devlet Ordusuna güvenmediği için kurdurduğu 120 bini aşkın askerin görev yaptığı Devrim Muhafızları, İslam Cumhuriyeti liderliğinin en önemli dayanağı konumunda.

Türkiye’den resmen nefret eden ve her fırsatta Türkiye’ye karşı ileri geri açıklamalar yapan İran’daki devlet içinde devleti temsil eden Velâyet-i fakîh düşüncesini destekleyenler ve Âyetullah Humeyni’nin şu görüşü salt bir teori olmaktan çıkararak, ilâhî ve insani tercih arasındaki makası kapatıp İslâm tarihinin kesintiye uğradığı yerden yeniden akmasını sağladığını iddia edenlerin beş yüz yıl İslam’ın bayraktarlığını yapmış olan Osmanlı’nın devamı olan Türkiye’ye yönelik tutumları ne yaman çelişkidir!

Oysa;

Âyetullah Humeynî, sömürge ve kültürel yozlaşmanın etkisindeki Müslüman halklara Büyük Osmanlı Devleti’ni hatırlatarak, bu devletin sancağı altında toplanan Müslümanların ülkelerini Batı’nın tasallutundan korumayı uzun süre başardığını, Batı’nın ancak bu devleti yıkabildikten sonra Müslümanlara hâkim olabildiğini söyler.  

Devrim Muhafızlarının sadece teorik değil ideolojik olarak mezhep üzerinden politika yürüttüğü ve halkı retorik olarak uyuttuğu, milletin boğazından kestiği lokmaları Ortadoğu’da vekil güçler üzerinden terör gruplarına harçladığı ve tüm iç dış siyasetini Türk(iye) düşmanlığı üzerinden yürüttüğü ortada.

Devrim Muhafızlarının ülkedeki bu kadar karışıklığa rağmen hala da stratejik kararları belirleyen en önemli güç olduğunun somut kanıtı İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ‘ın çok istemesine rağmen ABD ile İran arasındaki müzakere masasının İstanbul ‘da değil Umman’da kurulması yönündeki kararıdır.

Malum, son günlerde ABD ile İran arasında dozu artan ve hepimize savaş başladı başlayacak dedirten gelişmeler üzerine Türkiye, Katar, Mısır gibi bölge ülkeleri devreye girdi.

Türkiye ‘nin başından beri savaş çıkmaması yönünde yürüttüğü ciddi diplomatik müdahalesine hepimiz şahidiz.

İran, Türkiye’nin 534 km'lik kara sınırı ile bağlantısı olan komşu devlettir.

İran’a yönelik bir askeri müdahale Türkiye ‘yi tıpkı 1979 ‘da yaşandığı gibi başta göç olmakla ciddi bir takım güvenlik sorunlarıyla baş başa koyacaktır.

ABD ile yaşanmakta olan İran krizi sadece İran ‘ın problemi değil başta Türkiye ve Azerbaycan olmakla bölge ülkeleri için ciddi bir sorundur.

Bu sorunun en az zayiatla atlatılması için Türkiye elini taşın altına koymaya hazır olduğunu yoğun İran diplomasi mesaisi ile mertçe ortaya koysa da İran klasik biçimde namertlik yaptı.

İran’ın Türkiye’yi hala bölgedeki en önemli rakibi görmek hastalığından kurtulmadığını görüyoruz.

Azerbaycan politikasında, Suriye’de Irak’ta Yemen’de hep Türkiye’nin yanında değil karşısında olmayı tercih eden bir İran görüyoruz.

Ermenistan tarafından Azerbaycan topraklarının 30 yıllık işgali sürecinde Azerbaycan’daki camilerin tamamına yakınının yok edilmesine, talan edilmeyen iki caminin ise domuz ahırı gibi kullanılmasına rağmen ısrarla ehli Müslüm Azerbaycan’ın değil Hristiyan Ermenistan’ın yanında yer aldığına tanık olduk.

İran’ın "Direniş ekseni" adı altında Ortadoğu’da desteklediği militan yapıların bir çoğu Türkiye’nin bölge politikası ile zıddiyetli karakter içermektedir.

İran bölgesel işbirliği ve birlikte kalkınma yönünde Azerbaycan'ın önerdiği Türkiye’nin desteklediği 3+3 önerisini de tercih etmeyerek bölgede de dünya sahnesinde de Türk(iye) olmadan güçlü bir oyuncu olmak istiyor.

Bazı batılı uluslararası İlişkiler uzmanlarına göre "Antik İran, görkemli bir geçmişe sahip ve 12 asır boyunca Batı Asya'da hakim güçtü. İran, bölgesel ve küresel ilişkilerde önemli bir rolü hak ettiğine inanıyor. Zengin Fars sanat ve edebiyat kültürü de İran'ın büyük bir devlet ve güç olduğu algısını besliyor".

İçinde bulunduğumuz dünyanın ve bölgenin reelliği öyle söylemiyor ama..

Yanlış tercihleri nedeniyle İran hem siyasi hem iktisadi hem de sosyolojik anlamda ciddi bir buhranla cebelleşmektedir.

Halkın gözünü ateş açarak korkutmak yahut ülkenin içinde bulunduğu durumun tüm faturasını İsrail'e ABD’ye kesmek,ekonomik anlamda sürünen ve tümenin alım gücünün düşmesini protesto eden demokratik hak talebiyle sokaklara çıkan kalabalığı külliyen MOSSAD ajanı olarak lanse etmek -ki ister iktidar içinde isterse halk nezdinde MOSSAD’la işbirliği içinde olanlar da mevcut- İran’ın hazırdaki siyasal sistemini ne kadar ayakta tutabilir?

Dolayısıyla, İran, Türkiye’ye her zaman olduğundan daha çok ihtiyacı olduğu bir dönemden geçiyor.

İran’dan hem Ortadoğu'da ABD adına vekâlet savaşı yürüten İsrail hem de Amerika’nın isteklerini sansürsüz dillendiren "özünde emlakçı" Trump ne istiyor?

İran’dan tüm nükleer programını ortadan kaldırılması isteniliyor.

Zenginleştirilmiş uranyumun üçüncü bir ülkeye verilmesi isteniliyor.

İran’ın balistik füze programını durdurulması, füzelerinin menzilini azaltmasını ve özellikle İran füze menzilinin İsrail’i tehdit edecek menzilin gerisinde tutulması isteniliyor.

İran’ın bölgedeki vekil örgütlerden (özellikle İsrail için tehlike arz edenlerden) desteğini tamamen çekmesi isteniliyor.

Bölgedeki vekil güçlerle ideolojik askeri doktrinel her türlü ilişkinin sonlandırılması isteniliyor.

İran, bunları kabul ederse 47. yıllık Molla rejimi çöker.

Peki Türkiye ne istiyor?

Her şeyden önce Türkiye bölgenin yeni bir savaşa sürüklenmesini kesinlikle istemiyor.

ABD-İran savaşının önlenmesi için etkili bölgesel aktörlerle istişareler yürütmeye hazır olduğunu ifade eden Türkiye İran’la ABD arasında arabuluculuk yapmak istiyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan merkezli Şarku'l Avsat Gazetesine verdiği mülakatta, bölgesel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde “bölgenin değerlerini, kimliğini, geçmişini ve geleceğini kavrayamayan senaryolar, bölgeye daha fazla acı ve trajedi getirecek, güvenlik ve barışı tesis etmeyecektir. “diyerek, Gazze, Irak, Suriye ve Afganistan’da bu tür senaryoların hafızalarımıza kazınmış yaralar ve trajediler bıraktığından hareketle aynı acıların tekrar edilmemesi için Türkiye’nin barış için inisiyatif kullanmak istediğini açıkladı.

Sorunların diyalog, akıl, bilgelik ve sağduyu yoluyla çözülmesi gerektiğine dikkat çeken Erdoğan, "İran’a karşı herhangi bir askerî müdahaleyi her platformda reddettiğimizi ifade ettik. Muhataplarımıza, gerilimi tırmandıracak her türlü adımdan kaçınılmasının gerekliliğini vurguluyoruz" dedi.

Türkiye,savaşı tetikleyebilecek her türlü adıma karşı durmaya devam ederek bölgede güvenlik ile barışın tesis edilmesi ihtimalini güçlendiren her girişimi desteklediğini yürüttüğü akıllı diplomatik hamlelerle ortaya koymaktadır.

Ayrıca, İran’a olası bir dış müdahalenin hadsiz İsrail’i daha da palazlandırması aşikardır.

İran’la ABD arasında her zaman bir arka kapı diplomasisi olmuştur.

Türkiye’nin böyle bir ortamda arabuluculuk gibi kıymetli bir misyonu üstlenmesinden en fazla İran’ın hoşnut olması gerekirken son dakika Tahran’ın İstanbul’u değil Umman’ı tercih etmesi ucuz kahramanlık ve şoven Fars milliyetçiliğinin içi boş ego tatmini dışında bir şey değil!

Müzakere mekanizması devam ediyor.

Tarafların dillileri sertleşir!

Her iki taraf da hodri meydan diyor.

İran için ABD’nin taleplerine boyun eğmek 47 senedir ayakta tuttuğu rejimi fes etmek demektir!

Savaş, bizim tahminlerinizden çok daha fazla bir noktaya evirilebilir.

İran Venezuela, Hamaney’de Maduro değil.

Rehbere bağlı muazzam bir askeri siyasi ve ekonomik güç bileşenlerinden müteşekkil güç var.

İran’da devlet içinde devlet var.

İki başlılık var.

Çok katmanlı bir yapı var.

Hala İslam Devrimi’ne sadık olan inanmaya devam eden kitleler var.

Ekonomik ağlarla sarmallınmış büyük paraların döngüsü yapılan ve sakal tıraşı olursa ecnebi patentiyle karşımıza çıkacak muazzam bir zengin zümre var!

Dolayısıyla İmam Humeyni’den sonra onun koltuğuna oturan ve 36 senedir söz konusu görevi yürüten Ayetullah Hamaney'den ibaret değil rejim, çok bileşenleri var.

İran sosyolojisini bilmeyenlerin anlamakta ve anlatmakta çok zorlanacağı bir ülkedir İran.

Sistem, kendisini sağlama almak için tutunmak için her ne kadar önlem alsa da içeriden çürümenin başladığının farkına varmalıdır.

Bu anlamda Musevi’nin açıklaması çok önemliydi.

Mir Hüseyin Musevi 15 senedir ev hapsinde olan Devrimin A Takımından önemli bir isim ve İran’ın son başbakanıdır.

İran’da yaşanan son olaylardan sonra bir açıklama yaparak rejimin silahları bırakarak hakimiyeti terk etmeye davet etti.

Bu sıradan bir çağrı, bir muhalifin açıklaması değil rejimin meşrutiyetini zayıflatan toplumsal kırılmadır.

Molla rejimi tüm gizli gündem ve Güney Azerbaycan nedeniyle içindeki öfkeyi bir tarafa atarak Türkiye başta olmakla bölge ülkeleri ile dindaşlık (mezhepçilik değil!) aidiyeti doğrultusunda acil işbirliği zorunluluğunu idrak etmeli gerekli sorumluluğu üstlenmelidir.

Bölgede yaşananlar bize kendi aralarında temel ve nihai bir güven oluşturma ihtiyacını dikte ediyor.

Bu anlamda Türkiye Dışişleri Bakanı Fidan tarafından dillendirilen “Bölgemizdeki sorun, bölgedeki ulus devletler arasındaki güven eksikliği. Uluslarımız arasındaki güveni artırmayı başarabilirsek, bu istikrar ve barış getirmeye yardımcı olacak. Tahakküm olmayacak, ne Türk tahakkümü ne Arap tahakkümü ne Fars tahakkümü ne de başka bir tahakküm... Bölgesel ülkeler, bir araya geliyor ve sorumlu davranıyor... Avrupa Birliği'nin sıfırdan bugüne kadar nasıl bir yapı oluşturduğuna bir bakın. Neden biz yapamayalım?" sorusunun zamanlaması çok önemlidir.

İran’ı denizden çevrelemeye çalışan bir Amerikan donanması var.

İran’ı Deniz Kuşatmasına alarak Hürmüz Boğazı gibi önemli bir noktadan dünyanın en önemli enerji geçit hattını ele geçirerek hem İran’ın petrol ihracatını hem de petrol satışından elde ettiği karı engellemek isteyen böylece İran’ı ekonomik bir darboğaza sürüklemek isteyen bir ABD ve İsrail var ki bu da ekonomik sıkıntı yaşayan halkın topluca ayaklanmasına sebep olacaktır.

Diğer taraftan tüm bunların olmaması için çaba gösteren ve İran’a dış müdahale yapılmadan sorunların çözümlenmesi halkın talepleri doğrultusunda acil önlemler alınması konusunda komşu devlet olarak el vermeye hazır olan bir Türkiye var.

Son bir olasılık üzerinde durmak istiyorum. İran rejimi ABD tarafından daha önce İsrail’in gerçekleştirdiği yöntemle (yatak odalarında öldürülen ordunun A takımı) düşürülür mü?

Şu soruya halihazırda CIA ve MOSSAD da dahil olmakla kimse net bir cevap veremiyor.

Savaşın konsepti de öngörülmüş değil.

İran, en kırılgan dönemini yaşasa da balistik füzeleri ile İsrail’e çok rahat saldırma gücünü kaybetmiş değil.

Ayrıca rejimi yaşatmak için İran’ın, bölgeyi kana bulamayı göze aldığını Hamaney ’in açıklamasıyla ortaya koydu.

İran’ın 47 sene boyunca bölgede desteklediği tüm vekil güçleri seferber ederek savaşa sokacağından kimse şüphe etmesin.

Irak'ta, Gazze’de Yemen’de vs. yerlerde operasyonel olarak İran’ın desteklediği tüm vekil örgütleri devreye girer.

İran’ın bölge ülkelerini de tehdit ederek ABD'ye üs kullandıracak her ülke meşru hedefinizdir açıklamasını unutmayalım.

'Cehenneme giden kendisine yoldaş arar' misali İran batacağını görünce komşularını da batırmak ister.

İran, mevcut rejimin devamı için kendi halkına silah doğrultan ve sayıları 7 bin ile 40 bin arasında değişen rakamlarla ifade edilen bir katliamı gözünü kırpmadan gerçekleştiren ülkedir.

Dolayısıyla ABD gibi Körfez ülkeleri de dünyanın en önemli enerji geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı'nın İran tarafından son çare olarak işlevsiz hale getirilmesi senaryosunun ve bunun doğuracağı ağır ekonomik sorunların farkındadır.

İran’ın Hürmüz Boğazı'na olası bir müdahalesi sadece bölgesel sorun yaratmakla kalmaz küresel ekonomik buhranı kaçınılmaz kılar ki bunun beraberinde siyasi krizler yaratacağı öngörülür olasılıktır.

Özetle, ABD ile yaşanmakta olan İran krizi sadece İran'ın problemi değil başta Türkiye ve Azerbaycan olmakla bölge ülkeleri için ciddi bir sorundur.

En temel isteğimiz nüfuzunun yarısından fazlası soydaşlarımızdan müteşekkil 550 km kare ile sınırdaş olduğumuz ve Kasr-ı Şirin Antlaşmasından (17 mayıs 1639) günümüze değin barış içerisinde komşuluk ilişkilerini sürdürdüğüm İran’ın en kısa zamanda dahildeki ve hariçteki sorunları savaş olmadan suhuletle çözmesidir.

Mukaddes İslam dinini kurduğu rejimin adında yaşatan İran İslam Cumhuriyetinden beklentimiz İslam’da var olanİ

Tefakkuh (derin kavrayış), Tefekkür (ince düşünme), Tezekkür (hatırlama), Teakkul (akıl yürütme) ve Tedebbür (tedbir alma) gibi insanın bilgiyi davranış kalıplarına dönüştürme sürecinin hakkını vermesidir.

Çünkü fıkıh, bilgiden davranış kuralları çıkarma yeteneğidir, mezhep kavgası aracı değildir.

İran, ülkesinin "Turan" olma korkusunu bir an önce yenmeli ve viran olmadan önlem almalıdır.

Türkiye’nin arabuluculuğu ve Türkiye ile iş birliği İran için batmakta olan geminin yaklaşabileceği son limandır.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Prof. Dr. Aygün Attar, Independent Türkçe için yazdı
Çarşamba, Şubat 4, 2026 - 17:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: Reuters</p>

Type: 
SEO Title: 
ABD İran’dan ne istiyor?
copyright Independentturkish: 

ABD ile Rusya arasında bu gece süresi dolacak nükleer silahları sınırlama anlaşması neden önemli?

Dünyanın nükleer savaşa en yaklaştığı an olarak kabul edilen 1962 Küba krizinden sonra birbiriyle örtüşen anlaşmalar ile nükleer silahların denetim altına alındı ve tekrar bir nükleer kriz yaşanmasının önüne geçildi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Uzlaşıya varamamaları halinde dünyanın en büyük iki nükleer gücü olan ABD ve Rusya, elli yıldan uzun bir süredir ilk defa nükleer silah sınırlamalarına tabi olmayacaklar.

Anlaşma neyi kapsıyordu ve kim imzaladı?

Savaş çıkması halinde hasım ülkelerin siyasi, askeri ve sanayi merkezlerini hedef almak için kullanacakları stratejik nükleer silahların sayısını sınırlandıran New START anlaşması ülkelerin kullanıma hazır nükleer başlık sayısını 1,550 ile sınırlandırıyor.

New START, 2010'da ABD eski Başkanı Barrack Obama ve ve dönemin Rusya Devlet Başkanı Dmitry Medvedev arasında imzalandı. Anlaşmanın imzalandığı dönemde ABD ve Rusya ilişkilerini "yeniden kurma" kararı almış, anlaşma, imzalanmasından bir yıl sonra yürürlüğe girmişti

Anlaşmanın ihlali nasıl önleniyordu?

Anlaşmaya göre, taraflar karşı ülkenin nükleer başlıklarını yerinde incelebiliyorlardı. Ancak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin 2023'te, ABD'nin Ukrayna'ya desteğini gerekçe göstererek COVID pandemisi sırasında durdurulan denetim sistemi tamamen askıya aldı. Taraflar, karşılıklı denetimler dursa da anlaşma kapsamında belirlenen nükleer başlık sayısı kısıtlamalarına uyacaklarını taahhüt etti.

Anlaşma neden uzatılmıyor?

Anlaşma, imzalanan metine göre sadece bir kez uzatılacaktı ve ABD'de Joe Biden'ın 2021'de göreve başlamasından hemen sonra uzatıldı.

Putin Eylül'de tarafların gayriresmi olarak nükleer başlık kısıtlamasına bir yıl daha uymasını istedi. ABD Başkanı Donald Trump henüz bu çağrıya yanıt vermedi.

Trump, anlaşma sonlanırsa daha iyi bir anlaşma sağlayacağını söyledi. Ancak uzmanlara göre yeni bir anlaşmanın sağlanması uzun ve zorlu müzakereleri gerektirebilir. Ayrıca, yapılacak yeni bir anlaşmanın kısa ve orta menzilli füzelerin yanı sıra Rusya'nın yeni geliştirdiği Burevestnik seyir füzesi ve Poseidon torpido füzesi gibi farklı sınıf silahları da kapsaması gerekebilir.

Anlaşma sonlanırsa ne olur?

Sovyet silahlarının 1962'de Küba'ya yerleştirilmesi sırasında çıkan krizin ardından taraflar arasında sağlanan çeşitli silahlanma kısıtlama anlaşmaları, New START'ın da süresinin dolmasıyla sonlanacak.

Ukrayna'daki savaşın devam ettiği ve Ortadoğu'da gerilimin tırmandığı bir dönemde New START'ın sonlanmasıyla nükleer silahlanmaya yönelik 50 yıldan uzun süredir devam çeşitli kısıtlamalar bitmiş olacak.

Uzmanlar nükleer silahların sınırlandırılmasına yönelik anlaşmaların sayısal kısıtlamaların ötesinde silahlanma yarışının kontrolden çıkmasını engelleyen istikrarlı ve şeffaf bir çerçeve sağladığına dikkat çekiyorlar.

Ancak uzmanlar tarafların nükleer silah kabiliyetlerini bir kısa sürede artıramayacağını, değişimin bir yıla yakın bir süre içinde başlayabileceğini söylüyor. Uzun vadede ise tarafların silah sayılarını artırmasından endişeleniliyor.

 

Reuters

ABD ile Rusya'nın karşılıklı olarak nükleer silahlanmayı sınırlandırmak için imzaladığı ve "New START" olarak bilinen anlaşmanın süresi yarın dolacak
Çarşamba, Şubat 4, 2026 - 16:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: Reuters</p>

related nodes: 
Rusya, Belarus’a nükleer füze yerleştiriyor
Çin, nükleer füzyonda imkansız sanılan rekoru kırdı
Rolls-Royce'un Ay nükleer reaktörü projesi neden durdu?
Type: 
SEO Title: 
ABD ile Rusya arasında bu gece süresi dolacak nükleer silahları sınırlama anlaşması neden önemli?
copyright Independentturkish: 

Ünlü şarkıcıyı biyografik filmde kimin canlandıracağı belli oldu

Meryl Streep'in, birkaç yıldır geliştirilme aşamasındaki yeni biyografik filmde Joni Mitchell'ı canlandıracağı doğrulandı.

Rolling Stone'un haberine göre Cameron Crowe'un yöneteceği filmde Streep'in rol alacağını, plak şirketi yöneticisi Clive Davis, Los Angeles'ta düzenlediği yıllık Grammy öncesi partisinde doğruladı. Cumartesi günü Beverly Hilton'da düzenlenen etkinlikte Mitchell'ı takdim ederken bu haberi duyuran Davis, aylar süren spekülasyonlara noktayı koydu.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Proje yıllardır tartışılsa ve ana karakter için birkaç oyuncu aday gösterilse de başrol ilk kez resmen onaylandı.

The Independent cevap hakkı için Streep, Crowe ve Mitchell'in temsilcileriyle temasa geçti.

Crowe, sanatçının hayatı ve kariyerini konu alan bir film üzerinde Mitchell'la birlikte çalıştığını ve filmin dışarıdan bir biyografik perspektifle değil, Mitchell'ın kendi bakış açısından anlatılacağını ilk kez 2023'te duyurmuştu. Şöhrete İlk Adım'ın (Almost Famous) yönetmeni Ultimate Classic Rock'a verdiği röportajda, "Bu Joni'nin hayatı, başka birinin merceğinden görünmüyor. Onun merceğinden görünüyor. Onun hayatına etki eden karakterler var, bazılarını biliyorsunuz ve çoğunu bilmiyorsunuz" demişti.

Şarkıcı-besteciyi Streep'in canlandıracağına dair söylentiler ilk kez Temmuz 2024'te ortaya atılmıştı. Anya Taylor-Joy'un adı da gündeme geldi ve Mitchell'ın gençlik yıllarına hayat vereceği yönünde spekülasyonlar yapılsa da bu oyuncu seçimi henüz doğrulanmadı.

Jimmy Fallon'ın Tonight Show programına geçen yıl konuk olan The Housemaid yıldızı Amanda Seyfried, santur çalarak Mitchell'ın 1971 yapımı klasiği California'yı kusursuz entonasyonla seslendirmişti. Bu performansın hemen ardından, Seyfried'ın 81 yaşındaki müzik ikonunu canlandırma yarışına girdiğine dair spekülasyonlar başlamıştı.

Daha sonra bu söylentileri yalanlayan Seyfried, "bunun bir seçme olmadığını" vurgulamış ve "genç Joni'yi oynamak için çok ama çok yaşlandığına" emin olduğunu söylemişti.

Konuşulan bir diğer isim ise, 2012'de Sheila Weller'ın Girls Like Us kitabının film uyarlaması için ilk düşünülen kişi olan Taylor Swift'ti. Kitap, Mitchell'ın 1970'lerdeki çağdaşları Carly Simon ve Carole King'le birlikte müzik dünyasına etkisini inceliyor.

2014'te Mitchell, projeyi bilinçli biçimde "rafa kaldırdığını" öne sürmüş, daha sonra da Swift'in müziğini "hiç dinlemediğini" söylemişti.

New York Magazine'e göre Mitchell, "Onu gördüm. Fiziksel açıdan benzer şekilde dar kalçaları ve çıkık elmacık kemikleri var. Onu neden seçtiklerini anlayabiliyorum" demişti. 

Müziğinin nasıl olduğunu bilmiyorum ama şunu biliyorum: Eğer beni canlandıracak ve şarkı söyleyecekse, iyi şanslar dilerim.



*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

independent.co.uk/arts-entertainment

Independent Türkçe için çeviren: Büşra Ağaç

Filmin yönetmenliğini Cameron Crowe üstlenecek
Çarşamba, Şubat 4, 2026 - 16:00
Main image: 

<p>Meryl Streep'in, yaklaşan biyografik filmde Joni Mitchell'ı canlandıracağı doğrulandı (AP)</p>

related nodes: 
Ünlü yönetmenden Meryl Streep'e açık davet: "Bize katıl"
Şeytan Marka Giyer 2'nin fragmanındaki ayrıntı gözlerden kaçmadı
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Ünlü şarkıcıyı biyografik filmde kimin canlandıracağı belli oldu
copyright Independentturkish: 
original url: 
https://www.independent.co.uk/arts-entertainment/music/news/meryl-streep-joni-mitchell-biopic-b2913482.html

AYM, Anadolu Ajansı'nın 2019 yerel seçim sonuçlarını aktarırken veri akışını kesmesini hak ihlali saydı

Anayasa Mahkemesi, Anadolu Ajansı’nın (AA) 2019’daki yerel seçim sonuçlarını abonelere aktarırken yapılan veri kesintisini, hak ihlali saydı. KRT Televizyonu’nun yaptığı bireysel başvuruda, seçim yayınını kesen AA’nın, “edimini gecikmeli ifa ettiği ve bu yönüyle kusurlu olduğu” sonucuna varan Yüksek Mahkeme, “Ayrıca veri akışındaki yaklaşık 13 saatlik kesintinin oy sayımının en kritik aşamalarında yaşandığı, bu durumun başvurucunun yayıncılık faaliyetini etkileyebilecek nitelikte olduğu da açıktır” tespitini yaptı.

Anayasa Mahkemesi’nin kararına göre, KRT Televizyonu ile Anadolu Ajansı Türk A.Ş. (AA) arasında 2019 Mahallî İdareler Genel Seçimleri Seçim TV Ekranı Abonelik Sözleşmesi imzalandı.

AA ,sözleşmede öngörülen seçim TV ekran bedeli karşılığında yayınlayacağı seçim TV ekranının internet üzerinden sözleşmede abone sıfatı ile anılan başvurucuya iletme edimi altına girdi. Sözleşmede ayrıca başvurucuya bu verileri yayımlama hakkı da tanındı.

AA ile seçim gecesi yayını için sözleşme yapıldı

Başvurucu, bu kapsamda AA'ya sözleşmede öngörülen 2 bin 500 TL ve bunun katma değer vergisi bedelini ödedi.

2019 yerel seçimleri gecesi oy sayımının kritik bir aşamaya ulaştığı saatlerde veri akışının durduğunu belirten başvurucu, bu durumun yayının izlenebilirliğini azalttığını, güvenilirliğini sarstığını ve ticari itibarına zarar verdiğini ifade etti.

Tazminat davası açtı, YSK Başkanının açıklamasını hatırlattı

KRT, 12 Nisan 2019’da, AA aleyhine, sözleşmeye aykırılık nedeniyle tazminat davası açtı. Dava dilekçesinde, aynı gün Yüksek Seçim Kurulu Başkanı tarafından yapılan açıklamaya da yer veren başvurucu, "AA benim müşterim değil. Nereden alıyor bilmiyorum. AA akşam doksanları gösterdiğinde ben sisteme yeni daha tarayıp girmeye başlamıştım. Dolayısıyla ben AA'ya herhangi bir bilgi servisi yapmıyorum. Benim üzerimden bir polemik yaratılmasın. Biz tarandığı andan itibaren sisteme elverişli tüm siyasi partilere sonuçları tarayarak veriyoruz. Şu an itibarıyla yüzde 80'in üzerinde sandık sonuç tutanağını, sayım döküm cetvelini, ilçe birleştirme tutanaklarını siyasi partilerle paylaştık. Bugün öğleye doğru da büyük oranda itiraza uğramayanları paylaşırız" şeklinde beyanlarda bulunulduğunu belirtti.

Bir basın kuruluşu olarak haber verme hakkının ihlal edildiğini öne süren KRT, AA'ya ödenen sözleşme bedelinin alınamayan hizmet oranında tarafına iade edilmesini talep etti.

Mahkeme bilirkişi incelemesi yaptırdı

Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde görülen davada, mahkeme dosyayı, bir mali müşavir ve bir bilgisayar mühendisinden oluşan iki kişilik bilirkişi heyetine iletti.

Bilirkişi, AA’nın “siber saldırı” gerekçesinin teknik olarak saptanamadığını raporladı. Bilirkişi raporunda, AA’nın, "siber saldırı altında olması nedeniyle veri akışını gecikmeli sağladığı ve bunun mücbir sebep teşkil ettiği" yönündeki iddiası incelendi ve AA’nın bu iddiasının teknik olarak saptanamadığı ifade edildi.

Mahkeme kesin olarak reddetti

Mali yönden yapılan değerlendirmede ise başvurucunun AA'dan aldığı hizmetin gecikmeli de olsa ifa edildiği ve tespit edilebilir somut bir zararının bulunmadığına karar veren Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, 12 Kasım 2021’de davayı kesin olarak reddetti.

KRT, dosyayı AYM’ye taşıdı

KRT televizyonu,  davanın kesin olarak reddedilmesinin ardından gerekçeli kararın yazılmasını beklemeden 13 Aralık 2021’de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu. AA'nın sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle kamuoyunun haber alma hakkının ve haber verme hürriyetinin ihlal edildiğini iddia eden KRT, oy sayımının kritik bir aşamaya ulaştığı saatlerde veri akışının durduğunu, bu durumun yayının izlenebilirliğini azalttığını, güvenilirliğini sarstığını ve ticari itibarına zarar verdiğini ifade etti.

Mahkeme tarafından uyuşmazlığın eksik ifa olarak nitelendirildiğini ancak bu tespitin hatalı olduğunu belirten başvurucu, adil yargılanma hakkı ile ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürdü.

AYM ihlal verdi, “yeniden yargılama yap” dedi

Yüksek Mahkeme, Anayasa'nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin ifade ve basın özgürlüklerinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesine gönderdi. Başvurucuya net 2.500 TL manevi tazminat ödenmesine de hükmedildi.

Gerekçeden: Siber saldırı sebebi doğrulanamadı

Anayasa Mahkemesi’nin gerekçesinde, somut olayda bilirkişi raporunda, AA'nın seçim gecesi veri akışını sözleşmede öngörülen şekilde sağlayamamasının siber saldırı altında olması sebebine dayandığı hususundaki iddiasının teknik olarak doğrulanamadığının belirtildiği vurgulandı.

Gerekçede, “Bu doğrultuda davalının edimini gecikmeli ifa ettiği ve bu yönüyle kusurlu olduğu hususunun dosya kapsamından anlaşıldığı görülmektedir. Ayrıca veri akışındaki yaklaşık 13 saatlik kesintinin oy sayımının en kritik aşamalarında yaşandığı, bu durumun başvurucunun yayıncılık faaliyetini etkileyebilecek nitelikte olduğu da açıktır. Buna rağmen Mahkemenin; kesintinin süresi, gerçekleştiği zaman dilimi, yayın faaliyetinin niteliği ve seçim sonuçlarının kamuoyu bakımından taşıdığı önem gibi başvurucunun edimin gecikmeli ifası sebebi ile ortaya çıkan zarara yönelik iddialarını gerekçeli kararda tartışmaksızın, yalnızca somut zararın kesin olarak ortaya konulamadığı gerekçesiyle davayı reddetmiş olduğu anlaşılmaktadır" denildi.

“Mahkeme iddiaları tartışmadan sonuca ulaşmıştır”

Mevcut başvuruda, Mahkeme tarafından ortaya konulan ret gerekçesinin, uyuşmazlığın temelini oluşturan maddi ve hukuki sorunları değerlendirme bakımından ilgili ve yeterli olmadığının anlaşıldığı vurgulanan gerekçede, “Zira Mahkeme, davalının edimi kritik bir anda gecikmeli olarak ifa ettiğine ilişkin tespitleri, bu gecikmenin sebebi ile oluşan kusuru ve gecikmenin başvurucunun basın faaliyeti üzerindeki etkilerine yönelik iddiaları tartışmadan sonuca ulaşmıştır. Bu çerçevede Mahkemenin başvurucunun ifade ve basın özgürlükleri ile davalının sözleşmeden kaynaklanan hak ve yükümlülükleri arasında adil bir denge kurduğundan söz edilemeyeceği değerlendirilmiştir. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir” denildi.

AA’nın İmamoğlu'nun öne geçmesi üzerine seçim sonuçlarını aktarmayı kestiği iddia edilmişti

İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerinde CHP adayı Ekrem İmamoğlu ile AK Parti adayı Binali Yıldırım arasında büyük çekişmenin yaşandığı 2019 yerel seçimleri sırasında Anadolu Ajansı'nın, İmamoğlu'nun öne geçmesi üzerine seçim sonuçlarını aktarmayı kestiği iddia edilmişti. 13 saati bulan veri kesintisi büyük tartışmalara neden olmuş, AA yönetimi gece yarısı "YSK'dan veri akışı olmadığı için yayın veremiyoruz" şeklinde açıklama yapmıştı. Dönemin YSK Başkanı Sadi Güven'in bu açıklamayı yalanlaması, AA'ya yönelik tepkileri arttırmıştı. Ajans ile veri yayını sözleşmesi yapan televizyon kanalları da izleyicilerine AA verilerini uzun süre aktaramamıştı. Bu nedenle itirazlarını dile getiren televizyon kanalları arasında bulunan KRT televizyonu, konuyu yargıya taşımıştı.

 

ANKA

AYM, “Veri akışındaki yaklaşık 13 saatlik kesintinin oy sayımının en kritik aşamalarında yaşandığı, bu durumun başvurucunun yayıncılık faaliyetini etkileyebilecek nitelikte olduğu da açıktır” tespitini yaptı
Çarşamba, Şubat 4, 2026 - 15:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA (Arşiv)</p>

Type: 
SEO Title: 
AYM, Anadolu Ajansı'nın 2019 yerel seçim sonuçlarını aktarırken veri akışını kesmesini hak ihlali saydı
copyright Independentturkish: 

MHP'li Yıldız'dan "Öcalan" ve "Demirtaş" açıklaması: Cumhur İttifakı'nın bu konularda en ufak bir aykırı düşüncesi yok

Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nda grubu bulunan siyasi partilerin temsilcilerinden oluşturulan yazım ekibi, ortak rapor hazırlanması için beşinci kez TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un başkanlığında toplandı. Yıldız, toplantıya gelişinde gazetecilerin sorularını yanıtladı. 

MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, bu görüşmenin son toplantı olup olmayacağına ilişkin "Belli olmaz. Bir girelim, toplanalım. Mümkün. Sondan bir önceki olabilir" dedi. Yıldız, "Bir mutabakat söz konusu mu? Özellikle kayyum konusunda" şeklindeki soruya ise "Baştan beri mutabıkız" diye yanıtladı.

HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın tahliyesi konusunda bir mutabakat olup olmadığının sorulması üzerine de Yıldız, "Demirtaş'ın tahliyesine mahkemeler karar verir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına ve Anayasa Mahkemesi kararlarına uymak lazım. Eğer Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir ihlal gördüyse, tahliye konusunda da bir beyan varsa, elbette tahliye edilmesi lazım. Liderimiz dün grup toplantısının son kısmında gerekli açıklamayı yaptı. Hepsini toparladı. Tüm süreci özetleyen bir açıklamaya yaptı. Bunun üzerine bizim açıklama yapmamıza gerek de yok aslında" değerlendirmesinde bulundu.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Yıldız, "Yasal düzelemelerle ilgili rapor, kanun teklifi haline bu ay içerisinde getirilir mi?" sorusuna da şu yanıtı verdi:

Biz çerçeve metni hazırlayacağız. Kanun teklifi halien gelip gelmemesi yüce Meclis'in işi. Meclis'te gruplar anlaşılırsa kanun teklifi haline gelir. Buradan da bir mutabakatla geçtiği için kanunlaşması da çok uzun sürmez. Çok uzamaz diye düşünüyorum. Kesin süre veremeyiz

Yıldız, nisan ayının işaret edilmesi üzerine, "Nisan geç bir ay bana göre" dedi.

MHP'li Yıldız, "Sahadaki durumun tespit ve teyidinden sonra yasal adımlar atılacak deniliyor" ifadeleri üzerine, "Elbette teyit ve tespit bir koşul. Bu bizim hazırlayacağımız müşterek protokol diyelim adına. Raporda da teyit ve tespit şartı var. Bu konuda bir anlaşmazlık yok" diye konuştu.

"Terörsüz Türkiye süreci, terörsüz bölge sürecine evrildi"

Yıldız, "İyi olacak onu söyleyeyim. Her şey gün gün daha iyi olacak. Terörsüz Türkiye süreci, terörsüz bölge sürecine evrildi. İnşallah terörsüz dünyaya da evrilir. Bakıyoruz Atlantik'in öbür tarafından bir açıklama yapılıyor, ekonomimiz altüst oluyor. Artık dünya o kadar küçüldü ki yetkililerden herhangi birinin söylediği söz, doğrudan mutfağımıza, cebimize, kasamıza yansır hale geldi. Bundan dolayı terör umarım bütün dünyada biter. İnsanlık da nefes alır. Emperyalist amaçlarını devam ettirmek isteyen bazı devletler var, bu da sır değil. Bunu da ayaküstü açıklamanın imkansızlığı ortada. Çıkışta raporu da son şeklini vermiş oluruz. Neticelendirir, çıkarız." değerlendirmesinde bulundu.

"16 aydır bir şehidimiz gelmedi"

"Sayın Genel Başkan dün çağrıyı yaptı ama ittifak ortağında karşılık bulmuyor, bulacak mı?" sorusunu yanıtlarken de Yıldız, şunları kaydetti:

Kim söylüyor karşılık bulmadığını. Karşılık buldu. Sizin sahadan haberiniz yok herhalde. Yurdun dört bir köşesinden bizi arayanlar, Türk milleti karşılığını verdi. Büyük bir kardeşlik içerisinde bu iş neticelenecek. 16 aydır bir şehidimiz gelmedi. Bunu izah edecek bir kelime de yok. Bunun karşılığı da yok. Ne mutlu bizlere. Çıkılan yolda başarıyla gelindi, başarıyla da neticelenecek. Artık son bu. Bu saatten sonra bu iş geriye döner mi, öyle bir şey yok. Bu iş bitti. Cumhur İttifakı'nın bu konularda en ufak bir aykırı düşüncesi yok birbirinden. Tamamen uyum içindeyiz. Her konuda uyum içerisindeyiz. Raporda da göreceksiniz.

"Umut hakkı konusunda uzlaştık"

Yıldız yaptığı açıklamada, "Umut hakkı konusunda uzlaştık. Zaten AİHM kararlarına uyulduğu zaman AİHM kararları umut hakkından bahsediyor. Bizim bu raporda, AİHM kararlarına, Anayasa Mahkemesi kararlarına uyma tavsiye edilecek" ifadelerini kullandı. 

ANKA 

“Çıkılan yolda başarıyla gelindi, başarıyla da neticelenecek. Artık son bu. Bu saatten sonra bu iş geriye döner mi, öyle bir şey yok. Bu iş bitti”
Çarşamba, Şubat 4, 2026 - 15:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

related nodes: 
Erdoğan ve Kürtler
Özgür Özel'den Bahçeli'ye eleştiri: Bir hafta önce 'vatan hainliği' dedi, bir hafta sonra erken seçim tarihi verdi
Type: 
SEO Title: 
MHP'li Yıldız'dan "Öcalan" ve "Demirtaş" açıklaması: Cumhur İttifakı'nın bu konularda en ufak bir aykırı düşüncesi yok
copyright Independentturkish: 

The Last of Us'ta önemli rollerden birinin oyuncusu değişti

The Last of Us yaklaşan üçüncü sezonda ana rollerden birinin oyuncusunu program çakışmaları nedeniyle değiştirdi.

Aynı adlı popüler video oyunu serisine dayanan kıyamet sonrası drama, kitlesel bir mantar enfeksiyonunun toplumun çoğunu zombi benzeri yaratıklara dönüştürmesinin ardından çöken bir toplumu konu alıyor.

2027'de çıkacak yeni sezonda Bella Ramsey, Ellie rolünü yeniden üstlenecek ancak ikinci sezonda tanıtılan Manny karakterini artık Danny Ramirez canlandırmayacak.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Manny, Washington Liberation Front (Washington Kurtuluş Cephesi / WLF) örgütünün üyesi. Abby'nin (Kaitlyn Dever), babasının ölümünden sorumlu tuttuğu ve Ellie'nin akıl hocası olan Joel'u (Pedro Pascal) bulmasına örgüt yardım ediyordu.

Üçüncü sezonda dizinin bakış açısının Ellie'den Dever'ın canlandırdığı Abby'ye kaymasıyla Manny de daha büyük bir rol üstlenecek.

Deadline'ın aktardığı üzere Örümcek Adam: Eve Dönüş Yok'la (Spider-Man: No Way Home) bilinen Jorge Lendeborg Jr., Ramirez'in yerini alacak; aktör, başka bir projeye karşı yükümlülüklerini yerine getirebilmek için diziyi bırakmıştı.
 

Danny Ramirez
Danny Ramirez, The Last of Us'tan ayrıldı (HBO)


Ramirez'in The Last of Us'taki rolüne dönmesini engelleyen projenin hangisi olduğu bilinmiyor ancak Para Avcısı (Wolf of Wall Street) tarzı trajikomedi The Juice ve Yaralı Yüz'ün (Scarface) modernleştirilmiş yeniden yapımında oynaması planlanıyor.

Aktör, Kaptan Amerika: Cesur Yeni Dünya'daki (Captain America: Brave New World) Joaquin Torres rolüne de Aralık 2026'da gösterime girmesi planlanan Avengers: Doomsday'de geri dönüyor.

Carnivale, Better Call Saul, Veep ve Damızlık Kızın Öyküsü (The Handmaid's Tale) gibi etkileyici dizilerde oynayan Clea DuVall, The Last of Us'ın üçüncü sezonunda Lendeborg Jr.'a eşlik edecek. DuVall, düşmanlarını rahatsız edici ritüellerle kurban eden şiddet yanlısı Seraphites grubunun bir üyesini canlandıracak.

Lendeborg Jr.'ın diğer çalışmaları arasında romantik komedi Love, Simon ve Transformers'ın yan filmi Bumblebee yer alıyor.

Isabela Merced (Dina), Gabriel Luna (Tommy) ve Jeffrey Wright (Isaac) halihazırda yapım aşamasındaki yeni sezonda geri dönecek.

The Last of Us, Craig Mazin (Chernobyl) ve popüler video oyununun yaratıcısı Neil Druckmann'ın ortak yapımı.

Yeni sezonun dizinin sonu olup olmayacağıyla ilgili önceki günlerde Deadline'a konuşan HBO başkanı Casey Bloys şöyle demişti: 

Kesinlikle öyle görünüyor ancak bu tür kararları dizi sorumlularına bırakacağız. Onlara sorabilirsiniz.
 

Popüler video oyunu uyarlamasının üçüncü sezonunda karakter biraz farklı görünecek
Çarşamba, Şubat 4, 2026 - 15:00
Main image: 

<p>(HBO)</p>

related nodes: 
The Last of Us'ta üçüncü sezon öncesi kritik değişiklik
The Last of Us'a geri sayım: Yeni sezonda rota değişiyor
The Last Of Us'ın yıldızı: "O kadar nefret ettiyseniz izlemeyin"
Label: 
Type: 
SEO Title: 
The Last of Us'ta önemli rollerden birinin oyuncusu değişti
copyright Independentturkish: 
original url: 
https://www.independent.co.uk/arts-entertainment/tv/news/the-last-of-us-game-ellie-hbo-b2913649.html

İsviçre’deki bar yangını hakkında başsavcıdan açıklama: Her şey yangının maytap ya da benzeri parlak mumlardan çıktığını gösteriyor

İsviçre’nin Valais Kantonu’na bağlı Crans-Montana’da Yeni Yıl’ın ilk saatlerinde  bir kayak merkezindeki barda çıkan yangında 47 kişi hayatını kaybetti, 112 kişi yaralandı.

Valais Kantonu’nun Başsavcısı Beatrice Pilloud, düzenlediği basın toplantısında soruşturmanın, olay yerinde kullanılan malzemeler, barın yangın güvenliği önlemleri ve yangın sırasında içeride bulunan kişi sayısı üzerine yoğunlaşacağını söyledi. Pilloud, soruşturma sonucunda cezai kovuşturma gerekip gerekmediğinine de belil olacağını söyledi ve "Eğer böyle bir durum söz konusuysa ve sorumlular hayattaysa, haklarında dava açılacaktır" dedi. Başsavcı, "Her şey, yangının şampanya şişeleri üzerine konulan maytap ya da benzeri parlak mumlardan çıktığını gösteriyor. Bunlar tavana çok yaklaştırılmış. Ardından yangın çok hızlı bir şekilde büyümüş" dedi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Barın sahiplerinden birinin yerel medyaya yaptığı açıklamada, işletmenin son 10 yılda üç kez denetlendiği ve tüm düzenlemelere uygun hareket edildiği belirtildi.

Yetkililer, yangında hayatını kaybeden 40 kişinin kimlik tespit çalışmalarının sürdüğünü, şu an en büyük önceliğin bu olduğunu açıkladı. Polis Komutanı Frederic Gisler, yaralıların birçoğunun durumunun kritik olduğunu ve "hayatta kalmak için mücadele ettiklerini" söyledi.

Valais Bölgesi Başkanı Mathias Reynard, yaralılardan yaklaşık 50 kişinin ağır yanık tedavisi için Avrupa’daki uzman merkezlere sevk edildiğini ya da kısa süre içinde sevk edileceğini bildirdi.

 

ANKA

Polis Komutanı Gisler: Yaralıların birçoğunun durumu kritik, hayatta kalmak için mücadele ediyorlar
Cumartesi, Ocak 3, 2026 - 10:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

related nodes: 
İsviçre yangını: Ölenlerin kimlik tespiti günler sürebilir
İsviçre’deki yılbaşı faciası: “Herkes çığlık atıyordu, korku filmi gibiydi”
İsviçre'de kayak merkezinde patlama: Onlarca kişi öldü, yaklaşık 100 kişi yaralandı
Type: 
SEO Title: 
İsviçre’deki bar yangını hakkında başsavcıdan açıklama: Her şey yangının maytap ya da benzeri parlak mumlardan çıktığını gösteriyor
copyright Independentturkish: 

"Kürt Kökenli": Bir eksiltme tarihi

Bir asrın içinden geçtik;
tarih defterleri sayfa çevirmekten yoruldu.
Bu topraklarda kaç isyan, kaç ayaklanma, kaç sürgün gördü zaman;
kaç yüz bin insan toprağa düştü,
kaç yüz bin insan yurdunu terk etmek zorunda kaldı.
Binlerce köy boşaltıldı, yakıldı;
zindanlar bir milletin hafızasıyla dolup taştı.

kürt


Tarihin en karanlık günahları işte o yıllarda yazıldı, 
ama o karanlık hiçbir dili susturamadı,
hiçbir kimliği unutturamadı.

Çünkü bu halk, adını fısıltıya indirenlerden daha derin bir hafızaya sahipti.
Diliyle, kültürüyle, hatırasıyla var oldu;
varlığı ne yasayla mühürlendi ne de korkuyla silindi.

kürt2

Yeryüzünde hiçbir halk, ötekileştirilmeyi ebedi bir yazgı olarak kabul etmez.

Onurlu olan her halk gibi,
bu halk da mücadelesini direnişin gürültüsüyle değil,
varlığın sükûnetiyle, dilin ısrarıyla, hafızanın direnciyle verdi ve veriyor.

Bu talep bir ayrışma değil; insan olmanın asgari hakkıdır.
Barış, ancak herkesin hafızasıyla konuşabildiği yerde başlar;
demokrasi, ancak herkesin kimliğinin adıyla yürüyebildiği yolda gelişir.

ho


Bir halkın adı yüksek sesle söylenmeden
hiçbir ülkenin vicdanı tam olmaz.
Hiçbir gelecek de tamamlanamaz.

Bir Eksiltme Dili Olarak “Kürt Kökenli”

Bu ülkede Kürtlerin varlığından söz etmek hâlâ bir cesaret meselesi sayılıyor.
Oysa hakikat gizlenmeye ihtiyaç duymaz;
ne fısıltıya, ne paranteze, ne de korkuya mahkûmdur.

Kürtler bu topraklarda binlerce yıldır yaşıyor. Kökleri derin, dili yaşayan, hafızası ısrarcı...
Bu cümle kimseye meydan okuma değil,
bir kültürel ve tarihsel sürekliliğin kaydıdır.

kürt3


Resmî kayıtlara göre bugün en az 15 milyon Kürt yaşıyor;
bağımsız araştırmalar bu sayıyı 20–25 milyona taşır.
Bu yalnızca adını yüksek sesle söyleyebilenlerin toplamıdır;
çünkü bu ülkede suskun kimlikler, saklı hafızalar,
adını fısıltıyla taşıyan hayatlar da vardır.

Bu sessizlikleri de eklediğimizde
karşımıza yalnızca bir sayı değil,
kolektif bir varlık ve hafıza çıkar.
Ve bazen en büyük hakikat,
henüz yüksek sesle söylenemeyen cümlelerin içinden duyulur.

kürt4


İnkârın Dili, Tarihin Körlüğü

Bazı siyasetçiler ve bazı tarihçiler,
bu coğrafyada tarihsel sürekliliğe sahip bir halkı
daraltılmış kavramlarla, eksiltilmiş kelimelerle tarif etmeye çalıştılar.

“Kürt yoktur, Kürt kökenli vardır” sözleri
bilimsel temelden yoksundur;
aynı zamanda insani ve kültürel saygıyı zedeler.

Bu yaklaşım yalnızca hatalı değil;
bir halkın varlığını geçmiş zamana hapsetme çabasıdır.
“Kürt kökenli” ifadesi,
sanki kökleri burada ama gövdesi başka yerdeymiş gibi
eksiltici bir tanımdır.

ho2


Oysa köken başlangıcı değil,
varlık sürekliliğidir.
Kürtler bu coğrafyaya gelmedi;
bu coğrafyada kaldı, yaşadı ve yaşamaya devam ediyor.

Bir halkın adını eksiltmek onu küçültmez;
eksilen, o halkı adlandıramayan dildir.

Bu nedenle bu metin,
hiçbir kimliği küçümsemeyen, düşmanlaştırmayan,
yalnızca eşit yurttaşlık temelinde tanınmayı savunan bir ifadedir.

Varlık Beyanı

Geriye şu yalın cümle kalır:

Ben Kürdüm.
Bu bir iddia değil;
varlığın ve hafızanın kendisidir.
Tartışmanın değil,
tanınmanın başlangıcıdır.

Birlik inkârdan değil tanımadan doğar;
eşitlik farklılığın kabulüyle mümkündür.

ezidi

Hafızanın İzleri ve Dengbêjlerin Sözü

Yer adları değiştirildi, kimlikler dönüştürüldü,
tarihsel hafıza üzerinde düzeltmeler yapıldı.
Ama tarih aynı gerçeği söyledi:
Bir halkın adını değiştirmek onu dönüştürmez.
Bir yerin ismini silmek köklerini sökmez;
ad sustuğunda hafıza konuşmaya devam eder.

Yazılı hafıza bastırılmak istendi;
ama sözlü gelenek, Dengbejlik
sözün yanmayan kısmını korudu.

Söz sustuğunda nefes kaldı,
nefes kesildiğinde kalp attı,
ve kalbin ritmini susturacak bir yöntem
bugüne kadar icat edilmedi.

Barışın Dili ve Dilin Barışı

Bu ülkede yaşanan barış süreçleri, eksikleriyle birlikte,
ilk kez bu halkın adıyla konuşulan önemli eşiklerdi.
Süreç tamamlanmadı;
ama cesaret hafızaya yazıldı.

Çünkü barış sadece çatışmanın bitmesi değildir:
Barış, bir halkın adının tanınmasıdır.
Barış, dilin nefes almasıdır.
Barış, birlikte yaşamın geleceğidir.

Dil yalnızca kelimeler değil,
kültürel varlığın omurgasıdır.
Bu nedenle anadilde eğitim, kültürel kurumlar,
kamusal dil hakkı,
bir ayrıcalık değil,
eşit yurttaşlık ilkesinin doğal uzantısıdır.

Bir halkın dilini tanımak devleti küçültmez;
toplumu büyütür.

ezidi


Bir Halkın Adı

Kimlik, başkalarının taktığı etiketle değil,
kendi ağzımızdan çıkan cümleyle vardır.

Bu yüzden bir halk hâlâ tarihin içinden bugüne uzanarak şöyle der:

Kendi adımla yaşamak istiyorum.
Kendi dilimle konuşmak istiyorum.
Kendi kültürümle var olmak istiyorum.
Olduğum gibi görünmek istiyorum.

Bu yazının özü şudur:
Hiçbir kimliğe düşmanlık taşımayan,
bütün kimlikler için eşit yurttaşlığı savunan,
barışçı bir ifade özgürlüğü duruşudur.

Bir halkın adı görünmez kılındığında barış eksik kalır;
bir halkın adı tanındığında ise ısrar susar, hakikat konuşur.

Ne fazlası,
ne eksiği…
Halkın adı budur.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Ahmet Güneştekin Independent Türkçe için yazdı
Cuma, Ocak 2, 2026 - 12:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: X</p>

Type: 
SEO Title: 
"Kürt Kökenli": Bir eksiltme tarihi
copyright Independentturkish: 

Öfkenin tarihsel hafızası: İran’da sokaklar ne anlatıyor?

İran halkı hayat pahalılığı ve rejimin otoriter uygulamaları sonucu sokağa döküldü. 

ABD’nin ve İsrail’in gözü kulağı gelişen hadiselerin üzerinde seyrediyor.

İsyan dalgasının sonu neye varır bilinmez; ama İran siyasetini anlamak adına yakın tarihindeki bazı kırılmaları bilmek gerekiyor.

Bu dosyamızda Tahran’ı idare eden hanedanlıkları ve Molla rejiminin yakın tarihine göz gezdireceğiz.

Her şey Türklerin İran siyasetinden silinmesi ile başladı

1 Mayıs 1896 tarihinde İran modernleşmesini hızlandıran isimlerden birisi olan Nasıreddin Şah, Mirza Rıza Kirmani isimli bir fanatik tarafından suikast sonucu öldürülmesi aydınlar arasında bir şok etkisi yaratmıştı.

a1

Ulemanın ıslahat fikirlerini hayata geçirmek adına kurduğu ‘Feramason’ isimli gizli örgüt kısa sürede İran halkı arasında yayıldı.

Feramason üyelerinin Kirman’da yaktıkları isyan ateşi kısa sürede Tahran’a kadar yayıldı. Tahran Valisi ve Sadrazamı devirmeyi başaran isyancılar nihayet 1906 senesinde İran’ın meşrutiyet yönetimine geçmesini sağladı.

Yüzyıllardır İran’ı yöneten Türk hanedanlığı Kaçarlar ilk kez iktidarlarını bir meclisle bölüşmek zorunda kalmıştı.

1921 yılına gelindiğinde ise İran’da artık güçlü bir parlamento ve son derece zayıf bir Kaçar Hanedanlığı bulunuyordu.

Kaçar Şahı Ahmed Han ise yaşanan tüm kaotik ortamı görmezden gelip mütemadiyen Avrupa seyahatleri gerçekleştiriyordu. Oysa Avrupa imajı yarı İngiliz sömürgesi konumunda bulunan İran için sorun teşkil ediyordu; çünkü İran kamuoyu, Kaçar hanedanlığını Britanya’nın kuklası olarak görüyordu.

Savunma Bakanlığı görevini üslenen Rıza Han (Pehlevi) ülkedeki muhalefeti de arkasına alarak Ahmed Akvam hükümetinin iktidardan düşmesine neden oldu. 

rıza pehlevi


Rıza Han, sürekli ülke dışında bulunan Şah’ın yanında aile mücevherlerini götürmesini eleştirerek ülkede büyük eylemlerin başlamasına neden oldu. 

Ülkedeki sosyalistler, Rıza Han’ın kendi hanedanlığını kurma peşinde olduğunu fark ettiği anda yurt dışında bulunan Şah Ahmed Han’a Mirza Hasan Pirniya’nın Başbakan olarak atanmasını istedi. Oysa Rıza Han çoktan dizginleri eline almış ve Bakanlıklara Şah’a dahi danışmadan kendi adamlarını atamaya başlamıştı.

İran sosyalistlerinin güçlü duruşu Rıza Han’ın yaklaşık 55 yıl sürecek hanedanlık fikrini biraz ertelemesine neden oldu. Pirniya, Başbakanlık makamına geldi; ama ABD’den dış borç alması ülkenin karışmasına neden oldu. Ülke zaten Rusya ve İngiltere’nin sömürgesi iken bir de ABD’nin ülkeye çekilmesi İranlılar tarafından hiç hoş karşılanmadı.

Rıza Han, bu gelişmeler sonrası Başbakanlık koltuğuna oturmayı başardı. Bu kez muhaliflerin Kaçar Şahı Ahmed Han üzerinden tekrar önünü kesmemesi adına Şah’ı görevden alarak oğlunu Naib olarak atadı.

Ülkedeki Türk saltanatını yıkmayı aklına koyan Rıza Han, kamuoyunda ‘İran Cumhuriyeti’ fikrinin tartışılmasını sağladı; ama asıl amacı Türk hanedanlığını ortadan kaldırarak yerine kendi hanedanlığını kurmaktı. 

Nihayet 1925 yılında Rıza Han, Kaçar Hanedanlığının elindeki tüm gücü ‘Meclis-i Müessesana’ya aktardığını ilan etti. Önceki Şahı Avrupa kuklası olmakla suçlayan Rıza Han esasen Seyyed Ziaeddin Tabataba ile birlikte kurdukları askeri birlik Rus yayılmacılığı karşısında tamamen İngiliz desteğine dayanan bir yapılanmaydı. 

Artık Şah Rıza Pehlevi unvanı ile İran’ı yöneten yeni Şah, ülkedeki Turan mirasını yıkarak yerine Aryan hegemonyasına dayanan yeni bir ideoloji inşa etmeye başladı. Şüphesiz buna en güçlü tepkiyi İran Türkleri gösterecek ve ilerleyen yıllarda girişecekleri hürriyet arayışı İran tarihinde eşi az görülen katliamlarla bastırılacaktı. 

şah rıza


İran topraklarında bir izzetli duruş Başbakan Musaddık’tan beri yok

“İranlı eliyle, İranlı fikriyle, İran için!” sloganıyla ortaya çıkan Milli Cephe hareketi kısa süre içinde Tahran başta olmak üzere büyük şehirlerde büyük bir heyecan dalgası oluşturdu. Artık halkın tek gündemi petrolün millileştirilerek İngiliz hâkimiyetinin ülke sınırlarının dışına çıkarılması olmuştu. Milli Cephe birçoğu birbirine zıt farklı fraksiyonlar olan siyasi grupları tek bir ülkü ve İngiliz karşıtlığı ortak paydasında bir araya getirmeyi başarmıştı.

D’Arcy İmtiyaznamesi ile ülke petrollerinin yalnızca kardan %16 pay ile İngilizlere bırakan İranlılar için petrollerin millileştirilmesi kolay bir süreç olmayacaktı; ancak Milli Cephe bu konuda geri adım atmamakta ısrarcıydı. Aslında 1932 yılında İran yönetimi bu anlaşmanın revize edilmesi için adım atarak D’Arcy İmtiyaznamesi’ni tanımadığını açıklamıştı; Hürmüz Boğazı’na donanma gönderen İngilizler ismini “Anglo-Iranian Oil Company” olarak düzenledikleri şirketleriyle İran’ı yeni bir anlaşma yapmaya zorlamış ve bunda başarılı da olmuştu. İran’ın payı %16’dan %20’ye çıkartılmış; ama bu onur kırıcı durum özellikle İranlı milliyetçileri bir hayli rahatsız etmişti.

1950’li yılların başında Venezüella ve Aramko ile Suudi Arabistan’ın petrol çıkarımında şirketlerle %50’yi bulan ortaklık anlaşmaları imzalamaları İran’da %20’lik payın bir anlamı kalmadığını gösteriyordu. İngilizler %50’lik ortaklık için müzakereye hazır olmasına rağmen Musaddık’ın arkasında bulunduğu Milli Cephe, petrolün millileştirmesini ülkenin bağımsızlığı ile özdeşleştirerek geri adım atmanın ülkenin menfaatleriyle uyuşmayacağı gibi ülkeye ihanet etmekle eşdeğer görüyorlardı.

musaddık bitap


1951 yılında Muhammed Musaddık’ın desteği ile Başbakanlık görevine gelen Hüseyin Ala Petrol Komisyonu’na Muhammed Musaddık’ı atayarak bu sahada yapılacak millileştirme çalışmalarının önünü açarak süreci hızlandırdı.

Petrolün millileştirme tartışmalarının tartışıldığı bir süreçte Tudeh Partisi petrol rafinerisinde çalışan işçileri genel greve davet etti. Grevlerin büyümesi üzerine polis olaylara müdahale etti; fakat İngilizlerin donanmasını İran karasularına sokarak İranlıların grev hakkına dahi müdahale etmeye kalkması Milli Cephe’nin elini iyice güçlendirdi. Buna göre petrolün millileştirilmesi ülkenin bağımsızlığı için son derece önemliydi ve İngilizlerin Abadan’daki olaylardan sonra donanmalarını ülkelerine izinsiz bir şekilde sokması bunun en somut kanıtıydı.

Kısa bir süre sonra mecliste harekete geçen Milli Cephe İran Petrolünün yasallaştırılmasını öngören kanunları meclisten geçirmeyi başardı. Kendisine sorulmadan böyle bir yasanın meclisten geçmesini protesto eden Hüseyin Ala Başbakanlık görevinden istifa etti.

Hüseyin Ala’nın istifasının üzerine Muhammed Musaddık’a Başbakanlık yolu açılmıştı. Ülkede popülerliği günden güne artan Musaddık, bu görevi kabul ederek işbaşına geçerek Churchill ile amansız bir bilek güreşine girmeye artık hazırdı. 

Musaddık ülkede hayata geçirmek istediği pek çok reform için meclisten 6 aylığına olağanüstü yetkiler alarak birçok kanunu hayata geçirmişti. Türk petrol şirketleri üzerinden 2 milyon varil civarında varil petrolü piyasaya sokup ülke ekonomisini rahatlatmayı planlıyordu; fakat bir ittifak olan Milli Cephe içerisinde çatırdamalar başlamıştı. Özellikle Muhammed Musaddık’ın olağanüstü yetkilerle meclisi bypass ettiğini düşünen vekiller Musaddık’a açık protestoya başladı.

Öte yandan okyanusun öte tarafında ABD’de başkanlık seçimleri sonrası Demokrat Parti’nin Başkanlığı Cumhuriyetçilere kaptırmış olması Musaddık için kötü bir durumdu. Buna rağmen Lahey Adalet Divanı’nın İran lehine karar vermesi Musaddık’ın elini daha da güçlendirmiş; ayrıca ordudaki şüpheli subayları tasfiye ederek olası tehditleri bertaraf etmişti.

1953 yılına gelindiğinde Musaddık, Şah’a İngilizlere ve birlikte hareket ettiği eski dostlarına karşı büyük bir zafer kazanmıştı; fakat ülkede kendisini destekleyen politik aktörleri kendisine küstürmüş durumdaydı. 

Ajax operasyonu ismi verilen operasyona göre Muahmmed Musaddık devrilerek yerine Tümgeneral Fazlullah Zahedi getirilecekti. Bunun için Şah Muhammed Rıza’nın ikna edilmesi gerekiyordu.

16 Ağustos 1953 yılında darbeciler harekete geçti; darbe teşebbüsleri kısa sürede ortaya çıkarılarak püskürtüldü. Darbecileri başı olan General Zahidi tutuklanırken Şah Muhammed Rıza ülke dışına kaçmıştı.

Bu gelişmelerden sonra yüzbinlerce kişi Muhammed Musaddık’ı desteklemek için sokaklara döküldü; fakat Musaddık’ın özellikle Tudeh Partisi taraftarlarının taşkınlık yapacakları endişesiyle orduyu, halkı kontrol altına alması için sokağa davet etmesiyle darbeciler ikinci bir şans elde ettiler. Bu kez işi şansa bırakmayan darbeciler silah kullanmaktan çekinmedi ve devlet yönetimini ele geçirdi. İran’ın en önemli başbakanlarından birisi olan Muhammed Musaddık 19 Ağustos 1953 yılında askeri bir darbeyle devrilerek tutuklanmıştı. 

Batının kuklasına dönüş ve Pehlevi Hanedanlığı

Şah iktidarı tamamen ele geçirdikten sonra Batı ile yakın ilişkiler kurdu. Sovyetler karşısındaki tutumu sayesinde özellikle ABD ve İngiltere ile yakınlaştı. Şah’ın en büyük politik başarısı 1973 Petrol Krizi ile gerçekleşti.

Petrol fiyatları bir anda iki katına çıkınca İran ekonomik anlamda Basra Körfezi’nin en güçlü ekonomisi haline geldi. 

Şah, bu paranın önemli bir kısmı ile eğitime ciddi yatırımlar yaptı. Sadece 12 yıl içerisinde 15 üniversite kurdu ve 200’e yakın yeni eğitim enstitüsü oluşturdu. 1974 senesinde Time Dergisi Şah için Petrol İmparatoru manşetini atacaktı. 

Her şey bir rüya gibi ilerliyordu. 

İran, yurt dışında kolay ve büyük krediler buluyor, ülke tam bir refah içerisinde yüzüyordu. 

500 bine yakın Avrupalı yabancının yaşadığı İran, adeta Batının Ortadoğu’ya açılan limanı gibiydi. Bugün ‘Büyük Şeytan’ denilen ABD’nin dahi 52 bin vatandaşı İran’da yaşıyordu.

Beyaz Hareket

Yurt dışından alınan kredilerin; yanlış yatırımlar, yolsuzluklar ve müsrif devlet adamlarının elinde yok edilmesi İran’da ekonomik dengeleri tersine çevirmeye başladı. 

İsrail gibi ülkelerle kurulan yakın ilişkiler, SAVAK isimli İstihbarat Birimi’nin acımasız operasyonları Şah’ın halk arasındaki teveccühünü azaltan gelişmelerdi. 

Bu süreçte Şah’ın ‘Beyaz Devrim’ isimli reform paketi halk arasındaki rahatsızlığı ciddi boyutlara ulaştırdı. 

Beyaz Devrim’e karşı içinde Humeyni’nin de bulunduğu 8 kişilik bir ulema grubu sert bir protesto bildirisi yayınladı.

Şah, bu bildiri karşısında büyük bir öfke duydu ve ulemaya haddini bildirmek için Kum’a bizzat geldi. 

Oysa Şah’ın gelişi ve burada yaptığı konuşma ulema içindeki rahatsızlığı daha da artırdı. 

Humeyni, bu öfkenin en ateşli vaiziydi, henüz bildiri tartışmaları sürerken Nevruz Kutlamasının bidat olduğuna dair fetva yayınladı. Nevruz İran’ın İslam öncesi dönemine bir atıftı ve milli kimliğin bir unsuru olarak görülüyordu. Oysa Humeyni bu fetva ile İranlıların İslam’dan başka bir kimliği olmadığı mesajını veriyordu.

Şah’ın Humeyni’ye duyduğu kişisel öfke, bu ihtiyar mollayı bir anda sessiz yığınların sesine dönüştürdü. 

a3

Humeyni’nin tutuklanmasının ardından on binlerce molla sokaklara indi ve Şah’a geri adım attırmayı başardı. Bir din adamının başına bela olmasındansa ülkeden çıkartmaya karar veren Şah, Humeyni’yi Türkiye’ye sürgüne gönderdi. Oysa bu onun iktidarını bitirecek en önemli hatalarından birisiydi. 

Humeyni önce Türkiye’ye ardından Irak’a gitti. Irak yönetimi, bu Şii din adamının gücü karşısında endişeye kapıldı ve ülkesinden çıkardı. Humeyni’nin bu kez durağı Fransa oldu. 

Şah geç de olsa muhaliflerinin yurt dışında etkili olduğunu fark etti. SAVAK’ı onları izlemelerini ve mümkünse öldürmelerini emretti. 

Fail-i meçhuller ve Şah’ın baskıcı rejimine en büyük tepki İranlı annelerden geldi. Sayıları yüz binleri bulan kadınlar sokağa inmesi rejimin sonunu getirirken İslam Devrimi’ni güçlü temellere oturttu.

Rejim ise yıllarca kendi evlatlarını yiyerek beslendi ve büyüdü. 

Tüm bu olaylardan sonra dönüp İran sokaklarına baktığımızda yılgın İran halkını bekleyenler konusunda iyimser olmak zor… Tarihsel hafıza gösteriyor ki kim geldiyse gideni arattı.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Mehmed Mazlum Çelik, Independent Türkçe için yazdı
Cumartesi, Ocak 3, 2026 - 10:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: X</p>

Type: 
SEO Title: 
Öfkenin tarihsel hafızası: İran’da sokaklar ne anlatıyor?
copyright Independentturkish: 

Gecenin Örtüsünde Güneş Lekesi: Karanlığın içinde varoluşsal kırılmalar

Mehmet Mahsun Oral’ın Everest Yayınları’ndan yeni çıkan romanı Gecenin Örtüsünde Güneş Lekesi, çağdaş Türkçe edebiyatta az rastlanan bir damar üzerinden ilerliyor. Yazar, önceki eserlerinde belirginleşen şiirsel yoğunluğu, parçalı anlatım yapısını ve bireysel-toplumsal yarılma duygusunu bu kez İstanbul’un bitimsiz kalabalığına taşıyor. Roman, alışıldık anlamda bir hikâye anlatmıyor; başlangıcı, gelişmesi ve sonucu olan lineer bir olay örgüsünden özellikle uzak duruyor. Bunun yerine, isimsiz bir anlatıcının durmaksızın yürüdüğü, gördüklerini kayda aldığı, iç monologlarla dünyayı anlamlandırmaya çalıştığı bir metin kuruyor. Bu açıdan bakılınca Susan Sontag'ın, “Başkalarının Acısına Bakmak” kitabını hatırlatıyor. 

Çağın, insan eliyle var edilen sorunlarının yaşamlarımızdan eksik olmadığı bir zamanda yaşıyoruz. Bu durum bizi sürekli olarak tanık olmaya, unutamadığımız anlara ve görüntülere maruz kalıp, hiçbir şey yapamadığımız bir kimlik durumuna itiyor. Böylece, sürekli “başkasının acısına” bakan konumda ama sessizce varlığımızı sürdürmeye çalışıyoruz. Haliyle yabancılık, bellek gibi konuların sızdığı alt metinlerle karşılaşıyoruz.

Foucault “Rezil İnsanların Yaşamı” metnini anlatırken şöyle söylüyor: “Bu bir varoluşlar antolojisi. Birkaç satırlık yahut birkaç sayfalık yaşamlar, bir tutam kelimede bir araya gelmiş meçhul talihsizlikler, maceralar. Kitaplarda ve belgelerde şans eseri karşılaşılan kısa yaşamlar.” Ancak şans eseri değil Oral’ın gördükleri. Hepimiz, -İstanbul ile sınırlı olmayan- anlatıcının bu gördüklerini herhangi bir şehirde görebiliriz. Gördüklerimizin yalnızca tanıklıkla sınırlı kalması ve herhangi bir değişim iradesi üretmememiz, ülke ve devlet kavramlarının iktidar tarafından bilinçli biçimde anlamsızlaştırıldığını; insani değerlerin ise devlet aygıtları eliyle sistematik olarak değersizleştirildiğini göstermektedir. Bu tablo, iktidarın kendi çıkarlarını tehdit eden gerçekleri görmezden gelmeyi bir yönetim tekniği ve süreklileşmiş bir siyasal disiplin hâline getirmesinin sonucu denebilir.

Anlatıcının yürüyüşüne dönersek; yürüyüş, modern zamanların flâneur’ünü hatırlatıyor; ancak Baudelaire’in ya da Benjamin’in flâneur’ünden farklı olarak burada keyifli bir dolaşma hâli yok. Bu flâneur yalnız, tedirgin ve yabancılaşmış. Şehrin içinde sürekli hareket hâlinde olmasına rağmen bir türlü “varamayan”, hiçbir yere ait olamayan bir figür bu. Yürümek, bir varıştan çok bir kaçış biçimi hâline geliyor. Anlatıcı yürüdükçe şehir genişliyor, binalar yükseliyor, kalabalık çoğalıyor, lekeler artıyor, mesafe kapanmıyor. Sıradan insanın yaşamı da artık görmenin kayıtlarına dönüşüyor.  Bir açıdan hepimiz bir başkasının görme kayıtlarının arşivi gibiyiz. Ancak devasa bir kütüphanede bulunması imkânsız arşivler. Zamanı gelince kâğıt toplayıcılarına satılan, kâğıt hamuruna hazırlanan tonlarca arşiv!

Roman boyunca anlatıcı; İstanbul’un sokaklarında, vapur iskelelerinde, arka mahallelerinde, kalabalık pazarlarında, terk edilmiş binalarında ve kafelerinde dolaşıyor. Karşısına çıkan imgeler, şehrin sıradan manzaralarından oluşuyor gibi görünse de her biri derin bir anlam yükü taşıyor: Taksi şoförünün ısrarla sorduğu “Nerelisin?” sorusu, Hakkâri dağlarında karşılaşılan “Hakkâri’de hayat var” tabelasının hatırlattığı boşluk, SMA hastası çocuklar için kurulan yardım stantları, bebek arabası süren anneler, güvercinler, balon satanlar, “Huzur”, “Ferah”, “Sağlık” adlarını taşıyan apartmanlar, sırtında çantasıyla denize bakan bir kadın… Özellikle apartman isimleri aradığını bulamayan insanların sanki başka çareleri yokmuşçasına sadece bir isimle yetinmeleri misali…

Anlatıcı bu imgelerin hiçbirine tam anlamıyla yaklaşmaz. Onlarla temas kurmaz; uzaktan bakar, düşünür ve susar. Bu mesafe, romanın duygusal merkezini oluşturur. Kalabalığın ortasında derin bir yalnızlık, bitmeyen gürültünün altında yoğun bir sessizlik hissi vardır. Oral, kalabalığı bir birliktelik alanı olarak değil, bireyin silindiği bir boşluk olarak resmeder. 

Romanın başlığında geçen “gece örtüsü”, İstanbul’un kendisini simgeler. Şehir, katman katman tarih, göç, travma, unutuluş ve bastırılmış acılarla örtülmüş devasa bir kumaş gibidir. Bu örtü o kadar ağırdır ki bireyi ezer, nefesini keser. Kalabalık yalnızca fiziksel bir yoğunluk değildir; aynı zamanda varoluşsal bir ağırlık hâlini alır. İnsanlar birbirlerine çarpa çarpa yürür; omuzlar değip geçer, ayak sesleri birbirine karışır, fakat kimse gerçekten dokunmaz. Gürültü; korna sesleri, satıcı bağırışları, inşaat uğultuları, kalabalığın homurtusu… Sürekli bir fon oluşturur. Bu gürültü, bireyin iç sesini bastırır; düşünmeyi, hatırlamayı ve hissetmeyi zorlaştırır.

Anlatıcı bu gürültüden kaçmak için yürümeye devam eder. Ancak yürüyüş bile bir kurtuluş değildir; aksine, bir kısır döngüye dönüşür. Ne kadar çok yürürse, kalabalık o kadar artar. İşte tam bu noktada romanın temel metaforu devreye girer: Güneş lekesi. Bu lekeler, ağır gece örtüsünün altında parlayan küçük, inatçı ve kırılgan aydınlıklardır.

Bir çocuğun oyuncaklarından yansıyan ışık, bir güvercinin kanat çırpışı, bir apartman kapısındaki isim, bir kadının sırt çantasından görünen deniz manzarası, bir bebeğin yürütecindeki renkli ışıklar… Bunların hepsi geçicidir. Ancak tamamen yok olmazlar. Oral, bu küçük anlar üzerinden temel bir felsefi soru sorar: Karanlık ne kadar mutlak olursa olsun, içindeki bu küçük kırılmalar -hafızanın, umudun, insanlığın izleri- nasıl korunabilir? Romanın varoluş anlayışı tam da bu aralıkta şekillenir. Ne bütünüyle aydınlık ne de tamamen karanlık bir dünya vardır burada. Varoluş, bu iki uç arasında, lekelerde, kırılmalarda ve geçici aydınlanmalarda kendini gösterir.

Metnin felsefi katmanı, gündelik sahnelerin içine ustalıkla yerleştirilmiştir. Anlatıcı bir kafede otururken masadaki açık kitapta Gottlob Frege ve Ephraim Lessing’in adlarını görür ve “Büyük ağaçlar gibi birbirlerinin dallarını kırıyorlar” der. Fikirler, kültürler ve diller çarpışır; ancak gerçek bir temas yine mümkün olmaz. Başka bir sahnede, taksi şoförüne Godard’dan söz ederken şoförün ısrarla “Nerelisin?” diye sorması, kimlik ve aidiyet meselesinin gündelik hayatta nasıl bir çıkmaza dönüştüğünü gösterir. Kimlik ya da bir tür var olma izi… Hem siyasal hem de sosyolojik açıdan tanınma mücadelelerinin hiç eksik olmadığı bir kavram. Oral’ın metinlerinde her zaman yer bulur. Çünkü coğrafyasında dayatmayla egemen kılınan, tahakküm gücüne sahip tekil kimlik anlayışına karşı, buna direnen ve mücadele eden bir karşı kimlik var. 

Hakkâri’de karşılaşılan “Hayat var” tabelası ise romanın en çarpıcı imgelerinden biridir. Güneş altında bırakılmış tablayı çağrıştıran bu tabela, gerçekte boşalmış bir coğrafyanın ironik ifadesidir. Anlatıcı Mars’ı düşünürken “hayat” kelimesi aklına gelir; hemen ardından o tabela belirir. Hayat nerededir? Bir yıkım anlatılırken çoğu zaman devlet ve onun uzantıları merkeze alınır; oysa savaşın tam ortasında her türlü trajediye maruz kalan “sıradan insan” üzerindeki etkileri görünür kılmak çok daha önemlidir. Dolayısıyla hayat nerededir sorusunun cevabı belki yıkım neredeyse orada olabilir! Geride bırakılan topraklarda mı, şehrin kalabalığında mı, yoksa yalnızca bir yanılsama mıdır? Georges Didi-Huberman’ın 'Ateş Böceklerinin Var Kalma Mücadelesi' kitabı, "Karamsar olmak için her türlü neden var, ancak geceleyin gözlerimizi açıp pes etmeden yer değiştirmek ve ateşböceklerini aramak da bir o kadar elzem." Düşünürün bahsi dünyada karamsarlığın egemen olduğu zamanlarda "her şeye rağmen"i ıskalamamayı hatırlatıyor, tıpkı aşırı aydınlatılmış bir gecede ateşböceklerini görmek için harcanan çabaya benziyor bu.

Oral’ın dili, bu düşünsel derinliği taşıyan en güçlü araçtır. Kısa ve keskin cümleler, uzun suskunluklarla iç içe geçer. Anlatıcının “Bir cümlenin altını çizmek, kitaptan geçen bütün toprak yollar arasından hangisine asfalt dökeceğini seçmek gibidir” sözü, yazma eylemini varoluşsal bir tercihle eşitler. Yazmak da yaşamak da bir iz bırakma çabasıdır. Ancak çoğu zaman ne çizilir ne de dökülür; geriye yalnızca suskunluk kalır.

Bu suskunluk, romanda bir pasiflik değil, aksine bir direnç biçimidir. Gürültüye karşı sessizlik, kalabalığa karşı yalnızlık, unutuşa karşı inatçı bir hatırlama… Roman boyunca tekrar eden motifler —kesik kollar, dökülen saçlar, yıkanmayan güvercinler, nefes darlığı— bireysel olduğu kadar kolektif travmaların da izlerini taşır. “İnsanlar birbirlerine çarpa çarpa yürüyor” cümlesi, modern varoluşun özeti gibidir: Temassızlık içinde sürekli temas.

Mehmet Mahsun Oral, Türkçe edebiyatta politik olanı bireyselleştiren, şiirle düzyazıyı iç içe geçiren ve suskunluğu bir varoluş biçimi hâline getiren ender yazarlardan biridir. İstanbul’u, Orhan Pamuk’un melankolik tarih anlatısından ya da Tanpınar’ın zaman katmanlarından farklı bir yerden kurar. Bu İstanbul, içerden bir yabancının, göçün, kimlik çatışmasının ve varoluşsal kırılmanın şehridir. Şehir burada bir örtüdür; altında kalanlar ise güneş lekeleri gibi parlayıp söner.

Gecenin Örtüsünde Güneş Lekesi, okuru rahat bırakmayan bir roman. Yürüyüş bitmez. Kitap kapandığında bile okur, kendi şehrinde yürümeye, kalabalığın gürültüsü içinde o küçük lekeleri ve kırılmaları aramaya devam eder. Zor, yavaş ve zaman zaman nefessiz bırakan bu metin, güçlü bir felsefi yankı yaratır. Oral, bu romanıyla karanlık zamanlarda edebiyatın hâlâ parlayabileceğini; varoluşun, en ağır örtülerin altında bile küçük lekelerle sürdürülebileceğini hatırlatır.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Deniz Mahabad, Independent Türkçe için yazdı
Cumartesi, Ocak 3, 2026 - 09:30
Main image: 

<p>Görsel:&nbsp;kitapyurdu</p>

Type: 
SEO Title: 
Gecenin Örtüsünde Güneş Lekesi: Karanlığın içinde varoluşsal kırılmalar
copyright Independentturkish: 

Hedef İran

İran’da sokak olaylarında artış var. Gerginlik sürüyor. Peki hedef ne? Bu bölgemizdeki çok ciddi nitelikli konuyu, test edilmiş tezlerimle ve stratejik yaklaşımımla açıklayacağım.

Öncesi

13-24 Haziran 2025 tarihlerinde 12 Gün Savaşı gerçekleşti. 12 Gün Savaşı’nın (Haziran 2025, İsrail-İran doğrudan çatışması) bitişi kesin bir zafer getirmedi, süreç devam ediyor ve ABD (özellikle Trump yönetimi) açısından İran’a yönelik stratejik plan daha yeni başlıyor.

30 Haziran 2025’te “12 Gün Savaşı kapsamında İran’ın askerî açıdan kritiği” başlıklı makalem bugüne ilişkin ipuçlarını verir nitelikteydi. Bu makalede, İran’ın askeri yapısını (hava gücü zayıflığı, kara ordusunun sınırlı kullanımı, savunma doktrini) eleştirirken şu vurguları yaptım: Savaş, 12. gününde Trump’ın ateşkes müdahalesiyle durdu. “Eğer Trump ateşkes argümanıyla süreci başka bir şekle sokmamış olsaydı, göreceğimiz neydi?” diye sordum. Bu, ateşkesin geçici bir “ara” olduğunu ima ettim. İran’ın yumuşak karnının (hava savunma ve nükleer tesisler) hedef alındığını, ancak rejimin hala ayakta olduğunu vurguladım. Kesin sonuç alınmadığını, İran’ın bölgesel vekil güçleri (Husi, Hizbullah) ve kullanılmayan kara/deniz unsurlarıyla direncini sürdürebileceğini söyledim. ABD/Trump bağlamında: Savaşı “ABD başlattı, ABD bitirdi” diye özetleyen önceki makalelerine atıf yaptım (24 Haziran 2025 tarihli “İran-İsrail ateşkesi”). Trump’ın nükleer tesis vuruşlarını kontrollü tuttuğunu, ancak stratejik hedefin (İran’ın nükleer ve bölgesel nüfuzunu zayıflatma) uzun vadeli olduğunu belirttim.

“Sonuç ne zaman alınır bilinmez ama ufak dokunuşlarla ki o politika olur bu kritik süreç devam eder… İran planı yeni başladı!” cümlesiyle bugünün olayları büyük ölçüde örtüşüyor. 

Tezimin içeriğinde şunlar vardı:

    •    “Ufak dokunuşlar”: Hibrit savaş unsurları (siber saldırılar, vekil operasyonlar, ekonomik yaptırımlar, diplomatik izolasyon) anlamında. 1 Temmuz 2025 tarihli başka bir makalemde (“Stratejik yöntem içindeki küçük dokunuşlar ve büyük değişimler”) doğrudan bu kavramı kullandım: İsrail ve ABD’nin “küçük dokunuşlarla” büyük stratejik kazanımlar elde ettiğini, duygusal tepkileri manipüle ederek uzun vadeli avantaj sağladığını yazdım.
    •    “Politika olur, süreç devam eder”: Ateşkesin son değil, politikanın devamı olduğunu savundum. Trump’ın pragmatik yaklaşımıyla (içe kapanma ama fırsatçı müdahaleler) İran’a yönelik “kontrollü kaos” stratejisinin süreceğini ima ettim.
    •    “İran planı yeni başladı”: En net ifadem bu oldu. 12 Gün Savaşı’nı Trump’ın ikinci döneminin (2025 başı) ilk büyük hamlesi olarak gördüm. Yıl sonu makalemde (Aralık 2025-Ocak 2026) bunu tekrarladım: Savaş İran’ın bölgesel etkisini zayıflattı ama nükleer programı tamamen yok edilmedi; ABD’nin “temassız” ve fırsatçı politikalarıyla baskı devam edecek.
Şimdi de öngörümü strateji bağlamında açıklayayım:
    •    Kısa vadeli zafer yok, uzun vadeli yıpratma var. 12 Gün Savaşı, klasik bir topyekûn savaş değil; dron/füze salvoları, lazer savunmaları ve uydu istihbaratıyla yürütülen “hibrit” bir çatışma. İran ağır hasar aldı (nükleer tesisler, bilim insanları, hava savunması) ama rejim çökmedi. Bana göre bu, ABD’nin tercih ettiği strateji: Doğrudan işgal riski almadan, vekil (İsrail) üzerinden yıpratma.
    •    Trump faktörü. Trump’ın ikinci dönemi (2025-), “America First” ile içe kapanmayı getiriyor, ama Orta Doğu’da İran’ı zayıflatma fırsatını kaçırmıyor. Ateşkes, Trump’ın “barış yapıcı” imajını güçlendirirken, yaptırımlar ve gizli operasyonlarla baskıyı sürdürüyor. Ben bunu “kontrollü kaos” olarak tanımlıyorum: Kesin sonuç bilinmez, ama ufak dokunuşlar (yaptırım, siber, diplomatik) ile İran içte ve dışta eritilecek.
    •    2026 ve sonrası için çıkarımlar. Ocak 2026 makalemde (“2026’ya yönelik gerçekçi bir bakış”) vurguladığı gibi, savaş İran’ı zayıflattı ama bitirmedi. Çin-Rusya ekseni İran’ı desteklerken, ABD-İsrail ittifakı yeni “dokunuşlar” (ekonomik abluka, vekil çatışmalar) hazırlayabilir. 

Haziran-Temmuz 2025 makalelerimdeki tezlerin özü belli ve bu süreci “yeni çağ savaşı” olarak görüyor: Ani büyük vuruşlar değil, sürekli ve kontrollü baskıyla stratejik üstünlük. 

Bugün

2 Ocak 2026 tarihinde Trump bir X paylaşımı yaptı:

“If Iran shots and violently kills peaceful protesters, which is their custom, the United States of America will come to their rescue. We are locked and loaded and ready to go. Thank you for your attention to this matter!” - President DONALD J. TRUMP pic.twitter.com/ctNbfJD9jv

— The White House (@WhiteHouse) January 2, 2026

Trump, İran rejiminin protestocuları öldürmeye devam etmesi halinde ABD’nin "onların yardımına koşacağını" ve "hazır ve tetikte olduklarını" belirtti. 

Aklıma hemen şu geldi: Acaba Trump ile Netanyahu geçtiğimiz günlerde Florida’da neyi görüştüler? 

Axios bu sorunun cevabını yazdı. Habere göre, İran’a yönelik olasılıklar görüşüldü. Buna “ikinci raund” dediler. 

O halde süreç devam ediyor denebilir mi? Acaba “İran planı yeni başladı” öngörüm gerçekleşme aşamasında olabilir mi? Axios’un “ikinci raund” ifadesi bu mu? 

O halde duruma biraz daha yakından bakalım.

İran’da Aralık 2025 sonundan itibaren başlayan protestolar, Ocak 2026 itibarıyla beşinci gününe girdi ve ülke genelinde yayıldı. Bu hareketler sosyal medyada ve gelen haberlerde yoğun tartışılıyor. Hem İran içinden hem diaspora İranlılardan gelen haberler, rejim karşıtı sloganlar ve monarşi yanlısı çağrılar şeklinde. Bu, 2022 Mahsa Amini protestolarından beri en büyük dalga; ekonomik kökenli ama hızla rejim karşıtlığına evrildi.

Aşağıda, son bilgileri sebep-sonuç ilişkisiyle analiz edip, gelecek senaryolarını değerlendireceğim.
 

Sebep Analizi
 

Protestoların temel tetikleyicisi ekonomik kriz:

    •    İran riyalinin rekor düşük seviyelere düşmesi (2025’te dolar karşısında neredeyse yarı yarıya değer kaybı), %50’ye varan enflasyon, gıda fiyatlarındaki artış ve enerji kesintileri.
    •    Merkezi Banka Başkanı’nın istifası, 2026 bütçesinde %62 vergi artışı önerisi ve petrol gelirlerindeki dramatik düşüş (%84 azalma).
    •    Esad rejiminin Suriye’de çöküşüyle İran’ın bölgesel etkisi zayıfladı; bu da içerde “kaynakların Gazze/Lübnan’a harcanması” eleştirisini artırdı.

Ekonomik şikayetler hızla siyasi taleplere dönüştü:

    •    “Diktatöre ölüm”, “Ne Gazze ne Lübnan, hayatım İran için”, “Şah geliyor” gibi sloganlar.
    •    1979 öncesi İran bayrağı ve Pehlevi hanedanı referansları yaygın.
    •    Öğrenciler, tüccarlar, kamyon şoförleri ve gençler katıldı; geleneksel rejim tabanı (pazar) bile ayaklandı.

Dış faktörler:
    •    ABD ve İsrail’in “maksimum baskı” politikası (yaptırımlar, askeri zafiyet).
    •    Rejim, protestoları “dış mihrak” (ABD/İsrail/Mossad) olarak suçluyor.
    •    Sosyal medyada diaspora (özellikle monarşi yanlıları) aktif destek veriyor; Rıza Pehlevi çağrıları yoğun.

İran elitleri ve iç bölünmeler:

    •    Rejim içinde çatlaklar: Bazı güvenlik güçleri düşük moral, bölünme söylentileri.
    •    Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan diyalog çağrısı yapıyor ama etkili değil; sertlik yanlıları (IRGC) baskın.
    •    Elitler arasında ekonomik politikalar ve bütçenin reddi tartışmaları var; ancak birlik korunuyor.

Sonuç Analizi

    •    Protestolar 31 eyaletten 20+’sine yayıldı (Tahran, İsfahan, Şiraz, Kum, Hamedan vb.).
    •    Şiddet arttı: Güvenlik güçleri gerçek mermi kullandı, ölü sayısı gittikçe artıyor, tutuklamalar da öyle.
    •    Hükümet yasaklar (örneğin internet) ve kapanmalar (örneğin üniversiteler) ilan etti; rejim konuyu “ekonomik protesto” diye küçümsemeye çalışıyor ama rejim-karşıtı ton baskın.
    •    Sosyal medya tartışmaları: İranlılar özgürlük ve rejim değişikliği istiyor; Yaşasın Şah hashtag’leri, Rıza Pehlevi desteği yüksek. Rejim yanlıları azınlıkta, protestoları “dış destekli” diye reddediyor.

Değerlendirme

    •    Kısa vadeli (Ocak-Şubat 2026): Protestolar momentum kaybedebilir; rejim geçmişte (2019, 2022) sert baskıyla kontrol sağladı. Ekonomik tavizler (merkez bankası değişikliği gibi) veya daha fazla şiddet bekleniyor. Eğer grevler (pazar, kamyoncular) sürerse, rejim zorlanabilir.
    •    Orta vadeli riskler: Ordu/IRGC içinde bölünme olursa rejim zayıflar. Dışarıdan (ABD Trump yönetimi, İsrail) baskı artarsa, rejim “dış tehdit” kartını oynayıp iç birliği sağlayabilir veya provokasyon yapabilir.
    •    Uzun vadeli olasılıklar: Rejim hayatta kalır (en muhtemel; muhalefet dağınık, liderlik yok). İç darbe veya elit değişikliği (Pezeşkiyan gibi reformcular güçlenir). Tam rejim çöküşü düşük ihtimal; ama ekonomik çöküş ve dış izolasyon devam ederse 2026 sonu kritik olabilir.
    •    Sosyal medyadaki eğilim: Diaspora ve gençler monarşiye (Pehlevi) yöneliyor; ancak muhalefet birleşik değil.

Genel olarak, rejim şu an zayıf döneminde ama baskı mekanizmaları güçlü. Rejimi ayakta tutan güvenlik elitleri şimdilik gücünü koruyor. Aslında rejim tam da bunun için var, Şiilik hemen toplumu konsolide ediyor. Gelişmeler hızlı değişiyor, dikkatle izlemek gerekiyor.

Durum - Sağlama

    •    İran, ABD için çok önemli mi? Evet. Neden? Petrol konuları (pazarı, alıcıları, fiyatları, vb), Basra Körfezi, Arap Denizi, Çin'in önünün kesilmesi, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi (NPT)... 
    •    İran bugüne dek İsrail'in önünün açılmasını stratejik olarak sağladı mı? Evet. 
    •    İran'ın nükleer silah konusu bitti mi? Hayır. 
    •    12 Gün Savaşı sonrasında İsrail için İran kabuğuna çekildi mi, ABD için bir yerde al gülüm ver gülüm oldu mu? Evet. 
    •    İran ve ABD için Orta Doğu'da bahsettikleri o haritaları değiştirme dedikleri amaç bitti mi? Hayır. 
    •    İran rejimiyle (Şiilik üzerine çalışan dini rejim) ABD ve İsrail için halen bir engel mi? Evet. 
    •    Bugüne dek vekalet savaşı ABD ve İsrail'in işine aradı mı? Evet. 
    •    Birkaç gün önce Netanyahu-Trump Florida'da yeniden bir görüşme yapı mı? Evet. Neyi görüştüler? İran başta diğer bölgesel konular. 
    •    Bugün Trump her alanda noktayı koymak üzerine politika yapıyor mu? Evet. Nerelerde? Orta-Güney Amerika, Ukrayna-Rusya, Orta Doğu...

Sonuç

Kurbağanın pişirilmesi misali, ateşin derecesini yavaşça açarsınız ve beklersiniz. Kurbağa kazandan aniden zıplayamaz, ne olduğunu anladığında iş işten geçmiştir! 

Eğer, ABD gibi bir ülkeyseniz, nasıl olsa çok acil denecek bir zaman sorunuz yok. Hasmınızı doğrudan saldırıyla değil, hibrit yöntemlerle ve çok alanlı harekât usulleriyle sindirirsiniz. 

Eğer, 12 Gün Savaşı yapılmasaydı, yani İran’ın nükleer silah üretmesi süreci geriletilmeseydi, yani bugünlerde İran’ın elinde nükleer silah olsaydı, düşünsenize o zaman durumun aciliyetini!.. 

Trump ve Netanyahu için bu iş planlandığı gibi gidiyor…

İran zorlu bir ülke! Dikkatli olmak gerektiği açık. Ama bölgede bir değişim isteniyorsa ve küresel açıdan ABD ve İsrail için bir ilerleme yolu açılacaksa, bu yolun tam da üstünde duran bir ülke değil, rejimdir. Rejimi ise ancak kendi halkı değiştirebilir. Darbe, ayaklanma, iş savaş, vs. 

Eğer, hedef ülke ise de önce rejim değiştirilmelidir; ki halkı sindirmek üzere kurgulanmış eli sopalı İran güvenlik güçlerinin bu süre içinde tasfiyesi sağlanmalıdır. Güvenlik elitlerinin elinden güç alındığında ve Şiiliği çağıran rejim değiştirildiğinde, işte o ülke artık hedef konumundadır ve istenirse birkaç parçaya bölünebilir de; mesela Beluciler… 

Bütün bunlar zaman alıcı işlerdendir. Bu nedenle stratejik gerekçelerimi sizlerle paylaştım. Bugün benim tezim ikinci safha ile alakalıdır ve bu safhanın henüz başında sayılırız. Gidişat izlenecek, küçük dokunuşlar devam edecek…
Bu İran’daki olayları, bugün başka yerlerde uygulamak mümkün mü, diye ilaveten düşünmeniz de mümkündür.
 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Gürsel Tokmakoğlu, Independent Türkçe için yazdı
Cumartesi, Ocak 3, 2026 - 09:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: Reuters</p>

Type: 
SEO Title: 
Hedef İran
copyright Independentturkish: 

Avrupalılar korkuyor ve kendilerine güvenemiyor

Avrupa kıtası, 21. yüzyılın ilk çeyreğini geride bırakırken kendisini daha önce hiç deneyimlemediği kadar karmaşık ve eş zamanlı şokların ortasında buldu. Savaşın kalıcı bir gerçeklik olarak topraklarına geri dönmesi, teknolojik devrimin yarattığı belirsizlik ve küresel güç rekabetinde arada kalmışlık hissi, kıta kamuoyunun psikolojisini derinden sarsıyor. Cluster17 tarafından yürütülen ve Le Grand Continent tarafından yayımlanan ‘Eurobazooka’ serisinin son çalışması olan Avrupa Kamuoyu Barometresi (Aralık 2025) dokuz Avrupa ülkesinde 9 binden fazla kişiyle yapılan görüşmeler ışığında, değişim içindeki bir kıtanın korkularını ve derinleşen özgüvensizliğini tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor.

Bence bu tablonun en çarpıcı yanı, Avrupalıların sadece dış tehditlerden korkması değil; bu tehditlerle tek başlarına başa çıkabileceklerine dair inançlarını neredeyse tamamen kaybetmiş olmalarıdır.

Savaşın Gölgesinde Bir Kıta ve Rusya Fobisi

Avrupa kamuoyu için artık "savaş" teorik bir ihtimal değil, kapıda bekleyen bir kâbus. Ankete katılanların yüzde 51’i, önümüzdeki yıllarda Rusya ile açık bir savaş riskini "yüksek" görüyor. Bu oran, Moskova’ya komşu olan Polonya’da yüzde 77 gibi dramatik bir seviyeye çıkarken, cepheden uzaklaştıkça (İtalya’da %34) düşse de genel eğilim değişmiyor: Avrupa artık bir "güvenlik bunalımı" yaşıyor.

Ancak asıl endişe verici olan, bu tehdit algısına eşlik eden askeri kapasite yetersizliği hissiyatı. Avrupalıların üçte ikisi (%69), ülkelerinin Rus saldırganlığına karşı kendisini askeri olarak savunamayacağına inanıyor. Portekiz, İtalya ve Belçika gibi ülkelerde bu güvensizlik oranı %80’i aşıyor. Bu durum, yıllarca "yumuşak güç" olmayı bir kimlik olarak benimseyen Avrupa'nın, sert güç dünyasına hazırlıksız yakalanmasının yarattığı toplumsal bir travma.

Gözlemlerime göre, Avrupalıların Rusya'yı tek ve en büyük tehdit olarak görmesi, diğer aktörlere bakışlarını da yumuşatıyor. Örneğin Çin ile savaş riski sadece yüzde 15, ABD ile ise yüzde 10 seviyesinde algılanıyor. Rusya Avrupa zihninde tekil devletlerarası tehdit olarak öne çıkarken, terör günlük güvenlik algısında önceliğini koruyor.

Donald Trump: Avrupa’nın "Düşmanı" mı?

Kıtanın güvenlik şemsiyesi olan ABD ile ilişkilerde ise tam bir paradoks yaşanıyor. Avrupalıların yüzde 48’i Donald Trump’ı artık "Avrupa’nın düşmanı" olarak kodluyor. Bu oran son aylarda istikrarlı bir şekilde artış gösteriyor. Özellikle Belçika ve Fransa gibi ülkelerde Trump’a yönelik reddediş %60’lara dayanıyor.

Bence bu tabloyu şöyle yorumlamak gerekir: Avrupalılar "adam" ile "güç" arasında net bir ayrım yapmaya başladı. Trump’tan nefret ediyorlar ancak Washington ile köprüleri atmaya da korkuyorlar. Ankete katılanların yüzde 48’i, ABD hükümetiyle bir şekilde "uzlaşma" yolunun aranması gerektiğini savunuyor; cepheden karşı karşıya gelmeyi isteyenlerin oranı ise yüzde 33’te kalıyor. Rusya tehdidi bu kadar yakındayken, Trump ne kadar "düşman" görülürse görülsün, transatlantik bağ hâlâ bir stratejik zorunluluk olarak algılanmaya devam ediyor.

Teknoloji ve Modernite: Hayranlık ile Dehşet Arasında

Avrupa kamuoyunun güvenliği sadece askeri terimlerle düşünmediğini görüyoruz. Aksine, siber saldırılar ve teknolojik bağımlılıkları içeren "teknolojik güvenlik", askeri güvenliğin bile önüne geçmiş durumda (%28). (Rusya’nın hibrit tehditleri konusunda bilinç yüksek)

Moderniteye karşı takınılan tavır ise tam bir "seçici ilerlemecilik" örneği. Avrupalılar uzay fethine (%64) ve robotlara (%53) büyük bir heyecanla bakarken; iş sosyal mecralara (%73) veya yapay zekâya (%54) geldiğinde derin bir endişeye kapılıyor. Özellikle yapay zekâ konusunda korkulan şey işsiz kalmak değil; "hakikatin" kaybolmasıdır. Fake news, dezenformasyon ve insanların kendi başına düşünme yetisini kaybetmesi ihtimali, Avrupalıları işlerini kaybetme riskinden çok daha fazla korkutuyor.

İçerideki Fay Hatları: Fransa "Zayıf Halka" mı?

Avrupa Birliği’ne aidiyet hissi genel toplamda hâlâ çok güçlü olsa da (%74 kalmak istiyor), çatlaklar en çok kurucu üyelerden biri olan Fransa’da belirginleşiyor. Fransa, yüzde 27’lik "ayrılma" isteği ve yüzde 12’lik kararsız kitlesiyle birliğin "en az bağlı" ülkesi konumuna gerilemiş durumda.

Bu aşamada şu ayrımı yapmak gerektiğini düşünüyorum: Avrupa genelinde Brexit hâlâ bir "başarısızlık örneği" (%63 olumsuz etki) olarak görülse de Fransa gibi ülkelerdeki yüksek hoşnutsuzluk, birliğin geleceği için ciddi bir risk barındırıyor. Fransa halkı sadece AB'den değil, kendi kurumlarından da memnun değil; halkın yüzde 67'si siyasi kurumların radikal bir dönüşüm geçirmesini talep ediyor.

Sonuç: Bir Medeniyetin Savunma Refleksi

Tüm bu karamsar tabloya rağmen, Avrupalıların "güçlü yanlarımız neler?" sorusuna verdikleri yanıtlar, kıtanın hâlâ neyi korumaya çalıştığını özetliyor. İnsanlar ülkelerini ekonomik performans veya askeri güç üzerinden değil; kültürel miras (%42), doğal güzellikler (%39) ve sağlık sistemi (%21) üzerinden tanımlıyor.

Sonuç olarak; karşımızda kendi yaşam kalitesine, tarihine ve doğasına aşık, ancak bu mirası savunabilecek askeri ve siyasi iradeye sahip olduğundan şüphe duyan bir "endişeli kıta" var. Avrupalılar için 2026'ya girerken temel paradoks şudur: Korunacak çok şey var ancak bunu yapacak özgüven yok.

Bu veriler ışığında sormak gerekir: Avrupa, bu derin güvenlik ve kimlik bunalımını aşmak için ihtiyaç duyduğu siyasi liderliği bulabilecek mi, yoksa korkularının esiri olmaya devam mı edecek?

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Dr. Osman Gazi Kandemir, Independent Türkçe için yazdı
Cumartesi, Ocak 3, 2026 - 09:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Avrupalılar korkuyor ve kendilerine güvenemiyor
copyright Independentturkish: 

Hilafetin imkânları: Ulus-devlet, ahlak, hukuk ve çoğulluk arasında ontolojik bir yeniden okuma

Giriş
 

Hilafet tartışması, modern dünyada çoğu zaman iki indirgemeci uç arasında sıkışmaktadır. Birinci uç, hilafeti tarihsel olarak kapanmış, modern dünyayla bağdaşmaz bir kurum olarak görürken; ikinci uç, onu evrensel ve mutlak bir siyasal model gibi sunma eğilimindedir. Her iki yaklaşım da hem tarihsel hem teorik açıdan sorunludur. Çünkü hilafet, ne ahlaktan ve hukuktan bağımsız mutlak bir siyasal form, ne de modern ulus-devlet karşısında bütünüyle anlamsız bir kalıntıdır.


Bu makalenin temel iddiası şudur:
Hilafet, ahlak (adalet–hak–müsavat–rıza) ilkeleriyle yeniden düşünüldüğünde, ulus-devletle ontolojik olarak çatışmak zorunda değildir; aksine, imtiyazlı sınıflara rağmen toplumsal meşruiyeti güçlendiren, çoğulluğu tanıyan ve monist modernizmi dengeleyen bir siyasal ufuk sunabilir. Bu tezimizi dört başlıkta ele alacağız.

 

I. Ulus-Devletin Meşruiyet Kaynakları: Hukuk ve Ahlaktan Bağımsız Değildir


Modern siyaset teorisinde ulus-devlet, çoğu zaman hukuki–prosedürel meşruiyet üzerinden tanımlanır. Seçimler, anayasa, yasama ve yargı süreçleri, devletin meşru kabul edilmesi için yeterli görülür. Ancak hem klasik hem çağdaş siyaset felsefesi, bu yaklaşımın eksik olduğunu göstermiştir.


John Rawls’un “adaletin önceliği” ilkesi, hukuki düzenin ahlaki temellerden bağımsız olamayacağını açık biçimde ortaya koyar (Rawls, 2017, s. 221–254). Hannah Arendt ise hukuki biçimlerin, adalet duygusu çöktüğünde meşruiyet üretemeyeceğini belirtir. Benzer biçimde İbn Haldun, devletin yalnızca güçle değil, adaletle ayakta kalacağını vurgular (Mukaddime, c. 1, s. 367–392).


Dolayısıyla şu tespiti net biçimde yapmak gerekir:


Ulus-devletlerin meşruiyeti, ahlak ve hak kavramlarından tamamen bağımsız değildir; yalnızca bu bağı görünmez kılmaya çalışır.


Hilafet fikrinin modern dünyada yeniden gündeme gelmesi, tam da bu görünmezliğe karşı yönelmiş bir itirazdır.

II. Hilafetin Tarihselliği: Mutlak ve Evrensel Bir Model Değildir
 

Hilafet uygulamaları, Hz. Muhammed’in Medine pratiği ve Raşid Halifeler dönemi dâhil olmak üzere, tarihsel bağlamlara göre şekillenmiştir. Bu dönemler, normatif ilkeler üretmiş olsa da, ortaya çıkan siyasal formlar mutlak ve evrensel değildir. Emevî, Abbasî ve Osmanlı uygulamaları arasında ciddi farklılıklar bulunmaktadır (Hodgson, 1995, s. 33–58).


Bu gerçeklik, iki önemli sonucu beraberinde getirir:
    •    Hilafet, donmuş bir siyasal kalıp değildir.
    •    Hilafetin meşruiyeti, biçimden değil, taşıdığı ahlaki ve hukuki ilkelerden kaynaklanır.

Bu ilkeler;
hak, müsavat, adalet ve rızadır (Mâverdî, 1994, s. 23–47).

Hilafet bu ilkeleri dışladığında, tarihsel olarak meşruiyetini kaybetmiştir. Bu nedenle hilafetin savunulabilirliği, kurumsal restorasyonda değil; bu ilkelerin çağdaş siyasal yapılara nasıl taşınabileceğinde aranmalıdır.

III. Hak, Müsavat, Adalet ve Rıza: İmtiyazlı Sınıflara Karşı Toplumsal Meşruiyet


Modern ulus-devletlerde en ciddi meşruiyet krizlerinden biri, imtiyazlı sınıfların oluşmasıdır. Ekonomik elitler, bürokratik oligarşiler ve siyasal ayrıcalıklar, hukuken eşit görünen toplumlarda fiilî eşitsizlikler üretmektedir. Bu durum, yalnızca Müslüman toplumlarda değil, küresel ölçekte bir krizdir.

Hilafet fikri, tarihsel olarak bu tür imtiyazlara karşı ahlaki bir sınır dili üretmiştir. Zekât, kamu malı anlayışı, yöneticinin hesap verebilirliği ve rıza ilkesi, bu sınırın araçlarıdır (Enayat, 1991, s. 145–167).
Bu noktada kritik bir tespit yapılabilir:


Hilafet, hak–adalet–müsavat–rıza ilkelerini merkeze aldığında, imtiyazlı sınıfların direncine rağmen hem Müslimler hem de Müslim olmayanlar tarafından “kök değerlere hatta doğal hukuka dönüş” olarak algılanabilir.


Bu, hilafetin yalnızca dinî değil, evrensel ahlaki bir çekim üretme kapasitesine sahip olduğunu gösterir.

IV. Hilafet ve Çoğulluk: Mezhep, Din ve Yaşam Biçimlerinin Anayasal Güvencesi


İslam’ın temel ilkelerinden biri, din seçimi ve yaşama özgürlüğüdür (Bakara 256). Tarihsel olarak hilafet yönetimleri, farklı mezhep ve din mensuplarına belirli ölçülerde özerklik tanımıştır. Millet sistemi bunun en bilinen örneğidir (Ortaylı, 2005, s. 87–112).


Elbette bu tarihsel uygulamalar, modern özgürlük anlayışıyla birebir örtüşmez. Ancak şu nokta önemlidir:
Hilafet, teorik olarak tek inanç ve tek yaşam biçimi dayatmak zorunda değildir.


Aksine, hilafet ilkeleri yeniden yorumlandığında:
    •    farklı mezhepler,
    •    farklı dinler,
    •    farklı yaşam tarzları anayasal güvence altına alınabilir. 

Tarihte sınırlı olan bu özgürlük alanları, çağdaş hukuk ve insan hakları normlarını katkılarla genişletebilir.
Bu durum, hilafetin çoğullukla zorunlu olarak çatışmadığını; çatışmanın, yanlış yorum ve mutlaklaştırmadan kaynaklandığını göstermektedir.

V. Hilafetin Dini Tayin Edicilikten Arındırılması ve Adem-i Merkezi Yapı


Makalenin en kritik tezi bu noktada ortaya çıkar:
Hilafet, dini tayin edicilik vasfından arındırıldığında, çok-merkezli ve adem-i merkezi bir siyasal yapı üretebilir.
Bu yaklaşımda hilafet:


    •    tek merkezden buyuran bir otorite değil,
    •    farklı kavim, mezhep ve kültürlerin kendi iç düzenlerini koruyabildiği bir üst meşruiyet ve koordinasyon çerçevesi hâline gelir.

Bu yapı:

    •    sınır,
    •    kavim,
    •    mezhep,
    •    din asabiyelerini yok saymaz; tam tersine göz önünde bulundurur (İbn Haldun, Mukaddime, c. 1).

Bu yönüyle böyle bir hilafet tasavvuru, Batı’nın monist modernizm anlayışına karşı dengeleyici bir çoğulluk modeli sunabilir. Monist modernizm, tek hukuk, tek kimlik ve tek norm üretmeye çalışırken; hilafet temelli bu yaklaşım, çoğul normatif düzenlerin birlikte varlığını mümkün kılar.

Sonuç

Bu makale göstermiştir ki hilafet:

    •    ne mutlak ve evrensel bir siyasal modeldir,
    •    ne de modern dünyada bütünüyle işlevsiz bir tarihsel kalıntıdır.

Hilafet, hak–adalet–müsavat–rıza ilkeleriyle yeniden düşünüldüğünde:

    •    ulus-devletle ontolojik olarak çatışmak zorunda değildir,
    •    imtiyazlı sınıflara karşı meşruiyet üretici bir ahlaki ufuk sunabilir,
    •    mezhepsel ve dinî çoğulluğu anayasal güvence altına alabilir,
    •    adem-i merkezi yapısıyla da monist modernizmi dengeleyebilir.

Dolayısıyla hilafetin gerçek imkânı, iktidar kurmakta değil; iktidarı sınırlayan, çoğulluğu tanıyan ve adaleti merkeze alan bir ontolojik meşruiyet üretmesindedir.
 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Hasan Köse, Independent Türkçe için yazdı
Çarşamba, Aralık 24, 2025 - 17:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Hilafetin imkânları: Ulus-devlet, ahlak, hukuk ve çoğulluk arasında ontolojik bir yeniden okuma
copyright Independentturkish: 

Kısa haberler

Çinli BYD, elektrikli araç satışlarında Tesla'yı geride bırakarak dünya lideri oldu

Çinli otomobil üreticisi BYD, 2025'te ABD'li elektrikli araç üreticisi Tesla'yı geride bırakarak "dünyanın en çok elektrikli araç satan şirketi" haline geldi. Şirketin yayımladığı 2025 raporuna göre, BYD'nin bu dönemde "yeni enerji aracı (NEV)" olarak adlandırılan, şarj edilebilen, pilli, hibrit ve yakıt hücreli elektrikli araçlarının satışı yüzde 7,7 artışla 4,6 milyona ulaştı.

NEV satışları içinde şarj edilebilen pilli elektrikli araçların (EV) satışları, yıllık yüzde 28,7 artışla 2,25 milyona çıkarken sektörde dünya lideri olan en yakın rakibi Tesla, 2025 satışlarının yıllık yüzde 8,6 azalışla 1,63 milyona gerilediğini duyurdu. Böylece merkezi Çin'in Şıncın şehrinde bulunan BYD, "dünyanın en çok elektrikli araç satan üreticisi" unvanına sahip oldu.

Çinli milyarder Vang Çuanfu'nun kurucusu olduğu şirket, aslında "dünyanın en büyük elektrikli araç üreticisi" konumundaydı ancak şarj edilebilen hibrit araçlar da ürettiğinden tamamıyla elektrikli araç satışında yalnızca bu tür araçlar imal eden Tesla'nın gerisinde bulunuyordu.


Küçükçekmece’de silahlı saldırı: 2 kişi hayatını kaybetti

İstanbul Küçükçekmece’de motosikletli iki kişinin sokakta üç kişiye ateş açması sonucu iki kişi yaşamını yitirdi.

Olay, saat 19.45 sıralarında Mehmet Akif Mahallesi Aşık Veysel Caddesi ile Türkmen Sokak kesişiminde meydana geldi. Kimlikleri henüz belirlenemeyen motosikletli iki kişi, Hasan Ali, Levent Öner ve Muhammet Gözsu’ya ateş açtı. Saldırının ardından şüpheliler kaçarken, üç kişi yere yığıldı.

İhbar üzerine bölgeye polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Polis cadde ve sokakta güvenlik önlemleri alırken, sağlık ekipleri yaralılara olay yerinde müdahale etti. Yaralılar hastaneye kaldırıldı; ağır yaralanan Hasan Ali ve Muhammet Gözsu hastanede hayatını kaybetti.

Polis, saldırıyı gerçekleştiren şüphelilerin yakalanması için çalışma başlattı.


Özgür Özel'den Çankırı mitingine davet: 2026'nın ilk cumartesi gününde Çankırı'dayız

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Çankırı'da düzenleyecekleri mitinge yurttaşları davet etti.

CHP, yarın saat 15.00'te Çankırı Belediye Meydanından miting düzenleyecek. Özel, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Geçen yıl Türkiye’nin dört bir yanında tam 77 kez eylemdeydik. Yorulmadık, geri adım atmadık! Şimdi, 2026'nın ilk cumartesi gününde, Çankırı’dayız! Korkuyu değil umudu büyütmek için! Kutuplaşma değil kucaklaşmak için! Yoksulluğa alışmamak için!" ifadesini kullandı.


UNIFIL: Lübnan'ın güneyinde barış gücü askerlerine iki kez ateş açıldı

Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü (UNIFIL), Lübnan’ın güneyindeki Kefer Şuba beldesinde devriye görevindeki askerlerinin yaklaşık 50 metre yakınına bugün iki kez ateş açıldığını bildirdi. Açıklamada, saldırıların muhtemelen İsrail ordusuna ait mevzilerden gerçekleştirildiği kaydedildi.

UNIFIL, her iki olayda da askerlerin zarar görmediğini belirterek, İsrail’in barış gücü askerlerine yönelik saldırılarını durdurması çağrısında bulundu. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı kararına göre, bu tür saldırılar ciddi ihlal olarak nitelendiriliyor.

Öte yandan UNIFIL, bölgede olağan prosedürler çerçevesinde faaliyetlerini İsrail ordusuna önceden bildirdiğini ve son dönemde bu tür olayların arttığını vurguladı. 1701 sayılı karar, İsrail’in Mavi Hat’ın gerisine çekilmesini ve bölgenin silahsızlandırılmasını öngörüyor; yalnızca Lübnan ordusu ve UNIFIL’in silah ve araç bulundurmasına izin veriliyor.

Independent Türkçe, Türkiye ve dünyadan güncel haberleri okurları için derledi
Cumartesi, Ocak 3, 2026 - 00:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: Independent Türkçe</p>

Type: 
SEO Title: 
Kısa haberler
copyright Independentturkish: 

"Daltonlar suç örgütü davası"nda izinsiz ses ve görüntü kaydı alan avukat tutuklandı

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca, 22 Aralık'ta Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Yerleşkesi'ndeki 1 No'lu duruşma salonunda, İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesince 363 sanığın yargılandığı kamuoyunda "Barış Boyun-Daltonlar suç örgütü davası" olarak bilinen davanın duruşmasında, izinsiz şekilde ses ve görüntü kaydı alınmasına ilişkin başlatılan soruşturma sürüyor.

İstanbul'da "Taşlar" suç örgütüne yönelik soruşturmada 33 sanığa dava açıldı

Soruşturma kapsamında, yargılama sırasında meydana gelen görevli jandarma personeline mukavemet eylemine ilişkin izinsiz ses ve görüntü kaydı aldığı tespit edilen İstanbul 1 No'lu Barosuna kayıtlı şüpheli avukat T.G'nin tutuklanmasına karar verildi.

Soruşturma

Başsavcılıktan 23 Aralık'ta yapılan açıklamada, 22 Aralık'ta Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Yerleşkesi'ndeki 1 No'lu duruşma salonunda, İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesince 363 sanığın yargılandığı ve kamuoyunda "Daltonlar suç örgütü davası" olarak bilinen davanın duruşmasında kararın açıklandığı sırada, bir kısım sanıklar tarafından duruşmanın düzen ve güvenliğini sağlamakla görevli jandarma personeline yönelik fiziki saldırıda bulunulduğu, ayrıca kamu malına zarar verildiği kaydedilmişti.

Açıklamada, yaşanan olayla ilgili Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından "kamu görevlisine görevini yaptırmamak için direnme" ve "kamu malına zarar verme" suçları yönünden soruşturma başlatıldığı belirtilmişti.

Başsavcılıktan yapılan bir diğer açıklamada ise yargılama sırasında görevli jandarma personeline yönelik mukavemet eyleminin gerçekleştirildiği hatırlatılarak, duruşma esnasında izinsiz şekilde ses ve görüntü kaydı alındığı, bu fiilin İstanbul 1 No'lu Barosuna kayıtlı 3 avukat tarafından gerçekleştirildiğinin anlaşıldığı aktarılmıştı.

Açıklamada, şüpheli avukatlar T.G, S.K. ve K.Y. hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 286'ncı maddesinde düzenlenen "ses veya görüntülerin kayda alınması" ve aynı Kanun'un 220/7 maddesinde düzenlenen "örgüte üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme" suçlarından, konut ve bürolarında hakimlik kararına dayalı olarak arama faaliyeti gerçekleştirildiği ve gözaltına alınmaları yönünde talimat verildiği belirtilmişti.

AA

Marmara Cezaevi Yerleşkesi'ndeki duruşma salonunda, "Daltonlar suç örgütü davası" olarak bilinen yargılama sırasında izinsiz şekilde ses ve görüntü kaydı aldığı tespit edilen avukat tutuklandı
Cuma, Ocak 2, 2026 - 23:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
"Daltonlar suç örgütü davası"nda izinsiz ses ve görüntü kaydı alan avukat tutuklandı
copyright Independentturkish: 

İstanbul’da IŞİD operasyonu: 67 şüpheli tutuklandı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın IŞİD’e yönelik yürüttüğü operasyonda, aralarında Yalova’daki örgüt üyeleriyle bağlantılı oldukları belirlenen 41 zanlının da bulunduğu 147 şüpheliden 67’si tutuklandı.

Başsavcılık açıklamasına göre, gözaltına alınan şüpheliler Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne sevk edildi ve sulh ceza hakimliğindeki sorgularının ardından 72 zanlıdan 67’si tutuklandı, 48 şüpheli hakkında ise adli kontrol kararı uygulandı. Ayrıca, ülke açısından tehdit oluşturduğu belirlenen 32 şüpheli, sınır dışı edilmek üzere geri gönderme merkezine teslim edildi.

Operasyon, İstanbul ve 2 farklı ilde 114 adrese eş zamanlı olarak 30 Aralık 2025 tarihinde gerçekleştirildi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nün yürüttüğü soruşturmada, IŞİD’in sözde hocalığını yapan M.Y.’nin yasa dışı ders ve sohbet etkinlikleri düzenlediği, illegal mescit faaliyetleri kapsamında örgüte taban kazanma amaçlı çalışmalar yürüttüğü tespit edildi.

Açıklamada, Yalova’da gerçekleşen menfur saldırıyla bağlantılı 41 şüpheli, örgütle irtibatlı 13 kişi, sosyal medyada IŞİD yanlısı paylaşımlarda bulunan 14 kişi ve çatışma bölgeleriyle irtibatı olan 15 kişi olmak üzere toplam 115 şüphelinin yakalanmasına yönelik operasyon düzenlendiği belirtildi. Operasyon kapsamında toplam 110 şüpheli gözaltına alındı.

Independent Türkçe

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın IŞİD’e yönelik operasyonunda 147 şüpheliden 67’si tutuklandı; zanlılar arasında Yalova’daki örgüt üyeleriyle bağlantılı olanlar da bulunuyor
Cuma, Ocak 2, 2026 - 23:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
İstanbul’da IŞİD operasyonu: 67 şüpheli tutuklandı
copyright Independentturkish: 

Trump ve Mamdani'den Beyaz Saray’da "iş birliği" mesajı

ABD Başkanı Donald Trump ile 1 Ocak’ta göreve başlayacak New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani, Beyaz Saray’daki ilk yüz yüze görüşmelerinde iş birliği mesajı verdi. New York’taki seçim kampanyası döneminde sert polemiklere giren ikili, görüşmelerinin ardından yaptıkları açıklamalarda, New York’un ekonomik sorunları, yaşam maliyeti, güvenlik ve altyapı projelerine odaklandıklarını söyledi.

Trump, Oval Ofis’teki görüşmeyi “gerçekten iyi ve verimli” olarak nitelendirerek, “(Mamdani) Ne kadar başarılı olursa ben o kadar mutlu olurum. Büyük iş yapma şansı var ve biz de ona yardımcı olacağız” dedi. Başkan, Mamdani için “Fikirlerinin bir kısmı benimle aynı. Zannettiğimden çok daha fazla konuda anlaşıyoruz” ifadelerini kullandı. Trump ayrıca, “New York’u çok seviyorum ve onun harika bir iş çıkarmasını istiyorum” dedi.

Kendisini kampanya döneminde “komünist” diye niteleyen, hatta “gerekirse gözaltına alınacağını” ima eden Trump’la yan yana duran Mamdani,  “Farklı ideolojik görüşlerimiz olabilir ama ortak noktamız New York’u yaşanabilir kılmak. Başkanla uygun zeminlerde çalışmayı dört gözle bekliyorum” açıklamasını yaptı. Mamdani, ayrıca antisemitizmle mücadele için “beş ilçede kökten bir çalışma yürütmeyi” hedeflediğini söyledi.

Gazetecilerin ’’Hala Başkan Trump’ın faşist olduğunu düşünüyor musunuz’’ sorusunu yanıtlayan Mamdani’nin sözünü kesen Trump, ’’Sorun yok sadece ‘evet’ diyebilirsin benim için önemli değil’’ dedi.

Görüşmede şehirde yükselen yaşam maliyeti, kira fiyatları, market ürünleri, kamu hizmetleri ve Con Edison (New York City’nin en büyük elektrik ve doğal gaz dağıtım şirketi) enerji tarifeleri de gündeme geldi. Trump, “Yakıt fiyatlarını düşürdük ama bu Con Edison’a yansımadı, tarifelerin aşağı çekilmesi gerekiyor” derken; Mamdani, “Kesinlikle” diyerek Trump’a destek verdi.

ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Birimi (ICE) operasyonları, iki liderin en çok ihtilaf yaşadığı konular arasında yer aldı. Ancak Trump bu konuda da uzlaşma sinyali vererek, “Farklı düşündüğümüz noktalar var ama çözeceğiz. Bilinen suçluları şehirden uzaklaştırmak istiyoruz. Güvenli New York hepimizin yararına” dedi.

Görüşmenin arka planında ise New York’un federal bütçeden beklediği milyarlarca dolar, altyapı projeleri için gerekli fonlar ve Mamdani’nin alması gereken güvenlik brifingleri (Gizli güvenlik bilgileri ve istihbarat değerlendirmeleri hakkında yapılan resmî bilgilendirme toplantıları) bulunuyor. Uzmanlar, Trump ve Mamdani arasındaki görüşmeyi “şehrin geleceğini etkileyecek kritik bir temas” olarak nitelendiriyor.

 

Independent Türkçe

Trump, New York belediye başkanlığı seçimlerini kazanan Mamdani ile başkentte çok üretken bir toplantı yaptıklarını söyledi
Cumartesi, Kasım 22, 2025 - 10:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
Trump ve Mamdani'den Beyaz Saray’da "iş birliği" mesajı
copyright Independentturkish: 

IMF'den Türkiye değerlendirmesi: İhtiyatlı ekonomik politikalar önemli başarılar sağladı

Uluslararası Para Fonu (IMF), Türkiye ekonomisinin kısa vadede büyümesinin sağlam kalmasının ve enflasyonun kademeli olarak düşmeye devam etmesinin beklendiğini bildirdi.

Fon, 4. Madde konsültasyonu kapsamında IMF personelinin ülkeye ziyareti sonunda elde edilen ön bulguları paylaştı.

IMF'den yapılan açıklamada, yetkililerin büyümeyi korurken enflasyonu düşürme taahhüdünün önemli başarılar getirdiği, bunların enflasyonun kademeli düşüşü, liraya güvenin artması ve rezervlerin güçlenmesi olduğu aktarıldı.

Büyümenin sağlam kaldığı ve risklerin halen yüksek olmasına rağmen geçen yıla göre azaldığı belirtilen açıklamada, güçlü politikaların kilit rol oynadığı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) reel faiz oranlarını yüksek tutmak ve finansal riskleri kontrol altına almak için çeşitli araçlar kullanırken bu yıl bütçe açığındaki azalışın enflasyonu dizginlediği kaydedildi.

Açıklamada, dezenflasyonun yavaş hızının, ekonominin, yatırımcı davranışları, küresel risk iştahı veya enerji fiyatlarından kaynaklanan şoklara karşı savunmasız olduğu dönemi uzattığı ve bu gecikmenin istikrara somut maliyetler ile riskler getirdiği ifade edildi.

Daha istikrarlı ve sürdürülebilir bir yola doğru ilerlerken önceliğin maliye politikalarının gelir odaklı sıkılaştırılmasına, daha sıkı para politikasına ve ihtiyatlı gelir politikalarına verilmesi gerektiği belirtilen açıklamada, bu politika karışımının kısa vadeli büyümeyi yavaşlatabileceği, özellikle işgücü ve ürün piyasalar ile rekabetçiliği ve kapsayıcılığı artırmaya yönelik yasal çerçeveler gibi tamamlayıcı yapısal reformlar ve en savunmasız kesimleri korumaya yönelik önlemlerin bu etkileri dengelemeye, Türkiye'nin büyüme potansiyelini artırmaya ve büyümeyi daha kapsayıcı hale getirmeye yardımcı olabileceği aktarıldı.

Açıklamada, bütçe açığındaki azalış, enflasyondaki düşüş, pozitif reel faiz oranları, liraya olan güven, büyüme, cari açık ve rezervlerdeki iyileşme gibi göstergelere işaret edilerek, "İhtiyatlı ekonomik politikalar önemli başarılar sağladı." değerlendirmesinde bulunuldu.

IMF'nin açıklamasında, "Kısa vadede, Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) büyümesinin sağlam kalmaya ve enflasyonun kademeli olarak düşmeye devam etmesi bekleniyor." ifadeleri yer aldı.

Ülke ekonomisinin bu yıl yüzde 3,5 büyümesinin beklendiği belirtilen açıklamada, düşen politika faizleri ve daha az sıkı bir mali duruşun 2026'da talebi destekleyeceği, bunun sonucunda artan yatırım ve tüketimin büyümeyi yüzde 3,7'ye çıkaracağı kaydedildi.

Açıklamada, 2025 sonu enflasyonunun yüzde 33 olmasının beklendiği belirtilerek, ileriye bakıldığında, ılımlı ücret artışı ve enflasyonun düşmesiyle birlikte azalan ataletin enflasyonu kademeli olarak düşüreceği aktarıldı.

Fonun açıklamasında, enflasyonu TCMB hedefleriyle uyumlu hale getirmek ve şoklara karşı dayanıklılığı artırmak için ek politika çabasının gerektiği vurgulandı.

Dezenflasyonun hızlandırılması ve risklerin azaltılması için bu yılki mali konsolidasyonun sürdürülmesi gerektiği belirtilen açıklamada, gelir artırıcı önlemler ve harcama kesintilerinin önemine işaret edildi.

Açıklamada, Türkiye'nin para politikası çerçevesi önemli başarılar sağladığı, bununla birlikte içinde bulunulan ortamın zorlu olduğu ve birden fazla aracın kullanılmasının TCMB'nin iletişimini ve enflasyon beklentilerinin oluşumunu karmaşık hale getirdiği ifade edildi.

IMF'nin açıklamasında, TCMB'nin enflasyon hedeflerine ulaşılmasının politika faizine sağlam şekilde odaklanan bir çerçeveyle desteklenen daha yüksek reel faiz oranlarını gerektirdiği kaydedildi.

Açıklamada, kur politikasının enflasyon beklentilerini bozabilecek aşırı oynaklığı yumuşatmaya odaklanması gerektiği aktarıldı.

Finans sektörü sağlıklı kalmaya devam ettiği ve yetkililerin piyasa stresi durumunda hızlı ve kararlı biçimde harekete geçme becerisini gösterdiği belirtilen açıklamada, riskler genel olarak daha düşük olsa da döviz likiditesi risklerinin izlenmesi gerektiği, yetkililerin denetim çerçevelerini güçlendirmek için son dönemde kaydedilen ilerlemenin üzerine koyarak devam etmesi gerektiği ifade edildi.

 

AA

"Kısa vadede, GSYH büyümesinin sağlam kalmaya ve enflasyonun kademeli olarak düşmeye devam etmesi bekleniyor"
Cumartesi, Kasım 22, 2025 - 09:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
IMF'den Türkiye değerlendirmesi: İhtiyatlı ekonomik politikalar önemli başarılar sağladı
copyright Independentturkish: 

Felsefe mi, yoksa belediye hizmetlerini mi tartışıyoruz?

Bir keresinde bir belediye başkanıyla, sevgili okuyucularımın çoğunun aşina olduğuna inandığım, dünyanın birçok ülkesinde yaygın olduğunu gördüm bir konu, “bütçenin harcanması” hakkında konuşmuştum.

Bu fikrin özü şudur; maliye bakanlığı her şehre belediye hizmetleri için belirli bir bütçe ayırır.

Bu bütçenin tamamı yıl sonundan önce harcanmalıdır, aksi takdirde belediyenin bir sonraki yıllık bütçesinden artan para miktarında kesinti yapılır.

Bütçesini harcayamayan bir belediyenin verimsiz veya etkisiz olduğu sıklıkla söylenir.

Bu nedenle belediye başkanları, yeni yıl başlamadan önce hesaplarını “sıfırlamaya” gayret ederler.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Yılın son çeyreğinde eski asfalt çok kötü durumda olmasa bile, müteahhit firmalarının ekipmanlarının ana caddeleri işgal ettiğini, asfaltı söküp yeni asfalt döşediğini fark etmiştim.

Belediye başkanına, bu bakım çalışmaları şehri çevreleyen köy ve mahallelerin sokaklarına ve yıllardır bakım yapılmayan tarlalar arasındaki yollara yönlendirilse daha uygun olmaz mıydı dedim.

Bahsettiğim ana yolun yılda iki milyon kişiye hizmet verdiğini, köy yollarının ise yalnızca birkaç bin kişiye hizmet verdiğini, yani aynı miktarda para karşılığında oraya yapılacak hizmetin değerinin daha az olacağını söyledi.

Bu olayı şehir planlama konusunda uzman bir arkadaşıma anlattım ve o da aynı sebepten dolayı belediye başkanının görüşüne katıldığını söyledi.

O zamanlar, kırsal alanlardan kentsel alanlara nüfus göçünü azaltmak için kamu hizmetlerinin dengeli bir şekilde dağıtılması gerektiğini savunuyordum.

Nüfus dengesini ve dolayısıyla ekonomik dengeyi koruma gerekliliğine dayanan idari adem-i merkeziyetçilik hakkında bir yazı yazmıştım.

Ancak son zamanlarda, daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, çoğu planlama uzmanı ve yöneticinin faydacılık felsefesinin temelini oluşturan maliyet-fayda analizine dayanan bir görüşten etkilendiğini fark ettim.

Yukarıda bahsi geçen belediye başkanının cevabı, doğru eylemin en fazla sayıda insana en büyük faydayı sağlayan eylem olduğunu belirten faydacılık teorisinin tam bir örneğidir.

Burada 1 milyon riyal 1 milyon kişiye, köyde ise 10bin kişiye hizmet ediyorsa, bunu şehirde harcamak iyi ve doğru olan davranıştır.

Bence birçok kişi aynı görüşü benimseyecektir, çünkü bu tamamen mantıklı görünüyor, ancak bahsettiğim sebepten dolayı, ben aynı görüşte değilim.

O sebep de kamu hizmetlerinin dengeli bir şekilde dağıtılmasının gerekliliğidir.

Böyle düşünmemin nedeni de akıllı olan herkes için açıktır.

Arap ülkeleri de dahil olmak üzere tüm gelişmekte olan ülkelerin deneyimleri, kamu hizmetlerinin şehirlerde yoğunlaşmasının ve bu hizmetlerin finansal değerlendirmesinin (maliyet-fayda analizinin) yol açtığı büyük ikilemi ortaya koymaktadır.

Son yarım yüzyılda milyonlarca kırsal bölge sakini köylerini terk ederek büyük şehirlerin eteklerindeki genellikle plansız mahallelere yerleşti.

Birçok Arap başkentinin, bunun sonucunda ortaya çıkan kaotik genişlemenin ağır yükünden muzdarip olduğunu biliyoruz.

Bu duruma Bağdat, Şam, Kahire ve Cezayir'de tanık oldum.
 

ShapeCreated with Sketch. Fotoğraflarla dünyadan haberler

Hepsini göster 30

Fotoğraflarla dünyadan haberler

  • 1/30

    21 Kasım 2025 - Meksika Güzeli Fatima Bosch, Tayland'ın başkenti Bangkok'ta düzenlenen 2025 Kainat Güzeli (Miss Universe) yarışmasında birincilik tacını giyiyor. Dünya çapındaki yarışmanın geçen yılki kazananı Danimarkalı Victoria Kjær Theilvig, 25 yaşındaki Bosch'a tacını giydirdi. Bu yılın "Kainat Güzeli" seçilen Bosch, etkinliğin Tayland direktörü Nawat Itsaragrisil'in kendisine "aptal" demesiyle gündeme gelmiş ve bu olay kadın düşmanlığı iddialarının yanı sıra uluslararası güzellik yarışmasına yönelik eleştirileri beraberinde getirmişti. Daha sonra Nawat'ın, Bosch'un kendisine itiraz etmesi nedeniyle Meksika Güzeli'ni salondan çıkarmaya çalıştığı ve bunun üzerine diğer adayların da onunla beraber çıkmak üzere ayağa kalktığı bildirilmişti. Nawat daha sonra özür dilese de büyük tepki toplamıştı. Yarışmada Türkiye'yi temsil eden Ceren Arslan ilk 30'a giremedi. (Sakchai Lalit/AP)
  • 2/30

    20 Kasım 2025 - Güney Afrika'nın başkenti Johannesburg'da G20 ülkelerinin liderlerinin resimleri asıldı. Güney Afrika polisi ve ordusu, bu hafta sonu Johannesburg'da yapılacak G20 Liderler Zirvesi öncesinde beklenen protestolara karşı güç gösterisi olarak çarşamba günü helikopterler, K-9 köpek birimleri ve motosikletli polislerle bir geçit töreni düzenledi. Güney Afrika, 3 bin 500 ek polis görevlendirirken orduyu da hazır bekletiyor. Bu güvenlik hamlesi, polis, ordu ve istihbarat birimlerini tek bir komut altında toplayarak büyük etkinliklerin güvenliğini sağlayan Ulusal Ortak Operasyon ve İstihbarat Yapısı kapsamında gerçekleştiriliyor. Yetkililer Johannesburg ve diğer büyük şehirlerde protestolar bekliyor. Anti-kapitalistler, iklim aktivistleri, kadın hakları savunucuları, göçmen karşıtı gruplar ve diğerlerinin gösteriler düzenlemesi beklenirken, bazıları Güney Afrika'nın yoksulluk ve eşitsizlikle ilgili kendi sorunlarını gündeme getiriyor. (Marco Longari/AFP)
  • 3/30

    19 Kasım 2025 - İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyinde Hizbullah'ın silah depoları olduğunu söylediği binalara hava saldırısı düzenledi. Günün erken saatlerindeki saldırıda günün erken saatlerinde bir kişi hayatını kaybetti, otobüsteki öğrenciler de dahil çok sayıda kişi yaralandı. Yeni saldırılar, İsrail'le Lübnan arasındaki gerginlik tırmanırken gerçekleşti. Salı gecesi Güney Lübnan'daki Ayn el-Hilve Filistin mülteci kampında düzenlenen hava saldırısında 13 kişi hayatını kaybetti. Bu, bir yıl önce İsrail-Hizbullah savaşında ateşkes ilan edilmesinden bu yana bildirilen en ölümcül İsrail saldırısıydı. Öte yandan Gazze'deki hastaneler, İsrail saldırılarında en az 21 Filistinlinin hayatını kaybettiğini bildirdi. (Muhammad Zanaty/AFP)
  • 4/30

    18 Kasım 2025 - Bir itfaiyeci, Zagreb'deki 1970'lerden kalma, bir zamanlar büyük Hırvat gazetelerine ev sahipliği yapan Vjesnik gökdeleninin birkaç katını saran yangını söndürmeye çalışıyor. Dün gece çıkan yangının ardından 30 araçla 93 itfaiyeci göreve çağrıldı. Herhangi bir yaralanma bildirilmese de yangının nedeni henüz bilinmiyor. Yangın, Hırvatistan'ın başkentinde, eski Yugoslavya'da ve daha sonra bağımsız Hırvatistan'da büyük gazete ve dergilerin üreticisi olan Vjesnik yayınevinin merkezi olarak hizmet veren ünlü ofis kulesini tahrip etti. (AFP)
  • 5/30

    17 Kasım 2025 - Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski, Fransa'nın başkenti Paris'te gerçekleştirilen ortak basın toplantısında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'la birlikte açıklamalar yaptı. Fransa Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, Macron ve Zelenski, Kiev'in Fransız şirketlerinden 100'e kadar Rafale savaş uçağı ve diğer hava savunma teçhizatı satın almasına ilişkin niyet mektubunu imzaladı. Zelenski, Rusya'nın Şubat 2022'de gerçekleştirdiği işgalden bu yana Paris'e dokuzuncu ziyaretini gerçekleştirdi. Görüşmelerin amacı, ülkenin enerji altyapısı ve diğer hedeflerine yönelik Rus bombardımanı altında yeni bir kışa girerken, Ukrayna'nın savunmasını güçlendirmek. (Sarah Meyssonnier/AFP)
  • 6/30

    16 Kasım 2025 - Şili'nin ı Partido Republicano partisinden cumhurbaşkanı aday Jose Antonio Kast, Santiago'nun güneyindeki Paine'de genel seçimlerde oyunu kullanmadan önce oyunu gösteriyor. Şilililer, şiddet suçlarıyla ilgili artan endişelerin şekillendirdiği cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanıyor. Adaylar, çetelere karşı daha sert önlemler alma, radikal sağcılarsa kitlesel göçmenleri sınır dışı etme sözü veriyor. Nüfusu 19 milyonu aşan Şili’de 15 milyondan fazla seçmen, ülkedeki 3 bin 498 merkezde yerel saatle 08.00 itibarıyla oy kullanmaya başladı. Ülkede ilk kez oy kullanma uygulamasının zorunlu olduğu bu seçimde, Şili’nin yeni devlet başkanı ve yardımcısının yanı sıra 155 sandalyeli Temsilciler Meclisi’nin tamamıyla 25 sandalyeli Senato'nun üyeleri belirlenecek. Kamuoyu araştırmalarına göre, seçimin ilk turunda yarışan 8 adaydan hiçbirinin devlet başkanı seçilmek için gerekli olan yüzde 50 oy oranına ulaşması beklenmiyor. (Marvin Recinos/AFP)
  • 7/30

    15 Kasım 2025 - İklim aktivistleri, Brezilya'nın Belem kentinde düzenlenen COP30 Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi sırasında, üzerinde "kömür, petrol ve doğalgaz" yazan tabutlarla protesto yürüyüşü düzenliyor. Dünya liderlerinin bir araya gelerek iklim kriziyle mücadele üzerine konuştuğu toplantı bu yıl Amazon'daki Belem kentinde gerçekleşiyor. 10 Kasım'da başlayan zirvenin yarısının geride kaldığı cumartesi günü yerli halklar ve çeşitli bölgelerden aktivistlerden oluşan binlerce kişilik bir grup, liderleri Amazon Yağmur Ormanları'ndaki yıkıcı ormansızlaşmayı durdurmaya çağırdı. Dün de yerli Munduruku halkı, topraklarını tehdit eden projelerin ve madencilik faaliyetlerinin sona erdirilmesi talebiyle konferansın ana kapısına girişi engelleyerek bir protesto düzenlemişti. COP30, 21 Kasım Cuma günü sona eriyor. (Andre Penner/AP)
  • 8/30

    14 Kasım 2025 - Ukranya'nın başkenti Kiev'de insanlar, Rusya'nın gece düzenlediği drone ve füze saldırılarında hasar alan bir binanın önünü temizliyor. Rusya cuma gününün erken saatlerinde, yaklaşık 4 yıl önce başlayan savaşta başkente yapılan en büyük saldırılardan birini gerçekleştirdi. Reuters'ın aktardığı üzere enerji tesisleri, konutlar ve altyapıyı hedef alan saldırılarda en az 8 kişi hayatını kaybetti. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, Rus güçlerinin 430 drone ve 18 füze kullandığını, Kiev'in ise uzun menzilli saldırılarla karşılık verdiğini söyledi. Saldırıda Azerbaycan'ın kentteki büyükelçiliğine de füze isabet etti. Olay üzerine Azerbaycan'ın Rusya'ya nota verdiği bildirildi. (Alina Smutko/Reuters)
  • 9/30

    13 Kasım 2025 - Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo, Paris'teki Faubourg du Temple ve Boulevard Jules Ferry kavşağına çelenk bırakıyor. Paris'te 13 Kasım 2013'te düzenlenen terör saldırılarında 130 kişi hayatını kaybetmiş ve en az 500 kişi yaralanmıştı. IŞİD'in üstlendiği saldırıda Fransa Stadyumu önünde bombalı intihar saldırısı düzenlenmiş ve çeşitli noktalarda kalabalığa ateş açılmıştı. Fransa'nın II. Dünya Savaşı sonrası tarihindeki en şiddetli saldırıda kaybedilenler, 10. yıldönümünde ülke genelinde anıldı. Fransa İçişleri Bakanı Laurent Nunez, böyle bir olayın tekrar yaşanma ihtimalinin düştüğünü ancak "tehdidin hâlâ yüksek" olduğunu söyledi. (Ludovic Marin / Reuters)
  • 10/30

    12 Kasım 2025 - İspanya Kralı VI. Felipe'nin Çin'e gerçekleştirdiği ziyarette Çin Halk Kurtuluş Ordusu'nun merasim kıtasından bir asker, karşılama seremonisinde. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, bugün Pekin'de Çin'e resmi ziyarette bulunan Felipe ile görüştü. Farklı tarihlere, kültürlere ve sosyal sistemlere sahip Çin ile İspanya’nın, ortak kalkınma için model oluşturduğunu vurgulayan Şi, her iki ülkenin uluslararası adaletin korunmasında önemli rol oynadığını söyledi. Kral VI. Felipe ise "Tek Çin" ilkesine bağlı kaldıklarını anımsatarak, Çinli şirketlerin İspanya'nın ekonomik kalkınmasını ve yeşil dönüşümünü güçlü şekilde desteklediğini aktardı. (Maxim Shemetov/AFP)
  • 11/30

    11 Kasım 2025 - Pakistan'ın başkenti İslamabad'da, mahkeme binası yakınlarında intihar saldırısı sonucu meydana gelen patlamada 12 kişi hayatını kaybetti, 36 kişi yaralandı. Pakistan Cumhurbaşkanı Asıf Ali Zerdari'nin şiddetle kındadığı saldırıyı Pakistan Talibanı üstlendi. Çin, Avrupa Birliği, Birleşik Krallık ve ABD, taziye mesajı yayımladı. (Zain Zaman Janjua/AFP)
  • 12/30

    10 Kasım 2025 - ABD hükümetinin 40 gün süren rekor kapanmasında sona yaklaşıldı. Senato bütçe görüşmelerindeki açmazı aşmak için anlaştı. Washington'da hafta sonu yapılan müzakerelerin ardından bir grup Demokrat Partili senatör, Cumhuriyetcilerle birlikte anlaşma lehine oy kullandı. Oylama, 1 Ekim'den bu yana bütçesi olmayan hükümeti fonlamak için aşılması gereken ilk adımdı. Federal çalışanların ve hizmetlerin geri dönmesinden önce anlaşmanın Temsilciler Meclisi'nde de kabul edilmesi gerekiyor. Senato'nun bugün yeni görüşmeler için toplanması bekleniyor. Federal hükümetin "kapanması", acil ve zaruri nitelikte olmayan kamu çalışanlarının zorunlu ücretsiz izne çıkarılması ve birçok devlet programının askıya alınması anlamına geliyor. (J. Scott Applewhite/AP)
  • 13/30

    9 Kasım 2025 - Formula 1 Dünya Şampiyonası'nda sezonun 21. etabı Brezilya Grand Prix'ini McLaren'in Britanyalı pilotu Lando Norris kazandı. Sao Paulo'da 4 bin 309 metrelik Jose Carlos Pace Pisti'nde, düzenlenen yarış 71 tur üzerinden yapıldı. Pole pozisyonundan başladığı yarışı 1 saat 32 dakika 01,596 saniyelik süresiyle ilk sırada tamamlayan Norris, sezonun yedinci yarışını kazandı. Mercedes'in İtalyan sürücüsü Kimi Antonelli, liderin 10,388 saniye gerisinde ikinci, Red Bull'un Hollandalı pilotu Max Verstappen ise liderin 10,750 saniye gerisinde üçüncü oldu. Yarışın 8. turunda Antonelli'nin aracının çarpması sonucu Ferrari'nin Monakolu sürücüsü Charles Leclerc yarış dışı kaldı. Sezonun 22. ayağı Las Vegas Grand Prix'si, 22 Kasım Pazar günü koşulacak. (Amanda Perobelli/Reuters)
  • 14/30

    8 Kasım 2025 - Filipinler'in Mindanao adasında insanlar, Fung-wong Tayfunu'nun yol açtığı şiddetli yağış nedeniyle su basan evlerinden ayrılıyor. Meteoroloji uzmanları, tayfunun güçlenerek süper tayfuna dönüşebileceği ve pazar günü Filipinler'in doğu kıyılarına ulaşacağı uyarısında bulunuyor. Asya ülkesinin meteoroloji ajansı PAGASA'dan Benison Estareja "Neredeyse tüm ülkeyi kapsayabilir" diyor. Önceki günlerde Kalmaegi Tayfunu, Filipinler'de 204 ve Vietnam'da 5 kişinin ölümüne neden olmuştu. (Erwin Mascarinas / AFP)
  • 15/30

    7 Kasım 2025 - Ukrayna'nın Harkiv bölgesindeki Çuhyuv'da bir itfaiyeci, Rusya'nın drone saldırısının ardından çalışıyor. Ukrayna medyasının bildirdiği üzere Rus güçleri, perşembe ve cuma günleri Zaporijya, Harkiv, Odessa, Dnipro ve Sumi'ye çok sayıda drone saldırısı düzenleyerek evleri, okulları ve altyapıyı hedef aldı. Saldırılar, dün Ukrayna'nın, Rusya'nın Volgograd bölgesindeki önemli bir petrol rafinerisini yaklaşık üç ay içinde ikinci kez vurduğunu iddia etmesinin ardından geldi (Sofiia Gatilova/Reuters)
  • 16/30

    6 Kasım 2025 - Almanya'daki Berlin Hayvanat Bahçesi'nde eylülde dünyaya gelen yavru su aygırı ilk kez halkın karşısına çıktı. Bebek su aygırı, 13 yaşındaki Nala'nın ilk yavrusu. Nala aslında iki doğurmuştu ancak yavrulardan biri kısa süre sonra hayatını kaybetti. Hayvanat bahçesi olayı "son derece nadir" diye tanımlamıştı çünkü bilinen su aygırı doğumlarının yalnızca yüzde 1'inde ikiz görülüyor. (Markus Schreiber/AP)
  • 17/30

    5 Kasım 2025 - Dünya liderlerini tasvir eden büyük maskeler takan Oxfam aktivistleri, Brezilya'nın Belem kentinde düzenlecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP30) öncesinde, dünyanın en büyük ekonomileri tarafından iklim kriziyle mücadelede alınan kararların yetersizliğini eleştirmek için "İş Başında Uyumak" adlı bir eylem yaptı. Oxfam, yoksulluğun beraberinde getirdiği adaletsizliklerin olmadığı bir gelecek yaratma amacıyla 90 ülkede ortaklarla ve yerel topluluklarla beraber çalışan 17 organizasyonun bir araya gelerek oluşturduğu uluslararası bir konfederasyon. (Adriano Machado / Reuters)
  • 18/30

    4 Kasım 2025 - ABD'nin en büyük kenti New York'ta milyonlarca kişinin oy kullandığı belediye başkanlığı seçimini, resmi olmayan sonuçlara göre Demokratların adayı Zohran Mamdani kazandı. 34 yaşındaki Uganda doğumlu Mamdani, bağımsız aday olarak yarışan eski New York Valisi Andrew Cuomo'yu yenerek, ABD'nin en büyük kentinin başına geçen son yüzyıldaki en genç isim oldu. Associated Press'in aktardığına göre, oyların yüzde 90'ından fazlası sayılan seçim sonuçlarında Mamdani yüzde 50,4'lük oyla zafer kazandı. Rakibi Andrew Cuomo ise yüzde 41,6'lık oy alabildi. Diğer bir aday Curtis Sliwa ise yüzde 7,1'de kaldı. New York Seçim Kurulu'na göre, yarışta 2 milyondan fazla kişi oy kullandı. Bu, son 50 yılda bir belediye başkanlığı seçiminde kaydedilen en yüksek katılım oldu. Mamdani'nin zaferi tarihi bir anlam da taşıyor. Ailesi Hindistanlı olan genç siyasetçi kentin ilk Güney Asya kökenli ve Müslüman belediye başkanı seçildi. (Angela Weiss/AFP)
  • 19/30

    3 Kasım 2025 - İtalya'nın başkenti Roma'da, ülkenin en önemli tarihi yapılarından biri kabul edilen Kolezyum yakınlarında tadilat altındaki tarihi bir kule çöktü. "Torre dei Conti"nin çökmesi sonucu işçilerden birinin ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldığı açıklanırken iki işçininse kazayı hafif sıyrıklarla atlattığı belirtildi. 2006'dan beri kullanılmayan yapıda dört yıllık bir restorasyon çalışmasının devam ettiği kaydedilirken, inşaatın gelecek yıl tamamlanması bekleniyordu. Kulenin 13. yüzyılın başında inşa edildiği biliniyor. (Tiziana Fabi / AFP)
  • 20/30

    2 Kasım 2025 - İtalyan tenisçi Jannik Sinner, Paris ATP Masters 1000 turnuvasının finalinde Kanadalı rakibi Felix Auger-Aliassime'yi mağlup ederek kupaya uzandı. Sinner, dünya sıralamasında da en büyük rakibi Carlos Alcaraz'ı geride bırakarak birinci sıraya yükseldi. İtalyan tenisçi, geçen yıl haziran ayında ilk kez dünya 1 numarası olmuş ve bu unvanı 65 hafta boyunca korumuştu, ta ki eylülde ABD Açık finalinde Alcaraz’a kaybedene kadar. (Dimitar Dilkoff / AFP)
  • 21/30

    1 Kasım 2025 - Güney Kore'nin Gyeongju kentinde düzenlenen Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesinde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae Myung el sıkışıyor. Lee, liderler forumunun ardından düzenlenen devlet zirvesi ve akşam yemeğinde Şi'yi ağırladı. Çin lideri 11 yıl aradan sonra ABD müttefikine yaptığı ilk ziyaretini gerçekleştirmiş oldu. Güney Kore Devlet Başkanı komşusu Kuzey Kore'yle görüşmelerin yeniden başlatılması için Şi'den yardım isterken, mevkidaşı işbirliğini genişletmeye ve karşılaştıkları zorluklarla birlikte mücadele etmeye istekli olduklarını söyledi. (Yonhap/Reuters)
  • 22/30

    31 Ekim 2025 - Sırbistan'da öğrenciler, Novi Sad tren istasyonunun çatısının çökmesi sonucu 16 kişinin öldüğü olayın yıldönümünde düzenlenen protesto yürüyüşü sırasında Indjija'daki ana meydanda uyuyuyor. Geçen yıl 1 Kasım'da meydana gelen olayda 4'ü çocuk olmak üzere 16 kişi hayatını kaybetmiş ve Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic'in görevden alınmasını talep eden geniş çaplı protestolar baş göstermişti. Binlerce üniversite öğrencisi olayın birinci yıldönümünde başkent Belgrad'dan Novi Sad'a 90 kilometrelik bir yürüyüş başlattı. Yarın onbinlerce kişinin daha katılımıyla Novi Sad'da büyük bir gösteri planlanıyor. (Marko Djurica/Reuters)
  • 23/30

    30 Ekim 2025 - İsrail ordusunun Lübnan'nın güney sınırındaki köyü Belida'ya düzenlediği saldırının ardından halk belediye binasının önünde toplanıyor. İsrail askerleri, gece saatlerinde Belida'ya düzenledikleri baskında bir belediye çalışanını öldürdü. Lübnan Cumurbaşkanı ordusuna bu saldırılara karşı koymalarını söylerken İsrail ordusu, Hizbullah altyapısına yönelik operasyon düzenlediğini ve bir "şüpheliye" ateş açtığını iddia etti. İsrail'in ayrıca bugün Lübnan'ın güneyine hava saldırıları düzenlediği bildirildi. İsrail, 27 Kasım 2024'te başlayan ateşkesin ardından Lübnan'a hava saldırılarını ve sınırlı kara operasyonlarını sürdürüyor. İsrail, Hizbullah'ın güneyde askeri varlığını yeniden kurmasını engellemeyi amaçladığını öne sürerken Lübnan, İsrail'i ateşkesi ihlal etmekle suçluyor. (Mahmoud Zayyat / AFP )
  • 24/30

    29 Ekim 2025 - Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat'ta bir çocuk, İsrail saldırısı nedeniyle yıkılan bir evin enkazında oturuyor. Ateşkesin başlamasından yaklaşık üç hafta sonra İsrail, Hamas'ın bir askerlerini öldürdüğünü iddia ederek dün Gazze'ye saldırı başlattı. Dün ve bugün devam eden saldırılarda 46'sı çocuk olmak üzere en az 104 kişinin öldürüldüğü bildirildi. İsrail ordusu daha sonra yaptığı açıklamada, ateşkes anlaşmasına uymaya devam edeceklerini ve "herhangi bir ihlal" durumunda sert bir şekilde yanıt vereceklerini söyledi. Hamas ise dün ateşkesi ihlal etmediğini savunuyor. (Eyad Baba/AFP)
  • 25/30

    28 Ekim 2025 - Ukrayna bayrağı tutan bir adam, Kiev'de düzenlenen imha edilmiş Rus teçhizatı açık hava sergisinde Rus askeri aracının üzerinde. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, ABD, İsveç ve Fransa'dan F-16, Gripen ve Rafale gibi 250 savaş uçağı almak için çalışmaları sürdürdüklerini söyledi. Rus ordusunun ülkesine yönelik hava saldırılarını sürdürdüğünü ifade eden Zelenski, hava savunma imkanlarını artırmak için çalıştıklarını belirtti. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump arasında yeniden zirve yapılmasının ABD'ye bağlı olduğunu belirterek, "Amerikalıların rahat edeceği bir tempoda ilerlemeye hazırız" dedi. (Sergei Supinsky/AFP)
  • 26/30

    27 Ekim 2025 - Hindu kadınlar, Hindistan'ın Yeni Delhi kentinde düzenlenen Hindu dini festivali Chhath Puja sırasında Yamuna Nehri'nin sularında Güneş tanrısına tapıyor. Chhath Puja, Güneş onuruna düzenlenen 4 günlük özenli bir kutlama. Uzun bir su orucu tutmayı ve bir su kütlesinde ayakta dururken, doğan ve batan Güneş'in ışığı olan Usha ve Pratyusha'ya adaklar sunmayı içeriyor. (Bhawika Chhabra/Reuters)
  • 27/30

    26 Ekim 2025 - McLaren'ın Britanyalı sürücüsü Lando Norris, Formula 1 Meksika Grand Prix'sinde zafere ulaşan isim oldu. Başkent Meksiko'daki 4,3 kilometrelik Hermanos Rodriguez Pisti'nde düzenlenen yarış 71 tur üzerinden yapıldı. Pole pozisyonundan başladığı yarışı ilk sırada tamamlayan Norris, sezonun 6. yarışını galibiyetini elde etti ve Oscar Piastri'yi geçerek şampiyona lideri oldu. Ferrari'nin Monakolu sürücüsü Charles Leclerc, Norris'in gerisinde ikinci, Red Bull'un Hollandalı pilotu Max Verstappen ise üçüncü oldu. Lewis Hamilton, pist dışına çıkıp avantaj kazandığından dolayı 10 saniye cezası aldı. Sezonun 21. ayağı Brezilya Grand Prix'si 9 Kasım Pazar günü koşulacak. Meksika Grand Prix'sinin ardından pilotlar klasmanının ilk 5 sırası şöyle: 1. Lando Norris: 357 2. Oscar Piastri: 356 3. Max Verstappen: 321 4. George Russell: 258 5. Charles Leclerc: 210 (Yuri Cortez/AFP)
  • 28/30

    25 Ekim 2025 - Güney Kore'nin başkenti Seul'de, ABD Başkanı Donald Trump'ın Güney Kore'ye yapacağı ziyaret öncesinde gümrük vergisi politikasına karşı düzenlenen Trump karşıtı mitinge katılan bir protestocu elinde "Trump'a Hayır" yazılı bir pankart tutuyor. Ocakta göreve gelmesinin ardından Asya'ya ilk ziyaretini düzenleyen Trump'ın, yerel saatle pazar sabahı Malezya'ya varması bekleniyor. Japonya'ya da gitmesi planlanan liderin gezisinin en önemli durağı muhtemelen Güney Kore olacak. Burada Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesine katılacak Trump ayrıca 30 Ekim'de de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'le bir araya gelecek. ABD Başkanı yola çıkmadan önce gazetecilere yaptığı açıklamada Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un'la da görüşmeye açık olduğunu söyledi. (Kim Hong-Ji/Reuters)
  • 29/30

    24 Ekim 2025 - Almanya'nın kuzeydoğudaki Brandenburg eyaletine bağlı Linum'da bir gönüllü, kuş gribinden öldüğü tahmin edilen turnaların cesedini atıyor. Almanya'da Brandenburg ve diğer eyaletlerde, yabandaki kuşlarda bugüne kadar görülen en büyük kuş gribi salgını yaşanıyor. Özellikle göç mevsimindeki turnaları etkileyen salgın nedeniyle pek çok kuş ölü bulundu. Avrupa genelinde görülen salgın, en azından 10 yıldır ilk kez sezonun bu kadar erken bir döneminde 10 ülkeye yayılmış durumda. Yine de yetkililer toplam salgın sayısının hâlâ 2022'dekinden düşük olduğunu belirtiyor. Fransa'nın hayvan sağlığı gözetim kuruluşu ESA'ya göre, kuş gribi ağustostan ekim ortasına kadar 10 AB ülkesinde ve Britanya'da, çoğunlukla AB'nin en büyük kümes hayvanı üreticisi Polonya'nın yanı sıra İspanya ve Almanya'da olmak üzere 56 salgına yol açtı. (Ralf Hirschberger / AFP)
  • 30/30

    22 Ekim 2025 - Rusya, Ukrayna'nın ikinci büyük şehri Harkiv'a saldırarak, çocukların bulunduğu bir anaokulunu vurdu. Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski, tüm çocukların tahliye edildiğini ve birçoğunun "akut stres tepkileri" yaşadığını söyledi. Harkiv Belediye Başkanı Ihor Terekhov ve Harkov Bölge Devlet İdaresi Başkanı Oleh Sinyegubov, bölgede en az üç patlama meydana geldiğini söyledi. Terekov, "Hholodnohirskyi bölgesindeki özel bir anaokulu vuruldu. Saldırının olduğu yerde yangın çıktı" dedi ve daha sonra çocuklar arasında herhangi bir yaralanma olup olmadığına dair bilgi olmadığını ekledi. Yerel saatle sabah 9 civarında meydana gelen saldırıda en az bir kişi öldü, 6 kişi yaralandı. (AP)


Büyük şehirlerin kaotik bir şekilde genişlemesi, üretim tabanını daralttığı ve toplumsal ilişkileri yöneten, toplumsal çöküşe ve bireyleri sapkın davranışlara karşı bir koruma görevi gören normları zayıflattığı için ülke üzerindeki ekonomik yükleri artırıyor.

Peki, ne yapılmalı?

Çoğunluğun aleyhine az sayıda vatandaşa mı öncelik vermeliyiz?

Soruyu bu şekilde sormak sanırım yanlış bir cevap verilmesine yol açacaktır.

Kamu hizmetlerinin dengeli dağılımı, nüfusun geniş kesimlerine fayda sağlayan sonuçlar doğurur, ancak sağlık hizmetleri maliyetlerinin düşürülmesi, suçların ve toplumsal çatışmaların önlenmesi ve ulusal ekonominin üretim tabanının güçlendirilmesi gibi farklı bir bakış açısı ile yapıldığında.

Bu ölçülebilir finansal faydaların ötesinde, eşit derecede önemli bir unsur daha var; ulusal aidiyeti güçlendirmek ve sosyal adaleti tesis etmek ki bu da zorunlu olarak kamusal alanda mevcut fırsat ve kaynaklardan eşit faydalanma anlamına gelir.

Bu yalnızca felsefi bir görüş değil; eylem planları ile toplum ve devlet arasındaki ilişkiyi düzenleyen temel değerler arasındaki sıkı bağın bir teyididir.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Şarku'l Avsat

Cumartesi, Kasım 22, 2025 - 09:15
Main image: 

<p>Görsel:&nbsp;Independent Türkçe/ChatGPT</p>

related nodes: 
Siyasetçiler ne yapar?
Küresel adalet aynı zamanda ekonomik bir zorunluluktur
Otobüs gitti ne yaparsınız?
Type: 
SEO Title: 
Felsefe mi, yoksa belediye hizmetlerini mi tartışıyoruz?
copyright Independentturkish: 

Çözümler dünyası

Bu, yeni Ortadoğu; harflerle değil rakamlarla şekillenen bir gelecek haritası, gerçekliği ve somut verileriyle hayal ve rüyaların ötesine geçiyor.

ABD Başkanı, dünyadaki ülkelerin konumlarını yeniden sınıflandırıyor: Suudi Arabistan, NATO'dan sonraki en yakın müttefik olarak öne çıkıyor.

Bu tarihi açıklamanın ardından iki taraf, sadece daha müreffeh bir doğu değil, aynı zamanda daha istikrarlı bir dünya vizyonunu pekiştirmeye başlıyor.

Gelecek, geçmişin hatalarını tekrarlamak ve boş vaatler yığmakla inşa edilmez.

Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın ziyareti sırasında imzalanan tüm anlaşmalar geleceğin dilinde yazıldı.

Tren hareket etti ve artık bu yol herkesin hizmetinde.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Washington'da ilk kez bir Arap misafire bu kadar sıcak ve takdirle kapılar açıldı.

Ayrıca ilk kez Arap ekibi sadece dost değil, müttefik ilan edildi.

Bu açıklamayla Washington, ittifakın sorumluluklarını, taahhütlerini ve etik kurallarını üstlendi.

Kutlamalar, ABD Başkanı’nın Arap ve Müslüman dünyasından gelen yeni ortağına duyduğu eşi görülmemiş gururla sınırlı kalmadı, Washington'daki siyaset, ekonomi ve bilim alanlarındaki en önde gelen karar alma merkezlerini de kapsadı.

Diğer bir deyişle, bu olayın tarihi niteliği partizan bir tutum değil, kapsamlı bir ulusal pozisyon ve kalıcı bir ulusal politikaydı.

Daha önce bir Arap lider ile bir ABD Başkanı arasında böylesine derin ve geniş kapsamlı konuların ele alındığı görülmemişti: Filistin meselesinden yapay zekâya, Sudan’daki trajediden devasa yatırımlara kadar.

Bir Amerikan başkanının, kendisini her düzeyde eşit olarak gören bir konuğu seçmesi nadir bir durum değil mi?

Sadece yeni bir Ortadoğu değil, dünya siyasetinde yeni bir modele tanık oluyoruz.

Ümmetin üzgün yüzündeki bu ebedi kasveti silmek isteyenler var.

Washington’un Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın ziyaretine verdiği önem, bu gerçeği ortaya koyuyor.

Artık Filistin’i yalnızca yas ve acı üzerinden değil, aydınlık ve kalkınma perspektifiyle ele almak gerekiyor.

Bu ziyaret, büyük ülkelerle ilişkilerde önemli bir dönüm noktasıdır.

Filistin'i isteyenler onu Venezuela, Mali veya Burkina Faso'da aramaz.

Orada olsaydı, 70 yıl önce bulmuş olurduk.

Ama şu ana kadar onu sadece yollarda görüyoruz.

Kudüs'e giden yol Gazze, Güney Lübnan ve Doğu Lübnan'dan geçiyor.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Şarku'l Avsat

Cumartesi, Kasım 22, 2025 - 09:00
Main image: 

<p>Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman onuruna Beyaz Saray'da düzenlenen akşam yemeğinden / Fotoğraf: SPA</p>

related nodes: 
Suudi Arabistan'ın Arap dünyasının bugünü ve geleceğindeki yolculuğu
Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Amerika'ya yaptığı tarihi ziyareti tamamladı
Washington'dan bir kare ve Suudi Arabistan-ABD ortaklığının kurumsallaşması
Type: 
SEO Title: 
Çözümler dünyası
copyright Independentturkish: 

Suudi Arabistan'ın Arap dünyasının bugünü ve geleceğindeki yolculuğu

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın Amerika Birleşik Devletleri'ne varışından kısa bir süre sonra, Suudi diplomasisinin Gazze savaşını sona erdirmek ve Filistin davasını rayına sokmak için son 2 yıldır gösterdiği yoğun çabaların meyveleri görülmeye başladı.

Güvenlik Konseyi, Gazze'yi kurtarma, barışı gözetmek için uluslararası güçlerin konuşlandırılması ve bir Filistin devletinin önünün açılması ile ilgili ikinci aşamaya yönelik Amerikan karar taslağını onayladı.

Krallık, Arapları ve Müslümanları bu imha savaşına karşı harekete geçirdi.

ABD Başkanı Donald Trump'ın kabulünün ardından Suudiler, Fransızlarla birlikte kararı uluslararası alanda yaymaya çalıştılar ve 150'den fazla ülkenin desteğini aldılar.

Başkan Trump'ın bir yıl önceki söylemleri ile mevcut söylemleri arasında yapılan bir karşılaştırma, ABD yönetiminin (Suudi Arabistan’ın baskısının etkisiyle) tutumunda tam 180 derecelik değişim yaşadığını ortaya koyuyor.

Zorla göç ettirme ve "Riviera" düşünceleri yerine, Gazze'de barış amaç oldu ve odak noktası Filistin davasına yönelik yeni bir vizyona kaydı.

Krallık tüm bunları başarırken büyük bir propaganda veya tanıtım yapmakla ilgilenmedi.

Veliaht Prens'in ziyareti, Filistin ve yakın gelecekle ilgili tüm konularda detaylı istişareler için bir fırsat sundu.

Abraham Anlaşmaları’na gelince, Veliaht Prens’in dediği gibi iyi bir şey, ancak iki devletli çözümden sonra geçerli olabilir.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Suudi Arabistan liderliği, yalnızca Filistin'de değil, aynı zamanda en başından beri değişimi desteklediği Suriye'de de tehlikeli koşullarla mücadelenin yükünü taşıyor.

Veliaht Prens, Kongre'de Suriye'ye yönelik yaptırımların kaldırılmasını talep etti.

Veliaht Prens ve Başkan, Lübnan'ı ve Sudan'daki savaşı da unutmadı.

ABD ve Suudi Arabistan savaştan zarar görmüş ülkede müzakereli bir çözüm için Cidde Platformu’nda birlikte çalışıyor.

Ziyaret sırasında uluslararası ilişkilerde ele alınmadık hiçbir konu kalmadı ve Veliaht Prens’in bu konularla ilgili tutumları belirliydi, Amerikan Başkanı da hemen bunlara karşılık veriyordu.

İran konusundaki tutumla ilgili olarak bile Veliaht Prens'in yanıtı, savaşın tekrarlanmasını önleme konusundaki istekliliğini ve müzakerelere dönüş için arabuluculuk yapma niyetini gösteriyordu.

Veliaht Prens, Başkan Trump'ı bir barış elçisi olarak tanımlayıp övdü.

Başkan da Prens Muhammed'i barış girişiminin başarısına ortak etmek istedi ve Suudi Arabistan'ın insan hakları alanında kaydettiği ilerlemeye duyduğu hayranlığı dile getirdi.

ABD-Suudi Arabistan arasındaki ikili iş birliği programları zaten biliniyordu, ancak bunlar şimdi sayıları, ölçekleri ve kapsamları ile şaşırtıcı boyuta ulaştı.

Yatırımlar 1 trilyon dolara ulaştı. Bu yatırımlar, yapay zeka, yarı iletkenler, nadir toprak madenleri ve savunma sektörü (Suudi Arabistan'a F-35 savaş uçakları tedariki) dahil olmak üzere teknolojik ilerlemenin tüm alanlarını kapsıyor. Ayrıca barışçıl nükleer program da gündemdeydi.

Veliaht Prens, Usame bin Ladin dönemine değinerek, terör eylemleri ile Washington ile Riyad arasındaki güçlü ittifakı baltalamayı amaçladığını belirtti.

Ancak, terörizmle mücadelenin iki taraf arasındaki iş birliğinin önemli bir özelliği olmaya devam ettiğini ifade etti.

Hamas da dahil olmak üzere tüm Filistinli silahlı örgütlerin, "uluslararası güç" ve "barış kurulu" dahil olmak üzere Gazze ve Filistin'deki Amerikan projesine karşı ortak bir tavır ilan etmesi dikkat çekici.

Bu arada, Krallık ve Filistin Ulusal Otoritesi, Güvenlik Konseyi tarafından onaylanan Amerikan karar taslağını memnuniyetle karşıladı.

İsrail içinde ise taslak bölünmeye yol açtı ve Binyamin Netanyahu'nun olumlu tutumu, hükümetinin geleceği konusundaki endişeleri de içeriyordu.

Sudan, Libya, Suriye, Lübnan ve Irak'ta olduğu gibi, Filistin ile ilgili de Veliaht Prens'in tavrı yıllardır açık ve net: Kurtuluş ve meşrulaştırma milisleri, devlet inşa projesinin başlıca düşmanıdır ve bir devletin kurulabilmesi için siyasi ve güvenlik alanlarından uzaklaştırılmaları gerekir.
 

ShapeCreated with Sketch. Fotoğraflarla dünyadan haberler

Hepsini göster 30

Fotoğraflarla dünyadan haberler

  • 1/30

    21 Kasım 2025 - Meksika Güzeli Fatima Bosch, Tayland'ın başkenti Bangkok'ta düzenlenen 2025 Kainat Güzeli (Miss Universe) yarışmasında birincilik tacını giyiyor. Dünya çapındaki yarışmanın geçen yılki kazananı Danimarkalı Victoria Kjær Theilvig, 25 yaşındaki Bosch'a tacını giydirdi. Bu yılın "Kainat Güzeli" seçilen Bosch, etkinliğin Tayland direktörü Nawat Itsaragrisil'in kendisine "aptal" demesiyle gündeme gelmiş ve bu olay kadın düşmanlığı iddialarının yanı sıra uluslararası güzellik yarışmasına yönelik eleştirileri beraberinde getirmişti. Daha sonra Nawat'ın, Bosch'un kendisine itiraz etmesi nedeniyle Meksika Güzeli'ni salondan çıkarmaya çalıştığı ve bunun üzerine diğer adayların da onunla beraber çıkmak üzere ayağa kalktığı bildirilmişti. Nawat daha sonra özür dilese de büyük tepki toplamıştı. Yarışmada Türkiye'yi temsil eden Ceren Arslan ilk 30'a giremedi. (Sakchai Lalit/AP)
  • 2/30

    20 Kasım 2025 - Güney Afrika'nın başkenti Johannesburg'da G20 ülkelerinin liderlerinin resimleri asıldı. Güney Afrika polisi ve ordusu, bu hafta sonu Johannesburg'da yapılacak G20 Liderler Zirvesi öncesinde beklenen protestolara karşı güç gösterisi olarak çarşamba günü helikopterler, K-9 köpek birimleri ve motosikletli polislerle bir geçit töreni düzenledi. Güney Afrika, 3 bin 500 ek polis görevlendirirken orduyu da hazır bekletiyor. Bu güvenlik hamlesi, polis, ordu ve istihbarat birimlerini tek bir komut altında toplayarak büyük etkinliklerin güvenliğini sağlayan Ulusal Ortak Operasyon ve İstihbarat Yapısı kapsamında gerçekleştiriliyor. Yetkililer Johannesburg ve diğer büyük şehirlerde protestolar bekliyor. Anti-kapitalistler, iklim aktivistleri, kadın hakları savunucuları, göçmen karşıtı gruplar ve diğerlerinin gösteriler düzenlemesi beklenirken, bazıları Güney Afrika'nın yoksulluk ve eşitsizlikle ilgili kendi sorunlarını gündeme getiriyor. (Marco Longari/AFP)
  • 3/30

    19 Kasım 2025 - İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyinde Hizbullah'ın silah depoları olduğunu söylediği binalara hava saldırısı düzenledi. Günün erken saatlerindeki saldırıda günün erken saatlerinde bir kişi hayatını kaybetti, otobüsteki öğrenciler de dahil çok sayıda kişi yaralandı. Yeni saldırılar, İsrail'le Lübnan arasındaki gerginlik tırmanırken gerçekleşti. Salı gecesi Güney Lübnan'daki Ayn el-Hilve Filistin mülteci kampında düzenlenen hava saldırısında 13 kişi hayatını kaybetti. Bu, bir yıl önce İsrail-Hizbullah savaşında ateşkes ilan edilmesinden bu yana bildirilen en ölümcül İsrail saldırısıydı. Öte yandan Gazze'deki hastaneler, İsrail saldırılarında en az 21 Filistinlinin hayatını kaybettiğini bildirdi. (Muhammad Zanaty/AFP)
  • 4/30

    18 Kasım 2025 - Bir itfaiyeci, Zagreb'deki 1970'lerden kalma, bir zamanlar büyük Hırvat gazetelerine ev sahipliği yapan Vjesnik gökdeleninin birkaç katını saran yangını söndürmeye çalışıyor. Dün gece çıkan yangının ardından 30 araçla 93 itfaiyeci göreve çağrıldı. Herhangi bir yaralanma bildirilmese de yangının nedeni henüz bilinmiyor. Yangın, Hırvatistan'ın başkentinde, eski Yugoslavya'da ve daha sonra bağımsız Hırvatistan'da büyük gazete ve dergilerin üreticisi olan Vjesnik yayınevinin merkezi olarak hizmet veren ünlü ofis kulesini tahrip etti. (AFP)
  • 5/30

    17 Kasım 2025 - Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski, Fransa'nın başkenti Paris'te gerçekleştirilen ortak basın toplantısında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'la birlikte açıklamalar yaptı. Fransa Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, Macron ve Zelenski, Kiev'in Fransız şirketlerinden 100'e kadar Rafale savaş uçağı ve diğer hava savunma teçhizatı satın almasına ilişkin niyet mektubunu imzaladı. Zelenski, Rusya'nın Şubat 2022'de gerçekleştirdiği işgalden bu yana Paris'e dokuzuncu ziyaretini gerçekleştirdi. Görüşmelerin amacı, ülkenin enerji altyapısı ve diğer hedeflerine yönelik Rus bombardımanı altında yeni bir kışa girerken, Ukrayna'nın savunmasını güçlendirmek. (Sarah Meyssonnier/AFP)
  • 6/30

    16 Kasım 2025 - Şili'nin ı Partido Republicano partisinden cumhurbaşkanı aday Jose Antonio Kast, Santiago'nun güneyindeki Paine'de genel seçimlerde oyunu kullanmadan önce oyunu gösteriyor. Şilililer, şiddet suçlarıyla ilgili artan endişelerin şekillendirdiği cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanıyor. Adaylar, çetelere karşı daha sert önlemler alma, radikal sağcılarsa kitlesel göçmenleri sınır dışı etme sözü veriyor. Nüfusu 19 milyonu aşan Şili’de 15 milyondan fazla seçmen, ülkedeki 3 bin 498 merkezde yerel saatle 08.00 itibarıyla oy kullanmaya başladı. Ülkede ilk kez oy kullanma uygulamasının zorunlu olduğu bu seçimde, Şili’nin yeni devlet başkanı ve yardımcısının yanı sıra 155 sandalyeli Temsilciler Meclisi’nin tamamıyla 25 sandalyeli Senato'nun üyeleri belirlenecek. Kamuoyu araştırmalarına göre, seçimin ilk turunda yarışan 8 adaydan hiçbirinin devlet başkanı seçilmek için gerekli olan yüzde 50 oy oranına ulaşması beklenmiyor. (Marvin Recinos/AFP)
  • 7/30

    15 Kasım 2025 - İklim aktivistleri, Brezilya'nın Belem kentinde düzenlenen COP30 Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi sırasında, üzerinde "kömür, petrol ve doğalgaz" yazan tabutlarla protesto yürüyüşü düzenliyor. Dünya liderlerinin bir araya gelerek iklim kriziyle mücadele üzerine konuştuğu toplantı bu yıl Amazon'daki Belem kentinde gerçekleşiyor. 10 Kasım'da başlayan zirvenin yarısının geride kaldığı cumartesi günü yerli halklar ve çeşitli bölgelerden aktivistlerden oluşan binlerce kişilik bir grup, liderleri Amazon Yağmur Ormanları'ndaki yıkıcı ormansızlaşmayı durdurmaya çağırdı. Dün de yerli Munduruku halkı, topraklarını tehdit eden projelerin ve madencilik faaliyetlerinin sona erdirilmesi talebiyle konferansın ana kapısına girişi engelleyerek bir protesto düzenlemişti. COP30, 21 Kasım Cuma günü sona eriyor. (Andre Penner/AP)
  • 8/30

    14 Kasım 2025 - Ukranya'nın başkenti Kiev'de insanlar, Rusya'nın gece düzenlediği drone ve füze saldırılarında hasar alan bir binanın önünü temizliyor. Rusya cuma gününün erken saatlerinde, yaklaşık 4 yıl önce başlayan savaşta başkente yapılan en büyük saldırılardan birini gerçekleştirdi. Reuters'ın aktardığı üzere enerji tesisleri, konutlar ve altyapıyı hedef alan saldırılarda en az 8 kişi hayatını kaybetti. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, Rus güçlerinin 430 drone ve 18 füze kullandığını, Kiev'in ise uzun menzilli saldırılarla karşılık verdiğini söyledi. Saldırıda Azerbaycan'ın kentteki büyükelçiliğine de füze isabet etti. Olay üzerine Azerbaycan'ın Rusya'ya nota verdiği bildirildi. (Alina Smutko/Reuters)
  • 9/30

    13 Kasım 2025 - Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo, Paris'teki Faubourg du Temple ve Boulevard Jules Ferry kavşağına çelenk bırakıyor. Paris'te 13 Kasım 2013'te düzenlenen terör saldırılarında 130 kişi hayatını kaybetmiş ve en az 500 kişi yaralanmıştı. IŞİD'in üstlendiği saldırıda Fransa Stadyumu önünde bombalı intihar saldırısı düzenlenmiş ve çeşitli noktalarda kalabalığa ateş açılmıştı. Fransa'nın II. Dünya Savaşı sonrası tarihindeki en şiddetli saldırıda kaybedilenler, 10. yıldönümünde ülke genelinde anıldı. Fransa İçişleri Bakanı Laurent Nunez, böyle bir olayın tekrar yaşanma ihtimalinin düştüğünü ancak "tehdidin hâlâ yüksek" olduğunu söyledi. (Ludovic Marin / Reuters)
  • 10/30

    12 Kasım 2025 - İspanya Kralı VI. Felipe'nin Çin'e gerçekleştirdiği ziyarette Çin Halk Kurtuluş Ordusu'nun merasim kıtasından bir asker, karşılama seremonisinde. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, bugün Pekin'de Çin'e resmi ziyarette bulunan Felipe ile görüştü. Farklı tarihlere, kültürlere ve sosyal sistemlere sahip Çin ile İspanya’nın, ortak kalkınma için model oluşturduğunu vurgulayan Şi, her iki ülkenin uluslararası adaletin korunmasında önemli rol oynadığını söyledi. Kral VI. Felipe ise "Tek Çin" ilkesine bağlı kaldıklarını anımsatarak, Çinli şirketlerin İspanya'nın ekonomik kalkınmasını ve yeşil dönüşümünü güçlü şekilde desteklediğini aktardı. (Maxim Shemetov/AFP)
  • 11/30

    11 Kasım 2025 - Pakistan'ın başkenti İslamabad'da, mahkeme binası yakınlarında intihar saldırısı sonucu meydana gelen patlamada 12 kişi hayatını kaybetti, 36 kişi yaralandı. Pakistan Cumhurbaşkanı Asıf Ali Zerdari'nin şiddetle kındadığı saldırıyı Pakistan Talibanı üstlendi. Çin, Avrupa Birliği, Birleşik Krallık ve ABD, taziye mesajı yayımladı. (Zain Zaman Janjua/AFP)
  • 12/30

    10 Kasım 2025 - ABD hükümetinin 40 gün süren rekor kapanmasında sona yaklaşıldı. Senato bütçe görüşmelerindeki açmazı aşmak için anlaştı. Washington'da hafta sonu yapılan müzakerelerin ardından bir grup Demokrat Partili senatör, Cumhuriyetcilerle birlikte anlaşma lehine oy kullandı. Oylama, 1 Ekim'den bu yana bütçesi olmayan hükümeti fonlamak için aşılması gereken ilk adımdı. Federal çalışanların ve hizmetlerin geri dönmesinden önce anlaşmanın Temsilciler Meclisi'nde de kabul edilmesi gerekiyor. Senato'nun bugün yeni görüşmeler için toplanması bekleniyor. Federal hükümetin "kapanması", acil ve zaruri nitelikte olmayan kamu çalışanlarının zorunlu ücretsiz izne çıkarılması ve birçok devlet programının askıya alınması anlamına geliyor. (J. Scott Applewhite/AP)
  • 13/30

    9 Kasım 2025 - Formula 1 Dünya Şampiyonası'nda sezonun 21. etabı Brezilya Grand Prix'ini McLaren'in Britanyalı pilotu Lando Norris kazandı. Sao Paulo'da 4 bin 309 metrelik Jose Carlos Pace Pisti'nde, düzenlenen yarış 71 tur üzerinden yapıldı. Pole pozisyonundan başladığı yarışı 1 saat 32 dakika 01,596 saniyelik süresiyle ilk sırada tamamlayan Norris, sezonun yedinci yarışını kazandı. Mercedes'in İtalyan sürücüsü Kimi Antonelli, liderin 10,388 saniye gerisinde ikinci, Red Bull'un Hollandalı pilotu Max Verstappen ise liderin 10,750 saniye gerisinde üçüncü oldu. Yarışın 8. turunda Antonelli'nin aracının çarpması sonucu Ferrari'nin Monakolu sürücüsü Charles Leclerc yarış dışı kaldı. Sezonun 22. ayağı Las Vegas Grand Prix'si, 22 Kasım Pazar günü koşulacak. (Amanda Perobelli/Reuters)
  • 14/30

    8 Kasım 2025 - Filipinler'in Mindanao adasında insanlar, Fung-wong Tayfunu'nun yol açtığı şiddetli yağış nedeniyle su basan evlerinden ayrılıyor. Meteoroloji uzmanları, tayfunun güçlenerek süper tayfuna dönüşebileceği ve pazar günü Filipinler'in doğu kıyılarına ulaşacağı uyarısında bulunuyor. Asya ülkesinin meteoroloji ajansı PAGASA'dan Benison Estareja "Neredeyse tüm ülkeyi kapsayabilir" diyor. Önceki günlerde Kalmaegi Tayfunu, Filipinler'de 204 ve Vietnam'da 5 kişinin ölümüne neden olmuştu. (Erwin Mascarinas / AFP)
  • 15/30

    7 Kasım 2025 - Ukrayna'nın Harkiv bölgesindeki Çuhyuv'da bir itfaiyeci, Rusya'nın drone saldırısının ardından çalışıyor. Ukrayna medyasının bildirdiği üzere Rus güçleri, perşembe ve cuma günleri Zaporijya, Harkiv, Odessa, Dnipro ve Sumi'ye çok sayıda drone saldırısı düzenleyerek evleri, okulları ve altyapıyı hedef aldı. Saldırılar, dün Ukrayna'nın, Rusya'nın Volgograd bölgesindeki önemli bir petrol rafinerisini yaklaşık üç ay içinde ikinci kez vurduğunu iddia etmesinin ardından geldi (Sofiia Gatilova/Reuters)
  • 16/30

    6 Kasım 2025 - Almanya'daki Berlin Hayvanat Bahçesi'nde eylülde dünyaya gelen yavru su aygırı ilk kez halkın karşısına çıktı. Bebek su aygırı, 13 yaşındaki Nala'nın ilk yavrusu. Nala aslında iki doğurmuştu ancak yavrulardan biri kısa süre sonra hayatını kaybetti. Hayvanat bahçesi olayı "son derece nadir" diye tanımlamıştı çünkü bilinen su aygırı doğumlarının yalnızca yüzde 1'inde ikiz görülüyor. (Markus Schreiber/AP)
  • 17/30

    5 Kasım 2025 - Dünya liderlerini tasvir eden büyük maskeler takan Oxfam aktivistleri, Brezilya'nın Belem kentinde düzenlecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP30) öncesinde, dünyanın en büyük ekonomileri tarafından iklim kriziyle mücadelede alınan kararların yetersizliğini eleştirmek için "İş Başında Uyumak" adlı bir eylem yaptı. Oxfam, yoksulluğun beraberinde getirdiği adaletsizliklerin olmadığı bir gelecek yaratma amacıyla 90 ülkede ortaklarla ve yerel topluluklarla beraber çalışan 17 organizasyonun bir araya gelerek oluşturduğu uluslararası bir konfederasyon. (Adriano Machado / Reuters)
  • 18/30

    4 Kasım 2025 - ABD'nin en büyük kenti New York'ta milyonlarca kişinin oy kullandığı belediye başkanlığı seçimini, resmi olmayan sonuçlara göre Demokratların adayı Zohran Mamdani kazandı. 34 yaşındaki Uganda doğumlu Mamdani, bağımsız aday olarak yarışan eski New York Valisi Andrew Cuomo'yu yenerek, ABD'nin en büyük kentinin başına geçen son yüzyıldaki en genç isim oldu. Associated Press'in aktardığına göre, oyların yüzde 90'ından fazlası sayılan seçim sonuçlarında Mamdani yüzde 50,4'lük oyla zafer kazandı. Rakibi Andrew Cuomo ise yüzde 41,6'lık oy alabildi. Diğer bir aday Curtis Sliwa ise yüzde 7,1'de kaldı. New York Seçim Kurulu'na göre, yarışta 2 milyondan fazla kişi oy kullandı. Bu, son 50 yılda bir belediye başkanlığı seçiminde kaydedilen en yüksek katılım oldu. Mamdani'nin zaferi tarihi bir anlam da taşıyor. Ailesi Hindistanlı olan genç siyasetçi kentin ilk Güney Asya kökenli ve Müslüman belediye başkanı seçildi. (Angela Weiss/AFP)
  • 19/30

    3 Kasım 2025 - İtalya'nın başkenti Roma'da, ülkenin en önemli tarihi yapılarından biri kabul edilen Kolezyum yakınlarında tadilat altındaki tarihi bir kule çöktü. "Torre dei Conti"nin çökmesi sonucu işçilerden birinin ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldığı açıklanırken iki işçininse kazayı hafif sıyrıklarla atlattığı belirtildi. 2006'dan beri kullanılmayan yapıda dört yıllık bir restorasyon çalışmasının devam ettiği kaydedilirken, inşaatın gelecek yıl tamamlanması bekleniyordu. Kulenin 13. yüzyılın başında inşa edildiği biliniyor. (Tiziana Fabi / AFP)
  • 20/30

    2 Kasım 2025 - İtalyan tenisçi Jannik Sinner, Paris ATP Masters 1000 turnuvasının finalinde Kanadalı rakibi Felix Auger-Aliassime'yi mağlup ederek kupaya uzandı. Sinner, dünya sıralamasında da en büyük rakibi Carlos Alcaraz'ı geride bırakarak birinci sıraya yükseldi. İtalyan tenisçi, geçen yıl haziran ayında ilk kez dünya 1 numarası olmuş ve bu unvanı 65 hafta boyunca korumuştu, ta ki eylülde ABD Açık finalinde Alcaraz’a kaybedene kadar. (Dimitar Dilkoff / AFP)
  • 21/30

    1 Kasım 2025 - Güney Kore'nin Gyeongju kentinde düzenlenen Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesinde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae Myung el sıkışıyor. Lee, liderler forumunun ardından düzenlenen devlet zirvesi ve akşam yemeğinde Şi'yi ağırladı. Çin lideri 11 yıl aradan sonra ABD müttefikine yaptığı ilk ziyaretini gerçekleştirmiş oldu. Güney Kore Devlet Başkanı komşusu Kuzey Kore'yle görüşmelerin yeniden başlatılması için Şi'den yardım isterken, mevkidaşı işbirliğini genişletmeye ve karşılaştıkları zorluklarla birlikte mücadele etmeye istekli olduklarını söyledi. (Yonhap/Reuters)
  • 22/30

    31 Ekim 2025 - Sırbistan'da öğrenciler, Novi Sad tren istasyonunun çatısının çökmesi sonucu 16 kişinin öldüğü olayın yıldönümünde düzenlenen protesto yürüyüşü sırasında Indjija'daki ana meydanda uyuyuyor. Geçen yıl 1 Kasım'da meydana gelen olayda 4'ü çocuk olmak üzere 16 kişi hayatını kaybetmiş ve Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic'in görevden alınmasını talep eden geniş çaplı protestolar baş göstermişti. Binlerce üniversite öğrencisi olayın birinci yıldönümünde başkent Belgrad'dan Novi Sad'a 90 kilometrelik bir yürüyüş başlattı. Yarın onbinlerce kişinin daha katılımıyla Novi Sad'da büyük bir gösteri planlanıyor. (Marko Djurica/Reuters)
  • 23/30

    30 Ekim 2025 - İsrail ordusunun Lübnan'nın güney sınırındaki köyü Belida'ya düzenlediği saldırının ardından halk belediye binasının önünde toplanıyor. İsrail askerleri, gece saatlerinde Belida'ya düzenledikleri baskında bir belediye çalışanını öldürdü. Lübnan Cumurbaşkanı ordusuna bu saldırılara karşı koymalarını söylerken İsrail ordusu, Hizbullah altyapısına yönelik operasyon düzenlediğini ve bir "şüpheliye" ateş açtığını iddia etti. İsrail'in ayrıca bugün Lübnan'ın güneyine hava saldırıları düzenlediği bildirildi. İsrail, 27 Kasım 2024'te başlayan ateşkesin ardından Lübnan'a hava saldırılarını ve sınırlı kara operasyonlarını sürdürüyor. İsrail, Hizbullah'ın güneyde askeri varlığını yeniden kurmasını engellemeyi amaçladığını öne sürerken Lübnan, İsrail'i ateşkesi ihlal etmekle suçluyor. (Mahmoud Zayyat / AFP )
  • 24/30

    29 Ekim 2025 - Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat'ta bir çocuk, İsrail saldırısı nedeniyle yıkılan bir evin enkazında oturuyor. Ateşkesin başlamasından yaklaşık üç hafta sonra İsrail, Hamas'ın bir askerlerini öldürdüğünü iddia ederek dün Gazze'ye saldırı başlattı. Dün ve bugün devam eden saldırılarda 46'sı çocuk olmak üzere en az 104 kişinin öldürüldüğü bildirildi. İsrail ordusu daha sonra yaptığı açıklamada, ateşkes anlaşmasına uymaya devam edeceklerini ve "herhangi bir ihlal" durumunda sert bir şekilde yanıt vereceklerini söyledi. Hamas ise dün ateşkesi ihlal etmediğini savunuyor. (Eyad Baba/AFP)
  • 25/30

    28 Ekim 2025 - Ukrayna bayrağı tutan bir adam, Kiev'de düzenlenen imha edilmiş Rus teçhizatı açık hava sergisinde Rus askeri aracının üzerinde. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, ABD, İsveç ve Fransa'dan F-16, Gripen ve Rafale gibi 250 savaş uçağı almak için çalışmaları sürdürdüklerini söyledi. Rus ordusunun ülkesine yönelik hava saldırılarını sürdürdüğünü ifade eden Zelenski, hava savunma imkanlarını artırmak için çalıştıklarını belirtti. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump arasında yeniden zirve yapılmasının ABD'ye bağlı olduğunu belirterek, "Amerikalıların rahat edeceği bir tempoda ilerlemeye hazırız" dedi. (Sergei Supinsky/AFP)
  • 26/30

    27 Ekim 2025 - Hindu kadınlar, Hindistan'ın Yeni Delhi kentinde düzenlenen Hindu dini festivali Chhath Puja sırasında Yamuna Nehri'nin sularında Güneş tanrısına tapıyor. Chhath Puja, Güneş onuruna düzenlenen 4 günlük özenli bir kutlama. Uzun bir su orucu tutmayı ve bir su kütlesinde ayakta dururken, doğan ve batan Güneş'in ışığı olan Usha ve Pratyusha'ya adaklar sunmayı içeriyor. (Bhawika Chhabra/Reuters)
  • 27/30

    26 Ekim 2025 - McLaren'ın Britanyalı sürücüsü Lando Norris, Formula 1 Meksika Grand Prix'sinde zafere ulaşan isim oldu. Başkent Meksiko'daki 4,3 kilometrelik Hermanos Rodriguez Pisti'nde düzenlenen yarış 71 tur üzerinden yapıldı. Pole pozisyonundan başladığı yarışı ilk sırada tamamlayan Norris, sezonun 6. yarışını galibiyetini elde etti ve Oscar Piastri'yi geçerek şampiyona lideri oldu. Ferrari'nin Monakolu sürücüsü Charles Leclerc, Norris'in gerisinde ikinci, Red Bull'un Hollandalı pilotu Max Verstappen ise üçüncü oldu. Lewis Hamilton, pist dışına çıkıp avantaj kazandığından dolayı 10 saniye cezası aldı. Sezonun 21. ayağı Brezilya Grand Prix'si 9 Kasım Pazar günü koşulacak. Meksika Grand Prix'sinin ardından pilotlar klasmanının ilk 5 sırası şöyle: 1. Lando Norris: 357 2. Oscar Piastri: 356 3. Max Verstappen: 321 4. George Russell: 258 5. Charles Leclerc: 210 (Yuri Cortez/AFP)
  • 28/30

    25 Ekim 2025 - Güney Kore'nin başkenti Seul'de, ABD Başkanı Donald Trump'ın Güney Kore'ye yapacağı ziyaret öncesinde gümrük vergisi politikasına karşı düzenlenen Trump karşıtı mitinge katılan bir protestocu elinde "Trump'a Hayır" yazılı bir pankart tutuyor. Ocakta göreve gelmesinin ardından Asya'ya ilk ziyaretini düzenleyen Trump'ın, yerel saatle pazar sabahı Malezya'ya varması bekleniyor. Japonya'ya da gitmesi planlanan liderin gezisinin en önemli durağı muhtemelen Güney Kore olacak. Burada Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesine katılacak Trump ayrıca 30 Ekim'de de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'le bir araya gelecek. ABD Başkanı yola çıkmadan önce gazetecilere yaptığı açıklamada Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un'la da görüşmeye açık olduğunu söyledi. (Kim Hong-Ji/Reuters)
  • 29/30

    24 Ekim 2025 - Almanya'nın kuzeydoğudaki Brandenburg eyaletine bağlı Linum'da bir gönüllü, kuş gribinden öldüğü tahmin edilen turnaların cesedini atıyor. Almanya'da Brandenburg ve diğer eyaletlerde, yabandaki kuşlarda bugüne kadar görülen en büyük kuş gribi salgını yaşanıyor. Özellikle göç mevsimindeki turnaları etkileyen salgın nedeniyle pek çok kuş ölü bulundu. Avrupa genelinde görülen salgın, en azından 10 yıldır ilk kez sezonun bu kadar erken bir döneminde 10 ülkeye yayılmış durumda. Yine de yetkililer toplam salgın sayısının hâlâ 2022'dekinden düşük olduğunu belirtiyor. Fransa'nın hayvan sağlığı gözetim kuruluşu ESA'ya göre, kuş gribi ağustostan ekim ortasına kadar 10 AB ülkesinde ve Britanya'da, çoğunlukla AB'nin en büyük kümes hayvanı üreticisi Polonya'nın yanı sıra İspanya ve Almanya'da olmak üzere 56 salgına yol açtı. (Ralf Hirschberger / AFP)
  • 30/30

    22 Ekim 2025 - Rusya, Ukrayna'nın ikinci büyük şehri Harkiv'a saldırarak, çocukların bulunduğu bir anaokulunu vurdu. Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski, tüm çocukların tahliye edildiğini ve birçoğunun "akut stres tepkileri" yaşadığını söyledi. Harkiv Belediye Başkanı Ihor Terekhov ve Harkov Bölge Devlet İdaresi Başkanı Oleh Sinyegubov, bölgede en az üç patlama meydana geldiğini söyledi. Terekov, "Hholodnohirskyi bölgesindeki özel bir anaokulu vuruldu. Saldırının olduğu yerde yangın çıktı" dedi ve daha sonra çocuklar arasında herhangi bir yaralanma olup olmadığına dair bilgi olmadığını ekledi. Yerel saatle sabah 9 civarında meydana gelen saldırıda en az bir kişi öldü, 6 kişi yaralandı. (AP)


Bütün bunlar ne anlama geliyor?

Ziyaret, Veliaht Prens'in de "barışçıl nükleer enerji" ve çeşitli alanlardaki ortaklıklar da dahil olmak üzere iş birliği alanlarını ve genişleyen ufuklarını sıralarken ifade ettiği gibi, gerçekten tarihi bir öneme sahip.

Bu, gücünün kaynağında çağın standartlara göre ilerleme, yenilikçilik, yeni ve ileri teknolojiler geliştirmede ilerleme yatan, böylece hem kendi barışını hem de Körfez barışını koruyarak Ortadoğu veya Maşrık’ta (Levant) devleti yeniden tesis eden çok güçlü bir devlet inşa etme yolunda muazzam bir girişimdir.

Dolayısıyla, ziyaretin iki temel dayanağı vardı; eşi benzeri görülmemiş ikili iş birliği ve Krallığın Arap dünyasında devleti yeniden tesis etmede öncü bir güç olarak ön plana çıkması, Filistin'de iki devletli çözüm yoluyla barışın tesis edilmesi ve iç savaşlar ve komşu ülkelerin nüfuzu nedeniyle varlığı tehdit altında olan tüm oluşumlara odaklanılması.

Kral Abdulaziz döneminden bu yana, Usame bin Ladin'in sembolize ettiği zorlu dönem hariç, Suudi-Amerikan ilişkileri iyi ve özel olmayı sürdürdü.

Bin Ladin dönemini ise Krallık, Trump'ın 2017'deki ilk ziyareti ile geride bıraktı.

İlişkilerdeki yenilik, yalnızca çok sayıda iş birliği alanı değil, aynı zamanda bir yandan karşılıklı çıkarlara dayalı ortaklık, diğer yandan da Krallığın Ortadoğu'yu Maşrık’a doğru yeniden şekillendirmedeki "yeni-eski" rolüdür.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Şarku'l Avsat

Cumartesi, Kasım 22, 2025 - 08:45
Main image: 

<p>Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Beyaz Saray'da onuruna düzenlenen akşam yemeğine katılırken, ABD Başkanı Trump ve eşi First Lady Melania tarafından karşılandı / Fotoğraf: SPA</p>

related nodes: 
Suudi Arabistan Veliaht Prensi, Amerika'ya yaptığı tarihi ziyareti tamamladı
Washington'dan bir kare ve Suudi Arabistan-ABD ortaklığının kurumsallaşması
Suudi Arabistan-ABD ortak açıklaması: Tüm alanlarda iş birliği anlaşmaları imzalandı
Type: 
SEO Title: 
Suudi Arabistan'ın Arap dünyasının bugünü ve geleceğindeki yolculuğu
copyright Independentturkish: 

Hakikatin çöküşü: Türkiye'de yargının gerçeklik üretememesinin siyasal, kurumsal ve epistemolojik temelleri

Türkiye'de yargı kararlarının kamuoyunda birbirinin tam zıddı biçimlerde karşılık bulması, yalnızca kutuplaşmanın büyüklüğüyle açıklanamaz.

Asıl mesele, toplumun hakikati delillerle değil, siyasal kimliğiyle ilişkilendirerek anlamlandırmasıdır.

Bu durum yargıyı yalnızca bir çözüm mercii olmaktan çıkarıp, siyasetin hakikat üreten kurumsal koluna dönüştürmektedir.

Böylece hukuk, olguları açıklayan bir alan olmaktan çok, kimliklerin ürettiği gerçekliği kurumsallaştıran bir güce dönüşmektedir.

Türkiye'de iki örnek bu gerçeği berrak şekilde göstermektedir:

17-25 Aralık 2012 sürecinde savcılara tam güven duyanlar bugün aynı güveni reddetmekte, geçmişte reddedenler bugün savcıların hukuki meşruiyetine sarılmaktadır.

Aynı durum son yıllarda Ekrem İmamoğlu hakkında yürütülen yolsuzluk iddialarında da görülmektedir.

Dün "hukuk siyasallaşmış" diyenler bugün "hukuk görevini yapıyor" demekte, dün "hukuk görevini yapıyor" diyenler bugün "hukuk siyasallaşmış" söylemine sarılmaktadır.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Bu çarpıcı karşıtlık basit bir fikir değişimi değildir.

Toplumsal gerçekliği belirleyen ana unsurun olay değil, olayın kimin hakkında olduğu ile ilgili olduğunu gösterir.¹

Bu makale, Türkiye'de yargının hakikati neden üretemediğini açıklamak üzere üç düzeyli bir çözümleme sunar: kurumsal çöküş, epistemolojik çöküş ve siyasal-psikolojik çöküş.


1. Hukuki gerçeklik ile ontolojik gerçeklik arasındaki çatışma

Hukuk (yargı) hiçbir zaman mutlak hakikati temsil etmez; yalnızca kanıtlanabilir olanı temsil eder.²

Hukukun bu doğası gereği, mahkûmiyet kararı hakikatte suçluluğu, beraat kararı ise hakikatte masumiyeti kanıtlamaz.

Suçun gerçekten işlenip işlenmediğiyle, hukuki olarak ispatlanıp ispatlanamadığı arasında fark vardır.

Adli tarihte masum insanların mahkûm edilmesi veya suçlu insanların beraat etmesi bu nedenle mümkün³ olduğunu gösteren olaylarla doludur.

Bu ayrım hukukun kendi iç doğası gereği kabul edilmiş bir sınırlılıktır; ancak Türkiye'de kamuoyu bu ayrımı neredeyse tamamen yok saymaktadır.

Hukuki sonuç, toplumsal hafızada "kimliksel doğrulama aracı" hâline dönüşmüştür.

Yani beraat masumiyeti, mahkûmiyet suçluluğu değil; bizden mi, karşı taraftan mı olduğu dolayımı ile algılanmaktadır. 

Bu nedenle hukuki karar Türkiye'de asla yalnızca hukuki değildir; toplumsal karşılığı, siyasal aidiyete göre şekillenmektedir.

Bu, yargının sağlıklı işlemesinden bağımsız toplumsal anlamda bir epistemolojik çöküştür.


2. Kurumsal çöküş: Yargının siyasete bağımlılığı

2.1. Atama-terfi sisteminin yargıyı esir alması

Yargı bağımsızlığı sadece teorik bir ilke hâline gelmiş; pratikte atama ve terfi süreçleri üzerinden siyasete bağımlı bir kurumsal yapı oluşmuştur.⁴

Türkiye'de hâkimler ve savcılar, meslek geleceğini kaybetme riskiyle karşı karşıyadır.

Bu nedenle risk-güvence ilişkisi şöyle tersine dönmektedir:

Hukuka sadakat risklidir; siyasete sadakat güvenlidir.

Dolayısıyla Türkiye'de yargı bağımsızlığı, "tarafsız karar alma ilkesi" ile değil, "mesleki risk yönetimi" çerçevesinde karar üretir hâle gelmiştir.


2.2. Emniyet-savcılık hattının siyasi konjonktüre bağımlılığı

Bir soruşturmanın açılması, genişletilmesi, daraltılması veya kapatılması çoğu zaman hukuki zaruretle değil, siyasi ihtiyaçlarla belirlenmektedir.

Savcılık makamı soruşturma açma yetkisine sahip olsa da, buna yön veren çoğu zaman siyasi konjonktürdür.

Savcılık kararlarının hukuki gerekçeleri bulunur; ancak bu gerekçeler çoğu zaman siyasetin belirlediği hedefleri hukuki dile dönüştürür.


2.3. Vesayet modelleri değişir; hukukun araçsallaşması değişmez

Türkiye'de askerî vesayetin sona ermiş olması, hukukun siyasallaşmasının sona erdiği anlamına gelmez.⁵ 

Vesayetin aktörü değişmiş; fakat vesayet zihniyetinin hukuk üzerindeki hâkimiyeti devam etmiştir.

Bu nedenle Türkiye'de sorun "kim iktidarda?" sorusundan çok "iktidar hukuku nasıl kullanıyor?" sorusudur.


3. Siyasal manipülasyon tekniği: Kollektif süreci kişisel suç gibi sunmak

Türkiye'de siyaseten yönlendirilen yargılamaların en belirgin özelliği, kolektif kamu kararlarının bireysel yolsuzluk gibi çerçevelenmesidir.

Bu teknik, birkaç alan üzerinden kolayca uygulanabilir.

Örneğin, örtülü ödenek ve imar düzenlemeleri bu araçsallaştırma için ideal zeminlerdir.


3.1. Örtülü ödenek üzerinden suç üretimi

Örtülü ödenek, devlet güvenliği nedeniyle bilinçli olarak denetime kapalı tutulmuş bütçe harcamasıdır.⁶

Devletin istihbarat, dış politika ve kritik operasyon faaliyetleri açık şekilde şeffaf olamaz.

Bu nedenle örtülü ödeneği kullanan kişinin veya yakınlarının para trafiğini takip ederek suç üretmek, hukuki değil; siyaseten imal edilmiş bir suç kurgusu oluşturur.

Bu bütçe zaten şeffaflık kriteriyle yargılanamaz; çünkü hukuk onun şeffaf olmamasını güvenlik gerekçesiyle yasalaştırmıştır.


3.2. İmar düzenlemelerini kişisel yolsuzluk olarak sunmak

İmar kararları bireysel iradeyle değil, belediye meclisi ve teknik bürokrasi tarafından alınan kolektif rıza süreçleriyle belirlenir.

Bir imar kararının geçmesi için şehir plancıları, teknik komisyonlar, hukukçular ve çoğu zaman bakanlık onayı gerekir.⁷

Dolayısıyla imar kararı "bir kişinin örgütsel suç amacıyla yaptığı eylem" gibi sunulamaz; bu, hukuki kategori hatasıdır.


3.3. Siyasal hedef: Karmaşık gerçekliği basitleştirmek

Kollektif süreçlerin bireyselleştirilmesi üç amaca hizmet eder:

  • Kamuoyunun anlaması kolay olsun diye, karmaşık karar basit bir kişisel suç hikâyesine indirgenir.
  • Kurumsal sorumluluk gizlenir, günah keçisi üretilir.
  • Hukuk, gerçeği değil, siyasetin lehine olan hikâyeyi kurumsallaştırır.

Bu manipülasyon, Foucault'nun "hakikat rejimi" kavramının canlı bir örneğidir:

Hakikat, gücün istediği şekilde üretilir.⁸

Güç bunu doğrudan talep etmese de.


4. Epistemolojik çöküş: Soruşturma hakikati değil, hikâyeyi araştırır

Türkiye'de soruşturmalar çoğu zaman şu sırayla yürür:

  1. Önce siyasal anlatı belirlenir.
  2. Sonra delil, bu anlatıyı doğrulamak için seçilir.
  3. İddianame, anlatıyı hukuki dile çevirir.
  4. Mahkeme, anlatıyı kurumsal gerçeklik haline getirir.

Bu süreç, hukukun hakikati değil, gücün belirlediği veya güce göre belirlenen kurgusal hakikati ürettiğini gösterir.
 

ShapeCreated with Sketch. Fotoğraflarla dünyadan haberler

Hepsini göster 30

Fotoğraflarla dünyadan haberler

  • 1/30

    21 Kasım 2025 - Meksika Güzeli Fatima Bosch, Tayland'ın başkenti Bangkok'ta düzenlenen 2025 Kainat Güzeli (Miss Universe) yarışmasında birincilik tacını giyiyor. Dünya çapındaki yarışmanın geçen yılki kazananı Danimarkalı Victoria Kjær Theilvig, 25 yaşındaki Bosch'a tacını giydirdi. Bu yılın "Kainat Güzeli" seçilen Bosch, etkinliğin Tayland direktörü Nawat Itsaragrisil'in kendisine "aptal" demesiyle gündeme gelmiş ve bu olay kadın düşmanlığı iddialarının yanı sıra uluslararası güzellik yarışmasına yönelik eleştirileri beraberinde getirmişti. Daha sonra Nawat'ın, Bosch'un kendisine itiraz etmesi nedeniyle Meksika Güzeli'ni salondan çıkarmaya çalıştığı ve bunun üzerine diğer adayların da onunla beraber çıkmak üzere ayağa kalktığı bildirilmişti. Nawat daha sonra özür dilese de büyük tepki toplamıştı. Yarışmada Türkiye'yi temsil eden Ceren Arslan ilk 30'a giremedi. (Sakchai Lalit/AP)
  • 2/30

    20 Kasım 2025 - Güney Afrika'nın başkenti Johannesburg'da G20 ülkelerinin liderlerinin resimleri asıldı. Güney Afrika polisi ve ordusu, bu hafta sonu Johannesburg'da yapılacak G20 Liderler Zirvesi öncesinde beklenen protestolara karşı güç gösterisi olarak çarşamba günü helikopterler, K-9 köpek birimleri ve motosikletli polislerle bir geçit töreni düzenledi. Güney Afrika, 3 bin 500 ek polis görevlendirirken orduyu da hazır bekletiyor. Bu güvenlik hamlesi, polis, ordu ve istihbarat birimlerini tek bir komut altında toplayarak büyük etkinliklerin güvenliğini sağlayan Ulusal Ortak Operasyon ve İstihbarat Yapısı kapsamında gerçekleştiriliyor. Yetkililer Johannesburg ve diğer büyük şehirlerde protestolar bekliyor. Anti-kapitalistler, iklim aktivistleri, kadın hakları savunucuları, göçmen karşıtı gruplar ve diğerlerinin gösteriler düzenlemesi beklenirken, bazıları Güney Afrika'nın yoksulluk ve eşitsizlikle ilgili kendi sorunlarını gündeme getiriyor. (Marco Longari/AFP)
  • 3/30

    19 Kasım 2025 - İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyinde Hizbullah'ın silah depoları olduğunu söylediği binalara hava saldırısı düzenledi. Günün erken saatlerindeki saldırıda günün erken saatlerinde bir kişi hayatını kaybetti, otobüsteki öğrenciler de dahil çok sayıda kişi yaralandı. Yeni saldırılar, İsrail'le Lübnan arasındaki gerginlik tırmanırken gerçekleşti. Salı gecesi Güney Lübnan'daki Ayn el-Hilve Filistin mülteci kampında düzenlenen hava saldırısında 13 kişi hayatını kaybetti. Bu, bir yıl önce İsrail-Hizbullah savaşında ateşkes ilan edilmesinden bu yana bildirilen en ölümcül İsrail saldırısıydı. Öte yandan Gazze'deki hastaneler, İsrail saldırılarında en az 21 Filistinlinin hayatını kaybettiğini bildirdi. (Muhammad Zanaty/AFP)
  • 4/30

    18 Kasım 2025 - Bir itfaiyeci, Zagreb'deki 1970'lerden kalma, bir zamanlar büyük Hırvat gazetelerine ev sahipliği yapan Vjesnik gökdeleninin birkaç katını saran yangını söndürmeye çalışıyor. Dün gece çıkan yangının ardından 30 araçla 93 itfaiyeci göreve çağrıldı. Herhangi bir yaralanma bildirilmese de yangının nedeni henüz bilinmiyor. Yangın, Hırvatistan'ın başkentinde, eski Yugoslavya'da ve daha sonra bağımsız Hırvatistan'da büyük gazete ve dergilerin üreticisi olan Vjesnik yayınevinin merkezi olarak hizmet veren ünlü ofis kulesini tahrip etti. (AFP)
  • 5/30

    17 Kasım 2025 - Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski, Fransa'nın başkenti Paris'te gerçekleştirilen ortak basın toplantısında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'la birlikte açıklamalar yaptı. Fransa Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, Macron ve Zelenski, Kiev'in Fransız şirketlerinden 100'e kadar Rafale savaş uçağı ve diğer hava savunma teçhizatı satın almasına ilişkin niyet mektubunu imzaladı. Zelenski, Rusya'nın Şubat 2022'de gerçekleştirdiği işgalden bu yana Paris'e dokuzuncu ziyaretini gerçekleştirdi. Görüşmelerin amacı, ülkenin enerji altyapısı ve diğer hedeflerine yönelik Rus bombardımanı altında yeni bir kışa girerken, Ukrayna'nın savunmasını güçlendirmek. (Sarah Meyssonnier/AFP)
  • 6/30

    16 Kasım 2025 - Şili'nin ı Partido Republicano partisinden cumhurbaşkanı aday Jose Antonio Kast, Santiago'nun güneyindeki Paine'de genel seçimlerde oyunu kullanmadan önce oyunu gösteriyor. Şilililer, şiddet suçlarıyla ilgili artan endişelerin şekillendirdiği cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanıyor. Adaylar, çetelere karşı daha sert önlemler alma, radikal sağcılarsa kitlesel göçmenleri sınır dışı etme sözü veriyor. Nüfusu 19 milyonu aşan Şili’de 15 milyondan fazla seçmen, ülkedeki 3 bin 498 merkezde yerel saatle 08.00 itibarıyla oy kullanmaya başladı. Ülkede ilk kez oy kullanma uygulamasının zorunlu olduğu bu seçimde, Şili’nin yeni devlet başkanı ve yardımcısının yanı sıra 155 sandalyeli Temsilciler Meclisi’nin tamamıyla 25 sandalyeli Senato'nun üyeleri belirlenecek. Kamuoyu araştırmalarına göre, seçimin ilk turunda yarışan 8 adaydan hiçbirinin devlet başkanı seçilmek için gerekli olan yüzde 50 oy oranına ulaşması beklenmiyor. (Marvin Recinos/AFP)
  • 7/30

    15 Kasım 2025 - İklim aktivistleri, Brezilya'nın Belem kentinde düzenlenen COP30 Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi sırasında, üzerinde "kömür, petrol ve doğalgaz" yazan tabutlarla protesto yürüyüşü düzenliyor. Dünya liderlerinin bir araya gelerek iklim kriziyle mücadele üzerine konuştuğu toplantı bu yıl Amazon'daki Belem kentinde gerçekleşiyor. 10 Kasım'da başlayan zirvenin yarısının geride kaldığı cumartesi günü yerli halklar ve çeşitli bölgelerden aktivistlerden oluşan binlerce kişilik bir grup, liderleri Amazon Yağmur Ormanları'ndaki yıkıcı ormansızlaşmayı durdurmaya çağırdı. Dün de yerli Munduruku halkı, topraklarını tehdit eden projelerin ve madencilik faaliyetlerinin sona erdirilmesi talebiyle konferansın ana kapısına girişi engelleyerek bir protesto düzenlemişti. COP30, 21 Kasım Cuma günü sona eriyor. (Andre Penner/AP)
  • 8/30

    14 Kasım 2025 - Ukranya'nın başkenti Kiev'de insanlar, Rusya'nın gece düzenlediği drone ve füze saldırılarında hasar alan bir binanın önünü temizliyor. Rusya cuma gününün erken saatlerinde, yaklaşık 4 yıl önce başlayan savaşta başkente yapılan en büyük saldırılardan birini gerçekleştirdi. Reuters'ın aktardığı üzere enerji tesisleri, konutlar ve altyapıyı hedef alan saldırılarda en az 8 kişi hayatını kaybetti. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, Rus güçlerinin 430 drone ve 18 füze kullandığını, Kiev'in ise uzun menzilli saldırılarla karşılık verdiğini söyledi. Saldırıda Azerbaycan'ın kentteki büyükelçiliğine de füze isabet etti. Olay üzerine Azerbaycan'ın Rusya'ya nota verdiği bildirildi. (Alina Smutko/Reuters)
  • 9/30

    13 Kasım 2025 - Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo, Paris'teki Faubourg du Temple ve Boulevard Jules Ferry kavşağına çelenk bırakıyor. Paris'te 13 Kasım 2013'te düzenlenen terör saldırılarında 130 kişi hayatını kaybetmiş ve en az 500 kişi yaralanmıştı. IŞİD'in üstlendiği saldırıda Fransa Stadyumu önünde bombalı intihar saldırısı düzenlenmiş ve çeşitli noktalarda kalabalığa ateş açılmıştı. Fransa'nın II. Dünya Savaşı sonrası tarihindeki en şiddetli saldırıda kaybedilenler, 10. yıldönümünde ülke genelinde anıldı. Fransa İçişleri Bakanı Laurent Nunez, böyle bir olayın tekrar yaşanma ihtimalinin düştüğünü ancak "tehdidin hâlâ yüksek" olduğunu söyledi. (Ludovic Marin / Reuters)
  • 10/30

    12 Kasım 2025 - İspanya Kralı VI. Felipe'nin Çin'e gerçekleştirdiği ziyarette Çin Halk Kurtuluş Ordusu'nun merasim kıtasından bir asker, karşılama seremonisinde. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, bugün Pekin'de Çin'e resmi ziyarette bulunan Felipe ile görüştü. Farklı tarihlere, kültürlere ve sosyal sistemlere sahip Çin ile İspanya’nın, ortak kalkınma için model oluşturduğunu vurgulayan Şi, her iki ülkenin uluslararası adaletin korunmasında önemli rol oynadığını söyledi. Kral VI. Felipe ise "Tek Çin" ilkesine bağlı kaldıklarını anımsatarak, Çinli şirketlerin İspanya'nın ekonomik kalkınmasını ve yeşil dönüşümünü güçlü şekilde desteklediğini aktardı. (Maxim Shemetov/AFP)
  • 11/30

    11 Kasım 2025 - Pakistan'ın başkenti İslamabad'da, mahkeme binası yakınlarında intihar saldırısı sonucu meydana gelen patlamada 12 kişi hayatını kaybetti, 36 kişi yaralandı. Pakistan Cumhurbaşkanı Asıf Ali Zerdari'nin şiddetle kındadığı saldırıyı Pakistan Talibanı üstlendi. Çin, Avrupa Birliği, Birleşik Krallık ve ABD, taziye mesajı yayımladı. (Zain Zaman Janjua/AFP)
  • 12/30

    10 Kasım 2025 - ABD hükümetinin 40 gün süren rekor kapanmasında sona yaklaşıldı. Senato bütçe görüşmelerindeki açmazı aşmak için anlaştı. Washington'da hafta sonu yapılan müzakerelerin ardından bir grup Demokrat Partili senatör, Cumhuriyetcilerle birlikte anlaşma lehine oy kullandı. Oylama, 1 Ekim'den bu yana bütçesi olmayan hükümeti fonlamak için aşılması gereken ilk adımdı. Federal çalışanların ve hizmetlerin geri dönmesinden önce anlaşmanın Temsilciler Meclisi'nde de kabul edilmesi gerekiyor. Senato'nun bugün yeni görüşmeler için toplanması bekleniyor. Federal hükümetin "kapanması", acil ve zaruri nitelikte olmayan kamu çalışanlarının zorunlu ücretsiz izne çıkarılması ve birçok devlet programının askıya alınması anlamına geliyor. (J. Scott Applewhite/AP)
  • 13/30

    9 Kasım 2025 - Formula 1 Dünya Şampiyonası'nda sezonun 21. etabı Brezilya Grand Prix'ini McLaren'in Britanyalı pilotu Lando Norris kazandı. Sao Paulo'da 4 bin 309 metrelik Jose Carlos Pace Pisti'nde, düzenlenen yarış 71 tur üzerinden yapıldı. Pole pozisyonundan başladığı yarışı 1 saat 32 dakika 01,596 saniyelik süresiyle ilk sırada tamamlayan Norris, sezonun yedinci yarışını kazandı. Mercedes'in İtalyan sürücüsü Kimi Antonelli, liderin 10,388 saniye gerisinde ikinci, Red Bull'un Hollandalı pilotu Max Verstappen ise liderin 10,750 saniye gerisinde üçüncü oldu. Yarışın 8. turunda Antonelli'nin aracının çarpması sonucu Ferrari'nin Monakolu sürücüsü Charles Leclerc yarış dışı kaldı. Sezonun 22. ayağı Las Vegas Grand Prix'si, 22 Kasım Pazar günü koşulacak. (Amanda Perobelli/Reuters)
  • 14/30

    8 Kasım 2025 - Filipinler'in Mindanao adasında insanlar, Fung-wong Tayfunu'nun yol açtığı şiddetli yağış nedeniyle su basan evlerinden ayrılıyor. Meteoroloji uzmanları, tayfunun güçlenerek süper tayfuna dönüşebileceği ve pazar günü Filipinler'in doğu kıyılarına ulaşacağı uyarısında bulunuyor. Asya ülkesinin meteoroloji ajansı PAGASA'dan Benison Estareja "Neredeyse tüm ülkeyi kapsayabilir" diyor. Önceki günlerde Kalmaegi Tayfunu, Filipinler'de 204 ve Vietnam'da 5 kişinin ölümüne neden olmuştu. (Erwin Mascarinas / AFP)
  • 15/30

    7 Kasım 2025 - Ukrayna'nın Harkiv bölgesindeki Çuhyuv'da bir itfaiyeci, Rusya'nın drone saldırısının ardından çalışıyor. Ukrayna medyasının bildirdiği üzere Rus güçleri, perşembe ve cuma günleri Zaporijya, Harkiv, Odessa, Dnipro ve Sumi'ye çok sayıda drone saldırısı düzenleyerek evleri, okulları ve altyapıyı hedef aldı. Saldırılar, dün Ukrayna'nın, Rusya'nın Volgograd bölgesindeki önemli bir petrol rafinerisini yaklaşık üç ay içinde ikinci kez vurduğunu iddia etmesinin ardından geldi (Sofiia Gatilova/Reuters)
  • 16/30

    6 Kasım 2025 - Almanya'daki Berlin Hayvanat Bahçesi'nde eylülde dünyaya gelen yavru su aygırı ilk kez halkın karşısına çıktı. Bebek su aygırı, 13 yaşındaki Nala'nın ilk yavrusu. Nala aslında iki doğurmuştu ancak yavrulardan biri kısa süre sonra hayatını kaybetti. Hayvanat bahçesi olayı "son derece nadir" diye tanımlamıştı çünkü bilinen su aygırı doğumlarının yalnızca yüzde 1'inde ikiz görülüyor. (Markus Schreiber/AP)
  • 17/30

    5 Kasım 2025 - Dünya liderlerini tasvir eden büyük maskeler takan Oxfam aktivistleri, Brezilya'nın Belem kentinde düzenlecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP30) öncesinde, dünyanın en büyük ekonomileri tarafından iklim kriziyle mücadelede alınan kararların yetersizliğini eleştirmek için "İş Başında Uyumak" adlı bir eylem yaptı. Oxfam, yoksulluğun beraberinde getirdiği adaletsizliklerin olmadığı bir gelecek yaratma amacıyla 90 ülkede ortaklarla ve yerel topluluklarla beraber çalışan 17 organizasyonun bir araya gelerek oluşturduğu uluslararası bir konfederasyon. (Adriano Machado / Reuters)
  • 18/30

    4 Kasım 2025 - ABD'nin en büyük kenti New York'ta milyonlarca kişinin oy kullandığı belediye başkanlığı seçimini, resmi olmayan sonuçlara göre Demokratların adayı Zohran Mamdani kazandı. 34 yaşındaki Uganda doğumlu Mamdani, bağımsız aday olarak yarışan eski New York Valisi Andrew Cuomo'yu yenerek, ABD'nin en büyük kentinin başına geçen son yüzyıldaki en genç isim oldu. Associated Press'in aktardığına göre, oyların yüzde 90'ından fazlası sayılan seçim sonuçlarında Mamdani yüzde 50,4'lük oyla zafer kazandı. Rakibi Andrew Cuomo ise yüzde 41,6'lık oy alabildi. Diğer bir aday Curtis Sliwa ise yüzde 7,1'de kaldı. New York Seçim Kurulu'na göre, yarışta 2 milyondan fazla kişi oy kullandı. Bu, son 50 yılda bir belediye başkanlığı seçiminde kaydedilen en yüksek katılım oldu. Mamdani'nin zaferi tarihi bir anlam da taşıyor. Ailesi Hindistanlı olan genç siyasetçi kentin ilk Güney Asya kökenli ve Müslüman belediye başkanı seçildi. (Angela Weiss/AFP)
  • 19/30

    3 Kasım 2025 - İtalya'nın başkenti Roma'da, ülkenin en önemli tarihi yapılarından biri kabul edilen Kolezyum yakınlarında tadilat altındaki tarihi bir kule çöktü. "Torre dei Conti"nin çökmesi sonucu işçilerden birinin ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldığı açıklanırken iki işçininse kazayı hafif sıyrıklarla atlattığı belirtildi. 2006'dan beri kullanılmayan yapıda dört yıllık bir restorasyon çalışmasının devam ettiği kaydedilirken, inşaatın gelecek yıl tamamlanması bekleniyordu. Kulenin 13. yüzyılın başında inşa edildiği biliniyor. (Tiziana Fabi / AFP)
  • 20/30

    2 Kasım 2025 - İtalyan tenisçi Jannik Sinner, Paris ATP Masters 1000 turnuvasının finalinde Kanadalı rakibi Felix Auger-Aliassime'yi mağlup ederek kupaya uzandı. Sinner, dünya sıralamasında da en büyük rakibi Carlos Alcaraz'ı geride bırakarak birinci sıraya yükseldi. İtalyan tenisçi, geçen yıl haziran ayında ilk kez dünya 1 numarası olmuş ve bu unvanı 65 hafta boyunca korumuştu, ta ki eylülde ABD Açık finalinde Alcaraz’a kaybedene kadar. (Dimitar Dilkoff / AFP)
  • 21/30

    1 Kasım 2025 - Güney Kore'nin Gyeongju kentinde düzenlenen Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesinde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae Myung el sıkışıyor. Lee, liderler forumunun ardından düzenlenen devlet zirvesi ve akşam yemeğinde Şi'yi ağırladı. Çin lideri 11 yıl aradan sonra ABD müttefikine yaptığı ilk ziyaretini gerçekleştirmiş oldu. Güney Kore Devlet Başkanı komşusu Kuzey Kore'yle görüşmelerin yeniden başlatılması için Şi'den yardım isterken, mevkidaşı işbirliğini genişletmeye ve karşılaştıkları zorluklarla birlikte mücadele etmeye istekli olduklarını söyledi. (Yonhap/Reuters)
  • 22/30

    31 Ekim 2025 - Sırbistan'da öğrenciler, Novi Sad tren istasyonunun çatısının çökmesi sonucu 16 kişinin öldüğü olayın yıldönümünde düzenlenen protesto yürüyüşü sırasında Indjija'daki ana meydanda uyuyuyor. Geçen yıl 1 Kasım'da meydana gelen olayda 4'ü çocuk olmak üzere 16 kişi hayatını kaybetmiş ve Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic'in görevden alınmasını talep eden geniş çaplı protestolar baş göstermişti. Binlerce üniversite öğrencisi olayın birinci yıldönümünde başkent Belgrad'dan Novi Sad'a 90 kilometrelik bir yürüyüş başlattı. Yarın onbinlerce kişinin daha katılımıyla Novi Sad'da büyük bir gösteri planlanıyor. (Marko Djurica/Reuters)
  • 23/30

    30 Ekim 2025 - İsrail ordusunun Lübnan'nın güney sınırındaki köyü Belida'ya düzenlediği saldırının ardından halk belediye binasının önünde toplanıyor. İsrail askerleri, gece saatlerinde Belida'ya düzenledikleri baskında bir belediye çalışanını öldürdü. Lübnan Cumurbaşkanı ordusuna bu saldırılara karşı koymalarını söylerken İsrail ordusu, Hizbullah altyapısına yönelik operasyon düzenlediğini ve bir "şüpheliye" ateş açtığını iddia etti. İsrail'in ayrıca bugün Lübnan'ın güneyine hava saldırıları düzenlediği bildirildi. İsrail, 27 Kasım 2024'te başlayan ateşkesin ardından Lübnan'a hava saldırılarını ve sınırlı kara operasyonlarını sürdürüyor. İsrail, Hizbullah'ın güneyde askeri varlığını yeniden kurmasını engellemeyi amaçladığını öne sürerken Lübnan, İsrail'i ateşkesi ihlal etmekle suçluyor. (Mahmoud Zayyat / AFP )
  • 24/30

    29 Ekim 2025 - Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat'ta bir çocuk, İsrail saldırısı nedeniyle yıkılan bir evin enkazında oturuyor. Ateşkesin başlamasından yaklaşık üç hafta sonra İsrail, Hamas'ın bir askerlerini öldürdüğünü iddia ederek dün Gazze'ye saldırı başlattı. Dün ve bugün devam eden saldırılarda 46'sı çocuk olmak üzere en az 104 kişinin öldürüldüğü bildirildi. İsrail ordusu daha sonra yaptığı açıklamada, ateşkes anlaşmasına uymaya devam edeceklerini ve "herhangi bir ihlal" durumunda sert bir şekilde yanıt vereceklerini söyledi. Hamas ise dün ateşkesi ihlal etmediğini savunuyor. (Eyad Baba/AFP)
  • 25/30

    28 Ekim 2025 - Ukrayna bayrağı tutan bir adam, Kiev'de düzenlenen imha edilmiş Rus teçhizatı açık hava sergisinde Rus askeri aracının üzerinde. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, ABD, İsveç ve Fransa'dan F-16, Gripen ve Rafale gibi 250 savaş uçağı almak için çalışmaları sürdürdüklerini söyledi. Rus ordusunun ülkesine yönelik hava saldırılarını sürdürdüğünü ifade eden Zelenski, hava savunma imkanlarını artırmak için çalıştıklarını belirtti. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump arasında yeniden zirve yapılmasının ABD'ye bağlı olduğunu belirterek, "Amerikalıların rahat edeceği bir tempoda ilerlemeye hazırız" dedi. (Sergei Supinsky/AFP)
  • 26/30

    27 Ekim 2025 - Hindu kadınlar, Hindistan'ın Yeni Delhi kentinde düzenlenen Hindu dini festivali Chhath Puja sırasında Yamuna Nehri'nin sularında Güneş tanrısına tapıyor. Chhath Puja, Güneş onuruna düzenlenen 4 günlük özenli bir kutlama. Uzun bir su orucu tutmayı ve bir su kütlesinde ayakta dururken, doğan ve batan Güneş'in ışığı olan Usha ve Pratyusha'ya adaklar sunmayı içeriyor. (Bhawika Chhabra/Reuters)
  • 27/30

    26 Ekim 2025 - McLaren'ın Britanyalı sürücüsü Lando Norris, Formula 1 Meksika Grand Prix'sinde zafere ulaşan isim oldu. Başkent Meksiko'daki 4,3 kilometrelik Hermanos Rodriguez Pisti'nde düzenlenen yarış 71 tur üzerinden yapıldı. Pole pozisyonundan başladığı yarışı ilk sırada tamamlayan Norris, sezonun 6. yarışını galibiyetini elde etti ve Oscar Piastri'yi geçerek şampiyona lideri oldu. Ferrari'nin Monakolu sürücüsü Charles Leclerc, Norris'in gerisinde ikinci, Red Bull'un Hollandalı pilotu Max Verstappen ise üçüncü oldu. Lewis Hamilton, pist dışına çıkıp avantaj kazandığından dolayı 10 saniye cezası aldı. Sezonun 21. ayağı Brezilya Grand Prix'si 9 Kasım Pazar günü koşulacak. Meksika Grand Prix'sinin ardından pilotlar klasmanının ilk 5 sırası şöyle: 1. Lando Norris: 357 2. Oscar Piastri: 356 3. Max Verstappen: 321 4. George Russell: 258 5. Charles Leclerc: 210 (Yuri Cortez/AFP)
  • 28/30

    25 Ekim 2025 - Güney Kore'nin başkenti Seul'de, ABD Başkanı Donald Trump'ın Güney Kore'ye yapacağı ziyaret öncesinde gümrük vergisi politikasına karşı düzenlenen Trump karşıtı mitinge katılan bir protestocu elinde "Trump'a Hayır" yazılı bir pankart tutuyor. Ocakta göreve gelmesinin ardından Asya'ya ilk ziyaretini düzenleyen Trump'ın, yerel saatle pazar sabahı Malezya'ya varması bekleniyor. Japonya'ya da gitmesi planlanan liderin gezisinin en önemli durağı muhtemelen Güney Kore olacak. Burada Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesine katılacak Trump ayrıca 30 Ekim'de de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'le bir araya gelecek. ABD Başkanı yola çıkmadan önce gazetecilere yaptığı açıklamada Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un'la da görüşmeye açık olduğunu söyledi. (Kim Hong-Ji/Reuters)
  • 29/30

    24 Ekim 2025 - Almanya'nın kuzeydoğudaki Brandenburg eyaletine bağlı Linum'da bir gönüllü, kuş gribinden öldüğü tahmin edilen turnaların cesedini atıyor. Almanya'da Brandenburg ve diğer eyaletlerde, yabandaki kuşlarda bugüne kadar görülen en büyük kuş gribi salgını yaşanıyor. Özellikle göç mevsimindeki turnaları etkileyen salgın nedeniyle pek çok kuş ölü bulundu. Avrupa genelinde görülen salgın, en azından 10 yıldır ilk kez sezonun bu kadar erken bir döneminde 10 ülkeye yayılmış durumda. Yine de yetkililer toplam salgın sayısının hâlâ 2022'dekinden düşük olduğunu belirtiyor. Fransa'nın hayvan sağlığı gözetim kuruluşu ESA'ya göre, kuş gribi ağustostan ekim ortasına kadar 10 AB ülkesinde ve Britanya'da, çoğunlukla AB'nin en büyük kümes hayvanı üreticisi Polonya'nın yanı sıra İspanya ve Almanya'da olmak üzere 56 salgına yol açtı. (Ralf Hirschberger / AFP)
  • 30/30

    22 Ekim 2025 - Rusya, Ukrayna'nın ikinci büyük şehri Harkiv'a saldırarak, çocukların bulunduğu bir anaokulunu vurdu. Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski, tüm çocukların tahliye edildiğini ve birçoğunun "akut stres tepkileri" yaşadığını söyledi. Harkiv Belediye Başkanı Ihor Terekhov ve Harkov Bölge Devlet İdaresi Başkanı Oleh Sinyegubov, bölgede en az üç patlama meydana geldiğini söyledi. Terekov, "Hholodnohirskyi bölgesindeki özel bir anaokulu vuruldu. Saldırının olduğu yerde yangın çıktı" dedi ve daha sonra çocuklar arasında herhangi bir yaralanma olup olmadığına dair bilgi olmadığını ekledi. Yerel saatle sabah 9 civarında meydana gelen saldırıda en az bir kişi öldü, 6 kişi yaralandı. (AP)


5. Siyasal-psikolojik çöküş: Toplum hakikati değil, kimliği savunuyor

5.1. Kimlik koruma bilişi

Kahan'a göre bireyler bilgiye değil, kimliğe sadakat gösterir.

İnsanlar, kimliklerini tehdit eden bir bilgiyi kabul etmek yerine, o bilgiyi yeniden yorumlayarak kimliklerini korurlar.⁹

Bu nedenle yargı sonuçlarını, objektif delillerle değil, kimliksel aidiyetlerle değerlendirirler.


5.2. Bilişsel çelişki

Festinger, bireyin kendi inancıyla çelişen bilgiye uyum sağlamak için bilgiyi değil, inancını koruduğunu söyler.¹⁰

Bu nedenle bir kişi dün savunduğunun tam tersini bugün savunduğunda bile bunu fark etmez; çünkü amaç hakikate ulaşmak değil, kimliği sürdürmektir.


5.3. Kesin inançlılık ve günah keçisi

Hoffer'a göre kesin inançlı bireyler hakikate değil, düşmana ihtiyaç duyar.¹¹

Girard, toplumların kriz dönemlerinde günah keçisi üreterek gerilimi boşalttığını belirtir.¹²

Türkiye'de kimi zaman Erdoğan, kimi zaman İmamoğlu bu mekanizmaya uygun hedef haline gelmiştir.

Kişi değişmiş, mekanizma aynı kalmıştır.


6. Sonuç: Hukuk hakikati üretmek için değil, siyasetin hakikatini kurumsallaştırmak için işliyor

Türkiye'de hukuki kararlar, gerçeğin araştırılmasıyla değil, siyasal gerçekliğin kurumsallık kazanmasıyla ilgilidir.

Bu nedenle:

Hukuken mahkûmiyet suçluluğu, hukuken beraat masumiyeti kanıtlamaz.

Hakikat, hukukta değil; kimlik ve güç birlikteliğinde üretilmektedir.

Türkiye'nin ihtiyacı sadece kurumsal reform ibaret değil, köklü bir epistemolojik reformdur.

Yargı, siyasetin hakikatini değil, toplumun hakikatini esas alacak şekilde yeniden kurgulanmalıdır.

 

 

Dipnotlar:

1.  Mutlu, E. C. (2020). Kutuplaşma ve Siyasal Kimlik. İstanbul: İletişim Yayınları.
Ayrıca psikolojik altyapı için:
Kahneman, D. (2018). Hızlı ve Yavaş Düşünme (Çev. O. Gündüz). İstanbul: Varlık Yayınları. (Orijinal İngilizce; Türkçe baskı kullanılmıştır.)
2.  Özbudun, E. (2016). Türk Anayasa Hukuku. Ankara: Yetkin Yayınları.
Ayrıca felsefi arka plan için:
Dural, M. & Öğüz, T. (2012). Hukuk Felsefesi. İstanbul: Filiz Kitabevi.
3.  Türkiye Barolar Birliği (2021). Ceza Yargılamasında Adli Hatalar ve Masumiyet Sorunu. Ankara: TBB Yayınları.
4.  Yılmaz, G. (2019). Türkiye'de Yargı Bağımsızlığı ve Siyasallaşma. Ankara: Yetkin Yayınları.
5.  Ahmad, F. (2021). Modern Türkiye'nin Oluşumu (Çev. Y. Koç). İstanbul: Kaynak Yayınları.
6.  T.C. Kamu Maliyesi Mevzuatı;
1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanunu (1927)
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu (2003).
Ayrıca değerlendirme:
Erdoğan, M. (2013). "Örtülü Ödenek ve Kamu Harcamaları Şeffaflığı." Maliye Dergisi, 165(2), 45–67.
7.   Keleş, R. (2016). Kentleşme Politikası. Ankara: İmge Kitabevi.
Ayrıca mevzuat:
3194 sayılı İmar Kanunu (1985) ve Belediye Meclisi İmar Komisyonu Yönetmeliği.
8.  Akbulut, A. (2018). Hukuk Sosyolojisi. İstanbul: Der Yayınları.
(Eserde Foucault'nun "hakikat rejimi" yaklaşımı Türkçe değerlendirilmiştir.)
9.  Sunar, D. (2014). Sosyal Psikolojiye Giriş. İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınları.
10.  Festinger, L. (2019). Bilişsel Çelişki Kuramı (Çev. S. Gazioğlu). Ankara: Nobel Yayıncılık.
11.  Hoffer, E. (2018). Kesin İnançlılar: Kitle Hareketlerinin Doğası Üzerine Düşünceler (Çev. M. Ceylan). İstanbul: Dilara Yayınları.
12.  Girard, R. (2017). Günah Keçisi (Çev. S. E. Kılıç). İstanbul: Metis Yayınları.

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Hasan Köse Independent Türkçe için yazdı
Cumartesi, Kasım 22, 2025 - 08:15
Main image: 

<p>Görsel: Independent Türkçe/ChatGPT</p>

related nodes: 
Doğal hukuk geleneğinin tarihsel izleri, modern temsilcileri ve pozitif hukukla çelişkisizlik ilkesi
Doğal hukukun üstünlüğü ve normatif ilke: "Tanrı adaletsiz şey emretmez"
Akıl, ahlak ve hukukta çelişkisizlik: Doğal hukuktan makro iktisada bir temel
Type: 
SEO Title: 
Hakikatin çöküşü: Türkiye'de yargının gerçeklik üretememesinin siyasal, kurumsal ve epistemolojik temelleri
copyright Independentturkish: 

CHP'nin İmralı heyetine üye vermesini kim engelledi?

Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında kurulan Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun, terör örgütü PKK'nın kurucusu Abdullah Öcalan ile görüşmek üzere İmralı'ya heyet gönderme konusu uzunca bir süre tartışıldı.

Bu konuda tüm dikkatler özellikle Cumhuriyet Halk Partisi'ne çevrilmişti.

CHP, heyete üye verip vermemeyi kendi içinde bir süredir değerlendiriyor, tartışıyordu.

Özellikle MHP, AK Parti ve DEM Parti, CHP'nin heyete katılmasının önemine sıklıkla vurgu yaptı.

Hatta Abdullah Öcalan da gönderdiği mesajlarda, CHP'nin hem Komisyona hem de heyete katılımının sağlanmasını özellikle istedi. 

Ancak Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'na katılan CHP, İmralı'ya gidecek heyete üye vermeyeceğini, ayrıca bu konudaki oylamanın gizli yapılmasını da kabul etmeyeceğini duyurdu.

Gizli oylama kararı alınınca da buna katılmadan salondan ayrıldı.

Kimse kimseyi kandırmasın, herkes biliyor ki, CHP'nin komisyonda görev yapmak üzere seçtiği 11 üyenin tamamı ve tabi ki Genel Başkan Özgür Özel, siyasi anlayışları gereği İmralı'ya gidilmesini yürekten istiyordu.

Ama buna büyük bir engel olduğunu istemeseler de görmek zorunda kaldılar.

Bu engeli açıklamadan bir hatırlatma yapalım.

Eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu döneminde başlayan ve Özgür Özel ile devam eden yeni politika uyarınca CHP'deki, "ulusalcı" denilen kanat önce şeytanlaştırıldı sonra da tasfiye edildi.

Mevcut milletvekili grubu içinde tek bir "ulusalcı" kalmamasına dikkat edildi.

Var olanların ise pasifize edilmesi, seslerini fazla yükseltmemesi için her şey yapıldı.

Aynı şekilde il, ilçe ve belde örgütlerindeki Ulusalcı yöneticilerin, kongreler sürecinde ayıklanmasına da özen gösterildi.

CHP'nin parti meclisi ve merkez yönetim kurulu, ulusalcılığı dışladığı, lanetlediği bilinen kişilerden oluşturuldu.

Ulusalcılar şeytanlaştırılıp, nefret objesi gibi gösterilirken, CHP'nin bünyesinden tamamen sökülüp atılması gereken bir hastalıkmış gibi anlatılırken, bir yandan da Genel Başkan Özgür Özel, Mustafa Kemal Atatürk'ün söylemlerinden sıklıkla örnekler vermeyi sürdürdü.

Atatürk'ün söylemlerinin sadece Ulusalcı bir dilin yansıması değil bizzat kendisi olduğu bilinmesine rağmen buna devam edildi.

Ortaya, bir yandan Ulusalcı anlayışı CHP'den kazımaya çalışan diğer yandan da Atatürk'ün ulusalcı söylemlerine sığınan bir yönetim görüntüsü çıktı.

Yönetimden bir Allah'ın kulu çıkıp da bu ne yaman çelişki demedi, ama taban yani partinin gerçek sahipleri dişini sıkarak olup biteni izledi.

Şimdi gelelim İmralı'ya gidecek heyete neden üye verilmediği sorusunun yanıtına.

Evet, ulusalcılar CHP'den büyük oranda tasfiye edildi, ama partinin seçmen tabanı hala daha önemli ölçüde ulusalcıdır.    

CHP yönetimi bu gerçekle, Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'na katılma kararı aldığında yüzleşti.

Ama CHP, Komisyona mecburen katılacaktı.

Çünkü uzun yıllardır bu sorunun çözümünün TBMM çatısı altında olacağını savunmuşken, şimdi komisyona katılmamak, kendini inkâr etme anlamına gelecekti.

CHP seçmen tabanının büyük bir bölümü, partinin komisyona katılmasına tepki gösterdi.

İmralı'ya gidecek heyete üye verilmesi düşüncesi ortaya çıktığı andan itibaren ise söz konusu taban sesini daha da yükseltti.

Özellikle Anadolu'daki CHP örgütleri ve seçmenleri, milletvekilleri üzerinde yoğun bir baskı kurdu.

CHP yönetimi, İmralı heyetine üye vermek konusunda ısrarcı olmanın, tabanın sadece tepkisini büyütmekle kalmayacağını, aynı zamanda İyi Parti, Zafer Partisi ve Anahtar Parti'ye yönelimlerin başlamasına da yol açacağının farkına vardı.

Ayrıca ilk seçimde, başka partiye oy vermeseler bile CHP yönetimini bir şekilde cezalandıracağı da görüldü.

Son olarak ise yaklaşan olağan kurultayda, Özgür Özel'in parti meclisi listesinin birçok yerinden, bu yüzden de delinebileceği tedirginliği yaşandı.

Evet, milletvekili grubundan ve parti yöneticilerinden ulusalcılar silinebilmişti, ama CHP'nin tabanından ulusalcılığı söküp atmanın kimsenin harcı olmadığı anlaşıldı.

Seçmenin ulusalcı değerleri sahiplenirken, onunla nereye kadar inatlaşabilirsin ki?

Nefret edilen ulusalcı anlayışın savunucu tabanın tepkisi belki bu şekilde azaltıldı, ama özellikle gelecekteki seçimlerde ihtiyaç duyulacak DEM Parti'yi ve Abdullah Öcalan'ı da gücendirmemek gerekiyordu.

Grup Başkanvekili Murat Emir'in açıklamasına bakıldığında, CHP'nin bu soruna da çare bulduğu düşüncesinin olduğu görülecektir.

Şöyle diyordu Murat Emir:

,Kayyımların kaldırılması, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması, demokratik siyasetin önünün açılması gibi olmazsa olmaz kolay ilk adımlar bile atılmadı. AK Parti başta olmak üzere diğer partilerin kararıyla İmralı Adası'na gidecek komisyon heyetine partimizden üye vermeyi doğru bulmuyoruz.


Murat Emir'in bu sözlerinde, DEM Parti'nin hoşuna gideceğini umduğu ve özellikle seçilmiş 2 madde var: 

  1. Kayyımların kaldırılması,
  2. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması. 

İşte bu 2 maddeyi her fırsatta dile getiren DEM Partiye "merak etmeyin, biz konunun takipçisiyiz" mesajı verildi.

Murat Emir'in açıklamasında üçüncü madde olan "demokratik siyasetin önünün açılması" size yabancı gelmemiştir.

Kime ait bu söylem?

Tabi ki Abdullah Öcalan'a.

DEM Parti ve Abdullah Öcalan, kendilerine ait bu maddeleri, CHP sözcüsünden duymaktan ve ağızlarına bir parmak çalınmasından mutlu olur mu?

Olmadıklarını, İmralı heyeti üyesi Pervin Buldan'ın, "Ana muhalefet partisi DEM Parti'dir, nokta" dediği mesajı önce paylaşıp sonra da silmesinden anlayabilirsiniz.

CHP yönetimi, atsa atamayacağı satsa satamayacağı ulusalcı tabanla ne yapacağını daha uzun süre düşünmek zorunda kalacak.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Gürbüz Evren Independent Türkçe için yazdı
Cumartesi, Kasım 22, 2025 - 08:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
CHP'nin İmralı heyetine üye vermesini kim engelledi?
copyright Independentturkish: 

ABD-Venezuela geriliminin yeni hatları: Enerji, güvenlik ve bölgesel dengeler

Venezuela krizi uzun süredir petrol ekseninde tartışılıyor.

Ülkenin devasa rezervleri, bu yaklaşımı doğal kılıyor.

Ancak Washington'ın Caracas'a yönelik politikalarının arkasında çok daha kapsamlı bir jeopolitik okuma bulunuyor.

Rusya, Çin ve İran'ın Latin Amerika'daki artan etkisi, ABD açısından yakın çevresinde oluşan yeni bir güç mimarisine işaret ediyor.

Venezuela, bu mimarinin en görünür düğüm noktası.

Bununla birlikte, krizi anlamak için dış aktörlere odaklanan bir çerçeve yetmez.

Ülkenin kendi ekonomik çöküşü, yönetimsel hataları, bölgesel ülkelerin tutumları ve kitlesel göç dalgasının yarattığı baskılar tabloyu tamamlayan unsurlar.

Bugün Venezuela dosyası enerjiden güvenliğe, iç siyasetten bölgesel rekabete uzanan geniş bir alanda okunmayı gerektiriyor.


Tarihsel arka plan: Monroe Doktrini'nin yeni yorumu

ABD'nin Latin Amerika'ya yönelik yaklaşımının kökleri Monroe Doktrini'ne dayanır.

Doktrin, 19'uncu yüzyılın güç dengeleri içinde Batı Yarımküre'ye dış müdahaleyi tehdit olarak tanımlamıştı.

Günümüzde aynı ilkenin farklı araçlarla geri döndüğü yönündeki yorumlar zaman zaman gündeme geliyor.

Bununla birlikte, Washington'ın bugünkü stratejisinin klasik doktrinin kopyası olduğunu söylemek zor.

Günümüz rekabeti askeri üslerden çok finansal angajman, enerji ortaklıkları, teknoloji ağları ve güvenlik iş birlikleri üzerinden ilerliyor.

Rusya'nın askeri ve güvenlik desteği, Çin'in finansal yatırımları, İran'ın teknik kapasite aktarımı bu yeni modelin örnekleri.

ABD açısından Latin Amerika'da ortaya çıkan bu çok katmanlı yapı, "yakın çevre" algısının yeniden önem kazanmasına yol açıyor.


Ekonomik çöküşün yarattığı zorunluluklar

Venezuela'nın bugün dış aktörlere yönelmesinin bir nedeni de içeride yaşanan ağır ekonomik çöküş.

Ülke uzun yıllar boyunca petrol gelirlerine aşırı bağımlı bir modelle yönetildi.

Ekonomide çeşitliliğin olmaması, devlet kurumlarında kökleşen yolsuzluk kültürü ve siyasi sadakate dayalı kaynak dağıtımı ekonomiyi kırılgan hale getirdi.

Petrol fiyatlarının düşmesi ise bu kırılganlığı derin bir krize dönüştürdü.

Hiperenflasyon, temel ürünlerde kıtlık ve kamu hizmetlerinin çökmesi milyonlarca Venezuelalının ülkeyi terk etmesine yol açtı.

Devletin gelir kaynakları daralırken Maduro yönetimi finansman bulmak için alternatif ortaklara yöneldi.

Rusya, Çin ve İran'la kurulan ilişkiler bu zorunluluğun bir parçası olarak şekillendi.


Maduro yönetiminin proaktif dış politikası

Venezuela çoğu analizde büyük güç rekabetinin pasif bir sahnesi gibi sunulur.

Oysa Maduro yönetimi iç siyasi meşruiyetini güçlendirmek amacıyla dış politikayı etkin biçimde kullanıyor.

Anti-emperyalist söylem iç politikada destek tabanını diri tutuyor.

Küresel Güney söylemi üzerinden yürütülen diplomatik angajmanlar ise Caracas'ın uluslararası alanda yalnızlaşmasını sınırlıyor.

Bu strateji aynı zamanda dış ortakların ülkedeki varlığını derinleştiriyor.

Moskova ile güvenlik iş birliği sürüyor; Pekin altyapı ve teknoloji projeleri aracılığıyla uzun vadeli ortaklıklar kuruyor; Tahran akaryakıt tedarikinden savunma teknolojisine uzanan hatlarda giderek daha görünür hale geliyor.


Bölge ülkelerinin çelişkili tutumları

Venezuela krizine ilişkin Latin Amerika ülkelerinin tutumları tek bir çizgide toplanmıyor.

Bölge ülkeleri kendi ulusal çıkarlarına ve siyasal gündemlerine göre farklı pozisyonlar aldı.

  • Brezilya, yönetimlere bağlı olarak değişen politikalar izledi. Lula yönetimi daha diyalog odaklı bir tarz benimserken selefleri Maduro'ya karşı daha sert bir çizgi izlemişti.
     
  • Kolombiya, sınır bölgelerinde yaşanan güvenlik ve göç baskısı nedeniyle uzun süre Caracas'la gerilim yaşadı. Son dönemde ilişkiler kontrollü biçimde normalleşiyor.
     
  • Şili ve Peru gibi ülkelerde ise Venezuela göçmen akını iç politikada önemli bir tartışma konusu.

Bu tablo Latin Amerika'nın homojen bir "nüfuz alanı" şeklinde düşünülemeyeceğini gösteriyor.

ABD'nin bölgesel stratejisi zaman zaman bu çeşitliliği hesap etmek zorunda kalıyor.


Göç krizinin Washington üzerindeki baskısı

Venezuela'dan çıkan 6 milyonu aşkın göçmen bölgedeki en büyük insani krizlerden birini oluşturdu.

Bu göç dalgasının önemli kısmı ABD-Meksika sınırına yöneliyor.

Dolayısıyla Venezuela politikası ABD'de yalnız dış politika meselesi değil, doğrudan iç siyaset tartışması.

Sınırdaki baskı federal yönetimi zaman zaman daha pragmatik kararlar almaya itiyor.

Yaptırımların gevşetilmesi veya diplomatik temasların artırılması gibi adımlar bu iç baskının etkisini yansıtıyor.

Bu nedenle Washington'ın Venezuela politikasında göç faktörü stratejik bir kaldıraç işlevi görüyor.


Petrolün rolü: Zayıflayan mı, dönüşen mi?

ABD'nin petrol bağımlılığı kaya petrolü devrimiyle büyük ölçüde azaldı.

Bu gelişme Venezuela petrolünü Washington açısından eskisi kadar kritik hale getirmemiş görünüyor.

Ancak bu durum petrolün tamamen geri planda olduğu anlamına gelmiyor.

Küresel enerji piyasası çeşitli şoklara açık.

Ortadoğu'daki çatışmalar veya Rusya kaynaklı arz daralmaları dünya piyasasını etkiliyor.

Bu ortamda Venezuela'nın devasa rezervlerinin hangi aktörlerin erişimine açık olduğu Washington için önem taşımaya devam ediyor.

Rusya ve Çin'in Caracas'la uzun vadeli enerji anlaşmaları yapması ABD'nin enerji jeopolitiğinde dolaylı etkiler yaratabilir.

Bu nedenle petrol faktörü tamamen önemsizleşmiş bir unsur olmaktan uzak; daha çok uzun vadeli bir stratejik araç niteliği taşıyor.


ABD'nin baskı stratejisi: Amaçlar ve sınırlar

Washington'ın yaptırımlar, diplomatik izolasyon ve siyasi baskı araçlarını kullanmasının birkaç temel nedeni var:

  • Rusya, Çin ve İran'ın Venezuela'daki etkinliğinin sınırlandırılması.
  • Latin Amerika'da son yıllarda zayıflayan demokratik normların korunması.
  • Bölgesel güç boşluklarının oluşmasını engelleme arzusu.
  • Göç krizinin iç politik etkilerini yönetme ihtiyacı.

Bu araçların ne kadar başarılı olduğu tartışmalı.

Yaptırımlar Maduro yönetimini zayıflatsa da dış ortakların ülkeye nüfuzunu artırdığı yönünde değerlendirmeler de yapılıyor.

Washington'ın atacağı adımlar önümüzdeki dönemde bu dengenin nasıl evrileceğini belirleyecek.
 

ShapeCreated with Sketch. Fotoğraflarla dünyadan haberler

Hepsini göster 30

Fotoğraflarla dünyadan haberler

  • 1/30

    21 Kasım 2025 - Meksika Güzeli Fatima Bosch, Tayland'ın başkenti Bangkok'ta düzenlenen 2025 Kainat Güzeli (Miss Universe) yarışmasında birincilik tacını giyiyor. Dünya çapındaki yarışmanın geçen yılki kazananı Danimarkalı Victoria Kjær Theilvig, 25 yaşındaki Bosch'a tacını giydirdi. Bu yılın "Kainat Güzeli" seçilen Bosch, etkinliğin Tayland direktörü Nawat Itsaragrisil'in kendisine "aptal" demesiyle gündeme gelmiş ve bu olay kadın düşmanlığı iddialarının yanı sıra uluslararası güzellik yarışmasına yönelik eleştirileri beraberinde getirmişti. Daha sonra Nawat'ın, Bosch'un kendisine itiraz etmesi nedeniyle Meksika Güzeli'ni salondan çıkarmaya çalıştığı ve bunun üzerine diğer adayların da onunla beraber çıkmak üzere ayağa kalktığı bildirilmişti. Nawat daha sonra özür dilese de büyük tepki toplamıştı. Yarışmada Türkiye'yi temsil eden Ceren Arslan ilk 30'a giremedi. (Sakchai Lalit/AP)
  • 2/30

    20 Kasım 2025 - Güney Afrika'nın başkenti Johannesburg'da G20 ülkelerinin liderlerinin resimleri asıldı. Güney Afrika polisi ve ordusu, bu hafta sonu Johannesburg'da yapılacak G20 Liderler Zirvesi öncesinde beklenen protestolara karşı güç gösterisi olarak çarşamba günü helikopterler, K-9 köpek birimleri ve motosikletli polislerle bir geçit töreni düzenledi. Güney Afrika, 3 bin 500 ek polis görevlendirirken orduyu da hazır bekletiyor. Bu güvenlik hamlesi, polis, ordu ve istihbarat birimlerini tek bir komut altında toplayarak büyük etkinliklerin güvenliğini sağlayan Ulusal Ortak Operasyon ve İstihbarat Yapısı kapsamında gerçekleştiriliyor. Yetkililer Johannesburg ve diğer büyük şehirlerde protestolar bekliyor. Anti-kapitalistler, iklim aktivistleri, kadın hakları savunucuları, göçmen karşıtı gruplar ve diğerlerinin gösteriler düzenlemesi beklenirken, bazıları Güney Afrika'nın yoksulluk ve eşitsizlikle ilgili kendi sorunlarını gündeme getiriyor. (Marco Longari/AFP)
  • 3/30

    19 Kasım 2025 - İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyinde Hizbullah'ın silah depoları olduğunu söylediği binalara hava saldırısı düzenledi. Günün erken saatlerindeki saldırıda günün erken saatlerinde bir kişi hayatını kaybetti, otobüsteki öğrenciler de dahil çok sayıda kişi yaralandı. Yeni saldırılar, İsrail'le Lübnan arasındaki gerginlik tırmanırken gerçekleşti. Salı gecesi Güney Lübnan'daki Ayn el-Hilve Filistin mülteci kampında düzenlenen hava saldırısında 13 kişi hayatını kaybetti. Bu, bir yıl önce İsrail-Hizbullah savaşında ateşkes ilan edilmesinden bu yana bildirilen en ölümcül İsrail saldırısıydı. Öte yandan Gazze'deki hastaneler, İsrail saldırılarında en az 21 Filistinlinin hayatını kaybettiğini bildirdi. (Muhammad Zanaty/AFP)
  • 4/30

    18 Kasım 2025 - Bir itfaiyeci, Zagreb'deki 1970'lerden kalma, bir zamanlar büyük Hırvat gazetelerine ev sahipliği yapan Vjesnik gökdeleninin birkaç katını saran yangını söndürmeye çalışıyor. Dün gece çıkan yangının ardından 30 araçla 93 itfaiyeci göreve çağrıldı. Herhangi bir yaralanma bildirilmese de yangının nedeni henüz bilinmiyor. Yangın, Hırvatistan'ın başkentinde, eski Yugoslavya'da ve daha sonra bağımsız Hırvatistan'da büyük gazete ve dergilerin üreticisi olan Vjesnik yayınevinin merkezi olarak hizmet veren ünlü ofis kulesini tahrip etti. (AFP)
  • 5/30

    17 Kasım 2025 - Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski, Fransa'nın başkenti Paris'te gerçekleştirilen ortak basın toplantısında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'la birlikte açıklamalar yaptı. Fransa Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, Macron ve Zelenski, Kiev'in Fransız şirketlerinden 100'e kadar Rafale savaş uçağı ve diğer hava savunma teçhizatı satın almasına ilişkin niyet mektubunu imzaladı. Zelenski, Rusya'nın Şubat 2022'de gerçekleştirdiği işgalden bu yana Paris'e dokuzuncu ziyaretini gerçekleştirdi. Görüşmelerin amacı, ülkenin enerji altyapısı ve diğer hedeflerine yönelik Rus bombardımanı altında yeni bir kışa girerken, Ukrayna'nın savunmasını güçlendirmek. (Sarah Meyssonnier/AFP)
  • 6/30

    16 Kasım 2025 - Şili'nin ı Partido Republicano partisinden cumhurbaşkanı aday Jose Antonio Kast, Santiago'nun güneyindeki Paine'de genel seçimlerde oyunu kullanmadan önce oyunu gösteriyor. Şilililer, şiddet suçlarıyla ilgili artan endişelerin şekillendirdiği cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanıyor. Adaylar, çetelere karşı daha sert önlemler alma, radikal sağcılarsa kitlesel göçmenleri sınır dışı etme sözü veriyor. Nüfusu 19 milyonu aşan Şili’de 15 milyondan fazla seçmen, ülkedeki 3 bin 498 merkezde yerel saatle 08.00 itibarıyla oy kullanmaya başladı. Ülkede ilk kez oy kullanma uygulamasının zorunlu olduğu bu seçimde, Şili’nin yeni devlet başkanı ve yardımcısının yanı sıra 155 sandalyeli Temsilciler Meclisi’nin tamamıyla 25 sandalyeli Senato'nun üyeleri belirlenecek. Kamuoyu araştırmalarına göre, seçimin ilk turunda yarışan 8 adaydan hiçbirinin devlet başkanı seçilmek için gerekli olan yüzde 50 oy oranına ulaşması beklenmiyor. (Marvin Recinos/AFP)
  • 7/30

    15 Kasım 2025 - İklim aktivistleri, Brezilya'nın Belem kentinde düzenlenen COP30 Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi sırasında, üzerinde "kömür, petrol ve doğalgaz" yazan tabutlarla protesto yürüyüşü düzenliyor. Dünya liderlerinin bir araya gelerek iklim kriziyle mücadele üzerine konuştuğu toplantı bu yıl Amazon'daki Belem kentinde gerçekleşiyor. 10 Kasım'da başlayan zirvenin yarısının geride kaldığı cumartesi günü yerli halklar ve çeşitli bölgelerden aktivistlerden oluşan binlerce kişilik bir grup, liderleri Amazon Yağmur Ormanları'ndaki yıkıcı ormansızlaşmayı durdurmaya çağırdı. Dün de yerli Munduruku halkı, topraklarını tehdit eden projelerin ve madencilik faaliyetlerinin sona erdirilmesi talebiyle konferansın ana kapısına girişi engelleyerek bir protesto düzenlemişti. COP30, 21 Kasım Cuma günü sona eriyor. (Andre Penner/AP)
  • 8/30

    14 Kasım 2025 - Ukranya'nın başkenti Kiev'de insanlar, Rusya'nın gece düzenlediği drone ve füze saldırılarında hasar alan bir binanın önünü temizliyor. Rusya cuma gününün erken saatlerinde, yaklaşık 4 yıl önce başlayan savaşta başkente yapılan en büyük saldırılardan birini gerçekleştirdi. Reuters'ın aktardığı üzere enerji tesisleri, konutlar ve altyapıyı hedef alan saldırılarda en az 8 kişi hayatını kaybetti. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, Rus güçlerinin 430 drone ve 18 füze kullandığını, Kiev'in ise uzun menzilli saldırılarla karşılık verdiğini söyledi. Saldırıda Azerbaycan'ın kentteki büyükelçiliğine de füze isabet etti. Olay üzerine Azerbaycan'ın Rusya'ya nota verdiği bildirildi. (Alina Smutko/Reuters)
  • 9/30

    13 Kasım 2025 - Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo, Paris'teki Faubourg du Temple ve Boulevard Jules Ferry kavşağına çelenk bırakıyor. Paris'te 13 Kasım 2013'te düzenlenen terör saldırılarında 130 kişi hayatını kaybetmiş ve en az 500 kişi yaralanmıştı. IŞİD'in üstlendiği saldırıda Fransa Stadyumu önünde bombalı intihar saldırısı düzenlenmiş ve çeşitli noktalarda kalabalığa ateş açılmıştı. Fransa'nın II. Dünya Savaşı sonrası tarihindeki en şiddetli saldırıda kaybedilenler, 10. yıldönümünde ülke genelinde anıldı. Fransa İçişleri Bakanı Laurent Nunez, böyle bir olayın tekrar yaşanma ihtimalinin düştüğünü ancak "tehdidin hâlâ yüksek" olduğunu söyledi. (Ludovic Marin / Reuters)
  • 10/30

    12 Kasım 2025 - İspanya Kralı VI. Felipe'nin Çin'e gerçekleştirdiği ziyarette Çin Halk Kurtuluş Ordusu'nun merasim kıtasından bir asker, karşılama seremonisinde. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, bugün Pekin'de Çin'e resmi ziyarette bulunan Felipe ile görüştü. Farklı tarihlere, kültürlere ve sosyal sistemlere sahip Çin ile İspanya’nın, ortak kalkınma için model oluşturduğunu vurgulayan Şi, her iki ülkenin uluslararası adaletin korunmasında önemli rol oynadığını söyledi. Kral VI. Felipe ise "Tek Çin" ilkesine bağlı kaldıklarını anımsatarak, Çinli şirketlerin İspanya'nın ekonomik kalkınmasını ve yeşil dönüşümünü güçlü şekilde desteklediğini aktardı. (Maxim Shemetov/AFP)
  • 11/30

    11 Kasım 2025 - Pakistan'ın başkenti İslamabad'da, mahkeme binası yakınlarında intihar saldırısı sonucu meydana gelen patlamada 12 kişi hayatını kaybetti, 36 kişi yaralandı. Pakistan Cumhurbaşkanı Asıf Ali Zerdari'nin şiddetle kındadığı saldırıyı Pakistan Talibanı üstlendi. Çin, Avrupa Birliği, Birleşik Krallık ve ABD, taziye mesajı yayımladı. (Zain Zaman Janjua/AFP)
  • 12/30

    10 Kasım 2025 - ABD hükümetinin 40 gün süren rekor kapanmasında sona yaklaşıldı. Senato bütçe görüşmelerindeki açmazı aşmak için anlaştı. Washington'da hafta sonu yapılan müzakerelerin ardından bir grup Demokrat Partili senatör, Cumhuriyetcilerle birlikte anlaşma lehine oy kullandı. Oylama, 1 Ekim'den bu yana bütçesi olmayan hükümeti fonlamak için aşılması gereken ilk adımdı. Federal çalışanların ve hizmetlerin geri dönmesinden önce anlaşmanın Temsilciler Meclisi'nde de kabul edilmesi gerekiyor. Senato'nun bugün yeni görüşmeler için toplanması bekleniyor. Federal hükümetin "kapanması", acil ve zaruri nitelikte olmayan kamu çalışanlarının zorunlu ücretsiz izne çıkarılması ve birçok devlet programının askıya alınması anlamına geliyor. (J. Scott Applewhite/AP)
  • 13/30

    9 Kasım 2025 - Formula 1 Dünya Şampiyonası'nda sezonun 21. etabı Brezilya Grand Prix'ini McLaren'in Britanyalı pilotu Lando Norris kazandı. Sao Paulo'da 4 bin 309 metrelik Jose Carlos Pace Pisti'nde, düzenlenen yarış 71 tur üzerinden yapıldı. Pole pozisyonundan başladığı yarışı 1 saat 32 dakika 01,596 saniyelik süresiyle ilk sırada tamamlayan Norris, sezonun yedinci yarışını kazandı. Mercedes'in İtalyan sürücüsü Kimi Antonelli, liderin 10,388 saniye gerisinde ikinci, Red Bull'un Hollandalı pilotu Max Verstappen ise liderin 10,750 saniye gerisinde üçüncü oldu. Yarışın 8. turunda Antonelli'nin aracının çarpması sonucu Ferrari'nin Monakolu sürücüsü Charles Leclerc yarış dışı kaldı. Sezonun 22. ayağı Las Vegas Grand Prix'si, 22 Kasım Pazar günü koşulacak. (Amanda Perobelli/Reuters)
  • 14/30

    8 Kasım 2025 - Filipinler'in Mindanao adasında insanlar, Fung-wong Tayfunu'nun yol açtığı şiddetli yağış nedeniyle su basan evlerinden ayrılıyor. Meteoroloji uzmanları, tayfunun güçlenerek süper tayfuna dönüşebileceği ve pazar günü Filipinler'in doğu kıyılarına ulaşacağı uyarısında bulunuyor. Asya ülkesinin meteoroloji ajansı PAGASA'dan Benison Estareja "Neredeyse tüm ülkeyi kapsayabilir" diyor. Önceki günlerde Kalmaegi Tayfunu, Filipinler'de 204 ve Vietnam'da 5 kişinin ölümüne neden olmuştu. (Erwin Mascarinas / AFP)
  • 15/30

    7 Kasım 2025 - Ukrayna'nın Harkiv bölgesindeki Çuhyuv'da bir itfaiyeci, Rusya'nın drone saldırısının ardından çalışıyor. Ukrayna medyasının bildirdiği üzere Rus güçleri, perşembe ve cuma günleri Zaporijya, Harkiv, Odessa, Dnipro ve Sumi'ye çok sayıda drone saldırısı düzenleyerek evleri, okulları ve altyapıyı hedef aldı. Saldırılar, dün Ukrayna'nın, Rusya'nın Volgograd bölgesindeki önemli bir petrol rafinerisini yaklaşık üç ay içinde ikinci kez vurduğunu iddia etmesinin ardından geldi (Sofiia Gatilova/Reuters)
  • 16/30

    6 Kasım 2025 - Almanya'daki Berlin Hayvanat Bahçesi'nde eylülde dünyaya gelen yavru su aygırı ilk kez halkın karşısına çıktı. Bebek su aygırı, 13 yaşındaki Nala'nın ilk yavrusu. Nala aslında iki doğurmuştu ancak yavrulardan biri kısa süre sonra hayatını kaybetti. Hayvanat bahçesi olayı "son derece nadir" diye tanımlamıştı çünkü bilinen su aygırı doğumlarının yalnızca yüzde 1'inde ikiz görülüyor. (Markus Schreiber/AP)
  • 17/30

    5 Kasım 2025 - Dünya liderlerini tasvir eden büyük maskeler takan Oxfam aktivistleri, Brezilya'nın Belem kentinde düzenlecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP30) öncesinde, dünyanın en büyük ekonomileri tarafından iklim kriziyle mücadelede alınan kararların yetersizliğini eleştirmek için "İş Başında Uyumak" adlı bir eylem yaptı. Oxfam, yoksulluğun beraberinde getirdiği adaletsizliklerin olmadığı bir gelecek yaratma amacıyla 90 ülkede ortaklarla ve yerel topluluklarla beraber çalışan 17 organizasyonun bir araya gelerek oluşturduğu uluslararası bir konfederasyon. (Adriano Machado / Reuters)
  • 18/30

    4 Kasım 2025 - ABD'nin en büyük kenti New York'ta milyonlarca kişinin oy kullandığı belediye başkanlığı seçimini, resmi olmayan sonuçlara göre Demokratların adayı Zohran Mamdani kazandı. 34 yaşındaki Uganda doğumlu Mamdani, bağımsız aday olarak yarışan eski New York Valisi Andrew Cuomo'yu yenerek, ABD'nin en büyük kentinin başına geçen son yüzyıldaki en genç isim oldu. Associated Press'in aktardığına göre, oyların yüzde 90'ından fazlası sayılan seçim sonuçlarında Mamdani yüzde 50,4'lük oyla zafer kazandı. Rakibi Andrew Cuomo ise yüzde 41,6'lık oy alabildi. Diğer bir aday Curtis Sliwa ise yüzde 7,1'de kaldı. New York Seçim Kurulu'na göre, yarışta 2 milyondan fazla kişi oy kullandı. Bu, son 50 yılda bir belediye başkanlığı seçiminde kaydedilen en yüksek katılım oldu. Mamdani'nin zaferi tarihi bir anlam da taşıyor. Ailesi Hindistanlı olan genç siyasetçi kentin ilk Güney Asya kökenli ve Müslüman belediye başkanı seçildi. (Angela Weiss/AFP)
  • 19/30

    3 Kasım 2025 - İtalya'nın başkenti Roma'da, ülkenin en önemli tarihi yapılarından biri kabul edilen Kolezyum yakınlarında tadilat altındaki tarihi bir kule çöktü. "Torre dei Conti"nin çökmesi sonucu işçilerden birinin ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldığı açıklanırken iki işçininse kazayı hafif sıyrıklarla atlattığı belirtildi. 2006'dan beri kullanılmayan yapıda dört yıllık bir restorasyon çalışmasının devam ettiği kaydedilirken, inşaatın gelecek yıl tamamlanması bekleniyordu. Kulenin 13. yüzyılın başında inşa edildiği biliniyor. (Tiziana Fabi / AFP)
  • 20/30

    2 Kasım 2025 - İtalyan tenisçi Jannik Sinner, Paris ATP Masters 1000 turnuvasının finalinde Kanadalı rakibi Felix Auger-Aliassime'yi mağlup ederek kupaya uzandı. Sinner, dünya sıralamasında da en büyük rakibi Carlos Alcaraz'ı geride bırakarak birinci sıraya yükseldi. İtalyan tenisçi, geçen yıl haziran ayında ilk kez dünya 1 numarası olmuş ve bu unvanı 65 hafta boyunca korumuştu, ta ki eylülde ABD Açık finalinde Alcaraz’a kaybedene kadar. (Dimitar Dilkoff / AFP)
  • 21/30

    1 Kasım 2025 - Güney Kore'nin Gyeongju kentinde düzenlenen Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesinde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae Myung el sıkışıyor. Lee, liderler forumunun ardından düzenlenen devlet zirvesi ve akşam yemeğinde Şi'yi ağırladı. Çin lideri 11 yıl aradan sonra ABD müttefikine yaptığı ilk ziyaretini gerçekleştirmiş oldu. Güney Kore Devlet Başkanı komşusu Kuzey Kore'yle görüşmelerin yeniden başlatılması için Şi'den yardım isterken, mevkidaşı işbirliğini genişletmeye ve karşılaştıkları zorluklarla birlikte mücadele etmeye istekli olduklarını söyledi. (Yonhap/Reuters)
  • 22/30

    31 Ekim 2025 - Sırbistan'da öğrenciler, Novi Sad tren istasyonunun çatısının çökmesi sonucu 16 kişinin öldüğü olayın yıldönümünde düzenlenen protesto yürüyüşü sırasında Indjija'daki ana meydanda uyuyuyor. Geçen yıl 1 Kasım'da meydana gelen olayda 4'ü çocuk olmak üzere 16 kişi hayatını kaybetmiş ve Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic'in görevden alınmasını talep eden geniş çaplı protestolar baş göstermişti. Binlerce üniversite öğrencisi olayın birinci yıldönümünde başkent Belgrad'dan Novi Sad'a 90 kilometrelik bir yürüyüş başlattı. Yarın onbinlerce kişinin daha katılımıyla Novi Sad'da büyük bir gösteri planlanıyor. (Marko Djurica/Reuters)
  • 23/30

    30 Ekim 2025 - İsrail ordusunun Lübnan'nın güney sınırındaki köyü Belida'ya düzenlediği saldırının ardından halk belediye binasının önünde toplanıyor. İsrail askerleri, gece saatlerinde Belida'ya düzenledikleri baskında bir belediye çalışanını öldürdü. Lübnan Cumurbaşkanı ordusuna bu saldırılara karşı koymalarını söylerken İsrail ordusu, Hizbullah altyapısına yönelik operasyon düzenlediğini ve bir "şüpheliye" ateş açtığını iddia etti. İsrail'in ayrıca bugün Lübnan'ın güneyine hava saldırıları düzenlediği bildirildi. İsrail, 27 Kasım 2024'te başlayan ateşkesin ardından Lübnan'a hava saldırılarını ve sınırlı kara operasyonlarını sürdürüyor. İsrail, Hizbullah'ın güneyde askeri varlığını yeniden kurmasını engellemeyi amaçladığını öne sürerken Lübnan, İsrail'i ateşkesi ihlal etmekle suçluyor. (Mahmoud Zayyat / AFP )
  • 24/30

    29 Ekim 2025 - Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat'ta bir çocuk, İsrail saldırısı nedeniyle yıkılan bir evin enkazında oturuyor. Ateşkesin başlamasından yaklaşık üç hafta sonra İsrail, Hamas'ın bir askerlerini öldürdüğünü iddia ederek dün Gazze'ye saldırı başlattı. Dün ve bugün devam eden saldırılarda 46'sı çocuk olmak üzere en az 104 kişinin öldürüldüğü bildirildi. İsrail ordusu daha sonra yaptığı açıklamada, ateşkes anlaşmasına uymaya devam edeceklerini ve "herhangi bir ihlal" durumunda sert bir şekilde yanıt vereceklerini söyledi. Hamas ise dün ateşkesi ihlal etmediğini savunuyor. (Eyad Baba/AFP)
  • 25/30

    28 Ekim 2025 - Ukrayna bayrağı tutan bir adam, Kiev'de düzenlenen imha edilmiş Rus teçhizatı açık hava sergisinde Rus askeri aracının üzerinde. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, ABD, İsveç ve Fransa'dan F-16, Gripen ve Rafale gibi 250 savaş uçağı almak için çalışmaları sürdürdüklerini söyledi. Rus ordusunun ülkesine yönelik hava saldırılarını sürdürdüğünü ifade eden Zelenski, hava savunma imkanlarını artırmak için çalıştıklarını belirtti. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve ABD Başkanı Donald Trump arasında yeniden zirve yapılmasının ABD'ye bağlı olduğunu belirterek, "Amerikalıların rahat edeceği bir tempoda ilerlemeye hazırız" dedi. (Sergei Supinsky/AFP)
  • 26/30

    27 Ekim 2025 - Hindu kadınlar, Hindistan'ın Yeni Delhi kentinde düzenlenen Hindu dini festivali Chhath Puja sırasında Yamuna Nehri'nin sularında Güneş tanrısına tapıyor. Chhath Puja, Güneş onuruna düzenlenen 4 günlük özenli bir kutlama. Uzun bir su orucu tutmayı ve bir su kütlesinde ayakta dururken, doğan ve batan Güneş'in ışığı olan Usha ve Pratyusha'ya adaklar sunmayı içeriyor. (Bhawika Chhabra/Reuters)
  • 27/30

    26 Ekim 2025 - McLaren'ın Britanyalı sürücüsü Lando Norris, Formula 1 Meksika Grand Prix'sinde zafere ulaşan isim oldu. Başkent Meksiko'daki 4,3 kilometrelik Hermanos Rodriguez Pisti'nde düzenlenen yarış 71 tur üzerinden yapıldı. Pole pozisyonundan başladığı yarışı ilk sırada tamamlayan Norris, sezonun 6. yarışını galibiyetini elde etti ve Oscar Piastri'yi geçerek şampiyona lideri oldu. Ferrari'nin Monakolu sürücüsü Charles Leclerc, Norris'in gerisinde ikinci, Red Bull'un Hollandalı pilotu Max Verstappen ise üçüncü oldu. Lewis Hamilton, pist dışına çıkıp avantaj kazandığından dolayı 10 saniye cezası aldı. Sezonun 21. ayağı Brezilya Grand Prix'si 9 Kasım Pazar günü koşulacak. Meksika Grand Prix'sinin ardından pilotlar klasmanının ilk 5 sırası şöyle: 1. Lando Norris: 357 2. Oscar Piastri: 356 3. Max Verstappen: 321 4. George Russell: 258 5. Charles Leclerc: 210 (Yuri Cortez/AFP)
  • 28/30

    25 Ekim 2025 - Güney Kore'nin başkenti Seul'de, ABD Başkanı Donald Trump'ın Güney Kore'ye yapacağı ziyaret öncesinde gümrük vergisi politikasına karşı düzenlenen Trump karşıtı mitinge katılan bir protestocu elinde "Trump'a Hayır" yazılı bir pankart tutuyor. Ocakta göreve gelmesinin ardından Asya'ya ilk ziyaretini düzenleyen Trump'ın, yerel saatle pazar sabahı Malezya'ya varması bekleniyor. Japonya'ya da gitmesi planlanan liderin gezisinin en önemli durağı muhtemelen Güney Kore olacak. Burada Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesine katılacak Trump ayrıca 30 Ekim'de de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'le bir araya gelecek. ABD Başkanı yola çıkmadan önce gazetecilere yaptığı açıklamada Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un'la da görüşmeye açık olduğunu söyledi. (Kim Hong-Ji/Reuters)
  • 29/30

    24 Ekim 2025 - Almanya'nın kuzeydoğudaki Brandenburg eyaletine bağlı Linum'da bir gönüllü, kuş gribinden öldüğü tahmin edilen turnaların cesedini atıyor. Almanya'da Brandenburg ve diğer eyaletlerde, yabandaki kuşlarda bugüne kadar görülen en büyük kuş gribi salgını yaşanıyor. Özellikle göç mevsimindeki turnaları etkileyen salgın nedeniyle pek çok kuş ölü bulundu. Avrupa genelinde görülen salgın, en azından 10 yıldır ilk kez sezonun bu kadar erken bir döneminde 10 ülkeye yayılmış durumda. Yine de yetkililer toplam salgın sayısının hâlâ 2022'dekinden düşük olduğunu belirtiyor. Fransa'nın hayvan sağlığı gözetim kuruluşu ESA'ya göre, kuş gribi ağustostan ekim ortasına kadar 10 AB ülkesinde ve Britanya'da, çoğunlukla AB'nin en büyük kümes hayvanı üreticisi Polonya'nın yanı sıra İspanya ve Almanya'da olmak üzere 56 salgına yol açtı. (Ralf Hirschberger / AFP)
  • 30/30

    22 Ekim 2025 - Rusya, Ukrayna'nın ikinci büyük şehri Harkiv'a saldırarak, çocukların bulunduğu bir anaokulunu vurdu. Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski, tüm çocukların tahliye edildiğini ve birçoğunun "akut stres tepkileri" yaşadığını söyledi. Harkiv Belediye Başkanı Ihor Terekhov ve Harkov Bölge Devlet İdaresi Başkanı Oleh Sinyegubov, bölgede en az üç patlama meydana geldiğini söyledi. Terekov, "Hholodnohirskyi bölgesindeki özel bir anaokulu vuruldu. Saldırının olduğu yerde yangın çıktı" dedi ve daha sonra çocuklar arasında herhangi bir yaralanma olup olmadığına dair bilgi olmadığını ekledi. Yerel saatle sabah 9 civarında meydana gelen saldırıda en az bir kişi öldü, 6 kişi yaralandı. (AP)


Olası gelişmeler ve bölgesel gelecek

Venezuela krizinin geleceğine ilişkin 3 senaryo öne çıkıyor.

  • Birincisi, Caracas'ın çok yönlü dış politikasını sürdürmesi ve Rusya-Çin–İran ilişkilerini koruması.
  • İkincisi, göç baskısı ve bölgesel istikrarsızlığın etkisiyle ABD ile kontrollü normalleşmenin güçlenmesi.
  • Üçüncüsü ise küresel rekabetin sertleşmesi halinde Venezuela'nın daha derin bir jeopolitik çatışma alanına dönüşmesi.

Her senaryoda bölgesel dengeler ve ABD'nin kendi iç siyasi hesapları belirleyici olacak.

Venezuela'nın iç dönüşüm kapasitesi ise belirsizliğini koruyor.


Sonuç

ABD-Venezuela gerilimi enerji başlıklarının ötesine uzanan yeni bir stratejik mücadeleyi yansıtıyor.

Ekonomik çöküşün yarattığı zorunluluklar, dış aktörlerin bölgedeki rekabeti, göç baskısı ve bölge ülkelerinin farklı tutumları bu denklemde belirleyici.

Petrol faktörü önemini koruyor fakat gerilimin asıl belirleyicisi Latin Amerika'nın yeni jeopolitik yöneliminde hangi aktörlerin etkili olacağı sorusu.

Venezuela bu sorunun en kritik test alanlarından biri olmaya devam ediyor.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Dr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdı
Cumartesi, Kasım 22, 2025 - 07:30
Main image: 

<p>USS Gerald R. Ford, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth'in talimatıyla geçen ay yola çıkmıştı / Fotoğraf: ABD Donanması</p>

Type: 
SEO Title: 
ABD-Venezuela geriliminin yeni hatları: Enerji, güvenlik ve bölgesel dengeler
copyright Independentturkish: 

Kısa haberler

Eski futbolcu Batuhan Karadeniz hakkında yasa dışı bahis nedeniyle kırmızı bülten çıkarıldı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, eski futbolcu Batuhan Karadeniz hakkında yasa dışı bahis ve kumarı özendirici paylaşımlarda bulunduğu ve yasa dışı bahis sitesi reklamı yaptığı gerekçesiyle kırmızı bülten kararı alındığını açıkladı. Karadeniz’in mal varlıklarına da el konuldu.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık, Narkotik ve Ekonomik Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturmada, yurt dışında firari olduğu belirlenen Batuhan Karadeniz’in sosyal medya mecralarında yasa dışı bahis ve kumarı teşvik edici paylaşımlar yaptığı tespit edildi.

Açıklamada, Karadeniz hakkında “7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun’a muhalefet” ve “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” suçlarından kırmızı bülten çıkarıldığı bildirildi.

Ayrıca Karadeniz’in taşınır ve taşınmaz mallarına, şirket ve ortaklık paylarına, banka ve finans kuruluşlarındaki mevduat ve yatırım hesaplarına, kripto para piyasası ve borsasındaki varlıklarına el konulduğu ifade edildi.


Memişoğlu: Sağlık Bakanlığımızın 2026 Yılı Bütçe Teklifi TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda kabul edildi

Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Sağlık Bakanlığımızın 2026 Yılı Bütçe Teklifi TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda kabul edildi. Ülkemize, milletimize ve büyük sağlık ailemize hayırlı olsun." açıklamasında bulundu. 

Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu X hesabından yaptığı açıklamada şunları kaydetti: 

"Sağlık Bakanlığımızın 2026 Yılı Bütçe Teklifi TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda kabul edildi. Ülkemize, milletimize ve büyük sağlık ailemize hayırlı olsun. 2026 yılında da Sağlıklı Türkiye Yüzyılı hedeflerimiz doğrultusunda yenilikçi projelere imza atarak milletimizin sağlığı için çalışmayı sürdüreceğiz. Komisyon Başkanımız Sayın Mehmet Muş'a, kıymetli milletvekillerimize ve değerli mesai arkadaşlarıma gönülden teşekkür ediyorum. Sağlıklı Türkiye Yüzyılı."

Independent Türkçe, Türkiye ve dünyadan güncel haberleri okurları için derledi
Cumartesi, Kasım 22, 2025 - 00:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: Independent Türkçe</p>

Type: 
SEO Title: 
Kısa haberler
copyright Independentturkish: 

Gelecek Partili Kani Torun: Yeniyol grubu süreçte yok sayıldı

Gelecek Partisi Bursa Milletvekili Kani Torun, Meclis’teki süreç komisyonunun İmralı’ya gitme kararına ilişkin yaptığı açıklamada, Yeniyol grubunun sürecin dışında bırakıldığını ifade etti.

Torun, Yeniyol grubunu oluşturan üç partinin genel başkanlarının sürece başından bu yana destek verdiğini belirterek, Genel Başkan Ahmet Davutoğlu’nun yurtiçi ve yurtdışında sürece ilişkin her platformda görüşlerini paylaştığını, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye süreçle ilgili mektuplar gönderdiğini hatırlattı. Diğer iki partinin genel başkanlarının da grup konuşmalarında süreci desteklediği kaydedildi.

Açıklamada, buna rağmen komisyonun önceki çözüm sürecini yürüten dönemin başbakanı Davutoğlu’nu davet edip dinlemediği, ayrıca karar görüşmeleri öncesinde veya sırasında iktidar partilerinden ya da Meclis Başkanı’ndan genel başkanlara herhangi bir bilgilendirme yapılmadığı belirtildi. Torun, Yeniyol grubunun “yok sayıldığını” ifade etti.

Torun, komisyonun karar oylamasında iktidar blokunun “ben yaptım oldu” tavrı sergilediğini, bu nedenle Yeniyol grubunun çekimser göründüğünü belirtti.

Torun, iktidar ortakları ve TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a sürecin yürütülmesinde kapsayıcılık eksiklerinin giderilmesi ve tüm partilerle siyasi diyaloğun sürdürülmesi çağrısında bulundu.

Açıklamada ayrıca süreç komisyonunun aldığı kararın “tarihi bir dönüm noktası” olduğu belirtilerek, AK Parti, MHP ve DEM Partinin destek vermesiyle sürecin ivme kazandığı ifade etti. 

Independent Türkçe

Gelecek Partisi Bursa Milletvekili Kani Torun, İmralı ziyareti kararında Yeniyol grubunun süreçten dışlandığını belirterek komisyonun kapsayıcı davranmadığını ve oylamanın “oldu bittiye getirildiğini” söyledi
Cumartesi, Kasım 22, 2025 - 00:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Gelecek Partili Kani Torun: Yeniyol grubu süreçte yok sayıldı
copyright Independentturkish: 

Japonya'nın ilk kadın başbakanı: Pasifizmden silahlanmaya mı?

Sanae Takaichi tarihi bir başarıya imza atarken, Japonya'yı 80 yıllık barışçıl anayasasından uzaklaştırma planları Washington'ın Çin kuşatma stratejisinin bir parçası mı?


21 Ekim 2025, Japonya'nın siyasi tarihinde hiç unutulmayacak bir gün oldu. Liberal Demokrat Parti lideri Sanae Takaichi, parlamentoda yapılan oylamayla ülkenin ilk kadın başbakanı seçildi.

Ancak bu tarihi anın ardında çok daha büyük bir dönüşüm yatıyor:

Japonya, II. Dünya Savaşı sonrası kurulan barışçıl kimliğinden uzaklaşıyor mu?

Dünyanın üçüncü büyük ekonomisi olan Japonya, kadınların siyasetteki varlığı konusunda gelişmiş ülkeler arasında hâlâ son sıralarda.

Bu bakımdan Takaichi'nin seçimi büyük bir kırılma noktası.

Ama asıl soru başka: Yeni başbakanın askeri harcamaları artırma ve Çin'e karşı sert tavır alma planları, Japonya'yı nereye götürüyor?


Zayıf bir hükümet, güçlü bir gündem

Takaichi, başbakan olmak için 237 oy aldı -gereken 233 oyun sadece 4 fazlası.

Bu son derece dar bir zafer. Sağ kanat Japon Yenilik Partisi ile kurduğu ittifak ilk günden sallantıda.

Uzmanlar, bu kırılgan yapının Takaichi'nin sert planlarını hayata geçirmesini zorlaştıracağını söylüyor.

Ama belki de tam tersi olacak: Zayıf hükümeti güçlendirmek için erken seçime gidebilir ve milliyetçi söylemini daha da sertleştirebilir.

Tarih, zor durumda kalan liderlerin sıklıkla dış tehdit söylemine sarıldığını gösteriyor.


Margaret Thatcher'ın Japon hayranı

Takaichi, basında "Japonya'nın Demir Leydisi" olarak anılıyor.

Bu isim, İngiltere'nin eski Başbakanı Margaret Thatcher'a duyduğu hayranlıktan geliyor.

Sert, taviz vermeyen, güçlü lider imajı onun siyasi kimliğinin temelini oluşturuyor.

İlginç bir ayrıntı: Motorsiklet tutkunu ve ağır metal müzik dinliyor.

Bu özellikler, onu Japonya'nın yaşlı, erkek egemen siyasetçilerinden ayırıyor, "farklı" görünmesini sağlıyor.

Ama asıl önemli olan hobileri değil, siyasi duruşu.

Takaichi son derece tutucu bir lider.

Eşcinsel evliliğe karşı, göçmenlere sıkı sınırlamalar istiyor ve İmparatorluk tahtının sadece erkek varislere geçmesi gerektiğini savunuyor.

Eski Başbakan Şinzo Abe'nin en yakın müttefiki ve öğrencisiydi.

Abe'nin milliyetçi siyasetini aynen sürdürme sözü veriyor.


Savaş ekonomisi mi geliyor?

Takaichi'nin ekonomik planı "Sanaenomics" adıyla biliniyor.

İsim, Abe'nin ünlü "Abenomics" politikasından esinlenmiş.

Borsa bu planı çok sevdi: Seçim sonrası Nikkei 225 endeksi yüzde 0,7 yükseldi, 49 bin 517 puanı gördü.

Yatırımcılar ucuz kredi ve kamu harcaması vaatlerinden memnun görünüyor.

Ama işin özüne baktığınızda farklı bir tablo çıkıyor karşınıza.

Ekonomi uzmanları Takaichi'nin planına "askeri Keynescilik" diyor.

Yani, devlet para harcayacak ama sosyal yardımlara, eğitime veya sağlığa değil; silaha, orduya, askeri teknolojiye.

Takaichi, savunma bütçesini büyük ölçüde artıracağını açıkça söylüyor.

Çin'e karşı çok sert bir çizgide duruyor ve güçlü bir ordu kurulmasını istiyor.

Tayvan Boğazı'ndaki durumla yakından ilgileniyor; LDP üyesi olarak Tayvanlı siyasi partilerle görüşmeler bile yaptı.


Japonya'nın 80 yıllık barış anayasası tehlikede mi?

İşte en kritik nokta burası: Japonya'nın anayasasının 9'uncu maddesi, ülkenin savaş yapma hakkından vazgeçtiğini söyler.

II. Dünya Savaşı'ndan sonra yazılan bu madde, Japonya'nın "barışçıl" kimliğinin temelini oluşturur.

Ülkenin ordusu bile yoktur resmi olarak—"Öz Savunma Kuvvetleri" vardır.

Takaichi ve destekçileri, bu maddenin değiştirilmesini istiyorlar.

Gerekçeleri: Çin tehdidi, Kuzey Kore'nin füzeleri, bölgedeki güvenlik sorunları. Ama gerçek bu kadar basit mi?

Japonya'nın yeniden silahlanması, sadece kendi güvenlik endişelerinin sonucu değil.

Amerika Birleşik Devletleri, Çin'i kuşatma stratejisinin önemli bir ayağı olarak Japonya'yı görüyor.

Washington, müttefiklerinin daha fazla askeri sorumluluk almasını istiyor.

Avustralya, Güney Kore ve Japonya; hepsi ABD'nin Çin'e karşı kurduğu ağın düğüm noktaları.

Takaichi'nin Çin karşıtı sert tavrı ve Tayvan'a verdiği önem, bu büyük oyunun içine çok iyi oturuyor.

Soru şu: Japonya kendi güvenliği için mi silahlanıyor, yoksa ABD'nin bölgesel planlarının bir parçası mı oluyor?


Eğer Tayvan krizi çıkarsa?

Takaichi'nin savunma harcamalarını artırma planı, ciddi riskler taşıyor.

Eğer Japonya gerçekten büyük bir askeri güç haline gelirse, Tayvan Boğazı'nda bir kriz çıktığında tarafsız kalamayabilir.

Bu, Japonya'yı 80 yıldır kaçındığı bir duruma sokabilir: Savaşa.

Çin ile ekonomik ilişkiler de bu denklemin önemli bir parçası.

Japonya'nın en büyük ticaret ortaklarından biri Çin.

Askeri gerilim, ekonomik savaşa da yol açabilir. İhracat düşer, fiyatlar artar, işsizlik çıkar.

Şu anda borsa Takaichi'nin planlarını alkışlıyor ama yarın aynı piyasalar Çin krizi yüzünden çökebilir.

Daha da önemlisi, bölgede bir silahlanma yarışı başlayabilir.

Japonya silahlanırsa, Güney Kore benzer adımlar atabilir.

Çin zaten askeri gücünü büyütüyor.

Kuzey Kore'nin ne yapacağı ayrı bir soru.

Sonuç: Doğu Asya, dünya tarihinin en tehlikeli bölgelerinden biri haline gelebilir.


Dünyada benzer örnekler

Takaichi'nin liderlik tarzı, araştırmaların kadın liderler için sağlıklı dediği modele uymuyor.

Çalışmalar, başarılı kadın liderlerin genellikle güvene dayalı, uzlaşmacı, takım çalışmasını önemseyen bir tarz benimsediğini söylüyor.

Takaichi tam tersi: Sert, taviz vermeyen, ideolojisinden dönmeyen.

Margaret Thatcher, Hindistan'ın İndira Gandhi'si, İsrail'in Golda Meir'i gibi.

Hepsi "Demir Leydi" diye anılan, erkek egemen siyasetin içinde erkeklerden daha sert davranarak ayakta kalan liderler.

Almanya'nın eski Şansölyesi Angela Merkel'le karşılaştırdığınızda fark daha net görülüyor.

Merkel, kriz yönetimi ve uzlaşma ile 16 yıl iktidarda kaldı.

Takaichi'nin zayıf hükümeti ve sert duruşu, Merkel'in başarı formülünün tam tersi.

Belki de Takaichi'nin asıl benzediği lider, Tayvan'ın Tsai Ing-wen'i.

O da Çin tehdidi altında, güvenlik odaklı, sert bir çizgide duruyor.

Bu, Takaichi'nin Batılı değil, Asyalı bir liderlik modelini temsil ettiğini gösteriyor.

Eğer Takaichi hükümetini ayakta tutabilir, ekonomiyi canlandırabilir ve Çin ile gerilimi aşırıya kaçırmadan yönetebilirse, başarılı bir lider olarak anılacak.

Ama eğer zayıf hükümeti çökerse, savunma harcamaları kontrolden çıkarsa veya bölgede askeri bir kriz patlak verirse, tarihe sadece "ilk kadın başbakan" olarak geçecek; başarılı bir lider olarak değil.

Asıl soru şu:

Japonya kendi kararlarını mı veriyor, yoksa ABD'nin Çin'e karşı büyük oyununda bir piyon mu oluyor?

Takaichi'nin askeri planları, Japonya'nın güvenliği için mi, yoksa Washington'ın bölgesel stratejisi için mi?

Cevabı birkaç yıl içinde göreceğiz.

Ama şu kesin: Japonya'nın pasifist kimliği ciddi tehdit altında ve bu değişim sadece Tokyo'yu değil, tüm Doğu Asya'yı etkileyecek.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Dr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdı
Cumartesi, Ekim 25, 2025 - 09:00
Main image: 

<p>Japonya Başbakanı Sanae Takaichi / Fotoğraf: Reuters</p>

Type: 
SEO Title: 
Japonya'nın ilk kadın başbakanı: Pasifizmden silahlanmaya mı?
copyright Independentturkish: 

PM2.5 kirliliği ve Bunama-Alzheimer semptomları

İnsanlar günde 13 bin litre ila 16 bin litre arasında hava solurlar.

Temiz hava şifadır, kirli hava ise derttir. 

PM2.5, çapı 2,5 mikrometre veya daha küçük olan partikül maddeleri ifade eder.

Bu ince partikül maddeler inanılmaz derecede küçüktür; o kadar küçüktürler ki, bir insan saçından 30 kat daha küçüktürler.
 

Şekil 1. PM2.5 boyutu 
Şekil 1. PM2.5 boyutu

 

Havadaki PM2.5 kirleticisi kaynakları;

  • Benzinli ve dizelli araçlar, 
  • Trafik yoğunluğu,
  • Isınmada kullanılan kömür yakan kalorifer kazanları ve sobalar,
  • İmalat, inşaat ve madencilik,
  • Boya sanayi,
  • Termik santraller,
  • Çimento tesisleri,
  • Atık yakma tesisler,
  • Çöp depolama, 
  • Orman yangınları,
  • Düşen yaprakların açıkta yakılması, 
  • Ve diğerleri 

Sonbaharda inversiyon etkili olur.

İnversiyonun etkili olduğu sabah ve akşam saatlerinde trafiğin yoğun olduğu anlarda PM2.5 kirliliği pik yapar ve insan sağlığı için tehlikeli seviyeye ulaşır.

Trafiktekiler araçlarının pencerelerini kesinlikle açmamalı, iç hava sirkülasyon sistemini çalıştırmalı.

İnsanların kontrol edemediği, ancak yönetimlerin çözüm üretmesi ve önlemesi gereken PM2.5 kirlenmiş hava, sigaradan tehlikedir.  
 

-

 

PM2.5, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından insan sağlığına en zararlı kirletici olarak tanımlanmıştır. 

PM2.5 kirliliği, Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı tarafından "insanlar için kanserojen" olarak sınıflandırıldı. 

Ölümcül kirletici olan PM2.5 kirliliği solunum yolu ile akciğerin derinliklerine ve kan dolaşımına kadar fitre edilmeden ulaşır ve nüfus edebiliyor.

O kadar küçüktür ki milyarlarca tanesi bir kırmızı kan hücresinin içine sığabilir.

PM2.5 akciğerden kana geçecek boyuttadır. 

PM2.5, koku alma sinir yoluyla beyne girerek oksidatif stres, iltihaplanma ve alfa-sinüklein fibrilasyonuna neden olur.

Akciğere ve kan dolaşımına girecek kadar küçük kansorejen PM2.5 ilk etkileri şunları tetikliyor:

  • Astımı,
  • Kronik obstrüktif akciğer hastalığını (KOAH),
  • Burun akıntısını,
  • Baş ağrısını,
  • Kalp krizini,
  • Felç,
  • Bunamayı,
  • En önemlisi akciğer kanserini

PM2.5, akciğerler yoluyla kan dolaşımına girdiğinde, gözler dahil olmak üzere vücuttaki herhangi bir organa potansiyel olarak zarar verebilir.

Göz hastalığı ve görme kaybı, genellikle yaşamı tehdit edici olmasa da, yaşam kalitesi üzerinde yıkıcı bir etkiye sahip.

PM2.5 kirliliğinin yoğun olduğu ortamlarda, nefes almak, sigaradan kaynaklanmayandan daha fazla akciğer kanseri vakası tespit edildi.

PM2.5 ile kirlenmiş havayı teneffüs etmek, akciğerlerde kimyasal bir alarmın -interlökin-1-beta- salınmasına yol açıyor.

Bu, iltihaplanmaya neden olur ve herhangi bir hasarı onarmaya yardımcı olmak için akciğerlerdeki hücreleri harekete geçirir.

Diğer yandan 50 yaş ve üzeri kişilerin akciğerlerinde yaklaşık her 600 bin hücreden biri zaten potansiyel olarak kanserli mutasyonları içeriyor.

Bunlar yaşlandıkça edinilir, ancak kimyasal alarmla (PM2.5 kirleticileri) aktive olana ve kanserli hale gelene kadar tamamen inaktiftirler.

Parkinson hastalığının küresel yükü artıyor. Kanada, Güney Kore, İsviçre, Birleşik Krallık ve diğer yerlerde yapılan çalışmalarda PM2.5'e maruz kalmanın ve Parkinson hastalığı riskinin arttığı doğrulandı.

Yıllık ortama PM2.5 kirliliğinde 10 μg/m3 artış (metreküp hava başına 10 mikrogram), herhangi bir kanser türü ölümde yüzde 22 ve meme kanseri ölümünde yüzde 80 artışla ilişkili olduğu tespit edildi.

Yale Halk Sağlığı Okulu'nun yaptığı bir araştırma, solunan havada PM2.5 konsantrasyonu arttıkça çocukların matematik ve İngilizce sınav puanlarının düştüğünü ortaya koydu.

Yeni bir araştırma, trafiğin yoğun olduğu yerlerde yaşayanların, PM2.5 kirliliğinin beyindeki amiloid plakları üzerindeki etkisi nedeniyle demans geliştirme olasılığının çok daha yüksek olduğu sonucuna vardı.

Beyin bulanıklığı, unutkanlık ve bilişsel gerileme, göremediğiniz şeylerle başlar ve bunama riskinin daha yüksek olmasıyla ilişkili.

Özellikle trafiğin yoğun olduğu çukur bölgelerde, Bostancı- Avrasya Tüneli arası gibi, uzun süre yaşayanlar dikkat etmeli.  

Çeşitli ülkelerde solunan havadaki PM2.5 kirlilik sınır değerleri;

  • Kanada: 8 saatlik ortalama: 40 μg/m3 (metreküp hava başına 40 mikrogram), 1 saatlik ortalama: 100 μg/m3
  • Norveç: 24 saatlik ortalama: 20 μg/m3
  • AB: 24 saatlik ortalama: 25 μg/m3
  • ABD: 24 saatlik ortalama: 35 μg/m3
  • DSÖ (WHO): 24 saatlik ortalama: 15 μg/m3, yıllık ortalama 5 μg/m3
  • Avusturalya: 24 saatlik ortalama: 25 μg/m3
  • Türkiye'de ulusal sınır değer yoktur. Türkiye acilen AB normlarını kabul etmeli.

Avusturya Queesland Eyaletinde, PM2.5 için saatlik tavsiye edilen sınır değer; 50 µg/m3

Saatlik PM2.5 ölçümleri değerleri;

  • <25 µg/m3 ise hava kalitesi; İyi,
  • 25 - 50 µg/m3 arasında ise hava kalitesi; Orta,
  • 50.1 - 100 µg/m3 arasında ise hava kalitesi; Sağlıksız,
  • 100,1-300 µg/m3 arasında ise hava kalitesi; Çok Sağlıksız,
  • 300,1 ve üzerinde ise; Son Derece Sağlıksız,

Dünyada insanların yüzde 99'u, DSÖ sınır değerlerinin üzerinde PM2.5'la kirlenmiş hava soluyor.  

2020 yılında, AB'nin kentsel nüfusunun yüzde 96'sı, DSÖ kılavuz seviyesinin metreküp hava başına 5 mikrogram (µg/m3) olan PM2.5 kirliliğine maruz kaldı.

Türkiye'de kentsel nüfusun yüzde 100 DSÖ kılavuz seviyesinin metreküp hava başına 5 µg/m3 olan PM2.5 kirliliğine maruz kalıyor.

Fosil yakıt yakılarak kirlenmiş hava yeni sigaralardır. Hiç sigara içmemiş/içmeyen insanlar da akciğer kanseri oluyor.

Yeni çalışma mekanizması: küçük PM2.5 kirleticileri akciğerlerin derinliklerine ulaşıyor; yüzde 49'u araçlardan ve diğerleri egzoz, atık yakılması, termik santraller, lastik aşınmasından ileri geliyor.

Francis Crick Enstitüsü ve UCL'deki İngiltere Kanser Araştırmaları tarafından finanse edilen bilim adamları, hava kirliliğinin hiç sigara içmemiş kişilerde nasıl akciğer kanserine neden olabileceğini ortaya çıkardılar.

Bilim adamları, PM2.5 kirliliğinin sigara içmeyenlerde akciğer kanserini nasıl tetiklediğini tespit ettiler.

Hava kirliliği ve akciğer kanseri arasındaki ilişki:

  • Hava kirliliğinin daha yüksek olduğu yerlerde yaşayanlarda sigaradan kaynaklanmayan akciğer kanserleri daha fazla.

PM2.5'te nefes almak, akciğerlerde interlökin-1-beta salınımına yol açar; akciğerde iltihaba neden olur.

Her yıl dünya çapında hava kirliliğinden 7 milyon insanın erken ölüme neden olduğu tahmin ediliyor ve bu, akciğer kanseri ölümlerinin yüzde 29'unu ve felç kaynaklı ölümlerin yüzde 24'ünü oluşturuyor.

Dış ortam PM2.5 kirliliği, küresel olarak her yıl tahmini 4,2 milyon insanın erken ölümünden sorumlu.

2022 yılında 27 Avrupa Birliği (AB) ülkesinde PM2.5 kirliliği, 239 bin Avrupalının erken ölümüne yol açtığı tahmin ediliyor.

Aynı yıl AB'de, azot dioksit (NO2) kirliliğinden 49 bin ve ozona (O3) maruz kalma 24 bin insanın erken ölümüne yol açtı.

Küresel hava kirliliği hastalık yükünün yüzde 11,4'ünü ulaşım kaynaklı emisyonlar oluşturmaktadır.

Her yıl PM2.5 kirliliği ile erken ölüm arasındaki ilişki Şekil 2'de verildi. 
 

Şekil 2. PM2.5 kirliliği ile erken ölüm arasındaki ilişki
Şekil 2. PM2.5 kirliliği ile erken ölüm arasındaki ilişki

 

70 mikrogram/m3 gerçekten çok kötü havadır. 

Temiz hava, öğrencilerin performansını iyileştirir. 

İngiltere'de PM2.5 kirliliği, yaklaşık 10 akciğer kanseri vakasından 1'ine neden olduğu tespit edildi.

İngiltere'de her yıl hiç sigara içmeyen tahminen 6 bin kişi akciğer kanserinden dolayı erken ölüyor. 

PM2.5 kirleticisi, küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK) riskiyle ilişkili ve dünya çapında her yıl 250 binden fazla akciğer kanseri ölümüne neden oluyor.

Laboratuvar çalışmalarında, Francis Crick Enstitüsü bilim adamları, PM2.5 kirleticilerinin, EGFR'de ve KRAS adı verilen akciğer kanseri ile bağlantılı başka bir gende mutasyonları olan hava yolu hücrelerinde hızlı değişimleri desteklediğini ve onları bir kanser kök hücresine doğru yönlendirdiğini gösterdi.

Ayrıca, PM2.5 kirliliğine maruz kalmaya yanıt olarak EGFR mutasyonlarına sahip hücrelerin genişlemesini sağlayan, enflamatuar aracı interlökin-1β'yı serbest bırakan makrofajların akışını yönlendirdiğini ve interlökin-1β blokajının akciğer kanseri başlangıcını inhibe ettiğini de buldular.

Bu tespitler, insanlar anti-IL1β antikoru canakinumab ile tedavi edildiğinde akciğer kanseri insidansında doza bağlı bir azalma olduğunu gösterdi.
 

Şekil 3. Hava kirliliğinin akciğer kanseri gelişimi üzerindeki etkilerini açıklamak için önerilen mekanizmalar
Şekil 3. Hava kirliliğinin akciğer kanseri gelişimi üzerindeki etkilerini açıklamak için önerilen mekanizmalar

 

EGFR kaynaklı akciğer kanserinin tahmini insidansı ile PM2.5 maruziyet seviyeleri arasında bir ilişki olduğunu ve bu ilişkinin ortaya çıkması için 3 yıllık hava kirliliği maruziyetinin yeterli olabileceğini gösteriyor.

EGFRm küresel akciğer kanseri insidansı ile ilişkili PM2.5 kirliliğine maruz kalma Şekil 4'te verildi. 
 

Şekil 4. Kanser ve hava kirliliği arasındaki ilişkinin incelenmesi, uluslararası, Güney Kore ve Tayvan'da yapılan çalışmaları
Şekil 4. Kanser ve hava kirliliği arasındaki ilişkinin incelenmesi, uluslararası, Güney Kore ve Tayvan'da yapılan çalışmaları

 

Akciğer kanserlerinde yaygın olarak bulunan EGFR ve KRAS genlerindeki sürücü mutasyonlarının aslında normal akciğer dokusunda bulunduğunu ve muhtemelen yaşlanmanın ve büyümenin bir sonucu olduğunu bulduk.

Araştırmamızda, bu mutasyonlar tek başına kanseri laboratuvar modellerinde yalnızca zayıf bir şekilde güçlendirdi.

Ancak, Bu mutasyonlara sahip akciğer hücreleri PM2.5 kirliliğine maruz kaldığında, daha fazla kanser gördük ve bunlar, bu mutasyonlara sahip akciğer hücrelerinin kirletici maddelere maruz kalmadığı zamana göre daha hızlı meydana geldi, bu da PM2.5 kirliliğinin sürücü gen mutasyonlarını barındıran hücrelerde akciğer kanserinin başlamasını teşvik ettiğini düşündürüyor.

Sonraki adım, mutasyona sahip bazı akciğer hücrelerinin PM2.5 kirletici maddelere maruz kaldıklarında neden kanserli hale gelirken diğerlerinin kanserli hale gelmediğini keşfetmektir.

İngiltere Kanser Araştırmaları
Birleşik Krallık Baş Klinisyeni
Charles Swanton

 

Şekil 5. PM2.5, akciğer kanserini teşvik ediyor
Şekil 5. PM2.5, akciğer kanserini teşvik ediyor

 

Solunan havada PM2.5 kirliğine maruz kalma, akciğer kanseri ile bağlantılı olan KRAS geninde olduğu kadar EGFR geninde de mutasyon riskinin artmasına neden oluyor.

Ekip ayrıca hasta biyopsileri sırasında alınan sağlıklı akciğer dokusu örneklerini de analiz etti ve normal akciğer örneklerinin beşte birinde EGFR mutasyonunun bulunduğunu buldu.

Bu, her insanın hücrelerinde kansere dönüşme potansiyeline sahip hareketsiz mutasyonlar taşıdığını ve PM2.5 kirliliğine kronik olarak maruz kalmanın bunun olma ihtimalini artırdığını gösteriyor.
 

Şekil 6. Dünya’da PM2.5 kirliliğine maruz kalma
Şekil 6. Dünyada PM2.5 kirliliğine maruz kalma

 

21 Ekim 2025 tarihinde Hindistan'ın başkentinde PM2.5 konsantrasyonu, Dünya Sağlık Örgütü'nün önerdiği yıllık kılavuz değerinden 59 kat yüksekti.

Kadınlarda daha etkili olan PM2.5 kirliliği, akciğer kanserini tetikliyor. 

PM2.5 kirliliğinin yüksek olduğu şehirlerde akciğer kanser vakaları da yüksek.

PM2.5 kirliliği ve akciğer kanseri arasındaki ilişki biliniyordu.

Fosil yakıtların tüketimi, PM2.5 kirliliği ve karbon emisyonları birlikte değerlendirildiğinde hem çevresel hem de sağlık nedenleriyle bunlarla mücadele etmek için güçlü bir ilişki vardır. 

Artık doğru teşhis daha erken yapılabiliyor.

Bu yüzden Türkiye'de özellikle PM2.5 kirliliğinin yüksek olduğu şehirlerden (özelliklede Iğdır ve Şırnak, Elbistan) başlayarak akciğer kanser taraması yapılmalı ve PM2.5 ile ilişkisi ortaya konarak PM2.5 kirliliğinin azaltılması ile ilgili acil çözümler geliştirilmeli.

Hastalık vücudun diğer bölgelerine yayılmadan önce erken teşhis yapılırsa, insanların akciğer kanserinden kurtulma olasılığı daha yüksek olacaktır.

PM2.5 bakımından yoğun hava kirliliğin olduğu ve önlenmediği yerlerde kanser oluşumunu engelleyen bir hap alma fikri cezbedici değil. 

Avrupa'da PM2.5 kirliliği kaynaklı demans (bunama) hastası başına bakım maliyeti yaklaşık 28 bin avro. 

Kirli hava ömrü kısaltır. Temiz havayı teşvik etmek ve solumak en temel bir haktır.

Hava kirliliğinin yoğun olduğu çukur şehirlerde ısınmada doğal gaza acilen geçilmeli ve ulaşımda bisiklet kullanılması teşvik edilmeli.

Trafiğin yoğun olduğu yerlerde kirli havayı solumamak için bisikletle, skooterle ve motosikletle işe ve okula gidip gelmeyin. 

Türkiye'de trafiğin ve hava kirliliğinin yoğun olduğu bölgelerde, çukur bölgeler gibi, PM2.5 kirliliği online olarak mutlaka ölçülmeli. 

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Prof. Dr. Mustafa Öztürk Independent Türkçe için yazdı
Cumartesi, Ekim 25, 2025 - 09:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Label: 
Type: 
SEO Title: 
PM2.5 kirliliği ve Bunama-Alzheimer semptomları
copyright Independentturkish: 

Türk askeri ve Batı Şeria için Trump ile Netanyahu arasında bilek güreşi

Gazze planının daha birinci aşaması tam anlamıyla geçilmemişken, Batı Şeria'nın İsrail tarafından ilhak edilmesi yönünde atılan adımlar, Amerikan yönetimini yeni bir sorunla karşı karşıya bıraktı.

İsrail Meclisi Knesset'e sunulan Batı Şeria'nın ilhakına ilişkin yasa tasarısı, aşırı sağcı milletvekillerinin öncülüğündeki bir grup vekil tarafından onaylandı.

Başbakan Netanyahu'nun partisinden sadece 1 vekilin destek verdiği tasarının uygulamaya konulabilmesi için 2 onaydan daha geçmesi gerekiyor.

Tasarının sonraki 2 aşamayı geçmesi ise çok zor görünüyor.

Ama tasarının 24 "hayır" oyuna karşı 25 "evet" oyuyla kabulü ve sonraki aşamalara kalması bile Amerika Birleşik Devletleri'ni harekete geçirmeye yetti.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Batı Şeria'nın ilhakının, Trump'ın "Gazze Barış Planı"na vereceği zarar görüldüğü için Başkan Yardımcısı Vance, İsrail'e gitti.

Vance, Tel Aviv'de, Netanyahu üzerinden İsrailli siyasilere mesajlar verdi.

"Netanyahu, Trump'ın planını mahvederse, Trump da onu mahveder" diyerek en sert şekilde Batı Şeria'nın ilhakı girişiminden vazgeçilmesi uyarısında bulundu.

Netanyahu, beklemediği bu uyarı üzerine, ilhak tasarısına destek veren tek Likud Partili milletvekilini, görev yaptığı komisyondan alarak ilk adımı attı.

Amerikan Başkanı Trump da Batı Şeria'nın ilhakına ilişkin bir soruya verdiği yanıtta, "Bu olmayacak, bu olmayacak. Arap ülkelerine söz verdiğim için bu olmayacak. Bunu şimdi yapamazsınız. Böyle bir şey olursa İsrail, ABD'nin tüm desteğini kaybeder" yanıtını vermişti.

Ancak Netanyahu'nun sorunları bununla da bitmiyor.

Filistin Yönetimi'nin Gazze'de hiçbir şekilde yetkisinin bulunmamasını, Hamas silahsızlanmadan İsrail ordusunun çekilmemesini, Türk askerinin de kesinlikle bölgeye adım atmamasını isteyen Netanyahu beklemediği bir yanıt aldı.

Amerikan Başkan Yardımcı Vance, Trump planının başarısı için Türk askerinin Gazze'de görev almasının ve Filistin Yönetiminin Hamas sonrası için bölgede söz sahibi olmasının önemini kesin bir dille hatırlattı. 

Bu arada, Dünya Yahudi Kongresi Başkanı Roland Lauder'in, İsrail hapishanelerinde bulunan ve Filistinlilerin yeni lideri olarak görülen Mervan Berguti'nin serbest bırakılması için yaptığı lobi çalışmaları sonuç vermeye başladı.

El Fetih kökenli Berguti'nin serbest kalmasının, Hamas'tan tamamen kurtulmak isteyen Trump yönetiminin de gündemine girdiği, konunun Netanyahu ile görüşüldüğü belirtildi. 

Rehine değişimleri sırasında Hamas'ın serbest kalmasını istediği Filistinli mahkumları arasında ilk sırada yer alan Berguti'nin ismini İsrail her defasında silmişti.

Birleştirici lider figürü istemeyen İsrail, Filistinliler arasında ayrılıklar olmasından yana bir politika izliyor.

Diğer yandan, Ortodoks Yahudiler olarak bilinen Haredilerin askerlikten muaf tutulmasına ilişkin yasanın çıkarılmaması, giderek büyüyen bir krize dönüşüyor.

Netanyahu'nun sağladığı özel korumayla yıllardır askerlik yapmayan Haridi gençleri, Gazze savaşı sırasında, orduda ortaya çıkan açık nedeniyle askere alınmaya başlanmış, buna direnenler polisle çatışmıştı.

İsrail ordusunda halen 12 bin asker açığı bulunuyor.

Askerlik yaşında yaklaşık 80 bin Haredi gencinin olduğu İsrail'de, Şaş Partisi başta olmak üzere aşırı sağcı partiler konuyu gündemde tutmaya ve Netanyahu'ya baskı yapmaya devam ediyor.

Son olarak, tek milletvekiline sahip Şaş Partisi, durumu protesto için koalisyon hükümetindeki görevlerinden ayrıldığını duyurdu.

Tevrat öğrencileri olarak adlandıran Haredi gençleri, kendilerini dini ve Tevrat'ı öğrenmeye adadıklarını belirterek, askerlik yapamayacaklarını savunuyorlar.

Haredilere göre, herkesin bir görevi vardır, kimileri Tevrat öğrencisi olur diğerleri de askerlik yapar.

Bu arada, asker kaçaklarının gözaltına alınmasının ve orduya katılım konusunda yapılan kamu spotlarının da işe yaramadığı ortaya çıktı.

Savunma bakanlığı ise yedek askerlere ilişkin yeni bir uygulama başlattı.

Buna göre yedek askerler 1 hafta birliklerine katılacak, 1 hafta da işlerine devam edecek.  

Muhalefet partileri, Gazze savaşının maliyetine ilişkin geçici bir veriyi paylaştı.
Açıklamaya göre, 2 yıl süren Gazze savaşının İsrail'e maliyeti 67 milyar dolar oldu.

Ancak bu miktarın en iyimser rakam olduğu ve maliyetin yeni hesaplamalarla çok daha yükseleceği kaydedildi.

Gündeme getirilen bir diğer veri ise yurt dışına göç eden İsraillilere ilişkin.
Geçtiğimiz 2022-2024 döneminde yaklaşık 125 bin İsrail vatandaşı ülke dışına göç etti.

İçinde bulunduğumuz 2025 yılına ait veriler henüz sisteme geçmese de İsrailli yetkililer, söz konusu sayının bu kadar kısa bir zaman diliminde kaydedilen en yüksek göç verisi olduğuna dikkati çekti.

İlk tahminlere göre 2025 yılında da yurt dışına yaklaşık 30 İsraillinin göç ettiği belirtiliyor.

İsrail siyasetinde ve medyasında, Gazze Anlaşması ve Hamas'ın durumuna ilişkin olarak Netanyahu Hükümetine uyarılar da sürüyor.

Hamas'ın, Gazze Savaşında aldığı büyük darbelere rağmen hala ayakta olduğuna işaret eden muhalefet partileri, örgütün silahsızlanmasının yakından izlenmesi istiyor. 

Hamas'ın yenilmiş ve bunu kabullenmiş bir örgüt gibi görünmediğini söyleyen muhalefet sözcüleri geçmiş yıllara da atıf yaptı.

Örgüte yönelik 2008 yılındaki "Dökme Kurşun Operasyonu"na, 2014 yılındaki "Koruyucu Hat Operasyonu"na, 2015 yılından sonraki irili ufaklı operasyonlara ve son Gazze savaşına rağmen, Hamas'ın ayakta kalmayı başardığı hatırlatıldı.

Hamas'ın, "Silahsızlanmaya hazır değiliz, ama 3-5 yıllık ateşkese hazırız" şeklindeki açıklamasının, örgütün silah bırakmaya yanaşmadığının kanıtı olarak gösteriliyor.

Ayrıca Hamas'ın, Filistinli mahkumları serbest bıraktırması ve Gazze halkının göçe zorlanmaktan vazgeçilmesi de örgütün başarıları olarak değerlendiriliyor.

Amerika Birleşik Devletleri'nde, Filistin Yönetimi'nin tanınmasına ilişkin olarak yapılan anketten ise İsrail'i memnun etmeyecek bir sonuç çıktı.

İpsos kamuoyu araştırma şirketinin anketine göre, Amerikan halkının yüzde 59'u, Filistin Yönetimi'nin tanınmasını destekliyor, karşı çıkanların oranı ise yüzde 39'da kaldı.

Anket, demokratların yüzde 80'ninin, Cumhuriyetçilerin yüzde 41'inin Filistin Yönetimi'nin tanınmasından yana olduğunu ortaya koydu.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Gürbüz Evren Independent Türkçe için yazdı
Cumartesi, Ekim 25, 2025 - 08:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

related nodes: 
Netanyahu da muhalefet de Türk askerini Gazze'de istemiyor
Gazze'de rehine cesetlerini aramak için Türkiye'den 80 kişilik ekip
ABD en büyük silah tüccarıyken Trump'ın "Savaşları bitiririm" yalanı
Type: 
SEO Title: 
Türk askeri ve Batı Şeria için Trump ile Netanyahu arasında bilek güreşi
copyright Independentturkish: 

Kısa haberler

Fatih'te kuvvetli sağanak nedeniyle yol çöktü

Fatih'te kuvvetli sağanak nedeniyle Adnan Menderes Bulvarı'nda çökme meydana geldi. Gece saatlerinde kentin bazı kesimlerinde etkili olan sağanak, Adnan Menderes Bulvarı (Vatan Caddesi) üzerinde yaklaşık 3 metre derinliğinde, 6 metrekare genişliğinde çökmeye neden oldu.

Oluşan çukura düşmemek için manevra yaparken kontrolden çıkan A.Y. (62) idaresindeki 34 TKH 16 plakalı taksi ters döndü. İhbar üzerine belirtilen adrese itfaiye, polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Ekiplerin yardımıyla otomobilin içerisinden çıkarılan taksici A.Y. ambulansla hastaneye kaldırıldı.Ters dönen taksi çekici yardımıyla bulunduğu yerden kaldırıldı.

Çökmenin meydana geldiği bulvarda başka kazaların olmaması için ekiplerce geniş çaplı güvenlik önlemleri alındı. Yolun bu kısmı trafiğe kapatılırken, itfaiye, İSKİ, Fatih Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi ekiplerince çöken kısmın doldurulması için çalışması yapıldı. Ekiplerin devam eden çalışmalarını tamamlamalarının ardından yol yeniden trafiğe açılacak


Hopa Belediye Başkanı Cihan, İBB'ye yönelik yolsuzluk soruşturması kapsamında ifade verdi

Hopa Belediye Başkanı Utku Cihan, İstanbul Büyükşehir Belediyesine (İBB) yönelik yolsuzluk soruşturması kapsamında "şüpheli" olarak ifade verdi.

Soruşturma kapsamında ifadeye çağrılan Hopa Belediye Başkanı Cihan, İlçe Emniyet Müdürlüğüne geldi.

Cihan'ı emniyet binası önünde Borçka Belediye Başkanı Ercan Orhan, Kemalpaşa Belediye Başkanı Erhan Yılmaz, CHP İl Başkanı Orhan Atan ve bazı partililer karşıladı.

Yaklaşık 3,5 saat süren ifadenin ardından gazetecilere açıklamada bulunan Cihan, bir süre önce İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlar Şube Müdürlüğü tarafından ifadeye çağrıldığını 

İstanbul Büyükşehir Belediyesinde görev yaptığı 2019-2024 yıllarına dair konularda ifade verdiğini belirten Cihan, şöyle devam etti:

"Tamamı İBB'deki süreçler ve İBB'deki ihalelere ilişkin sorulardı. Biz de bütün açıklıkla, bütün soruları cevapladık. Görevimizin gereği, ihale yöntemlerine ilişkin açıklamalarımızı yaptık. Dosyanın geneline ilişkin, ihale yöntemlerine ilişkin sorular vardı. Ben hem İzmir Büyükşehir Belediyesinde hem İstanbul Büyükşehir Belediyesinde 15 yıldır ve şimdi de Hopa Belediyesinde 2 yıldır görevimi layıkıyla yerine getirmeye çalışıyorum. Yaptığım bütün işlemlerde, bütün çalışmalarda tabii ki kamunun yararını gözeten bir süreç yürütmeye çalışıyorum. Geçtiğimiz dönem de böyleydi, şimdiki süreçlerde de böyle. Bundan sonra da böyle olacak. Dolayısıyla bütün sorulara alnımız ak bir şekilde cevaplarımızı verdik, ifademizi tamamladık."

Cihan, kendisi dışında İBB'de görev yapmış kişilerin de ifadelerine başvurulduğuna değinerek "O döneme ilişkin bir süreç yürüyor. Biz yaptığımız her işlemin arkasındayız. Yaptığımız her çalışmanın arkasındayız. Kamu yararını gözeten süreçleri ilerlettik. Bundan sonra da böyle olacak. Görevimizin başındayız." 


Roma'da Filistin'e destek gösterisine polis, cop ve tazyikli suyla müdahale etti

İtalya'nın başkenti Roma'da, Filistin'e destek amacıyla toplanan göstericilerin yürüyüş yapmak istemesi üzerine, güvenlik güçleri kalabalığa cop ve tazyikli suyla müdahale etti.

Başkentin Verdi Meydanı'nda çok sayıda kişi, İsrail’in saldırıları altındaki Filistinlilere destek vermek ve dayanışma göstermek için “Gazze’de soykırımı durduruyoruz” çağrısıyla akşam saatlerinde bir araya geldi.

Göstericiler, "Siyonizm dünya için tehlikelidir. İsrail Büyükelçisi, İtalya'dan gönderilsin" yazılı pankart açtı.

Ellerinde Filistin bayrakları taşıyan göstericiler, “Filistin’e özgürlük”, “Hepimiz antisiyonistiz”, “Nehirden denize özgür Filistin” ve “Siyonist, terörist devlet İsrail” sloganları atarak meşaleler yaktı.

Kalabalık grup, Roma Film Festivali'nin yapıldığı yere yürümek ve bu sırada İsrail'in Roma Büyükelçiliği'nin yakınından geçmek isteyince güvenlik güçleri müdahalede bulundu.

Polis, yürüyüş izni bulunmadığı gerekçesiyle barışçıl göstericilere önce copla, ardından tazyikli su sıkarak müdahale etti.

Güvenlik güçlerinin müdahalesi, Filistin destekçilerinin tepkisini çekti.

Independent Türkçe, Türkiye ve dünyadan güncel haberleri okurları için derledi
Cumartesi, Ekim 25, 2025 - 00:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: Independent Türkçe</p>

Type: 
SEO Title: 
Kısa haberler
copyright Independentturkish: 

Ayşe Barım hakkındaki tutuklamaya yönelik yakalama kararı kaldırıldı

Gezi Parkı Direnişi’ni organize etmekle suçlanan ID İletişim sahibi menajer Ayşe Barım için Adli Tıp Kurumu’ndan (ATK) cezaevinde kalamayacağına dair rapor çıktı. Raporda Barım’ın “hastane şartlarında tedavisinin sürdürülmesinin uygun olduğu ve sağlık durumunun cezaevinde kalmaya uygun olmadığı” belirtildi. Bu gelişmenin ardından Barım hakkında tutuklamaya yönelik yakalama kararı kaldırıldı.

T24’e konuşan Barım’ın avukatı Deniz Ketenci, raporun henüz UYAP’a düşmediğini ve polisin hâlâ Barım’ın kaldığı hastanede bulunduğunu aktardı.

Barım, 27 Ocak’ta tutuklanarak cezaevine gönderilmiş, 1 Ekim’de görülen duruşmada tahliye edilmiş ve ev hapsi kararı verilmişti. Savcılığın itirazına rağmen İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi yeniden tutuklama kararı vermiş, Barım aynı gün fenalaşarak hastaneye kaldırılmıştı. Doktorlar cezaevine gönderilmesine izin vermemişti.

22 Ekim tarihli ATK raporu, Barım’ın cezaevi koşullarında kalmasının sağlık açısından uygun olmadığını belirterek hastanede tedavi görmesinin gerekliliğine vurgu yaptı. Mahkeme de bu değerlendirme doğrultusunda yakalama kararını kaldırdı.

Independent Türkçe, T24

Adli Tıp Kurumu’nun cezaevinde kalamayacağı yönündeki raporu sonrası, menajer Ayşe Barım hakkındaki tutuklamaya yönelik yakalama kararı kaldırıldı
Cuma, Ekim 24, 2025 - 22:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
Ayşe Barım hakkındaki tutuklamaya yönelik yakalama kararı kaldırıldı
copyright Independentturkish: 

İmamoğlu: Ekrem İmamoğlu’nu casuslukla suçlayanları son kez uyarıyorum: Kendinize gelin

Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Ekrem İmamoğlu’nu casuslukla suçlayanları ve kumpas kurmaya çalışanları uyardı. Açıklamada, “Kendinize gelin, yol yakınken aklınızı başınıza alın! Bugün beni ‘hasım’ olarak görenler, sözüm size: Bir büyük yangın yolunun taşları döşeniyor ve bu yangın sadece benim için değil. Yarattığınız canavarın açtığı yolu, döşediği taşları tekrar tekrar düşünün. Bu akıl almaz hâli sona erdirmek ve demokrasiye sahip çıkmak, ülke bekası, toplum huzuru ve devlet ciddiyetinin gereğidir” ifadelerine yer verildi.

Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi sosyal medya hesabından Silivri'de Marmara Kapalı Hapishanesi'nde tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında açılan casusluk soruşturmasına ilişkin şu açıklama yapıldı:

"Aziz milletim, iktidar ve yargısı kötülüğün, had bilmezliğin sınırlarını zorluyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, iktidarın onlara verdiği emir üzerine bu kez de hakkımda casusluk ithamıyla soruşturma açmış. 'Terör örgütüne yardım', 'yolsuzluk yapmak için örgüt kurmak' suçlamalarından sonra şimdi bir de casusluk yapmakla itham ediliyorum. Bu rezil kumpası tezgahlayanlara bir çift sözüm var.

Ben Ekrem İmamoğlu! Trabzon’da doğmuş büyümüş, Karadenizli Ekrem İmamoğlu. Bu cennet vatan uğruna canımı vermem gerekirse bir an için bile tereddüt etmem. Ay yıldızlı bayrağa her baktığımda yüreğim gururla dolar. Bu ülkenin selameti için çalışmayı en yüce değer bilirim. Ben mi casusum? Benden mi casus çıkaracaksınız? Hadi oradan!

"Şimdi de buna mı sarıldınız?"

Anladık, 'terör örgütüne yardım' dediniz bir şey çıkaramadınız, kimseyi ikna edemediniz. 'Yolsuzluk' dediniz, aylarca çalıştınız, onlarca suçsuz günahsız insanı hapsettiniz, iftiracılar yarattınız, bir şey çıkaramadınız. Bir şey çıkaramayınca, 'turpun büyüğü geliyor' diyerek hazırladığınız iddianameye koyacak bir şey bulamayınca, şimdi de buna mı sarıldınız? Milleti uydurma suçlamalarınızla ikna edemeyince şimdi bu çıkışı olmayan yola mı tevessül ettiniz?

Karşıma çıktığınız her seçimde yenilince ve bizimle rekabet edecek cesaretiniz kalmayınca, seçimlerde karşınıza çıkmamızı engellemek için şimdi de bu rezil kumpası mı tezgahladınız? Cumhurbaşkanı’nın kimlik numarası da dahil devletin bütün verilerini çaldıran siz, devletin bütün kurumlarının en hassas bilgilerinin başka ülkelerin eline geçmesine engel olamayan yine siz. Ama casusluk yapan ben öyle mi?

Unutmayın, bir dönem koyun koyuna olduğunuz FETÖ’nün yargısı da ülkemin onlarca şerefli subayını casuslukla itham etmiş, senelerce hapiste tutmuştu. Memleketin yüz akı askerlerine, gazetecilerine, düşünürlerine casusluk yapıyorlar denmişti. Ne oldu biliyorsunuz değil mi? Eski ortağınızın casuslukla itham ettikleri isimlerin hepsi onurlu vatandaşlar olarak dışarıda bugün. Onlara casus yaftasını yapıştırmaya yeltenen hakim ve savcılar ise ya hapiste ya da kaçtı.

"Kendinize gelin"

Ekrem İmamoğlu’nu casuslukla suçlayanları, kumpaslar, tuzaklar kurmaya çalışanları son kez uyarıyorum: Kendinize gelin, yol yakınken aklınızı başınıza alın! Bugün beni 'hasım' olarak görenler, sözüm size: Bir büyük yangın yolunun taşları döşeniyor ve bu yangın sadece benim için değil. Yarattığınız canavarın açtığı yolu, döşediği taşları tekrar tekrar düşünün. Bu akıl almaz hâli sona erdirmek ve demokrasiye sahip çıkmak, ülke bekası, toplum huzuru ve devlet ciddiyetinin gereğidir. Ve bu devletin savcılarını, emniyet ve istihbarat teşkilatını kendi siyasi çıkarı için kullanma cüreti gösteren kişiye sesleniyorum: Hz. Mevlana’yı da mı duymadın? 'Ey zulümle bir kuyu kazan. Sen kuyuyu kendin için kazıyorsun.'"

ANKA

Ekrem İmamoğlu, hakkında açılan casusluk soruşturmasına sosyal medya üzerinden tepki göstererek, kendisini suçlayanları “Kendinize gelin, yol yakınken aklınızı başınıza alın” sözleriyle uyardı
Cuma, Ekim 24, 2025 - 22:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
İmamoğlu: Ekrem İmamoğlu’nu casuslukla suçlayanları son kez uyarıyorum: Kendinize gelin
copyright Independentturkish: 

İstanbul Sulh Ceza Hakimliği TELE1’e kayyum atanmasına karar verdi

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen “casusluk” soruşturması kapsamında, TELE1 televizyon kanalına kayyum atanmasına karar verildi.

Başsavcılığın açıklamasına göre, TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın gözaltına alınmasının ardından, kanalı bünyesinde barındıran ABC Radyo Televizyon ve Dijital Yayıncılık Anonim Şirketi’nin yönetimi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredildi.

Açıklamada, Yanardağ’ın “söz ve eylemleriyle soruşturmaya ilişkin birçok kez suç işlediği, TELE1 kanalını fiilen kullandığı ve resmi kayıtlarda şirket sahibi olarak görünen oğlu Alp Yanardağ üzerinden suça karıştığı” iddia edildi.

İstanbul Sulh Ceza Hakimliği’nin kararıyla şirketin yönetimi kayyum heyetine devredildi.

Başsavcılığın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

“Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülmekte olan soruşturma kapsamında, TELE1 isimli TV kanalında genel yayın yönetmeni olan ve casusluk suçundan gözaltına alınan şüpheli Merdan Yanardağ’ın söz ve eylemleriyle birçok kez suç işlediği, kanalın fiili kullanıcısı olduğu, resmi kayıtlarda oğlu Alp Yanardağ’ın şirket sahibi olarak göründüğü, bu suçlarda da TELE1 isimli TV kanalını kullandığı gerekçesiyle kanalın sahibi olan ABC Radyo Televizyon ve Dijital Yayıncılık Anonim Şirketi’ne, İstanbul Sulh Ceza Hakimliği’nce bugün verilen kararla Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun yönetim kayyımı olarak atanmasına karar verilmiştir.”

TELE1'e kayyım atanmasına Özel'den tepki: TELE1’i sustursanız, bu milleti susturamazsınız

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın TELE1 Televizyonu'na, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) yönetim kayyımı olarak atanmasına, sanal medya hesabından tepki gösterdi. Özel, "TELE1 emekçilerinin yanındayız. Siyaseti, sivil toplumu, iş-sanat dünyasını ve medyayı hedef alarak, herkese, 'Bir gün sıra size gelecek' diye korku salmaya çalışan darbecilere sesleniyorum. TELE1’i sustursanız, bu milleti susturamazsınız. Ne yaparsanız yapın, millete galip gelemezsiniz" dedi.

Özel, paylaşımında şunları kaydetti:

"Casusluk gibi deli saçması bir iddia üzerinden Merdan Yanardağ’ı suçlayıp TELE1’e kayyım atamak tam da bu iktidarın yapacağı iştir. TELE1, gerçekleri haber yapıp iftiraları hakikatle çürüttüğü için 19 Mart Darbecilerinin hedefi olmuştur. Hükmedemediği medyayı sansür etmek tam bir darbeci refleksidir. TELE1 emekçilerinin yanındayız. Siyaseti, sivil toplumu, iş-sanat dünyasını ve medyayı hedef alarak, herkese, 'Bir gün sıra size gelecek' diye korku salmaya çalışan darbecilere sesleniyorum, TELE1’i sustursanız, bu milleti susturamazsınız. Ne yaparsanız yapın, millete galip gelemezsiniz."

CHP’li Bulut’tan TELE1’e kayyum kararına tepki: Bu, halkın gerçeğe ulaşma hakkının gaspıdır

CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın TELE1 Televizyonu’na Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) yönetim kayyumu olarak atanmasına tepki gösterdi. Bulut, “Bu karar, sadece bir televizyon kanalının hedef alınmasının ötesinde halkın gerçeğe ulaşma hakkının gasp edilmesidir. Basın, sarayın değil halkın sesidir. TELE1 susturulamaz, özgür basın teslim alınamaz” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, karara ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

“TELE1’e kayyum atanması, basın özgürlüğüne, halkın haber alma hakkına ve demokrasiye açık bir saldırıdır. Eleştiriden korktuğu için ekranları karartan iktidar, muhalif her sesi susturmak için devleti sopa gibi kullanmaktadır. Bu karar, sadece bir televizyon kanalının hedef alınmasının ötesinde halkın gerçeğe ulaşma hakkının gasp edilmesidir. Basın, sarayın değil halkın sesidir. TELE1 susturulamaz, özgür basın teslim alınamaz.”

Özgür Çelik’ten TELE1’e kayyum tepkisi: Kayyumlar gidecek, halk kalacak, halk kazanacak

CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, TELE1 Televizyonu’na kayyum atanmasına tepki gösterdi. Çelik, “TELE1 ailesinin yanındayız. Kayyumlar gidecek. Halk kalacak. Halk kazanacak” dedi.

Çelik, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, karara karşı demokrasi ve basın özgürlüğü vurgusu yaptı. Açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“Yalanlara, kumpaslara, hukukun eliyle siyaset dizaynına, özgürlüklere zincir vurulmasına teslim olmayacağız. TELE1 ailesinin yanındayız. Kayyumlar gidecek. Halk kalacak. Halk kazanacak.”

DEM Parti’li Beştaş’tan TELE1 kayyum kararına tepki: Gerçekler değiştirilemez

DEM Parti Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın TELE1 Televizyonu’na Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) yönetim kayyumu olarak atanmasına tepki gösterdi. Beştaş, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Ekranlar karartılarak, kayyum atanarak, gazeteciler gözaltına alınıp tutuklanarak gerçekler değiştirilemez. Saldırı altında olan hakikatlerdir, halkın haber alma hakkıdır, basın yayın özgürlüğüdür, toplumdur” ifadelerini kullandı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ sabah saatlerinde polis ekiplerince gözaltına alınmıştı. Başsavcılık, Yanardağ’ın kanalı fiilen kullandığını ve şirketin resmi kayıtlarında sahibi olarak görünen oğlu Alp Yanardağ üzerinden suça karıştığını belirterek, TELE1’i bünyesinde barındıran ABC Radyo Televizyon ve Dijital Yayıncılık A.Ş.’ye TMSF’nin yönetim kayyumu olarak atanmasına karar verdi.

Independent Türkçe

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen “casusluk” soruşturması kapsamında, TELE1’in bağlı olduğu ABC Radyo Televizyon ve Dijital Yayıncılık A.Ş.’ye kayyum atanmasına karar verildi
Cuma, Ekim 24, 2025 - 19:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: Tele1</p>

jw id: 
Taprcwxn
related nodes: 
Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan ve Merdan Yanardağ hakkında "casusluk" soruşturması
TELE1’e KJ soruşturmasında Merdan Yanardağ, İhsan Demir ve Musa Özuğurlu adli kontrol ile serbest bırakıldı
Type: 
SEO Title: 
İstanbul Sulh Ceza Hakimliği TELE1’e kayyum atanmasına karar verdi
copyright Independentturkish: 

Türk Telekom’un yeni Genel Müdürü eski RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin oldu

Türk Telekomünikasyon A.Ş., Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yaptığı açıklamayla, eski RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’in 24 Ekim 2025 itibarıyla Genel Müdür olarak atandığını duyurdu.

Türk Telekom’un önceki Genel Müdürü Ümit Önal’ın Siber Güvenlik Başkanlığına atanmasının ardından, şirketin yeni genel müdürü Ebubekir Şahin oldu. Türk Telekom tarafından yapılan KAP açıklamasında, Şahin’in göreve 24 Ekim 2025 tarihi itibarıyla başladığı bildirildi.

Açıklamada, Şahin’in özgeçmişine de yer verildi. 1974 yılında Rize’nin Çayeli ilçesinde doğan Ebubekir Şahin, çeşitli bakanlıklarda üst düzey görevlerde bulundu. 2019-2023 yılları arasında Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanlığı görevini yürüten Şahin, evli ve iki çocuk babası olup İngilizce bilmektedir.

Öte yandan, RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’in görev süresinin mevzuat gereği dolması nedeniyle bugün yapılan RTÜK Üst Kurulu toplantısında yeni başkan ve başkanvekili seçimi gerçekleştirildi. AK Parti kontenjanından RTÜK üyesi seçilen Mehmet Daniş, 5 oy alarak RTÜK Başkanı seçildi. Diğer aday İlhan Taşçı 4 oyda kaldı.

Yapılan seçim sonucunda, RTÜK Başkanvekilliği görevini sürdüren Orhan Karadaş ise mevcut görevine devam edecek.

Independent Türkçe

Türk Telekom, Kamuyu Aydınlatma Platformu’na yaptığı açıklamada eski RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’in 24 Ekim 2025 itibarıyla Genel Müdür olarak atandığını duyurdu. Şahin, Ümit Önal’ın yerine göreve getirildi
Cuma, Ekim 24, 2025 - 19:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Türk Telekom’un yeni Genel Müdürü eski RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin oldu
copyright Independentturkish: 

Bakan Yumaklı: Ülkemizin gıda ihtiyacında herhangi bir risk söz konusu değil

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2025 yılı “Bitkisel Üretim 2. Tahmini” verilerine ilişkin yaptığı değerlendirmede, üretimde yaşanan düşüşün nedenlerini açıkladı. Yumaklı, “Bitkisel üretim tahmin verilerindeki düşüşte kuraklık ve zirai don etkili olmuştur. Güçlü stoklarımız ve ihtiyaç durumunda aldığımız etkili dış ticaret tedbirlerimiz sayesinde süreç kontrolümüz altındadır. Ülkemizin gıda ihtiyacında herhangi bir risk oluşması söz konusu değildir.” dedi.

Sosyal medya hesabından açıklama yapan Bakan Yumaklı, 2024-2025 üretim sezonunda yaşanan kuraklığın buğday, arpa, ayçiçeği ve mercimek gibi ürünlerde verim kayıplarına neden olduğunu belirtti.

Yumaklı, 10-13 Nisan tarihleri arasında yaşanan zirai donun 65 ilde etkili olduğunu, dört gün süren donun özellikle meyve üretiminde kayıpları artırdığını ifade etti. 2014’te yaşanan zirai don ve 2021’deki kuraklığın bitkisel üretime etkilerini hatırlatan Bakan Yumaklı, “Bu yıl her iki iklimsel olayın birlikte yaşanması nedeniyle etkiler daha şiddetli olmuştur.” dedi.

Tahmini verilerde yaşanan azalışın Türkiye’nin gıda arz güvenliğini etkilememesi için gerekli piyasa takibini yaptıklarını ve tüm tedbirleri aldıklarını vurgulayan Yumaklı, “Güçlü stoklarımız ve etkili dış ticaret politikalarımız sayesinde süreç kontrol altındadır.” ifadelerini kullandı.

“Üreticileri desteklemeye devam ediyoruz”

Bakan Yumaklı, üreticilerin iklimsel zorluklara karşı desteklenmeye devam ettiğini belirterek, 2026 yılında genel bütçeden tarıma 888 milyar lira kaynak ayrıldığını söyledi.

Bu bütçenin 168 milyar lirasının tarımsal destek programlarına, 190 milyar lirasının tarım yatırımlarına, 268 milyar lirasının ise kredi, KİT ve ihracat desteklerine ayrıldığını kaydeden Yumaklı, zirai don zararlarından etkilenen üreticilere toplam 46,5 milyar lira ödeme yapılacağını bildirdi.

Tarım sigortası olan üreticilere 23 milyar lira hasar tazminatı ödemesi yapıldığını belirten Yumaklı, “Şu ana kadar 19 milyar lira ödendi. Tarım sigortası bulunmayan ancak Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı üreticilerimize de 23,5 milyar lira destekleme ödemesi yapacağız. Bunun 13,4 milyar lirasını ödedik, kalan 10,1 milyar lirayı önümüzdeki günlerde ödeyeceğiz.” dedi.

Vatandaşlara da çağrıda bulunan Yumaklı, “Bugün açıklanan veriler üzerinden ülkemizin gıda ihtiyacının karşılanmasına dönük maksatlı yorum ve haberlere vatandaşlarımızın itibar etmemesini rica ederiz. Tarımsal üretimimiz ve gıda arz güvenliği tedbirlerimiz sayesinde vatandaşlarımızın gıda ihtiyacı sorunsuz şekilde karşılanmaya devam edecektir.” ifadelerini kullandı.

AA

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, kuraklık ve zirai don nedeniyle bitkisel üretimde düşüş yaşandığını belirterek, “Güçlü stoklarımız ve etkili dış ticaret tedbirlerimiz sayesinde süreç kontrolümüz altındadır
Cuma, Ekim 24, 2025 - 18:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Bakan Yumaklı: Ülkemizin gıda ihtiyacında herhangi bir risk söz konusu değil
copyright Independentturkish: 

İsrailli yerleşimciler Ramallah'ın doğusunda Filistinlilere ait araçları yaktı

Bir haberde, İsrailli yerleşimcilerin bu sabah erken saatlerde Ramallah'ın doğusundaki Deyr Dibvan kasabasında Filistinlilere ait araçları ateşe verdiği belirtildi.

Filistin Haber ve Enformasyon Ajansı'na (WAFA) göre yerel kaynaklar, bir grup yerleşimcinin kasabadaki tepelik alana saldırarak Filistinli evlerin önünde park halindeki birkaç aracı ateşe verdiğini ve önemli maddi hasara yol açtığını bildirdi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Batı Şeria'nın çeşitli bölgelerinde, Filistinlilerin sivillerin ve mallarının korunmasını talep etmesi üzerine yerleşimci saldırılarında artış yaşanıyor.

Avrupa Birliği ve ABD'nin, Batı Şeria'daki Yahudi yerleşimcilerin saldırılarını sert bir şekilde eleştirmesi ve işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te Filistinlilere yönelik ihlalleri nedeniyle aşırılıkçı yerleşimcilere ve üç örgüte yaptırım uygulaması dikkat çekicidir.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Batı Şeria'da yaklaşık 700 bin İsrailli yerleşimci ve 3 milyon Filistinli yaşıyor.

 

*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir

Şarku'l Avsat'ın haberlerine ulaşmak için tıklayın

Cuma, Ekim 24, 2025 - 17:15
Main image: 

<p>Filistinli itfaiyeciler, 19 Ekim 2025'te Ramallah yakınlarındaki Batı Şeria'daki Turmus Ayya köyünde İsrailli yerleşimciler tarafından ateşe verilen bir araçtaki yangını söndürüyor / Fotoğraf: AFP</p>

related nodes: 
Hamas'tan Ben-Gvir'e tepki: Filistinlilere karşı sadist ve faşist tutumun göstergesi
Filistin'de radikalleşmenin temelinde İsrail politikaları yatıyor
Davutoğlu, Londra’da diplomatik temaslarda bulundu: Filistin’in tam egemen bir devlet olarak tanınacağı günler yakındır
Type: 
SEO Title: 
İsrailli yerleşimciler Ramallah'ın doğusunda Filistinlilere ait araçları yaktı
copyright Independentturkish: 

MİT’ten siber suç örgütüne operasyon: 12 kişiden 10’u tutuklandı

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), Posta ve Telgraf Teşkilatı (PTT) ile Hızlı Geçiş Sistemi (HGS) adını kullanarak vatandaşları dolandıran organize siber suç örgütüne yönelik operasyon gerçekleştirdi. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen soruşturma kapsamında MİT, Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) ve Jandarma Genel Komutanlığı’nın ortak çalışması sonucu 12 şüpheli yakalandı. Yakalanan kişilerden 10’u tutuklanarak cezaevine gönderildi.

MİT, Android cihazlara zararlı yazılım yükleyen siber suç örgütünü deşifre etti

MİT’in yaptığı istihbari çalışmalar, şüphelilerin Android işletim sistemine sahip mobil cihazlara zararlı yazılımlar yüklediklerini ortaya koydu. Bu yazılımlar sayesinde vatandaşların bilgisi dışında üçüncü şahıslara “Hızlı Geçiş Sistemi (HGS) borcunuz var” ve “PTT Kargo teslim alınmamış kargonuz var” şeklinde sahte SMS’ler gönderildi. Mesajlardaki bağlantılara tıklayan kişiler sahte internet sitelerine yönlendiriliyor ve kredi kartı bilgileri ele geçiriliyordu. 6 ay boyunca süren takip ile şüphelilerin faaliyetleri adım adım deşifre edildi.

Gürcistan bağlantıları takip ediliyor

MASAK tarafından çok sayıda banka ve kripto para hesabı incelendi. Teknik ve fiziki takipler sonucunda örgütün yapısı, bağlantıları ve kullandıkları yöntemler ortaya çıkarıldı. Örgütün, Gürcistan’daki uzantıları aracılığıyla Telegram kanalları üzerinden yönlendirildiği ve buradaki hesaplar üzerinden elde edilen gelirlerin uluslararası transfer ve kripto paraya çevrilerek aklandığı tespit edildi. MİT, Gürcistan’daki bağlantıların tespiti ve yakalanmasına yönelik çalışmalar başlattı.

6 ilde eş zamanlı operasyon düzenlendi

Soruşturma kapsamında İstanbul merkezli olarak İzmir, Van, Elazığ, Bingöl ve Hakkâri’de eş zamanlı operasyon düzenlendi. Şafak vakti gerçekleştirilen baskınlarda toplam 12 şüpheli gözaltına alındı. Şüphelilerden 10’u tutuklanırken, 2’si serbest bırakıldı. Operasyon sırasında çok sayıda dijital materyal, kripto para cüzdanı, nakit para ve döviz ele geçirildi.

318 internet sitesi kapatıldı

Oltalama saldırıları ve dolandırıcılık faaliyetlerinde kullanıldığı belirlenen 318 internet sitesi erişime kapatıldı. Ayrıca, örgütün mobil cihazlara yüklediği zararlı yazılımları yönetmek için kullandığı özel kontrol paneli de ele geçirildi. Bu panel sayesinde telefonlar tamamen kontrol altına alınabiliyor; kullanıcıların bilgisi dışında SMS gönderilebiliyor, gelen ve giden çağrılar yönlendirilebiliyor, cihazın kamerası ve ekranı uzaktan izlenebiliyor, anlık konum bilgileri takip edilebiliyordu.

Klavye tuşlamaları ve hassas bilgiler ele geçiriliyordu

Panel üzerinden klavye tuşlamaları kaydediliyor, şifreler ve tek kullanımlık doğrulama kodları saldırganlara iletiliyordu. Bu yöntemle saldırılar sadece maddi kazanç amacıyla sınırlı kalmıyor, anlık konum takibi ve kamera görüntüleri kullanılarak şantaj yapılabiliyor, binlerce vatandaşın kredi kartı bilgileri ele geçiriliyordu. Örgütün faaliyetleri yurt dışındaki uzantıları üzerinden koordine edilerek casusluk amacıyla da kullanılıyordu.

"Siber dolandırıcıların peşini bırakmayacağız"

MİT, vatandaşların siber dolandırıcılar nedeniyle mağduriyet yaşamaması için her türlü imkan ve kabiliyetini kullanmaya devam edeceğini açıkladı. Yetkililer, siber suç örgütlerinin vatandaşların finansal güvenliğine ciddi tehdit oluşturduğunu vurgulayarak devletin tüm kurumlarının koordineli şekilde yürüttüğü mücadelenin kesintisiz devam edeceğini belirtti. Vatandaşlar ise güvenilmeyen kaynaklardan uygulama indirmemeleri, bilinmeyen bağlantılara tıklamamaları ve işlemlerini yalnızca resmi kanallar üzerinden gerçekleştirmeleri konusunda uyarıldı.

Independent Türkçe

Milli İstihbarat Teşkilatı, PTT ve HGS adıyla vatandaşları dolandıran siber suç örgütüne düzenlenen operasyonda 12 kişi gözaltına alındı, 10’u tutuklandı
Pazar, Ekim 5, 2025 - 13:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: Jandarma basın bülteni</p>

jw id: 
A1O5Ojok
Type: 
SEO Title: 
MİT’ten siber suç örgütüne operasyon: 12 kişiden 10’u tutuklandı
copyright Independentturkish: 

Hamas'ın geleceği için son hamlesi

Hamas Hareketi, ABD Başkanı Donald Trump'ın planı çerçevesinde tüm İsrailli rehineleri serbest bırakmayı kabul etmesine rağmen, planın geri kalan hükümlerini Filistin ulusal konsensüsüne ve Arap ülkelerinin Gazze savaşının ertesi gününe ilişkin vizyonuna havale etti.

Hamas, Gazze Şeridi'nin yönetimini Filistin hükümetinin yetkisi altındaki bir kuruma devretmeyi kabul ettiğini açıklayarak Trump'ın, kendi başkanlığındaki uluslararası bir kurumun denetimi altında Filistinli uzmanlardan oluşan bir komitenin başında olacağı geçici bir geçiş yönetimin kurulmasını öngören planını reddetti.

Hamas, Filistin Yönetimi'nin tam olarak geri dönmesi için hazırlık amacıyla Gazze Şeridi'ni geçici olarak yönetmek üzere bir komite kurması için Arap ve uluslararası tarafların desteğini temel alıyor.

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati, "Trump'ın planında, özellikle yönetim ve güvenlik düzenlemeleri konusunda doldurmamız gereken birçok boşluk var" dedi.


Gücün geri dönüşü

Hamas, Trump'ın Gazze'deki hükümette hiçbir şekilde yer almayacağı ve Gazze Şeridi'nin silahlardan arındırılacağı yönündeki planına yanıt olarak, bunun kendisinin de dahil olduğu kapsamlı bir Filistin ulusal çerçevesi içinde tartışılacağını ve bu konuda tam sorumlulukla katkıda bulunacağını belirtti.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Açıklamada, Hamas'ın tüm mültecilerin Batı Şeria ve Gazze Şeridi'ndeki evlerine ve topraklarına geri dönme hakkının yer almadığı hiçbir çözümü kabul etmeyeceği vurgulandı.

Hamas Hareketi'nden bir yetkiliye göre Mısır, Gazze Şeridi'nin yönetimi de dahil olmak üzere Gazze'nin geleceği konusunda kapsamlı bir Filistin-Filistin diyaloğu çağrısında bulunmaya başlayacak.

Hamas, bu tutumuyla Filistin Ulusal İdaresi'nin Gazze Şeridi'ne geri dönmesinin önünü açmış oldu.

Ancak bunun için Filistin ulusal diyaloğu ve savaşın ertesi günü Hamas'ın dışlanmasına ilişkin Arap ülkeleri ve uluslararası toplum arasında fikir birliği şartı konuldu.

Mısır Dışişleri Bakanlığı'na göre Kahire, uluslararası toplumun üzerinde anlaşmaya vardığı "iki devletli çözüm"ün önünü açan siyasi bir çerçevede, Trump'ın vizyonunu uygulamak için gerekli ayrıntıları ve mekanizmaları müzakere etmeye başlamak istiyor.

Öte yandan Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Gazze Şeridi üzerindeki egemenliğin Filistin Devleti'ne ait olduğunu iddia ediyor.

Abbas, Batı Şeria ile Gazze Şeridi'ni birbirine bağlamanın gerekliliğini vurguladı.

Abbas'a göre bu hedef, tek bir sistem ve yasa çerçevesinde, Arap ve uluslararası desteğiyle, Filistin idari komitesi ve birleşik Filistin güvenlik güçleri aracılığıyla gerçekleştirilecek.

Abbas, uluslararası meşruiyete uygun olarak istikrar ve kalıcı ve adil bir barışın sağlanması için bundan böyle ABD başkanı ve tüm ilgili ortaklarla yapıcı bir şekilde çalışmaya hazır olduğunu ifade etti.

Filistinli bir yetkili, Trump'ın planının Hamas'ı Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve Filistin Yönetimi'ni Filistin halkını temsil eden resmî kurumlar olarak tanımaya zorladığını söyledi.

Yetkili, Hamas'ın tutumunun, savaş sonrası Gazze'nin geleceğine ilişkin FKÖ ve Arap ülkelerinin vizyonuyla uyumlu olduğunu belirtti.

Filistinli yetkiliye göre Hamas, silahsızlanma ve ABD'nin Gazze Şeridi'ni kontrol etmesi konusundaki tutumunu Filistin ulusal konsensüsüne bağladı.

Bu da önceki formüllerden farklı, ciddi bir diyalog başlatılmasını gerektiriyor.

Ancak yetkili, Hamas'ın tutumunun, Gazze Şeridi'nin yönetiminde rol oynamaya dair hala hayaller beslediğini gösterdiğini belirterek "Eğer bu rolü bırakmak isteseydi, yönetiminin sona erdiğini ve ulusal bölünmenin bittiğini ilan ederdi" diye ekledi.

Yetkili, savaş sonrası dönemde bu hareketin sektördeki herhangi bir rolden dışlanması konusunda Filistinli, Arap, uluslararası ve Amerikan tarafları arasında fikir birliği olduğunu vurguladı.

Öte yandan Filistin Devlet Başkanlığı, Hamas'ın Trump planına kısmen onaylamasından önce, savaşın ertesi gününe ilişkin bir yol haritası açıkladı.

Bu plan, bir yıl içinde seçimlerin yapılmasını ve FKÖ'nün yükümlülüklerine karşı çıkanların bu seçimlere katılmasının yasaklanmasını öngörüyor.

Filistin Devlet Başkanlığı, seçimlere katılacak tarafların "FKÖ'nün uluslararası ve yasal yükümlülüklerine, Arap Barış Girişimi'ne, tek yönetim ve tek hukuk ilkelerine, meşru bir güvenlik gücünün varlığına" uymasını şart koştu.
 

ShapeCreated with Sketch. Fotoğraflarla dünyadan haberler

Hepsini göster 30

Fotoğraflarla dünyadan haberler

  • 1/30

    4 Ekim 2025 - Sanae Takaiçi, Japonya'nın başkenti Tokyo'da, iktidardaki Liberal Demokrat Parti'nin bugün düzenlediği liderlik seçimlerinde galip geldi. Japonya Başbakanı İşiba Şigeru'nun geçen ay istifa etmesinin ardından bugün düzenlenen seçimi kazanan eski Ekonomik Güvenlik Bakanı Sanae Takaiçi, ülkenin ilk kadın başbakanı olma yolunda. Ekim ortasında yapılacak olağanüstü parlamento oturumunda Takaiçi'nin koalisyon hükümetinin başbakanı olarak atanması bekleniyor. 64 yaşındaki Takaiçi, partinin sağcı kanadında yer alıyor. Başbakanlık koltuğuna oturduğunda artan fiyatlardan öfkelenen ve göçmen politikalarından dolayı muhalefete yakınlaşan halkın güvenini yeniden kazanması gerekiyor. (Kyodo News/AP)
  • 2/30

    3 Ekim 2025 - Birleşik Krallık'ın (BK) Manchester kentindeki bir sinagoga dün düzenlenen saldırının ardından adli tıp görevlileri ibadethanenin önünde inceleme yapıyor. Yahudilerin en kutsal günü Yom Kippur'da, bir adamın Heaton Park İbrani Cemaati Sinagogu önündeki kalabalığın üzerine araba sürmesi ve ardından insanları bıçaklaması sonucu iki Yahudi erkek öldürüldü. Polis bugün yaptığı açıklamada, bir ölen ve bir yaralanan kişinin, katili hedef alan memurlar tarafından vurulmuş olabileceğini söyledi. Üzerinde patlayıcı bulunan bir yelek giydiği düşünülen şüpheli de olay yerinde polisler tarafından öldürüldü. Yetkililer olayı terör saldırısı olarak nitenlendirdiklerini açıklarken, BK Başbakanı Keir Starmer, ülkenin antisemitik nefreti yenmesi gerektiğini söyleyerek Yahudi halkını korumak için elinden gelen "her şeyi" yapacağına söz verdi. (Phil Noble/Reuters)
  • 3/30

    2 Ekim 2025 - Turuncu can yelekleri giymiş aktivistler, İsrail donanması askerlerinin Gazze kıyılarına yaklaşırken müdahale ettiği Sumud filosu teknesinde oturuyor. İsrail donanması, Gazze'deki ablukayı kırarak bölgeye yardım götürmeye çalışan ve yaklaşık 45 gemiden oluşan uluslararası Küresel Sumud Filosu'nun neredeyse bütün araçlarına müdahale etti. Küresel Sumud Filosu, yaklaşık 443 gönüllünün gözaltına alındığını, bazılarının karaya çıkarılmadan önce büyük bir kargo gemisine transfer edildiğini bildirdi. Gözaltına alınanlar arasında 24 Türkiye vatandaşı ve çevre aktivisti Greta Thunberg de var (Leo Correa/AP)
  • 4/30

    1 Ekim 2025 - ABD'nin başkenti Washington'da Ulusal Arşiv'in önüne "Kapalı" yazısı asıldı. ABD'de federal hükümet, Kongre'nin geçici bütçe tasarısını onaylayamaması nedeniyle kapandı. Ülkede salı gece yarısı itibarıyla 2025 mali yılı sona ererken, federal hükümete finansman sağlayacak bütçe üzerinde anlaşmaya varılamadı. ABD yasalarına göre Kongre, 1 Ekim'de başlayıp 30 Eylül'de sona eren mali yıl için bütçeyi onaylayamazsa, bu aranın geçici bütçelerle kapatılması gerekiyor. Bu geçici bütçenin de kabul edilememesi halinde federal hükümet, harcama yetkisini kaybederek temel hizmetler dışındaki tüm faaliyetlerine ara vermek durumunda kalıyor. (Julia Demaree Nikhinson/AP)
  • 5/30

    30 Eylül 2025 - Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) tarafından işletilen okulda, çatışmalar nedeniyle yerlerinden edilenler için kurulan derme çatma kampta bir çocuk. Hamas, Donald Trump'ın Gazze planını gözden geçirirken İsrail Başbakanı, ABD Başkanı'na destek vermesinin ardından ordunun bölgenin büyük bölümünde kalacağını söyledi. Plan, ateşkes, Hamas'ın 72 saat içinde rehineleri serbest bırakması, Hamas'ın silahsızlandırılması ve İsrail'in Gazze'den kademeli olarak çekilmesinin ardından savaş sonrası Trump'ın başkanlığında bir geçiş dönemi otoritesinin kurulmasını öngörüyor. (Omar Al-Qattaa/AFP)
  • 6/30

    29 Eylül 2025 - Bualoi tayfununun Nghe An eyaletinde karaya çıkmasının ardından hasar gören Cua Lo plajından bir görünüm. Bualoi Tayfunu Vietnam kıyılarını yerle bir ederek 8 kişinin ölümüne ve 17 kişinin kaybolmasına neden oldu. Şiddetli rüzgar ve yağmur evlere zarar verdi, elektrikleri kesti ve fırtına başkent Laos'a doğru ilerlerken gücünü kaybetmeden önce yolları sular altında bıraktı. Ulusal hava durumu ajansı, Bualoi'nin bugün erken saatlerde karaya çıkmadan önce ülkenin kuzey orta kıyı şeridi boyunca ilerlediğini ve 8 metrelik dalgalara neden olduğunu duyurdu. Hükümetin afet yönetim ajansı, dev dalgaların Quang Tri eyaleti açıklarında iki balıkçı teknesine çarpmasının ardından 17 balıkçının kaybolduğunu, bir başka balıkçı teknesinin ise fırtına sırasında irtibatını kaybettiğini açıkladı. (Thai An/AFP)
  • 7/30

    28 Eylül 2025 - Ducati Lenovo'nun İspanyol sürücüsü Marc Marquez, MotoGP Japonya Grand Prix'sinde şampiyonluğunu ilan etti. Yarışı takım arkadaşı Pecco Bagnaia'nın gerisinde ikinci sırada tamamlayan Marc Marquez'in şampiyonluğu alabilmesi için kardeşi Alex'in sadece 7 puan önünde damalı bayrağı görmesi veya en az ikinci olması gerekiyordu. Alex Marquez, 8. sıradan başladığı yarışta sıralamasını çok yükseltemedi. Damalı bayrağı 6. sıradan gördü. Ve böylece Marc Marquez, 7. kez MotoGP şampiyonu ve 9. kez dünya şampiyonu oldu. İspanyol pilot, en son 2019'da 6. unvanını almıştı. 6 senedir hayalini kurduğu şampiyonluğa 2184 gün sonra 126. podyumuna çıkarak kavuşan Marquez, bir zamanlar rakibi olduğu modern MotoGP döneminin efsanelerinden Valentino Rossi'nin 7 MotoGP şampiyonluğuna yetişti. (Kim Kyung-Hoon/Reuters)
  • 8/30

    27 Eylül 2025 - Birleşik Krallık'ın Liverpool kentinde düzenlenen İşçi Partisi Konferansı öncesinde St George’s Plateau önünde toplanan göstericiler, Gazze'deki insani duruma dikkat çekmek için yürüyüş gerçekleştirdi. Eylemciler, iktidardaki partinin lideri olan Başbakan Keir Starmer'ı "Ellerinde kan var" ifadesiyle eleştirdi ve Londra yönetiminin Filistin için daha fazla adım atması gerektiğini söyledi. “Gazze’ye ambargo son bulsun” ve “Silah satışına hayır” gibi sloganlarla hükümet politikaları protesto edildi. (Oli Scarff/AFP)
  • 9/30

    26 Eylül 2025 - Önde gelen çiftçi sendikalarından FNSEA'nın çağrısına uyan Fransız çiftçiler, cuma sabahı başkent Paris'e yaklaşık 20 kilometre mesafedeki Versay kent merkezinde toplandı. Eylemciler traktörleriyle tarihi Versay Sarayı'nın önüne kadar geldi ve haksız rekabete yol açacağı iddia edilen AB-MERCOSUR anlaşmasından vazgeçilmesini istedi. "Çiftçi isyanı Versay'da yeniden başlıyor" yazılı afiş açan çiftçiler, traktörleriyle kentte konvoy oluşturdu. Eylemciler, Güney Amerika ürünlerinin yerli mahsuller karşısında haksız rekabete yol açacağını savunuyor. (Geoffroy Van der Hasselt/AFP)
  • 10/30

    25 Eylül 2025 - Eski Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy "Libya davası"nda suç örgütü kurmaktan suçlu bulundu. Eski Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, yolsuzluk dahil dört farklı suçtan yargılandığı "Libya davası"nda suç örgütü kurmaktan mahkum edildi. Fransa'da 2007-2012 yıllarında cumhurbaşkanı olan Sarkozy'nin, "2007'de cumhurbaşkanı seçim kampanyasını yürütmek için o zamanki Libya lideri Muammer Kaddafi'den yasadışı maddi destek aldığı" ileri sürülüyor. Sarkozy'nin 2006 sonuyla 2007 başında seçim kampanyasında Libya yönetiminden 50 milyon euro aldığı iddia ediliyor. İddiaların ardından 2013'te olayla ilgili ön soruşturma açılmıştı. Sarkozy, 21 Mart 2018'de Paris'te gözaltına alınmış, ardından hakkında "seçim kampanyasına yasadışı finansman sağlamak, yolsuzluk yapmak ve Libya kamu fonlarını gizlemek" suçlamasıyla soruşturma başlatılmıştı. (Julien De Rosa/AFP)
  • 11/30

    24 Eylül 2025 - Güney Sudan muhalefet lideri ve eski cumhurbaşkanı yardımcısı Riek Machar, Juba'daki Özgürlük Salonu'nda görülen davasının üçüncü duruşmasında sanık sandalyesinde. Machar ve 7 kişi, vatana ihanetin yanı sıra insanlığa karşı suçlar, cinayet, komplo, terörizm, kamu malına ve askeri varlıklara zarar verme suçlamalarıyla da karşı karşıya. Başkent Juba'da özel bir mahkeme tarafından yürütülen duruşma ulusal televizyonda yayımlandı. Açılış konuşmasında, Machar'ın avukatı, yargı yetkisi olmayan "yetkisiz bir mahkeme" olarak nitelendirdiği bir mahkeme tarafından yargılanmasına karşı çıktı. Savunma, Machar'ın cezai olarak yargılanmasının, yaklaşık 400 bin kişinin ölümüne neden olan iç savaşı sona erdirmek için Machar ve Kiir arasında 2018'de imzalanan barış anlaşmasının ruhuna zarar vereceğini savundu. Bu anlaşma, Machar'ın birinci başkan yardımcısı olarak görev yaptığı geçiş hükümetinin temelini oluşturuyor. (Peter Louis Gume/AFP)
  • 12/30

    23 Eylül 2025 - İşçiler, Hong Kong'da meydana gelecek Süper Tayfun Ragasa'ya hazırlık olarak güvence altına alınan Çinli sanatçı Ren Zhe'nin "Bulutların Üzerinde" adlı heykelinin yanındaki alanı temizliyor. Yetkililer Süper Tayfun Ragasa'nın şehrin yakın tarihindeki en yıkıcı şiddette olacağı konusunda uyarıda bulunurken, finans merkezine çarpması beklenen tayfun nedeniyle okulları tatil edildi. Hong Kong Gözlemevi, tayfunun merkezinin şehrin 420 kilometre açığına kadar yaklaştığını, fırtına alarmı seviyesinin bugün itibarıyla 3'ten 8'e yükseltildiğini duyurdu. Tayfun nedeniyle, şehirden uzakta ve çevre adalarda bulunan vatandaşlara derhal dönüş yolculuklarına başlamaları tavsiye edilirken bu akşamdan itibaren 700'den fazla uçuşun iptal edileceği belirtildi.Pasifik Okyanusu'nda oluşan yılın ilk "süper tayfunu" Ragasa'nın ilerlediği güzergahta, Filipinler, Tayvan, Hong Kong, Makau ve Çin ana karasında fırtına ve acil durum uyarıları yapılmıştı. (Dale De La Rey/AFP)
  • 13/30

    22 Eylül 2025 - Birleşik Krallık'taki Filistin Misyonu Büyükelçisi Husam S. Zomlot, Londra'daki Filistin Misyonu'nda düzenlenen törende Filistin bayrağını göndere çekti. Kanada Başbakanı Carney, Avustralya Başbakanı Albanese, İngiltere Başbakanı Starmer ve Portekiz Dışişleri Bakanı Rangel, Filistin Devleti'ni resmen tanıdıklarını duyurdu. Starmer, X'te paylaştığı yaklaşık 6,5 dakikalık videoda, "Ortadoğu'da dehşet büyürken iki devletli çözüm ve barış umudunu canlı tutmak için çalışıyoruz" dedi. Barış ve iki devletli çözümün "güvenli ve barış içinde bir İsrail'le yaşayabilir bir Filistin'e" işaret ettiğini kaydeden Starmer, "Şu an ikisi de yok. İsrailli ve Filistinli sade vatandaşlar şiddet ve acıdan uzak, barış içinde yaşamayı hak ediyor. diye konuştu. (Frank Augstein/AP)
  • 14/30

    21 Eylül 2025 - Formula 1 Azerbaycan Grand Prix'sinde zaferin adı Max Verstappen. Red Bull'un Hollandalı yıldızı pole pozisyonunda başladığı yarışı kazanırken, Mercedes'in Britanyalı pilotu George Russell ikinci, Williams'tan Carlos Sainz ise üçüncü oldu. Pilotlar şampiyonası lideri Oscar Piastri ilk turda yaptığı kaza sonucu yarış dışı kalırken, en yakın rakibi ve McLaren'dan takım arkadaşı Lando Norris ise ancak 8. sırayı alabildi. McLaren'ın takımlar şampiyonu olmasına kesin gözüyle bakılan sezonda bu sonuçlarla şampiyonluk yarışı iyice kızıştı ve yarış severler son 4 yılın şampiyonu Max Verstappen'den bir geri dönüş bekliyor. Sezonun bitmesine 7 yarış kala son durum şöyle: 1. Oscar Piastri (McLaren) – 324 puan 2. Lando Norris (McLaren) – 299 puan 3. Max Verstappen (Red Bull) – 255 puan (Lisi Niesner/Reuters)
  • 15/30

    20 Eylül 2025 - Hollanda'nın Lahey kentinde düzenlenen göçmen karşıtı "Hollanda İçin Ayağa Kalk" protestosunda bir polis arabası ateşe verildi. Ülkedeki genel seçimlere yaklaşık bir ay kala düzenlenen protesto, internette "Els Rechts" diye bilinen sağcı bir aktivistin çağrısıyla düzenlendi. Hükümetten daha sert göç politikaları talep eden aktivist daha sonra sosyal medyada yaptığı açıklamada, gösterinin barışçıl geçeceğini düşünerek bu çağrıyı yaptığını söyledi. Yetkililer, kalabalığı dağıtmak için polisin biber gazı ve tazyikli su kullandığını açıkladı. (Josh Walet/ANP/AFP)
  • 16/30

    19 Eylül 2025 - Barbie Reynolds, Doha'daki havalimanına indikten sonra kızı Sarah Entwistle'a sarılıyor. Britanyalı çift Barbie ve Peter Reynolds, Afganistan'da yaklaşık 8 aydır gözaltında tutulduktan sonra Katar'ın arabuluculuğuyla bugün serbest bırakıldı. 76 yaşındaki Barbie ve 80 yaşındaki eşi, yaklaşık 20 yıldır Afganistan'da yaşıyordu. Taliban, 1 Şubat'ta gözaltına alınan ikilinin Afganistan yasalarını ihlal ettiğini ve adli işlemlerin ardından serbest bırakıldığını söylese de gözaltı nedenlerini hiçbir zaman açıklamadı. (Karim Jaafar/AFP)
  • 17/30

    18 Eylül 2025 - Fransa'nın güneydoğusundaki Marsilya'da, sendikaların Fransa'nın ulusal bütçesi nedeniyle düzenlediği ülke çapındaki grev ve protestolar sırasında bir protestocu meşale yakıyor. Fransa, ülke çapında bir protesto gününe hazırlanıyor. Yetkililere yakın bir kaynak, yaklaşık 800 bin kişinin sokaklara çıkmasının beklendiğini söylüyor. Nadir görülen bir birlik gösterisiyle sendikalar, Fransız halkını, yetkililerin Fransa'nın artan borcunu azaltmak için tasarladığı "korkunç gösteri" niteliğindeki bütçe taslağını protesto etmek için greve çağırdı. (Miguel Medina/AFP)
  • 18/30

    17 Eylül 2025 - ABD Başkanı Donald Trump'ın Britanya'ya yaptığı resmi ziyaret sırasında İngiliz "Lead by Donkeys" (Eşekler Tarafından Yönetilen) grubundan aktivistlerin düzenlediği eylemde, kötü şöhretli cinsel suçlu Jeffrey Epstein'le Trump'ın bulunduğu bir fotoğraf Windsor Kalesi'nin bir kulesine yansıtıldı. İngiliz "Lead by Donkeys" grubundan aktivistler, genellikle esprili kampanyalarla politikacıları hesap vermeye çağırıyor. (Lena Voelk/AFP)
  • 19/30

    16 Eylül 2025 - Bratislava'da Başbakan Fico'ya karşı düzenlenen mitingde, hükümetin önerdiği maliyet azaltma önlemlerine karşı protesto gösterisi yapan katılımcılardan biri, üzerinde "Fico Hapse" yazan bir Guy Fawkes maskesi takıyor. 2023'te iktidara dönüşünden bu yana Fico, hakları kısıtlaması ve Rusya Devlet Başkanı Putin'le yakın ilişkiler kurma çabası nedeniyle bir dizi protestoyla karşı karşıya kalıyor. Binlerce Slovak, Bratislava'daki hükümetin ana binası önünde toplanarak "Yeter artık Fico! Fico hapse!" ve "Yeter artık. Bıktık!" sloganları attı. Organizatörler, muhalefetin çağrısıyla düzenlenen protestoya 18 bin kişinin katıldığını tahmin ediyor (Joe Klamar/AFP)
  • 20/30

    15 Eylül 2025 - Gazze Şeridi'ndeki Rimal mahallesinde Filistinliler, İsrail bombardımanında yıkılan Meçhul Asker Kulesi'nin enkazını karıştırıyor. İsrail güçleri Gazze Şeridi’ndeki yüksek katlı konutlara ve sığınaklara yönelik saldırılarını yoğunlaştırarak, yerinden edilme krizini daha da şiddetlendirirken şehir sakinlerini Gazze Şeridi’nin güneyine kaçmaya zorluyor. Bu, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun İsrail'e gelişiyle eş zamanlı gerçekleşti. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Rubio’nun ziyaretini ‘İsrail-ABD ittifakının gücünün teyidi" diye niteledi (Omar Al-Qattaa AFP)
  • 21/30

    14 Eylül 2025 - Nepal'in geçici hükümetinin yeni seçilen başbakanı Sushila Karki (ortada) yetkililerle birlikte, Katmandu'da düzenlenen son protestolarda hayatını kaybedenleri anmak için bir dakikalık saygı duruşunda bulunuyor. Nepal'in yeni lideri, "Z Kuşağı" gençlik gösterilerinin selefini devirmesinin ardından geçici başbakan olarak göreve başlarken, protestocuların "yolsuzluğa son verme" taleplerini yerine getireceğine söz verdi. Nepal'de gençlik hareketi Discord üzerinden kurdukları dijital kongre aracılığıyla geçici başbakan seçimini organize etmişti. (Prabin Ranabhat / AFP)
  • 22/30

    13 Eylül 2025 - Tokyo'da düzenlenen Dünya Atletizm Şampiyonası'nda ABD'li Alexis Holmes, 4x400m Karışık Bayrak yarışının finalinde bitiş çizgisini geçerek şampiyon oldu. Japonya'nın başkentinde düzenlenen 20. Dünya Atletizm Şampiyonası bugün başladı. Dünyanın en iyi atletlerinin bir araya geldiği şampiyonada yaklaşık 200 ülkeden en az 2 bin sporcu yarışıyor. Japonya Ulusal Stadı'nda gerçekleşen organizasyona Türkiye de 20 sporcuyla katılıyor. Şampiyona 21 Eylül'de sona erecek. (Jewel Samad/AFP)
  • 23/30

    12 Eylül 2025 - ABD'nin Illinois eyaletindeki Broadview'de bir ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) tesisinin önünde düzenlenen protestoda göstericiler, görevlilerle karşı karşıya geldi. ABD Başkanı Donald Trump, Illinois'un Şikago kentinde federal kolluk kuvvetlerinin varlığının artırılacağını birkaç hafta önce söylemişti. Yönetim pazartesi günü Illinois'da, yasal statüsü olmayan göçmenler arasındaki suçluları hedef alan bir sınır dışı etme operasyonu başlattığını duyurmuştu. Operason nedeniyle kentteki aktivisitler günlerdir gösteriler düzenlerken, protestoların gelecek günlerde de devam etmesi bekleniyor. (Octavio Jones/Reuters)
  • 24/30

    11 Eylül 2025 - Etiyopyalı Ortodoks bir rahip, Addis Ababa'daki Entoto St. Raguel Kilisesi'nde düzenlenen yeni yıl kutlamaları sırasında, dini şarkılar ve dualar söyleyen fedailer eşliğinde buhurdanlık sallıyor. Etiyopya, Amharca'da Enkutatash diye bilinen Yeni Yıl'ı 11 Eylül'de, yağmur mevsiminin sona ermesini ve Gregoryen takviminden yaklaşık 7 ila 8 yıl geriden gelen 2018 Etiyopya takvim yılının başlamasını kutluyor. Güneş esaslı olan Etiyopya takvimi, dini bir takvim olmasının yanı sıra Etiyopya Devleti tarafından tüm resmi işlerde kullanılıyor. Farklı bir saat sistemi de kullanan Etiyopya’da gün saat 00.00’da değil, 06.00’da başlıyor. Bir gün 12 saatlik iki farklı bölümden oluşurken ilk saat dilimi saat 06.00’da, ikinci dilim ise saat 18.00’de başlıyor.(Luis Tato/AFP)
  • 25/30

    10 Eylül 2025 - François Bayrou hükümetinin düşmesinin ardından Fransa'yı felce uğratmaya çalışan 'Her Şeyi Durdur' protestoları sırasında Fransız polisi yaklaşık 200 kişiyi gözaltına aldı. Binlerce göstericinin ateş yakması, barikatlar kurması ve Avrupa'nın en işlek şehir içi otoyolu olan Paris çevre yolunu kapatmaya çalışması üzerine yetkililer 80 bin polis ve jandarmayı görevlendirdi. Öğle saatlerinden itibaren birçok kentte kitlesel yürüyüşler yapılmaya başlandı. Marsilya'daki yürüyüşte "Macron istifa" sloganları dikkat çekti. (Philippe Magoni/AP)
  • 26/30

    9 Eylül 2025 - Nepal'de sosyal medyaya erişim yasağına karşı gösteriler, 19 kişinin yaşamını yitirmesi ve 400'ün üstünde kişinin yaralanmasının ardından sürüyor. Başbakanlık Ofisinden yapılan açıklamada, şiddetli protestolar ve hükümete gelen tepkilerin ardından Başbakan Oli'nin istifa ettiği duyuruldu. Öte yandan göstericiler, iktidardaki Nepal Kongre Partisinin Sanepa bölgesindeki merkez ofisini ateşe verdi. Sabahın erken saatlerinde Başbakan Oli'nin konutuna girmeye çalışan göstericiler, polis müdahalesiyle karşılaştı. Öfkeli kalabalık, ardından Oli'nin iki konutunu da ateşe verdi. Federal parlamento binası ve yüksek mahkeme binası da ateşe verildi. (Prabin Ranabhat/AFP)
  • 27/30

    8 Eylül 2025 - Nepal'in başkenti Katmandu'da protestocular, parlamento binasının önünde slogan atıyor. Yetkililer ve yerel medyaya göre, Nepal'de hükümetin sosyal medya yasağı ve yolsuzluk iddialarına karşı düzenlenen şiddetli protestolar sırasında en az 19 kişi öldü, onlarca kişi yaralandı. Polis, genç protestoculara gerçek mermiler ateşledi ve göz yaşartıcı gaz ve plastik mermi kullandı. Yerel bir yetkili, bazı protestocuların Katmandu'daki parlamento kompleksine bir barikatı aşarak zorla girdiğini söyledi. Aralarında okul ve üniversite üniformalı öğrencilerin de bulunduğu binlerce genç, "Sosyal medyayı değil, yolsuzluğu kapatın", "Sosyal medyanın yasağını kaldırın" ve "Gençler yolsuzluğa karşı" yazılı dövizlerle protestoya katılarak yürüdü. (Niranjan Shrestha/AP)
  • 28/30

    7 Eylül 2025 - İspanyol tenisçi Carlos Alcaraz, ABD Açık'ta finalde İtalyan Jannik Sinner'ı mağlup ederek kariyerindeki 6. Grand Slam kupasını kazandı. Bu yıl Avustrayla Açık'ı kazanan, Roland Garros'da final kaybeden, Wimbledon'da ilk şampiyonluğunu yaşayan dünya 1 numarası 24 yaşındaki İtalyan raket Sinner, ABD Açık'ta geçen yılın şampiyonuydu. Bu yıl finalde Sinner'i 2-0 geriden gelip yenerek Roland Garros zaferi yaşayan 22 yaşındaki dünya 2 numarası Alcaraz, Wimbledon finalinde ise ezeli rakibine 3-1 yenilmişti. İki tenisçi bu yıl Fransa Açık ve Wimbledon'ın ardından üçüncü kez finalde kozlarını paylaştı. Alcaraz, 2015'ten bu yana turnuvada set vermeden finale çıkan ilk sporcu oldu. İspanyol raket, 22 yaş 111 günle Rafael Nadal ve Bjorn Borg'ün ardından 7 grand slam finaline ulaşan en genç sporcu unvanını elde etti. Alcaraz bu zaferle dünya 1 numarası oldu (Kena Betancur/AFP)
  • 29/30

    6 Eylül 2025 - Ünlü moda tasarımcısı Giorgio Armani'nin tabutu, İtalya'nın Milano kentindeki Armani Tiyatrosu'nda üzerinde çiçeklerle duruyor. 4 Eylül Perşembe günü 91 yaşında hayatını kaybeden Armani'ye saygılarını sunmak isteyen yüzlerce kişi, Armani Tiyatrosu'nda bugün sessiz bir kuyruk oluşturdu. Bugünün en ünlü tasarımcılarından Armani, 1975'te Milano'da moda evini açarak kısa sürede sektörün zirvesine yükseldi ve Hollywood ünlülerinin kıyafetlerini tasarladı. Tabutu yarın da halkın ziyaretine açık olacak tasarımcı, pazartesi günü özel bir cenaze töreninin ardından defnedilecek. (Gonzalo Fuentes/Reuters)
  • 30/30

    5 Eylül 2025 - Afganistan'daki şiddetli depremin ardından Kunar vilayetine bağlı Nurgal ilçesinde halk, derme çatma çadırlara sığınıyor. Dün Afganistan'ın güneydoğusunu vuran 6,2 büyüklüğündeki depremle birlikte aynı bölge, pazar gününden bu yana üçüncü depreme sahne oldu. Şiddetli sarsıntılar nedeniyle en az 2 bin 200 kişinin hayatını kaybettiği ve 3 bin 640 kişinin de yaralandığı bildiriliyor. Depremin vurduğu Kunar vilayetinde yaşayanlar "her şeyin yerle bir olduğunu" söylüyor. Yetkililer, en az 6 bin 700 evin yıkıldığını aktarırken, Birleşmiş Milletler, enkaz altında kalan insanlarla birlikte ölü sayısının artabileceği uyarısında bulunuyor. (Sayed Hassib/Reuters)


Yön değişikliği

Filistin Devlet Başkanlığı, İsrail ve ABD'nin terörle mücadele taleplerine yanıt olarak, hükümetine uluslararası taahhütleri çerçevesinde UNESCO standartlarına uygun olmak kaydıyla eğitim müfredatını geliştirmeye ve güncellemeye devam etmesini ve bu çalışmanın iki yıl içinde tamamlanmasını talimat verdi.

Filistin Devlet Başkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre bu güncelleme, "Filistin ulusal kimliğine, ulusal sabitelere ve barış, şiddetten uzak durma değerlerine bağlı kalınarak; medya, eğitim müfredatı ve kültürel alan başta olmak üzere tüm alanlarda nefret söyleminin reddedilmesi" ilkesi çerçevesinde yürütülecek.

Filistin Devlet Başkanlığı, mahkûm ve şehit ailelerine maaş ödenmesini öngören yasaların iptali ve yeni bir sosyal koruma kurumunun kurulmasının ardından, ilgili Filistin kurumlarını "yasa hükümlerine ve uygulama prosedürlerine tam uyum göstermeye" çağırdı.

Siyaset araştırmacısı Cihad Harb'a göre Filistin Yönetimi, Arap ülkeleri ve bazı Avrupa ülkelerinin Trump'ın planının gidişatını, özellikle yönetim, yönetişim ve silahsızlanma ile ilgili hükümleri değiştirmeye çalıştıklarına inanıyor.

Mısır'ın Arap ülkeleriyle iş birliğinde merkezi bir rol oynadığını ifade eden Harb'a göre Trump'ın planının ikinci aşaması Arap-İslam dünyasının planına geri dönüş, Gazze'de yeni bir yönetim kurulması ve iki devletli çözümün başlatılması olacak.

Harb, Trump için şu anda önemli olanın İsrail ile Hamas arasında esir takası olduğunu, ardından Gazze meselesinin ötesine geçen daha geniş bir barışın sağlanmasının geldiğini ekledi.

Öte yandan eski Filistin Bakan Nebil Amr, Filistin Yönetimi'nin savaşın ardından bir rol oynamayı umarak, bazı Arap ülkelerinin taleplerine göre pozisyon aldığını düşünüyor.

Mısır'ın Filistin Yönetimi'nin bayrağını dalgalandırarak Gazze Şeridi'nin yönetiminde önemli bir rol oynamasını sağladığını söyleyen Amr'a göre Hamas, Trump'ın planını kabul etmekten başka seçeneği yoktu, neyse ki bu plan ABD başkanının onayladığı bir şekildeydi.

Kahire'de ertesi gün için düzenlemeleri tartışmak üzere yapılan Filistin ulusal diyaloğunun Hamas'a siyasi bir rol kazandırmaya katkıda bulunduğunu açıklayan Amr, "Ateşkes sağladık, ancak bundan sonra ne olacağı henüz belirsiz ve müzakerelere tabi. Trump da hareketin silahları konusunu henüz acil olarak gündeme getirmedi" diye ekledi.

Diğer taraftan İsrail işleri uzmanı Amir Mahul, Hamas'ın yanıtının Kahire, Doha ve Ankara tarafından Washington ile görüşüldüğünü düşünüyor.

Hamas'ın savaş bittikten sonra Gazze Şeridi'nin yönetiminde hiçbir rolü olmayacağını belirten Mahul, bunun Hamas'ın Gazze Şeridi'nin yönetiminin yeniden Filistin halkının meşru yönetimine devredilmesini kabul etmesinden sonra gerçekleştiğini açıkladı.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Bu makale Independent Türkçe için Independent Arabia gazetesinden çevrilmiştir.

Independent Arabia

"Hamas, silahların teslim edilmesi, ABD'nin vesayeti ve Gazze Şeridi’nin yönetimi konularını Filistin ulusal konsensüsüne ve Arap ülkelerine havale etti"
Pazar, Ekim 5, 2025 - 13:30
Main image: 

<p>Hamas'ın savaşın "ertesi günü"nden itibaren dışlanmasına ilişkin Arap ülkeleri ve uluslararası toplumda fikir birliği oluştu / Fotoğraf: AFP</p>

related nodes: 
Trump'tan Hamas'a: Hızlı hareket edin, gecikmelere tahammül etmeyeceğim
Dil, anlam ve algı: Arapça ile İbranice arasında "Hamas" örneği, Kur'ân'ın "tahrif" eleştirisi ve Batı'nın yanlış kavrayışı
Filistin Devlet Başkanı Abbas’tan Hamas’ın yanıtına destek ve acil ateşkes çağrısı
Type: 
SEO Title: 
Hamas'ın geleceği için son hamlesi
copyright Independentturkish: 

Theseus'un Gemisi ve kimlik: Çürüme ile yenilenme arasında insan…

Çocukken, geceleri uykuya direndiğim anlarda duvarın kıpırdayan gölgeleri bana bir deniz gibi görünürdü.

Elimdeki küçük defterin kenarına çizdiğim gemi, o gölgelerin arasında yol alır, görünmez dalgalarla boğuşur, sonra ufkun belirsiz çizgisinde kaybolurdu. 

Yıllar sonra fark ettim ki, o küçücük çizim yalnızca bir çocukluk hayali değil, zamanın bana bıraktığı bir gölgeydi.

Çünkü hayat da sessizce aynı örgüyü örmeye devam etti..

Taşıdığım parçaları aşındırdı, sonra yerlerine yenilerini koydu.

Çocukluğun berrak düşleri ince tahtalar gibi sökülüp gitti; onların yerine hafızanın tortularından yapılmış direkler, hatıraların ağırlığından örülmüş yelkenler geldi.

Ve ben anladım; gemi değişiyordu, ama deniz hep aynıydı.

Her tuvalin karşısına geçtiğimde, sanki o ilk geminin yankılarını onarıyorum.

Ellerim başka, yüzüm başka, düşüncelerim bambaşka; yine de içimde aynı denizin uğultusu var halen! 

Çünkü, zaman beni sayısız "ben"e böldü.

Kayıplar bir parçayı söktü, doğumlar yenilerini ekledi.

Bir ölüm sessizliğiyle başka biri oldum, bir doğumun nefesiyle yeniden başkalaştım.

Aynı hayatın içinde, zamanın kırılmalarında sürekli başka kimliklere dönüştüm.

Yine de hepsi, aynı dalganın tuzunu taşıyor.
 

Resim: Vahap Aydoğan
Resim: Vahap Aydoğan 

 

Mitolojide Theseus'un Gemisi vardır.

Zamanla geminin tahtaları çürür, direkleri yıpranır, çivileri paslanır; her biri tek tek yenisiyle değiştirilir.

Öyle ki, uzun yıllar sonra geminin üzerinde ilk hâlinden tek bir parça bile kalmaz.

Yine de o gemi denizde süzülmeye, yolculuğuna devam etmeye devam eder.

Fakat mesele orada bitmez: sökülen eski parçalar bir kenara atılmaz, onlar da bir araya getirilip başka bir gemi inşa edilir. 

İşte o anda sarsıcı soru ortaya çıkar:

Hangisi gerçek Theseus'un Gemisi'dir?

Sürekli değişerek varlığını sürdüren mi;

Yoksa geçmişin parçalarından yeniden kurulan mı?

Bu sorunun cevabı hiçbir zaman kesinleşmez, çünkü mesele yalnızca bir gemi değildir.

Bu hikâye, kimliğin, hafızanın ve sürekliliğin derin bir bilmecesidir.

Eğer değişerek aynı kalan gemiyse gerçek olan, o zaman biz de değişimlerin içinden geçerek aynı "ben" olarak kalıyoruz demektir.

Ama eğer eski parçaların bir araya getirildiği ikinci gemi gerçekse, o hâlde kimliğimiz, hatıralarımızın toplamından ibarettir; geçmişin yıpranmış ama sahici izlerinden.

Belki de hakikat, iki gemi arasındaki gerilimdedir: hem değişimin içinden geçeriz hem de geride kalan parçalarımızla yeniden kuruluruz.

Belki de insan, parçalarının toplamı değil, denizin hatırladığı bir yolculuktur.

Bizi biz yapan, tahtaların çürümezliği değil; dalgaların hiç durmayan çağrısıdır.

Çünkü kayıpların ve doğumların izinde, aynı hayat içinde birçok kez yıkılır, birçok kez yeniden kuruluruz.

Ve belki de asıl sır şudur: Biz değiştikçe gemimiz başka bir şekle bürünür, ama deniz değişmez.

İnsan, kendi bedenini, duygularını, hayallerini defalarca yitirir; fakat hangi limandan yola çıkarsa çıksın, aynı derinliğin sularında yol alır.

O görünmez gemi, kim olduğumuzdan çok, kim olmaya devam ettiğimizin sessiz hatırlatıcısıdır…

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Vahap Aydoğan Independent Türkçe için yazdı
Pazar, Ekim 5, 2025 - 13:15
Main image: 

<p>Görsel:&nbsp;Pixabay</p>

Type: 
SEO Title: 
Theseus'un Gemisi ve kimlik: Çürüme ile yenilenme arasında insan…
copyright Independentturkish: 

Komşu karıştı: Göstericiler Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın kapısına dayandı

Gürcistan'da 2024'teki parlamento ve cumhurbaşkanı seçimlerini hile iddiasıyla tanımayan bazı muhalefet partileri, cumartesi yapılan yerel seçimleri de meşru saymayarak Tiflis'te protesto düzenledi.

Yerel saatle akşam 8'de oy verme işleminin tamamlanmasının ardından Gürcü Hayali Partisi'nin genel merkezinde bir konuşma yapan Gürcistan Başbakanı İrakli Kobakhidze seçimi kazandıklarını ifade etti.

Gürcü Hayali Partisi de 3,7 milyon kişinin yaşadığı ülkedeki en büyük iki muhalefet blokunun boykot ettiği oylama sonucunda tüm belediyelerde zafer elde ettiğini duyurdu.

Sonrasında aralarında tutuklu yargılanan eski Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili'nin kurucusu olduğu Birleşik Ulusal Hareket'in de bulunduğu bazı muhalefet partilerinin çağrısıyla binlerce kişi başkentteki Özgürlük Meydanı'nda toplandı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Eylemin organizatörlerinden biri olan dünyaca ünlü operacı Paata Burçuladze, halkın katılımıyla bir Milli Konsey toplantısı düzenlediklerini orada yaptığı konuşmada belirtti. 

Burçuladze, hazırladıkları 4 Ekim Milli Konsey Bildirgesi'ni okudu ve artık hükümeti tanımadıklarını ilan etti. Hükümetin üst düzey yetkililerinin halk tarafından adalete teslim edilmesi gerektiğini savundu.

Birleşik Ulusal Hareket temsilcisi Murtaz Zodelava ise konuşmasında göstericilere Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nı "ele geçirmeleri" çağrısında bulundu. 

Bunun üzerine harekete geçen eylemciler, bariyerleri yıkarak Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda konuşlandırılan polisle çatıştı.

Müdahalenin ardından olay yerinden ayrılan protestocular yeniden Özgürlük Meydanı'nda toplandı.

Gösterilerin devam ettiği Orbeliani Meydanı'nda da polisle eylemciler arasında arbede yaşandı.

Gürcistan - Reuters

Göstericiler Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nı ele geçirmeye çalışınca polis tazyikli su ve biber gazıyla müdahale etti (Reuters)


Gürcistan İşgal Altındaki Topraklardan Yerlerinden Edilmiş Kişiler, Çalışma, Sağlık ve Sosyal Koruma Bakanlığı, Tiflis'te gece saatlerinde düzenlenen protesto gösterileri sırasında çıkan arbedede 21 polis ve 6 göstericinin yaralandığını açıkladı.

Gürcistan Başbakanı İrakli Kobakhidze ise sokağa çıkanları hükümeti devirme girişiminde bulunmakla suçladı.

47 yaşındaki siyasetçi, iktidar değişimi için yasadışı yollara başvuran herkesin devletten "sert cevap" alacağını öne sürdü. 

Pazar günü tekrar konuşan Kobakhidze, Avrupa Birliği'ni (AB) ülkesinin içişlerine karışmakla suçladı.

AB'nin Gürcistan Büyükelçisi Pawel Herczynski'yi protestoları kınamaya çağırarak şu ifadeleri kullandı:

Biliyorsunuz yurtdışındaki belirli kişiler bu anayasal düzeni ortadan kaldırma girişimine doğrudan destek verdiğini açıkladı. Bu bağlamda AB'nin Gürcistan Büyükelçisi özel bir sorumluluk taşıyor. Ortaya çıkıp kendisini mesafelendirmeli ve Tiflis sokaklarında yaşanan her şeyi sert bir dille kınamalı.

Gürcistan - AFP

Sayıları onbinlere dayandığı iddia edilen göstericiler Gürcistan ve Avrupa Birliği bayrakları taşıdı (AFP)


7 bine yakın kişinin muhalefetin gösterisine katıldığını öne süren Kobakhidze, "Hiç kimse bu işin sorumluluğundan kaçamayacak. Siyasi sorumluluk da buna dahil" dedi. 

Başbakan Kobakhidze, Birleşik Ulusal Hareket'e işaret ederek "Aslında bir yabancı ajan ağı olan bu siyasi güç tamamen etkisiz hale getirilecek ve Gürcistan siyasetinde etkin olmasına artık izin verilmeyecek" diye konuştu. 

Kobakhidze, gösterinin organizatörlerinden Paata Burçuladze, Murtaz Zodelava, Laşa Beridze ve Paata Manjgaladze'nin gözaltına alındığını bildirdi.

ShapeCreated with Sketch. Fotoğraflarla dünyadan haberler

Hepsini göster 30

Fotoğraflarla dünyadan haberler

  • 1/30

    4 Ekim 2025 - Sanae Takaiçi, Japonya'nın başkenti Tokyo'da, iktidardaki Liberal Demokrat Parti'nin bugün düzenlediği liderlik seçimlerinde galip geldi. Japonya Başbakanı İşiba Şigeru'nun geçen ay istifa etmesinin ardından bugün düzenlenen seçimi kazanan eski Ekonomik Güvenlik Bakanı Sanae Takaiçi, ülkenin ilk kadın başbakanı olma yolunda. Ekim ortasında yapılacak olağanüstü parlamento oturumunda Takaiçi'nin koalisyon hükümetinin başbakanı olarak atanması bekleniyor. 64 yaşındaki Takaiçi, partinin sağcı kanadında yer alıyor. Başbakanlık koltuğuna oturduğunda artan fiyatlardan öfkelenen ve göçmen politikalarından dolayı muhalefete yakınlaşan halkın güvenini yeniden kazanması gerekiyor. (Kyodo News/AP)
  • 2/30

    3 Ekim 2025 - Birleşik Krallık'ın (BK) Manchester kentindeki bir sinagoga dün düzenlenen saldırının ardından adli tıp görevlileri ibadethanenin önünde inceleme yapıyor. Yahudilerin en kutsal günü Yom Kippur'da, bir adamın Heaton Park İbrani Cemaati Sinagogu önündeki kalabalığın üzerine araba sürmesi ve ardından insanları bıçaklaması sonucu iki Yahudi erkek öldürüldü. Polis bugün yaptığı açıklamada, bir ölen ve bir yaralanan kişinin, katili hedef alan memurlar tarafından vurulmuş olabileceğini söyledi. Üzerinde patlayıcı bulunan bir yelek giydiği düşünülen şüpheli de olay yerinde polisler tarafından öldürüldü. Yetkililer olayı terör saldırısı olarak nitenlendirdiklerini açıklarken, BK Başbakanı Keir Starmer, ülkenin antisemitik nefreti yenmesi gerektiğini söyleyerek Yahudi halkını korumak için elinden gelen "her şeyi" yapacağına söz verdi. (Phil Noble/Reuters)
  • 3/30

    2 Ekim 2025 - Turuncu can yelekleri giymiş aktivistler, İsrail donanması askerlerinin Gazze kıyılarına yaklaşırken müdahale ettiği Sumud filosu teknesinde oturuyor. İsrail donanması, Gazze'deki ablukayı kırarak bölgeye yardım götürmeye çalışan ve yaklaşık 45 gemiden oluşan uluslararası Küresel Sumud Filosu'nun neredeyse bütün araçlarına müdahale etti. Küresel Sumud Filosu, yaklaşık 443 gönüllünün gözaltına alındığını, bazılarının karaya çıkarılmadan önce büyük bir kargo gemisine transfer edildiğini bildirdi. Gözaltına alınanlar arasında 24 Türkiye vatandaşı ve çevre aktivisti Greta Thunberg de var (Leo Correa/AP)
  • 4/30

    1 Ekim 2025 - ABD'nin başkenti Washington'da Ulusal Arşiv'in önüne "Kapalı" yazısı asıldı. ABD'de federal hükümet, Kongre'nin geçici bütçe tasarısını onaylayamaması nedeniyle kapandı. Ülkede salı gece yarısı itibarıyla 2025 mali yılı sona ererken, federal hükümete finansman sağlayacak bütçe üzerinde anlaşmaya varılamadı. ABD yasalarına göre Kongre, 1 Ekim'de başlayıp 30 Eylül'de sona eren mali yıl için bütçeyi onaylayamazsa, bu aranın geçici bütçelerle kapatılması gerekiyor. Bu geçici bütçenin de kabul edilememesi halinde federal hükümet, harcama yetkisini kaybederek temel hizmetler dışındaki tüm faaliyetlerine ara vermek durumunda kalıyor. (Julia Demaree Nikhinson/AP)
  • 5/30

    30 Eylül 2025 - Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) tarafından işletilen okulda, çatışmalar nedeniyle yerlerinden edilenler için kurulan derme çatma kampta bir çocuk. Hamas, Donald Trump'ın Gazze planını gözden geçirirken İsrail Başbakanı, ABD Başkanı'na destek vermesinin ardından ordunun bölgenin büyük bölümünde kalacağını söyledi. Plan, ateşkes, Hamas'ın 72 saat içinde rehineleri serbest bırakması, Hamas'ın silahsızlandırılması ve İsrail'in Gazze'den kademeli olarak çekilmesinin ardından savaş sonrası Trump'ın başkanlığında bir geçiş dönemi otoritesinin kurulmasını öngörüyor. (Omar Al-Qattaa/AFP)
  • 6/30

    29 Eylül 2025 - Bualoi tayfununun Nghe An eyaletinde karaya çıkmasının ardından hasar gören Cua Lo plajından bir görünüm. Bualoi Tayfunu Vietnam kıyılarını yerle bir ederek 8 kişinin ölümüne ve 17 kişinin kaybolmasına neden oldu. Şiddetli rüzgar ve yağmur evlere zarar verdi, elektrikleri kesti ve fırtına başkent Laos'a doğru ilerlerken gücünü kaybetmeden önce yolları sular altında bıraktı. Ulusal hava durumu ajansı, Bualoi'nin bugün erken saatlerde karaya çıkmadan önce ülkenin kuzey orta kıyı şeridi boyunca ilerlediğini ve 8 metrelik dalgalara neden olduğunu duyurdu. Hükümetin afet yönetim ajansı, dev dalgaların Quang Tri eyaleti açıklarında iki balıkçı teknesine çarpmasının ardından 17 balıkçının kaybolduğunu, bir başka balıkçı teknesinin ise fırtına sırasında irtibatını kaybettiğini açıkladı. (Thai An/AFP)
  • 7/30

    28 Eylül 2025 - Ducati Lenovo'nun İspanyol sürücüsü Marc Marquez, MotoGP Japonya Grand Prix'sinde şampiyonluğunu ilan etti. Yarışı takım arkadaşı Pecco Bagnaia'nın gerisinde ikinci sırada tamamlayan Marc Marquez'in şampiyonluğu alabilmesi için kardeşi Alex'in sadece 7 puan önünde damalı bayrağı görmesi veya en az ikinci olması gerekiyordu. Alex Marquez, 8. sıradan başladığı yarışta sıralamasını çok yükseltemedi. Damalı bayrağı 6. sıradan gördü. Ve böylece Marc Marquez, 7. kez MotoGP şampiyonu ve 9. kez dünya şampiyonu oldu. İspanyol pilot, en son 2019'da 6. unvanını almıştı. 6 senedir hayalini kurduğu şampiyonluğa 2184 gün sonra 126. podyumuna çıkarak kavuşan Marquez, bir zamanlar rakibi olduğu modern MotoGP döneminin efsanelerinden Valentino Rossi'nin 7 MotoGP şampiyonluğuna yetişti. (Kim Kyung-Hoon/Reuters)
  • 8/30

    27 Eylül 2025 - Birleşik Krallık'ın Liverpool kentinde düzenlenen İşçi Partisi Konferansı öncesinde St George’s Plateau önünde toplanan göstericiler, Gazze'deki insani duruma dikkat çekmek için yürüyüş gerçekleştirdi. Eylemciler, iktidardaki partinin lideri olan Başbakan Keir Starmer'ı "Ellerinde kan var" ifadesiyle eleştirdi ve Londra yönetiminin Filistin için daha fazla adım atması gerektiğini söyledi. “Gazze’ye ambargo son bulsun” ve “Silah satışına hayır” gibi sloganlarla hükümet politikaları protesto edildi. (Oli Scarff/AFP)
  • 9/30

    26 Eylül 2025 - Önde gelen çiftçi sendikalarından FNSEA'nın çağrısına uyan Fransız çiftçiler, cuma sabahı başkent Paris'e yaklaşık 20 kilometre mesafedeki Versay kent merkezinde toplandı. Eylemciler traktörleriyle tarihi Versay Sarayı'nın önüne kadar geldi ve haksız rekabete yol açacağı iddia edilen AB-MERCOSUR anlaşmasından vazgeçilmesini istedi. "Çiftçi isyanı Versay'da yeniden başlıyor" yazılı afiş açan çiftçiler, traktörleriyle kentte konvoy oluşturdu. Eylemciler, Güney Amerika ürünlerinin yerli mahsuller karşısında haksız rekabete yol açacağını savunuyor. (Geoffroy Van der Hasselt/AFP)
  • 10/30

    25 Eylül 2025 - Eski Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy "Libya davası"nda suç örgütü kurmaktan suçlu bulundu. Eski Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, yolsuzluk dahil dört farklı suçtan yargılandığı "Libya davası"nda suç örgütü kurmaktan mahkum edildi. Fransa'da 2007-2012 yıllarında cumhurbaşkanı olan Sarkozy'nin, "2007'de cumhurbaşkanı seçim kampanyasını yürütmek için o zamanki Libya lideri Muammer Kaddafi'den yasadışı maddi destek aldığı" ileri sürülüyor. Sarkozy'nin 2006 sonuyla 2007 başında seçim kampanyasında Libya yönetiminden 50 milyon euro aldığı iddia ediliyor. İddiaların ardından 2013'te olayla ilgili ön soruşturma açılmıştı. Sarkozy, 21 Mart 2018'de Paris'te gözaltına alınmış, ardından hakkında "seçim kampanyasına yasadışı finansman sağlamak, yolsuzluk yapmak ve Libya kamu fonlarını gizlemek" suçlamasıyla soruşturma başlatılmıştı. (Julien De Rosa/AFP)
  • 11/30

    24 Eylül 2025 - Güney Sudan muhalefet lideri ve eski cumhurbaşkanı yardımcısı Riek Machar, Juba'daki Özgürlük Salonu'nda görülen davasının üçüncü duruşmasında sanık sandalyesinde. Machar ve 7 kişi, vatana ihanetin yanı sıra insanlığa karşı suçlar, cinayet, komplo, terörizm, kamu malına ve askeri varlıklara zarar verme suçlamalarıyla da karşı karşıya. Başkent Juba'da özel bir mahkeme tarafından yürütülen duruşma ulusal televizyonda yayımlandı. Açılış konuşmasında, Machar'ın avukatı, yargı yetkisi olmayan "yetkisiz bir mahkeme" olarak nitelendirdiği bir mahkeme tarafından yargılanmasına karşı çıktı. Savunma, Machar'ın cezai olarak yargılanmasının, yaklaşık 400 bin kişinin ölümüne neden olan iç savaşı sona erdirmek için Machar ve Kiir arasında 2018'de imzalanan barış anlaşmasının ruhuna zarar vereceğini savundu. Bu anlaşma, Machar'ın birinci başkan yardımcısı olarak görev yaptığı geçiş hükümetinin temelini oluşturuyor. (Peter Louis Gume/AFP)
  • 12/30

    23 Eylül 2025 - İşçiler, Hong Kong'da meydana gelecek Süper Tayfun Ragasa'ya hazırlık olarak güvence altına alınan Çinli sanatçı Ren Zhe'nin "Bulutların Üzerinde" adlı heykelinin yanındaki alanı temizliyor. Yetkililer Süper Tayfun Ragasa'nın şehrin yakın tarihindeki en yıkıcı şiddette olacağı konusunda uyarıda bulunurken, finans merkezine çarpması beklenen tayfun nedeniyle okulları tatil edildi. Hong Kong Gözlemevi, tayfunun merkezinin şehrin 420 kilometre açığına kadar yaklaştığını, fırtına alarmı seviyesinin bugün itibarıyla 3'ten 8'e yükseltildiğini duyurdu. Tayfun nedeniyle, şehirden uzakta ve çevre adalarda bulunan vatandaşlara derhal dönüş yolculuklarına başlamaları tavsiye edilirken bu akşamdan itibaren 700'den fazla uçuşun iptal edileceği belirtildi.Pasifik Okyanusu'nda oluşan yılın ilk "süper tayfunu" Ragasa'nın ilerlediği güzergahta, Filipinler, Tayvan, Hong Kong, Makau ve Çin ana karasında fırtına ve acil durum uyarıları yapılmıştı. (Dale De La Rey/AFP)
  • 13/30

    22 Eylül 2025 - Birleşik Krallık'taki Filistin Misyonu Büyükelçisi Husam S. Zomlot, Londra'daki Filistin Misyonu'nda düzenlenen törende Filistin bayrağını göndere çekti. Kanada Başbakanı Carney, Avustralya Başbakanı Albanese, İngiltere Başbakanı Starmer ve Portekiz Dışişleri Bakanı Rangel, Filistin Devleti'ni resmen tanıdıklarını duyurdu. Starmer, X'te paylaştığı yaklaşık 6,5 dakikalık videoda, "Ortadoğu'da dehşet büyürken iki devletli çözüm ve barış umudunu canlı tutmak için çalışıyoruz" dedi. Barış ve iki devletli çözümün "güvenli ve barış içinde bir İsrail'le yaşayabilir bir Filistin'e" işaret ettiğini kaydeden Starmer, "Şu an ikisi de yok. İsrailli ve Filistinli sade vatandaşlar şiddet ve acıdan uzak, barış içinde yaşamayı hak ediyor. diye konuştu. (Frank Augstein/AP)
  • 14/30

    21 Eylül 2025 - Formula 1 Azerbaycan Grand Prix'sinde zaferin adı Max Verstappen. Red Bull'un Hollandalı yıldızı pole pozisyonunda başladığı yarışı kazanırken, Mercedes'in Britanyalı pilotu George Russell ikinci, Williams'tan Carlos Sainz ise üçüncü oldu. Pilotlar şampiyonası lideri Oscar Piastri ilk turda yaptığı kaza sonucu yarış dışı kalırken, en yakın rakibi ve McLaren'dan takım arkadaşı Lando Norris ise ancak 8. sırayı alabildi. McLaren'ın takımlar şampiyonu olmasına kesin gözüyle bakılan sezonda bu sonuçlarla şampiyonluk yarışı iyice kızıştı ve yarış severler son 4 yılın şampiyonu Max Verstappen'den bir geri dönüş bekliyor. Sezonun bitmesine 7 yarış kala son durum şöyle: 1. Oscar Piastri (McLaren) – 324 puan 2. Lando Norris (McLaren) – 299 puan 3. Max Verstappen (Red Bull) – 255 puan (Lisi Niesner/Reuters)
  • 15/30

    20 Eylül 2025 - Hollanda'nın Lahey kentinde düzenlenen göçmen karşıtı "Hollanda İçin Ayağa Kalk" protestosunda bir polis arabası ateşe verildi. Ülkedeki genel seçimlere yaklaşık bir ay kala düzenlenen protesto, internette "Els Rechts" diye bilinen sağcı bir aktivistin çağrısıyla düzenlendi. Hükümetten daha sert göç politikaları talep eden aktivist daha sonra sosyal medyada yaptığı açıklamada, gösterinin barışçıl geçeceğini düşünerek bu çağrıyı yaptığını söyledi. Yetkililer, kalabalığı dağıtmak için polisin biber gazı ve tazyikli su kullandığını açıkladı. (Josh Walet/ANP/AFP)
  • 16/30

    19 Eylül 2025 - Barbie Reynolds, Doha'daki havalimanına indikten sonra kızı Sarah Entwistle'a sarılıyor. Britanyalı çift Barbie ve Peter Reynolds, Afganistan'da yaklaşık 8 aydır gözaltında tutulduktan sonra Katar'ın arabuluculuğuyla bugün serbest bırakıldı. 76 yaşındaki Barbie ve 80 yaşındaki eşi, yaklaşık 20 yıldır Afganistan'da yaşıyordu. Taliban, 1 Şubat'ta gözaltına alınan ikilinin Afganistan yasalarını ihlal ettiğini ve adli işlemlerin ardından serbest bırakıldığını söylese de gözaltı nedenlerini hiçbir zaman açıklamadı. (Karim Jaafar/AFP)
  • 17/30

    18 Eylül 2025 - Fransa'nın güneydoğusundaki Marsilya'da, sendikaların Fransa'nın ulusal bütçesi nedeniyle düzenlediği ülke çapındaki grev ve protestolar sırasında bir protestocu meşale yakıyor. Fransa, ülke çapında bir protesto gününe hazırlanıyor. Yetkililere yakın bir kaynak, yaklaşık 800 bin kişinin sokaklara çıkmasının beklendiğini söylüyor. Nadir görülen bir birlik gösterisiyle sendikalar, Fransız halkını, yetkililerin Fransa'nın artan borcunu azaltmak için tasarladığı "korkunç gösteri" niteliğindeki bütçe taslağını protesto etmek için greve çağırdı. (Miguel Medina/AFP)
  • 18/30

    17 Eylül 2025 - ABD Başkanı Donald Trump'ın Britanya'ya yaptığı resmi ziyaret sırasında İngiliz "Lead by Donkeys" (Eşekler Tarafından Yönetilen) grubundan aktivistlerin düzenlediği eylemde, kötü şöhretli cinsel suçlu Jeffrey Epstein'le Trump'ın bulunduğu bir fotoğraf Windsor Kalesi'nin bir kulesine yansıtıldı. İngiliz "Lead by Donkeys" grubundan aktivistler, genellikle esprili kampanyalarla politikacıları hesap vermeye çağırıyor. (Lena Voelk/AFP)
  • 19/30

    16 Eylül 2025 - Bratislava'da Başbakan Fico'ya karşı düzenlenen mitingde, hükümetin önerdiği maliyet azaltma önlemlerine karşı protesto gösterisi yapan katılımcılardan biri, üzerinde "Fico Hapse" yazan bir Guy Fawkes maskesi takıyor. 2023'te iktidara dönüşünden bu yana Fico, hakları kısıtlaması ve Rusya Devlet Başkanı Putin'le yakın ilişkiler kurma çabası nedeniyle bir dizi protestoyla karşı karşıya kalıyor. Binlerce Slovak, Bratislava'daki hükümetin ana binası önünde toplanarak "Yeter artık Fico! Fico hapse!" ve "Yeter artık. Bıktık!" sloganları attı. Organizatörler, muhalefetin çağrısıyla düzenlenen protestoya 18 bin kişinin katıldığını tahmin ediyor (Joe Klamar/AFP)
  • 20/30

    15 Eylül 2025 - Gazze Şeridi'ndeki Rimal mahallesinde Filistinliler, İsrail bombardımanında yıkılan Meçhul Asker Kulesi'nin enkazını karıştırıyor. İsrail güçleri Gazze Şeridi’ndeki yüksek katlı konutlara ve sığınaklara yönelik saldırılarını yoğunlaştırarak, yerinden edilme krizini daha da şiddetlendirirken şehir sakinlerini Gazze Şeridi’nin güneyine kaçmaya zorluyor. Bu, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun İsrail'e gelişiyle eş zamanlı gerçekleşti. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Rubio’nun ziyaretini ‘İsrail-ABD ittifakının gücünün teyidi" diye niteledi (Omar Al-Qattaa AFP)
  • 21/30

    14 Eylül 2025 - Nepal'in geçici hükümetinin yeni seçilen başbakanı Sushila Karki (ortada) yetkililerle birlikte, Katmandu'da düzenlenen son protestolarda hayatını kaybedenleri anmak için bir dakikalık saygı duruşunda bulunuyor. Nepal'in yeni lideri, "Z Kuşağı" gençlik gösterilerinin selefini devirmesinin ardından geçici başbakan olarak göreve başlarken, protestocuların "yolsuzluğa son verme" taleplerini yerine getireceğine söz verdi. Nepal'de gençlik hareketi Discord üzerinden kurdukları dijital kongre aracılığıyla geçici başbakan seçimini organize etmişti. (Prabin Ranabhat / AFP)
  • 22/30

    13 Eylül 2025 - Tokyo'da düzenlenen Dünya Atletizm Şampiyonası'nda ABD'li Alexis Holmes, 4x400m Karışık Bayrak yarışının finalinde bitiş çizgisini geçerek şampiyon oldu. Japonya'nın başkentinde düzenlenen 20. Dünya Atletizm Şampiyonası bugün başladı. Dünyanın en iyi atletlerinin bir araya geldiği şampiyonada yaklaşık 200 ülkeden en az 2 bin sporcu yarışıyor. Japonya Ulusal Stadı'nda gerçekleşen organizasyona Türkiye de 20 sporcuyla katılıyor. Şampiyona 21 Eylül'de sona erecek. (Jewel Samad/AFP)
  • 23/30

    12 Eylül 2025 - ABD'nin Illinois eyaletindeki Broadview'de bir ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) tesisinin önünde düzenlenen protestoda göstericiler, görevlilerle karşı karşıya geldi. ABD Başkanı Donald Trump, Illinois'un Şikago kentinde federal kolluk kuvvetlerinin varlığının artırılacağını birkaç hafta önce söylemişti. Yönetim pazartesi günü Illinois'da, yasal statüsü olmayan göçmenler arasındaki suçluları hedef alan bir sınır dışı etme operasyonu başlattığını duyurmuştu. Operason nedeniyle kentteki aktivisitler günlerdir gösteriler düzenlerken, protestoların gelecek günlerde de devam etmesi bekleniyor. (Octavio Jones/Reuters)
  • 24/30

    11 Eylül 2025 - Etiyopyalı Ortodoks bir rahip, Addis Ababa'daki Entoto St. Raguel Kilisesi'nde düzenlenen yeni yıl kutlamaları sırasında, dini şarkılar ve dualar söyleyen fedailer eşliğinde buhurdanlık sallıyor. Etiyopya, Amharca'da Enkutatash diye bilinen Yeni Yıl'ı 11 Eylül'de, yağmur mevsiminin sona ermesini ve Gregoryen takviminden yaklaşık 7 ila 8 yıl geriden gelen 2018 Etiyopya takvim yılının başlamasını kutluyor. Güneş esaslı olan Etiyopya takvimi, dini bir takvim olmasının yanı sıra Etiyopya Devleti tarafından tüm resmi işlerde kullanılıyor. Farklı bir saat sistemi de kullanan Etiyopya’da gün saat 00.00’da değil, 06.00’da başlıyor. Bir gün 12 saatlik iki farklı bölümden oluşurken ilk saat dilimi saat 06.00’da, ikinci dilim ise saat 18.00’de başlıyor.(Luis Tato/AFP)
  • 25/30

    10 Eylül 2025 - François Bayrou hükümetinin düşmesinin ardından Fransa'yı felce uğratmaya çalışan 'Her Şeyi Durdur' protestoları sırasında Fransız polisi yaklaşık 200 kişiyi gözaltına aldı. Binlerce göstericinin ateş yakması, barikatlar kurması ve Avrupa'nın en işlek şehir içi otoyolu olan Paris çevre yolunu kapatmaya çalışması üzerine yetkililer 80 bin polis ve jandarmayı görevlendirdi. Öğle saatlerinden itibaren birçok kentte kitlesel yürüyüşler yapılmaya başlandı. Marsilya'daki yürüyüşte "Macron istifa" sloganları dikkat çekti. (Philippe Magoni/AP)
  • 26/30

    9 Eylül 2025 - Nepal'de sosyal medyaya erişim yasağına karşı gösteriler, 19 kişinin yaşamını yitirmesi ve 400'ün üstünde kişinin yaralanmasının ardından sürüyor. Başbakanlık Ofisinden yapılan açıklamada, şiddetli protestolar ve hükümete gelen tepkilerin ardından Başbakan Oli'nin istifa ettiği duyuruldu. Öte yandan göstericiler, iktidardaki Nepal Kongre Partisinin Sanepa bölgesindeki merkez ofisini ateşe verdi. Sabahın erken saatlerinde Başbakan Oli'nin konutuna girmeye çalışan göstericiler, polis müdahalesiyle karşılaştı. Öfkeli kalabalık, ardından Oli'nin iki konutunu da ateşe verdi. Federal parlamento binası ve yüksek mahkeme binası da ateşe verildi. (Prabin Ranabhat/AFP)
  • 27/30

    8 Eylül 2025 - Nepal'in başkenti Katmandu'da protestocular, parlamento binasının önünde slogan atıyor. Yetkililer ve yerel medyaya göre, Nepal'de hükümetin sosyal medya yasağı ve yolsuzluk iddialarına karşı düzenlenen şiddetli protestolar sırasında en az 19 kişi öldü, onlarca kişi yaralandı. Polis, genç protestoculara gerçek mermiler ateşledi ve göz yaşartıcı gaz ve plastik mermi kullandı. Yerel bir yetkili, bazı protestocuların Katmandu'daki parlamento kompleksine bir barikatı aşarak zorla girdiğini söyledi. Aralarında okul ve üniversite üniformalı öğrencilerin de bulunduğu binlerce genç, "Sosyal medyayı değil, yolsuzluğu kapatın", "Sosyal medyanın yasağını kaldırın" ve "Gençler yolsuzluğa karşı" yazılı dövizlerle protestoya katılarak yürüdü. (Niranjan Shrestha/AP)
  • 28/30

    7 Eylül 2025 - İspanyol tenisçi Carlos Alcaraz, ABD Açık'ta finalde İtalyan Jannik Sinner'ı mağlup ederek kariyerindeki 6. Grand Slam kupasını kazandı. Bu yıl Avustrayla Açık'ı kazanan, Roland Garros'da final kaybeden, Wimbledon'da ilk şampiyonluğunu yaşayan dünya 1 numarası 24 yaşındaki İtalyan raket Sinner, ABD Açık'ta geçen yılın şampiyonuydu. Bu yıl finalde Sinner'i 2-0 geriden gelip yenerek Roland Garros zaferi yaşayan 22 yaşındaki dünya 2 numarası Alcaraz, Wimbledon finalinde ise ezeli rakibine 3-1 yenilmişti. İki tenisçi bu yıl Fransa Açık ve Wimbledon'ın ardından üçüncü kez finalde kozlarını paylaştı. Alcaraz, 2015'ten bu yana turnuvada set vermeden finale çıkan ilk sporcu oldu. İspanyol raket, 22 yaş 111 günle Rafael Nadal ve Bjorn Borg'ün ardından 7 grand slam finaline ulaşan en genç sporcu unvanını elde etti. Alcaraz bu zaferle dünya 1 numarası oldu (Kena Betancur/AFP)
  • 29/30

    6 Eylül 2025 - Ünlü moda tasarımcısı Giorgio Armani'nin tabutu, İtalya'nın Milano kentindeki Armani Tiyatrosu'nda üzerinde çiçeklerle duruyor. 4 Eylül Perşembe günü 91 yaşında hayatını kaybeden Armani'ye saygılarını sunmak isteyen yüzlerce kişi, Armani Tiyatrosu'nda bugün sessiz bir kuyruk oluşturdu. Bugünün en ünlü tasarımcılarından Armani, 1975'te Milano'da moda evini açarak kısa sürede sektörün zirvesine yükseldi ve Hollywood ünlülerinin kıyafetlerini tasarladı. Tabutu yarın da halkın ziyaretine açık olacak tasarımcı, pazartesi günü özel bir cenaze töreninin ardından defnedilecek. (Gonzalo Fuentes/Reuters)
  • 30/30

    5 Eylül 2025 - Afganistan'daki şiddetli depremin ardından Kunar vilayetine bağlı Nurgal ilçesinde halk, derme çatma çadırlara sığınıyor. Dün Afganistan'ın güneydoğusunu vuran 6,2 büyüklüğündeki depremle birlikte aynı bölge, pazar gününden bu yana üçüncü depreme sahne oldu. Şiddetli sarsıntılar nedeniyle en az 2 bin 200 kişinin hayatını kaybettiği ve 3 bin 640 kişinin de yaralandığı bildiriliyor. Depremin vurduğu Kunar vilayetinde yaşayanlar "her şeyin yerle bir olduğunu" söylüyor. Yetkililer, en az 6 bin 700 evin yıkıldığını aktarırken, Birleşmiş Milletler, enkaz altında kalan insanlarla birlikte ölü sayısının artabileceği uyarısında bulunuyor. (Sayed Hassib/Reuters)

Gürcistan'da 26 Ekim'de yapılan parlamento seçimlerini Gürcü Rüyası kazanmıştı. Muhalifler ve AB yanlısı eylemciler oylamalarda hile yapıldığını savunarak sokaklara dökülmüştü. 

Avrupa Parlamentosu'ndan ve dönemin Gürcistan Cumhurbaşkanı Salome Zurabişvili'den yeniden seçim çağrısı gelmişti.

Başbakan Kobakhidze ise AB'ye katılım müzakerelerinin askıya alındığını 28 Kasım'da duyurmuştu.

Bunun üzerine geçen yıl hükümete karşı başlatılan eylemler ülkeyi sallamayı sürdürüyor. 

Gürcü Rüyası Partisi, Batı'ya sırt dönüp Rusya'yı andıran otoriter politikalar izlemekle suçlanıyor. 

Ancak Güney Kafkasya ülkesinde iktidarı elinde tutan parti de bu iddiaları reddederek "yabancıların parasıyla" desteklenen bazı grupların Gürcistan'ın anayasa düzenine saldırdığını öne sürüyor.

Gürcü Rüyası Partisi, Batı'nın kendilerini Rusya'yla çatışmaya zorlayarak Ukrayna savaşına katmaya çalıştığını iddia ediyor. 


Independent Türkçe, BBC, RT, AFP, Reuters, AA

Derleyen: Eren Umurbilir

Başbakan Kobakhidze​​​​​​​, Batı destekli ajanların anayasal düzeni ortadan kaldırma girişimine kalkıştığını öne sürdü
Pazar, Ekim 5, 2025 - 13:00
Main image: 

<p>Eylemde Ukrayna bayraklarına da rastlandı (AP)</p>

related nodes: 
Gürcistan'daki protestocuları döven maskeli kişiler kim?
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Komşu karıştı: Göstericiler Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın kapısına dayandı
copyright Independentturkish: 

Yeni yargı paketi ile trafikte yol kesme ve silahla ateş etmeye hapis cezası geliyor

AK Parti’nin hazırladığı 11. Yargı Paketi’nde meskun mahalde silahla ateş edenlere ve trafikte yol kesenlere hapis cezası öngörülüyor. Teklifin önümüzdeki günlerde TBMM’ye sunulması planlanıyor.

AK Parti’li TBMM Adalet Komisyonu üyeleri ve hukukçu milletvekilleri, Grup Başkanı Abdullah Güler başkanlığında “11. Yargı Paketi” olarak bilinen kanun teklifi üzerindeki çalışmalarını tamamladı. Teklif, Türk Ceza Kanunu (TCK) başta olmak üzere bazı yasalarda değişiklikler öngörüyor.

Silahla ateş edenlere ceza artışı

Meskun mahalde silahla ateş edenler için verilen cezalar artırılacak. Mevcut yasada 6 ay olan alt sınır 1 yıla, 3 yıl olan üst sınır ise 5 yıla çıkarılacak. Böylece bu suçtan yargılanacak kişiler 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası alabilecek. Ayrıca, ses ve gaz fişeği atabilen “kurusıkı” silahlarla ateş edenler de 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezasına çarptırılacak.

Düğün ve asker uğurlamalarında silahla ateşe caydırıcı düzenleme

Yeni düzenleme, düğün, nişan ve asker uğurlaması gibi toplumsal etkinliklerde silahla ateş etme olaylarını da kapsıyor. Bu tür etkinliklerde silah kullananlara verilecek cezalar yarı oranında artırılacak. Amaç, sık yaşanan ölüm ve yaralanmaların önüne geçmek ve caydırıcılığı artırmak.

Trafikte yol kesme eylemi ayrı suç olacak

11. Yargı Paketi ile trafikte yol kesme eylemi de müstakil bir suç olarak düzenlenecek. Hukuka aykırı biçimde bir aracı durduran veya hareket etmesini engelleyenler 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası alacak. Araçları bulundukları yerden başka bir yere götüren kişiler için ise 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası öngörülüyor.

Independent Türkçe

AK Parti’nin hazırladığı 11. Yargı Paketi’nde meskun mahalde silahla ateş edenlere ve trafikte yol kesenlere hapis cezası öngörülüyor. Teklifin önümüzdeki günlerde TBMM’ye sunulması planlanıyor
Pazar, Ekim 5, 2025 - 12:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Yeni yargı paketi ile trafikte yol kesme ve silahla ateş etmeye hapis cezası geliyor
copyright Independentturkish: 

Tom Holland, Netflix dizisinin ödüllü yıldızıyla aynı filmde

Ozark'ın yıldızı Jason Bateman, John Grisham'ın çok satan romanı Ortak'ın (The Partner) sinema uyarlamasını yönetecek. Filmin başrolü için Tom Holland'la görüşmeler sürüyor.

Deadline'ın haberine göre Holland, başrolde yer alacağı projeye yapımcı olarak da katkı sağlayacak. Bateman da kendi şirketi Aggregate Films aracılığıyla filmin yürütücü yapımcılığını üstlenecek.

Senaryoyu Oscarlı isim yazıyor

Holland, The Partner projesine ilk olarak Ocak 2025'te dahil olmuştu. Senaryoyu, Enigma'yla (The Imitation Game) Oscar kazanan Graham Moore kaleme alıyor. Henüz diğer oyuncular açıklanmadı ve çekim takvimiyle ilgili net bir tarih verilmedi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

1997 tarihli romandan uyarlanan film, genç avukat Patrick Lanigan'ın hikayesini anlatıyor. Lüks ama kirli işlere bulaşmış bir hukuk bürosunda çalışan Lanigan, yeni bir hayata başlamak için 90 milyon dolar çalıp kendine ölmüş süsü vererek Brezilya'ya kaçıyor. Ancak paranın sahibi, onun öldüğüne inanmayıp izini sürmeye başlıyor ve Lanigan'ın planları altüst oluyor.

Bu proje, Bateman'ın üçüncü uzun metraj yönetmenlik deneyimi olacak. Daha önce 2013'te Kötü Sözler (Bad Words) ve 2015'te The Family Fang'i yönetmişti. Son 10 yılda televizyona yönelen Bateman, Netflix dizisi Ozark'taki yönetmenliğiyle Emmy kazanmıştı. Ayrıca en son dizisi Black Rabbit'in iki bölümünü de yönetti.

Holland'ın takvimi yoğun

Holland şu sıralar 31 Temmuz 2026'da vizyona girecek Spider-Man: Brand New Day filmi için kamera karşısında. Oyuncu ayrıca Christopher Nolan'ın 17 Temmuz 2026'da gösterime girecek filmi The Odyssey'de de rol alıyor. 

The Partner, John Grisham'ın beyazperdeye uyarlanan en yeni eseri olacak. Daha önce Şirket (The Firm), Pelikan Dosyası (The Pelican Brief) ve Öldürme Zamanı (A Time to Kill) gibi 10'dan fazla Grisham romanı sinemaya aktarılmıştı.


Independent Türkçe, Variety, Deadline, ScreenRant

Derleyen: Nazlı Erdol

John Grisham'ın çok satan romanı beyazperdeye uyarlanıyor
Pazar, Ekim 5, 2025 - 12:45
Main image: 

<p>29 yaşındaki Tom Holland'ın başrolde yer aldığı 4. Örümcek Adam filmi Spider-Man: Brand New Day, 31 Temmuz 2026'da vizyona girecek (AP)</p>

related nodes: 
Tom Holland, çok satan yazarın romanından uyarlanacak filmde oynayacak
Zendaya, sevgilisi Tom Holland'la çalışmanın nasıl olduğunu anlattı
Örümcek-Adam setinde kaza: Filmin akıbeti ne olacak?
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Tom Holland, Netflix dizisinin ödüllü yıldızıyla aynı filmde
copyright Independentturkish: 

8 ülkenin bakanlarından ortak bildiri: İki devletli çözüm ve Gazze’nin yeniden inşası için adım

Türkiye, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Endonezya, Pakistan, Suudi Arabistan, Katar ve Mısır Dışişleri Bakanları, bugün, Hamas’ın ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine ilişkin müzakerelerin başlatılması önerisini memnuniyetle karşıladı.

Sekiz ülkenin dışişleri bakanları, ortak açıklamada, Trump’ın İsrail’e yönelik bombardımanları derhal durdurma ve rehinelerle ilgili takas anlaşmasını uygulama çağrısını desteklediklerini bildirdi. Açıklamada, bu gelişmelerin kapsamlı ve sürdürülebilir bir ateşkese ulaşmak ve Gazze Şeridi’nde halkın karşı karşıya olduğu ağır insani koşulları ele almak için gerçek bir fırsat oluşturduğu vurgulandı.

Bakanlar, Hamas’ın Gazze’nin yönetimini bağımsız teknokratlardan oluşan geçici bir Filistin İdari Komitesi’ne devretmeye hazır olduğunu açıklamasını memnuniyetle karşıladıklarını ifade etti. Önerinin uygulanmasına yönelik mekanizmalar üzerinde mutabakata varmak ve planın tüm unsurlarını ele almak için müzakerelerin derhal başlatılmasının önemine işaret ettiler.

Ortak açıklamada ayrıca, Gazze’deki savaşın derhal sona erdirilmesi, insani yardımların kesintisiz ulaştırılması, Filistinlilerin yerlerinden edilmemesi, sivillerin güvenliğinin sağlanması, rehinelerin serbest bırakılması ve Filistin Yönetimi’nin Gazze’ye dönmesi çağrısı yapıldı. Bakanlar, Gazze ile Batı Şeria’nın birleştirilmesini güvence altına alacak kapsamlı bir anlaşmaya varılması, tarafların güvenliğini garanti altına alacak bir mekanizmanın kurulması, İsrail’in çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasına yönelik ortak kararlılıklarını da yineledi.

Sekiz ülke, iki devletli çözüm temelinde adil bir barış yolunun tesis edilmesi için çalışmalarını sürdüreceklerini vurguladı.

Independent Türkçe

Sekiz ülkenin dışişleri bakanları, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesi, rehinelerin serbest bırakılması ve iki devletli çözüm için ortak adım atılacağını duyurdu
Pazar, Ekim 5, 2025 - 12:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
8 ülkenin bakanlarından ortak bildiri: İki devletli çözüm ve Gazze’nin yeniden inşası için adım
copyright Independentturkish: 

Kırmızı bültenle ve ulusal seviyede aranan 8 suçlu Türkiye'ye getirildi

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, NSosyal'deki hesabından yaptığı açıklamada, kırmızı bültenle uluslararası seviyede aranan O.A, S.Ö, Y.İ, A.A, H.D, T.T. ve ulusal seviyede aranan S.B. ile H.E'nin yakalanıp Türkiye'ye iadelerinin sağlandığını belirtti.

Bakan Yerlikaya, şunları kaydetti:

"Emniyet Genel Müdürlüğü Interpol-Europol Daire Başkanlığı, İstihbarat ve Narkotik Suçlarla Mücadele başkanlıkları ile Asayiş Daire Başkanlığınca yapılan koordineli çalışmalar sonucu 'yaralama, görevi yaptırmamak için direnme, hakaret ve hırsızlık' suçlarından kırmızı bültenle uluslararası seviyede aranan O.A. isimli şahıs Gürcistan'da, 'kasten yaralama, nitelikli yağma ve banka veya kredi kartının kötüye kullanılması ve silahla tehdit' suçlarından kırmızı bültenle uluslararası seviyede aranan S.Ö. isimli şahıs Gürcistan'da, 'uyuşturucu ve uyarıcı madde ithal etme' suçundan kırmızı bültenle uluslararası seviyede aranan Y.İ. isimli şahıs İran'da, 'kasten yaralama' suçundan kırmızı bültenle uluslararası seviyede aranan A.A. isimli şahıs Hırvatistan'da, 'çocuğun nitelikli cinsel istismarı' suçundan kırmızı bültenle uluslararası seviyede aranan H.D. isimli şahıs Almanya'da, 'cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve yaralama' suçlarından kırmızı bültenle uluslararası seviyede aranan T.T. isimli şahıs Arnavutluk'ta, 'kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek, bulundurmak ve kullanmak, ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma veya taşıma veya bulundurma' suçlarından ulusal seviyede aranan S.B. isimli şahıs Gürcistan'da, 'uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama' suçundan ulusal seviyede aranan H.E. isimli şahıs Gürcistan'da yakalandı ve ülkemize iadeleri sağlandı."

AA

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, kırmızı bültenle aranan 6 suçlu ile ulusal seviyede aranan 2 suçlunun Türkiye'ye getirildiğini duyurdu
Pazar, Ekim 5, 2025 - 11:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Kırmızı bültenle ve ulusal seviyede aranan 8 suçlu Türkiye'ye getirildi
copyright Independentturkish: 

2,5 milyar dakika izlenen 100 puanlı polisiyeye onay

Amazon Prime Video, polisiye dizi Ballard'a ikinci sezon onayı verdi. Deadline'ın özel haberine göre karar, Bosch'un yan dizisinin ekibine cuma günü bildirildi.

Diziyi üreten Amazon MGM Stüdyoları konuya dair yorum yapmayı reddetti.

Üç ayda onayı kaptı

Resmi açıklama yapılmamış olsa da onay, 10 bölümlük ilk sezonun 9 Temmuz'daki prömiyerinden yaklaşık üç ay sonra geldi. 

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Bu gelişme aslında sürpriz sayılmazdı. Eleştiri derleme sitesi Rotten Tomatoes'da yüzde 100'lük beğeni oranı yakalayan Ballard, temmuz boyunca yalnızca ABD'de 2,5 milyar dakika izlenmişti. 

Reyting ölçüm şirketi Nielsen'ın listesinde haftalarca ilk 10'da kalan yapım, 21 Temmuz haftasında 619 milyon dakika izlenmeyle 4. sıraya kadar yükselmişti.

Ağustosta Kaliforniya Film Komisyonu'ndan 14,84 milyon dolarlık vergi kredisi alan Los Angeles merkezli yapımın devamı zaten büyük ölçüde kesinleşmişti.

Prime Video'daki yeni sezon kararlarına dair kulisler geçen ay yoğunlaşmıştı. Ancak Amazon MGM Stüdyoları'nın küresel televizyon bölümünde Vernon Sanders'ın yerine Peter Friedlander'ın başa gelmesi, bu kararların gecikmesine neden olmuştu.

Teşkilattaki tehlikeli komployu ortaya çıkarıyor

Michael Connelly'nin çok satan romanlarından ilham alan Ballard, Dedektif Renée Ballard'ın Los Angeles Polis Teşkilatı'ndaki (LAPD) yeni ve bütçesi kısıtlı çözülmemiş vakalar birimine liderlik etmesini konu alıyor. Ballard, onlarca yıla yayılan cinayetleri çözerken LAPD içinde tehlikeli bir komployu da açığa çıkarıyor. Gönüllü ekibinin ve emekli dedektif Harry Bosch'un desteğiyle, kişisel travmaları, mesleki engelleri ve hayatını tehdit eden tehlikeleri aşarak gerçeğin peşine düşüyor.

Başrolde Maggie Q'ya Courtney Taylor, Michael Mosley ve Rebecca Field gibi isimler eşlik ediyor.


Independent Türkçe, Deadline, TV Line

Derleyen: Nazlı Erdol

İzlenme listelerinde haftalarca ilk 10'da kaldı
Pazar, Ekim 5, 2025 - 10:45
Main image: 

<p>46 yaşındaki Amerikalı aktris Maggie Q, Görevimiz Tehlike 3 (Mission: Impossible III) ve Uyumsuz'daki (Divergent) rolleriyle de tanınıyor (Amazon Prime Video)</p>

related nodes: 
Amazon'un 100 tam puanlı yeni dizisi listeleri altüst etti
Label: 
Type: 
SEO Title: 
2,5 milyar dakika izlenen 100 puanlı polisiyeye onay
copyright Independentturkish: 

Sevilen animasyon 5. sezonun ardından iptal edildi

Fox'un sevilen animasyon dizisi The Great North, 5. sezonunun ardından ekrana veda etti. Variety'nin haberine göre iptal kararı resmileşti.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Ocak 2021'de yayına başlayan dizi, Eylül 2025'te 5. ve son sezonunu tamamlamıştı. Yapım, 16 sezondur devam eden Bob's Burgers'ın yürütücü yapımcıları Wendy Molyneux ve Lizzie Molyneux-Logelin'le yazar Minty Lewis tarafından hayata geçirildi. Molyneux kardeşler yürütücü yapımcı ve dizi sorumlusu görevini üstlenirken, Bob's Burgers'ın yaratıcısı Loren Bouchard da yürütücü yapımcı kadrosundaydı. 

Fox Television Network Başkanı Michael Thorn yaptığı açıklamada, "The Great North için yaptıkları her şey için Wendy, Lizzie, Loren, olağanüstü oyuncular ve ekibe çok minnettarız" diyerek ekledi:

Veda etmek zor olsa da dizinin 5 sezon boyunca Animation Domination kuşağına kattığı kahkahalar için şükran duyuyoruz.

Animation Domination, Fox'un pazar akşamları yayımlanan popüler animasyon kuşağı.

Komedi dizisinin seslendirme kadrosunda Nick Offerman, Jenny Slate, Will Forte ve Alanis Morissette gibi isimler yer alıyordu.

Resmi özetine göre The Great North, Alaska'da yaşayan Tobin ailesinin maceralarını konu alıyor. Dizi, çocuklarını tek başına büyüten baba Beef'in onları bir arada tutma çabasına odaklanıyor.

Öte yandan Fox, nisanda Simpsonlar (The Simpsons), Family Guy ve Bob's Burgers'ı 4'er sezon daha uzattığını açıklamıştı. 

The Great North, Türkiye'de Disney+ üzerinden izlenebiliyor.


Independent Türkçe, Variety, Deadline

Derleyen: Nazlı Erdol

2021'de başlayan komedinin seslendirme kadrosunda yıldız isimler var
Pazar, Ekim 5, 2025 - 10:15
Main image: 

<p>The Great North'ta Nick Offerman’ın seslendirdiği balıkçı Beef Tobin, 4 çocuğunu tek başına büyütürken eski eşi Kathleen'in gidişiyle başa çıkmaya çalışıyor (Fox)</p>

related nodes: 
İzleyiciler Netflix'in yeni animasyonunu beğenmedi
Övgüler de yetmedi: Emmy adayı komedi tek sezonda iptal edildi
Hollywood yıldızlarını buluşturan casus dizisine onay
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Sevilen animasyon 5. sezonun ardından iptal edildi
copyright Independentturkish: 

Bir savaş prensibi olarak inisiyatif

Ve sonunda ABD Başkanı Donald Trump Savunma Bakanlığı'nın adını Savaş Bakanlığı olarak çeviren kararnameyi imzaladı ve Pete Hegseth'in ofisinin kapısına bu isimli levha asıldı.

26 Ağustos'ta yayımlanan "Savaş Bakanlığı" isimli makalemde bunun ne anlama geldiğini açıklamıştım. Buradaki hususları tekrar etmeyeceğim.

Burada sizlere, Polemoloji, Savaş Bilimi'nin kitabını yazan biri olarak bir harp prensibinden söz edeceğim.

Bu prensip “inisiyatif” olacak.
 

Polemoloji
Polemoloji

 

İnisiyatifin en basit anlamı girişimdir. Savaş prensibi olarak ifade edildiğinde bu ipleri elden bırakmamak gibi çok bilinen bir anlama gelir.

Eğer savaş başlatmak gerekirse, siz başlatırsınız.

Eğer saldırmak gerekiyorsa, siz saldırırsınız.

Ama en sonuna kadar, ipleri elden bırakmamak adına planlı ve ani, fırsatçı ve hedefini bulan hamleler yaparsınız.

Düşmana sürekli baskı kurarsınız. 

En önce kılıcı veya tabancayı siz çeker, ateşlersiniz.

Sonra da inisiyatifi elden bırakmazsınız.

İnisiyatifi elde tutmak demek, seyrin nasıl olacağının belirleyicisi olmak anlamına gelir.

Savaş, savaşın temposu, savaşın hedeflerinin önceliği, hatta barışa gidilecek ise nasıl bir barış olması istendiği hakkında süreç yönetimi inisiyatifin hamleleri ile belirlenir.

İnisiyatif, aslında savunmanın, bunun gereği olarak yapılacakların temel prensibidir.

Önce benim dediğim dedik, manasına gelir.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Savunma başka bir mesaj verir; kapsayıcıdır, barışı, ama benim istediğim barışı, demokrasiyi, insan haklarını ve evrensel değerleri açıklar.

Savunma diyerek bir ülkenin bakanlığı veya genelkurmayı ipleri asla elden bırakmaz. 

Asker veya stratejist, inisiyatifi asla karşı tarafa vermek istemez.

İnisiyatif karşı tarafta ise daha çok uğraşırsınız.

Bu daha fazla maliyettir, hatta süreyi bile yönetemezsiniz.

Zaman sizin istediğiniz gibi akmaz, rakibin istediği gibi aka,r ki bu kabul edilemez.

Benzer şekilde, asker veya stratejist, inisiyatifi karşı tarafa kaptırdı ise savaşın cephesini, coğrafyasını, muharebe alanlarını da kaptırır.

Bu neredeyse yenilgiye mahkûm olmak demektir.

Demek ki inisiyatif, sadece girişimde bulunmak değil, bir asker için savaşı kazanmanın hemen hemen değişmez temel prensibini elde tutmak demektir.

Ne oldu bu ABD'ye veya Cumhuriyetçi Trump'a ve dikkate almakta güçlük çektiğim Savunma Bakanı'na da bakanlığın adını değiştirdi? 
 

Savaş Bakanlığı
Savaş Bakanlığı

 

Dünya savaşlarında rol almış Amerikalılar savaş prensiplerini kendi kurmay akademilerinde okutan iyi bir askeri kültüre sahipler.

West Point bu tür askeri-akademik alanlarda dünyada söz sahibi olan yerlerden birisi.

Peki ne oluyor da inisiyatif gibi bir prensip ve savunma gibi evrensel değerleri üzerinde taşıyan kavram varken, böyle mesaj içerikli, popülist bir kavrama sarılıyorlar?

Politika böyle bir şey!..

Bir örnek vereyim, Türkçeye, Stratejik Savunma Girişimi olarak çevirdiğimiz Strategic Defense Initiative (SDI) projesini duymuşsunuzdur.

(ABD Başkanı Ronald Reagan zamanında ileri sürülmüş idi.)

Burada hem savunma hem inisiyatif yan yana ve hatta strateji içinde yerleştirilmiş güçlü bir ifade görülmektedir.

Doğru ve etkili bir kullanımdır. Rakibe şu mesajı veriyor:

Elimde stratejik seviyede projem var, uzayda bile karşındayım, nükleer silahlarını yok edeceğim, amacım savunma ancak inisiyatif bende olacak!


Bu tür terimler bilinçlice ifade edilir.

Eğer bugün Trump yönetimi dünyaya “savaşa hazırız” veya “savaşa hazır olun” mesajı vermek istiyor ise ABD halkı ve müttefikleri (NATO) bu konuyu bir daha gözden geçirmelidir. 

Eğer savaş gerekirse inisiyatif diye bilinen bir prensiple yapılacaklar var ve ABD'de operasyon (harekât) ve stratejik planlar zaten bu şekilde hazırlanmaktadır, taktik uygulamalar buna göre icra edilmektedir.

Talimnamelerde bunlar yazılıdır.

Şubat 2022'de başlayan ve halen devam eden bir savaş var, Rusya ve Ukrayna arasında.

Rusya buna savaş başladıktan bir ay sonra “özel operasyon” dedi, ama daha geçen hafta bir konuşmasında Devlet Başkanı Vladimir Putin “savaş” terimini kullandı.

Bu devam eden bir savaş halinde Trump'ı da ilgilendiriyor, NATO ülkelerini de ve dünyadaki diğer ülkeleri de.

Ama sorun şu, Trump, Ocak 2025'te Beyaz Saray'a taşındı, savaşın inisiyatifini kendi elleriyle Putin'e verdi. 

ABD, Ukrayna'daki bu savaşı, Rusya'ya yıprattırmak ve güç kaybettirmek şekilde, “Temassız Savaş” uygulaması ile desteklemekteydi.

Önceki Başkan Joe Biden zamanında bütün kurgu buna dayanmaktaydı.

ABD'li yetkililer “bir Amerikalı asker kaybetmeden Rusya'ya karşı galip geliyoruz” diyorlardı.

Son olarak Alaska'daki Trump ve Putin zirvesini (veya barış görüşmelerini) hatırlayın, Putin üstün bir görüntü vermekteydi ve bu üstünlüğü ona Trump kendi elleriyle armağan etmişti.

İşte inisiyatifin uygulamasına bir örnek daha. 

Merak ediyorum doğrusu, ABD bu bakanlık ismi değişikliğinin altını nelerle dolduracak? 
 

-

 

Acaba ABD Venezuela'yı mı işgal edecek? Olmadık yerlerde operasyonlar mı gerçekleştirilecek. 

"Savaş Bakanlığı" başlıklı makalem içinde Trump'ın doktrinini de yazdım, bakabilirsiniz.

Bugün yine karşımıza bu doktrinden kısa ifadeler ortaya çıktı; “güç kullanarak barışı sağlamak” konusundan söz ediliyor. 

İyi de inisiyatif prensibi zaten bunun için var!

Trump'ın doktrini ortadan kalkmış olmuyor ki.

Bitireyim, işte politika yapmak böyle bir şey!

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Gürsel Tokmakoğlu Independent Türkçe için yazdı
Cumartesi, Eylül 6, 2025 - 10:15
Main image: 
related nodes: 
Savaş Bakanlığı
Type: 
SEO Title: 
Bir savaş prensibi olarak inisiyatif
copyright Independentturkish: 

CHP, 900’ün üzerinde delegenin imzasıyla olağanüstü kurultay için başvurdu: Kurultay 21 Eylül’de yapılacak

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), 900’ün üzerinde delegenin imzasıyla olağanüstü kurultay yapılması için Çankaya İlçe Seçim Kurulu’na başvurdu. Kurultayın, 21 Eylül Pazar günü gerçekleştirileceği bildirildi.

Genel Başkan Özgür Özel imzasıyla yapılan başvuruda, kurultayın mevcut yönetim hakkında güven oylaması ile Genel Başkan ve Parti Meclisi seçimleri gündemiyle toplanacağı belirtildi.

Yaklaşık bir gün içinde doğal delegeler hariç 1200 delegenin 1000’e yakınının olağanüstü kurultay çağrısına ıslak imzayla destek verdiği ifade edildi. İmzalar, Çankaya İlçe Seçim Kurulu’na teslim edildi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi, “Partimize yönelik kuşatmaya karşın delegelerimizin imzasıyla 21 Eylül 2025 tarihinde olağanüstü kurultayımızı gerçekleştireceğiz” açıklamasında bulundu.

Çiftçi'nin açıklaması şöyle: 

"Partimize yönelik kuşatmaya karşın delegelerimizin imzasıyla 21 Eylül 2025 tarihinde olağanüstü kurultayımızı gerçekleştireceğiz. Bu olağanüstü kurultay, yalnızca partimizin geleceğini değil; aynı zamanda Türkiye’de çok sesliliğe, çoğulculuğa ve demokratik siyasete duyulan inancı da yeniden ortaya koyacaktır. Delegelerimizin iradesiyle alınan bu karar, iktidarın tüm müdahale girişimlerine karşı Cumhuriyet Halk Partisi’nin dimdik ayakta olduğunun en güçlü kanıtıdır."

kurultay

Independent Türkçe

CHP, 900’ü aşkın delegenin imzasıyla Çankaya İlçe Seçim Kurulu’na başvurdu. Olağanüstü kurultay 21 Eylül’de yapılacak
Cumartesi, Eylül 6, 2025 - 00:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
CHP, 900’ün üzerinde delegenin imzasıyla olağanüstü kurultay için başvurdu: Kurultay 21 Eylül’de yapılacak
copyright Independentturkish: 

Kısa haberler

Özel Tüketim Vergisi ve silah taşıma harç tutarlarına yönelik karar Resmi Gazete’de yayımlandı

Özel Tüketim Vergisi Kanununa ekli bazı malların özel tüketim vergisi oranları ve silah taşıma müsade vesikaları harç tutarlarının yeniden tespiti hakkındaki kararlar Resmi Gazete’de yayımlandı.

Resmi Gazete'de yer alan 10363 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile 18 Gros tonilatoyu geçmeyen gezinti gemilerinde %0 olan ÖTV %8'e, yolcu ve gezinti gemilerinde %0 olan ÖTV %8'e, yatlar, kotralar, tekneler ve gezinti gemilerinde %0 olan ÖTV %8'e Yükseltildi.

10362 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile de Resmi makamlar tarafından gerçek kişilere verilecek silah taşıma müsaade vesikaları (Her yıl için) harç tutarı 15.800,40 TL'den 31.600 TL'ye, Bulundurma vesikaları 25.282,70 TL'den 50.565 TL'ye Özel kanuna göre verilecek yivsiz tüfek ruhsatnameleri 611,20 TL'den 1.225 TL'ye yükseldi.


Cumhurbaşkanı Erdoğan, Naci İnci’yi yeniden Boğaziçi Üniversitesi Rektörü olarak atadı

Resmi Gazete’de yayımlanan karara göre, 2021 yılından bu yana Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü görevini sürdüren Prof. Dr. Naci İnci, bir dönem daha aynı görevde kalacak.

Atama kararlarıyla birlikte 4 üniversiteye daha yeni rektörler görevlendirildi. Buna göre; Marmara Üniversitesi Rektörlüğü’ne Prof. Dr. Mehmet Emin Okur, İzmir Demokrasi Üniversitesi Rektörlüğü’ne Prof. Dr. Selim Karahasanoğlu, Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörlüğü’ne Prof. Dr. Adem Aslan ve Demiroğlu Bilim Üniversitesi Rektörlüğü’ne Prof. Dr. Çavlan Çiftçi atandı


Trump, Savunma Bakanlığı’nı "Savaş Bakanlığı" olarak değiştiren kararnameyi imzaladı

ABD Başkanı Donald Trump, Savunma Bakanlığı’nın adının "Savaş Bakanlığı" olarak değiştirilmesini öngören başkanlık kararnamesini imzaladı.

ABD Başkanı Trump, Oval Ofis'te düzenlediği basın toplantısında Pentagon'un yeni yapılanmasına ilişkin yeni bir adım attıklarını duyurdu.

Trump, Savunma Bakanlığı’nın adının bundan sonra "Savaş Bakanlığı" olarak değiştirilmesini öngören bir başkanlık kararnamesine imza atarken, bunun için gerekli yasal düzenlemenin yapılması için Kongre'ye taleplerini sunacaklarını belirtti.

ABD Başkanı, "Birinci Dünya Savaşı'nı kazandık, İkinci Dünya Savaşı'nı kazandık. Ondan önce ve arasında da her şeyi kazandık. Sonra bakanlığın adını Savunma Bakanlığı diye değiştirdik. Artık şimdi Savaş Bakanlığı adını veriyoruz." değerlendirmesini yaptı.

Trump ayrıca, salonda bulunan Savunma Bakanı Pete Hegseth'e seslenerek, "Pete Hegseth'i Savaş Bakanı olarak çağıracağım." dedi.

Independent Türkçe, Türkiye ve dünyadan güncel haberleri okurları için derledi
Cumartesi, Eylül 6, 2025 - 00:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: Independent Türkçe</p>

Type: 
SEO Title: 
Kısa haberler
copyright Independentturkish: 

Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında suç duyurusunda bulunan 3 avukata "Cumhurbaşkanı'na hakaret" suçundan dava açıldı

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik suç duyurusunda bulunan Halkın Kurtuluş Partisi (HKP) avukatları Ali Serdar Çıngı, Fettah Ayhan Erkan ve Pınar Akbina Karaman hakkında “Cumhurbaşkanı’na hakaret” suçundan 1 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açtı.

HKP’li avukatlar, organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in iddialarına dayanarak, “15 Temmuz darbe girişiminin ardından devlet envanterinde kayıtlı olmayan kalaşnikof silahların AKP Gençlik Kolları’na ait bir araçla sivillere dağıtıldığı” yönündeki ifadeleri gerekçe göstererek, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve 6 kişi hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmuştu. Ancak bu başvuru, savcılık tarafından “soruşturmaya yer olmadığına” karar verilerek kapatılmıştı.

Buna ek olarak HKP avukatları, gazeteci Barış Terkoğlu’nun gündeme getirdiği ve suç örgütü lideri Adnan Oktar’a yakınlığıyla bilinen Abdülkerim Murat Atik’in Cumhurbaşkanı kararnamesiyle TCDD Genel Müdürlüğü’ne atanmasına ilişkin olarak da Erdoğan ve Atik hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmuştu. Bu başvuru da takipsizlikle sonuçlanmıştı.

ANKA Haber Ajansı’nın edindiği bilgiye göre, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, suç duyurusu dilekçelerinde “Cumhurbaşkanı’na hakaret” edildiği gerekçesiyle avukatlar Ali Serdar Çıngı, Fettah Ayhan Erkan ve Pınar Akbina Karaman hakkında iddianame hazırladı.

İddianamede, delil olarak avukatların İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na sundukları suç duyurusu dilekçeleri gösterildi. Ayrıca Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 8 Ağustos 2025 tarihli “olur” yazısıyla avukatlar hakkında kovuşturma izni verildi.

Dosya, yargılama yapılmak üzere İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi.

ANKA

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, HKP avukatları hakkında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret gerekçesiyle dava açtı
Cuma, Eylül 5, 2025 - 23:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında suç duyurusunda bulunan 3 avukata "Cumhurbaşkanı'na hakaret" suçundan dava açıldı
copyright Independentturkish: 

İsrail 7 Ekim 2023'ten bu yana Batı Şeria'da 19 bin Filistinliyi gözaltına aldı

Filistin Esirler Cemiyetinden yapılan açıklamada, Batı Şeria'daki gözaltılar ve hapishanelerdeki Filistinlilerin sayısına ilişkin bilgi verildi.

İsrail'in Gazze'ye düzenlediği saldırılarda son 24 saatte 69 Filistinli hayatını kaybetti

İsrail'in Gazze'ye saldırı başlattığı 7 Ekim 2023'ten bu yana Batı Şeria'da da yaklaşık 19 bin Filistinlinin gözaltına alındığı ve bu sayının Gazzelileri kapsamadığı ifade edildi.

Gözaltına alınanlardan 585'inin kadın, 1550'den fazlasının ise çocuk olduğu kaydedildi.

7 Ekim 2023'ten bu yana İsrail hapishanelerinde 46'sı Gazze'den olmak üzere 77 Filistinlinin hayatını kaybettiğine, hapishanelerde ölen ancak kimlikleri açıklanmayan daha onlarca Gazzeli olduğuna işaret edildi.

İsrail hapishanelerindeki Filistinli tutukluların sayısının eylül başı itibarıyla 49'u kadın, 400'ü çocuk olmak üzere yaklaşık 11 bin 100'ü bulduğu, 3 bin 577 Filistinlinin de idari tutuklu olduğu kaydedildi.

AA

İsrail ordusunun, 7 Ekim 2023’te Gazze’ye saldırı başlatmasının ardından işgal altındaki Batı Şeria’da 19 bin Filistinliyi gözaltına aldığı bildirildi
Cuma, Eylül 5, 2025 - 22:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
İsrail 7 Ekim 2023'ten bu yana Batı Şeria'da 19 bin Filistinliyi gözaltına aldı
copyright Independentturkish: 

Hizbullah, Esad ve Husilerden sonra Haşdi Şabi'nin akıbeti ne olacak?

Ortadoğu'da dengeler çok hızlı değişiyor ve bölgesel ile küresel aktörler pozisyonlarını tahkim etmeye çalışırken bundan en fazla etkilenen İran ve vekil güçlerinin de akıbeti merak ediliyor.

İsrail, ABD'nin önemli desteğiyle güçlü rakiplerinden bazılarını saf dışı bırakırken bazılarını da önemli ölçüde zayıflattı.

Esad tamamen saf dışı kaldı, Hamas, Hizbullah ve Husiler ağır darbeler aldı.

İran rejiminin uğradığı saldırıların ardından içine düştüğü karmaşık durum bile İsrail için arzu edilen bir sonuçtur.  


Haşdi Şabi de Hizbullah ve Husilerin akıbetine uğrayacak

İran vekil güçlerinden Haşdi Şabi'nin akıbetinin ne olacağı ise henüz bilinmiyor fakat bu savaşın dışında kalmaları gibi bir seçenek söz konusu değildir.

İsrail ve elbette ki ABD, Haşdi Şabi'yi Irak özelinde ve Ortadoğu bağlamında kendileri için risk unsuru olarak değerlendiriyor ve güçlenmesini engellemek bir yana sahip olduğu imkanları berteraf etmek için de uzak olmayan bir gelecekte harekete geçeceklerdir. 

Çekişme ve kavga kadim olduğu için sıcak temas zaman ve zemin meselesidir. İran ile İsrail 46 yıldır birbirlerine diş biliyordu fakat saldırı için uygun şartlar 12 Haziran'da oluştu.

Öncesinde İsrail için daha yakın düşmanlar vardı ve onları büyük oranda zayıflattı.

Esad İran'ın Ortadoğu'ya uzanan elinin bir parmağıydı ve koparıldı, diğer parmaklar Hamas ve Hizbullah kırıldı, Husiler şu an darbe üstüne darbe alıyor, Haşdi Şabi ise İsrail ve ABD'ye karşı etkisiz bir figür konumunda fakat her an büyük bir sorun teşkil etme potansiyelinde. 

Bağdat yönetimi, Haşdi Şabi'nin sahip olduğu potansiyelin ve kendileri için oluşturduğu riskin farkında olduğu için nisan ayında yasal bir kalkan kazandırmak istedi fakat bu ABD'nin sert tepkisiyle karşılaştı ve o yüzden şimdilik o girişim başarısız olmuş gibi. 

İran'ın baskısı altındaki Irak hükümeti, nisan ayında Meclis'e sunduğu yasa tasarısında Haşdi Şabi'yi neredeyse dokunulmaz bir zırha kavuşturmayı hedefliyordu.

Bu öneri yasalaşırsa Haşdi Şabi bakanlık olacak ve direkt Başbakan'a bağlı olacak.

Yani, Irak Ordusu ve polisi dışında ayrı bir askeri ve polis gücü olarak var olacaktır. 


Irak hükümetinin Haşdi Şabi'ye kalkan oluşturma çabası sonuç vermedi

Irak hükümetinin ve dolayısıyla İran'ın hedefi Haşdi Şabi'yi, Devrim Muhafızları Ordusu gibi bir yapıya büründürmek istiyordu.

Önerinin maddeleri incelendiğinde Haşdi Şabi'nin ne kadar büyük bir güce kavuşacağı da anlaşılmış olur. 

Kürtler ve Sünnilerin de karşı çıktığı tasarı ABD'nin de sert baskısıyla oylamaya sunulmadı ve Meclis'te uzun süre bekletildi.

İran'ın Irak'taki uzantıları çok bastırdı fakat Sudani hükümeti ülkeyi felakete sürükleyeceği için bu girişiminden vazgeçti ve öneriyi Meclis'te geri çekti.

Irak Meclis Başkanı Meşhedani'nin Danışmanı İbrahim Duleymi, 27 Ağustos'ta Sudani'nin tasarıyı geri çektiğini söyledi.

Duleymi, Sudani'nin Şii liderlerle de toplandığını ve onlara ABD'nin yaptırımlarına uğrayabileceklerini söylediğini aktarıyor. 

Irak hükümetinden uzun süre kimse Duleymi'ye cevap vermedi fakat Kasım Areci 2 Eylül'de bir televizyon kanalına yaptığı konuşmada, iç ve dış şartlar dikkate alınarak Haşdi Şabi yasa tasarısının 11 Kasım'daki seçimler sonrasına bırakılmasını istediklerini teyit etti.

Areci, sözlerine şunları ekledi:

Haşdi Şabi'nin lağvedilmesi düşüncesinin güçlenmesine izin vermeyeceğiz.


Fakat bu sadece kamuoyuna yönelik bir söz, çünkü ertelenme nedeninin sorulmamasını istiyor.

Yani, sebeplerine girmek istemiyor. Ona göre içeride ve dışarıda daha fazla anlatılmalı, çünkü anlaşılmıyor.

Areci de bu tasarının ciddi sıkıntılar ve hatta krizler doğuracağını zımnen kabul ediyor. 


Kürtler el yükseltiyor ve ABD somut adımlar atıyor

Kürtler ise ilk günden hem yasaya karşı çıktı hem de zaten Haşdi Şabi saldırısına uğradığı için bu oluşumun bırakın daha da yasalaşmasını tersine lağvedilmesi için adım atılmasını istiyor. 

Hoşyar Zebari, 4 Eylül'de yaptığı açıklamada temmuz ayında İran yanlısı grupların Irak topraklarından Irak Kürdistan Bölgesi'ndeki petrol kuyularına ve tesislerine 38 drone saldırısı düzenlediğini söyledi.

Zebari, Irak hükümetinin komite kurduğunu ve saldırıları kabul ettiğini ancak faillerin isimlerini açıklamaya cesaret edemediğini ifade etti. 

Dikkat edilirse Zebari burada açık bir şekilde İran'ın adını anıyor ve Tahran yönetimine mesaj vermekle birlikte doğrudan Haşdi Şabi'yi hedef gösteriyor. 

ABD Hazine Bakanlığı da Irak'taki İran'a bağlı askeri yapılara yönelik olası bir operasyona zemin oluşturmak için 3 Eylül'de bir adım attı ve Iraklı bir iş adamına yaptırım kararı aldı. 

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Irak'ın "teröristler için güvenli bir sığınak haline gelmemesi gerektiğini" söyleyerek, "ABD'nin İran'ın ülkedeki etkisini engellemek için çalıştığını" anlattı.

ABD'nin hem sınırlı olsa da Iraklı bir iş adamına yaptırım kararı alması ve Irak'ı İran petrolünü satmakla suçlaması, bununla da kalmayın "teröristlerin güvenli sığınağı" suçlaması yapması tesadüf olarak görülemez.

Bunun arkasında bir plan olduğu bilinmelidir. 

ABD'nin eylül başında Bağdat ve Anbar'dan asker çektiği ve Erbil'e getirdiği Irak medyasında çıktı fakat ABD buna dair açıklama yapmadı.

Bir gün sonra ise CENTCOM Genel Komutanı Cooper, Bağdat ve Erbil'i ziyaret ederek bu hatta bir hareketliliğin olduğunu ortaya koymuş oldu. 

Netice olarak, Haşdi Şabi istediği kadar "yasal ve meşru" olduğunu söylesin İsrail ve ABD karşıtı cephenin bir parçası ve İran'ın bir vekil gücü.

O yüzden İsrail şu ana kadar hedef almadıysa bu tamamen Bağdat'ın uyumlu politikaları sayesinde olmuştur.

Bunun bu şekilde devam etme ihtimali ise zayıf görülüyor. 

ABD doğrudan hedef olmak istemeyebilir fakat İsrail yakın bir gelecekte Haşdi Şabi'yi de Husiler, Hizbullah ve Hamas gibi vuracaktır.

ABD'nin de vurması beni şaşırtmayacaktır çünkü Haşdi Şabi de ABD'ye yönelik tehditlerinin dozunu artırıyor ve ABD de uyarısını resmi kanaldan defalarca kez yaptı. 

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Serbest Ferhan Sindi Independent Türkçe için yazdı
Cuma, Eylül 5, 2025 - 22:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Hizbullah, Esad ve Husilerden sonra Haşdi Şabi'nin akıbeti ne olacak?
copyright Independentturkish: 

Kızgın teneke çatıda

40 yıldır, hiçbir Lübnanlı siyasetçi, Meclis Başkanı Nebih Berri kadar değişken olmamıştır...

Hafız Esad ile Beşşar Esad arasında, Hasan Nasrallah ile İran arasında, Lübnan siyasi sahnesindeki dostları ile düşmanları arasında...

Her zaman düştükten sonra yeniden ayağa kalkma ve tereddüt ettikten sonra kararlı kalma yeteneğine sahipti.

Tüm bunların karşılığında bu adam Lübnanlı, Arap ve uluslararası politikacıların kendisini iyi tanıdığını, Hizbullah'ın Şii İkilisi ve diğer gruplardan yoldaşlarının da kendisini iyi tanıdığını göz önünde bulundurdu.

Bu nedenle, Musa es-Sadr ve iki arkadaşının kayboluşunun yıldönümünde televizyonda yaptığı konuşmada sergilediği tereddütleri, mücadeleci ruhu ve kafa karışıklığı kimseyi şaşırtmadı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Berri, ulaşmak istediği hedefe giden yolu açtı...

Mezhebin ve onun yetiştirdiği şehitlerin cesaretini, gururunu ve asaletini övdü.

Nefret ve gerginlikten başka bir şey bilmeyenleri eleştirdi ve toplumun başına gelen tüm talihsizliklerin onu topraklarına sarılmaktan, Siyonistleri Lübnan'ın her santimetrekaresinden kovmaktan, güneyli halkı köylerine geri döndürmekten ve çiftliklerini onlara iade etmekten alıkoymayacağını vurguladı.

Siyonistlere ve sözlerini tutmayan ABD'ye karşı yürütülen kampanya sırasında, halkının fedakarlıklarını, kararlılıklarını ve onurlu kalma azimlerini unutmadı.

Elbette, Lübnan ordusunu her zaman övdü ve onun yanında durdu, çünkü bu ordu bölünme ve çatışma ordusu değil, güvenlik ve birlik ordusudur!

Herkesin güvenmesi gereken bu tavır sonrasında Meclis Başkanı Berri, Cumhurbaşkanı’nın göreve başlama konuşması ve Nevvaf Selam hükümetinin açıklamasına göre "silahların devletin elinde toplanması" anlamına gelen bir taviz verdi.

Ancak Berri, bunun için bir son tarih belirlenmesini istemiyor, bunun yerine "ulusal güvenlik" gereklilikleri konusunda danışmak için diyalog kullanılmasını istiyor.

Ulusal güvenlik, her zaman var olan "savunma stratejisinin" yerini alan yeni bir terim!

Neden silahları teslim etmek için bir takvim belirlenmesini istemiyor?

Çünkü bu aşağılayıcı olur; düşman pusuda bekliyor ve ateşkes anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmiyor.

Hizbullah, -özellikle Laricani'nin ziyaretinden sonra- takvim olsun ya da olmasın silahlarından vazgeçmeyeceği için bize "Başka çıkış yolu yok" diyor.

Berri, rakiplerinden daha çok dostlarının diyalog, vaatler ve bunların yerine getirilmesinden son derece korktuğunu biliyor.

2006'dan bu yana altı defadan fazla, siyasi gruplar cumhurbaşkanlarının masasına ve Berri'nin masasına oturdular, ancak alay, ihanet ve düşmanla iş birliği suçlamaları dışında hiçbir sonuç alınamadan dağıldılar.

O, önceki diyalog turlarında kararın silahlı tarafın elinde olduğunu, kendisinin ve diğerlerinin ya kabul etmek ya da susturulmak zorunda kaldıklarını biliyor.

Her iki durumda da şikâyet edenlere şu anda olduğu gibi şunu söyledi:

Vatanı savunmak için silahlarımızı istemeyenler ülkeyi terk etmeli, sessiz kalmalı ya da sonsuza kadar susturulmalıdır.


Ancak bu seferkinin diğerlerinden farklı olduğunu biliyor, çünkü sadece İsrail değil, ABD de bunu kabul etmeyecek ve Şiilerin her zaman diğerlerinden daha fazla acı çektiği savaş geri dönebilir.

Silahlar burada bir onur sembolü haline geldi.

Ancak silahların geri çekilmesi, bu sürece dahil olan Lübnanlılar ve hükümetlerinden gelirse, düşmanın zorlaması ve baskısından gelmesinden daha iyi ve daha onurludur.


Neden çoğu Lübnanlı Hizbullah'ın silahsızlandırılmasını istiyor?

Belirtilen neden, İsrail'in Hizbullah ve Lübnan'a karşı yeni bir savaş başlatmasından duyulan korku.

Ancak çoğu Lübnanlının, düşmandan duyulan korkudan daha önemli başka nedenleri var...

Hizbullah, Lübnanlılara ve Suriyelilere karşı onlarca kez silah kullandı; suikastlar ve katliamlar düzenledi, şehirleri işgal etti, hükümetlerin kurulmasında zorluk çıkardı ve cumhurbaşkanlarının seçilmesini engelledi...

Korkunç yolsuzluk ve bunun silahlarla korunmasından bahsetmiyorum bile. Naim Kasım şu anda bile iç savaş tehdidinde bulunuyor!
 

ShapeCreated with Sketch. Fotoğraflarla dünyadan haberler

Hepsini göster 31

Fotoğraflarla dünyadan haberler

  • 1/31

    5 Eylül 2025 - Afganistan'daki şiddetli depremin ardından Kunar vilayetine bağlı Nurgal ilçesinde halk, derme çatma çadırlara sığınıyor. Dün Afganistan'ın güneydoğusunu vuran 6,2 büyüklüğündeki depremle birlikte aynı bölge, pazar gününden bu yana üçüncü depreme sahne oldu. Şiddetli sarsıntılar nedeniyle en az 2 bin 200 kişinin hayatını kaybettiği ve 3 bin 640 kişinin de yaralandığı bildiriliyor. Depremin vurduğu Kunar vilayetinde yaşayanlar "her şeyin yerle bir olduğunu" söylüyor. Yetkililer, en az 6 bin 700 evin yıkıldığını aktarırken, Birleşmiş Milletler, enkaz altında kalan insanlarla birlikte ölü sayısının artabileceği uyarısında bulunuyor. (Sayed Hassib/Reuters)
  • 2/31

    4 Eylül 2025 - Filistinliler, Gazze Şeridi'ndeki Nuseyrat Mülteci Kampı'nda yemek bekliyor. Gazze'deki Sağlık Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, açlıktan hayatını kaybedenlere ilişkin son bilgiler paylaşıldı. Gazze Şeridi'nde 7 Ekim 2023'ten bu yana açlıktan hayatını kaybedenlerin sayısı 131'i çocuk olmak üzere 370'e yükselirken, İsrail ordusunun, sabah saatlerinden bu yana düzenlediği saldırılarda 20 Filistinli yaşamını yitirdi. Birleşmiş Milletlerin desteklediği Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması'nın 22 Ağustos'taki açıklamasıyla Gazze'de kıtlık ilan etmesinden bu yana ise 16'sı çocuk 92 kişinin açlık ve yetersiz beslenme nedeniyle yaşamını yitirdiği ifade edildi. (Eyad Baba/AFP)
  • 3/31

    3 Eylül 2025 - Rus devlet ajansı Sputnik'in yayımladığı bu fotoğrafta, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Pekin'in Tiananmen Meydanı'nda Japonya'ya karşı zaferin ve II. Dünya Savaşı'nın sona ermesinin 80. yıldönümünü anan askeri geçit töreni öncesinde toplu fotoğraf çekiminin ardından Çin Devlet Başkanı Xi Jinping'le konuşuyor. Çin, ülke tarihindeki en büyük askeri geçit törenini düzenledi. Kuzey Kore lideri Kim Jong Un'un da katıldığı törende "Dünyanın barış ya da savaş arasında bir seçimle karşı karşıya olduğu" uyarısında bulunuldu. Büyük pankartlar taşıyan helikopterler ve savaş uçakları, 70 dakikalık bir gösteri sundu ve gösterinin sonunda 80 bin "barış" kuşu serbest bırakıldı. (Alexander Kazakov/AFP)
  • 4/31

    2 Eylül 2025 - 82'inci Uluslararası Venedik Film Festivali'nde A House Of Dynamite'ın kırmızı halı törenine Britanyalı aktör Idris Elba da katıldı. 27 Ağustos'ta başlayan ve dünyanın en prestijli sinema etkinliklerinden olan festival, 6 Eylül'de son bulacak. George Clooney, Julia Roberts, Cate Blanchett, Emma Stone, Idris Elba, Ayo Edbiri ve Jacob Elordi gibi yıldız isimlerin rol aldığı yapımların yarışacağı festivalde, Kathryn Bigelow, Guillermo del Toro, Jim Jarmusch, Noah Baumbach, Park Chan-wook ve Yorgos Lanthimos gibi usta yönetmenler de uzun bir aradan sonra yeni filmleriyle sinema dünyasına dönüş yapıyor. (Stefano Rellandini/AFP)
  • 5/31

    1 Eylül 2025 - Endonezya'nın başkenti Jakarta'da Askerler, Ulusal Anıt kompleksinde isyan karşıtı eğitime katılırken, parlamenterlere ekstra ücret ve konut ödenekleri gibi konularla ilgili yaygın hükümet karşıtı protestolar nedeniyle güvenlik sıkılaştırıldı. Cuma günü Jakarta'da başlayan gösteriler diğer şehirlere de yayıldı. Gösterilerin ilk nedeni perşembe günü parlamento yakınlarında bir polis aracının çarptığı motosikletin sürücüsünün ölmesiydi. Parlamenterlerin maaşlarına zam yapılmasına karşı çıkan ve eğitim harcamalarının arttırılmasını talep eden göstericilerle polis arasında şiddetli çatışmalar yaşandı. (Willy Kurniawan/Reuters)
  • 6/31

    31 Ağustos 2025 - Almanya'nın Bavyera Eyaleti'nin Mittenwald kentinde düzenlenen 70. Bavyera "Parmak Güreşi" (Fingerhakeln) şampiyonası ilginç anlara sahne oldu. (Michaela Stache / AFP)
  • 7/31

    30 Ağustos 2025 - Pakistan'ın Lahor kentindeki Ravi Nehri'nin taşması sonucu binalar kısmen sular altında kaldı. Asya ülkesi muson mevsiminin getirdiği yıkımla mücadele ederken Pencap eyaletindeki üç büyük nehir ülke tarihinde ilk kez aynı anda taştı. Pencap Afet Yönetim İdaresi'nin bugün yaptığı açıklamaya göre 26 Haziran'dan bu yana 195'i sadece Pencap eyaletinde olmak üzere 835 kişi hayatını kaybetti. Eyalette sel nedeniyle mahsur kalan 481 bin kişinin tahliye edildiği de bildirildi. (Aamir Qureshi/ AFP)
  • 8/31

    29 Ağustos 2025 - McLaren'in Avustralyalı sürücüsü Oscar Piastri, Hollanda'nın batısındaki Zandvoort Pisti'nde Formula 1 Hollanda Grand Prix'si öncesinde düzenlenen ilk antrenman seansında yarışıyor. F1'in yaz molasının bitmesinin ardından pilotlar bugün antrenman yarışı için pistteki yerlerini aldı. Lando Norris ilk seansı birinci bitiren isim olurken onu Piastri takip etti. Son yılların gözde ismi Max Verstappen ise 6. sırada yer aldı. Sonraki günlerde devam edecek antrenman ve sıralama turlarının ardından Hollanda Grand Prix'si yarışı 31 Ağustos'ta düzenlenecek. (John Thys/ AFP)
  • 9/31

    28 Ağustos 2025 - Endonezya'nın başkenti Cakarta'daki parlamento binası yakınlarında, çalışma koşullarının iyileştirilmesi için düzenlenen sendika protestosu sırasında bir gösterici biber gazının içinden koşuyor. Endonezya Sendikalar Konfederasyonu ve İşçi Partisi'nin düzenlediği eylemde bugün binlerce işçi düşük ücretler, dış kaynak kullanımı ve milletvekillerinin artan yan haklarını protesto etmek için başkentteki Temsilciler Meclisi'nin önünde toplandı. Önceki günlerde başlayan protestolarda, milletvekillerinin maaşlarına ek olarak aldığı ve asgari ücretin 10 katını bulan ödeneklere de tepki gösterildi. İşçiler aynı zamanda yolsuzluğa karşı daha sıkı yasal düzenlemeler getirilmesini de talep etti (Yasuyoshi Chiba/AFP)
  • 10/31

    27 Ağustos 2025 - ABD Ulusal Muhafızlar'ın silahlı üyeleri, başkent Washington DC'deki Lincoln Anıtı yakınlarındaki National Mall'da devriye geziyor. ABD Başkanı Donald Trump 25 Ağustos'ta Washington'daki güvenlik kontrolünü sıkılaştıran yeni tedbirler açıklarken, Savunma Bakanı Pete Hegseth'e Washington Ulusal Muhafızları bünyesinde kamu düzeni için özel bir birim kurması ve nakitsiz kefalete son vermesi emrini verdi. Demokratlar Trump'ı, en son ABD başkentine asker konuşlandırarak, başkanlık yetkilerini anayasal sınırların çok ötesine taşımakla suçluyor. Maryland Valisi Wes Moore, Ulusal Muhafızlar'ın başkente konuşlandırılmasına tepki göstererek bunun sürdürülebilir ve ölçeklenebilir olmadığını savundu. ABD Başkanı ise daha önce "Gerekirse orduyu da buraya getireceğim" demişti (Saul Loeb/AFP)
  • 11/31

    26 Ağustos 2025 - İspanya'nın kuzeybatısındaki Garano'da yaşanan orman yangını. Dış yardımların azaldığı ve hava sıcaklıklarının soğumasının beklendiği İspanya'da yetkililer, bir düzineden fazla ciddi orman yangınının devam ettiğini söyledi. Hükümet, sel ve orman yangınlarından etkilenen yerleri afet bölgesi ilan etme kararı aldı. İçişleri Bakanı Fernando Grande Marlaska orman yangınlarının ülke tarihindeki en büyük yangınlar olduğunun altını çizerek, acil durumun halen sona ermediğini belirtti. İspanya'da afet bölgeleriyle ilgili yürürlükte olan kanun gereğince kişilere birincil konutlarında ve temel ihtiyaç maddelerinde meydana gelen hasar için mali yardım sağlanıyor, yerel yönetimlere eylemlerinden kaynaklanan giderler için tazminat veriliyor, ayrıca kişisel yardım veya mal sağlayan kişi ve kuruluşlara da destek sunuluyor. İspanya'da sadece ağustosta 370 bin hektardan fazla ormanlık ve kırsal alan kül oldu. (Cesar Manso/AFP)
  • 12/31

    25 Ağustos 2025 - Hindistan'da bir balıkçı, Chennai'deki Kasimedu balıkçı limanında sabahın erken saatlerinde taze avının ardından balıklarını kurumaya bırakıyor. ABD Başkanı Donald Trump, Rusya'dan petrol satın alan Yeni Delhi'yi cezalandırmak için Hindistan'a uygulanan ithalat vergilerini yüzde 25'ten yüzde 50'ye çıkarmakla tehdit etti ve bu alımların Moskova'nın Ukrayna istilasını finanse etmesine yardımcı olduğunu söyledi. Vergilerin artması mücevherden tekstile ve deniz ürünlerine kadar düşük marjlı, emek yoğun endüstrileri altüst etme tehdidinde bulunurken Hintli ihracatçılar, olumsuz etkilerini hafifletmek için seçenekler arıyor. (R. Satish Babu/AFP)
  • 13/31

    24 Ağustos 2025 - Ducati Lenovo takımının İspanyol sürücüsü Marc Marquez, Macaristan'da düzenlenen MotoGP yarışında zafere ulaşan isim oldu. Motosiklet yarışlarının en önemli organizasyonunda sezonun 14. etabı, başkent Budapeşte yakınlarındaki 4,08 kilometrelik Balaton Park'ta, 26 tur üzerinden düzenlendi. MotoGP'de 6 kez şampiyonluk yaşayan Marquez, bitiş çizgisini 42 dakika, 37 saniyelik süresiyle birinci sırada geçerek üst üste 7, sezonun 10. zaferine ulaştı. Red Bull KTM takımından İspanyol Pedro Acosta, liderin 4,314 saniye gerisinde ikinci, Aprilia ekibinin İtalyan pilotu Marco Bezzecchi ise Marquez'in 7,488 saniye arkasında üçüncü sırayı aldı. Sezonun 15. yarışı Katalonya Grand Prix'si, 7 Eylül Pazar günü koşulacak. (AFP)
  • 14/31

    23 Ağustos 2025 - Gazze'de Filistinli bir çocuk yardım mutfağının önünde elindeki boş bir tencereyle pilav almak için bekliyor. Birleşmiş Milletler, 22 Ağustos'ta Gazze'de resmen kıtlık ilan ederek neredeyde iki yıldır süren savaş boyunca İsrail'in yardımları "sistematik olarak engellemekle" suçladı. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu BM'in raporunun bulgularının "yalan" olduğunu iddia etti (Omar Al-Qattaa / AFP)
  • 15/31

    22 Ağustos 2025 - ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te yapılan duyuru sırasında FIFA Dünya Kupası'nın şampiyonluk kupasını tutuyor. Trump bugün yaptığı açıklamada 2026 FIFA Dünya Kupası kuralarının ABD'nin başkenti Washington'daki Kennedy Center'da 5 Aralık'ta çekileceğini açıkladı. FIFA Başkanı Gianni Infantino, çok az kişinin bu kupaya dokunmasına izin verildiğini belirterek Trump'a "Bu sadece kazananlar için ve siz bir kazanan olduğunuz için elbette dokunabilirsiniz" dedi. 11 Haziran ila 19 Temmuz'da gerçekleşecek 2026 Dünya Kupası, Kanada, Meksika ve ABD tarafından ortaklaşa düzenlenecek (Jacquelyn Martin/AP)
  • 16/31

    21 Ağustos 2025 - ABD'nin Kaliforniya eyaletine bağlı Calistoga yakınlarında çıkan Pickett Yangını sürerken havadan yangın geciktirici atılıyor. Öğleden sonra Calistoga'nın kuzey ucunda hızla yayılan orman yangını, Napa Vadisi'ndeki birkaç tanınmış şarap imalathanesini tehdit ediyor. Ekipler akşam boyunca alevleri kontrol altına almak için çalışırken, kırsal kesimlerde tahliye emirleri verildi. Kaliforniya, bu yıl rekor düzeyde sıcak yaz aylarının yaşanmasıyla en kötü orman yangını sezonlarından biriyle karşı karşıya kaldı. Öte yandan Ulusal Hava Durumu Servisi, ABD Orman Hizmetleri ve Federal Acil Durum Yönetim Ajansı gibi yangınla mücadele, yangın önleme ve iyileştirme çalışmalarına yardımcı olan federal kurumların bütçelerinde kesintiye gidiliyor. (Scott Strazzante/San Francisco Chronicle via AP)
  • 17/31

    20 Ağustos 2025 - Gemiler ve tekneler, Hollanda'nın başkenti Amsterdam'da düzenlenen 50. SAIL Amsterdam festivali sırasında Sail-in Geçit Töreni'nde yelken açıyor. Dünyanın dört bir yanından gelen büyük gemiler Kuzey Denizi Kanalı'ndan Amsterdam'a doğru geçit töreni yaptı. Peru, Uruguay, Almanya ve Fransa'dan gelen mürettebatlar güvertelerinden el sallarken, kalabalıklar kıyı boyunca tezahürat yaptı. Bu gösteri, Amsterdam'ın gemileri, denizcileri ve şehrin denizcilik geçmişini kutlayan 5 günlük denizcilik festivalinin başlangıcı oldu. Festivalin 2,3 ila 2,5 milyon ziyaretçi çekmesi bekleniyor. Liman müdürü Milembe Mateyo, Yelkenli Geçit Töreni'nin festivalin en zorlu anı olduğunu söyledi. "Çok fazla basın mensubu var, festivali görmek isteyen çok sayıda tekne var, yüksek mevkilerde orada olmak isteyen çok sayıda insan var, bu yüzden en zorlu an bu" dedi. (Koen Van Weel/AFP)
  • 18/31

    19 Ağustos 2025 - İsrail birlikleri, İsrail'in Gazze Şeridi'yle olan sınır çiti yakınında tank sürüyor. Gazze Sivil Savunma Ajansı, İsrail'in bölge genelindeki saldırıları ve ateşi sonucu 31 kişinin öldüğünü bildirdi. Sözcü Mahmud Bassal, AFP'ye yaptığı açıklamada, Gazze Şehri'nin Zeytun ve Sabra mahallelerinde durumun "çok tehlikeli ve dayanılmaz" olduğunu ve "topçu atışlarının aralıklarla devam ettiğini" söyledi. İsrail, Gazze'de ateşkes için Hamas'ın kabul ettiği teklife henüz resmi yanıt vermezken, olası bir ateşkes için Hamas'ın elindeki tüm rehineleri geri vermesi koşulunu dile getirdi. Hamas kaynakları pazartesi günü, Mısır ve Katar'dan gelen son ateşkes ve rehine takası teklifini kabul ettiklerini açıklamıştı. (Jack Guez/AFP)
  • 19/31

    18 Ağustos 2025 - Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ve ABD Başkanı Donald Trump, Washington DC'deki Beyaz Saray'ın Oval Ofisi'nde bir araya geliyor. Avrupalı liderler, Zelenski'yle Trump arasındaki görüşmelerde Rusya'nın saldırısını durdurmanın bir yolunu bulmaya çalışıyor. Trump ilk olarak Zelenski'yle görüştü, ardından Avrupalı liderlerle bir araya geldi. Son olarak da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le telefon görüşmesi yaptı. Görüşmelerde ateşkes ihtimali, Ukrayna'ya sağlanacak güvenlik garantileri, Trump-Putin ve Zelenski'nin bir araya geleceği üçlü bir görüşme ihtimali üzerinde duruldu. Trump yoğun diplomasi trafiğiyle geçen günün sonunda, Putin ve Zelenski'nin bir araya geleceği zirve için çalışmalara başladığını, yerin henüz belli olmadığını açıkladı. (Mandel Ngan/AFP)
  • 20/31

    17 Ağustos 2025 - Ducati Lenovo takımının İspanyol sürücüsü Marc Marquez, Avusturya'nın Spielberg kentindeki Red Bull Ring yarış pistinde düzenlenen MotoGP Avusturya Grand Prix'sini kazandıktan sonra kutlama yapıyor. Motosiklet yarışlarının en önemli organizasyonunda sezonun 13. etabı, 4,3 kilometrelik Red Bull Ring'de, 28 tur üzerinden düzenlendi. MotoGP'de 6 kez şampiyonluk yaşayan Marquez, bitiş çizgisini 42 dakika, 11 saniyelik süresiyle birinci sırada geçerek üst üste 6, sezonun 9. zaferine ulaştı. Tecrübeli pilot, MotoGP tarihinin 1000. yarışından zaferle ayrıldı. BK8 Gresini takımından İspanyol Fermin Aldeguer, liderin 1.118 saniye gerisinde ikinci, Aprilia ekibinin İtalyan pilotu Marco Bezzecchi ise Marquez'in 3.426 saniye arkasında üçüncü sırayı aldı. Sezonun 14. yarışı Macaristan Grand Prix'si, 24 Ağustos'ta yapılacak. (Jure Makovec/AFP)
  • 21/31

    16 Ağustos 2025 - Pakistan'ın kuzeyindeki Hayber Pahtunhva eyaletinin Buner bölgesindeki sel baskının ardından bir çocuk yıkılmış bir evin önünden geçiyor. Pakistan'daki sel felaketi nedeniyle ülkede son iki günde en az 330 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Hayber Pahtunhva eyaleti yetkilileri, 32 kişinin kayıp olduğunu belirtirken, ülkenin kuzeyinde etkili olan şiddetli yağışların 21 Ağustos'a kadar devam etmesi bekleniyor. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, En az 300 kişinin öldüğü Hayber Pahtunhva'ya ilaç, gıda ve diğer temel yardım malzemelerinin derhal teslim edilmesi talimatı verdi. (Hasham Ahmed/AFP)
  • 22/31

    15 Ağustos 2025 - Portekiz'in Trancoso kentindeki Antas köyünde bir video muhabiri, orman yangınından korunmak için siper alıyor. Portekiz'in iç ve kuzey kesimlerindeki 5 büyük yangına müdahaleler sürüyor. Lizbon'un yaklaşık 350 km kuzeydoğusundaki Trancoso'daki yangınsa 6 gündür devam ediyor. Komşu İspanya da şiddetli rüzgarların ve sıcağın etkisiyle 14 büyük yangınla mücadele ederken, 7 kişinin hayatını kaybettiği ve Londra büyüklüğünde bir alanın yandığı bildirildi. (Patrícia de Melo Moreira/AFP)
  • 23/31

    14 Ağustos 2025 - Bir adam, 14 Ağustos 2025'te Fas'ın kuzeybatısındaki Şavşavan bölgesindeki Derdara yakınlarında çıkan yangından etkilenen ağaçların arasında. Faslı itfaiyeciler, kuzeybatıdaki turistik Şavşavan'ı çevreleyen ormanlık dağlarda çıkan büyük bir orman yangınını kontrol altına almak için mücadele etti. Fas Ulusal Su ve Orman Ajansı Genel Müdürü Abdurrahim Humi, dün çıkan yangını söndürme çalışmalarının halen devam ettiğini söyledi. Humi, yangında 500 hektarlık ormanlık alanın yok olduğunu belirtti. Ülkede 2024 yılında kaydedilen yaklaşık 380 yangın, 874 hektar civarında ormanlık alanı yok etmişti. (Abdel Majid Bziouat)
  • 24/31

    13 Ağustos 2025 - Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, ABD ve Rusya liderleri arasında yapılacak zirve öncesinde Avrupa liderlerinin ABD Başkanı'yla Ukrayna savaşı hakkında yapacağı video konferansa katılmak üzere Berlin'deki Şansölyelik bahçesine varışında Almanya Başbakanı Friedrich Merz tarafından karşılandı. Avrupalı liderler, 15 Ağustos Cuma günü Alaska'da Putin'le savaşı görüşecek ABD Başkanı Trump'ı, Ukrayna'nın çıkarlarına saygı duyması konusunda ikna etmek amacıyla Trump'la çevrimiçi görüşmeler gerçekleştirecek. (John Macdougall/AFP)
  • 25/31

    12 Ağustos 2025 - İspanya'da itfaiyeciler, Zamora'nın kuzeyindeki Losacio yakınlarında çıkan orman yangınını söndürmeye çalışıyor. Güçlü rüzgarlar ve ülkeyi 10 gündür etkisi altına alan kavurucu sıcak hava dalgasının da etkisiyle İspanya'nın bazı bölgelerini kasıp kavuran orman yangınları nedeniyle bir kişi yanıklardan dolayı hayatını kaybetti ve binlerce kişi tahliye edilmek zorunda kaldı. İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, X hesabından yaptığı paylaşımda, hayatını kaybeden kişinin ailesine başsağlığı diledi. (Cesar Manso/AFP)
  • 26/31

    11 Ağustos 2025 - Fransa'nın güneyindeki Marsilya kentindeki Katalanlar plajında bir çocuk kayadan Akdeniz'e atlıyor. Cuma gününden beri devam eden sıcak hava dalgası bugün daha da şiddetlendi ve güneybatıda sıcaklıklar "olağanüstü seviyede" seyrederken, Fransa'nın resmi meteoroloji kurumu Météo-France salı gününe kadar 12 bölge için kırmızı sıcak hava dalgası alarmı verdi. Güney Avrupa, 42 dereceyi aşan aşırı sıcaklarla kavrulurken, bölgeyi etkisi altına alan yangınlar endişe yaratıyor. Fransa, İspanya ve İtalya'da etkili olan bu tarihi sıcak hava dalgası, kuraklık ve güçlü rüzgarlarla birleşerek kontrolü zor büyük orman yangınlarına yol açıyor. Yetkililer, bölgede "molotof kokteyli" diye tanımlanan tehlikeli iklim koşullarının yangın riskini artırdığını belirtiyor. (Miguel Medina/AFP)
  • 27/31

    10 Ağustos 2025 - Kamboçya ve Tayland arasında yaşanan sınır anlaşmazlığının ardından barış yürüyüşü yapan Budist rahipler, Kamboçya'nın başkenti Phnom Penh'de ABD Başkanı Donald Trump'ın portrelerini tutuyor. 2 bin 569 Budist rahip, Wat Phnom'dan Phnom Penh'in merkezindeki Bağımsızlık Anıtı'na kadar 3 kilometre yürüdü. Barış yürüyüşü, ateşkes anlaşmasını başlattığı için ABD Başkanı Donald Trump'a şükran göstergesi olarak ABD büyükelçiliğinde kısa süre durdu. Bir rahip ayrıca, Kamboçyalı liderin kendisini Nobel Barış Ödülü'ne aday göstermesini destekleyen bir açıklama okudu. (Roun Ry/Reuters)
  • 28/31

    9 Ağustos 2025 - Almanya'nın başkenti Berlin'de düzenlenen "Filistin'le Dayanışma" eylemine katılan bir kadın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun fotoğrafının üstünde "Aranıyor" yazan bir pankart taşıyor. İsrail Güvenlik Kabinesi dün Gazze'nin işgal altına alınmasını öngören yeni bir planı onaylamıştı. 7 Ekim 2023'ten beri süren savaşta yeni bir sayfa açan bu karar dünya genelinde de eleştiri toplarken Almanya, Gazze Şeridi'nde kullanılabilecek silahların İsrail'e ihracatının askıya alındığını duyurdu. 7 Ekim'den bu yana Gazze'de ölenlerin sayısının 61 bini aştığı bildiriliyor (Ralf Hirschberger/ AFP)
  • 29/31

    8 Ağustos 2025 - Yunanistan'ın başkenti Atina'nın yaklaşık 45 km güneyindeki Palea Fokea yakınlarında çıkan orman yangını sırasında bölge sakinleri alevlere bakıyor. AFP'nin aktardığı üzere bugün Yunanistan'daki orman yangınları sonucu ikisi Vietnamlı turistler olmak üzere üç kişi hayatını kaybetti. Yangınlar nedeniyle ülkedeki bazı yerleşim yerlerinin tahliye edildiği bildirildi. Keratea çevresinde yangınlarla mücadele için 11 uçak, 12 helikopter ve 170 itfaiyeci görevlendirildi. (Aris Messinis/ AFP)
  • 30/31

    7 Ağustos 2025 - Ultra-Ortodoks Yahudi göstericiler, Kudüs'te düzenlenen bir mitingde, İsrail ordusunda askere alınmalarını ve askerlik emrinden kaçan din okulu öğrencilerinin tutuklanmasını protesto etmek için slogan atıyor. Ultra-Ortodoks Yahudilerin askere alınması, büyük bir kısmı orduda görev yapmakla yükümlü olan İsrail toplumu için epey tartışmalı bir konu. İsrail'in 1948'deki kuruluşundan bu yana uygulanan bir düzenleme kapsamında, Ultra-Ortodoks Yahudiler, kendilerini din eğitimine adadıkları sürece askerlik hizmetinden muaf tutuluyor. Ancak özellikle Gazze'de 21 aydan uzun süren savaşın ardından ordunun personel sıkıntısı çekmesiyle birlikte, muafiyetlere yönelik kamuoyu desteği azaldı. (Menahem Kahana/AFP)
  • 31/31

    6 Ağustos 2025 - Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Malezya Kralı Sultan İbrahim İskender'le Kremlin'de bir araya geldi. İki ülke, değişen küresel ittifaklar arasında bağlarını güçlendirmeyi hedefliyor. Bu, 1967'de Sovyetler Birliği'yle diplomatik ilişkilerin kurulmasından bu yana Malezya'dan Rusya'ya bir hükümdarın yaptığı ilk resmi ziyaret. Ziyaret, ABD ve diğer önde gelen ülkelerin üç yıldan uzun süre önce başlayan Ukrayna istilası nedeniyle Moskova'yı cezalandırma çağrılarına rağmen Rusya'yla Malezya arasındaki bağların derinleştiğini vurguluyor. Malezya Başbakanı Enver İbrahim, 2022'de iktidara gelmesinden bu yana Rusya'yı iki kez ziyaret etti ve Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika'yı içeren BRICS'e üye olmayı hedefliyor. Saraydan 2 Ağustos'ta yapılan açıklamaya göre, hükümdarın 5-10 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştireceği 6 günlük ziyaret, ticaret, eğitim ve teknoloji gibi sektörlerde iş birliğini geliştirmeyi amaçlıyor. (Alexander Nemenov/Reuters)


Meclis Başkanı Berri tüm bunları biliyor ve bu nedenle Lübnanlıların büyük çoğunluğunun sonuçsuz diyalog hayallerine geri dönmeyi kabul etmeyeceğini de biliyor.

Hükümet pes edip ertelemeyi ve diyalog vaatlerini kabul ederse, kesinlikle düşecek.

Orduyu veya birliği korumak bahanesiyle tereddüt ederse veya geciktirirse, bu açıkça veya dolaylı olarak, Hizbullah’ı tasfiye etme kararını ABD ve İsrail'e devrettiği anlamına gelecek.

Berri, hitabet yeteneğine, bu özel durumda kullandığı ateşli üsluba ve kurnazlığı ve becerikliliğiyle tanınmasına rağmen, Tennessee Williams'ın romanındaki karakter gibi kızgın teneke çatıda duruyor.

Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını isteyen Lübnanlıların çoğunluğuna ve Laricani'nin silah taşımaya devam etmesini zorunlu kıldığı Hizbullah’a ve destekçilerine seslenerek, “Yapabileceğimiz hiçbir şey yok” diyor.

Meclis Başkanı Nebih Berri, 80'lerinin sonlarında, kararları genç yaşlı herkes için ne kadar yanlış veya haksız olursa olsun, grubunu terk etmeyecek bir adam:

Onlara yolun dönüm noktasında emir verdim
Sabahın aydınlığında doğru yolu ancak gördüler...
Eğer onlar saparsa ben de saparım
Eğer onlar doğru yolu bulurlarsa, ben de bulurum.

 

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Şarku'l Avsat

"Meclis Başkanı Nebih Berri, 80'lerinin sonlarında, kararları genç yaşlı herkes için ne kadar yanlış veya haksız olursa olsun, grubunu terk etmeyecek bir adam"
Cuma, Eylül 5, 2025 - 21:45
Main image: 

<p>Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri / Fotoğraf: AA</p>

related nodes: 
100 yıllık karışıklık: Lübnan ve Suriye yeni bir kavşakta
Silahın teslim edilmemesinin gizli nedenleri
Hizbullah bir iç savaş başlatabilir mi?
Type: 
SEO Title: 
Kızgın teneke çatıda
copyright Independentturkish: 

CHP 39. Olağan Kurultay tarihini belirlemeye hazırlanıyor

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin İstanbul İl Yönetimi’ni geçici olarak görevden almasının ardından, 39. Olağan Kurultay tarihini ilan etmeye hazırlanıyor. ANKA Haber Ajansı’nın parti kaynaklarından edindiği bilgiye göre, Parti Meclisi (PM) 9 Eylül Salı günü, partinin kuruluş yıldönümünde toplanacak ve Kurultay tarihi kararlaştırılacak. Kurultayın Kasım ayının üçüncü veya dördüncü haftasında yapılması planlanıyor.

CHP, 38. Olağan Kurultay’ın ardından siyasi süreçte yaşanan tartışmalar ve şaibe iddialarıyla mücadele ederken, İstanbul İl Yönetimi’nin geçici olarak görevden alınmasıyla yeni bir döneme girdi. Partinin Cumhurbaşkanı adayı olarak ilan edilen Ekrem İmamoğlu’nun 19 Mart’ta tutuklanmasının ardından belediye başkanları ve bürokratlara yönelik operasyonlar da partinin gündeminde önemli yer tutuyor.

ANKA Haber Ajansı’na bilgi veren parti kaynakları, İstanbul’dan çıkan karar ve 15 Eylül’de Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülecek davanın olası sonuçlarını değerlendiren CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve kurmaylarının, 39. Olağan Kurultay tarihini önceden açıklayarak olası kararların siyasi etkisini sınırlamayı hedeflediğini belirtti.

Bu doğrultuda, partinin kuruluş yıldönümünde yapılacak PM toplantısında 39. Olağan Kurultay tarihinin belirlenmesi bekleniyor. Parti kurmayları, Kasım ayının üçüncü veya dördüncü haftasında gerçekleştirilecek kurultayın kesinleşmesine yönelik öneri sunacak. PM’de yapılacak müzakerelerin ardından Kurultay tarihinin ilan edilmesi bekleniyor.

CHP yönetimi, 15 Eylül’deki davadan önce kurultay tarihinin belirlenmesinin, mahkeme kararının siyasi sonuç doğurmasını önleyeceğini, karar ne olursa olsun Kasım ayında Kurultay’ın yapılmasının engellenemeyeceğini savunuyor.

ANKA

CHP, İstanbul İl Yönetimi’nin geçici olarak görevden alınmasının ardından 39. Olağan Kurultay tarihini belirlemek için 9 Eylül’de Parti Meclisi toplantısı yapacak
Cuma, Eylül 5, 2025 - 21:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: Independent Türkçe</p>

Type: 
SEO Title: 
CHP 39. Olağan Kurultay tarihini belirlemeye hazırlanıyor
copyright Independentturkish: 

Can Dündar’ın “CHP için tek yol sokak” çağrısı sonrası YouTube kanalına erişim engeli getirildi

Gazeteci ve yazar Can Dündar’ın YouTube kanalı, İstanbul 6. Sulh Ceza Hâkimliği’nin kararıyla “milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle erişime engellendi. Karar, internet servis sağlayıcılarına iletildi, ancak 5 Eylül 2025 itibarıyla YouTube, kanalı Türkiye’den henüz erişime kapatmadı.

Engelleme kararı, Dündar’ın CHP İstanbul İl Başkanlığı’na kayyım atanması sürecini değerlendirdiği ve partinin “sokakta mücadele” çağrısı yaptığı “Tek yol kaldı: Sokak” başlıklı videosunun ardından geldi. Söz konusu videoda Dündar, CHP yönetiminin mahkeme kararını yok sayma yönünde adım attığını belirterek, partinin kitle desteğiyle hareket etmesi gerektiğini ifade etmişti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, videonun “milli güvenliği tehdit ettiği” iddiasıyla soruşturma başlattı. Mahkeme, Türkiye’nin İnternet Kanunu’nun 8/A maddesine dayanarak kanala erişim engeli getirdi. Kararın hangi spesifik içeriklere dayandığı resmi olarak açıklanmadı.

Engelli Web verilerine göre, Türkiye’de dijital platformlara getirilen erişim engelleri son yıllarda sıklaşırken, hukuki süreçlerde şeffaflık eksikliği dikkat çekiyor. 2024 raporunda Türkiye’deki dijital sansür uygulamaları “Kafkaesk” bir boyuta ulaştığı belirtilmişti.

Türkiye, Reporters Without Borders’ın 2025 Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 180 ülke arasında 159. sırada yer alıyor. Son yıllarda YouTube, Twitter ve Wikipedia gibi platformlara erişim engelleri uygulanırken, geçmişte benzer engellemeler Anayasa Mahkemesi tarafından ifade özgürlüğüne aykırı bulunarak kaldırılmıştı.

Independent Türkçe

Can Dündar’ın CHP’ye yönelik “sokakta mücadele” çağrısı içeren videosunun ardından, İstanbul 6. Sulh Ceza Hâkimliği kararıyla YouTube kanalı milli güvenlik gerekçesiyle erişime kapatıldı
Cuma, Eylül 5, 2025 - 21:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Can Dündar’ın “CHP için tek yol sokak” çağrısı sonrası YouTube kanalına erişim engeli getirildi
copyright Independentturkish: 

Arap Birliği: İsrail'in Suriye ve Lübnan'a yönelik saldırılarını reddediyoruz

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) başkanlığında dün Mısır'ın başkenti Kahire'deki Arap Birliği Genel Sekreterliğinde düzenlenen Arap Birliği 164. Olağan Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısında alınan bazı karar ve tavsiyeler Mısır resmi haber ajansı MENA'da yayımlandı.

MENA'nın haberine göre, Konsey toplantısında, Suriye'nin egemenliği, toprak bütünlüğü ve istikrarının desteklendiği, haklarının ihlal edilmesi ve ulusal güvenliğini baltalama girişimlerinin ise reddedildiği vurgulandı.

Suriye devleti ve halkının çeşitli zorluklarla mücadelesine destek olma konusunda ortak Arap çabalarının sürdüğü yinelenirken, İsrail'in Suriye topraklarına yönelik tekrarlanan saldırıları sert bir dille kınandı.

Bu uygulamalar, "Suriye'nin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün yanı sıra uluslararası hukukun ve Birleşmiş Milletler Şartı'nın açık bir ihlali" olarak değerlendirdi.

Uluslararası topluma, Suriye'nin birliğini ve toprakları üzerindeki tam egemenliğini güçlendirecek ve Suriyeli mültecilerin evlerine güvenli ve onurlu bir şekilde dönmeleri için gerekli koşulların sağlanmasına katkıda bulunacak kapsamlı yeniden inşa planlarına destek çağrısı yapıldı.

Lübnan'da silahların devletin tekelinde toplanması kararına destek

Arap Birliği 164. Olağan Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısında, İsrail'in Lübnan'a saldırıları da ele alındı.

Lübnan'ın egemenliğinin, bağımsızlığının, birliğinin ve toprak bütünlüğünün desteklendiği vurgulandı.

İsrail'in Lübnan topraklarına yönelik tekrarlanan saldırılarının sert bir dille kınandığı toplantıda, söz konusu saldırıların Lübnan'ın egemenliğinin ve uluslararası hukuk ile BM Şartı'nın açıkça ihlali olduğu kaydedildi.

Uluslararası topluma, devam eden ihlalleri durdurmak ve artan İsrail tehditleri karşısında Lübnan'a destek olmak için "acilen harekete geçme" çağrısında bulunuldu.

Lübnan hükümetinin, ülkedeki silahların devletin tekelinde toplanması kararının desteklendiği bildirildi.

Toplantıda ayrıca, "Basra Körfezi, Umman Denizi ve Arap Denizi'nde deniz seyrüseferinin emniyet ve güvenliğinin sağlanması, enerji tedarik hatlarının güvence altına alınması" çağrısında bulunuldu.

AA

Arap Birliği, Suriye ile Lübnan'ın egemenliğini ve birliğini desteklediğini, İsrail'in bu ülkelere yönelik saldırılarını reddettiğini bildirdi
Cuma, Eylül 5, 2025 - 20:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: Arşiv AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Arap Birliği: İsrail'in Suriye ve Lübnan'a yönelik saldırılarını reddediyoruz
copyright Independentturkish: 

AK Parti Sözcüsü Çelik'ten CHP İstanbul İl Başkanlığı kararıyla ilgili açıklama: Kayyum değil, yargı süreci devam ediyor

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, CHP İstanbul İl Başkanlığı yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırılmasına ilişkin, "Biz, siyasi partilerin bu şekilde gündeme gelmesini istemeyiz ama siyasi partiler açısından herhangi bir usulsüzlük varsa da bunu mahkemenin tespit etmesi ve bununla ilgili adım atması da işleyen yargı süreciyle ilgilidir." dedi.

Çelik, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Toplantısı'nın ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Çelik, İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin, CHP'nin 38. Olağan İstanbul İl Kongresi'nde seçilen yönetimi tedbiren görevden uzaklaştırmasına ve geçici yönetim kurulunun atanmasına ilişkin kararına değindi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

"Yargı süreci devam ediyor"

CHP'nin İstanbul Kongresi'ne ilişkin İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada verilen ara kararla ilgili soruyu da yanıtlayan Çelik, konunun MYK'da gündeme gelmediğini söyledi.

Ömer Çelik, şunları kaydetti:

"Nihayetinde mahkeme ile ilgili bir süreç. Orada sadece bazı yayınlarda 'Kayyum atandı.' falan deniyor. Halbuki yargı süreci gördüğümüz kadarıyla devam ediyor. İhtiyati tedbir kararı almış orada mahkeme ve daha önceki bir CHP il yönetimini tekrar atamış. Bir öncekinde siyasi yasaklılık durumu olduğu içindir belki o. Onu mahkemenin nasıl takdir ettiğini bilemiyorum ama bu ihtiyati tedbir olarak gündeme gelmiş bir şey.

Biz, siyasi partilerin bu şekilde gündeme gelmesini istemeyiz ama siyasi partiler açısından herhangi bir usulsüzlük varsa da bunu mahkemenin tespit etmesi ve bununla ilgili adım atması da işleyen yargı süreciyle ilgilidir. O bakımdan onunla ilgili herhangi bir detay değerlendirme yapmamız doğru değil ama görüldüğü kadarıyla CHP yönetimi alınmış ve daha önceki bir CHP il yönetimi oraya ihtiyati tedbir açısından kayyum olarak değil koyulmuş yani yargı süreci devam ediyor. İtiraz süreci devam ediyor, biz de onu takip ediyoruz."

"Türkiye'nin savunma sanayisinin geldiği noktayı manşetlerinden indiremiyorlar"

Ömer Çelik, 30 Ağustos Zafer Bayramı'nı içinde barındıran Zafer Haftası kapsamında birçok önemli gelişmenin de yaşandığına dikkati çekerek, "En önemlilerinin başında Çelik Kubbe ile ilgili geldiğimiz nokta söz konusu oldu. Bütün dünyada yankılandığı gibi ülkemizin savunması açısından da son derece önemli bir eşik geçilmiş oldu. Görüldüğü gibi geçmişte sıradan bir tabanca almak için başvurduğumuzda bize bunları bile vermeyenler, ambargo uygulayanlar bugün Türkiye'nin savunma sanayisinin geldiği noktayı manşetlerinden indiremiyorlar. Tabii bizim savunma sanayimiz kimse için bir tehdit değil. Kendi milli güvenliğimiz için bunu gerçekleştiriyoruz, bu başarılara imza atıyoruz." dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, "Biz yapabiliriz, daha iyisini de yaparız" şeklinde tüm kurumlara bir vizyon aşıladığını işaret eden Çelik, "Geldiğimiz noktada, dünyanın barbarlık tarafından teslim alınmaya çalışıldığı ve Türkiye'nin etrafında neredeyse dünyadaki çatışmaların yüzde 70'e yakınının gerçekleştiği bir ortamda ve büyük potansiyel krizlerin var olduğu bir ortamda, savunma sanayimizin geldiği nokta tabii ki gurur vericidir. Bu bakımdan Çelik Kubbe'nin dünyada bu kadar yankılanması, herkesin aslında bütün bu meseleleri hem okumakta hem de bunlara karşı savunma sanayi açısından somut tedbir almakta çok geç kaldıklarını itiraf ettiği bir noktada Türkiye'nin öngörüsünün, Cumhurbaşkanımızın vizyonunun Türkiye'yi içinde tuttuğu hattın ne kadar kıymetli olduğu bir kere daha görülmektedir." diye konuştu.

"Türkiye'nin gücü kimse için tehdit değildir"

Çelik, bazı komşu ülkelerin, Türkiye'nin yerli entegre hava savunma sistemi Çelik Kubbe'ye dair endişeli açıklamalarına ilişkin şunları kaydetti:

"Tabii bazı komşu ülkeler, Türkiye'nin Çelik Kubbe'de attığı imzanın kendileri için tehdit oluşturduğunu söylüyor. Onlara bir kere daha ifade ediyoruz, Türkiye'nin gücü kimse için tehdit değildir. Türkiye'nin gücü barışın teminatıdır. Ama Ege'de, Akdeniz'de, başka yerlerde hiç kimsenin yanlış işler peşinde koşmaması lazım. Meseleleri masada, müzakereyle, diplomasiyle halletmemiz lazım. Bu işlerin sahaya kalmaması lazım. Dünyanın zaten büyük streslerle yüklü olduğu, büyük fay hatlarının tetiklendiği bir dönemde daha fazla strese ve fay hattının tetiklenmesine gerek yok. Onun için biz komşularımızla barış içerisinde ve 'herkesin güvenliği bizim güvenliğimizdir, herkesin refahı bizim refahımızdır' ilkesiyle hareket ediyoruz. Kimsenin güvenliğinde bir zaafa düşmesini, kimsenin refahtan mahrum kalmasını arzu etmiyoruz. Topyekun bir barış, topyekun bir refah peşinde koşuyoruz."

Geçmişte, Suriye'deki olaylar ve haricen yaşanan olaylar sebebiyle pek çok ülke tarafından Akdeniz'e savaş gemisi gönderildiğini hatırlatan Çelik, Mavi Vatan vurgusunun ve bu konuda atılan adımların son derece önemli olduğuna değindi.

Çelik, şöyle devam etti:

"Bu sene TEKNOFEST gençliğini Mavi Vatan'la buluşturan TEKNOFEST Mavi Vatan'ın hayata geçirilmesi de bu konudaki gelişmelerin gün yüzüne çıkması, gençlerimizin bu alandaki çalışmalarının teşvik edilmesi bakımından son derece önemlidir. Milli Savunma Bakanlığı ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'yla birlikte TEKNOFEST'in bu sene Deniz Kuvvetleri'mizle birlikte böylesine kapsamlı bir şekilde yapılmış olması, aslında Türkiye'nin 'mavi vatan' vurgusu ve 'mavi vatan'ın geleceğine dönük olarak etrafımızdaki denizlerde oluşan kaynamalara karşı, daha büyük meydan okumalara karşı hazırlıkları açısında da son derece önemlidir. Burada gençlerin yaptığı çalışmalar, orada ortaya konulan icatlar, kazanımlar geleceğe denizlerde de damga vuracağımızı göstermesi bakımından önemlidir. Tabii sık sık kahraman Silahlı Kuvvetlerimize gerek devlet kurumlarımız tarafından, savunma sanayi kurumlarımız tarafından, gerek diğer alanlarda bu teslimatların yapılması, bunların birleşik ve entegre bir şekilde gündeme gelmesi, önümüzdeki dönemin önümüze gelecek meydan okumaları açısından son derece kıymetli sonuçlar doğuracaktır."

"Terörsüz Türkiye" süreci

Terörsüz Türkiye konusunun her zaman gündemlerinde olduğunu belirten Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın MYK'nin açılış konuşmasında bu noktaya değindiğini aktardı.

Çelik, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin tarihi çağrısı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın devlet başkanı olarak koyduğu iradeyle Cumhur İttifakı'nın bu konuda yekpare bir şekilde bu konuyu sonuca ulaştırmaya kararlı olduğunu söyledi.

Cumhur İttifakı'nın buradaki duruşunun net bir şekilde bütün gelişmelerle doğrulandığını ve ne kadar kıymeti olduğunun görüldüğünü ifade eden Çelik, şunları kaydetti:

"Cumhur İttifakı'nın yanı sıra Cumhurbaşkanımızın devlet kurumlarına talimat vermesiyle birlikte bu süreç aynı zamanda bir devlet politikası haline gelmiştir. TBMM'de, PKK terör örgütünün fesih ve silah bırakması ile ilgili yol haritası oluşturması ve yasal dayanak oluşturması ile ilgili bir komisyonun kurulmuş olması, yüce Meclisin, siyasi partilerin desteğini de alacak şekilde sürecin yürütülmesine imkan vermektir. Komisyonun asıl odağının PKK'nın feshi ve silah bırakması olduğunu gözden kaçırmamak gerekiyor. Bunun dışında başka konuların öne çıkarılmaya çalışılması, PKK'nın fesih ve silah bırakılması gündeminin perdelenmesi, örtülmesi ya da aksatılmasına dönük birtakım gündemler ve ajandalar olarak gündeme gelmektedir. Odağı bu işin silah bırakma ve fesih sürecinin gerçekleşmesidir.

Burada da PKK terör örgütünün bütün şube ve uzantılarıyla, bütün illegal yapılarıyla, bütün finans odaklarıyla ve propaganda merkezleriyle, bu Terörsüz Türkiye ve aynı zamanda terörsüz bölge sürecine uygun olarak yapılan çağrılar çerçevesinde silah bırakması ve kendisini feshetmesi gerekir. Bunun dışında herhangi bir şekilde bu odağın kaybına yol açacak davranışların, aslında Terörsüz Türkiye'ye söylemini kullanmakla birlikte bu süreci akamete uğratacak davranışlar ve söylemler olduğunu ifade etmek isteriz."

Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bugün MYK toplantısının açılış konuşmasında bu konuda, bazılarının odak kaybı yaşadığını, bunun yaşanmaması gerektiğini ifade ettiğini söyledi.

"Yüzünü Ankara'ya ve Şam'a dönenler kazanacaktır"

Bahçeli'nin bugün Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu ile Suriye konusunda yaptığı açıklamaların son derece önemli olduğuna işaret eden Çelik, "Biz 'Terörsüz Türkiye' derken, PKK'nın şu adres ya da bu adresinin değil, bütün adreslerinin, bütün şube ve uzantılarının, Avrupa'daki birtakım legal görünümlü yapılarının ve illegal yapılanmalarının tamamının feshedilmesi gerektiğini ve silah bırakılması gerektiğini daha bu sürecin başında ifade ettik. Bu sürecin başında bundan bunu anladığımızı ve bunun anlaşılması gerektiğini söyledik ama bunun dışındaki yaklaşımlar olursa, bu gerçekten Terörsüz Türkiye sürecine, terörsüz bölge sürecine zarar verir." diye konuştu.

Terörsüz Türkiye süreci ile terörsüz bölge sürecinin iki ayrı süreç olmadığını vurgulayan Çelik, bunların entegre süreçler olduğunu, bu iki süreci birbirinden ayırmanın sağlıklı bir yaklaşım olmadığını belirtti.

AK Parti Sözcüsü Çelik, şunları ifade etti:

"Bölgede özellikle Suriye'de net bir şekilde gözlemliyoruz, silah bırakmaktan kaçınmak, Suriye'deki merkezi yapıyı sabote edecek davranışlar içerisine girmek ve Türkiye'deki Terörsüz Türkiye sürecinden ve terörsüz bölge sürecinden kendisini ayrıştırmak, kendisine başka pozisyon belirlemek, bununla birlikte silahlanmak şeklindeki davranışların bütün bu sürece karşı davranışlar olarak kodlanması gerektiğini değerlendiriyoruz. Cumhurbaşkanımızın, 'Yüzünü Ankara'ya ve Şam'a dönenler kazanacaktır.' ifadesinin anlamı budur. Yine bugün MYK'mız başlarken, Sayın Devlet Bahçeli'nin yaptığı açıklamada son derece önemli bir cümle var. Deniyor ki orada Sayın Bahçeli tarafından, 'Bu süreci akamete uğratmaya çalışanlar, Suriye'de başka bir plan peşinde koşanlar esasında terörsüz bölge sürecinin değil, siyonizmin planının parçası durumuna düşeceklerdir.' Şimdi burada bunları söylediğimiz zaman birileri tutuyor diyor ki 'Kürtlerin kazanımlarına karşı bir şeyler söylüyorsunuz.'

Hayır, hiçbir terör örgütünün varlığı ya da hiçbir terör örgütünün birileri tarafından desteklenmesi Kürtlerin kazanımı değildir, Türklerin kazanımı değildir, Arapların kazanımı değildir, Sünnilerin kazanımı değildir, Alevilerin kazanımı değildir, Dürzilerin, Nusayrilerin, Şiilerin hiç kimsenin kazanımı değildir. Hiç kimse herhangi bir terör örgütünün varlığını ya da birileriyle iş tutmasını, kendi kimliğinin, kendi aidiyetinin, kendi mensubiyetinin, kendi siyasal kimliğinin, etnik kimliğinin, mezhebi kimliğinin kazanımı olarak görmemelidir, terörün kimseye kazandıracağı bir şey yoktur."

"Vatandaşlarımız müsterih olsunlar"

Çelik, Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge sürecini sonuca erdirmekte, hedeflerine ulaştırmakta kararlı olduklarının altını çizdi.

Buna dönük birtakım devletlerin örtülü operasyonlarını, silah bırakması gerekenlerin açıklamalarının arkasındaki organizasyonları gördüklerini belirten Çelik, Türkiye'nin, yakın bölgedeki herkesin kazanımı için terör örgütlerinin silah bırakması ve terör gündeminin ortadan kalkması gerektiğini ifade etti.

Türkiye'nin yıllar içinde demokrasiyle, birtakım reformlarla büyük yol aldığını, mesafeler kat ettiğini dile getiren Çelik, "Vatandaşlarımız müsterih olsunlar, en baştan itibaren söyledik. Bu meselelere bakışımız, Terörsüz Türkiye'ye ulaşma hedefinde esas bunun şemsiyesi, tek vatan, tek millet, tek devlet, tek bayrak ilkesidir. Bunlardan taviz yoktur, bunlarla ilgili bir pazarlık yoktur, bunlarla ilgili bir müzakere yoktur. Devletin nitelikleriyle ilgili ve milletin değerleriyle ilgili herhangi bir pazarlık söz konusu değildir."

"Türkiye Cumhuriyeti, gündemine hakimdir"

"Türkiye Yüzyılı" buluşmaları kapsamında yapılan anketler ve "Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin toplumdaki bakış açısı ve tablonun sorulması üzerine Çelik, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Biz, vatandaşlarımızla buluşuyoruz, vatandaşlarımızın tabii ki soruları oluyor, cevap vermekle mükellefiz. Vatandaşlarımızın soruları oluyor, kaygıları oluyor, eleştirileri oluyor, geleceğe dönük uyarları oluyor. Hepsini not ediyoruz, başımızın üstünde yeri var çünkü memleketin sahibi ve bütün bu süreçlerin sahibi millettir. Gittiğimiz yerlerde bu sorulara tabii ki açık yüreklilikle cevap veriyoruz. Kameraların önünde de veriyoruz ama aynı zamanda vatandaşlarımızın Sayın Cumhurbaşkanı'mıza ve Sayın Bahçeli'ye dönük yüksek güvenlerini de görüyoruz. Onların yanlış yapmayacağını, devlet ve millet aleyhine herhangi bir işe izin vermeyeceğini net bir şekilde vatandaşlarımızın vurguladıklarını da görüyoruz. Bu süreçler doğası gereği işin içinde siyasetin olduğu, devlet kurumlarının çalıştığı, sahada bir sürü gelişmenin olduğu süreçler.

Tabii ki birtakım başka devletlerin sabotajlarına da dikkat etmek gerekiyor. Geçmişte de bu tecrübeleri yaşadık. Bu açılardan baktığımızda biz çok yönlü, çok kapsamlı, iyi çalışılmış, tarihi dersleri çıkarılmış, bundan sonrasının nereye gitmesi gerektiği konusunda kafamızın berrak olduğu, hem askeri hem istihbari hem siyasi hem toplumsal boyutunun çok yönlü olarak ele alındığı bir süreçtir."

Türk-Kürt kardeşliği ile terörün ilgisinin olmadığına dikkati çeken Çelik, terörün ayrı bir mesele olduğunu vurguladı.

Terörün bunca yıl içinde Türk ile Kürt kardeşliğinin arasına giremediğine dikkati çeken Çelik, "Türkiye'de Türk ile Kürt arasına kimse girememiştir. Terör mevzusu, ayrı bir mevzudur. Bunun ortadan kalkması tabii ki demokrasimizin üzerindeki stresi kaldıracaktır ve Türkiye'nin birtakım konularla yıllardır sürdürülen meşguliyetinin ortadan kalkmasına yol açacaktır. Bölge açısından da yeni fırsatların, yeni işbirliklerinin doğmasına yol açacaktır. Bu, aynı zamanda başka terör örgütlerinin, bölgedeki başka terör örgütlerini nasıl feshedileceğine ve silah bıraktırılacağına dair bir model de oluşturulacaktır. Onun için Türkiye Cumhuriyeti, gündemine hakimdir. Vatandaşlarımız müsterih olsunlar." değerlendirmesinde bulundu.

PYD yöneticisi Salih Müslim'in "Yeni Suriye hükümeti, ademimerkeziyetçiliği reddederse bağımsızlık talep etmek zorunda kalacağız." şeklindeki açıklamasının sorulması üzerine Çelik, şöyle konuştu:

"Yakın zamanda PYD yöneticisi Salih Müslim'in bahsettiği açıklamasını gördüm. Önceki açıklamalarıyla birleşik bir açıklama. Biz, dediğimiz gibi Şam'daki merkezi hükümetle çatışma şeklindeki bir tutumun 'terörsüz bölge' sürecine karşı bir tutum olduğunu değerlendiriyoruz. Aynı şekilde PYD'nin, SDG'nin silah bırakmasına yani Suriye PKK'sının silah bırakmasını engellemeye çalışanların bu terörsüz bölge ve 'Terörsüz Türkiye' sürecine karşı bu gün Sayın Bahçeli'nin açıklamasında da var. Bu işi geciktirmeye, zamana oynamaya ve sulandırmaya dönük bir yaklaşımın olduğunu görüyoruz. O açıklama da zaman zaman biliyorsunuz, bu teröre destek verenler, birtakım meşru kavramları tüketim malzemesi olarak kullanırlar. Aslında ademimerkeziyetçilik diye bahsettiği şey, bir ademimerkeziyetçilik değil. Ademimerkeziyetçilik dediğinin fiili karşılığının ne olduğunu bilecek milli güvenlik bilincine sahibiz.

Onun ademimerkeziyetçilik dediği şey, bizim açımızdan terör devletçiğidir. Dolayısıyla terör devletçiklerine müsaade etmeyeceğimizi geçmişte Cumhurbaşkanı'mız 'Bir gece ansızın gelebiliriz.' mottosuyla ifade etmişti. Biz, bir devlet politikası olarak ve bütün siyasi partilerin katılımıyla yüce Mecliste kurulmuş bir komisyonla bu sürecin 'Terörsüz Bölge' ve 'Terörsüz Türkiye' sürecinin hedefine ulaşması için bu gayreti gösteriyoruz."

"Terörsüz Türkiye" sürecini sabote etmek isteyen bazı devletlerin olduğunu gördüklerine dikkati çeken AK Parti Sözcüsü Çelik, "Özellikle siyonist soykırımcılık, bu süreci sabote etmek istiyor. Birisi çıkıp da burada 'Ben ademimerkeziyetçilik' falan diyerek esasında altyazısında terör devletçiği olan bir yaklaşım ortaya koyarsa biz, bunun ne olduğunu görecek tecrübeye sahibiz. Üzerinde çok düşünmemize bile gerek yok. Bir saniye içerisinde bunu teşhis ederiz." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin Suriye'ye ilişkin açıklamalarını anımsatan Çelik, iki liderin de "Terörsüz Türkiye" süreci için en vurgulu, en etkili ve en net açıklamaları yaptıklarını söyledi.

Burada öncülük yapanın, en samimi ve net açıklamaları ortaya koyanın Cumhur İttifakı olduğunun altını çizen Çelik, "Burada biz, Terörsüz Türkiye sürecinin ve terörsüz bölge sürecinin hedeflerine ulaşmasını nasıl arzuluyorsak, terörsüz bölge sürecinin ve Terörsüz Türkiye sürecinin birtakım sabotajlarla engellenmeye, ertelenmeye ya da manipüle edilmeye dönük herhangi bir durumla karşı karşıya kaldığımızda da ona da o kadar karşıyız." ifadelerini kullandı.

Çelik, bu sabotajlar ve bu hareketlilik görüldüğü için Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, "Kılıç kınından çıkarsa kaleme ve kelama yer kalmaz." dediğini belirterek, şunları kaydetti:

"Yine bugün Sayın Bahçeli, 'silah bırakıp da merkezi hükümete katılmayan, yani Şam hükümetiyle yapılan anlaşmaya uymayan bir SDG'nin aslında siyonist planın parçası olacağını ve ihanet içerisinde olduğunu' ifade etti. Bütün bunlar ne için ifade ediliyor? Bütün bunların Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge sürecini sabote etmeye dönük olduğunu görüyoruz, bir. İkincisi, Suriye'yi kaosa sürüklemek isteyenlerin siyasetiyle iç içe birtakım adımlar olduğunu görüyoruz, iki. Üç, Türkiye açısından birinci dereceden milli güvenlik tehdidi olarak görüyoruz."

Siyasi partilerin desteği, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın devlet kurumlarına verdiği talimat ve TBMM'nin kurulan komisyonla devreye girmesinin, bu meselenin ne kadar çok boyutlu ve entegre bir şekilde hedeflerine ulaştırılması için çalışıldığını gösterdiğine işaret eden Çelik, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatıyla sahadaki hareketliliği de gördüklerini dile getirdi.

"Alt yazısında bir terör devletçiği arayışı olduğunu görürüz"

Doğru olanın, TBMM çalışırken terör örgütü PKK'nın kendisini feshedecek aşamaların kesintisiz devam etmesi olduğunu ifade eden Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Kesintisiz olarak devam etmeyip de işte burada bahsedildiği gibi ademimerkeziyet ya da Şam'la yapılan anlaşmaya uymama gibi yaklaşımlar söz konusu olduğunda, biz bunun, bu ademimerkeziyet gibisinden bir kavram kullanılarak söylenilen şeyin alt yazısında bir terör devletçiği arayışı olduğunu görürüz. Daha önce de gördük, şimdi de net bir şekilde görüyoruz. Dolayısıyla burada onların söylediği, Kürtlerin kazanımı için değildir. Sayın Bahçeli'nin ve Sayın Cumhurbaşkanı'mızın söylediği, bölgedeki Türklerin, Türkmenlerin kazanımı içindir. Bölgedeki Arapların kazanımı içindir. Bölgedeki kardeş halkların kazanımı içindir. Bölgedeki bütün mezhep gruplarının, hepsinin kardeşlik içerisinde yaşaması içindir. Burada gerçekten doğru irade, Sayın Cumhurbaşkanı'mızın ve Sayın Bahçeli'nin söylediklerinin istikametinde oluşan iradedir."

"Hekimlikle hiçbir şekilde bağdaştırılamayacak bir yaklaşım"

Çelik, Konya'da bir doktorun, kadın bir hastayı kıyafeti yüzünden muayene etmemesinin hiçbir şekilde kabul edilmeyeceğini ve son derece yanlış bir yaklaşım olduğunu vurguladı.

Hekimler ve sağlık personeliyle gurur duyduklarını belirten Çelik, "Hele de bir kadını teşhircilikle suçlamak son derece münasebetsiz, uygunsuz, insanlık sanatı olarak hekimlikle hiçbir şekilde bağdaştırılamayacak bir yaklaşımdır. Bir hekim, bir hastaya baktığı zaman onun cinsiyetini görmez, kılık kıyafetini görmez, ne giydiğini görmez, etnik ya da mezhebi aidiyetinin ne olduğunu görmez, zengin ya da fakir olup olmadığını görmez. O yaklaşım tabii ki yanlıştır. Bu tip tekil örnekleri, hekimlik sanatının, Türk hekimlerinin bir parçası olarak görmemek lazım." diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in Sinop'ta füze testleriyle ilgili açıklamalarına dair değerlendirilmesi sorulan Çelik, şunları kaydetti:

"Sayın Özgür Özel, Sinop'taki açıklamasıyla daha önce benim yaptığım bir açıklamayı teyit ediyor. Gerçekten Cumhuriyet Halk Partisi yönetiminde ve Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı'nda ciddi bir siyasi navigasyon problemi var. Yani neyi, nereye söyleyeceği konusunda gerçekten büyük bir kafa karışıklığı var. Savunma sanayi ile uğraşıyordu. Kahve içenleri birbirinden ayrıştırmaya çalıştı, kahve içenlerle uğraştı. Bazı kitabevlerini hedef aldı, kitap okuyanlarla uğraştı. Şimdi uğraşacak kimse bulmamış, Sinop'taki balıklarla uğraşıyor. Yani en azından balıkları bir rahat bıraksın. Balıkları taciz etmesin. Yani Sinop'taki balıkların gideceği bir mahkeme olsa, herhalde giderler ve Özgür Özel'den yüksek bir tazminat alırlar 'bizi bir rahat bırak, huzurumuzu bozma' diye. Tam tersine veriler gösteriyor ki hem oradaki savunma sanayi ile ilgili yapılan yatırımlardan, gelişmelerden Sinop'taki vatandaşlarımız çok memnun hem de Sinop'ta su ürünleri şimdiye kadar 5 kat artmış. Bu fikirleri Sayın Özel'e kimler verir, neden verir, ne yapar, ne eder? Gerçekten bu bir muamma. Hani mutfakta biri var diyeceğim, ortada mutfak yok. Mutfakta biri var demeye de mecal yok. En azından balıkları rahat bıraksın."

Emlak vergisiyle ilgili vatandaşların mağdur edilmeyeceği makul formül üzerinde çalışıldığını dile getiren Çelik, "Vatandaşlarımızın hassasiyetlerini dinliyoruz, duyuyoruz, bize gönderdikleri mesajların farkındayız. Ekonomik program çerçevesinde en makul formülün bulunması için gayret ediliyor." dedi.

AA

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, CHP İstanbul İl Başkanlığı yönetiminin görevden uzaklaştırılmasına ilişkin, “Kayyum değil, yargı süreci işliyor. Usulsüzlük varsa bunu mahkeme tespit eder” dedi
Salı, Eylül 2, 2025 - 23:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

related nodes: 
CHP Lideri Özgür Özel: Gürsel Tekin'in partiden ihraç edildiğini açıkladı
CHP İstanbul İl Başkanlığı seçimine hile karıştırıldığı iddiasına ilişkin hazırlanan iddianame kabul edildi
CHP İstanbul İl Yönetimi görevden alındı, kongre süreci durduruldu
Type: 
SEO Title: 
AK Parti Sözcüsü Çelik'ten CHP İstanbul İl Başkanlığı kararıyla ilgili açıklama: Kayyum değil, yargı süreci devam ediyor
copyright Independentturkish: 

İstanbul Barosu: Asliye hukuk mahkemelerinin verdiği iptal kararları açık bir görev gaspıdır ve yok hükmündedir

İstanbul Barosu, belediye ve siyasi partilere kayyum atanmasını eleştirerek, bu uygulamanın demokrasiyi hedef alan “ağır ve öldürücü bir darbe” olduğunu açıkladı

Açıklamada, Siyasi Partiler Kanunu gereği parti kongrelerinin ilçe seçim kurulu hakimi gözetiminde yapıldığı ve süresinde yapılan itirazların hakimin kararıyla kesinleştiği hatırlatıldı. Baro, “Söz konusu kararlar, yalnızca Anayasa’nın 79. maddesi uyarınca Yüksek Seçim Kurulu tarafından kaldırılabilir. Yüksek Seçim Kurulu'nun kararları kesindir. Bu çerçevede, asliye hukuk mahkemelerinin verdiği iptal kararları açık bir görev gaspıdır ve yok hükmündedir” ifadelerine yer verdi.

Hatırlanacağı üzere, CHP’nin 38. Olağan İstanbul İl Kongresi 8 Ekim 2023’te Haliç Kongre Merkezi’nde yapılmıştı. Kongrede Bahçelievler İlçe Başkanı Özgür Çelik 342 oyla İstanbul İl Başkanı seçilirken, eski il başkanı Cemal Canpolat 310 oy almıştı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Ancak bugün İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen ihtiyati tedbir kararıyla, kongre çoğunluğuyla seçilen CHP İstanbul İl yönetimi görevden alındı. Karar, siyasetçilerden ve hukukçulardan yoğun tepki topladı. İstanbul Barosu, bu tepkiler arasında uygulamanın demokrasiye açık bir saldırı olduğunu vurguladı.

İstanbul Barosu'nun açıklaması şöyle:

"CHP İstanbul İl Örgütüne yönelik hukuk dışı kayyum kararı, yargı yetkisinin kötüye kullanılarak siyaseti dizayn etme girişimidir; bu karar demokrasiyi, seçme ve seçilme hakkını hiçe saymaktadır.

Kayyum eliyle halkın demokratik iradesinin yok sayılması, çok sayıda il ve ilçe belediyesinin vesayet altına alınmasıyla zaten yaygın ve sistematik bir uygulama haline gelmiştir. Bu uygulamanın şimdi siyasi parti yönetimlerine de sirayet etmesi, giderek tüm toplumun bir vesayet rejimi altında yönetilmeye başlanması, demokrasiye vurulmuş ağır ve öldürücü bir darbedir.

"Asliye hukuk mahkemelerinin verdiği iptal kararları açık bir görev gaspıdır ve yok hükmündedir"

Siyasi Partiler Kanunu uyarınca parti kongreleri, ilçe seçim kurulu hakimi gözetiminde yapılır ve süresinde yapılan itirazlar hakim tarafından kesin olarak karara bağlanır. Söz konusu kararlar, yalnızca Anayasa’nın 79. maddesi uyarınca Yüksek Seçim Kurulu tarafından kaldırılabilir. Yüksek Seçim Kurulu'nun kararları kesindir. Bu çerçevede, asliye hukuk mahkemelerinin verdiği iptal kararları açık bir görev gaspıdır ve yok hükmündedir.

Hukuk dışı yargı kararlarıyla siyasete müdahale edilmesinin ve bu müdahalelerden politik çıkar elde edilmeye çalışılmasının hiçbir toplumsal meşruiyeti yoktur. Bu hukuk dışılığın sorumluluğu, yalnızca bu kararlara imza atan yargı mensuplarında değil, aynı zamanda bu müdahaleyi siyasal amaçlarla kullananlardadır.

İstanbul Barosu olarak hatırlatırız ki 'Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz. (Anayasa md. 6) Egemenlik gaspına karşı Anayasal güvence altındaki hak ve özgürlüklerin, demokrasinin ve halk iradesinin savunulmasına kararlılıkla devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz."

Independent Türkçe, ANKA

İstanbul Barosu, CHP İstanbul İl Kongresi’ni hedef alan ihtiyati tedbir kararı sonrası yapılan kayyum uygulamasını “demokrasiye ağır ve öldürücü darbe” olarak nitelendirdi
Salı, Eylül 2, 2025 - 22:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

related nodes: 
CHP Lideri Özgür Özel: Gürsel Tekin'in partiden ihraç edildiğini açıkladı
CHP İstanbul İl Başkanlığı seçimine hile karıştırıldığı iddiasına ilişkin hazırlanan iddianame kabul edildi
CHP İstanbul il yönetiminin görevden alınması sonrası borsada hızlı düşüş: Kayıplar yüzde 5'i geçti
Type: 
SEO Title: 
İstanbul Barosu: Asliye hukuk mahkemelerinin verdiği iptal kararları açık bir görev gaspıdır ve yok hükmündedir
copyright Independentturkish: 

CHP Lideri Özgür Özel: Gürsel Tekin'in partiden ihraç edildiğini açıkladı

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "Bana diyorlar ki 'Ankara'ya git, partinin başında otur.' Bu ne demek? 'Anadolu'yu gezersen seni partinin başından indiririm' demek. Beni tehdit ediyor. Beni partinin başından indirmekle tehdit ediyorlar. Ben de onlara diyorum ki, 'Partinin başında sınırları çizilmiş olarak oturacağıma, mücadelemi yaparım; hadi gelin indirin. İndirirsen. Millet kimi indiriyor, kimi bindiriyor görürüz. Her türlü darbeye karşı milletin direnme hakkı vardır." dedi. Özel, mahkeme kararıyla Gürsel Tekin'in CHP İstanbul İl Başkanlığı görevine getirilmesine ilişkin, "Kayyum olmayı kim kabul ederse onu da partiden atacağız. Çünkü CHP'nin bu yargı oyununa alet olacak üyesi olamaz. Bu baba ocağında kimse sarayın kayyumluk görevini kabul edemez. Kabul ederse o zaman karşılaşacağı muamele budur" ifadesini kullandı.

Özel, Halk TV yayınında gündeme ilişkin gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Partisinin İstanbul il kongresine yönelik kararın piyasaları sarstığını belirten Özel, şunları söyledi:

"Gürsel Tekin'i partiden ihraç ettik"

İsminden bağımsız olarak atanan kayyum heyetinden görevi kabul edeceğini anladığımız, açıklaması o yönde olan kişiyi partiden ihraç ettik. Ne konuştuğunun bir önemi yok. Şunun açısından söyleyeceğim. Gürsel Tekin partiden istifa ettiğinde ben partiye emeği olan birisinin duygusallıkla partiden istifa etmesinin doğru olmadığını söylemiş, partide kalmasını talep etmiş birisiyim aslında. Yani duygum bu benim. Gürsel Tekin'den bağımsız, teknik bir şey söylüyorum. Kayyumun partinin üyesi olması gerekiyor kanuna göre. CHP'li hiç kimse sarayın kurduğu bu kumpasın bir parçası olamaz. Parçası olanın partiden ilişkisini keseriz. İhraç ettiniz mi? Evet. Kendisini tedbirli şekilde, yani karar alındığı an parti üyeliği sona eriyor, tedbirli şekilde Yüksek Disiplin Kuruluna verdik ve partiden ihraç ettik. Bu Gürsel Tekin olsa olur bir başka isim olsa olur. Bu saray düzeninin bu yargı kumpasına 'Ben görev yaparım' diyen diğer 4 arkadaşın açıklamalarını bilmediğimiz için onlar çok yakın takibimizde olan partililerimiz. Geçmişte ilçe başkanlığı görevleri yapmışlar. Eğer onlar 'Biz görevi kabul ediyoruz' derlerse onlar da ihraç edecek. CHP'nin ne il başkanlığına, ne Genel Merkezine CHP'linin seçmediği biri girebilir."

"Anayasa'yı askıya alan, sandıktan vazgeçen bir iktidar var. Bu iktidarın en önemli mücadelesi enflasyonu dizginlemek. Çünkü başka türlü bu hayat pahalılığı ile sokağa çıkamazlar. Pazara gidemezler, millet yüzlerine tükürüyor. Faizler belli bir noktaya kadar düşmüşken, 19 Mart'ta büyük bir sıçrama oldu ve hala daha toplayamadılar. Bugün benzer bir şeyi göze alıyorlar. Borsa İstanbul yüzde 6 ile dibe çakıldı. Bunu göze alanın, ekonomiyi düzeltme amacı olabilir mi? 1,5-2 saat içinde İstanbul İl Kongresi kararı borsayı yüzde 6 düşürdü. Türkiye'nin önemli bankaları tahtalarını işlemlere kapattı.

Bana diyorlar ki 'Ankara'ya git partinin başında otur.' Bu ne demek? 'Anadolu'yu gezersen seni partinin başından indiririm' demek. Beni tehdit ediyor. Beni partinin başından indirmekle tehdit ediyorlar. Ben de onlara diyorum ki, 'Partinin başında sınırları çizilmiş olarak oturacağıma, mücadelemi yaparım; hadi gelin indirin'. İndirirsen. Millet kimi indiriyor, kimi bindiriyor görürüz. Her türlü darbeye karşı milletin direnme hakkı vardır. 

Psikolojik üstünlüğün muhalefette olduğunu biliyorlar ve bunun çoğunluk enerjisine dönüştüğünü de görüyorlar. Bu üstünlük temelini haklılıktan alıyor. Haksız biri üstünlük elde edemez. Millet kimin haklı, kimin haksız olduğunu biliyor. Millet kimin hırsız olduğunu, kimin olmadığını görüyor. 'Belediyeleri silkeleyin' dediklerinde amaçları hizmetleri engellemekti. Buna engel olamayınca bu hizmetleri yapanları alıp içeri attılar. Millet haklı ile haksızı ayırt ediyor. Çatlasalar da patlasalar da biz kazanacağız. 

"Sandığa kasteden bir yargı darbesi ile karşı karşıyayız"

Bunlar her şeyi yapmayı göze almış. Gözleri dönmüş bunların. Her şeyi göze almış durumdayız. O yüzden moralimiz en üst noktada. MYK'mızda kararlılık ve güç vardı. Ne MYK'da ne İstanbul İl Başkanımız Özgür Çelik'te bir umutsuzluk görmedim. Çelik, 'Üstesinden geliriz Sayın Genel Başkanım' dedi. Çünkü o görevini mahkemeden değil, bu partinin kuruluş ilkelerinden almış birisi. O yüzden biz CHP olarak, arkamızda meydanlardaki çoğunluk enerjisini psikolojik üstünlükten, ahlaki üstünlükten alıyoruz. Bu insanlara tek talebim, bu çoğunluk enerjisini çoğaltarak devam etmeleri. Başka kurtuluş yok. Rejime kasteden Anayasa değişikliği yapmışlardı. Şimdi sandığa kasteden bir yargı darbesi ile karşı karşıyayız. 

"Kayyum olmayı kim kabul ederse onu da partiden atacağız"

Kayyum olmayı kim kabul ederse onu da partiden atacağız. Çünkü CHP'nin bu yargı oyununa alet olacak üyesi olamaz. Gürsel Tekin beni ağır eleştirdi. Nedeni Kadıköy'e belediye başkanı adayı olmak istedi, yapamadık. Sonra bizi ağır şekilde eleştirdi, partiden istifa edeceğini söyledi. O zaman dedim ki: 'İstifa etmesin. Partide emeği var.' Bana o gün o kadar tepki gösteren biri gene de partide kalsın diye gayret gösterdim. Biz buraya baba ocağı diyoruz. Vaktiyle buraya hizmet eden kimseyi kaybetmek ister miyiz? İşte Muharrem İnce. Bütün yaşananlara rağmen 'Ben baba ocağına döneceğim' dedi, döndü. Bu baba ocağında kimse sarayın kayyumluk görevini kabul edemez. Kabul ederse o zaman karşılaşacağı muamele budur. 

"Delegeler notere giderek kongre isterse İstanbul İl Kongresini yenileriz 20 gün sonra"

Birincisi, şerefli polisimizi bu iğrençliğe alet etmesinler. İkincisi, onun da şerefi onlara kalır ama böyle bir şeye kalkışacaklarını da zannetmiyorum. Ayrıca, bir dizi kararlarımız da var. İl delegelerimiz bize diyorlar ki, 'Yenileyin İstanbul seçimlerini, görsünler delegenin iradesini'. Bu hafta görülür her bir delege notere gider, 'Seçim istiyorum. Kongre istiyorum.' der. İstanbul İl Kongresini yenileriz 20 gün sonra. İl delegelerimiz kimi istiyorsa yeni il başkanı seçilir. Özgür Çelik o güne kadar görevinin başındadır. O gün de Özgür Çelik yeniden seçilir. Asliye hukuk mahkemesi de aldığı tedbir kararıyla oturur. Yani buna teslim olacak halimiz yok. Seçim hukukunu da yetkili Sarıyer İlçe Seçim Kurulu ve Yüksek Seçim Kurulu yürütür. Asliye hukuk mahkemesi kim oluyor? 

Bu yolu bir kere açarsanız Türkiye'de yarın iktidar değişti, geldi bir asliye hukuk mahkemesi, yeni iktidar bunların yaptığı gibi uygun bir hakim buldu, oraya 'MHP'nin kongresini iptal ettim. AKP'nin kongresini iptal ettim.' Hukuk güvencesi diye bir şey yok. Seçimin kesinleşmesi diye bir şey var. Sen bunu yaptığında seçilmiş hiç kimsenin bir garantisi olmuyor. 

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin açıklamalarına yanıt

Ben Devlet Bey'e 'Bırak AK Parti'yi koalisyon olalım' demiyorum. Demokratikleşmeyle ilgili ihtiyaç duyulursa birlikte adım atalım. AK Parti'nin demokratikleşme amacı olmadığı için MHP'nin böyle bir şeyi varsa 'MHP ile dahi birlikte olabilir' dedim. Devlet Bey bunu sanki 'AK Parti'yi bırak, birlikte siyaset yapalım' gibi algılamak istemiş. Onun üstünden kendince AK Parti ile nikah tazeliyor. Benim bu noktada söyleyeceğim bir şey yok. Benim, topyekun sizin Türkiye'yi getirdiğiniz noktaya itirazım var. Devlet Bahçeli'nin metinlerini yazanları biliyoruz. O yazanın da nasıl bir kuyruk acısı olduğunu da biliyorum. O yazarların Devlet Bey'den ne fırçalar yediklerini de biliyoruz. MHP'yi buralara sürükleyenlerin yarın gerçek bir yargılama oldıuğunda neyle karşılacaklarını da biliyoruz. 

Yaşına hürmeten Devlet Bey'e selam verdiğim için bana kızıyorlar. Hatırını sorarım kardeşim, ben bir insanım. Benim siyasetimde insani ilişkilerin önüne geçebilecek bir mevzu yok ama duruşumuzda da bir değişiklik yok. 

CHP komisyonda kalacak mı?

Komisyonda ne şartlarda ve amaçla olduğumuz ortada. Tarihsel bir tutarlılık içerisindeyiz. Biz yıllardır, 'Kapalı kapılar ardından konuşmayın, Mecliste konuşun' dedik. Bunun yapılması için çalışmalar yürüttük. Arkadaşlarımıza operasyon yapılmasın şartıyla girmedim ki. Bu komisyon 18 Mart gününden önce kurulsaydı girmeyecek miydik? Benim iktidara karşı verdiğim mücadele ayrı bir şey. Meclis milletin yeri. Tayyip Bey beni sarayda bir resepsiyona davet etti. Anıtkabir'de geldi selam verdi, selamını aldım ama saraya çağırdı gitmedim. Meclis AK Partinin, MHP'nin mülkü değil. Komisyona girince onlara katılmış olmuyorsunuz. Milletin verdiği görevi yapmış oluyorsun. Girerken 'Biz burada Anayasa konuşmayız' dedik. 'Terörsüz Türkiye'ye evet ama terörsüz ve demokratik Türkiye' dedik. CHP'nin bu komisyonda olmamasını en çok isteyen kişi Recep Tayyip Erdoğan."

"Yüzyılın en büyük haysiyet cellatlığıyla karşı karşıyayız"

Hemen şoför arkadaşları salsınlar. Ekrem Başkan'ın iki emekçi şoförü bir iftiracının sadece beyanlarıyla delil olmadan tutuklandı. Birisi söylemiş, 'Bunlara Ekrem İmamoğlu şirket kurdurttu.' Bari adamların TC'sini gir de bu kişiler şirket kurdu mu bir bak. Sırf zulüm olsun diye yapıyor. Vaktiyle bir MASAK raporu çıkardı, peçete oldu gitti. Cevdet Yılmaz dün adli yıl açılışında dedi ki, 'Kimse karar alan mahkemeye hakaret etme hakkına sahip değildir.' Bir kişi alkış yapmadı. Neden yapmadı. Herkes biliyor ki Özgür Özel, meydanlara toplanan yüz binler mahkemeye, mahkeme kararına hakaret ediyor değiller. Bir savcının masumiyet karinesini ayaklar altına almasına, suçsuz insanları aileleriyle tehdit etmesine... İtirafçı olanlar açısından mahkeme safhasında başka şeyler yaşanacak. O kadar şirkete el koyuyorlar sonra itirafçı olursan malları geri veririm diyor. Bu kadar düştüler. Yüzyılın en büyük haysiyet cellatlığıyla, yüzyılın en büyük iftira kampanyasıyla karşı karşıyayız. Yüz yıl boyunca unutulmayacak bir büyük saldırının altında yüz yıllık parti.

Ekrem İmamoğlu, Beylikdüzü'nden çıkmış gelmiş herhangi bir siyasetçi değil. AK Parti'nin elinden İstanbul'u almış, İstanbul'u üç kez kazanmış birisini, Atatürk'ün partisini iktidar yapacak birisini içeri attılar. Ekrem İmamoğlu'nun suçu Erdoğan'ı yenme suçudur. Ekrem İmamoğlu'nun tutukluluk gerekçesi bu suça yeniden teşebbüs edecek olmasıdır. Bunu bilmeyen kendini kandırır. Ekrem İmamoğlu benim babamın oğlu değil. İnsan olarak çok seviyorum ayrı bir şey. Bir kusuru olsa, deriz ki, 'Ettiğini çekecek arkadaş'. Gözümün önünde İmamoğlu'nun bu ülkede CHP'yi iktidar yapacağı güçte birisi olduğunu gördüğüm için böyle bir mücadele veriyorum.

"Cumhur İttifakı'nın temellerini Asliye Hukuk Mahkemesi'nde attınız"

Devlet Bey ile şunu mu konuşayım o zaman. Bir Asliye Hukuk Mahkemesi kararıyla partisinde kaybettiği iktidarı kazananların, bugünkü iktidarın dümen suyunu girdiğini unutmadık mı diyeyim. Meral Akşener, 900 delegenin desteğini almışken... İzmir Milletvekili olan birisinin, MHP ile mahkeme arasında mekik dokuduğunu, MHP'nin kurultay sürecinin durdurulduğunu, partinin bölündüğünü ve AK Parti ile rejim değişikliğine rıza gösterdiğini mi söyleyeyim. Biz bunu yapmadığımız için eğer partinin başından gideceksek, ben giderim partinin başından. AK Parti 10 yıl daha asgari ücretliyi, emekliyi ezecekse, memura sefalet zamları verecekse, ben bunun karşısında partinin genel başkanı olacaksam, olmaz olsun öyle genel başkanlık, reddediyorum. Denemesi bedava. Bir Asliye Hukuk Mahkemesi düzeni üzerinden AK Parti'ye teslim olmuşlar. Cumhur İttifakı 15 Temmuz günü sokaklarda kuruldu diyorlar. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde Cumhur İttifakı'nın temellerini attınız. Hukuk camiası bilmiyor mu bunları. MHP'nin bunun diyetini ödediğini bilmeyen mi var. Bugün yeni bir Asliye Hukuk dümeniyle CHP'ye aynı teklif... Biz o parti gibi davranmayacağımızı gösteriyoruz.

CHP'nin liderine 'Ankara'ya dön, partinin başında otur' dediler. İstanbul'a, Samsun'a, Bayburt'a gitme diyorlar. Bu partiyi kişisel çıkarlar için asla paspas ettirmeyiz. Bu parti öyle bir parti olsaydı darbelerden sonra yeniden ayağa kalkmazdı. Biz başkasına benzemeyiz. Bir arkadan vurmayız hele hele birileri gibi yere düşene asla tekme atmayız. Vuruşacaksak da yüz yüze vuruşuruz. Maalesef arkadan vuranlarla muhatabız.

"Yılmaz Tunç, Adalet Bakanlığı portresidir"

Sayın Tunç, HSK'nın başkanı. Akın Gürlek, HSK'dan izin almadan basın açıklaması yapıyor. Sayın Tunç, bunun altında eziliyor bir şey diyemiyor. Akın Gürlek'in yaptığı her iş, Sayın Tunç'u paspas eden işler. Yılmaz Tunç, Adalet Bakanlığı portresidir. Duvara asmışlar bunu Adalet Bakanı diye. Türkiye'de adaleti Tayyip Erdoğan ile Akın Gürlek yönetiyor. En kötü şekilde yönetiyorlar. Hababam Sınıfı'nda paşanın resmi var ya, onun gibi duruyor. 7 soru sordum, desin ki o sorulardakiler olmadı. Bir tane avukat var, Adalet Bakanlığı'ndan izin almadan sorgulanıyor, bir tane avukat var Adalet Bakanlığı'ndan izin alınıyor. Sorulara cevap vereceğine... Özgür Bey, bu eczacı halinle senin Adalet Bakanı olarak durduğun yerden 10 kat daha fazla neyin ne olduğunu görüyor biliyor.

"Mansur Yavaş, Ekrem Bey'in yeniden siyaset yapmasının teminatıdır"

En doğru adayı, aday göstereceğiz. Bir genel başkan partinin doğal adayıdır, Türkiye'deki siyaset sistemi de Türkiye'deki siyasi gelenek de buna müsait. Geçmişte bunun örnekleri de çok oldu. Parlamenter sistemde partinin genel başkanı milletvekili adayı olur, hangi parti seçimi kazanırsa onun genel başkanına hükümeti kurma görevi verilir. Yeni cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde CHP'nin genel başkanını aday gösterdiği de oldu, göstermediği de oldu. Kendime baştan bir kısıt koydum ve bu kurala uyuyorum. Ben dedim ki, 'Kendi adaylığımı bu partiye dayatmak yerine en doğru adayı belirlemenin teminatı olacağım.' Son ana kadar adayımız İmamoğlu'dur. Ama gazeteci ısrarla soruyor, 'Ya olamazsa...' Bunun üzerine cevap veriyorum. O gün olamazsa en doğru adaya bakılır. Anketlere bakılır. Bir isim kesin kazanıyorsa o isim aday olmalıdır. Ama onu da kendim ilan etmek yerine İmamoğlu'nun adaylığında olduğu gibi, yine toplumsallaştırmak lazım. Birden çok aday kazanıyordur, o zaman sandık kurulur siz karar verin denir topluma. Baktığımızda Mansur Bey, CHP'nin yadsıyamayacağı, yok sayamayacağı bir aday alternatifidir. Buna da yalan atacak halim yok sorulduğunda. Mansur Bey'in kendi işine odaklı gayreti var, toplum tarafından beğeniliyor. Bugünden o güne bir şey söylemek mümkün değil. Ekrem Başkan'ı bırakmayız, ona sahip çıkmak zorundayız. Mansur Bey, Ekrem Bey'in yedeği değil, o Mansur Bey'e de haksızlık olur. Ama Ekrem Bey'in de yeniden siyaset yapmasının teminatıdır hem Mansur Yavaş hem Özgür Özel hem bütün CHP'liler. Ne dayanışmamızı eksik edeceğiz, ne kimseyi şimdiden aday göstereceğiz. Bu kadar şeyin içinde bana çalışmak ve fedakarlık düşer. Seçeneklerden biri genel başkan olunca orada iş değişir. Bir anda işler size doğru döner.

9 şirketin ortalamalarına bakıyoruz. Parti açık ara önde. Ekrem Başkan, 19 Mart meselesinden sonra Tayyip Erdoğan'a karşı açık ara önde. 11 puanlık bir ağırlıklı ortalama ile önde. CHP, neredeyse bazı anketlerde AKP-MHP toplamından fazla. Anket dediğin bir trend meselesi. CHP, 31 Mart seçimlerinden beri yükseliş trendini sürdürüyor. Şu anda da Adalet ve Kalkınma Partisi'nin saldırıları karşısında gerilemiş değiliz.

"Moralimizi bozarsak onlar kazanır"

Bir kötülük yapmak üzere görevlendirilmiş bir ekip saldırdıkça saldırıyor, saldırmaya devam ediyor. Biz moralimizi bozarsak, enerjimizi düşürürsek onlar kazanır. Toparlanın, teslim olmuyoruz kardeşim. Biz buranın asli sahipleriyiz. Bu bayrağın üzerindeki kırmızı renk şehit kanı, dedelerimizin kanı. Üstüne düşen ay yıldız da muharebe meydanındaki ay yıldız. Biz öyle işine geldi mi düşman donanmasına kırmızı halı serenlerden, sıkıştı mı İngiliz zırhlısıyla kaçanlardan değiliz. Biz, 'Geldikleri gibi giderler' diyen gelenekten geliyoruz. Teslim olmak geleneğimizde yok. Birileri cumhuriyetin kolonlarını kesmeye çalışıyor, biz o kolona çivi çaktırmayanız. Büyük bir mücadelenin içindeyiz. Bugünkü de 10'uncu dalga olsun. Biz direnmeye, mücadele etmeye devam edeceğiz. Karşımızdakilerin demokrasiden ne kadar nasibini almamış olduklarını herkes görüyor. Biz buna karşı dimdik ayaktayız. Bizim aramızda olmayı hak etmeyenlerle yolu ayırırız."

Gürsel Tekin’den ihraç tepkisi: “Bana sormadan, ifademi almadan ihraç edemezsiniz”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, kayyum heyetinde görev almayı kabul eden Gürsel Tekin’in partiden ihraç edildiğini açıkladı. Tekin ise karara tepki göstererek, kendisine savunma hakkı tanınmadığını söyledi.

CHP’de tartışma yaratan ihraç kararına ilişkin açıklamalar peş peşe geldi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, kayyum heyeti üyeliğini kabul eden eski milletvekili Gürsel Tekin’in partiden ihraç edildiğini duyurdu.

Özel, “Kayyumun partinin üyesi olması gerekiyor kanuna göre. CHP’li hiç kimse sarayın kurduğu bu kumpasın parçası olamaz. Parçası olanın partiden ilişkisini keseriz. İhraç ettiniz mi? Evet. Kendisini tedbirli şekilde Yüksek Disiplin Kurulu’na verdik ve partiden ihraç ettik. Bu Gürsel Tekin olsa da olur, bir başka isim de olsa olur” ifadelerini kullandı.

Özel, daha önce Tekin’in istifasını duygusal bulduğunu ve partiye katkılarından dolayı kalmasını istediğini hatırlatarak, “Ama bu mesele kişisel değil, teknik bir mesele. CHP’nin ne il başkanlığına ne Genel Merkezine CHP’linin seçmediği biri giremez” dedi.

İhraç kararı sonrası açıklama yapan Gürsel Tekin ise kararı kabul etmediğini belirtti. Tekin, “Bana sormadan, benim ifademi almadan, ben bir savunma yapmadan beni ihraç edemezsiniz” sözleriyle tepkisini dile getirdi.

ANKA

CHP İstanbul İl Yönetimi’nin görevden alınmasının ardından, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, eski yönetici Gürsel Tekin hakkında partiden ihraç kararı alındığını açıkladı
Salı, Eylül 2, 2025 - 20:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

related nodes: 
CHP İstanbul İl Başkanlığı seçimine hile karıştırıldığı iddiasına ilişkin hazırlanan iddianame kabul edildi
CHP İstanbul İl Yönetimi görevden alındı, kongre süreci durduruldu
Type: 
SEO Title: 
CHP Lideri Özgür Özel: Gürsel Tekin'in partiden ihraç edildiğini açıkladı
copyright Independentturkish: 

Bakan Yumaklı: 38 ilde hayvan pazarları yeniden aktif hale getirildi

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, şap hastalığının yeni serotipi nedeniyle ülke genelinde kapatılan hayvan pazarlarının, aşılama oranının yüzde 85’i geçtiği illerde tekrar açıldığını, son eklenen 14 il ile birlikte aktif hale gelen hayvan pazarlarının sayısının 38’e yükseldiğini açıkladı.

Yumaklı, yaptığı yazılı değerlendirmede, Türkiye’de 1965 yılından bu yana ilk defa tespit edilen SAT-1 serotipine karşı bakanlığın hızlı bir şekilde harekete geçtiğini belirtti. Şap Enstitüsü tarafından kısa sürede geliştirilen aşının sahada uygulamaya konulduğunu hatırlatan Yumaklı, şunları kaydetti:

“Ülke genelinde hastalığın yayılımını durdurmak amacıyla hayvan hareketleri kısıtlandı, pazarlar geçici olarak kapatıldı. Bu süreçte Şap Enstitüsü tarafından hazırlanan 14 milyon doz aşı, 81 ilimize gönderildi. Aşılama ve alınan önlemler sayesinde yayılım büyük ölçüde kontrol altına alındı. Böylece pazarların yeniden açılma süreci başladı ve bu süreç halen devam etmektedir.”

İlk aşamada, aşılama oranı yüzde 85’in üzerine çıkan Hakkari, Van, Edirne, İstanbul, Tekirdağ, Çanakkale ve Kırklareli’nde pazarların açıldığını hatırlatan Bakan Yumaklı, daha sonra Çorum, Çankırı, Niğde, Aksaray, Nevşehir, Kırşehir, Yozgat, Kırıkkale, Ankara, Amasya, Bolu, Düzce, Zonguldak, Bartın, Karabük, Kastamonu ve Sinop’ta da aynı sürecin uygulandığını ifade etti.

"Aşılamadaki başarı yükseldikçe diğer illerde de kademeli şekilde açılışlar sürecek"

Bu hafta itibarıyla Yozgat, Sivas, Kayseri, Karaman, Konya, Afyonkarahisar, Eskişehir, Kütahya, Bilecik, Bursa, Balıkesir, Yalova, Kocaeli ve Sakarya’da da hayvan pazarlarının yeniden faaliyete geçtiğini belirten Yumaklı, böylelikle toplam 38 ilde pazarların açıldığını söyledi. Yumaklı, “Aşılamadaki başarı yükseldikçe diğer illerde de kademeli şekilde açılışlar sürecek. Önümüzdeki hafta Erzurum, Kars, Ardahan, Iğdır, Ağrı ve Artvin’de de pazarların faaliyete başlamasını planlıyoruz” dedi.

Veteriner hekimlerin sahada yoğun bir çaba gösterdiğini vurgulayan Yumaklı, hayvan hastalıklarıyla mücadeleye kesintisiz devam edileceğini, üreticilerin emeğini ve ülke hayvancılığını korumak için çalışmaların sürdürüldüğünü dile getirdi.

Independent Türkçe

38 ilde hayvan pazarlarının yeniden faaliyete geçtiğini duyuran Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, şap hastalığının kontrol altına alındığını, aşılamada yüzde 85 oranına ulaşılan illerde pazarların kademeli olarak açılmaya devam edeceğini söyledi
Salı, Eylül 2, 2025 - 18:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Bakan Yumaklı: 38 ilde hayvan pazarları yeniden aktif hale getirildi
copyright Independentturkish: 

CHP İstanbul İl Başkanlığı seçimine hile karıştırıldığı iddiasına ilişkin hazırlanan iddianame kabul edildi

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ile görevden uzaklaştırılan Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney ve eski Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat'ın da aralarında bulunduğu 10 şüpheli hakkında Siyasi Partiler Kanunu'nun "oylamaya hile karıştırılması" suçundan 1 yıldan 3 yıla kadar hapisle cezalandırılması istemiyle hazırlanan iddianame kabul edildi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamada, savcılığa yapılan ihbar üzerine CHP İstanbul İl Kongresi hakkında soruşturma yürütüldüğü ve 10 şüpheli hakkında 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 112. Maddesi'nde belirtilen "oylamaya hile karıştırılması" suçundan hazırlanan iddianamenin 72. Asliye Ceza Mahkemesince kabul edildiği ve dava açıldığı belirtildi.

Savcılıktan birleştirme talebi

Açıklamada, soruşturma kapsamında İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesine kongre ve kongrede alınan kararların iptaline ilişkin Siyasi Partiler Kanunu'nun "oylamaya hile karıştırılması" ve "seçimlerin yapılması" maddeleri kapsamında İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi'ne birleştirme talepli davaname düzenlendiği belirtildi.

Bu arada, bugün İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin, CHP 38. Olağan İstanbul İl Kongresi'nde seçilen başkan ve yönetimin görevden uzaklaştırılmalarına, İl Başkanlığı'na geçici yönetim kurulu atanmasına verdiği ara karar dosyasıyla savcılık tarafından hazırlanan davanamenin birleştirme talebini İstanbul 41. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin değerlendireceği öğrenildi.

İddianameden

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, "şüphelilerin fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek 8 Ekim 2023'te gerçekleştirilen CHP İstanbul İl Başkanlığı İl Kongresinde şüpheli Özgür Çelik'in desteklenmesi adına bir kısım delegelere para vermek, bir kısım delegelere ise yakınlarını CHP'li belediyeler ya da bu belediyelere bağlı iştiraklerde işe sokmak vaadinde bulunmak suretiyle bir kısım kongre delegelerinin iradelerini fesada uğratarak, bir kısmıyla da işbirliği halinde olacak şekilde yapılan seçim ve oylamaya hile karıştırdıklarının anlaşıldığı" ifadeleri yer almıştı.

Savcılık, şüpheliler Özgür Çelik, İnan Güney, Aydın Karaaslan, Fahrettin Çırak, Melda Tanişman Tutan, Niyazi Güneri, Rıza Akpolat, Tülay Yavuz, Uğur Gökdemir, Veli Gümüş'ün, 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun "oylamaya hile karıştırılması" suçunu düzenleyen 112 maddesi uyarınca 1 yıldan 3 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etmişti.

 

AA

İddianamede CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ile görevden uzaklaştırılan Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney ve eski Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat'ın da aralarında bulunduğu 10 kişi hakkında 3 yıla kadar hapis cezası talep ediliyor
Salı, Eylül 2, 2025 - 18:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
CHP İstanbul İl Başkanlığı seçimine hile karıştırıldığı iddiasına ilişkin hazırlanan iddianame kabul edildi
copyright Independentturkish: 

Bahçeli: PKK'nın kurucu önderinin yaptığı çağrı bütün bileşenler için bağlayıcıdır

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Bahçeli yazılı açıklamasında şunları kaydetti:

Saf ahlak, safi akıl, samimi mizaç, sağlam ve sağduyulu iradenin teşekkül ettiği siyaset ve düşünce insanları yaşadıkları dönemin şuuru, yaşanan hayatın huzur ve güven şuralarıdır. Bu sayede sorun çözme kültürünün işler ve işlevsel olması, devlet-millet dayanışmasının en üst düzeyde tecelli etmesi elbette mukadderdir. Cumhur İttifakı milli ve manevi değerlerin refakatinde ahlaki, tarihi ve milli sorumluluğun izindedir, idrakindedir. Türkiye’mizin temel sorun alanlarına kararlılıkla müdahale edilmektedir.

Yıllara sari kronik ve kumanda edilen sorunların böyle gelse de böyle gitmeyeceği, daha doğrusu gidemeyeceği artık gün gibi meydandadır. Türk milleti gelecek umutlarının gerçekleşeceğine inanmış, yüksek hedeflerine ulaşacağına ikna olmuş, bunların da Cumhur İttifakı’nın cesur, dürüst ve ilkeli mücadelesiyle hayat bulacağını takdir ve tensip etmiştir. Artık hiçbir şey eski usul ve esaslar çemberinde sıkışıp kalmayacaktır. Yeni dünyanın Türk yorumu Türkiye Yüzyılı olarak formüle edilmiştir. Devrin Türk milletinin devri olduğu netleşmiştir. Bu devir aynısıyla barış devri, kardeşlik devri, istikrar ve huzur devri olarak sivrilecektir.

Kökeni, yöresi ve anasının dili ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan bütün kardeşlerimiz eşit, hakkaniyetli ve onurlu bir beraberliğin, aynı şekilde muhabbet ve mehabetle bezenmiş kucaklaşma hissiyatının ikamesi ve inkarı asla düşünülmeyecek beşeri cevheri olmuşlardır. Türk ile Kürt arasındaki sarsılamaz, sorgulanamaz, sulandırılamaz birliğe ve bütünlüğe gölge düşürmeye, leke sürmeye, nifak saçmaya teşebbüs ve tevessül edenlerin tezgahı bozulmuştur. Milli irade muazzam bir destek ve sahiplenmeyle “Terörsüz Türkiye”nin arkasında yerini ve tartışmaya kapalı pozisyonunu almıştır. Yeni Yüzyıl köklü huzur ve kalıcı barışın timsali olacaktır.

Siyonist emperyalist plan ve projelerin tahrik ve tesiri kalmayacaktır. “Terörsüz Türkiye” hedefi kapsamında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” çalışmalarına devam etmektedir. Bu komisyonun çalışma usul ve esaslarının yanı sıra tespiti yapılan yol haritası mucibince sarih amacı ortadayken görev alanı dışına çıkarma, mahzurlu ve maksatlı gündem başlıklarını araya sıkıştırma arayışları son derece yanlıştır. PKK’nın silah bırakma ve tasfiye aşamalarının teknik ve hukuki çerçevesini oluşturup olgunlaştırma çabalarının sabote edilmesi veya buna teşne olunması iyi niyetle açıklanamayacaktır. Bazı mesleki kuruluşlarla CHP’nin başını çektiği siyasi ve ideolojik sabotaj girişimleri “Terörsüz Türkiye”nin doğasıyla çelişmekte ve çekişmektedir. Nitekim mezkur komisyonun çalışmalarına hız vermesi, görev sahası dışına taşmadan asıl ve yakın hedeflerine odaklanarak vaki toplantılarını ikmal etmesi hayırlı gelişmeleri birbiri ardına eklemleyecektir. En azından inancımız, beklentimiz ve ümidimiz bu şekildedir.

“PKK’nın kurucu önderinin yaptığı çağrı bütün bileşenler için bağlayıcıdır”

PKK’nın kongresini toplayarak fesih işlemini tamamlaması, bir grup PKK’lının da 11 Temmuz’da silahlarını yakması temkinli iyimserliğimizi güçlendirmiştir. Fakat o günden bugüne bir durgunluğun, bir ayak sürümenin, zamana karşı oynamanın, ısrarla top çevirmenin kimi hallerde telaşı kimi hallerde de kurnazlığı gözlerden kaçmamıştır. Lağvedilen PKK terör örgüne mensup terörist unsurlarının kademe kademe SDG/YPG’ye katılıp katılmadığı henüz tam berraklaşmayan bir muamma olarak önümüzdedir. 27 Şubat 2025 tarihinde PKK’nın kurucu önderi tarafından yapılan “Barış ve Demokratik Toplum” çağrısı bölücü terör örgütünün bütün bileşenleri için bağlayıcı mahiyettedir. SDG/YPG bu çağrıdan muaf ve istisna değildir.

“Görünen odur ki, SDG/YPG İsrail’in yörüngesindedir”

Bölücü terör örgütü türevlerinin bütünüyle önderleri nezdinde sadakat ve samimiyet testinden geçtiği, Siyonist alçaklığın mı yoksa İmralı’nın mı belirleyeceği olacağı yakında iyice anlaşılacaktır. PKK’nın ve PKK’lı teröristlerin önderi konumundaki İmralı’ya SDG/YPG’nin aynısıyla bağlılık göstermesi, 27 Şubat açıklamasına uygun davranış ve tavır içinde bulunması herkesin çıkarına olduğu kadar terörsüz geleceğe ve bölgesel huzura da azami düzeyde katkı sağlayacaktır. Terör devleti İsrail, Suriye’nin bölünmesi ve parçalanması hususunda devamlı el yükseltmektedir. Görünen odur ki, SDG/YPG İsrail’in yörüngesindedir.

YPG’li teröristbaşı Mazlum Abdi’nin, Almanya’da düzenlenen “Rojavalı Gençler Ulusal Konferansı”na gönderdiği video mesajında, Suriye’nin kuzeydoğusunda yürürlükte olan ateşkesin devam etmeyebileceği, çatışmaların başlama ihtimalini dile getirmesi hain niyet ve eylemsel heveslerin tetikte beklediğine işaret etmektedir. ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın’ın 10 Temmuz 2025 tarihinde, “Hepimizin uzlaşması ve şu sonuca varması gerekiyor: Tek millet, tek halk, tek ordu, tek Suriye” açıklamasından bir gün sonra, “SDG’ye bağımsız devlet kurma borcumuz yok. SDG dediğimiz YPG’dir. YPG, PKK’nın bir türevidir. Suriye şunu savunuyor; federal bir sistemle Suriye olamaz.” değerlendirmeleri ne kadar isabetliyse, 30 Ağustos 2025 tarihinde, “PKK, Türkiye tarafından terör örgütü olarak tanımlanmıştır. ABD de PKK’yı yabancı bir terör örgütü ilan etmiştir. Ancak artık PKK ile ilişkili olmayan başka bir örgüt var, SDG ve YPG. Bunlar IŞİD karşıtı savaşta bizim müttefiklerimiz oldu. Onların kökeni PKK’ya dayanıyordu” sözleri bir o kadar sakıncalı ve sakattır. Maalesef ABD-İsrail konsorsiyumu Suriye’de kanlı bir iç savaş ve ayrışmanın temelini günbegün kazmaktadır. Soykırımcı İsrail örtülü operasyonlarla, silahlı ve zora dayalı şekilde Suriye’nin siyasi ve toprak bütünlüğüne alenen kast etmektedir. Bu durum sadece Suriye için değil Türkiye’yi de çok sıcak ve birebir ilgilendiren aşırı güvenlik tehdididir. Aynı zamanda “Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge” hedeflerini bozma ve bitirme gayesiyle ilişkili mütecaviz hamlelerin sert adımlardır.

Türkiye’nin Suriye politikası şeffaf ve açıktır. Bu ülkenin siyasi ve toprak bütünlüğüyle üniter yapısı vazgeçilmez politik tasavvur ve tercihimizdir. Nihayet bu tasavvur ve tercihten tavizin bedeli öngörülemeyecek kadar tehlikeli olabilecektir. Suriye için teklifi yapılan “Federasyonun bir tık altı” beyanatları maskeli bölünme ve bölücülük önerisidir. SDG/YPG’nin sürekli yeni dayatmalarla gündemi meşgul etmesi, özerklikten bağımsızlığa varıncaya kadar sıralı talep listelerini paylaşması, nitekim ABD-İsrail’in oyuncağına dönüşmesi vahim bir karmaşanın ön habercisidir. Geldiğimiz bu aşamada iki seçenek kalmıştır: Suriye’de ya huzur, barış ve istikrar hakim olacak; ya da İsrail’in tahayyülündeki parçalanma ve iç çatışma ortamı vasat bulacaktır. Netenyahu isimli caninin “Suriye’de aslında kiminle mücadele ettiğimizi biliyorum” sözleri Türkiye ile İsrail’in görüş açısı sıfıra inmiş, hatta sıcak temasın muhtemel olduğu mahut cepheleşmesinin de itirafından başka bir şey değildir. Türkiye Cumhuriyeti stratejik akılla, siyasi kararlılıkla, diplomasi sahasındaki sabır ve sebatıyla Suriye’de oyun kurmaya ve masa başı haritaları çizmenin arzusunda olan zalimlere direniş göstermektedir. Bu direniş meşru ve soylu bir direniştir.

Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nin tutumu ve takip ettiği politika süreci hem iç güvenliğimize hem de bölgesel huzura büyük bir hizmettir. Türkiye Cumhuriyeti komşu coğrafyalarda oldubittilere müsaade etmeyecek güç, caydırıcılık, kabiliyet ve yetenektedir. SDG/YPG’nin Suriye yönetimi ile 10 Mart 2025 tarihinde imzaladığı mutabakat zaptına riayet ve gereğini harfiyen yapması, aksi halde Ankara ile Şam’ın ortak iradesiyle askeri müdahalenin kaçınılmaz hale geleceği herkesçe bilinmelidir. Sözün yapamadığını yeri gelirse nice kahramanlık sahneleri başaracaktır. “Terörsüz Türkiye, Terörsüz Bölge” hedefi tarihin, kardeşlik hukukunun, kader ortaklığının, hiç kuşkusuz üzerinde yaşadığımız geniş coğrafyanın diriliş ve toparlanış kararıdır. Bu kararı tahrip etmeye, temelinden dinamitlemeye kalkışanlar buna pişman edilecektir. Kürt kardeşlerim oynanan oyunun bilincindedir. Üstelik hiçbir Kürt kardeşim Siyonizm’in avucuna düşmeyecek, soykırımcıların telkin ve göz boyayan vahşi hesaplarına kurban verilmeyecektir. Suriye’de yaşayan Türkmenler, Kürtler, Araplar ve diğer unsurlar kardeşimizdir ve kurulan tuzaklar el birliğiyle kırılıp atılacaktır.

“Özgür Özel’in utanmadan füze denemelerinden yakınması dangul dungul konuşmanın daniskası, abuk sabuk zihniyetin alameti farikasıdır”

Çevremizde bu kadar boğucu ve sancılı olaylar vuku buluyorken, CHP Genel Başkanı’nın Sinop’ta yaptığı konuşma ve içeriği rezalet ve kepazeliğin daha ötesidir. Özgür Özel akıl tutulmasının dibindedir. Bu patolojik vaka aynısıyla şunları söylemiştir: “Ben de Büyük Taarruz’un emrini veren, Kurtuluş Savaşı’nı kazanan kişi olmak istiyorum. Savaş kazanan kumandan olmak istiyorum.” Bu hezeyanla dolup taşan, tarif ve tanımında kelimelerin kifayetsiz kaldığı çarpık ifadelerin muhatabını sağlıklı ve sağgörülü addetmek mümkün değildir. Demokrasi yolunda beraber yürümekten bahis açan, bu suretle Cumhur İttifakı’nda sanki sorun varmış gibi yaygara yapan Özgür Özel’in uçurumlarla ihata edilen inişli çıkışlı yolunun bizim hak ve hakikat yolumuzla kesişmesi hayal mahsulü bile değildir. Sivil siyaset ve demokratik mücadele halinde olduğunu iddia eden bir partinin sipariş başkanının düşmanın kim olduğunu, kime karşı taarruz yapacağını, hangi savaşı kazanacağını, kumandanlık görevini ne şekilde üstleneceğini berraklığa kavuşturması acil bir ihtiyaçtır.

Kendi dışındakileri düşman gören siyaset anlayışı 1930’lu-1940’lı yılların Hitler kafasıdır ve korkunç bir skandaldır. Türkiye’de düşman gözleyen ve gözetleyen Özgür Özel’in derhal bir sağlık merkezine müracaatı ya da ille de düşman arıyorsa etrafına bakması tavsiyemizdir. Sinop’ta Savunma Sanayi’ndeki tarihi atılımları yüzsüzce baltalama çabası, balıkları düşündüğü kadar vatanı ve milleti düşünmemesi işbirlikçi ve kimliksiz bir siyasetçinin basit ve buruşuk sözleri olarak anılmaya mahkumdur. Özgür Özel’in utanmadan füze denemelerinden yakınması, yabancı turistlerin kafaları üzerinden füzelerin uçurulduğunu iddia etmesi, adeta denize dalarak yerinde müşahede etmiş gibi balıkların yuvalarından kaçtığını mizahi karakterleri aratmayacak şekilde gündeme taşıması dangul dungul konuşmanın daniskası, abuk sabuk zihniyetin alameti farikasıdır. Emperyalizmin oltasına takılan Özgür Özel çıldırsa da o füze denemeleri inşallah devam edecektir. Özgür Özel’in uykuları kaçsa da Türkiye milli savunma sanayinde dev adımları azimle atmayı sürdürecektir.

Aziz Atatürk’ü anladığını zanneden, ancak baştan ayağa yanlış anlayan bu şahsın Milli Mücadele yıllarında vatanımıza musallat olan müstevli emellerinden hiçbir farkı olmadığı ibret verici düzeyde karşımızdadır. CHP havlu atmış, mefluç hale gelmiş, ipe un sermiş, siyasi komaya girmiştir. Bu ilkel ve ilkesiz siyasi zihniyetin evvelemirde, yüzyılın en büyük rüşvet, hırsızlık ve yolsuzluk davası olarak anılan devasa vurgun ve yağmayla yüzleşmesi, bunun da demokratik ve hukuki hesabını vermesi adalet namusunun konusudur. Dileğimiz, yeni adli dönemde görülecek yolsuzluk davalarının iddianame hazırlığının yapılarak süratle lazım gelen hükmün tesisi, kimin mücrim kimin masum hukuken tefrik ve tayin edilmesidir. CHP’nin sonu karanlık, millet nazarındaki itibarı da sıfırdır. Allah’ın izniyle Cumhur İttifakı istikbalin kudretli devletini inşa edecek, istiklal ve egemenlik haklarımızı fedayı can inancıyla sonuna kadar muhafaza edecektir.

 

Independent Türkçe

“ABD-İsrail konsorsiyumu Suriye’de kanlı bir iç savaş ve ayrışmanın temelini günbegün kazmaktadır”
Salı, Eylül 2, 2025 - 17:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Bahçeli: PKK'nın kurucu önderinin yaptığı çağrı bütün bileşenler için bağlayıcıdır
copyright Independentturkish: 

Dünyanın en büyük kum bataryası hizmete girdi

Güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir kaynaklardan elde edilen muazzam miktarda enerjiyi depolayabilen, dünyanın en büyük kum bataryası Finlandiya'da açıldı.

Güneydeki Pornainen belediyesinde yer alan 13 metre yüksekliğindeki yapı, 100 MWh'ye kadar enerji depolayabiliyor. Bu yaklaşık 10 bin eve bir gün boyunca enerji sağlamaya yetecek bir miktar.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Finlandiya merkezli Polar Night Energy şirketinin geliştirdiği termal depolama sistemi, düşük kalitedeki kumun, yenilenebilir enerjiyle üretilen fazladan elektrikle ısıtılmasıyla çalışıyor.

Kum daha sonra bu ısıyı, şebeke tekrar elektriğe ihtiyaç duyana kadar birkaç hafta boyunca yaklaşık 500 derece sıcaklıkta depolayabiliyor.

Kum bataryası ihtiyaç duyulduğunda sıcak havayı serbest bırakıyor ve bu da yerel ısıtma şebekesi için suyu ısıtmak üzere kullanılıyor.

Sıcak suyun Kankaanpää bölgesindeki evleri, ofisleri, bir okulu ve bir yüzme havuzunu ısıtmada kullanılmasıyla bölgenin odun yongasıyla çalışan eski enerji santralinin yerini alan sistem, karbon salımlarını yaklaşık yüzde 70 oranında azaltıyor.

Polar Night Energy'nin baş işletme görevlisi Liisa Naskali, "Tesis şu anda faaliyette ve kullanıcılara uygun fiyatlı bölgesel ısıtma sağlıyor" diyor.

Isıtmanın elektriklendirilmesi için uygun maliyetli çözümlerin var olduğunu gösterdik, sadece yatırım yapma cesareti gerekiyor.

Polar Night Energy bu teknolojinin, dünyanın dört bir yanındaki yedek enerji piyasalarına uygun fiyatlı ve temiz enerji sağlamada muazzam bir potansiyel sunduğunu ifade ediyor.

Gelecek haftalarda Valkeakoski'de başka bir pilot proje daha başlatılacak. Rusya, Finlandiya'nın 2023'te NATO'ya katılmasıyla gaz ve elektrik tedarikini durdurduğundan, İskandinav ülkesi bu teknoloji için ideal bir test ortamı sunuyor.

Finlandiya ayrıca gelecek 10 yıl içinde karbon nötr olmayı ve 2050'ye gelindiğinde tüm sera gazlarını yüzde 90'dan fazla azaltmayı hedefliyor.

Finlandiya Çevre ve İklim Bakanı Sari Multala kum bataryasının açılışı sırasında yaptığı konuşmada "Enerji depolama, yanmaya dayalı üretimin aşamalı olarak kaldırıldığı enerji geçişinde kilit bir rol oynuyor. Toplum karbon nötr olmaya doğru ilerlerken bu rol daha da önem kazanıyor" dedi.

Pornainen Kum Bataryası, bölgesel ısıtma şebekelerinin elektriklendirilmesi yoluyla temiz geçişin nasıl geliştirilebileceğinin harika bir örneği.



*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

independent.co.uk/tech

Independent Türkçe için çeviren: Büşra Ağaç

Termal depolama sistemi 10 bin eve yetecek kadar enerji saklıyor
Salı, Eylül 2, 2025 - 17:15
Main image: 

<p>Finlandiya merkezli Polar Night Energy şirketinin inşa ettiği endüstriyel ölçekteki kum bataryası (Polar Night Energy)</p>

related nodes: 
Bilim insanları: Avrupa 25 yıl içinde yenilenebilir enerjisini büyük ölçüde uzaydan toplayacak
Floresan ışığını elektriğe çevirdi: Güneş panellerinde devrim
Topraktan enerji toplayabilen "bakteri" pili üretildi
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Dünyanın en büyük kum bataryası hizmete girdi
copyright Independentturkish: 
original url: 
https://www.independent.co.uk/tech/sand-battery-renewable-energy-finland-b2818348.html

Ev işi yapanlar daha uzun yaşıyor

Yeni araştırmaya göre ev işleri sırasında yapılan hareketler de dahil günde 1'er dakikadan sadece 5 setlik yoğun fiziksel aktivite, ölüm riskini 6 yıla kadar azaltabiliyor ve ömrü uzatabiliyor.

Circulation adlı akademik dergide yayımlanan araştırma, günlük yaşamda yapılan fiziksel aktivitenin faydalarını ölçen ilk çalışmalardan.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Sidney Üniversitesi'nden Emmanuel Stamatakis liderliğindeki araştırmacılar, günlük işler sırasında sadece birkaç kısa efor patlamasının, özellikle kalp hastalıklarından kaynaklanan erken ölüm riskini önemli ölçüde azalttığını belirtti.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), dünya genelinde her yıl yaklaşık 18 milyon kişinin kalp ve damar hastalıklarından öldüğünü tahmin ediyor.

Doktorlar, sağlıklı bir yaşam için haftada en az iki gün kuvvet antrenmanıyla birlikte tempolu yürüyüş gibi en az 150 dakika orta yoğunlukta aerobik aktivite veya koşu ya da yüzme gibi 75 dakika yoğun egzersiz öneriyor.

Ancak yeni çalışma, tesadüfi fiziksel aktivite diye bilinen, sadece 3 dakikalık orta yoğunlukta, düzensiz egzersizin bile bir kişinin kalp hastalığı ve ölüm riskini azaltabileceğini buldu.

Araştırmacılar, 7 gün boyunca bileklerine taktıkları ivmeölçerler aracılığıyla yaklaşık 24 bin katılımcıdan toplanan sağlık verilerini analiz etti. Katılımcıların yaş ortalamasının 62 olduğu ve düzenli egzersiz yapmadıkları belirtildi.

Bilim insanları katılımcıların farklı yoğunluklardaki (şiddetli, orta ve hafif) tesadüfi fiziksel aktivitelerini ölçtü. Günde sadece 5 dakika şiddetli aktivite ve yaklaşık 25 dakika orta yoğunluklu aktivitenin, özellikle kalp hastalığından kaynaklanan ölüm riskini azaltabileceğini buldular.

"Günlük yaklaşık 14 dakika yüksek yoğunlukta ya da 35 ila 50 dakika orta yoğunlukta aktiviteye kadar kardiyovasküler riskte belirgin bir azalma gözlemlendi" dediler.

Çalışmada, herhangi bir sürede daha yüksek yoğunluklu fiziksel aktivitenin günlük aktivitelere dahil edilmesini öneriliyor.

Bilim insanları, tesadüfi fiziksel aktiviteyi teşvik etmenin kişilerin egzersizi günlük rutinlerine eklemelerini sağlayabileceğini belirtti.

Çalışmada, "Kardiyovasküler sağlık klinisyenleri ve halk sağlığı uzmanları, düzenli bir egzersiz programına başlamak veya uymak istemeyen ya da bunu başaramayan bireyler için özellikle orta ve yüksek yoğunluklu tesadüfi fiziksel aktiviteyi teşvik edebilir" ifadeleri yer aldı.

Bulgularımız, normal günlük yaşam sırasında gerçekleştirilen aktiviteler yoluyla kardiyovasküler riski azaltmak için potansiyel olarak daha uygulanabilir yollar bulunduğunu vurguluyor.



*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

independent.co.uk/news/science

Independent Türkçe için çeviren: Çağatay Koparal

Araştırmacılar, günlük aktivitelere daha yüksek yoğunluklu fiziksel hareketlerin dahil edilmesini öneriyor
Salı, Eylül 2, 2025 - 17:00
Main image: 

<p>Yaşlı bir adam ve bir genç, Muscat de Frontignan bağından toplanmış üzüm salkımlarıyla dolu plastik kabı boşaltıyor (AFP)</p>

related nodes: 
Uzmanlar öneriyor: Spordan önce tüketmek performansı katlıyor
Bilim insanları doğada sadece 15 dakika geçirmenin faydasını açıkladı
Ev işlerinin yükünü hafifletmenin şaşırtıcı formülü
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Ev işi yapanlar daha uzun yaşıyor
copyright Independentturkish: 
original url: 
https://www.independent.co.uk/news/science/exercise-daily-cut-death-risk-b2818331.html

CHP İstanbul il yönetiminin görevden alınması sonrası borsada hızlı düşüş: Kayıplar yüzde 5'i geçti

İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesinin, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ve mevcut yönetimin mahkeme kararıyla görevden alınması ve Gürsel Tekin, Zeki Şen, Hasan Babacan, Müjdat Gürbüz, Erkan Narsap'tan oluşan geçici kurulu, tedbiren CHP İstanbul İl Başkanlığı Yönetimi yetkilerini kullanmak üzere görevlendirmesinin ardından Borsa İstanbul’da düşüş yaşandı. 

BIST100 endeksindeki kayıplar yüzde 5’in üzerine çıktı, bankacılık endeksinde yaşanan düşüş ise yüzde 6'yı geçti.

Borsa İstanbul'da açığa satış yapılabilen işlem sıralarında açığa satış işlemlerinde seans sonuna kadar yukarı adım kuralı uygulanacak. BIST'ten yapılan açıklamada, "Saat 15.40:03 itibarıyla BIST100 endeksinde meydana gelen yüzde 2 değişim sebebiyle Pay Piyasasında açığa satış yapılabilen işlem sıralarında açığa satış işlemlerinde seans sonuna kadar yukarı adım kuralı uygulanacaktır" denildi.

 

ANKA

CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ve mevcut yönetimin mahkeme kararıyla görevden alınmasının ardından BIST100 endeksinde kayıplar yüzde 5'in üzerine çıktı
Salı, Eylül 2, 2025 - 16:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA (Arşiv)</p>

Type: 
SEO Title: 
CHP İstanbul il yönetiminin görevden alınması sonrası borsada hızlı düşüş: Kayıplar yüzde 5'i geçti
copyright Independentturkish: 

Amerikan rüyası öldü mü?

Yeni anket, ABD'li yetişkinlerin çoğunun, sıkı çalışmanın artık ekonomik kazanç sağlamadığı konusunda hemfikir olduğunu ve bunun da Amerikan rüyası diye bilinen köklü kültürel inancı yerle bir ettiğini ortaya koydu.

Genellikle genç yetişkinler tarafından kullanılan TikTok'ta, Baby Boomer kuşağının (II. Dünya Savaşı sonrası yaşanan bebek patlamasını kapsayan, 1946'dan 1964'e kadar doğanlar) artık bir avuç ahududuyla satın aldıkları evlerini milyonlarca dolara satabildiği yönünde yaygın bir espri var.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Bu düşünce, The Wall Street Journal (WSJ) ve Şikago Üniversitesi'ndeki NORC tarafından yakın zamanda yapılan bir ankette ve yayın organı tarafından yapılan röportajlarda da doğru çıktı. Katılımcıların çoğu, önceki nesillerin ev sahibi olma, iş kurma ya da tam zamanlı ebeveynlik gibi hedeflere daha kolay ulaştığını söyledi.

Ankete katılanların yaklaşık yüzde 70'i, kim olursanız olun veya nereden olursanız olun, yeterince sıkı çalışırsanız Amerika'daki hedeflerinize ulaşacağınız fikri olan Amerikan rüyasının artık doğru olmadığına veya hiç doğru olmadığına inandığını söyledi.

WSJ'ye göre Amerikan rüyasının öldüğüne inananların sayısı, yaklaşık 15 yıllık anketlerin en yüksek seviyesine ulaştı.

Anket, Amerikalı işçilerin sosyal ve ekonomik başarılarını kutlayan resmi tatil olan İşçi Bayramı'nda yayımlandı.

Pazartesi günü yayımlanan X gönderisinde Beyaz Saray, ABD Başkanı Donald Trump'ın "hayat değiştiren 11 dersi"nden bir kesit paylaştı; bunlar arasında iyi bir çalışma ahlakı ve Amerikan Rüyası'na inanç da yer alıyor.

Ancak WSJ-NORC anketine katılanların yalnızca yüzde 25'i yaşam standartlarını iyileştirme şanslarının yüksek olduğuna inanıyor. Bu oran, 1987'den bu yana yapılan anketlerde tarihi bir düşüş anlamına geliyor.

Pensilvanya'nın Stroudsburg kentinde yaşayan ve yılda yaklaşık 72 bin dolar kazanan 30 yaşındaki ceza savunma avukatı ve ordu emeklisi Bill Sanchez, WSJ'ye "Bugünlerde sıkı çalışmanın insanlara neler getirebileceğinin bir sınırı var" dedi.

Colorado'nun Windsor kentinden 56 yaşındaki Jerry Esch, 20 yıl Microsoft'ta çalıştıktan sonra bu yaz işten çıkarılmadan önce yılda yaklaşık 200 bin dolar kazanıyordu. Eşiyle birlikte hâlâ ödemeleri gereken bir ipotek borcu var.

Esch, maaşların "uçuk" ev fiyatlarıyla aynı oranda artmadığını söyledi. "Bu sorunu çözmek, Amerikan Rüyası'nı onarmanın en kritik adımı" dedi.
 

ABD'de protestolar (AFP)

Pazartesi günü protestocular ülke genelinde yüzlerce etkinlikte yalnızca işçileri desteklemekle kalmayıp aynı zamanda Trump yönetimini de kınamak için toplandı (Joseph Prezioso/AFP)


Pazartesi günü, protestocular ülke genelinde yüzlerce etkinlikte yalnızca işçileri desteklemekle kalmayıp aynı zamanda Trump yönetimini de kınamak için toplandı.

The New York Times'ın haberine göre göstericiler başkanın kitlesel göçmen sınır dışı etme politikaları ve teknoloji milyarderi Elon Musk'ın Devlet Verimliliği Bakanlığı'nın yaptığı kamu harcamalarındaki kesintiler gibi konuları protesto etti.



*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

independent.co.uk/news/world/americas

Independent Türkçe için çeviren: Çağatay Koparal

Amerikalıların çoğunluğu, önceki neslin daha kolay ev satın aldığı, iş kurduğu veya tam zamanlı ebeveyn olduğu görüşünde
Salı, Eylül 2, 2025 - 15:15
Main image: 

<p>(Unsplash)</p>

related nodes: 
Silikon Vadisi yöneticileri "zeki bebekler için servet ödüyor"
Bilim insanları mutlu yaşamın formülünü açıkladı
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Amerikan rüyası öldü mü?
copyright Independentturkish: 
original url: 
https://www.independent.co.uk/news/world/americas/american-dream-poll-labor-day-hard-work-b2818205.html

Kur'an'ı yakmak

Son yıllarda Batı'da birçok aşırılık yanlısı şahsiyetin Kur'an-ı Kerim yaktığına tanık olduk. Bunlardan en sonuncusu, sosyal medya hesaplarından paylaştığı videolarla geniş çaplı tepkilere yol açan aday Valentina Gomez'di.

Soru şu: Bu sayı neden arttı?

Ve bu sorun sadece İslam'a karşı dini nefretle mi ilgili?

Aslında, yüzeyde gördüğümüzden daha derin amaçlar var. İlki, bu kişilerin provokatif eylemlerle popülerlik ve şöhret peşinde olmalarıdır.

Şöhret, televizyon röportajları, kitaplar ve destekçilerden gelen maddi destek yoluyla zenginlik getirir.

Bu, izleyicilere ulaşmak ve maddi kazanç elde etmek için kolay ve güvenli bir yoldur.

İkinci amaç, İslam'ı kendi değerlerine ve yaşam tarzına bir tehdit olarak gören küçük, fanatik ve dar görüşlü bir iç kitleye hitap etmektir.

Bu, Cumhuriyetçi aday Gomez'in durumunda olduğu gibi (kazanma şansı düşük olsa da), siyasi makamlara ulaşmak için kullanılabilecek bir seçmen tabanı oluşturur.

Üçüncü ve en önemli amaç, Müslümanlardan tepki çekmek ve onları kolayca kışkırtılabilen öfkeli bir kalabalık olarak göstermeye çalışmaktır.

Duygusal tepkiler, bu kişilerin savlarını kanıtlamak için tam da aradıkları şeydir.

Müslümanlar veya başka herhangi bir dinin takipçileri, kutsal kitapları veya dini sembolleri aşağılanırsa öfkelenme hakkına sahiptir.

Ancak, şöhret peşinde koşan ve onları istedikleri gibi manipüle eden bu aşırılıkçıların elinde birer araç haline gelmeleri yanlıştır.

Sonuçta, sorunlu ve rahatsız bireyler, yüzyıllardır var olan ve dünya çapında milyonlarca insan tarafından takip edilen büyük dinleri etkileyemezler.

Bu nedenle, bu tür eylemlerle başa çıkmanın en iyi yolu, onları görmezden gelmektir.

Çünkü bu, sorumluların amaçlarını boşa çıkaracak ve bu fenomenin kendiliğinden ortadan kalkmasına yol açacaktır.
 

ShapeCreated with Sketch. Fotoğraflarla dünyadan haberler

Hepsini göster 30

Fotoğraflarla dünyadan haberler

  • 1/30

    29 Ağustos 2025 - McLaren'in Avustralyalı sürücüsü Oscar Piastri, Hollanda'nın batısındaki Zandvoort Pisti'nde Formula 1 Hollanda Grand Prix'si öncesinde düzenlenen ilk antrenman seansında yarışıyor. F1'in yaz molasının bitmesinin ardından pilotlar bugün antrenman yarışı için pistteki yerlerini aldı. Lando Norris ilk seansı birinci bitiren isim olurken onu Piastri takip etti. Son yılların gözde ismi Max Verstappen ise 6. sırada yer aldı. Sonraki günlerde devam edecek antrenman ve sıralama turlarının ardından Hollanda Grand Prix'si yarışı 31 Ağustos'ta düzenlenecek. (John Thys/ AFP)
  • 2/30

    28 Ağustos 2025 - Endonezya'nın başkenti Cakarta'daki parlamento binası yakınlarında, çalışma koşullarının iyileştirilmesi için düzenlenen sendika protestosu sırasında bir gösterici biber gazının içinden koşuyor. Endonezya Sendikalar Konfederasyonu ve İşçi Partisi'nin düzenlediği eylemde bugün binlerce işçi düşük ücretler, dış kaynak kullanımı ve milletvekillerinin artan yan haklarını protesto etmek için başkentteki Temsilciler Meclisi'nin önünde toplandı. Önceki günlerde başlayan protestolarda, milletvekillerinin maaşlarına ek olarak aldığı ve asgari ücretin 10 katını bulan ödeneklere de tepki gösterildi. İşçiler aynı zamanda yolsuzluğa karşı daha sıkı yasal düzenlemeler getirilmesini de talep etti (Yasuyoshi Chiba/AFP)
  • 3/30

    27 Ağustos 2025 - ABD Ulusal Muhafızlar'ın silahlı üyeleri, başkent Washington DC'deki Lincoln Anıtı yakınlarındaki National Mall'da devriye geziyor. ABD Başkanı Donald Trump 25 Ağustos'ta Washington'daki güvenlik kontrolünü sıkılaştıran yeni tedbirler açıklarken, Savunma Bakanı Pete Hegseth'e Washington Ulusal Muhafızları bünyesinde kamu düzeni için özel bir birim kurması ve nakitsiz kefalete son vermesi emrini verdi. Demokratlar Trump'ı, en son ABD başkentine asker konuşlandırarak, başkanlık yetkilerini anayasal sınırların çok ötesine taşımakla suçluyor. Maryland Valisi Wes Moore, Ulusal Muhafızlar'ın başkente konuşlandırılmasına tepki göstererek bunun sürdürülebilir ve ölçeklenebilir olmadığını savundu. ABD Başkanı ise daha önce "Gerekirse orduyu da buraya getireceğim" demişti (Saul Loeb/AFP)
  • 4/30

    26 Ağustos 2025 - İspanya'nın kuzeybatısındaki Garano'da yaşanan orman yangını. Dış yardımların azaldığı ve hava sıcaklıklarının soğumasının beklendiği İspanya'da yetkililer, bir düzineden fazla ciddi orman yangınının devam ettiğini söyledi. Hükümet, sel ve orman yangınlarından etkilenen yerleri afet bölgesi ilan etme kararı aldı. İçişleri Bakanı Fernando Grande Marlaska orman yangınlarının ülke tarihindeki en büyük yangınlar olduğunun altını çizerek, acil durumun halen sona ermediğini belirtti. İspanya'da afet bölgeleriyle ilgili yürürlükte olan kanun gereğince kişilere birincil konutlarında ve temel ihtiyaç maddelerinde meydana gelen hasar için mali yardım sağlanıyor, yerel yönetimlere eylemlerinden kaynaklanan giderler için tazminat veriliyor, ayrıca kişisel yardım veya mal sağlayan kişi ve kuruluşlara da destek sunuluyor. İspanya'da sadece ağustosta 370 bin hektardan fazla ormanlık ve kırsal alan kül oldu. (Cesar Manso/AFP)
  • 5/30

    25 Ağustos 2025 - Hindistan'da bir balıkçı, Chennai'deki Kasimedu balıkçı limanında sabahın erken saatlerinde taze avının ardından balıklarını kurumaya bırakıyor. ABD Başkanı Donald Trump, Rusya'dan petrol satın alan Yeni Delhi'yi cezalandırmak için Hindistan'a uygulanan ithalat vergilerini yüzde 25'ten yüzde 50'ye çıkarmakla tehdit etti ve bu alımların Moskova'nın Ukrayna istilasını finanse etmesine yardımcı olduğunu söyledi. Vergilerin artması mücevherden tekstile ve deniz ürünlerine kadar düşük marjlı, emek yoğun endüstrileri altüst etme tehdidinde bulunurken Hintli ihracatçılar, olumsuz etkilerini hafifletmek için seçenekler arıyor. (R. Satish Babu/AFP)
  • 6/30

    24 Ağustos 2025 - Ducati Lenovo takımının İspanyol sürücüsü Marc Marquez, Macaristan'da düzenlenen MotoGP yarışında zafere ulaşan isim oldu. Motosiklet yarışlarının en önemli organizasyonunda sezonun 14. etabı, başkent Budapeşte yakınlarındaki 4,08 kilometrelik Balaton Park'ta, 26 tur üzerinden düzenlendi. MotoGP'de 6 kez şampiyonluk yaşayan Marquez, bitiş çizgisini 42 dakika, 37 saniyelik süresiyle birinci sırada geçerek üst üste 7, sezonun 10. zaferine ulaştı. Red Bull KTM takımından İspanyol Pedro Acosta, liderin 4,314 saniye gerisinde ikinci, Aprilia ekibinin İtalyan pilotu Marco Bezzecchi ise Marquez'in 7,488 saniye arkasında üçüncü sırayı aldı. Sezonun 15. yarışı Katalonya Grand Prix'si, 7 Eylül Pazar günü koşulacak. (AFP)
  • 7/30

    23 Ağustos 2025 - Gazze'de Filistinli bir çocuk yardım mutfağının önünde elindeki boş bir tencereyle pilav almak için bekliyor. Birleşmiş Milletler, 22 Ağustos'ta Gazze'de resmen kıtlık ilan ederek neredeyde iki yıldır süren savaş boyunca İsrail'in yardımları "sistematik olarak engellemekle" suçladı. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu BM'in raporunun bulgularının "yalan" olduğunu iddia etti (Omar Al-Qattaa / AFP)
  • 8/30

    22 Ağustos 2025 - ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te yapılan duyuru sırasında FIFA Dünya Kupası'nın şampiyonluk kupasını tutuyor. Trump bugün yaptığı açıklamada 2026 FIFA Dünya Kupası kuralarının ABD'nin başkenti Washington'daki Kennedy Center'da 5 Aralık'ta çekileceğini açıkladı. FIFA Başkanı Gianni Infantino, çok az kişinin bu kupaya dokunmasına izin verildiğini belirterek Trump'a "Bu sadece kazananlar için ve siz bir kazanan olduğunuz için elbette dokunabilirsiniz" dedi. 11 Haziran ila 19 Temmuz'da gerçekleşecek 2026 Dünya Kupası, Kanada, Meksika ve ABD tarafından ortaklaşa düzenlenecek (Jacquelyn Martin/AP)
  • 9/30

    21 Ağustos 2025 - ABD'nin Kaliforniya eyaletine bağlı Calistoga yakınlarında çıkan Pickett Yangını sürerken havadan yangın geciktirici atılıyor. Öğleden sonra Calistoga'nın kuzey ucunda hızla yayılan orman yangını, Napa Vadisi'ndeki birkaç tanınmış şarap imalathanesini tehdit ediyor. Ekipler akşam boyunca alevleri kontrol altına almak için çalışırken, kırsal kesimlerde tahliye emirleri verildi. Kaliforniya, bu yıl rekor düzeyde sıcak yaz aylarının yaşanmasıyla en kötü orman yangını sezonlarından biriyle karşı karşıya kaldı. Öte yandan Ulusal Hava Durumu Servisi, ABD Orman Hizmetleri ve Federal Acil Durum Yönetim Ajansı gibi yangınla mücadele, yangın önleme ve iyileştirme çalışmalarına yardımcı olan federal kurumların bütçelerinde kesintiye gidiliyor. (Scott Strazzante/San Francisco Chronicle via AP)
  • 10/30

    20 Ağustos 2025 - Gemiler ve tekneler, Hollanda'nın başkenti Amsterdam'da düzenlenen 50. SAIL Amsterdam festivali sırasında Sail-in Geçit Töreni'nde yelken açıyor. Dünyanın dört bir yanından gelen büyük gemiler Kuzey Denizi Kanalı'ndan Amsterdam'a doğru geçit töreni yaptı. Peru, Uruguay, Almanya ve Fransa'dan gelen mürettebatlar güvertelerinden el sallarken, kalabalıklar kıyı boyunca tezahürat yaptı. Bu gösteri, Amsterdam'ın gemileri, denizcileri ve şehrin denizcilik geçmişini kutlayan 5 günlük denizcilik festivalinin başlangıcı oldu. Festivalin 2,3 ila 2,5 milyon ziyaretçi çekmesi bekleniyor. Liman müdürü Milembe Mateyo, Yelkenli Geçit Töreni'nin festivalin en zorlu anı olduğunu söyledi. "Çok fazla basın mensubu var, festivali görmek isteyen çok sayıda tekne var, yüksek mevkilerde orada olmak isteyen çok sayıda insan var, bu yüzden en zorlu an bu" dedi. (Koen Van Weel/AFP)
  • 11/30

    19 Ağustos 2025 - İsrail birlikleri, İsrail'in Gazze Şeridi'yle olan sınır çiti yakınında tank sürüyor. Gazze Sivil Savunma Ajansı, İsrail'in bölge genelindeki saldırıları ve ateşi sonucu 31 kişinin öldüğünü bildirdi. Sözcü Mahmud Bassal, AFP'ye yaptığı açıklamada, Gazze Şehri'nin Zeytun ve Sabra mahallelerinde durumun "çok tehlikeli ve dayanılmaz" olduğunu ve "topçu atışlarının aralıklarla devam ettiğini" söyledi. İsrail, Gazze'de ateşkes için Hamas'ın kabul ettiği teklife henüz resmi yanıt vermezken, olası bir ateşkes için Hamas'ın elindeki tüm rehineleri geri vermesi koşulunu dile getirdi. Hamas kaynakları pazartesi günü, Mısır ve Katar'dan gelen son ateşkes ve rehine takası teklifini kabul ettiklerini açıklamıştı. (Jack Guez/AFP)
  • 12/30

    18 Ağustos 2025 - Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ve ABD Başkanı Donald Trump, Washington DC'deki Beyaz Saray'ın Oval Ofisi'nde bir araya geliyor. Avrupalı liderler, Zelenski'yle Trump arasındaki görüşmelerde Rusya'nın saldırısını durdurmanın bir yolunu bulmaya çalışıyor. Trump ilk olarak Zelenski'yle görüştü, ardından Avrupalı liderlerle bir araya geldi. Son olarak da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le telefon görüşmesi yaptı. Görüşmelerde ateşkes ihtimali, Ukrayna'ya sağlanacak güvenlik garantileri, Trump-Putin ve Zelenski'nin bir araya geleceği üçlü bir görüşme ihtimali üzerinde duruldu. Trump yoğun diplomasi trafiğiyle geçen günün sonunda, Putin ve Zelenski'nin bir araya geleceği zirve için çalışmalara başladığını, yerin henüz belli olmadığını açıkladı. (Mandel Ngan/AFP)
  • 13/30

    17 Ağustos 2025 - Ducati Lenovo takımının İspanyol sürücüsü Marc Marquez, Avusturya'nın Spielberg kentindeki Red Bull Ring yarış pistinde düzenlenen MotoGP Avusturya Grand Prix'sini kazandıktan sonra kutlama yapıyor. Motosiklet yarışlarının en önemli organizasyonunda sezonun 13. etabı, 4,3 kilometrelik Red Bull Ring'de, 28 tur üzerinden düzenlendi. MotoGP'de 6 kez şampiyonluk yaşayan Marquez, bitiş çizgisini 42 dakika, 11 saniyelik süresiyle birinci sırada geçerek üst üste 6, sezonun 9. zaferine ulaştı. Tecrübeli pilot, MotoGP tarihinin 1000. yarışından zaferle ayrıldı. BK8 Gresini takımından İspanyol Fermin Aldeguer, liderin 1.118 saniye gerisinde ikinci, Aprilia ekibinin İtalyan pilotu Marco Bezzecchi ise Marquez'in 3.426 saniye arkasında üçüncü sırayı aldı. Sezonun 14. yarışı Macaristan Grand Prix'si, 24 Ağustos'ta yapılacak. (Jure Makovec/AFP)
  • 14/30

    16 Ağustos 2025 - Pakistan'ın kuzeyindeki Hayber Pahtunhva eyaletinin Buner bölgesindeki sel baskının ardından bir çocuk yıkılmış bir evin önünden geçiyor. Pakistan'daki sel felaketi nedeniyle ülkede son iki günde en az 330 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Hayber Pahtunhva eyaleti yetkilileri, 32 kişinin kayıp olduğunu belirtirken, ülkenin kuzeyinde etkili olan şiddetli yağışların 21 Ağustos'a kadar devam etmesi bekleniyor. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, En az 300 kişinin öldüğü Hayber Pahtunhva'ya ilaç, gıda ve diğer temel yardım malzemelerinin derhal teslim edilmesi talimatı verdi. (Hasham Ahmed/AFP)
  • 15/30

    15 Ağustos 2025 - Portekiz'in Trancoso kentindeki Antas köyünde bir video muhabiri, orman yangınından korunmak için siper alıyor. Portekiz'in iç ve kuzey kesimlerindeki 5 büyük yangına müdahaleler sürüyor. Lizbon'un yaklaşık 350 km kuzeydoğusundaki Trancoso'daki yangınsa 6 gündür devam ediyor. Komşu İspanya da şiddetli rüzgarların ve sıcağın etkisiyle 14 büyük yangınla mücadele ederken, 7 kişinin hayatını kaybettiği ve Londra büyüklüğünde bir alanın yandığı bildirildi. (Patrícia de Melo Moreira/AFP)
  • 16/30

    14 Ağustos 2025 - Bir adam, 14 Ağustos 2025'te Fas'ın kuzeybatısındaki Şavşavan bölgesindeki Derdara yakınlarında çıkan yangından etkilenen ağaçların arasında. Faslı itfaiyeciler, kuzeybatıdaki turistik Şavşavan'ı çevreleyen ormanlık dağlarda çıkan büyük bir orman yangınını kontrol altına almak için mücadele etti. Fas Ulusal Su ve Orman Ajansı Genel Müdürü Abdurrahim Humi, dün çıkan yangını söndürme çalışmalarının halen devam ettiğini söyledi. Humi, yangında 500 hektarlık ormanlık alanın yok olduğunu belirtti. Ülkede 2024 yılında kaydedilen yaklaşık 380 yangın, 874 hektar civarında ormanlık alanı yok etmişti. (Abdel Majid Bziouat)
  • 17/30

    13 Ağustos 2025 - Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, ABD ve Rusya liderleri arasında yapılacak zirve öncesinde Avrupa liderlerinin ABD Başkanı'yla Ukrayna savaşı hakkında yapacağı video konferansa katılmak üzere Berlin'deki Şansölyelik bahçesine varışında Almanya Başbakanı Friedrich Merz tarafından karşılandı. Avrupalı liderler, 15 Ağustos Cuma günü Alaska'da Putin'le savaşı görüşecek ABD Başkanı Trump'ı, Ukrayna'nın çıkarlarına saygı duyması konusunda ikna etmek amacıyla Trump'la çevrimiçi görüşmeler gerçekleştirecek. (John Macdougall/AFP)
  • 18/30

    12 Ağustos 2025 - İspanya'da itfaiyeciler, Zamora'nın kuzeyindeki Losacio yakınlarında çıkan orman yangınını söndürmeye çalışıyor. Güçlü rüzgarlar ve ülkeyi 10 gündür etkisi altına alan kavurucu sıcak hava dalgasının da etkisiyle İspanya'nın bazı bölgelerini kasıp kavuran orman yangınları nedeniyle bir kişi yanıklardan dolayı hayatını kaybetti ve binlerce kişi tahliye edilmek zorunda kaldı. İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, X hesabından yaptığı paylaşımda, hayatını kaybeden kişinin ailesine başsağlığı diledi. (Cesar Manso/AFP)
  • 19/30

    11 Ağustos 2025 - Fransa'nın güneyindeki Marsilya kentindeki Katalanlar plajında bir çocuk kayadan Akdeniz'e atlıyor. Cuma gününden beri devam eden sıcak hava dalgası bugün daha da şiddetlendi ve güneybatıda sıcaklıklar "olağanüstü seviyede" seyrederken, Fransa'nın resmi meteoroloji kurumu Météo-France salı gününe kadar 12 bölge için kırmızı sıcak hava dalgası alarmı verdi. Güney Avrupa, 42 dereceyi aşan aşırı sıcaklarla kavrulurken, bölgeyi etkisi altına alan yangınlar endişe yaratıyor. Fransa, İspanya ve İtalya'da etkili olan bu tarihi sıcak hava dalgası, kuraklık ve güçlü rüzgarlarla birleşerek kontrolü zor büyük orman yangınlarına yol açıyor. Yetkililer, bölgede "molotof kokteyli" diye tanımlanan tehlikeli iklim koşullarının yangın riskini artırdığını belirtiyor. (Miguel Medina/AFP)
  • 20/30

    10 Ağustos 2025 - Kamboçya ve Tayland arasında yaşanan sınır anlaşmazlığının ardından barış yürüyüşü yapan Budist rahipler, Kamboçya'nın başkenti Phnom Penh'de ABD Başkanı Donald Trump'ın portrelerini tutuyor. 2 bin 569 Budist rahip, Wat Phnom'dan Phnom Penh'in merkezindeki Bağımsızlık Anıtı'na kadar 3 kilometre yürüdü. Barış yürüyüşü, ateşkes anlaşmasını başlattığı için ABD Başkanı Donald Trump'a şükran göstergesi olarak ABD büyükelçiliğinde kısa süre durdu. Bir rahip ayrıca, Kamboçyalı liderin kendisini Nobel Barış Ödülü'ne aday göstermesini destekleyen bir açıklama okudu. (Roun Ry/Reuters)
  • 21/30

    9 Ağustos 2025 - Almanya'nın başkenti Berlin'de düzenlenen "Filistin'le Dayanışma" eylemine katılan bir kadın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun fotoğrafının üstünde "Aranıyor" yazan bir pankart taşıyor. İsrail Güvenlik Kabinesi dün Gazze'nin işgal altına alınmasını öngören yeni bir planı onaylamıştı. 7 Ekim 2023'ten beri süren savaşta yeni bir sayfa açan bu karar dünya genelinde de eleştiri toplarken Almanya, Gazze Şeridi'nde kullanılabilecek silahların İsrail'e ihracatının askıya alındığını duyurdu. 7 Ekim'den bu yana Gazze'de ölenlerin sayısının 61 bini aştığı bildiriliyor (Ralf Hirschberger/ AFP)
  • 22/30

    8 Ağustos 2025 - Yunanistan'ın başkenti Atina'nın yaklaşık 45 km güneyindeki Palea Fokea yakınlarında çıkan orman yangını sırasında bölge sakinleri alevlere bakıyor. AFP'nin aktardığı üzere bugün Yunanistan'daki orman yangınları sonucu ikisi Vietnamlı turistler olmak üzere üç kişi hayatını kaybetti. Yangınlar nedeniyle ülkedeki bazı yerleşim yerlerinin tahliye edildiği bildirildi. Keratea çevresinde yangınlarla mücadele için 11 uçak, 12 helikopter ve 170 itfaiyeci görevlendirildi. (Aris Messinis/ AFP)
  • 23/30

    7 Ağustos 2025 - Ultra-Ortodoks Yahudi göstericiler, Kudüs'te düzenlenen bir mitingde, İsrail ordusunda askere alınmalarını ve askerlik emrinden kaçan din okulu öğrencilerinin tutuklanmasını protesto etmek için slogan atıyor. Ultra-Ortodoks Yahudilerin askere alınması, büyük bir kısmı orduda görev yapmakla yükümlü olan İsrail toplumu için epey tartışmalı bir konu. İsrail'in 1948'deki kuruluşundan bu yana uygulanan bir düzenleme kapsamında, Ultra-Ortodoks Yahudiler, kendilerini din eğitimine adadıkları sürece askerlik hizmetinden muaf tutuluyor. Ancak özellikle Gazze'de 21 aydan uzun süren savaşın ardından ordunun personel sıkıntısı çekmesiyle birlikte, muafiyetlere yönelik kamuoyu desteği azaldı. (Menahem Kahana/AFP)
  • 24/30

    6 Ağustos 2025 - Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Malezya Kralı Sultan İbrahim İskender'le Kremlin'de bir araya geldi. İki ülke, değişen küresel ittifaklar arasında bağlarını güçlendirmeyi hedefliyor. Bu, 1967'de Sovyetler Birliği'yle diplomatik ilişkilerin kurulmasından bu yana Malezya'dan Rusya'ya bir hükümdarın yaptığı ilk resmi ziyaret. Ziyaret, ABD ve diğer önde gelen ülkelerin üç yıldan uzun süre önce başlayan Ukrayna istilası nedeniyle Moskova'yı cezalandırma çağrılarına rağmen Rusya'yla Malezya arasındaki bağların derinleştiğini vurguluyor. Malezya Başbakanı Enver İbrahim, 2022'de iktidara gelmesinden bu yana Rusya'yı iki kez ziyaret etti ve Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika'yı içeren BRICS'e üye olmayı hedefliyor. Saraydan 2 Ağustos'ta yapılan açıklamaya göre, hükümdarın 5-10 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştireceği 6 günlük ziyaret, ticaret, eğitim ve teknoloji gibi sektörlerde iş birliğini geliştirmeyi amaçlıyor. (Alexander Nemenov/Reuters)
  • 25/30

    5 Ağustos 2025 - Hong Kong'un kanalizasyon hizmetleri departmanından bir acil servis çalışanı, Tseung Kwan O'da sular altında kalan bir açık otoparktan suları temizlemeye çalışıyor. , 8 gün içinde 4. kez en yüksek seviyedeki sağanak yağış uyarısının verilmesinin ardından şiddetli yağmurların neden olduğu su baskınları nedeniyle Hong Kong'un bazı bölgelerinde hayat durma noktasına geldi. Kentin hava durumu yetkilileri, saat 14:00 itibarıyla bölgeye 350 mm'den fazla yağmurun yağdığını, bunun 1884'ten bu yana ağustos ayındaki en yüksek günlük yağış miktarı olduğunu açıkladı. (Yan Zhao/AFP)
  • 26/30

    4 ağustos 2025 - Filistinliler, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Netzarim'de, ABD destekli kuruluş tarafından işletilen Gazze İnsani Yardım Vakfı'na ait bir dağıtım merkezinin yakınında insani yardım paketleri taşıyor. İsrail'in kuşatma altındaki Gazze Şeridi'ne yardım girişini engellemesiyle açlık kaynaklı ölümler artarken Birleşmiş Milletler, Gazze'deki 5 yaşın altındaki tüm çocukların hayati tehlike arz eden yetersiz beslenme riskiyle karşı karşıya olduğu uyarısını yaptı. BM'nin Dünya Gıda Programı, bu yaş grubundaki çocukların (yaklaşık 320 bin) beslenme hizmetlerinin çökmesinden etkilendiğini ve güvenli suya, anne sütü yerine geçen gıdalara ve tedavi edici beslenmeye erişimlerinin olmadığını belirtti. Öte yandan eski istihbarat teşkilatlarının başkanları da dahil yaklaşık 600 emekli İsrailli güvenlik yetkilisinden oluşan bir grup, İsrail'e Gazze'deki savaşı derhal sona erdirmesi için baskı yapması için ABD Başkanı Donald Trump'a mektup yazdı. (Abdel Kareem Hana/AP)
  • 27/30

    3 Ağustos 2025 - McLaren pilotu Oscar Piastri, Formula 1 Macaristan Grand Prix'sinde pit yolunda. Yaz arasına girilmeden düzenlenen son yarışa pol pozisyonunda başlayan Ferrari pilotu Charles Leclerc, bitiş çizgisini 4. sırada geçerek büyük bir hayal kırıklığı yaşadı. McLaren'ın Britanyalı pilotu Lando Norris birinci olurken, pilotlar şampiyonasının ilk sırasındaki takım arkadaşı Piastri ise ikinci oldu. Böylece şampiyonluk mücadelesinde iki isim arasındaki fark 9'a düştü. Onları son 4 yılın şampiyonu Red Bull pilotu Max Verstappen takip ediyor. Yaz arasından sonraki ilk yarış 31 Ağustos'ta Hollanda'da düzenlenecek. (Anna Szilagyi/Reuters)
  • 28/30

    2 Ağustos 2025 - Güreşçi Eşref Mahrus, Guinness Rekorlar Kitabı'na yeni bir başarı ekledi. 43 yaşındaki Mısırlı, başkent Kahire yakınlarındaki 10 Ramazan Şehri'nde birbirine bağlı 20 otomobili çekerek 10 metre sürükledi. "Kaponga" lakabıyla da bilinen Mahrus, bu olağanüstü denemeyi coşkulu tezahüratlar yapan izleyicilerin yanı sıra medya mensupları ve Guinness Rekorlar Kitabı heyetinin önünde gerçekleştirdi. Kırdığı rekor, 15 otomobil çeken Kanadalı Kevin Fast'in elindeydi. (Amr Abdallah Dalsh/Reuters)
  • 29/30

    1 Ağustos 2025 - Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'deki Filistinliler, havadan yardım bırakan bir uçağın peşinden koşuyor. Diğer yandan bölgedeki aşiretler, ABD-İsrail güdümündeki insani yardım dağıtım mekanizmasıyla işbirliği yapmayı reddettiklerini belirtti. Aşiretler Yüksek Konseyi Başkanı Hüsnü Selman el-Muğni, Gazze'de düzenlediği basın toplantısında, "İsrail ve ABD gözetiminde dağıtılan yardımlar şehitlerin kanıyla boyanıyor. Bir koli yardım karşılığında her gün 80-90 kişi şehit oluyor" dedi. (Bashar Taleb/AFP)
  • 30/30

    31 Temmuz 2025 - Rusya'nın Ukrayna'nın başkenti Kiev'e düzenlediği hava saldırısının ardından bir konutun enkazı arasında acil müdahale çalışması yürütülüyor. Yetkililer, Rusların Kiev'e düzenlediği hava saldırılarında en az 6 kişinin öldüğünü açıkladı. Moskova, ülkenin doğusunda Ukrayna ordusunun önemli bir kalesi olan bir kasabayı ele geçirdiğini iddia etti. Şehir yetkilileri, sabahın erken saatlerinde Kiev'de en az 27 noktanın drone ve füze saldırılarıyla vurulduğunu söyledi. Ukrayna, 1253 gündür Rus işgali altında. (Serii Volskyi-AFP)


Bu kişiler şöhret peşinde koşar ve nefreti körükler, Amerika ve Avrupa'daki Müslümanları topluma entegre olmayan ve topluluklarına sadık olmayan gruplar olarak göstermeye çalışır, bu da her şeyden önce Müslümanlara zarar verir.

Aynı tuzağı defalarca kurarlar ve her seferinde amaçlarına hizmet eden tepkiler uyandırmayı başarırlar.

Bu fenomenle nasıl başa çıkılacağını öğrenmenin zamanı gelmiştir, aksi takdirde halklar ve hükümetler arasında çatışmalar çıkarmaya çalışan daha fazla kışkırtıcı göreceğiz.

Bu olgudan en çok sevinenler, tüm dinlerin aşırılıkçılarıdır, çünkü bu onlara bir tür karşılıklı yardım sağlar.

Kur’an-ı Kerim yakanlar, Müslümanları kışkırtmak ve onları dürtüsel, içgüdüsel varlıklar olarak göstermek ve dini nefreti körüklemek istemektedir.

Buna karşılık İslamcı aşırılık yanlıları bu olayları, Müslümanları Haçlı güçleri tarafından ezilenler olarak göstermek için kullanmaktadır.

Her iki durumda da gerçekler manipüle edilmektedir. Milyonlarca Müslüman, taciz edilmeden özgürce dinlerini yaşayarak Avrupa ve Amerika'da yaşamaktadır (sadece Birleşik Krallık'ta 2 binden fazla, Fransa'da ise 2 bin 600'den fazla cami bulunmaktadır).

Birçoğu, doğdukları veya vatandaşı oldukları toplumlara entegre olmuş ve uyum içinde yaşamaktadır.

Ancak, münferit vakaları seçip abartmak, duyguları kışkırtmak, insanların kalplerine nefret tohumları ekmek ve dini öfke duygularıyla atmosferi gerginleştirmek, sonunda sürecin dini veya mezhepsel çatışmalar şeklinde patlamasına neden olmaktadır.

Hindistan'da da aynı fenomeni görüyoruz: Müslümanlara yönelik bazı zulüm vakaları öne çıkarılırken, yaklaşık 200 milyon Müslüman nispeten barış ve hoşgörü içinde yaşıyor.

Bazı medya kuruluşları, bu olayları dini kışkırtma ve halkı harekete geçirme hedeflerine ulaşmak ve daha fazla izleyici çekmek için kullanıyor ve tekrar tekrar yayınlıyor.

Bu fenomen büyük dinlerle sınırlı değil, mezheplere de uzanıyor.

Sünniler ve Şiiler arasında dijital bir mezhep savaşı yaşanıyor ve her iki taraf da aynı amaçla, yani nefreti körüklemek ve bölünmeyi beslemek için birbirlerini aşağılıyor.

Bugün, hoşgörü ve dini bir arada yaşamanın meyvelerini toplayan bir dünyada yaşıyoruz.

Dünyanın en müreffeh şehirleri, farklı din ve milliyetlerden insanları kucaklayan şehirlerdir.

Kur’an-ı Kerim yakmak, şöhret kazanmak ve nefreti körüklemek için yapılan ucuz bir numaradan başka bir şey değildir.

Buna en iyi yanıt, farkındalık ve kayıtsızlıktır. Hoşgörü ve bir arada yaşama, nefreti vaaz edenlere karşı en güçlü silahlardır.

Aşırılık yanlıları, bizim için kurdukları tuzaklara düşmeyi bırakırsak, ateşlerini körükleyecek yakıt bulamayacaklardır.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Şarku'l Avsat

"Aşırılık yanlıları, bizim için kurdukları tuzaklara düşmeyi bırakırsak, ateşlerini körükleyecek yakıt bulamayacaklardır"
Cumartesi, Ağustos 30, 2025 - 08:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: Pixabay</p>

Type: 
SEO Title: 
Kur'an'ı yakmak
copyright Independentturkish: 

Yeni dünya düzeninde nükleer silah sahibi olmak dokunulmazlık mı sağlıyor?

Otokratik rejimlerin nükleer silah peşinde koşmasının ardında yatan gerçek nedir?

Bu silahlar gerçekten de "dokunulmazlık" sağlıyor mu, yoksa yeni bir yanılsama mı?


Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte dünya tek kutuplu bir düzenden çok kutuplu karmaşık bir sisteme evrildi.

Bu dönüşümde nükleer silahların rolü de değişti. Artık iki süper güç arasındaki "dehşet dengesi"nden ziyade, yerelleşmiş çatışmalar ve asimetrik tehditlerle karakterize edilen yeni bir güvenlik ortamı söz konusu.

Bu yeni düzende kritik bir soru ortaya çıkıyor:

Nükleer silahlara sahip olmak gerçekten de bir devlete "dokunulmazlık" sağlıyor mu?

Ve eğer öyleyse, bu durum nükleer silah edinmeyi özellikle otokratik rejimler için varoluşsal bir hedef haline mi getiriyor?


Koşullu bir kalkan: Nükleer caydırıcılığın gerçek yüzü

Nükleer silahların en kanıtlanmış işlevi, bir devleti tam ölçekli konvansiyonel bir istiladan korumaktır.

1945'ten bu yana nükleer silahlara sahip büyük güçler arasında doğrudan bir askeri çatışma yaşanmamıştır.

NATO ve Varşova Paktı bile ideolojik rekabetlerini vekalet savaşları üzerinden sürdürmüştür.

Bu "dokunulmazlık" yalnızca sahip olan ülkelerle sınırlı değil.

Almanya ve Japonya gibi nükleer silaha sahip olmayan ancak güçlü müttefiklikleri bulunan ülkeler, "genişletilmiş caydırıcılık" sayesinde benzer bir koruma altındadır.

Her iki ülke de kendi nükleer programlarından vazgeçerek güvenliklerini ABD'nin nükleer şemsiyesine dayandırmıştır.

Ancak bu koruma mutlak değildir. Nükleer silahlar, konvansiyonel istilaya karşı güçlü bir kalkan sunarken, modern dönemin diğer tehditlerini ele almada yetersiz kalır.


Modern tehditler karşısında sınırlar

Ekonomik yaptırımlar ve siyasi baskı gibi yumuşak güç araçlarına karşı nükleer silahlar çok daha az etkilidir.

Paradoksal olarak, nükleer program peşinde olan devletler genellikle bu yaptırımların hedefi haline gelir.

Kuzey Kore ve İran örnekleri, "içe dönük rejimlerin" bu baskıları göze alarak programlarına devam edebildiklerini göstermektedir.

Daha da önemlisi, 21'inci yüzyılın en büyük tehditlerinden biri olan siber saldırılara karşı nükleer silahlar neredeyse işlevsizdir.

Bir siber saldırıya nükleer silahla karşılık vermek hem orantısız hem de kaynağın belirlenmesindeki zorluklar nedeniyle sorunludur.

Aksine, nükleer sistemler ve komuta-kontrol yapıları siber tehditlere karşı paradoksal olarak savunmasız hale gelmektedir.

Stuxnet saldırısı bu gerçeğin somut bir örneğidir. Gelişen yapay zeka ve otonom teknolojiler, nükleer silahların yanlışlıkla kullanılma riskini artırabilir, karar vericilerin aldığı bilgiyi manipüle edebilir veya sahte alarmlara yol açabilir.


Otokratik zorunluluk: Neden her rejim nükleer silah istiyor?

Nükleer silah edinme çabalarının temelinde, özellikle otokratik rejimler için rejim bekası hedefi yatıyor.

Bu yönetimler, dış müdahaleler ve rejim değişikliği tehditleri karşısında kendilerini varoluşsal olarak savunmasız hissediyorlar.

Kuzey Kore askeri komutanlığının "Bu topraklar ne Balkanlar ne de Irak ve Libya'dır" açıklaması, bu motivasyonu en güçlü şekilde ortaya koyuyor.

Bu açıklama, nükleer silahların rejimi dış müdahale tehdidinden koruyan mutlak bir garanti olarak görüldüğünü net bir şekilde gösteriyor.

Benzer mantık İran için de geçerli. Nükleer kapasiteyi dış tehditlere karşı bir güvence ve düşmanca bir bölgede güç projeksiyonu aracı olarak görüyor.

Her iki ülke de "güvenilir müttefiklere sahip olmama" hissiyle hareket ediyor.


Çok boyutlu motivasyonlar

Ancak nükleer programlar yalnızca savunma amaçlı değil.

Otokratik rejimler için bu programlar aynı zamanda:

  • Pazarlık gücü: Kuzey Kore, tarihsel olarak programını ABD'den güvenlik güvenceleri ve ekonomik faydalar elde etmek için kullandı.
  • Ulusal prestij: Kim Jong-un için nükleer ve kıtalararası balistik füze programları, ülkenin savunmasını güvence altına alan "tek başına katkısı" olarak lanse ediliyor.
  • İç meşruiyet: İran'da program, "tekno-milliyetçi gururla" yakından ilişkilendiriliyor ve bilimsel ilerlemenin sembolü olarak sunuluyor.

Bu "otokratik zorunluluk", dış saldırganlık, iç muhalefet ve statü gibi birden fazla sorunu aynı anda çözmenin bir yolu olarak görülüyor.
 

ShapeCreated with Sketch. Fotoğraflarla dünyadan haberler

Hepsini göster 30

Fotoğraflarla dünyadan haberler

  • 1/30

    29 Ağustos 2025 - McLaren'in Avustralyalı sürücüsü Oscar Piastri, Hollanda'nın batısındaki Zandvoort Pisti'nde Formula 1 Hollanda Grand Prix'si öncesinde düzenlenen ilk antrenman seansında yarışıyor. F1'in yaz molasının bitmesinin ardından pilotlar bugün antrenman yarışı için pistteki yerlerini aldı. Lando Norris ilk seansı birinci bitiren isim olurken onu Piastri takip etti. Son yılların gözde ismi Max Verstappen ise 6. sırada yer aldı. Sonraki günlerde devam edecek antrenman ve sıralama turlarının ardından Hollanda Grand Prix'si yarışı 31 Ağustos'ta düzenlenecek. (John Thys/ AFP)
  • 2/30

    28 Ağustos 2025 - Endonezya'nın başkenti Cakarta'daki parlamento binası yakınlarında, çalışma koşullarının iyileştirilmesi için düzenlenen sendika protestosu sırasında bir gösterici biber gazının içinden koşuyor. Endonezya Sendikalar Konfederasyonu ve İşçi Partisi'nin düzenlediği eylemde bugün binlerce işçi düşük ücretler, dış kaynak kullanımı ve milletvekillerinin artan yan haklarını protesto etmek için başkentteki Temsilciler Meclisi'nin önünde toplandı. Önceki günlerde başlayan protestolarda, milletvekillerinin maaşlarına ek olarak aldığı ve asgari ücretin 10 katını bulan ödeneklere de tepki gösterildi. İşçiler aynı zamanda yolsuzluğa karşı daha sıkı yasal düzenlemeler getirilmesini de talep etti (Yasuyoshi Chiba/AFP)
  • 3/30

    27 Ağustos 2025 - ABD Ulusal Muhafızlar'ın silahlı üyeleri, başkent Washington DC'deki Lincoln Anıtı yakınlarındaki National Mall'da devriye geziyor. ABD Başkanı Donald Trump 25 Ağustos'ta Washington'daki güvenlik kontrolünü sıkılaştıran yeni tedbirler açıklarken, Savunma Bakanı Pete Hegseth'e Washington Ulusal Muhafızları bünyesinde kamu düzeni için özel bir birim kurması ve nakitsiz kefalete son vermesi emrini verdi. Demokratlar Trump'ı, en son ABD başkentine asker konuşlandırarak, başkanlık yetkilerini anayasal sınırların çok ötesine taşımakla suçluyor. Maryland Valisi Wes Moore, Ulusal Muhafızlar'ın başkente konuşlandırılmasına tepki göstererek bunun sürdürülebilir ve ölçeklenebilir olmadığını savundu. ABD Başkanı ise daha önce "Gerekirse orduyu da buraya getireceğim" demişti (Saul Loeb/AFP)
  • 4/30

    26 Ağustos 2025 - İspanya'nın kuzeybatısındaki Garano'da yaşanan orman yangını. Dış yardımların azaldığı ve hava sıcaklıklarının soğumasının beklendiği İspanya'da yetkililer, bir düzineden fazla ciddi orman yangınının devam ettiğini söyledi. Hükümet, sel ve orman yangınlarından etkilenen yerleri afet bölgesi ilan etme kararı aldı. İçişleri Bakanı Fernando Grande Marlaska orman yangınlarının ülke tarihindeki en büyük yangınlar olduğunun altını çizerek, acil durumun halen sona ermediğini belirtti. İspanya'da afet bölgeleriyle ilgili yürürlükte olan kanun gereğince kişilere birincil konutlarında ve temel ihtiyaç maddelerinde meydana gelen hasar için mali yardım sağlanıyor, yerel yönetimlere eylemlerinden kaynaklanan giderler için tazminat veriliyor, ayrıca kişisel yardım veya mal sağlayan kişi ve kuruluşlara da destek sunuluyor. İspanya'da sadece ağustosta 370 bin hektardan fazla ormanlık ve kırsal alan kül oldu. (Cesar Manso/AFP)
  • 5/30

    25 Ağustos 2025 - Hindistan'da bir balıkçı, Chennai'deki Kasimedu balıkçı limanında sabahın erken saatlerinde taze avının ardından balıklarını kurumaya bırakıyor. ABD Başkanı Donald Trump, Rusya'dan petrol satın alan Yeni Delhi'yi cezalandırmak için Hindistan'a uygulanan ithalat vergilerini yüzde 25'ten yüzde 50'ye çıkarmakla tehdit etti ve bu alımların Moskova'nın Ukrayna istilasını finanse etmesine yardımcı olduğunu söyledi. Vergilerin artması mücevherden tekstile ve deniz ürünlerine kadar düşük marjlı, emek yoğun endüstrileri altüst etme tehdidinde bulunurken Hintli ihracatçılar, olumsuz etkilerini hafifletmek için seçenekler arıyor. (R. Satish Babu/AFP)
  • 6/30

    24 Ağustos 2025 - Ducati Lenovo takımının İspanyol sürücüsü Marc Marquez, Macaristan'da düzenlenen MotoGP yarışında zafere ulaşan isim oldu. Motosiklet yarışlarının en önemli organizasyonunda sezonun 14. etabı, başkent Budapeşte yakınlarındaki 4,08 kilometrelik Balaton Park'ta, 26 tur üzerinden düzenlendi. MotoGP'de 6 kez şampiyonluk yaşayan Marquez, bitiş çizgisini 42 dakika, 37 saniyelik süresiyle birinci sırada geçerek üst üste 7, sezonun 10. zaferine ulaştı. Red Bull KTM takımından İspanyol Pedro Acosta, liderin 4,314 saniye gerisinde ikinci, Aprilia ekibinin İtalyan pilotu Marco Bezzecchi ise Marquez'in 7,488 saniye arkasında üçüncü sırayı aldı. Sezonun 15. yarışı Katalonya Grand Prix'si, 7 Eylül Pazar günü koşulacak. (AFP)
  • 7/30

    23 Ağustos 2025 - Gazze'de Filistinli bir çocuk yardım mutfağının önünde elindeki boş bir tencereyle pilav almak için bekliyor. Birleşmiş Milletler, 22 Ağustos'ta Gazze'de resmen kıtlık ilan ederek neredeyde iki yıldır süren savaş boyunca İsrail'in yardımları "sistematik olarak engellemekle" suçladı. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu BM'in raporunun bulgularının "yalan" olduğunu iddia etti (Omar Al-Qattaa / AFP)
  • 8/30

    22 Ağustos 2025 - ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te yapılan duyuru sırasında FIFA Dünya Kupası'nın şampiyonluk kupasını tutuyor. Trump bugün yaptığı açıklamada 2026 FIFA Dünya Kupası kuralarının ABD'nin başkenti Washington'daki Kennedy Center'da 5 Aralık'ta çekileceğini açıkladı. FIFA Başkanı Gianni Infantino, çok az kişinin bu kupaya dokunmasına izin verildiğini belirterek Trump'a "Bu sadece kazananlar için ve siz bir kazanan olduğunuz için elbette dokunabilirsiniz" dedi. 11 Haziran ila 19 Temmuz'da gerçekleşecek 2026 Dünya Kupası, Kanada, Meksika ve ABD tarafından ortaklaşa düzenlenecek (Jacquelyn Martin/AP)
  • 9/30

    21 Ağustos 2025 - ABD'nin Kaliforniya eyaletine bağlı Calistoga yakınlarında çıkan Pickett Yangını sürerken havadan yangın geciktirici atılıyor. Öğleden sonra Calistoga'nın kuzey ucunda hızla yayılan orman yangını, Napa Vadisi'ndeki birkaç tanınmış şarap imalathanesini tehdit ediyor. Ekipler akşam boyunca alevleri kontrol altına almak için çalışırken, kırsal kesimlerde tahliye emirleri verildi. Kaliforniya, bu yıl rekor düzeyde sıcak yaz aylarının yaşanmasıyla en kötü orman yangını sezonlarından biriyle karşı karşıya kaldı. Öte yandan Ulusal Hava Durumu Servisi, ABD Orman Hizmetleri ve Federal Acil Durum Yönetim Ajansı gibi yangınla mücadele, yangın önleme ve iyileştirme çalışmalarına yardımcı olan federal kurumların bütçelerinde kesintiye gidiliyor. (Scott Strazzante/San Francisco Chronicle via AP)
  • 10/30

    20 Ağustos 2025 - Gemiler ve tekneler, Hollanda'nın başkenti Amsterdam'da düzenlenen 50. SAIL Amsterdam festivali sırasında Sail-in Geçit Töreni'nde yelken açıyor. Dünyanın dört bir yanından gelen büyük gemiler Kuzey Denizi Kanalı'ndan Amsterdam'a doğru geçit töreni yaptı. Peru, Uruguay, Almanya ve Fransa'dan gelen mürettebatlar güvertelerinden el sallarken, kalabalıklar kıyı boyunca tezahürat yaptı. Bu gösteri, Amsterdam'ın gemileri, denizcileri ve şehrin denizcilik geçmişini kutlayan 5 günlük denizcilik festivalinin başlangıcı oldu. Festivalin 2,3 ila 2,5 milyon ziyaretçi çekmesi bekleniyor. Liman müdürü Milembe Mateyo, Yelkenli Geçit Töreni'nin festivalin en zorlu anı olduğunu söyledi. "Çok fazla basın mensubu var, festivali görmek isteyen çok sayıda tekne var, yüksek mevkilerde orada olmak isteyen çok sayıda insan var, bu yüzden en zorlu an bu" dedi. (Koen Van Weel/AFP)
  • 11/30

    19 Ağustos 2025 - İsrail birlikleri, İsrail'in Gazze Şeridi'yle olan sınır çiti yakınında tank sürüyor. Gazze Sivil Savunma Ajansı, İsrail'in bölge genelindeki saldırıları ve ateşi sonucu 31 kişinin öldüğünü bildirdi. Sözcü Mahmud Bassal, AFP'ye yaptığı açıklamada, Gazze Şehri'nin Zeytun ve Sabra mahallelerinde durumun "çok tehlikeli ve dayanılmaz" olduğunu ve "topçu atışlarının aralıklarla devam ettiğini" söyledi. İsrail, Gazze'de ateşkes için Hamas'ın kabul ettiği teklife henüz resmi yanıt vermezken, olası bir ateşkes için Hamas'ın elindeki tüm rehineleri geri vermesi koşulunu dile getirdi. Hamas kaynakları pazartesi günü, Mısır ve Katar'dan gelen son ateşkes ve rehine takası teklifini kabul ettiklerini açıklamıştı. (Jack Guez/AFP)
  • 12/30

    18 Ağustos 2025 - Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ve ABD Başkanı Donald Trump, Washington DC'deki Beyaz Saray'ın Oval Ofisi'nde bir araya geliyor. Avrupalı liderler, Zelenski'yle Trump arasındaki görüşmelerde Rusya'nın saldırısını durdurmanın bir yolunu bulmaya çalışıyor. Trump ilk olarak Zelenski'yle görüştü, ardından Avrupalı liderlerle bir araya geldi. Son olarak da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le telefon görüşmesi yaptı. Görüşmelerde ateşkes ihtimali, Ukrayna'ya sağlanacak güvenlik garantileri, Trump-Putin ve Zelenski'nin bir araya geleceği üçlü bir görüşme ihtimali üzerinde duruldu. Trump yoğun diplomasi trafiğiyle geçen günün sonunda, Putin ve Zelenski'nin bir araya geleceği zirve için çalışmalara başladığını, yerin henüz belli olmadığını açıkladı. (Mandel Ngan/AFP)
  • 13/30

    17 Ağustos 2025 - Ducati Lenovo takımının İspanyol sürücüsü Marc Marquez, Avusturya'nın Spielberg kentindeki Red Bull Ring yarış pistinde düzenlenen MotoGP Avusturya Grand Prix'sini kazandıktan sonra kutlama yapıyor. Motosiklet yarışlarının en önemli organizasyonunda sezonun 13. etabı, 4,3 kilometrelik Red Bull Ring'de, 28 tur üzerinden düzenlendi. MotoGP'de 6 kez şampiyonluk yaşayan Marquez, bitiş çizgisini 42 dakika, 11 saniyelik süresiyle birinci sırada geçerek üst üste 6, sezonun 9. zaferine ulaştı. Tecrübeli pilot, MotoGP tarihinin 1000. yarışından zaferle ayrıldı. BK8 Gresini takımından İspanyol Fermin Aldeguer, liderin 1.118 saniye gerisinde ikinci, Aprilia ekibinin İtalyan pilotu Marco Bezzecchi ise Marquez'in 3.426 saniye arkasında üçüncü sırayı aldı. Sezonun 14. yarışı Macaristan Grand Prix'si, 24 Ağustos'ta yapılacak. (Jure Makovec/AFP)
  • 14/30

    16 Ağustos 2025 - Pakistan'ın kuzeyindeki Hayber Pahtunhva eyaletinin Buner bölgesindeki sel baskının ardından bir çocuk yıkılmış bir evin önünden geçiyor. Pakistan'daki sel felaketi nedeniyle ülkede son iki günde en az 330 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Hayber Pahtunhva eyaleti yetkilileri, 32 kişinin kayıp olduğunu belirtirken, ülkenin kuzeyinde etkili olan şiddetli yağışların 21 Ağustos'a kadar devam etmesi bekleniyor. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, En az 300 kişinin öldüğü Hayber Pahtunhva'ya ilaç, gıda ve diğer temel yardım malzemelerinin derhal teslim edilmesi talimatı verdi. (Hasham Ahmed/AFP)
  • 15/30

    15 Ağustos 2025 - Portekiz'in Trancoso kentindeki Antas köyünde bir video muhabiri, orman yangınından korunmak için siper alıyor. Portekiz'in iç ve kuzey kesimlerindeki 5 büyük yangına müdahaleler sürüyor. Lizbon'un yaklaşık 350 km kuzeydoğusundaki Trancoso'daki yangınsa 6 gündür devam ediyor. Komşu İspanya da şiddetli rüzgarların ve sıcağın etkisiyle 14 büyük yangınla mücadele ederken, 7 kişinin hayatını kaybettiği ve Londra büyüklüğünde bir alanın yandığı bildirildi. (Patrícia de Melo Moreira/AFP)
  • 16/30

    14 Ağustos 2025 - Bir adam, 14 Ağustos 2025'te Fas'ın kuzeybatısındaki Şavşavan bölgesindeki Derdara yakınlarında çıkan yangından etkilenen ağaçların arasında. Faslı itfaiyeciler, kuzeybatıdaki turistik Şavşavan'ı çevreleyen ormanlık dağlarda çıkan büyük bir orman yangınını kontrol altına almak için mücadele etti. Fas Ulusal Su ve Orman Ajansı Genel Müdürü Abdurrahim Humi, dün çıkan yangını söndürme çalışmalarının halen devam ettiğini söyledi. Humi, yangında 500 hektarlık ormanlık alanın yok olduğunu belirtti. Ülkede 2024 yılında kaydedilen yaklaşık 380 yangın, 874 hektar civarında ormanlık alanı yok etmişti. (Abdel Majid Bziouat)
  • 17/30

    13 Ağustos 2025 - Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, ABD ve Rusya liderleri arasında yapılacak zirve öncesinde Avrupa liderlerinin ABD Başkanı'yla Ukrayna savaşı hakkında yapacağı video konferansa katılmak üzere Berlin'deki Şansölyelik bahçesine varışında Almanya Başbakanı Friedrich Merz tarafından karşılandı. Avrupalı liderler, 15 Ağustos Cuma günü Alaska'da Putin'le savaşı görüşecek ABD Başkanı Trump'ı, Ukrayna'nın çıkarlarına saygı duyması konusunda ikna etmek amacıyla Trump'la çevrimiçi görüşmeler gerçekleştirecek. (John Macdougall/AFP)
  • 18/30

    12 Ağustos 2025 - İspanya'da itfaiyeciler, Zamora'nın kuzeyindeki Losacio yakınlarında çıkan orman yangınını söndürmeye çalışıyor. Güçlü rüzgarlar ve ülkeyi 10 gündür etkisi altına alan kavurucu sıcak hava dalgasının da etkisiyle İspanya'nın bazı bölgelerini kasıp kavuran orman yangınları nedeniyle bir kişi yanıklardan dolayı hayatını kaybetti ve binlerce kişi tahliye edilmek zorunda kaldı. İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, X hesabından yaptığı paylaşımda, hayatını kaybeden kişinin ailesine başsağlığı diledi. (Cesar Manso/AFP)
  • 19/30

    11 Ağustos 2025 - Fransa'nın güneyindeki Marsilya kentindeki Katalanlar plajında bir çocuk kayadan Akdeniz'e atlıyor. Cuma gününden beri devam eden sıcak hava dalgası bugün daha da şiddetlendi ve güneybatıda sıcaklıklar "olağanüstü seviyede" seyrederken, Fransa'nın resmi meteoroloji kurumu Météo-France salı gününe kadar 12 bölge için kırmızı sıcak hava dalgası alarmı verdi. Güney Avrupa, 42 dereceyi aşan aşırı sıcaklarla kavrulurken, bölgeyi etkisi altına alan yangınlar endişe yaratıyor. Fransa, İspanya ve İtalya'da etkili olan bu tarihi sıcak hava dalgası, kuraklık ve güçlü rüzgarlarla birleşerek kontrolü zor büyük orman yangınlarına yol açıyor. Yetkililer, bölgede "molotof kokteyli" diye tanımlanan tehlikeli iklim koşullarının yangın riskini artırdığını belirtiyor. (Miguel Medina/AFP)
  • 20/30

    10 Ağustos 2025 - Kamboçya ve Tayland arasında yaşanan sınır anlaşmazlığının ardından barış yürüyüşü yapan Budist rahipler, Kamboçya'nın başkenti Phnom Penh'de ABD Başkanı Donald Trump'ın portrelerini tutuyor. 2 bin 569 Budist rahip, Wat Phnom'dan Phnom Penh'in merkezindeki Bağımsızlık Anıtı'na kadar 3 kilometre yürüdü. Barış yürüyüşü, ateşkes anlaşmasını başlattığı için ABD Başkanı Donald Trump'a şükran göstergesi olarak ABD büyükelçiliğinde kısa süre durdu. Bir rahip ayrıca, Kamboçyalı liderin kendisini Nobel Barış Ödülü'ne aday göstermesini destekleyen bir açıklama okudu. (Roun Ry/Reuters)
  • 21/30

    9 Ağustos 2025 - Almanya'nın başkenti Berlin'de düzenlenen "Filistin'le Dayanışma" eylemine katılan bir kadın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun fotoğrafının üstünde "Aranıyor" yazan bir pankart taşıyor. İsrail Güvenlik Kabinesi dün Gazze'nin işgal altına alınmasını öngören yeni bir planı onaylamıştı. 7 Ekim 2023'ten beri süren savaşta yeni bir sayfa açan bu karar dünya genelinde de eleştiri toplarken Almanya, Gazze Şeridi'nde kullanılabilecek silahların İsrail'e ihracatının askıya alındığını duyurdu. 7 Ekim'den bu yana Gazze'de ölenlerin sayısının 61 bini aştığı bildiriliyor (Ralf Hirschberger/ AFP)
  • 22/30

    8 Ağustos 2025 - Yunanistan'ın başkenti Atina'nın yaklaşık 45 km güneyindeki Palea Fokea yakınlarında çıkan orman yangını sırasında bölge sakinleri alevlere bakıyor. AFP'nin aktardığı üzere bugün Yunanistan'daki orman yangınları sonucu ikisi Vietnamlı turistler olmak üzere üç kişi hayatını kaybetti. Yangınlar nedeniyle ülkedeki bazı yerleşim yerlerinin tahliye edildiği bildirildi. Keratea çevresinde yangınlarla mücadele için 11 uçak, 12 helikopter ve 170 itfaiyeci görevlendirildi. (Aris Messinis/ AFP)
  • 23/30

    7 Ağustos 2025 - Ultra-Ortodoks Yahudi göstericiler, Kudüs'te düzenlenen bir mitingde, İsrail ordusunda askere alınmalarını ve askerlik emrinden kaçan din okulu öğrencilerinin tutuklanmasını protesto etmek için slogan atıyor. Ultra-Ortodoks Yahudilerin askere alınması, büyük bir kısmı orduda görev yapmakla yükümlü olan İsrail toplumu için epey tartışmalı bir konu. İsrail'in 1948'deki kuruluşundan bu yana uygulanan bir düzenleme kapsamında, Ultra-Ortodoks Yahudiler, kendilerini din eğitimine adadıkları sürece askerlik hizmetinden muaf tutuluyor. Ancak özellikle Gazze'de 21 aydan uzun süren savaşın ardından ordunun personel sıkıntısı çekmesiyle birlikte, muafiyetlere yönelik kamuoyu desteği azaldı. (Menahem Kahana/AFP)
  • 24/30

    6 Ağustos 2025 - Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Malezya Kralı Sultan İbrahim İskender'le Kremlin'de bir araya geldi. İki ülke, değişen küresel ittifaklar arasında bağlarını güçlendirmeyi hedefliyor. Bu, 1967'de Sovyetler Birliği'yle diplomatik ilişkilerin kurulmasından bu yana Malezya'dan Rusya'ya bir hükümdarın yaptığı ilk resmi ziyaret. Ziyaret, ABD ve diğer önde gelen ülkelerin üç yıldan uzun süre önce başlayan Ukrayna istilası nedeniyle Moskova'yı cezalandırma çağrılarına rağmen Rusya'yla Malezya arasındaki bağların derinleştiğini vurguluyor. Malezya Başbakanı Enver İbrahim, 2022'de iktidara gelmesinden bu yana Rusya'yı iki kez ziyaret etti ve Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika'yı içeren BRICS'e üye olmayı hedefliyor. Saraydan 2 Ağustos'ta yapılan açıklamaya göre, hükümdarın 5-10 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştireceği 6 günlük ziyaret, ticaret, eğitim ve teknoloji gibi sektörlerde iş birliğini geliştirmeyi amaçlıyor. (Alexander Nemenov/Reuters)
  • 25/30

    5 Ağustos 2025 - Hong Kong'un kanalizasyon hizmetleri departmanından bir acil servis çalışanı, Tseung Kwan O'da sular altında kalan bir açık otoparktan suları temizlemeye çalışıyor. , 8 gün içinde 4. kez en yüksek seviyedeki sağanak yağış uyarısının verilmesinin ardından şiddetli yağmurların neden olduğu su baskınları nedeniyle Hong Kong'un bazı bölgelerinde hayat durma noktasına geldi. Kentin hava durumu yetkilileri, saat 14:00 itibarıyla bölgeye 350 mm'den fazla yağmurun yağdığını, bunun 1884'ten bu yana ağustos ayındaki en yüksek günlük yağış miktarı olduğunu açıkladı. (Yan Zhao/AFP)
  • 26/30

    4 ağustos 2025 - Filistinliler, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Netzarim'de, ABD destekli kuruluş tarafından işletilen Gazze İnsani Yardım Vakfı'na ait bir dağıtım merkezinin yakınında insani yardım paketleri taşıyor. İsrail'in kuşatma altındaki Gazze Şeridi'ne yardım girişini engellemesiyle açlık kaynaklı ölümler artarken Birleşmiş Milletler, Gazze'deki 5 yaşın altındaki tüm çocukların hayati tehlike arz eden yetersiz beslenme riskiyle karşı karşıya olduğu uyarısını yaptı. BM'nin Dünya Gıda Programı, bu yaş grubundaki çocukların (yaklaşık 320 bin) beslenme hizmetlerinin çökmesinden etkilendiğini ve güvenli suya, anne sütü yerine geçen gıdalara ve tedavi edici beslenmeye erişimlerinin olmadığını belirtti. Öte yandan eski istihbarat teşkilatlarının başkanları da dahil yaklaşık 600 emekli İsrailli güvenlik yetkilisinden oluşan bir grup, İsrail'e Gazze'deki savaşı derhal sona erdirmesi için baskı yapması için ABD Başkanı Donald Trump'a mektup yazdı. (Abdel Kareem Hana/AP)
  • 27/30

    3 Ağustos 2025 - McLaren pilotu Oscar Piastri, Formula 1 Macaristan Grand Prix'sinde pit yolunda. Yaz arasına girilmeden düzenlenen son yarışa pol pozisyonunda başlayan Ferrari pilotu Charles Leclerc, bitiş çizgisini 4. sırada geçerek büyük bir hayal kırıklığı yaşadı. McLaren'ın Britanyalı pilotu Lando Norris birinci olurken, pilotlar şampiyonasının ilk sırasındaki takım arkadaşı Piastri ise ikinci oldu. Böylece şampiyonluk mücadelesinde iki isim arasındaki fark 9'a düştü. Onları son 4 yılın şampiyonu Red Bull pilotu Max Verstappen takip ediyor. Yaz arasından sonraki ilk yarış 31 Ağustos'ta Hollanda'da düzenlenecek. (Anna Szilagyi/Reuters)
  • 28/30

    2 Ağustos 2025 - Güreşçi Eşref Mahrus, Guinness Rekorlar Kitabı'na yeni bir başarı ekledi. 43 yaşındaki Mısırlı, başkent Kahire yakınlarındaki 10 Ramazan Şehri'nde birbirine bağlı 20 otomobili çekerek 10 metre sürükledi. "Kaponga" lakabıyla da bilinen Mahrus, bu olağanüstü denemeyi coşkulu tezahüratlar yapan izleyicilerin yanı sıra medya mensupları ve Guinness Rekorlar Kitabı heyetinin önünde gerçekleştirdi. Kırdığı rekor, 15 otomobil çeken Kanadalı Kevin Fast'in elindeydi. (Amr Abdallah Dalsh/Reuters)
  • 29/30

    1 Ağustos 2025 - Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'deki Filistinliler, havadan yardım bırakan bir uçağın peşinden koşuyor. Diğer yandan bölgedeki aşiretler, ABD-İsrail güdümündeki insani yardım dağıtım mekanizmasıyla işbirliği yapmayı reddettiklerini belirtti. Aşiretler Yüksek Konseyi Başkanı Hüsnü Selman el-Muğni, Gazze'de düzenlediği basın toplantısında, "İsrail ve ABD gözetiminde dağıtılan yardımlar şehitlerin kanıyla boyanıyor. Bir koli yardım karşılığında her gün 80-90 kişi şehit oluyor" dedi. (Bashar Taleb/AFP)
  • 30/30

    31 Temmuz 2025 - Rusya'nın Ukrayna'nın başkenti Kiev'e düzenlediği hava saldırısının ardından bir konutun enkazı arasında acil müdahale çalışması yürütülüyor. Yetkililer, Rusların Kiev'e düzenlediği hava saldırılarında en az 6 kişinin öldüğünü açıkladı. Moskova, ülkenin doğusunda Ukrayna ordusunun önemli bir kalesi olan bir kasabayı ele geçirdiğini iddia etti. Şehir yetkilileri, sabahın erken saatlerinde Kiev'de en az 27 noktanın drone ve füze saldırılarıyla vurulduğunu söyledi. Ukrayna, 1253 gündür Rus işgali altında. (Serii Volskyi-AFP)


Pahalı bir yanılsama

Nükleer silah programlarının maliyeti astronomik. 2024 yılında nükleer silahlara sahip 9 ülke, cephaneliklerini geliştirmek için toplamda 100 milyar dolardan fazla harcama yaptı.

ABD, 2025-2034 dönemi için nükleer güçlerine 946 milyar dolarlık bir harcama planlıyor.

Bu ekonomik yük çoğu devlet için nükleer programı ulaşılması imkansız bir hedef haline getiriyor.

Ancak Kuzey Kore gibi rejimler, yasadışı siber faaliyetler yoluyla bu maliyetleri karşılamaya çalışarak, siyasi iradenin ekonomik rasyonaliteyi yenebildiğini kanıtlıyor.


Güvenlik ikilemi: Kendi kendini besleyen döngü

Bir devletin nükleer silah edinme çabası, güvenlik ikilemini tetikleyerek küresel istikrarsızlığa neden oluyor.

Bir tarafın savunma amaçlı adımları, diğer taraflarca saldırgan olarak algılanır, bu da karşı tarafın benzer adımlar atmasına yol açar.

Bu döngü, süper güçler arasında binlerce nükleer silahın karşılıklı olarak hedef alınmasına neden oldu.

Küba Füze Krizi sırasında bir Sovyet denizaltısının komutanının yanlışlıkla savaşın başladığına inanması ve nükleer saldırı yetkisi vermesi, ancak son anda bu kararından vazgeçmesi gibi olaylar, sistemin ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor.


Sonuç: Koşullu bir dokunulmazlık

Nükleer silahlara sahip olmanın "dokunulmazlık" sağlayıp sağlamadığı sorusuna yanıt, bu "dokunulmazlığın" koşullu ve tehdide özgü olduğu yönündedir.

Nükleer silahlar, en etkili şekilde bir devleti doğrudan konvansiyonel askeri istilaya karşı korur.

Bu, otokratik rejimler için özellikle önemli ve güçlü bir stratejik avantaj.

Bu nedenle, kendilerini dış müdahale ve rejim değişikliğine karşı savunmasız hisseden liderler için nükleer silah edinme, varoluşsal bir güvenlik ihtiyacından doğan rasyonel bir hedef.

Ancak bu koruma mutlak değil. Nükleer silahlar, ekonomik yaptırımlardan veya siber saldırılardan korumaz, hatta bu tür tehditlere karşı yeni zafiyetler yaratabilir.

Caydırıcılığın kendisi, rasyonel olmayan aktörler, teknik hatalar ve insan yanlış hesaplamaları gibi risklere karşı savunmasız.

Bu durum, nükleer silahların yalnızca bir güvenlik kaynağı değil, aynı zamanda küresel istikrarsızlığın da bir kaynağı olduğunu gösteren bir paradoks yaratıyor.

Yeni dünya düzeni, sadece konvansiyonel savaşlar açısından "daha güvenli" görünürken, insanlığın varlığını tehdit eden yeni ve kontrolsüz risklerle daha tehlikeli hale geliyor.

Bu koşullar altında, nükleer silahların yayılmasını önleme çabaları, yalnızca teknik ve yasal mekanizmalarla sınırlı kalmamalı.

Rejimlerin güvenlik kaygılarına yönelik diplomatik çözümlere odaklanılmalı.

Aksi takdirde, "dokunulmazlık" yanılsaması insanlığı daha büyük tehlikelerle karşı karşıya bırakacak.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Dr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdı
Cumartesi, Ağustos 30, 2025 - 06:30
Main image: 

<p>İllüstrasyon: Annelise Capossela/Axios</p>

Type: 
SEO Title: 
Yeni dünya düzeninde nükleer silah sahibi olmak dokunulmazlık mı sağlıyor?
copyright Independentturkish: 

Farkındalığın farklı bir tanımı

Geçen hafta kültürden bahsettikten sonra şimdi farkındalıktan bahsetme zamanı.

Sanırım birçok kişi prensipte, her eğitimli kişinin farkındalık sahibi olduğunu varsayıyor çünkü farkındalık bilgiyle eş tutuyorlar.

Genel anlayışa göre farkındalık sahibi, edebiyat, tıp, felsefe, mühendislik ve diğerleri gibi bir bilim alanında hatırı sayılır miktarda bilgiye sahip kişidir.

Ancak farkındalık ve kültür arasındaki bağlantının tesadüfi olduğuna ve hiçbirinin diğerinin nedeni veya zorunlu öncüsü olmadığına inanıyorum.

Kültürleri çok sınırlı olsa da farkındalık sahibi erkekler ve kadınlar bulabilirsiniz.

Belirli bir alanda çok fazla bilgiye sahip, ancak uzmanlık alanlarının dışında hayatın zorluklarıyla başa çıkma konusunda çok basit olan kişiler de bulabilirsiniz.

Bu anlamı örnekleyen, nispeten uzun zaman önce yaşanmış bir hikaye hatırlıyorum.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Hikaye özetle şöyle;

Ülkemizde tanınmış bir doktorla karşılaşmıştım, bana, (eski Irak cumhurbaşkanı) Saddam Hüseyin'in, selefi Cumhurbaşkanı Ahmed Hasan el-Bekir'i makamını kendisine devretmeye ikna etmesindeki başarısına hâlâ hayret ettiğini söylemişti.

Bu adam -genel kabul görmüş standartlara göre- bilgili birisi, ancak o kadar basit ki, iki başkanın bir toplantı ile meseleyi görüştüklerini ve birincisinin makamını ikincisine devretmeye ikna olduğunu sanıyordu.

Ona göre hadise bu kadar basitti. Açıkçası, olayları bu şekilde hayal eden biri, dünyasındaki olayların gidişatının farkında sayılamaz.

Bu kısa aradan sonra, farkındalık için farklı bir tanım önermek istiyorum.

Özellikle, geçen haftaki yazımda açıkladığım ve Avrupa'da yaygın olduğunu söylediğim anlayışa dayanarak, farkındalığın kültürle ilişkisine odaklanmak istiyorum.

Bu arada makalemden, kültür olarak gördüğüm şeyi tanımlarken bu anlayışa meylettiğim açıkça anlaşılıyor.

Sevgili okuyucularıma, İngiliz filozof Francis Bacon'ın zihnin işleyişi üzerindeki en önemli olumsuz etkiler olarak tanımladığı dört idolü hatırlatarak başlayacağım.

Bu dördü kabile idolü, mağara idolü, tiyatro idolü ve pazar yeri idolüdür.

Bugün, bunlardan ilkini, kabile idolünü kullanacağım.


Bacon'ın bu bağlamdaki ana fikri, tüm insanların olguları, şeyleri veya insanları basit gözlemlere dayanarak yargılama ve ardından bu yargıyı ilkinin özelliklerini paylaşan her olgu, şey veya kişiye genelleme eğiliminde olduğudur.

Buna dikkate değer bir örnek verelim; 1990'larda Nijerya'dan gönderilen ve aksi kanıtlanana kadar Nijeryalı şirketler ve bireylerle yapılan tüm finansal işlemlerin şüpheli olarak değerlendirilmesine yol açan bir sahte finansal posta dalgası yaşanmıştı.

Bu postaların sayısı on binleri bulsa da 230 milyonu aşan bir nüfusa sahip tüm Nijeryalıların itibarını zedelemişti.

Bunun nedeni, insanların gözlemlerini genelleme eğilimiydi. Birkaç sahte e-postanın keşfedilmesi, dolandırıcılığı tüm ülkeyi kapsayan bir leke haline getirdi.

Oysa milyonlarca Nijeryalının bunu yapmadığını ve onların da en az Allah’ın yarattığı diğer insanlar kadar onurlu ve dürüst olduklarını biliyoruz.
 

ShapeCreated with Sketch. Fotoğraflarla dünyadan haberler

Hepsini göster 30

Fotoğraflarla dünyadan haberler

  • 1/30

    29 Ağustos 2025 - McLaren'in Avustralyalı sürücüsü Oscar Piastri, Hollanda'nın batısındaki Zandvoort Pisti'nde Formula 1 Hollanda Grand Prix'si öncesinde düzenlenen ilk antrenman seansında yarışıyor. F1'in yaz molasının bitmesinin ardından pilotlar bugün antrenman yarışı için pistteki yerlerini aldı. Lando Norris ilk seansı birinci bitiren isim olurken onu Piastri takip etti. Son yılların gözde ismi Max Verstappen ise 6. sırada yer aldı. Sonraki günlerde devam edecek antrenman ve sıralama turlarının ardından Hollanda Grand Prix'si yarışı 31 Ağustos'ta düzenlenecek. (John Thys/ AFP)
  • 2/30

    28 Ağustos 2025 - Endonezya'nın başkenti Cakarta'daki parlamento binası yakınlarında, çalışma koşullarının iyileştirilmesi için düzenlenen sendika protestosu sırasında bir gösterici biber gazının içinden koşuyor. Endonezya Sendikalar Konfederasyonu ve İşçi Partisi'nin düzenlediği eylemde bugün binlerce işçi düşük ücretler, dış kaynak kullanımı ve milletvekillerinin artan yan haklarını protesto etmek için başkentteki Temsilciler Meclisi'nin önünde toplandı. Önceki günlerde başlayan protestolarda, milletvekillerinin maaşlarına ek olarak aldığı ve asgari ücretin 10 katını bulan ödeneklere de tepki gösterildi. İşçiler aynı zamanda yolsuzluğa karşı daha sıkı yasal düzenlemeler getirilmesini de talep etti (Yasuyoshi Chiba/AFP)
  • 3/30

    27 Ağustos 2025 - ABD Ulusal Muhafızlar'ın silahlı üyeleri, başkent Washington DC'deki Lincoln Anıtı yakınlarındaki National Mall'da devriye geziyor. ABD Başkanı Donald Trump 25 Ağustos'ta Washington'daki güvenlik kontrolünü sıkılaştıran yeni tedbirler açıklarken, Savunma Bakanı Pete Hegseth'e Washington Ulusal Muhafızları bünyesinde kamu düzeni için özel bir birim kurması ve nakitsiz kefalete son vermesi emrini verdi. Demokratlar Trump'ı, en son ABD başkentine asker konuşlandırarak, başkanlık yetkilerini anayasal sınırların çok ötesine taşımakla suçluyor. Maryland Valisi Wes Moore, Ulusal Muhafızlar'ın başkente konuşlandırılmasına tepki göstererek bunun sürdürülebilir ve ölçeklenebilir olmadığını savundu. ABD Başkanı ise daha önce "Gerekirse orduyu da buraya getireceğim" demişti (Saul Loeb/AFP)
  • 4/30

    26 Ağustos 2025 - İspanya'nın kuzeybatısındaki Garano'da yaşanan orman yangını. Dış yardımların azaldığı ve hava sıcaklıklarının soğumasının beklendiği İspanya'da yetkililer, bir düzineden fazla ciddi orman yangınının devam ettiğini söyledi. Hükümet, sel ve orman yangınlarından etkilenen yerleri afet bölgesi ilan etme kararı aldı. İçişleri Bakanı Fernando Grande Marlaska orman yangınlarının ülke tarihindeki en büyük yangınlar olduğunun altını çizerek, acil durumun halen sona ermediğini belirtti. İspanya'da afet bölgeleriyle ilgili yürürlükte olan kanun gereğince kişilere birincil konutlarında ve temel ihtiyaç maddelerinde meydana gelen hasar için mali yardım sağlanıyor, yerel yönetimlere eylemlerinden kaynaklanan giderler için tazminat veriliyor, ayrıca kişisel yardım veya mal sağlayan kişi ve kuruluşlara da destek sunuluyor. İspanya'da sadece ağustosta 370 bin hektardan fazla ormanlık ve kırsal alan kül oldu. (Cesar Manso/AFP)
  • 5/30

    25 Ağustos 2025 - Hindistan'da bir balıkçı, Chennai'deki Kasimedu balıkçı limanında sabahın erken saatlerinde taze avının ardından balıklarını kurumaya bırakıyor. ABD Başkanı Donald Trump, Rusya'dan petrol satın alan Yeni Delhi'yi cezalandırmak için Hindistan'a uygulanan ithalat vergilerini yüzde 25'ten yüzde 50'ye çıkarmakla tehdit etti ve bu alımların Moskova'nın Ukrayna istilasını finanse etmesine yardımcı olduğunu söyledi. Vergilerin artması mücevherden tekstile ve deniz ürünlerine kadar düşük marjlı, emek yoğun endüstrileri altüst etme tehdidinde bulunurken Hintli ihracatçılar, olumsuz etkilerini hafifletmek için seçenekler arıyor. (R. Satish Babu/AFP)
  • 6/30

    24 Ağustos 2025 - Ducati Lenovo takımının İspanyol sürücüsü Marc Marquez, Macaristan'da düzenlenen MotoGP yarışında zafere ulaşan isim oldu. Motosiklet yarışlarının en önemli organizasyonunda sezonun 14. etabı, başkent Budapeşte yakınlarındaki 4,08 kilometrelik Balaton Park'ta, 26 tur üzerinden düzenlendi. MotoGP'de 6 kez şampiyonluk yaşayan Marquez, bitiş çizgisini 42 dakika, 37 saniyelik süresiyle birinci sırada geçerek üst üste 7, sezonun 10. zaferine ulaştı. Red Bull KTM takımından İspanyol Pedro Acosta, liderin 4,314 saniye gerisinde ikinci, Aprilia ekibinin İtalyan pilotu Marco Bezzecchi ise Marquez'in 7,488 saniye arkasında üçüncü sırayı aldı. Sezonun 15. yarışı Katalonya Grand Prix'si, 7 Eylül Pazar günü koşulacak. (AFP)
  • 7/30

    23 Ağustos 2025 - Gazze'de Filistinli bir çocuk yardım mutfağının önünde elindeki boş bir tencereyle pilav almak için bekliyor. Birleşmiş Milletler, 22 Ağustos'ta Gazze'de resmen kıtlık ilan ederek neredeyde iki yıldır süren savaş boyunca İsrail'in yardımları "sistematik olarak engellemekle" suçladı. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu BM'in raporunun bulgularının "yalan" olduğunu iddia etti (Omar Al-Qattaa / AFP)
  • 8/30

    22 Ağustos 2025 - ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te yapılan duyuru sırasında FIFA Dünya Kupası'nın şampiyonluk kupasını tutuyor. Trump bugün yaptığı açıklamada 2026 FIFA Dünya Kupası kuralarının ABD'nin başkenti Washington'daki Kennedy Center'da 5 Aralık'ta çekileceğini açıkladı. FIFA Başkanı Gianni Infantino, çok az kişinin bu kupaya dokunmasına izin verildiğini belirterek Trump'a "Bu sadece kazananlar için ve siz bir kazanan olduğunuz için elbette dokunabilirsiniz" dedi. 11 Haziran ila 19 Temmuz'da gerçekleşecek 2026 Dünya Kupası, Kanada, Meksika ve ABD tarafından ortaklaşa düzenlenecek (Jacquelyn Martin/AP)
  • 9/30

    21 Ağustos 2025 - ABD'nin Kaliforniya eyaletine bağlı Calistoga yakınlarında çıkan Pickett Yangını sürerken havadan yangın geciktirici atılıyor. Öğleden sonra Calistoga'nın kuzey ucunda hızla yayılan orman yangını, Napa Vadisi'ndeki birkaç tanınmış şarap imalathanesini tehdit ediyor. Ekipler akşam boyunca alevleri kontrol altına almak için çalışırken, kırsal kesimlerde tahliye emirleri verildi. Kaliforniya, bu yıl rekor düzeyde sıcak yaz aylarının yaşanmasıyla en kötü orman yangını sezonlarından biriyle karşı karşıya kaldı. Öte yandan Ulusal Hava Durumu Servisi, ABD Orman Hizmetleri ve Federal Acil Durum Yönetim Ajansı gibi yangınla mücadele, yangın önleme ve iyileştirme çalışmalarına yardımcı olan federal kurumların bütçelerinde kesintiye gidiliyor. (Scott Strazzante/San Francisco Chronicle via AP)
  • 10/30

    20 Ağustos 2025 - Gemiler ve tekneler, Hollanda'nın başkenti Amsterdam'da düzenlenen 50. SAIL Amsterdam festivali sırasında Sail-in Geçit Töreni'nde yelken açıyor. Dünyanın dört bir yanından gelen büyük gemiler Kuzey Denizi Kanalı'ndan Amsterdam'a doğru geçit töreni yaptı. Peru, Uruguay, Almanya ve Fransa'dan gelen mürettebatlar güvertelerinden el sallarken, kalabalıklar kıyı boyunca tezahürat yaptı. Bu gösteri, Amsterdam'ın gemileri, denizcileri ve şehrin denizcilik geçmişini kutlayan 5 günlük denizcilik festivalinin başlangıcı oldu. Festivalin 2,3 ila 2,5 milyon ziyaretçi çekmesi bekleniyor. Liman müdürü Milembe Mateyo, Yelkenli Geçit Töreni'nin festivalin en zorlu anı olduğunu söyledi. "Çok fazla basın mensubu var, festivali görmek isteyen çok sayıda tekne var, yüksek mevkilerde orada olmak isteyen çok sayıda insan var, bu yüzden en zorlu an bu" dedi. (Koen Van Weel/AFP)
  • 11/30

    19 Ağustos 2025 - İsrail birlikleri, İsrail'in Gazze Şeridi'yle olan sınır çiti yakınında tank sürüyor. Gazze Sivil Savunma Ajansı, İsrail'in bölge genelindeki saldırıları ve ateşi sonucu 31 kişinin öldüğünü bildirdi. Sözcü Mahmud Bassal, AFP'ye yaptığı açıklamada, Gazze Şehri'nin Zeytun ve Sabra mahallelerinde durumun "çok tehlikeli ve dayanılmaz" olduğunu ve "topçu atışlarının aralıklarla devam ettiğini" söyledi. İsrail, Gazze'de ateşkes için Hamas'ın kabul ettiği teklife henüz resmi yanıt vermezken, olası bir ateşkes için Hamas'ın elindeki tüm rehineleri geri vermesi koşulunu dile getirdi. Hamas kaynakları pazartesi günü, Mısır ve Katar'dan gelen son ateşkes ve rehine takası teklifini kabul ettiklerini açıklamıştı. (Jack Guez/AFP)
  • 12/30

    18 Ağustos 2025 - Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ve ABD Başkanı Donald Trump, Washington DC'deki Beyaz Saray'ın Oval Ofisi'nde bir araya geliyor. Avrupalı liderler, Zelenski'yle Trump arasındaki görüşmelerde Rusya'nın saldırısını durdurmanın bir yolunu bulmaya çalışıyor. Trump ilk olarak Zelenski'yle görüştü, ardından Avrupalı liderlerle bir araya geldi. Son olarak da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le telefon görüşmesi yaptı. Görüşmelerde ateşkes ihtimali, Ukrayna'ya sağlanacak güvenlik garantileri, Trump-Putin ve Zelenski'nin bir araya geleceği üçlü bir görüşme ihtimali üzerinde duruldu. Trump yoğun diplomasi trafiğiyle geçen günün sonunda, Putin ve Zelenski'nin bir araya geleceği zirve için çalışmalara başladığını, yerin henüz belli olmadığını açıkladı. (Mandel Ngan/AFP)
  • 13/30

    17 Ağustos 2025 - Ducati Lenovo takımının İspanyol sürücüsü Marc Marquez, Avusturya'nın Spielberg kentindeki Red Bull Ring yarış pistinde düzenlenen MotoGP Avusturya Grand Prix'sini kazandıktan sonra kutlama yapıyor. Motosiklet yarışlarının en önemli organizasyonunda sezonun 13. etabı, 4,3 kilometrelik Red Bull Ring'de, 28 tur üzerinden düzenlendi. MotoGP'de 6 kez şampiyonluk yaşayan Marquez, bitiş çizgisini 42 dakika, 11 saniyelik süresiyle birinci sırada geçerek üst üste 6, sezonun 9. zaferine ulaştı. Tecrübeli pilot, MotoGP tarihinin 1000. yarışından zaferle ayrıldı. BK8 Gresini takımından İspanyol Fermin Aldeguer, liderin 1.118 saniye gerisinde ikinci, Aprilia ekibinin İtalyan pilotu Marco Bezzecchi ise Marquez'in 3.426 saniye arkasında üçüncü sırayı aldı. Sezonun 14. yarışı Macaristan Grand Prix'si, 24 Ağustos'ta yapılacak. (Jure Makovec/AFP)
  • 14/30

    16 Ağustos 2025 - Pakistan'ın kuzeyindeki Hayber Pahtunhva eyaletinin Buner bölgesindeki sel baskının ardından bir çocuk yıkılmış bir evin önünden geçiyor. Pakistan'daki sel felaketi nedeniyle ülkede son iki günde en az 330 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Hayber Pahtunhva eyaleti yetkilileri, 32 kişinin kayıp olduğunu belirtirken, ülkenin kuzeyinde etkili olan şiddetli yağışların 21 Ağustos'a kadar devam etmesi bekleniyor. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, En az 300 kişinin öldüğü Hayber Pahtunhva'ya ilaç, gıda ve diğer temel yardım malzemelerinin derhal teslim edilmesi talimatı verdi. (Hasham Ahmed/AFP)
  • 15/30

    15 Ağustos 2025 - Portekiz'in Trancoso kentindeki Antas köyünde bir video muhabiri, orman yangınından korunmak için siper alıyor. Portekiz'in iç ve kuzey kesimlerindeki 5 büyük yangına müdahaleler sürüyor. Lizbon'un yaklaşık 350 km kuzeydoğusundaki Trancoso'daki yangınsa 6 gündür devam ediyor. Komşu İspanya da şiddetli rüzgarların ve sıcağın etkisiyle 14 büyük yangınla mücadele ederken, 7 kişinin hayatını kaybettiği ve Londra büyüklüğünde bir alanın yandığı bildirildi. (Patrícia de Melo Moreira/AFP)
  • 16/30

    14 Ağustos 2025 - Bir adam, 14 Ağustos 2025'te Fas'ın kuzeybatısındaki Şavşavan bölgesindeki Derdara yakınlarında çıkan yangından etkilenen ağaçların arasında. Faslı itfaiyeciler, kuzeybatıdaki turistik Şavşavan'ı çevreleyen ormanlık dağlarda çıkan büyük bir orman yangınını kontrol altına almak için mücadele etti. Fas Ulusal Su ve Orman Ajansı Genel Müdürü Abdurrahim Humi, dün çıkan yangını söndürme çalışmalarının halen devam ettiğini söyledi. Humi, yangında 500 hektarlık ormanlık alanın yok olduğunu belirtti. Ülkede 2024 yılında kaydedilen yaklaşık 380 yangın, 874 hektar civarında ormanlık alanı yok etmişti. (Abdel Majid Bziouat)
  • 17/30

    13 Ağustos 2025 - Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, ABD ve Rusya liderleri arasında yapılacak zirve öncesinde Avrupa liderlerinin ABD Başkanı'yla Ukrayna savaşı hakkında yapacağı video konferansa katılmak üzere Berlin'deki Şansölyelik bahçesine varışında Almanya Başbakanı Friedrich Merz tarafından karşılandı. Avrupalı liderler, 15 Ağustos Cuma günü Alaska'da Putin'le savaşı görüşecek ABD Başkanı Trump'ı, Ukrayna'nın çıkarlarına saygı duyması konusunda ikna etmek amacıyla Trump'la çevrimiçi görüşmeler gerçekleştirecek. (John Macdougall/AFP)
  • 18/30

    12 Ağustos 2025 - İspanya'da itfaiyeciler, Zamora'nın kuzeyindeki Losacio yakınlarında çıkan orman yangınını söndürmeye çalışıyor. Güçlü rüzgarlar ve ülkeyi 10 gündür etkisi altına alan kavurucu sıcak hava dalgasının da etkisiyle İspanya'nın bazı bölgelerini kasıp kavuran orman yangınları nedeniyle bir kişi yanıklardan dolayı hayatını kaybetti ve binlerce kişi tahliye edilmek zorunda kaldı. İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, X hesabından yaptığı paylaşımda, hayatını kaybeden kişinin ailesine başsağlığı diledi. (Cesar Manso/AFP)
  • 19/30

    11 Ağustos 2025 - Fransa'nın güneyindeki Marsilya kentindeki Katalanlar plajında bir çocuk kayadan Akdeniz'e atlıyor. Cuma gününden beri devam eden sıcak hava dalgası bugün daha da şiddetlendi ve güneybatıda sıcaklıklar "olağanüstü seviyede" seyrederken, Fransa'nın resmi meteoroloji kurumu Météo-France salı gününe kadar 12 bölge için kırmızı sıcak hava dalgası alarmı verdi. Güney Avrupa, 42 dereceyi aşan aşırı sıcaklarla kavrulurken, bölgeyi etkisi altına alan yangınlar endişe yaratıyor. Fransa, İspanya ve İtalya'da etkili olan bu tarihi sıcak hava dalgası, kuraklık ve güçlü rüzgarlarla birleşerek kontrolü zor büyük orman yangınlarına yol açıyor. Yetkililer, bölgede "molotof kokteyli" diye tanımlanan tehlikeli iklim koşullarının yangın riskini artırdığını belirtiyor. (Miguel Medina/AFP)
  • 20/30

    10 Ağustos 2025 - Kamboçya ve Tayland arasında yaşanan sınır anlaşmazlığının ardından barış yürüyüşü yapan Budist rahipler, Kamboçya'nın başkenti Phnom Penh'de ABD Başkanı Donald Trump'ın portrelerini tutuyor. 2 bin 569 Budist rahip, Wat Phnom'dan Phnom Penh'in merkezindeki Bağımsızlık Anıtı'na kadar 3 kilometre yürüdü. Barış yürüyüşü, ateşkes anlaşmasını başlattığı için ABD Başkanı Donald Trump'a şükran göstergesi olarak ABD büyükelçiliğinde kısa süre durdu. Bir rahip ayrıca, Kamboçyalı liderin kendisini Nobel Barış Ödülü'ne aday göstermesini destekleyen bir açıklama okudu. (Roun Ry/Reuters)
  • 21/30

    9 Ağustos 2025 - Almanya'nın başkenti Berlin'de düzenlenen "Filistin'le Dayanışma" eylemine katılan bir kadın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun fotoğrafının üstünde "Aranıyor" yazan bir pankart taşıyor. İsrail Güvenlik Kabinesi dün Gazze'nin işgal altına alınmasını öngören yeni bir planı onaylamıştı. 7 Ekim 2023'ten beri süren savaşta yeni bir sayfa açan bu karar dünya genelinde de eleştiri toplarken Almanya, Gazze Şeridi'nde kullanılabilecek silahların İsrail'e ihracatının askıya alındığını duyurdu. 7 Ekim'den bu yana Gazze'de ölenlerin sayısının 61 bini aştığı bildiriliyor (Ralf Hirschberger/ AFP)
  • 22/30

    8 Ağustos 2025 - Yunanistan'ın başkenti Atina'nın yaklaşık 45 km güneyindeki Palea Fokea yakınlarında çıkan orman yangını sırasında bölge sakinleri alevlere bakıyor. AFP'nin aktardığı üzere bugün Yunanistan'daki orman yangınları sonucu ikisi Vietnamlı turistler olmak üzere üç kişi hayatını kaybetti. Yangınlar nedeniyle ülkedeki bazı yerleşim yerlerinin tahliye edildiği bildirildi. Keratea çevresinde yangınlarla mücadele için 11 uçak, 12 helikopter ve 170 itfaiyeci görevlendirildi. (Aris Messinis/ AFP)
  • 23/30

    7 Ağustos 2025 - Ultra-Ortodoks Yahudi göstericiler, Kudüs'te düzenlenen bir mitingde, İsrail ordusunda askere alınmalarını ve askerlik emrinden kaçan din okulu öğrencilerinin tutuklanmasını protesto etmek için slogan atıyor. Ultra-Ortodoks Yahudilerin askere alınması, büyük bir kısmı orduda görev yapmakla yükümlü olan İsrail toplumu için epey tartışmalı bir konu. İsrail'in 1948'deki kuruluşundan bu yana uygulanan bir düzenleme kapsamında, Ultra-Ortodoks Yahudiler, kendilerini din eğitimine adadıkları sürece askerlik hizmetinden muaf tutuluyor. Ancak özellikle Gazze'de 21 aydan uzun süren savaşın ardından ordunun personel sıkıntısı çekmesiyle birlikte, muafiyetlere yönelik kamuoyu desteği azaldı. (Menahem Kahana/AFP)
  • 24/30

    6 Ağustos 2025 - Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Malezya Kralı Sultan İbrahim İskender'le Kremlin'de bir araya geldi. İki ülke, değişen küresel ittifaklar arasında bağlarını güçlendirmeyi hedefliyor. Bu, 1967'de Sovyetler Birliği'yle diplomatik ilişkilerin kurulmasından bu yana Malezya'dan Rusya'ya bir hükümdarın yaptığı ilk resmi ziyaret. Ziyaret, ABD ve diğer önde gelen ülkelerin üç yıldan uzun süre önce başlayan Ukrayna istilası nedeniyle Moskova'yı cezalandırma çağrılarına rağmen Rusya'yla Malezya arasındaki bağların derinleştiğini vurguluyor. Malezya Başbakanı Enver İbrahim, 2022'de iktidara gelmesinden bu yana Rusya'yı iki kez ziyaret etti ve Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika'yı içeren BRICS'e üye olmayı hedefliyor. Saraydan 2 Ağustos'ta yapılan açıklamaya göre, hükümdarın 5-10 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştireceği 6 günlük ziyaret, ticaret, eğitim ve teknoloji gibi sektörlerde iş birliğini geliştirmeyi amaçlıyor. (Alexander Nemenov/Reuters)
  • 25/30

    5 Ağustos 2025 - Hong Kong'un kanalizasyon hizmetleri departmanından bir acil servis çalışanı, Tseung Kwan O'da sular altında kalan bir açık otoparktan suları temizlemeye çalışıyor. , 8 gün içinde 4. kez en yüksek seviyedeki sağanak yağış uyarısının verilmesinin ardından şiddetli yağmurların neden olduğu su baskınları nedeniyle Hong Kong'un bazı bölgelerinde hayat durma noktasına geldi. Kentin hava durumu yetkilileri, saat 14:00 itibarıyla bölgeye 350 mm'den fazla yağmurun yağdığını, bunun 1884'ten bu yana ağustos ayındaki en yüksek günlük yağış miktarı olduğunu açıkladı. (Yan Zhao/AFP)
  • 26/30

    4 ağustos 2025 - Filistinliler, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Netzarim'de, ABD destekli kuruluş tarafından işletilen Gazze İnsani Yardım Vakfı'na ait bir dağıtım merkezinin yakınında insani yardım paketleri taşıyor. İsrail'in kuşatma altındaki Gazze Şeridi'ne yardım girişini engellemesiyle açlık kaynaklı ölümler artarken Birleşmiş Milletler, Gazze'deki 5 yaşın altındaki tüm çocukların hayati tehlike arz eden yetersiz beslenme riskiyle karşı karşıya olduğu uyarısını yaptı. BM'nin Dünya Gıda Programı, bu yaş grubundaki çocukların (yaklaşık 320 bin) beslenme hizmetlerinin çökmesinden etkilendiğini ve güvenli suya, anne sütü yerine geçen gıdalara ve tedavi edici beslenmeye erişimlerinin olmadığını belirtti. Öte yandan eski istihbarat teşkilatlarının başkanları da dahil yaklaşık 600 emekli İsrailli güvenlik yetkilisinden oluşan bir grup, İsrail'e Gazze'deki savaşı derhal sona erdirmesi için baskı yapması için ABD Başkanı Donald Trump'a mektup yazdı. (Abdel Kareem Hana/AP)
  • 27/30

    3 Ağustos 2025 - McLaren pilotu Oscar Piastri, Formula 1 Macaristan Grand Prix'sinde pit yolunda. Yaz arasına girilmeden düzenlenen son yarışa pol pozisyonunda başlayan Ferrari pilotu Charles Leclerc, bitiş çizgisini 4. sırada geçerek büyük bir hayal kırıklığı yaşadı. McLaren'ın Britanyalı pilotu Lando Norris birinci olurken, pilotlar şampiyonasının ilk sırasındaki takım arkadaşı Piastri ise ikinci oldu. Böylece şampiyonluk mücadelesinde iki isim arasındaki fark 9'a düştü. Onları son 4 yılın şampiyonu Red Bull pilotu Max Verstappen takip ediyor. Yaz arasından sonraki ilk yarış 31 Ağustos'ta Hollanda'da düzenlenecek. (Anna Szilagyi/Reuters)
  • 28/30

    2 Ağustos 2025 - Güreşçi Eşref Mahrus, Guinness Rekorlar Kitabı'na yeni bir başarı ekledi. 43 yaşındaki Mısırlı, başkent Kahire yakınlarındaki 10 Ramazan Şehri'nde birbirine bağlı 20 otomobili çekerek 10 metre sürükledi. "Kaponga" lakabıyla da bilinen Mahrus, bu olağanüstü denemeyi coşkulu tezahüratlar yapan izleyicilerin yanı sıra medya mensupları ve Guinness Rekorlar Kitabı heyetinin önünde gerçekleştirdi. Kırdığı rekor, 15 otomobil çeken Kanadalı Kevin Fast'in elindeydi. (Amr Abdallah Dalsh/Reuters)
  • 29/30

    1 Ağustos 2025 - Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'deki Filistinliler, havadan yardım bırakan bir uçağın peşinden koşuyor. Diğer yandan bölgedeki aşiretler, ABD-İsrail güdümündeki insani yardım dağıtım mekanizmasıyla işbirliği yapmayı reddettiklerini belirtti. Aşiretler Yüksek Konseyi Başkanı Hüsnü Selman el-Muğni, Gazze'de düzenlediği basın toplantısında, "İsrail ve ABD gözetiminde dağıtılan yardımlar şehitlerin kanıyla boyanıyor. Bir koli yardım karşılığında her gün 80-90 kişi şehit oluyor" dedi. (Bashar Taleb/AFP)
  • 30/30

    31 Temmuz 2025 - Rusya'nın Ukrayna'nın başkenti Kiev'e düzenlediği hava saldırısının ardından bir konutun enkazı arasında acil müdahale çalışması yürütülüyor. Yetkililer, Rusların Kiev'e düzenlediği hava saldırılarında en az 6 kişinin öldüğünü açıkladı. Moskova, ülkenin doğusunda Ukrayna ordusunun önemli bir kalesi olan bir kasabayı ele geçirdiğini iddia etti. Şehir yetkilileri, sabahın erken saatlerinde Kiev'de en az 27 noktanın drone ve füze saldırılarıyla vurulduğunu söyledi. Ukrayna, 1253 gündür Rus işgali altında. (Serii Volskyi-AFP)


Sanırım tüm okuyucular, değerlendirmelerin ve yargıların sınırlı gözlemlere veya izlenimlere dayanmaması gerektiği konusunda benimle hemfikir olacaktır.

Dahası, bir yargı, ilk gözlemlediğimiz konuya yüzeysel olarak benzediği için her konuya genellenemez.

Peki, genelleme tuzağına gerçekten düşüp düşmediğimizi nasıl bileceğiz?

Çare, psikolojinin içgözlem dediği şeydir, yani zihnin ve hafızanın içeriğini tefekkür etmektir.

İçgözlemin anahtarı, kendinizi önyargılı olmakla suçlamak ve başkalarına karşı adil olmanızı talep etmektir.

Bu, zihninizin depoladığı ve bakış açınızı ve davranışlarınızı haksız bir yönde şekillendiren bir mercek haline gelen önyargılı bilgileri ortaya çıkaracaktır.

İç gözlem ve zihni kendini temizlemeye zorlamak, yani kültürünüzü temizlemek, bence farkındalığın, özellikle de öz farkındalığın ilk tezahürüdür.

Bu daha sonra sizi dünyaya dair yeni bir bakış açısına, yani çevrenizin farkına varmaya götürür.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Şarku'l Avsat

"İç gözlem ve zihni kendini temizlemeye zorlamak, yani kültürünüzü temizlemek, bence farkındalığın, özellikle de öz farkındalığın ilk tezahürüdür"
Cumartesi, Ağustos 30, 2025 - 06:00
Main image: 

<p>Görsel:&nbsp;Independent Türkçe/ChatGPT</p>

related nodes: 
Bir Arap ne diyor, bir Avrupalı ​​ne diyor?
Kin tutma davranışı
Siyasi kültür üzerine
Type: 
SEO Title: 
Farkındalığın farklı bir tanımı
copyright Independentturkish: 

Lübnan ile İsrail arasında bundan sonraki adım ne olacak?

Amerikalılar Lübnan'a geliyor ve memnun ayrılıyorlar.

Her seferinde sayıları artıyor; sabahları ve akşamları yaptıkları sosyal etkinlikler bazen siyasi eylemlerinden daha önemli görünüyor!

İsrail'e gelince, Gazze Şeridi, Batı Şeria, Suriye, Yemen ve Irak'ta son derece sert bir tutum sergileyen Başbakan Binyamin Netanyahu, Lübnan ve hükümetine karşı "nazik" davranıyor ve Hizbullah'ı silahsızlandırma konusunda neredeyse oybirliğiyle alınan kararı övüyor.

Ancak bu övgülerinden sonra, asıl meselenin, günlük cinayetleri durdurma, kademeli olarak geri çekilme ve tutukluları serbest bırakma çağrılarına yanıt olarak Yahudi devletinin atabileceği adımlarda yattığını söylüyor.

Geri çekilmenin hızı bile bilinmiyor.

Geri çekilme, Lübnan ordusu Litani Nehri'nin kuzeyindeki bölgeyi silahsızlandırdığında mı başlayacak, yoksa Hizbullah’ın Lübnan genelinde silahlarını teslim etmesini beklemek mi gerekecek?!.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Lübnan hükümetinin 30 yıldır ilk kez aldığı benzersiz kararla Lübnan'ın ilk adımı attığı izlenimini verdi.

Ancak, İsrail ziyaretinden döndükten ve Netanyahu'nun hoşgörüsünü ve cömertliğini övdükten sonra, Lübnan'ın henüz ilk adımı atmadığı konusunda onunla aynı fikirde olduğu izlenimi verdi; eylemler sözlerden daha güçlüdür!

Lübnanlı siyasetçiler, Cumhurbaşkanı'nın açıklamalarını ve Başbakan'ın duyurularını önemli kararlar olarak değerlendirirken, Netanyahu ve Barrack için bunlar, eylemlerle (Hizbullah’ın fiilen silahsızlandırılması) desteklenene kadar sadece sözlerden ibarettir!

Eylemleri ve sözleri karşılaştırdığımızda, aradaki farkın çok büyük olduğunu görüyoruz. Sekiz aydan fazla bir süre geçmesine rağmen, ordu ve Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) halen Litani Nehri'nin güneyinde Hizbullah’a ait silah depoları bulmaya devam ediyor.

Peki ya Litani'nin kuzeyi ve Bekaa Vadisi'nde, Suriye sınırına kadar olan bölgede durum ne?!.


Nebih Berri'nin konutundan ayrılırken Hizbullah Genel Sekreteri Şeyh Naim Kasım'ın sözlerinin "acınası" olduğunu söyleyen Ortagus'un aksine, Hizbullah ve aslında Şii topluluğunun çoğu, İsrail ile değil, Lübnan yetkilileriyle (özellikle Başbakan’la) aşırı gerginlik içinde.

Bunun nedeni, İsrail'den hiçbir şey elde etmeden verdikleri karar ve ısrarları. Bu nedenle Hizbullah Genel Sekreteri, Kerbela ve iç savaş da dahil olmak üzere kıyamet ve karamsarlık tehditlerinde bulunuyor.

Hizbullah milletvekilleri, Barrack'ın Lübnan'daki Şiilerin toplam Lübnan nüfusunun yüzde 40'ını oluşturduğu yönündeki iyimser tahmininden memnunlar (Gerçekte, Şiiler nüfusun yüzde 30'undan fazlasını oluşturmuyor ve her halükârda, bu rakamlar önemsizdir.

Çünkü Süryani Ortodokslar veya Ermeniler bile isterlerse büyük bir sorun yaratabilirler). Ancak, karar alma toplantısını terk eden 4 bakana kabinenin gösterdiği saygısızlıktan öfkeliler ve kabinenin anlaşmayı terk ettiğini, hatta anayasayı ihlal ettiğini düşünüyorlar!

Silahlanmadılar, sadece motosikletlerle protesto gösterisi düzenlediler. Meclis Başkanı Berri, Barrack ve heyeti Lübnan'da olduğu sürece sokaklarda eylem yapılmasını engelledi.


Peki, hükümetin 2 Eylül'de yıl sonuna kadar Hizbullah’ı silahsızlandırma planını görüşeceği gelecek hafta ne olacak?

Berri ve Hizbullah ile kurtları öldürmeden ve koyunları yok etmeden bir çözüm bulmak için çok düzeyli müzakereler yapıldı.

Naim Kasım, Muhammed Raad, Şii şeyhleri ve İranlıların çıkışlarının ardından hükümet yetkilileri, Hizbullah’ın hükümetin itibarını kurtaracak hiçbir şeye yanıt vermeyeceğini biliyorlar, hükümet ise kafa karışıklığı ve çaresizlik içinde Washington ve İsrail'e yöneliyor.
 

ShapeCreated with Sketch. Fotoğraflarla dünyadan haberler

Hepsini göster 30

Fotoğraflarla dünyadan haberler

  • 1/30

    29 Ağustos 2025 - McLaren'in Avustralyalı sürücüsü Oscar Piastri, Hollanda'nın batısındaki Zandvoort Pisti'nde Formula 1 Hollanda Grand Prix'si öncesinde düzenlenen ilk antrenman seansında yarışıyor. F1'in yaz molasının bitmesinin ardından pilotlar bugün antrenman yarışı için pistteki yerlerini aldı. Lando Norris ilk seansı birinci bitiren isim olurken onu Piastri takip etti. Son yılların gözde ismi Max Verstappen ise 6. sırada yer aldı. Sonraki günlerde devam edecek antrenman ve sıralama turlarının ardından Hollanda Grand Prix'si yarışı 31 Ağustos'ta düzenlenecek. (John Thys/ AFP)
  • 2/30

    28 Ağustos 2025 - Endonezya'nın başkenti Cakarta'daki parlamento binası yakınlarında, çalışma koşullarının iyileştirilmesi için düzenlenen sendika protestosu sırasında bir gösterici biber gazının içinden koşuyor. Endonezya Sendikalar Konfederasyonu ve İşçi Partisi'nin düzenlediği eylemde bugün binlerce işçi düşük ücretler, dış kaynak kullanımı ve milletvekillerinin artan yan haklarını protesto etmek için başkentteki Temsilciler Meclisi'nin önünde toplandı. Önceki günlerde başlayan protestolarda, milletvekillerinin maaşlarına ek olarak aldığı ve asgari ücretin 10 katını bulan ödeneklere de tepki gösterildi. İşçiler aynı zamanda yolsuzluğa karşı daha sıkı yasal düzenlemeler getirilmesini de talep etti (Yasuyoshi Chiba/AFP)
  • 3/30

    27 Ağustos 2025 - ABD Ulusal Muhafızlar'ın silahlı üyeleri, başkent Washington DC'deki Lincoln Anıtı yakınlarındaki National Mall'da devriye geziyor. ABD Başkanı Donald Trump 25 Ağustos'ta Washington'daki güvenlik kontrolünü sıkılaştıran yeni tedbirler açıklarken, Savunma Bakanı Pete Hegseth'e Washington Ulusal Muhafızları bünyesinde kamu düzeni için özel bir birim kurması ve nakitsiz kefalete son vermesi emrini verdi. Demokratlar Trump'ı, en son ABD başkentine asker konuşlandırarak, başkanlık yetkilerini anayasal sınırların çok ötesine taşımakla suçluyor. Maryland Valisi Wes Moore, Ulusal Muhafızlar'ın başkente konuşlandırılmasına tepki göstererek bunun sürdürülebilir ve ölçeklenebilir olmadığını savundu. ABD Başkanı ise daha önce "Gerekirse orduyu da buraya getireceğim" demişti (Saul Loeb/AFP)
  • 4/30

    26 Ağustos 2025 - İspanya'nın kuzeybatısındaki Garano'da yaşanan orman yangını. Dış yardımların azaldığı ve hava sıcaklıklarının soğumasının beklendiği İspanya'da yetkililer, bir düzineden fazla ciddi orman yangınının devam ettiğini söyledi. Hükümet, sel ve orman yangınlarından etkilenen yerleri afet bölgesi ilan etme kararı aldı. İçişleri Bakanı Fernando Grande Marlaska orman yangınlarının ülke tarihindeki en büyük yangınlar olduğunun altını çizerek, acil durumun halen sona ermediğini belirtti. İspanya'da afet bölgeleriyle ilgili yürürlükte olan kanun gereğince kişilere birincil konutlarında ve temel ihtiyaç maddelerinde meydana gelen hasar için mali yardım sağlanıyor, yerel yönetimlere eylemlerinden kaynaklanan giderler için tazminat veriliyor, ayrıca kişisel yardım veya mal sağlayan kişi ve kuruluşlara da destek sunuluyor. İspanya'da sadece ağustosta 370 bin hektardan fazla ormanlık ve kırsal alan kül oldu. (Cesar Manso/AFP)
  • 5/30

    25 Ağustos 2025 - Hindistan'da bir balıkçı, Chennai'deki Kasimedu balıkçı limanında sabahın erken saatlerinde taze avının ardından balıklarını kurumaya bırakıyor. ABD Başkanı Donald Trump, Rusya'dan petrol satın alan Yeni Delhi'yi cezalandırmak için Hindistan'a uygulanan ithalat vergilerini yüzde 25'ten yüzde 50'ye çıkarmakla tehdit etti ve bu alımların Moskova'nın Ukrayna istilasını finanse etmesine yardımcı olduğunu söyledi. Vergilerin artması mücevherden tekstile ve deniz ürünlerine kadar düşük marjlı, emek yoğun endüstrileri altüst etme tehdidinde bulunurken Hintli ihracatçılar, olumsuz etkilerini hafifletmek için seçenekler arıyor. (R. Satish Babu/AFP)
  • 6/30

    24 Ağustos 2025 - Ducati Lenovo takımının İspanyol sürücüsü Marc Marquez, Macaristan'da düzenlenen MotoGP yarışında zafere ulaşan isim oldu. Motosiklet yarışlarının en önemli organizasyonunda sezonun 14. etabı, başkent Budapeşte yakınlarındaki 4,08 kilometrelik Balaton Park'ta, 26 tur üzerinden düzenlendi. MotoGP'de 6 kez şampiyonluk yaşayan Marquez, bitiş çizgisini 42 dakika, 37 saniyelik süresiyle birinci sırada geçerek üst üste 7, sezonun 10. zaferine ulaştı. Red Bull KTM takımından İspanyol Pedro Acosta, liderin 4,314 saniye gerisinde ikinci, Aprilia ekibinin İtalyan pilotu Marco Bezzecchi ise Marquez'in 7,488 saniye arkasında üçüncü sırayı aldı. Sezonun 15. yarışı Katalonya Grand Prix'si, 7 Eylül Pazar günü koşulacak. (AFP)
  • 7/30

    23 Ağustos 2025 - Gazze'de Filistinli bir çocuk yardım mutfağının önünde elindeki boş bir tencereyle pilav almak için bekliyor. Birleşmiş Milletler, 22 Ağustos'ta Gazze'de resmen kıtlık ilan ederek neredeyde iki yıldır süren savaş boyunca İsrail'in yardımları "sistematik olarak engellemekle" suçladı. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu BM'in raporunun bulgularının "yalan" olduğunu iddia etti (Omar Al-Qattaa / AFP)
  • 8/30

    22 Ağustos 2025 - ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te yapılan duyuru sırasında FIFA Dünya Kupası'nın şampiyonluk kupasını tutuyor. Trump bugün yaptığı açıklamada 2026 FIFA Dünya Kupası kuralarının ABD'nin başkenti Washington'daki Kennedy Center'da 5 Aralık'ta çekileceğini açıkladı. FIFA Başkanı Gianni Infantino, çok az kişinin bu kupaya dokunmasına izin verildiğini belirterek Trump'a "Bu sadece kazananlar için ve siz bir kazanan olduğunuz için elbette dokunabilirsiniz" dedi. 11 Haziran ila 19 Temmuz'da gerçekleşecek 2026 Dünya Kupası, Kanada, Meksika ve ABD tarafından ortaklaşa düzenlenecek (Jacquelyn Martin/AP)
  • 9/30

    21 Ağustos 2025 - ABD'nin Kaliforniya eyaletine bağlı Calistoga yakınlarında çıkan Pickett Yangını sürerken havadan yangın geciktirici atılıyor. Öğleden sonra Calistoga'nın kuzey ucunda hızla yayılan orman yangını, Napa Vadisi'ndeki birkaç tanınmış şarap imalathanesini tehdit ediyor. Ekipler akşam boyunca alevleri kontrol altına almak için çalışırken, kırsal kesimlerde tahliye emirleri verildi. Kaliforniya, bu yıl rekor düzeyde sıcak yaz aylarının yaşanmasıyla en kötü orman yangını sezonlarından biriyle karşı karşıya kaldı. Öte yandan Ulusal Hava Durumu Servisi, ABD Orman Hizmetleri ve Federal Acil Durum Yönetim Ajansı gibi yangınla mücadele, yangın önleme ve iyileştirme çalışmalarına yardımcı olan federal kurumların bütçelerinde kesintiye gidiliyor. (Scott Strazzante/San Francisco Chronicle via AP)
  • 10/30

    20 Ağustos 2025 - Gemiler ve tekneler, Hollanda'nın başkenti Amsterdam'da düzenlenen 50. SAIL Amsterdam festivali sırasında Sail-in Geçit Töreni'nde yelken açıyor. Dünyanın dört bir yanından gelen büyük gemiler Kuzey Denizi Kanalı'ndan Amsterdam'a doğru geçit töreni yaptı. Peru, Uruguay, Almanya ve Fransa'dan gelen mürettebatlar güvertelerinden el sallarken, kalabalıklar kıyı boyunca tezahürat yaptı. Bu gösteri, Amsterdam'ın gemileri, denizcileri ve şehrin denizcilik geçmişini kutlayan 5 günlük denizcilik festivalinin başlangıcı oldu. Festivalin 2,3 ila 2,5 milyon ziyaretçi çekmesi bekleniyor. Liman müdürü Milembe Mateyo, Yelkenli Geçit Töreni'nin festivalin en zorlu anı olduğunu söyledi. "Çok fazla basın mensubu var, festivali görmek isteyen çok sayıda tekne var, yüksek mevkilerde orada olmak isteyen çok sayıda insan var, bu yüzden en zorlu an bu" dedi. (Koen Van Weel/AFP)
  • 11/30

    19 Ağustos 2025 - İsrail birlikleri, İsrail'in Gazze Şeridi'yle olan sınır çiti yakınında tank sürüyor. Gazze Sivil Savunma Ajansı, İsrail'in bölge genelindeki saldırıları ve ateşi sonucu 31 kişinin öldüğünü bildirdi. Sözcü Mahmud Bassal, AFP'ye yaptığı açıklamada, Gazze Şehri'nin Zeytun ve Sabra mahallelerinde durumun "çok tehlikeli ve dayanılmaz" olduğunu ve "topçu atışlarının aralıklarla devam ettiğini" söyledi. İsrail, Gazze'de ateşkes için Hamas'ın kabul ettiği teklife henüz resmi yanıt vermezken, olası bir ateşkes için Hamas'ın elindeki tüm rehineleri geri vermesi koşulunu dile getirdi. Hamas kaynakları pazartesi günü, Mısır ve Katar'dan gelen son ateşkes ve rehine takası teklifini kabul ettiklerini açıklamıştı. (Jack Guez/AFP)
  • 12/30

    18 Ağustos 2025 - Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ve ABD Başkanı Donald Trump, Washington DC'deki Beyaz Saray'ın Oval Ofisi'nde bir araya geliyor. Avrupalı liderler, Zelenski'yle Trump arasındaki görüşmelerde Rusya'nın saldırısını durdurmanın bir yolunu bulmaya çalışıyor. Trump ilk olarak Zelenski'yle görüştü, ardından Avrupalı liderlerle bir araya geldi. Son olarak da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le telefon görüşmesi yaptı. Görüşmelerde ateşkes ihtimali, Ukrayna'ya sağlanacak güvenlik garantileri, Trump-Putin ve Zelenski'nin bir araya geleceği üçlü bir görüşme ihtimali üzerinde duruldu. Trump yoğun diplomasi trafiğiyle geçen günün sonunda, Putin ve Zelenski'nin bir araya geleceği zirve için çalışmalara başladığını, yerin henüz belli olmadığını açıkladı. (Mandel Ngan/AFP)
  • 13/30

    17 Ağustos 2025 - Ducati Lenovo takımının İspanyol sürücüsü Marc Marquez, Avusturya'nın Spielberg kentindeki Red Bull Ring yarış pistinde düzenlenen MotoGP Avusturya Grand Prix'sini kazandıktan sonra kutlama yapıyor. Motosiklet yarışlarının en önemli organizasyonunda sezonun 13. etabı, 4,3 kilometrelik Red Bull Ring'de, 28 tur üzerinden düzenlendi. MotoGP'de 6 kez şampiyonluk yaşayan Marquez, bitiş çizgisini 42 dakika, 11 saniyelik süresiyle birinci sırada geçerek üst üste 6, sezonun 9. zaferine ulaştı. Tecrübeli pilot, MotoGP tarihinin 1000. yarışından zaferle ayrıldı. BK8 Gresini takımından İspanyol Fermin Aldeguer, liderin 1.118 saniye gerisinde ikinci, Aprilia ekibinin İtalyan pilotu Marco Bezzecchi ise Marquez'in 3.426 saniye arkasında üçüncü sırayı aldı. Sezonun 14. yarışı Macaristan Grand Prix'si, 24 Ağustos'ta yapılacak. (Jure Makovec/AFP)
  • 14/30

    16 Ağustos 2025 - Pakistan'ın kuzeyindeki Hayber Pahtunhva eyaletinin Buner bölgesindeki sel baskının ardından bir çocuk yıkılmış bir evin önünden geçiyor. Pakistan'daki sel felaketi nedeniyle ülkede son iki günde en az 330 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Hayber Pahtunhva eyaleti yetkilileri, 32 kişinin kayıp olduğunu belirtirken, ülkenin kuzeyinde etkili olan şiddetli yağışların 21 Ağustos'a kadar devam etmesi bekleniyor. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, En az 300 kişinin öldüğü Hayber Pahtunhva'ya ilaç, gıda ve diğer temel yardım malzemelerinin derhal teslim edilmesi talimatı verdi. (Hasham Ahmed/AFP)
  • 15/30

    15 Ağustos 2025 - Portekiz'in Trancoso kentindeki Antas köyünde bir video muhabiri, orman yangınından korunmak için siper alıyor. Portekiz'in iç ve kuzey kesimlerindeki 5 büyük yangına müdahaleler sürüyor. Lizbon'un yaklaşık 350 km kuzeydoğusundaki Trancoso'daki yangınsa 6 gündür devam ediyor. Komşu İspanya da şiddetli rüzgarların ve sıcağın etkisiyle 14 büyük yangınla mücadele ederken, 7 kişinin hayatını kaybettiği ve Londra büyüklüğünde bir alanın yandığı bildirildi. (Patrícia de Melo Moreira/AFP)
  • 16/30

    14 Ağustos 2025 - Bir adam, 14 Ağustos 2025'te Fas'ın kuzeybatısındaki Şavşavan bölgesindeki Derdara yakınlarında çıkan yangından etkilenen ağaçların arasında. Faslı itfaiyeciler, kuzeybatıdaki turistik Şavşavan'ı çevreleyen ormanlık dağlarda çıkan büyük bir orman yangınını kontrol altına almak için mücadele etti. Fas Ulusal Su ve Orman Ajansı Genel Müdürü Abdurrahim Humi, dün çıkan yangını söndürme çalışmalarının halen devam ettiğini söyledi. Humi, yangında 500 hektarlık ormanlık alanın yok olduğunu belirtti. Ülkede 2024 yılında kaydedilen yaklaşık 380 yangın, 874 hektar civarında ormanlık alanı yok etmişti. (Abdel Majid Bziouat)
  • 17/30

    13 Ağustos 2025 - Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, ABD ve Rusya liderleri arasında yapılacak zirve öncesinde Avrupa liderlerinin ABD Başkanı'yla Ukrayna savaşı hakkında yapacağı video konferansa katılmak üzere Berlin'deki Şansölyelik bahçesine varışında Almanya Başbakanı Friedrich Merz tarafından karşılandı. Avrupalı liderler, 15 Ağustos Cuma günü Alaska'da Putin'le savaşı görüşecek ABD Başkanı Trump'ı, Ukrayna'nın çıkarlarına saygı duyması konusunda ikna etmek amacıyla Trump'la çevrimiçi görüşmeler gerçekleştirecek. (John Macdougall/AFP)
  • 18/30

    12 Ağustos 2025 - İspanya'da itfaiyeciler, Zamora'nın kuzeyindeki Losacio yakınlarında çıkan orman yangınını söndürmeye çalışıyor. Güçlü rüzgarlar ve ülkeyi 10 gündür etkisi altına alan kavurucu sıcak hava dalgasının da etkisiyle İspanya'nın bazı bölgelerini kasıp kavuran orman yangınları nedeniyle bir kişi yanıklardan dolayı hayatını kaybetti ve binlerce kişi tahliye edilmek zorunda kaldı. İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, X hesabından yaptığı paylaşımda, hayatını kaybeden kişinin ailesine başsağlığı diledi. (Cesar Manso/AFP)
  • 19/30

    11 Ağustos 2025 - Fransa'nın güneyindeki Marsilya kentindeki Katalanlar plajında bir çocuk kayadan Akdeniz'e atlıyor. Cuma gününden beri devam eden sıcak hava dalgası bugün daha da şiddetlendi ve güneybatıda sıcaklıklar "olağanüstü seviyede" seyrederken, Fransa'nın resmi meteoroloji kurumu Météo-France salı gününe kadar 12 bölge için kırmızı sıcak hava dalgası alarmı verdi. Güney Avrupa, 42 dereceyi aşan aşırı sıcaklarla kavrulurken, bölgeyi etkisi altına alan yangınlar endişe yaratıyor. Fransa, İspanya ve İtalya'da etkili olan bu tarihi sıcak hava dalgası, kuraklık ve güçlü rüzgarlarla birleşerek kontrolü zor büyük orman yangınlarına yol açıyor. Yetkililer, bölgede "molotof kokteyli" diye tanımlanan tehlikeli iklim koşullarının yangın riskini artırdığını belirtiyor. (Miguel Medina/AFP)
  • 20/30

    10 Ağustos 2025 - Kamboçya ve Tayland arasında yaşanan sınır anlaşmazlığının ardından barış yürüyüşü yapan Budist rahipler, Kamboçya'nın başkenti Phnom Penh'de ABD Başkanı Donald Trump'ın portrelerini tutuyor. 2 bin 569 Budist rahip, Wat Phnom'dan Phnom Penh'in merkezindeki Bağımsızlık Anıtı'na kadar 3 kilometre yürüdü. Barış yürüyüşü, ateşkes anlaşmasını başlattığı için ABD Başkanı Donald Trump'a şükran göstergesi olarak ABD büyükelçiliğinde kısa süre durdu. Bir rahip ayrıca, Kamboçyalı liderin kendisini Nobel Barış Ödülü'ne aday göstermesini destekleyen bir açıklama okudu. (Roun Ry/Reuters)
  • 21/30

    9 Ağustos 2025 - Almanya'nın başkenti Berlin'de düzenlenen "Filistin'le Dayanışma" eylemine katılan bir kadın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun fotoğrafının üstünde "Aranıyor" yazan bir pankart taşıyor. İsrail Güvenlik Kabinesi dün Gazze'nin işgal altına alınmasını öngören yeni bir planı onaylamıştı. 7 Ekim 2023'ten beri süren savaşta yeni bir sayfa açan bu karar dünya genelinde de eleştiri toplarken Almanya, Gazze Şeridi'nde kullanılabilecek silahların İsrail'e ihracatının askıya alındığını duyurdu. 7 Ekim'den bu yana Gazze'de ölenlerin sayısının 61 bini aştığı bildiriliyor (Ralf Hirschberger/ AFP)
  • 22/30

    8 Ağustos 2025 - Yunanistan'ın başkenti Atina'nın yaklaşık 45 km güneyindeki Palea Fokea yakınlarında çıkan orman yangını sırasında bölge sakinleri alevlere bakıyor. AFP'nin aktardığı üzere bugün Yunanistan'daki orman yangınları sonucu ikisi Vietnamlı turistler olmak üzere üç kişi hayatını kaybetti. Yangınlar nedeniyle ülkedeki bazı yerleşim yerlerinin tahliye edildiği bildirildi. Keratea çevresinde yangınlarla mücadele için 11 uçak, 12 helikopter ve 170 itfaiyeci görevlendirildi. (Aris Messinis/ AFP)
  • 23/30

    7 Ağustos 2025 - Ultra-Ortodoks Yahudi göstericiler, Kudüs'te düzenlenen bir mitingde, İsrail ordusunda askere alınmalarını ve askerlik emrinden kaçan din okulu öğrencilerinin tutuklanmasını protesto etmek için slogan atıyor. Ultra-Ortodoks Yahudilerin askere alınması, büyük bir kısmı orduda görev yapmakla yükümlü olan İsrail toplumu için epey tartışmalı bir konu. İsrail'in 1948'deki kuruluşundan bu yana uygulanan bir düzenleme kapsamında, Ultra-Ortodoks Yahudiler, kendilerini din eğitimine adadıkları sürece askerlik hizmetinden muaf tutuluyor. Ancak özellikle Gazze'de 21 aydan uzun süren savaşın ardından ordunun personel sıkıntısı çekmesiyle birlikte, muafiyetlere yönelik kamuoyu desteği azaldı. (Menahem Kahana/AFP)
  • 24/30

    6 Ağustos 2025 - Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Malezya Kralı Sultan İbrahim İskender'le Kremlin'de bir araya geldi. İki ülke, değişen küresel ittifaklar arasında bağlarını güçlendirmeyi hedefliyor. Bu, 1967'de Sovyetler Birliği'yle diplomatik ilişkilerin kurulmasından bu yana Malezya'dan Rusya'ya bir hükümdarın yaptığı ilk resmi ziyaret. Ziyaret, ABD ve diğer önde gelen ülkelerin üç yıldan uzun süre önce başlayan Ukrayna istilası nedeniyle Moskova'yı cezalandırma çağrılarına rağmen Rusya'yla Malezya arasındaki bağların derinleştiğini vurguluyor. Malezya Başbakanı Enver İbrahim, 2022'de iktidara gelmesinden bu yana Rusya'yı iki kez ziyaret etti ve Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika'yı içeren BRICS'e üye olmayı hedefliyor. Saraydan 2 Ağustos'ta yapılan açıklamaya göre, hükümdarın 5-10 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştireceği 6 günlük ziyaret, ticaret, eğitim ve teknoloji gibi sektörlerde iş birliğini geliştirmeyi amaçlıyor. (Alexander Nemenov/Reuters)
  • 25/30

    5 Ağustos 2025 - Hong Kong'un kanalizasyon hizmetleri departmanından bir acil servis çalışanı, Tseung Kwan O'da sular altında kalan bir açık otoparktan suları temizlemeye çalışıyor. , 8 gün içinde 4. kez en yüksek seviyedeki sağanak yağış uyarısının verilmesinin ardından şiddetli yağmurların neden olduğu su baskınları nedeniyle Hong Kong'un bazı bölgelerinde hayat durma noktasına geldi. Kentin hava durumu yetkilileri, saat 14:00 itibarıyla bölgeye 350 mm'den fazla yağmurun yağdığını, bunun 1884'ten bu yana ağustos ayındaki en yüksek günlük yağış miktarı olduğunu açıkladı. (Yan Zhao/AFP)
  • 26/30

    4 ağustos 2025 - Filistinliler, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Netzarim'de, ABD destekli kuruluş tarafından işletilen Gazze İnsani Yardım Vakfı'na ait bir dağıtım merkezinin yakınında insani yardım paketleri taşıyor. İsrail'in kuşatma altındaki Gazze Şeridi'ne yardım girişini engellemesiyle açlık kaynaklı ölümler artarken Birleşmiş Milletler, Gazze'deki 5 yaşın altındaki tüm çocukların hayati tehlike arz eden yetersiz beslenme riskiyle karşı karşıya olduğu uyarısını yaptı. BM'nin Dünya Gıda Programı, bu yaş grubundaki çocukların (yaklaşık 320 bin) beslenme hizmetlerinin çökmesinden etkilendiğini ve güvenli suya, anne sütü yerine geçen gıdalara ve tedavi edici beslenmeye erişimlerinin olmadığını belirtti. Öte yandan eski istihbarat teşkilatlarının başkanları da dahil yaklaşık 600 emekli İsrailli güvenlik yetkilisinden oluşan bir grup, İsrail'e Gazze'deki savaşı derhal sona erdirmesi için baskı yapması için ABD Başkanı Donald Trump'a mektup yazdı. (Abdel Kareem Hana/AP)
  • 27/30

    3 Ağustos 2025 - McLaren pilotu Oscar Piastri, Formula 1 Macaristan Grand Prix'sinde pit yolunda. Yaz arasına girilmeden düzenlenen son yarışa pol pozisyonunda başlayan Ferrari pilotu Charles Leclerc, bitiş çizgisini 4. sırada geçerek büyük bir hayal kırıklığı yaşadı. McLaren'ın Britanyalı pilotu Lando Norris birinci olurken, pilotlar şampiyonasının ilk sırasındaki takım arkadaşı Piastri ise ikinci oldu. Böylece şampiyonluk mücadelesinde iki isim arasındaki fark 9'a düştü. Onları son 4 yılın şampiyonu Red Bull pilotu Max Verstappen takip ediyor. Yaz arasından sonraki ilk yarış 31 Ağustos'ta Hollanda'da düzenlenecek. (Anna Szilagyi/Reuters)
  • 28/30

    2 Ağustos 2025 - Güreşçi Eşref Mahrus, Guinness Rekorlar Kitabı'na yeni bir başarı ekledi. 43 yaşındaki Mısırlı, başkent Kahire yakınlarındaki 10 Ramazan Şehri'nde birbirine bağlı 20 otomobili çekerek 10 metre sürükledi. "Kaponga" lakabıyla da bilinen Mahrus, bu olağanüstü denemeyi coşkulu tezahüratlar yapan izleyicilerin yanı sıra medya mensupları ve Guinness Rekorlar Kitabı heyetinin önünde gerçekleştirdi. Kırdığı rekor, 15 otomobil çeken Kanadalı Kevin Fast'in elindeydi. (Amr Abdallah Dalsh/Reuters)
  • 29/30

    1 Ağustos 2025 - Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'deki Filistinliler, havadan yardım bırakan bir uçağın peşinden koşuyor. Diğer yandan bölgedeki aşiretler, ABD-İsrail güdümündeki insani yardım dağıtım mekanizmasıyla işbirliği yapmayı reddettiklerini belirtti. Aşiretler Yüksek Konseyi Başkanı Hüsnü Selman el-Muğni, Gazze'de düzenlediği basın toplantısında, "İsrail ve ABD gözetiminde dağıtılan yardımlar şehitlerin kanıyla boyanıyor. Bir koli yardım karşılığında her gün 80-90 kişi şehit oluyor" dedi. (Bashar Taleb/AFP)
  • 30/30

    31 Temmuz 2025 - Rusya'nın Ukrayna'nın başkenti Kiev'e düzenlediği hava saldırısının ardından bir konutun enkazı arasında acil müdahale çalışması yürütülüyor. Yetkililer, Rusların Kiev'e düzenlediği hava saldırılarında en az 6 kişinin öldüğünü açıkladı. Moskova, ülkenin doğusunda Ukrayna ordusunun önemli bir kalesi olan bir kasabayı ele geçirdiğini iddia etti. Şehir yetkilileri, sabahın erken saatlerinde Kiev'de en az 27 noktanın drone ve füze saldırılarıyla vurulduğunu söyledi. Ukrayna, 1253 gündür Rus işgali altında. (Serii Volskyi-AFP)


Şimdiye kadar Hizbullah, medya ve sokaklarda tehditler savurdu, ama ya İsrail'e birkaç roket fırlatırsa?

Bu bir kıyamet ve topyekûn savaşı tetiklemez mi?

İsrailliler kendilerini güvende hissediyor ve medyada şöyle diyorlar:

Hiçbir roket İsrail'e ulaşmayacak, kendi topraklarına düşecek, ama sonra Hizbullah’ın depolarında kalan ağır silahları yok etmek için yüzlerce hava saldırısı düzenlenecek!

Tabii ki Lübnan ordusu Hizbullah militanlarıyla çatışmayacak, ancak Lübnan, Barrack ve onun tarihi vizyonu gibi figürler ve Ortagus'un gülümsemeleri ve övünmeleri olmadan bir kez daha kendini izole bulacak.


Bütün bunlar bekleniyor muydu?

Tüm taraflar daha iyi bir sonuç umuyordu: Amerikalılar Lübnan Cumhurbaşkanlığı’nın daha güçlü olmasını ve Meclis Başkanı Nebih Berri'nin Hizbullah üzerinde daha fazla etki sahibi olmasını umuyordu.

Lübnanlı yetkililer ise ABD'nin İsrail üzerinde daha fazla etki kurmasını ve Suriye'ye olduğu gibi daha destekleyici bir tutum sergilemesini umuyordu.

Ancak İsrail medyası, deneyimlerin bize öğrettiği gibi, dikenleri her zaman tırnaklarınızla çekmeniz gerektiğini söylüyor!

Lübnanlı tatilciler, ağustos sonundan sonra en kötüsünü bekleyerek ülkeyi toplu halde terk ediyorlar. Bazı politikacılar, UNIFIL'in 1 yıl daha şartlı olarak uzatılacağından emin.

Öte yandan Hizbullah ve destekçileri ile diğer Lübnanlılar arasındaki uçurum derinleşiyor!

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Şarku'l Avsat

"Lübnanlı tatilciler, ağustos sonundan sonra en kötüsünü bekleyerek ülkeyi toplu halde terk ediyorlar. Bazı politikacılar, UNIFIL'in 1 yıl daha şartlı olarak uzatılacağından emin"
Cumartesi, Ağustos 30, 2025 - 06:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AP</p>

related nodes: 
Lübnan, ABD'nin İsrail ile arabuluculuk çabalarında “karmaşıklıklar” yaşanmasından endişeli
Uluslararası Af Örgütü: İsrail'in, Güney Lübnan'daki tahribatı savaş suçu niteliğinde
Hizbullah'ın silahının yıpranması, Lübnan ve Araplar için bir fırsat
Type: 
SEO Title: 
Lübnan ile İsrail arasında bundan sonraki adım ne olacak?
copyright Independentturkish: 

Güneşte bırakılan plastik şişelerdeki su içilmemeli

Dünya çapında her yıl yaklaşık 500 milyar plastik şişe kullanılıyor.

Grand View Research’in çalışmasına göre, Amerikalılar yılda yaklaşık 50 milyar su şişesi satın alıyor.

Bu tüketicilerin çoğu, daha az kirletici içerdiği için musluk suyuna "daha güvenli" bir alternatif olarak şişelenmiş suyu tercih ediyor.

Ancak bu, büyük ölçüde yerel içme suyunuzun kalitesine bağlıdır.

Türkiye'de yıllık kişi başı 68 litre pet ambalajlı şişe suyu tüketiliyor.
 

-

 

Çin'deki Jinan Üniversitesi'ndeki araştırmacılar tarafından yürütülen bir çalışma, güneşte ve ultraviyole-A ışığın altında bırakılan altı farklı plastik su şişesinden suya salınan uçucu organik bileşikleri (VOC) inceledi.

Şişeler farklı ülkelerden (Kanada, İtalya, Yeni Zelanda, Japonya ve Çin) temin edildi ve kaynak suyu, damıtılmış su ve artezyen suyu içeriyordu.

Sonuçlar, tüm şişelerin güneş ışığı ve ultraviyole-A ışığı maruziyetinde alkanlar, alkenler, alkoller, aldehitler, karboksilik asitler, aromatikler vb. dahil olmak üzere oksidatif VOC'ler salımladığı tespit edildi.

Kaplar arasındaki oksidatif VOC bileşimlerinde önemli farklılıklar gözlemlendi, bu farklılıklar muhtemelen kaplardaki polietilen tereftalat yapısının ışık kaynaklı yaşlanması ve bozulmasından kaynaklanıyordu.

Pet şişelerin uzun süreli ışınlama sürelerinin ardından toksik VOC verimi 0,02 ng/g (nanogram, miligramın milyarda biri) ile 0,79 ng/g arasında değişmiştir.

Bu tek bir şişenin küçük kütlesi düşünüldüğünde, tek bir kaptaki VOC'lerin buharlaşması önemsiz olurdu.

Uzun süre ışığa maruz kaldıktan sonra bile, şişelenmiş suyu açarken ve içerken VOC'leri solumakla ilişkili potansiyel sağlık riskleri yönetilebilir görünüyor.

Test için kullandıkları şişeler, en yaygın bulunan plastik türlerinden birinden yapılmış oldukları için seçildi.

Polietilen tereftalat (PET) günümüzde hemen hemen her plastikte bulunur, ancak su şişelerinde farklı konsantrasyonlarda bulunur.

Şişelerin nasıl yapıldığına ve her şeyi birbirine yapıştırmak için ne tür yapıştırıcılar kullanıldığına bağlı olarak, VOC'ler farklı oranlarda sızdı.
 

Şekil 1. PET su şişesi deney düzeneği
Şekil 1. PET su şişesi deney düzeneği

 

Araştırmacı Dr. Huase Ou, şöyle diyor:

Bulgularımız, plastik şişelerin güneş ışığına maruz kaldığında sağlık riskleri oluşturan toksik bileşikler salabileceğine dair ikna edici kanıtlar sunuyor. Tüketicilerin, özellikle şişelenmiş suyun uzun süre güneş ışığına maruz kaldığı ortamlarda, bu risklerin farkında olması gerekiyor.


Şişelenmiş suyun güneş ışığına maruz kalması suya ağır metaller sızdırır, böylece kalitesini bozar ve bu da çalışmaya bilgi verir.

Birçok ticari PET su şişesi malzemesi 190-300 mg/kg antimon içerir (mg, miligram, gramın binde biri).

Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı tarafından “olası kanserojen” sınıfına alınmış olan antimonun sudaki maksimum kirletici düzeyi Avrupa Birliği (AB) tarafından 5 mikrogram (µg) Sb/lt, (mikrogram, miligramın binde biri) Amerika Birleşik Devletleri Çevre Koruma Ajansı (USA EPA) tarafından ise 6 mikrogram (µg) Sb/lt olarak belirlenmiştir.

Gölgede sıcaklık, aynı koşullarda güneş ışınlarına doğrudan maruz kaldığı duruma göre 5 °C ila 11 °C daha düşük olabilir.

PET şişe suyunda hem sıcaklık hem de depolama süresinin arttırılmasıyla 70oC’ da 72 saat içerisinde 2,57 µg/L antimonun suya geçtiği tespit edildi.

Çevresel faktörlerin incelenmesi için yapılan deneyler sonucunda, antimonun suya geçişinde sıcaklığın en etkili parametre olduğu gözlemlendive PET şişelerden antimonun suya geçişinin sıcaklığa bağlı bir süreç olduğu belirlendi.

Bir başka çalışmada PET su şişesinin 50°C'ye ısıtılması, antimon konsantrasyonlarını 24 saatte 8,530 mikrogram/L ve 7 günde 16,8 mikrogram/L'ye yükseltti.

Uçucu organik bileşikler (VOC), oda sıcaklığında yüksek buhar basıncına sahip organik bileşiklerdir.
Bazı VOC'ler insan sağlığı için tehlikelidir ve çevreye zarar verebilir.

Akut olarak toksik olmasalar da sağlığı etkileyebilir, göz, burun ve boğaz tahrişine, baş ağrısına ve koordinasyon kaybına, mide bulantısına ve daha da kötüsü karaciğer, böbrekler ve merkezi sinir sistemine zarar verebilirler.

Bilim insanları daha önce, hormonal dengesizliklerle bağlantılı olan bisfenol A (BPA) gibi kimyasalların bu plastik kaplardan sızabileceği konusunda uyarılarda bulunmuş ve şişelenmiş suyun her litresinde yüz binlerce plastik parçacığının bulunduğu tespit edilmişti.

BPA ve Bisfenol A ışık ve/veya ısının varlığında asetona dönüşür.

Pet şişelerdeki sular güneş ışığına maruz kaldığında, plastikten gelen bazı kimyasallar şişe içine sızabilir.

Bu, özellikle su şişeleri için yaygın olarak kullanılan polietilen tereftalat (PET) gibi plastikler için geçerlidir.

Yaz aylarında marketlerin, bakkalların tezgahlarında sıklıkla görülen pet şişelerin güneş altında bırakma kesinlikle önlenmeli, hatta yasaklanmalı.

Tüketici bu tür suları kesinlikle satın almamalı.
 

Resim 1. Güneşte bırakılan PET su şişeleri
Resim 1. Güneşte bırakılan PET su şişeleri

 

Su şişelerini güneşte bırakmak, plastik kaplarda mikrodalgada ısıtmak gibidir.

Bu, BPA (bisfenol A) içermeyen bileşenlerden olan BPS (Bisfenol-S) gibi kimyasalların suya sızmasına neden olur.

Bu kimyasallar vücutta östrojen gibi davranır.

BPA, östrojenin vücuttaki etkilerini taklit eden hormon benzeri özellikler sergileyen bir zenoöstrojendir.

Östrojen aşırı yüklemesi meme hücrelerini kansere dönüştürebilir ve düşük testosteron ile bilinen bir ilişki vardır.
 

Şekil 2. Bisfenol A'nın insan sağlığını nasıl etkiler
Şekil 2. Bisfenol A'nın insan sağlığını nasıl etkiler

 

  • Isı ve UV maruziyeti: Güneş ışığı suyun ve plastiğin sıcaklığını artırabilir, bu da sızma sürecini hızlandırabilir. UV radyasyonu ayrıca plastiği parçalayabilir ve potansiyel olarak zararlı maddelerin salınmasına yol açabilir.
     
  • Kimyasal sızıntılar: PET üretiminde kullanılan antimon ve plastikteki diğer katkı maddeleri gibi maddeler suya sızabilir. Bu maddelerin seviyeleri genellikle küçük miktarlarda güvenli kabul edilirken, uzun süreli maruz kalma ve yüksek sıcaklıklar riski artırabilir.
     
  • Bakteriyel büyüme: Kimyasal sızmanın yanı sıra ısı da özellikle şişe açılmışsa, şişelenmiş suda bakteri büyümesini teşvik edebilir.

Bu riskleri en aza indirmek için şişelenmiş suyu serin ve karanlık bir yerde saklanması ve uzun süre doğrudan güneş ışığına veya sıcak ortamlara maruz bırakmaması önerilir.

Güneş altında hava sıcaklığı 27 derece olduğu bir günde, park halindeki bir araba içinde otuz dakikadan kısa sürede 43 dereceye ulaşabilir.

Bu yüzden park halindeki bir araçta pet şişe suyunu bırakmak tehlikeli olabilir, çünkü doğrudan güneş ışığı altında aracın içindeki sıcaklık, kimyasalların plastik şişedeki su içine sızmasına ve içilmesini güvenli olmayan hale getirmesine neden olabilir.

Ve bu su asla içilmemeli. 
 

Resim 2. Araç içinde kalmış PET su şişesi
Resim 2. Araç içinde kalmış PET su şişesi

 

Diğer yandan evlerde ve ofislerde doğrudan sıcak ve güneşli günlerde güneşte pet su şişelerinin bırakmak çok riskli olabilir.

Bu yüzden evlerde ve ofislerde su şişeleri güneş değmeyen serin yerde saklanmalı. 

Dışarıda spor yaparken ve top oynarken pet şişedeki suyunuzu güneşte bırakmayınız. 

Pet şişede su dağıtımı yapan firmalar, şişelerin sıcak havalarda güneş ışığından nasıl korunması ve serin yerde saklanması gerektiği şişelerin üzerindeki etiketlere yazmalı ve bu zorunlu olmalı. 

Bazı İranlı tüketiciler yeni pet şişelerdeki içecekleri ve tüketilen sıvıları tükettikten sonra boş PET şişeleri aynı amaçla (örneğin içme suyu) veya diğer amaçlarla (örneğin sirke, limon suyu, bitkisel içecekler, turşu vb. saklamak) yeniden kullanıyor.

Bu nedenle, farklı pet içinde depolama sıcaklığı koşulları ve şişelerde saklanan gıda türü, ftalatların salınımını etkileyebilir.

PET şişelerden ftalat geçişi;

  • Güneş ışığı, yüksek sıcaklıklar ve uzun süreli depolama, PET şişelerden ftalat geçişini artırır.
  • Güneş ışığına maruz kalma, gölgeli depolamaya kıyasla ftalat göçünü önemli ölçüde artırır.
  • PET şişelerin 40 °C'de tekrar kullanılması daha fazla ftalat salınımına yol açar.
  • 40 °C'de uzun süreli depolama ftalat göçünü artırırken, 4 °C'de sürenin önemli bir etkisi yoktur.

Türkiye’deki tüm pet su şişeleri ile ilgili güneş ışığı ve ultraviyole-A maruz bırakma testleri yapılmalı, sıcaklığa bağlı olarak antimon ve VOC konsantrasyonları tespit edilmeli, pet su şişelerinin ideal depolama sıcaklığı/koşulları ortaya konmalı ve sonuçlar kamuoyu ile paylaşılmalı.
 

Şekil 3. Şişelenmiş PET şişe suyunun güneş ışığına maruz kalması
Şekil 3. Şişelenmiş PET şişe suyunun güneş ışığına maruz kalması

 

Polikarbon plastik gıda kaplarını mikrodalga fırınlarda kullanmamalı.

Çünkü yüksek sıcaklık gıdalara BFA geçişini arttırır.

Mikrodalga fırınlarda sadece cam kaplar kullanılmalı. 

 

 

Kaynaklar:

https://www.newsweek.com/water-bottles-sun-release-toxic-compounds-1915904
https://phys.org/news/2024-06-sunlight-plastic-risky-combination-bottled.html
https://www.eurekalert.org/news-releases/1048868
https://www.iflscience.com/sunlight-causes-toxic-chemicals-to-leach-out-of-plastic-bottles-74793
https://scitechdaily.com/are-plastic-water-bottles-safe-new-study-sparks-concern-over-vocs/
https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S2772985024000061?via%3Dihub
https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S0278691523001308?via%3Dihub
https://www.qalampir.uz/en/news/beparvolik-ba%D2%B3osi-k-uyeshda-k-oldirilgan-suv-rak-chak-iradi-120870
https://balticwater.lv/blogs/news/unveiling-the-hazards-how-sunlight-impacts-your-plastic-water-bottles
https://openaccess.hacettepe.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/11655/2124/218a3729-9fc2-4251-9719-b9dc23771bac.pdf?sequence=1
https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S0048969725001147
https://www.eea.europa.eu/en/analysis/publications/human-exposure-to-bisphenol-a#-box-1-guidance-on-risk-from-dietary-exposure-

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Prof. Dr. Mustafa Öztürk Independent Türkçe için yazdı
Cumartesi, Ağustos 30, 2025 - 06:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Güneşte bırakılan plastik şişelerdeki su içilmemeli
copyright Independentturkish: 

Arap Erdemliler Topluluğu?!.

Erdemliler Topluluğu, İslam’ın vahyinden önce bir emsal teşkil etmiş, ancak daha sonra İslam tarafından da onaylanmıştır.

Bir ziyaretçi ticaret yapmak için Mekke'ye geldiğinde, güçlü bir adam ona haksızlık eder.

O da bir tepeye çıkar ve uğradığı haksızlığı anlatan bir şiir okur.

O zaman Mekke soyluları bir araya gelerek şehre gelen hiçbir ziyaretçinin haksızlığa uğramaması gerektiğini ve söz konusu ziyaretçinin uğradığı haksızlığın giderileceğini belirten bir anlaşmaya varırlar.

Tarihsel olarak, Erdemliler Topluluğu (MS 590), Arap kabilelerinin haksızlığa uğramış birine yardım etmek için kurdukları ittifaklarla anılır, bunun için “Bu insanlar erdemli bir işe giriştiler” denirdi.

Hikâye bu şekliyle, bölgemizde hak sahiplerine yapılan haksızlıkları telafi etmeye yönelik ortak bir mirası temsil eder.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Batı dünyasında da benzer örnekleri vardı.

Camelot Kralı Kral Arthur efsanesinde, haksızlığa uğrayanları savunmakla görevli şövalye liderlerinin yer aldığı yuvarlak bir masa kurduğundan bahsedilir.

Her halükarda, ittifakların uluslararası ilişkilerde tarihi gelenekleri vardır. Yunan-Pers Savaşları (Milattan önce 499-449) iki büyük ittifak arasındaydı.

Benzer şekilde, Peloponez Savaşı'nda (MÖ 431-404) Atina'nın arkasında bir ittifak, Sparta'nın arkasında bir başka ittifak toplanmıştı.

Bu kadim tarihten ve daha önceki dönemlerden, ittifaklar modern çağa kadar uzandı.

Avrupa ülkeleri, Napolyon Bonapart'ın Avrupa'yı işgal edip Moskova'ya kadar ulaşmasının ardından bir ittifak kurdular.

Bonapart, Waterloo'da püskürtüldü ve yenilgiye uğratıldı.

II. Dünya Savaşı'nda, Hitler Avrupa'ya hakim olduktan sonra, onu yenmek ve yeni bir dünya kurmak için bir ittifak kuruldu.

Bunun ardından barışı sağlayan bir “güç dengesi” kuruldu.

Soğuk Savaş (1949-1989), NATO ve Varşova Paktı arasında yaşandı.

Kuveyt’i işgalden kurtarma savaşı sırasında, Kuveyt devletini kurtarmak için en başarılı Arap, İslam ve Batı ittifakları kuruldu.

21'inci yüzyılın üçüncü on yılının başında, dünyanın, yaygın küresel bölünmeler, iç savaşlar, halk ayaklanmaları ve dünya sakinleri arasında nefret ve şiddeti körükleyen popülist kimlik politikalar konusunda daha iyi durumda olacağı algısı hakimdi.

Küreselleşmenin tüm dünyayı, ticaretin, teknolojinin ve değerlerin kolayca ve sorunsuz bir şekilde taşındığı “küçük bir köye” dönüştürdüğü görüşü hakim olmuştu.

Dahası çoğu Hindistan, Çin, Asya ve Güney Amerika ülkelerinden olmak üzere 1 milyardan fazla insan yoksulluktan kurtulduğunda, dünya nüfusu daha mutlu hale gelmişti.

Doğu Avrupa, komünist şiddetin tahribatından kurtulmuştu, hatta iç savaşlar ve katliamlar yaşayan Afrika bile yavaş yavaş toparlanıyordu.

Soğuk Savaş'ın sona ermesinden itibaren, kıtlıklar ve salgın hastalıklar gibi şiddet ve uluslararası savaşlar da gerilemişti.

Üçüncü milenyumun başlangıcına genel olarak iyimserlik hakimdi ve insanlık arasında barış içinde bir arada yaşama mümkün görünüyordu.

Birçok uluslararası sorunun devam ettiği doğruydu, fakat çeşitli resmi ve gayrı resmi küresel mekanizmalar bu sorunları ele alıyordu.
 

ShapeCreated with Sketch. Fotoğraflarla dünyadan haberler

Hepsini göster 30

Fotoğraflarla dünyadan haberler

  • 1/30

    29 Ağustos 2025 - McLaren'in Avustralyalı sürücüsü Oscar Piastri, Hollanda'nın batısındaki Zandvoort Pisti'nde Formula 1 Hollanda Grand Prix'si öncesinde düzenlenen ilk antrenman seansında yarışıyor. F1'in yaz molasının bitmesinin ardından pilotlar bugün antrenman yarışı için pistteki yerlerini aldı. Lando Norris ilk seansı birinci bitiren isim olurken onu Piastri takip etti. Son yılların gözde ismi Max Verstappen ise 6. sırada yer aldı. Sonraki günlerde devam edecek antrenman ve sıralama turlarının ardından Hollanda Grand Prix'si yarışı 31 Ağustos'ta düzenlenecek. (John Thys/ AFP)
  • 2/30

    28 Ağustos 2025 - Endonezya'nın başkenti Cakarta'daki parlamento binası yakınlarında, çalışma koşullarının iyileştirilmesi için düzenlenen sendika protestosu sırasında bir gösterici biber gazının içinden koşuyor. Endonezya Sendikalar Konfederasyonu ve İşçi Partisi'nin düzenlediği eylemde bugün binlerce işçi düşük ücretler, dış kaynak kullanımı ve milletvekillerinin artan yan haklarını protesto etmek için başkentteki Temsilciler Meclisi'nin önünde toplandı. Önceki günlerde başlayan protestolarda, milletvekillerinin maaşlarına ek olarak aldığı ve asgari ücretin 10 katını bulan ödeneklere de tepki gösterildi. İşçiler aynı zamanda yolsuzluğa karşı daha sıkı yasal düzenlemeler getirilmesini de talep etti (Yasuyoshi Chiba/AFP)
  • 3/30

    27 Ağustos 2025 - ABD Ulusal Muhafızlar'ın silahlı üyeleri, başkent Washington DC'deki Lincoln Anıtı yakınlarındaki National Mall'da devriye geziyor. ABD Başkanı Donald Trump 25 Ağustos'ta Washington'daki güvenlik kontrolünü sıkılaştıran yeni tedbirler açıklarken, Savunma Bakanı Pete Hegseth'e Washington Ulusal Muhafızları bünyesinde kamu düzeni için özel bir birim kurması ve nakitsiz kefalete son vermesi emrini verdi. Demokratlar Trump'ı, en son ABD başkentine asker konuşlandırarak, başkanlık yetkilerini anayasal sınırların çok ötesine taşımakla suçluyor. Maryland Valisi Wes Moore, Ulusal Muhafızlar'ın başkente konuşlandırılmasına tepki göstererek bunun sürdürülebilir ve ölçeklenebilir olmadığını savundu. ABD Başkanı ise daha önce "Gerekirse orduyu da buraya getireceğim" demişti (Saul Loeb/AFP)
  • 4/30

    26 Ağustos 2025 - İspanya'nın kuzeybatısındaki Garano'da yaşanan orman yangını. Dış yardımların azaldığı ve hava sıcaklıklarının soğumasının beklendiği İspanya'da yetkililer, bir düzineden fazla ciddi orman yangınının devam ettiğini söyledi. Hükümet, sel ve orman yangınlarından etkilenen yerleri afet bölgesi ilan etme kararı aldı. İçişleri Bakanı Fernando Grande Marlaska orman yangınlarının ülke tarihindeki en büyük yangınlar olduğunun altını çizerek, acil durumun halen sona ermediğini belirtti. İspanya'da afet bölgeleriyle ilgili yürürlükte olan kanun gereğince kişilere birincil konutlarında ve temel ihtiyaç maddelerinde meydana gelen hasar için mali yardım sağlanıyor, yerel yönetimlere eylemlerinden kaynaklanan giderler için tazminat veriliyor, ayrıca kişisel yardım veya mal sağlayan kişi ve kuruluşlara da destek sunuluyor. İspanya'da sadece ağustosta 370 bin hektardan fazla ormanlık ve kırsal alan kül oldu. (Cesar Manso/AFP)
  • 5/30

    25 Ağustos 2025 - Hindistan'da bir balıkçı, Chennai'deki Kasimedu balıkçı limanında sabahın erken saatlerinde taze avının ardından balıklarını kurumaya bırakıyor. ABD Başkanı Donald Trump, Rusya'dan petrol satın alan Yeni Delhi'yi cezalandırmak için Hindistan'a uygulanan ithalat vergilerini yüzde 25'ten yüzde 50'ye çıkarmakla tehdit etti ve bu alımların Moskova'nın Ukrayna istilasını finanse etmesine yardımcı olduğunu söyledi. Vergilerin artması mücevherden tekstile ve deniz ürünlerine kadar düşük marjlı, emek yoğun endüstrileri altüst etme tehdidinde bulunurken Hintli ihracatçılar, olumsuz etkilerini hafifletmek için seçenekler arıyor. (R. Satish Babu/AFP)
  • 6/30

    24 Ağustos 2025 - Ducati Lenovo takımının İspanyol sürücüsü Marc Marquez, Macaristan'da düzenlenen MotoGP yarışında zafere ulaşan isim oldu. Motosiklet yarışlarının en önemli organizasyonunda sezonun 14. etabı, başkent Budapeşte yakınlarındaki 4,08 kilometrelik Balaton Park'ta, 26 tur üzerinden düzenlendi. MotoGP'de 6 kez şampiyonluk yaşayan Marquez, bitiş çizgisini 42 dakika, 37 saniyelik süresiyle birinci sırada geçerek üst üste 7, sezonun 10. zaferine ulaştı. Red Bull KTM takımından İspanyol Pedro Acosta, liderin 4,314 saniye gerisinde ikinci, Aprilia ekibinin İtalyan pilotu Marco Bezzecchi ise Marquez'in 7,488 saniye arkasında üçüncü sırayı aldı. Sezonun 15. yarışı Katalonya Grand Prix'si, 7 Eylül Pazar günü koşulacak. (AFP)
  • 7/30

    23 Ağustos 2025 - Gazze'de Filistinli bir çocuk yardım mutfağının önünde elindeki boş bir tencereyle pilav almak için bekliyor. Birleşmiş Milletler, 22 Ağustos'ta Gazze'de resmen kıtlık ilan ederek neredeyde iki yıldır süren savaş boyunca İsrail'in yardımları "sistematik olarak engellemekle" suçladı. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu BM'in raporunun bulgularının "yalan" olduğunu iddia etti (Omar Al-Qattaa / AFP)
  • 8/30

    22 Ağustos 2025 - ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te yapılan duyuru sırasında FIFA Dünya Kupası'nın şampiyonluk kupasını tutuyor. Trump bugün yaptığı açıklamada 2026 FIFA Dünya Kupası kuralarının ABD'nin başkenti Washington'daki Kennedy Center'da 5 Aralık'ta çekileceğini açıkladı. FIFA Başkanı Gianni Infantino, çok az kişinin bu kupaya dokunmasına izin verildiğini belirterek Trump'a "Bu sadece kazananlar için ve siz bir kazanan olduğunuz için elbette dokunabilirsiniz" dedi. 11 Haziran ila 19 Temmuz'da gerçekleşecek 2026 Dünya Kupası, Kanada, Meksika ve ABD tarafından ortaklaşa düzenlenecek (Jacquelyn Martin/AP)
  • 9/30

    21 Ağustos 2025 - ABD'nin Kaliforniya eyaletine bağlı Calistoga yakınlarında çıkan Pickett Yangını sürerken havadan yangın geciktirici atılıyor. Öğleden sonra Calistoga'nın kuzey ucunda hızla yayılan orman yangını, Napa Vadisi'ndeki birkaç tanınmış şarap imalathanesini tehdit ediyor. Ekipler akşam boyunca alevleri kontrol altına almak için çalışırken, kırsal kesimlerde tahliye emirleri verildi. Kaliforniya, bu yıl rekor düzeyde sıcak yaz aylarının yaşanmasıyla en kötü orman yangını sezonlarından biriyle karşı karşıya kaldı. Öte yandan Ulusal Hava Durumu Servisi, ABD Orman Hizmetleri ve Federal Acil Durum Yönetim Ajansı gibi yangınla mücadele, yangın önleme ve iyileştirme çalışmalarına yardımcı olan federal kurumların bütçelerinde kesintiye gidiliyor. (Scott Strazzante/San Francisco Chronicle via AP)
  • 10/30

    20 Ağustos 2025 - Gemiler ve tekneler, Hollanda'nın başkenti Amsterdam'da düzenlenen 50. SAIL Amsterdam festivali sırasında Sail-in Geçit Töreni'nde yelken açıyor. Dünyanın dört bir yanından gelen büyük gemiler Kuzey Denizi Kanalı'ndan Amsterdam'a doğru geçit töreni yaptı. Peru, Uruguay, Almanya ve Fransa'dan gelen mürettebatlar güvertelerinden el sallarken, kalabalıklar kıyı boyunca tezahürat yaptı. Bu gösteri, Amsterdam'ın gemileri, denizcileri ve şehrin denizcilik geçmişini kutlayan 5 günlük denizcilik festivalinin başlangıcı oldu. Festivalin 2,3 ila 2,5 milyon ziyaretçi çekmesi bekleniyor. Liman müdürü Milembe Mateyo, Yelkenli Geçit Töreni'nin festivalin en zorlu anı olduğunu söyledi. "Çok fazla basın mensubu var, festivali görmek isteyen çok sayıda tekne var, yüksek mevkilerde orada olmak isteyen çok sayıda insan var, bu yüzden en zorlu an bu" dedi. (Koen Van Weel/AFP)
  • 11/30

    19 Ağustos 2025 - İsrail birlikleri, İsrail'in Gazze Şeridi'yle olan sınır çiti yakınında tank sürüyor. Gazze Sivil Savunma Ajansı, İsrail'in bölge genelindeki saldırıları ve ateşi sonucu 31 kişinin öldüğünü bildirdi. Sözcü Mahmud Bassal, AFP'ye yaptığı açıklamada, Gazze Şehri'nin Zeytun ve Sabra mahallelerinde durumun "çok tehlikeli ve dayanılmaz" olduğunu ve "topçu atışlarının aralıklarla devam ettiğini" söyledi. İsrail, Gazze'de ateşkes için Hamas'ın kabul ettiği teklife henüz resmi yanıt vermezken, olası bir ateşkes için Hamas'ın elindeki tüm rehineleri geri vermesi koşulunu dile getirdi. Hamas kaynakları pazartesi günü, Mısır ve Katar'dan gelen son ateşkes ve rehine takası teklifini kabul ettiklerini açıklamıştı. (Jack Guez/AFP)
  • 12/30

    18 Ağustos 2025 - Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ve ABD Başkanı Donald Trump, Washington DC'deki Beyaz Saray'ın Oval Ofisi'nde bir araya geliyor. Avrupalı liderler, Zelenski'yle Trump arasındaki görüşmelerde Rusya'nın saldırısını durdurmanın bir yolunu bulmaya çalışıyor. Trump ilk olarak Zelenski'yle görüştü, ardından Avrupalı liderlerle bir araya geldi. Son olarak da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le telefon görüşmesi yaptı. Görüşmelerde ateşkes ihtimali, Ukrayna'ya sağlanacak güvenlik garantileri, Trump-Putin ve Zelenski'nin bir araya geleceği üçlü bir görüşme ihtimali üzerinde duruldu. Trump yoğun diplomasi trafiğiyle geçen günün sonunda, Putin ve Zelenski'nin bir araya geleceği zirve için çalışmalara başladığını, yerin henüz belli olmadığını açıkladı. (Mandel Ngan/AFP)
  • 13/30

    17 Ağustos 2025 - Ducati Lenovo takımının İspanyol sürücüsü Marc Marquez, Avusturya'nın Spielberg kentindeki Red Bull Ring yarış pistinde düzenlenen MotoGP Avusturya Grand Prix'sini kazandıktan sonra kutlama yapıyor. Motosiklet yarışlarının en önemli organizasyonunda sezonun 13. etabı, 4,3 kilometrelik Red Bull Ring'de, 28 tur üzerinden düzenlendi. MotoGP'de 6 kez şampiyonluk yaşayan Marquez, bitiş çizgisini 42 dakika, 11 saniyelik süresiyle birinci sırada geçerek üst üste 6, sezonun 9. zaferine ulaştı. Tecrübeli pilot, MotoGP tarihinin 1000. yarışından zaferle ayrıldı. BK8 Gresini takımından İspanyol Fermin Aldeguer, liderin 1.118 saniye gerisinde ikinci, Aprilia ekibinin İtalyan pilotu Marco Bezzecchi ise Marquez'in 3.426 saniye arkasında üçüncü sırayı aldı. Sezonun 14. yarışı Macaristan Grand Prix'si, 24 Ağustos'ta yapılacak. (Jure Makovec/AFP)
  • 14/30

    16 Ağustos 2025 - Pakistan'ın kuzeyindeki Hayber Pahtunhva eyaletinin Buner bölgesindeki sel baskının ardından bir çocuk yıkılmış bir evin önünden geçiyor. Pakistan'daki sel felaketi nedeniyle ülkede son iki günde en az 330 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Hayber Pahtunhva eyaleti yetkilileri, 32 kişinin kayıp olduğunu belirtirken, ülkenin kuzeyinde etkili olan şiddetli yağışların 21 Ağustos'a kadar devam etmesi bekleniyor. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, En az 300 kişinin öldüğü Hayber Pahtunhva'ya ilaç, gıda ve diğer temel yardım malzemelerinin derhal teslim edilmesi talimatı verdi. (Hasham Ahmed/AFP)
  • 15/30

    15 Ağustos 2025 - Portekiz'in Trancoso kentindeki Antas köyünde bir video muhabiri, orman yangınından korunmak için siper alıyor. Portekiz'in iç ve kuzey kesimlerindeki 5 büyük yangına müdahaleler sürüyor. Lizbon'un yaklaşık 350 km kuzeydoğusundaki Trancoso'daki yangınsa 6 gündür devam ediyor. Komşu İspanya da şiddetli rüzgarların ve sıcağın etkisiyle 14 büyük yangınla mücadele ederken, 7 kişinin hayatını kaybettiği ve Londra büyüklüğünde bir alanın yandığı bildirildi. (Patrícia de Melo Moreira/AFP)
  • 16/30

    14 Ağustos 2025 - Bir adam, 14 Ağustos 2025'te Fas'ın kuzeybatısındaki Şavşavan bölgesindeki Derdara yakınlarında çıkan yangından etkilenen ağaçların arasında. Faslı itfaiyeciler, kuzeybatıdaki turistik Şavşavan'ı çevreleyen ormanlık dağlarda çıkan büyük bir orman yangınını kontrol altına almak için mücadele etti. Fas Ulusal Su ve Orman Ajansı Genel Müdürü Abdurrahim Humi, dün çıkan yangını söndürme çalışmalarının halen devam ettiğini söyledi. Humi, yangında 500 hektarlık ormanlık alanın yok olduğunu belirtti. Ülkede 2024 yılında kaydedilen yaklaşık 380 yangın, 874 hektar civarında ormanlık alanı yok etmişti. (Abdel Majid Bziouat)
  • 17/30

    13 Ağustos 2025 - Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, ABD ve Rusya liderleri arasında yapılacak zirve öncesinde Avrupa liderlerinin ABD Başkanı'yla Ukrayna savaşı hakkında yapacağı video konferansa katılmak üzere Berlin'deki Şansölyelik bahçesine varışında Almanya Başbakanı Friedrich Merz tarafından karşılandı. Avrupalı liderler, 15 Ağustos Cuma günü Alaska'da Putin'le savaşı görüşecek ABD Başkanı Trump'ı, Ukrayna'nın çıkarlarına saygı duyması konusunda ikna etmek amacıyla Trump'la çevrimiçi görüşmeler gerçekleştirecek. (John Macdougall/AFP)
  • 18/30

    12 Ağustos 2025 - İspanya'da itfaiyeciler, Zamora'nın kuzeyindeki Losacio yakınlarında çıkan orman yangınını söndürmeye çalışıyor. Güçlü rüzgarlar ve ülkeyi 10 gündür etkisi altına alan kavurucu sıcak hava dalgasının da etkisiyle İspanya'nın bazı bölgelerini kasıp kavuran orman yangınları nedeniyle bir kişi yanıklardan dolayı hayatını kaybetti ve binlerce kişi tahliye edilmek zorunda kaldı. İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, X hesabından yaptığı paylaşımda, hayatını kaybeden kişinin ailesine başsağlığı diledi. (Cesar Manso/AFP)
  • 19/30

    11 Ağustos 2025 - Fransa'nın güneyindeki Marsilya kentindeki Katalanlar plajında bir çocuk kayadan Akdeniz'e atlıyor. Cuma gününden beri devam eden sıcak hava dalgası bugün daha da şiddetlendi ve güneybatıda sıcaklıklar "olağanüstü seviyede" seyrederken, Fransa'nın resmi meteoroloji kurumu Météo-France salı gününe kadar 12 bölge için kırmızı sıcak hava dalgası alarmı verdi. Güney Avrupa, 42 dereceyi aşan aşırı sıcaklarla kavrulurken, bölgeyi etkisi altına alan yangınlar endişe yaratıyor. Fransa, İspanya ve İtalya'da etkili olan bu tarihi sıcak hava dalgası, kuraklık ve güçlü rüzgarlarla birleşerek kontrolü zor büyük orman yangınlarına yol açıyor. Yetkililer, bölgede "molotof kokteyli" diye tanımlanan tehlikeli iklim koşullarının yangın riskini artırdığını belirtiyor. (Miguel Medina/AFP)
  • 20/30

    10 Ağustos 2025 - Kamboçya ve Tayland arasında yaşanan sınır anlaşmazlığının ardından barış yürüyüşü yapan Budist rahipler, Kamboçya'nın başkenti Phnom Penh'de ABD Başkanı Donald Trump'ın portrelerini tutuyor. 2 bin 569 Budist rahip, Wat Phnom'dan Phnom Penh'in merkezindeki Bağımsızlık Anıtı'na kadar 3 kilometre yürüdü. Barış yürüyüşü, ateşkes anlaşmasını başlattığı için ABD Başkanı Donald Trump'a şükran göstergesi olarak ABD büyükelçiliğinde kısa süre durdu. Bir rahip ayrıca, Kamboçyalı liderin kendisini Nobel Barış Ödülü'ne aday göstermesini destekleyen bir açıklama okudu. (Roun Ry/Reuters)
  • 21/30

    9 Ağustos 2025 - Almanya'nın başkenti Berlin'de düzenlenen "Filistin'le Dayanışma" eylemine katılan bir kadın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun fotoğrafının üstünde "Aranıyor" yazan bir pankart taşıyor. İsrail Güvenlik Kabinesi dün Gazze'nin işgal altına alınmasını öngören yeni bir planı onaylamıştı. 7 Ekim 2023'ten beri süren savaşta yeni bir sayfa açan bu karar dünya genelinde de eleştiri toplarken Almanya, Gazze Şeridi'nde kullanılabilecek silahların İsrail'e ihracatının askıya alındığını duyurdu. 7 Ekim'den bu yana Gazze'de ölenlerin sayısının 61 bini aştığı bildiriliyor (Ralf Hirschberger/ AFP)
  • 22/30

    8 Ağustos 2025 - Yunanistan'ın başkenti Atina'nın yaklaşık 45 km güneyindeki Palea Fokea yakınlarında çıkan orman yangını sırasında bölge sakinleri alevlere bakıyor. AFP'nin aktardığı üzere bugün Yunanistan'daki orman yangınları sonucu ikisi Vietnamlı turistler olmak üzere üç kişi hayatını kaybetti. Yangınlar nedeniyle ülkedeki bazı yerleşim yerlerinin tahliye edildiği bildirildi. Keratea çevresinde yangınlarla mücadele için 11 uçak, 12 helikopter ve 170 itfaiyeci görevlendirildi. (Aris Messinis/ AFP)
  • 23/30

    7 Ağustos 2025 - Ultra-Ortodoks Yahudi göstericiler, Kudüs'te düzenlenen bir mitingde, İsrail ordusunda askere alınmalarını ve askerlik emrinden kaçan din okulu öğrencilerinin tutuklanmasını protesto etmek için slogan atıyor. Ultra-Ortodoks Yahudilerin askere alınması, büyük bir kısmı orduda görev yapmakla yükümlü olan İsrail toplumu için epey tartışmalı bir konu. İsrail'in 1948'deki kuruluşundan bu yana uygulanan bir düzenleme kapsamında, Ultra-Ortodoks Yahudiler, kendilerini din eğitimine adadıkları sürece askerlik hizmetinden muaf tutuluyor. Ancak özellikle Gazze'de 21 aydan uzun süren savaşın ardından ordunun personel sıkıntısı çekmesiyle birlikte, muafiyetlere yönelik kamuoyu desteği azaldı. (Menahem Kahana/AFP)
  • 24/30

    6 Ağustos 2025 - Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Malezya Kralı Sultan İbrahim İskender'le Kremlin'de bir araya geldi. İki ülke, değişen küresel ittifaklar arasında bağlarını güçlendirmeyi hedefliyor. Bu, 1967'de Sovyetler Birliği'yle diplomatik ilişkilerin kurulmasından bu yana Malezya'dan Rusya'ya bir hükümdarın yaptığı ilk resmi ziyaret. Ziyaret, ABD ve diğer önde gelen ülkelerin üç yıldan uzun süre önce başlayan Ukrayna istilası nedeniyle Moskova'yı cezalandırma çağrılarına rağmen Rusya'yla Malezya arasındaki bağların derinleştiğini vurguluyor. Malezya Başbakanı Enver İbrahim, 2022'de iktidara gelmesinden bu yana Rusya'yı iki kez ziyaret etti ve Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika'yı içeren BRICS'e üye olmayı hedefliyor. Saraydan 2 Ağustos'ta yapılan açıklamaya göre, hükümdarın 5-10 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştireceği 6 günlük ziyaret, ticaret, eğitim ve teknoloji gibi sektörlerde iş birliğini geliştirmeyi amaçlıyor. (Alexander Nemenov/Reuters)
  • 25/30

    5 Ağustos 2025 - Hong Kong'un kanalizasyon hizmetleri departmanından bir acil servis çalışanı, Tseung Kwan O'da sular altında kalan bir açık otoparktan suları temizlemeye çalışıyor. , 8 gün içinde 4. kez en yüksek seviyedeki sağanak yağış uyarısının verilmesinin ardından şiddetli yağmurların neden olduğu su baskınları nedeniyle Hong Kong'un bazı bölgelerinde hayat durma noktasına geldi. Kentin hava durumu yetkilileri, saat 14:00 itibarıyla bölgeye 350 mm'den fazla yağmurun yağdığını, bunun 1884'ten bu yana ağustos ayındaki en yüksek günlük yağış miktarı olduğunu açıkladı. (Yan Zhao/AFP)
  • 26/30

    4 ağustos 2025 - Filistinliler, Gazze Şeridi'nin merkezindeki Netzarim'de, ABD destekli kuruluş tarafından işletilen Gazze İnsani Yardım Vakfı'na ait bir dağıtım merkezinin yakınında insani yardım paketleri taşıyor. İsrail'in kuşatma altındaki Gazze Şeridi'ne yardım girişini engellemesiyle açlık kaynaklı ölümler artarken Birleşmiş Milletler, Gazze'deki 5 yaşın altındaki tüm çocukların hayati tehlike arz eden yetersiz beslenme riskiyle karşı karşıya olduğu uyarısını yaptı. BM'nin Dünya Gıda Programı, bu yaş grubundaki çocukların (yaklaşık 320 bin) beslenme hizmetlerinin çökmesinden etkilendiğini ve güvenli suya, anne sütü yerine geçen gıdalara ve tedavi edici beslenmeye erişimlerinin olmadığını belirtti. Öte yandan eski istihbarat teşkilatlarının başkanları da dahil yaklaşık 600 emekli İsrailli güvenlik yetkilisinden oluşan bir grup, İsrail'e Gazze'deki savaşı derhal sona erdirmesi için baskı yapması için ABD Başkanı Donald Trump'a mektup yazdı. (Abdel Kareem Hana/AP)
  • 27/30

    3 Ağustos 2025 - McLaren pilotu Oscar Piastri, Formula 1 Macaristan Grand Prix'sinde pit yolunda. Yaz arasına girilmeden düzenlenen son yarışa pol pozisyonunda başlayan Ferrari pilotu Charles Leclerc, bitiş çizgisini 4. sırada geçerek büyük bir hayal kırıklığı yaşadı. McLaren'ın Britanyalı pilotu Lando Norris birinci olurken, pilotlar şampiyonasının ilk sırasındaki takım arkadaşı Piastri ise ikinci oldu. Böylece şampiyonluk mücadelesinde iki isim arasındaki fark 9'a düştü. Onları son 4 yılın şampiyonu Red Bull pilotu Max Verstappen takip ediyor. Yaz arasından sonraki ilk yarış 31 Ağustos'ta Hollanda'da düzenlenecek. (Anna Szilagyi/Reuters)
  • 28/30

    2 Ağustos 2025 - Güreşçi Eşref Mahrus, Guinness Rekorlar Kitabı'na yeni bir başarı ekledi. 43 yaşındaki Mısırlı, başkent Kahire yakınlarındaki 10 Ramazan Şehri'nde birbirine bağlı 20 otomobili çekerek 10 metre sürükledi. "Kaponga" lakabıyla da bilinen Mahrus, bu olağanüstü denemeyi coşkulu tezahüratlar yapan izleyicilerin yanı sıra medya mensupları ve Guinness Rekorlar Kitabı heyetinin önünde gerçekleştirdi. Kırdığı rekor, 15 otomobil çeken Kanadalı Kevin Fast'in elindeydi. (Amr Abdallah Dalsh/Reuters)
  • 29/30

    1 Ağustos 2025 - Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'deki Filistinliler, havadan yardım bırakan bir uçağın peşinden koşuyor. Diğer yandan bölgedeki aşiretler, ABD-İsrail güdümündeki insani yardım dağıtım mekanizmasıyla işbirliği yapmayı reddettiklerini belirtti. Aşiretler Yüksek Konseyi Başkanı Hüsnü Selman el-Muğni, Gazze'de düzenlediği basın toplantısında, "İsrail ve ABD gözetiminde dağıtılan yardımlar şehitlerin kanıyla boyanıyor. Bir koli yardım karşılığında her gün 80-90 kişi şehit oluyor" dedi. (Bashar Taleb/AFP)
  • 30/30

    31 Temmuz 2025 - Rusya'nın Ukrayna'nın başkenti Kiev'e düzenlediği hava saldırısının ardından bir konutun enkazı arasında acil müdahale çalışması yürütülüyor. Yetkililer, Rusların Kiev'e düzenlediği hava saldırılarında en az 6 kişinin öldüğünü açıkladı. Moskova, ülkenin doğusunda Ukrayna ordusunun önemli bir kalesi olan bir kasabayı ele geçirdiğini iddia etti. Şehir yetkilileri, sabahın erken saatlerinde Kiev'de en az 27 noktanın drone ve füze saldırılarıyla vurulduğunu söyledi. Ukrayna, 1253 gündür Rus işgali altında. (Serii Volskyi-AFP)


Ne yazık ki içinde bulunduğumuz on yıl, yukarıda bahsettiğimiz umutların tam aksi oldu ve başlangıcına, milyonlarca insanın sağlığını tehdit eden Kovid-19 pandemisi damga vurdu.

Pandemi, COP konferansları aracılığıyla insani dayanışmaya davet etse de yaşananlar 2022'deki Rus-Ukrayna savaşıyla başlayan ve kendisini Afrika ve Asya'da bir dizi savaş veya savaş projesinin takip ettiği büyük bir patlamaya yol açtı.

Ancak 7 Ekim 2023'te bu savaşların en adaletsiz ve saldırgan olanı, yani beşinci Gazze Savaşı başladı. Hamas, Filistinlilerin çektiği acıları, Filistin davasını İsrail'in yüzünde patlayan bir bombaya dönüştürmek için kullandı ve İsrail de yedi cepheye yayılan bir savaşın fitilini ateşledi.

Ardından bu savaş ABD'nin de katıldığı, İsrail ve İran arasında bölgesel bir savaşa dönüştü ve Husi milisleri Kızıldeniz'deki uluslararası ticareti tehdit etti.

Ortadoğu, tıpkı Avrupa gibi bir çatışma yuvası haline geldi.

Bölgemizde iş birliğinin, refahın, Filistin devletinin kurulmasına yönelik barışçıl yaklaşımın yayılması için barışın genişlemesi beklenirken, tüm bölge, milislerinin silahsızlanmayı reddettiği ülkelerde patlamaların yaşanması ihtimaliyle yanıyor.

En tehlikelisi ise İsrail'in perişan bir durumdan, Batı Şeria, Suriye ve Lübnan'da yeni savaşlar başlatmaya yönelen ve İran ile savaşı yeniden başlatmaya hazırlanan bir güç fazlalığıyla çıkmasıdır.

Aynı derecede tehlikeli olanı ise İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Ortadoğu'yu yeniden şekillendirme niyetini açıklamasıyla, İsrail'in liderleri aracılığıyla yeni bir kibir dönemine girmesidir.

Hitler daha önce işgallerini Alman “yaşam alanı” (Lebensraum) bayrağı altında şekillendirirken, Netanyahu bunları birçok Arap ülkesine yayılmayı da içeren “Büyük İsrail” bayrağı altında şekillendirdi.

Böyle bir durum göz ardı edilemez veya görmezden gelinemez.

Saldırganları caydırmak, savaşı önlemek ve herkes için barış ve adaleti tesis etmek için yeni bir Arap Erdemler Topluluğuna ihtiyaç var.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Şarku'l Avsat

"Saldırganları caydırmak, savaşı önlemek ve herkes için barış ve adaleti tesis etmek için yeni bir Arap Erdemler Topluluğuna ihtiyaç var"
Cumartesi, Ağustos 30, 2025 - 06:00
Main image: 

<p>Erdemliler Topluluğu veya&nbsp;Hilfü'l-Fudûl, 589 yılında&nbsp;Araplar arasında süregelen (ve başta&nbsp;Ficâr savaşları&nbsp;sonrasında ortaya çıkan) anarşi ortamında güvenliğin sağlanması, zayıfların korunması, zulmün önlenmesi için "toplumda sözü geçen ve iyi niyetli" kişilerin önderliğinde kurulan, İslam Peygamberi&nbsp;Muhammed'in de üye olduğu cemiyettir. Hicret'ten sonra İslam Devleti'nin tek siyasi partisi olup Emevî devrinin başlarında kapanmıştır</p>

Type: 
SEO Title: 
Arap Erdemliler Topluluğu?!.
copyright Independentturkish: 

Asım Gündüz Paşa: Büyük Taarruz'un sessiz mimarı

30 Ağustos 1922 tarihinde saat 05.30'da Kocatepe'nin sabahında başlayan Büyük Taarruz, 14 gün içinde 150 bin kilometrekareyi özgürlüğe kavuşturdu ve İzmir'in ufuklarında bir zaferle noktalandı.

Bu başarının gölgesinde, stratejik zekâsı ve sarsılmaz iradesiyle bir isim öne çıkar: Asım Gündüz.
 

Asım Gündüz Paşa / Fotoğraf: Janus Mezat
Asım Gündüz Paşa / Fotoğraf: Janus Mezat

 

Mustafa Kemal Atatürk'ün Harbiye'den sınıf arkadaşı, Büyük Taarruz'un planlayıcısı ve bir ömrü vatan hizmetine adanmış bir asker.

Zaferin ertesi günü, 31 Ağustos 1922'de mirliva rütbesine terfi ederek paşa olan Asım Gündüz, yalnızca savaş meydanlarında değil, hayatının her anında bir iz bıraktı.

1880'de Kütahya'nın Gediz ilçesinde, Müftü Hacı İsmailoğulları'ndan Ömer Bey'in oğlu olarak dünyaya geldi.

Kütahya Rüştiyesi'ni bitirdikten sonra Kuleli Askerî Lisesi'ne, oradan Harbiye'ye uzanan bir yol izledi.

1905'te Harp Akademisi'nden kurmay yüzbaşı olarak mezun olduğunda, Mustafa Kemal, Ali Fuat Cebesoy ve Ali İhsan Sabis ile aynı sıraları paylaşmıştı.

Bu genç subaylar, ileride bir milletin kaderini değiştirecekti.

1909-1911 yıllarında Alman Harp Akademisi'nde eğitim aldı, Alman Genelkurmayı'nda staj yaptı; savaş sanatını yalnızca kitaplardan değil, sahadan öğrendi.

27 Kasım 1911'de binbaşı rütbesine terfi etti; aynı gün 10. Kolordu 1. Şube Müdürü oldu.

1912'de Genelkurmay 3. Şube'de, Harp Okulu'nda tabya öğretmenliğinde, Balkan Savaşı'nda Genel Karargâh Harekât Şube Müdürü Yardımcısı olarak görev yaptı.

1913'te Alman Islah Heyeti'nden Mirliva Veber Paşa'nın yardımcısı, 1914'te İstihkâm Kıtaları ve Müstahkem Mevkiler Müfettişliği Kurmay Başkanı oldu.

1915'te kaymakam, 1917'de 3. Kolordu ve Sina Cephesi Kurmay Başkanı, 1918'de 48. Tümen Komutanı olarak görev yaptı.

25 Mayıs 1918'de miralay rütbesine terfi etti, ancak aynı yıl Şam dolaylarında İngilizlere esir düştü. 


1919'da esaretten dönerek İstanbul'da Harp Akademisi'nde tabya öğretmenliği ve şehzade öğretmenliği yaptı.

3 Ağustos 1921'de Anadolu'ya geçerek Kurtuluş Savaşı'na katıldı.

Batı Cephesi Komutanlığı Kurmay Başkanı olarak, Büyük Taarruz'un planlarını hazırladı.

Afyonkarahisar-Dumlupınar hattında, düşmanın zayıf noktalarını sezdi, Türk ordusunun sınırlı kaynaklarla sürpriz bir taarruz yapmasını sağlayacak stratejiler geliştirdi.

Düşman mevzilerinin topografik analizini yaparak, taarruzun zamanlamasını ve yönünü belirlemede kritik öneriler sundu; Türk ordusunun gece manevralarıyla düşmanı gafil avlamasını sağladı.

Mareşal Fevzi Çakmak ve İsmet Paşa ile omuz omuza, gece gündüz çalışarak zaferin yol haritasını çizdi.

31 Ağustos 1922'de mirliva rütbesine terfi etmesi, bu emeğin tacıydı.
 

Büyük Taarruz öncesi Batı Cephesi Kurmay Başkanı Asım Bey (Soldan üçüncü), Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa (Soldan ikinci) ile birlikte / Fotoğraf: Wikipedia
Büyük Taarruz öncesi Batı Cephesi Kurmay Başkanı Asım Bey (Soldan üçüncü), Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa (Soldan ikinci) ile birlikte / Fotoğraf: Wikipedia

 

2 Eylül 1923'te Genelkurmay İkinci Başkanı oldu; 1924'e kadar bu görevini sürdürdü, ardından 8. ve 9. Kolordu Komutanlığı yaptı.

1926'da tümgeneral, 1929'da ise tekrar Genelkurmay İkinci Başkanı oldu ve 1945'e kadar Mareşal Fevzi Çakmak'ın en yakın çalışma arkadaşı olarak Türk ordusunun modernizasyonuna katkı sağladı.

1937'de Trakya Manevraları'na katıldı, aynı yıl orgeneral oldu.

1938'de Hatay'ın Türkiye'ye katılması için Fransızlarla yapılan görüşmelerde Türk Askerî Heyeti'ni yönetti.

1943'te Yüksek Askerî Şûra üyesi oldu ve 1945'te yaş haddinden emekliye ayrıldı. 
 

Genelkurmay II. Başkanı Orgeneral Asım Gündüz, Hatay'da karşılanırken (Temmuz 1938) / Fotoğraf: Wikipedia
Genelkurmay II. Başkanı Orgeneral Asım Gündüz, Hatay'da karşılanırken (Temmuz 1938) / Fotoğraf: Wikipedia

 

Emekliliğinde siyaset sahnesine adım atan Gündüz, 1946-1954 yılları arasında Demokrat Parti'den Kütahya milletvekili olarak TBMM'de yer aldı.

Askeri disiplinini meclise taşıdı, ancak siyasetteki fırtınalardan sonra Kadıköy Bahariye'deki köşküne çekildi. Oğlu Ferruh Gündüz ile sakin bir yaşam sürdü.

"Hatıratlarım" adlı eserinde, neredeyse yarım asra yaklaşan askeri yaşamını kaleme aldı; geçmişi geleceğe taşıdı. 14 Ocak 1970'te Ankara'da hayata veda etti.

İstanbul Garnizon Komutanlığı'nın düzenlediği askeri törenle, Kadıköy'deki evinden Dolmabahçe'ye, oradan Harbiye'ye, nihayet Şişli Camii'ne uğurlandı.

Zincirlikuyu'daki aile kabristanında, 25 yıl önce kaybettiği eşinin yanına defnedildi.

Asım Gündüz, bir askerden fazlasıydı; o, bir strateji ustası, bir tarih yazarı ve  bir demokrat parlamenter olarak da tarihe geçti.

Bugünkü Türkiye'yi kuran kadro ile Harbiye sıralarında başlayan dostlukları, cephelerde sınandı; Büyük Taarruz'un planlarında hayat buldu.

30 Ağustos Zafer Bayramı'nı anarken, Asım Gündüz'ün Paşa'lığa terfi ettiği 31 Ağustos 1922'nin 103'üncü yılında, Kurtuluş Savaşı'nın unutulmuş kahramanının sessiz ama derin izini hatırlamak, bir vefa, bir vicdan borcu olsa gerek.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Umut Berhan Şen Independent Türkçe için yazdı
Cumartesi, Ağustos 30, 2025 - 00:45
Main image: 

<p>Asım Gündüz Paşa / Fotoğraf: Janus Mezat</p>

jw id: 
tiBO5kz5
Type: 
SEO Title: 
Asım Gündüz Paşa: Büyük Taarruz'un sessiz mimarı
copyright Independentturkish: 

Bakan Uraloğlu: Trabzon’a yıllık 10 milyon yolcu kapasiteli yeni havalimanı yapılacak

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Trabzon'da yıllık 10 milyon yolcu kapasitesine sahip yeni bir havalimanı inşa edeceklerini açıkladı.

"Trabzon seni çağırıyor" sloganıyla organize edilen Trabzon Günlerinin açılışına katılan Bakan Uraloğlu, kente yaptıkları hizmetleri anlattı. Trabzon Havalimanı'nın kentin dünyaya açılan kapısı olduğunu belirten Uraloğlu, şu değerlendirmede bulundu:

Trabzon Havalimanı, Türkiye'nin en yoğun 7. havalimanı

"2024'te yaklaşık 3,6 milyon insanımız burayı kullandı ve Türkiye'nin en yoğun 7. havalimanı oldu. Sürekli artan yolcu sayısı doğrultusunda havalimanımızı genişletmek ve şehrimize yeni bir havalimanı kazandırmak için de çalışmalarımıza başladık. Yeni Dış Hatlar Gelen Yolcu Terminali ve CIP hizmet binasını hizmete açtık. Ama 2 bin 650 metrelik pist uzunluğu artık sürekli gelişen ve büyüyen Trabzon'umuz için yeterli değil. Bunu da biliyoruz. Bu nedenle mevcut yerinde biraz daha kuzeye 3 milyon metrekarelik dolgu üzerine yıllık 10 milyon yolcu kapasitesine sahip yeni bir havalimanı da inşa edeceğiz. Trabzon'umuzu dünya ile daha güçlü bir şekilde bu vesileyle buluşturmuş olacağız."

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde Trabzon'un ulaşım ve iletişim altyapısına yaklaşık 175 milyar lira yatırım yapıldığını belirten Uraloğlu, 56 kilometre bölünmüş yol uzunluğunu 265 kilometreye, bitümlü sıcak karışım kaplamalı yol ağını ise 555 kilometreye ulaştırdıklarını ifade etti.

Uraloğlu, Karadeniz Sahil Yolu ile Trabzon'u Türkiye'nin dört bir yanına bağladıklarının altını çizerek, "Türkiye'nin en uzun çift tüplü tüneli olan Zigana Tüneli'ni tamamlayarak, İran ve Orta Doğu ülkelerinin Karadeniz'e ulaşımını sağladık." diye konuştu.

Kent içi 32 kilometrelik raylı sistemi şehre kazandırmak için de çalışmalar yaptıklarını vurgulayan Uraloğlu, şöyle devam etti:

"Şu anda proje çalışmalarımızı Trabzon Büyükşehir Belediyemizle beraberce yürütüyoruz. Yıl sonuna kadar bütün çalışmaları bitirerek, fizibilitesini yaparak yetiştirebilirsek bu sene, yetiştiremezsek 2026 yatırım programına alarak inşallah başlamayı hedefliyoruz."

Samsun'dan Sarp'a kadar uzanacak demir yolu projesine ilişkin de açıklama yapan Uraloğlu, "Bu hattımız, 120 kilometrelik Kırıkkale-Çorum etabıyla yapım çalışmalarını başlattığımız Ankara-Kırıkkale-Çorum-Samsun Hızlı Tren Hattı Projesi ile entegre olacaktır." ifadelerini kullandı.

AA

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Trabzon'da yıllık 10 milyon yolcu kapasitesine sahip yeni bir havalimanı inşa edeceklerini açıkladı
Cumartesi, Ağustos 30, 2025 - 00:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Bakan Uraloğlu: Trabzon’a yıllık 10 milyon yolcu kapasiteli yeni havalimanı yapılacak
copyright Independentturkish: 

Kısa haberler

Kassam Tugayları Sözcüsü Ubeyde: Gazze'yi işgal etme planları, düşman ordusuna askerlerinin kanıyla ağır bir bedel ödetecek

Hamas silahlı kolu Kassam Tugayları'nın sözcüsü Ebu Ubeyde, Telegram üzerinden yaptığı bir dizi açıklamada savaşçılarının İsrail'in Gazze kentini işgal planlarına karşı teyakkuzda olduğunu ve Gazze Şehri’ni işgal etme planlarının düşman ordusuna ağır bir bedel ödeteceğini söyledi. İsrailli rehinelerin çatışma alanlarında savaşçıların arasında olacağına da dikkat çeken Ubeyde'nin açıklamaları şöyle:

Savaşçılarımız tam teyakkuz, hazırlık ve yüksek moral hâlindedir. Onlar kahramanlık ve direnişin örnek modellerini sergileyecek, Allah’ın yardımıyla işgalcilere ağır dersler vereceklerdir. Savaş suçlusu Netanyahu ve Nazi bakanları, düşmanın hayatta olan esirlerinin sayısını yarıya indirmeye ve ölen esirlerinin çoğunun cesetlerini sonsuza dek ortadan kaldırmaya karar vermişlerdir. Düşman ordusu ve terörist hükümeti bunun tüm sorumluluğunu taşıyacaktır. Biz, düşmanın esirlerini korumak için elimizden geleni yapacağız; onlar da savaşçılarımızla birlikte çatışma ve karşılaşma alanlarında bulunacak, aynı riskleri ve yaşam koşullarını paylaşacaklardır. Düşmanın saldırıları sonucu öldürülen her esiri, adı, fotoğrafı ve ölümüne dair kanıtlarla birlikte duyuracağız. Gazze Şehri’ni işgal etme planları, düşman ordusuna askerlerinin kanıyla ağır bir bedel ödetecek ve Allah’ın izniyle yeni askerlerin esir alınma ihtimalini artıracaktır.


Ukrayna: Rus güçlerinin Zaporijya'ya saldırılarında yaralı sayısı 22'ye yükseldi

Ukrayna Ulusal Polisi, Rusya'nın gece saatlerinde Zaporijya'ya düzenlediği ve bir kişinin hayatını kaybettiği saldırılarda yaralı sayısının 3'ü çocuk olmak üzere 22'ye yükseldiğini bildirdi. Yaralılardan 12 kişi hastaneye kaldırıldı.

Saldırıların olduğu yerlerde soruşturma ve operasyon ekipleri, polis sağlık görevlileri, patlayıcı uzmanları, kriminalistler, kurtarma ekipleri ve şehrin ilgili hizmetleri çalışmaya devam ediyor. Vatandaşların başvurularını ve bildirimlerini kabul eden noktalar kuruldu.


Filistin Devlet Başkanı Abbas: Lübnan’da silah yalnızca devletin elinde olmalı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Lübnan’daki tüm silahların yalnızca devletin kontrolünde olması gerektiğini belirtti.

Abbas, Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, Lübnan’ın egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğüne vurgu yaptı. Görüşme, Lübnan ordusunun ülkedeki Filistin mülteci kamplarında silahların toplanmasına yönelik 3. aşamayı başlatmasının ardından gerçekleşti.

“Filistin halkı, vatanlarına dönünceye kadar Lübnan’da geçici misafirdir.” diyen Abbas, mültecilerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi gerektiğini, bunun dönüş haklarını ve ulusal kimliklerini etkilememesi gerektiğini ifade etti. Abbas, “Lübnan’da silah yalnızca devletin elinde olmalı.” ifadesini yineledi.

Başbakan Selam ise Abbas’ın Lübnan'ın güvenlik ve istikrarına verdiği desteği takdir ederek, Filistin Kurtuluş Örgütü’ne ait kamplardaki silahların Lübnan ordusuna teslim edilmesini önemli bir adım olarak değerlendirdi.

Lübnan ordusu, 28 Ağustos’ta Sur kentindeki Er-Raşidiyye, El-Bas ve El-Burc eş-Şimali kamplarında silah toplama faaliyetleri yürütmüştü. Daha önce 21 Mayıs’ta Abbas ile Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn arasında yapılan görüşmede de “silahın yalnızca devlette olması” prensibi gündeme gelmiş, bu kapsamda ortak komitelerin kurulmasına karar verilmişti.

Lübnan’ın başkenti Beyrut ve diğer bölgelerde bulunan 12 kampta 200 bini aşkın Filistinli, 1948’den bu yana mülteci olarak yaşamını sürdürüyor. 1969 Kahire Anlaşması’na göre kampların iç güvenliğini Filistinli gruplar sağlarken, giriş ve çıkışlar Lübnan ordusunun kontrolünde bulunuyor.

Independent Türkçe, Türkiye ve dünyadan güncel haberleri okurları için derledi
Cumartesi, Ağustos 30, 2025 - 00:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: Independent Türkçe</p>

Type: 
SEO Title: 
Kısa haberler
copyright Independentturkish: 

Yunan General, kahvesini Kayseri-Talas'taki esir kampında içti

Temmuz 1921'de, Kütahya-Eskişehir muharebelerinin sonlarında, cepheye gelen Amerikalı bir gazeteci, Yunan General Trikopis ile röportaj yaptı.

Yunan hayranı gazeteci, General Trikopis'e heyecanla, "Kesin zaferi kazanmanızı bekliyoruz, Ankara'yı alacak mısınız?" diye sordu.

Türk birliklerinin Sakarya'nın doğusuna çekilmesinden cesaret alan General Trikopis ise, Ankara'yı "çantada keklik" gördüğü için "Yakında Talas'ta, Amerikan Koleji'nde kahve içeceğim" sözleriyle Kayseri'yi de alacakları mesajını verdi.

General Trikopis'in bu sözleri Mustafa Kemal'e aktarılır.

Hiçbir yorum yapmayan Mustafa Kemal Paşa gülümsemekle yetinir.

Çünkü Atatürk uzun vadeli düşünen ve geleceği öngören bir komutandır.

Nitekim yaklaşık 1 yıl sonra Atatürk'ün yanıtı gelecektir.

30 Ağustos 1922 tarihindeki Başkomutanlık Meydan Savaşı'nın ardından 2 Eylül'de, bozguna uğrayarak kaçan Yunan askerlerin arasında General Trikopis de vardır.

Kaçanların peşine düşen Mehmetçik, birçok Yunan askerini esir alır.

Birinci Kolordu Komutanı General Trikopis ve 2. Kolordu Komutanı General Digenis geri çekilirken Uşak yakınlarında direnmeye çalıştılar.

Ancak Yunan birlikleri artık direniş gösterecek, savaşacak güçte değildi.

Askerlerine emirlerini dinletemeyen Yunan generaller teslim olmaya karar verdiler.

Trikopis ve Digenis'i, Çalköy mevkisindeki Türk birliklerinin komutanlarından Yüzbaşı Nihat teslim aldı.

Generaller Trikopis, Digenis ve beraberlerindeki üst düzey Yunan komutanlar, Uşak'ta önce İsmet (İnönü) Paşa'ya götürüldüler.

Bir süre Yunan generallerle sohbet eden, savaşta neden yeterince direnemediklerini ve yaptıkları hataları soran İsmet Paşa, daha sonra "Başkomutanımıza gidelim" diyerek esirleri Mustafa Kemal Paşa'nın karargahına götürdü. 

Mustafa Kemal Atatürk, Fransızca konuştuğu Trikopis ve Digenis'i çok iyi karşıladı, ellerini sıktı ve güzel sözlerle teselli etti.

"Üzülmeyin, Napolyon da esir düşmüştü. Artık bizim misafirimizsiniz. İstirahat edin. Her şey düzelir" dedi.

Sigara ve kahve ikram ettiği Yunan generallerden herhangi bir istekleri olup olmadığını da sordu.

Trikopis, İstanbul'daki eşine durumu hakkında bilgi verilmesini istedi.

Sonrasında da General Trikopis, 1923 yılında ülkesine iade edilinceye kadar diğer savaş esirleriyle birlikte kalacağı Kayseri-Talas'daki kampa gönderildi.

Yunan Generale, 1 yıl önce Amerikalı gazeteciye içeceğini söylediği o kahve, Talas'taki kampa geldiği gün özellikle ikram edildi.

Kaderin garip bir cilvesidir ki Trikopis, kahveyi Kayseri'yi almış komutan olarak değil, Talas'daki kampa yerleştirilmiş bir savaş esiri olarak içti.

Mustafa Kemal Paşa ise kahvesini, muzaffer bir komutan olarak, 9 Eylül'de, İzmir'e girmeden önce kente baktığı Belkahve tepesinde içti.

30 Ağustos Zaferini Türk milletine hediye eden Mustafa Kemal Atatürk ve tüm askerlerini, saygıyla ve minnetle anıyorum.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Gürbüz Evren Independent Türkçe için yazdı
Cuma, Ağustos 29, 2025 - 23:15
Main image: 
Type: 
SEO Title: 
Yunan General, kahvesini Kayseri-Talas'taki esir kampında içti
copyright Independentturkish: 

CHP’den operasyonlara tepki

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, CHP'li Adana, Antalya, Adıyaman Büyükşehir Belediye başkanlarının gözaltına alınmasına tepki gösterdi.

Yavaş'ın sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşım şöyle:

Adana Büyükşehir Belediye Başkanımız Zeydan Karalar, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanımız Muhittin Böcek ve Adıyaman Belediye Başkanımız Abdurrahman Tutdere, Aziz İhsan Aktaş’ın iftiraları nedeniyle gözaltına alındı. Bu durum hukukun ne yazık ki kimlere nasıl işlediğini bir kez daha göstermiştir. Madem Aziz İhsan Aktaş herkese para dağıtmış, o zaman bu kirli düzen sadece muhalif başkanları mı hedef alacak? Para verilen AK Partili isimler nerede? Onlar için neden aynı kararlılık gösterilmiyor? Hukukun siyasete göre eğilip büküldüğü, adaletin bir kesim için uygulanıp bir kesim için görmezden gelindiği bir düzende kimse bizden hukuk devletine güvenmemizi, adalete inanmamızı beklemesin. Buradan sesleniyoruz: Hukuk ya herkes için vardır ya da hiç kimse için yoktur. Haksızlığa, hukuksuzluğa, siyasi operasyonlara boyun eğmeyeceğiz."

"Siyasi yürütüldüğünü hepimiz biliyoruz"

CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, Halk TV yayınına katıldı. Emir, Abdurrahman Tutdere'nin İstanbul'a götürüldüğünü ancak Zeydan Karalar'ın ifadesinin nerede alınacağının bilinmediğini belirtti. "Bu operasyonların başından beri siyasi yürütüldüğünü hepimiz biliyoruz" diyen Emir, şöyle evam etti:

Çünkü herkesin tanıdığı, bildiği, milyonların oyunu almış, yıllardır hizmet eden belediye başkanlarımız bu arkadaşlarımız. Bunlar her çağrıldıklarında giden, adresleri belli, iş yerleri belli, milyonlara hizmet eden bizim yol arkadaşlarımız. Çağrılsalar rahatlıkla gidecekler, ifade verecekler. Ama böyle sabahın bir vakti sanki bir terör örgütü çökertiliyormuş gibi gözaltına alınmaları bir defa baştan aslında bir haysiyet cellatlığı, baştan bir algı operasyonuna dönüşüyor. Bir defa bu gözaltına alınış biçimlerini asla kabul etmiyoruz.

Her zaman söylediğimiz, her bir Cumhuriyet Halk Partili'nin ve Cumhuriyet Partili Belediye Başkanı'nın, kamu görevlisinin, milletvekilinin veremeyeceği hiçbir hesap olamaz. Her konu araştırılabilir, incelenebilir. Her konuda ifadelerine başvurulabilir. Bunlara alışkındır bizim arkadaşlarımız ama gözaltına almak bunun için yanlış bir işlem. Sabahın bir vakti böylesine algı operasyonlarıyla yürütülüyor. Hiç istemeyiz ama daha önce örneklerinden gördük. Ters kelepçe yapıyorlar, bazen koluna giriyorlar, bazen sıraya diziyorlar, görüntü alıyorlar, bazen adliyeye götürülürken böylesine adeta bir polis kamerası ile bir reklam filmi çeker gibi yönetmenler eşliğinde ışık ayarlanıyor, görüntü ayarlanıyor, nereden geleceği ayarlanıyor. Hatta bir aradıkları görüntüyü bulamayınca iki üç defa aynı yerden geçiriyorlar. Bunların hep de aslında topluma bir algı yaratmaya dönük.

Şu ana kadar dosyanın içini dolduramadılar. Somut delillerle destekleyemiyorlar. Ancak iftiralar üzerinden ve iftiracıların iddiaları üzerinden, gözaltılar üzerinden yürütülen bir süreç var. Gözaltına alalım, 30, 40, 50 kişi, bir suç yakalarsak onları tekrar cezaevine koyalım ve itirafçı olmaları için bekleyelim veya tehditle iftira atmalarını sağlayalım. Şu ana kadar yürütülen maalesef bu. Biz bunu kabul etmiyoruz. Bağımsız ve adil yargılanma hakkını herkes için talep ediyoruz. Tabii ki yargılanabilirler ama yargılama usullerine uygun bir şekilde ve gerçekten tutuksuz yargılanmaları çok önemli.

"Yargıyı sopa yapanların derdi hukuk değil, kendi iktidarlarını korumak"

CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, resmi sosyal medya hesabından Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek'in de gözaltına alındığını duyurdu. Paylaşımda, "Antalya Büyükşehir Belediye Başkanımız Muhittin Böcek de gözaltına alındı. Siyasi intikam amacıyla yargıyı sopa yapanların derdi hukuk değil, kendi iktidarlarını korumak. Millet iradesine darbe vuran bu kirli düzene asla boyun eğmeyeceğiz" denildi.

"Borsayı düşündüğünüz kadar adalet kaygınız olsaydı keşke"

CHP GeneL Başkan Yardımcısı Gökhan Günaydın,  sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, ''Adana ve Adıyaman Belediye başkanlarımız gözaltında. Birisi Adana gibi başkan, diğeri 6 Şubat depreminde 'unutulan Adıyaman'ın' kahramanı.. Borsayı düşündüğünüz kadar adalet kaygınız olsaydı keşke... Bir milleti böyle teslim alamazsınız, alamayacaksınız'' ifadesini kullandı.

"Patron çıldırdı"

 İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Siyasi yoruma gerek yok; patron çıldırdı" ifadelerini kullandı.

 

 

Independent Türkçe, ANKA

“Siyasi intikam amacıyla yargıyı sopa yapanların derdi hukuk değil, kendi iktidarlarını korumak”
Cumartesi, Temmuz 5, 2025 - 09:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

related nodes: 
CHP’li belediyelere yeni operasyon
Type: 
SEO Title: 
CHP’den operasyonlara tepki
copyright Independentturkish: 

CHP’li belediyelere yeni operasyon

CHP’li belediyelere yönelik süren soruşturmalar kapsamında bir yeni gelişme daha yaşandı.

Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek gözaltına alındı. Belediyelerde arama yapıldığı öğrenildi. Karalar'ın İstanbul'da gözaltına alındı. Tutdere'nin ise Ankara'daki evinde gözaltına alınıp İstanbul'a götürüldüğünü açıkladı.

Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere sosyal medya platformu X'ten yaptığı paylaşımda gözaltına alındığını paylaştı. Tutdere yaptığı paylaşımda, “Sabah Ankara'da evimden gözaltına alındım. İstanbul’a

Aynı operasyon kapsamında Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar hakkında da gözaltı kararı verildiği öğrenildi.

Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek hakkında gözaltı kararı verildi.

Başkanvekili de gözaltına alındı 

Tutuklanan Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün’ün yerine seçilen Başkan Vekili Ahmet Şahin gözaltına alındı.

Büyükçekmece Belediye Başkan Vekili Ahmet Şahin'in şoförü, Adıyaman Belediye Başkan Yardımcısı Ceyhan Kayhan, Seyhan Belediyesi Temizlik İşleri Müdürü Özcan Zenger hakkında da gözaltı kararı verildi.

.Başsavcılıktan açıklama

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan yapılan açıklama şu şekilde;

"-Cumhuriyet Başsavcılığı 2024/228233 soruşturma sayılı dosyasında; etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istediklerini belirten bazı şüphelilerin alınan beyanları ve sunmuş oldukları evrakların incelenmesi neticesinde; İBB ve iştiraklerinden alınan ihaleler kapsamında Fatih KELEŞ tarafından yapılan baskı ve zorlamalar neticesinde Fatih KELEŞ' in belirlediği kişilere para vermek zorunda kaldıkları iddialar hakkında yapılan tespitler sonucunda parayı teslim aldıkları tespit edilen Büyükçekmece Belediye Başkan Vekili Ahmet ŞAHİN ve şoförünün adreslerinde arama, el koyma işlemleri yapılmasına ve irtikap suçundan gözaltına alınmalarına,

-Operasyon öncesi örgütün üst düzey yöneticileriyle yapılan toplantılarda, operasyon sonrası ise cezaevi görüşlerinde şüphelileri kontrol ve baskı altında tutarak örgütsel çözülmeyi engellemeye yönelik faaliyette bulunduğu tespit edilen avukat Onur Büyükhatipoğlu' nun adresinde arama, el koyma işlemleri yapılmasına ve suç örgütüne üye olmak suçundan gözaltına alınmasına,2024/236201 soruşturma sayılı dosyasında;

-Suç örgütü kurmak ve yönetmek, rüşvet vermek suçlarından tutukluyken pişmanlık gösterip ayrıntılı beyanda bulunması üzerine serbest bırakılan Aziz İhsan AKTAŞ' a ait firmalarda çalışan tanıklar ve soruşturma kapsamında tutuklu bazı şüphelilerin alınan beyanları ve sunmuş oldukları evrakların incelenmesi neticesinde;

Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan KARALAR' ın Seyhan Belediye Başkanlığı döneminde belediyeye iş yapan şirket yöneticilerinden haksız maddi menfaat talebinde bulunduğuna ve kişileri dönemin Seyhan Belediyesi Temizlik İşleri Müdürü Özcan ZENGER' e yönlendirmesi üzerine Özcan ZENGER' e farklı tarihlerde para verildiğine ilişkin iddialar bakımından yapılan tespitler neticesinde Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan KARALAR ile Özcan ZENGER' in adreslerinde arama, el koyma işlemleri yapılmasına ve irtikap suçundan gözaltına alınmalarına,

Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman TUTDERE' nin belediyeye iş yapan şirket yöneticilerinden haksız maddi menfaat talebinde bulunduğuna ve kişileri Belediye Başkan Yardımcısı Ceyhan KAYHAN' a yönlendirmesi üzerine Ceyhan KAYHAN' a farklı tarihlerde para verildiğine ilişkin iddialar bakımından yapılan tespitler neticesinde Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman TUTDERE ile Adıyaman Belediye Başkan Yardımcısı Ceyhan KAYHAN' ın adreslerinde arama, el koyma işlemleri yapılmasına ve irtikap suçundan gözaltına alınmalarına,

Rüşvet almak ve suç örgütüne üye olmak suçlarından tutuklu bulunan eski Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza AKPOLAT' ın suçtan elde ettiği kazançla aldığı araç ve taşınmazları üzerine yaptığı tespit edilen 4 (dört) şüphelinin adreslerinde arama, el koyma işlemleri yapılmasına ve suçtan elde edilen mal varlığı değerlerini aklamak suçundan gözaltına alınmalarına,

2025/76021 soruşturma sayılı dosyada Eski Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan AKGÜN' ün ilçede inşaat yapan firmalardan inşaat ruhsatı ve iskan izinleri karşılığında projelerden taşınmaz talep ettiği, bazı iş sahiplerini taşınmaz vermeye zorladığı, bu kapsamda edinilen taşınmazlardan bir kısmını yakınları üzerine yaptığı, bir kısmı ile de açıktan iş yaptırdığı firmalara ödeme yaptığına ilişkin tespitler kapsamında Hasan AKGÜN' ün yakınlarına ve firmalara toplamda 4 (dört) villa verdiği tespit edilen firma sahipleri ve taşınmazı devraldığı tespit edilen, toplamda 4 (dört) şüphelinin adreslerinde arama, el koyma işlemleri yapılmasına, rüşvet vermek ve rüşvet almak suçlarından gözaltına alınmalarına,"

 

Independent Türkçe, ANKA 

Adana, Adıyaman ve Antalya belediye başkanları hakkında gözaltı kararı verildi
Cumartesi, Temmuz 5, 2025 - 09:30
Main image: 

<p>Görsel: Independent Türkçe&nbsp;</p>

related nodes: 
CHP'li Manavgat Belediyesi'ne operasyon: Başkan Niyazi Nefi Kara dahil 36 kişi hakkında gözaltı kararı
Tunç Soyer ve CHP İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu'nun da aralarında bulunduğu 60 kişi tutuklandı
Type: 
SEO Title: 
CHP’li belediyelere yeni operasyon
copyright Independentturkish: 

Diyarbekirli Onnik Dinkjian

Bugün sizlere Diyarbekir'in has evlatlarından Onnik Dinkjian'ı anlatacağım.

Onnik Dinkjian, yani esas adıyla Dinkjian -internette genellikle "J" harfiyle Dinkjian şeklinde yazılıyor- 1929 yılında, Ermeni Diyarbekirli bir anne-babanın çocuğu olarak Fransa'da dünyaya gelmiş.

Annesi ve babası, 1915'teki büyük felaketten, katliamlardan bir şekilde kurtulmuş; zorlu bir hayat hikâyesinin ardından Fransa'ya ulaşmışlar.

Ne yazık ki, Onnik'in hayatı da tıpkı annesi, babası ve dedeleri gibi bir dramla başlamış.
 


Henüz 1 yaşındayken babasını kaybetmiş.

Sadece bir ablası, bir kız kardeşi varmış.

Allah'tan derler ya, kader bazen son anda bir kapı açar. İşte, Onnik'e de öyle olmuş.

Kendileri gibi Diyarbekirli olan vaftiz annesi ve babası, yani Dinkjian ailesi, onu himayelerine almış.

Dinkjian soyadı da annesi ve babasından değil, kendisini büyüten bu Diyarbekirli vaftiz ailesinden geliyor.

Bütün hayatı, hiç görmediği Diyarbekir'le geçmiş.

Hikâyeler, türküler, şarkılar, hatıralar hep Diyarbekir'le yoğrulmuş.

Ve öyle bir noktaya gelmiş ki Allah vergisi müzik yeteneği sayesinde, dünyadaki onlarca müzik ekolü ya da türü yerine Diyarbekir'in yerli, şehirli Ermeni musikisini ve genel olarak Diyarbekir musikisini kendine yol olarak seçmiş.

Şu anda 96 yaşında. Allah uzun ömürler versin.

Bu 96 yıllık ömrü boyunca, aklı erdiğinden beri, eli mızrap tuttuğundan beri Diyarbekir folklörü; Diyarbekir'in şarkıları, türküleri ve hikâyeleri üzerine çalışıyor.

Bir de çok enteresan bir husus: O has Diyarbekir musikisi -yani tüm notaları, makamları ve şehirli ruhuyla-  Türklerin, Kürtlerin, Arapların, Ermenilerin ve Süryanilerin birlikte yoğurduğu bu kültürü, Onnik Dinkjian nasıl olmuş da bu kadar uzakta koruyabilmiş, içselleştirmiş? Bu başlı başına ayrı bir inceleme konusu.

Allah uzun ömürler versin.

Hâlen müzik yapmaya devam ediyor.

Üstelik, Ermenice söylediği parçalarda Diyarbekir'de konuşulan Ermeni ağzıyla söylemesi, onu daha da özel kılıyor.

Yani, bu da artık nesli tükenen, çok az sayıda kişinin bildiği o yerel Diyarbekir Ermeni lehçesini belki de kayda geçiren son kişilerden biri oluyor.

Allah ona bir büyük lütuf daha vermiş.

Ara Dinkjian adında bir oğlu var.

Çoğu zaman büyük alimlerin, ressamların, yazarların, romancıların, şairlerin çocukları kendileri gibi olmaz.

Bu da Allah'ın bir kanunu. Çok az rastlanır böyle durumlara.

Ama Ara Dinkjian, en az babası kadar ünlü ve tanınan; hatta Türkiye'de babasından daha fazla tanınan, 1958 doğumlu büyük bir ud sanatçısı ve aynı zamanda bestekâr.

İşte Sezen Aksu'nun hepimize ezberlettiği, zihnimizden ve kalbimizden çıkmayan, "ağladıkça ağlatan" parçanın bestekârı o.
 


İbranice, Yunanca, Türkçe, Kürtçe, Arapça; hemen hemen her dilde söylenen ve tüm bu halkların ruhlarına hitap eden ilginç ve çok güzel bir eser.

İnternette, YouTube'da hem Ara Dinkjian'ın hem de Onnik Dinkjian'ın eserlerini kendi seslerinden ve görüntülerinden izleyebilirsiniz.
 


Ama deseler ki; seni en fazla ne duygulandırıyor?

En fazla duygulandıran, Onnik Dinkjian'ın İngilizce yaptığı bir konuşma.

İnsanın yüreğini sızlatıyor, ciğerini inletiyor.

Hele, işte bütün Diyarbekirlilerin bildiği; Türküyle, Kürdüyle, Ermenisiyle, Süryanisiyle ve her dilde söylenen, özellikle "Yardıye" nakaratı olan parçayı söylediği vakit, inan edin, o konser salonları kalkıyor iniyor, kalkıyor iniyor ve bu nakaratı oradaki herkes yürekten, bir ağızdan söylüyor.

Onnik Dinkjian, bu kadar yoruldu, iç içe oldu, ruhunu işlediği, kılcal damarlarına kadar indirdiği Diyarbekir kültürünü 75 yaşına kadar yerinde, Diyarbekir'de görmüyor, göremiyor.

İşte oğlu Onnik Dinkjian'ın ifadesiyle:

Bir gün biletlerimizi aldım ve babamı aradım. 75 yaşındaydı. 

'O zaman, baba, Diyarbekir'e gidiyoruz' dedim.

Ve Diyarbekir'e geldiğimizde babamı sokaklarda bıraktım.

O, dinlediği, anlatılan, görmediği ama haritasını iliklerine kadar ezbere bildiği sokakları gezdi.

Duygularını, hissiyatını görmek istedim.


Evet, gurbet böyle bir şey.

İnsanın kökleri böyle bir şey.

Keşke bu yapı bozulmasaydı.

Türküyle, Kürdüyle, Ermenisiyle, Süryanisiyle, Keldanisiyle, Ezidisiyle, Alevisiyle, Sünnisiyle bu topraklarda kim varsa, o çokkültürlülük demokratik bir şekilde devam edebilseydi.

Yıllar önce, 2011'de ilk milletvekili seçildikten hemen sonra, 2012 senesinde bir New York ziyaretinde, Koçkiri isyanının liderlerinden, hareketin liderlerinden Ali Şirbe'nin torunu, orada büyük bir işadamı sağ olsun bizi bir yemeğe götürdü.

"Nereye gidelim?" diye sordu.

"Vallahi, sen bilirsin" dedik.

Yani, "Ev sahibi sensin, nereye istersen"; sahil kenarında, deniz kıyısında, biraz uzaklarda bir kır lokantasına gittik.

Lokanta, Diyarbekirli bir Ermeni'ye ait.

Orada oturduk, sarıldık, öpüştük, sohbet ettik, ikramlarda bulunduk.

Lokantanın sahibi dedi ki: "Küçük kardeşim de burada. Zaten ablam, ben ve o kaldık."

Yani hem Ermeniceyi iyi bilen, hem Diyarbekir Türkçesini, lehçesini, ağzını çok iyi konuşan bizler. Belli günlerde bir araya gelir, hasret gideririz. Ama çocuklar, torunlar zaten büyük oranda bu kültürel atmosferden uzaklaştılar.

Kardeşini çağırdı. Dedi ki:

Bak işte, Altan Bey gelmiş, Altan Tan. Bizim Diyarbekir milletvekili, hemşerimiz.


Ben de "Merhaba, nasılsınız, iyi misiniz?" falan diyerek birkaç şey söyledim.

Normal, İstanbul Türkçesiyle.

Bir kaşlarını çattı, döndü bana şöyle dedi:

Sen niye öyle, tango İstanbulluları gibi konuşuyorsun? Niye bizim Diyarbekirlılar gibi konuşmuyorsun? Sen bizim milletvekilimiz değilsin.


Aynen Diyarbekir ağzıyla bunları söyledi.

Hem yüreğim birden hırt diye hopladı; ben de ne olduğunu bilmiyorum.

Bir yandan güldüm, bir yandan utandım, bir yandan da başladım:

"He kardeş, ama nasıl istersen öyle konuşalım" diye Diyarbekir ağzıyla devam ettim.

Beni davet eden Koçkirili büyük iş adamı hemşerimiz ne yaptı ne ettiyse, hiç hesap almadı.

"Asla. Diyarbekir'den buraya kadar hemşerimiz, kardeşimiz gelecek, biz ona hesap alacağız?"

Mümkün değildi.

Yine o New York gezisinde Süryani Metropolitini ziyaret etmek istedim.

Metropolit Bey, yani Metropolit Efendi, Süryani literatüründe, Hristiyan literatüründe "baba" diye anılıyor toplantılarda.

Randevusuz gittik.

Google'dan bakıp adresin neresi olduğunu öğrendik.

Yanımdaki arkadaşlarla şöyle dedik:

"Vallahi" dedim; "uzaktan geldik. Yani haber verin lütfen, tabii biz randevusuz geldik. Eğer müsaitse, 5 dakika selam verip çıkmak isteriz."

Bize haber verdiler, kabul etti.

İçeri girdim; iri yarı, en az doksan kilo civarında bir cüssesi vardı.

Tabii bilirsiniz, bilmeyenlere de anlatalım, metropolitler baştan aşağı kıpkırmızı giyinirler.

Her şeyleri kırmızıydı.

İngilizce konuşmaya başladık.

İkimiz kendimizi takdim ettik; nereliyiz, nereden geldik, nasılsınız, iyi misiniz diye bildiğimiz kadarıyla İngilizce konuştuk.

Sonra bir ara sordum: "Nerelisiniz efendim?"

Dedi ki: "Ben Suriyeliyim."

"Suriyeliyim" deyince ben de Arapçaya döndüm.

3-5 dakika kadar Arapça konuştuk.

"Suriye'nin neresindensiniz?" diye sordum.

"Kamışlı" dedi.

"Ooo" dedim; "daha yakın, hemen Nusaybin'in karşısı."

"Efendim" dedi; "benim bildiğim kadarıyla ailemin de önemli bir kısmı Kamışlı'da. Kamışlı'daki Suriyelilerin büyük bir kısmı Midyatlıdır, yani Turab dilidir."

Thor derken, Midyat'ı da içine alan; Gercüş, Nusaybin, Hasankeyf…

Nusaybin geniş bir bölge.

Dedi ki: "Ben de Habablıyım."

"Habab" derken hemen Midyat'ın burnunun dibinde, Bagok Dağları'nın üzerinde çok meşhur bir köy.

"Neyle meşhur?" diye sordum.

"Bütün Kürtçe türkülerde, şarkılarda, kişiler sevdiklerinin güzelliğini anlatırken 'Seve Halati' yani 'Ahlat elması', 'Mevce Hababi' derler. Habab'ın kuru üzümü gibi derler. Çok besli, tatlı, uzun, iri. Yani besli üzümüne benzer. Muhteşem bir üzüm."


Bunu duyunca daha da güldük, şakalaştık.

Ben de Midyatlı olduğumu söyleyince, bu sefer Kürtçe konuşmaya başladık.

Bakın, İngilizce başlayan bir sohbet, Arapçaya, oradan Kürtçeye, yani Kurmancîye döndü.

İşte Ortadoğu'nun bu güzellikleri...

Bu birlikteliği, bu folkloru ve ortak kültür ile kimlik ortaya çıkarması en büyük hazinemiz.

Ne yazık ki, biz bunu geçen yüzyılın başında İttihatçılar eliyle çatlattık, parçaladık.

Ama bugün, işte yan yana geldiğimizde, hiç hayatımızda görmediğimiz bir Diyarbekirli Ermeni hemşerimizle, bir Midyatlı Süryani Metropolit hemşerimizle can ciğer kuzu sarması oluyoruz.

Çünkü niye?

Şakalarımız, gülmemiz, nüktelerimiz, folklorumuz, şarkı ve türkülerimiz hepsi bir.

Ve işte o Metropolit, şu an bütün dünya Süryanilerinin patriği -muhterem diyelim, sayın diyelim, hangi terminolojiyi kullanırsak kullanalım- Afram Kerim, şu an Şam'da.

Allah ona da hayırlı, uzun ömürler versin.

Böyle işte anılarımız oldu.

Keşke, keşke…

Bu yapılar dağılmasaydı.

75 sene Diyarbekir'i görmeden, Diyarbekir'in bütün ruhunu yansıtan Onnik Dinkjian, Ara Dinkciyan, bizim New York'taki restoran sahibi, lokanta sahibi Ermeni hemşerilerimiz ve saygıdeğer Afram Kerim gibi bu ortak dostluklarımız, ruhumuz devam etsin.

Dünü kaybettik; geleceği kurtarmaya bakalım.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Altan Tan Independent Türkçe için yazdı
Cumartesi, Temmuz 5, 2025 - 09:00
Main image: 

<p>Onnik Dinkjian</p>

Type: 
SEO Title: 
VİDEO | Diyarbekirli Onnik Dinkjian
copyright Independentturkish: 

Barış açılar kapılar: Dünyadan barış örnekleri (2) Filipinler-Moro barış süreci

Geçen hafta, Batı'dan dünyaya umut olmuş bir barış örneğini, Kuzey İrlanda barış sürecini ele aldık.

Yarım yüzyılı aşan etnik, mezhepsel ve siyasal bir çatışmayı sonlandıran bu süreç, dünyanın en başarılı barış inşa deneyimlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Bu hafta ise yüzümüzü doğuya çeviriyoruz: Filipinler Moro barış süreci.

Filipinler'in güneyinde, Moro Müslüman halkı ile merkezi hükümet arasında yaklaşık yarım asır süren silahlı çatışmalar, on binlerce can kaybına ve milyonlarca insanın yerinden edilmesine neden oldu.

Ancak 2014'te imzalanan ve 2019'da tam olarak uygulamaya giren Bengsamoro Barış Anlaşması, bu kanlı döngüyü durdurarak yakın zamanın en başarılı barış örneklerinden birine dönüştü.

Bu örneği benzersiz kılan unsurlardan biri, barış sürecinin sadece liberal demokratik sistemlerde değil, otoriter eğilimler taşıyan yönetimlerde de başarıyla yürütülebileceğini göstermesidir.

Genelde demokratik rejimlerin barış kapasitesi daha yüksek görülür, fakat Filipinler'deki bu deneyim, Rodrigo Duterte gibi otoriter popülist bir liderin de güçlü siyasi irade, yerel aidiyet ve pragmatik yaklaşım ile etkili bir barış mimarı olabileceğini ortaya koydu.

Bu barış yalnızca Filipinler iç dinamikleriyle değil, uluslararası katkılarla başarıya ulaştı. Malezya, sürecinin başından sonuna etkili bir arabulucu rolü üstlendi.

Türkiye'yi ise özellikle silahsızlanma ve geçiş adaletli mekanizmaları bağlamında uluslararası gözlemci olarak önemli katkılar sundu.

Hatta bu sürecin AK Parti dönemindeki birinci çözüm sürecine ilham kaynağı olduğunu söylemek yanlış olmaz.


Kimlik, adalet ve kendi kaderini tayin hakkının tanınması

Moro halkı, İslam'la 14'üncü yüzyılda tanışmış, Mindanao bölgesinde yüzyıllar boyu yarı bağımsız sultanlık sistemiyle yönetilmiş bir topluluktur.

İspanyol ve ardından Amerikan sömürgeciliği ile başlayan dış müdahaleler, 1946'da Filipinler'in bağımsızlığını kazanmasıyla başka bir forma büründü: asimilasyon, marjinalleşme ve yerinden edilme.

Hıristiyan nüfusun bölgeye sistematik biçimde yerleştirilmesi, Morolu halkın siyasal temsilden dışlanması ve ekonomik geri kalmışlık, 1970'lerden itibaren silahlı direnişi tetikledi.

1970'lerde Moro halkının kimlik, toprak ve özerklik talepleriyle başlayan silahlı direnişi, önce Moro National Liberation Front -Moro Ulusal Kurtuluş Cephesi (MNLF), daha sonra 1980'lerde ayrılan Moro Islamic Liberation Front – Moro İslami Kurtuluş Cephesi (MILF) sürdürdü.

Çatışmalar, 120 bin insanın ölümüne ve milyonlarca kişinin yerinden edilmesine yol açtı.

Bu arada Filipinler'in toplam nüfusu 115 milyon iken, yaklaşık yüzde 6-7'si Müslüman. Müslüman nüfusun neredeyse tamamı Mindanao, Sulu Adaları ve Palawan bölgesinde yoğunlaşır.

Güneydoğu Asya'nın en uzun soluklu çatışmalarından biri, 2014 yılında imzalanan Kapsamlı Bangsamoro Barış Anlaşması (CAB) ile bu acı tarih yeni bir sayfa açtı.

Bu anlaşmayla Moru halkı, Bangsamoro Özerk Bölgesi çatısı altında siyasal tanınma ve öz yönetim hakkı kazandı.

Sürecin ilginç bir kırılma anı, MILF lideri Murad Ebrahim ile Devlet Başkanı Rodrigo Duterte'nin yüz yüze görüşmesidir.

Duterte, kendisinin de Mindanao doğum doğu olduğunu vurgulayarak "Ben sizin hikâyenizi biliyorum" dedi. Bu önemli bir barış imgeleme örneğidir aslında.

Ve bu kişisel temas, çok şeyin önünü açtı. Üstelik Duterte, başkan olduktan sonra MILF lideri Ebrahim'i Bangsamoro geçiş hükümetinin başkanı yaptı.

Bu, bir silahlı grubun, anayasal düzlemde siyasi muhataplığa geçişinin en çarpıcı örneklerinden biri oldu.


Bangsamoro Barış Anlaşması ne getirdi?

2014 barış anlaşması, Moro halkına Bangsamoro Özerk Bölgesi adıyla siyasal bir alan açtı.

Yapılan anayasal reformlarla; 

  • Kendi Parlamentosu ve başkanlık sistemine sahip bir özerk yönetim kuruldu.
  • Moro MILF silah bıraktı ve geçiş hükümetine entegre edildi.
  • Polis gücünün yerel düzeyde paylaşımı sağlandı.
  • Eğitim, din, ekonomi ve kültür alanlarında özerklik genişletildi.
  • Geçiş dönemi adalet mekanizmaları oluşturuldu: Kayıpların akıbetinin araştırılması, geçmişte yaşanan ihlallerinin belgelenmesi ve mağdurlara yönelik rehabilitasyon çalışmaları başladı.

Bu maddeler detaylı incelendiğinde bu sistemin nasıl inşa edildiği daha iyi anlaşılacaktır. 


1- Siyasal özerklik: Bangsamoro Özerk Bölgesi (BARMM)

  • Güçlü etkilere sahip Bangsamoro Özerk Bölgesinde Filipinler Parlamentosu tarafından çıkarılan Bangsamoro Organic Law (BOL), bölgeye anayasal dayanak sağladı.
  • Kendi parlamentosuna sahip, halk tarafından seçilen temsilcilerden oluşur.
  • Parlamento, başkanlık sistemiyle yürütmeyi seçer.
  • Parlamentonun, dini ve geleneksel hukukla çelişme koşuluyla yerel yasaları çıkarma yetkisi vardır.

2- Silahsızlanma ve siyasi entegrasyon

  • Moro MILP barış anlaşması uyarınca silah bırakmayı taahhüt etti.
  • "Decommissioning process" adım adım uygulandı: silahların BM gözetiminde teslimi ve savaşçıların sivil yaşama dönüşü sağlandı.
  • MILP lideri Murat Ebrahim geçiş hükümetinin başkanı oldu.

3- Polis gücünün yerelleşmesi

  • Filipinler ulusal polisine bağlı olmakla birlikte, Bangsamoro Bölgesi için ayrı bir komuta yapısı oluşturuldu.
  • Atamalarda yerel özerk hükümetin onayı alınıyor. Eski savaşçılar arasından eğitime uygun olanlar polis kadrolarına dâhil edildi.

4- Kültürel, dinsel, dilsel ve eğitimsel özerklik

  • Kendi müfredatlarına oluşturma hakkı verildi.
  • Barış, çok kültürlülük, İslam hukuku ve yerel tarih gibi alanlar ders programlarına alındı.
  • Medreselerin tanınması ve eğitim sistemine entegre edilmesi sağlandı.
  • Şeriat mahkemeleri sadece Müslümanlar için uygulanır hale getirildi.
  • Eğitimde, kamuda yerel diller ve özellikle Arapçanın kullanımı önündeki engeller kaldırıldı.
  • Kültürel kutlamalar, simgeler, bayrak kullanımı gibi sembolik alanlarda serbestlik tanındı.

5- Geçiş dönemi adaleti mekanizmaları: Geçmişle yüzleşme

  • Geçiş dönemi adaleti ve uzlaşma komisyonu kuruldu.
  • Kayıpların akıbeti, zorla yerinden edilmeleri, toprak gaspı ve kitlesel hak ihlallerine ilişkin araştırmalar yürütüldü.
  • Tazminat programları başlatıldı.
  • Kadınlar, çocukları ve etnik azınlıklar için özel destek mekanizmaları geliştirildi.
  • Barış anıtları, hafıza merkezleri, hikâye paylaşımları ve ortak anma günleri ilan edildi.

Barış sürecinin aktörleri ve stratejik dönemeçler

Barış süreci, 1997'den itibaren dönemsel müzakerelerle şekillense de, nihai anlaşma ancak 2014'te sağlandı.

Süreci belirleyen başlıca aktörler:

  • MILP: Baş müzakereci, silahlı güçleri olan siyasi yapı.
  • Filipinler hükümeti: 2010'a kadar farklı liderler başarısız girişimlerde bulundu. 2010'da  Benigno Aquino ve sonrasında Duterte süreci hızlandırdı.
  • Malezya: Arabulucu ve garantör ülkeoldu.
  • Mindanao'daki yerel STK'lar ve dini gruplar: Diyalog, eğitim ve rehabilitasyon çalışmalarında etkili oldular.
  • Avrupa Birliği, Japonya, Türkiye ve Norveç: İzleme ve raporlama misyonlarında yer aldılar.

Uluslararası aktörlerin başında Malezya gelmektedir.

Barış sürecinin en önemli dış destekçisi ve baş arabulucusuydu.

2001'den itibaren süreci resmen kolaylaştırdı.

Malezya barış heyeti, MILF'e daha yakın olduğu için hükümetin güvenini kazanması zaman aldı; ancak sonrasında güvenilir bir denge unsuru oldu.

Avrupa Birliği (AB), Japonya, Türkiye ve Norveç gibi oyuncular uluslararası bağlantı grubu içinde yer aldı (2009).

Başlıca fonksiyonları taraflar arasında güven tesisine katkı sağlamak, teknik destek, uzlaşma önerileri sunmak, izleme ve raporlama yapmaktı.


Barışın hayata geçirilmesi: Eğitim, STK'lar ve entegrasyon

Barış sadece silahların susturulması değil, hafızaların onarılması ve ortak bir gelecek tasavvurunun inşasıdır. Filipinler'de yürütülen barış sonrası çabalar bu anlayışla şekillenmiştir.

Bu bağlamda Filipinler Eğitim Bakanlığı barış eğitimini resmi müfredata dâhil etti ve okullarda diyalog, kültürel çoğulculuk, insan hakları ve uzlaşma dersleri verilmeye başlandı.


1- Barış eğitimi ve insan hakları programları

Filipinler Eğitim Bakanlığı barış antlaşmasından sonra "barış eğitimi yol haritası" kapsamında kamu okullarında özel bir müfredat geliştirdi. Bununla süreçte çatışma çözümleri teknikleri, dinler arası hoşgörü, yerli halkların hakları ve sosyal adalet gibi hak temelli bir anlayış geliştirildi.

BRAC Phillipines desteğiyle, Bangsamoro bölgesinde yürütülen "Alternatif Delivery Model" kapsamında barış eğitimi ve eğitime erişimi kısıtlı olan köylerde "mobil öğretmenler" aracılığıyla uygulandı. 

Mindanao State University ve Notre Dame University öğretmenlere yönelik "Peace Pedagogy – Barış Pedagojisi" eğitimi sundu. Bu eğitimlerde öğretmenler yalnızca bilgi değil, tutum ve davranış değiştirme yöntemleriyle donatıldı. Farklı şehirlerde düzenlenen "Teachers as Peacebuilders - Barış İnşacısı olarak Öğretmenler" Seminerleriyle 5000'den fazla eğitimciye ulaşıldı. 


2- STK'ların rolü ve yerel katılımcılık

STK'lar sadece hükümetle MILF örgütü arasında arabuluculuk süreçlerini desteklemekle kalmadı, aynı zamanda köy toplantıları ve barış atölyeleri ile halkın bilinç düzeyini artırdı.

Bu çerçevede "barış kahvesi" programlarıyla farklı etnik ve dini grupların temsilcilerini küçük gruplarda bir araya getirerek hikâye paylaşımı ve uzlaşma temelli konuşma halkaları kuruldu. Halktan ekipler kurularak barış sürecinin yerelde denetlenmesi sağlandı.

Aynı zamanda kadınların barış masasına katılımı için Birleşmiş Milletler'in 1325 sayılı kararı (Barış ve Güvenlik Süreçlerinde Kadınların Katılımı) doğrultusunda kampanyalar geliştirildi.  

MILF içerisinden kadınların teknik danışman, danışma kurulu üyesi ya da müzakereci olarak sürece katılımı bu kampanyalar sayesinde mümkün oldu. 

Müslüman genç gönüllülerin Hıristiyan kuruluşlarda ve toplumların karışık olduğu bölgelerde barış hizmetine gönderildiği bir gönüllülük programı oluşturuldu.

Karşılıklı empati ve dinler arası ilişkileri güçlendirmek için 2004'ten bu yana 300'den fazla gönüllüye eğitim birimi, sağlık ve afet yönetimi alanlarında hizmetler sunuldu. 


3- Toplumsal entegrasyon projeleri: Eski savaşçıların sivil hayata Dönüşü

Toplumsal entegrasyon faaliyetleri çerçevesinde eski savaşçılar için mesleki eğitim ve istihdam projeleri geliştirildi. Karma köylerde ortak üretim kooperatifleri kuruldu.

Dini gruplar arası ziyaretler organize edildiği ve yerinden edilmiş toplulukların geri dönüş süreci başlatıldı.

  • Ortak Normalleşme Komitesi gözetiminde MILF üyelerine silah bırakıp sivil hayata geçerken teknik mesleki eğitim, psikososyal destek, travma rehabilitasyonu ve mikro kredi ve girişimcilik hibeleri sağlandı. 2021'de başlatılan proje TURO ile 3000'den fazla eski savaşçıya teknik beceri eğitimi verildi.
     
  • Ortak üretim kooperatifleri ve karma köy projeleri- barış sonrası oluşturulan Barış ve Kalkınma Komitesi Yapısı kapsamında karma köylerde tarımsal üretim kooperatifleri kuruldu. Bu sayede hem geçim sağlandı, hem de topluluklar arasında güven pekiştirildi. Maguindanao'da Hristiyan ve Müslüman kadınların birlikte yönettiği bir "balıkçılık kooperatifi" ulusal ödül kazandı.
     
  • Geri Dönüş ve Yeniden Yerleşim- Yerinden edilen insanların 2019 sonrasında kendi köylerine geri dönüşü sağlandı. Bu çerçevede 200 binden fazla insan eski yerleşim yerlerine döndü. Bu kapsamda geçici barınaklar, okul ve sağlık merkezi inşaatları ve toplumsal travma destek oturumları gerçekleştirildi.

ShapeCreated with Sketch. Fotoğraflarla dünyadan haberler

Hepsini göster 30

Fotoğraflarla dünyadan haberler

  • 1/30

    3 Temmuz 2025 - Yerli turistler ülkenin doğu kıyısında yer alan devasa tatil köyü Wonsan Kalma'nda. Kuzey Kore lideri Kim Jong-un'un gözde projelerinden biri olan tesisin bu ay içinde Rus misafirlerini ağırlaması bekleniyor. Kim, Birleşmiş Milletler'in 2017'de ülkesinin kömür ve tekstil dahil tüm ana ihracatını yasaklayan ağır yaptırımlar uygulamasının ardından turizmi teşvik etmeye başlamıştı. Yaptırımlar, Kuzey Kore'yi nükleer ve füze programlarını finanse etmek için döviz kazanma araçlarından mahrum bırakmak üzere tasarlanmıştı. Ancak Kim'in şiddetle ihtiyaç duyduğu yeni bir döviz kaynağı olarak gördüğü turizmi etkilemediler. (Kim Won Jin/AFP)
  • 2/30

    2 Temmuz 2025 - İspanya'nın Segerra bölgesinde orman yangınları etkili oluyor. Avrupa'yı etkisi altına alan ve İsviçre'deki bir elektrik santralindeki nükleer reaktörün kapanmasına neden olan sıcak hava dalgası nedeniyle İspanya'da orman yangınları iki kişinin ölümüne neden olurken Fransa'da da iki kişi hayatını kaybetti. Bugün yine kavurucu sıcaklıklar yaşanırken İspanyol yetkililer Katalonya'da bir gün önce çıkan orman yangınında iki kişinin öldüğünü, Fransa Enerji Bakanı ise sıcak hava dalgasıyla doğrudan bağlantılı iki ölüm vakası yaşandığını ve 300 kişinin de hastaneye kaldırıldığını açıkladı. İtalya'da da aşırı sıcaklar nedeniyle 18 şehir için kırmızı alarm verildi. Yetkililer, İspanya'nın Katalonya bölgesindeki Torrefeta'da çıkan yangının birkaç çiftliği yok ettiğini ve yaklaşık 40 km boyunca uzanan bir alanı etkilediğini söyledi. Daha fazla rüzgar ve gök gürültülü fırtına beklenmesine rağmen yangın büyük ölçüde kontrol altına alındı (AP)
  • 3/30

    1 Temmuz 2025 - Tayland Anayasa Mahkemesi, eski Kamboçya lideri Hun Sen ile telefon görüşmeleri gerçekleştirdiğinin ortaya çıkmasının ardından Başbakan Paetongtarn Shinawatra'yı görevden uzaklaştırdı. Anayasa Mahkemesi'nde yapılan oylamada Shinawatra'nın görevden uzaklaştırılması kararı 2'ye karşı 7 oyla kabul edildi. Ülkenin en genç lideri ve ikinci kadın Başbakanı olan 38 yaşındaki Shinawatra'nın savunmasını 15 gün içinde yapması gerekiyor. Shinawatra'nın görevden uzaklaştırılmasının ardından ülkeyi Başbakan Yardımcısı Suriya Jungrungruangkit yönetecek. (Lilian Suwanrumpha/AFP)
  • 4/30

    30 Haziran 2025 - 200 bin müzikseveri ağırlayan Glastonbury Festivali'nin bitmesiyle alanda büyük bir temizlik operasyonu başlatıldı. Festivalin temizlik ekibi, festival katılımcıları evlerine doğru yola çıkmaya başladığında, kağıt bardaklar ve yiyecek kapları da dahil binlerce çöpü toplamaya başladı. Temizlik görevlileri taşan çöp kutuları, kamp sandalyeleri ve şişme yataklar gibi büyük eşyaların yanı sıra sandaletler, parmak arası terlikler ve alışveriş torbalarıyla da boğuşuyor. Glastonbury 2026'da geri dönmeyecek, çünkü festival bir sonraki etkinlik 2027'de gerçekleşmeden önce zeminin toparlanmasına zaman tanımak için nadasa giriyor. Festivalde sahne alan İngiliz punk rap grubu Bob Vylan'ın "Özgür Filistin" ve "İsrail ordusuna ölüm" sloganları atıp kalabalığın da sloganlara eşlik etmesi medyada büyük yankı uyandırdı. BBC, Bob Vylan'ın ifadelerini "derin şekilde rahatsız edici" diye nitelendirerek performansın yeniden yayımlanmayacağını bildirdi. (Oli Scarff/AFP)
  • 5/30

    29 Haziran 2025 - Formula 1'de 2025 Avusturya Grand Prix'sinin kazananı Lando Norris oldu. Spielberg kentindeki 4,32 kilometrelik Red Bull Ring Pisti'nde yapılan yarışa pole pozisyonunda başlayan McLaren pilotu Lando Norris, damalı bayrağı ilk sırada gördü. Norris'in takım arkadaşı Oscar Piastri ikinci olurken, Ferrari'den Charles Leclerc podyumun son basamağında yer aldı. Formula 1'de sezonun bir sonraki yarışına Büyük Britanya'daki Silverstone pisti ev sahipliği yapacak. (Leonhard Foeger/AFP)
  • 6/30

    28 Haziran 2025 - İran'ın başkenti Tahran'da, İsrail saldırıları sonucu öldürülen İranlı askeri komutanlar ve bilim insanları için düzenlenen cenaze töreni sırasında hayatını kaybedenlerin fotoğrafları Enghelab Meydanı'nda sergileniyor. İran, İsrail'le 12 gün süren çatışmalarda öldürülen 60 kişi için bugün cenaze töreni düzenlendi. Onbinlerce kişinin katıldığı törende son yolculuğuna uğurlananlar arasında saldırıların başladığı 13 Haziran'da öldürülen İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri, Devrim Muhafızları Başkomutanı Hüseyin Selami ve ülkenin önde gelen nükleer bilim insanı Muhammed Mehdi Tehrançi de vardı. İranlı yetkililer çatışmalar boyunca İran'da toplam 627 kişinin öldüğünü açıkladı. İsrailli yetkililerse İran'ın füze saldırılarının ardından İsrail'de 28 kişinin öldüğünü söyledi (Atta Kenare / AFP)
  • 7/30

    27 Haziran 2025 - Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yer alan acil müdahale ekipleri, UNRWA'ya ait bir okulda İsrail saldırısı nedeniyle çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. İsrail'in bugün gerçekleştiği saldırılarda 62 Filistinlinin hayatını kaybettiği bildirildi. Gazze'nin sivil savunma ajansı, öldürülen kişilerin 10'unun insani yardım beklediğini aktardı. Bölgedeki yetkililer mayıs sonundan beri en az 500 kişinin yardım merkezlerinin yakınında öldürüldüğünü ifade ediyor (Bashar Taleb / AFP)
  • 8/30

    26 Haziran 2025 - Kuzey Kore gelecek hafta lider Kim Jong-un'un ülkenin turizm sektörünü geliştirme yolunda "ilk adım" olmasını umduğu doğu kıyısında bir sahil tesisi açacak. Devlet medyasına göre, sahilin 4 kilometrelik bir bölümünü kapsayan Wonsan-Kalma kıyı turizm bölgesi, oteller, restoranlar, alışveriş merkezleri ve su parkından oluşuyor. Bölgede inşaat 2018'de başladı ancak hem inşaat sorunları hem de Kovid-19 pandemisi nedeniyle gecikti. Kore Merkezi Haber Ajansı'nın (KCNA) bildirdiğine göre, yılda yaklaşık 20 bin misafir ağırlayabilecek bölge, ilk yerli ziyaretçilerini salı günü kabul edecek. Uluslararası turistlerin bölgeye ne zaman gelebileceğiyse bilinmiyor. Tesisin büyük açılışında Kim'e eşi Ri Sol-ju ve varisi olduğu varsayılan kızları Kim Ju-ae eşlik etti. (AFP/KCNA/KNS)
  • 9/30

    25 Haziran 2025 - Kenya'nın başkenti Nairobi'de eylemciler, parlamentonun basılmasının birinci yıldönümü münasebetiyle düzenlenen protestoda güvenlik güçlerinin müdahalesine maruz kaldı. Binlerce protestocu, devlet destekli çeteler ve polis şiddetiyle karşılaşacakları korkusuna rağmen, hükümet aleyhine gösterilerin zirveye ulaştığı parlamento baskınından bu yana geçen bir yılı kutlamak üzere çarşamba günü sokaklara çıktı. Geçen yıl vergi artışları ve genç Kenyalıların içinde bulunduğu vahim ekonomik durum nedeniyle haftalarca süren protestolarda en az 60 kişi güvenlik güçleri tarafından öldürülmüştü. Aktivistler ve kurbanların aileleri, parlamentonun işgal edildiği en ölümcül kargaşa gününün üzerinden bir yıl geçmesi münasebetiyle barışçıl gösteriler düzenlenmesi çağrısında bulundu. (Luis Tato/AFP)
  • 10/30

    24 Haziran 2025 - Birleşik Krallık'ın (BK) başkenti Londra'nın merkezindeki Trafalgar Meydanı'nda, İsrail’le iş yapan şirketlere karşı doğrudan eylemler düzenleyen Palestine Action adlı grubun, hükümet tarafından yasaklı örgüt ilan edilmesi yönündeki girişimi protesto edildi. BK İçişleri Bakanı Yvette Cooper, 23 Haziran 2025'te, aktivistlerinin geçen hafta BK'nin en büyük hava üssüne izinsiz girmesinin ardından, Palestine Action adlı kampanya grubunu yasaklayacağını duyurmuştu. Cooper, 20 Haziran'da BK'nin güneyindeki RAF Brize Norton'da iki uçağa yapılan vandalizmin "utanç verici" ve grubun "kabul edilemez suçlara karıştığı uzun bir geçmişi" olduğunu söyledi. Eylemciler, grubun yasaklı örgütler listesine alınmasının protesto hakkının ihlali anlamına geleceğini savunarak, "Palestine Action, bizi gururlandır; bir Elbit fabrikasını daha kapat" ve "İnsanlar işgal altındayken direniş meşrudur" sloganları attı. (Henry Nicholls/AFP)
  • 11/30

    23 Haziran 2025 - Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi'yi Moskova'da kabul etti. İki isim, İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarına ilişkin görüşme gerçekleştirdi. Putin ve Erakçi, Kremlin'deki ikili görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi. Putin, görüşmede Erakçi'ye Rusya'nın İran halkına yardım etmeye çalıştığını bildirdi. İsrail ve ABD'nin saldırılarını kınayan Putin, "İran'a yönelik saldırılar, hiçbir gerekçesi olmayan sebepsiz bir saldırganlık" diye konuştu. Görüşmenin basına açık kısmında konuşan Putin, Rusya'yla İran’ın güvenilir ilişkilere sahip olduğuna işaret ederek, "İran halkına yardım etmek için çaba gösteriyoruz" ifadesini kullandı. Rusya’nın Ortadoğu’da yaşanan gelişmelere yönelik yaklaşımının bilindiğini anlatan Putin, "Rusya Dışişleri Bakanlığı, yaklaşımımızı açıkça ifade ederken Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde aldığımız pozisyonu biliyorsunuz" diye konuştu. (Alexander Kazakov/AFP)
  • 12/30

    22 Haziran 2025 - Ducati Lenovo Takımı'nın İspanyol sürücüsü Marc Marquez, takım arkadaşı İtalyan Francesco Bagnaia'nın önünde ve bu ikiliyi BK8 Gresini Racing'in yıldızı, Marquez'in kardeşi Alex Marquez takip ediyor. İtalya'nın Mugello pistinde düzenlenen MotoGP İtalya Grand Prix'sini şampiyonanın lideri Marc Marquez kazanırken, Alex Marquez ikinci ve Fabio Di Giannantonio üçüncü oldu. Bu sonuçla Marc Marquez sürücüler şampiyonasında puanını 270'e çıkardı. Onu 240 puanla Alex Marquez ve 160 puanla Bagnaia takip ediyor. (Tiziana Fabi/AFP)
  • 13/30

    21 Haziran 2025 - Roma'da düzenlenen "Stop Rearm Europe" (Avrupa'nın Yeniden Silahlanmasına Son) yürüyüşüne katılan göstericiler, Kolezyum'un önünden geçiyor. Avrupa Birliği'nin 800 milyar euroluk savunma planına karşı harekete geçen Stop Rearm Europe, silahlara daha fazla para harcanmaması çağrısı yapıyor. Bugün savaş ve soykırım karşıtı protestocılar, 300'den fazla ağ, sosyal örgüt, sendika, ulusal ve yerel siyasi oluşumun desteğiyle Roma'da düzenlenen eyleme katıldı. (Andrew Medichini/AP)
  • 14/30

    20 Haziran 2025 - Çin'in Jinshan bölgesindeki yeni Legoland Şanghay Resort'ta insanlar lunapark trenine biniyor. Şanghay'da yer alan dünyanın en büyük Legoland'i, bugün halkın denemesi için faaliyetlerine başladı. Aynı zamanda Çin'deki ilk Legoland olan tesis, Ninjago, Lego Friends ve Monkie Kid gibi temalara sahip 8 bölüm içeriyor. En ilgi çekici ziyaret yerleri arasında, Şanghay sahilinin ve Lujiazui finans bölgesinin gökdelenlerinin renkli plastik tuğlalardan inşa edilen minyatür kopyalarının olması bekleniyor. Legoland Şanghay Resort, 5 Temmuz'da resmen açılacak. (Hector RETAMAL / AFP)
  • 15/30

    19 Haziran 2025 - Tel Aviv yakınlarında İsrail acil servis ekipleri, İran'ın füze saldırısı yaptığı bölgede çalışıyor. Yetkililer, İran'ın "onlarca" füze saldırısı sırasında İsrail'in güneyindeki bir hastanenin vurulduğunu, Tel Aviv bölgesindeki acil servis ekiplerinin de başka bir saldırı olduğunu bildirdiğini söyledi. İran, İsrail'in saldırıları sonrası başlayan çatışmanın yedinci gününde üç farklı bölgeyi vurdu. Tahran'ın füze saldırısında bir hastane de zarar gördü. İran, Berşeba'da bulunan Soroka Hastanesi'ni hedef almadığını savunuyor. Tel Aviv yakınlarındaki Holon ve Ramat Gan da isabet aldı. Tahran, hastane yakınındaki bir İsrail ordu üssünün hedef alındığını, hastanenin şok dalgasından etkilendiğini iddia etti. İsrail yönetimiyse saldırıda hastanenin doğrudan hedef seçildiğini öne sürdü. (Gil Cohen-Magen/AFP)
  • 16/30

    18 Haziran 2025 - İran'la İsrail arasındaki savaş, 6. gününde de devam ediyor. İsrail ordusu, İran’dan İsrail topraklarına doğru füze atışları gerçekleştirildiğini bildirdi. İsrail ordusu tarafından yapılan yazılı açıklamada, hava savunma sistemlerinin devreye girdiği kaydedildi. Halkın en kısa sürede sığınaklara geçmesi ve ikinci bir duyuruya kadar bu alanları terk etmemesi istendi. Bunun ardından İsrail’de bir çok noktada sirenler çaldı. (Atta Kenare/AFP)
  • 17/30

    17 Haziran 2025 - Endonezya'nın Doğu Nusa Tenggara bölgesindeki Lewotobi Laki‑Laki yanardağı güçlü bir patlama gerçekleştirdi. Kül ve toz sütunu yaklaşık 11 km'ye kadar yükseldi. Yetkililer alarm seviyesini en yükseğe çıkardı, tehlike bölgesini krater çevresinde 8 kilometreye kadar genişletti. Uçuşlara "kırmızı" hava trafiği uyarısı verildi, bölge halkı ve turistler maskeyle korunmaya çağırıldı. Lewotobi Laki-laki'nin son patlaması mayıs ayında gerçekleşmiş ve yetkililer o zaman da seviyeyi en şiddetli seviyeye çıkarmıştı. Endonezya, çok sayıda tektonik plakanın üzerinde yüksek sismik aktivitenin görüldüğü "Pasifik Ateş Çemberi" üzerinde yer alıyor. (AFP)
  • 18/30

    16 Haziran 2025 - Fransa'nın kuzeyindeki Gravelines sahilinde göçmenler, Manş Denizi'ni geçmek için kaçakçıların teknesine binmek üzere suda yürüyor. Güneş yeni doğuyordu ancak Gravelines sahilinde düzinelerce göçmen, neredeyse aynı sayıda polis memurunun gözetiminde sahil boyunca yürüyordu. Bazıları İngiltere'ye giden bota binmeyi başardı, geride hayal kırıklığına uğramış, bitkin insanlar kaldı. Birleşik Krallık'ın geçen hafta açıkladığı rakamlara göre bu yıl adaya varma amacıyla Manş Denizi'ni 16 binden fazla kişi geçti. İçişleri Bakanlığı sözcüsü, "Hepimiz, hayatları tehdit eden ve sınır güvenliğimizi zedeleyen tehlikeli küçük tekne geçişlerini sona erdirmek istiyoruz." diye konuştu (Sameer Al-Doumy/AFP)
  • 19/30

    15 Haziran 2025 - İsrail'le İran arasındaki füze savaşında üçüncü gün yaşanırken geceden bu yana karşılıklı saldırılar sürüyor. İran’ın başkenti Tahran’daki Emniyet Müdürlüğü binası, İsrail istihbarat servisi Mossad’a ait saldırı drone'larıyla vuruldu. Saldırıda hafif hasar meydana gelirken, çok sayıda polis memuru yaralandı. Öte yandan Tahran'ın merkezinde, bakanlıkların yer aldığı caddede şiddetli bir patlama yaşandı. Dışişleri Bakanlığı'na çok yakın bir noktada meydana gelen patlama sonrası büyük yıkım meydana geldi. İranlı kaynaklar, İsrail Hava Kuvvetleri'nin Tahran'a yönelik saldırılarına paralel olarak, "Mossad ajanlarının" Tahran'ın çeşitli yerlerine önceden yerleştirilmiş bombaları uzaktan patlattığını ileri sürdü. İran medyası, 3 gün içinde gerçekleştirilen saldırılarda can kaybının 128'e yükseldiği bildirdi. (Atta Kenare/AFP)
  • 20/30

    14 Haziran 2025 - 12 Haziran'dan beri internet ve sabit telefon hatlarının kesik olduğu Gazze'de Filistinliler internet sinyali yakalamak için telefonlarını havaya kaldırıyor. BM Genel Sekreter Sözcü Yardımcısı Stephanie Tremblay cuma günü düzenlediği basın toplantısında İsrail ordusunun Gazzelilere sosyal medyadan seslenerek belirli alanlardan uzaklaşma çağrısı yaptığını hatırlatmış ve "Gazze'deki çoğu kişinin bu duyuruya erişmesinin bir yolu yok" demişti. Tremblay, BM'nin bölgedeki ortaklarının, bu kabloları tamir etmek istediğini ancak nisan ayından yana bu konudaki 20'den fazla talebin İsrail tarafından reddedildiğini vurgulamıştı. (Omar Al-Qattaa/AFP)
  • 21/30

    13 Haziran 2025 - İran'ın başkenti Tahran'ın kuzeyindeki bir apartmanda meydana gelen patlamanın ardından bir itfaiyeci meslektaşlarına sesleniyor. İsrail gece saatlerinde başladığı saldırılarında İran'nın başkentinin yanı sıra Tebriz, Loristan ve Kirmanşah gibi bölgeleri hedef aldı. ABD-İran nükleer müzakerelerinin pazar günü gerçekleşmesi beklenen 6. turu öncesinde yapılan hava saldırılarında İran'ın Natanz nükleer tesisi de vuruldu. İsrail'in "Yükselen Aslan" adını verdiği operasyonda Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Muhammed Bakıri ve Devrim Muhafızları Genel Komutanı Tümgeneral Hüseyin Selami gibi isimlerin yanı sıra ülkenin nükleer çalışmalarda önde gelen 6 bilim insanının da öldüğü aktarıldı. İran medyasına göre saldırılarda 78 kişi hayatını kaybetti. (Vahid Salemi/AP)
  • 22/30

    12 Haziran 2025 - Merkezi Endüstriyel Güvenlik Gücü'nün (CISF) X hesabında paylaşılan bu fotoğraf, Ahmedabad havalimanı yakınlarındaki bir yerleşim bölgesine düşen AN Air India uçağının arka kısmını gösteriyor. Havacılık yetkilileri, havayolu şirketinin "trajik kaza" diye nitelendirdiği olayda, Londra'ya giden Air India 171 numaralı yolcu uçağının Hindistan'ın batısındaki Ahmedabad kentinde 242 yolcuyla birlikte düştüğünü açıkladı. Yolcuların 169’u Hindistan, 53’ü Britanya, yedisi Porkekiz, biriyse Kanada vatandaşıydı. Ahmedabad Polis Komiseri G.S. Malik, faciada 204 kişinin öldüğünü, 41 kişinin yaralandığını söyledi (AFP/Merkezi Endüstriyel Güvenlik Gücü)
  • 23/30

    11 Haziran 2025 - Gazze'deki Nuseyrat mülteci kampında Filistinli bir çocuk yemek sırasında. UNICEF'in küresel sözcüsü James Elder, Gazze'de kıtlığın çok kadar yakın olduğunu ve kıtlık başladığında yardımların ulaşması için çok geç olacağını, bunun sonucunda kitlesel ölümlerin yaşanacağı uyarısında bulundu. Filistin topraklarında yaşananları "korkunç" diye niteleyen Elder, bu kadar çok çocuğun öldürülmesinin artık şoke edici olmaktan çıktığını söylerken, "Artık trajedi içinde yaşamaktan öteye geçtik. Biz de bu trajedinin suç ortağıyız" dedi. Birleşmiş Milletler, İsrail'in 11 haftadır sürdürdüğü abluka nedeniyle Gazze'nin 2,3 milyonluk nüfusunun çoğunun kıtlık riski altında olduğunu ve akut yetersiz beslenme sorunu yaşayan küçük çocukların oranının neredeyse üç katına çıktığını açıkladı. (Eyad Baba/AFP)
  • 24/30

    10 Haziran 2025 - Avusturya'nın güneydoğusundaki Graz kentinde, okulda meydana gelen silahlı saldırıda en az 10 kişinin hayatını kaybettiği okulun yakınındaki geçici anma yerine mumlar bırakıldı. Avusturya Başbakanı Christian Stocker, eski bir öğrencinin gerçekleştirdiği silahlı saldırının ardından üç günlük ulusal yas ilan etti. Graz Belediye Başkanı Elke Kahr, saldırganın da öldüğünü açıkladı. Polis, saldırganın 21 yaşında olduğunu, iki silahla saldırıyı gerçekleştirdiğini ve sonrasında okulun tuvaletinde intihar ettiğini bildirdi. (Georg Hochmuth/AFP)
  • 25/30

    9 Haziran 2025 - İsrail güçlerinin Gazze'ye giden yardım gemisi Madleen'i durdurmasının ardından Aşdod Limanı'nda toplanan protestocular Filistin bayrağı ve pankartlarla eylem yaptı. İsveçli aktivist Greta Thunberg'ün de içinde bulunduğu, Gazze Şeridi'ne yönelik deniz ablukasını kırmaya çalışan yardım gemisi Madleen bugün İsrail tarafından alıkondu. Filistin yanlısı Özgürlük Filosu Koalisyonu tarafından işletilen gemi, Gazze'ye yardım götürerek bölgedeki insani kriz hakkında uluslararası farkındalığı artırmayı amaçlıyordu. İsrail Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada İsrail ordusunun gemiyi alıkoyduğu ve aktivistlerin ülkelerine gönderileceği söylendi. Yolcuların iyi durumda olduğu belirtilirken gemi için "ünlülerin özçekim yatı" ifadeleri kullanıldı. (Maya Levin/AFP)
  • 26/30

    7 Haziran 2025 - Ukrayna'nın Harkiv kentinde Rusya'nın drone saldırısı sonucu binalar hasar gördü. Rusya'nın gece ve sabah saatlerinde Ukrayna'ya düzenlediği saldırılarda üç kişinin hayatını kaybettiği, 21 kişinin de yaralandığı bildirildi. Rus yetkililer de Ukrayna'nın Moskova'ya düzenlediği drone saldırısı sonucu iki kişinin yaralandığını açıkladı. İstanbul'da yapılan son barış müzakeresinde taraflar daha fazla esir takası yapma üzerinde anlaşmıştı. Öte yandan Kremlin'den bugün yapılan açıklamada Kiev'in takası süresiz olarak ertelediği öne sürüldü. Ukrayna ise bu iddiayı yalanlayarak Moskova'ya "kirli oyunlar oynamayı" bırakma çağrısı yaptı. (Vitalii Hnidyi/Reuters)
  • 27/30

    6 Haziran 2025 - Gazze'nin Deir el-Balah bölgesindeki Filistinliler, İsrail bombardımanı sonucu yıkılan bir caminin yıkıntıları yanında bayram namazını kılıyor. Dünya çapındaki Müslümanlar bugün Kurban Bayramı'nı kutlarken, Gazze'de yıkılmış camilerin yanında kılanan namazlar kameralara yansıdı. İsrail ordusunun, Kurban Bayramı'nın ilk gününde Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda 19 Filistinli hayatını kaybetti. Han Yunus'un Batn es-Semin, Kizan en-Neccar, Satr el-Garbi, Ketibe bölgelerinin yanı sıra Refah kentinin doğusundaki bölgelere de yoğun topçu saldırıları düzenlendiği bildirildi. (Abdel Kareem Hana/AP)
  • 28/30

    5 Haziran 2025 - Filipinler'in başkenti Manila'daki Pasig Nehri'ndeki kirlilik, Dünya Çevre Günü'nde drone görüntülerine yansıdı. 1973'ten beri 5 Haziran'ı Dünya Çevre Günü olarak kutlayan Birleşmiş Milletler, bu yıl plastik kirliliğine odaklanmaya karar verdi. BM Çevre Programı'na göre dünya çapında her yıl en az 400 milyon ton plastik üretiliyor ve bunların yüzde 10'undan azı geri dönüştürülüyor. Plastikler ve onların parçalanmasıyla oluşan mikroplastikler doğayı, insan ve hayvan sağlığını tehdit ediyor. Bir kişinin yılda en az 50 binden fazla plastik parçacığı tükettiği tahmin ediliyor. (Eloisa Lopez/Reuters)
  • 29/30

    4 Haziran 2025 - Mısır'da Kurban Bayramı öncesinde Giza'nın kuzeydoğu banliyölerindeki Burkaş deve pazarında çocuklar develerin yanında. Ülkenin dört bir yanından gelen Mısırlılar, kurbanlık deve almak için pazara akın ediyor. Yaklaşık 25 dönümlük alana kurulu pazar, 1995’ten bu yana hem Mısır’ın tek deve pazarı hem de Arap dünyası ve Ortadoğu’nun en büyüğü olma özelliğini taşıyor. Develer hacmine göre fiyatlandırılırken, fiyatlar 30 bin ila 180 bin Mısır lirası (yaklaşık 23 bin TL ila 141 bin TL). Develerin ortalama ağırlıklarınınsa 300 kilogram civarında olduğu belirtiliyor. (Khaled Desouki/AFP)
  • 30/30

    4 Haziran 2025 - Brezilya Milli Takımı antrenörü Carlo Ancelotti, Sao Paulo'da takımı 2026 FIFA Dünya Kupası elemelerine hazırlıyor. Brezilya, 5 Haziran'da Ekvador'la maça çıkacak. 65 yaşındaki tecrübeli teknik direktör, Real Madrid'le üçer Şampiyonlar Ligi, UEFA Süper Kupa ve ikişer FIFA Kulüpler Dünya Kupası, LaLiga, İspanya Kral Kupası ile İspanya Süper Kupa sevinci yaşadı. Brezilya Futbol Federasyonu Başkanı Ednaldo Rodrigues, İtalyan çalıştırıcının takımın başına getirildiği duyurulurken, "Ancelotti'yi Brezilya’nın başına getirmek, yalnızca stratejik bir hamle değil. Bu adımla, podyumun en üst basamağını geri almaya kararlı olduğumuzu tüm dünyaya ilan etmek istiyoruz. O, futbol tarihinin en büyük teknik direktörlerinden biri ve artık gezegenin en iyi milli takımına liderlik edecek. Onunla birlikte Brezilya futbolu için yeni ve görkemli bir dönemi başlatacağız" diye konuşmuştu. (Nelson Almeida/AFP)


Sonuç: Barışın derinleşmesi yerelden geçer

Moro barış süreci yalnızca silahların bırakıldığı bir anlaşma değil, toplumun tüm kesimlerini içeren uzun soluklu bir toplumsal, siyasal ve kültürel dönüşüm süreci oldu.

Eğitimcilerden kadın liderlere, genç gönüllülerden savaş mağdurlarına kadar herkes barışın taşlarını yerine koyan aktörlere dönüştüğü.

Bu yönüyle Filipinliler Moro Barış örneği, barışın sürdürülebilirliğinin anlaşma masasının dışında yerelde ve yerel toplumla kurulduğunu bir kez daha gösterdi.

Yine, Moro barışı liberal barış teorilerine meydan okuyan bir örnek oldu.

Demokratik bir barış kapasitesi gelişmemiş iken bile, güçlü merkezi liderlik ve yerel kimliği tanıyan bir irade sayesinde süreç tamamlandı.

Bu da şunu gösterdi, barış, bazen merkezi otoritenin kararlılığıyla mümkün olur. Silahlı grupları siyasal alana entegre etmek, güvenliğin ötesinde kapsayıcı yönetişim gerektirir. Uluslararası destek, arabuluculukla sınırlı kalmayıp yerel projelere yayılmalıdır.

Filipinler, "illiberal" bir liderlik altında demokratikleşmeye açılan bir kapı araladı. Moro halkı için bu yalnızca bir barış anlaşması değil, asırlık dışlanmışlığın sona ermesi anlamına geliyor.

Dünya ise bu süreçten, barış kapasitesinin sadece sistemin değil, liderliğin ve yerelin kalitesiyle de doğrudan ilişkili olduğunu öğreniyor.

Barış anlaşması Filipinler'in demokratikleşmesinin önünü açtı. Bu çerçevede, Barış anlaşması, Filipinler'in çokkültürlü yapısını tanıyan ilk ciddi anayasal adımdır.  

Katılımcı, müzakereci ve çoğulcu yönetim anlayışının yerleşmesine katkı sundu. Bangsamoro bölgesinde seçimli yerel parlamento, federalizme yakın uygulamaların test edildiği bir alan haline geldi.

Buna rağmen Bangsamoro'daki demokratik kurumlar, yerel düzeyde "laboratuvar demokrasi" işlevi gördü.

Moro barış süreci yalnızca bir siyasal uzlaşma değil, aynı zamanda kolektif bir adalet, onarım ve toplumsal iyileşme çabasıdır.

Yerel ve uluslararası STK'lar, dini aktörler ve uluslararası gözlemciler, hem meşruiyet hem de teknik kapasite açısından sürecin omurgasını oluşturmuştur.

Geçiş dönemi adaleti ise sadece geçmişin yükünü değil, geleceğin umutlarını da taşıyan bir yapı olarak inşa edildi.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Prof. Dr. Nezir Akyeşilmen Independent Türkçe için yazdı
Cumartesi, Temmuz 5, 2025 - 08:45
Main image: 

<p>Manila ile Moro İslami Kurtuluş Cephesi'nin 40 yıl süren savaşı, Müslümanlara geniş haklar tanıyan anlaşmayla resmen son buldu,&nbsp;27 Mar 2014 / Fotoğraf: Reuters</p>

related nodes: 
Barışa açılan kapılar: Dünyadan barış örnekleri (1) Kuzey İrlanda barış süreci
Type: 
SEO Title: 
Barış açılar kapılar: Dünyadan barış örnekleri (2) Filipinler-Moro barış süreci
copyright Independentturkish: 

Müslüman-komünist-solcu

Kraliyetin temsilcisi, İngiliz mühürlerinin taşıyıcısı ve Downing Street 10 numaranın sahibi olan Birleşik Krallık Başbakanı'nın beyaz olması gerekiyordu.

Ya da çok beyaz.

Oxford'a gitmesi ve orada eski sömürgelerin örtmece adı olan İngiliz Milletler Topluluğu (Commonwealth of Nations) ile ilişkileri yakından tanıması daha iyi olurdu.

Hiçbir şey eskisi gibi değil.

Bugün Dışişleri Bakanı olan David Lammy, Birleşik Krallık'ın ilk siyahi Harvard mezunu. Babası ve annesi Karayip kökenli.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Dr. Lammy atandığında yaygara kopmadı. Kimse derisinin rengine bakıp durmadı.

Eski imparatorluk anavatanında renk artık bir kimlik ya da ırkçılık değil.

Artık ne Londra'da ne de Zohran Mamdani'nin şehri yönetmek üzere yola çıktığı New York'ta bu böyle.

ABD Başkanı Donald Trump, insanların renk savaşının sonuçlarına öfkelendi, ancak bunu gösteremediği için kendince alay ederek şöyle dedi:

O komünist bir deli.


Komünizm suçlaması ABD'de 1970'lerden beri ortadan kalkmıştı.

Kendi ülkesinde kendi kendine tükenmişti.

Artık, belki seçim mitingleri dışında, olumlu ya da olumsuz bir etkisi yok.

Ancak Uganda doğumlu genç esmer adam sadece bir solcu değil, aynı zamanda bir Müslüman ve Filistin destekçisi.

Belki de mücadelesinde gündeme getirdiği en önemli konu, New York'ta yarım milyon çocuğun cahiliye şairleri gibi yollarda uyuması.

New York'un liderliği, partilerin liderliğinden daha az önemli değildir.

Cumhuriyetçi Donald Trump, kasım ayında ABD'nin en büyük ve dünyanın en önemli şehirlerinden birinin liderliğini Müslüman bir Demokratın kazanmasından pek hoşnut olmayacak.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Şarku'l Avsat

"Belki de mücadelesinde gündeme getirdiği en önemli konu, New York'ta yarım milyon çocuğun cahiliye şairleri gibi yollarda uyuması"
Cumartesi, Temmuz 5, 2025 - 08:30
Main image: 

<p>Zohran Mamdani / Fotoğraf: AFP</p>

related nodes: 
Mamdani: Amerikan demokrasisi için bir sınav
New York'un sosyalist adayı Mamdani: Hem otoriterliğe karşı çıkıp hem de emekçilerin hakkı için mücadele edeceğim
Mamdani'nin New York'taki sürpriz galibiyeti, seçmenlerin umuda açlığını gösteriyor
Type: 
SEO Title: 
Müslüman-komünist-solcu
copyright Independentturkish: 

Islak Ampul Küre Sıcaklığı (WBGT) ve ölüm riskleri

Islak Ampul Küre Sıcaklı   k Endeksi (WBGT) 60 yıldan uzun bir süre önce icat edildi ve şu anda en yaygın kullanılan ısı stresi endeksidir.

Bu endeks, ilk olarak 1950'lerde ABD Ordusu ve Deniz Piyadeleri birliklerinin eğitimi sırasında ısı bozuklukları riskini düşürme çabalarıyla icat edildi.

Islak Ampul Küre Sıcaklığı (WBGT), insanlarda ısı stresinin Uluslararası Standartlar Örgütü (ISO) tarafından onaylanmış bir ölçüsüdür.

The Wet-Bulb Globe Temperature (Islak Ampul Küre Sıcaklığı) (WBGT) başlangıçta dışarıdaki çalışanların güvenliği ve sağlığı için tanıtıldı.

 OSHA ve Uluslararası Standardizasyon Örgütü bu ölçümü mesleki ortamlar için bir standart olarak kabul eder.

Islak Ampul Küre Sıcaklığı (WBGT), insan sağlığıyla yakından bağlantılı, iyi bilinen bir ısı stresi göstergesidir.

WBGT ölçümleri, çevre koşullarındaki küçük değişikliklere karşı oldukça hassastır.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Ulusal Hava Durumu Servisi, son birkaç yıldır Islak Ampul Küre Sıcaklığı (WBGT) ısı endeksi adı verilen yeni bir ölçek geliştiriyor.

Gölgede ısı ve nemi ölçen geleneksel ısı endeksinin aksine, WBGT rüzgâr, bulut örtüsü ve güneş açısı gibi faktörleri hesaba katarak doğrudan güneş ışığında ısı stresinin daha kapsamlı bir ölçüsünü sağlıyor.

Islak Ampul Küre Sıcaklığı (WBGT), ısının insan vücudu üzerindeki etkisini nasıl ölçtüğümüze dair uluslararası bir standarttır.

Islak Ampul Küre Sıcaklığı (WBGT), sıcak havalarda ısı stresini ölçme konusunda altın standarttır. 

Gölgede ısı ve nemi ölçen geleneksel ısı endeksinin aksine, WBGT rüzgar, bulut örtüsü ve güneş açısı gibi faktörleri hesaba katarak doğrudan güneş ışığında ısı stresinin daha kapsamlı bir ölçüsünü sağlıyor (Tablo 1).
 

Tablo 1. Hissedilen sıcaklık ile ıslak ampul küre sıcaklığı (WBGT) arasındaki fark
Tablo 1. Hissedilen sıcaklık ile ıslak ampul küre sıcaklığı (WBGT) arasındaki fark

 

Islak Ampul Küre Sıcaklığı (WBGT), sadece ısı endeksini hesaba katmaz ve iş, yaz kampları, uygulamalar vb. konularda karar verilmesine yardımcı olabilir.

WBGT, askeriye, spor, OSHA ve dışarıda uzun saatler çalışmayı gerektiren diğer endüstriler ve tarımcılar tarafından kullanılır. 

Çevresel ısı stresinin olağanüstü önemi, ısıya maruz kalmanın dünyada hava kaynaklı ölümlerin önde gelen nedeni olması gerçeğiyle ortaya çıkmaktadır.
 

Tablo 2. WBGT için önerilen eylemler ve etki önleme
Tablo 2. WBGT için önerilen eylemler ve etki önleme

 

WBGT ölçümleri, özellikle dışarıda egzersiz yapmanın veya çalışmanın güvenli olup olmadığını değerlendirmek için faydalıdır.

WBGT değerleri 30,4-31,6 oC ve üzerinde olduğu saatlerde açıkta havada (tarla, inşaat ve sokakta temizlik hizmeti gibi) çalışılması, egzersiz ve spor yapılması sağlık için ciddi problemler oluşturmaktadır.

WBGT, 31 veya daha yüksek olduğunda çalışma yapmak prensip olarak yasaklanmalıdır, çünkü tehlikelidir.
 

Şekil 1. İklime alışmış bir işçinin orta düzeyde aktivite (300 W) gerçekleştirdiği saatlik çalışma kapasitesi
Şekil 1. İklime alışmış bir işçinin orta düzeyde aktivite (300 W) gerçekleştirdiği saatlik çalışma kapasitesi

 

Yaz aylarında her 5 dakikada bir WBGT ölçüm değerleri sürekli olarak güncellenmelidir.

Bu, ıslak ampul küre sıcaklığını, inşaat ve tarım sektörleri ve sokakta temizlik hizmeti gibi açık alanda çalışan işçiler gibi genellikle gölge olmadan dışarıda çalışmak zorunda olanlar için özellikle önemli bir ölçüm haline getirir.

Ayrıca spor ve açık hava rekreasyon aktivitelerine katılanlar için de yararlı bir ölçümdür.

Sıcaklık, tüm doğal afetlerin en büyük katili ve doğal afetle ilgili yaralanmalara en büyük katkıda bulunan faktördür.

Düşük bağıl nem buharlaşmayı artırabildiği ve ısı alışverişini kolaylaştırabildiği için, kişiler aynı sıcaklıktaki yüksek nemden ziyade düşük nemde kendilerini daha rahat hissederler.

Nem, terin buharlaşma yeteneğini olumsuz etkiler.

Isı çarpması, vücudun sıcaklığının hızla artmasıyla oluşur ve bu da ölüme yol açabilir.

Sizde veya tanıdığınız birinde aşağıdaki belirtiler varsa 112'i aramalı veya acil servise gitmelisiniz:

  • Sıcak, kuru cilt, cilt kızarıklığı ve döküntüler
  • Kafa karışıklığı, halüsinasyonlar ve yönelim bozukluğu
  • Bilinç kaybı veya tepkisizlik
  • Mide bulantısı veya kusma
  • Nefes almada zorluk
  • Hızlı, güçlü nabız
  • Halsizlik
  • Baş dönmesi
  • Üretkenliği ve odaklanmayı olumsuz etkiler
  • İnsanları daha sinirli ve saldırgan yapar
  • Kalp durması, kalp krizi ve felç riskinin artması
  • Böbrek fonksiyonlarının azalması

ABD, Kanada, Japonya ve Avustralya, işçiler ve halk için aşırı sıcaklıklarda açık hava aktivitelerini düzenlemek amacıyla rutin hava izleme istasyonlarından alınan ölçümleri kullanarak WGBT denklemleri veya ısı stresi tahmin modelleri geliştirdiler.

İklim değişikliğinin sıcak hava dalgalarının sıklığını, yoğunluğunu ve süresini artırması ve bu durumun sıcaklıkla ilişkili sağlık sorunlarını daha da kötüleştirmektedir.

WBGT değerlerinin yüksek olduğu günlerde hastanelerde acil servis başvuru sayısı ve ölümler günlük olarak raporlanmalı ve çözüm yolları ortaya konmalıdır.

Japonya’da yapılan bir çalışmada WBGT ile ölüm sayısı arasında güçlü ilişki olduğu tespit edilmiştir. 

WBGT, Japonya'daki en güvenilir ısı stresi endekslerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Yazın öğle vaktindeki güneş radyasyonu hava sıcaklığını >5 °C artırabilir.

Yaşlılar, obeziteler, düşük kilolular, bekler ve küçük çocuklar sıcak çarpmasına karşı daha hassastır, bu nedenle lütfen daha dikkatli olunmalı ve çevrenizdekilerin de onlarla konuşması sağlanmalı.

WBGT’nin yüksek olduğu günlerde düşük kilolu hastalarda ölüm oranları genellikle yüksektir.

Gözlem süresi boyunca aynı WBGT kategorisindeki toplam ölümlere göre her kısa süreli yerel WBGT'deki ölüm oranı Şekil 2’de verilmiştir. 
 

Şekil 2. Her kısa süreli yerel WBGT'deki ölüm oranını (her prefektörlük için hastaneye yatış gününde günlük maksimum WBGT'yi temsil eder) göstermektedir
Şekil 2. Her kısa süreli yerel WBGT'deki ölüm oranını (her prefektörlük için hastaneye yatış gününde günlük maksimum WBGT'yi temsil eder) göstermektedir

 

Şehirler ek sıcaklık üretiyor, ısı stresini artırıyor ve buda sıcak dönemlerde ölüm oranlarını artırabiliyor.

2025 Haziran’da İspanya'da 4, Fransa'da 2 ve İtalya'da 2 kişi sıcaklardan öldü. 

WBGT değerlerinin yüksek olduğu saat 11.00 ila 16.00 arasında açık havada dolaşılmamalı ve açık havada, yani güneş altında çalışılmamalı. 

Daha yüksek WBGT değerleri daha yüksek seviyede ısı stresi ve dolayısıyla uzun süreli açık hava aktiviteleri sırasında ısıyla ilişkili hastalıklar geliştirme riskinin daha yüksek olduğunu gösterir.

Aşırı sıcak dönemlerde bebekler, çocuklar ve evcil hayvanlar asla park halindeki araçta bırakılmamalı. Özellikle uzun mesafelerde evcil hayvanlarla seyahat edilmemeli.

Metro, otobüsler, minibüsler ve servis araçları gibi tüm toplu taşıma araçları ve taksiler aktif halde çalışırken soğutma klima sistemleri ortalama 24-26 derece sıcaklıkta çalışmalı.

Güneşe bakan odaların pencereleri ve perdeleri kapalı olmalı. Evler akşam, gece veya sabahın erken saatlerde havalandırılmalı.

Belediyeler ihtiyaç sahipleri için soğutma merkezleri açmalı ve nerelerde olduğunu ve insanları nasıl faydalanabileceğini internetten paylaşmalı.

Özellikle ihtiyaç sahipleri için 24 saat açık olmalı.

Veya kütüphaneler, camiler ve AVM’ler soğutma merkezleri olarak kullanılabilir. 

Belediyeler insan trafiğinin yoğun olduğu yerlerde soğutma sisi (buğu) sistemi kurmalı.

Bu sisler saat 11.00 ila 15.00 arası çalıştırmalı. Soğutma sisleri (buğuları) WBTG’i 2-3 oC düşürür. 
 

Resim 1. Soğutma sisleri (buğuları)
Resim 1. Soğutma sisleri (buğuları)

 

Yaya geçitleri, meydanlar ve otobüs durakları gibi yoğun insan trafiğe sahip alanlara gölgelikler yapılmalı.

Haziran-eylül ayları arasında yetkililer kimsesiz ve yalnız yaşayan yaşlılar haftada iki kez ziyaret edilmeli ve ihtiyaçları giderilmeli. 

Çatılar beyaza boyanarak evlerin serin kalması sağlanmakta ve kızıl ötesi ışınlar yansıtılmaktadır. 
 

Resim 2. Beyaza boyanan çatılar
Resim 2. Beyaza boyanan çatılar

 

Çatıları boyalama sonrası iç mekan sıcaklığı 3 ila 4 derece düşer. 

Yoksul insanların çatıları ücretsiz olarak beyaza boyanmalı.

WBGT’nin yüksek olduğu yaz günlerinde dışarıda mutlaka şemsiye ve şapka kullanılmalı. 
 

Şekil 3. Doğrudan güneş ışığına maruz kalmaya kıyasla şemsiye kullanımıyla WBGT 1 ila 3℃ azalır
Şekil 3. Doğrudan güneş ışığına maruz kalmaya kıyasla şemsiye kullanımıyla WBGT 1 ila 3℃ azalır

 

Siyah, lacivert ve orman yeşili gibi koyu renkli giysiler, açık renkli giysilere kıyasla UV ışınlarını daha fazla emer. Açık renk giyinin serin kalınız.

Beyaz ve açık renk üzerine gelen ışığın tüm spektrumlarını yansıtır, soğurmaz (emmez). Koyu yeşil ve siyah renk ise tüm spektrumları emer, soğurur (emer). 

Güneş ışığını inceleyen araştırmacılar, siyah rengin değil koyu yeşil rengin en fazla kızılötesini, %87 oranında emdiğini buldular.

Siyah, kendisine çarpan kızılötesinin %86'sını emerken, beyaz %63 oranında en az emici olduğunu kanıtladı.
 

Şekil 4. Sıcak yaz mevsiminde renk tavsiyeleri: Beyaz, sarı, gri
Şekil 4. Sıcak yaz mevsiminde renk tavsiyeleri: Beyaz, sarı, gri

 

Yaz ayları beyaz gömlek ile siyah gömlek arasında yaklaşık 20 santigrat derece yüzey sıcaklığı farkı olduğunu göstermektedir.

Açık renk giyinin serin kalın. Şemsiye kullanın güneş çarpmasın.

Şemsiye daha fazla güneş radyasyonunu engellediğinden, ter miktarı şapka kullanımına kıyasla yaklaşık %20 azaltır.

Japonya, sıcak çarpmasına karşı önlem almayan işletmelere karşı sert önlemler almaktadır.

Japonya’da yeni kural, WBGT endeksi 28 olan veya atmosfer sıcaklığı 31 santigrat derece olan bir ortamda bir saatten fazla veya bir gün içinde toplam dört saat veya daha fazla çalışan kişileri kapsayacaktır.

28 °C'nin üzerindeki WBGT'ye maruz kalmak, terlemenin vücudu soğutma etkinliğini azaltırken, 31 °C'nin üzerindeki WBGT'ye maruz kalmak, özellikle daha savunmasız bireyler için ölümcül olabilir.

Türkiye dışarda çalışmak için WBGT kurallarını yayınlamalı ve günlük olarak WBGT değerleri haritalanmalı.

Sendikalar, sağlık profesyonelleri, çevre grupları, yasama organları ve ülke çapında diğerleri, WBGT standartları ve haritalanması için baskı yapmalı. 


Sığır konfor indeksi

Isı stresi, ineklerin çevreye verebileceklerinden daha fazla ısı ürettiklerinde ortaya çıkar.

Sıcak hava dalgaları son 10 yılda daha sık görülen bir olgu haline geldi ve bu da besi çiftliği sığırları için zorlu bir ortam yaratıyor.

Sığırları çevreleyen mikro iklim, hayvanların sağlığı, üretkenlik seviyesi ve hayatta kalması üzerinde güçlü bir etkisi vardır.

Yazın sıcak ve nemli günler de hayvanlarda ısı stresine yol açar. İşte tam bu noktada sığır konfor endeksi işe yarar.

Sığır konfor endeksi ilk olarak 2010 yılında Nebraska Üniversitesi'ndeki hayvan bilimcileri tarafından kapsamlı iklim endeksi olarak geliştirildi ve tanıtıldı.

Hava sıcaklığını, bağıl nemi, rüzgar hızını ve güneş radyasyonunu ölçer.
 

Tablo 3. Sığır konfor indeksi
Tablo 3. Sığır konfor indeksi

 

Hayvancılıkta sıcaklık, üretimin azalmasına, gebe kalma oranlarının düşmesine, kilo kaybına ve hatta ölüme yol açabilir. Sığır konfor ölçeği hem yaz hem de kış koşullarını içerir.

Ölçekte, -9,5°C ila 29,5°C arasındaki bir sığır konforu konforlu olarak kabul edilir.

Bu aralığın altındaki veya üstündeki her şey, hayvancılığın risk altında olabileceği anlamına gelir.

30°C ila 40,5° C arasındaki bir sığır konfor endeksi, gebe kalma oranlarının azalmasına ve üretimin azalmasına yol açabilir.

40,5°C'den yüksek bir değer, bazen sürünün %5'ini aşacak şekilde ölüme yol açabilir.

Sığır konfor indeksi her 5 dakikada bir güncellenmelidir. Günlük olarak yayınlanmalı.

Daha yüksek verimli inekler, enerji kullanımları daha fazla olduğu için daha fazla vücut ısısı oluştururlar.

Günde 18 litre süt veren bir inek, kuru bir ineğe göre dörtte bir oranında daha fazla vücut ısısı üretirken, günde 31 litre süt veren bir inek kuru bir ineğe göre neredeyse 1,5 kat daha fazla ısı üretir.

Isı stresi sütün bileşimini de değiştirebilir, artan THI (sıcaklık-nem indeksi) artıkça protein ve yağ içeriği düşer.
 

Şekil 2. İnek konforu, davranışı ve refahı
Şekil 2. İnek konforu, davranışı ve refahı

 

İnek konforu, dünya çapında süt çiftçiliğinde önemli bir husustur.

İdeal bir mikro iklim sağlamak, süt inekleri için konforlu bir ortam sunabilir ve hayvanların uyum sağlayıp optimum şekilde üretim yapabilmeleri için sağlık durumu ve verimlilikle olumlu bir ilişki sağlamak için esastır.

Böyle bir ortamda, inekler refahları ve genel konforları için önemli olan doğal davranış kalıplarını ifade edebilmelidir.

Hayvan sahipleri hayvanlarının vücut ısısını düşürebilmeleri için yeterli gölgelik alan yapmalı.

Tarım bakanlığı ve MGM ile birlikte Sıfır Konfor İndeksini günlük olarak yayınlamalı ve çiftçilere almaları gereken önlemleri paylaşmalı.


Son söz, aşırı sıcaklardan dolayı yollar ve çelik köprüler genişleyebilir ve yüzeyde bozulmalar ve bükülmeler olabilir, dikkatli araç sürmek gerekir. Ve asfalt yollar eriyebilir. 

Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) verilerine göre, 2000 ile 2019 yılları arasında her yıl yaklaşık 489.000 sıcaklık kaynaklı ölüm meydana geldi.

 

 

Kaynaklar:

https://journals.ametsoc.org/view/journals/apme/63/2/JAMC-D-23-0078.1.xml
https://agupubs.onlinelibrary.wiley.com/doi/full/10.1029/2022GH000701
https://www.washingtonpost.com/opinions/2024/07/15/heat-waves-wet-bulb-temperature-climate-change/
https://www.cdc.gov/heat-health/about/index.html?CDC_AA_refVal=https%3A%2F%2Fwww.cdc.gov%2Fextreme-heat%2Fabout%2Findex.html
https://www.nature.com/articles/s43247-025-02327-9
https://www.wbgt.env.go.jp/en/
https://www.yahoo.com/news/comparing-heat-indices-wet-bulb-133842208.html
https://www.mdpi.com/2076-2615/13/7/1169
https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S2212095525000380 
https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC11947014/
https://neccyusho.mhlw.go.jp/heat_index/

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Prof. Dr. Mustafa Öztürk Independent Türkçe için yazdı
Cumartesi, Temmuz 5, 2025 - 07:45
Main image: 

<p>Kolaj:&nbsp;Independent Türkçe</p>

related nodes: 
Ölümcül ıslak termometre sıcaklığı
Hissedilen sıcaklık alarmı
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Islak Ampul Küre Sıcaklığı (WBGT) ve ölüm riskleri
copyright Independentturkish: 

Bölgedeki yangından kim kurtulacak?

12 günlük savaşta İran ve İsrail'in kaybettiği stratejik ilkeler ve taktik kazanımlar neler?

Bu, üzerine tekrar tekrar dönülmesi gereken bir mesele.

Zira yaşananlar hafife alınacak cinsten değil.

Etkileri halen sürmekte ve sürecek.

İşte bu nedenle konuya yeniden dönüyoruz.


İsrail'den başlayalım.

İsrail'in tarihî lideri Ben Gurion, İsrail halkına ve siyasetçilerine şu öğüdü vermişti:

Savaş, İsrail topraklarında değil, düşman topraklarında verilmelidir.


Ancak 12 günlük savaşta İsrail şehirleri İran'a ait yüzlerce füze ve insansız hava aracıyla (İHA) hedef alındı.

Bugün İsrail iç cephesi -Şarku'l Avsat'taki kapsamlı bir haberde belirtildiği üzere- kurulduğundan bu yana alışık olmadığı bir şekilde sarsılmış durumda.

Bu durum, İsrail'in bölgesel güvenlik stratejisi açısından en belirgin kayıplardan biri.

Bu imajın yeniden inşası ise karmaşık ve maliyetli olacak.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

İran cephesine gelince -ki burada söz konusu olan, devrim sonrası İran ve onun ihraç ettiği devrim anlayışıdır- İran Dini Lideri Ali Hamaney, ileri savunma stratejisini benimsemişti.

Buna göre savaş, İran topraklarından uzakta, Şii -ve hatta bazen Sünni- müttefikler aracılığıyla yürütülecekti.

Ancak bu savaşta İran'ın merkezi de saldırılardan nasibini aldı.

Örneğin Fordo Nükleer Tesisi vuruldu, ayrıca İran'ın üst düzey askerî ve nükleer bilim insanları suikasta uğradı.

Yani İran topraklarının derinliklerinde ciddi kayıplar yaşandı.

Bahsi geçen haberde dikkatimi çeken bir nakil yer aldı:

İran Genelkurmay Başkanlığı operasyonlar komutanı ve 12 günlük savaş sırasında İsrail tarafından öldürülen General Gulam Ali Reşid'in aktardığına göre, eski Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani, İran Genelkurmay Başkanı'na şunları söylemişti:

Ben sizin için İran dışında altı ordu kurdum. Bin 500 kilometre uzunluğunda ve bin kilometre genişliğinde bir koridor inşa ettim ki bu koridor doğrudan Akdeniz'e ulaşır. Herhangi bir düşman, İran İslam Cumhuriyeti ile savaşmak isterse, bu altı orduyu geçmek zorunda kalır. Bu ise kesinlikle mümkün değildir.


Ancak İran'ın modern Rüstem'i olan Kasım Süleymani'nin bu düzeni, İran ile İsrail'in doğrudan ve çıplak bedenle savaştığı bu çatışmada çöktü.

Bu kez vekil güçler kullanılmadı, hatta vekil güçler savaş meydanından daha önce çekildi.


Peki, Ortadoğu bu 12 günlük savaşın ardından ortaya çıkan sonuçlarla nasıl baş edecek?

Bu gelişmeler, bölgesel güç dengesi açısından Humeynici İran ile Netanyahu'nun İsrail'i arasında nasıl yansımalar doğuracak?

Araplar ve Türkiye açısından, bu iki büyük düşmanın çatışmasından doğabilecek fırsatlar neler?

Kanaatimce, cesaretten önce gelen basiret ve feraset sahibi kimseler -yani hikmet ehli yöneticiler- bu günlerde ve önümüzdeki dönemde bu meseleleri derinlemesine düşünüp değerlendirecek.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Şarku'l Avsat

"Bu kez vekil güçler kullanılmadı, hatta vekil güçler savaş meydanından daha önce çekildi"
Cumartesi, Temmuz 5, 2025 - 07:45
Main image: 

<p>Fotoğraf:&nbsp;Avash Media</p>

related nodes: 
İsrail Savunma Bakanı: İran'ın bizi tehdit etmek için geri dönememesini sağlayacak bir plan hazırlıyoruz
İran: Yeni bir savaşa hazırlık ve ertelenen müzakereleri bekleyiş
İran ve konum ile rol arasındaki ikilem
Type: 
SEO Title: 
Bölgedeki yangından kim kurtulacak?
copyright Independentturkish: 

İran ve konum ile rol arasındaki ikilem

Arap ve Müslüman gözlemciler ve belki de Ruslar ve Çinliler, İran'a yönelik İsrail-ABD saldırılarından sonra İran'ın tutumu karşısında şaşkınlık içindeler.

İran'ın zafer iddialarına rağmen ABD ile müzakere etmekte acele etmesi, aynı zamanda Rusya ve Çin'e elini daha da uzatması ve saldırganlık karşısında coşkulu bir destek gösteren Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri, Türkiye ve Pakistan ile yeni ve olumlu ilişkiler başlatması bekleniyordu.

İran şu anda çok sakin görünüyor ve iç ve dış hareketleri, içinde bulunduğu tehlikeli durumla yüzleşmek için gerekenden çok daha yavaş.

Kendisine karşı yürütülen savaşın nükleer silahlar olsun ya da olmasın devam edeceğini (haklı olarak) beklese bile, bu, korkunç şoktan sonraki günlerde içinde bulunduğu hareketsizlik halini haklı çıkarmaz.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

İran çağlar boyunca konumu ve rolü arasında sıkışıp kaldı.

İslam öncesi geniş imparatorluğun uzak ama canlı hatıralarına ilave olarak, İran platosunu birleştiren güçlü bir otorite ona hükmettiğinde bu devasa beden daralıyor ve kendini sıkışmış hissediyor.

İskender, Romalılar, Bizanslılar ve Araplardan sonra yüzyıllar boyunca Osmanlılar, Ruslar, İngilizler ve hatta Afganlar da dahil olmak üzere büyük imparatorluklar çevresine hâkim oldu.

Ancak Safevilerin 16'ncı yüzyılın başlarında devasa İran platosunu yeniden birleştirmesinden bu yana, Hürmüz Boğazı'nı çevreleyen geniş toprakları ve ötesini de eklersek, bu birleşim 3 veya 4 tarafına genişleme hırsını ifade ediyor.

16'ncı yüzyıl ve sonrasında İran üç bütünlük elde etti: Coğrafya, Fars etnik kökeni ve Şiilik.

Bu nedenle, 18'inci yüzyıldan beri Alman ve İngiliz teorisyenler kristalleşen bir İran milliyetçiliğinden söz ediyorlardı.

1960'lar ve 1970'lerde, Soğuk Savaş'a rağmen ya da Soğuk Savaş nedeniyle, Şah Muhammed Rıza Pehlevi'nin çevreye yönelik hareketleri ve politikaları, Soğuk Savaş'ın süper gücü ve İran'ın müttefiki olan ABD'nin Türkiye'yi ve ardından İsrail'i tercih etmesine neden oldu.

Bunun İran'ın bağımsızlık çabasından kaynaklandığı söyleniyor.

Bu arada Türkiye, Birleşik Krallık'ın liderlik ettiği ve İran ile Türkiye'nin de dahil olduğu CENTO ittifakının başarısız olmasının ardından NATO'ya girdi ve Sovyetler Birliği'ne karşı durdu.

1979 yılında İran'da gerçekleşen İslam Devrimi, İran'ın hırslarına baskın bir ideolojik boyut kattı: "Siyasi Şiilik".

Bu boyut, 1970'lerde İslam öncesi efsanevi emperyal milliyetçi boyutu (İran İmparatorluğu'nun kuruluşundan bu yana geçen 2 bin 500 yıl) kutlayan Şah döneminde etkili bir rol oynamamıştı.

İran'ın 1980 devrim anayasası, devrimin mazlumların lehine ve ABD emperyalizmine karşı ihraç edilmesini öngörüyordu.

40 yıl boyunca abartılı bir şekilde (ama yanlış değil) Saddam Hüseyin 1980'de İran'a karşı büyük savaşını başlattığında biz Araplara kötülük ettiğini, çünkü bu büyük devrimci enerjiyi İran'ın batısındaki Arap vilayetlerine yönelttiğini yazdım.

O zamanlar takdir etmediğim şey, ABD tarafından yönetilen ve halen devam eden "uluslar oyununun" derinliği ve Cemal Abdunnasır'ın yerine Arap milliyetçiliği adına karizmatik lider olan Saddam Hüseyin'in de Irak'ın konumu ve rolü arasında sıkışmış olduğuydu!

Karizmatik bir lidere sahip devrimci İran da her yöne hareket etti, coğrafyasının batı tarafını en kolay ve en nüfuz edilebilir buldu.

Suriye, Lübnan ve Yemen'e nüfuz etmeye başladı... Her zaman iki ideolojiyi ya da stratejik ve mezhepsel hırsları birbirine bağlayan İran, din adamları tarafından yönetiliyor.
 

ShapeCreated with Sketch. Fotoğraflarla dünyadan haberler

Hepsini göster 30

Fotoğraflarla dünyadan haberler

  • 1/30

    3 Temmuz 2025 - Yerli turistler ülkenin doğu kıyısında yer alan devasa tatil köyü Wonsan Kalma'nda. Kuzey Kore lideri Kim Jong-un'un gözde projelerinden biri olan tesisin bu ay içinde Rus misafirlerini ağırlaması bekleniyor. Kim, Birleşmiş Milletler'in 2017'de ülkesinin kömür ve tekstil dahil tüm ana ihracatını yasaklayan ağır yaptırımlar uygulamasının ardından turizmi teşvik etmeye başlamıştı. Yaptırımlar, Kuzey Kore'yi nükleer ve füze programlarını finanse etmek için döviz kazanma araçlarından mahrum bırakmak üzere tasarlanmıştı. Ancak Kim'in şiddetle ihtiyaç duyduğu yeni bir döviz kaynağı olarak gördüğü turizmi etkilemediler. (Kim Won Jin/AFP)
  • 2/30

    2 Temmuz 2025 - İspanya'nın Segerra bölgesinde orman yangınları etkili oluyor. Avrupa'yı etkisi altına alan ve İsviçre'deki bir elektrik santralindeki nükleer reaktörün kapanmasına neden olan sıcak hava dalgası nedeniyle İspanya'da orman yangınları iki kişinin ölümüne neden olurken Fransa'da da iki kişi hayatını kaybetti. Bugün yine kavurucu sıcaklıklar yaşanırken İspanyol yetkililer Katalonya'da bir gün önce çıkan orman yangınında iki kişinin öldüğünü, Fransa Enerji Bakanı ise sıcak hava dalgasıyla doğrudan bağlantılı iki ölüm vakası yaşandığını ve 300 kişinin de hastaneye kaldırıldığını açıkladı. İtalya'da da aşırı sıcaklar nedeniyle 18 şehir için kırmızı alarm verildi. Yetkililer, İspanya'nın Katalonya bölgesindeki Torrefeta'da çıkan yangının birkaç çiftliği yok ettiğini ve yaklaşık 40 km boyunca uzanan bir alanı etkilediğini söyledi. Daha fazla rüzgar ve gök gürültülü fırtına beklenmesine rağmen yangın büyük ölçüde kontrol altına alındı (AP)
  • 3/30

    1 Temmuz 2025 - Tayland Anayasa Mahkemesi, eski Kamboçya lideri Hun Sen ile telefon görüşmeleri gerçekleştirdiğinin ortaya çıkmasının ardından Başbakan Paetongtarn Shinawatra'yı görevden uzaklaştırdı. Anayasa Mahkemesi'nde yapılan oylamada Shinawatra'nın görevden uzaklaştırılması kararı 2'ye karşı 7 oyla kabul edildi. Ülkenin en genç lideri ve ikinci kadın Başbakanı olan 38 yaşındaki Shinawatra'nın savunmasını 15 gün içinde yapması gerekiyor. Shinawatra'nın görevden uzaklaştırılmasının ardından ülkeyi Başbakan Yardımcısı Suriya Jungrungruangkit yönetecek. (Lilian Suwanrumpha/AFP)
  • 4/30

    30 Haziran 2025 - 200 bin müzikseveri ağırlayan Glastonbury Festivali'nin bitmesiyle alanda büyük bir temizlik operasyonu başlatıldı. Festivalin temizlik ekibi, festival katılımcıları evlerine doğru yola çıkmaya başladığında, kağıt bardaklar ve yiyecek kapları da dahil binlerce çöpü toplamaya başladı. Temizlik görevlileri taşan çöp kutuları, kamp sandalyeleri ve şişme yataklar gibi büyük eşyaların yanı sıra sandaletler, parmak arası terlikler ve alışveriş torbalarıyla da boğuşuyor. Glastonbury 2026'da geri dönmeyecek, çünkü festival bir sonraki etkinlik 2027'de gerçekleşmeden önce zeminin toparlanmasına zaman tanımak için nadasa giriyor. Festivalde sahne alan İngiliz punk rap grubu Bob Vylan'ın "Özgür Filistin" ve "İsrail ordusuna ölüm" sloganları atıp kalabalığın da sloganlara eşlik etmesi medyada büyük yankı uyandırdı. BBC, Bob Vylan'ın ifadelerini "derin şekilde rahatsız edici" diye nitelendirerek performansın yeniden yayımlanmayacağını bildirdi. (Oli Scarff/AFP)
  • 5/30

    29 Haziran 2025 - Formula 1'de 2025 Avusturya Grand Prix'sinin kazananı Lando Norris oldu. Spielberg kentindeki 4,32 kilometrelik Red Bull Ring Pisti'nde yapılan yarışa pole pozisyonunda başlayan McLaren pilotu Lando Norris, damalı bayrağı ilk sırada gördü. Norris'in takım arkadaşı Oscar Piastri ikinci olurken, Ferrari'den Charles Leclerc podyumun son basamağında yer aldı. Formula 1'de sezonun bir sonraki yarışına Büyük Britanya'daki Silverstone pisti ev sahipliği yapacak. (Leonhard Foeger/AFP)
  • 6/30

    28 Haziran 2025 - İran'ın başkenti Tahran'da, İsrail saldırıları sonucu öldürülen İranlı askeri komutanlar ve bilim insanları için düzenlenen cenaze töreni sırasında hayatını kaybedenlerin fotoğrafları Enghelab Meydanı'nda sergileniyor. İran, İsrail'le 12 gün süren çatışmalarda öldürülen 60 kişi için bugün cenaze töreni düzenlendi. Onbinlerce kişinin katıldığı törende son yolculuğuna uğurlananlar arasında saldırıların başladığı 13 Haziran'da öldürülen İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri, Devrim Muhafızları Başkomutanı Hüseyin Selami ve ülkenin önde gelen nükleer bilim insanı Muhammed Mehdi Tehrançi de vardı. İranlı yetkililer çatışmalar boyunca İran'da toplam 627 kişinin öldüğünü açıkladı. İsrailli yetkililerse İran'ın füze saldırılarının ardından İsrail'de 28 kişinin öldüğünü söyledi (Atta Kenare / AFP)
  • 7/30

    27 Haziran 2025 - Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye'de yer alan acil müdahale ekipleri, UNRWA'ya ait bir okulda İsrail saldırısı nedeniyle çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. İsrail'in bugün gerçekleştiği saldırılarda 62 Filistinlinin hayatını kaybettiği bildirildi. Gazze'nin sivil savunma ajansı, öldürülen kişilerin 10'unun insani yardım beklediğini aktardı. Bölgedeki yetkililer mayıs sonundan beri en az 500 kişinin yardım merkezlerinin yakınında öldürüldüğünü ifade ediyor (Bashar Taleb / AFP)
  • 8/30

    26 Haziran 2025 - Kuzey Kore gelecek hafta lider Kim Jong-un'un ülkenin turizm sektörünü geliştirme yolunda "ilk adım" olmasını umduğu doğu kıyısında bir sahil tesisi açacak. Devlet medyasına göre, sahilin 4 kilometrelik bir bölümünü kapsayan Wonsan-Kalma kıyı turizm bölgesi, oteller, restoranlar, alışveriş merkezleri ve su parkından oluşuyor. Bölgede inşaat 2018'de başladı ancak hem inşaat sorunları hem de Kovid-19 pandemisi nedeniyle gecikti. Kore Merkezi Haber Ajansı'nın (KCNA) bildirdiğine göre, yılda yaklaşık 20 bin misafir ağırlayabilecek bölge, ilk yerli ziyaretçilerini salı günü kabul edecek. Uluslararası turistlerin bölgeye ne zaman gelebileceğiyse bilinmiyor. Tesisin büyük açılışında Kim'e eşi Ri Sol-ju ve varisi olduğu varsayılan kızları Kim Ju-ae eşlik etti. (AFP/KCNA/KNS)
  • 9/30

    25 Haziran 2025 - Kenya'nın başkenti Nairobi'de eylemciler, parlamentonun basılmasının birinci yıldönümü münasebetiyle düzenlenen protestoda güvenlik güçlerinin müdahalesine maruz kaldı. Binlerce protestocu, devlet destekli çeteler ve polis şiddetiyle karşılaşacakları korkusuna rağmen, hükümet aleyhine gösterilerin zirveye ulaştığı parlamento baskınından bu yana geçen bir yılı kutlamak üzere çarşamba günü sokaklara çıktı. Geçen yıl vergi artışları ve genç Kenyalıların içinde bulunduğu vahim ekonomik durum nedeniyle haftalarca süren protestolarda en az 60 kişi güvenlik güçleri tarafından öldürülmüştü. Aktivistler ve kurbanların aileleri, parlamentonun işgal edildiği en ölümcül kargaşa gününün üzerinden bir yıl geçmesi münasebetiyle barışçıl gösteriler düzenlenmesi çağrısında bulundu. (Luis Tato/AFP)
  • 10/30

    24 Haziran 2025 - Birleşik Krallık'ın (BK) başkenti Londra'nın merkezindeki Trafalgar Meydanı'nda, İsrail’le iş yapan şirketlere karşı doğrudan eylemler düzenleyen Palestine Action adlı grubun, hükümet tarafından yasaklı örgüt ilan edilmesi yönündeki girişimi protesto edildi. BK İçişleri Bakanı Yvette Cooper, 23 Haziran 2025'te, aktivistlerinin geçen hafta BK'nin en büyük hava üssüne izinsiz girmesinin ardından, Palestine Action adlı kampanya grubunu yasaklayacağını duyurmuştu. Cooper, 20 Haziran'da BK'nin güneyindeki RAF Brize Norton'da iki uçağa yapılan vandalizmin "utanç verici" ve grubun "kabul edilemez suçlara karıştığı uzun bir geçmişi" olduğunu söyledi. Eylemciler, grubun yasaklı örgütler listesine alınmasının protesto hakkının ihlali anlamına geleceğini savunarak, "Palestine Action, bizi gururlandır; bir Elbit fabrikasını daha kapat" ve "İnsanlar işgal altındayken direniş meşrudur" sloganları attı. (Henry Nicholls/AFP)
  • 11/30

    23 Haziran 2025 - Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi'yi Moskova'da kabul etti. İki isim, İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarına ilişkin görüşme gerçekleştirdi. Putin ve Erakçi, Kremlin'deki ikili görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi. Putin, görüşmede Erakçi'ye Rusya'nın İran halkına yardım etmeye çalıştığını bildirdi. İsrail ve ABD'nin saldırılarını kınayan Putin, "İran'a yönelik saldırılar, hiçbir gerekçesi olmayan sebepsiz bir saldırganlık" diye konuştu. Görüşmenin basına açık kısmında konuşan Putin, Rusya'yla İran’ın güvenilir ilişkilere sahip olduğuna işaret ederek, "İran halkına yardım etmek için çaba gösteriyoruz" ifadesini kullandı. Rusya’nın Ortadoğu’da yaşanan gelişmelere yönelik yaklaşımının bilindiğini anlatan Putin, "Rusya Dışişleri Bakanlığı, yaklaşımımızı açıkça ifade ederken Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde aldığımız pozisyonu biliyorsunuz" diye konuştu. (Alexander Kazakov/AFP)
  • 12/30

    22 Haziran 2025 - Ducati Lenovo Takımı'nın İspanyol sürücüsü Marc Marquez, takım arkadaşı İtalyan Francesco Bagnaia'nın önünde ve bu ikiliyi BK8 Gresini Racing'in yıldızı, Marquez'in kardeşi Alex Marquez takip ediyor. İtalya'nın Mugello pistinde düzenlenen MotoGP İtalya Grand Prix'sini şampiyonanın lideri Marc Marquez kazanırken, Alex Marquez ikinci ve Fabio Di Giannantonio üçüncü oldu. Bu sonuçla Marc Marquez sürücüler şampiyonasında puanını 270'e çıkardı. Onu 240 puanla Alex Marquez ve 160 puanla Bagnaia takip ediyor. (Tiziana Fabi/AFP)
  • 13/30

    21 Haziran 2025 - Roma'da düzenlenen "Stop Rearm Europe" (Avrupa'nın Yeniden Silahlanmasına Son) yürüyüşüne katılan göstericiler, Kolezyum'un önünden geçiyor. Avrupa Birliği'nin 800 milyar euroluk savunma planına karşı harekete geçen Stop Rearm Europe, silahlara daha fazla para harcanmaması çağrısı yapıyor. Bugün savaş ve soykırım karşıtı protestocılar, 300'den fazla ağ, sosyal örgüt, sendika, ulusal ve yerel siyasi oluşumun desteğiyle Roma'da düzenlenen eyleme katıldı. (Andrew Medichini/AP)
  • 14/30

    20 Haziran 2025 - Çin'in Jinshan bölgesindeki yeni Legoland Şanghay Resort'ta insanlar lunapark trenine biniyor. Şanghay'da yer alan dünyanın en büyük Legoland'i, bugün halkın denemesi için faaliyetlerine başladı. Aynı zamanda Çin'deki ilk Legoland olan tesis, Ninjago, Lego Friends ve Monkie Kid gibi temalara sahip 8 bölüm içeriyor. En ilgi çekici ziyaret yerleri arasında, Şanghay sahilinin ve Lujiazui finans bölgesinin gökdelenlerinin renkli plastik tuğlalardan inşa edilen minyatür kopyalarının olması bekleniyor. Legoland Şanghay Resort, 5 Temmuz'da resmen açılacak. (Hector RETAMAL / AFP)
  • 15/30

    19 Haziran 2025 - Tel Aviv yakınlarında İsrail acil servis ekipleri, İran'ın füze saldırısı yaptığı bölgede çalışıyor. Yetkililer, İran'ın "onlarca" füze saldırısı sırasında İsrail'in güneyindeki bir hastanenin vurulduğunu, Tel Aviv bölgesindeki acil servis ekiplerinin de başka bir saldırı olduğunu bildirdiğini söyledi. İran, İsrail'in saldırıları sonrası başlayan çatışmanın yedinci gününde üç farklı bölgeyi vurdu. Tahran'ın füze saldırısında bir hastane de zarar gördü. İran, Berşeba'da bulunan Soroka Hastanesi'ni hedef almadığını savunuyor. Tel Aviv yakınlarındaki Holon ve Ramat Gan da isabet aldı. Tahran, hastane yakınındaki bir İsrail ordu üssünün hedef alındığını, hastanenin şok dalgasından etkilendiğini iddia etti. İsrail yönetimiyse saldırıda hastanenin doğrudan hedef seçildiğini öne sürdü. (Gil Cohen-Magen/AFP)
  • 16/30

    18 Haziran 2025 - İran'la İsrail arasındaki savaş, 6. gününde de devam ediyor. İsrail ordusu, İran’dan İsrail topraklarına doğru füze atışları gerçekleştirildiğini bildirdi. İsrail ordusu tarafından yapılan yazılı açıklamada, hava savunma sistemlerinin devreye girdiği kaydedildi. Halkın en kısa sürede sığınaklara geçmesi ve ikinci bir duyuruya kadar bu alanları terk etmemesi istendi. Bunun ardından İsrail’de bir çok noktada sirenler çaldı. (Atta Kenare/AFP)
  • 17/30

    17 Haziran 2025 - Endonezya'nın Doğu Nusa Tenggara bölgesindeki Lewotobi Laki‑Laki yanardağı güçlü bir patlama gerçekleştirdi. Kül ve toz sütunu yaklaşık 11 km'ye kadar yükseldi. Yetkililer alarm seviyesini en yükseğe çıkardı, tehlike bölgesini krater çevresinde 8 kilometreye kadar genişletti. Uçuşlara "kırmızı" hava trafiği uyarısı verildi, bölge halkı ve turistler maskeyle korunmaya çağırıldı. Lewotobi Laki-laki'nin son patlaması mayıs ayında gerçekleşmiş ve yetkililer o zaman da seviyeyi en şiddetli seviyeye çıkarmıştı. Endonezya, çok sayıda tektonik plakanın üzerinde yüksek sismik aktivitenin görüldüğü "Pasifik Ateş Çemberi" üzerinde yer alıyor. (AFP)
  • 18/30

    16 Haziran 2025 - Fransa'nın kuzeyindeki Gravelines sahilinde göçmenler, Manş Denizi'ni geçmek için kaçakçıların teknesine binmek üzere suda yürüyor. Güneş yeni doğuyordu ancak Gravelines sahilinde düzinelerce göçmen, neredeyse aynı sayıda polis memurunun gözetiminde sahil boyunca yürüyordu. Bazıları İngiltere'ye giden bota binmeyi başardı, geride hayal kırıklığına uğramış, bitkin insanlar kaldı. Birleşik Krallık'ın geçen hafta açıkladığı rakamlara göre bu yıl adaya varma amacıyla Manş Denizi'ni 16 binden fazla kişi geçti. İçişleri Bakanlığı sözcüsü, "Hepimiz, hayatları tehdit eden ve sınır güvenliğimizi zedeleyen tehlikeli küçük tekne geçişlerini sona erdirmek istiyoruz." diye konuştu (Sameer Al-Doumy/AFP)
  • 19/30

    15 Haziran 2025 - İsrail'le İran arasındaki füze savaşında üçüncü gün yaşanırken geceden bu yana karşılıklı saldırılar sürüyor. İran’ın başkenti Tahran’daki Emniyet Müdürlüğü binası, İsrail istihbarat servisi Mossad’a ait saldırı drone'larıyla vuruldu. Saldırıda hafif hasar meydana gelirken, çok sayıda polis memuru yaralandı. Öte yandan Tahran'ın merkezinde, bakanlıkların yer aldığı caddede şiddetli bir patlama yaşandı. Dışişleri Bakanlığı'na çok yakın bir noktada meydana gelen patlama sonrası büyük yıkım meydana geldi. İranlı kaynaklar, İsrail Hava Kuvvetleri'nin Tahran'a yönelik saldırılarına paralel olarak, "Mossad ajanlarının" Tahran'ın çeşitli yerlerine önceden yerleştirilmiş bombaları uzaktan patlattığını ileri sürdü. İran medyası, 3 gün içinde gerçekleştirilen saldırılarda can kaybının 128'e yükseldiği bildirdi. (Atta Kenare/AFP)
  • 20/30

    14 Haziran 2025 - 12 Haziran'dan beri internet ve sabit telefon hatlarının kesik olduğu Gazze'de Filistinliler internet sinyali yakalamak için telefonlarını havaya kaldırıyor. BM Genel Sekreter Sözcü Yardımcısı Stephanie Tremblay cuma günü düzenlediği basın toplantısında İsrail ordusunun Gazzelilere sosyal medyadan seslenerek belirli alanlardan uzaklaşma çağrısı yaptığını hatırlatmış ve "Gazze'deki çoğu kişinin bu duyuruya erişmesinin bir yolu yok" demişti. Tremblay, BM'nin bölgedeki ortaklarının, bu kabloları tamir etmek istediğini ancak nisan ayından yana bu konudaki 20'den fazla talebin İsrail tarafından reddedildiğini vurgulamıştı. (Omar Al-Qattaa/AFP)
  • 21/30

    13 Haziran 2025 - İran'ın başkenti Tahran'ın kuzeyindeki bir apartmanda meydana gelen patlamanın ardından bir itfaiyeci meslektaşlarına sesleniyor. İsrail gece saatlerinde başladığı saldırılarında İran'nın başkentinin yanı sıra Tebriz, Loristan ve Kirmanşah gibi bölgeleri hedef aldı. ABD-İran nükleer müzakerelerinin pazar günü gerçekleşmesi beklenen 6. turu öncesinde yapılan hava saldırılarında İran'ın Natanz nükleer tesisi de vuruldu. İsrail'in "Yükselen Aslan" adını verdiği operasyonda Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Muhammed Bakıri ve Devrim Muhafızları Genel Komutanı Tümgeneral Hüseyin Selami gibi isimlerin yanı sıra ülkenin nükleer çalışmalarda önde gelen 6 bilim insanının da öldüğü aktarıldı. İran medyasına göre saldırılarda 78 kişi hayatını kaybetti. (Vahid Salemi/AP)
  • 22/30

    12 Haziran 2025 - Merkezi Endüstriyel Güvenlik Gücü'nün (CISF) X hesabında paylaşılan bu fotoğraf, Ahmedabad havalimanı yakınlarındaki bir yerleşim bölgesine düşen AN Air India uçağının arka kısmını gösteriyor. Havacılık yetkilileri, havayolu şirketinin "trajik kaza" diye nitelendirdiği olayda, Londra'ya giden Air India 171 numaralı yolcu uçağının Hindistan'ın batısındaki Ahmedabad kentinde 242 yolcuyla birlikte düştüğünü açıkladı. Yolcuların 169’u Hindistan, 53’ü Britanya, yedisi Porkekiz, biriyse Kanada vatandaşıydı. Ahmedabad Polis Komiseri G.S. Malik, faciada 204 kişinin öldüğünü, 41 kişinin yaralandığını söyledi (AFP/Merkezi Endüstriyel Güvenlik Gücü)
  • 23/30

    11 Haziran 2025 - Gazze'deki Nuseyrat mülteci kampında Filistinli bir çocuk yemek sırasında. UNICEF'in küresel sözcüsü James Elder, Gazze'de kıtlığın çok kadar yakın olduğunu ve kıtlık başladığında yardımların ulaşması için çok geç olacağını, bunun sonucunda kitlesel ölümlerin yaşanacağı uyarısında bulundu. Filistin topraklarında yaşananları "korkunç" diye niteleyen Elder, bu kadar çok çocuğun öldürülmesinin artık şoke edici olmaktan çıktığını söylerken, "Artık trajedi içinde yaşamaktan öteye geçtik. Biz de bu trajedinin suç ortağıyız" dedi. Birleşmiş Milletler, İsrail'in 11 haftadır sürdürdüğü abluka nedeniyle Gazze'nin 2,3 milyonluk nüfusunun çoğunun kıtlık riski altında olduğunu ve akut yetersiz beslenme sorunu yaşayan küçük çocukların oranının neredeyse üç katına çıktığını açıkladı. (Eyad Baba/AFP)
  • 24/30

    10 Haziran 2025 - Avusturya'nın güneydoğusundaki Graz kentinde, okulda meydana gelen silahlı saldırıda en az 10 kişinin hayatını kaybettiği okulun yakınındaki geçici anma yerine mumlar bırakıldı. Avusturya Başbakanı Christian Stocker, eski bir öğrencinin gerçekleştirdiği silahlı saldırının ardından üç günlük ulusal yas ilan etti. Graz Belediye Başkanı Elke Kahr, saldırganın da öldüğünü açıkladı. Polis, saldırganın 21 yaşında olduğunu, iki silahla saldırıyı gerçekleştirdiğini ve sonrasında okulun tuvaletinde intihar ettiğini bildirdi. (Georg Hochmuth/AFP)
  • 25/30

    9 Haziran 2025 - İsrail güçlerinin Gazze'ye giden yardım gemisi Madleen'i durdurmasının ardından Aşdod Limanı'nda toplanan protestocular Filistin bayrağı ve pankartlarla eylem yaptı. İsveçli aktivist Greta Thunberg'ün de içinde bulunduğu, Gazze Şeridi'ne yönelik deniz ablukasını kırmaya çalışan yardım gemisi Madleen bugün İsrail tarafından alıkondu. Filistin yanlısı Özgürlük Filosu Koalisyonu tarafından işletilen gemi, Gazze'ye yardım götürerek bölgedeki insani kriz hakkında uluslararası farkındalığı artırmayı amaçlıyordu. İsrail Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada İsrail ordusunun gemiyi alıkoyduğu ve aktivistlerin ülkelerine gönderileceği söylendi. Yolcuların iyi durumda olduğu belirtilirken gemi için "ünlülerin özçekim yatı" ifadeleri kullanıldı. (Maya Levin/AFP)
  • 26/30

    7 Haziran 2025 - Ukrayna'nın Harkiv kentinde Rusya'nın drone saldırısı sonucu binalar hasar gördü. Rusya'nın gece ve sabah saatlerinde Ukrayna'ya düzenlediği saldırılarda üç kişinin hayatını kaybettiği, 21 kişinin de yaralandığı bildirildi. Rus yetkililer de Ukrayna'nın Moskova'ya düzenlediği drone saldırısı sonucu iki kişinin yaralandığını açıkladı. İstanbul'da yapılan son barış müzakeresinde taraflar daha fazla esir takası yapma üzerinde anlaşmıştı. Öte yandan Kremlin'den bugün yapılan açıklamada Kiev'in takası süresiz olarak ertelediği öne sürüldü. Ukrayna ise bu iddiayı yalanlayarak Moskova'ya "kirli oyunlar oynamayı" bırakma çağrısı yaptı. (Vitalii Hnidyi/Reuters)
  • 27/30

    6 Haziran 2025 - Gazze'nin Deir el-Balah bölgesindeki Filistinliler, İsrail bombardımanı sonucu yıkılan bir caminin yıkıntıları yanında bayram namazını kılıyor. Dünya çapındaki Müslümanlar bugün Kurban Bayramı'nı kutlarken, Gazze'de yıkılmış camilerin yanında kılanan namazlar kameralara yansıdı. İsrail ordusunun, Kurban Bayramı'nın ilk gününde Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda 19 Filistinli hayatını kaybetti. Han Yunus'un Batn es-Semin, Kizan en-Neccar, Satr el-Garbi, Ketibe bölgelerinin yanı sıra Refah kentinin doğusundaki bölgelere de yoğun topçu saldırıları düzenlendiği bildirildi. (Abdel Kareem Hana/AP)
  • 28/30

    5 Haziran 2025 - Filipinler'in başkenti Manila'daki Pasig Nehri'ndeki kirlilik, Dünya Çevre Günü'nde drone görüntülerine yansıdı. 1973'ten beri 5 Haziran'ı Dünya Çevre Günü olarak kutlayan Birleşmiş Milletler, bu yıl plastik kirliliğine odaklanmaya karar verdi. BM Çevre Programı'na göre dünya çapında her yıl en az 400 milyon ton plastik üretiliyor ve bunların yüzde 10'undan azı geri dönüştürülüyor. Plastikler ve onların parçalanmasıyla oluşan mikroplastikler doğayı, insan ve hayvan sağlığını tehdit ediyor. Bir kişinin yılda en az 50 binden fazla plastik parçacığı tükettiği tahmin ediliyor. (Eloisa Lopez/Reuters)
  • 29/30

    4 Haziran 2025 - Mısır'da Kurban Bayramı öncesinde Giza'nın kuzeydoğu banliyölerindeki Burkaş deve pazarında çocuklar develerin yanında. Ülkenin dört bir yanından gelen Mısırlılar, kurbanlık deve almak için pazara akın ediyor. Yaklaşık 25 dönümlük alana kurulu pazar, 1995’ten bu yana hem Mısır’ın tek deve pazarı hem de Arap dünyası ve Ortadoğu’nun en büyüğü olma özelliğini taşıyor. Develer hacmine göre fiyatlandırılırken, fiyatlar 30 bin ila 180 bin Mısır lirası (yaklaşık 23 bin TL ila 141 bin TL). Develerin ortalama ağırlıklarınınsa 300 kilogram civarında olduğu belirtiliyor. (Khaled Desouki/AFP)
  • 30/30

    4 Haziran 2025 - Brezilya Milli Takımı antrenörü Carlo Ancelotti, Sao Paulo'da takımı 2026 FIFA Dünya Kupası elemelerine hazırlıyor. Brezilya, 5 Haziran'da Ekvador'la maça çıkacak. 65 yaşındaki tecrübeli teknik direktör, Real Madrid'le üçer Şampiyonlar Ligi, UEFA Süper Kupa ve ikişer FIFA Kulüpler Dünya Kupası, LaLiga, İspanya Kral Kupası ile İspanya Süper Kupa sevinci yaşadı. Brezilya Futbol Federasyonu Başkanı Ednaldo Rodrigues, İtalyan çalıştırıcının takımın başına getirildiği duyurulurken, "Ancelotti'yi Brezilya’nın başına getirmek, yalnızca stratejik bir hamle değil. Bu adımla, podyumun en üst basamağını geri almaya kararlı olduğumuzu tüm dünyaya ilan etmek istiyoruz. O, futbol tarihinin en büyük teknik direktörlerinden biri ve artık gezegenin en iyi milli takımına liderlik edecek. Onunla birlikte Brezilya futbolu için yeni ve görkemli bir dönemi başlatacağız" diye konuşmuştu. (Nelson Almeida/AFP)


İran 1981 yılından itibaren Kudüs Günü’nü kutlamaya başladı.

Biz Araplar, İran'ın Filistin bayrağını göndere çekmesinin gerçek olmadığı, aksine Mısır'ın 1979'da İsrail ile barışı kabul etmesinin de gösterdiği gibi Arapların Filistin'e olan ilgisini küçümsemek için olduğu yanılsamasına kapıldık.

Bir kez daha, İran'ın devrimci politikalarındaki sadece stratejik değil, stratejik ve mezhepsel ikiliğin de farkına varılmalı.

Amerikalılar ve Avrupalılar üçüncü ya da dördüncü kez, 2003-2004 yıllarında İran'ın stratejik hırsının bir parçası olarak nükleer silah üretmek için tam bir programa sahip olduğunu fark ettiler ve İran'ın nükleer dosyasını Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'ndan (UAEA) Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'ne devrettiler!

İran'ın konum ile arzulanan rol arasında sıkışıp kalma zihniyetinden kurtulmak için ABD ile müzakereler ve KİK ülkeleri, Türkiye ve Pakistan ile iş birliği ve entegrasyon (rekabet değil) dahil olmak üzere politikalarında radikal bir değişikliğe ihtiyacı var.

Acaba Tahran, İsrailliler ve Amerikalılar artık İran'a karşı saldırgan stratejiden başka bir şeye sahip olmadıklarından bunu yapacak esnekliğe ve cesarete sahip mi?!.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Şarku'l Avsat

Cumartesi, Temmuz 5, 2025 - 07:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

related nodes: 
İsrail Savunma Bakanı: İran'ın bizi tehdit etmek için geri dönememesini sağlayacak bir plan hazırlıyoruz
İran: Yeni bir savaşa hazırlık ve ertelenen müzakereleri bekleyiş
İranlı aktivist Nergis Muhammedi: “İsrail’in saldırıları demokrasi mücadelesine darbe vurdu”
Type: 
SEO Title: 
İran ve konum ile rol arasındaki ikilem
copyright Independentturkish: 

MHP Lideri Bahçeli, “Terörsüz Türkiye” buluşmaları öncesi kurmaylarıyla buluştu

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, önümüzdeki süreçte hayata geçirilecek “Asırlık Birlik Sonsuz Kardeşlik, Terörsüz Türkiye İçin Milli Birlik ve Dayanışma Buluşmaları” öncesinde partisinin üst düzey yöneticileriyle bir araya geldi.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin sosyal medya hesabından yapılan açıklamaya göre, Bahçeli, ATO Congresium’da düzenlenen akşam yemeğinde başkanlık divanı üyeleri, milletvekilleri ve genel başkan danışmanlarıyla buluştu.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Paylaşımda, “Sayın Genel Başkanımız, MHP’nin Türkiye için geçmişten geleceğe üstlendiği samimi sorumlulukları ve önümüzdeki dönemde yapılacak 'Asırlık Birlik Sonsuz Kardeşlik, Terörsüz Türkiye İçin Milli Birlik ve Dayanışma Buluşmaları' kapsamında düzenlenecek toplantılarla ilgili parti görüşlerini paylaştı” denildi.

Bahçeli’nin, buluşmaların içeriği ve hedefleri konusunda kurmaylarını bilgilendirdiği, partinin birlik ve beraberlik mesajlarını güçlendirmeye yönelik çalışmaların değerlendirildiği aktarıldı.

Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli, başkanlık divanı üyelerimiz, milletvekilimiz ve genel başkan danışmanlarımızla ATO Congresium’da akşam yemeğinde bir araya geldi.

Sayın Genel Başkanımız, MHP’nin, Türkiye için geçmişten geleceğe üstlenmiş olduğu samimi sorumlulukları ile… pic.twitter.com/YiggRTQI0J

— MHP (@MHP_Bilgi) July 4, 2025

Independent Türkçe

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Terörsüz Türkiye İçin Milli Birlik ve Dayanışma Buluşmaları” öncesinde partisinin kurmaylarıyla Ankara’da düzenlenen akşam yemeğinde buluştu
Cumartesi, Temmuz 5, 2025 - 00:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

related nodes: 
MHP lideri Bahçeli: PKK’nın silah bırakma sürecini tamamlaması bir an evvel sağlanmalı
MHP Genel Başkanı Bahçeli: İşte ayaktayız, işte buradayız
Bahçeli: Türk milleti bu tip figüranlara karşıdır
Type: 
SEO Title: 
MHP Lideri Bahçeli, “Terörsüz Türkiye” buluşmaları öncesi kurmaylarıyla buluştu
copyright Independentturkish: 

Kısa haberler

Hamas’tan 60 günlük ateşkes teklifine olumlu yanıt

Gazze’de 60 günlük ateşkes teklifine olumlu yanıt vererek, taraflar arasında nihai müzakerelerin önünü açtı. ABD destekli çerçevede rehine takası ve İsrail'in kademeli çekilmesi gibi adımlar öngörülüyor.

Hamas, Cuma günü yaptığı açıklamayla Gazze’de önerilen 60 günlük ateşkes teklifine "olumlu yanıt" verdiğini duyurdu. Bu gelişme, aylardır süren başarısız girişimlerin ardından çatışmaların durdurulması yönünde önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

Hamas, arabuluculara verdiği yanıtta, teklifin uygulanmasına yönelik mekanizmalar üzerinde müzakereye hazır olduğunu belirtti. İsrail’in daha önce ABD destekli çerçeve anlaşmayı kabul etmesi, tarafların resmi bir ateşkes anlaşması öncesinde detaylı müzakerelere başlaması anlamına geliyor.


15 Temmuz Şehitler Köprüsü'ne "Free İmamoğlu" pankartı astıkları gerekçesiyle CHP'li altı milletvekili hakkında fezleke hazırlandı

CHP İstanbul Milletvekili Ali Gökçek, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'ne "Free İmamoğlu" pankartı astıkları gerekçesiyle kendisi dahil altı milletvekili hakkında fezleke hazırlandığını açıkladı. Gökçek, "Şeref nişanesi sayarız!" dedi.

Gökçek, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "15 Temmuz Şehitler Köprüsü'ne 'Free İmamoğlu' pankartı astığımız için ben ve milletvekillerimiz Nimet Özdemir, Suat Özçağdaş, Mahmut Tanal, İlhami Özcan Aygun, Ahmet Baran Yazgan hakkında fezleke hazırlanmış. Şeref nişanesi sayarız! Bir değil bin fezleke de hazırlasanız, tehditlerinize, baskılarınıza boyun eğmeyeceğiz! Doğru bildiğimiz gerçekleri her yerde, her zaman söylemeye devam edeceğiz. Yaratmak istediğiniz korku iklimini paramparça edecek, bu ülkeye güneşli güzel yarınları elbirliği ile getireceğiz!" ifadesini kullandı.

Independent Türkçe, Türkiye ve dünyadan güncel haberleri okurları için derledi
Cumartesi, Temmuz 5, 2025 - 00:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: Independent Türkçe</p>

Type: 
SEO Title: 
Kısa haberler
copyright Independentturkish: 

İsrail basınına göre, Trump, Netanyahu'dan Gazze'ye saldırıları "hemen" sona erdirmesini istedi

İsrail'in Kanal 12 televizyonunun haberine göre, Trump, Netanyahu ile dün yaptığı telefon görüşmesinde Gazze'ye saldırıların durdurulmasını talep etti.

Gazze Şeridi'ne yönelik saldırıların sona erdirilmesini isteyen Trump'ın Netanyahu'ya "Bunu bitir." dediği aktarıldı.

Trump'ın, savaşın sona erdirilmesinin İran ve Suudi Arabistan ile müzakerelere yardımcı olacağını açıkça dile getirdiği belirtildi.

Netanyahu'ya İran'a saldırı konusunda da uyarılarda bulunan Trump'ın, İsrail Başbakanı'na İran'a saldırı seçeneğini gündeminden çıkarmasını söylediği ifade edildi.

Ayrıca ABD Başkanı'nın müzakerelerin başarısız olması durumunda "askeri saldırı" seçeneğine de yeşil ışık yakmadığına dikkati çekildi.

Netanyahu, müzakerelerde ilerleme kaydedildiğini açıklamıştı

İsrail Başbakanı Netanyahu, bugün yayınladığı video mesajda, Gazze'de ateşkes ve esir takası anlaşması müzakerelerinde ilerleme kaydedildiğini açıklamıştı.

Netanyahu'nun, konuya ilişkin Savunma Bakanı Yisrael Katz, Stratejik İşler Bakanı Ron Dermer, Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir ve müzakere heyetinden bazı yetkililerin katıldığı bir toplantı yaptığı bildirilmişti.

AA

ABD Başkanı Donald Trump'ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'dan Gazze Şeridi'ne yönelik saldırıları "hemen" sona erdirmesini istediği öne sürüldü
Salı, Haziran 10, 2025 - 22:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

related nodes: 
BM Soruşturma Komisyonu: İsrail Gazze'de ‘soykırım’ yapıyor
İsrail Yemen'deki Hudeyde limanına iki saldırı düzenledi
Type: 
SEO Title: 
İsrail basınına göre, Trump, Netanyahu'dan Gazze'ye saldırıları "hemen" sona erdirmesini istedi
copyright Independentturkish: 

İmamoğlu’ndan Ümit Özdağ için tutukluluğa son verilsin çağrısı

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun, Silivri Cezaevi’nden yönetilen “Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi” isimli sosyal medya hesabından, tutuklu bulunan Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ için dikkat çeken bir açıklama yapıldı.

Mesajda, siyasette adaletin önemine dikkat çekilerek, “Hukuk araç olarak kullanılarak siyaset dizayn edilemez” denildi.

İmamoğlu’nun Aday Ofisi tarafından yapılan paylaşımda şu ifadeler yer aldı:

“Siyasetçiler, siyasi parti liderleri uyduruk gerekçelerle tutuklanıp aylarca hatta yıllarca hapiste tutularak yargılama sürecinin kendisi cezalandırmaya dönüştürülüyor. Siyasetçiler rakiplerini sandıkta yener, uyduruk mahkemelerle değil. Fikirler fikirlerle yarışır, kararı millet verir. Zafer Partisi Genel Başkanı Sayın Ümit Özdağ’ın yarınki duruşmada tutukluğuna son verilmesi ve adli birimler üzerindeki iktidar gölgesinin sökülüp atılması elzemdir. Yargılama sürecinin kasti olarak uzatılması ve tutuklu yargılamanın usul haline gelmesi adaletsizliktir.”

Ümit Özdağ’ın duruşması, yarın saat 10.30’da Silivri Ceza İnfaz Kurumu’ndaki mahkeme salonunda görülecek.

Independent Türkçe

CHP’nin tutuklu Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun Aday Ofisi, yarın hakim karşısına çıkacak Ümit Özdağ’ın serbest bırakılması çağrısında bulundu
Salı, Haziran 10, 2025 - 22:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
İmamoğlu’ndan Ümit Özdağ için tutukluluğa son verilsin çağrısı
copyright Independentturkish: 

Trump: Ulusal muhafızlar tehlike geçene kadar Los Angeles’ta kalacak

ABD Başkanı Donald Trump, Los Angeles’ta devam eden olaylara ilişkin yaptığı açıklamada, Ulusal Muhafızların tehlike tamamen geçene kadar kentte görev yapmayı sürdüreceğini söyledi. Oval Ofis’te İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem’in de katıldığı bir etkinlikte konuşan Trump, bölgedeki gelişmeleri değerlendirdi.

Trump, kent ve eyalet yönetimlerini eleştirerek, "Los Angeles, biz oraya varana kadar kuşatma altındaydı. Polis bu durumu kontrol altına alamıyordu. Polis şefi üç gece önce bunu televizyonda söyledi. Ellerinden geleni yaptılar ama olaylarla baş edemiyorlardı. Eyalet yönetimi Ulusal Muhafızları çağırmadı, en sonunda biz onları gönderdik." ifadelerini kullandı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Görevdeki Ulusal Muhafızların ne zaman ayrılacağı sorusuna yanıt veren Trump, "Artık tehlike kalmayana kadar. Ne zaman tehlike kalmazsa o zaman ayrılırlar." dedi.

Los Angeles’taki şiddeti ben durdurdum

Kentteki olaylara federal müdahalenin etkili olduğunu savunan Trump, "Eğer biz oraya destek göndermiş olmasaydık bugün Los Angeles yakılıp yıkılmış durumda olurdu. Los Angeles’taki şiddeti ben durdurdum." diye konuştu.

Trump ayrıca, ocak ayında yaşanan geniş çaplı yangınlar sırasında eyalet yönetiminin yeterli adım atmadığını öne sürdü. "Suyun gerekli yerlere ulaştırılmasını ben sağladım." diyerek, kendi yönetiminin sorumluluğu üstlendiğini belirtti.

Gösterilerin kısmen sakinleştiğini ifade eden Trump, güvenlik güçlerinin olası şiddet olaylarına karşı hazır durumda kalacağını söyledi.

Trump, 1807 tarihli İsyan Yasası’nı devreye sokup sokmayacağına dair soruya ise şu yanıtı verdi: "Bu tamamen bir isyan olup olmamasına bağlı. Eğer bir isyan varsa o yasayı devreye sokarım."

Göstericileri doğrudan "isyancı" olarak tanımlamayan Trump, Los Angeles’taki protestolara katılanların “satın alınmış suçlular” olduğunu ileri sürdü. "Bunlara belki isyancı demeyebilirsiniz ama kesinlikle çok kötü ve ülkesinden nefret eden insanlar." ifadelerini kullandı.

ICE karşıtı protestolar kapsamında Los Angeles’ta düzenlenen gösterilerde çok sayıda kişi gözaltına alınmış, bazı araçlar ateşe verilmişti. Trump, olaylar üzerine 2 bin Ulusal Muhafız’ı görevlendirdiklerini, ardından 2 bin muhafız ve 700 deniz piyadesinin daha bölgeye sevk edildiğini duyurmuştu.

Independent Türkçe, AA

ABD Başkanı Donald Trump, Los Angeles’taki olaylar kontrol altına alınıncaya kadar Ulusal Muhafızların kentte kalmaya devam edeceğini açıkladı
Salı, Haziran 10, 2025 - 21:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

related nodes: 
Trump, Netanyahu'ya İran'a 'makul bir teklif' yaptığını söyledi
Trump, Musk'la fikir ayrılığına düşmesine rağmen Beyaz Saray'daki Starlink hizmetini kapatmayı düşünmüyor
Trump’ın otel projesi Sırbistan’ı karıştırdı
Type: 
SEO Title: 
Trump: Ulusal muhafızlar tehlike geçene kadar Los Angeles’ta kalacak
copyright Independentturkish: 

HALK TV Yönetim Kurulu Başkanı Mahiroğlu hakkında yakalama kararı

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, Halk TV sahibi Cafer Mahiroğlu hakkında, "ihaleye fesat karıştırmak" suçlamasıyla yakalama kararı çıkarıldı. 

Halk TV sahibi Cafer Mahiroğlu hakkında, Aziz İhsan Aktaş’ın beyanı ve yapılan araştırma işlemleri kapsamında, "ihaleye fesat karıştırmak" suçundan soruşturma başlatıldığı öğrenildi.

Konuya ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsacılığı'ndan alınan bilgide, Başsavcılığın, 2024/236201 soruşturma sayılı dosyasında, "suç örgütü kurmak, yönetmek, ihaleye fesat karıştırmak, rüşvet vermek, mal varlığı değerlerini aklamak, vergi usul kanununa muhalefet etmek" suçlarından hakkında soruşturma yürütülen Aziz İhsan Aktaş’ın alınan beyanı ve yapılan araştırma işlemleri kapsamında, ihale süreçlerine müdahale ettiğine ilişkin tespitlerin yapılması üzerine şüpheli Cafer Mahiroğlu hakkında ihaleye fesat karıştırmak suçundan soruşturma işlemlerine başlanıldığı belirtildi. Bu nedenlerle, yurt dışına çıktığı tespit edilen şüpheli ile ilgili, İstanbul nöbetçi sulh ceza hakimliğince "yakalama emri kararı verildiği" bildirildi. 

Cafer Mahiroğlu’ndan yakalama kararına tepki: Demokrasiyi savunmanın bir bedeli var

Halk TV Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Mahiroğlu, hakkında çıkarılan yakalama kararına sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayla tepki gösterdi. İstanbul’da belediyelere yönelik yürütülen soruşturmalar kapsamında, etkin pişmanlıktan faydalanan Aziz İhsan Aktaş’ın beyanları doğrultusunda hakkında başlatılan soruşturma ve çıkarılan yakalama kararına ilişkin Mahiroğlu, kamuoyuna seslendi.

Mahiroğlu, açıklamasında Halk TV'nin sahibi olmasının ve savunduğu değerlerin hedef alınmasına neden olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Halk TV’yi aldığım günden beri hakkımda atılmadık iftira bırakmadılar. 35 yıldır yurt dışında ikamet ediyorum. Yaptığım işler ortada. Demek ki, halkın televizyonu Halk TV’nin sahibi olmanın, demokrasiyi, hakkı ve hukuku savunmanın, yanlışlara itiraz edip, yolsuzluklarla mücadele etmenin bir bedeli var.”

Tanımadığını ifade ettiği bir kişinin beyanlarıyla suçlandığını belirten Mahiroğlu, açıklamasında şu sözlere yer verdi:

“Hiç tanımadığım ve hayatımda görmediğim birinin kurgulanmış yalan beyanları ve iftiraları üzerinden suçlanıyorum. Ne yapılmak istendiğinin farkındayım. Hakikat yavaş yürür ama mutlaka bir gün yalanı geçer. İftira sahipleri de yalanlarının altında kalır.”

Yargıya olan inancını koruduğunu dile getiren Mahiroğlu, “Bu ülkede yargının bağımsız ve adil olduğuna hala güvenmek istiyorum.” diyerek açıklamasını tamamladı.

 

Independent Türkçe

İhale süreçlerine müdahale ettiği iddiasıyla HALK TV Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Mahiroğlu hakkında yürütülen soruşturma kapsamında yakalama kararı çıkarıldı
Salı, Haziran 10, 2025 - 20:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

related nodes: 
Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek son yolculuğuna uğurlandı
Suat Kılıç'tan 'Madleen' tepkisi: Bu saldırı Akdeniz’e kıyısı bulunan bütün ülkelerin egemenlik haklarına saldırıdır
Type: 
SEO Title: 
HALK TV Yönetim Kurulu Başkanı Mahiroğlu hakkında yakalama kararı
copyright Independentturkish: 

Rusya ile Ukrayna arasında ağır hasta ve yaralı esir askerlerin takası yapıldı

Rusya Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, İstanbul’da 2 Haziran’da Rusya ile Ukrayna arasındaki doğrudan müzakereler sonucunda varılan anlaşmalar uyarınca, ikinci Rus esir asker grubunun Ukrayna’dan iade edildiği kaydedildi.

Rus esirlerin karşılığında Ukrayna Silahlı Kuvvetleri mensubu bir grup esir askerin Kiev’e verildiği aktarılan açıklamada, halihazırda Rus askerlerinin Belarus topraklarında bulunduğu, tıbbi ve psikolojik yardım aldığı ifade edildi.

Açıklamada, tüm Rus askerlerinin, bakanlığın tıbbi kurumlarında tedavi ve rehabilitasyon için Rusya’ya sevk edileceği belirtildi.

Bakanlık, ilk aşamada olduğu gibi esir takasında yer alan asker sayısına ilişkin bilgi vermedi.

Ukrayna’dan konuya ilişkin açıklama

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise Telegram hesabı üzerinden yaptığı paylaşımında, İstanbul’daki müzakerelerde Rusya ile anlaştıkları gibi esir takası sürecinin bugün de devam ettiğini belirtti.

Ukraynalı ağır hasta ve yaralı askerlerin geri getirildiğini aktaran Zelenskiy, “Bugün, ağır hasta ve yaralı askerlerimizin Rus esaretinden dönüşünün ilk aşamasıdır. Hepsinin acil tıbbi bakıma ihtiyacı var. Bu önemli bir insani eylemdir.” ifadesini kullandı.

Zelenskiy esir asker takası sonucu Ukrayna ordusu ve güvenlik birimlerinden askeri personelin geri getirildiğini kaydederek, “Takaslar devam etmeli. Esaret altında olan herkesi bulup geri getirmek için elimizden geleni yapıyoruz. Yardım eden herkese minnettarız.” dedi.

2 Haziran’da Türkiye’nin ev sahipliğinde Rusya ile Ukrayna arasında İstanbul’da yapılan müzakereler sonucunda 6 bin Ukrayna askerinin dondurulan cesetlerinin teslimi, ağır hasta ve yaralı askerler ile 25 yaş altındaki esir askerlerin takası konusunda anlaşmalara varılmıştı.

Dün, bu anlaşma çerçevesinde, Rusya ile Ukrayna arasında ilk aşama olarak 25 yaş altı askerlerin esir takası gerçekleştirilmişti.

AA

Türkiye’nin ev sahipliğinde, ay başında İstanbul’daki müzakerelerde varılan anlaşmalar gereği Rusya ile Ukrayna arasında ağır hasta ve yaralı esir askerlerin takasının gerçekleştirildiği bildirildi
Salı, Haziran 10, 2025 - 20:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Rusya ile Ukrayna arasında ağır hasta ve yaralı esir askerlerin takası yapıldı
copyright Independentturkish: 

Yerlikaya: Seyir hızını düşüren hız uyarı levhaları tekrar gözden geçirilecek

İçişleri Bakan Ali Yerlikaya, "Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımız ile İçişleri Bakanlığı olarak, karayollarımızdaki uyarı levhalarıyla ilgili bir inceleme komisyonu kurduk. Seyir hızını düşüren hız uyarı levhaları tekrar gözden geçirilecek" açıklamasını yaptı. 

Kurban Bayramı tatilinin sona ermesiyle bayramda alınan önlemlerin detayları belli oldu. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, X hesabından yaptığı açıklamada, şunları kaydetti:

"İçişleri Bakanlığı olarak 30 Mayıs-11 Haziran tarihleri arasında, 13 gün boyunca, 'Yolun sonu bayram olsun' diyerek trafik güvenliğini en üst seviyeye taşıdık. Amacımız çok netti, 'tek bir canımızı dahi, trafik kazasında kaybetmeyelim!’' Bu hedef doğrultusunda; 68 bin 829 polis ve jandarma personelimiz, ülkemizin dört bir yanında, trafik denetimlerini yapmak üzere, görev başındaydılar. Bu süre zarfında 1.485 mobil radar ile gece-gündüz hız kontrollerimizi gerçekleştirdik. Drone ve helikopterlerle, 6 bin 339 saat havadan denetim yaptık.

"Şehirler arası yolcu taşıyan otobüsleri 3 bin gizli yolcumuz ile denetledik"

5 günlük Kurban Bayramı tatili boyunca bir günde ortalama: 500 bin 704 aracın yüz yüze denetimi gerçekleşti. 2 bin 688’i otoyollarda, 12 bin 465’i de diğer yollarda olmak üzere günde ortalama 15 bin 153 araca hız nedeniyle cezai işlem uygulandı. 

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımız ile İçişleri Bakanlığı olarak, karayollarımızdaki uyarı levhalarıyla ilgili bir inceleme komisyonu kurduk. Seyir hızını düşüren hız uyarı levhaları tekrar gözden geçirilecek.

Sevgili vatandaşlarımız, trafik denetimlerimizde, yol kontrollerimizde, radar uygulamalarımızda amacımız; her zaman söylediğimiz gibi, cezai işlem uygulamak değil, bir canımızı dahi trafik kazalarında kaybetmemektir. Çünkü trafikte kaybettiğimiz her bir can, bir evladın yetim kalması; bir annenin bağrının yanmasıdır. Trafik kurallarına uyan tüm vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum. Bayram demeden, gece gündüz demeden denetimleri aksatmayan; sabırla, güler yüzle, fedakârca çalışan Emniyet ve Jandarma teşkilatlarımızı, sahada süreci bizzat yöneten Valilerimizi ve kaymakamlarımızı tebrik ediyorum."

ANKA

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, hız uyarı levhalarının sürüş güvenliği üzerindeki etkisini değerlendirmek üzere Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile ortak bir inceleme komisyonu kurduklarını ve levhaların yeniden gözden geçirileceğini açıkladı
Salı, Haziran 10, 2025 - 18:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Yerlikaya: Seyir hızını düşüren hız uyarı levhaları tekrar gözden geçirilecek
copyright Independentturkish: 

Ali Yerlikaya: Kurban Bayramı tatili boyunca 3 bin 913 trafik kazasında 44 vatandaşımız hayatını kaybetti

İçişleri Bakan Ali Yerlikaya, "Kurban Bayramı tatili boyunca 3 bin 913 trafik kazası meydana geldi. Bu kazalarda olay yerinde maalesef 44 vatandaşımız hayatını kaybetti; 6 bin 370 vatandaşımız da yaralandı" açıklamasını yaptı.

İçişleri Bakanı Ali Yerkilaya, Kurban Bayramı'nda yaşanan trafik kazalarının bilançosunu X hesabından açıkladı. Yerlikaya, şunları kaydetti:

"Kurban Bayramı tatili boyunca 3 bin 913 trafik kazası meydana geldi. Bu kazalarda olay yerinde maalesef 44 vatandaşımız hayatını kaybetti; 6 bin 370 vatandaşımız da yaralandı. Hayatını kaybeden 44 vatandaşımız 54 ayrı trafik kuralı ihlali gerçekleştirdi. Bunların yüzde 48.1’i hız ihlali, yüzde 18.5’i şerit izleme / değiştirme, yüzde 14.9’i geçiş önceliği, yüzde 3.7’si dönüş kuralları, yüzde 1.8’i arkadan çarpma ve yüzde 13’ü diğer ihlallerdi. 

"Can kayıplarının 18'i yerleşim yeri içinde; 26’sı yerleşim yeri dışında meydana geldi"

Kurban Bayramı tatilinde trafik kazalarındaki can kayıplarının 18'i yerleşim yeri içinde; 26’sı yerleşim yeri dışında meydana geldi. Kurban Bayramı tatilinde, 30-35 km aralıklarla radar uygulaması yapılan otoyollarda ölümlü trafik kazaları çok daha az yaşandı. 

"Hız sınırı 140 olan otoyollarımızda can kaybı sıfır"

Hız sınırı 140 olan otoyollarımızda can kaybı şükürler olsun sıfır. Hız sınırının 130 olduğu otoyollarda ise maalesef 2 vatandaşımız hayatını kaybetti. Radar uygulamasının daha seyrek olduğu, hız sınırının 50 ila 80 km arasında değiştiği yerlerde maalesef 22 vatandaşımızı, hız sınırının 90 ila 110 km arasında değiştiği yerlerde ise maalesef 20 vatandaşımızı kaybettik.

"Kurban Bayramı tatilinde meydana gelen ölümlü trafik kazalarının her birini tek tek inceliyoruz"

Ve maalesef hayatını kaybeden 44 vatandaşımızdan 14’ü, motosiklet sürücüsü ve motosiklette yolcu konumunda olanlardan oluşuyor. İzmir’de meydana gelen ve 5 vatandaşımızın hayatını kaybettiği kazada, sürücünün ehliyetine, 'alkollü araç kullanmaktan' 3 kez işlem yapıldığı; bu nedenle kazanın olduğu tarihte ise sürücü belgesinin geçici olarak geri alınmış olduğu tespit edildi. Kurban Bayramı tatilinde meydana gelen ölümlü trafik kazalarının her birini tek tek inceliyoruz. Ayrıntıları kamuoyuyla paylaşacağız." 

ANKA

İçişleri Bakan Ali Yerlikaya, "Kurban Bayramı tatili boyunca 3 bin 913 trafik kazası meydana geldi. Bu kazalarda olay yerinde maalesef 44 vatandaşımız hayatını kaybetti; 6 bin 370 vatandaşımız da yaralandı" açıklamasını yaptı
Salı, Haziran 10, 2025 - 18:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
Ali Yerlikaya: Kurban Bayramı tatili boyunca 3 bin 913 trafik kazasında 44 vatandaşımız hayatını kaybetti
copyright Independentturkish: 

Macron: Gazze'ye uygulanan insani abluka utanç verici

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron dün yaptığı açıklamada, İsrail'in Gazze'ye uyguladığı abluka ve insani yardımların girişini engellemesinin “utanç verici” olduğunu belirterek, ateşkesin yeniden sağlanması, rehinelerin serbest bırakılması ve sınır kapılarının tekrar açılması çağrısında bulundu.

Şarku’l Avsat’ın AFP'den aktardığına göre Macron yaptığı açıklamada, İsrail güçlerinin dün sabah Filistin yanlısı aktivistleri taşıyan bir gemiyi durdurmasının ardından, Fransa'nın “tetikte ve vatandaşlarının tehlikede olduğu tüm durumlarda onların yanında olduğunu” söyledi.

Macron, Fransa'nın aktivistlerin korunmasını ve “Fransız topraklarına dönmelerini sağlamak” için İsrail'e “tüm mesajları ilettiğini” vurguladı.

 

*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Şarku'l Avsat'ın haberlerine ulaşmak için tıklayın

Salı, Haziran 10, 2025 - 18:00
Main image: 

<p>Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 9 Haziran 2025'te Fransa'nın Nice kentinde düzenlenen bir etkinlikte konuşuyor / Fotoğraf: Reuters</p>

related nodes: 
BM Soruşturma Komisyonu: İsrail Gazze'de ‘soykırım’ yapıyor
Guardiola: Gazze'de yaşananlar beni derinden etkileyen bir ‘kâbus’
Ahmet Davutoğlu: Bayram sonrası Gazze’ye gidebilmek için Mısır nezdinde gerekli girişimlerde bulunacağım
Type: 
SEO Title: 
Macron: Gazze'ye uygulanan insani abluka utanç verici
copyright Independentturkish: 

Uluslararası medya heyetleri, kutsal mekânlardaki Hac Komuta ve Kontrol Merkezi’ni ziyaret etti

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Hicri 1446 yılının Hac mevsimini takip eden uluslararası medya heyetleri, kutsal mekânlardaki Hac Komuta ve Kontrol Merkezi’ni ziyaret etti. Ziyaret, Hac sezonunu yönetmeye adanmış entegre güvenlik ve teknik çabalara derinlemesine bir bakış sağladı. Heyet, Kamu Güvenliği Genel Müdürü ve Hac Güvenlik Komitesi Başkanı Korgeneral Muhammed el-Bessami tarafından kabul edildi.

Ziyaretleri sırasında heyetlere, çeşitli güvenlik ve teknik kurumları bir araya getiren birleşik bir operasyonel şemsiye altında faaliyet gösteren koordinasyon mekanizmaları hakkında bilgi verildi. Bu güçlü sistem, ulusal sistemin hacılara hizmet vermeye hazır olma durumunu önemli ölçüde artıran en son izleme, analiz ve canlı gözetim teknolojileriyle destekleniyor. Medya temsilcileri ayrıca, yapay zekâ (AI) ve Nesnelerin İnterneti (IoT) teknolojilerinin etkin kalabalık yönetimini ve hacıların proaktif sevkini desteklemedeki rolü hakkında bilgi edindi.

 

*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Şarku'l Avsat'ın haberlerine ulaşmak için tıklayın

Salı, Haziran 10, 2025 - 18:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: SPA</p>

related nodes: 
Suudi Arabistan, 2025 Hac organizasyonunun başarıyla geçtiğini duyurdu
Suudi Arabistan: Hac sezonu başarılı geçti
Suudi Arabistan'ın Suriye hamlesi ne anlama geliyor?
Type: 
SEO Title: 
Uluslararası medya heyetleri, kutsal mekânlardaki Hac Komuta ve Kontrol Merkezi’ni ziyaret etti
copyright Independentturkish: 

Kiev ve Odessa'da Rus İHA’larının saldırıları sonucu büyük yangınlar çıktı

Ukraynalı yetkililer, Rusya tarafından başkent Kiev ve Odessa şehrinde pazartesiyi salıya bağlayan gece ve dün özellikle bir doğum hastanesine yönelik insansız hava araçlarıyla (İHA) ‘büyük’ saldırı düzenlendiğini duyurdu.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Saldırılar, Moskova'nın Kiev'in Rusya içindeki son saldırılarına misilleme olduğunu söylediği yoğunlaştırılmış operasyonları, pazartesi günü Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik en büyük İHA saldırısı takip etti.

Kiev Belediye Başkanı Vitali Kliçko Telegram aracılığıyla başkent sakinlerine ‘Sığınaklarınızda kalın!’ uyarısında bulundu. Yanan bir binaya atıfta bulunan Kliçko, başkente yönelik büyük saldırıların devam ettiğini belirtti. Ordu, hava saldırılarının devam ettiğini açıkladı ve insanları sığınaklara gitmeye çağırdı. Saldırının büyüklüğü henüz tam olarak netleştirilemedi. Şarku’l Avsat’ın Reuters'ten aktardığına göre görgü tanıkları, şehir genelinde birçok yüksek sesli patlama sesi duyduklarını söylediler.

Ukrayna'nın güneyindeki Odessa'da, bölgenin valisi Oleh Kiper Telegram üzerinden yaptığı açıklamada, ‘devasa’ bir İHA saldırısının yaşandığını ve saldırıda bir doğum hastanesinin, bir acil kliniğinin ve bazı konut binalarının hedef alındığını söyledi.

 

*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Şarku'l Avsat'ın haberlerine ulaşmak için tıklayın

Salı, Haziran 10, 2025 - 18:00
Main image: 

<p>Büyük bir İHA saldırısına uğrayan Kiev'de Rusya saldırısından kaynaklı büyük yangınlar çıktı / Fotoğraf: AP</p>

related nodes: 
Rutte: Rusya, NATO'ya karşı askeri güç kullanmaya 5 yıl içinde hazır olabilir
Rusya: Ukrayna ile temaslar mutlaka sürecek
Amerikalı, psikiyatri hastanesinden taburcu edildikten sonra Rusya'dan ayrıldı
Type: 
SEO Title: 
Kiev ve Odessa'da Rus İHA’larının saldırıları sonucu büyük yangınlar çıktı
copyright Independentturkish: 

Egemenlik çıkış kapısından geri dönüyor

General Mişel Avn, cumhurbaşkanlığı döneminin son aşamasında Filistinli lider İsmail Heniyye'yi kabul etmişti.

Heniyye, Baabda Sarayı'na resmi kıyafet giymeyen, unvan veya resmi rütbe taşımayan adamlarla çevrili olarak girmişti.

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, geçen çarşamba (21 Mayıs 2025) günü 3 günlük resmi bir ziyaret için Beyrut'a geldi.

Cumhurbaşkanı Joseph Avn tarafından karşılandı ve her şey resmiydi: başkanlık bandosu, milli marşlar, üniformalar ve yazılı konuşmalar.

Her adım “resmiyet” açısından abartılı, samimiyet açısından ise kesindi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Devlet Başkanı Mahmud Abbas, fraksiyonlar arasındaki ilişkiyi sonlandırıp, her ne kadar bazı egemenlik özelliklerinden yoksun olsalar da “iki devlet” arasında ilişki kurmaya geldi.

Beyrut’a ulaştığı anda, iki başkan, Lübnan'ı devlet olarak onurundan yoksun bırakan ve Filistin'e de vatan olma hakkını tanımayan 60 yıllık Kahire Anlaşması’nın (1969) iptalini ilan ediyorlardı.

Kahire Anlaşması, iki otoritenin kurulmasının kapısını açmıştı ve Lübnan otoritesi bunlardan en zayıfıydı.

Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) de Lübnanlılara itibarlarını korumakta yardımcı olmamıştı.

Ebu Ammar daha sonra Lübnan'ı 12 yıl yönettiğini söyleyecekti.

FKÖ’den sonra Lübnan’a Suriye, ardından da İran girdi.

Şimdi tıpkı 1970'lerde olduğu gibi hararetli bir tartışma dönüyor:

Silah devletin mi yoksa direniş elinde mi olmalı?

Ebu Mazen'in bu aşamada attığı adım sınırları aşıyor gibi görünüyor.

Lübnanlı Filistin ilk kez askeri rolünü terk ediyor.

Artık bir Lübnanlının bir Filistinliye kimliğini sorması yasak değil ve bir Filistinli halen devlet içinde kendi devletini kurabilir.


Bu karar neden şimdi bu kadar önemli?

Bu, Filistin'deki liderlik düzenlemelerinin bir parçası mı, tüm bölgedeki düzenlemelerin bir yansıması mı?

Yoksa özellikle Suriye'de yaşanan muazzam değişimlerden sonra Lübnan'daki Filistin askeri varlığını ilgilendiren bir konu mu?

Belki de üçü birden.

Filistin Otoritesi de Hamas'ın istediği zaman savaş ateşini yakmasını engelleme konusunda Lübnan hükümetinden daha az istekli görünmüyor.

Cumhurbaşkanı Avn'ın bu konudaki sözleri, Cumhurbaşkanı Abbas'ın sözleriyle birebir aynıydı.

Hatta iyimser dil bile aynıydı.

Lübnan Cumhurbaşkanı siyasi faaliyetlere hızlı bir tempo kazandırdı; ardışık resmi ziyaretler, benzeri görülmemiş iç hareketlilik ve tamamen alışılmadık bir çalışma tarzına ilave olarak, mümkün oldukça ve teamüller izin verdiği ölçüde, Lübnan liderliğinin birinci rolü.

Bu, eski cumhurbaşkanının ve kayıp yılların tam aksi bir tablo.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Şarku'l Avsat

"Artık bir Lübnanlının bir Filistinliye kimliğini sorması yasak değil ve bir Filistinli halen devlet içinde kendi devletini kurabilir"
Cumartesi, Mayıs 24, 2025 - 09:00
Main image: 

<p>Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, 2017'den bu yana Beyrut'a yaptığı ilk ziyarette Lübnanlı mevkidaşı Joseph Avn ile bir araya geldi, 21 Mayıs 2025 / Fotoğraf:&nbsp;Lübnan Başkanlığı - AFP</p>

related nodes: 
Hamas, Lübnan'daki Filistinlilerin silahsızlandırılması için söz konusu gruplarla diyaloğu şart koşuyor
Filistin Devlet Başkanı Abbas'tan, Hamas'a "Gazze'de kontrolü bırakma ve silahları teslim etme" çağrısı
Mahmud Abbas Beyrut'ta: Devlet ve silahlar
Type: 
SEO Title: 
Egemenlik çıkış kapısından geri dönüyor
copyright Independentturkish: 

Deniz çayırları yok oluyor

Gemlik ve Saroz körfezinde her geçen gün müsilaj yoğunluğu artıyor.

Şimdi de müsilaj, İstanbul Boğazı, Beykoz sahildeki deniz çayırlarını örtmeye başladı. 

Dünyanın ve ülkemizin eşsiz güzellikte ve en önemli tabiat alanlarından biri olan Saros Körfezi müsilaj tehdidi altında. 

Deşarj edilen azot ve fosfor bakımından çok kirli yayılı ve noktasal kaynaklı atıksularla Marmara Denizi aşırı kirletiliyor.

Bu durum, denizde fitoplanktonların aşırı çoğalmasına neden oluyor.

Aşırı çoğalan fitoplanktonları tüketecek yeterli miktarda zooplanktonlar ve aşırı balık avlanmadan dolayı zooplanktonları tüketecek yavru balıklar olmadığı için, Marmara Denizi'nde oluşan fitoplantonlar strese girerek müsilaj oluşuyor. 

Bu durum deniz yüzeyinde, ortasında ve dibinde aşırı müsilaj oluşmasını tetiklemekte ve bazı derinliklerde oksijensiz yani anaerobik şartlar oluşturuyor.

Deniz dibinde anaerobik şartlar oluşması ile Marmara Denizi dipten itibaren ölmeye başlar.

Ve Marmara Denizi, eski Haliç'e dönüşebilir.
 

Şekil 1. Aşırı azot ve fosfor kirliliğinin etkileri
Şekil 1. Aşırı azot ve fosfor kirliliğinin etkileri

 

Marmara Denizi'nde aşırı müsilaj oluşması turizmi, balıkçılığı ve deniz taşımacılığını olumsuz etkiler.

Bu durum da ekonomiye ciddi zararlar verir.

Belirli bir türün aşırı avlanması, yalnızca o balığın popülasyonuna zarar vermez.

Besin zincirinin ilerisinde ciddi etkileri olabilir.

Müsilajın pH değeri 6,65-7,12 arasında, Marmara Denizi suyunun pH değeri ise 7,88-8,25 arasında değişir. 

Müsilajın pH değeri 6,15-6,55'e, deniz suyunun pH değeri ise 7,15-7,25'e kadar düşerek ortamın asitleştiği ve elektrik iletkenliğinin arttığı görüldü.

Müsilajın oluştuğu sucul ortam asidiktir.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Deniz suyundaki bu çözünmüş organik maddeyi parçalamak isteyen aerobik bakteriler (oksijene bağımlı yaşayan bakteriler) parçalama sırasında suda bulunan oksijenin büyük bölümünü tüketerek oksijensiz bir ortam oluşturuyor.

Oksijen bakımından fakir ortamda yaşayan balıklar ve diğer gelişmiş canlıların çoğu ölüyor ve ölü canlı kalıntıları müsilaja katılıyor.

Müsilaj içine karışan bu canlı kalıntıları virüs ve bakteri taşıyabilir ve ortamda tehlikeli bir duruma oluşturabilirler.

Daha sıcak ve durgun sular, müsilaj üretimini artırıyor ve büyük kütleler halinde birikmesine neden oluyor.

Denizlerde oksijen hem atmosferden suya geçiyor hem de denizdeki bitkilerin fotosentezi yoluyla oluşuyor.

Deniz çayırları fotosentez yapar, denizde çözünmüş oksijen üretir ve karbon yutak alanı olarak görev yapar ve suyun berraklığını sağlama ve deniz canlılarına yaşam alanı sunma gibi hayati işlevlere sahip.

Bir metrekare deniz çayırı günde 10 litreden fazla çözünmüş oksijen üretir. 
 

Şekil 2. Deniz çayırlarını müsilaj kaplamadan ve kapladıktan sonrası durum
Şekil 2. Deniz çayırlarını müsilaj kaplamadan ve kapladıktan sonrası durum

 

Deniz yüzeyini kaplayan müsilaj deniz içine çözünmüş oksijen transferini engellemekte ve sucul ortamda fotosentezin kısmen veya tamamen durmasını sağlayan bu örtü, sudaki çözünmüş oksijen oranını düşürüyor.

Su ortamında oksijenin düşmesi sucul canlıların toplu ölümüne neden oluyor.

Ölen canlıların kalıntılarının da deniz salyasına katılmasıyla birlikte müsilaj ortamda kötü koku yayan bir maddeye dönüşüyor.

Bu durum zaman zaman Marmara Denizi'nde de görülüyor ve ciddi bir çevre problemi oluşturuyor.
 

Şekil 3. Saroz Körfezi'nde deniz çayırını müsilaj kapladı
Şekil 3. Saroz Körfezi'nde deniz çayırını müsilaj kapladı

 

Müsilajın özellikle deniz dibinde biriktiğinde sabit canlıların (deniz çayırlarının, pinaların, mercanları) üzerini örterek onlarına ölümüne neden olduğu ve ağlara yapışarak ağlara zarar verdiği vurgulandı. 

Müsilaj ile denizlerin akciğerlerinin ışığı kesilir, oksijen azalır ve fotosentez durma noktasına gelir.

Deniz dibinde ve yüzeyde müsilajın arttığı ortamlarda çözünmüş oksijen (ÇO) konsantrasyonu ciddi oranda düşebilir.

Bu yüzden Marmara denizinde çözünmüş oksijen konsantrasyonun kirliliği ve müsilajın yoğun olduğu bölgelerde sürekli izlemek oldukça önemli. 

Su altı görüntülerinde İstanbul boğazındaki deniz çayırlarının üzerinde müsilaj olduğu görülüyor.

Müsilaj kaplı alanlarda çözünmüş oksijen seviyesi mutlaka izlenmeli.

Çünkü oksijensizlik ölüm demektir. 
   

Şekil 4. İstanbul Boğazı'ndaki deniz çayırlarının üzerini müsilaj kapladı
Şekil 4. İstanbul Boğazı'ndaki deniz çayırlarının üzerini müsilaj kapladı

 

Marmara Denizi'nin ne kadar karbon yutak alanı özelliğini kaybettiği incelenmeli. 

Marmara Denizi'ni kirleten en büyük kirletici yayılı kaynaklardır.

Marmara Havzası'nda iyi tarım ve hayvancılık uygulamasına geçilmediği sürece Marmara Denizi ölmeye devam edecektir. 
 

Tablo 1. Marmara Denizi’ne deşarj edilen noktasal ve yayılı TN TP kirlilik yükleri
Tablo 1. Marmara Denizi'ne deşarj edilen noktasal ve yayılı TN TP kirlilik yükleri

 

Son söz, Marmara Denizi'nde; Yalova, Heybeliada ve Büyükada örnekleme istasyonlarında eylül ve kasım aylarında yapılan ölçümlerde 20-25 metre derinlikten itibaren çözünmüş oksijen konsantrasyonları 2 mg/L'e kadar düştüğü tespit edildi. 

Denizde çözünmüş oksijen (ÇO) konsantrasyonu, 4,5 mg/L altında düştüğünde birçok balık türünün yaşaması için çok riskli olur.

Deniz dibinde yaşayan veya beslenen balıklar, yengeçler ve istiridyeler için çözünmüş oksijen konsantrasyonunun 3 mg/L veya daha fazla olması gerekir.

Yumurtlayan göçmen balıklar ve yumurta ve larvaları bu hassas yaşam evrelerinde çözünmüş oksijen en az 6 mg/L olmalı.

Bursa'nın önemli su ihtiyacı Nilüfer Çayı'ndan karşılanıyor.

Nilüfer Çayı'nın 3 stratejik noktasında yapılan ölçümlerde çözünmüş oksijen konsantrasyonu 0,14-1,12 mg/l olarak ölçüldü.

Kısaca en büyük kirletici kaynaklardan olan Nilüfer Çayı, dördüncü sınıf su kalitesine sahip.

 

 

Kaynaklar:

https://www.indyturk.com/node/748399/t%C3%BCrki%CC%87yeden-sesler/marmara-denizi-obez-peki-sebebi-ne-1
https://dergipark.org.tr/tr/pub/csid/issue/75639/1200796
https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/4101198
https://haberglobal.com.tr/yazarlar/katran-karasi-akiyor-marmaranin-zehri-niluferden-417704

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Prof. Dr. Mustafa Öztürk Independent Türkçe için yazdı
Cumartesi, Mayıs 24, 2025 - 08:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

related nodes: 
İstanbul Boğazı'ndaki deniz çayırlarının üzerinde müsilaj görüldü
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Deniz çayırları yok oluyor
copyright Independentturkish: 

Amerika'nın Güney Afrika politikası ve beyaz çiftçiler meselesi

Güney Afrika ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasındaki ilişkiler, karşılıklı çıkarların yanı sıra, ideolojik ve politik farklıklarla da şekilleniyor.

Ticaret, güvenlik ve diplomasi alanlarında iş birliği sürse de insan hakları, Ortadoğu politikaları ve küresel adalet gibi konulardaki görüş ayrılıkları, ilişkilerde zaman zaman gerilim yaratıyor.

Yine de iki ülke, Afrika'nın geleceği ve küresel istikrar açısından önemli stratejik ortaklar olmaya devam ediyor.


Güney Afrika ve Amerika ilişkileri

Güney Afrika ile ABD arasındaki ilişkiler, tarihsel olarak dönemsel değişimlere açık bir seyir izledi.

Soğuk Savaş döneminde Amerika, Güney Afrika'daki Apartheid rejimine karşı net bir tavır almaktan kaçındı; bu tutum Afrika kıtasındaki birçok ülke ve uluslararası kamuoyu tarafından eleştirildi.

Ancak 1990'larda Apartheid rejiminin sona ermesi ve Nelson Mandela'nın liderliğinde Güney Afrika'nın demokratikleşmesiyle birlikte ikili ilişkilerde yeni bir dönem başladı.

Buna rağmen, Mandela Amerika'da TV programında yaptığı bir konuşmasında "Sizin analistlerin yaptığı en büyük hatalardan biri Amerika'nın kendine düşman seçtiklerinin bizim de düşmanımız olması gerektiğini düşünmesidir" demekten kendini alamamıştır.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Bunlarla birlikte Güney Afrika, Amerika'nın Sahra Altı Afrika'daki en büyük ticaret ortaklarından biri.

İki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler, Afrika Büyüme ve Fırsat Yasası (AGOA) kapsamında güçlendi.

Bu yasa, Güney Afrika gibi ülkelerin Amerikan pazarına gümrüksüz erişimini mümkün kıldı, özellikle otomotiv, tarım ve tekstil sektörlerinde ciddi ticaret hacmi yarattı.

Ayrıca, zaman zaman karşılıklı tarife anlaşmazlıkları ve korumacı önlemler nedeniyle gerilimler yaşandı ve halen yaşanıyor.

Amerika, Güney Afrika'yı bölgesel bir lider olarak görmeye devam ediyor.

Güney Afrika'nın Afrika Birliği (AfB) ve Birleşmiş Milletler (BM) gibi uluslararası platformlardaki aktif rolü, Washington'ın dikkatini çekiyor.

Ancak iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler zaman zaman gerginleşiyor.

Güney Afrika'nın Batı dışı aktörlerle özellikle Çin, Rusya ve İran gibi ülkelerle geliştirdiği ilişkiler, Amerika tarafından dikkatle izleniyor.

Ayrıca, Güney Afrika'nın İsrail'e yönelik sert eleştirileri ve Filistin yanlısı tutumu da Amerikan politikalarıyla çelişiyor.
 

ShapeCreated with Sketch. Fotoğraflarla dünyadan haberler

Hepsini göster 30

Fotoğraflarla dünyadan haberler

  • 1/30

    22 Mayıs 2025 - Avustralya'nın Yeni Güney Galler Eyaleti Polis Teşkilatı, Taree kentinde selde mahsur kalan yurttaşları kurtardı. Şiddetli yağışların neden olduğu selde üç kişinin yaşamını yitirdiği, bir kişininse hâlâ kayıp olduğu açıklandı. NSW Eyalet Başbakanı Chris Minns, bölgede etkili olan fırtınanın da kuzey kıyılarıyla Hunter bölgesinin bazı noktalarında hasara sebep olduğunu söyledi. Minns, bölgedeki nehir ve göllerdeki su seviyelerinin 1920’li yıllardan bu yana görülmemiş derecede yükseldiğini belirtti. Başbakan, "Pek çok insan, yaşadıkları yerde bu seviyede bir su baskını ya da sele şahit olmamıştı" diye konuştu.(Yeni Güney Galler Polis Teşkilatı/AFP)
  • 2/30

    21 Mayıs 2025 - ABD Başkanı Donald Trump'ın oğlu Eric Trump, Vietnam'ın Hung Yen eyaletinde Trump International, Hung Yen tatil köyü ve golf sahası projesinin temel atma töreninde konuşma yaptı. Eric Trump, Vietnam'da babası ABD Başkanı Donald Trump'ın emlak grubu tarafından inşa edilecek 1,5 milyar dolarlık lüks tatil yeri ve golf sahasının temel atma törenine katıldı. Vietnam hükümetinin, Trump Organization ve bir ortağının Güneydoğu Asya ülkesinde golf sahaları, oteller ve emlak projelerine 1,5 milyar dolar yatırım yapma planını onayladığı cuma günü duyurulmuştu. Toplam 990 hektar arazi üzerinde planlanan projede golf sahaları, tatil yerleri, oteller ve modern konut projesinden oluşan kompleks yer alacak. İnşaatın bu çeyrekte başlaması ve 2029'un ikinci çeyreğine kadar sürmesi bekleniyor. Onay, sanayi merkezi olan Güneydoğu Asya ülkesinin yüzde 46'lık ABD ithalat vergisinden kaçınmaya çalıştığı, Vietnam'la ABD arasındaki ticaret müzakereleri sürerken geldi. (AFP)
  • 3/30

    20 Mayıs 2025 - İsrailli sınır polisi, Batı Şeria'da Nablus'un güneyinde yer alan Askar mülteci kampına düzenlenen baskında Filistinli protestoculara göz yaşartıcı gaz ateşlemeye hazırlanıyor. Gazze'deki Filistin hükümetinin Medya Ofisi, İsrail'in Gazze Şeridi'ne düzenlediği şiddetli saldırılara dair açıklama yaptı. Açıklamada, "İşgalci İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nde savunmasız sivillere karşı sürdürdüğü kanlı katliamları en güçlü şekilde kınıyoruz." ifadeleri kullanıldı. İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne 7 Ekim 2023'ten bu yana düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı son 24 saatte 87 artarak 53 bin 573'e yükseldi. (Jaafar Ashtiyeh/AFP)
  • 4/30

    19 Mayıs 2025 - ABD'li ünlü yönetmen Spike Lee, ABD'li aktör ve şarkıcı Asap Rocky'yle Cannes Film Festivali'nde Highest 2 Lowest filminin tanıtımında. Akira Kurosawa'nın Yüksek ve Alçak (Tengoku to jigoku) filminden uyarlanan yapımda usta aktör Denzel Washington ve ünlü rapçi Ice Spice gibi isimler de yer alıyor. 7. gününü geride bırakan festival, 24 Mayıs'ta sona erecek. (Sameer Al-Doumy/AFP)
  • 5/30

    18 Mayıs 2025 - Yeni Papa XIV. Leo, bugün yapılan yemin töreniyle resmen göreve başladı. Papa seçilmesinden 10 gün sonra yapılan törenin öncesinde üstü açık arabasıyla Aziz Petrus Meydanı'nı dolduran kalabalığı selamlayan XIV. Leo, parmağına "balıkçının yüzüğü"nün takılmasının ardından resmen göreve başladı. Özellikle Amerikan Katoliklerinin büyük ilgi gösterdiği tarihi günde, dünyanın dört bir yanından yaklaşık 100 bin kişi Leo'nun yemin töreni için Vatikan'a akın etti. Yeni Papa'nın ilk ayini için çok sayıda siyasetçi de Vatikan'a geldi. ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ve Almanya Başbakanı Friedrich Merz, tören için Vatikan'a gelen isimler arasında yer aldı. (Filippo Monteforte/AFP)
  • 6/30

    17 Mayıs 2025 - Londra'daki protestocular, Nakba'nın 77. yıldönümünü nedeniyle düzenledikleri gösteride "Özgür Filistin" çağrısıyla Filistin bayrakları sallayarak yürüyor. Arapçada "felaket" anlamına gelen Nakba, 1948'de İsrail devletinin kuruluşu sırasında yaklaşık 750 bin Filistinlinin evlerinden ve köylerinden şiddet kullanılarak sürülmesini ifade ediyor. 15 Mayıs'ta anılan Nakba Günü'nde bu yıl da dünyanın çeşitli yerlerinde yürüyüşler düzenlendi. (Henry Nicholls/ AFP)
  • 7/30

    16 Mayıs 2025 - Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, başkent Tiran'da bugün düzenlenen Avrupa Siyasi Topluluğu Zirvesi'nde İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'yi diz çökerek karşılıyor. Bu yıl Arnavutluk'un ev sahipliğinde 6.'sı düzenlenen zirvede 47 ülkenin devlet başkanları güvenlik, savunma ve demokratik standartları görüşecek. AB dışından liderlerin de yer aldığı toplantıya Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da katıldı. Rusya-Ukrayan savaşının zirvenin ana gündem maddesi olması beklenirken, iki ülke arasındaki barış görüşmeleri İstanbul'da devam ediyor. (Vlasov Sulaj/AP)
  • 8/30

    15 Mayıs 2025 - Filistinliler, İsrail ordusunun önceki gün Tammun'a düzenlediği baskında öldürülen Saher Nabil Bsharat'ın Batı Şeria'da düzenlenen cenaze töreninde yürüyor. İsrail askerleri 15 Mayıs'ta Batı Şeria'da, Tubas'ın güneyinde terör saldırıları planlamak için kullanıldığından şüphelenilen binaları hedef aldığını açıkladığı bir baskında 5 Filistinliyi öldürdü. İsrail'in Gazze Şeridi'ne saldırı başlattığı 7 Ekim 2023'ten bu yana Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te de Filistinlilere yönelik gözaltı, baskın ve saldırılarda artış yaşanıyor. (Zain Jaafar/AFP)
  • 9/30

    14 Mayıs 2025 - Hindistan Kongre Partisi'nden eylemciler, Hindistan-Pakistan gerginliğine müdahale ettiğini öne sürdükleri ABD Başkanı Donald Trump'ın resmini yaktı. Hindistan'ın, 22 Nisan'da Pahalgam bölgesinde 26 kişinin öldürüldüğü saldırıya misilleme gerekçesiyle 6 Mayıs'ta Pakistan toprakları ve Pakistan'ın kontrolündeki Azad Keşmir bölgesine füze saldırıları düzenlemesiyle taraflar arasında çatışmalar başlamıştı. Nükleer silahlara sahip iki ülke, 10 Mayıs'ta ABD'nin arabuluculuğunda ateşkes ilan etmişti. Dibyangshu Sarkar/AFP)
  • 10/30

    13 Mayıs 2025 - ABD'li aktör Robert De Niro, Cannes Film Festivali'nde. 2025 Cannes Film Festivali bu yıl yalnızca sinemanın değil, jeopolitik tartışmaların da merkezi olacak. Trump’ın yabancı yapımlara getirmeyi planladığı gümrük tarifeleri Hollywood’u tedirgin ederken, festivalin dikkat çeken filmleri arasında Die, My Love, Fenike Planı (The Phoenician Scheme) ve Eddington var. Fransız aktris Juliette Binoche başkanlığındaki Altın Palmiye jürisinde Halle Berry ve “Succession” dizisinden Jeremy Strong gibi isimler de yer alıyor. 22 film arasından ödüller 24 Mayıs’ta açıklanacak. (Valery Hache/AFP)
  • 11/30

    12 Mayıs 2025 - Dünyanın en büyük Budist anıtı ve UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Borobudur Tapınağı önünde düzenlenen Waisak (veya Vesak) kutlamalarında bir Budist rahip ve Müslümanlar fener yakıyor. Budistler için en kutsal gün olan Vesak, Buda Siddhartha Gautama'nın doğumunun, aydınlanmasının ve ölümünün anıldığı gün. Geleneksel olarak tüm bunların eski Hint ay takvimindeki Vesakha ayının dolunay gününde gerçekleştiğine inanılıyor. (Yasuyoshi Chiba/AFP)
  • 12/30

    11 Mayıs 2025 - 2025 Eurovision Şarkı Yarışması maskotu "Lumo" Basel'de düzenlenen açılış töreninde Basel Belediye Binası'nın yanındaki turkuaz halı üzerinde yürüyor. Resmi geçit töreni sırasında bir protestocu, bariyerleri aşarak İsrail bayrağının karşısına geçip Filistin bayrağı açtı. Protestocuya polis tarafından müdahale edilirken, bir başka göstericinin ise, "Soykırım şarkı yarışmasına hoş geldiniz" yazan bir pankart tuttuğu görüldü. (Fabrice Coffrini/AFP)
  • 13/30

    10 Mayıs 2025 - Pakistan'ın Multan kentindeki insanlar barış işareti yaparak Pakistan ve Hindistan arasında sağlanan ateşkesi kutluyor. ABD Başkanı Donald Trump, iki ülke arasında günlerdir devam eden saldırıların ardından hemen yürürlüğe girecek tam bir ateşkes üzerinde anlaşma sağlandığını bugün duyurdu. Trump, iki ülkeyi de gösterdikleri sağduyudan dolayı tebrik etti. Daha sonra Pakistan ve Hindistan'dan yetkililer de ateşkesi duyurdu. Hindistan'ın "terörist altyapıyı" hedef aldığını söyleyerek çarşamba günü başlattığı saldırılarda, iki ülke de sınır ötesi saldırılar gerçekleştirmiş, birbirlerinin hava sahasına drone ve füzeler fırlatmıştı. Komşu ülkeler arasında artan gerilim, nükleer savaş endişeleri de yaratmıştı. (Shahid Saeed Mirza/AFP)
  • 14/30

    9 Mayıs 2025 - Rusya'nın başkenti Moskova'da düzenlenen Zafer Günü askeri geçit töreni sırasında Rus askerler Kızıl Meydan'da yürüyor. Rusya, Sovyetler Birliği'nin II. Dünya Savaşı'nda Nazi Almanyası'na karşı kazandığı zaferin 80. yıldönümünü bugün törenlerle kutladı. Rus hükümet üyeleri, milletvekilleri, dini liderler ve gazilerin de yer aldığı törene, Çin, Belarus ve Azerbaycan gibi ülkelerin askeri birlikleri de katıldı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 9 Mayıs 1945 zaferini işaret ederek "Galiplerin mirasçıları olarak, 9 Mayıs bayramını kendi bayramımız olarak ülkemiz için, bütün millet için, her aile için, her birimiz için en önemli bayram olarak kutluyoruz" dedi. Rus liderin Zafer Günü vesilesiyle başkentte verdiği resepsiyona 20'den fazla devlet başkanının katıldığı bildirildi. (Kirill Kudryavtsev/AFP)
  • 15/30

    8 Mayıs 2025 - Yeni seçilen Papa XIV. Leo, Vatikan'daki Aziz Petrus Bazilikası'nın balkonunda. Sistine Şapeli'nin bacasından çıkan beyaz duman, iki gün boyunca içeride bulunan 133 kardinalin dünyadaki 1,4 milyar Roma Katoliğine liderlik edecek yeni bir papa seçtiğinin sinyalini verdi. Yeni papa, 69 yaşındaki ABD'li kardinal Robert Prevost oldu. Yeni papa olarak duyurulan Papa Prevost "Barış sizinle olsun" sözleriyle başladığı konuşmasında uzun yıllar görev yaptığı Peru'ya özel selam gönderdi. ABD Başkanı Donald Trump, yeni Amerikalı Papa Robert Prevost'u "Ne büyük bir heyecan ve Ülkemiz için ne büyük bir onur. Papa 14. Leo ile tanışmayı dört gözle bekliyorum" ifadeleriyle tebrik etti. (Alessandra Tarantino/AP)
  • 16/30

    7 Mayıs 2025 - Hindistan'ın Pakistan'a düzenlediği saldırılar Pakistan'ın Haydarabad kentinde protesto edildi. Eylemde, Hindistan Başbakanı Narendra Modi'nin fotoğrafını yapıştırıldığı kukla yakıldı. İki ülke arasındaki gerilimin tırmandığına dikkat çekilen eylemde Hindistan’ın gerçekleştirdiği saldırılar kınandı. Hindistan'ın "Sindoor operasyonu" adını verdiği saldırılarda en az 26 kişinin hayatını kaybettiği ve 46 kişinin yaralandığı açıklanmıştı. Pakistan ordusu, Hindistan tarafının saldırısı sırasında 5 savaş uçağı düşürdüğünü açıklarken, Yeni Delhi yönetimi ise bunu teyit etmedi. Modi saldırı için "Gurur günü" derken, Pakistan hükümeti orduya saldırıya yanıt verme yetkisi verdi. (Yasir Rajput/AFP)
  • 17/30

    6 Mayıs 2025 - Yemen'in Husilerin elindeki başkenti Sana'ya İsrail'in düzenlediği hava saldırısının ardından ufukta dumanlar yükseliyor. Husi medyası ve İsrail ordusu, İran destekli isyancıların füze saldırısına misilleme olarak İsrail hava saldırılarının Yemen'in ana havalimanını ve Sana bölgesindeki elektrik santrallerini vurduğunu açıkladı. İsrail saldırısı sonrasında can kaybı ve yaralı konusunda henüz bilgi verilmedi. Havalimanın yanı sıra Sana kenti yakınlarındaki bazı elektrik santrallilerinin ve bir çimento fabrikasının hedef alındığı aktarıldı. İsrail basını ise saldırılarda Sana ve çevresinde 10 noktanın hedef alındığını yazdı. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, bir süre önce X hesabından yaptığı açıklamada, havalimanının kırmızı alan içine alındığı bir harita paylaşmıştı. Açıklamasında "Sana Uluslararası Havalimanı bölgesinde bulunan herkes için acil uyarı" diyen Adraee, alan ve çevresinin derhal boşaltılmasını istemişti. (Muhammed Huwais/AFP)
  • 18/30

    5 Mayıs 2025 - Britanya kraliyet ailesinden Prens William ve Prenses Catherine, çocukları George, Louis ve Charlotte, Buckingham Sarayı'ndan uçak gösterisini izledi. Birleşik Krallık'ta 4 gün sürecek Avrupa Zafer Günü kutlamaları, kraliyet ailesinin de hazır bulunduğu askeri geçit töreniyle başladı. 8 Mayıs 1945'te müttefik güçlerin elde ettiği zafer ve II. Dünya Savaşı'nın sona ermesinin yıl dönümü nedeniyle düzenlenen kutlamalar çerçevesinde geçit töreni gerçekleştirildi. Avrupa Zafer Günü'nün 80. yıl dönümü vesilesiyle açık mektup yayımlayan Başbakanı Keir Starmer, silahlı kuvvetler mensuplarının fedakarlıklarını övdü ve bunların asla geri ödenemeyecek bir borç olduğunu belirtti. (Henry Nicholls/AFP)
  • 19/30

    4 Mayıs 2025 - Red Bull Racing'in Hollandalı pilotu Max Verstappen ve McLaren'in Avustralyalı sürücüsü Oscar Piastri, Miami Uluslararası Yarış Pisti'nde düzenlenen Formula 1 Miami Grand Prix'sinde. Piastri, ABD'de zafere ulaşarak üst üste üçüncü galibiyetini elde etti ve takım arkadaşı Lando Norris'le farkı 16'ya çıkardı. Son 4 yılın şampiyonu Verstappen ise 6 yarışın sonunda 99 puanla üçüncü sırada. Formula 1'de sonraki yarış 18 Mayıs'ta İtalya'da. (Chandan Khanna/AFP)
  • 20/30

    3 Mayıs 2025 - Dürzi bir kadın, Golan Tepeleri'ndeki köyünün karşısındaki tampon bölgeye varan, Şam'dan kaçan akrabalarına el sallıyor. İsrail savaş uçakları cuma günü Suriye'nin başkenti Şam'daki başkanlık sarayının yanındaki bir bölgeyi bombaladı. İsrail'den yapılan açıklamada Dürzi gruplarla Suriye hükümetine bağlı güvenlik güçleri arasındaki çatışmalara işaret edilerek "Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı yakınlarında bir hedefe saldırı düzenledik. Dürzilere yönelik hiçbir tehdide izin vermeyiz" ifadeleri kullanıldı. Ayrıca İsrail'in cuma günü geç saatlerde Suriye'nin Şam, Hama, Lazkiye, Dera ve Kuneytra bölgelerini hedef aldığı bildirildi. (Jalaa Marey/AFP)
  • 21/30

    2 Mayıs 2025 - İsrail'de bir itfaiye uçağı, Beyt Şemeş kasabası yakınlarında çıkan yangının ardından yanan ağaçların üzerinden uçuyor. İsrail itfaiyesi, önceki günlerde Tel Aviv'le Kudüs arasındaki ormanlık arazide başlayıp rüzgarın etkisiyle geniş bir alana yayılan yangının kontrol altına alındığını bildirdi. Dün yapılan açıklamaya göre 31 saat süren yangında 20 bin dönümden fazla alan küle döndü. İsrail'in son 10 yıldır gördüğü en büyük yangın olduğu tahmin edilen orman yangınıyla mücadele için İtalya, Hırvatistan, İspanya, Fransa, Ukrayna ve Romanya gibi çeşitli ülkelerden yardım gönderildi. (Ahmad Gharabli/AFP)
  • 22/30

    1 Mayıs 2025 - Şili'nin başkenti Santiago'da 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nde düzenlenen eylemde göstericilerle polis arasında çatışma çıktı. Tokyo'dan Torino'ya, Taipei'den Paris'e onbinlerce kişi, ABD Başkanı Donald Trump'ın agresif gümrük tarifeleri gündemine ve küresel ekonomik çalkantı korkularına karşı artan öfkeyi ön plana çıkaran 1 Mayıs mitinglerinde yürüdü. Fransa'da sendika liderleri dünya siyasetinin "Trumplaşmasını" kınadı. İtalya'da protestocular Torino sokaklarında Amerikan başkanının bir kuklasını gezdirdi. Almanya'daysa sendikacılar, uzatılan iş günlerinin ve göçmen karşıtı söylemlerin zor kazanılan emek haklarını gerilettiği uyarısında bulundu. İsviçre'nin Bern kentinde binlerce kişi faşizmi ve savaşı kınayan pankartların arkasında yürüdü. Bu yürüyüş, aşırı sağcı siyasetin küresel yükselişine karşı daha büyük bir tepkinin parçasıydı. (Rodrigo Arangua/AFP)
  • 23/30

    29 Mart 2025 - Ho Chi Minh City'de Saygon'un düşüşünün ve Vietnam Savaşı'nın sona ermesinin 50. yıldönümü münasebetiyle düzenlenen geçit töreninde katılımcılar bayrak sallıyor. Vietnam, 30 Nisan'da Saygon'un düşüşünün 50. yıldönümünde şimdiye kadarki en büyük kutlamasını gerçekleştirdi. Şi Cinping'in Pekin'i Washington'dan daha güvenilir bir ortak olarak göstermek için yaptığı ziyaretin ardından, törene ilk kez Çin askerleri de katıldı. Vietnam Komünist Partisi Genel Sekreteri To Lam. "Tüm Vietnamlılar Vietnam'ın torunlarıdır. Bu ülkede yaşama ve çalışma, mutluluğun ve sevginin peşinden gitme özgürlüğüne sahip olma hakları var" dedi. "Geçmişi kapatma, farklılıklara saygı duyma ve geleceği hedefleme ruhuyla, tüm parti, halk ve ordu Vietnam'ı bir barış, birlik, refah ve kalkınma ülkesi haline getirmeye söz veriyor" diye ekledi. (Nhac Nguyen/ AFP)
  • 24/30

    29 Nisan 2025 - Filistinliler, Gazze Şeridi'ndeki Beyt Lahya'da yemek kuyruğunda. Sağlık kaynakları ve görgü tanıklarının aktardığına göre, İsrail ordusu sabah saatlerinden bu yana Gazze'nin farklı bölgelerine saldırılarını sürdürüyor. İsrail ordusu, Gazze kentinde sokaktaki bir grup sivili hedef aldı. Saldırıda 9 Filistinli hayatını kaybetti. İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne 7 Ekim 2023'ten bu yana düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 52 bin 314'e çıktı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun, ikinci yılında Gazze'deki savaşı sonlandırmak istediği iddia edildi. (Cihad Elşirafi/AP)
  • 25/30

    28 Nisan 2025 - İspanya'nın Cordoba kentinde halk, yolda kalan hızlı trenden iniyor. İspanya'nın büyük bir bölümü ve Portekiz'in bazı bölgelerinde elektrik ve telefon hatlarını etkileyen büyük bir elektrik kesintisi yaşandı. Çoğunlukla Madrid, Barselona ve Lizbon’da toplu taşıma, trafik ışıkları ve telefon hatlarında kesinti yaşanırken tren seferleri de büyük ölçüde durduruldu. Madrid'deki Barajas Havalimanı'na elektrik verilemedi ve Valensiya metrosu tüm seferlerini durdurduğunu açıkladı. Madrid Açık Tenis Turnuvası’nda da maçlar durduruldu. Madrid'de trafik kontrollerinin yetersizliği nedeniyle kavşaklarda araçların birbirine girdiği ve sokakların kaotik bir hal aldığı görüldü. İspanya'nın elektrik şebekesinden alınan veriler, saniyeler içinde büyük bir düşüş yaşandığını gösterdi. İspanyol elektrik şebekesi operatörü Red Electrica, kesintinin nedeninin belirlenemediğini açıklarken, elektriği geri getirmek için enerji şirketleriyle birlikte çalışıldığını söyledi. (Javier Soriano/AFP)
  • 26/30

    27 Nisan 2025 - MotoGP İspanya Grand Prix'sini Gresini Racing'in İspanyol sürücüsü Alex Marquez kazandı. Marquez'in MotoGP kariyerindeki ilk zaferini elde etmesi aynı zamanda bu organizasyonda iki kardeşin ilk kez galibiyet alması demekti. Alex'in abisi Marc Marquez, MotoGP'de şampiyona lideri. İspanya'da ikinci ve üçüncü sırayı Fabio Quartararo ve Francesco Bagnaia aldı. 6 şampiyonluğu bulunan Marc ise kaza nedeniyle yarış dışı kaldı. (Jose Breton/AP)
  • 27/30

    26 Nisan 2025 - Vatikan'da Papa Francis'in cenaze törenine katılan rahipler. 21 Nisan Pazartesi günü 88 yaşında hayatını kaybeden Papa Francis, bugün düzenlenen cenaze töreniyle uğurlandı. 12 yıl boyunca Katolik Kilisesi'nin ruhanı lideri olan Papa Francis'in cenazesine dünya liderleri ve kraliyet mensupları katıldı. Vatikan'ın tahminlerine göre törende yaklaşık 250 bin kişi vardı. Arjantinli Papa Francis, kendi isteği doğrultusunda, Vatikan'daki Aziz Petrus Bazilikası'na değil, Santa Maria Maggiore Bazilikası'na defnedildi. (Dylan Martinez/Reuters)
  • 28/30

    25 Nisan 2025 - Portekiz'in başkenti Lizbon'da toplanan halk, Karanfil Devrimi kutlamalarında halk şarkısı Grandola, Vila Morena'yı söylüyor. Adını, sokaklarda askerlere sunulan çiçeklerden alan Karanfil Devrimi, 25 Nisan 1974'te gerçekleşen, büyük ölçüde kansız bir askeri darbeydi. 51. yılını geride bırakan Karanfil Devrimi, diktatörlük rejimini yıkarak demokrasinin yeniden tesis edilmesine önayak olmasıyla Portekiz tarihinin kritik dönüm noktalarından biri kabul ediliyor. (Armando Franca/AP)
  • 29/30

    24 Nisan 2025 - Tiangong uzay istasyonuna üç astronotu taşıyan uzay aracını başarıyla fırlatan Çin, 2030'a kadar Ay'a mürettebatlı görev için bir adım daha attı. Shenzhou-20 uzay aracı perşembe günü yerel saatle 17.17'de Gobi Çölü'ndeki Jiuquan Uydu Fırlatma Merkezi'nden Uzun Yürüyüş-2F roketiyle havalandı. Bu, 30 yıldan uzun süre önce başlayan Shenzhou programının 15. mürettebatlı ve toplamda 20. uzay uçuşu. Tamamen Çin tarafından inşa edilen Tiangong, yani "Gök Sarayı" uzay istasyonu, Çin'i uzayda önemli bir güç haline getirdi. (Pedro Pardo/AFP)
  • 30/30

    24 Nisan 2025 - Ukrayna'nın başkenti Kiev'de kurtarma görevlileri, Rusya'nın gerçekleştirdiği balistik müze saldırısında isabet alan apartmanda. Saldırıda en az 9 kişi öldü ve 70'ten fazla kişi yaralandı. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa ile görüşmek üzere Güney Afrika'ya gitmişti. Kiev'e yönelik bombardıman sonrası Zelenski, ziyaretini yarıda kesti, Rusya'nın saldırıları derhal ve koşulsuz olarak durdurması gerektiğini söyledi. ABD Başkanı Donald Trump saldırıyla ilgili düşüncelerini Truth Social üzerinden paylaştı. Başkan, "Rusya'nın Kiev'e yönelik saldırılarından memnun değilim. Gerekli değil ve çok kötü bir zamanlama. Vladimir, DUR! Haftada 5 bin asker ölüyor. Barış Anlaşmasını yapalım!" dedi. (Valentyn Ogirenko/AFP)


Küresel diplomaside çifte standart

Son yıllarda ABD'nin Güney Afrika'ya yönelik dış politikası, özellikle toprak reformu ve beyaz çiftçilerin durumu bağlamında hem ilgi hem de eleştiri konusu oldu.

Apartheid rejiminin sona ermesinden sonra Güney Afrika hükümeti, sömürgecilik ve ırkçı egemenlikten kaynaklanan tarihi toprak gaspını düzeltmeye çalışıyor.

Ülke, demokratik geçiş sürecinin bir parçası olarak, tarihi adaletsizlikleri telafi etmeyi ve siyah çoğunluğu güçlendirmeyi amaçlayan yeniden toprak dağıtım politikalarını benimsedi.

Ancak bu çabalar Batı'nın, özellikle de Amerika'nın dikkatinden kaçmadı.

Trump yönetimi döneminde ABD, Güney Afrika'nın tazminatsız toprak kamulaştırma planlarını açıkça eleştirdi; bu girişimleri mülkiyet haklarının ihlali olarak yorumladı ve beyaz çiftçilere yönelik olası şiddet konusunda endişelerini dile getirdi.

Sistematik hedef alınmaya dair sınırlı kanıtlar olmasına rağmen, bu anlatı Batı medyasında ve bazı siyasi figürlerce büyütüldü, beyaz çiftçiler ırkçı bir kampanyanın mağdurları olarak lanse edildi.

Amerikalı siyasetçiler, sağcı söylemleri tekrar ederek yaklaşan bir kriz konusunda uyarılarda bulundu ve beyaz azınlığa destek sinyalleri verdi.

Bu tutum, çoğunlukla demokratik süreçlerle şekillenen toprak reformlarını meşru gören küresel anlayıştan ayrılıyor.

Bu seçici duyarlılık, uluslararası insan hakları ve adalet ilkelerine tutarsız yaklaşıldığını gösteriyor. Güney

Afrika'nın, anayasal yollarla Apartheid'in derin izlerini silme hakkını desteklemek yerine, Amerikan tepkisi, beyaz azınlığın çıkarlarını, çoğunluğun demokratik taleplerinin önüne koydu.

Bu tutarsızlık, Amerika'nın Ortadoğu'daki politikalarıyla, özellikle İsrail ve Filistin meselesiyle kıyaslandığında daha da belirginleşiyor.

Güney Afrika, Gazze ve işgal altındaki topraklarda İsrail'in uygulamalarını insanlık suçu ve Apartheid olarak nitelendirerek sert biçimde eleştirirken, ABD genellikle İsrail'i savunma pozisyonunu sürdürdü.

Sivil kayıplar ve savaş suçu iddiaları dünya çapında kınanırken bile, Amerikan yönetimleri gerek Cumhuriyetçi gerekse Demokrat kesim, İsrail'e askeri yardım sağlamaya ve BM'deki hesap verme çağrılarını veto etmeye devam etti.

Kendi kurtuluş tarihini hatırlatan Güney Afrika, Filistin'le dayanışma içinde oldu; adalet, yaptırımlar ve uluslararası müdahale çağrısında bulundu.

Ancak beyaz çiftçilerin haklarını savunurken yüksek sesle konuşan Amerika, söz konusu İsrail olduğunda ya sessiz kalıyor ya da dolaylı olarak suistimallere göz yumuyor.

Bu açık çifte standart, Amerikan dış politikasının rahatsız edici bir yönünü ortaya koyuyor; adalet ve insan haklarını, stratejik çıkarlara göre seçici şekilde savunma eğilimi… 

Güney Afrika, içeride yasal ve anayasal yollarla adaleti sağlama ve dışarıda hesap sormaya yönelik ilkeli duruş sergilerken ABD, müttefiklerinin işlediği suçlar karşısında çoğu zaman sessiz kalmayı ya da onları korumayı tercih ediyor.


İnsan hakları ve çifte standart tartışmaları

Güney Afrika, küresel adalet, insan hakları ve anti-kolonyalizm gibi ilkeleri dış politikasının merkezine koydu.

Özellikle Filistin meselesinde sergilediği kararlı duruş, Amerikan politikalarıyla sıklıkla çatışıyor.

Buna karşılık, Amerika'nın Güney Afrika'daki beyaz çiftçilerin durumu gibi konularda zaman zaman tek taraflı ve seçici tutum sergilemesi, Güney Afrika'da tepkiyle karşılanıyor.

Sonuç olarak, Amerika'nın Güney Afrika'daki beyaz çiftçileri savunma konusundaki kararlı tutumu ile Ortadoğu'daki İsrail kaynaklı insan hakları ihlallerine karşı sessiz kalışı arasındaki çelişki, küresel insan hakları söylemindeki ahlaki tutarsızlığı ortaya koyuyor.

Yani, Filistin'de soykırımı destekleyen Donald Trump, Güney Afrika'daki beyaz çiftçilerin durumu ile ilgili Ramaphosa'ya hesap sorabiliyor; fakat Nelson Mandela olsaydı Amerika'nın bu ukala tavrı şüphesiz işe yaramazdı.

Mandela, Irak ve Libya'nın işgalinde Amerika'ya terör devleti yakıştırması yapacak kadar cesur bir devlet adamıydı.

Son nefesine kadar Amerika'nın hukuka değil, sadece menfaatine göre hareket eden bir zorba devlet olduğunu heryerde söyledi.

Belki zaman ve şartlar değişti, lakin Güney Afrika devlet ricali geçmişteki bu onurlu duruşunu unutmamalı.

 

 

Kaynaklar:

Bond, P. (2006). Looting Africa: The economics of exploitation. Zed Books.
Carmody, P. (2011). The new scramble for Africa. Polity Press.
Gibson, N. C. (2011). Fanonian practices in South Africa: From Steve Biko to Abahlali baseMjondolo. University of KwaZulu-Natal Press.
Mills, G. (2010). Why Africa is poor: And what Africans can do about it. Penguin Books.
Nathan, L. (2012). Community of insecurity: SADC's struggle for peace and security in Southern Africa. Ashgate Publishing.
Schraeder, P. J. (2004). African politics and society: A mosaic in transformation (2nd ed.). Wadsworth.
South African Government. (2023). South Africa–United States relations. Retrieved from https://www.gov.za
United States Department of State. (2023). U.S. relations with South Africa. Retrieved from https://www.state.gov/u-s-relations-with-south-africa/
Vale, P., & Mphaisha, C. J. (1999). South Africa and the African Renaissance. International Affairs, 75(2), 283–295. https://doi.org/10.2307/2623433

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

ShapeCreated with Sketch. Fotoğraflarla dünyadan haberler

Hepsini göster 30

Fotoğraflarla dünyadan haberler

  • 1/30

    22 Mayıs 2025 - Avustralya'nın Yeni Güney Galler Eyaleti Polis Teşkilatı, Taree kentinde selde mahsur kalan yurttaşları kurtardı. Şiddetli yağışların neden olduğu selde üç kişinin yaşamını yitirdiği, bir kişininse hâlâ kayıp olduğu açıklandı. NSW Eyalet Başbakanı Chris Minns, bölgede etkili olan fırtınanın da kuzey kıyılarıyla Hunter bölgesinin bazı noktalarında hasara sebep olduğunu söyledi. Minns, bölgedeki nehir ve göllerdeki su seviyelerinin 1920’li yıllardan bu yana görülmemiş derecede yükseldiğini belirtti. Başbakan, "Pek çok insan, yaşadıkları yerde bu seviyede bir su baskını ya da sele şahit olmamıştı" diye konuştu.(Yeni Güney Galler Polis Teşkilatı/AFP)
  • 2/30

    21 Mayıs 2025 - ABD Başkanı Donald Trump'ın oğlu Eric Trump, Vietnam'ın Hung Yen eyaletinde Trump International, Hung Yen tatil köyü ve golf sahası projesinin temel atma töreninde konuşma yaptı. Eric Trump, Vietnam'da babası ABD Başkanı Donald Trump'ın emlak grubu tarafından inşa edilecek 1,5 milyar dolarlık lüks tatil yeri ve golf sahasının temel atma törenine katıldı. Vietnam hükümetinin, Trump Organization ve bir ortağının Güneydoğu Asya ülkesinde golf sahaları, oteller ve emlak projelerine 1,5 milyar dolar yatırım yapma planını onayladığı cuma günü duyurulmuştu. Toplam 990 hektar arazi üzerinde planlanan projede golf sahaları, tatil yerleri, oteller ve modern konut projesinden oluşan kompleks yer alacak. İnşaatın bu çeyrekte başlaması ve 2029'un ikinci çeyreğine kadar sürmesi bekleniyor. Onay, sanayi merkezi olan Güneydoğu Asya ülkesinin yüzde 46'lık ABD ithalat vergisinden kaçınmaya çalıştığı, Vietnam'la ABD arasındaki ticaret müzakereleri sürerken geldi. (AFP)
  • 3/30

    20 Mayıs 2025 - İsrailli sınır polisi, Batı Şeria'da Nablus'un güneyinde yer alan Askar mülteci kampına düzenlenen baskında Filistinli protestoculara göz yaşartıcı gaz ateşlemeye hazırlanıyor. Gazze'deki Filistin hükümetinin Medya Ofisi, İsrail'in Gazze Şeridi'ne düzenlediği şiddetli saldırılara dair açıklama yaptı. Açıklamada, "İşgalci İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nde savunmasız sivillere karşı sürdürdüğü kanlı katliamları en güçlü şekilde kınıyoruz." ifadeleri kullanıldı. İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne 7 Ekim 2023'ten bu yana düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı son 24 saatte 87 artarak 53 bin 573'e yükseldi. (Jaafar Ashtiyeh/AFP)
  • 4/30

    19 Mayıs 2025 - ABD'li ünlü yönetmen Spike Lee, ABD'li aktör ve şarkıcı Asap Rocky'yle Cannes Film Festivali'nde Highest 2 Lowest filminin tanıtımında. Akira Kurosawa'nın Yüksek ve Alçak (Tengoku to jigoku) filminden uyarlanan yapımda usta aktör Denzel Washington ve ünlü rapçi Ice Spice gibi isimler de yer alıyor. 7. gününü geride bırakan festival, 24 Mayıs'ta sona erecek. (Sameer Al-Doumy/AFP)
  • 5/30

    18 Mayıs 2025 - Yeni Papa XIV. Leo, bugün yapılan yemin töreniyle resmen göreve başladı. Papa seçilmesinden 10 gün sonra yapılan törenin öncesinde üstü açık arabasıyla Aziz Petrus Meydanı'nı dolduran kalabalığı selamlayan XIV. Leo, parmağına "balıkçının yüzüğü"nün takılmasının ardından resmen göreve başladı. Özellikle Amerikan Katoliklerinin büyük ilgi gösterdiği tarihi günde, dünyanın dört bir yanından yaklaşık 100 bin kişi Leo'nun yemin töreni için Vatikan'a akın etti. Yeni Papa'nın ilk ayini için çok sayıda siyasetçi de Vatikan'a geldi. ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ve Almanya Başbakanı Friedrich Merz, tören için Vatikan'a gelen isimler arasında yer aldı. (Filippo Monteforte/AFP)
  • 6/30

    17 Mayıs 2025 - Londra'daki protestocular, Nakba'nın 77. yıldönümünü nedeniyle düzenledikleri gösteride "Özgür Filistin" çağrısıyla Filistin bayrakları sallayarak yürüyor. Arapçada "felaket" anlamına gelen Nakba, 1948'de İsrail devletinin kuruluşu sırasında yaklaşık 750 bin Filistinlinin evlerinden ve köylerinden şiddet kullanılarak sürülmesini ifade ediyor. 15 Mayıs'ta anılan Nakba Günü'nde bu yıl da dünyanın çeşitli yerlerinde yürüyüşler düzenlendi. (Henry Nicholls/ AFP)
  • 7/30

    16 Mayıs 2025 - Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, başkent Tiran'da bugün düzenlenen Avrupa Siyasi Topluluğu Zirvesi'nde İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'yi diz çökerek karşılıyor. Bu yıl Arnavutluk'un ev sahipliğinde 6.'sı düzenlenen zirvede 47 ülkenin devlet başkanları güvenlik, savunma ve demokratik standartları görüşecek. AB dışından liderlerin de yer aldığı toplantıya Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da katıldı. Rusya-Ukrayan savaşının zirvenin ana gündem maddesi olması beklenirken, iki ülke arasındaki barış görüşmeleri İstanbul'da devam ediyor. (Vlasov Sulaj/AP)
  • 8/30

    15 Mayıs 2025 - Filistinliler, İsrail ordusunun önceki gün Tammun'a düzenlediği baskında öldürülen Saher Nabil Bsharat'ın Batı Şeria'da düzenlenen cenaze töreninde yürüyor. İsrail askerleri 15 Mayıs'ta Batı Şeria'da, Tubas'ın güneyinde terör saldırıları planlamak için kullanıldığından şüphelenilen binaları hedef aldığını açıkladığı bir baskında 5 Filistinliyi öldürdü. İsrail'in Gazze Şeridi'ne saldırı başlattığı 7 Ekim 2023'ten bu yana Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te de Filistinlilere yönelik gözaltı, baskın ve saldırılarda artış yaşanıyor. (Zain Jaafar/AFP)
  • 9/30

    14 Mayıs 2025 - Hindistan Kongre Partisi'nden eylemciler, Hindistan-Pakistan gerginliğine müdahale ettiğini öne sürdükleri ABD Başkanı Donald Trump'ın resmini yaktı. Hindistan'ın, 22 Nisan'da Pahalgam bölgesinde 26 kişinin öldürüldüğü saldırıya misilleme gerekçesiyle 6 Mayıs'ta Pakistan toprakları ve Pakistan'ın kontrolündeki Azad Keşmir bölgesine füze saldırıları düzenlemesiyle taraflar arasında çatışmalar başlamıştı. Nükleer silahlara sahip iki ülke, 10 Mayıs'ta ABD'nin arabuluculuğunda ateşkes ilan etmişti. Dibyangshu Sarkar/AFP)
  • 10/30

    13 Mayıs 2025 - ABD'li aktör Robert De Niro, Cannes Film Festivali'nde. 2025 Cannes Film Festivali bu yıl yalnızca sinemanın değil, jeopolitik tartışmaların da merkezi olacak. Trump’ın yabancı yapımlara getirmeyi planladığı gümrük tarifeleri Hollywood’u tedirgin ederken, festivalin dikkat çeken filmleri arasında Die, My Love, Fenike Planı (The Phoenician Scheme) ve Eddington var. Fransız aktris Juliette Binoche başkanlığındaki Altın Palmiye jürisinde Halle Berry ve “Succession” dizisinden Jeremy Strong gibi isimler de yer alıyor. 22 film arasından ödüller 24 Mayıs’ta açıklanacak. (Valery Hache/AFP)
  • 11/30

    12 Mayıs 2025 - Dünyanın en büyük Budist anıtı ve UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Borobudur Tapınağı önünde düzenlenen Waisak (veya Vesak) kutlamalarında bir Budist rahip ve Müslümanlar fener yakıyor. Budistler için en kutsal gün olan Vesak, Buda Siddhartha Gautama'nın doğumunun, aydınlanmasının ve ölümünün anıldığı gün. Geleneksel olarak tüm bunların eski Hint ay takvimindeki Vesakha ayının dolunay gününde gerçekleştiğine inanılıyor. (Yasuyoshi Chiba/AFP)
  • 12/30

    11 Mayıs 2025 - 2025 Eurovision Şarkı Yarışması maskotu "Lumo" Basel'de düzenlenen açılış töreninde Basel Belediye Binası'nın yanındaki turkuaz halı üzerinde yürüyor. Resmi geçit töreni sırasında bir protestocu, bariyerleri aşarak İsrail bayrağının karşısına geçip Filistin bayrağı açtı. Protestocuya polis tarafından müdahale edilirken, bir başka göstericinin ise, "Soykırım şarkı yarışmasına hoş geldiniz" yazan bir pankart tuttuğu görüldü. (Fabrice Coffrini/AFP)
  • 13/30

    10 Mayıs 2025 - Pakistan'ın Multan kentindeki insanlar barış işareti yaparak Pakistan ve Hindistan arasında sağlanan ateşkesi kutluyor. ABD Başkanı Donald Trump, iki ülke arasında günlerdir devam eden saldırıların ardından hemen yürürlüğe girecek tam bir ateşkes üzerinde anlaşma sağlandığını bugün duyurdu. Trump, iki ülkeyi de gösterdikleri sağduyudan dolayı tebrik etti. Daha sonra Pakistan ve Hindistan'dan yetkililer de ateşkesi duyurdu. Hindistan'ın "terörist altyapıyı" hedef aldığını söyleyerek çarşamba günü başlattığı saldırılarda, iki ülke de sınır ötesi saldırılar gerçekleştirmiş, birbirlerinin hava sahasına drone ve füzeler fırlatmıştı. Komşu ülkeler arasında artan gerilim, nükleer savaş endişeleri de yaratmıştı. (Shahid Saeed Mirza/AFP)
  • 14/30

    9 Mayıs 2025 - Rusya'nın başkenti Moskova'da düzenlenen Zafer Günü askeri geçit töreni sırasında Rus askerler Kızıl Meydan'da yürüyor. Rusya, Sovyetler Birliği'nin II. Dünya Savaşı'nda Nazi Almanyası'na karşı kazandığı zaferin 80. yıldönümünü bugün törenlerle kutladı. Rus hükümet üyeleri, milletvekilleri, dini liderler ve gazilerin de yer aldığı törene, Çin, Belarus ve Azerbaycan gibi ülkelerin askeri birlikleri de katıldı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 9 Mayıs 1945 zaferini işaret ederek "Galiplerin mirasçıları olarak, 9 Mayıs bayramını kendi bayramımız olarak ülkemiz için, bütün millet için, her aile için, her birimiz için en önemli bayram olarak kutluyoruz" dedi. Rus liderin Zafer Günü vesilesiyle başkentte verdiği resepsiyona 20'den fazla devlet başkanının katıldığı bildirildi. (Kirill Kudryavtsev/AFP)
  • 15/30

    8 Mayıs 2025 - Yeni seçilen Papa XIV. Leo, Vatikan'daki Aziz Petrus Bazilikası'nın balkonunda. Sistine Şapeli'nin bacasından çıkan beyaz duman, iki gün boyunca içeride bulunan 133 kardinalin dünyadaki 1,4 milyar Roma Katoliğine liderlik edecek yeni bir papa seçtiğinin sinyalini verdi. Yeni papa, 69 yaşındaki ABD'li kardinal Robert Prevost oldu. Yeni papa olarak duyurulan Papa Prevost "Barış sizinle olsun" sözleriyle başladığı konuşmasında uzun yıllar görev yaptığı Peru'ya özel selam gönderdi. ABD Başkanı Donald Trump, yeni Amerikalı Papa Robert Prevost'u "Ne büyük bir heyecan ve Ülkemiz için ne büyük bir onur. Papa 14. Leo ile tanışmayı dört gözle bekliyorum" ifadeleriyle tebrik etti. (Alessandra Tarantino/AP)
  • 16/30

    7 Mayıs 2025 - Hindistan'ın Pakistan'a düzenlediği saldırılar Pakistan'ın Haydarabad kentinde protesto edildi. Eylemde, Hindistan Başbakanı Narendra Modi'nin fotoğrafını yapıştırıldığı kukla yakıldı. İki ülke arasındaki gerilimin tırmandığına dikkat çekilen eylemde Hindistan’ın gerçekleştirdiği saldırılar kınandı. Hindistan'ın "Sindoor operasyonu" adını verdiği saldırılarda en az 26 kişinin hayatını kaybettiği ve 46 kişinin yaralandığı açıklanmıştı. Pakistan ordusu, Hindistan tarafının saldırısı sırasında 5 savaş uçağı düşürdüğünü açıklarken, Yeni Delhi yönetimi ise bunu teyit etmedi. Modi saldırı için "Gurur günü" derken, Pakistan hükümeti orduya saldırıya yanıt verme yetkisi verdi. (Yasir Rajput/AFP)
  • 17/30

    6 Mayıs 2025 - Yemen'in Husilerin elindeki başkenti Sana'ya İsrail'in düzenlediği hava saldırısının ardından ufukta dumanlar yükseliyor. Husi medyası ve İsrail ordusu, İran destekli isyancıların füze saldırısına misilleme olarak İsrail hava saldırılarının Yemen'in ana havalimanını ve Sana bölgesindeki elektrik santrallerini vurduğunu açıkladı. İsrail saldırısı sonrasında can kaybı ve yaralı konusunda henüz bilgi verilmedi. Havalimanın yanı sıra Sana kenti yakınlarındaki bazı elektrik santrallilerinin ve bir çimento fabrikasının hedef alındığı aktarıldı. İsrail basını ise saldırılarda Sana ve çevresinde 10 noktanın hedef alındığını yazdı. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, bir süre önce X hesabından yaptığı açıklamada, havalimanının kırmızı alan içine alındığı bir harita paylaşmıştı. Açıklamasında "Sana Uluslararası Havalimanı bölgesinde bulunan herkes için acil uyarı" diyen Adraee, alan ve çevresinin derhal boşaltılmasını istemişti. (Muhammed Huwais/AFP)
  • 18/30

    5 Mayıs 2025 - Britanya kraliyet ailesinden Prens William ve Prenses Catherine, çocukları George, Louis ve Charlotte, Buckingham Sarayı'ndan uçak gösterisini izledi. Birleşik Krallık'ta 4 gün sürecek Avrupa Zafer Günü kutlamaları, kraliyet ailesinin de hazır bulunduğu askeri geçit töreniyle başladı. 8 Mayıs 1945'te müttefik güçlerin elde ettiği zafer ve II. Dünya Savaşı'nın sona ermesinin yıl dönümü nedeniyle düzenlenen kutlamalar çerçevesinde geçit töreni gerçekleştirildi. Avrupa Zafer Günü'nün 80. yıl dönümü vesilesiyle açık mektup yayımlayan Başbakanı Keir Starmer, silahlı kuvvetler mensuplarının fedakarlıklarını övdü ve bunların asla geri ödenemeyecek bir borç olduğunu belirtti. (Henry Nicholls/AFP)
  • 19/30

    4 Mayıs 2025 - Red Bull Racing'in Hollandalı pilotu Max Verstappen ve McLaren'in Avustralyalı sürücüsü Oscar Piastri, Miami Uluslararası Yarış Pisti'nde düzenlenen Formula 1 Miami Grand Prix'sinde. Piastri, ABD'de zafere ulaşarak üst üste üçüncü galibiyetini elde etti ve takım arkadaşı Lando Norris'le farkı 16'ya çıkardı. Son 4 yılın şampiyonu Verstappen ise 6 yarışın sonunda 99 puanla üçüncü sırada. Formula 1'de sonraki yarış 18 Mayıs'ta İtalya'da. (Chandan Khanna/AFP)
  • 20/30

    3 Mayıs 2025 - Dürzi bir kadın, Golan Tepeleri'ndeki köyünün karşısındaki tampon bölgeye varan, Şam'dan kaçan akrabalarına el sallıyor. İsrail savaş uçakları cuma günü Suriye'nin başkenti Şam'daki başkanlık sarayının yanındaki bir bölgeyi bombaladı. İsrail'den yapılan açıklamada Dürzi gruplarla Suriye hükümetine bağlı güvenlik güçleri arasındaki çatışmalara işaret edilerek "Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı yakınlarında bir hedefe saldırı düzenledik. Dürzilere yönelik hiçbir tehdide izin vermeyiz" ifadeleri kullanıldı. Ayrıca İsrail'in cuma günü geç saatlerde Suriye'nin Şam, Hama, Lazkiye, Dera ve Kuneytra bölgelerini hedef aldığı bildirildi. (Jalaa Marey/AFP)
  • 21/30

    2 Mayıs 2025 - İsrail'de bir itfaiye uçağı, Beyt Şemeş kasabası yakınlarında çıkan yangının ardından yanan ağaçların üzerinden uçuyor. İsrail itfaiyesi, önceki günlerde Tel Aviv'le Kudüs arasındaki ormanlık arazide başlayıp rüzgarın etkisiyle geniş bir alana yayılan yangının kontrol altına alındığını bildirdi. Dün yapılan açıklamaya göre 31 saat süren yangında 20 bin dönümden fazla alan küle döndü. İsrail'in son 10 yıldır gördüğü en büyük yangın olduğu tahmin edilen orman yangınıyla mücadele için İtalya, Hırvatistan, İspanya, Fransa, Ukrayna ve Romanya gibi çeşitli ülkelerden yardım gönderildi. (Ahmad Gharabli/AFP)
  • 22/30

    1 Mayıs 2025 - Şili'nin başkenti Santiago'da 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nde düzenlenen eylemde göstericilerle polis arasında çatışma çıktı. Tokyo'dan Torino'ya, Taipei'den Paris'e onbinlerce kişi, ABD Başkanı Donald Trump'ın agresif gümrük tarifeleri gündemine ve küresel ekonomik çalkantı korkularına karşı artan öfkeyi ön plana çıkaran 1 Mayıs mitinglerinde yürüdü. Fransa'da sendika liderleri dünya siyasetinin "Trumplaşmasını" kınadı. İtalya'da protestocular Torino sokaklarında Amerikan başkanının bir kuklasını gezdirdi. Almanya'daysa sendikacılar, uzatılan iş günlerinin ve göçmen karşıtı söylemlerin zor kazanılan emek haklarını gerilettiği uyarısında bulundu. İsviçre'nin Bern kentinde binlerce kişi faşizmi ve savaşı kınayan pankartların arkasında yürüdü. Bu yürüyüş, aşırı sağcı siyasetin küresel yükselişine karşı daha büyük bir tepkinin parçasıydı. (Rodrigo Arangua/AFP)
  • 23/30

    29 Mart 2025 - Ho Chi Minh City'de Saygon'un düşüşünün ve Vietnam Savaşı'nın sona ermesinin 50. yıldönümü münasebetiyle düzenlenen geçit töreninde katılımcılar bayrak sallıyor. Vietnam, 30 Nisan'da Saygon'un düşüşünün 50. yıldönümünde şimdiye kadarki en büyük kutlamasını gerçekleştirdi. Şi Cinping'in Pekin'i Washington'dan daha güvenilir bir ortak olarak göstermek için yaptığı ziyaretin ardından, törene ilk kez Çin askerleri de katıldı. Vietnam Komünist Partisi Genel Sekreteri To Lam. "Tüm Vietnamlılar Vietnam'ın torunlarıdır. Bu ülkede yaşama ve çalışma, mutluluğun ve sevginin peşinden gitme özgürlüğüne sahip olma hakları var" dedi. "Geçmişi kapatma, farklılıklara saygı duyma ve geleceği hedefleme ruhuyla, tüm parti, halk ve ordu Vietnam'ı bir barış, birlik, refah ve kalkınma ülkesi haline getirmeye söz veriyor" diye ekledi. (Nhac Nguyen/ AFP)
  • 24/30

    29 Nisan 2025 - Filistinliler, Gazze Şeridi'ndeki Beyt Lahya'da yemek kuyruğunda. Sağlık kaynakları ve görgü tanıklarının aktardığına göre, İsrail ordusu sabah saatlerinden bu yana Gazze'nin farklı bölgelerine saldırılarını sürdürüyor. İsrail ordusu, Gazze kentinde sokaktaki bir grup sivili hedef aldı. Saldırıda 9 Filistinli hayatını kaybetti. İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne 7 Ekim 2023'ten bu yana düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 52 bin 314'e çıktı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun, ikinci yılında Gazze'deki savaşı sonlandırmak istediği iddia edildi. (Cihad Elşirafi/AP)
  • 25/30

    28 Nisan 2025 - İspanya'nın Cordoba kentinde halk, yolda kalan hızlı trenden iniyor. İspanya'nın büyük bir bölümü ve Portekiz'in bazı bölgelerinde elektrik ve telefon hatlarını etkileyen büyük bir elektrik kesintisi yaşandı. Çoğunlukla Madrid, Barselona ve Lizbon’da toplu taşıma, trafik ışıkları ve telefon hatlarında kesinti yaşanırken tren seferleri de büyük ölçüde durduruldu. Madrid'deki Barajas Havalimanı'na elektrik verilemedi ve Valensiya metrosu tüm seferlerini durdurduğunu açıkladı. Madrid Açık Tenis Turnuvası’nda da maçlar durduruldu. Madrid'de trafik kontrollerinin yetersizliği nedeniyle kavşaklarda araçların birbirine girdiği ve sokakların kaotik bir hal aldığı görüldü. İspanya'nın elektrik şebekesinden alınan veriler, saniyeler içinde büyük bir düşüş yaşandığını gösterdi. İspanyol elektrik şebekesi operatörü Red Electrica, kesintinin nedeninin belirlenemediğini açıklarken, elektriği geri getirmek için enerji şirketleriyle birlikte çalışıldığını söyledi. (Javier Soriano/AFP)
  • 26/30

    27 Nisan 2025 - MotoGP İspanya Grand Prix'sini Gresini Racing'in İspanyol sürücüsü Alex Marquez kazandı. Marquez'in MotoGP kariyerindeki ilk zaferini elde etmesi aynı zamanda bu organizasyonda iki kardeşin ilk kez galibiyet alması demekti. Alex'in abisi Marc Marquez, MotoGP'de şampiyona lideri. İspanya'da ikinci ve üçüncü sırayı Fabio Quartararo ve Francesco Bagnaia aldı. 6 şampiyonluğu bulunan Marc ise kaza nedeniyle yarış dışı kaldı. (Jose Breton/AP)
  • 27/30

    26 Nisan 2025 - Vatikan'da Papa Francis'in cenaze törenine katılan rahipler. 21 Nisan Pazartesi günü 88 yaşında hayatını kaybeden Papa Francis, bugün düzenlenen cenaze töreniyle uğurlandı. 12 yıl boyunca Katolik Kilisesi'nin ruhanı lideri olan Papa Francis'in cenazesine dünya liderleri ve kraliyet mensupları katıldı. Vatikan'ın tahminlerine göre törende yaklaşık 250 bin kişi vardı. Arjantinli Papa Francis, kendi isteği doğrultusunda, Vatikan'daki Aziz Petrus Bazilikası'na değil, Santa Maria Maggiore Bazilikası'na defnedildi. (Dylan Martinez/Reuters)
  • 28/30

    25 Nisan 2025 - Portekiz'in başkenti Lizbon'da toplanan halk, Karanfil Devrimi kutlamalarında halk şarkısı Grandola, Vila Morena'yı söylüyor. Adını, sokaklarda askerlere sunulan çiçeklerden alan Karanfil Devrimi, 25 Nisan 1974'te gerçekleşen, büyük ölçüde kansız bir askeri darbeydi. 51. yılını geride bırakan Karanfil Devrimi, diktatörlük rejimini yıkarak demokrasinin yeniden tesis edilmesine önayak olmasıyla Portekiz tarihinin kritik dönüm noktalarından biri kabul ediliyor. (Armando Franca/AP)
  • 29/30

    24 Nisan 2025 - Tiangong uzay istasyonuna üç astronotu taşıyan uzay aracını başarıyla fırlatan Çin, 2030'a kadar Ay'a mürettebatlı görev için bir adım daha attı. Shenzhou-20 uzay aracı perşembe günü yerel saatle 17.17'de Gobi Çölü'ndeki Jiuquan Uydu Fırlatma Merkezi'nden Uzun Yürüyüş-2F roketiyle havalandı. Bu, 30 yıldan uzun süre önce başlayan Shenzhou programının 15. mürettebatlı ve toplamda 20. uzay uçuşu. Tamamen Çin tarafından inşa edilen Tiangong, yani "Gök Sarayı" uzay istasyonu, Çin'i uzayda önemli bir güç haline getirdi. (Pedro Pardo/AFP)
  • 30/30

    24 Nisan 2025 - Ukrayna'nın başkenti Kiev'de kurtarma görevlileri, Rusya'nın gerçekleştirdiği balistik müze saldırısında isabet alan apartmanda. Saldırıda en az 9 kişi öldü ve 70'ten fazla kişi yaralandı. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa ile görüşmek üzere Güney Afrika'ya gitmişti. Kiev'e yönelik bombardıman sonrası Zelenski, ziyaretini yarıda kesti, Rusya'nın saldırıları derhal ve koşulsuz olarak durdurması gerektiğini söyledi. ABD Başkanı Donald Trump saldırıyla ilgili düşüncelerini Truth Social üzerinden paylaştı. Başkan, "Rusya'nın Kiev'e yönelik saldırılarından memnun değilim. Gerekli değil ve çok kötü bir zamanlama. Vladimir, DUR! Haftada 5 bin asker ölüyor. Barış Anlaşmasını yapalım!" dedi. (Valentyn Ogirenko/AFP)
Dr. Halim Gençoğlu Independent Türkçe için yazdı
Cumartesi, Mayıs 24, 2025 - 07:30
Main image: 

<p>ABD Başkanı Donald Trump, Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa ile yaptığı görüşmede, Güney Afrika’yı beyazlara karşı soykırım yapmakla suçladı, 21 Mayıs 2025 / Fotoğraf: AFP</p>

related nodes: 
ABD'nin, Güney Afrika'da beyazlara yönelik bir mülteci başvuru merkezi açacağı öne sürüldü
Güney Afrika: Amerika, bize yardımın kesilmesini görüşme girişimlerine yanıt vermedi
Musk’tan Güney Afrika çıkışı: “Siyah olmadığım için izin vermiyorlar”
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Amerika'nın Güney Afrika politikası ve beyaz çiftçiler meselesi
copyright Independentturkish: 

Bu başka bir Rusya!

2010 yılında Putin, "SSCB'nin dağılmasına üzülmeyenin kalbi, yeniden oluşturulabileceğini düşünenin ise aklı yok" demişti.

Ama geçen zaman içinde köprünün altından çok sular aktı; o zamanlar SSCB'nin tekrar olabileceğini düşünenlere "deli" derlerdi.

Şimdi ise Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, "Deli diyorlar bana; desinler, değişemem" noktasına gelmiş olabilir.

Nasıl mı?

Bir fıkra vardır ya:

Adam banka soymaya teşebbüsten tutuklanır.

Hakim, "Neden böyle bir işe kalkıştınız?" diye sorar.

Adam ise, "Ama önce onlar başlattı, sayın hakim!" diye cevap verir.


Yani, etkiye tepki:

Madem siz SSCB'yi dağıtmakla yetinmediniz, Rusya'yı da dağıtma planlarını devreye soktunuz (bkz. Zbigniew Brzezinski ve yakın zamanda Letonya Devlet Başkanı Rinkeviç'in açıklamaları vb.), o zaman ben de korunma değil, "karşı saldırı hakkımı kullanıyorum."


Peki bunu yaparken stratejik bir akıl mı devredeydi, yoksa şahsi siyasi ihtiraslar mı?

Özellikle Batı'daki genel kanı ikinci şıktan yana.

Fakat bugünkü tabloya baktığımızda aksini düşünmek mümkün.

Çünkü savaşta gelinen noktada, Avrupa'nın desteğine rağmen, Ukrayna'nın cephedeki durumu kendi lehine çevirmesi mümkün değil.

Ukrayna'nın kaybettiği toprakları geri alamayacağı ve NATO'ya giremeyeceği neredeyse kesinleşti.

Kiev için en iyi senaryo, sadece Avrupa'nın değil, ABD'nin de içinde olacağı şekilde güvenlik garantileri alabilmek.

Bunun nasıl bir model olacağı ise ciddi tartışma konusu.

Hatta hiç gerçekleşmeyebilir de.

Tabii bu son seçenek, Ukrayna için en kötü senaryo.

Kaldı ki, ABD'nin bu savaşa ilişkin tutumu, Avrupa'nın Ukrayna savaşına yaklaşımında kendi içinde bir bölünme yaratıyor.

Bu da Avrupa açısından ciddi bir sorun.

Örneğin, en son Polonya, olası bir senaryoda Ukrayna'ya asker göndermek niyetleri olmadığını açıkladı.

Şimdilik; ABD "Ben yokum", Avrupa "Varız ama nasıl olacağımızı bilmiyoruz", durumun farkında olan Moskova ise, rüzgâr değişmeden "ne kapsam kâr" modunda.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Bütün bunlar herkesin okuyabileceği bir tablo olabilir.

Ama çoğumuzun göz ardı ettiği bir şey var:

Ruslar, işin bu noktaya geleceğini hep söylüyorlardı.

Bu anlamda soru şu:

Bölge jeostratejisini Moskova, Brüksel ve Londra'dan daha mı iyi okuyor?

Gelişmeler bunu gösteriyor ve bu çok ilginç.

Çünkü hakim kanı, jeopolitik okumanın ve uygulamanın Anglo-Saksonların işi olduğu yönündedir.

Anlıyorum, bazılarımız "Ama Rusya'ya çok pahalıya mâl oluyor" diyecek.

Doğrudur, fakat bu Rusya'nın sorunu.

Kaldı ki herkese pahalıya mâl oluyor.

Yani şunu demek istiyorum:

"Rusya savaşı kazanıyor" tezini kabul etmeyenler olabilir, ama kimse "Ukrayna ve müttefikleri kazanıyorlar" diyemez.

Mesele bu da değil; mesele şu: AB stratejik bir akla sahip mi?

Bu akılla, ABD devre dışı kalırsa, şimdi olmasa da "bir gün" Rusya ile sınırdaş bir AB hayal ürünü mü?

Hatırlatayım, gözden kaçmış olabilir:

Bir süre önce Putin, laf arasında şöyle demişti:

Dört bölge + Kırım... ŞİMDİLİK fena değil.


İstanbul görüşmelerinde Rusya heyetinin başı olan Başkanlık Müsteşarı Medinski'nin, "1700-1721 tarihleri arasında İsveç ile 21 yıl savaştık, sonuçta istediğimizi aldık" şeklindeki söylemi tesadüf değil.
 

ShapeCreated with Sketch. Fotoğraflarla dünyadan haberler

Hepsini göster 30

Fotoğraflarla dünyadan haberler

  • 1/30

    22 Mayıs 2025 - Avustralya'nın Yeni Güney Galler Eyaleti Polis Teşkilatı, Taree kentinde selde mahsur kalan yurttaşları kurtardı. Şiddetli yağışların neden olduğu selde üç kişinin yaşamını yitirdiği, bir kişininse hâlâ kayıp olduğu açıklandı. NSW Eyalet Başbakanı Chris Minns, bölgede etkili olan fırtınanın da kuzey kıyılarıyla Hunter bölgesinin bazı noktalarında hasara sebep olduğunu söyledi. Minns, bölgedeki nehir ve göllerdeki su seviyelerinin 1920’li yıllardan bu yana görülmemiş derecede yükseldiğini belirtti. Başbakan, "Pek çok insan, yaşadıkları yerde bu seviyede bir su baskını ya da sele şahit olmamıştı" diye konuştu.(Yeni Güney Galler Polis Teşkilatı/AFP)
  • 2/30

    21 Mayıs 2025 - ABD Başkanı Donald Trump'ın oğlu Eric Trump, Vietnam'ın Hung Yen eyaletinde Trump International, Hung Yen tatil köyü ve golf sahası projesinin temel atma töreninde konuşma yaptı. Eric Trump, Vietnam'da babası ABD Başkanı Donald Trump'ın emlak grubu tarafından inşa edilecek 1,5 milyar dolarlık lüks tatil yeri ve golf sahasının temel atma törenine katıldı. Vietnam hükümetinin, Trump Organization ve bir ortağının Güneydoğu Asya ülkesinde golf sahaları, oteller ve emlak projelerine 1,5 milyar dolar yatırım yapma planını onayladığı cuma günü duyurulmuştu. Toplam 990 hektar arazi üzerinde planlanan projede golf sahaları, tatil yerleri, oteller ve modern konut projesinden oluşan kompleks yer alacak. İnşaatın bu çeyrekte başlaması ve 2029'un ikinci çeyreğine kadar sürmesi bekleniyor. Onay, sanayi merkezi olan Güneydoğu Asya ülkesinin yüzde 46'lık ABD ithalat vergisinden kaçınmaya çalıştığı, Vietnam'la ABD arasındaki ticaret müzakereleri sürerken geldi. (AFP)
  • 3/30

    20 Mayıs 2025 - İsrailli sınır polisi, Batı Şeria'da Nablus'un güneyinde yer alan Askar mülteci kampına düzenlenen baskında Filistinli protestoculara göz yaşartıcı gaz ateşlemeye hazırlanıyor. Gazze'deki Filistin hükümetinin Medya Ofisi, İsrail'in Gazze Şeridi'ne düzenlediği şiddetli saldırılara dair açıklama yaptı. Açıklamada, "İşgalci İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nde savunmasız sivillere karşı sürdürdüğü kanlı katliamları en güçlü şekilde kınıyoruz." ifadeleri kullanıldı. İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne 7 Ekim 2023'ten bu yana düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı son 24 saatte 87 artarak 53 bin 573'e yükseldi. (Jaafar Ashtiyeh/AFP)
  • 4/30

    19 Mayıs 2025 - ABD'li ünlü yönetmen Spike Lee, ABD'li aktör ve şarkıcı Asap Rocky'yle Cannes Film Festivali'nde Highest 2 Lowest filminin tanıtımında. Akira Kurosawa'nın Yüksek ve Alçak (Tengoku to jigoku) filminden uyarlanan yapımda usta aktör Denzel Washington ve ünlü rapçi Ice Spice gibi isimler de yer alıyor. 7. gününü geride bırakan festival, 24 Mayıs'ta sona erecek. (Sameer Al-Doumy/AFP)
  • 5/30

    18 Mayıs 2025 - Yeni Papa XIV. Leo, bugün yapılan yemin töreniyle resmen göreve başladı. Papa seçilmesinden 10 gün sonra yapılan törenin öncesinde üstü açık arabasıyla Aziz Petrus Meydanı'nı dolduran kalabalığı selamlayan XIV. Leo, parmağına "balıkçının yüzüğü"nün takılmasının ardından resmen göreve başladı. Özellikle Amerikan Katoliklerinin büyük ilgi gösterdiği tarihi günde, dünyanın dört bir yanından yaklaşık 100 bin kişi Leo'nun yemin töreni için Vatikan'a akın etti. Yeni Papa'nın ilk ayini için çok sayıda siyasetçi de Vatikan'a geldi. ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ve Almanya Başbakanı Friedrich Merz, tören için Vatikan'a gelen isimler arasında yer aldı. (Filippo Monteforte/AFP)
  • 6/30

    17 Mayıs 2025 - Londra'daki protestocular, Nakba'nın 77. yıldönümünü nedeniyle düzenledikleri gösteride "Özgür Filistin" çağrısıyla Filistin bayrakları sallayarak yürüyor. Arapçada "felaket" anlamına gelen Nakba, 1948'de İsrail devletinin kuruluşu sırasında yaklaşık 750 bin Filistinlinin evlerinden ve köylerinden şiddet kullanılarak sürülmesini ifade ediyor. 15 Mayıs'ta anılan Nakba Günü'nde bu yıl da dünyanın çeşitli yerlerinde yürüyüşler düzenlendi. (Henry Nicholls/ AFP)
  • 7/30

    16 Mayıs 2025 - Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, başkent Tiran'da bugün düzenlenen Avrupa Siyasi Topluluğu Zirvesi'nde İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'yi diz çökerek karşılıyor. Bu yıl Arnavutluk'un ev sahipliğinde 6.'sı düzenlenen zirvede 47 ülkenin devlet başkanları güvenlik, savunma ve demokratik standartları görüşecek. AB dışından liderlerin de yer aldığı toplantıya Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da katıldı. Rusya-Ukrayan savaşının zirvenin ana gündem maddesi olması beklenirken, iki ülke arasındaki barış görüşmeleri İstanbul'da devam ediyor. (Vlasov Sulaj/AP)
  • 8/30

    15 Mayıs 2025 - Filistinliler, İsrail ordusunun önceki gün Tammun'a düzenlediği baskında öldürülen Saher Nabil Bsharat'ın Batı Şeria'da düzenlenen cenaze töreninde yürüyor. İsrail askerleri 15 Mayıs'ta Batı Şeria'da, Tubas'ın güneyinde terör saldırıları planlamak için kullanıldığından şüphelenilen binaları hedef aldığını açıkladığı bir baskında 5 Filistinliyi öldürdü. İsrail'in Gazze Şeridi'ne saldırı başlattığı 7 Ekim 2023'ten bu yana Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te de Filistinlilere yönelik gözaltı, baskın ve saldırılarda artış yaşanıyor. (Zain Jaafar/AFP)
  • 9/30

    14 Mayıs 2025 - Hindistan Kongre Partisi'nden eylemciler, Hindistan-Pakistan gerginliğine müdahale ettiğini öne sürdükleri ABD Başkanı Donald Trump'ın resmini yaktı. Hindistan'ın, 22 Nisan'da Pahalgam bölgesinde 26 kişinin öldürüldüğü saldırıya misilleme gerekçesiyle 6 Mayıs'ta Pakistan toprakları ve Pakistan'ın kontrolündeki Azad Keşmir bölgesine füze saldırıları düzenlemesiyle taraflar arasında çatışmalar başlamıştı. Nükleer silahlara sahip iki ülke, 10 Mayıs'ta ABD'nin arabuluculuğunda ateşkes ilan etmişti. Dibyangshu Sarkar/AFP)
  • 10/30

    13 Mayıs 2025 - ABD'li aktör Robert De Niro, Cannes Film Festivali'nde. 2025 Cannes Film Festivali bu yıl yalnızca sinemanın değil, jeopolitik tartışmaların da merkezi olacak. Trump’ın yabancı yapımlara getirmeyi planladığı gümrük tarifeleri Hollywood’u tedirgin ederken, festivalin dikkat çeken filmleri arasında Die, My Love, Fenike Planı (The Phoenician Scheme) ve Eddington var. Fransız aktris Juliette Binoche başkanlığındaki Altın Palmiye jürisinde Halle Berry ve “Succession” dizisinden Jeremy Strong gibi isimler de yer alıyor. 22 film arasından ödüller 24 Mayıs’ta açıklanacak. (Valery Hache/AFP)
  • 11/30

    12 Mayıs 2025 - Dünyanın en büyük Budist anıtı ve UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Borobudur Tapınağı önünde düzenlenen Waisak (veya Vesak) kutlamalarında bir Budist rahip ve Müslümanlar fener yakıyor. Budistler için en kutsal gün olan Vesak, Buda Siddhartha Gautama'nın doğumunun, aydınlanmasının ve ölümünün anıldığı gün. Geleneksel olarak tüm bunların eski Hint ay takvimindeki Vesakha ayının dolunay gününde gerçekleştiğine inanılıyor. (Yasuyoshi Chiba/AFP)
  • 12/30

    11 Mayıs 2025 - 2025 Eurovision Şarkı Yarışması maskotu "Lumo" Basel'de düzenlenen açılış töreninde Basel Belediye Binası'nın yanındaki turkuaz halı üzerinde yürüyor. Resmi geçit töreni sırasında bir protestocu, bariyerleri aşarak İsrail bayrağının karşısına geçip Filistin bayrağı açtı. Protestocuya polis tarafından müdahale edilirken, bir başka göstericinin ise, "Soykırım şarkı yarışmasına hoş geldiniz" yazan bir pankart tuttuğu görüldü. (Fabrice Coffrini/AFP)
  • 13/30

    10 Mayıs 2025 - Pakistan'ın Multan kentindeki insanlar barış işareti yaparak Pakistan ve Hindistan arasında sağlanan ateşkesi kutluyor. ABD Başkanı Donald Trump, iki ülke arasında günlerdir devam eden saldırıların ardından hemen yürürlüğe girecek tam bir ateşkes üzerinde anlaşma sağlandığını bugün duyurdu. Trump, iki ülkeyi de gösterdikleri sağduyudan dolayı tebrik etti. Daha sonra Pakistan ve Hindistan'dan yetkililer de ateşkesi duyurdu. Hindistan'ın "terörist altyapıyı" hedef aldığını söyleyerek çarşamba günü başlattığı saldırılarda, iki ülke de sınır ötesi saldırılar gerçekleştirmiş, birbirlerinin hava sahasına drone ve füzeler fırlatmıştı. Komşu ülkeler arasında artan gerilim, nükleer savaş endişeleri de yaratmıştı. (Shahid Saeed Mirza/AFP)
  • 14/30

    9 Mayıs 2025 - Rusya'nın başkenti Moskova'da düzenlenen Zafer Günü askeri geçit töreni sırasında Rus askerler Kızıl Meydan'da yürüyor. Rusya, Sovyetler Birliği'nin II. Dünya Savaşı'nda Nazi Almanyası'na karşı kazandığı zaferin 80. yıldönümünü bugün törenlerle kutladı. Rus hükümet üyeleri, milletvekilleri, dini liderler ve gazilerin de yer aldığı törene, Çin, Belarus ve Azerbaycan gibi ülkelerin askeri birlikleri de katıldı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 9 Mayıs 1945 zaferini işaret ederek "Galiplerin mirasçıları olarak, 9 Mayıs bayramını kendi bayramımız olarak ülkemiz için, bütün millet için, her aile için, her birimiz için en önemli bayram olarak kutluyoruz" dedi. Rus liderin Zafer Günü vesilesiyle başkentte verdiği resepsiyona 20'den fazla devlet başkanının katıldığı bildirildi. (Kirill Kudryavtsev/AFP)
  • 15/30

    8 Mayıs 2025 - Yeni seçilen Papa XIV. Leo, Vatikan'daki Aziz Petrus Bazilikası'nın balkonunda. Sistine Şapeli'nin bacasından çıkan beyaz duman, iki gün boyunca içeride bulunan 133 kardinalin dünyadaki 1,4 milyar Roma Katoliğine liderlik edecek yeni bir papa seçtiğinin sinyalini verdi. Yeni papa, 69 yaşındaki ABD'li kardinal Robert Prevost oldu. Yeni papa olarak duyurulan Papa Prevost "Barış sizinle olsun" sözleriyle başladığı konuşmasında uzun yıllar görev yaptığı Peru'ya özel selam gönderdi. ABD Başkanı Donald Trump, yeni Amerikalı Papa Robert Prevost'u "Ne büyük bir heyecan ve Ülkemiz için ne büyük bir onur. Papa 14. Leo ile tanışmayı dört gözle bekliyorum" ifadeleriyle tebrik etti. (Alessandra Tarantino/AP)
  • 16/30

    7 Mayıs 2025 - Hindistan'ın Pakistan'a düzenlediği saldırılar Pakistan'ın Haydarabad kentinde protesto edildi. Eylemde, Hindistan Başbakanı Narendra Modi'nin fotoğrafını yapıştırıldığı kukla yakıldı. İki ülke arasındaki gerilimin tırmandığına dikkat çekilen eylemde Hindistan’ın gerçekleştirdiği saldırılar kınandı. Hindistan'ın "Sindoor operasyonu" adını verdiği saldırılarda en az 26 kişinin hayatını kaybettiği ve 46 kişinin yaralandığı açıklanmıştı. Pakistan ordusu, Hindistan tarafının saldırısı sırasında 5 savaş uçağı düşürdüğünü açıklarken, Yeni Delhi yönetimi ise bunu teyit etmedi. Modi saldırı için "Gurur günü" derken, Pakistan hükümeti orduya saldırıya yanıt verme yetkisi verdi. (Yasir Rajput/AFP)
  • 17/30

    6 Mayıs 2025 - Yemen'in Husilerin elindeki başkenti Sana'ya İsrail'in düzenlediği hava saldırısının ardından ufukta dumanlar yükseliyor. Husi medyası ve İsrail ordusu, İran destekli isyancıların füze saldırısına misilleme olarak İsrail hava saldırılarının Yemen'in ana havalimanını ve Sana bölgesindeki elektrik santrallerini vurduğunu açıkladı. İsrail saldırısı sonrasında can kaybı ve yaralı konusunda henüz bilgi verilmedi. Havalimanın yanı sıra Sana kenti yakınlarındaki bazı elektrik santrallilerinin ve bir çimento fabrikasının hedef alındığı aktarıldı. İsrail basını ise saldırılarda Sana ve çevresinde 10 noktanın hedef alındığını yazdı. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, bir süre önce X hesabından yaptığı açıklamada, havalimanının kırmızı alan içine alındığı bir harita paylaşmıştı. Açıklamasında "Sana Uluslararası Havalimanı bölgesinde bulunan herkes için acil uyarı" diyen Adraee, alan ve çevresinin derhal boşaltılmasını istemişti. (Muhammed Huwais/AFP)
  • 18/30

    5 Mayıs 2025 - Britanya kraliyet ailesinden Prens William ve Prenses Catherine, çocukları George, Louis ve Charlotte, Buckingham Sarayı'ndan uçak gösterisini izledi. Birleşik Krallık'ta 4 gün sürecek Avrupa Zafer Günü kutlamaları, kraliyet ailesinin de hazır bulunduğu askeri geçit töreniyle başladı. 8 Mayıs 1945'te müttefik güçlerin elde ettiği zafer ve II. Dünya Savaşı'nın sona ermesinin yıl dönümü nedeniyle düzenlenen kutlamalar çerçevesinde geçit töreni gerçekleştirildi. Avrupa Zafer Günü'nün 80. yıl dönümü vesilesiyle açık mektup yayımlayan Başbakanı Keir Starmer, silahlı kuvvetler mensuplarının fedakarlıklarını övdü ve bunların asla geri ödenemeyecek bir borç olduğunu belirtti. (Henry Nicholls/AFP)
  • 19/30

    4 Mayıs 2025 - Red Bull Racing'in Hollandalı pilotu Max Verstappen ve McLaren'in Avustralyalı sürücüsü Oscar Piastri, Miami Uluslararası Yarış Pisti'nde düzenlenen Formula 1 Miami Grand Prix'sinde. Piastri, ABD'de zafere ulaşarak üst üste üçüncü galibiyetini elde etti ve takım arkadaşı Lando Norris'le farkı 16'ya çıkardı. Son 4 yılın şampiyonu Verstappen ise 6 yarışın sonunda 99 puanla üçüncü sırada. Formula 1'de sonraki yarış 18 Mayıs'ta İtalya'da. (Chandan Khanna/AFP)
  • 20/30

    3 Mayıs 2025 - Dürzi bir kadın, Golan Tepeleri'ndeki köyünün karşısındaki tampon bölgeye varan, Şam'dan kaçan akrabalarına el sallıyor. İsrail savaş uçakları cuma günü Suriye'nin başkenti Şam'daki başkanlık sarayının yanındaki bir bölgeyi bombaladı. İsrail'den yapılan açıklamada Dürzi gruplarla Suriye hükümetine bağlı güvenlik güçleri arasındaki çatışmalara işaret edilerek "Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı yakınlarında bir hedefe saldırı düzenledik. Dürzilere yönelik hiçbir tehdide izin vermeyiz" ifadeleri kullanıldı. Ayrıca İsrail'in cuma günü geç saatlerde Suriye'nin Şam, Hama, Lazkiye, Dera ve Kuneytra bölgelerini hedef aldığı bildirildi. (Jalaa Marey/AFP)
  • 21/30

    2 Mayıs 2025 - İsrail'de bir itfaiye uçağı, Beyt Şemeş kasabası yakınlarında çıkan yangının ardından yanan ağaçların üzerinden uçuyor. İsrail itfaiyesi, önceki günlerde Tel Aviv'le Kudüs arasındaki ormanlık arazide başlayıp rüzgarın etkisiyle geniş bir alana yayılan yangının kontrol altına alındığını bildirdi. Dün yapılan açıklamaya göre 31 saat süren yangında 20 bin dönümden fazla alan küle döndü. İsrail'in son 10 yıldır gördüğü en büyük yangın olduğu tahmin edilen orman yangınıyla mücadele için İtalya, Hırvatistan, İspanya, Fransa, Ukrayna ve Romanya gibi çeşitli ülkelerden yardım gönderildi. (Ahmad Gharabli/AFP)
  • 22/30

    1 Mayıs 2025 - Şili'nin başkenti Santiago'da 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nde düzenlenen eylemde göstericilerle polis arasında çatışma çıktı. Tokyo'dan Torino'ya, Taipei'den Paris'e onbinlerce kişi, ABD Başkanı Donald Trump'ın agresif gümrük tarifeleri gündemine ve küresel ekonomik çalkantı korkularına karşı artan öfkeyi ön plana çıkaran 1 Mayıs mitinglerinde yürüdü. Fransa'da sendika liderleri dünya siyasetinin "Trumplaşmasını" kınadı. İtalya'da protestocular Torino sokaklarında Amerikan başkanının bir kuklasını gezdirdi. Almanya'daysa sendikacılar, uzatılan iş günlerinin ve göçmen karşıtı söylemlerin zor kazanılan emek haklarını gerilettiği uyarısında bulundu. İsviçre'nin Bern kentinde binlerce kişi faşizmi ve savaşı kınayan pankartların arkasında yürüdü. Bu yürüyüş, aşırı sağcı siyasetin küresel yükselişine karşı daha büyük bir tepkinin parçasıydı. (Rodrigo Arangua/AFP)
  • 23/30

    29 Mart 2025 - Ho Chi Minh City'de Saygon'un düşüşünün ve Vietnam Savaşı'nın sona ermesinin 50. yıldönümü münasebetiyle düzenlenen geçit töreninde katılımcılar bayrak sallıyor. Vietnam, 30 Nisan'da Saygon'un düşüşünün 50. yıldönümünde şimdiye kadarki en büyük kutlamasını gerçekleştirdi. Şi Cinping'in Pekin'i Washington'dan daha güvenilir bir ortak olarak göstermek için yaptığı ziyaretin ardından, törene ilk kez Çin askerleri de katıldı. Vietnam Komünist Partisi Genel Sekreteri To Lam. "Tüm Vietnamlılar Vietnam'ın torunlarıdır. Bu ülkede yaşama ve çalışma, mutluluğun ve sevginin peşinden gitme özgürlüğüne sahip olma hakları var" dedi. "Geçmişi kapatma, farklılıklara saygı duyma ve geleceği hedefleme ruhuyla, tüm parti, halk ve ordu Vietnam'ı bir barış, birlik, refah ve kalkınma ülkesi haline getirmeye söz veriyor" diye ekledi. (Nhac Nguyen/ AFP)
  • 24/30

    29 Nisan 2025 - Filistinliler, Gazze Şeridi'ndeki Beyt Lahya'da yemek kuyruğunda. Sağlık kaynakları ve görgü tanıklarının aktardığına göre, İsrail ordusu sabah saatlerinden bu yana Gazze'nin farklı bölgelerine saldırılarını sürdürüyor. İsrail ordusu, Gazze kentinde sokaktaki bir grup sivili hedef aldı. Saldırıda 9 Filistinli hayatını kaybetti. İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne 7 Ekim 2023'ten bu yana düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 52 bin 314'e çıktı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun, ikinci yılında Gazze'deki savaşı sonlandırmak istediği iddia edildi. (Cihad Elşirafi/AP)
  • 25/30

    28 Nisan 2025 - İspanya'nın Cordoba kentinde halk, yolda kalan hızlı trenden iniyor. İspanya'nın büyük bir bölümü ve Portekiz'in bazı bölgelerinde elektrik ve telefon hatlarını etkileyen büyük bir elektrik kesintisi yaşandı. Çoğunlukla Madrid, Barselona ve Lizbon’da toplu taşıma, trafik ışıkları ve telefon hatlarında kesinti yaşanırken tren seferleri de büyük ölçüde durduruldu. Madrid'deki Barajas Havalimanı'na elektrik verilemedi ve Valensiya metrosu tüm seferlerini durdurduğunu açıkladı. Madrid Açık Tenis Turnuvası’nda da maçlar durduruldu. Madrid'de trafik kontrollerinin yetersizliği nedeniyle kavşaklarda araçların birbirine girdiği ve sokakların kaotik bir hal aldığı görüldü. İspanya'nın elektrik şebekesinden alınan veriler, saniyeler içinde büyük bir düşüş yaşandığını gösterdi. İspanyol elektrik şebekesi operatörü Red Electrica, kesintinin nedeninin belirlenemediğini açıklarken, elektriği geri getirmek için enerji şirketleriyle birlikte çalışıldığını söyledi. (Javier Soriano/AFP)
  • 26/30

    27 Nisan 2025 - MotoGP İspanya Grand Prix'sini Gresini Racing'in İspanyol sürücüsü Alex Marquez kazandı. Marquez'in MotoGP kariyerindeki ilk zaferini elde etmesi aynı zamanda bu organizasyonda iki kardeşin ilk kez galibiyet alması demekti. Alex'in abisi Marc Marquez, MotoGP'de şampiyona lideri. İspanya'da ikinci ve üçüncü sırayı Fabio Quartararo ve Francesco Bagnaia aldı. 6 şampiyonluğu bulunan Marc ise kaza nedeniyle yarış dışı kaldı. (Jose Breton/AP)
  • 27/30

    26 Nisan 2025 - Vatikan'da Papa Francis'in cenaze törenine katılan rahipler. 21 Nisan Pazartesi günü 88 yaşında hayatını kaybeden Papa Francis, bugün düzenlenen cenaze töreniyle uğurlandı. 12 yıl boyunca Katolik Kilisesi'nin ruhanı lideri olan Papa Francis'in cenazesine dünya liderleri ve kraliyet mensupları katıldı. Vatikan'ın tahminlerine göre törende yaklaşık 250 bin kişi vardı. Arjantinli Papa Francis, kendi isteği doğrultusunda, Vatikan'daki Aziz Petrus Bazilikası'na değil, Santa Maria Maggiore Bazilikası'na defnedildi. (Dylan Martinez/Reuters)
  • 28/30

    25 Nisan 2025 - Portekiz'in başkenti Lizbon'da toplanan halk, Karanfil Devrimi kutlamalarında halk şarkısı Grandola, Vila Morena'yı söylüyor. Adını, sokaklarda askerlere sunulan çiçeklerden alan Karanfil Devrimi, 25 Nisan 1974'te gerçekleşen, büyük ölçüde kansız bir askeri darbeydi. 51. yılını geride bırakan Karanfil Devrimi, diktatörlük rejimini yıkarak demokrasinin yeniden tesis edilmesine önayak olmasıyla Portekiz tarihinin kritik dönüm noktalarından biri kabul ediliyor. (Armando Franca/AP)
  • 29/30

    24 Nisan 2025 - Tiangong uzay istasyonuna üç astronotu taşıyan uzay aracını başarıyla fırlatan Çin, 2030'a kadar Ay'a mürettebatlı görev için bir adım daha attı. Shenzhou-20 uzay aracı perşembe günü yerel saatle 17.17'de Gobi Çölü'ndeki Jiuquan Uydu Fırlatma Merkezi'nden Uzun Yürüyüş-2F roketiyle havalandı. Bu, 30 yıldan uzun süre önce başlayan Shenzhou programının 15. mürettebatlı ve toplamda 20. uzay uçuşu. Tamamen Çin tarafından inşa edilen Tiangong, yani "Gök Sarayı" uzay istasyonu, Çin'i uzayda önemli bir güç haline getirdi. (Pedro Pardo/AFP)
  • 30/30

    24 Nisan 2025 - Ukrayna'nın başkenti Kiev'de kurtarma görevlileri, Rusya'nın gerçekleştirdiği balistik müze saldırısında isabet alan apartmanda. Saldırıda en az 9 kişi öldü ve 70'ten fazla kişi yaralandı. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa ile görüşmek üzere Güney Afrika'ya gitmişti. Kiev'e yönelik bombardıman sonrası Zelenski, ziyaretini yarıda kesti, Rusya'nın saldırıları derhal ve koşulsuz olarak durdurması gerektiğini söyledi. ABD Başkanı Donald Trump saldırıyla ilgili düşüncelerini Truth Social üzerinden paylaştı. Başkan, "Rusya'nın Kiev'e yönelik saldırılarından memnun değilim. Gerekli değil ve çok kötü bir zamanlama. Vladimir, DUR! Haftada 5 bin asker ölüyor. Barış Anlaşmasını yapalım!" dedi. (Valentyn Ogirenko/AFP)


Ben savaşın bu yıl biteceğini düşünüyorum.

Ama Moskova'da çok az yorumcu benimle aynı görüşte.

Moskova'da, örneğin daha geçen yıl bu zamanlarda var olandan çok daha farklı bir atmosfer var; bir taraftan kitlelerde bir yorgunluk hali, diğer taraftan "havaya girmiş bir üst akıl."

Gelişmeler, bu haliyle bile eski SSCB ülkelerinin Rusya'ya bakışlarını gözden geçirmeye zorlayabilecek mahiyette.

Örneğin, geçenz günlerde Erivan'a bir ziyaret gerçekleştiren Lavrov, ikili ilişkilerde "fabrika ayarlarına dönüldüğü" sinyalini verdi.

Gürcistan, sonrasında Kırım ve nihayet Ukrayna savaşı sürecinde başka bir Rusya doğdu.

Putin liderliğinin üzerinde başka bir şeyden bahsediyorum.

Kandırılmış olma psikolojisi temelinde, 90'lı yılların ezikliği ile perçinlenmiş ama 75 yıl boyunca "dışında" olduğu, hatta "hor gördüğü" oyunun kurallarını da çözmüş yepyeni bir akıldan bahsediyorum.

Dediğim gibi, bu işi sadece Putin üzerinden okumak yanıltıcı olabilir.

Bu "yeni akıl", "kaybettiği bütün cephelere, alanlara" dönme planlarıyla hareket ediyor.

Daha da önemlisi, aceleci davranmak gibi bir niyetleri yok.

Başarırlar, başaramazlar, ne kadarını başarırlar; bilemeyiz.

Ama bu yolda ilerledikleri kesin.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Doç. Dr. İkbal Dürre Independent Türkçe için yazdı
Cumartesi, Mayıs 24, 2025 - 07:15
Main image: 

<p>Fotoğraf:&nbsp;Alexei Druzhinin/AP</p>

related nodes: 
Putin, Erdoğan'a "Gel, elini bu Ukrayna taşının altına sok" diyor
Rusya, neden AK Parti'yi destekliyor?.. Putin ve Erdoğan, birbirlerine güvenmez; ama inanırlar
Ukrayna krizi, geniş denklem içerisinde çözülecek
Type: 
SEO Title: 
Bu başka bir Rusya!
copyright Independentturkish: 

Trump'ın ziyareti: Pozisyon ve politikaların değişimi

Söylenebilecek ilk şey, ABD Başkanı Donald Trump'ın ikinci ziyaretinin ilkinden tamamen farklı olduğudur.

İlkinde tavrı öfkeli ve tehditkardı, sanki 2001 olayları dün yaşanmış gibi, Körfez'in savunmasındaki Amerikan rolünden söz etmişti.

Amerikan ordusu da IŞİD ve el-Kaide ile mücadele için Irak ve Suriye'ye geri dönmüştü.

Bu nedenle Krallığın bir araya getirme ve net öneriler sunma konusundaki üstün yeteneğine rağmen, o dönemde Suudi Arabistan’ın Arapları ve Müslümanları Trump ile bir araya getirmesi, büyük beklentilere rağmen, sınırlı bir etki yaratmıştı.

İkinci ziyarette ise durum tamamen farklıydı; Başkan yatırım ve ortaklık arayışıyla geldi.

Sadece yatırım alanlarında değil, Krallığın ve Körfez ülkelerinin gündem ve çözümlerini belirlediği bölgenin sorunlarının çözümü için iş birliğinde ortak bir gelecekten bahsetti.

2001'den itibaren sorunların odak noktası bizim topraklarımızdaydı ve ABD küresel terörle mücadeleye odaklanmıştı.

Öncelikli gördüğü konuları ele almak için İsrail, Türkiye ve İran ile ortaklık kurmuştu.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

İkinci ziyarette tüm bunlar sona erdi ve bölgenin restore edilmesi gereken rolleri ve yapısı doğru şeklini aldı. Körfez Bölgesi, Arap Bölgesi'nin kararlarında birinci konuma yerleşti.  

(Arap) coğrafyasında yaşanan ve yaşanmaya devam eden yıkımın sorumluları aşırılık yanlıları ile ABD'nin ortaklarıydı ve Körfez merkezli Arap rolü, çöküşün durdurulmasına, yeni bir istikrarın oluşturulmasına, öldürme ve yerinden etme trajedilerinin sona erdirilmesine katkıda bulunmayı amaçlıyor.

İki ziyaret arasında var olduğunu söyleyebileceğimiz farklardan ikincisi, Körfez ülkelerinin hem muazzam kalkınma planları hem de dünya çapındaki stratejik ilişkiler ve ortaklıklar açısından kaydettikleri önemli ilerlemelerdir.

Krallık, 10 yıldan fazla süredir G20 üyesi ve Kovid-19 salgını sırasında grubu kurtaran odur.

Bugün bütün kıtalarda büyük ve orta büyüklükteki ülkelerle onlarca anlaşması olmasının yanı sıra, küçük ve muhtaç ülkelere de el uzatıyor.

Güvenliğin sağlanması ve sorunların çözümü için insani ve siyasi anlamda girişimlerde bulunuyor.

Bu sebeple, bir anlamda ABD, Avrupa, Rusya, Çin ve Hindistan'ın Körfez ülkelerinin girişimlerine, arabuluculuklarına ve iş birliğine ihtiyacı var.

Ekonomi ve yatırım alanları çok önemli; ama en önemlisi fikir, irade, inisiyatif ve takiptir.

Çok büyük sorunlarımız vardı şimdi ise dünyaya ilettiğimiz bir mesajımız var.

Bölgenin her yerinde büyük çıkarları bulunan ABD Başkanı ve ülkesi, bunu ilk fark edenlerdendi.

Bazı gözlemciler, Trump’ın Körfez ülkelerinin liderleri ile ilgili yorumlarının övgü dolu olduğu değerlendirmesinde bulundu.

Oysa gerçekte gerek ileri alanlarda büyük yatırımlar gerekse Filistin meselesi başta olmak üzere çözüm bekleyen konu ve sorunlar olsun, taleplerde bulunan ve planlar sunan onlardı.
 

ShapeCreated with Sketch. Fotoğraflarla dünyadan haberler

Hepsini göster 30

Fotoğraflarla dünyadan haberler

  • 1/30

    22 Mayıs 2025 - Avustralya'nın Yeni Güney Galler Eyaleti Polis Teşkilatı, Taree kentinde selde mahsur kalan yurttaşları kurtardı. Şiddetli yağışların neden olduğu selde üç kişinin yaşamını yitirdiği, bir kişininse hâlâ kayıp olduğu açıklandı. NSW Eyalet Başbakanı Chris Minns, bölgede etkili olan fırtınanın da kuzey kıyılarıyla Hunter bölgesinin bazı noktalarında hasara sebep olduğunu söyledi. Minns, bölgedeki nehir ve göllerdeki su seviyelerinin 1920’li yıllardan bu yana görülmemiş derecede yükseldiğini belirtti. Başbakan, "Pek çok insan, yaşadıkları yerde bu seviyede bir su baskını ya da sele şahit olmamıştı" diye konuştu.(Yeni Güney Galler Polis Teşkilatı/AFP)
  • 2/30

    21 Mayıs 2025 - ABD Başkanı Donald Trump'ın oğlu Eric Trump, Vietnam'ın Hung Yen eyaletinde Trump International, Hung Yen tatil köyü ve golf sahası projesinin temel atma töreninde konuşma yaptı. Eric Trump, Vietnam'da babası ABD Başkanı Donald Trump'ın emlak grubu tarafından inşa edilecek 1,5 milyar dolarlık lüks tatil yeri ve golf sahasının temel atma törenine katıldı. Vietnam hükümetinin, Trump Organization ve bir ortağının Güneydoğu Asya ülkesinde golf sahaları, oteller ve emlak projelerine 1,5 milyar dolar yatırım yapma planını onayladığı cuma günü duyurulmuştu. Toplam 990 hektar arazi üzerinde planlanan projede golf sahaları, tatil yerleri, oteller ve modern konut projesinden oluşan kompleks yer alacak. İnşaatın bu çeyrekte başlaması ve 2029'un ikinci çeyreğine kadar sürmesi bekleniyor. Onay, sanayi merkezi olan Güneydoğu Asya ülkesinin yüzde 46'lık ABD ithalat vergisinden kaçınmaya çalıştığı, Vietnam'la ABD arasındaki ticaret müzakereleri sürerken geldi. (AFP)
  • 3/30

    20 Mayıs 2025 - İsrailli sınır polisi, Batı Şeria'da Nablus'un güneyinde yer alan Askar mülteci kampına düzenlenen baskında Filistinli protestoculara göz yaşartıcı gaz ateşlemeye hazırlanıyor. Gazze'deki Filistin hükümetinin Medya Ofisi, İsrail'in Gazze Şeridi'ne düzenlediği şiddetli saldırılara dair açıklama yaptı. Açıklamada, "İşgalci İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nde savunmasız sivillere karşı sürdürdüğü kanlı katliamları en güçlü şekilde kınıyoruz." ifadeleri kullanıldı. İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne 7 Ekim 2023'ten bu yana düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı son 24 saatte 87 artarak 53 bin 573'e yükseldi. (Jaafar Ashtiyeh/AFP)
  • 4/30

    19 Mayıs 2025 - ABD'li ünlü yönetmen Spike Lee, ABD'li aktör ve şarkıcı Asap Rocky'yle Cannes Film Festivali'nde Highest 2 Lowest filminin tanıtımında. Akira Kurosawa'nın Yüksek ve Alçak (Tengoku to jigoku) filminden uyarlanan yapımda usta aktör Denzel Washington ve ünlü rapçi Ice Spice gibi isimler de yer alıyor. 7. gününü geride bırakan festival, 24 Mayıs'ta sona erecek. (Sameer Al-Doumy/AFP)
  • 5/30

    18 Mayıs 2025 - Yeni Papa XIV. Leo, bugün yapılan yemin töreniyle resmen göreve başladı. Papa seçilmesinden 10 gün sonra yapılan törenin öncesinde üstü açık arabasıyla Aziz Petrus Meydanı'nı dolduran kalabalığı selamlayan XIV. Leo, parmağına "balıkçının yüzüğü"nün takılmasının ardından resmen göreve başladı. Özellikle Amerikan Katoliklerinin büyük ilgi gösterdiği tarihi günde, dünyanın dört bir yanından yaklaşık 100 bin kişi Leo'nun yemin töreni için Vatikan'a akın etti. Yeni Papa'nın ilk ayini için çok sayıda siyasetçi de Vatikan'a geldi. ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ve Almanya Başbakanı Friedrich Merz, tören için Vatikan'a gelen isimler arasında yer aldı. (Filippo Monteforte/AFP)
  • 6/30

    17 Mayıs 2025 - Londra'daki protestocular, Nakba'nın 77. yıldönümünü nedeniyle düzenledikleri gösteride "Özgür Filistin" çağrısıyla Filistin bayrakları sallayarak yürüyor. Arapçada "felaket" anlamına gelen Nakba, 1948'de İsrail devletinin kuruluşu sırasında yaklaşık 750 bin Filistinlinin evlerinden ve köylerinden şiddet kullanılarak sürülmesini ifade ediyor. 15 Mayıs'ta anılan Nakba Günü'nde bu yıl da dünyanın çeşitli yerlerinde yürüyüşler düzenlendi. (Henry Nicholls/ AFP)
  • 7/30

    16 Mayıs 2025 - Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, başkent Tiran'da bugün düzenlenen Avrupa Siyasi Topluluğu Zirvesi'nde İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'yi diz çökerek karşılıyor. Bu yıl Arnavutluk'un ev sahipliğinde 6.'sı düzenlenen zirvede 47 ülkenin devlet başkanları güvenlik, savunma ve demokratik standartları görüşecek. AB dışından liderlerin de yer aldığı toplantıya Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da katıldı. Rusya-Ukrayan savaşının zirvenin ana gündem maddesi olması beklenirken, iki ülke arasındaki barış görüşmeleri İstanbul'da devam ediyor. (Vlasov Sulaj/AP)
  • 8/30

    15 Mayıs 2025 - Filistinliler, İsrail ordusunun önceki gün Tammun'a düzenlediği baskında öldürülen Saher Nabil Bsharat'ın Batı Şeria'da düzenlenen cenaze töreninde yürüyor. İsrail askerleri 15 Mayıs'ta Batı Şeria'da, Tubas'ın güneyinde terör saldırıları planlamak için kullanıldığından şüphelenilen binaları hedef aldığını açıkladığı bir baskında 5 Filistinliyi öldürdü. İsrail'in Gazze Şeridi'ne saldırı başlattığı 7 Ekim 2023'ten bu yana Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te de Filistinlilere yönelik gözaltı, baskın ve saldırılarda artış yaşanıyor. (Zain Jaafar/AFP)
  • 9/30

    14 Mayıs 2025 - Hindistan Kongre Partisi'nden eylemciler, Hindistan-Pakistan gerginliğine müdahale ettiğini öne sürdükleri ABD Başkanı Donald Trump'ın resmini yaktı. Hindistan'ın, 22 Nisan'da Pahalgam bölgesinde 26 kişinin öldürüldüğü saldırıya misilleme gerekçesiyle 6 Mayıs'ta Pakistan toprakları ve Pakistan'ın kontrolündeki Azad Keşmir bölgesine füze saldırıları düzenlemesiyle taraflar arasında çatışmalar başlamıştı. Nükleer silahlara sahip iki ülke, 10 Mayıs'ta ABD'nin arabuluculuğunda ateşkes ilan etmişti. Dibyangshu Sarkar/AFP)
  • 10/30

    13 Mayıs 2025 - ABD'li aktör Robert De Niro, Cannes Film Festivali'nde. 2025 Cannes Film Festivali bu yıl yalnızca sinemanın değil, jeopolitik tartışmaların da merkezi olacak. Trump’ın yabancı yapımlara getirmeyi planladığı gümrük tarifeleri Hollywood’u tedirgin ederken, festivalin dikkat çeken filmleri arasında Die, My Love, Fenike Planı (The Phoenician Scheme) ve Eddington var. Fransız aktris Juliette Binoche başkanlığındaki Altın Palmiye jürisinde Halle Berry ve “Succession” dizisinden Jeremy Strong gibi isimler de yer alıyor. 22 film arasından ödüller 24 Mayıs’ta açıklanacak. (Valery Hache/AFP)
  • 11/30

    12 Mayıs 2025 - Dünyanın en büyük Budist anıtı ve UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Borobudur Tapınağı önünde düzenlenen Waisak (veya Vesak) kutlamalarında bir Budist rahip ve Müslümanlar fener yakıyor. Budistler için en kutsal gün olan Vesak, Buda Siddhartha Gautama'nın doğumunun, aydınlanmasının ve ölümünün anıldığı gün. Geleneksel olarak tüm bunların eski Hint ay takvimindeki Vesakha ayının dolunay gününde gerçekleştiğine inanılıyor. (Yasuyoshi Chiba/AFP)
  • 12/30

    11 Mayıs 2025 - 2025 Eurovision Şarkı Yarışması maskotu "Lumo" Basel'de düzenlenen açılış töreninde Basel Belediye Binası'nın yanındaki turkuaz halı üzerinde yürüyor. Resmi geçit töreni sırasında bir protestocu, bariyerleri aşarak İsrail bayrağının karşısına geçip Filistin bayrağı açtı. Protestocuya polis tarafından müdahale edilirken, bir başka göstericinin ise, "Soykırım şarkı yarışmasına hoş geldiniz" yazan bir pankart tuttuğu görüldü. (Fabrice Coffrini/AFP)
  • 13/30

    10 Mayıs 2025 - Pakistan'ın Multan kentindeki insanlar barış işareti yaparak Pakistan ve Hindistan arasında sağlanan ateşkesi kutluyor. ABD Başkanı Donald Trump, iki ülke arasında günlerdir devam eden saldırıların ardından hemen yürürlüğe girecek tam bir ateşkes üzerinde anlaşma sağlandığını bugün duyurdu. Trump, iki ülkeyi de gösterdikleri sağduyudan dolayı tebrik etti. Daha sonra Pakistan ve Hindistan'dan yetkililer de ateşkesi duyurdu. Hindistan'ın "terörist altyapıyı" hedef aldığını söyleyerek çarşamba günü başlattığı saldırılarda, iki ülke de sınır ötesi saldırılar gerçekleştirmiş, birbirlerinin hava sahasına drone ve füzeler fırlatmıştı. Komşu ülkeler arasında artan gerilim, nükleer savaş endişeleri de yaratmıştı. (Shahid Saeed Mirza/AFP)
  • 14/30

    9 Mayıs 2025 - Rusya'nın başkenti Moskova'da düzenlenen Zafer Günü askeri geçit töreni sırasında Rus askerler Kızıl Meydan'da yürüyor. Rusya, Sovyetler Birliği'nin II. Dünya Savaşı'nda Nazi Almanyası'na karşı kazandığı zaferin 80. yıldönümünü bugün törenlerle kutladı. Rus hükümet üyeleri, milletvekilleri, dini liderler ve gazilerin de yer aldığı törene, Çin, Belarus ve Azerbaycan gibi ülkelerin askeri birlikleri de katıldı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 9 Mayıs 1945 zaferini işaret ederek "Galiplerin mirasçıları olarak, 9 Mayıs bayramını kendi bayramımız olarak ülkemiz için, bütün millet için, her aile için, her birimiz için en önemli bayram olarak kutluyoruz" dedi. Rus liderin Zafer Günü vesilesiyle başkentte verdiği resepsiyona 20'den fazla devlet başkanının katıldığı bildirildi. (Kirill Kudryavtsev/AFP)
  • 15/30

    8 Mayıs 2025 - Yeni seçilen Papa XIV. Leo, Vatikan'daki Aziz Petrus Bazilikası'nın balkonunda. Sistine Şapeli'nin bacasından çıkan beyaz duman, iki gün boyunca içeride bulunan 133 kardinalin dünyadaki 1,4 milyar Roma Katoliğine liderlik edecek yeni bir papa seçtiğinin sinyalini verdi. Yeni papa, 69 yaşındaki ABD'li kardinal Robert Prevost oldu. Yeni papa olarak duyurulan Papa Prevost "Barış sizinle olsun" sözleriyle başladığı konuşmasında uzun yıllar görev yaptığı Peru'ya özel selam gönderdi. ABD Başkanı Donald Trump, yeni Amerikalı Papa Robert Prevost'u "Ne büyük bir heyecan ve Ülkemiz için ne büyük bir onur. Papa 14. Leo ile tanışmayı dört gözle bekliyorum" ifadeleriyle tebrik etti. (Alessandra Tarantino/AP)
  • 16/30

    7 Mayıs 2025 - Hindistan'ın Pakistan'a düzenlediği saldırılar Pakistan'ın Haydarabad kentinde protesto edildi. Eylemde, Hindistan Başbakanı Narendra Modi'nin fotoğrafını yapıştırıldığı kukla yakıldı. İki ülke arasındaki gerilimin tırmandığına dikkat çekilen eylemde Hindistan’ın gerçekleştirdiği saldırılar kınandı. Hindistan'ın "Sindoor operasyonu" adını verdiği saldırılarda en az 26 kişinin hayatını kaybettiği ve 46 kişinin yaralandığı açıklanmıştı. Pakistan ordusu, Hindistan tarafının saldırısı sırasında 5 savaş uçağı düşürdüğünü açıklarken, Yeni Delhi yönetimi ise bunu teyit etmedi. Modi saldırı için "Gurur günü" derken, Pakistan hükümeti orduya saldırıya yanıt verme yetkisi verdi. (Yasir Rajput/AFP)
  • 17/30

    6 Mayıs 2025 - Yemen'in Husilerin elindeki başkenti Sana'ya İsrail'in düzenlediği hava saldırısının ardından ufukta dumanlar yükseliyor. Husi medyası ve İsrail ordusu, İran destekli isyancıların füze saldırısına misilleme olarak İsrail hava saldırılarının Yemen'in ana havalimanını ve Sana bölgesindeki elektrik santrallerini vurduğunu açıkladı. İsrail saldırısı sonrasında can kaybı ve yaralı konusunda henüz bilgi verilmedi. Havalimanın yanı sıra Sana kenti yakınlarındaki bazı elektrik santrallilerinin ve bir çimento fabrikasının hedef alındığı aktarıldı. İsrail basını ise saldırılarda Sana ve çevresinde 10 noktanın hedef alındığını yazdı. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, bir süre önce X hesabından yaptığı açıklamada, havalimanının kırmızı alan içine alındığı bir harita paylaşmıştı. Açıklamasında "Sana Uluslararası Havalimanı bölgesinde bulunan herkes için acil uyarı" diyen Adraee, alan ve çevresinin derhal boşaltılmasını istemişti. (Muhammed Huwais/AFP)
  • 18/30

    5 Mayıs 2025 - Britanya kraliyet ailesinden Prens William ve Prenses Catherine, çocukları George, Louis ve Charlotte, Buckingham Sarayı'ndan uçak gösterisini izledi. Birleşik Krallık'ta 4 gün sürecek Avrupa Zafer Günü kutlamaları, kraliyet ailesinin de hazır bulunduğu askeri geçit töreniyle başladı. 8 Mayıs 1945'te müttefik güçlerin elde ettiği zafer ve II. Dünya Savaşı'nın sona ermesinin yıl dönümü nedeniyle düzenlenen kutlamalar çerçevesinde geçit töreni gerçekleştirildi. Avrupa Zafer Günü'nün 80. yıl dönümü vesilesiyle açık mektup yayımlayan Başbakanı Keir Starmer, silahlı kuvvetler mensuplarının fedakarlıklarını övdü ve bunların asla geri ödenemeyecek bir borç olduğunu belirtti. (Henry Nicholls/AFP)
  • 19/30

    4 Mayıs 2025 - Red Bull Racing'in Hollandalı pilotu Max Verstappen ve McLaren'in Avustralyalı sürücüsü Oscar Piastri, Miami Uluslararası Yarış Pisti'nde düzenlenen Formula 1 Miami Grand Prix'sinde. Piastri, ABD'de zafere ulaşarak üst üste üçüncü galibiyetini elde etti ve takım arkadaşı Lando Norris'le farkı 16'ya çıkardı. Son 4 yılın şampiyonu Verstappen ise 6 yarışın sonunda 99 puanla üçüncü sırada. Formula 1'de sonraki yarış 18 Mayıs'ta İtalya'da. (Chandan Khanna/AFP)
  • 20/30

    3 Mayıs 2025 - Dürzi bir kadın, Golan Tepeleri'ndeki köyünün karşısındaki tampon bölgeye varan, Şam'dan kaçan akrabalarına el sallıyor. İsrail savaş uçakları cuma günü Suriye'nin başkenti Şam'daki başkanlık sarayının yanındaki bir bölgeyi bombaladı. İsrail'den yapılan açıklamada Dürzi gruplarla Suriye hükümetine bağlı güvenlik güçleri arasındaki çatışmalara işaret edilerek "Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı yakınlarında bir hedefe saldırı düzenledik. Dürzilere yönelik hiçbir tehdide izin vermeyiz" ifadeleri kullanıldı. Ayrıca İsrail'in cuma günü geç saatlerde Suriye'nin Şam, Hama, Lazkiye, Dera ve Kuneytra bölgelerini hedef aldığı bildirildi. (Jalaa Marey/AFP)
  • 21/30

    2 Mayıs 2025 - İsrail'de bir itfaiye uçağı, Beyt Şemeş kasabası yakınlarında çıkan yangının ardından yanan ağaçların üzerinden uçuyor. İsrail itfaiyesi, önceki günlerde Tel Aviv'le Kudüs arasındaki ormanlık arazide başlayıp rüzgarın etkisiyle geniş bir alana yayılan yangının kontrol altına alındığını bildirdi. Dün yapılan açıklamaya göre 31 saat süren yangında 20 bin dönümden fazla alan küle döndü. İsrail'in son 10 yıldır gördüğü en büyük yangın olduğu tahmin edilen orman yangınıyla mücadele için İtalya, Hırvatistan, İspanya, Fransa, Ukrayna ve Romanya gibi çeşitli ülkelerden yardım gönderildi. (Ahmad Gharabli/AFP)
  • 22/30

    1 Mayıs 2025 - Şili'nin başkenti Santiago'da 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nde düzenlenen eylemde göstericilerle polis arasında çatışma çıktı. Tokyo'dan Torino'ya, Taipei'den Paris'e onbinlerce kişi, ABD Başkanı Donald Trump'ın agresif gümrük tarifeleri gündemine ve küresel ekonomik çalkantı korkularına karşı artan öfkeyi ön plana çıkaran 1 Mayıs mitinglerinde yürüdü. Fransa'da sendika liderleri dünya siyasetinin "Trumplaşmasını" kınadı. İtalya'da protestocular Torino sokaklarında Amerikan başkanının bir kuklasını gezdirdi. Almanya'daysa sendikacılar, uzatılan iş günlerinin ve göçmen karşıtı söylemlerin zor kazanılan emek haklarını gerilettiği uyarısında bulundu. İsviçre'nin Bern kentinde binlerce kişi faşizmi ve savaşı kınayan pankartların arkasında yürüdü. Bu yürüyüş, aşırı sağcı siyasetin küresel yükselişine karşı daha büyük bir tepkinin parçasıydı. (Rodrigo Arangua/AFP)
  • 23/30

    29 Mart 2025 - Ho Chi Minh City'de Saygon'un düşüşünün ve Vietnam Savaşı'nın sona ermesinin 50. yıldönümü münasebetiyle düzenlenen geçit töreninde katılımcılar bayrak sallıyor. Vietnam, 30 Nisan'da Saygon'un düşüşünün 50. yıldönümünde şimdiye kadarki en büyük kutlamasını gerçekleştirdi. Şi Cinping'in Pekin'i Washington'dan daha güvenilir bir ortak olarak göstermek için yaptığı ziyaretin ardından, törene ilk kez Çin askerleri de katıldı. Vietnam Komünist Partisi Genel Sekreteri To Lam. "Tüm Vietnamlılar Vietnam'ın torunlarıdır. Bu ülkede yaşama ve çalışma, mutluluğun ve sevginin peşinden gitme özgürlüğüne sahip olma hakları var" dedi. "Geçmişi kapatma, farklılıklara saygı duyma ve geleceği hedefleme ruhuyla, tüm parti, halk ve ordu Vietnam'ı bir barış, birlik, refah ve kalkınma ülkesi haline getirmeye söz veriyor" diye ekledi. (Nhac Nguyen/ AFP)
  • 24/30

    29 Nisan 2025 - Filistinliler, Gazze Şeridi'ndeki Beyt Lahya'da yemek kuyruğunda. Sağlık kaynakları ve görgü tanıklarının aktardığına göre, İsrail ordusu sabah saatlerinden bu yana Gazze'nin farklı bölgelerine saldırılarını sürdürüyor. İsrail ordusu, Gazze kentinde sokaktaki bir grup sivili hedef aldı. Saldırıda 9 Filistinli hayatını kaybetti. İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne 7 Ekim 2023'ten bu yana düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 52 bin 314'e çıktı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun, ikinci yılında Gazze'deki savaşı sonlandırmak istediği iddia edildi. (Cihad Elşirafi/AP)
  • 25/30

    28 Nisan 2025 - İspanya'nın Cordoba kentinde halk, yolda kalan hızlı trenden iniyor. İspanya'nın büyük bir bölümü ve Portekiz'in bazı bölgelerinde elektrik ve telefon hatlarını etkileyen büyük bir elektrik kesintisi yaşandı. Çoğunlukla Madrid, Barselona ve Lizbon’da toplu taşıma, trafik ışıkları ve telefon hatlarında kesinti yaşanırken tren seferleri de büyük ölçüde durduruldu. Madrid'deki Barajas Havalimanı'na elektrik verilemedi ve Valensiya metrosu tüm seferlerini durdurduğunu açıkladı. Madrid Açık Tenis Turnuvası’nda da maçlar durduruldu. Madrid'de trafik kontrollerinin yetersizliği nedeniyle kavşaklarda araçların birbirine girdiği ve sokakların kaotik bir hal aldığı görüldü. İspanya'nın elektrik şebekesinden alınan veriler, saniyeler içinde büyük bir düşüş yaşandığını gösterdi. İspanyol elektrik şebekesi operatörü Red Electrica, kesintinin nedeninin belirlenemediğini açıklarken, elektriği geri getirmek için enerji şirketleriyle birlikte çalışıldığını söyledi. (Javier Soriano/AFP)
  • 26/30

    27 Nisan 2025 - MotoGP İspanya Grand Prix'sini Gresini Racing'in İspanyol sürücüsü Alex Marquez kazandı. Marquez'in MotoGP kariyerindeki ilk zaferini elde etmesi aynı zamanda bu organizasyonda iki kardeşin ilk kez galibiyet alması demekti. Alex'in abisi Marc Marquez, MotoGP'de şampiyona lideri. İspanya'da ikinci ve üçüncü sırayı Fabio Quartararo ve Francesco Bagnaia aldı. 6 şampiyonluğu bulunan Marc ise kaza nedeniyle yarış dışı kaldı. (Jose Breton/AP)
  • 27/30

    26 Nisan 2025 - Vatikan'da Papa Francis'in cenaze törenine katılan rahipler. 21 Nisan Pazartesi günü 88 yaşında hayatını kaybeden Papa Francis, bugün düzenlenen cenaze töreniyle uğurlandı. 12 yıl boyunca Katolik Kilisesi'nin ruhanı lideri olan Papa Francis'in cenazesine dünya liderleri ve kraliyet mensupları katıldı. Vatikan'ın tahminlerine göre törende yaklaşık 250 bin kişi vardı. Arjantinli Papa Francis, kendi isteği doğrultusunda, Vatikan'daki Aziz Petrus Bazilikası'na değil, Santa Maria Maggiore Bazilikası'na defnedildi. (Dylan Martinez/Reuters)
  • 28/30

    25 Nisan 2025 - Portekiz'in başkenti Lizbon'da toplanan halk, Karanfil Devrimi kutlamalarında halk şarkısı Grandola, Vila Morena'yı söylüyor. Adını, sokaklarda askerlere sunulan çiçeklerden alan Karanfil Devrimi, 25 Nisan 1974'te gerçekleşen, büyük ölçüde kansız bir askeri darbeydi. 51. yılını geride bırakan Karanfil Devrimi, diktatörlük rejimini yıkarak demokrasinin yeniden tesis edilmesine önayak olmasıyla Portekiz tarihinin kritik dönüm noktalarından biri kabul ediliyor. (Armando Franca/AP)
  • 29/30

    24 Nisan 2025 - Tiangong uzay istasyonuna üç astronotu taşıyan uzay aracını başarıyla fırlatan Çin, 2030'a kadar Ay'a mürettebatlı görev için bir adım daha attı. Shenzhou-20 uzay aracı perşembe günü yerel saatle 17.17'de Gobi Çölü'ndeki Jiuquan Uydu Fırlatma Merkezi'nden Uzun Yürüyüş-2F roketiyle havalandı. Bu, 30 yıldan uzun süre önce başlayan Shenzhou programının 15. mürettebatlı ve toplamda 20. uzay uçuşu. Tamamen Çin tarafından inşa edilen Tiangong, yani "Gök Sarayı" uzay istasyonu, Çin'i uzayda önemli bir güç haline getirdi. (Pedro Pardo/AFP)
  • 30/30

    24 Nisan 2025 - Ukrayna'nın başkenti Kiev'de kurtarma görevlileri, Rusya'nın gerçekleştirdiği balistik müze saldırısında isabet alan apartmanda. Saldırıda en az 9 kişi öldü ve 70'ten fazla kişi yaralandı. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa ile görüşmek üzere Güney Afrika'ya gitmişti. Kiev'e yönelik bombardıman sonrası Zelenski, ziyaretini yarıda kesti, Rusya'nın saldırıları derhal ve koşulsuz olarak durdurması gerektiğini söyledi. ABD Başkanı Donald Trump saldırıyla ilgili düşüncelerini Truth Social üzerinden paylaştı. Başkan, "Rusya'nın Kiev'e yönelik saldırılarından memnun değilim. Gerekli değil ve çok kötü bir zamanlama. Vladimir, DUR! Haftada 5 bin asker ölüyor. Barış Anlaşmasını yapalım!" dedi. (Valentyn Ogirenko/AFP)


İki ziyaret arasındaki tabiri caizse üçüncü fark, ilkinde önceliğin terörle mücadelenin sürdürülmesi ve büyük orduya destek olmak için katkıların artırılmasıydı.

Bu kez herkes, Körfez Araplarının inisiyatifiyle, öz hazırlık ve iş birliği ortaklıklarının kurulmasından sonra kalkınma ve refah için başarının ikinci şartı olan bölgenin sorunlarını çözmeye yöneldi.

Öncesinde ve sonrasında Suriye, Lübnan, Libya, Sudan ve Filistin sorunları vardı.

Bunların hepsi, Krallığın kardeş ülkeler (ve ABD ile) birlikte çözüm önerileri getirmek, girişimler geliştirmek ve tüm taraflar nezdinde girişimlerde bulunarak ilerleme sağlamak amacıyla inisiyatif aldığı konular.

Başkan Trump bu konuların çoğuna değindi, inisiyatif aldı ve bunu ev sahibinin talebiyle yaptığını gizlemedi. Ahmed eş-Şara ile görüştü, Suriye'ye yönelik yaptırımları kaldırdı.

Böylece İsrail saldırıları durdu. İç kargaşa girişimleri yatıştı ve Kürtler, Amerikalıların onları anlaşmak için hükümet ile baş başa bırakacağını görerek müzakerelere geri dönmek zorunda kaldılar.

Diğer bütün sorunlar da ele alındı ​​ve takip edilmeye devam edilecek ama herkes için en önemlisi Gazze'deki ateşkes ve soykırımdı.

Ateşkes ve soykırımın durması Arap, İslam ve uluslararası bir talepti, şimdi aynı zamanda Amerikan talebi de!

Sorunlar ne zaman başladı?

Amerikalılar ve Araplar bu konuda aynı fikirde değil.

Amerikalılar, her şeyin el-Kaide'nin ABD'ye saldırmasıyla başladığını söylüyor.

Araplar ise ABD'nin Irak'ı işgaliyle başladığını söylüyor.

Ancak her iki taraf da bölgede ve ötesinde yaşanan yıkım ve kargaşaya birlikte karşı konulması gerektiği, huzursuzluk ve istikrarsızlığa sebep olan, mezhepçilik ve kaosun yayılmasına yol açan ellerin ortadan kaldırılmasının ardından inisiyatifin bölge halkında olması konusunda hemfikir.

Trump, Suudi Arabistan'da Veliaht Prens Muhammed bin Selman'a "uyuyabiliyor musun" diye sordu.

Katar'da Filistin'deki açlığın kabul edilemez olduğunu söyledi.

Abu Dabi'de Şeyh Zayed Camii'nden o kadar etkilendi ki, bir cami yaptırmak istediğini söyledi!

Bu umut vadeden yeni bir başlangıç ama devasa deneyimlerin ardından geldi!

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Şarku'l Avsat

"Diğer bütün sorunlar da ele alındı ​​ve takip edilmeye devam edilecek ama herkes için en önemlisi Gazze'deki ateşkes ve soykırımdı"
Cumartesi, Mayıs 24, 2025 - 07:00
Main image: 

<p>Trump ve Şara, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın katılımıyla Riyad'da bir araya geldi / Fotoğraf: AFP</p>

related nodes: 
Gazze saldırılarının gölgesinde: Trump'ın Körfez diplomasisi ne anlama geliyor?
Trump'ın Körfez ziyaretinden 10 gülünç ve tartışmalı an
Trump'ın turu... Körfez’le ilişkilerin pratik testi
Type: 
SEO Title: 
Trump'ın ziyareti: Pozisyon ve politikaların değişimi
copyright Independentturkish: 

İran-ABD görüşmelerini kim sabote ediyor: İsrail mi, Trump yönetimi mi, yoksa Tahran'ın geçmişi mi?

Tahran ve Washington arasındaki şüphe gölgeleri ve karşılıklı açıklamalar, beşinci tur görüşmelerin etrafında ve nükleer anlaşmaya varılıp varılamayacağı konusunda gergin bir atmosfer olduğunu gösteriyor.

Bu açıklamalar ABD'nin sıfır zenginleştirme talebiyle bağlantılı, buna karşılık İran bunu kırmızı çizgi ve vazgeçmeyeceği bir ulusal başarı olarak görüyor.

Görüşmeler anlaşmazlık noktasına mı vardı?

Zira İran, bu kırmızı çizgiden vazgeçmeyeceğini ve ABD'nin sıfır zenginleştirmede ısrar etmesi halinde anlaşma olmayacağını defalarca açıkladı.

Bu anlaşmazlığın sebebi Donald Trump yönetiminin beceriksizliği mi?

Yoksa İran'ın geçmiş deneyimleri, Tahran'ın görüşmelere bakışını mı etkiliyor?

Yahut sebep İsrail'in bir eylemi mi?

Bunun sebebinin üç faktörün etkileşimi olduğu söylenebilir.

İran'ın onu zenginleştirmeden vazgeçmemeye ve yurtdışından zenginleştirilmiş uranyum ithalatını kabul etmemeye yönlendiren geçmişten gelen bir deneyimi var.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Keza İsrail'in dolaylı müdahalesi, Trump yönetimini talebini maksimum düzeye, yani sıfır zenginleştirme düzeyine yükseltmeye ve daha önceki zenginleştirmeyi yüzde 3,76'ya düşürme talebini reddetmeye yöneltti.

Bu dönemde Trump'ın en acil talebi İran'ın nükleer silah edinmesinin engellenmesiydi, ancak artık durum değişti.

Washington ile Tahran arasında beşinci tur görüşmeleri başlamadan önce, her iki taraftan uranyum zenginleştirme konusu etrafında dönen açıklamalar geliyor.

İran, ABD'nin kendisi ile vardığı anlaşmaları değiştirdiğini, açıklananların önceki turlarda kararlaştırılanlar ile aynı olmadığını varsayıyor, çünkü ABD tarafı Tahran’ın kabul etmesinin söz konusu olamayacağı sıfır zenginleştirmeye işaret ediyor.

İran'ın Dini Lideri, Uzmanlar Meclisi, Dışişleri Bakan Yardımcısı ve İran Enerji Ajansı Müdürü tarafından yapılan açıklamalarda, uranyum zenginleştirmenin ulusların hakkı, "ulusal bir başarı" ve "gelecek nesillerin hakkı" olduğu vurgulandı.

Şimdi de İranlılar ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un, "Çok net bir kırmızı çizgimiz var, o da uranyum zenginleştirme konusu. Yüzde bir oranında bir zenginleştirme kapasitesine bile izin veremeyiz" şeklindeki açıklamalarını reddediyor. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, ülkesinin Umman Sultanlığı'nın İran-ABD görüşmelerinin İtalya'nın başkenti Roma'da yeniden düzenlenmesi önerisini kabul ettiğini duyurdu. Ayrıca "Müzakere ekibinin, zenginleştirme ve haksız yaptırımların kaldırılması da dahil olmak üzere, barışçıl nükleer enerjiden yararlanma konusunda en yüksek hak ve çıkarları elde etmeye kararlı olduğunu, bu konuda hiçbir çabadan ve inisiyatiften kaçınmayacağını" vurguladı

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise, "İran'ın tutumu çok net; zenginleştirme, anlaşma olsun veya olmasın devam edecek. Ancak taraflar İran'ın barışçıl programı konusunda şeffaflık istiyorlarsa yaptırımları kaldırmalılar" dedi.

Arakçi, "Eğer bundan daha fazla talepleri varsa ve hakkımız olan şeylerden bizi mahrum etmek istiyorlarsa, o zaman bunu kabul etmemiz söz konusu değil" diye ekledi.

Trump yönetimi içerisinde İran dosyasıyla ilgili olarak başlangıçta iki farklı akım vardı.

Birinci akım Tahran ile barışçıl bir çözüme ve anlaşmaya varılmasından yana iken, diğer grup askeri seçeneği destekliyordu.

Witkoff daha önce yüzde 3.67 oranında zenginleştirmeden bahsederken, şimdi kendisi ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun dillendirmeye başladığı Amerikan talebi, sıfır zenginleştirme.

Sıfır zenginleştirme talebi, İsrail'in Libya çözüm modelinden, yani İran nükleer dosyasının tamamen durdurulmasından bahsetmesinin ardından geldi.

Bu talep ise Amerikan medyasında bazı kesimlerin, İran ile varılan yeni anlaşmayı, Barack Obama yönetiminin 2015'te vardığı anlaşmadan farklı görmeyerek önemsizleştirmesinin ardından geldi.

Bu noktada ABD'li müzakereci, sıfır zenginleştirmeden söz etmeye başlayarak, bu talebin Trump yönetiminin anlaşmasını Obama yönetimi ile varılan eski anlaşmadan farklılaştıracağını savundu.

ABD içindeki İsrail bağlantılı medya çevreleri, Trump'ı Obama ve Joe Biden'ın yapamadığı bir şeyi yapması gerektiğini düşünmeye kışkırtmak için yeni anlaşmayı önemsizleştirmeye çalışarak bu konuda bir şeyler yapmış olabilir.
 

ShapeCreated with Sketch. Fotoğraflarla dünyadan haberler

Hepsini göster 30

Fotoğraflarla dünyadan haberler

  • 1/30

    22 Mayıs 2025 - Avustralya'nın Yeni Güney Galler Eyaleti Polis Teşkilatı, Taree kentinde selde mahsur kalan yurttaşları kurtardı. Şiddetli yağışların neden olduğu selde üç kişinin yaşamını yitirdiği, bir kişininse hâlâ kayıp olduğu açıklandı. NSW Eyalet Başbakanı Chris Minns, bölgede etkili olan fırtınanın da kuzey kıyılarıyla Hunter bölgesinin bazı noktalarında hasara sebep olduğunu söyledi. Minns, bölgedeki nehir ve göllerdeki su seviyelerinin 1920’li yıllardan bu yana görülmemiş derecede yükseldiğini belirtti. Başbakan, "Pek çok insan, yaşadıkları yerde bu seviyede bir su baskını ya da sele şahit olmamıştı" diye konuştu.(Yeni Güney Galler Polis Teşkilatı/AFP)
  • 2/30

    21 Mayıs 2025 - ABD Başkanı Donald Trump'ın oğlu Eric Trump, Vietnam'ın Hung Yen eyaletinde Trump International, Hung Yen tatil köyü ve golf sahası projesinin temel atma töreninde konuşma yaptı. Eric Trump, Vietnam'da babası ABD Başkanı Donald Trump'ın emlak grubu tarafından inşa edilecek 1,5 milyar dolarlık lüks tatil yeri ve golf sahasının temel atma törenine katıldı. Vietnam hükümetinin, Trump Organization ve bir ortağının Güneydoğu Asya ülkesinde golf sahaları, oteller ve emlak projelerine 1,5 milyar dolar yatırım yapma planını onayladığı cuma günü duyurulmuştu. Toplam 990 hektar arazi üzerinde planlanan projede golf sahaları, tatil yerleri, oteller ve modern konut projesinden oluşan kompleks yer alacak. İnşaatın bu çeyrekte başlaması ve 2029'un ikinci çeyreğine kadar sürmesi bekleniyor. Onay, sanayi merkezi olan Güneydoğu Asya ülkesinin yüzde 46'lık ABD ithalat vergisinden kaçınmaya çalıştığı, Vietnam'la ABD arasındaki ticaret müzakereleri sürerken geldi. (AFP)
  • 3/30

    20 Mayıs 2025 - İsrailli sınır polisi, Batı Şeria'da Nablus'un güneyinde yer alan Askar mülteci kampına düzenlenen baskında Filistinli protestoculara göz yaşartıcı gaz ateşlemeye hazırlanıyor. Gazze'deki Filistin hükümetinin Medya Ofisi, İsrail'in Gazze Şeridi'ne düzenlediği şiddetli saldırılara dair açıklama yaptı. Açıklamada, "İşgalci İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nde savunmasız sivillere karşı sürdürdüğü kanlı katliamları en güçlü şekilde kınıyoruz." ifadeleri kullanıldı. İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne 7 Ekim 2023'ten bu yana düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı son 24 saatte 87 artarak 53 bin 573'e yükseldi. (Jaafar Ashtiyeh/AFP)
  • 4/30

    19 Mayıs 2025 - ABD'li ünlü yönetmen Spike Lee, ABD'li aktör ve şarkıcı Asap Rocky'yle Cannes Film Festivali'nde Highest 2 Lowest filminin tanıtımında. Akira Kurosawa'nın Yüksek ve Alçak (Tengoku to jigoku) filminden uyarlanan yapımda usta aktör Denzel Washington ve ünlü rapçi Ice Spice gibi isimler de yer alıyor. 7. gününü geride bırakan festival, 24 Mayıs'ta sona erecek. (Sameer Al-Doumy/AFP)
  • 5/30

    18 Mayıs 2025 - Yeni Papa XIV. Leo, bugün yapılan yemin töreniyle resmen göreve başladı. Papa seçilmesinden 10 gün sonra yapılan törenin öncesinde üstü açık arabasıyla Aziz Petrus Meydanı'nı dolduran kalabalığı selamlayan XIV. Leo, parmağına "balıkçının yüzüğü"nün takılmasının ardından resmen göreve başladı. Özellikle Amerikan Katoliklerinin büyük ilgi gösterdiği tarihi günde, dünyanın dört bir yanından yaklaşık 100 bin kişi Leo'nun yemin töreni için Vatikan'a akın etti. Yeni Papa'nın ilk ayini için çok sayıda siyasetçi de Vatikan'a geldi. ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ve Almanya Başbakanı Friedrich Merz, tören için Vatikan'a gelen isimler arasında yer aldı. (Filippo Monteforte/AFP)
  • 6/30

    17 Mayıs 2025 - Londra'daki protestocular, Nakba'nın 77. yıldönümünü nedeniyle düzenledikleri gösteride "Özgür Filistin" çağrısıyla Filistin bayrakları sallayarak yürüyor. Arapçada "felaket" anlamına gelen Nakba, 1948'de İsrail devletinin kuruluşu sırasında yaklaşık 750 bin Filistinlinin evlerinden ve köylerinden şiddet kullanılarak sürülmesini ifade ediyor. 15 Mayıs'ta anılan Nakba Günü'nde bu yıl da dünyanın çeşitli yerlerinde yürüyüşler düzenlendi. (Henry Nicholls/ AFP)
  • 7/30

    16 Mayıs 2025 - Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, başkent Tiran'da bugün düzenlenen Avrupa Siyasi Topluluğu Zirvesi'nde İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'yi diz çökerek karşılıyor. Bu yıl Arnavutluk'un ev sahipliğinde 6.'sı düzenlenen zirvede 47 ülkenin devlet başkanları güvenlik, savunma ve demokratik standartları görüşecek. AB dışından liderlerin de yer aldığı toplantıya Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da katıldı. Rusya-Ukrayan savaşının zirvenin ana gündem maddesi olması beklenirken, iki ülke arasındaki barış görüşmeleri İstanbul'da devam ediyor. (Vlasov Sulaj/AP)
  • 8/30

    15 Mayıs 2025 - Filistinliler, İsrail ordusunun önceki gün Tammun'a düzenlediği baskında öldürülen Saher Nabil Bsharat'ın Batı Şeria'da düzenlenen cenaze töreninde yürüyor. İsrail askerleri 15 Mayıs'ta Batı Şeria'da, Tubas'ın güneyinde terör saldırıları planlamak için kullanıldığından şüphelenilen binaları hedef aldığını açıkladığı bir baskında 5 Filistinliyi öldürdü. İsrail'in Gazze Şeridi'ne saldırı başlattığı 7 Ekim 2023'ten bu yana Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te de Filistinlilere yönelik gözaltı, baskın ve saldırılarda artış yaşanıyor. (Zain Jaafar/AFP)
  • 9/30

    14 Mayıs 2025 - Hindistan Kongre Partisi'nden eylemciler, Hindistan-Pakistan gerginliğine müdahale ettiğini öne sürdükleri ABD Başkanı Donald Trump'ın resmini yaktı. Hindistan'ın, 22 Nisan'da Pahalgam bölgesinde 26 kişinin öldürüldüğü saldırıya misilleme gerekçesiyle 6 Mayıs'ta Pakistan toprakları ve Pakistan'ın kontrolündeki Azad Keşmir bölgesine füze saldırıları düzenlemesiyle taraflar arasında çatışmalar başlamıştı. Nükleer silahlara sahip iki ülke, 10 Mayıs'ta ABD'nin arabuluculuğunda ateşkes ilan etmişti. Dibyangshu Sarkar/AFP)
  • 10/30

    13 Mayıs 2025 - ABD'li aktör Robert De Niro, Cannes Film Festivali'nde. 2025 Cannes Film Festivali bu yıl yalnızca sinemanın değil, jeopolitik tartışmaların da merkezi olacak. Trump’ın yabancı yapımlara getirmeyi planladığı gümrük tarifeleri Hollywood’u tedirgin ederken, festivalin dikkat çeken filmleri arasında Die, My Love, Fenike Planı (The Phoenician Scheme) ve Eddington var. Fransız aktris Juliette Binoche başkanlığındaki Altın Palmiye jürisinde Halle Berry ve “Succession” dizisinden Jeremy Strong gibi isimler de yer alıyor. 22 film arasından ödüller 24 Mayıs’ta açıklanacak. (Valery Hache/AFP)
  • 11/30

    12 Mayıs 2025 - Dünyanın en büyük Budist anıtı ve UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Borobudur Tapınağı önünde düzenlenen Waisak (veya Vesak) kutlamalarında bir Budist rahip ve Müslümanlar fener yakıyor. Budistler için en kutsal gün olan Vesak, Buda Siddhartha Gautama'nın doğumunun, aydınlanmasının ve ölümünün anıldığı gün. Geleneksel olarak tüm bunların eski Hint ay takvimindeki Vesakha ayının dolunay gününde gerçekleştiğine inanılıyor. (Yasuyoshi Chiba/AFP)
  • 12/30

    11 Mayıs 2025 - 2025 Eurovision Şarkı Yarışması maskotu "Lumo" Basel'de düzenlenen açılış töreninde Basel Belediye Binası'nın yanındaki turkuaz halı üzerinde yürüyor. Resmi geçit töreni sırasında bir protestocu, bariyerleri aşarak İsrail bayrağının karşısına geçip Filistin bayrağı açtı. Protestocuya polis tarafından müdahale edilirken, bir başka göstericinin ise, "Soykırım şarkı yarışmasına hoş geldiniz" yazan bir pankart tuttuğu görüldü. (Fabrice Coffrini/AFP)
  • 13/30

    10 Mayıs 2025 - Pakistan'ın Multan kentindeki insanlar barış işareti yaparak Pakistan ve Hindistan arasında sağlanan ateşkesi kutluyor. ABD Başkanı Donald Trump, iki ülke arasında günlerdir devam eden saldırıların ardından hemen yürürlüğe girecek tam bir ateşkes üzerinde anlaşma sağlandığını bugün duyurdu. Trump, iki ülkeyi de gösterdikleri sağduyudan dolayı tebrik etti. Daha sonra Pakistan ve Hindistan'dan yetkililer de ateşkesi duyurdu. Hindistan'ın "terörist altyapıyı" hedef aldığını söyleyerek çarşamba günü başlattığı saldırılarda, iki ülke de sınır ötesi saldırılar gerçekleştirmiş, birbirlerinin hava sahasına drone ve füzeler fırlatmıştı. Komşu ülkeler arasında artan gerilim, nükleer savaş endişeleri de yaratmıştı. (Shahid Saeed Mirza/AFP)
  • 14/30

    9 Mayıs 2025 - Rusya'nın başkenti Moskova'da düzenlenen Zafer Günü askeri geçit töreni sırasında Rus askerler Kızıl Meydan'da yürüyor. Rusya, Sovyetler Birliği'nin II. Dünya Savaşı'nda Nazi Almanyası'na karşı kazandığı zaferin 80. yıldönümünü bugün törenlerle kutladı. Rus hükümet üyeleri, milletvekilleri, dini liderler ve gazilerin de yer aldığı törene, Çin, Belarus ve Azerbaycan gibi ülkelerin askeri birlikleri de katıldı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 9 Mayıs 1945 zaferini işaret ederek "Galiplerin mirasçıları olarak, 9 Mayıs bayramını kendi bayramımız olarak ülkemiz için, bütün millet için, her aile için, her birimiz için en önemli bayram olarak kutluyoruz" dedi. Rus liderin Zafer Günü vesilesiyle başkentte verdiği resepsiyona 20'den fazla devlet başkanının katıldığı bildirildi. (Kirill Kudryavtsev/AFP)
  • 15/30

    8 Mayıs 2025 - Yeni seçilen Papa XIV. Leo, Vatikan'daki Aziz Petrus Bazilikası'nın balkonunda. Sistine Şapeli'nin bacasından çıkan beyaz duman, iki gün boyunca içeride bulunan 133 kardinalin dünyadaki 1,4 milyar Roma Katoliğine liderlik edecek yeni bir papa seçtiğinin sinyalini verdi. Yeni papa, 69 yaşındaki ABD'li kardinal Robert Prevost oldu. Yeni papa olarak duyurulan Papa Prevost "Barış sizinle olsun" sözleriyle başladığı konuşmasında uzun yıllar görev yaptığı Peru'ya özel selam gönderdi. ABD Başkanı Donald Trump, yeni Amerikalı Papa Robert Prevost'u "Ne büyük bir heyecan ve Ülkemiz için ne büyük bir onur. Papa 14. Leo ile tanışmayı dört gözle bekliyorum" ifadeleriyle tebrik etti. (Alessandra Tarantino/AP)
  • 16/30

    7 Mayıs 2025 - Hindistan'ın Pakistan'a düzenlediği saldırılar Pakistan'ın Haydarabad kentinde protesto edildi. Eylemde, Hindistan Başbakanı Narendra Modi'nin fotoğrafını yapıştırıldığı kukla yakıldı. İki ülke arasındaki gerilimin tırmandığına dikkat çekilen eylemde Hindistan’ın gerçekleştirdiği saldırılar kınandı. Hindistan'ın "Sindoor operasyonu" adını verdiği saldırılarda en az 26 kişinin hayatını kaybettiği ve 46 kişinin yaralandığı açıklanmıştı. Pakistan ordusu, Hindistan tarafının saldırısı sırasında 5 savaş uçağı düşürdüğünü açıklarken, Yeni Delhi yönetimi ise bunu teyit etmedi. Modi saldırı için "Gurur günü" derken, Pakistan hükümeti orduya saldırıya yanıt verme yetkisi verdi. (Yasir Rajput/AFP)
  • 17/30

    6 Mayıs 2025 - Yemen'in Husilerin elindeki başkenti Sana'ya İsrail'in düzenlediği hava saldırısının ardından ufukta dumanlar yükseliyor. Husi medyası ve İsrail ordusu, İran destekli isyancıların füze saldırısına misilleme olarak İsrail hava saldırılarının Yemen'in ana havalimanını ve Sana bölgesindeki elektrik santrallerini vurduğunu açıkladı. İsrail saldırısı sonrasında can kaybı ve yaralı konusunda henüz bilgi verilmedi. Havalimanın yanı sıra Sana kenti yakınlarındaki bazı elektrik santrallilerinin ve bir çimento fabrikasının hedef alındığı aktarıldı. İsrail basını ise saldırılarda Sana ve çevresinde 10 noktanın hedef alındığını yazdı. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, bir süre önce X hesabından yaptığı açıklamada, havalimanının kırmızı alan içine alındığı bir harita paylaşmıştı. Açıklamasında "Sana Uluslararası Havalimanı bölgesinde bulunan herkes için acil uyarı" diyen Adraee, alan ve çevresinin derhal boşaltılmasını istemişti. (Muhammed Huwais/AFP)
  • 18/30

    5 Mayıs 2025 - Britanya kraliyet ailesinden Prens William ve Prenses Catherine, çocukları George, Louis ve Charlotte, Buckingham Sarayı'ndan uçak gösterisini izledi. Birleşik Krallık'ta 4 gün sürecek Avrupa Zafer Günü kutlamaları, kraliyet ailesinin de hazır bulunduğu askeri geçit töreniyle başladı. 8 Mayıs 1945'te müttefik güçlerin elde ettiği zafer ve II. Dünya Savaşı'nın sona ermesinin yıl dönümü nedeniyle düzenlenen kutlamalar çerçevesinde geçit töreni gerçekleştirildi. Avrupa Zafer Günü'nün 80. yıl dönümü vesilesiyle açık mektup yayımlayan Başbakanı Keir Starmer, silahlı kuvvetler mensuplarının fedakarlıklarını övdü ve bunların asla geri ödenemeyecek bir borç olduğunu belirtti. (Henry Nicholls/AFP)
  • 19/30

    4 Mayıs 2025 - Red Bull Racing'in Hollandalı pilotu Max Verstappen ve McLaren'in Avustralyalı sürücüsü Oscar Piastri, Miami Uluslararası Yarış Pisti'nde düzenlenen Formula 1 Miami Grand Prix'sinde. Piastri, ABD'de zafere ulaşarak üst üste üçüncü galibiyetini elde etti ve takım arkadaşı Lando Norris'le farkı 16'ya çıkardı. Son 4 yılın şampiyonu Verstappen ise 6 yarışın sonunda 99 puanla üçüncü sırada. Formula 1'de sonraki yarış 18 Mayıs'ta İtalya'da. (Chandan Khanna/AFP)
  • 20/30

    3 Mayıs 2025 - Dürzi bir kadın, Golan Tepeleri'ndeki köyünün karşısındaki tampon bölgeye varan, Şam'dan kaçan akrabalarına el sallıyor. İsrail savaş uçakları cuma günü Suriye'nin başkenti Şam'daki başkanlık sarayının yanındaki bir bölgeyi bombaladı. İsrail'den yapılan açıklamada Dürzi gruplarla Suriye hükümetine bağlı güvenlik güçleri arasındaki çatışmalara işaret edilerek "Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı yakınlarında bir hedefe saldırı düzenledik. Dürzilere yönelik hiçbir tehdide izin vermeyiz" ifadeleri kullanıldı. Ayrıca İsrail'in cuma günü geç saatlerde Suriye'nin Şam, Hama, Lazkiye, Dera ve Kuneytra bölgelerini hedef aldığı bildirildi. (Jalaa Marey/AFP)
  • 21/30

    2 Mayıs 2025 - İsrail'de bir itfaiye uçağı, Beyt Şemeş kasabası yakınlarında çıkan yangının ardından yanan ağaçların üzerinden uçuyor. İsrail itfaiyesi, önceki günlerde Tel Aviv'le Kudüs arasındaki ormanlık arazide başlayıp rüzgarın etkisiyle geniş bir alana yayılan yangının kontrol altına alındığını bildirdi. Dün yapılan açıklamaya göre 31 saat süren yangında 20 bin dönümden fazla alan küle döndü. İsrail'in son 10 yıldır gördüğü en büyük yangın olduğu tahmin edilen orman yangınıyla mücadele için İtalya, Hırvatistan, İspanya, Fransa, Ukrayna ve Romanya gibi çeşitli ülkelerden yardım gönderildi. (Ahmad Gharabli/AFP)
  • 22/30

    1 Mayıs 2025 - Şili'nin başkenti Santiago'da 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nde düzenlenen eylemde göstericilerle polis arasında çatışma çıktı. Tokyo'dan Torino'ya, Taipei'den Paris'e onbinlerce kişi, ABD Başkanı Donald Trump'ın agresif gümrük tarifeleri gündemine ve küresel ekonomik çalkantı korkularına karşı artan öfkeyi ön plana çıkaran 1 Mayıs mitinglerinde yürüdü. Fransa'da sendika liderleri dünya siyasetinin "Trumplaşmasını" kınadı. İtalya'da protestocular Torino sokaklarında Amerikan başkanının bir kuklasını gezdirdi. Almanya'daysa sendikacılar, uzatılan iş günlerinin ve göçmen karşıtı söylemlerin zor kazanılan emek haklarını gerilettiği uyarısında bulundu. İsviçre'nin Bern kentinde binlerce kişi faşizmi ve savaşı kınayan pankartların arkasında yürüdü. Bu yürüyüş, aşırı sağcı siyasetin küresel yükselişine karşı daha büyük bir tepkinin parçasıydı. (Rodrigo Arangua/AFP)
  • 23/30

    29 Mart 2025 - Ho Chi Minh City'de Saygon'un düşüşünün ve Vietnam Savaşı'nın sona ermesinin 50. yıldönümü münasebetiyle düzenlenen geçit töreninde katılımcılar bayrak sallıyor. Vietnam, 30 Nisan'da Saygon'un düşüşünün 50. yıldönümünde şimdiye kadarki en büyük kutlamasını gerçekleştirdi. Şi Cinping'in Pekin'i Washington'dan daha güvenilir bir ortak olarak göstermek için yaptığı ziyaretin ardından, törene ilk kez Çin askerleri de katıldı. Vietnam Komünist Partisi Genel Sekreteri To Lam. "Tüm Vietnamlılar Vietnam'ın torunlarıdır. Bu ülkede yaşama ve çalışma, mutluluğun ve sevginin peşinden gitme özgürlüğüne sahip olma hakları var" dedi. "Geçmişi kapatma, farklılıklara saygı duyma ve geleceği hedefleme ruhuyla, tüm parti, halk ve ordu Vietnam'ı bir barış, birlik, refah ve kalkınma ülkesi haline getirmeye söz veriyor" diye ekledi. (Nhac Nguyen/ AFP)
  • 24/30

    29 Nisan 2025 - Filistinliler, Gazze Şeridi'ndeki Beyt Lahya'da yemek kuyruğunda. Sağlık kaynakları ve görgü tanıklarının aktardığına göre, İsrail ordusu sabah saatlerinden bu yana Gazze'nin farklı bölgelerine saldırılarını sürdürüyor. İsrail ordusu, Gazze kentinde sokaktaki bir grup sivili hedef aldı. Saldırıda 9 Filistinli hayatını kaybetti. İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne 7 Ekim 2023'ten bu yana düzenlediği saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 52 bin 314'e çıktı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun, ikinci yılında Gazze'deki savaşı sonlandırmak istediği iddia edildi. (Cihad Elşirafi/AP)
  • 25/30

    28 Nisan 2025 - İspanya'nın Cordoba kentinde halk, yolda kalan hızlı trenden iniyor. İspanya'nın büyük bir bölümü ve Portekiz'in bazı bölgelerinde elektrik ve telefon hatlarını etkileyen büyük bir elektrik kesintisi yaşandı. Çoğunlukla Madrid, Barselona ve Lizbon’da toplu taşıma, trafik ışıkları ve telefon hatlarında kesinti yaşanırken tren seferleri de büyük ölçüde durduruldu. Madrid'deki Barajas Havalimanı'na elektrik verilemedi ve Valensiya metrosu tüm seferlerini durdurduğunu açıkladı. Madrid Açık Tenis Turnuvası’nda da maçlar durduruldu. Madrid'de trafik kontrollerinin yetersizliği nedeniyle kavşaklarda araçların birbirine girdiği ve sokakların kaotik bir hal aldığı görüldü. İspanya'nın elektrik şebekesinden alınan veriler, saniyeler içinde büyük bir düşüş yaşandığını gösterdi. İspanyol elektrik şebekesi operatörü Red Electrica, kesintinin nedeninin belirlenemediğini açıklarken, elektriği geri getirmek için enerji şirketleriyle birlikte çalışıldığını söyledi. (Javier Soriano/AFP)
  • 26/30

    27 Nisan 2025 - MotoGP İspanya Grand Prix'sini Gresini Racing'in İspanyol sürücüsü Alex Marquez kazandı. Marquez'in MotoGP kariyerindeki ilk zaferini elde etmesi aynı zamanda bu organizasyonda iki kardeşin ilk kez galibiyet alması demekti. Alex'in abisi Marc Marquez, MotoGP'de şampiyona lideri. İspanya'da ikinci ve üçüncü sırayı Fabio Quartararo ve Francesco Bagnaia aldı. 6 şampiyonluğu bulunan Marc ise kaza nedeniyle yarış dışı kaldı. (Jose Breton/AP)
  • 27/30

    26 Nisan 2025 - Vatikan'da Papa Francis'in cenaze törenine katılan rahipler. 21 Nisan Pazartesi günü 88 yaşında hayatını kaybeden Papa Francis, bugün düzenlenen cenaze töreniyle uğurlandı. 12 yıl boyunca Katolik Kilisesi'nin ruhanı lideri olan Papa Francis'in cenazesine dünya liderleri ve kraliyet mensupları katıldı. Vatikan'ın tahminlerine göre törende yaklaşık 250 bin kişi vardı. Arjantinli Papa Francis, kendi isteği doğrultusunda, Vatikan'daki Aziz Petrus Bazilikası'na değil, Santa Maria Maggiore Bazilikası'na defnedildi. (Dylan Martinez/Reuters)
  • 28/30

    25 Nisan 2025 - Portekiz'in başkenti Lizbon'da toplanan halk, Karanfil Devrimi kutlamalarında halk şarkısı Grandola, Vila Morena'yı söylüyor. Adını, sokaklarda askerlere sunulan çiçeklerden alan Karanfil Devrimi, 25 Nisan 1974'te gerçekleşen, büyük ölçüde kansız bir askeri darbeydi. 51. yılını geride bırakan Karanfil Devrimi, diktatörlük rejimini yıkarak demokrasinin yeniden tesis edilmesine önayak olmasıyla Portekiz tarihinin kritik dönüm noktalarından biri kabul ediliyor. (Armando Franca/AP)
  • 29/30

    24 Nisan 2025 - Tiangong uzay istasyonuna üç astronotu taşıyan uzay aracını başarıyla fırlatan Çin, 2030'a kadar Ay'a mürettebatlı görev için bir adım daha attı. Shenzhou-20 uzay aracı perşembe günü yerel saatle 17.17'de Gobi Çölü'ndeki Jiuquan Uydu Fırlatma Merkezi'nden Uzun Yürüyüş-2F roketiyle havalandı. Bu, 30 yıldan uzun süre önce başlayan Shenzhou programının 15. mürettebatlı ve toplamda 20. uzay uçuşu. Tamamen Çin tarafından inşa edilen Tiangong, yani "Gök Sarayı" uzay istasyonu, Çin'i uzayda önemli bir güç haline getirdi. (Pedro Pardo/AFP)
  • 30/30

    24 Nisan 2025 - Ukrayna'nın başkenti Kiev'de kurtarma görevlileri, Rusya'nın gerçekleştirdiği balistik müze saldırısında isabet alan apartmanda. Saldırıda en az 9 kişi öldü ve 70'ten fazla kişi yaralandı. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa ile görüşmek üzere Güney Afrika'ya gitmişti. Kiev'e yönelik bombardıman sonrası Zelenski, ziyaretini yarıda kesti, Rusya'nın saldırıları derhal ve koşulsuz olarak durdurması gerektiğini söyledi. ABD Başkanı Donald Trump saldırıyla ilgili düşüncelerini Truth Social üzerinden paylaştı. Başkan, "Rusya'nın Kiev'e yönelik saldırılarından memnun değilim. Gerekli değil ve çok kötü bir zamanlama. Vladimir, DUR! Haftada 5 bin asker ölüyor. Barış Anlaşmasını yapalım!" dedi. (Valentyn Ogirenko/AFP)


Bunu muhtemel ve İran nükleer dosyasında hem mevcut hem de yok olan İsrail ile bağlantılı kılan husus, Mike Waltz'un ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak görevden alınmasının başlıca nedenlerinden birinin, İran nükleer dosyasında kendisi ile Netanyahu arasındaki koordinasyonun, Trump ile koordinasyondan daha fazla olmasıydı.

Belki de Tahran ile Washington arasındaki görüşmeleri sabote edecek kadar kompleks hale getirmek, Waltz'un Netanyahu ile yaptığı anlaşmanın bir parçasıydı.

Bazıları Trump'ın aslında Netanyahu'ya, kendisine boş çek sunma ve Ortadoğu'ya yönelik Amerikan dış politikasını İsrail'in önceliklerine tabi kılma niyetinde olmadığı mesajını vermeye çalıştığını ve bu nedenle Waltz'u görevinden aldığını düşünüyor.

Ancak Trump'ın, birçok konuda kendisini Obama ve Biden yönetimlerinden ayıracak başarılar elde etme arzusu, onu "sıfır zenginleştirme" uygulamasını talep etmeye yöneltti ve bu da İran ile anlaşmaya varmak için yürütülen müzakerelerde en önemli çekişme noktasına dönüştü.

Şarku’l Avsat’ın CNN'in Amerikan istihbarat kaynaklarına dayandırdığı haberinden aktardığı bilgilere göre, İsrail'in, uranyum zenginleştirmeyi durdurma konusunda bir anlaşmaya varılmaması halinde, İran tesislerini vurma planı olduğunun belirtilmesiydi.

Bu İran'a baskı yapmak için bir nevi psikolojik savaş yürütmek gibi görünüyor.

Ancak ister CNN'in haberi ister Amerikan pozisyonunda görülen tereddüt ister İsrail'in rolü olsun, yukarıda belirtilenlerin hepsi, İran’ın zihniyetini ele alırken önemli bir faktörü, yani tarihi deneyimleri tamamen göz ardı ediyor.

İran, psikolojik yapısı büyük ölçüde geçmişi tarafından yönetilen ve her zaman tarihi referans alan bir ülke.

İran, ilk kez 1974 yılında yani, Buşehr Nükleer Santrali’nin inşasına ilişkin sözleşmenin imzalanmasından bir yıl önce, Avrupa'daki nükleer yakıt üretim anlaşmalarına dahil oldu.

O dönemde Fransız-İran ortaklı Gaz Difuzyon Uranyum Zenginleştirme Şirketi (SOFIDIF) kuruldu. İran daha sonra Avrupa Gaz Difüzyon Uranyum Zenginleştirme Konsorsiyumu’na (Eurodif) katıldı ve konsorsiyumun toplam hisselerinden yüzde 10'luk pay aldı.

Nükleer yakıt üretimi için kurulan bu konsorsiyumun diğer hissedarları Belçika, Fransa, İtalya ve İspanya idi. Tahran, Eurodif'in geliştirilmesi için 1,18 milyar dolar kredi sundu.

Fransa'daki tesis faaliyete geçtiğinde İran devrimi çoktan patlak vermişti, dolayısıyla nükleer yakıt İran’a hiç ulaştırılmadı.

Fransa daha sonra kendisiyle yapılan sözleşmenin 1990 yılında sona erdiğini ve Eurodif'in artık İran'a zenginleştirilmiş uranyum nakletme yükümlülüğünün bulunmadığını vurguladı.

Buradan İran'ın neden sıfır zenginleştirmeyi ve yurtdışından uranyum ithal etmeyi reddettiği ve bu hakkını korumakta ısrar ettiği anlaşılıyor.

Aynı zamanda bu, kendi topraklarında bölgesel bir uranyum zenginleştirme birliği kurulmasını önermesinin nedenini de açıklıyor.

Eğer ABD yönetimi İran'ın zihniyetini ve bunun altında yatan motivasyonları daha iyi anlamış olsaydı, Marco Rubio Kongre oturumunda "İran'ın tek seçeneğinin, reaktörleri için ihtiyaç duyduğu zenginleştirilmiş uranyumu ithal etmek olduğu" ifadesini tekrarlamazdı.

İsrail'in müzakereleri sabote etme amaçlı rolünden kaynaklandığı düşünülen ABD tutumundaki bu kararsızlık, görüşmeleri temel bir ihtilaf noktasına getirdi.

Trump yönetimi bu talebinden geri adım atarsa, göreve geldiğinden bu yana Çin, gümrük tarifeleri, Ukrayna savaşı ve en son İran konularında attığı geri adımlara bir yenisini daha eklemiş olacak.

Başka bir açıdan bakıldığında, bugüne kadarki Amerikan yönetimlerinin genel olarak Ortadoğu'da İran ile nasıl başa çıkacaklarına dair bir vizyona sahip olmadıkları düşünülebilir.

Bu nedenle bölge ülkelerinin İran'dan ne istedikleri konusunda daha bilinçli olmaları gerekiyor.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Bu makale Independent Türkçe için Independent Arabia gazetesinden çevrilmiştir.

Independent Arabia

"Washington, önemli bir dış politika meselesinde geri adım atıp Obama'nın 2015'te başardığı noktaya geri dönmeye katlanamaz"
Cumartesi, Mayıs 24, 2025 - 06:45
Main image: 

<p>Uydu tarafından çekilen bir görüntü, Tahran Araştırma Reaktörü’nü gösteriyor / Fotoğraf: Planet Labs-AP</p>

Label: 
Type: 
SEO Title: 
İran-ABD görüşmelerini kim sabote ediyor: İsrail mi, Trump yönetimi mi, yoksa Tahran'ın geçmişi mi?
copyright Independentturkish: 

Neandertal'den Sapiens'e Bir Ayna: Ludovic Slimak ile antropolojinin siyâseti üzerine söyleşi

Yaklaşık 400 bin yıl boyunca Neandertaller, Avrupa ve Batı Asya'da yaşadılar. Sapiens -ki bu biziz- ise yaklaşık 300 bin yıl önce Afrika'da ortaya çıktı. İki tür, yaklaşık 50 ila 40 bin yıl önce Avrupa'da karşılaştı. Bu karşılaşma dönemi aynı zamanda Neandertallerin hızla yok olmaya başladığı, Sapiens'in ise hızla yayıldığı dönemdir. 

Ortalama 40 bin yıl kadar önce, Neandertaller tarih sahnesinden çekildi. Bu yok oluşun nedenleri hâlâ tam olarak bilinmiyor. Ancak bu söyleşide de göreceğimiz üzere, çeşitli ve bazen rahatsız edici varsayımlar eksik değil.

Son yıllarda Neandertal figürü popüler kültürde yeni bir ivme kazandı. 

İzleyenler hatırlayacaktır. 2019 yapımı William adlı filmde, iki bilim insanı antik DNA'dan bir Neandertal çocuğu klonluyordu. William, günümüz toplumunda dışlanarak büyüyor, farklılığına anlam arıyordu. Filmde Neandertal figürü sadece tarihsel değil, varoluşsal bir sorgulama zemininde kurgulanmıştı.

Yine 2024'te Netflix'te yayınlanan Secrets of the Neanderthals (Neandertallerin Sırları) adlı belgesel, Irak'ta Erbil şehrinin Barzan bölgesine yakın bir konumdaki Şanidar Mağarası'nda bulunan "Shanidar Z" adlı iskelet üzerinden Neandertallerin yaşamına dair en güncel bilimsel verileri inceliyordu.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Ne var ki bu "popülerleşme", büyük ölçüde "sert bilimlerin" diktası altında veya en iyi ihtimalle "nezaretinde" gerçekleşiyor. 

Odakta hep aynı sorular var: Kafatasının ebadı neydi? Morfolojisi nasıldı? Anatomik hususiyetleri nelerdi? Dış estetik ve genetiğin çifte kıskacında amansızca tüketilen bir enerji mevzubahis… 

Dahası ve belki de en önemlisi, Neandertal'i "kendimize" benzetmek için attığımız taklaların sonu gelmiyor. "Bize şöyle yakındı", "bize böyle benziyordu" vb. minvaldeki savlar alabildiğine sıradanlaştı. 

Oysa Neandertal, yalnızca bir "kemik yığını" yahut "bize benzeyen bir geri tür" değildi. Yok oluşuna kadar kendi doğasına sadık kalmış, çok uzun sayılabilecek bir zaman diliminde kesintisizce çevresine ayak uydurabilmiş, bu süreçte organizasyonel dayanıklılık örneği sergilemiş ve doğayla bütünleşerek başka bir varoluş biçimini benliğinde cisimleştirebilmişti.

İşte tam bu noktada Ludovic Slimak devreye giriyor... 
 

Ludovic Slimak / Fotoğraf: Grégoire Bernardi-The Observer
Ludovic Slimak, Independent Türkçe için Sinan Baykent'in sorularını yanıtladı / Fotoğraf: Grégoire Bernardi-The Observer

 

Ludovic Slimak, 52 yaşında bir Fransız paleoantropolog. Neandertal üzerine yürüttüğü disiplinler arası çalışmalarıyla tanınıyor. Slimak'ın özgün yönü ise, bu kadim insan türüne yalnızca biyolojik değil, kültürel ve davranışsal düzlemde yaklaşması ve onu bir "farklı insanlık ihtimali" olarak okuması. 

Slimak, hayatını Afrika çöllerinden Anadolu'ya, Avrupa'nın kalbine ve Sibirya'ya kadar birçok farklı coğrafyada yürüttüğü Neandertal kazılarına vakfetmiş karizmatik bir şahsiyet. Modern bilimsel paradigmanın dışına çıkma cesareti gösteren bir düşünür aynı zamanda. Ve bu nitelikleri onu "ana-akım"ın monotonluğundan ayırıyor.

Ben de yaklaşık 1 buçuk yıldır Slimak'ın çalışmalarını (Fransızca olarak yayımladığı, başta İngilizce ve İspanyolca olmak üzere pek çok dile çevrilmiş ve bana yakında Türkçeye de kazandırılacağını söylediği üçlemesi "Néandertal Nu", "Le dernier Néandertalien" ve "Sapiens Nu" üçlemesi çok başarılıdır) yazılarını, mülâkatlarını yakından takip ediyorum. 

Çünkü insanlık bugün bir "medeniyet krizi" yaşıyor.


"Sürekli bir 'kontrol' güdüsü hâkim. Sapiens'in tabiatı bu"

Transhümanizm, Mars'ın kolonileştirilmesi, dijitalleşme, algoritmik yaşam, yapay zekânın belirlediği gündem... Bunların her biri bir "ilerleme" olarak sunulsa da aynı zamanda tetiklediği derin duygu büzüşmeleri (korku, anksiyete, panik vs.) ve sosyal darboğazlar itibarıyla bir tıkanıklığın da göstergesi.

İlginçtir, benzer bir "kopuş" hissi 19'uncu yüzyılda Sanayi Devrimi sırasında da deneyimlenmişti. Ağır çalışma koşulları, doğanın tahribatı, kimyasal gıdalar ve kentleşmeyle birlikte bazı insanlar "doğal durum"a dönmenin yollarını aradı. Henri Zisly gibi Fransız natüryen anarşistler, Almanya'da Lebensreform ("Yaşam Reformu") ve Avrupa'da mantar gibi çoğalan irili-ufaklı "doğal yaşam komünleri" bu arayışın en güçlü izdüşümlerindendi.

Bugün de bazı insanlar benzer bir huzursuzluğu duyuyor ve yine, yeniden "toprak"la-"doğa"yla daha yoğun bir biçimde temas etme ihtiyacını dışa vuruyor. 

İyi ama, böylesi bir "dönüş" mümkün mü?

Independent Türkçe için konuştuğum Slimak'ın yanıtı dikkate değer. 

Bugün yaşadığımız dönüşümlerin, savaşların, ekolojik krizin, kitlesel tahakkümün, hatta temsili demokrasinin bireyi silikleştirmesinin vb. aslında Sapiens'in doğasıyla birebir uyumlu ve bağdaşık olduğunu söylüyor:

Sürekli bir 'kontrol' güdüsü hâkim. Bu bir 'sabit'. Çağlara göre değişen yalnızca çehreler ve şekiller oluyor. Türün tabiatı bu. Dolayısıyla bu oluş tarzından bezen ve bir şekilde sıyrılmak isteyenlere 'topluluk' düzleminde bir çıkış sunmak imkânsız değilse de çok cılız-düşük bir olasılık. Hemen dışlanırsın, dışlarlar. Çünkü sürü mantığının terk edilmesi hoş karşılanmaz ve hatta sembolik veya reel anlamda bir şiddetle-ölümle sonuçlanabilir.
 

2

 

"Neandertal'i 'rehabilite' ettiklerini söylüyorlar ve fakat bu, onu ikinci kez öldürmekle eşanlamlı"

Slimak'a göre (yok olmuş/edilmiş) Neandertal figürü, Sapiens'in "oluş sistematiği"ne dair tutulmuş nesnel bir ayna:

Aykırı olmak, farklı yahut 'öteki' olmak Sapiens bağlamında çok tehlikeli. Kolektiften kopanın tepelenme riski çok yüksek. Sosyal medyaya bakmamız yeterli bunun için. İnsanlar birbirlerine neler diyorlar, bakınca hayret ediyorum. Birbirine muazzam şiddet uygulayan kitleler var. Gerçek şu ki, Sapiens kendi dışındakilere hep menfî yaklaştı. Bugünlerde 'aa, Neandertal aslında bizim gibiymiş' demek suretiyle Neandertal'i 'rehabilite' ettiklerini söylüyorlar ve fakat aslında bu, onu ikinci kez öldürmekle eşanlamlı. Neandertal imgesini ben kendi gerçekliğimize ve doğamıza bir ayna tuttuğu için seviyorum: başka bir insanlık hâliydi.


Sapiens'i "bir adım öne" çıkaran temel faktörlerden biri hayal kurabilmesi ve dış gerçekliği kendi yorumuna doğru bükmeye kâdir mitler teşkil edebilmesi oldu. Fakat bu, beraberinde kolektif idealizmlerin yanı sıra yıkımları da getirdi.

Nitekim Slimak, bu hususta şöyle diyor:

Neandertallerde bireysel yaratıcılık önemseniyordu, hatta belli bir anlamda 'norm'du. Dış gerçeklikleriyle de barışıktılar. Elbette Neandertal'i idealize etmiyorum, belki de başka yönleriyle 'pis' bir tipti ancak kendimizi anlamak, ne olduğumuzu kavramak acısından onu faydalı bir araç görüyorum. Standartlaştırma, tek-tipleştirme, 'verimlileştirme' Sapiens'in kolektif gücünün ve oluşunun bir yansıması. Bireyselliğe yer bırakmıyor, onu boğuyor. İdealist pozisyon en büyük korkunçlukları tetiklemiştir ve tetikler. 20'nci yüzyıl bu anlamda bir zirve noktasıydı. İdealizme yaslanan ideolojilerin tamamının kaçınılmaz sonucu toplama kampları, gulaglar ve fırınlardır. 'Öteki' ve 'aykırı' olanı eleme istenci.
 

Ludovic Slimak, en az 115.000 yıldır yerleşim yeri olan Fransa’daki Grotte Mandrin’in dışında / Fotoğraf Grégoire Bernardi-The Observer
Ludovic Slimak, en az 115 bin yıldır yerleşim yeri olan Fransa'daki Grotte Mandrin'in dışında / Fotoğraf Grégoire Bernardi-The Observer

 

"Neandertal farklı bir insanlığı simgeliyordu"

Slimak'a göre bu, bir istisna değil, Sapiens'in doğasının bir parçası. Başka bir deyişle, mesele salt Batı, Doğu, şu ırk, o ulus, bu kültürel antite yahut sosyal sınıf değil... topyekûn bir Sistem yani "Sapiens" meselesi:

Neandertal farklı bir insanlığı simgeliyordu. 'Öteki' idi, 'başka' idi. Doğayla bütünleşikti. Biz yıkıma odaklıyız, tahakküm arıyoruz ve bu çevremizi de kendimizi de yıkıyor. Bugünkü dış gerçekliğimiz tamamen bizim kurgumuz, hayal gücümüzün bir ürünü ve buradan devşirdiğimiz istençlerin birer projeksiyonu. Hâlbuki nesnel olarak dünyada sadece iki tip insan var artık: Hayattakiler ve ölüler. Bu ikisi dışındaki her şey -bireyi tasnif etmeye yarayan ister yaş kategorileri isterse sosyal sınıflar olsun- yapay ve yüzeysel.


Peki, bu "oluş"tan yorulmuş, bu doğaya artık ait hissetmeyen "aykırı Sapiens"ler?

Sapiens'in bu "hep daha iyi", "daha ileri", "daha standart", "daha verimli" anlayışından sıkılan tür-içi "aykırılar"?

Onların durumu ne olacak? İnsanlığın başka bir hâle de evrilebileceğini, evrilmesi gerektiğini savunanlar?

Bunlar boğaza takılan bir kılçık mı, parmağa batan bir kıymık mı?

Velhâsıl, başka bir "çıkış" perspektifi olamaz mı? 


"Bu kısır döngüden doğalından çıkan tek unsur sanatçıdır"

Slimak'ın cevabı tavizsiz ama ihtiyatlı:

Bu kısır döngüden doğalından çıkan-çıkabilen tek unsur sanatçıdır. Sanatçı imgesini çok önemsiyorum. Bilinçaltında 'sürüden kopan' bireye dair müthiş bir hayranlık var fakat bu bastırılmış. Ve 'Sistem' – ki burada 'Sistem' biziz yani Sapiens'tir – buraya da el attı. Günümüzde sanatın 'show business'a yedirilmesi boşuna değil. Dahası, Van Gogh figürü çok manidardır. Hayattayken 2000 küsur eser üretti ancak yalnızca bir tanesini satabildi – üstelik çok mütevazi bir miktar paraya! 'Trajik sanatçı' mitosunun beslenmesi açısından çok belirleyicidir. Hayattayken dışlanan aykırı sanatçı-yaratımcı, sonrasında prestij nesnesine dönüşüveriyor.


Fransız paleoantropolog müzik dışındaki tüm "kolektif"lerin (hele ki -izm'lerin) bir tehlike arz ettiğini – yahut potansiyel olarak edebileceğini belirtiyor.

Üstelik anlatısını kendi tecrübelerinden süzülen örneklerle de süslüyor. Fakat en yakıcı nokta, hiç kuşkusuz, yeni teknolojilerin "insan" üzerindeki gölgesinin gitgide büyüdüğü bir vasatta yaptığı dokundurma:

Kolektif olan her şeyden sakınmak ve kaçmak lazım diye düşünüyorum. Özellikle de izm'lerden – zira sonunun iyi bittiğine hiç rastlamadım. Müziğin birleştiriciliği, müziğin ritmiyle tecrübe edilen bütünleşme eşsizdir. Tabii askerî müzikten bahsetmiyorum. Mesela beni en çok sarsan, gençken Fransa'nın Bretanya bölgesinde bir gün tesadüfen tanıklık ettiğim bir olay oldu: bir meydanda çocuk, yaşlı, zengin, yoksul – herkes müzik eşliğinde dans ediyordu. Tüm yapay/yüzeysel farklılıklar bir anda silinivermişti ve geriye kalan salt neşe ve sevinçti. 'Kolektifte kimsenin kaybetmediği ve hakiki anlamda içinde değişim gücü barındıran şey bu' dedim kendi kendime – 'işte devrim!' – yani müzik. Bu yapay zekâ menşeili veya tekno-müzik değil. Geleneksel yani içinde yaşanmışlığın izlerini taşıyan (folklorik) müziğe tutunma ve onu yaşatmaya dönük olarak dansın kendisi. Onu muhafaza etme dürtüsü (çünkü kaybolma tehdidiyle karşı karşıya). Ve orada bambaşka bir şey vardı: dans eden kitleyle müziği enstrümanlarla icra eden müzisyenlerin karşılıklı etkileşimi. Aradaki en ufak uyumsuzluk ânında hissedilir – ya müzisyende ya da dans eden kitlede. Akış bozulur. İşte bunu hiçbir yapay zekâ asla alt edemeyecek.


Bu anlamda 1968 hareketlerinin esasında müziğin patronajında çıktığının altını çizen Slimak, Soğuk Savaş yıllarında "toplu nükleer yok oluş" tehlikesinin en çok hissedildiği bir dönemde müziğin ve dahi "sanatçı" figürünün öncülüğünde -burada Woodstock'a da atıf yapıyor- küresel çapta bir "metamorfoz" yaşandığını, bu sâyede de "özgürlük alanları" oluşturulduğunu ifâde ediyor.

Müziğin (ve dahi daha geniş anlamıyla sanatın ve sanatçının) toplumsal dönüşümdeki başat ve bir nebze de romantik işlevine mukâbil, Slimak gerçekçiliği elden bırakmıyor. 
 

1

 

"Bazen kazılarım esnasında kokular çıkıyor, o kokuları teneffüs ediyoruz"

Sohbetimiz esnasında Neandertal'de gördüğünü söylediği "alternatif insanlığın" içinde bulunduğumuz kısır döngüler dizgisinden "çıkmak" adına bugüne dair bir veri sunup sunmadığına ilişkin yönelttiğim soruya fevkalâde sembol yüklü ve bence epey duygusal bir cevap verdi:

Henüz 40 bin yıl önce kayboldu Neandertaller. Bu eski bir zaman dilimi değil – hatta çok yeni ve taze sayılır. Bazen kazılarım esnasında kokular çıkıyor, o kokuları teneffüs ediyoruz.


Keza natüryen anarşist Zisly'ye ve Evola'nın "kaplanı sürmek" metaforuyla anlattığı "dış dünyaya (Evola'cı terminolojide modernizme – modern dünyaya) dair geliştirilmesi elzem içsel mesafe" pratiğine dair yönelttiğim sorulara da çok berrak karşılıklar verdi:

Evola vazgeçişi öneriyor, aktif bir vazgeçişi. Bireysel skalada kaldığı müddetçe bunlar yasadığımız ve gitgide yoğunlaşan krizlere nispetle ufak kaçış yolları olabilir, evet. Fakat iş 'kolektif ideal/ler' etrafında kenetlenmeye geçtiği ânda bu, şimdi yaşadıklarımızın bir replikasına dönüşme kapasitesini yine ateşler.


Ve nihâyet reçetenin kendisi…

Elbette zaman içinde donmuş ve evrensel mutlaklık iddiası taşıyan bir reçete sunmuyor Slimak.

Fakat benim de bir müddettir muhtelif makalelerimde serdetmeye çalıştığım bir "gerekliliğe" komplekssizce ve doğrudan bir tarzda parmak basıyor: Bireyselliğin yeniden keşfinin gerekliliği.


"Bireysel anlamda hareket etmek, farklı değerlere ve kişilere, olgulara – onların içindeki 'Güzel'i keşfetmek büyük başarı olur"

Ötesinde, merceğini ısrarla Neandertal'e tutan ve fakat Neandertal'e tuttuğu bu merceğin aslında Sapiens'in hakikatine ayna olmasını isteyen Slimak'ın son sözleri de -hâliyle- "paradigmatik bir tepetaklak oluş zarureti"ni şifreleriyle fısıldıyor:

Bireysel anlamda hareket etmek, farklı değerlere ve kişilere, olgulara – onların içindeki 'Güzel'i keşfetmek ve kişinin bunu çocuklarına aktarması zaten başlı başına devasa bir başarı olur. Çocukları bu minvalde yetiştirmek ve bu perspektif dönüşümünü nesilden nesile – aile düzleminde – nakletmek en büyük edinim sayılır. Bu değerlere uygun dürüst bir hayat sürmeye çalışmak, sanırım en üst düzey somutlaştırmadır.


Unutmadan ekleyeyim…

Slimak tamı tamına 7 yıl boyunca Türkiye'de, İç Anadolu'da kazılara katılmış ve -kendi sözleriyle- çok güzel anılar ve dostluklar biriktirmiş.

Anadolu topraklarını "bereketli" ve "kadim" olarak tanımlıyor. "Günümüzden 1 milyon yıl geriye uzanan tabakalar" gördüğünün de altını çiziyor.

O gün bugündür kazılarında muhakkak Türkiye'den öğrencilerin ve araştırmacıların yer aldıklarını paylaştı. 


Sapiens'in kendiyle olan mücâdelesi

Son tahlile, çok öğretici, ezber bozucu ve ufuk açıcı bir söyleşi olduğunu itiraf etmem lazım.

Kışkırtıcı olduğu kadar düşündürücü ve sorgulayıcı içeriğiyle çeşitli tartışmalar körükleyecek cinsten.

Şahsî tezlerim ve çalışmalarımla "kavuşum" hâlindeki kimi öğeleri saptamak benim için ayrıca değerliydi. Bundan sonrası için "şevk" verdi.

Sapiens kendi türünün sistematiğini aşabilir mi?

Doğrusu, elbette kaydedilmiş "gerçekçilik" filtreleri bunun en hafifinden "meşakkatli" olduğunu gösteriyor. 

Her ne kadar kısıtlayıcı (ve "yırtıcı") nitelikteki yerleşik kalıplar Sapiens'in -fıtrî olarak- "kendisinden" ise, bu kalıplara itiraz etmek ve "başka" bir yol aramak da "kendisinden".

Ezcümle fıtratında düşünerek, hayal kurarak ve mitoslar türeterek davranmak olan Sapiens açısından artık ve bundan sonra en büyük mücâdele "kendisiyle".

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Sinan Baykent Independent Türkçe için
Cumartesi, Mayıs 24, 2025 - 06:00
Main image: 

<p>Kolaj: Independent Türkçe&nbsp;</p>

related nodes: 
Elektriğin kaosu veya ilksellik üstünlüktür
Doğa-ulus-insan pedagojisine giriş: Yapay medeniyet mi organik ulusal yaşam mı? (1)
Doğa-ulus-insan pedagojisine giriş: Ulusu aşağıdan düşünmek (2)
Type: 
SEO Title: 
Neandertal'den Sapiens'e Bir Ayna: Ludovic Slimak ile antropolojinin siyâseti üzerine söyleşi
copyright Independentturkish: 

Kısa haberler

Haiti'de silahlı çetenin kasabaya saldırısında aralarında çocukların da olduğu 50 kişi öldü

Haiti'de silahlı çetenin bir kasabaya düzenlediği saldırıda ilk belirlemelere göre aralarında çocukların da olduğu 50 kişi hayatını kaybetti.

Yerel basına göre, silahlı bir çetenin üyeleri ülkenin orta kesimindeki Preval kasabasında çok sayıda evi ateşe verdi ve sivillere saldırdı. Maranatha adlı kiliseye baskın düzenleyen çete üyeleri, 86 yaşındaki papaz Jocques Brutus’u da başını keserek öldürdü. Saldırılarda, aralarında çocukların da olduğu 50 kişi yaşamını yitirdi, çok sayıda kişi de yaralandı. Görgü tanıklarından biri, İspanyol haber ajansı EFE'ye yaptığı açıklamada, "En az 50 ceset bulundu. Katliam bölgesine ulaşmak neredeyse imkansız çünkü çeteler hala kontrolü elinde tutuyor. Cesetlerden 14’ü başı kesilmiş ve yakılmış durumda." dedi. Haiti Piskoposluk Konferansı (CEH), saldırıya ilişkin yaptığı açıklamada, kasaba halkına yönelik bu vahşetten derin üzüntü duyulduğunu belirterek, yetkilileri acil harekete geçmeye çağırdı. Katliamın, "Öz Savunma Koalisyonu" adını kullanan silahlı bir çete tarafından gerçekleştirildiği öne sürülüyor.


İçişleri Bakanı Yerlikaya: 'Kırmızı Bülten'le aradığımız 3 suçluyu daha ülkemize getirdik'

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, kırmızı bültenle aranan Ç.A., M.D.Ç. ve H.D.'nin yakalanarak Türkiye'ye iadelerinin sağlandığını açıkladı. Yerlikaya, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şunları kaydetti:

Kırmızı Bülten'le aradığımız 3 suçluyu daha, ülkemize getirdik. Bizden kaçamayacaklar. Bu kabine dönemimizde 337 suçlunun ülkemize iadesini sağladık. Kırmızı Bülten'le uluslararası seviyede aranan Ç.A. ve M.D.Ç. ile ulusal seviyede aranan H.D. isimli şahıslar yakalandı ve ülkemize iadeleri sağlandı. 

Adalet Bakanlığımız, Emniyet Genel Müdürlüğü Interpol-Europol Daire Başkanlığı koordinesinde; 'uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti yapma, sağlama' suçundan kırmızı bültenle uluslararası seviyede aranan Ç.A. isimli şahıs Almanya'da, 'reşit olmayan kişiye cinsel saldırı' suçundan kırmızı bültenle uluslararası seviyede aranan M.D.Ç. isimli şahıs Hırvatistan'da, 'uyuşturucu ve uyarıcı madde ithal etmek' suçundan ulusal seviyede aranan H.D. isimli şahıs Almanya'da yakalanarak ülkemize iadeleri sağlandı.

Hangi bültenle aranırsa aransın, hangi ülkeye kaçmış olursa olsun organize suç örgütü üyelerini, zehir tacirlerini tek tek yakalayıp ülkemize geri getireceğiz. Türk Polisinden kaçamayacaklar. Adalet Bakanlığımız ile operasyonda görev alan bakanlık çalışanlarına teşekkür ediyorum. Interpol-Europol Daire Başkanlığımız ile İstanbul İl Emniyet Müdürlüğümüzü tebrik ediyorum.


ABD Hazine Bakanlığı Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırıldığını duyurdu

ABD Hazine Bakanlığı Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırıldığını duyurdu. Bakanlık Tarafından yapılan açıklamada,"Başkan Trump'ın söz verdiği üzere, Hazine Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı Suriye'ye yeni yatırımları teşvik etmek üzere yetkilendirmeleri hayata geçiriyor.  Suriye de barış içinde istikrarlı bir ülke olma yolunda çalışmaya devam etmelidir ve bugün atılan adımların ülkeyi parlak, müreffeh ve istikrarlı bir geleceğe taşıyacağını umuyoruz." ifadelerine yer verildi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın, Suriye'ye yönelik yaptırımların kaldırılacağını açıklamasının ardından, ABD Hazine Bakanlığı Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırıldığını duyurdu. ABD Hazine Bakanlığı, Suriye'ye yönelik yaptırımların derhal hafifletilmesini sağlamak üzere Suriye Genel Lisansı (GL) 25'i yayınladı. GL 25, Suriye Yaptırımlar Yönetmeliği tarafından yasaklanan işlemlere izin vererek Suriye üzerindeki yaptırımları etkin bir şekilde kaldırıyor. Bakanlığın resmi sayfasından yapılan yazılı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

"Başkan Trump'ın söz verdiği üzere, Hazine Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı Suriye'ye yeni yatırımları teşvik etmek üzere yetkilendirmeleri hayata geçiriyor.  Suriye de barış içinde istikrarlı bir ülke olma yolunda çalışmaya devam etmelidir ve bugün atılan adımların ülkeyi parlak, müreffeh ve istikrarlı bir geleceğe taşıyacağını umuyoruz. Esad rejiminin kendi halkına karşı uyguladığı vahşet ve bölgedeki terörizme verdiği destek sona erdi ve Suriye halkı için yeni bir sayfa açıldı. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) hükümeti istikrarlı, birleşik, kendisiyle ve komşularıyla barışık bir Suriye'yi desteklemeye kararlıdır.  ABD yaptırımlarının hafifletilmesi, ülkenin terör örgütlerine güvenli bir sığınak sunmayacağı ve dini ve etnik azınlıklarının güvenliğini sağlayacağı anlayışıyla yeni Suriye hükümetine sağlanmıştır.  ABD, Suriye'nin ilerlemesini ve sahadaki gelişmeleri izlemeye devam edecektir."  


İtalya Serie A'da Napoli şampiyon oldu

İtalya 1. Futbol Ligi'nin (Serie A) 38. ve son hafta maçında Cagliari'yi 2-0 yenen Napoli, 2024-2025 sezonunun şampiyonu oldu.

Diego Armando Maradona Stadı'nda oynanan karşılaşmada Napoli'nin gollerini Scott McTominay ve Romelu Lukaku attı.

Ligde puanını 82'ye çıkartarak sezonu birinci bitiren Napoli, Serie A'da 4. kez şampiyonluk kupasını müzesine götürdü.

Şampiyonluk umutlarını son haftaya kadar taşıyan Inter ise deplasmanda Como'yu 2-0 yenmesine rağmen sezonunu, şampiyon Napoli'nin 1 puan gerisinde ikinci sırada bitirdi.

Inter'de forma giyen milli futbolcu Hakan Çalhanoğlu, Serie A'da sezonu 5 gol ve 6 asist ile tamamladı.

Independent Türkçe, Türkiye ve dünyadan güncel haberleri okurları için derledi
Cumartesi, Mayıs 24, 2025 - 00:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: Independent Türkçe</p>

Type: 
SEO Title: 
Kısa haberler
copyright Independentturkish: 

"Yenidoğan Çetesi" davasında savcıyı ölümle tehdit soruşturmasında 14 şüpheliye fezleke

Yenidoğan Çetesi" davasını açan cumhuriyet savcısının ölümle tehdit edilmesine ilişkin soruşturma kapsamında 14 şüpheli hakkında hazırlanan fezlekede, şüphelilere yönelik değerlendirmelere yer verildi.

Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan fezlekede, cumhuriyet savcısı Yavuz Engin'in müracaatı üzerine Başsavcılığın Özel Soruşturma Bürosunca "kasten öldürmeye teşebbüs" "tehdit," "yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs", "verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme" ve "özel hayatın gizliliğini ihlal" suçlarından soruşturma başlatıldığı kaydedildi.

Zengin, müşteki Engin'in tehdit edilmesini organize etti

Fezlekede, kendisini emekli müsteşar olarak tanıtan şüpheli Mustafa Kemal Zengin'in, tutuklu Tuğçe Toptemel'in serbest bırakılması maksadıyla soruşturma savcısı Yavuz Engin'in tehdit edilmesi olayını organize ettiği aktarıldı.

Zengin'in, savcının makamından çıktıktan sonra Baki Çelik, İsmail Koşar, Yavuz Çelik ve Mustafa Gür isimli örgüt üyesi şüphelilerle buluşması göz önüne alındığında, suç örgütünün elebaşı konumunda olduğunun değerlendirildiği fezlekede yer aldı.

Fezlekede, Zengin'in eyleme geçmeden önce müşteki Yavuz Engin'in sosyal medya üzerinden kişisel veri ve bilgilerini araştırdığı anlatılarak, makamında ziyaret ettiği Engin'e, "Zıtlaşma, kalemin kırıldı. Attığın her adımdan, Whatsapp'ından haberleri var. İçerdekini sal. İki kişiye talimat verdiysem, benim lafımla iki kişi hareket ediyorsa sen gelenleri toplamakla bitiremezsin. Uzatma konuyu, çıkar. Hanımın bakkala giderken mi, baban camiye giderken mi, neyin tedbirini alacaksın? İçeridekini çıkarabildiğin kadar erken çıkar, sal gitsin. Bu kağıt yanarken kolayca söner ama vaktinde söndürmezsen masayı, her yeri yakar." dediğine yer verildi.

Şüpheli Arslantarar'dan suç örgütüne hukuki destek

Hazırlanan fezlekede, avukat olan Aylin Arslantatar'ın, savcı Engin'in tehdit edilmesi olayında olduğu gibi Zengin'in adli makamlarla arasında zemin hazırladığı hususu değerlendirildiğinde, suç örgütüne hukuki destek sağladığının, örgütün hukuki konularla ilgili yöneticisi olduğunun tespit edildiği kaydedildi.

Fezlekede, şüpheli Arslantatar'ın, Engin'e mesaj atarak ve arayarak ilk tehdidi ulaştırdığı belirtildi.

Örgüt yöneticisi olduğu belirtilen Gökhan Güler'in, maddi menfaat sağlamak maksadıyla cezaevinde tutuklu bulunan şüphelilerin usulsüz şekilde tahliye edilebilmesi için çalışmalar yaptığı anlatılan fezlekede, Güler'in tahliye ettirdiği şüphelilerden menfaat elde ederek suç örgütüne maddi gelir sağladığı aktarıldı.

Fezlekede, Zengin ile Güler arasında birden fazla görüşme yapıldığının tespit edildiği kaydedilerek, bu görüşmelerde değişik meblağlarda paraların konuşulduğu belirtildi.

Bu konuşmaların devamında 6 Eylül 2024'te Zengin'in Güler'e, "Pazartesi günü saat 1.30'a kadar ya senin önüne kararı koyacağım ya ben birini vuracağım." şeklinde mesaj gönderdiğinin tespit edildiği anlatılan fezlekede, müştekiye yöneltilen ilk tehdidin 30 Ağustos 2024'te olduğu dikkate alındığında, Zengin'in attığı mesajın müşteki Engin'e yönelik olduğunun değerlendirildiği kaydedildi.

Fezlekede, şüpheli Güler'in ticaretle uğraştığı, örgüte finansman sağladığı, örgüt yöneticisi konumunda olduğu, 2016'dan bu yana Zengin'le örgüt faaliyeti kapsamında birlikte eylemlerde bulunduğu ifade edildi.

Güler'in Zengin'e, "Büyükçekmece ile ilişkilerimiz nasıl?" şeklinde mesaj gönderdiği, bu hususun şüphelinin örgüt adına hareket ettiğini ortaya koyduğu belirtilen fezlekede, Güler'in Zengin'e "Yavuz Engin diye bir savcı var, 2022'den beri orada. Onda tutuklu bir dosya var. Büyükçekmece Sulh Cezadan adli tedbir, kelepçe, ev hapsi ile çıkmak gerekiyor. Sadece tedbir çıkarmak ve hemen çok iyi para." şeklinde mesaj gönderdiğinin tespit edildiği kaydedildi.

Fezlekede, Güler'in Zengin'e, "Kiralıksa kiralık, bunlara yapacağımı biliyorum. Hakimmiş, savcıymış, yabancı kiralık hiçbirisinden anlamaz. Verirsin eline adres, fotoğraf ve işin parasını, arkana yaslanır, TV seyredersin. Haberlerde paranın karşılığını izlersin." şeklinde mesaj gönderdiği aktarıldı.

Söz konusu şüpheli tahliye girişiminde bulunulan dosyanın Yavuz Engin tarafından yürütüldüğü gözetildiğinde, örgüt elebaşısı ve yöneticisinin yabancı kiralık katil getirerek kasten öldürme planları yaptığı kişinin müşteki Engin olduğunun tespit edildiği fezlekede yer aldı.

Müştekiye ait bilgiler topladı

Güler'in örgüt yöneticisi olduğu, yazışmalardan anlaşıldığı üzere örgüte finansman sağlamak amacıyla kurduğu ilişkiler vasıtasıyla maddi kazanç elde ettiği, hukuka aykırı amaçlar doğrultusunda örgüt üyeleriyle birlikte hareket ederek eylemlerde bulunduğu anlatılan fezlekede, Güler'in, müştekiye ait kaynağı tespit edilemeyen şekilde bilgiler topladığı, müştekiye karşı ''kasten öldürme'' eylemi gerçekleştirmek üzere planlamalar yaptığı aktarıldı.

AA

"Yenidoğan Çetesi" davasını yürüten cumhuriyet savcısının ölümle tehdit edilmesiyle ilgili soruşturmada, 14 şüpheli hakkında hazırlanan fezlekede değerlendirmelere yer verildi
Cumartesi, Mayıs 24, 2025 - 00:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
"Yenidoğan Çetesi" davasında savcıyı ölümle tehdit soruşturmasında 14 şüpheliye fezleke
copyright Independentturkish: 

Zeydan: Kadına yönelik şiddetle mücadele protokolü kayyum tarafından iptal edildi

Yerine kayyum atanan Van Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Abdullah Zeydan, kadına yönelik şiddetle mücadele kapsamında Van Büyükşehir Belediyesi ile Van Barosu arasında imzalanan "Adli Yardım Protokolü"nün kayyum tarafından iptal edildiğini açıkladı. Zeydan, "Maalesef birçok projemizi iptal eden kayyım, Baro ile yaptığımız bu protokolü de sonlandırdı" dedi.

Sosyal medya hesabından paylaşım yapan Zeydan, Van Barosu ile imzalanan "Adli Yardım Protokolü"nün kayyum yönetimi tarafından iptal edildiğini duyurdu ve şu ifadeleri kullandı:

"Kadına yönelik şiddetle mücadele kapsamında yapılan 'Adli Yardım Protokolü' kayyım tarafından iptal edildi. 31 Mart 2024 seçimleri sonrası göreve geldiğimiz ilk andan itibaren özellikle kadın alanında çalışmaları önceleyerek, ciddi ve önemli çalışmalara imza attık. Bunlardan biri de kadına yönelik şiddetle mücadele kapsamında kadınların adalete erişimini sağlamak amacıyla Van Barosuyla yaptığımız protokoldü. Protokol gereği özellikle ekonomik ve sosyal haklara ulaşım imkanı olmayan kadınların hukuki desteğe daha sağlıklı erişimini amaçlamıştık. Ayrıca planladığımız atölye çalışmalarıyla kadınlar hukuki hakları konusunda bilinçlendirilmekteydi.

Zeydan: Kayyımın bu yönelimini sert bir şekilde kınıyoruz ve kabul etmiyoruz

Maalesef ki birçok projemizi iptal eden kayyım, Baro ile imzaladığımız bu protokolü de iptal etmiştir. Anlaşılıyor ki, bir gasp ve talan sistemi olan kayyım, kadına dair ne varsa yok etmek istiyor. Kayyım, kentimiz kadınlarının en temel haklarını bilmesi ve şiddetle mücadele yöntemlerine erişimini dahi hazmedememekte. Bizler kayyımın bu yönelimini sert bir şekilde kınıyoruz ve kabul etmediğimizi belirtiyoruz. Ancak bilinmesini isteriz ki, bu talancı zihniyet kaybetmeye mahkumdur. Bizler halkın olan belediyelerimizi bu anlayıştan kurtaracak ve Van halkının hakettiği hizmete kavuşmasını sağlayacağız. Kadına yönelik şiddetle mücadelede asla alternatifsiz değiliz. Tüm kadınlara, başta Baro, ÖHD ve kadın kurumları olmak üzere kentin tüm STK, meslek örgütü ve ilgili alanlarda emek veren dinamiklerle ortaklaşarak mücadele hattını güçlendireceğimizin sözünü veriyoruz."

ANKA

Zeydan, Van Barosu ile kadına yönelik şiddetle mücadele amacıyla imzalanan "Adli Yardım Protokolü"nün kayyum yönetimi tarafından iptal edildiğini açıkladı
Cuma, Mayıs 23, 2025 - 23:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

Type: 
SEO Title: 
Zeydan: Kadına yönelik şiddetle mücadele protokolü kayyum tarafından iptal edildi
copyright Independentturkish: 

Uçum’dan AYM kararı yorumu: AYM kararı okunarak milletvekilliği iade edilemez

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, milletvekilliği düşürülen Gezi davası hükümlüsü Türkiye İşçi Partili Can Atalay hakkındaki Anayasa Mahkemesi kararının TBMM Genel Kurulu'nda okutulasıyla ilgili, "Bizim sistemimizde ve Anayasa’da kesinleşmiş mahkumiyet kararının okunmasıyla milletvekilliğinin düşme usulü var. Tersi yok. Yani AYM kararı okunarak milletvekilliği ihya edilemez, milletvekilliği iade edilemez" görüşünü savundu.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum X hesabından yaptığı açıklamada, şu görüşleri ileri sürdü:

"Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetimlerinde hukuk yoluyla demokrasiyi geliştirmek dedik, gereğini 16 Nisan öncesinde, 16 Nisan'da ve sonrasında yaptık ve reform iradesi devam ediyor. Demokrasi hukukunu inşa etmek ve geliştirmek dedik, Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde bu hamleleri yapıyoruz, daha da kapsamlısı yapılacak. Terörsüz Türkiye’ye ilişkin Sayın Bahçeli’nin öncülüğünde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde Devlet inisiyatifini hayata geçirdik. Terörsüz Türkiye hedefi tamamlandığında çok güçlü bir demokrasi hukuku reformu yapılacağını ilan ettik, bu ilerlemenin sağlanacağı görülüyor."

"Ama onlar hukuk tanımazlığı muhalefet sayıyorlar"

"Ama onlar hukuk tanımazlığı muhalefet sayıyorlar. Yolsuzluğu, usulsüzlüğü, hukuksuzluğu siyaset olarak uyguluyorlar. Yeni nesil emperyalist proje olan gayrimeşru eylemlerle demokrasi hukukunu tahrip etmeye çalışıyorlar. Yolsuzluğun ve her türlü hukuk dışılığın aktörünü, dış misyonların işbirlikçisini siyasal tarihin en büyük liderlerinden biri Cumhurbaşkanı Erdoğan’la karşılaştırıyorlar. Sonra o şahsı istismar ederek kendilerine alan açmaya çalışıyorlar. Türkiye’yi küresel emperyalizmin odak gücü olan ülkelere şikayet ediyorlar, mandacı siyaset konusunda arsızlıkta sınır tanımıyorlar. Bu hukuk devleti ve halk düşmanı yaklaşımlarla övünüyorlar."

"Türkiye’den yana görünüp idareyi ve yargıyı hedef göstererek ajan provokatörlük yapanları da devlet affetmez"

"Şimdi de hukuku katletmeye çalışıyorlar. Meclisin hukukuna ve Anayasaya karşı korsan gösteri yapıyorlar. Bizim sistemizde ve Anayasa’da kesinleşmiş mahkumiyet kararının okunmasıyla milletvekilliğinin düşme usulü var. Tersi yok. Yani AYM kararı okunarak milletvekilliği ihya edilemez, milletvekilliği iade edilemez. Böyle bir hüküm yok, böyle bir kural yok, böyle bir usul yok. Kaldı ki okunan karar da 'karar verilmediğine yer olmadığı' kararıdır yani ortada bir karar da yok. Kesinleşmiş mahkumiyetle milletvekilliği düşen bir kişinin milletvekilliği ancak kesin kararın, yargılamanın iadesiyle ortadan kaldırılması ve bu durumun TBMM’ye bildirilmesiyle olur. Bunu da sadece karar veren mahkeme yapabilir. Ortada böyle bir durum var mı, o da yok. Hukuku katletmeye çalışanlara devlet ve millet asla geçit vermez. İki kez Gazi olmuş Meclisimiz bu oyunlara gelmez. Şu ya da bu şekilde Türkiye’den yana görünüp idareyi ve yargıyı hedef göstererek ajanprovokatörlük yapanları da devlet affetmez, önce kaydeder sonra gereğini yapar."

ANKA

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, milletvekilliği düşürülen Gezi davası hükümlüsü TİP’li Can Atalay hakkında Anayasa Mahkemesi’nin verdiği hak ihlali kararının TBMM Genel Kurulu’nda okutulmasıyla ilgili açıklamalarda bulundu
Pazar, Nisan 20, 2025 - 23:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

related nodes: 
Kurtulmuş’tan AYM kararının TBMM'de okunmasına tepki: Karaca ve Suiçmez hakkında yetkilerimi kullanacağım
AYM'nin Can Atalay kararı TBMM'de okundu
Type: 
SEO Title: 
Uçum’dan AYM kararı yorumu: AYM kararı okunarak milletvekilliği iade edilemez
copyright Independentturkish: 

Husiler, ABD'nin Yemen'de kara harekatına hazırlandığını duyurdu

Husilere bağlı hükümetteki Dışişleri Bakanı Cemal Amir, ABD'nin Yemen'de kara harekatına hazırlandığını belirterek, böyle bir hareketin "durumu tamamen istikrarsızlaştırma tehlikesi taşıdığı" uyarısında bulundu.

Husilere ait SABA haber ajansına göre, Amir, başkent Sana'da, Birleşmiş Milletler Hudeyde Anlaşmasını Destekleme Misyonu (UNMHA) Başkan Yardımcısı Mari Yamashita ile bir araya geldi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Bakan Amir, "Yemen'in batısındaki el-Hudeyde kentinde Ras İsa Limanı'nın hedef alınması ve sağlık görevlilerinin bombalanması tam anlamıyla bir savaş suçudur ve araştırılması gerekir." dedi.

Özellikle temas bölgelerinde ve kıyılardaki ABD hava saldırılarına dikkati çeken Amir, "Bu durum, ABD'nin, bir kara askeri harekatına hazırlandığını ve yakıp yıkma politikası izlediğini gösteriyor." ifadelerini kullandı.

Durumun kontrolden çıkmaması gerektiğine dikkati çeken Amir, "Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'ne (Antonio Guterres) durumun kontrolden çıkmaması için bir mesaj gönderiyoruz." diye konuştu.

Amir, böyle bir hareketin "durumu tamamen istikrarsızlaştırma tehlikesi taşıdığı" uyarısında bulundu.

Yemen'e hava saldırıları

Husiler, 7 Mart'ta yaptıkları açıklamada, İsrail'e Gazze'ye yardımların girişine izin vermesi için 4 gün süre tanıdıklarını, aksi takdirde İsrail'e karşı deniz operasyonlarını yeniden başlatacaklarını duyurmuştu.

ABD Başkanı Donald Trump ise Truth Social platformundan 15 Mart'ta yaptığı açıklamada, orduya Yemen'deki Husilere karşı "büyük bir saldırı" başlatma talimatı verdiğini belirtmişti.

Husilerin lideri Abdulmelik el-Husi de ABD'ye ait uçak ve savaş gemilerinin Husilerin hedefi olacağını belirterek, saldırılarını sürdürdüğü sürece deniz seferlerindeki engellemelerin Washington'ı da kapsayacağını söylemişti.

AA

Husilere bağlı hükümetin Dışişleri Bakanı Cemal Amir, ABD’nin Yemen’de kara harekâtı hazırlığında olduğunu öne sürdü
Pazar, Nisan 20, 2025 - 23:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

related nodes: 
İran ABD'nin Husilere yönelik saldırılarını kınarken Hamas “acımasız bir saldırı” olarak nitelendirdi
ABD ordusu Ras İsa limanının 'imha edildiğini' doğrularken Husiler ölü sayısının arttığını belirtiyor
Trump: Somalililer Husilerin sızmasına izin vermemeli
Type: 
SEO Title: 
Husiler, ABD'nin Yemen'de kara harekatına hazırlandığını duyurdu
copyright Independentturkish: 

Ağıralioğlu: Türk Devletler Teşkilatı'nın beş üyesi Güney Kıbrıs kesimini tanıdı. Biz adada işgalci durumuna düştük, konuşan yok

Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, "Türk Devletler Teşkilatı'nın beş üyesi Güney Kıbrıs kesimini büyükelçi düzeyinde tanıdı. Biz adada işgalci durumuna düştük konuşan yok. Güney Kıbrıs'ın Dışişleri Bakanı Kıbrıs bayrağıyla Suriye'de ağırlanıyor, konuşan yok” dedi. 

Anahtar Parti 1. Olağan Kurultayı’nda konuşan Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, gündemdeki konularda ilgili değerlendirmelerde bulundu.

DEM Parti İmralı Heyeti ve Cumhur İttifakı arasındaki görüşmeleri eleştiren Ağıralioğlu, şunları kaydetti: 

"Bugünkü müttefiklerin, zamanında birbirlerine ettikleri kem sözleri hatırlatıyorlar. Herkes birbirine atıyor. Devlet Bey bir şey söyleyince eski söylediğini, Tayyip Bey bir şey söyleyince eski söylediğini, DEM Parti'nin Meclis'te katilin temsilcisidir diye fotoğraflandıkları eskiden Kandil'de çocuklarımızın katilleriyle çekildikleri resimleri herkes birbirine atıyor. Bugün terörist dediklerinden birini söylemişler, onlar paylaştırıyor. Bugün doğru diye dediklerine dün hakaret etmişler. Bugün hakaret ettiklerini sevmeye karar vermişler. Allah’a hamd olsun; bizimle ilgili, benimle ilgili, 'siz daha önce Allah millet vatan bayrak düşmanlarını seviyordunuz, şimdi düşman oldunuz. Yahu eskiden hakaret ediyordunuz, şimdi berabersiniz' diyebilecekleri bir tane lekemiz yok.

"Bu memleketi zengin etmek için çok ufak bir şey yapmasına gerek yoktur siyasetin, yemesin yeter"

Bu memleketi zengin etmek için çok ufak bir şey yapmasına gerek yoktur siyasetin, yemesin yeter. Bu ülke herkese yeter. Çocuklarınızı memleketten göçmeye kurban etmişsiniz. Kala kala elimizde Cumhuriyet Halk Partisi'yle yapmaktan hiç sıkmadığımız bir kavga kalmış. 23 yıldır iktidardasınız. Her maharetsizliğiniz üzerinde CHP'yle bilek güreşine oturmaktan vazgeçmiyorsunuz.

"Enflasyonun sebebi siyasetçilerdir"

Enflasyonun sebebi siyasetçilerdir, faizin sebebi siyasetçilerdir. Eğitimdeki bozulmanın, adaletteki yozlaşmanın, bürokrasideki aşılmanın sebebi siyasetçilerdir. Ülkeye yatırım gelmiyor, sebebi siyasetçilerdir. Sınırlarımız kevgire döndü sebebi siyasetçilerdir. 4 milyon sığınmacı var, sebebi siyasetçilerdir. Sorun var da bu sorun siyasetçilerden değildir diyeceğimiz bir tane sorun yok bu memleketin. 

"23 yıldır memleket yönetiyor zannedersin iktidara geldi"

"Sayın Cumhurbaşkanı dün doğum hastanesi açmış. Diyor ki 'memleketimizin durumu çok üzücü.' Günaydın. 23 yıldır memleket yönetiyor, zannedersin iktidara geldi. Şimdi biz diyoruz ki enflasyonu düşüreceğiz, işsizliği çözeceğiz. Tayyip Bey diyor ki 'Ben de çözerim.' Biz diyoruz ki 'bu sınıra yeteriz, düşmana yeteriz.' Tayyip Bey diyor ki 'Ben de yeterim.' Ya sen yetemedin diye biz partiyi kurmak zorunda kaldık. 2028 seçimleri diye gündemi var Tayyip Bey'in. Şu anda neyin eksik ki? Şu anda yapmak istediğin şeylerden hangisini yapabilmek için hangi gücün eksik ki seçim konuşuyorsun? Muhalefeti ortadan kaldırsak, hiç muhalefete müsaade etmesek, sen memleketin tek partisi olsan, sen devlet olsan şimdi neyin eksik ki öbür seçim için hazırlık yapıyorsun? Sandık bize var."

"AK Parti sorunların mazeretini muhalefete ciro eden tarafı temsil ediyor"

"AK Parti sandığa ihtiyaç olan tarafı temsil etmiyor, AK Parti seçim kazanma tarafını temsil etmiyor. AK Parti iktidarda 23 yıldır durduğu halde çözemediği sorunların mazeretini muhalefete ciro eden tarafı temsil ediyor. 'CHP'yi yeniyoruz ya' diyerek geçirdikleri bu 23 yılın hissemize düşürdükleriyle parti kurduk. Siz bir seçim CHP'yi yenmişsiniz, enflasyonu yenememişsiniz. Memleketin sorunlarını çözmek gerekirken CHP'yi yenebilmeye konsantre olabilmişsiniz. Sadece CHP'yi yenebilmiş, sadece iktidar koltuğunu koruyabilmişsiniz. Bu arada bizim hissemize 2002 yılında sizin söylediklerinizle parti kurabilme düştü. Şimdi sizin rahatınızı bozacağız."

"Kıbrıs'taki oldu bittileri umursayın"

"Kıbrıs'taki oldu bittileri umursayın, Suriye'deki oldu bittileri umursayın. Hiç kimse konuşmuyor, Türk Devletler Teşkilatı konuşmuyor. Gözlemci statüsünde olanlarla dahil, Pakistan'la dahil, Türk Devletler Teşkilatı'nın beş üyesi Güney Kıbrıs kesimini büyükelçi düzeyinde tanıdı. Biz adada işgalci durumuna düştük, konuşan yok. Güney Kıbrıs'ın Dışişleri Bakanı Kıbrıs bayrağıyla Suriye'de ağırlanıyor, konuşan yok. Bu arada siyaset ne konuşuyor? Diploma konuşuyor. Birisi kent uzlaşısı yaptı diye birine sitem ediyor. Birisi diyor ki siz yolsuzlukla itham ediliyorsunuz, siz yolsuzlukla suçlanıyorsunuz. Onlar da diyorlar ki 'Siz kendi yolsuzluk yaptığınız için aldığınız adamları yargılamadınız. Kendi adamlarınıza dokunmadığınız için yaptıklarınıza itiraz ediyoruz."

ANKA

Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, Türk Devletler Teşkilatı'nın beş üyesinin Güney Kıbrıs’ı büyükelçilik düzeyinde tanıdığını belirterek, “Biz adada işgalci durumuna düştük, kimse sesini çıkarmıyor” dedi
Pazar, Nisan 20, 2025 - 21:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

related nodes: 
Ağıralioğlu’ndan iktidara eleştiri: Millet CHP’yi yenin diye değil, sorunları yenin diye oy verdi
Yavuz Ağıralioğlu: Önemli olan ABD Başkanı'na 'PYD’yi lağvediyorum' açıklaması yaptırabilmek
Type: 
SEO Title: 
Ağıralioğlu: Türk Devletler Teşkilatı'nın beş üyesi Güney Kıbrıs kesimini tanıdı. Biz adada işgalci durumuna düştük, konuşan yok
copyright Independentturkish: 

Sırrı Süreyya Önder’in sağlık durumuna ilişkin kardeşinden açıklama: Kalbin sağ tarafı da kasılmaya başladı

Kalp krizi geçirmesi sonucu 15 Nisan’da hastaneye kaldırılan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Milletvekili ve TBMM Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder'in sağlık durumuna ilişkin yeni gelişmeler paylaşıldı. Önder'in kardeşi Ali Önder, doktorların açıklamalarına dayanarak, kalbin sağ tarafında da kasılmaların başladığını ve bunun olumlu bir gelişme olduğunu belirtti.

12 saatlik ameliyatın ardından yoğun bakım süreci devam ediyor

Sırrı Süreyya Önder, 15 Nisan akşamı İstanbul Şişli’deki evinde fenalaşmasının ardından Florence Nightingale Hastanesi’ne kaldırılmış, aort damarındaki genişlemeye bağlı olarak geçirdiği kalp krizi sonrası 12 saat süren zorlu bir ameliyata alınmıştı. Operasyonun ardından yoğun bakıma alınan Önder'in tedavisi beşinci gününde sürüyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

“Doktorlar mucize yaratıyor”

Mezopotamya Ajansı’na konuşan Ali Önder, hastane önünde yoğun bir ziyaretçi akını yaşandığını belirterek, doktorların inanılmaz bir gayretle çalıştığını ifade etti. “Sevenleri saat başı bir haber bekliyor,” diyen Önder, “Doktorlar genel tablo açısından kötü bir durum olmadığını söylüyor. Organların dinlendirilmesi adına uyutulması, onun iyileşme süreci açısından olumlu. Umudumuz iyileşmesi yönünde” dedi.

“Stabil durum devam ediyor”

Güncel duruma dair bilgi veren Ali Önder, hastanın stabil seyrini sürdürdüğünü ve yapılan tüm müdahalelerin eksiksiz şekilde sürdürüldüğünü aktardı. “Hastamız emin ellerde, inşallah halkın duasıyla yeniden aramıza dönecek,” ifadelerini kullandı.

Uyandırma sürecine dair belirsizlik

Sırrı Süreyya Önder’in ne zaman uyandırılacağına dair net bir tarih olmadığını vurgulayan Ali Önder, bu sürecin hastanın genel durumu ve iyileşme performansına bağlı olduğunu söyledi:

“Bunun 3 ya da 5 gün gibi bir süresi yok. Hekimler bu konuda bir zaman öngöremiyor. Her şey ağabeyimin vücudunun direncine bağlı.”

“Kalbin sağ tarafı kasılmaya başladı”

Önder, ameliyat sonrası kalbin sol tarafının çalıştığını, sağ tarafının ise başlangıçta zayıf olduğunu hatırlatarak, son gelişmeleri şöyle paylaştı:

“Ameliyatın ilk günlerinde kalbin sağ tarafının zayıflığı normalmiş. Dört-beş gün sonra bu tarafın da devreye girmesi bekleniyordu. Dün öğle saatlerinde doktorlar sağ tarafın da kasılmalara başladığını söylediler. Bu, iyileşme süreci açısından sevindirici bir gelişme.”

Mezopotamya Ajansı

Sırrı Süreyya Önder’in kardeşi Ali Önder, "Ameliyatın ilk günlerinde kalbin sağ tarafının biraz zayıfladığı söylenmişti. Dün kalbin sağ tarafında da kasılmalar başladı. Bu da güzel bir gelişme" dedi
Pazar, Nisan 20, 2025 - 20:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: MA</p>

related nodes: 
DEM Parti'den açıklama: Sırrı Süreyya Önder'in sağlık durumu stabil
Efkan Ala'dan Sırrı Süreyya Önder’e ikinci ziyaret: Sağlık durumu hâlâ ciddi
DEM Parti Sözcüsü Doğan: Sırrı Süreyya Önder, hasta yatağından bizi birleştirmeye devam ediyor
Type: 
SEO Title: 
Sırrı Süreyya Önder’in sağlık durumuna ilişkin kardeşinden açıklama: Kalbin sağ tarafı da kasılmaya başladı
copyright Independentturkish: 

HÜDA PAR Genel Başkanı Yapıcıoğlu, Diyarbakır'daki Mevlid-i Nebi etkinliğine katıldı

HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, Peygamber Sevdalıları Vakfı tarafından bu yıl “Direniş Önderi Hazreti Muhammed” temasıyla Diyarbakır’da düzenlenen Mevlid-i Nebi etkinliğine katıldı. Etkinlikte üç kıtadan gelen davetlilerle birlikte yer alan Yapıcıoğlu, alana girişte Diyarbakırlıları selamladı.

Etkinlik sonrası sosyal medya hesabından bir mesaj yayımlayan Yapıcıoğlu, İslam'ın temelinin teslimiyet olduğuna vurgu yaparak şu ifadeleri kullandı:

"Üç kıtadan katılan davetliler ile birlikte Diyarbakır'da Direniş Önderi Hz. Muhammed temasıyla düzenlenen Mevlid-i Nebi etkinliğindeyiz. İslam, Allah'a teslimiyettir. Bütün sahte ilahları reddetmek, çağın nemrut ve firavunlarına direnmektir. Salat ve selam olsun Direniş Önderine, selam olsun izzeti kuşanıp direnenlere, onlara destek için meydanlarda kıyamda olan yüzbinlere."

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Diplomatik görüşmeler gerçekleştirdi

Yapıcıoğlu, etkinlik öncesinde Afganistan İslam Emirliği Ankara Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Muhammed Zübeyir Wadan ile bir araya geldi. Ayrıca Irak Kürdistan Bölgesi'nden gelen siyasi temsilcilerle de Diyarbakır’da temaslarda bulundu.

Yapıcıoğlu’nun görüştüğü isimler arasında:

Kürdistan Sosyal Demokrat Partisi Dış İlişkiler Sorumlusu Şadman Rüstem, Hawpaymani Niştiman Siyasi Büro Üyesi Newzad Selam Xolnaw, Kürdistan İslami Birlik (Yekgirtu) Partisi Genel Merkezi’nden bir heyet yer aldı.

Görüşmeler, HÜDA PAR Diyarbakır İl Başkanlığı binasında gerçekleşti. Yapıcıoğlu’nun bu temaslarının, bölgesel iş birlikleri ve İslam coğrafyasındaki siyasi ilişkilerin geliştirilmesine yönelik olduğu belirtildi.

Üç kıtadan katılan davetliler ile birlikte #Diyarbakır'da#DirenişÖnderi Hz. Muhammed temasıyla düzenlenen #MevlidiNebi etkinliğindeyiz.

İslam, Allah'a teslimiyettir. Bütün sahte ilahları reddetmek, çağın nemrut ve firavunlarına direnmektir.

Salat ve selam olsun… pic.twitter.com/2c4tVKJGqd

— Zekeriya Yapıcıoğlu (@zyapicioglu) April 20, 2025

Independent Türkçe

HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, Peygamber Sevdalıları Vakfı'nın Diyarbakır'da düzenlediği Mevlid-i Nebi programına katıldı
Pazar, Nisan 20, 2025 - 20:15
Main image: 

<p>Sosyal medya: X</p>

related nodes: 
HÜDA-PAR Genel Başkanı Yapıcıoğlu: Kürtler kiracı veya mülteci değil, bu vatanın sahibi ve kurucu halklarındandır
HÜDA PAR Genel Başkanı Yapıcıoğlu: Silahların susması değerlidir
Type: 
SEO Title: 
HÜDA PAR Genel Başkanı Yapıcıoğlu, Diyarbakır'daki Mevlid-i Nebi etkinliğine katıldı
copyright Independentturkish: 

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Altun'dan CHP'ye dezenformasyon tepkisi

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçiliği’ndeki görev değişimiyle ilgili gündeme gelen haberler ve bu haberleri gündemde tutan CHP’li siyasetçilere tepki gösterdi. Altun, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin manipülatif olduğunu vurguladı.

Altun, Dezenformasyonla Mücadele Merkezi'nin (DMM) bu konudaki uyarılarını hatırlatarak, bazı muhalefet temsilcilerinin asılsız iddiaları ısrarla dile getirmesini “siyasi tükenmişlik ve çaresizlik” olarak niteledi.

“Tüm uyarılarımıza ve açık gerçeklerle yalanları çürütmemize rağmen bazı CHP’li siyasetçiler, hakikatle bağdaşmayan, mesnetsiz ve çirkin iddiaları ısrarla gündemde tutuyor. Bu tavır, sadece büyük bir özveriyle çalışan bakanlarımızı değil, doğrudan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef alıyor.”

Altun, kamuoyunun bu tür dezenformasyon girişimlerinin farkında olduğunu belirterek, şu ifadeleri kullandı:

“Bu millet kimin samimiyetle hizmet ettiğini, kimin karalama siyasetine saplandığını çok iyi biliyor. Biz, Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyonu doğrultusunda; yıkmaya değil yapmaya, ifsada değil inşaya odaklanarak kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz.”

Açıklamasında, iftira ve algı operasyonlarının Türkiye’ye hizmet yolunda engel olamayacağını vurgulayan Altun, kamuoyunu yanıltan isimleri açıkça özür dilemeye çağırdı.

AA

Altun, "Bazı CHP'li siyasetçilerin, hakikatle bağdaşmayan, mesnetsiz ve çirkin iddiaları ısrarla dillendirmeleri siyasi tükenmişliklerinin ve çaresizliklerinin açık göstergesidir"
Pazar, Nisan 20, 2025 - 19:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Altun'dan CHP'ye dezenformasyon tepkisi
copyright Independentturkish: 

DEM Parti'den açıklama: Sırrı Süreyya Önder'in sağlık durumu stabil

DEM Parti İstanbul Milletvekili, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanvekili ve İmralı Heyeti üyesi Sırrı Süreyya Önder, 15 Nisan’da geçirdiği kalp krizi sonrası hastaneye kaldırılmış, 12 saat süren zorlu bir ameliyatın ardından yoğun bakıma alınmıştı. Önder’in sağlık durumuna ilişkin bugün DEM Parti tarafından yapılan açıklamada, doktorlardan alınan bilgiye göre durumunun stabil olduğu bildirildi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

DEM Parti'den açıklama

Partiden yapılan yazılı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“İmralı Heyeti üyesi Sırrı Süreyya Önder’in hastanedeki yoğun bakım tedavisi sürüyor. Geçirdiği kalp krizi sonucu 15 Nisan tarihinde hastaneye kaldırılan ve 12 saatlik bir ameliyat sonrası yoğun bakıma alınan Önder’in sağlık durumu, doktorların verdiği bilgiye göre stabil.”

Parti yetkilileri, Önder’in tedavi sürecinin titizlikle sürdürüldüğünü ve gelişmelerin kamuoyuyla paylaşılmaya devam edeceğini belirtti.

Siyasi destek ve ziyaretler

Sırrı Süreyya Önder’in sağlık durumuyla ilgili endişe sürerken, siyasi ve kültürel çevrelerden çok sayıda isim hastaneye gelerek destek ziyaretlerinde bulundu.

DEM Parti içerisinde, İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan, Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, grup başkanvekilleri, milletvekilleri ve parti yöneticileri hastanede nöbet tutarak gelişmeleri yakından takip ediyor.

Öte yandan, Meclis Başkanvekili Bekir Bozdağ, Kürdistan İslami Birlik Partisi Genel Başkanı Selahaddin Muhammed Bahaddin, CHP ve AK Parti heyetleri, Kültür ve Turizm eski Bakanı Mahir Ünal, Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere, Esenyurt eski Belediye Başkanı Kemal Deniz Bozkurt, yazar İhsan Eliaçık, sanatçı Yılmaz Erdoğan ve yönetmen Sinan Çetin de hastaneye ziyarette bulunan isimler arasında yer aldı.

ANKA

TBMM Başkanvekili ve İmralı Heyeti üyesi Sırrı Süreyya Önder'in durumuna ilişkin DEM Parti'den "Önder’in sağlık durumu doktorların verdiği bilgiye göre stabil" açıklaması yapıldı
Pazar, Nisan 20, 2025 - 19:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: ANKA</p>

related nodes: 
Efkan Ala'dan Sırrı Süreyya Önder’e ikinci ziyaret: Sağlık durumu hâlâ ciddi
DEM Parti Sözcüsü Doğan: Sırrı Süreyya Önder, hasta yatağından bizi birleştirmeye devam ediyor
DEM Parti'den "İmralı heyeti" ile ilgili iddialara ilişkin açıklama
Type: 
SEO Title: 
DEM Parti'den açıklama: Sırrı Süreyya Önder'in sağlık durumu stabil
copyright Independentturkish: 

Hong Kong'un en eski partisi "baskı nedeniyle" kapanıyor

1994'te Hong Kong'da kurulan Demokrat Parti, kapanmaya hazırlanıyor. Çinli yetkililerin baskısının ardından, Batı tipi demokrasiyi destekleyen ve ülkenin en eski siyasi partisi olan oluşumun bu kararı aldığı bildiriliyor. 

Partinin önde gelen iki ismi, kapanma haberini CNN'e doğruladı. 

Eski Demokrat Parti Başkanı Yeung Sum, "Parti lağvedilmezse bunun sonuçları olacağı mesajını verdiler" dedi. 

Eski parlamenterlerden Fred Li de seçimin yapılacağı sene sonuna kadar kendilerine süre tanındığını ifade etti. 

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Hong Kong'un yönetiminin Birleşik Krallık'tan Çin'e devredilmesinden üç yıl önce avukatlar ve akademisyenlerin öncülüğünde kurulan parti genel oy ve işçi haklarını savunarak dikkat çekmişti.

Pekin yönetimiyle çalışmaya sıcak bakan ılımlı parti imajıysa 2019'daki kitlesel gösterilerin ardından değişti. 

Pekin'in bölgedeki baskısını artırmasıyla birlikte Demokrat Parti de sakıncalı görülmeye başlandı. Pek çok yerde aday çıkarmaları dahi yasaklandı.

CNN, 2004'e kadar diğer tüm oluşumlardan fazla temsilciye sahip olan partinin, 2010'da Pekin'le oy hakkının kısıtlanmasına dair müzakerelere girişmesinin gücünü azalttığını bildiriyor.

Bu duruma tepki çeken oluşumların Demokrat Parti'nin yerini aldığı aktarılıyor. 

ShapeCreated with Sketch. Fotoğraflarla dünyadan haberler

Hepsini göster 30

Fotoğraflarla dünyadan haberler

  • 1/30

    20 Nisan 2025 - McLaren'ın Avustralyalı pilotu Oscar Piastri, Suudi Arabistan Grand Prix'sinin ardından podyumun zirvesinde. Genç pilot bu sezon üçüncü zaferini elde etti ve şampiyonada puanını 99'a çıkardı. Takım arkadaşı Lando Norris 89, Max Verstappen ise 87 puanda. Suudi Arabistan yarışına pole pozisyonda başlayan Max Verstappen ikinci sırayı alırken, Ferrari'den Charles Leclerc üçüncü olarak bu sezon ilk kez podyuma çıktı. Bir sonraki yarış 4 Mayıs'taki Miami Grand Prix'si. (Gabriel Bouys/AFP)
  • 2/30

    19 Nisan 2025 - Çin'in başkenti Pekin'de düzenlenen E-Town Yarı Maratonu ve İnsansı Robot Yarı Maratonu'nda mühendisler, yarışa katılan bir robotla koşuyor. Çin, dünyada ilk kez bir yarı maratonda insan ve robotların beraber yarıştığı bir müsabaka düzenledi. Başkentteki yarışa binlerce insanın yanı sıra 21 insansı robot katıldı. Bazı robotlar kendi başına koşarken, diğerlerinin destek alması gerekti. Tiangong Ultra, 2 saat 40 dakikayla robotların kazananı oldu. (Tingshu Wang/Reuters)
  • 3/30

    Hıristiyan biri, Hindistan'ın Chennai kentinde Kutsal Cuma günü nedeniyle düzenlenen geçit töreninde, Hz. İsa'nın çarmıha gerilişini canlandırıyor. Dünyanın dört bir yanındaki Hıristiyanlar, Kutsal Hafta törenlerini gerçekleştiriyor. Bu yıl 18 Nisan'a denk gelen Kutsal Cuma'da çarmıha gerilek öldüğüne inandıkları Hz. İsa'yı anıyorlar. Hristiyanlar pazar günü ise Hz. İsa'nın çarmıha gerilmesinden üç gün sonra dirildiğine inandıkları Paskalya Günü'nü kutlayacak. (R.Satish Babu/AFP)
  • 4/30

    17 Nisan 2025 - Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Kamboçya Kralı Norodom Sihamoni'nin fotoğraflarını tutanlar, Şi Cinping'in iki günlük Kamboçya ziyareti için Phnom Penh'deki Phnom Penh Uluslararası Havalimanı'nda. Şi, ABD'nin "karşılıklı tarifeler" kapsamında yaptığı gümrük vergisi artışları nedeniyle ticari gerilimlerin ve ekonomik belirsizliklerin arttığı dönemde Vietnam ve Malezya'nın ardından Kamboçya'yı ziyaret etti. Güneydoğu Asya ülkesi Kamboçya, ABD'ye büyük miktarda ticaret fazlası, Çin'e ise büyük miktarda ticaret açığı veriyor. ABD Başkanı Donald Trump, 2 Nisan'da duyurduğu "karşılıklı tarifeler" kapsamında Kamboçya'ya da ek yüzde 49 gümrük vergisi ile en yüksek tarifelerden birini getirmişti. (Reuters)
  • 5/30

    17 Nisan 2025 - Fransa'da 38. Uluslararası Uçurtma Festivali 12 Nisan'da başladı. Ülkenin kuzeyinde bulunan yerleşim birimi Berck’teki festivalde, dünyanın farklı ülkelerinden gelen ustaların tasarladığı uçurtmaların oluşturduğu renkli görüntüler ziyaretçilerin ilgi odağı oldu. 21 Nisan'da sona erecek festivalin bu yılki konusu Amerika. (Sameer Al-Doumy/AFP)
  • 6/30

    15 Nisan 2025 - Gazze Sirk Okulu yardım ekibinin üyesi Gazze Şehri'ndeki Abdülaziz el-Rantisi Çocuk Hastanesi'nde çocuklara gösteri sunmadan önce palyaço makyajını yapıyor. İsrail, savaşın yıkıma uğrattığı Filistin topraklarının büyük bölümünü ele geçirme çabası kapsamında yeni bir koridoru ele geçirdikten sonra Gazze'deki askeri saldırısını genişletmeyi planladığını duyurdu. Filistinli Hamas hareketiyle ABD, Mısır ve Katar'ın arabuluculuğunda 19 Ocak'ta yürürlüğe giren önceki ateşkes, İsrail'in Gazze'ye yönelik yoğun saldırılarına yeniden başlamasıyla 18 Mart'ta çökmüştü. Tel Aviv yönetimi, Hamas’ın rehineleri serbest bırakmaması halinde daha fazla toprağı işgal etmeye hazırlanıyor. (Omar Al-Qattaa/AFP)
  • 7/30

    14 Nisan 2025 - ABD Başkanı Donald Trump, El Salvador Devlet Başkanı Nayib Bukele'yle Beyaz Saray'ın Oval Ofis'inde bir araya geldi. Bukele kendisini "dünyanın en havalı diktatörü" diye tanımlıyor ve artık ABD liderinin yasadışı göçmenleri kötü şöhretli bir Salvador hapishanesine sınır dışı etme yönündeki tartışmalı girişiminde kilit müttefiki konumunda. Görüşme, Beyaz Saray'ın Orta Amerika ülkesindeki hapishaneye yanlışlıkla sınır dışı edilen ve ABD mahkemesinin Trump yönetimine geri dönüşünü kolaylaştırma emri verdiği bir babanın davası nedeniyle Beyaz Saray'ın baskı altında olduğu bir dönemde gerçekleşti. (Brendan Smialowski/AFP)
  • 8/30

    13 Nisan 2025 - Bir pilot, Graf Ignatievo hava üssüne ilk F-16 savaş uçağının gelişini kutlayan tören öncesinde, ilk Bulgar F-16 Blok 70 savaş uçağının bulunduğu hangara giriyor. Bulgaristan'ın ABD'den sipariş ettiği "Block 70" serisi 16 adet F-16 savaş uçağının ilki törenle karşılandı. Ülkenin güneydoğusundaki Graf İgnatievo NATO Hava Üssü'nde ABD'den satın alınan F-16'ların birincisinin teslimi dolayısıyla tören düzenlendi. Başbakan Rosen Jelyazkov, yaptığı konuşmada, "Gelen ilk modern savaş uçağı, ordumuzun ideolojik değişim ve modernizasyonunun sembolüdür" dedi.(Nikolay Doychinov/AFP)
  • 9/30

    12 Nisan 2025 - Güney Kore'nin Gwangmyeong kentindeki itfaiyeciler, çöken bir metro inşaatında çalışıyor. Başkent Seul'ün yakınlarındaki Gwangmyeong'de çöken metro inşaatından bugün bir kişi çıkarıldı ancak mahsur kaldığı düşünülen başka biri için kurtarma çalışmaları sürüyor. Kentin itfaiye ekibinden bir yetkili, kazazedenin yaklaşık 13 saat boyunca yerin 30 metre altında kaldığını açıkladı. Kurtarıldığı sırada bilinci yerinde olan adam yakındaki bir hastaneye götürüldü. Yetkililer, bir havalandırma bacasının çökme riski taşıdığına dair raporların ardından işçileri inşaat alanından çekmiş ve bölgedeki trafiği durdurmuştu. (Hong Ki-won/AP)
  • 10/30

    11 Nisan 2025 - Dünyanın esaret altındaki en yaşlı gorili olduğu tahmin edilen Fatou, 68. yaşını kutluyor. Berlin Hayvanat Bahçesi doğum günü sebebiyle Fatou'ya meyve ve sebzelerle dolu bir sepet hediye etti. Aslında net yaşı bilinmiyor ancak Berlin Hayvanat Bahçesi'ne 1959'da götürülen hayvanın 1957'de dünyaya geldiği düşünülüyor. Fatou, geçen yıl flamingo Ingo'nun ölümünün ardından hayvanat bahçesinin en yaşlı sakini olmuştu. 1955'ten beri hayvanat bahçesinde yaşayan kuşun en az 75 yaşında olduğu tahmin ediliyordu. (Ebrahim Noroozi/AP)
  • 11/30

    10 Nisan 2025 - Gazze Şehri'nin doğu mahallesi Şucaiyye İsrail saldırısı sonucu isabet alan bir binanın önünde yaşlı bir Filistinli. Hamas tarafından yönetilen bölgedeki Sağlık Bakanlığı bugün yaptığı güncellemede, İsrail'in yeni saldırı dalgasında en az 1522 Filistinlinin öldüğünü ve savaşın başlangıcından bu yana toplam ölü sayısının 50 bin 886'ya yükseldiğini söyledi. Öte yandan İsrailli 970 pilot ve yedek asker ortak bir mektuba imza atarak, Gazze'ye yönelik saldırıların sonlandırılması ve Hamas'ın elindeki İsrailli esirlerin geri getirilmesi çağrısı yaptı. Mektubu imzalayanlar ordudan ihraç edildi. (Omar Al-Qattaa/ AFP)
  • 12/30

    9 Nisan 2025 - Suudi Arabistan'ın batı kenti Taif'teki bir çiftlikte gül suyu ve yağı üretiminde kullanılan taze toplanmış Damask gülleri sergileniyor. Her bahar Taif'te açan güller, krallığın uçsuz bucaksız çöl manzarasını güzel kokulu pembe öbeklere dönüştürüyor. Ve nisanda bir ay boyunca, parfümlerde kullanılan uçucu yağ üretiliyor. (Fayez Nureldine/AFP)
  • 13/30

    8 Nisan 2025 - İran'ın başkenti Tahran'da bir kadın, halk arasında "Casus İni" diye anılan eski ABD Büyükelçiliği'nin dış duvarlarına çizilmiş, yıldızların yerine kafataslarının, beyaz ve kırmızı şeritlerin yerine de saldırı tüfeği kullanan asker siluetlerinin yer aldığı ABD bayrağının resmedildiği duvar resminin önünden geçiyor. Başkan Donald Trump'ın nükleer programıyla ilgili doğrudan görüşmeler yapılacağını açıklamasının ardından İran, 8 Nisan'da en üst düzey diplomatını ABD'yle görüşmelerde bulunmak üzere Umman'a göndereceğini açıkladı. İran'ın müttefiki Rusya, büyük güçlerle yapılan anlaşmanın yerini alacak yeni bir nükleer anlaşma için müzakere olasılığını memnuniyetle karşıladı. 2018'de Trump, anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmişti. (Atta Kenare/AFP)
  • 14/30

    7 Nisan 2025 - ABD'nin Florida eyaletinin Miami kentindeki limanda bir forklift, kargo konteynırlarını taşıyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın ithal mallara yönelik kapsamlı gümrük vergilerini sürdürmesi dünya genelinde piyasaların olumsuz tepki vermesine yol açıyor. Tüm çağrılara rağmen geri adım atmaya yanaşmayan Trump, Truth Social'daki açıklamasında, Çin'e çağrıda bulunarak yarına kadar ek vergi kararını geri çekmezlerse yüzde 50 ek vergi getireceğini söyledi. (Joe Raedle/AFP)
  • 15/30

    6 Nisan 2025 - ABD'nin Kentucky eyaletinde hortumdan etkilenen Jeffersontown kenti ağır hasar aldı. Yetkililer, ABD'nin orta doğusunu vuran şiddetli fırtınaların en az 16 kişinin ölümüne yol açtığını ve Ulusal Hava Servisi'nin gelecek günlerde "şiddetli" sel baskınları yaşanabileceği uyarısında bulunduğunu açıkladı. Arkansas'tan Ohio'ya uzanan şiddetli fırtına hattı son günlerde binalara zarar verdi, yolları sular altında bıraktı ve düzinelerce hortum üretti. (Leandro Lozada/AFP)
  • 16/30

    5 Nisan 2025 - Tunus'un liman kenti Safakes yakınlarında düzensiz göçmenlerin yaşadığı kampların dağıtılmaya başlanmasının ardından göçmenler eşyalarıyla birlikte bölgeden ayrılıyor. Tunus polisi dün yaptığı açıklamada, Sahra Altı Afrika'dan bölgeye giden binlerce kayıt dışı göçmenin yaşadığı kampların, sosyal medyada yürütülen bir kampanyanın ardından dağıtıldığını açıkladı. Ulusal Muhafız Genel Müdürlüğü Sözcüsü Hüsameddin Cebabli, El Amira ve Cibniyana bölgelerinde yaklaşık 20 bin düzensiz göçmenin yaşadığını belirtti. Cebabil bu kampların kademeli olarak tahliye edileceğini ve "en kısa sürede" hepsinin boşaltılacağını söyledi. (Fethi Belaid/AFP)
  • 17/30

    4 Nisan 2025 - Güney Koreli Jo Eun-jin, başkent Seul'de Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol'un azledilme kararının açıklanmasını beklerken geceyi sokakta geçirdi. Anayasa Mahkemesi'nin oybirliğiyle aldığı kararla Yoon bugün devlet başkanlığı görevinden alındı. Başarısızlıkla sonuçlanan sıkıyönetim girişiminin ardından Yoon, aralıkta görevden uzaklaştırılmıştı. Bugünkü karar liderin destekçilerini üzerken, muhalifler kutlamalar düzenledi. Güney Kore'nin Yoon'un yerine geçecek kişiyi belirlemek için 60 gün içinde erken seçim düzenlemesi bekleniyor. (Lee Jin-man/AP)
  • 18/30

    3 Nisan 2025 - Filistinli çocuklar, Nuseyrat Mülteci Kampı'ndaki ücretsiz gıda dağıtım noktasında yemek almak için bekliyor. Gazze'de faaliyet gösteren uluslararası yardım kuruluşları, birçoğu defalarca yerinden edilen 2,4 milyon kişinin daha fazla kıtlığa dayanamayacağı uyarısı yapıyor. İsrail'in 2 Mart itibarıyla Gazze Şeridi'ne insani yardım girişini engellemesiyle birlikte, Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı tarafından desteklenen fırınların, un ve mazot stoklarının tükenmesi nedeniyle faaliyetlerini durdurduğu dün açıklanmıştı. Aynı zamanda Hamas'la yaptığı ateşkesi 18 Mart'ta bozan İsrail, Gazze'ye yönelik saldırılarını sürdürüyor. (Eyad Baba/AFP)
  • 19/30

    2 Nisan 2025 - Endonezya'nın Orta Cava'da yer alan Wonosobo bölgesinde, balon festivali kapsamında havalanan sıcak hava balonları görülüyor. Ramazan Bayramı kutlamaları kapsamında düzenlenen etkinlikte çoğunlukla geri dönüştürülmüş kağıttan yapılmış balonlar renkli bir görüntü sunuyor. 1950'lere dayanan festivalde balonlar, hava trafiğini etkilememesi adında 60 metreden yukarıya çıkmayacak şekilde yere sabitleniyor. (Devi Rahman/AFP)
  • 20/30

    1 Nisan 2025 - Ziyaretçiler, Fransa'nın kuzeyindeki Lille kentindeki Grand Palais'de 17. kez düzenlenen uluslararası siber güvenlik etkinliği "InCyber" Forumu sırasında fotoğraf çektiriyor. Tüm siber güvenlik ve “güvenilir dijital” ekosistemini bir araya getiren forum 3 Nisan 2025'e kadar devam edecek. (Sameer al-Doumy / AFP)
  • 21/30

    29 Mart 2025 - Myanmar'da meydana gelen depremden bir gün sonra kurtarma ekipleri, Mandalay kentinde yıkılan Sky Villa apartmanında mahsur kalanları kurtarmaya çalışıyor. Myanmar'da dün yaşanan 7.7 ve 6.4 büyüklüğündeki iki depremde en az 1002 kişi hayatını kaybetti. Depremin etkisiyle sarsılan komşusu Tayland'ın başkenti Bangkok'ta ise inşaat halindeki bir gökdelenin çökmesi sonucu 10 kişinin öldüğü ve en az 100 kişinin kurtarılmayı beklediği bildirildi. ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu'na göre afet, Myanmar'ın 100 yıldır yaşadığı en şiddetli deprem. (Sai Aung Main/ AFP)
  • 22/30

    28 Mart 2025 - İsrail'in saldırısının ardından Lübnan'ın başkenti Beyrut'tan dumanlar yükseliyor. İsrail, kentin güneyindeki El-Hades Mahallesi'ne hava saldırısı düzenleyerek savaş uçaklarıyla bir binayı yerle bir etti. Bugün yaşanan olay, İsrail'le Hizbullah arasında 27 Kasım 2024'te yürürlüğe giren ateşkesten sonra Beyrut'a yapılan ilk saldırıydı ancak İsrail, Lübnan'ın güneyini hedef almayı sürdürüyordu. Lübnan'dan İsrail'in kuzeyine iki roket atıldığını iddia eden ordu, misilleme yapmaya yemin etmişti. Bugünkü saldırının ardından iddiayı tekrarlayan İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, hedef alınan binada Hizbullah'ın drone sakladığını öne sürdü. (Mohamed Azakir/Reuters)
  • 23/30

    27 Mart 2025 - Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, Fransa devlet televizyonu "France Televisions"un Paris'teki genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Zelenski, Rusya'yla olası bir ateşkes öncesinde Ukrayna'nın güvenliğini arttırmayı amaçlayan zirveye katılmak üzere dün Paris'e gelmişti. Elysee Sarayı'nda düzenlenen ve 31 ülkenin katıldığı zirvenin ana gündem maddeleri, kalıcı barış ve Ukrayna'ya asker gönderilmesi. (Julien De Rosa/AFP)
  • 24/30

    26 Mart 2025 - Güney Kore'de itfaiye görevlisi Andong'daki geleneksel Kore köyü ve UNESCO Dünya Mirası alanı Andong Hahoe Köyü'nde yaklaşan orman yangınına hazırlık olarak sazdan yapılmış çatı ve duvarları ıslatıyor. Yetkililer, Güney Kore'nin şimdiye kadarki en kötü orman yangınlarından birinde en az 24 kişinin öldüğünü, birden fazla şiddetli yangının "benzeri görülmemiş hasara" yol açtığını ve UNESCO listesindeki iki sit alanını tehdit ettiğini söyledi. Ülke genelinde, 16 farklı noktada orman yangını ihbar edilirken, 15 bin hektar büyüklüğünde ormanlık alanın kül olduğu kaydedildi. (Yasuyoshi Chiba/AFP)
  • 25/30

    25 Mart 2025 - Fransız aktör Gerard Depardieu ve avukatı Jeremie Assous, Paris Ceza Mahkemesi'nde 2021'de bir film çekimi sırasında iki kadına cinsel saldırıda bulunmakla suçlandığı davanda verilen ara sırasında mahkeme salonunu terk ediyor. 200'den fazla film ve televizyon dizisine imza atan 76 yaşındaki Depardieu, yaklaşık 20 kadın tarafından uygunsuz davranışlarda bulunmakla suçlandı ancak bu, mahkemeye taşınan ilk dava. İki davacı, 54 yaşındaki set görevlisi Amelie ve 34 yaşındaki yönetmen yardımcısı Sarah (adı değiştirildi), 2021'de yönetmen Jean Becker'in "Les Volets Verts" filminin çekimleri sırasında cinsel saldırıya uğradıklarını iddia ediyor. (Dimitar Dilkoff/AFP)
  • 26/30

    24 Mart 2025 - Orduya bağlı bir savaşçı Sudan'ın başkenti Hartum'da bir pazar alanında devriye geziyor. Sudan yaklaşık iki yıldır, onbinlerce insanın ölümüne, 12 milyondan fazlasının yerinden edilmesine ve dünyanın en büyük açlık ve yerinden edilme krizlerinin yaşanmasına yol açan, düzenli orduyla Hızlı Destek Güçleri arasındaki savaşla harap olmuş durumda. (AFP)
  • 27/30

    23 Mart 2025 - Papa Francis Roma'da zatürre nedeniyle 5 hafta hastanede kaldıktan sonra taburcu edilmeden önce Gemelli hastanesinin penceresinden el sallıyor. Tekerlekli sandalye ile balkona getirilen Papa, yaklaşık 2 dakika balkonda kaldı. Yorgun olduğu gözlenen Papa, selamlama sırasında "Sarı çiçekli bir hanımefendi görüyorum, ne güzel" dedi. Papa'nın selamlamasını, hastanede toplanan binlerce kişi takip ederken, bazı inananların ağladığı, bazılarının ise çok mutlu olduğunu ifade ettiği görüldü. Prof. Sergio Alfieri, 22 Mart'ta yaptığı açıklamada, Papa'nın bundan sonra 2 ay boyunca dinlenmesi gerektiğini belirterek, "Papa, yarın hastaneden taburcu edilecek. İki haftadır stabil durumda" demişti. (Filippo Monteforte/AFP)
  • 28/30

    22 Mart 2025 - Formula 1 Çin Grand Prix'sinin sprint yarışını birinci bitiren Lewis Hamilton kutlama yaparken, McLaren'ın ikinci olan Avustralyalı pilotu Oscar Piastri aracını terk ediyor. Şanghay Uluslararası Pisti'nde düzenlenen yarışta Hamilton, Ferrari için ilk Formula 1 galibiyetini elde etti. 7 kere dünya şampiyonu olan Britanyalı, 6,889 saniyeyle Piastri'yi yendi. Red Bull'dan Max Verstappen ise 100 kilometrelik yarışı üçüncü sırada tamamladı. (Jade Gao/AFP)
  • 29/30

    21 Mart 2025 - Birleşik Krallık'ın Londra kentindeki Heathrow Havalimanı'nın yakınlarındaki bir elektrik trafo merkezinde çıkan yangın sonucu elektrik kesintisi yaşandı ve havalimanı kapatıldı. Avrupa'nın en yoğun havalimanlarından biri olan Heathrow'un gece yarısına kadar kapalı olması bekleniyor. Havalimanındaki aksama sonucu 1351 uçuşun ve 291 bin yolcunun etkilendiği tahmin ediliyor. Londra İtfaiyesi yangının çıkış nedeninin bilinmediğini ancak trafo merkezindeki 25 bin litre soğutma yağının alev aldığını açıkladı. Yangın sabahın erken saatlerinde kontrol altına alınmıştı. (Londra İtfaiyesi/Reuters)
  • 30/30

    20 Mart 2025 - Kanada'nın Ontario eyaletinde polis, Tesla galerisine düzenlenen saldırıya soruşturma açtı. İhbar sonrası sevk edilen polis ekipleri, i "Last Generation Canada" hareketinin üyelerinden iki kişiyi olay yerinde gözaltına aldı. ABD dahil birçok ülkede Tesla bayi ve tesisleri, şirketin yol açtığı iklim krizi zararlarının bedelini ödemesi gerektiği gerekçesiyle protesto ve saldırı dalgasıyla karşı karşıya kalıyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın Kanada'ya yönelik gümrük vergileri sonrasında Toronto'da da Tesla marka araçların taksi veya paylaşımlı ulaşım aracı olarak satın alınmasına yönelik mali teşvikler durdurulmuştu. Kentin Belediye Başkanı Olivia Chow, kararın ABD'yle olan ticaret sorunları çözülene kadar süreceğini vurgulamıştı. (Carlos Osorio/Reuters)

Hong Kong, 1898'de imzalanan "kira sözleşmesiyle" uzun yıllar Birleşik Krallık hakimiyetinde kaldıktan sonra 1997'de Çin'e devredilmişti.

İmzalanan ortak deklarasyon çerçevesinde Hong Kong'a 2047'ye kadar, 50 yıl boyunca basın, ifade, toplanma, inanç ve serbest akademik çalışma gibi özgürlüklerle bağımsız idari ve hukuki yapısını koruma hakkı tanınmıştı.

Hong Kong, Çin'e bağlı olmasına karşın kendisine ait para birimi, dil, hukuk sistemi ve kimlik kullanıyor. Özerk yapılı bölgenin sadece savunma ve dış politika gibi konularda Pekin'e bağlı olduğu bu yönetim modeli, "tek ülke, iki sistem" olarak adlandırılıyor.

Pekin yönetimi, son yıllarda Ulusal Güvenlik Yasası gibi yasal değişikliklerle bölgenin özerk yönetim yapısını aşındırdığına dair eleştirilerin hedefi oluyor.


Independent Türkçe, CNN, AA

Çin'in seçimlere kadar süre tanıdığı iddia ediliyor
Pazar, Nisan 20, 2025 - 18:15
Main image: 

<p>Partinin başkanı Lo Kin-hei ve yardımcısı Mok Kin-shing geçen hafta düzenledikleri basın toplantısında "Biz her zaman toplum için iyi olan şeyleri yapmaya çalıştık" demişti (AP)</p>

related nodes: 
Dünyanın en güvenli kentlerinden biri neden binlerce güvenlik kamerası daha alıyor?
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Hong Kong'un en eski partisi "baskı nedeniyle" kapanıyor
copyright Independentturkish: 

2,9 trilyon liralık ticaret hacmi mercek altında… Şimşek: Yüksek cezai müeyyidelerle karşılaşmak istemeyenleri izaha bekliyoruz

Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu (VDK), 2024 yılı hesap dönemine ilişkin 500 bin mükellefi taradı ve 2,9 trilyon lira ticaret hacmine sahip 40 binini riskli buldu.

AA'nın bakanlıktan edindiği bilgilere göre, VDK'nin Risk Analiz Merkezi tarafından 2024 yılı hesap dönemine ilişkin analiz çalışması gerçekleştirildi.

Bu analizlerde, çok farklı vergisel risk unsurları dikkate alınarak 500 bin mükellef taramadan geçirildi. Bu çalışma sonucunda, yaklaşık 40 bin mükellef riskli grup içerisinde yer aldı. Riskli bulunan mükelleflerin yıllık ticaret hacminin yaklaşık 2,9 trilyon lira olduğu belirlendi. Bu rakamın, ülke ekonomisi içinde önemli bir büyüklük olduğu değerlendirildi.

Mükelleflerin risk puanları ve gönüllü uyum düzeyleri dikkate alınarak uygulanacak denetim türleri de çeşitlendirilecek. Buna göre, yüksek riskli mükelleflerde "aramalı inceleme" gibi daha kapsamlı yöntemler devreye alınacak, daha düşük riskli mükelleflerde ise izaha davet, sınırlı inceleme veya gönüllü uyum gibi esnek yaklaşımlar uygulanacak.

Mükellefe beyan öncesi uyarı

Ayrıca, ilk kez uygulamaya alınan Beyanname Gözetim Programı da riskli ancak gönüllü uyum potansiyeli taşıyan mükellefleri hedef alıyor. Bu programla beyan öncesinde mükelleflerle temasa geçilerek risk durumları konusunda bilgilendirme yapılıyor. Böylece mükelleflerin beyanlarını daha dikkatli vermesi amaçlanıyor.

Belirlenen mükellef gruplarına özel müfettiş ataması yapılarak gözetim süreci sahada da yürütülüyor. Bu uygulamayla müfettiş-mükellef teması güçlendirilerek denetim öncesi bilinçlendirme sağlanıyor.

Beyan sonrası yapılan değerlendirmeler ve müfettişler tarafından alınan geri bildirimler doğrultusunda da riskli görülen grup yeniden gözden geçirilecek. Gerekli uyumu gösteren ve başka bir risk taşımayan mükellefler bu kapsamdan çıkarılarak denetim kaynaklarının daha etkin kullanılmasının önü açılacak. Böylece, sınırlı denetim kapasitesi daha doğru hedeflere yönlendirilecek, hem vergiye gönüllü uyum artırılacak hem de vergi denetiminde etkinlik güçlendirilecek.

"İleri analiz teknikleri uyguluyoruz"

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de değerlendirmesinde, kayıt dışı ekonomiyle mücadele çalışmalarının hem sahada hem de masada yeni yöntem ve tekniklerle kararlılıkla sürdüğüne işaret ederek, şunları kaydetti:

Amacımız, ileri analiz teknikleri, saha denetimleri ve izaha davet mekanizmasıyla vergiye gönüllü uyumu artırmak. Tüm mükelleflerimizi, Maliye kapılarını çalmadan bu vergide gönüllü uyum sürecine dahil olmaya davet ediyorum. Riskli görülen ve ileride yüksek cezai müeyyidelerle karşılaşmak istemeyen mükelleflerimizi, izaha bekliyoruz.

 

AA

Şimşek, “Maliye kapılarını çalmadan bu vergide gönüllü uyum sürecine dahil olmaya davet ediyorum. Riskli görülen ve ileride yüksek cezai müeyyidelerle karşılaşmak istemeyen mükelleflerimizi, izaha bekliyoruz” dedi
Pazar, Nisan 20, 2025 - 17:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
2,9 trilyon liralık ticaret hacmi mercek altında… Şimşek: Yüksek cezai müeyyidelerle karşılaşmak istemeyenleri izaha bekliyoruz
copyright Independentturkish: 

George Clooney'nin yeni görünüşü hayranları şaşkına çevirdi

George Clooney'nin yeni saç stili hayranlarının şaşkın tepkilerine yol açtı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

İzleyiciler bu değişikliği Ocean's Eleven'ın yıldızı 16 Nisan'da ABD'li gazeteci Jake Tapper'la geçen yıl New York Times'ta yayımlanan "Joe Biden'ı Seviyorum. Ama yeni bir adaya ihtiyacımız var" başlıklı görüş yazısını ele almak için oturduğunda fark etti.

Konuşma siyasetle ilgili olsa da izleyicilerin dikkatini 63 yaşındaki oyuncunun koyu kahverengiye boyattığı saçları çekti.

Operasyon: Argo'yla (Argo) yapımcı olarak Oscar kazanan oyuncu uzun zamandır saçlarını geriye doğru tarıyor ve gri saçlarıyla hayranları arasında "gümüş tilki" diye anılıyordu.

CNN röportajından ekran görüntüleri sosyal medyada hızla viral olurken, hayranları bu kararın mantığını sorguladı ve bir kişi X'te, "Çok yarışma programı sunucusu gibi" diye yazdı.

Bir diğeriyse şaka yaptı:

George Clooney'nin saçını boyama işimde ilk günüm, nasıl millet?

Clooney'nin tartışmalı stil seçimini desteklemek için iyi bir nedeni var, zira saçını Broadway'deki ilk oyunu için boyamıştı.

Aktör, 1954 yapımı aynı adlı filmden uyarlanan İyi Geceler, İyi Şanslar'da (Good Night, and Good Luck) Amerikalı yayıncı Edward R. Murrow rolünde.
 

First day at my new job dyeing George Clooney’s hair, how’d I do y’all? https://t.co/ayU26Z8OsL

— Viggie Smalls (@Viggie_Smalls93) April 17, 2025


Ne olursa olsun, Clooney de yeni görünümünün büyük hayranı değil. Tapper'a şöyle dedi:

Korkunç. Tek iyi haber şu ki New York sokaklarında yürüyebiliyorum ve kimse beni tanımıyor. Bu çok çılgınca.

Eşinin tepkisi hakkında konuşan Clooney, Amal Clooney'nin bundan "nefret ettiğini" söyledi.

Bu saçı bir süredir kullanıyorum ve bundan nefret ediyorum

Karım nefret ediyor. 'Sana hiç yakışmıyor' diyor.

Röportaj sırasında, "ömür boyu Demokrat" olan Clooney, geçen yıl yazdığı ve o zamanki Başkan Joe Biden'ın başkanlık yarışından çekilmesi gerektiğini savunduğu  görüş yazısını ele aldı.

Bu bağlamda Clooney, oyununun günümüzün siyasi iklimiyle ilgisi hakkında konuştu.
 

George Clooney (AP)
 (AP)


II. Dünya Savaşı sırasında radyo sunucusu olarak ün kazanan Amerikalı gazeteci ve savaş muhabiri karakteri hakkında konuşan aktör, Murrow'un gerçeğe bağlılığını ve gazeteciliğin demokrasiyi korumadaki rolünü vurguladı.

'Muhalefeti sadakatsizlikle karıştırmamalıyız' gibi şeyler duyduğunuzda hangi siyasi eğilimde olduğunuz önemli değil. Suçlamanın kanıt olmadığını ve mahkumiyetin kanıta ve hukuk sürecine bağlı olduğunu her zaman hatırlamalıyız ve birbirimizden korkarak yürümeyeceğiz.

'Korkuyla mantıksız bir çağa sürüklenmeyeceğiz', bence bunlar en iyi halimizle kim olduğumuzu gösteren olağanüstü güçlü kelimeler.



*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

independent.co.uk/arts-entertainment

Independent Türkçe için çeviren: Çağatay Koparal

Aktör, eşinin yeni görünüşünden "nefret ettiğini" söyledi
Pazar, Nisan 20, 2025 - 17:15
Main image: 

<p>(Reuters)</p>

related nodes: 
Yıldız aktör, Batman kostümünün büyük dezavantajını anlattı
The Last of Us'ın yıldızı duymaktan bıktığı soruyu açıkladı
Label: 
Type: 
SEO Title: 
George Clooney'nin yeni görünüşü hayranları şaşkına çevirdi
copyright Independentturkish: 
original url: 
https://www.independent.co.uk/arts-entertainment/films/news/george-clooney-brown-hair-why-broadway-b2736297.html

Pentagon: Kobani'de askeri üs inşa etme planımız yok

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), yılın ilk günü düzenlenen New Orleans’taki araçlı saldırı ve Las Vegas’taki Tesla patlaması hakkında kendilerinden herhangi bir talepte bulunulmadığını belirtti.

Pentagon Sözcü Yardımcısı Sabrina Singh, yılın ilk basın toplantısında değerlendirmelerde bulundu.

New Orleans ve Las Vegas’ta meydana gelen olayları "trajik" olarak niteleyen ve gelişmeleri yakından izlediklerini belirten Singh, "Bugüne kadar, New Orleans veya Las Vegas'taki her iki olaya ilişkin Savunma Bakanlığından hiçbir destek talep edilmedi." diye konuştu.

Singh, gazetecilerin New Orleans’takinin eski, Las Vegas’taki zanlının asker olmalarıyla ilgili sorularına ise "Tabii ki ordu tıbbi kayıtları sağlayacak yani yapabileceğimiz veya talep edilen herhangi yardımı. Tabii ki New Orleans veya Las Vegas olayıyla ilgili yürütülen soruşturmaları destekleyeceğiz." diye cevap verdi.

Gazetecilerin her iki zanlının da akıl sağlığıyla ilgili soruları üzerine de Singh, ordu personelinin büyük çoğunluğunun görevlerini onurla yerini getirdiğini belirterek psikolojik tedaviye ihtiyaç duyan tüm ordu mensuplarını yardım talep etmeye teşvik ettiklerini kaydetti.

"Kobani’de askeri üs inşa etme planı yok"

Pentagon sözcüsü, basın toplantısında ABD ordusunun Suriye’nin kuzeyindeki Aynularab ilçesine yeni bir askeri üs kurup kurmadığı yönündeki sorulara, "O haberlerden bazılarını gördüm, Kobani’de (Aynularab) askeri üs inşa etme planı yok." şeklinde yanıt verdi.

Suriye’de IŞİD'i kalıcı şekilde yenmek için bulundukları iddiasını tekrarlayan Singh, Aynularab’da ABD askerinin bulunmadığını iddia ederek "Kobani'de şu anda herhangi bir üs kurma planı veya niyeti yok. Bu haberlerin nereden geldiğinden emin değilim." dedi.

Singh, Suriye'de şiddetin durmasından yana olduklarını öne sürerek ABD’nin Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve siyasi istikrar sürecini desteklediğini, ancak bunun da IŞİD ve benzer terörist grupların ortadan kaldırılmalarından geçtiğini savundu.


AA

Pentagon sözcüsü bölgede şu an ABD askeri olmadığına dikkat çekti
Cumartesi, Ocak 4, 2025 - 00:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
Pentagon: Kobani'de askeri üs inşa etme planımız yok
copyright Independentturkish: 

Kısa haberler

Rusya'ya ait yolcu uçağı, "teknik arıza" nedeniyle Mısır'da acil indi

Mısır Sivil Havacılık Bakanlığından yapılan açıklamada, "Cuma akşamı, Rus hava yolu şirketi Ural Airlines'a ait Airbus A-321 uçağı, 236 yolcusuyla Şarm eş-Şeyh'ten Rusya'nın Yekaterinburg kentine giderken Şarm eş-Şeyh Havalimanına acil iniş yapmak zorunda kaldı" denildi.

Uçağın pilotunun, kalkıştan 10 dakika sonra motorlardan birinde teknik bir arıza tespit edildiğine dair rapor ilettiği aktarılan açıklamada, "Teknik arızanın ardından, Rus uçağının pilotu derhal hava kontrol kulesinden acil iniş talep etti. Uçağın yerel saatle 16.55'te havalimanına güvenli bir şekilde inmesinin ardından tüm yolcular da emniyetli bir şekilde dış hatlar terminaline nakledildi." ifadelerine yer verildi. Açıklamada, uzman ekiplerin arızanın nedenin tespiti ve gerekli onarım için işlemlere başladığı kaydedildi.


TTB'den Dr. Hüsam Ebu Safiyye'nin serbest bırakılması için çağrı

Türk Tabipleri Birliği (TTB), Gazze Kemal Adwan Hastanesi Müdürü Dr. Hussam Abu Safiya'nın, İsrail askerleri tarafından gözaltına alınmasını kınayarak, serbest bırakılması için uluslararası sağlık kuruluşlarını göreve çağırdı. 

TTB'nin sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, "İsrail işgal güçlerinin, Gazze'deki Kemal Advan Hastanesi'ni basarak ateşe vermesini ve son ana kadar direnen hastane müdürü Dr. Hussâm Abu Safiya'yı esir almasını lanetliyoruz. Hiçbir milliyet, din veya etnik köken gözetmeden, hastaların iyilik halinin ve insan yaşamının korunmasının hekimler için öncelikli olduğunu hatırlatıyor; meslektaşımızın derhal serbest bırakılması için Dünya Tabipleri Birliği'ni, Dünya Sağlık Örgütü'nü ve uluslararası kamuoyunu göreve çağırıyoruz" denildi. 


Hamas: İsrail ile ateşkes müzakereleri yeniden başladı

Hamas, Katar’ın başkenti Doha’da İsrail ile Gazze Şeridi’nde ateşkes için yeniden dolaylı müzakerelerin başladığını açıkladı.

Anadolu Ajansı'nın aktardığına göre, Hamas'tan yapılan yazılı açıklamada, "Doha’da dolaylı müzakereler yeniden başladı. Bu müzakere turu, tam ateşkesle sonuçlanacak bir anlaşmaya, işgal güçlerinin Gazze'den çekilmesine ve yerinden edilenlerin evlerine dönüşüne odaklanacak" ifadelerine yer verildi.

Açıklamada, "Hamas’ın ciddiyetle, pozitif bir yaklaşımla Filistin halkının istekleri doğrultusunda en kısa sürede bir anlaşmaya varmak için çabaladığı, anlaşma hedefinin İsrail’in Gazze’deki etnik temizliğini ve soykırım savaşını durdurmak olduğu" vurgulandı.

Dün, İsrail heyetinin Hamas ile yürütülen dolaylı rehine takası müzakereleri için Katar'ın başkenti Doha'ya gideceği belirtilmişti. İsrail Başbakanlık Basın Ofisinden yapılan yazılı açıklamada, Başbakan Benyamin Netanyahu'nun istihbarat teşkilatı Mossad ve ordu yetkililerinin de aralarında olduğu müzakere heyetinin Doha'ya gitmesine onay verdiği belirtilmişti.

Gazze'de 101 İsrailli rehine olduğu, rehinelerin en az üçte birinin öldüğü tahmin ediliyor.

Independent Türkçe, Türkiye ve dünyadan güncel haberleri okurları için derledi
Cumartesi, Ocak 4, 2025 - 00:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: Independent Türkçe</p>

Type: 
SEO Title: 
Kısa haberler
copyright Independentturkish: 

Yenidoğan çetesi soruşturmasında savcıyı tehdit eden şüphelinin ifadesi ortaya çıktı

Yenidoğan Çetesi’ne yönelik gerçekleştirilen yeni operasyonda yakalanan 18 şüpheli hakkındaki soruşturma tamamlandı. Savcılıkça hazırlanan fezlekede doktor Dursun Eryılmaz hakkında "ihmali davranışla kasten öldürme" suçundan 20 yıldan 25 yıla kadar hapis cezası istendi. 

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Ayrıca fezlekede Cumhuriyet savcısını makamında tehdit eden Mustafa Kemal Zengin hakkında 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası istendi. Zengin'in, "Savcıma tehdit amaçlı gitmedim. Sadece öngörülerimi kendisi ile paylaştım" şeklinde ifade verdiği öğrenildi.

Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı'nca Yenidoğan Çetesi'ne yönelik yürütülen soruşturma kapsamında 4 Aralık'ta 5 doktor, 5 sağlık çalışanı, 3 hemşire ve 1 sivil gözaltına almıştı. Devam eden soruşturma kapsamında tespit edilen 18 şüpheliye yönelik fezleke hazırlandı. Fezlekede doktor Dursun Eryılmaz hakkında ‘ihmali davranışla kasten öldürme’ suçundan 20 yıldan 25 yıla kadar hapis cezası istendi. Cumhuriyet Savcısı Yavuz Engin’i makamında tehdit eden Mustafa Kemal Zengin hakkında ise "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte yardım etmek" suçundan 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası talep edildi. Fezlekede savcının makamında tehdit edilmesine ilişkin soruşturmanın ayrıca sürdüğü de kaydedildi. Diğer 16 şüpheli hakkında ise çeşitli suçlardan değişen oranlarda hapis cezası istendi.

Hazırlanan fezlekede Cumhuriyet Savcısı Yavuz Engin’i makamında tehdit eden Mustafa Kemal Zengin de yer aldı. Zengin hakkında fezlekede “Suç örgütü soruşturması kapsamında tutuklanan bir şahsı, örgütün varlığını bile bile dosya savcısını tehdit etmek suretiyle tahliye ettirmeye çalıştığı” değerlendirildi. 

"Öngörülerimi kendisi ile paylaştım”

Cumhuriyet savcısını makamında tehdit eden Mustafa Kemal Zengin’in ifadesi de ortaya çıktı. Zengin, fezlekede yer alan ifadesinde şunları ileri sürdü:

"Üslubumun yanlış anlaşılmasından dolayı Türk milletinden ve Türk devletinden özür diliyorum. Savcıma tehdit amaçlı gitmedim. Sadece öngörülerimi kendisi ile paylaştım. Ben herkese kendimi müşavir olarak tanıtırım, bana müsteşar diyenleri de müşavir diyerek düzeltirim. Ancak müsteşar demeye devam ediyorlar. Buna benim yapabileceğim bir şey yok.”

"Söylediklerim boşboğazlıktan"

“Cumhuriyet Savcısı hakkında bu kadar bilgiye nasıl vakıf oldunuz?” sorusuna Mustafa Kemal Zengin'in “Ben sadece Yavuz Çelik'in bana söyledikleri kadar biliyorum. Diğer söylediklerim tamamen boşboğazlılıktandır. Benim olayı biraz abartmamdan dolayı olay bu noktaya gelmiştir. Başka ekleyeceğim bir şey yoktur" yanıtını verdiği öğrenildi.


ANKA

"Savcıma tehdit amaçlı gitmedim. Sadece öngörülerimi kendisi ile paylaştım"
Cuma, Ocak 3, 2025 - 21:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: X</p>

related nodes: 
"Yenidoğan çetesi" soruşturmasında gözaltına alınan 15 şüpheliden 11'i tutuklandı
Type: 
SEO Title: 
Yenidoğan çetesi soruşturmasında savcıyı tehdit eden şüphelinin ifadesi ortaya çıktı
copyright Independentturkish: 

İskoçya'da 2017'den bu yana 1500'den fazla bebek uyuşturucu bağımlısı olarak doğdu

İskoçya Liberal Demokrat Partisi, 2017'den bu yana ülkede 1501 bebeğin, anneleri yasal veya yasa dışı kullanması nedeniyle madde bağımlısı olarak doğduğunu açıkladı.

İskoçya Liberal Demokrat Partisi, bilgi alma özgürlüğü kapsamında edindiği istatistiklere dayanarak madde bağımlısı olarak doğan bebeklerde ortaya çıkan "Yenidoğan Yoksunluk Sendromu (NAS)" konusunda rapor hazırladı.

Rapora göre 2017'den bu yana 1501 bebek NAS ile doğarken, sebep olarak hamilelik sırasında annelerin kullandığı yasal ya da yasa dışı uyuşturucular gösterildi.

Başkent Edinburgh'u da içine alan Lothian bölgesinde 774 bebek bağımlı olarak dünyaya gelirken, Glasgow ve Clyde bölgesinde 221, Aberdeen'in içinde yer aldığı Grampian bölgesinde ise 209 bebek uyuşturucu bağımlısı olarak doğdu.

Uyuşturucu bağımlısı olarak doğan bebeklerde kontrol edilemeyen titreme, hiperaktivite, ciltte kızarıklıklar ve tiz sesli ağlama görüldüğü de raporda yer aldı.

Rapora ilişkin açıklamalarda bulunan İskoçya Liberal Demokrat Partisi Lideri Alex Cole-Hamilton, "Bir bebek için uyuşturucuya bağımlı olarak hayata başlamaktan daha kötüsü olamaz." ifadesini kullandı.

Cole-Hamilton, İskoçya hükümetinin uyuşturucuyla mücadele ve uyuşturucuya bağlı ölümler konusunda başarısız olduğunu vurgulayarak, eski İskoçya Bölgesel Başbakanı Nicola Sturgeon'un alkol ve uyuşturucu bağımlılığı servislerine uygulanan bütçe kesintisini eleştirdi.

Sturgeon'un 2014-2023 arası başbakanlık yaptığı dönemde bu servislerin bütçesini keserek kapanmasına veya hizmet veremez hale gelmesine neden olduğunu kaydeden Cole-Hamilton, "Başbakan John Swinney'in sunduğu yeni bütçe ise aynı hataları yapma riski taşıyor." değerlendirmesinde bulundu.

Cole-Hamilton, İskoçya hükümetine bağımlılıkla mücadele hizmetlerine daha fazla destek vermesi çağrısında bulundu.


AA

Sebep olarak hamilelik sırasında annelerin kullandığı yasal ya da yasa dışı uyuşturucular gösterildi
Cuma, Ocak 3, 2025 - 19:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

Type: 
SEO Title: 
İskoçya'da 2017'den bu yana 1500'den fazla bebek uyuşturucu bağımlısı olarak doğdu
copyright Independentturkish: 

Kedi ve köpekler rüyasında ne görüyor?

Sokakta bir köşeye veya evdeki koltuğa kıvrılıp yatan kedi ve köpekler, tıpkı insanlar gibi rüya görüyor. 

Hayvanların uyurken ne gördüğünü anlatma imkanı olmasa da bilim insanlarının elinde bazı yöntemler var. 

Rüya görürken insanların gözleri hareket ediyor ve uykunun bu evresi hızlı göz hareketi (rapid eye movement / REM) diye biliniyor. Bugüne kadar yapılan araştırmalarda kedi ve köpekler de REM belirtileri sergiliyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Ancak araştırmacılar, hayvanların tam olarak insanlar gibi rüya görmediğini düşünüyor. 

San Francisco Eyalet Üniversitesi'nden David Peña-Guzmán, "Diğer hayvanların insan olmayan zihinleri ve bedenleriyle, bizimle aynı şekilde rüya gördüğünü varsaymak hata olur" diyor. 

Yine de uzmanlara göre bu hayvanların rüyaları, günlük hayattaki deneyimlerinin bir yansıması. 

Pek çok araştırmacı, insanların bu şekilde rüya gördüğünü düşünürken bazıları, kişinin yaşantısında eksik olan şeylerin rüyasını gördüğünü öne sürüyor.

Harvard Üniversitesi'nde rüyalar üzerine çalışan Deirdre Barrett, hayvanların rüyalarının içeriğine dair yeterince araştırma yapılmadığını söyleyerek ekliyor:

Muhtemelen köpekler gün içinde neyle ilgileniyorsa, rüyalarında da onlar ortaya çıkıyor.

Barrett'a göre evcil köpekler muhtemelen yemek, oyun ve sahipleri hakkında rüya görüyor. 

1970'lerde yapılan bir araştırmada kedilerin REM uykusu sırasında hareket ettiği görülmüştü. Bilim insanları hayvanın bu sırada rüyasında avlandığını gördüğünü düşünüyor. 

Barrett, "Kedilerin avlarını takip etmek veya onlara saldırmakla ilgili rüya gördüğü çok güçlü bir varsayım" diyor. 

Ayrıca bazı kedilerin, güneşte uzandıklarını veya esnediklerini görmesi de muhtemel. 

Madrid'deki Montepríncipe Kliniği'nde veteriner olan Juan Antonio Aguado da "Köpekler; sahipleri, yürüyüşleri ya da oynadıkları oyunlar hakkında rüya görebilir" diyerek ekliyor: 

Kedilerse kanepede kucaklaşma, avlanma ve hatta diğer hayvanlarla kavga etme anlarını yeniden yaşayabilir. Bu rüyalar uyku sırasında ağız seğirmesi, bacak hareketleri, hırlama ve havlama gibi fiziksel davranışlarla kendini gösterir.

Barrett kedilerin de sahiplerini rüyasında görebileceğini ancak bunun köpeklerde daha sık yaşandığını tahmin ediyor.

Aguado ayrıca köpek büyüklüğünün de rüyaları etkilediğini öne sürüyor:

Büyük köpekler her 60 ila 90 dakikada bir rüya görürken, küçük köpekler uyurken daha fazla beyin aktivitesine sahip olduğu için bunu yaklaşık 10 dakikada bir yapar.

Hayvanlar rüya görebildikleri gibi bunlar kabusa da dönüşebiliyor. Genellikle kabus görünce uykularında hırlamaya veya havlamaya başlayabiliyorlar.

Aguado, derin uykudaki hayvanların gerçekliğe dair farkındalığı azaldığı için onları uyandırmamayı tavsiye ediyor.

Veteriner "Köpek veya kedi olumsuz tepki verebilir ve saldırgan davranabilir" diyerek ekliyor: 

Dikkatini çekmek için ismiyle seslenmek ya da yatağını hafifçe hareket ettirmek tercih edilmeli.



Independent Türkçe, El País, Scientific American

Derleyen: Büşra Ağaç

Uzmanlar, kabus gördüklerinde ne yapılması gerektiğini açıkladı
Cuma, Ocak 3, 2025 - 17:30
Main image: 

<p>Kedi ve köpeklerin iyi bir uyku çekmesi, sağlıklı yaşamaları ve öğrenme becerilerinin gelişmesi açısından kritik önem taşıyor (Unsplash)</p>

related nodes: 
Kedilerin esrarengiz yaşamı: Zihin kontrolü ve bıyık yorgunluğu
İnsan ve köpeklerin beyni "göz göze gelince senkronize oluyor"
Kedilerin mırlama sesini nasıl çıkardığı bulundu
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Kedi ve köpekler rüyasında ne görüyor?
copyright Independentturkish: 

İtalya’da bebek kutusu faciası: Alarm çalışmadı, bir aylık bebek öldü

İtalya'da terk edilen bebeklere ayrılan bir kutuda ceset bulundu.

Ülkenin güneyindeki Pulya bölgesinde yer alan Bari kentinde perşembe günü yaşanan olayda, kutunun içindeki bir aylık bebek ölü bulundu.

San Giovanni Battista kilisesinin rahibi Antonio Ruccia, İtalyan medyasına yaptığı açıklamada, beşik işlevi gören kutuya bir bebek bırakıldığında normalde alarmın devreye girmesi gerektiğini söylüyor. 

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Rahip, olay sırasında Roma'da olduğunu ve cep telefonuna uyarı gelmediğini belirtiyor.

Ölü çocuk, bir cenaze evi işletmecisi tarafından bulundu. Bu kişi hemen Ruccia'yla iletişime geçti, rahip de polise haber verdi. 

İtalya'nın dört bir yanında bulunan bebek kutuları, kadınların bakamadığı çocuklarını kilise ve hastanelerdeki özel beşiklere bırakmasını sağlıyor. 

Bu beşiklerde bir ısıtma sistemi bulunuyor ve birinin kutuya çocuk bırakması durumunda ilgili kişilere cep telefonları üzerinden uyarı gönderiliyor. 

Ancak polis, ısıtma sisteminin çalışıp çalışmadığının ya da bebeğin beşiğe bırakıldığında canlı olup olmadığının tespit edilemediğini bildiriyor. Bebeğin nasıl öldüğü, otopsinin ardından netleşecek. 

Kilise avlusundaki beşiğe en son Aralık 2023'te bebek bırakılmıştı. Bebeğe daha sonra Maria Grazia adı verilmişti. Rahip Ruccia, bu tür olayların yargılanmaması gerektiğini söyleyerek şu ifadeleri kullanmıştı: 

Bebeğinize bakamayacağınızı fark etmenin ardındaki acıyı kimse tahmin edemez.

Tarihi 13. yüzyıla kadar uzanan bu uygulama, 2006'da yürürlüğe konan bir mevzuatla yenilenmişti. Buna göre kadınlara, doğum belgesinde adlarını belirtmeden doğum yapma ve bakamadıkları bebeklerini herhangi bir ceza almadan hastane ya da kiliselere bırakma izni verilmişti. 


Independent Türkçe, CNN, NDTV

Derleyen: Yasin Sofuoğlu

Tarihi bebek kutusu sisteminde skandal
Cuma, Ocak 3, 2025 - 17:30
Main image: 

<p>İtalya'da "bebek kutusu" uygulaması Ortaçağ'a kadar uzanıyor (Unsplash)</p>

related nodes: 
17. yüzyıldan kalma kiliseye selfie akını
Label: 
Type: 
SEO Title: 
İtalya’da bebek kutusu faciası: Alarm çalışmadı, bir aylık bebek öldü
copyright Independentturkish: 

Tesla, Cybertruck bataryalarını sessizce geri çağırıyor

Araç sahiplerinin forumlarındaki paylaşımlarına göre Tesla, önemli bir Cybertruck serisindeki batarya takımlarını geri çağırıyor gibi görünüyor.

Cybertruck sahipleri, elektrikli aracın rutin bakımı sırasında bataryalarının talep etmedikleri halde tamamen değiştirildiğini bildiriyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Cleantechnica'nın bildirdiğine göre bu durumdan şubatla temmuz arasında üretilen modeller etkilenmiş gibi görünüyor fakat Tesla henüz kamuya konuyla ilgili bir açıklama yapmadı. The Independent, cevap hakkı ve daha fazla bilgi için elektrikli otomobil üreticisiyle iletişime geçti.

Tesla sahibi Matt Albers, Tesla Cybertruck'ın Facebook sayfasında "Cybertruck'ı şubatta teslim aldıktan sonra (Şaşi numarası sub 2000) standart geri çağırmalar ve birkaç küçük sorun için ilk kez servise götürdüm ve listeye bunu (batarya değişimi) eklediler" yazdı.

Araç iki haftadan uzun süredir onlarda ve sadece bir gün süreceğini düşünmüştüm!

Başka bir araç sahibi de aracın yan aynasını değiştirmek üzere servise götürdüğünde benzer bir deneyim yaşadığını bildirdi.

Araç sahibi, 22 Aralık'ta Cybertruck Owners Club forumuna "(Aynanın) değiştirilmesi için bir servis talebi gönderdim. Tesla iki dakika içinde talebi onayladı ama fiyat teklifinde yüksek voltajlı bataryayı da değiştirecekleri yer alıyordu" diye yazdı.

Şaşırtıcı bir şekilde bataryayla ilgili herhangi bir sorunla karşılaşmadım ya da herhangi bir hata mesajı almadım... Bataryalarımda teknik açıdan hiçbir sorun olmadığını belirttiler. Ancak Tesla mühendisleri batarya takımının sökülüp incelenmesi için geri gönderilmesini talep etti. Görünen o ki benimkiyle aynı zamanda üretilen ünitelerde sorun yaşanıyormuş. Sonuç olarak batarya takımımı alıp yenisiyle değiştirecekler.

ABD Ulusal Otoyol Trafik Güvenliği İdaresi'ne (NHTSA) göre Tesla, Kasım 2023'le Kasım 2024 arasında güç kaybı sorunlarından hatalı geri görüş kameralarına kadar çeşitli sorunlar yüzünden Cybertruck'ı 6 kez geri çağırmıştı.

Geri çağırmalar genellikle uzaktan yazılım güncellemeleriyle yapılabiliyor ancak bazen araçların Tesla teknisyenleri tarafından fiziken onarılması gerekiyor.

Geçen yıl nisanda, gaz pedalının aracın döşemesine takılmasına yol açan bir sorun yüzünden binlerce Tesla Cybertruck'ın fiziksel olarak geri çağrılması gerekmişti.


*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak çevrilmiştir. Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

independent.co.uk/news

Independent Türkçe için çeviren: İdil Barım

Elektrikli araç üreticisi henüz kamuya bir dizi bataryanın değiştirilmesiyle ilgili bir açıklama yapmadı
Cuma, Ocak 3, 2025 - 17:15
Main image: 

<p>(Reuters)</p>

related nodes: 
Tesla 2025 yılı ortalarında yeni elektrikli araçlar üretmek için düğmeye bastı
Tesla sahipleri, Musk'a tepkilerini tampon etiketleriyle gösteriyor
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Tesla, Cybertruck bataryalarını sessizce geri çağırıyor
copyright Independentturkish: 
original url: 
https://www.independent.co.uk/tech/tesla-cybertruck-battery-recall-b2672866.html

Trump yönetiminde, Musk'a karşı yürütülen davaların akıbeti ne olacak?

Elon Musk'ın yeni Donald Trump yönetiminde yer alması, teknoloji milyarderinin şirketlerine yönelik incelemelerin akıbetini de belirsizleştirdi. 

Musk, Cumhuriyetçi liderin kampanyasına en az 250 milyon dolar harcamıştı. Teknoloji milyarderi, 20 Ocak'ta göreve gelecek kabinede iş insanı Vivek Ramaswamy'le DOGE'nin (Department of Government Efficiency / Kamu Verimliliği Bakanlığı) başına geçecek. 

İki ismin de federal bütçede ciddi kesintilere gitmesi bekleniyor.

Birleşik Krallık merkezli haber ajansı Reuters'ın analizinde, teknoloji milyarderinin kazanacağı siyasi nüfuzun, "Musk'ın imparatorluğuna" yönelik soruşturmaları nasıl etkileyeceği masaya yatırıldı. 

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Haberde, Musk'ın şirketlerine yönelik en az 20 aktif inceleme olduğuna dikkat çekiliyor. Bunlar arasında Tesla'nın otopilot sistemlerinin güvenliği, Neuralink'in beyin çipi deneylerinde hayvan hakları ihlali ve SpaceX'te işe alma süreçlerinde ayrımcılık ve çevre kirliliği gibi konularla ilgili yürütülen soruşturmalar yer alıyor.

Kimliklerinin paylaşılmamasını isteyen ABD'li yetkililer, Musk'ın firmaları hakkındaki incelemelerin, Trump'ın atadığı kurum ve daire başkanları tarafından durdurulabileceğini savunuyor. 

Reuters, özellikle çoğu uzay teknolojisi projesinde SpaceX ve ABD devletinin ortak çalıştığına dikkat çekerek, Musk'ın firmasına yönelik denetimlerin giderek hafifletilebileceğini yazıyor. 

Federal Havacılık İdaresi'nden (FAA) eylülde yapılan açıklamada, SpaceX'in 2023'te roket fırlatma prosedürlerine ilişkin gerekli hazırlıkları yapmadığı bildirilmiş ve firmaya 633 bin dolar ceza kesildiği duyurulmuştu. 

Musk ise kararın siyasi olduğunu savunarak FAA Direktörü Mike Whitaker'ı istifaya çağırmıştı. Whitaker, geçen ay yaptığı açıklamada Trump göreve gelmeden istifa edeceğini söylemişti. 

Trump, milyarder iş insanı Jared Isaacman'i NASA direktörlüğü görevine aday göstermişti. Isaacman, 2021'de SpaceX'e ait bir roketle uzaya çıkmıştı. Milyarder, Eylül 2024'te de yine SpaceX roketiyle ikinci kez uzay seyahati yapmıştı. Analizde, Isaacman ve Musk'ın yakın olduğuna dikkat çekilerek, SpaceX üzerindeki denetimin gevşetilebileceği yazılıyor.

Ajans, Musk ve şirketlerinin yanı sıra Beyaz Saray'ın da yorum taleplerine yanıt vermediğini aktarıyor.


Independent Türkçe, Reuters, AA

Derleyen: Yasin Sofuoğlu

"Musk imparatorluğu üzerindeki denetim azalabilir"
Cuma, Ocak 3, 2025 - 16:45
Main image: 

<p>Trump'ın seçim kampanyası, Musk'ın desteğiyle ivmelenmişti (Reuters)</p>

related nodes: 
Trump'ın eski danışmanından Musk'a çalışma vizesi tehdidi: "Suratını parçalarız"
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Trump yönetiminde, Musk'a karşı yürütülen davaların akıbeti ne olacak?
copyright Independentturkish: 

Fransız Dışişleri Bakanı'ndan Şam'da YPG çağrısı: Kürt savaşçılar entegre edilmeli, kalıcı ateşkes sağlanmalı

Fransa Dışişleri Bakanı Barrot, Şam'da yaptığı açıklamada, Suriye’nin egemenliğine vurgu yaparak, "Suriye'de savaş ve şiddet son bulmalıdır" dedi. Kürtlerin müttefikleri olduğunu belirten Barrot, "Fransa'nın müttefiki olan Kürtler için siyasi çözüm bulunmalıdır. Suriye'nin kuzeyinde sürekli bir istikrar sağlanmalıdır" ifadelerini kullandı. 

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Almanya'dan Annalena Baerbock ve Fransa'dan Jean-Noel Barrot, Suriye'yi ziyaret eden ilk AB bakanları oldu. Reuters'in haberine göre bu ziyaret; Şara'nın Hayat Tahrir el-Şam (HTŞ) liderliğindeki İslamcı gruplara ihtiyatlı bir iyimserlik mesajı göndermeyi, yeni yöneticileri tanımaya açık olmayı ve aynı zamanda ılımlılık ve azınlık haklarına saygı çağrısında bulunmayı amaçlıyor.

Fransız ve Alman bakanlar, Şam'daki Şaraa ile görüştükten sonra kamuoyuna açıklama yapılmadı.

Almanya Dişiyleri Bakanı Annalena Baerbock, Suriye'ye el uzattıklarını ve yeni yöneticilerden "açık beklentileri" olduğunu belirtti. Baerbock, görüşme öncesi yaptığı açıklamada, "HTŞ'nin ideolojik olarak nereden geldiğini, geçmişte neler yaptığını biliyoruz" dedi ve ilişkilerde yeni bir başlangıcın ancak aşırılıkçılığa ve radikal gruplara yer olmadığında gerçekleşebileceğini ekledi. "Ancak, diğer önemli aktörlerle ılımlı yaklaşımlarını görüyoruz" dedi ve Suriye Demokratik Güçleri ile yapılan görüşmelere atıfta bulundu. Baerbock ayrıca, Suriye'nin "topraklarının tümünü kontrol eden işlevsel bir devlet haline dönmesine yardım etmek istediklerini" belirtti.

"Kalıcı ateşkes  sağlanmalı"

Fransa'dan Jean-Noel Barrot ise; Suriye sivil toplum örgütlerinin temsilcileriyle yaptığı toplantıda, terörizme, kimyasal silahlara veya kötü niyetli yabancı aktörlere yer bırakmayacak "egemen ve güvenli" bir Suriye umudunu dile getirdi. Barrot gazetecilere yaptığı açıklamada, Almanya ve Fransa'nın Suriye'nin yeni bir anayasa taslağı hazırlaması sırasında teknik yardım ve tavsiyelerde bulunmayı planladıklarını, ülkenin demokratik geçişine dair umudun "kırılgan ama gerçek" olduğunu söyledi.

YPG'nin ana omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçlerinin Suriye devletine entegre edilmesi için siyasi bir çözüm çağrısında bulunan Fransa Dışişleri Bakanı, kalıcı bir ateşkes sağlanması gerektiğini ekledi. Fransa Dışişleri Bakanı Jean Noel Barrot, YPG’yi kast ederek, "Kuzey Suriye’dekiler silahlarını bırakmalı. Fransa'nın müttefiki olan Kürtler için siyasi çözüm bulunmalıdır. Suriye'nin kuzeyinde sürekli bir istikrar sağlanmalıdır" diye konuştu. Barrot, "Suriye'de terör ve aşırı şiddetin devam etmesine izin verilmemelidir. Biz Kürtlerle terörizme karşı mücadele ettik. Bir kez daha terör ve şiddet Suriye'de baş göstermemelidir. Suriye'de ırkçılığa yer verilmemelidir" dedi.

Bakanlar ziyaretlerinin bir parçası olarak Suriye'nin en kötü şöhretli hapishanesi Sednaya'yı gezdiler.

 

Reuters
 

Almanya ve Fransa dışişleri bakanları, Avrupa Birliği adına Şam'da fiili lider Ahmed el-Şara ile bir araya geldi
Cuma, Ocak 3, 2025 - 16:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: Reuters</p>

jw id: 
ootBr6Wa
related nodes: 
Suudi Arabistan: Suriye için istikrar ve rönesans zamanı
Netanyahu’dan İsrail'in Suriye'deki komando operasyonuna övgü
Type: 
SEO Title: 
Fransız Dışişleri Bakanı'ndan Şam'da YPG çağrısı: Kürt savaşçılar entegre edilmeli, kalıcı ateşkes sağlanmalı
copyright Independentturkish: 

Arjantin'de kırmızı et krizi: Halk yoksulluktan domuza yöneliyor

Tüm dünyada sığır etinin kalitesiyle tanınan ve küresel üretimin yüzde 5'ini yaparak bu ürünün ithalatında dünyanın ilk 5 ülkesi arasında yer alan Arjantin'de halk şikayetçi. 

Zira ülkeyi vuran ekonomik kriz ve Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei'nin uyguladığı reçete, bifteği mutfaklarından uzaklaştırdı. 

2024'te kişi başına düşen sığır eti tüketimi, ülke tarihinin en düşük seviyesine indi.

Halkın önemli bir kısmı domuz ve tavuk etiyle yetinmeye çalışırken daha fakir olanlarsa onları dahi alamıyor. 

Başkent Buenos Aires'in adını mezbahalardan alan semti Mataderos'ta kasap olan Gonzalo Hernández, hafta sonunda domuz eti satışlarının çok arttığını söylüyor:

Eskiden ekstradan sattığımız, mangal kömürü gibi bir üründü. Artık işimizin ana parçalarından biri oldu.

Arjantin'in kendisini "anarko-kapitalist" diye niteleyen lideri Milei'nin Nisan 2024'te yüzde 300'ü bulan yıllık enflasyonu düşürmek için aldığı önlemler halkı vurdu. 

Enflasyon yüzde 166'ya gerilese de fiyatlar yükselmeyi sürdürüyor. 

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Son 110 yıldır tutulan sığır eti tüketimi kayıtlarında en düşük seviyeye ulaşıldı.

Rosario Ticaret Odası'ndan ekonomist Franco Ramseyer, uzmanı olduğu hayvancılığı yorumlarken toplumdaki et tüketiminin azalmadığını ancak etin cinsinin değiştiğini vurguluyor.

Geçen yıl kişi başı sığır eti tüketimi ABD'de 38, Brezilya'da 34, Şili'deyse 26 kilo civarındaydı. 

Tarımsal Ekonomi ve Politika Geliştirme Enstitüsü Müdürlüğü'nün raporuna göre 2022'de Türkiye'de büyükbaş ette kişi başına tüketim miktarı 18,44 kiloydu.

Kırmızı Et Sanayicileri ve Üreticileri Birliği (ETBİR) verilerine göreyse 2019'da ortalama 12 kilo olan kırmızı et tüketimi, 2020'den itibaren 10 kilonun da altına geriledi

2024'te kişi başı 47 kilogram sığır eti tüketen Güney Amerika ülkesi hâlâ bu konuda dünya birincisi. 

Ancak ülkenin geçmişinde 71 kiloyu aşan bir ortalama var. Bu, sağlam bir düşüş anlamına geliyor. 

Ramseyer daha ucuz ve sağlıklı bir alternatif arayışındaki ülkelerin tavuğa döndüğünü hatırlatıyor. 

Arjantin'deyse sucuğa benzeyen "chorizo" gibi işlenmiş domuz ürünleri ve tavuğa yönelik ilgide önemli bir artış yok. Talep, taze domuz etine kaymış.

Kişi başı domuz eti tüketiminde 10 yıl önce senede 8,5 kilo ortalamaya sahip olan Arjantinliler, 2024'te talebi neredeyse iki katına çıkardı. 

Ülkedeki yemek programları da domuz etini içeren tariflere döndü. Pazarlama kampanyaları, taze kesilmiş domuz etinin sığırdan daha sağlıklı olduğunu öne sürüyor. 

ShapeCreated with Sketch. Fotoğraflarla dünyadan haberler

Hepsini göster 30

Fotoğraflarla dünyadan haberler

  • 1/30

    3 Ocak 2025 - Suriye'de İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri sınırı yakınlarında terk edilmiş Esad rejimi mevzisinde hasar görmüş bir tank. Esad devrildikten sonra İsrail güçleri, Golan Tepeleri'ndeki askerden arındırılmış tampon bölgeyi ve Suriye topraklarında bir dizi diğer noktayı ele geçirmişti (Bakr Alkasem/AFP)
  • 2/30

    2 Ocak 2025 - Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus kentinde Filistinliler yemek sırasında. Britanyalı sivil toplum kuruluşu Oxfam'ın Gazze yetkilisi, "Gazze'de bir yılı aşkın süredir açlık yaşanıyor. Kanıtlar tartışılmaz" dedi ve "Eğer bu açlık değilse, nedir bilmiyorum" diye ekledi. Öte yandan Gazze'deki basın ofisinin açıklamasına göre 7 Ekim 2023'ten beri İsrail saldırılarında öldürülen insani yardım çalışanı sayısı 736 oldu (Hatem Khaled/Reuters)
  • 3/30

    1 Ocak 2025 - Polis, yeni yılın ilk saatlerinde ABD'nin New Orleans şehrinde kalabalığının arasına dalarak en az 10 kişi ölümüne ve 30 kişinin yaralanmasına yol açan aracın etrafında. FBI, olayın bir terör saldırısı olarak soruşturulduğunu ve saldırganın öldüğünü açıkladı. Aracın sürücüsü, kalabalığın arasına daldıktan sonra ateş açarak polisle çatışmaya girmişti (Matthew Hinton/AFP)
  • 4/30

    1 Aralık 2024 - Havai fişekler Sidney Liman Köprüsü ve Opera Evi'nin üzerindeki gökyüzünü aydınlatıyor. Avustralya, Yeni Zelanda'yla birlikte 2025'e ilk giren ülkelerden biri. Yeni yıla ilk girense Pasifik Okyanusu'ndaki ada ülkesi Kiribati (David Gray/AFP)
  • 5/30

    30 Aralık 2024 - Yer fıstığı çiftçisi olan eski ABD Başkanı Jimmy Carter'ın onuruna ABD'nin Georgia eyaletindeki Plains kentinde dikilen yer fıstığı heykeli. Kâr amacı gütmeyen vakfı yaptığı açıklamada, Georgia kırsalındaki mütevazı geçmişinden 1977'den 1981'e kadar ulusa liderlik eden 100 yaşındaki eski ABD başkanı ve Nobel barış ödüllü Jimmy Carter'ın öldüğünü duyurdu. Bir asrı geride bırakarak en uzun yaşayan ABD Başkanı olan Carter, bir yıldan fazla bir süredir kendi evinde bakım görüyordu. Koltuktaki son günlerini geçiren ABD Başkanı Joe Biden, Carter'ın karakteri, cesareti ve merhametiyle tanınan bir lider olduğunu savunarak "9 Ocak 2025’i ABD genelinde Ulusal Yas Günü ilan ediyorum" dedi (Alex Wroblewski/AFP)
  • 6/30

    29 Aralık 2024 - Güney Kore'nin başkenti Seul'de halk, Muan Havalimanı'nda meydana gelen uçak kazasının yayınını izliyor. Asya ülkesinin güneyindeki havalimanına iniş yapan Boeing 737-800 tipi Jeju Air uçağı bilinmeyen bir nedenle pistten çıkarak duvara çarptı. 175 yolcu ve 6 mürettebat olmak üzere 181 kişinin bulunduğu alev alan uçaktan sadece iki kişi sağ çıktı. Yaralanan iki uçuş görevlisi hastaneye kaldırıldı. Uçağın Tayland'dan kalktığı ve çoğunlukla Noel tatilinden dönenleri taşıdığı bildirildi. Kaza nedeniyle ülkede 7 gün ulusal yas ilan edildi (Jung Yeon-Je/AFP
  • 7/30

    28 Aralık 2024 - İspanya'nın güneydoğusundaki Ibi kasabasında düzenlenen kış festivalinde, askeri kıyafetler giyen katılımcılar belediye binasının dışında un, yumurta ve havai fişekler kullanarak sahte bir darbe gerçekleştiriyor. Un Savaşları Festivali (Els Enfarinats), İspanya'da şakalarla kutlanan geleneksel Masumlar Günü etkinliklerinin bir parçası (Jaime Reina/AFP)
  • 8/30

    27 Aralık 2024 - Güney Kore'nin başkenti Seul'de, Ulusal Meclis Başkanı Woo Won Shik, vekaleten Devlet Başkanı olan Han Duck-soo'nun azledilmesi için düzenlenen genel kurulda konuşuyor. Han Duck-soo, Devlet Başkanı Yoon'un 3 Aralık'taki sıkıyönetim girişimi nedeniyle görevden alınmasının ardından başkanlığı geçici süreliğine devralmıştı. İktidardaki Halkın Gücü Partisi milletvekillerinin protestolarına rağmen Ulusal Meclis'te yapılan oylama sonucunda ülke tarihinde ilk kez bir başkan vekili görevden alındı (Ahn Young-joon/AP)
  • 9/30

    26 Aralık 2024 - Taliban güvenlik personeli, Paktika vilayetinin doğusundaki Barmal ilçesinde Pakistan tarafından düzenlenen hava saldırılarından iki gün sonra hasar görmüş bir aracı inceliyor. Taliban hükümeti 25 Aralık'ta yaptığı açıklamada Pakistan'ın Afganistan'ın doğusundaki bir sınır bölgesinde düzenlediği hava saldırılarında 46 sivilin öldüğünü belirtirken Pakistanlı bir güvenlik yetkilisi bombardımanın "teröristlerin saklandığı yerleri" hedef aldığını söyledi. (Ahmad Sahel Arman/AFP)
  • 10/30

    25 Aralık 2024 - Devlet Acil Durum Servisi'nden bir kurtarma görevlisi, Rusya'nın Harkiv'e yönelik drone saldırısının ardından bir konutta çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski savaştan zarar gören ülkesinin elektrik şebekesine Noel günü 170'den fazla füze ve drone fırlatarak bir kişinin ölümüne ve yaygın elektrik kesintilerine neden olan Rusya'nın "insanlık dışı" saldırısını kınadı. Ülke sabah 5:30'da hava saldırısı alarmıyla uyandı ve kısa süre sonra hava kuvvetleri, Rusya'nın Karadeniz'den Kalibr seyir füzeleri fırlattığını bildirdi (Sergey Bobok/AFP)
  • 11/30

    24 Aralık 2024 - Panama'nın başkenti Panama'da polis ABD Büyükelçiliği önünde düzenlenen protestoda göstericiler tarafından yerleştirilen seçilmiş ABD Başkanı Donald Trump'ın resminin önünde nöbet tutuyor. Panama Cumhurbaşkanı Jose Raul Mulino, Donald Trump'ın insan yapımı su yolunu geri alma tehdidinin ardından 23 Aralık'ta ülkenin eski liderleriyle birlikte imzaladığı bir bildiride Panama Kanalı'nın statüsünün müzakere edilemez olduğunu söyledi. Trump, "Donanmamız ve ticaretimiz çok haksız ve adaletsiz bir şekilde muamele görüyor. Her yerde olduğu gibi Panama Kanalı'nda da kazıklanıyoruz" demiş ve kanalın ABD'ye iade edilebileceğini öne sürmüştü (Arnulfo Franco/AFP)
  • 12/30

    23 Aralık 2024 - Mozambik'te protestocular başkent Maputo'da yanan bir barikatın yanında toplanıyor. Hile iddialarının haftalarca süren ölümcül sokak çatışmalarını tetiklemesinin ardından ülkenin en yüksek mahkemesi, iktidar partisinin tartışmalı ekim seçimindeki zaferini onayladı. Kararın ardından muhalefetin ayaklanma tehdidinde bulunması sonrası Güney Afrika ülkesinde daha fazla şiddet olayının patlak vermesinden endişe ediliyor (Amilton Neves/AFP)
  • 13/30

    22 Aralık 2024 - Filistinliler, İsrail'in Gazze'deki El-Jalaa Caddesi'ne düzenlediği saldırıda isabet alan sivil aracı inceliyor. Gazze Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan son güncellemeye göre, İsrail saldırıları son 24 saatte Gazze Şeridi genelinde en az 32 Filistinlinin ölümüne ve 54 kişinin yaralanmasına yol açtı. İsrail güçleri, kuşatma altındaki Kuzey Gazze'de zorlukla faaliyet gösteren Kamal Adwan Hastanesi'nin içindeki ve yakınındakilere tahliye emri verdikten sonra hastaneye saldırı düzenledi (Omar Al-Qattaa/AFP)
  • 14/30

    21 Aralık 2024 - Dün akşam Almanya'da en az 5 kişinin ölümüne ve 200 kişinin yaralanmasına yol açan saldırının gerçekleştiği Noel pazarının yakınındaki kilisenin girişine çiçekler bırakılıyor. Ölümcül saldırıda bir kişi aracını pazardaki kalabalığın üzerine sürmüştü. Kiliseye çiçek bırakanlardan Almanya Başbakanı Olaf Scholz, ülkenin birlik içinde kalması gerektiğini vurgulayarak failin cezasız kalmayacağına söz verdi. Polis, saldırıdan sorumlu olduğunu düşündüğü 50 yaşındaki Suudi Arabistanlı bir doktoru gözaltına aldı (Michael Probst/AP)
  • 15/30

    20 Aralık 2024 - Tayvan'da ana muhalefetteki Çin Milliyetçi Partisi (Komintang) milletvekilleri (beyaz giyenler) parlamentoya girmeye çalışıyor. Demokratik İlerleme Partisi'nden (DPP) çok sayıda milletvekili, perşembe gecesi parlamentoyu basarak tartışmalı tasarıların geçmesini önlemek için Yasama Yuanı'na girişleri engellemiş ve içeride barikat kurmuştu. Sözkonusu yasa tasarıları arasında seçilmiş yetkililerin görevden alınma koşullarının sıkılaştırılması için planlanan bir değişiklik de yer alıyor (I-Hwa Cheng/AFP)
  • 16/30

    19 Aralık 2024 - Luigi Nicholas Mangione, Pensilvanya'nın Hollidaysburg kentindeki Blair County Adliyesi'nden ayrılıyor. UnitedHealthcare CEO'su Brian Thompson'ı 4 Aralık'ta Manhattan'da bir sokakta vurmakla suçlanan 26 yaşındaki Mangione, geçen hafta Pensilvanya'daki bir McDonald's'ta görüldüğünde sona eren, ülke çapında bir aramayı tetiklemişti. Eski veri mühendisi, cinayetle ilgili suçlamalarla yüzleşmek üzere New York'a iade edilme çabalarıyla mücadele ederken bu eyalette hapiste tutuluyor (Gene J. Puskar/AFP)
  • 17/30

    18 Aralık 2024 - Suriye'de başkent Şam'ın dışındaki Cobar'da bir aile, tahrip olmuş mezarlıkta. Baas rejiminin devrilmesinin ardından Suriye'de toplu mezarlar ve cesetler bulunmaya devam ediyor. Şam'daki Seyyide Zeynep bölgesinde bir depoda aralarında çocukların da olduğu, 20'den fazla kişiye ait olduğu düşünülen ceset kalıntıları bulundu. Öte yandan Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AB'nin Suriye'nin yeniden imarına katkı sağlamaya hazır olduğunu belirtti (Aris Messinis/AFP)
  • 18/30

    17 Aralık 2024 - Gazze Şeridi'ndeki Han Yunus kentinde Filistinli bir kız çocuğu yemek dağıtım merkezinde sıra bekliyor. Gazze Savaşı sürerken, ateşkesin sağlanması ve rehinelerin serbest bırakılmasına dair aylardır süren açmazın ardından İsrail ve Hamas'ın anlaşmaya yakın olabileceği belirtiliyor. İsrail'in Gazze'deki askeri varlığını sürdürmekte ısrar etmesi ve Hamas'ın İsrail askerleri çekilene kadar rehineleri serbest bırakmayı reddetmesi nedeniyle bu yıl defalarca yapılan görüşmeler başarısızlıkla sonuçlanmıştı (Bashar Taleb/AFP)
  • 19/30

    16 Aralık 2024 - Almanya'da Başbakan Olaf Scholz başkanlığındaki hükümet, Federal Meclis'te yapılan güven oylamasını geçemeyerek düştü. Hür Demokrat Parti'nin (FDP) ayrılması sonrasında Sosyal Demokrat Parti (SPD) ve Yeşiller'den oluşan koalisyon hükümeti dağıldı ve erken seçimin yolu açıldı. Almanya 23 Şubat'ta sandık başına gidecek (John Macdougall/AFP)
  • 20/30

    15 Aralık 2024 - Suriye'nin başkenti Şam'da sokaklara dökülen halk, ülkenin yeni yöneticilerinin belirlediği bayrağı açtı. Birleşmiş Milletler Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Suriye'de Beşar Esad rejiminin devrilmesinin ardından ilk kez Şam'a gitti. Pedersen, "Elbette bu değişim kendi başına büyük umutlar oluşturuyor, ancak hepimiz önümüzde hala birçok zorluk olduğunu biliyoruz" diye konuştu. Öte yandan Golan Tepeleri civarındaki tampon bölgeye giren İsrail ordusu, işgali daha ileriye taşıyarak başkent Şam'ın 25 kilometre yakınlarına kadar sokuldu (Amr Abdallah Dalsh/Reuters)
  • 21/30

    14 Aralık 2024 - Güney Kore Ulusal Meclisi Başkanı Woo Won-sik, Seul'daki genel kurulda, Başkan Yoon Suk Yeol'un azledilmesine yönelik önergeyi kabul ederek tokmağı vuruyor. Güney Koreli milletvekilleri, 3 Aralık'taki sıkıyönetim girişiminin ardından Yoon'un görevden alınması için bugün oy kullandı. Yoon, önergenin kabulünden sonra yaptığı açıklamada "Şimdilik ara versem de halkla birlikte geleceğe uzanan yolculuğumu sürdüreceğim" dedi (YONHAP/AFP)
  • 22/30

    13 Aralık 2024 - İtalya'da polis, öğrencilerin Filistinlilere destek ve hükümetin politikalarına karşı eylemi sırasında, Torino Politeknik Üniversitesi'nin önünde nöbet tutuyor. USB ve Cobas sendikalarının düzenlediği eğitim, ulaşım ve kamu sağlığını kapsayan ulusal grev gününde, Reuters'e konuşan bir sendika sözcüsü "Bizim grevimiz savaş ekonomisine ve dolayısıyla hükümetimizin İsrail devletine verdiği desteğe karşı bir grev" dedi. Hükümetin İsrail politikalarının protesto edilmesinin yanı sıra daha yüksek ücretler ve daha kısa çalışma haftası da eylemcilerin talepleri arasında yer alıyor (Marco Bertorello/AFP)
  • 23/30

    12 Aralık 2024 - Donald Trump, Time dergisinin New York Borsası'nda düzenlediği Yılın Kişisi etkinliğinde konuştu. Time, seçilmiş başkanın artık "dünyanın en güçlü adamı" olduğunu belirtti. Dergiden yapılan açıklamada Trump'ın, "tarihi boyutlarda bir geri dönüşe imza attığı, nesilde bir kez görülen siyasi bir yeniden yapılanmaya öncülük ettiği" belirtildi. Trump bu unvanı ilk başkanlık seçim zaferinin ardından 2016 yılında da almıştı (Alex Brandon/AP)
  • 24/30

    11 Aralık 2024 - Gazze Şeridi'nde çocuklar, enkaz yığınlarının arasında su taşıyor. İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik saldırıları 14 aydan fazla süredir devam ederken, son 15 günde 556 Filistinli hayatını kaybetti, 1511 kişi yaralandı (Ömer el-Kette/AFP)
  • 25/30

    10 Aralık 2024 - ABD'nin Kaliforniya eyaletinin Malibu kentinde çıkan yangın büyüyor. Rüzgarın şiddetlendirdiği yangın, Hollywood elitlerinin ikamet ettiği kıyı topluluğundaki evleri ve işyerlerini tehdit ediyor (David Swanson/AFP)
  • 26/30

    9 Aralık 2024 - Suriyeli kurtarma ekipleri Şam'daki Sednaya hapishanesinde gizli bodrum katlarını ararken insanlar hapishanenin çatısında duruyor. Beşar Esad yönetiminin pazar günü düşmesinden beri, yakınlarından haber almayı uman Suriyeli siviller ülkenin en gizli ve en kötü şöhretli hapishanesi Sednaya'ya akın ediyor. İnsan hakları kuruluşlarınca "insan mezbahası" adıyla anılan Sednaya çok sıkı saklanan bir sırdı ve şu ana dek hapishanenin içinden hiç görüntü hiç alınamamıştı (Abdülaziz Ketaz/AFP)
  • 27/30

    8 Aralık 2024 - Suriye'nin başkenti Şam'daki Emevi Camii. Heyetu Tahriru'ş Şam (HTŞ) öncülüğündeki silahlı örgütler başkent Şam'ın kontrolünü ele geçirdi. BM Genel Sekreteri'nin Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, ülkenin bir dönüm noktasında olduğunu söyledi. Suriyeli muhalifler, bugün 16.00'dan yarın 05.00'e kadar Şam'da sokağa çıkma yasağı ilan etti. Kutlama amacıyla da olsa kalabalık meydanlarda ateş açılmaması için çağrı yapıldı (Aref Tammawi/AFP)
  • 28/30

    7 Aralık 2024 - İtfaiyeciler, Hollanda'nın Lahey kentindeki bir mahallede meydana gelen patlamanın etkisiyle yıkılan bir binanın önünde duruyor. Sabah erken saatlerde yaşanan patlamada 5 daire yerle bir oldu. Yetkililer en az bir kişinin hayatını kaybettiğini ve 3 kişinin yaralı olduğunu bildirdi. Enkaz altında kalanların sayısıysa net değil. Patlamanın nedeni henüz bilinmiyor fakat polis olay yerinden hızla ayrılan bir arabayı aradıklarını belirtti (Phil Nijhuis/AP)
  • 29/30

    6 Aralık 2024 - Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol'un görevden alınmasını talep eden protestocular, başkent Seul'deki Ulusal Meclis önünde toplandı. Yoon, hem muhalefetten hem de kendi partisinden aldığı tepkilerle 3 Aralık'taki sıkıyönetim kararından yaklaşık 6 saat sonra geri adım atmak zorunda kalmıştı. Muhalefet partileri, başkanın azledilmesi için önerge verirken sivil toplum kuruluşları da lideri istifaya çağırıyor (Kim Hong-ji/Reuters)
  • 30/30

    5 Aralık 2024 - İsrail'in Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus yakınlarındaki Mevasi kampına hava saldırısı düzenledi. İsrail hava saldırıları çarşamba günü Gazze'nin güneyinde yerlerinden edilmiş Filistinlilerin kaldığı kampı vurdu ve yakındaki bir hastanenin yöneticisine göre en az 21 kişi hayatını kaybetti. Cenevre merkezli sivil toplum kuruluşu Avrupa-Akdeniz İnsani Hakları İzleme Örgütü (Euro-Med), İsrail'in dün düzenlediği saldırıda Filistinlileri "diri diri yaktığını" belirtti (Abdel Kareem Hana/AP)

53 yaşındaki Milei, Kasım 2023'teki seçimleri kazanarak Arjantin'in yeni lideri olmuştu. 

Tüm grevler ve diğer toplumsal eylemlere rağmen kamu harcamalarını büyük ölçüde kısıyor.

Geçen yıl verdiği bir röportajda "serbest piyasa devrimi" gerçekleştirdiğini savunan Milei, "B planı mevcut değil. Duygulara yer yok. 47 milyon kişi bazı yanıtlar bekliyor" ifadelerini kullanmıştı.

Özelleştirme planlarına ilişkin konuşan Arjantin lideri, "İlk neyi satabiliyorsam onu satacağım. Devlet, özel sektörün kaynaklarını zor kullanarak çalan bir makine. Bu nedenle devleti hiçbir şeyin çözümü olarak görmüyorum. Aksine problemin temel kaynaklarından biri" demişti. 

Bu politikalar bütçe açığı, enflasyon ve kamu harcamalarını düşürürken işsizlik ve fakirliğin artışı tepki topluyor.


Independent Türkçe, Washington Post, Telegraph, Reuters

Derleyen: Eren Umurbilir

Dibi gören ülkenin kişi başı kırmızı et tüketimi yine de Türkiye'yi katlıyor
Cuma, Ocak 3, 2025 - 15:45
Main image: 

<p>Eskiden her gün dana eti yiyenler, artık haftada iki-üçe razı olduklarını söylüyor (Reuters)</p>

related nodes: 
Arjantin lideri Milei, BMGK konuşmasını ünlü diziden çalmış
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Arjantin'de kırmızı et krizi: Halk yoksulluktan domuza yöneliyor
copyright Independentturkish: 

"Deniz Sümüğü" Marmara Denizi'ni komaya sokuyor

Marmara Denizi'nin fosseptik gibi kullanılması, küresel ısınma ve mevsimsel değişiklikler, deniz suyunun biyolojik ve kimyasal yapısını önemli ölçüde etkiliyor.

Aşırı miktarda azot (N) ve fosfor (P), kıyı sularında besin kirliliğine katkıda bulunuyor.

Aşırı azot ve fosfor gibi besin maddeleri, sıklıkla ötrofikasyona ve deniz suyunda zararlı alg patlamalarına (HAB) yol açar, anoksik gibi düşük oksijen seviyelerine ve denizlerin asitleşmesine katkıda bulunur.

Sınır değerlerinin üzerinde azot ve fosfor kirliliği denizlerde ölü bölgeler oluşturur.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Denizlerde musilaj oluşumu, çeşitli deniz organizmaları tarafından özel trofik ve mevsimsel koşullar altında üretilen organik maddelerin kümelenmesi olarak tanımlanmıştır.

Musilaj oluşum süreci fitoplanktonların hücre dışı salgılarıyla başlar. Bu salgıların çoğunluğu heteropolisakkaritlerden oluşur.

Deniz tabanına çöken müsilaj, kıyı bölgelerinde ciddi balık ölümlerine, kabuklular, yumuşakçalar, makroalgler, deniz kestaneleri, gorgonlar gibi birçok bentik organizmaları olumsuz etkiler ve deniz dibinden başlayarak yukarı doğru oksijensizliği tetikler. 

Mevcut durumda Marmara Denizi’ne deşarj edilen toplam evsel ve kentsel atıksu debisi 5.853.000 m3/gün’dür (MARAAT, 2021).

Başka bir çalışmada Marmara Denizi'ne deşarj edilen evsel ve kentsel atıksu debisi ise 5.410.000 m3/gündür. 

Kentsel atıksu: Evsel atıksu ya da evsel atıksuyun endüstriyel atıksu ve/veya yağmur suyu ile karışımını ifade eder. 

Marmara havzasında evsel ve kentsel atıksuların yüzde 12,2 klasik biyolojik AAT’lerinde (atıksu arıtma tesisi) arıtılmaktadır.

Buna göre İstanbul, Kocaeli, Balıkesir, Bursa, Yalova, Çanakkale ve Tekirdağ'dan klasik biyolojik AAT’lerinden arıtılmış (Tablo 1) toplamda 234 milyon 905 bin 970 m3/yıl Marmara Denizi'ne deşarj edilmektedir.
 

t1
Tablo 1. Marmara Havzasında klasik AAT sayısı ve toplam deşarjları

 

Marmara Denizi ve Adalar Bölgesi, 04 Kasım 2021 tarih ve 4758 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilmiştir. 

Ve Tarım ve Orman Bakanlığınca (30 Aralık 2021) Marmara Denizi’ndeki kıyı suyu kütleleri hassas kıyı suyu kütlesi olarak ilan edilmiştir.

Hassas alanlar yeşil ile gösterilmiştir. 
 

h1
Harita 1. Marmara Denizi kıyı alanlarında su kütleleri bazında hassas/az hassas su kütlelerinin gösterimi

 

Yeşille gösterilen hassas alanlara deşarj edilen ve edilecek atıksularda;

  •  TP (toplam fosfor): 1 mg/L,
  •  TN (toplam fosfor): 10 mg/L

maksimum olması gerekir.

Ancak Klasik biyolojik AAT’lerinde sadece karbon giderimi yapıldığı için azot ve fosfor kirliliği giderilemez. 

Klasik biyolojik AAT’lerinde arıtılmış atıksuyun çıkış değerleri;  

  • Toplam Azot (TN); 20 mg/L 
  • Toplam Fosfor (TP); 6-7 mg/L'dir. 

Yani klasik biyolojik AAT’leri toplam fosfor (TP) değeri 5,5 (beş buçuk) kat ve toplam azot (TN) iki kat ekstra yüksek konsantrasyonda atıksular Marmara Denizi'ne deşarj edilmektedir.  

Marmara havzasındaki belediyeler, Marmara Denizi'ne klasik biyolojik AAT’lerinden;

  •  Toplam azot miktarı (TN); 2 milyon 349 bin 60 kg/yıl
  •  Toplam fosfor miktarı (TP); 1 milyon 291 bin 983 kg/yıl

fazla toplam azotlu (TN) ve toplam fosforlu (TP)’lu atıksu deşarj edilmektedir.

Sucul ortamda azot ve fosfor kirliliği fitoplanton patlamasını tetiklemektedir. 

2021 yılından 2024 yılına kadar yapılan iyileştirme çalışmaları sonucu fiziksel arıtma oranı yüzde 43,9’dan yüzde 36,1’e düşürülmüşken klasik biyolojik AAT oranı yüzde 5,1’den yüzde 12,2 çıkarılması olumsuz bir gelişmedir.
 

ş1
Şekil 1. Marmara Denizi'ne deşarj edilen fiziksel ve biyolojik AAT’larda iyileşmeler

 

Marmara havzasında ileri biyolojik AAT’da sadece yüzde 0,7 oranında bir iyileşmenin yapılması kirlenmenin devam ettiğinin işaretidir. 

Marmara havzasında klasik biyolojik AAT’lerine son verilmeli ve bu tesislerin tamamı ileri AAT’lerine dönüştürülmelidir.

Bunun için ciddi bir yatırım yapmaya gerek yoktur. Mevcut tesislerde bazı iyileştirme revizyonları yapılarak toplam azot ve toplam fosfor giderimi yapılabilir.

Marmara havzasındaki tüm atıksu arıtma tesisleri için N, P giderim revizyonu yapılmalıdır.

Marmara Denizi'nde balık popülasyonu %25 oranında azalmıştır. 

Akıllı yönetimler çözüm üretir. Kirletme sorunları, çözümleri ve yatırımları öncelikli olarak takibe alınmazsa Marmara Denizi kirlenmeye devam eder.

Marmara Denizi eski kokan Haliç’e dönüşmeden noktasal ve yayılı kaynaklı toplam azot ve toplam fosfor kirlilikleri mutlaka önlenmelidir. 

Marmara Denizi'ne yayılı ve noktasal kaynaklardan toplam azot ve toplam fosfor deşarj edildiği sürece Marmara Denizi'nde sürekli fitoplanton patlaması olur, şartlar uygun olduğunda müsilaj oluşmaya devam eder ve dipten yukarı doğru oksijensizlik yükselmeye devam eder.  Bu durum Marmara Denizi'ni komaya sokar.

Marmara Denizi'nin ilk 25 metresinden sonra çözünmüş oksijen seviyesi 2 mg/L altına düşerek tehlikeli seviyede seyretmektedir. Bu durum Marmara Denizi'nin "koma hali" olarak tanımlanabilir. 

Müsilajın başladığı yıldan beri Marmara Denizi'ne deşarj edilen atıksuların kirlilik yükleri önemli oranda iyileşmemiştir ve kirlenme devam etmektedir.  

Marmara Denizi'ne derin deniz ve klasik biyolojik AAT deşarjları yasaklanmalı ve bu tesislerin ileri biyolojik AAT dönüştürülmesi için takvimlendirme yapılmalı ve takvimlendirme uygulanmalı konmalı. 

Marmara Denizi ölürse Türkiye ekonomisi felç olur.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Prof. Dr. Mustafa Öztürk Independent Türkçe için yazdı
Cumartesi, Kasım 23, 2024 - 10:00
Main image: 
related nodes: 
Marmara Denizi obez... Peki, sebebi ne? (1)
Marmara Denizi obez... Peki, sebebi ne? (2)
Marmara Denizi ölüyor
Label: 
Type: 
SEO Title: 
"Deniz Sümüğü" Marmara Denizi'ni komaya sokuyor
copyright Independentturkish: 

Sessiz katil: KOAH neden küresel düzeyde ilgiyi hak ediyor?

Dünyada 380 milyondan fazla insanı etkilemesine rağmen genellikle ihmal edilen ve bulaşıcı olmayan kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), her yıl üç milyondan fazla insanın sessizce ölmesine neden oluyor.

Dünyadaki ölüm nedenlerinde dördüncü sırada yer alan KOAH, hastalar ve aileler üzerinde yarattığı muazzam etkiye rağmen küresel sağlık konuşmalarında çok fazla yer almasa da artık bu hastalığı görmezden gelemeyiz.

KOAH, nefes almayı zorlaştıran ve öksürük, hırıltılı solunum, nefes darlığı gibi semptomlara neden olan ileri seviye bir akciğer hastalığıdır.

KOAH'ın başlıca iki nedeni vardır. Bunlardan biri tütün kullanımı, diğeri hava kirliliği. Sigara içmek solunum yollarına ve akciğer dokusuna zarar vererek iltihaplanmaya ve hava akışının azalmasına neden olur.

Aynı şekilde araç emisyonları ve endüstriyel dumanlar gibi çevreyi kirleten etkenlere maruz kalmak da zaman içinde akciğer fonksiyonlarını kötüleştirebilir.

Günlük aktiviteleri ve genel yaşam kalitesini etkileyen bu hastalıkla yaşamak hastaları zorlayabiliyor.

Ancak pek çok hasta, hastalığa karşı uygun hayat tarzı değişiklikleri ile rahatlayabilir ve akciğer sağlığını iyileştirebilir.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

KOAH yaygın bir hastalık olmasına rağmen, özellikle sebep olduğu ölümlerin yüzde 85'inin gerçekleştiği düşük ve orta gelirli ülkelerde maliyetsiz olan tedaviye ve bakıma erişimde sorunlar yaşanabiliyor. Bu yüzden bu durum değişmeli.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) olarak, KOAH teşhis ve tedavisinin birinci basamak sağlık sistemlerine entegrasyonunda ilerleme kaydetmemiz bu durumu tersine çevirmek için çok önemli bir adım oldu.

Dünya genelinde, özellikle de yoksul ülkelerdeki pek çok insan için birinci basamak, sağlık sistemi ile tek temas noktası olmaya devam ediyor.

Hükümetler KOAH ile mücadeleyi birinci basamak sağlık sistemlerine ve evrensel sağlık kapsamı paketlerine entegre ettiklerinde, tüm dünyada milyonlarca insanın hayatında anlamlı bir fark yaratabiliriz.

Her geçen gün Dünyanın dört bir yanından daha fazla ülke KOAH'ın yükünü üstleniyor ve ulusal sağlık öncelikleri arasında sıralıyor.


ABD’de ve Kanada'da KOAH’ın yönetimini ve hasta sağlığını iyileştirmeyi amaçlayan kapsamlı tanıtımlar ve halk sağlığı kampanyaları yapılıyor.

İngiltere ve İspanya erken teşhis ve sigara gibi risk faktörlerinin azaltılmasına odaklanıyor.

Öte yandan yüksek bir KOAH yüküne sahip olan Hindistan ve Brezilya, çevresel ve yaşam tarzı faktörlerini ele alarak KOAH'ı daha geniş halk sağlığı stratejilerine dahil etmeye çalışıyor.

Çin, kısa bir süre önce KOAH'ı ulusal temel halk sağlığı hizmetleri programına dahil etti.

Bu karar, yalnızca Çin'de sayıları yaklaşık 100 milyonu bulan KOAH hastalarının bakımına yönelik önemli bir siyasi taahhüttü.

Bazı Afrika ülkelerinde KOAH’a yönelik farkındalık artırılırken bazı ülkelerde KOAH'ı halk sağlığı stratejilerine dahil etmeye başladı.

Güney Afrika, halk sağlığı çerçevesinde KOAH kontrolü de dahil olmak üzere solunum sağlığı konusunda ilerleme kaydediyor.

Bu çabalar, KOAH'ın ele alınması, yaşam kalitesinin iyileştirilmesi ve hastalığın yayılmasının yol açtığı stresin azaltılması konusunda artan küresel kararlılığın bir örneği olurken, farkındalık artmaya devam ettikçe, diğer ülkelerin de KOAH’ın toplumları üzerindeki etkisini en aza indirmek için bu hastalığı ulusal sağlık stratejilerine dahil edeceklerini tahmin ediyoruz.
 

ShapeCreated with Sketch. Fotoğraflarla dünyadan haberler

Hepsini göster 30

Fotoğraflarla dünyadan haberler

  • 1/30

    22 Kasım 2024 - Sırbistan'ın Novi Sad kentindeki bir tren istasyonunun çatısının çökmesiyle 15 kişinin hayatını kaybetmesinden üç hafta sonra, göstericiler Belgrad'ın merkezinde sessiz bir protesto düzenliyor. Tren istasyonundaki büyük beton çatı, 1 Kasım'da aniden çökmüştü. Yetkililer geniş kapsamlı bir soruşturma sözü vermiş ve Sırbistan İnşaat, Ulaşım ve Altyapı Bakanı Goran Vesic istifa etmişti. Eylemciler, ölümcül kazanın sorumlularının tutuklanmasını talep ediyor (Andrej Isakovic/AFP)
  • 2/30

    21 Kasım 2024 - Lübnan'da itfaiye, başkent Beyrut'un güneyindeki Haret Hreik mahallesine İsrail'in düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangınlara müdahale ediyor. İsrail'le Hizbullah arasındaki çatışmalar sürerken bugün Uluslararası Ceza Mahkemesi, Gazze'de savaş suçu işledikleri gerekçesiyle İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında tutuklama kararı çıkardı. (Lahey'deki mahkeme, açıklamasında Hamas lideri Muhammed Deif hakkında da tutuklama emri çıkardığını duyurdu (AFP)
  • 3/30

    20 Kasım 2024 - Yunanistan'da ekonomik koşulların iyileştirilmesi çağrısıyla ülke genelinde işçiler 24 saatlik genel greve gitti. Grev ülke genelinde toplu taşımayı aksattı ve hayatı durma noktasına getirdi. Yunanistan Genel İşçi Konfederasyonu açıklamasında "Fiyatlar ve kiralar fırladı, maaşlarsa düşük kaldı" ifadelerini kullandı (Aris Messinis/AFP)
  • 4/30

    19 Kasım 2024 - Birleşik Krallık'ta çiftçiler başkent Londra'da protesto düzenledi. Sokaklara dökülen binlerce çiftçi, veraset vergisinin değiştirilme planının geri çekilmesi talep etti. Protestocular arasında ünlü Top Gear programının sunucusu Jeremy Clarkson da yer aldı (Ben Stansall/AFP)
  • 5/30

    18 Kasım 2024 - Gazze'nin merkezindeki El-Cela Caddesi caddesinde halk, İsrail saldırısı sonrasında yıkılan evin başında toplanıp enkaz altında kalanları kurtarmaya çalışıyor. Hamas kontrolündeki Gazze'de Sağlık Bakanlığı son 24 saatte İsrail saldırıları sonucunda 76 kişinin öldüğünü ve 158 de yaralı olduğunu açıkladı. İsrail, Lübnan'ın başkenti Beyrut'a da saldırılar düzenledi (Ömer El-Kattaa/AFP)
  • 6/30

    18 Kasım 2024 - Brezilya yerlileri Rio de Janerio'daki G20 zirvesi öncesinde düzenlediği protestoda ABD Başkanı Joe Biden, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Japonya Başbakanı İşiba Şigeru'nun figürlerini suya gömdü. Protesto, dünyanın en zengin ülkelerinin gezegendeki iklim ve biyolojik çeşitlilik sorunlarının çözümüne liderlik etmedikleri söylemiyle düzenlendi (Pablo Porciuncula/AFP)
  • 7/30

    16 Kasım 2024 - Ölen bir kambur balina, Güney Afrika'nın yasama başkenti Cape Town'da Ulusal Deniz Kurtarma Enstitüsü (NSRI) tarafından çekiliyor. Avcılık, geçmişte kambur balina sayısında ciddi bir düşüşe yol açmıştı. ABD, 1973'te tüm kambur balinaları nesli tehlikede kategorisine almıştı. 1985'te ticari balina avcılığına getirilen moratoryum, kambur balina popülasyonunun artışında önemli bir rol oynadı. ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi, halihazırda 14 farklı popülasyonun 4'ünün neslinin tehlikede, birininse tehdit altında olduğunu bildiriyor (Nic Bothma/Reuters)
  • 8/30

    15 Kasım 2024 - Bangkok'ta bir kadın, Loy Krathong festivali sırasında nehir tanrıçasına şükranlarını sunmak için yaprak ve çiçeklerden yapılmış Krathong'u parktaki bir lagüne yerleştiriyor. Festival her yıl, Tayland Ay takviminin 12. ayında, dolunayda kutlanıyor. Ülkedeki en büyük festivallerden biri olan Loy Krathong'da Taylandlılar, su tanrıçasına şükranlarını temsil eden adakları küçük teknelerle yüzdürüyor. Bununla kirlilik veya israf gibi davranışları için af da diliyorlar (Chalinee Thirasupa/Reuters)
  • 9/30

    14 Kasım 2024 - National Geographic Pristine Seas, Pasifik Okyanusu'ndaki Solomon Adaları'nın yakınında keşfedilen dünyanın en büyük mercanının 24 Ekim'de çekilen fotoğrafını bugün paylaştı. Bilim insanları, Pristine Seas araştırma gemisinde çalışırken buldukları mercanın "hayat ve renkle dolu" önemli bir keşif olduğunu söylüyor. Genişliği 34 metre ve 5 metreden daha yüksek olan mercan, uzaydan bile görülebiliyor. Devasa mercanın 300 yıllık olduğu tahmin ediliyor (Manu San Felix/National Geographic Pristine Seas/AFP)
  • 10/30

    13 Kasım 2024 - Fransa'da, Michelin'in Clermont-Ferrand'daki merkezinde düzenlenen eylemde, Genel Emek Konfederasyonu ceketi giyen bir protestocu bir sis bombasının yanından geçiyor. Araç lastiği üreticisi Michelin, 5 Kasım'da 1250'den fazla kişinin çalıştığı iki fabrikasını kapatmayı planladığını açıklamış ve kararın "son çare" olarak alındığını söylemişti. Sadece işten çıkarma planlarından vazgeçilmesini değil, maaş artışının da garanti altına alınmasını talep eden sendikalarla şirket yönetimi arasında henüz bir uzlaşmaya varılamadı (Olivier Chassignole/AFP)
  • 11/30

    12 Kasım 2024 - Bakü'deki Birleşmiş Milletler iklim değişikliği zirvesi COP29'un açılış töreninde dansçılar performans sergiliyor. Bu sene gerçekleştirilen COP’ta ülkelerin enerji politikalarının yanı sıra yeni kolektif finansal hedeflerin belirlenmesi bekleniyor. Zirve, Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de başladı. İklim aktivistleri pazartesi günü Gürcistan'da bir miting organize ederek Azerbaycan'ın iklim görüşmelerine ev sahipliği yapmasını protesto etmişti. Tiflis'te bir araya gelen birçok aktivist, Azerbaycan'ın baskıcı politikaları nedeniyle iklim görüşmelerine ev sahipliği yapmayı hak etmediğini savunmuştu. Greta Thunberg, Azerbaycan'ın zirveyi "işlediği suçları ve insan hakları ihlallerini yeşil aklama yoluyla örtbas etme şansı" gibi gördüğünü ileri sürmüştü (Maxim Shemetov/Reuters)
  • 12/30

    11 Kasım 2024 - Sudan ordusuyla ilişkili silahlı kişileri taşıyan kamyon, ülkenin doğusundaki Gedaref sokaklarında. Sudan'da rakip generaller arasında Nisan 2023'ten beri süren savaş onbinlerce kişinin ölümüne ve 11 milyondan fazlasının da yerinden olmasına yol açtı. Birleşmiş Milletler'e göre yerinden edilenlerden 3,1 milyonu ülke sınırları dışında sığınacak bir yer arıyor (AFP)
  • 13/30

    10 Kasım 2024 - Gazze Şeridi'ndeki Deyr El Balah'ta Filistinliler yemek kuyruğunda. BM Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) Genel Komiseri Philippe Lazzarini, Gazze'nin kuzeyinde kıtlık yaşanabileceğini belirterek, "Açlık İsrail devleti tarafından silah olarak kullanılıyor" dedi. Lazzarini, "Gazze Şeridi'ne girmesine izin verilen yardım yetersiz. Günde ortalama 30 tırın biraz üzerinde ve bu günlük ihtiyacın yalnızca yüzde 6'sına tekabül ediyor" ifadelerini kullandı (Ramadan Abed/Reuters)
  • 14/30

    9 Kasım 2024 - Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, Berlin Duvarı'nın yıkılışının 35. yıldönümünde düzenlenen çiçek bırakma törenine katıldı. Törende Soğuk Savaş döneminde Doğu Berlin'den Batı Berlin'e geçerken hayatını kaybedenler anıldı. Berlin Duvarı'nın yıkılışının yıldönümü kapsamında her yıl canlı müzik, sergiler ve eski duvarın bir ucundan diğerine yapılan koşu da dahil olmak üzere çeşitli etkinlikler gerçekleştiriliyor (Ebrahim Noroozi/AP)
  • 15/30

    8 Kasım 2024 - İspanya'daki atlı sivil muhafızlar, ölümcül afetin ardından ülkenin doğusundaki Valensiya bölgesinde zarar gören araçların yanından geçerek mağdurları arıyor. Ülkede son 50 yılda yaşanan en kötü sel felaketi, 210'dan fazla kişinin ölümüne, onlarca kişinin kaybolmasına ve kasabaların çamur altında kalmasına yol açtı. Sel özellikle Valensiya'da büyük bir yıkıma sebep oldu (Jose Jordan/AFP)
  • 16/30

    7 Kasım 2024 - Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'ye sarılıyor. Avrupa Siyasi Topluluğu'nun 5'inci zirvesi, kıtanın karşı karşıya olduğu güvenlik zorluklarını ele almak amacıyla Macaristan'ın başkenti Budapeşte'de başladı. Zirvede Avrupa Birliği üyesi ülkelerin liderleriyle üye olmayan ülkelerin liderleri bir araya geliyor. Ana gündem maddeleri arasında düzensiz göçle mücadele, ekonomi güvenliği ve iklim de var (Ludovic Marin/AFP)
  • 17/30

    6 Kasım 2024 - 2024 ABD Başkanlık Seçimi'ni kazanan Donald Trump, Florida eyaletindeki West Palm Beach Kongre Merkezi'nde konuşma yaptı. Trump, zafer konuşmasında kendisini destekleyen herkese teşekkür etti ve ekonomik büyüme ve ulusal güvenlik vaatlerinde bulundu. Sandıkların kapanmasıyla birlikte erken sonuçlar, seçim yarışının başa baş gittiğini gösterse de Trump, salıncak eyaletlerde kazanarak zafere ulaştı. Trump, rakibi Demokrat Parti'nin başkan adayı Kamala Harris'ten yaklaşık 5 milyon fazla oy aldı (Jim Watson/AFP)
  • 18/30

    5 Kasım 2024 - ABD'nin New York kentinde seçmenler oy kullanıyor. ABD'de seçim gününe gelindi ve Demokrat Parti'nin adayı Kamal Harris'le Cumhuriyetçi Parti'nin adayı Donald Trump arasındaki yarış haftalardır başa baş ilerliyor. Seçimin sonucunu 7 salıncak eyaletteki oyların belirleyeceği düşünülüyor (Leonardo Munoz/AFP)
  • 19/30

    4 Kasım 2024 - İspanya'nın Valensiya bölgesindeki Alfafar'ın caddelerinde polis memurları sokaklardaki çamurun temizlenmesine yardım ediyor. İspanya'da uzun zamandır görülen en kötü sel felaketinde hayatını kaybedenlerin sayısı 217'ye ulaşırken arama kurtarma çalışmaları hâlâ sürüyor. Yetkililer sokakların temizlenmesinin en az bir hafta süreceğini belirtirken bölgede 17 bin polis, jandarma, asker ve sivil koruma görevlisi çalışıyor (Jose Jordan/AFP)
  • 20/30

    3 Kasım 2024 - Brezilya'daki Formula 1 Sao Paulo Grand Prix'sini Red Bull Racing'in Hollandalı pilotu Max Verstappen kazandı. "Uçan Hollandalı", son derece kaotik geçen yarışa 17. sıradan başlamıştı. İkinci ve üçüncü sırayı Alpine pilotları Esteban Ocon ve Pierre Gasly alırken, pilotlar şampiyonasında Verstappen'le Norris arasındaki fark 62'ye çıktı (Nelson Almeda/AFP)
  • 21/30

    2 Kasım 2024 - Hindistan'ın Mumbai şehrinde, Ölüler Günü'nde mezara çiçek koyan bir kadının drone görüntüsü. Cadılar Bayramı'yla başlayan üç günlük dönemde, Hıristiyanlar ölülerle yaşayanlar arasındaki perdenin kalktığına inanıyor. Hıristiyanlar, Hindistan nüfusunun yalnızca yüzde ikisini oluşturuyor. Geçen ay çeşitli Hıristiyan mezheplerinin liderleri, kendilerine yönelik şiddetteki artışı protesto etmek üzere Yeni Delhi'de eylem düzenlemişti (Francis Mascarenhas/Reuters)
  • 22/30

    1 Kasım 2024 - Afrika penguenleri, Cape Town yakınlarında turistlerin uğrak noktalarından olan penguen kolonisinde, sahilde dinleniyor. Boulders penguen kolonisi 1983'te kurulmuş ve kolonideki kuş sayısı çevredeki ada kolonileri sayesinde artırılmıştı. Dünya Doğayı ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN) yakın zamanda Afrika penguenini, nesli tehlike altında olan türlerden nesli kritik tehlikedeki tür kategorisine taşıdı. Halihazırda popülasyonunun yüzde 97'sini kaybetmiş olan kuşun nesli, bir değişiklik olmadığı takdirde 4 bin günden kısa bir süre içinde tükenebilir (Rodger Bosch/AFP)
  • 23/30

    31 Ekim 2024 - ABD'nin Missouri eyaletindeki St. Charles kentinde bir yurttaş, Cadılar Bayramı'na özel kıyafetiyle oy kullandı. Seçime sayılı günler kala Kamala Harris ve Donald Trump arasındaki yarış başabaş devam ediyor. ABD Başkanı Joe Biden'ın, destekçilerini "çöp" diye nitelemesi üzerine Cumhuriyetçi Parti'nin başkan adayı Trump, çöp kamyonuna bindi. Öte yandan Arnold Schwarzenegger, Kamala Harris'i desteklediğini açıkladı (Robert Cohen/AP)
  • 24/30

    30 Ekim 2024 - İspanya'nın güneyindeki Valensiya'da gerçekleşen sel, arabaları bu hale getirdi. Kurtarma ekipleri, şiddetli yağmurların yol açtığı seller sonucunda 95 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı. Kayıpları arama çalışmalarıysa sürüyor. Valensiya'da 1996'dan bu yana metrekareye en fazla yağışın düştüğü bildirildi. Meydana gelen felaketten dolayı 3 günlük ulusal yas ilan edildiği açıklandı (Jose Jordan/AFP)
  • 25/30

    29 Ekim 2024 - Gazze Şeridi'nin merkezinde Filistinli mültecilerin kaldığı Nuseyrat kampındaki Birleşmiş Milletler Yardım ve Bayındırlık Ajansı'na (UNRWA) ait yardım dağıtım merkezinin kapısındaki açıklıktan bir adam dışarı bakıyor. İsrail, parlamentosunun yıkıma uğramış Gazze Şeridi'ndeki ana BM yardım kuruluşunu yasaklayan bir tasarıyı onaylamasının ardından artan bir uluslararası tepkiyle karşı karşıya kalıyor. 90 gün içinde yürürlüğe girmesi beklenen mevzuatın, UNRWA'nın Doğu Kudüs genel merkezinin kapatılmasına ve Refah üzerinden Gazze'ye insani yardım ulaştırılmasının engellenmesine yol açması öngörülüyor (Eyad Baba/AFP)
  • 26/30

    28 Eylül 2024 - Eski ABD Başkanı Barack Obama, ABD Başkan Yardımcısı ve Demokrat Parti'nin başkan adayı Kamala Harris'in Pensilvanya eyaletinin Philadelphia kentinde düzenlenen mitinginde konuştu. Ayrıca Bruce Springsteen ve John Legend gibi sanatçılar da sahneye çıkıp seyircileri Harris'e oy vermeye ve arkadaşlarıyla ailelerini sandık başına gitmeye teşvik etmeye çağırdı (Matthew Hatcher/AFP)
  • 27/30

    27 Ekim 2024 - Ferrari pilotu Carlos Sainz Jr. Formula 1 Meksika Grand Prix'sinde pitte. İspanyol pilot kariyerindeki 4. F1 zaferini elde ederken, takım arkadaşı Charles Leclerc, son turlarda yaptığı hatayla ikinciliği McLaren'in şampiyonluk mücadelesi veren pilotu Lando Norris'e kaptırıp üçüncülüğe razı oldu. Pilotlar şampiyonasında zirvedeki isim Max Verstappen ise yarış içinde toplamda 20 saniye ceza aldı ve 6. sırada bitirdi (Carlos Perez Gallardo/Reuters)
  • 28/30

    26 Ekim 2024 - Birleşik Krallık'ta göçmen karşıtı protestolardaki bir eylemci, Cumhuriyetçi başkan adayı ve eski ABD Başkanı Donald Trump'ın maskesini takıyor. Eylem İngiltere'nin başkenti Londra'da, ülkedeki aşırı sağcı grupların başında gelen İngiliz Savunma Ligi'nin eski lideri Tommy Robinson'ın çağrısıyla organize edilmişti. Robinson, planladığı yürüyüş öncesi Terörle Mücadele Yasası çerçevesinde suçlanarak dün gözaltına alınmıştı. Irkçılık karşıtları da aşırı sağcılara tepki amacıyla eylem düzenledi. İki grubun karşı karşıya gelmesini engellemek üzere güvenlik önlemleri alındı (Hollie Adams/Reuters)
  • 29/30

    25 Ekim 2024 - Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısı sırasında Kursk bölgesinde Rus askerleriyle girdiği çatışmada hayatını kaybeden Ukraynalı asker Volodimir Baranov için Çernihiv'de düzenlenen cenaze töreninde halk milli marş söylüyor (Maksym Kishka/Reuters)
  • 30/30

    24 Ekim 2024 - Mozambik'in başkenti Maputo'daki Maxaquene mahallesinde protestocular, güvenlik güçleriyle çatıştı. Çevik kuvvet polisi, iki muhalifin vurularak öldürülmesinden günler sonra seçimlere hile karıştırıldığı iddiasıyla eylem düzenleyen kalabalığı dağıtmak için göz yaşartıcı gaz kullandı. Avrupa Birliği gözlemcileri de Mozambik seçimlerinde düzensizlikler ve bazı sandık sonuçlarında oynama olduğunu tespit etmişti (Alfredo Zuniga/AFP)


KOAH’ı önlemek için ülkelerin kullanabileceği başka etkili politika araçları ve kanıta dayalı teknik paketler de bulunuyor.

DSÖ'nun bu hastalıkla ilgili olarak önerdiği altı politikanın uygulanması, özellikle de tütünün etkin bir şekilde vergilendirilmesi ve dumansız hava sahalarının oluşturulması sayesinde, her yıl KOAH'tan kaynaklanan 1 milyondan fazla ölüm önlenebilir.

Bu hastalığın tedavisi aynı zamanda bulaşıcı olmayan hastalıklardan kaynaklanan erken ölümleri üçte bir oranında azaltmaya yönelik Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine ulaşma konusunda ülkeleri destekleyebilecek bazı önlemleri içeren ‘en iyi seçenekler’ politikası olarak da kabul ediliyor.

DSÖ olarak, KOAH teşhis ve tedavisinin birinci basamak sağlık sistemlerine entegrasyonunda ilerleme kaydetmemiz bu durumu tersine çevirmek için çok önemli bir adım oldu.


DSÖ'nun insanları hava kirliliğinden korumaya yönelik stratejilerine öncelik verilmesi de durumun iyileştirilmesine önemli katkı sağlar. Hava kirliliği her yıl 7 milyon kişinin ölümüne neden olurken, solunum yolu hastalıklarını da artırıyor.

DSÖ'nun hava kalitesi standartlarının sıkı bir şekilde uygulanması, temiz enerji kaynaklarının teşvik edilmesi ve toplu taşıma ile bisiklet ve yürüyüş gibi aktif ulaşım seçeneklerine yatırım yapılması yönündeki tavsiyelerinin uygulanmasıyla KOAH yükü önemli ölçüde azaltılabilir ve herkes için daha sağlıklı ortamlar sağlanabilir.

Bugün verdiğimiz mesaj açık:

Diğer bulaşıcı olmayan hastalıklar gibi KOAH da acilen ilgiyi hak ediyor ve ülkelerin liderleri KOAH’ı önlemenin yanı sıra tedavisi ve bakımını herkes için erişilebilir hale getirmeye öncelik vermeliler.


Şimdi KOAH'la mücadele etmek için harekete geçme zamanı.

Bu sessiz katille mücadeleye yönelik tedbirlere öncelik vererek insan hayatını uzatabilir, yaşam kalitesini artırabilir ve dünya genelinde daha sağlıklı toplumlar yaratabiliriz.

Birlikte daha rahat nefes alabiliriz!

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Bu makale Independent Türkçe Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.

Al Majalla

"Diğer bulaşıcı olmayan hastalıklar gibi KOAH da acilen ilgiyi hak ediyor ve ülkelerin liderleri KOAH’ı önlemenin yanı sıra tedavisi ve bakımını herkes için erişilebilir hale getirmeye öncelik vermeliler"
Cumartesi, Kasım 23, 2024 - 09:45
Main image: 

<p>İllüstrasyon:&nbsp;Grace Russell/Al Majalla</p>

related nodes: 
Bilim insanları bir ilke imza attı: KOAH tedavisinde devrim niteliğinde gelişme
Sigarayı bırakmak için bir neden daha: KOAH
KOAH hastalığının kesin tedavisi var mı?
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Sessiz katil: KOAH neden küresel düzeyde ilgiyi hak ediyor?
copyright Independentturkish: 

Mustafa Kemal'in askeri Datçalı Hasan'ın 95 yıllık protez bacağı

Fotoğraflardaki İstiklal Savaşı gazisine ve onun ahşaptan yapılma protez bacağına iyi bakın, çünkü çok etkileyici bir yaşam hikâyesi okuyacaksınız.

Muğla'ya bağlı Datça ilçesinin birbirinden güzel 11 köyü var.

Yunan adaları Kos, Tilos, Rodos, Nisiros ile karşı karşıya olan ve antik kent Knidos yakınlarındaki Sındı da bu köylerden biri.

Bu yazıda, Kurtuluş Savaşı gazisi, Sındı köylü Hasan Uysal'ı anlatacağım.
 

1
Hasan Uysal

 

Hasan, Mustafa Kemal'in askeridir.

Yeniden kurulan orduya asker olarak alındığında evli ve 1 çocuk babasıdır.

Büyük Taarruz'da (26 Ağustos 1922) 2 şarapnel parçasının isabet ettiği Hasan ağır yaralanır.

Sağ bacağı dizinden, sol bacağı ise ayak bileğinden kesilir.

Yaralanan askerler için Afyon Dinar'da kurulan seyyar hastanede bir süre kalır.

Ardından diğer yaralılarla birlikte getirildiği İzmir Hastanesinde tedavisi devam eder.

Ordu, askerlik görevine devam edemeyecek olan yaralıları memleketlerine göndermek üzere ekipler kurmuştur.

Hasan Uysal da önce trenle İzmir'den Aydın'a, buradan Muğla'ya, sonrasında da Marmaris'e kadar at arabası ve katırla getirilir.

O dönemde Marmaris'ten Datça'ya yol yoktur.

Bir sıhhiye askeri, Hasan'ı katır sırtında Sındı köyüne kadar ulaştırıp, ailesine teslim eder.

Yere indirildiğinde emekleyerek ilerlemeye çalışan Hasan'ın halini gören karısı çok korkar.

Kocasını istemediğini söyler ve baba evine döner.

Hasan'ın lakabı Topal Hasan olmuştur.

Köyün büyükleri yaklaşık 1,5 yıl ailesiyle yaşayan Hasan'ın bu durumuna sonunda bir çare bulurlar.

Komşu köy Mesudiye'nin önde gelenlerinden Abdullah ağa ile görüşmek üzere bir heyet oluşturulur.

Bu dönemde mübadele olmuş, bölgedeki Yunanlar (hep hatalı bir ifadeyle Rum denilir) Yunanistan'a gönderilmiş, Türkler ise Türkiye'ye gelmiştir.

Mesudiye'de ilginç bir durum vardır.

Abdullah Ağa, 2 Yunan kız kardeşi evlat edindiği için onlar köyde kalmıştır.

Sındı köyden Abdullah ağayı ziyarete gelenler ona Hasan'ı anlatılar ve evlatlık kızlarından birini isterler.

Topal Hasan'ın durumunu bilen ve ona yardımcı olmak isteyen ağa, büyük kız Heleni'yi vermeyi kabul eder.

Hasan'ın halinden rahatsız olmayan Heleni de Sındı'ya gelin gelir.

Bir süre sonra da kız kardeşi Yazı Köyüne gelin gider.

Cumhuriyetin ilanından 3-4 yıl sonra ordu, Topal Hasan'ın durumunda olan askerlere yardım için harekete geçmiştir.

Kayıtlar üzerinden Hasan'a da ulaşırlar ve onu Muğla'ya götürürler.

Burada Hasan'ın hayatını değiştirecek bir gelişmenin ilk adımı atılır.

Bacak ve ayak protezleri için kontroller yapılır, ölçüler alınır.

Hasan köyüne döner.

Birkaç ay sonra tekrar Muğla'ya götürülen Hasan'ın bacağına ahşap protezi takılır.

Kesik ayağına ise yine ahşaptan ayakkabı benzeri bir protez verilir.

Hasan köye döndüğünde çok yeni bir hayat başlayacaktır.

Yunan eşi Heleni ile bir yel değirmeni kurarlar.

İşler iyi gitmektedir ve yokluk çektikleri günler geride kalmış, maddi durumları düzelmiştir. 

Hasan'ın yeni yaşamını gören eski eşi, ailesinin de teşvikiyle eve geri dönmek ister.

Ama Hasan, bunun için Heleni'nin rızasının alınmasını ister.

Heleni ise ayrı evlerde yaşamaları şartıyla bu durumu kabul eder.

Böylece yeni bir düzen kurulur.

Hasan'ın Türk karısından 4'ü kız 3'ü erkek 7 çocuğu olur.

Yunan eşi Heleni'den ise 3'ü kız 2'si erkek 5 çocuğu olur.

Hayatın cilvesi olsa gerek, savaştan dönüşünde bacağı ve ayağı kesik olduğu için Hasan'ı bırakıp giden ilk eşi felç geçirir ve bir daha yürüyemez.

Ama Hasan hasta karısına iyi bakılması için elinden geleni yapar.

Evde sıkılmasın diye eşinin her sabah dışarı çıkarılıp, değirmenin karşısındaki ağacın dibine oturtulmasını sağlar.

Kızlarından birine de "Evlenmeyeceksin ve annene bakacaksın" der.

Bu arada, Yunan eşi Heleni ise Müslüman olmuş, namaz kılmakta, oruç tutmaktadır.

Adı Fatma olan Heleni'ye köyde herkes ‘Dönme Nine' demektedir.

Bazı kişiler onun Topal Hasan'dan çekindiği için Müslüman olduğunu söylemektedir.

Oysa gerçek farklıdır.

Hasan Uysal 1974 yılında vefat etmiştir.

Fatma ise eşinin ölümünün ardından hayatını kaybettiği 1987'ye kadar namazını kılmaya, orucunu tutmaya devam etmiştir.

Dönme Nine, dağlardan topladığı otlarla, başta Arap eli mantarı olmak üzere mantar çeşitleriyle çok lezzetli yemekler yapmasıyla da tanınan, sadece Sındı'da değil çevre köylerde de sevilen bir kadındır.

Torunlarını korumak için babalarının önüne geçip, "Kuzum ona vurma bana vur" demesiyle hafızalarda yer edinmiş bir insandır.

Topal Hasan ve Yunan eşi Heleni'nin kurduğu yel değirmeni uzun yıllardır çalışmıyor, ama hala ayakta duruyor.
 

2

 

Unutmadan, 2 ayağı da kesik İstiklal Savaşı Gazisi Hasan Uysal, yaşadığı sürece tek bir ağacın kesilmesine izin vermediğini de hatırlatalım.

Topal Hasan'ın torunu, Datça'nın tanınmış esnaflarından Sedat Uysal ise İstiklal Savaşı Gazisi dedesinin ahşaptan protez bacağını günümüzde de Sındı köyündeki baba evinde gözü gibi koruyor.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Gürbüz Evren Independent Türkçe için yazdı
Cumartesi, Kasım 23, 2024 - 09:00
Main image: 

<p>Kolaj:&nbsp;Independent Türkçe</p>

Type: 
SEO Title: 
Mustafa Kemal'in askeri Datçalı Hasan'ın 95 yıllık protez bacağı
copyright Independentturkish: 

Faşizmin yeni yüzleri

ABD seçimlerini Cumhuriyetçiler kazandı ve bu en çok İsrail'i sevindirdi.

Zira Cumhuriyetçilerin tabanını teşkil eden Evanjelikler, Hıristiyan Siyonizm'inin de temsilcileri.

Protestanlığa dayanan bu kitle, çalışma ve kazanma hırslarıyla kapitalizmin endüstriyel yönünü benimserken, finans kapitalizmi temsil eden Yahudi sermayesi de büyük ölçüde ABD'deki finans sektörüne egemen.

Doğal olarak bu egemenlik birçok sektörü de etkilemekte. 

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Hıristiyan Siyonizm'inin bir başka veçhesi ise Yahudi halkının Filistin'e yerleştirilmesi ve burada "Tanrı'yı kıyamete zorlayacak" olan bir büyük savaşın çıkarılmasıyla İsa'nın yeryüzüne gelmesini sağlama inancı.

Öyle ki daha Thedor Herzl bu amaçla Abdülhamid'e müracaat etmeden ve Filistin'e gitmeden önce İngiliz Protestanları Yahudi halkının Filistin'e göçüne dair girişimleri başlatmıştı.

150 yıllık Siyonist tahayyül, topraksız bir halk olan Yahudileri, halksız bir toprak olarak tanımladığı Filistin'e yerleştirmek için Filistin halkını topraksızlaştırmaya dayanan bir terörü uygulamayı tüm dünyanın gözü önünde ve her şeye rağmen ısrarla sürdürdü ve hâlâ da sürdürmekte.

Bunun için başlangıçta İngiliz Protestanlarının desteğini aldığı gibi şimdi de ABD'nin desteğiyle Filistin halkına karşı uyguladığı bu acımasız soykırıma devam etmekte. 

Kapitalizmle olan bu simbiyotik ilişkisiyle İsrail, sömürgeciliğin bölgedeki avatarı; yani sömürgecilik sonrası (postkolonyal) dünyada sömürgeciliği fiilen sürdüren bir yerleşimci sömürgeci.

Sadece sömürgeci olmakla kalmayıp, yüzyıllar önce İspanya'dan kovulan Yahudilerin bu kez de Avrupa'dan kovulması sürecinde oluşan trajik durumun yarattığı bir meşruiyetin şemsiyesi altında şımartılan faşizmin de yeni yüzü.

Bu soykırımcı tutum ise özünde Siyonizm'in tahayyülü meselesi olmayı aşan bir ABD politikalarının uygulanması ve çıkarlarının savunulması meselesidir.

Zira ABD günümüzün küresel gücü ve dünya üzerindeki uzun vadeli planlarını da stratejik ortaklarıyla beraber sürdürmekte.

Bunlardan en önemlisi ise İsrail. Zira onun varlığı Arap dünyasını hizaya soktuğu gibi ABD çıkarları açısından bölgedeki potansiyel tehdit olan İran'ı da dengelemekte. 

ABD açısından asıl sorun ise Rusya ve Çin'in örgütlemeye çalıştığı karşı küresel hamle (BRICS) ve bunun kendisi açısından ulaşabileceği muhtemel tehdidin önlenmesi.

Bunun içinse ABD bir taraftan Avrupa'yı sıkıştırarak bu oluşumun dışında tutmaya çalışırken, öte yandan da kendisine bu stratejide yardımcı olacak küresel ortaklar aramakta. 

ABD siyasetinin CIA ve Pentagon gibi kurumsal yapılar tarafından belirlendiği ve bunun seçilmiş başkanların inisiyatifinin dışındaki daha derin bir stratejik çerçevede yürütüldüğü malum.

Dolayısıyla da ABD'nin küresel egemenliği için temel koşul gibi olan Batı dünyası ile Doğu dünyası arasında bir çatlak ve hatta yarık açma planı sadece günümüze özgü bir strateji değil.

Hatta bu stratejinin parçaları olan Suriye'nin zayıflatılması, dahası parçalanması, Rusya'nın Ukrayna yoluyla sıkıştırılması gibi girişimler yıllarca önce başlatılmış girişimlerdi. İsrail'in desteklenmesi ise ABD'nin İkinci Dünya Savaşı akabinde İngiltere'den devraldığı kapitalizmin küresel stratejisinin bir parçası.  

Cumhuriyetçiler Protestan muhafazakârlığının, dolayısıyla da Siyonizm'in etkisi altında bulunduğu için, nasıl ki ilk dönem Trump iktidarında Kudüs İsrail'in başkenti ilan edildiyse, bu kez de Filistin topraklarının işgali ve dolayısıyla da ilhakı gibi daha ileri adımlar atılması düşünülüyor ki, Katar'ın Hamas'ı ülkesinden çıkarma gayretinde de ifadesini bulduğu gibi Arap dünyasının bu girişimi sessizlikle karşılayacağı ortada.

Araplar bu girişimle Hamas ve hatta Filistin gibi bir dertten kurtulacaklarını düşünseler de İsrail'in ve ardındaki güç olan ABD'nin o noktada durmayacağı da belli.

ABD için şu anda görünürdeki en büyük risk Çin'in sürdüğü teknolojik atak olsa da, stratejik açıdan en önemli sorun Rusya ile Avrupa ülkeleri arasındaki yakınlaşma ihtimali.

Öyle ki Rusya-Avrupa doğalgaz hattı projesi bu nedenle sabote edildi ve Ukrayna savaşı da bu nedenle çıkarıldı.

Bu amaçla bir yandan İslam dünyasını bloke etmek için İsrail etkeni güçlendirilirken, öte yandan Avrupa ile Rusya, yani Doğu ile Batı arasında kapatılması güç bir mesafe (uzlaşmazlık) oluşturulmaya çalışılmakta. 

Bu stratejinin bir parçası olarak bir yandan Suriye'nin etkisizleştirilmesi, öte yandan YPG üzerinden Türkiye'nin de baskılandığı bir girişimi önleyebilmek için Türkiye, oldukça geç ve oldukça tutarsızlıklarla dolu bir biçimde yeni bir barış süreci başlatsa da, tarihin akılsızlıkları affetmeyeceği de ortada.

Çözümü çok da zor olmadığı halde ve daha önce buna dair bir girişim başlatıldığı halde akim bırakılan bu girişim yine aptalca politik hesaplarla bir sonuca vardırılamayacak gibi. 

Kürt kelimesini kullanmayı bile zül sayan bu aptallığın Pentagon'un stratejik aklıyla baş etmesi mümkün mü? Olup olacağı ise sorunun yine Kürtlerin suçlandığı bir az hasar'la geçiştirilmeye çalışılmasıdır.

Çağın gerçekliğini ve dünyanın nereye doğru aktığını fark edemeyen bu aymazlığın seçeneklerinden birisi de zaten ABD üsleriyle dolu yurdunu ABD stratejik ortaklığının bir parçası haline getirmektir ki bunun yol açacağı felaket de ortada. 
 

ShapeCreated with Sketch. Fotoğraflarla dünyadan haberler

Hepsini göster 30

Fotoğraflarla dünyadan haberler

  • 1/30

    22 Kasım 2024 - Sırbistan'ın Novi Sad kentindeki bir tren istasyonunun çatısının çökmesiyle 15 kişinin hayatını kaybetmesinden üç hafta sonra, göstericiler Belgrad'ın merkezinde sessiz bir protesto düzenliyor. Tren istasyonundaki büyük beton çatı, 1 Kasım'da aniden çökmüştü. Yetkililer geniş kapsamlı bir soruşturma sözü vermiş ve Sırbistan İnşaat, Ulaşım ve Altyapı Bakanı Goran Vesic istifa etmişti. Eylemciler, ölümcül kazanın sorumlularının tutuklanmasını talep ediyor (Andrej Isakovic/AFP)
  • 2/30

    21 Kasım 2024 - Lübnan'da itfaiye, başkent Beyrut'un güneyindeki Haret Hreik mahallesine İsrail'in düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangınlara müdahale ediyor. İsrail'le Hizbullah arasındaki çatışmalar sürerken bugün Uluslararası Ceza Mahkemesi, Gazze'de savaş suçu işledikleri gerekçesiyle İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında tutuklama kararı çıkardı. (Lahey'deki mahkeme, açıklamasında Hamas lideri Muhammed Deif hakkında da tutuklama emri çıkardığını duyurdu (AFP)
  • 3/30

    20 Kasım 2024 - Yunanistan'da ekonomik koşulların iyileştirilmesi çağrısıyla ülke genelinde işçiler 24 saatlik genel greve gitti. Grev ülke genelinde toplu taşımayı aksattı ve hayatı durma noktasına getirdi. Yunanistan Genel İşçi Konfederasyonu açıklamasında "Fiyatlar ve kiralar fırladı, maaşlarsa düşük kaldı" ifadelerini kullandı (Aris Messinis/AFP)
  • 4/30

    19 Kasım 2024 - Birleşik Krallık'ta çiftçiler başkent Londra'da protesto düzenledi. Sokaklara dökülen binlerce çiftçi, veraset vergisinin değiştirilme planının geri çekilmesi talep etti. Protestocular arasında ünlü Top Gear programının sunucusu Jeremy Clarkson da yer aldı (Ben Stansall/AFP)
  • 5/30

    18 Kasım 2024 - Gazze'nin merkezindeki El-Cela Caddesi caddesinde halk, İsrail saldırısı sonrasında yıkılan evin başında toplanıp enkaz altında kalanları kurtarmaya çalışıyor. Hamas kontrolündeki Gazze'de Sağlık Bakanlığı son 24 saatte İsrail saldırıları sonucunda 76 kişinin öldüğünü ve 158 de yaralı olduğunu açıkladı. İsrail, Lübnan'ın başkenti Beyrut'a da saldırılar düzenledi (Ömer El-Kattaa/AFP)
  • 6/30

    18 Kasım 2024 - Brezilya yerlileri Rio de Janerio'daki G20 zirvesi öncesinde düzenlediği protestoda ABD Başkanı Joe Biden, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Japonya Başbakanı İşiba Şigeru'nun figürlerini suya gömdü. Protesto, dünyanın en zengin ülkelerinin gezegendeki iklim ve biyolojik çeşitlilik sorunlarının çözümüne liderlik etmedikleri söylemiyle düzenlendi (Pablo Porciuncula/AFP)
  • 7/30

    16 Kasım 2024 - Ölen bir kambur balina, Güney Afrika'nın yasama başkenti Cape Town'da Ulusal Deniz Kurtarma Enstitüsü (NSRI) tarafından çekiliyor. Avcılık, geçmişte kambur balina sayısında ciddi bir düşüşe yol açmıştı. ABD, 1973'te tüm kambur balinaları nesli tehlikede kategorisine almıştı. 1985'te ticari balina avcılığına getirilen moratoryum, kambur balina popülasyonunun artışında önemli bir rol oynadı. ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi, halihazırda 14 farklı popülasyonun 4'ünün neslinin tehlikede, birininse tehdit altında olduğunu bildiriyor (Nic Bothma/Reuters)
  • 8/30

    15 Kasım 2024 - Bangkok'ta bir kadın, Loy Krathong festivali sırasında nehir tanrıçasına şükranlarını sunmak için yaprak ve çiçeklerden yapılmış Krathong'u parktaki bir lagüne yerleştiriyor. Festival her yıl, Tayland Ay takviminin 12. ayında, dolunayda kutlanıyor. Ülkedeki en büyük festivallerden biri olan Loy Krathong'da Taylandlılar, su tanrıçasına şükranlarını temsil eden adakları küçük teknelerle yüzdürüyor. Bununla kirlilik veya israf gibi davranışları için af da diliyorlar (Chalinee Thirasupa/Reuters)
  • 9/30

    14 Kasım 2024 - National Geographic Pristine Seas, Pasifik Okyanusu'ndaki Solomon Adaları'nın yakınında keşfedilen dünyanın en büyük mercanının 24 Ekim'de çekilen fotoğrafını bugün paylaştı. Bilim insanları, Pristine Seas araştırma gemisinde çalışırken buldukları mercanın "hayat ve renkle dolu" önemli bir keşif olduğunu söylüyor. Genişliği 34 metre ve 5 metreden daha yüksek olan mercan, uzaydan bile görülebiliyor. Devasa mercanın 300 yıllık olduğu tahmin ediliyor (Manu San Felix/National Geographic Pristine Seas/AFP)
  • 10/30

    13 Kasım 2024 - Fransa'da, Michelin'in Clermont-Ferrand'daki merkezinde düzenlenen eylemde, Genel Emek Konfederasyonu ceketi giyen bir protestocu bir sis bombasının yanından geçiyor. Araç lastiği üreticisi Michelin, 5 Kasım'da 1250'den fazla kişinin çalıştığı iki fabrikasını kapatmayı planladığını açıklamış ve kararın "son çare" olarak alındığını söylemişti. Sadece işten çıkarma planlarından vazgeçilmesini değil, maaş artışının da garanti altına alınmasını talep eden sendikalarla şirket yönetimi arasında henüz bir uzlaşmaya varılamadı (Olivier Chassignole/AFP)
  • 11/30

    12 Kasım 2024 - Bakü'deki Birleşmiş Milletler iklim değişikliği zirvesi COP29'un açılış töreninde dansçılar performans sergiliyor. Bu sene gerçekleştirilen COP’ta ülkelerin enerji politikalarının yanı sıra yeni kolektif finansal hedeflerin belirlenmesi bekleniyor. Zirve, Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de başladı. İklim aktivistleri pazartesi günü Gürcistan'da bir miting organize ederek Azerbaycan'ın iklim görüşmelerine ev sahipliği yapmasını protesto etmişti. Tiflis'te bir araya gelen birçok aktivist, Azerbaycan'ın baskıcı politikaları nedeniyle iklim görüşmelerine ev sahipliği yapmayı hak etmediğini savunmuştu. Greta Thunberg, Azerbaycan'ın zirveyi "işlediği suçları ve insan hakları ihlallerini yeşil aklama yoluyla örtbas etme şansı" gibi gördüğünü ileri sürmüştü (Maxim Shemetov/Reuters)
  • 12/30

    11 Kasım 2024 - Sudan ordusuyla ilişkili silahlı kişileri taşıyan kamyon, ülkenin doğusundaki Gedaref sokaklarında. Sudan'da rakip generaller arasında Nisan 2023'ten beri süren savaş onbinlerce kişinin ölümüne ve 11 milyondan fazlasının da yerinden olmasına yol açtı. Birleşmiş Milletler'e göre yerinden edilenlerden 3,1 milyonu ülke sınırları dışında sığınacak bir yer arıyor (AFP)
  • 13/30

    10 Kasım 2024 - Gazze Şeridi'ndeki Deyr El Balah'ta Filistinliler yemek kuyruğunda. BM Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) Genel Komiseri Philippe Lazzarini, Gazze'nin kuzeyinde kıtlık yaşanabileceğini belirterek, "Açlık İsrail devleti tarafından silah olarak kullanılıyor" dedi. Lazzarini, "Gazze Şeridi'ne girmesine izin verilen yardım yetersiz. Günde ortalama 30 tırın biraz üzerinde ve bu günlük ihtiyacın yalnızca yüzde 6'sına tekabül ediyor" ifadelerini kullandı (Ramadan Abed/Reuters)
  • 14/30

    9 Kasım 2024 - Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, Berlin Duvarı'nın yıkılışının 35. yıldönümünde düzenlenen çiçek bırakma törenine katıldı. Törende Soğuk Savaş döneminde Doğu Berlin'den Batı Berlin'e geçerken hayatını kaybedenler anıldı. Berlin Duvarı'nın yıkılışının yıldönümü kapsamında her yıl canlı müzik, sergiler ve eski duvarın bir ucundan diğerine yapılan koşu da dahil olmak üzere çeşitli etkinlikler gerçekleştiriliyor (Ebrahim Noroozi/AP)
  • 15/30

    8 Kasım 2024 - İspanya'daki atlı sivil muhafızlar, ölümcül afetin ardından ülkenin doğusundaki Valensiya bölgesinde zarar gören araçların yanından geçerek mağdurları arıyor. Ülkede son 50 yılda yaşanan en kötü sel felaketi, 210'dan fazla kişinin ölümüne, onlarca kişinin kaybolmasına ve kasabaların çamur altında kalmasına yol açtı. Sel özellikle Valensiya'da büyük bir yıkıma sebep oldu (Jose Jordan/AFP)
  • 16/30

    7 Kasım 2024 - Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'ye sarılıyor. Avrupa Siyasi Topluluğu'nun 5'inci zirvesi, kıtanın karşı karşıya olduğu güvenlik zorluklarını ele almak amacıyla Macaristan'ın başkenti Budapeşte'de başladı. Zirvede Avrupa Birliği üyesi ülkelerin liderleriyle üye olmayan ülkelerin liderleri bir araya geliyor. Ana gündem maddeleri arasında düzensiz göçle mücadele, ekonomi güvenliği ve iklim de var (Ludovic Marin/AFP)
  • 17/30

    6 Kasım 2024 - 2024 ABD Başkanlık Seçimi'ni kazanan Donald Trump, Florida eyaletindeki West Palm Beach Kongre Merkezi'nde konuşma yaptı. Trump, zafer konuşmasında kendisini destekleyen herkese teşekkür etti ve ekonomik büyüme ve ulusal güvenlik vaatlerinde bulundu. Sandıkların kapanmasıyla birlikte erken sonuçlar, seçim yarışının başa baş gittiğini gösterse de Trump, salıncak eyaletlerde kazanarak zafere ulaştı. Trump, rakibi Demokrat Parti'nin başkan adayı Kamala Harris'ten yaklaşık 5 milyon fazla oy aldı (Jim Watson/AFP)
  • 18/30

    5 Kasım 2024 - ABD'nin New York kentinde seçmenler oy kullanıyor. ABD'de seçim gününe gelindi ve Demokrat Parti'nin adayı Kamal Harris'le Cumhuriyetçi Parti'nin adayı Donald Trump arasındaki yarış haftalardır başa baş ilerliyor. Seçimin sonucunu 7 salıncak eyaletteki oyların belirleyeceği düşünülüyor (Leonardo Munoz/AFP)
  • 19/30

    4 Kasım 2024 - İspanya'nın Valensiya bölgesindeki Alfafar'ın caddelerinde polis memurları sokaklardaki çamurun temizlenmesine yardım ediyor. İspanya'da uzun zamandır görülen en kötü sel felaketinde hayatını kaybedenlerin sayısı 217'ye ulaşırken arama kurtarma çalışmaları hâlâ sürüyor. Yetkililer sokakların temizlenmesinin en az bir hafta süreceğini belirtirken bölgede 17 bin polis, jandarma, asker ve sivil koruma görevlisi çalışıyor (Jose Jordan/AFP)
  • 20/30

    3 Kasım 2024 - Brezilya'daki Formula 1 Sao Paulo Grand Prix'sini Red Bull Racing'in Hollandalı pilotu Max Verstappen kazandı. "Uçan Hollandalı", son derece kaotik geçen yarışa 17. sıradan başlamıştı. İkinci ve üçüncü sırayı Alpine pilotları Esteban Ocon ve Pierre Gasly alırken, pilotlar şampiyonasında Verstappen'le Norris arasındaki fark 62'ye çıktı (Nelson Almeda/AFP)
  • 21/30

    2 Kasım 2024 - Hindistan'ın Mumbai şehrinde, Ölüler Günü'nde mezara çiçek koyan bir kadının drone görüntüsü. Cadılar Bayramı'yla başlayan üç günlük dönemde, Hıristiyanlar ölülerle yaşayanlar arasındaki perdenin kalktığına inanıyor. Hıristiyanlar, Hindistan nüfusunun yalnızca yüzde ikisini oluşturuyor. Geçen ay çeşitli Hıristiyan mezheplerinin liderleri, kendilerine yönelik şiddetteki artışı protesto etmek üzere Yeni Delhi'de eylem düzenlemişti (Francis Mascarenhas/Reuters)
  • 22/30

    1 Kasım 2024 - Afrika penguenleri, Cape Town yakınlarında turistlerin uğrak noktalarından olan penguen kolonisinde, sahilde dinleniyor. Boulders penguen kolonisi 1983'te kurulmuş ve kolonideki kuş sayısı çevredeki ada kolonileri sayesinde artırılmıştı. Dünya Doğayı ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN) yakın zamanda Afrika penguenini, nesli tehlike altında olan türlerden nesli kritik tehlikedeki tür kategorisine taşıdı. Halihazırda popülasyonunun yüzde 97'sini kaybetmiş olan kuşun nesli, bir değişiklik olmadığı takdirde 4 bin günden kısa bir süre içinde tükenebilir (Rodger Bosch/AFP)
  • 23/30

    31 Ekim 2024 - ABD'nin Missouri eyaletindeki St. Charles kentinde bir yurttaş, Cadılar Bayramı'na özel kıyafetiyle oy kullandı. Seçime sayılı günler kala Kamala Harris ve Donald Trump arasındaki yarış başabaş devam ediyor. ABD Başkanı Joe Biden'ın, destekçilerini "çöp" diye nitelemesi üzerine Cumhuriyetçi Parti'nin başkan adayı Trump, çöp kamyonuna bindi. Öte yandan Arnold Schwarzenegger, Kamala Harris'i desteklediğini açıkladı (Robert Cohen/AP)
  • 24/30

    30 Ekim 2024 - İspanya'nın güneyindeki Valensiya'da gerçekleşen sel, arabaları bu hale getirdi. Kurtarma ekipleri, şiddetli yağmurların yol açtığı seller sonucunda 95 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı. Kayıpları arama çalışmalarıysa sürüyor. Valensiya'da 1996'dan bu yana metrekareye en fazla yağışın düştüğü bildirildi. Meydana gelen felaketten dolayı 3 günlük ulusal yas ilan edildiği açıklandı (Jose Jordan/AFP)
  • 25/30

    29 Ekim 2024 - Gazze Şeridi'nin merkezinde Filistinli mültecilerin kaldığı Nuseyrat kampındaki Birleşmiş Milletler Yardım ve Bayındırlık Ajansı'na (UNRWA) ait yardım dağıtım merkezinin kapısındaki açıklıktan bir adam dışarı bakıyor. İsrail, parlamentosunun yıkıma uğramış Gazze Şeridi'ndeki ana BM yardım kuruluşunu yasaklayan bir tasarıyı onaylamasının ardından artan bir uluslararası tepkiyle karşı karşıya kalıyor. 90 gün içinde yürürlüğe girmesi beklenen mevzuatın, UNRWA'nın Doğu Kudüs genel merkezinin kapatılmasına ve Refah üzerinden Gazze'ye insani yardım ulaştırılmasının engellenmesine yol açması öngörülüyor (Eyad Baba/AFP)
  • 26/30

    28 Eylül 2024 - Eski ABD Başkanı Barack Obama, ABD Başkan Yardımcısı ve Demokrat Parti'nin başkan adayı Kamala Harris'in Pensilvanya eyaletinin Philadelphia kentinde düzenlenen mitinginde konuştu. Ayrıca Bruce Springsteen ve John Legend gibi sanatçılar da sahneye çıkıp seyircileri Harris'e oy vermeye ve arkadaşlarıyla ailelerini sandık başına gitmeye teşvik etmeye çağırdı (Matthew Hatcher/AFP)
  • 27/30

    27 Ekim 2024 - Ferrari pilotu Carlos Sainz Jr. Formula 1 Meksika Grand Prix'sinde pitte. İspanyol pilot kariyerindeki 4. F1 zaferini elde ederken, takım arkadaşı Charles Leclerc, son turlarda yaptığı hatayla ikinciliği McLaren'in şampiyonluk mücadelesi veren pilotu Lando Norris'e kaptırıp üçüncülüğe razı oldu. Pilotlar şampiyonasında zirvedeki isim Max Verstappen ise yarış içinde toplamda 20 saniye ceza aldı ve 6. sırada bitirdi (Carlos Perez Gallardo/Reuters)
  • 28/30

    26 Ekim 2024 - Birleşik Krallık'ta göçmen karşıtı protestolardaki bir eylemci, Cumhuriyetçi başkan adayı ve eski ABD Başkanı Donald Trump'ın maskesini takıyor. Eylem İngiltere'nin başkenti Londra'da, ülkedeki aşırı sağcı grupların başında gelen İngiliz Savunma Ligi'nin eski lideri Tommy Robinson'ın çağrısıyla organize edilmişti. Robinson, planladığı yürüyüş öncesi Terörle Mücadele Yasası çerçevesinde suçlanarak dün gözaltına alınmıştı. Irkçılık karşıtları da aşırı sağcılara tepki amacıyla eylem düzenledi. İki grubun karşı karşıya gelmesini engellemek üzere güvenlik önlemleri alındı (Hollie Adams/Reuters)
  • 29/30

    25 Ekim 2024 - Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısı sırasında Kursk bölgesinde Rus askerleriyle girdiği çatışmada hayatını kaybeden Ukraynalı asker Volodimir Baranov için Çernihiv'de düzenlenen cenaze töreninde halk milli marş söylüyor (Maksym Kishka/Reuters)
  • 30/30

    24 Ekim 2024 - Mozambik'in başkenti Maputo'daki Maxaquene mahallesinde protestocular, güvenlik güçleriyle çatıştı. Çevik kuvvet polisi, iki muhalifin vurularak öldürülmesinden günler sonra seçimlere hile karıştırıldığı iddiasıyla eylem düzenleyen kalabalığı dağıtmak için göz yaşartıcı gaz kullandı. Avrupa Birliği gözlemcileri de Mozambik seçimlerinde düzensizlikler ve bazı sandık sonuçlarında oynama olduğunu tespit etmişti (Alfredo Zuniga/AFP)


Trump'ın durduğu yer ve stratejisi aşikâr iken ısrarla buna dahil olmaya çalışma çabası, Siyonist emellerin oyuncağı olmaktan başka bir anlama gelmemekte.

Öyle ki Trump'ın Siyonist kabinesi, daha şimdiden "Tanrı'nın seçilmiş halkının güvenliğini sağlama yasası" gibi, mevcut durumu İsrail'in korunması ve antisemitizmle mücadelenin daha da ötesine taşıyan bir adım atma peşinde.

Bu tür bir girişimin sonu, Alman faşizminin başlattığı Yahudi soykırımının tersine bir soykırımın başlatılması olacaktır ki esasında şu anda Filistin'de sürdürülmekte olan da bundan başka bir şey değil.

Bunun ise bölgeyi ve dünyayı nereye götüreceği belli ve bu konuda kimsenin tarafsız kalması da mümkün değil. O zaman ise ya dünyanın selametini savunacağız ya da ABD Siyonizminin savaşını çaresizce izleyeceğiz.

Bu durumda Türkiye'nin izleyeceği en aklı başında tutum, öncelikli olarak Kürtlere karşı sürdürülen ayrımcı ve husumete dayanan tavrı, bu her neye mal olursa olsun bir an önce bitirmektir.  

Ama bunu yaparken öteden beri izlenen kibirli ve nobran tutum bırakılarak tevazu ile ve kardeşçe bir tutumla hareket edilmelidir.

Bunun için alışıldık ulusalcı güdüklüğün etkisinden çıkılarak Kürtlerin de dahil ve razı olduğu bir uzlaşı gerçekleştirilmelidir.

Küresel planda ise, dünyayı küresel kapitalizme boyun eğdirmeye çalışan Trump'tan ve arkasındaki zihniyetten iyi niyet bekleyerek ABD ile yeni bir uzlaşı havası oluşturmak gibi sonuçsuz girişimlere heveslenmek yerine, Avrupa Birliğiyle yakınlaşarak Ukrayna savaşının sonuçlandırılması ve AB ile Rusya'yı yakınlaştırarak ABD Siyonizm'i ve Netenyahu gibi faşizm artıklarının tasarladığı bölge ülkelerinin düşmanlaştırılması çabasının önlenmesi, asıl ve acil bir stratejik hedef olmalı. 

Küresel kapitalizmin muhtemel atakları karşısında ise Avrupa ile Asya'nın arasına açılmaya çalışılan yeni bir düşmanlaşma stratejisinin önlenmesi kadar, bu fay hattının güneydeki uzantısı olan Müslüman dünyanın etkisizleştirilme ve hatta sömürgeleştirilme girişiminin önlenmesi içinse Filistin'in savunulması ve İsrail'in saldırganlığının durdurulması olmazsa olmaz bir koşuldur.  

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Ümit Aktaş Independent Türkçe için yazdı
Cumartesi, Kasım 23, 2024 - 09:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AFP</p>

related nodes: 
Anıt mezar fetişizmi
Kuğunun son şarkısı
Taassup
Type: 
SEO Title: 
Faşizmin yeni yüzleri
copyright Independentturkish: 

Çingenelere neden Firavunoğulları denir?

Bilhassa Türk edebiyatında pek çok şiirde Çingenelere firavunoğulları denilmektedir.

Bu tanımlama Firavun tipolojisinden ötürü kötü bir anlam taşımaktaysa da sonda söyleyeceğimizi başta söyleyerek dosyamıza başlayalım.

Velev ki Mısır'daki Kıptilerden hareketle bu tanımlama şairlerimizin pelesenk olmuşsa da burada Çingenelerin utanacağı hiçbir durum söz konusu değildir.

Evet, Firavunların bir kısmı dini tarihimizde buğz edilmiş kişiler olsa da iddia edildiği gibi Çingeneler, Firavun soyundan geliyorsa tarihin en büyük medeniyetlerinden birisini kurmuş olmakla iftihar etmelidirler.

Bu ön kabulden hareketle yazı boyunca tavrımız tarihin en mazlum halkı olan Romanlardan yana olacak ve bilhassa Divan edebiyatındaki bu düşmanca Roman diskurunu okurumuzun dikkatine sunacağız.


Kendilerine neden "Roman" diyorlar?

Çingenelere dünyanın neredeyse her coğrafyasında farklı bir isim verilmiştir.

Hint dilinde musikişinas anlamına gelen "Toyeng" denilirken Türkiye'de "Karaçi, Koçer, Pıpırı, Kıpti" gibi isimler veriliyor. 

Yine farklı farklı coğrafyalarda insanlar, Çingenelere hayat şekilleri ve tenlerinden hareketle "Mustalöinen" (Kara), "Faraonepene" (Firavun kavminden olan) ve "Kalo" (kara) gibi isimler vermiştir.

Çingeneler ise kendilerini sadece ‘İnsan' anlamına gelen "Roman" olarak tanımlamayı tercih etmiştir.
 

Kıptiler 1

 

Hermen Berger "Çingeneler Mitolojisi" isimli eserinde ise 3 temel gruba ayırdığı Çingenelerin kökeni hakkında şu bilgileri vermektedir;

Kaldera Çingeneleri: Rumence'de kazanın adı calderadır. Adlarından da anlaşıldığı gibi çoğu kazancılıkla uğraşmaktadır. Onlarda diğer bütün Çingene grupları gibi yalnız kendilerinin gerçek Çingeneler olduğunu söylerler. İlk olarak balkan yarım adasından çıkmışlar, Sonra Orta Avrupa'dan Fransa'ya geçip, Lovariler, Boybalar, Luliler, Çurariler, Turko Amerikalılar olmak üzere beş kola ayrılmışlardır.

Gitanolar: Dış görünüşleriyle Kalderalar'dan ayrıldıkları gibi, gelenekleri ve lehçeleriyle de farklılık gösterirler. Kendi içlerinde İspanyol ya da Endülüslüler ve Katalonyalılar diye ayrılırlar. Gitanolara her yerde rastlamak imkânsızdır. Sadece Portekiz, İspanya, Kuzey Afrika ve Güney Fransa da rastlamak mümkündür.

Manuşlar: kendilerine Sinti de denilmektedir. Bu isim onlara verilme sebebi İndus kıyılarından geldikleri içindir muhtemelen. Orta Avrupa da ki Çingenelerdir. Üç alt guruba ayrılırlar. Valsikanlar (Fransız Sintiler), Gayrikanlar (Alman Asıllı Sintiler), Piemontesiler (İtalyan Sintiler).


Çingeneler tarihleri boyunca büyük zulümlere maruz kalmışlardı; ama İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanya'sı tarafından sistematik bir soykırıma maruz bırakıldılar.

1942 tarihinde Nazi Komutanlarından Hienrich Himmer tarafından yürütülen katliam planı çerçevesinde Avrupa kıtasında yarım milyon Çingene öldürüldü. 

Naziler kurdukları Özel Einsatzgruppe timleriyle büyük bir Çingene avı başlatmış; Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda gibi geniş bir coğrafyaya yayılan Çingeneleri tek tek toplayarak insanlık tarihine kara bir leke olarak geçecek imha planını hayata geçirmişti. 

Çingenelerin katledilmesi kadar acı olan bir başka gelişme ise bir tek Nazi savaş suçlusunun Çingene katliamından ceza almamasıydı.

1962 yılına kadar süren savaş suçlarının yargılamalarının tamamı Yahudi Soykırımı çerçevesinde ele alınırken yarım milyon Çingenenin soykırımı dünya vicdanı tarafından görmezden gelindi. 
 

Çingeneler

 

Osmanlı ve Çingeneler

Çingeneler tarih sahnesinde birçok coğrafyaya uğramışlardı. Bu duraklarından birisi de Mısır'dı.

Bu sebeple başta Osmanlı olmak üzere Çingeneler birçok yerde "Kıpti" olarak bilinirdi. 

Bir rüya üzerine dünyayı dolaşarak büyülü bir eser meydana getiren Seyyahımız Evliya Çelebi, Çingeneler için farklı tanımlamalar kullanmaktadır.

Evliya'nın Kavm-i Kababete olarak nitelediği Çingeneler için Firavun soyundan gelen bir toplum olduğu iddiasında bulunmaktadır.

Halil İnalcık'ın belirttiğine göre; özellikle Üsküdar civarında yaşayan çingenelerin ilk defa İstanbul'a Fatih Sultan Mehmet tarafından getirildiği ve 31 ailenin bu göçe iştirak ettiği tespit edilmiştir.

Efsaneye göre Nemrut'un emriyle Hazreti İbrahim'i ateşe atan Çin ve Gen kardeşlerin soyu da Çingenelere atfedilse de bu etimoloji büyük bir yalandan ibarettir.

Farsça çalgı anlamından gelen ‘Çeng' kelimesinden türetilen Çingene; raks edip dans eden anlamında kullanılır.

Osmanlı döneminde de Çingeneler daha çok eğlence hayatının asli unsuru olmuşlardı.


En önemli Çingene ulusu Karagöz'dü

Çingeneler Osmanlı'nın kuruluşundan itibaren eğlence hayatında yer almaya başlamışlardı.

Bunun en mücessem örneği Hacı Evhat, yani bilinen bir diğer ismiyle Karagöz'dü. 

Aslında Çingenelerin makûs talihini en iyi anlatan örnek de Hacı Evhat'ın hayatıdır.

Orhan Gazi döneminde Osmanlı tebaası içerisinde Müslüman olan Karagöz, arkadaşı Hacı İvaz (Hacivat) ile beraber halkı öylesine neşe ve eğlenceye sevk etmişti ki bu durum bir takım tutucu kimselerin tepkisine neden olmuştu.

Orhan Gazi, gelen eleştiriler sonucu Hacı Evhat'ı ve İvaz'ı boğdurmuş; ama sonrasında bu kararından pişmanlık duymuştu.

Mevlid'in yazarı Süleyman Çelebi, Karagöz'ün toplumda meydana getirdiği etki ve güçlü mirası için şu dizeleri yazacaktı;

Nakş-ı sun'un remzeder hüsnünde rü'yet perdesi 
Hâce-i hükm-i ezeldendir hakikat perdesi


Çingeneler, Karagöz örneğinde görüldüğü gibi halk tarafından çok sevilirken aynı güruhun nefretine de maruz kalabiliyordu. Bunun belki de en kötü kanıt deyim ve atasözlerimize yerleşen Çingene deyişleridir;

Çingene çoğaldıkça çeribaşı iftihar eder,
Çingenenin evi yanar kendi davul çalar,
Çingene çalar, Kürt oynar,
Çingene evinde musandıra,
Çingene borcu,
Çingenelik,
Çingeneleşmek…


Sayısını artırmanın mümkün olduğu bu sözler Çingenelere genel yaklaşımı ortaya koyar; oysa kötü bakan kötü görür.

Bir de Ahmet Haşim'in baktığı gibi görebilmek için evvela tüm insani donanım ve estetiğe sahip olmak gerekir:

Çingene, insan tabiatına en yakın kalan güzel bir cinsidir. Zannedilir ki bu tunç yüzlü ve fağfur dişli kır sakinleri, beşeri şekle istihale etmiş bir takım yeşil ağaçlardır. Çingene bizzat bahardır. Çocukluğumda gördüğüm baharlardan bugün hatırımda kalan hayal; kırmızı, yeşil, sarı şalvar giymiş şarkı söyleyen ve el çırpan bir alay genç ki içinde tahta zurna çalıp bu musikinin vahşi kahkahalarının ardından müşabih akisleriyle vadileri inim inleten gene bir Çingenedir.


Osmanlı'nın Çingenelerle tarihte iki önemli münasebeti olmuştu.

İlki Mısır'ın fethinden sonra çöle sürülen Çingenelerdir ki bunun en önemli sebebi kargaşa sonucu meydana gelen yağmanın önüne geçmekti.

Bir diğeri ise Endülüs'teki katliam sırasında Osmanlı tarafından kıyımdan kurtarılan topluluklardan birisi de Çingenelerdi.

Osmanlı'da önemli bir devlet görevi almayan Çingeneler, toplumun en önemli müessesi olan izdivaç kurumunu tek başına ayakta tuttukları gibi bohçacılık, demircilik ve seyislik gibi önemli mesleklerin de aranan erbaplarıydı.

Bunun yanında toplumun yapmaktan kaçındığı kürekçilik ve cellatlık gibi mesleklerin de çoğunlukla Çingeneler tarafından tercih edilmesi onların kötü bir şöhrete sahip olmasına neden olmuştu. 

Reşat Ekrem Koçu, Osmanlı Çingenelerinin birçok kriminal vakanın başaktörü olmalarına rağmen kendi aralarında "zina ve livata" gibi sapkınlıkların bulunmadığını ve haklarındaki iddiaların çoğunun asılsız olduğunu belirtmektedir. 

Ayrıca Osmanlı, Kıpti Çingenelerinin Müslüman olanlarının da Cizye vergisine tabi olmaları ise Şeriata aykırı bir durumdu.

Buna rağmen Çingenelerden cizye toplanması eleştirilen bir konu olarak değerlendirilmekteydi.

Çingenelere bu yaklaşımın temel sebebi Osmanlı'nın vergi politikası olarak gösterilse de Müslüman Çingenelerin Müslüman olmayan Çingenelerle bir arada yaşamaya devam etmesi de önemli bir gerekçe olarak sunulabilir.

Müslümanlar arasında Hazreti İbrahim'i ateşe atmak ve Firavunun soyundan olmakla itham edilen Çingeneler, Hıristiyanlar tarafından ise Hazreti İsa'yı çarmıha geren çivileri imal edip çakmakla suçlanıyordu.

Bu temelsiz iddialar neredeyse her din tarafından dışlanmalarına neden olmuştu.

Hatta bazı eserlerde Çingenelerin devlet kademelerinde görev almamasını sözde ataları Firavunun bir laneti olarak değerlendirerek Dördüncü Mehmet dönemindeki malum hikâye ile açıklamaktadır.


Firavun'un çocukları diskuru

Divan edebiyatımızda Çingenelere yönelik çok ağır ifadeler kullanılmış ve çoğunlukla Firavun soyu olmakla isnat edilmişlerdi. 

Milattan önce 3 binli yıllarda Kuzey Afrika, Mısır merkezli kurulan Antik Mısır Devleti tarihin en uzun ömürlü devletlerinden hatta medeniyetlerinden birisidir.

Dünya insanlarının hala önemli bir kısmı mağara ve obruklardı gizlenirken Mısırlılar uzay bilimini kullanarak hesaplamalar yapıyor ve Nil sularının yükselişine göre hayatlarını tanzim ediyorlardı.

Hiyeroglif denilen kendilerine has yazı sistemleri ve gelişmiş edebi kültürleri ile bilinen dünyanın merkeziydiler.
 

hiyeroglif (2)

 

Ayrıca kendileri ile kıyas yapılabilecek Antik Yunan ve Hint medeniyetleri, Mısır'ın güneşi altında aydınlanmaktaydı.

Elbette her medeniyetin de bir ömrü vardı ve eceli yaklaştıkça zalimleşmekteydi.

Son dönem Firavunların giriştikleri siyasi tavır esasen dinle çizilmiş kendi muhkem sınırlarını korumaya yönelikti.

Kölelerin ve sıradan insanların önderi olan İslam peygamberi Hz. Musa gibi kişilerce otoritelerinin sarsılması karşısında tutundukları tavır, Allah tarafından lanetlenmiştir.

Oysa Allah son mukaddes kitabında suçun şahsiliğine atıf yapmakta ve bir kişiye/topluluğa olan kinin kişiyi adaletsizliğe sevk etmemesini tavsiye etmektedir.

Yani Allah, tüm Mısır'ı ya da Firavunoğullarını lanetlememekte "Firavunluğa" karşı bir tavır almaktadır.

Buna rağmen şairlerimiz gayri İslami bir tavır takınmaktan çekinmemişlerdir. Buyurun bazılarına yakından bakalım.


Tırsi'den

Mahmûr Beg eger meclise balgam bırakursa 
Fir'avn enigidür 
Karışma söze sus bire Çingane disünler 
İtmeñ sözin isgâ (Tırsi)


Tırsi burada şair mahmur halinde olan aşığın şarap meclisine balgam bırakma ihtimalinde onun bir Firavun eniği olduğunu söyler. Elbette buradaki Firavun köpeğinden kasıt Çingenelerdir.


Bolulu Hanif'ten

Arabuñ çingenesi oldıġına şüphem yoḳ  
Ṣûret u sîreti zîrâ ki budur hep anuñ

(Arap'ın çingenesi olduğuna şüphem yok. Zira onun görünüşü, ahlakı tamamen öyledir.)


Bir kadın şairimiz Leyla Hanım'dan;

Çingâne midür aslı rakîbiñ nedir âyâ 
Gördüm anı sûk içre bugün geçdi elekle

(Bugün rakibi pazarda elinde elekle geçerken gördüm yoksa onun aslı (nesebi, ırkı) Çingene midir?)


Hanyalı Nuri Osman'dan;

Çingânesin desem saña vardır mahalli kim

Kaysı-fürûş aks-i tabatını be-hey bırak  

(Behey kayısı satan (meyve satan), öfke tabiatını bırak, bu halinle sana çingene desem yeridir).


Nef'i işi ten ırkçılığına kadar götürür

Benzemez hîç birine yetmiş iki milletden  
Çingene derdüm eger olsa sarı Çingâne


Sünbülzâde Vehbî de bu ırkçı diskurdan kurtulamayan şairlerden birisi olarak karşımıza çıkar:

Çekmedi vak'a-i Kıbtî'de bu rütbe havfı 
Kavm-i Fir'avn'ıñ elinden dahi Mûsâ-yı Kelîm

Sayısız örnekle bahsi geçen ırkçılığın sayısını artırmak mümkün.

Divan edebiyatımızda vaziyet bu kadar bedbaht da modern romanımızda Çingenelere karşı tutum nasıl diye baktığımızda ahval hiç de iç açıcı değil.

İlerleyen dosyalarımızın birinde mutlaka bu konuyu da ele alacağız.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Mehmed Mazlum Çelik Independent Türkçe için yazdı
Cumartesi, Kasım 23, 2024 - 08:00
Main image: 
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Çingenelere neden Firavunoğulları denir?
copyright Independentturkish: 

Sağlık Bakanı Memişoğlu: Herhalde çeteyi yakalattığım için istifamı istiyorlar

Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, davası görülmeye başlanan "yenidoğan çetesi"ne ilişkin, "Bu çeteyi çökertmekle kendi kötülerimizi, çürük elmalarımızı ayıkladık. Sağlık sisteminde ne kadar varsa bunların hepsinin peşine gidiyoruz, gitmeye de devam edeceğiz." dedi.

A Haber canlı yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtlayan Memişoğlu, yenidoğan çetesine 'insanlıktan nasibini almamışlar çetesi' dediklerini belirtti.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Yenidoğan çetesine ilişkin hem üzüntüsünü hem de kızgınlığını dile getiren Memişoğlu, 2016'da yapılan soruşturmanın İl Sağlık Müdürlüğünce kapatıldığı iddialarını belgelerle yalanladı.

Ekim 2016'da İstanbul Sağlık Müdürü olduğunu ve bu soruşturmanın aynı yıl ocakta başladığını anlatan Memişoğlu, "Diyorlar ki 'Müdür oldu, bu soruşturmayı kapattı, 2016'dan beri bunu biliyorlardı.' Bu tamamen yalan ve iftira. Bu soruşturma bakanlık tarafından, bakanlığın baş denetçileri tarafından yapılan, Ocak 2016'da başlamış bir soruşturma. Bu soruşturma neticesinde müfettiş görevlendiriliyor." dedi.

Müfettişin soruşturma yaptığını, İstanbul'a gelerek hastaneleri denetlediğini, bilirkişiler vasıtasıyla rapor hazırlattığını belirten Memişoğlu, 17 Kasım'da da bu soruşturmayı bitirdiğini kaydetti.

Kendisinin "Soruşturma ne oldu?" diye bakanlığa bizzat sorduğunu söyleyen Memişoğlu, soruşturmanın sonuçlandığı ve herhangi bir suç unsuru ya da yapılacak bir işlemin olmadığı yanıtını aldığını ifade etti.

"Dezenformasyon yapıyorlar, iftira atıyorlar"

Memişoğlu, "Benim üzüntüm şu; Bunu sanki bugünkü soruşturmayla berabermiş gibi algılatıp maalesef bir dezenformasyon yapıyorlar, iftira atıyorlar. Bakanlığın baş denetçileriyle, müfettişleriyle, kendisinin yaptığı bir soruşturmayı il müdürü nasıl kapatır? Benim dahilimde değil. Kapatma, il müdürünün yetkisinde değil. Bunu söylemek cahillik ve bize yapılan vicdansızlık." diye konuştu.

2016'dan sonra da müfettiş soruşturması haricinde şikayetler geldiğini kaydeden Memişoğlu, o şikayetlere de rutin denetimlerle bakıldığını belirterek, "İnsanlar şunu bilsinler. Organize suç örgütüyle bu işlemler yapılmış ve bu örgüt networkünü, sistemini maalesef kötülük üzerine kurmuş." dedi.

"Bebeklerin öldürüldüğünü 28 Haziran'da öğrendik"

Çetenin kurduğu sistemle, denetlemeye gelinir gelinmez başka bir epikrizin gösterildiğine dikkati çeken Memişoğlu, "Hayatın olağan akışında sizin aklınıza gelmeyecek birçok parametreyi ve kötülüğü kullanmış organize suç örgütü, çete bu." ifadesini kullandı.

Memişoğlu, "Bunlara 'insanlıktan nasibini almamış çete' dememin sebebi bu tür olayları sabilere yapmaları. Bizi üzen de bu. Bunu bizim müdürlüğümüz boyunca çeşitli denetlemelere rağmen yakalayamadık. Neden? Çünkü organize bir çete bu." diye konuştu.

Yaklaşık 54 bin denetleme yapıldığını ama o denetlemelerde de bir türlü ne olduğunun çözülemediğini aktaran Memişoğlu, Mali Şube ile iletişime geçtiklerini, teknik takip için savcılığa yazı yazdıklarını ve dinleme kararı alındığını anlattı.

Bebeklerin öldürülebileceğine ihtimal vermediklerini ve olayı en başında dolandırıcılık olarak düşündüklerini kaydeden Memişoğlu, 20 Haziran 2023'te teknik takibe başlandığını ve dosyaya gizlilik kararı geldiğini hatırlattı.

"Tapelerin olduğu delilleri denetlememiz vasıtasıyla elde ettiler"

"Bu bebekler ölürken siz ne yaptınız?" diyenler için de Memişoğlu, bebeklerin öldürüldüğünü kendilerinin 28 Haziran 2024'te öğrendiklerini kaydetti.

Memişoğlu, savcılık talimatıyla baskınlar yapıldığını da aktararak, "Gece, 25 Eylül'de bir anda sahaya çıkıp bütün hastanelere olağanüstü denetim yaptırttık çünkü savcılık 'Bize kanıt lazım.' dedi. Şu andaki tapelerin olduğu delilleri bizim denetlememiz vasıtasıyla elde ettiler." diye konuştu.

Programda iddianamede yer alan ses kayıtlarından örneklere de yer veren Memişoğlu, 3-4 kişi haricinde şüphelilerin dinlenildiğini bilen kimse olmadığını belirtti.

Toplumda yanlış algı oluşturulmaya çalışıldığının, bunun oluşmaması gerektiğinin altını çizen Memişoğlu, "Bizim sağlık sistemimiz dünyanın en iyi sağlık sistemlerinden birisi. Yenidoğancılarımız da dünyanın en başarılı yenidoğancılarından birisi. Benim üzüntüm, bahsettiğim bu çetenin bununla ilgili güven konusunu düşürmesidir." ifadelerini kullandı.

"Bebekleri seyretmiş gibi algı yaratılıyor"

Bakan Memişoğlu, "Bu çeteyi çökertmekle kendi kötülerimizi, çürük elmalarımızı ayıkladık. Sağlık sisteminde ne kadar varsa bunların hepsinin peşine gidiyoruz, gitmeye de devam edeceğiz." dedi.

Türkiye'de prematürelerin yaşama oranının yüzde 95'in üzerinde olduğunu kaydeden Memişoğlu, bu oranların dünyadaki en gelişmiş ülkelerin standardı olduğunu vurguladı.

Memişoğlu, 9 Mayıs'ta dosyadaki gizlilik kararının kalktığını belirterek, haziran sonunda illiyet bağının incelenmeye başlandığı bilgisini verdi.

Müfettişlere 9 Mayıs'ta polis kayıtlarıyla tapelerin verildiğini anlatan Memişoğlu, "Biz 3 Eylül 2024'te bütün belgelere ulaşıp, 16 Eylül'de bebeklerin ihmale bağlı öldüklerini bilirkişilerle ilk defa Sağlık Bakanlığı olarak kamuoyundan hemen önce öğreniyoruz. Yani biz burada beklemiyoruz bunları, bebekleri seyretmiş gibi algı yaratılıyor, onun için söylüyorum." dedi.

"112 sistemimizde herhangi bir suistimal bulunamadı"

Memişoğlu, "Hemen 16 Ekim'de iddianame de yayınlanıyor. 18 Ekim'de biz bunları raportör gelir gelmez, çünkü bakanlık da inceliyor, teftiş kurulu bakıyor 5 bin sayfalık dosyaya. 18 Ekim 2024'te kapatma kararı alındığı gün kapatıyoruz bütün hastaneleri." ifadelerini kullandı.

112 sistemiyle ilgili soruları da yanıtlayan Memişoğlu, 112'nin tamamen elektronik sistemle ve kontrollü çalıştığını belirterek, şöyle devam etti:

"112 sistemimizde herhangi bir suistimal bulunamadı. Çok istisnai, çok organize bir suç örgütü bu. Bunu sağlık sisteminin geneline değerlendirmek hata. Kötü niyet. Aramızda çürükleri her zaman bulacağız ve olduğu zaman bunların cezasını vereceğiz."

Memişoğlu, "Orada bebek ölürken hangi vicdan onu seyredebileceğimizi düşünüyor? Hırsızı arsızı bırakmışlar, katili bırakmışlar, bu çeteyi ortaya çıkartan, gece gündüz çalışan insanlara iftira atıyorlar." diye konuştu.

Hukuksuzlukla, haksızlıkla, illegaliteyle hayatı boyunca uğraştığını, bundan sonra da uğraşmaya devam edeceğini belirten Memişoğlu, "İnsanlara şunu söylüyorum; Kim olursa olsun, bu kadar iyi bir sağlık sistemi sunan, bu kadar iyi altyapısı olan bir sağlık sisteminde bu tür illegaliteleri, kötü örnekleri temizliyoruz biz. Temizlemeye de devam edeceğiz, işte örneği bu." dedi.

Sağlık Bakanlığının davayı takip etmediği yönündeki iddiaların sorulması üzerine Memişoğlu, "Ya, imkanı var mı? Yani bu kadar bu çetenin peşine düşmüş, uğraşmışız, çeteyi yakalatmışız. Oraya siyasi gösteriş için gelenler, bizim bu sürecin hiçbirisinde yoklar." yanıtını verdi.

Yaşanan süreç sonrası istifa etmesi gerektiğine ilişkin değerlendirmelerle ilgili düşüncesi sorulan Memişoğlu, "Vallahi herhalde bunu (çeteyi) yakalattığım için istifa istiyorlar. Etmeyeceğim tabii ki. Öyle bir şey yok." yanıtını verdi.

Hastanelerdeki teknolojik altyapılara dikkati çeken Memişoğlu, "Şehir hastanelerine gittiğiniz zaman hayal bile edilemezdi bunlar. Sağlık yatırım altyapıları. Bunların altlarına kuluçka merkezleri kuracağız. Aynı zamanda bunlarda bilim de üretir hale geleceğiz. Bunlarda araştırma yapıp, yeni malzemeler üreteceğiz, hedeflerimiz bu. Bunlar bazıları için tehlikeli hedefler ama biz başaracağız." dedi.

 

AA

Memişoğlu, istifa etmeyeceğini söyledi
Cumartesi, Kasım 23, 2024 - 00:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

related nodes: 
"Yenidoğan çetesi" davasında 5. gün tamamlandı
Davutoğlu, "yenidoğan çetesi" ile ilgili ilk soruşturmayı 2016'da başlattığını açıkladı
Sağlık Bakanı Memişoğlu: Bu çeteyi biz çökerttik
Type: 
SEO Title: 
Sağlık Bakanı Memişoğlu: Herhalde çeteyi yakalattığım için istifamı istiyorlar
copyright Independentturkish: 

Kısa haberler

Tunceli Belediyesi girişi beton bariyerlerle kapatıldı

İçişleri Bakanlığı’nca kayyum atanan Tunceli Belediyesi binası girişi beton bariyerlerle kapatıldı. Dün akşam saatlerinde düzenlenen protesto eylemlerinin ardından Tunceli Valiliği’nce kent genelinde 10 gün süreyle eylem ve etkinlik yasağı getirildi.  Kent merkezine giriş ve çıkışlar kontrollü yapılırken, Cumhuriyet Caddesi’nde bulunan Tunceli Belediyesi binası ise beton bariyerlerle kapatıldı.  Polisin, belediye önünde yerleştirdiği Toplumsal Olaylara Müdahale Aracı (TOMA) ve zırhlı araçlarla önlemi sürüyor.

DEM Partili Tunceli Belediye Başkanı Cevdet Konak, CHP’li Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül ile birlikte 4 sanık hakkında “terör örgütüne üye olma” suçundan açılan davada önceki gün Tunceli 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nce karara bağlanmışüı. 6 yıl 3'er ay hapis cezası alan Tunceli Belediye Başkanı Konak ve Ovacık Belediye Başkanı Mustafa, dün akşam saatlerinde İçişleri Bakanlığı’nca görevden alınmış, yerlerine kayyum atanmıştı.  

Tunceli Belediyesi’nin girişi beton bariyerlerle kapatıldıhttps://t.co/fyOw1BJZOR pic.twitter.com/xSr0n9VPwa

— Independent Turkish (@TurkishIndy) November 23, 2024

İzmir'de su ve atık su tarifesine yeni yılda yüzde 26 zam yapılacak

İzmir Büyükşehir Belediyesi, 1 Ocak 2025'ten geçerli olmak üzere suyun metreküp fiyatına ve atık su tarifesine yüzde 26 zam yapılmasını kararlaştırdı.

İZSU'nun 2024 Yılı Kasım Ayı Olağan Genel Kurul toplantısının ikinci birleşimi, Kültürpark Fuar Alanı'ndaki Meclis Salonu'nda, Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın başkanlığında yapıldı.

2025 Mali Yılı Bütçe Tasarısı ve Performans Programı'nın görüşüldüğü birleşimde, İzmir Körfezi'nde dip tarama ve çamur çıkarma çalışmalarına 420 milyon liranın ayrıldığı bütçe ile 1 Ocak 2025'ten geçerli olmak üzere suyun metreküp fiyatına ve atık su tarifesine yüzde 26 zam yapılması oy çokluğuyla kabul edildi.

Konut aboneleri, atık su bedeli dahil olmak üzere 0-4 metreküp suya 32,31 lira, 5-10 metreküp suya 62,45 lira, 11-20 metreküp suya 79,86 lira, 21 metreküp ve üzeri suya 149,54 lira ödeyecek.

İş yeri aboneleri ise 64,61 liraya 0-4 metreküp, 124,90 liraya 5-10 metreküp, 159,74 liraya 11-20 metreküp ve 299, 08 liraya 21 metreküp su kullanacak.


İsrail ordusu, Lübnan’ın Hıyem beldesinde çok sayıda binayı patlayıcılarla havaya uçurdu

İsrail ordusu, Lübnan’ın güneyindeki stratejik öneme sahip Hıyem beldesinde çok sayıda ev ve binayı patlattı.

Lübnan resmi haber ajansı NNA, İsrail ordusunun, Hıyem'de "çok şiddetli patlamalar gerçekleştirdiğini, bu durumun kasabadaki evlerin ve binaların patlayıcılarla yıkılmasından kaynaklandığını" bildirdi.

Ajans, patlamaların sesinin çevre kasabalardan da duyulduğunu ve etkisinin hissedildiğini aktardı.

İsrail ordusu, Hıyem kasabasına yoğun hava ve topçu bombardımanı düzenlemişti.

Lübnan Sağlık Bakanlığına göre 8 Ekim 2023'ten bu yana İsrail'in düzenlediği saldırılarda 3 bin 645 kişi hayatını kaybetti.

Hizbullah ile 8 Ekim 2023'ten beri kontrollü çatışmalara devam eden İsrail ordusu, 23 Eylül'de Lübnan'ın güney kentlerinin yanı sıra Bekaa ve Baalbek bölgelerine yoğun hava saldırısı başlatmıştı.

Independent Türkçe, Türkiye ve dünyadan güncel haberleri okurları için derledi
Cumartesi, Kasım 23, 2024 - 00:30
Main image: 

<p>Fotoğraf: Independent Türkçe</p>

Type: 
SEO Title: 
Kısa haberler
copyright Independentturkish: 

Lübnan: Öldürülen 71 yaşındaki İsrailli tarihçi, tarihi eser yağmalamak için gelmişti

Lübnan Kültür Bakanı Muhammed Murtaza, ülkenin güneyindeki Sur şehri yakınlarında öldürülen İsrailli tarihçi Zeev Erlich'in, tarihi eserleri yağmalamak için bölgede bulunduğunu belirtti.

Murtaza, Lübnan'ın güneyindeki Sur ilinde Şema Kalesi yakınlarında 20 Kasım'da öldürülen 71 yaşındaki İsrailli tarihçi Zeev Erlich hakkında açıklamalarda bulundu.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Murtaza, "Talebimiz doğrultusunda, UNESCO'nun Şema Kalesi'ne İsrail'in saldırılarına karşı açıkladığı karardan bir gün sonra, Siyonist Zeev Erlich'in Şimon Peygamber'in türbesi yakınlarında öldürülmesi manidar bir olay." ifadelerini kullandı.

UNESCO'nun kararının İsrail tarafından ihlal edildiğini belirten Murtaza, saldırıların İsrail'in "uluslararası topluma, örgütlere ve sözleşmelere değer vermeyerek kibrini gösterdiğini" kaydetti.

Murtaza, "Bu sahte askerin (Zeev Erlich) Şimon Peygamberin türbesine girmesinin amacı, İsrail topraklarıyla ilgili tarihi bir kanıt arayışıdır." dedi.

Erlich'in askerlerle birlikte bölgede bulunmasının İsrail'in "saldırgan yayılmacı doğasını gösterdiğini" ifade eden Murtaza, "İsrail sadece Filistin'in toprakları, tarihi ve mirasının işgaliyle yetinmeyecek, aynı zamanda Lübnan'ın topraklarını, tarihini ve mirasını da işgal etmeye çalışacak. Bunlar, taşı, insanı, medeniyeti yok edip askeri karargah kurmak amacıyla ülkemize getirilen yabancılardır." dedi.

Lübnanlı Bakan, Erlich'in bölgede bulunma amacının tarihi eserleri tahrip etmek olduğunu vurguladı.

Filistin topraklarını garbeden İsraillilerden aşırı sağcı tarihçi Zeev Erlich'in İsrail ordusunun Golan Taburu'ndan askerlerle birlikte, 20 Kasım'da Şema Kalesi yakınlarında Hizbullah mensuplarıyla girilen çatışmada öldüğü açıklanmıştı.


AA

Zeev Erlich'in Lübnan'ın Sur kentine İsrail askerleriyle birlikte geldiği ifade edildi
Cuma, Kasım 22, 2024 - 22:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: X</p>

related nodes: 
Lübnan Genelkurmay Başkanı: Birliklerimiz güneyde konuşlanmış durumda ve burayı terk etmeyecek
İsrail, Lübnan'ın doğusundaki Baalbek'te füze yüklü kamyonu hedef aldı
Type: 
SEO Title: 
Lübnan: Öldürülen 71 yaşındaki İsrailli tarihçi, tarihi eser yağmalamak için gelmişti
copyright Independentturkish: 

TFF Başkanı Hacıosmanoğlu: Kulüpler kavga etmezse devletle olan işlerini daha kolay halleder

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, konuk olduğu HT Spor yayınında açıklamalarda bulunuyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

TFF Başkanı Hacıosmanoğlu'nun açıklamaları şöyle:

"Yapılan harcamalar var. Onları kamuoyuna açıkladık. Genel kurul üyelerini aldatma var. Artı gösterilen bütçenin eksi olduğunu açıkladık. Arkadaşları çağırdık ve bunları düzeltin yoksa sıkıntı olur dedik. O arkadaş bunları düzeltirsem işimden olurum. Burada zimmete geçirilmiş bir şey yok. Sadece genel kurulda yapılan bir bilanço oyunu var. Bir hakikat varsa onu kamuoyuna koyarsınız. Sevgili başkanımız gerekli hukuki işlemler yapılacak dedi ama bize bir tebligat gelmedi. Bu raporları 'finansal okur yazarlığı olanlar okumalı' dedi sayın başkan. Bizim üniversite diplomamız yok ya fazla bilmiyoruz."

"Ben seçimi kazanacağıma inanıyordum. İnanmak başarmanın yarısıdır. Tek başımıza başardığımız bir iş değildi bu. Doğruları yapmaya çalışıyoruz ama elbette yanlışlarımız olacak. Herkesin bizi eleştirme hakkı var."

"Okyanusları geçtik ama ırmakta boğulduk"

"Macaristan'ı eleriz. İstediğimiz kuralardan bir tanesiydi. Bu takım çok daha büyük işler yapacak. Okyanusları geçtik ama ırmakta boğulduk. Talihsiz bir maç oldu. Orada direkt A Ligi'ne çıkacaktık ama Dünya Kupası elemeleri oynamadan play-off oynayacaktık. Allah nasip etmedi. İzlanda ve Galler maçlarında verdiğim skor tuttu. Galler ile 0-0 kalmamız hayal kırıklığı yaratmadı bende. Karadağ'a yenildik, yapacak bir şey yok."

"Karadağ başkentindeki zemin daha kötü olduğu için UEFA oraya aldı maçı. Bunlar mazeret değil. Çıkıp yenmeliydik. Sonuçta Karadağ ile oynuyorsunuz. Bunu yol kazası olarak göreceğiz. Kardeşlerimiz bunu Dünya Kupası Elemeleri'nde telafi eder." 

"Başkan uysallaştı söylemleri doğru değil"

"O zamanlarda bir camiayı temsil ediyorsunuz. O zamanki tavrınız ayrı olur. Burada futbol ailesinin genelini temsil ediyorsunuz. Başkan uysallaştı söylemleri doğru değil. O zaman öyle davranmam gerekiyordu. Şimdi bu şekilde davranmam gerekiyor."

"Kulüpler kavga etmezse devletle olan işlerini daha kolay halleder"

"Kulüpler kavga etmezse devletle olan işlerini daha kolay halleder. Biz kulüp başkanları ile sürekli konuşuyoruz. Marka değerini korumak lazım. Yayıncı geliri 500 milyon Dolar'dan 180 milyon Dolar'a düştü. Neden 1 Milyona çıkmadı. Kulüp başkanları ile kahvaltı yaptığımız gün başkanlar birbirlerine söz verdiler. Mutabık kaldılar konuşmayacaklarına dair. Kurumsal olarak camialarımızı rencide edici açıklamalar yapmayacaklardı. Aradan 1 hafta geçmeden salıncaklar, kuşlar havada uçuştu. Bunların kimseye faydası yok. Kavga etme görüntüsünü verince insanlar irite oluyor."

"Bu oyunun eğlence olduğunu unutmamalıyız"

"Bu ligden 1 tane şampiyon çıkacak. Şampiyon olmayan takımlar başarısız mı olacak. Diğer liglerde 2 tane mi şampiyon çıkıyor. Bizim bunu kabul etmemiz lazım. Bu oyunun eğlence olduğunu unutmamalıyız."

"İstifalar normaldir. Biz doğru işleri yapmaya devam edeceğiz. Ayrılan arkadaşlara teşekkür ediyoruz. Biz işimize bakıyoruz. Doğru işleri yapmaya çalışıyoruz. Bu istifalarda kişisel tavır da olabilir ama ben çok önemsemiyorum."

"Ben kaldığım sürece seninle devam edeceğiz dedim"

"Montella'nın oyuncularla muhteşem bir ilişkisi var. Bir aile ortamı var. Bizim de aramız iyi, biz kendisini seviyoruz. İtalyanlar ile frekansımız tutuyor. O da bizi seviyor. Şu anda güzel bir aile ortamı var. İnsanlar hocanın gittiğini düşündüler. Hatta tazminatını da yazdılar. Adana Demirspor'da oynarken 'Roma'dan teklif gelirse giderim maddesi koymuştu ama milli takımda bu madde yoktu. Roma konusuyla ilgili bizimle konuşmak istedi. Böyle bir teklif geldiğini söyledi. Ama hoca kendisi bize konuyu anlattı. Bize, 'bazen tekliflere hayır demeyi bilirim yarın beni kovacaksanız, Roma'ya gideyim' dedi. Biz kendisine iki maçın sonucuna bakarak yol yürümüyoruz. Ben kaldığım sürece seninle devam edeceğiz dedim. Roma'nın teklifini reddeip bizimle devam etme kararı aldı."

Galatasaray'ın tartışılan sponsorluk anlaşması hakkında açıklama

"İsmi haber portalı diye geçiyor. Biz o toplantıyı yaptığımız zaman Galatasaray'ın sponsorluk anlaşmasına bir haber portalı adıyla geçtiği için müsaade ettik. Hatta şöyle bir şey oldu. Toplantı yaptık. Dursun başkan 'Biz bu anlaşmayı yaptık ama paralar 100, 150, 200 para parça gelince hemen iptal edin dedim. İptal edildi' dedi. Para parça gelince hemen kapatılmış. Biz sorumluluk size ait diye izin verdik."

Yabancı hakem açıklaması

"Ben olduğum sürece bu ülkeye yabancı hakem gelmeyecek."


Independent Türkçe

"Kulüp başkanları ile kahvaltı yaptığımız gün başkanlar birbirlerine söz verdiler. Aradan 1 hafta geçmeden salıncaklar, kuşlar havada uçuştu"
Cuma, Kasım 22, 2024 - 22:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

related nodes: 
Mehmet Büyükekşi, TFF Başkanı Hacıosmanoğlu'nun "yolsuzluk" iddiasına yanıt verdi
Type: 
SEO Title: 
TFF Başkanı Hacıosmanoğlu: Kulüpler kavga etmezse devletle olan işlerini daha kolay halleder
copyright Independentturkish: 

Tunceli ve Ovacık belediyelerine kayyum atandı

İçişleri Bakanlığı, Tunceli Belediye Başkanı Cevdet Konak ve Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül'ün görevden uzaklaştırıldığını açıkladı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Görevden uzaklaştırılan belediye başkanlarının yerine kayyum atandı. Tunceli Belediyesi'ni DEM Parti, Ovacık Belediyesi'niyse CHP kazanmıştı.

DEM Partili Tunceli Belediye Başkanı Cevdet Konak, CHP’li Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül ile birlikte 4 sanık hakkında “terör örgütüne üye olma” suçundan açılan davada Tunceli 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, "terör örgütüne üye olma" suçundan 6 yıl 3'er ay hapis cezası verilmişti.

İçişleri Bakanlığı’nca yapılan duyuruda, şu ifadelere yer verildi:

Tunceli Belediye Başkanı Cevdet Konak'ın Tunceli 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2022/99 esas sayılı dosyası kapsamında "PKK/KCK “Silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 6 YIL 3 ay hapis cezası alması ve Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2024/1146 Sayılı soruşturma dosyasında "PKK/KCK terör örgütü propagandası yapmak" suçundan soruşturmasının devam etmesi nedeniyle, Cevdet Konak, Anayasa'nın 127'inci maddesi ile 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 47'inci maddesi gereğince geçici bir tedbir olarak İçişleri Bakanlığı'nca görevden uzaklaştırılmıştır. 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 45 ve 46'ıncı maddeleri uyarınca Tunceli Valisi Bülent Tekbıyıkoğlu, Tunceli Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirilmiştir. Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül'ün Tunceli 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2022/99 esas sayılı dosyası kapsamında "PKK/KCK silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası alması nedeniyle; Mustafa Sarıgül, Anayasa'nın 127'inci maddesi ile 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 47'inci maddesi gereğince geçici bir tedbir olarak İçişleri Bakanlığı'nca görevden uzaklaştırılmıştır. 5393 sayılı Belediye Kanunun 45 ve 46'ıncı maddeleri uyarınca Ovacık Kaymakamı Hüseyin Şamil Sözen, Tunceli Valiliği'nce Ovacık Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirilmiştir.

Tunceli Belediyesi önünde gerilim

Çevik Kuvvet ekipleri kayyum atanan Tuncali Belediyesi önüne barikat kurarken çok sayıda vatandaş belediye önünde polis barikatını zorladı. 

Kayyum kararının ardından Tunceli Belediyesi önünde gerilimhttps://t.co/SbFg6yoB5s pic.twitter.com/jUah2etgTk

— Independent Turkish (@TurkishIndy) November 22, 2024

Cevdet Konak: Belediyemiz işgal altında

Belediyeye gitmek isteyen Tunceli Belediye Başkanı, yolun polis araçlarıyla kesildiğini, belediyenin polislerce çevrildiğini aktararırken, karara da sert tepki göstererek, şunları söyledi:

Gazi Cumhuriyet Mahallesindeyiz şuanda. Polisler tarafından yolumuz kesilmiş durumda. Bu Dersim iradesine bir saldırıdır. Dersim Belediyesine bir saldırıdır. Dersim halkının iradesine saldırıdır bu.Asla bu hukuksuzluğu kabul etmiyoruz. Sonuna kadar direneceğiz. Halkın iradesine uzanan her güce karşı direneceğiz. Yaşasın yerel yönetim mücadelemiz. Değerli kamuoyu, değerli Dersim halkı, değerli dostlar. Şu anda Gazi Cumhuriyet meydanında yolumuz polis araçlarıyla çevrilmiş durumda. Belediyemiz işgal altında. Etrafımız kuşatılmış. Tüm kamuoyunu duyarlı olmaya çağrıyorum. Dersim halkı belediyene sahip çık. Belediyeniz sizin onuruzdur, bizim namusumuzdur, şerefimizdir.

CHP lideri Özgür Özel'den ilk açıklama

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, kayyum kararının ardından sosyal medya hesabından bir açıklama yayımladı.

Özel paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

"Ovacık Belediyemize ve Tunceli Belediyesi'ne kayyım atama kararı, kılıfına bile uydurulamamış milli irade hırsızlığıdır.

Ovacık Belediye Başkanımız Mustafa Sarıgül'ün 2012’de katıldığı bir cenaze töreni, 2022’de dava konusu yapılmış, 2024’te suç sayılmıştır.

Taziye ölüye değil, diriye yapılır.
Ne aile evladının suçundan sorumlu tutulabilir ne de taziyeye gelenler...

İki dönemdir halkın oyuyla seçilen bir belediye başkanını, 12 yıl önce katıldığı bir cenaze nedeniyle görevden almanın, gitmekte olan bir iktidarın son çırpınışlarından azade bir hükmü yoktur.

Biz, seçilmiş belediye başkanlarına yönelik tüm saldırılara karşı olduğu gibi, bu hukuksuzluğa da direneceğiz. Kendi menfaatini, Türkiye’nin menfaatinin üzerine koyanlara, bu milleti teslim etmeyeceğiz"

DEM Parti'den karara tepki

DEM Parti, Tunceli ve Ovacık belediyelerine kayyum atanmasına tepki gösterdi. İktidarın, halk iradesini adım adım ortadan kaldırıldığına ve yargı eliyle kayyum ayarlı siyasi kararlar verildiğine işaret edilen açıklamada, Tunceli ve Ovacık'ta halk iradesinin gasp edildiği vurgulandı.

DEM Parti'nin sosyal medya hesabından yapılan yazılı açıklamada, "İktidar, halk iradesini adım adım ortadan kaldırıyor. Yargı eliyle verilen kayyum ayarlı siyasi kararlar sonucunda bugün Dersim ve Ovacık belediyeleri de gasp edildi. Kayyum darbesinde ısrar ederek partimizi yıldırmayı, halkı siyasi tercihlerinden vazgeçirmeyi ve topluma bu darbeyi kabul ettirmeyi düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz. Sadece darbeciliğinizi tescilliyor, suçlarınızı ağırlaştırıyorsunuz. Halk iradesi karşısında dün olduğu gibi bugün de bundan sonra da yenileceksiniz" denildi.

Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül: Cenazeye gitmemizi dönemin savcısı istedi

Görevden alınan CHP'li Ovacık Belediye Başkanı Sarıgül, ceza almasına neden olan 2012'deki cenaze törenini dönemin savcısının talebiyle belediyenin kaldırdığını öne sürdü.

Sarıgül yaptığı açıklamada, "Bu suçsa müdahale edin cenaze törenlerini yaptırmayın. O cenazede savcı beni aramış ve bölgenin sıkıntılı bir bölge olduğunu, kendi güvenlik güçlerinin cenazeyi gömemeyeceğini ancak belediye desteğiyle mutlaka gömülmesi gerektiğini söylemişti" ifadelerini kullandı.

Tunceli'de 10 gün süreyle eylem ve etkinlik yasağı

Tunceli Valiliği, il genelinde eylem ve etkinliklerin 10 gün süreyle yasaklandığını duyurdu.

Valilikten yapılan açıklamada, il sınırları içinde huzur ve güvenliğin sağlanması amacıyla çeşitli kararlar alındığı bilgisi verildi.

İlde sadece Valilik ve kaymakamlıkların uygun göreceği etkinliklerin yapılabileceği belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

"İlimizde yapılmak istenilen açık ve kapalı alanlarda toplanma, yürüyüş, nöbet, basın açıklaması, açlık grevi, oturma eylemi, miting, stant açma, çadır kurma, bildiri, broşür dağıtma, sticker, afiş, pankart asma, her türlü eylem ve etkinliklerin 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nun 17. ve 19. maddeleri ile 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun 11/A, B ve C maddeleri gereğince (jandarma bölgesi dahil) il ve ilçe mülki sınırlarımız içinde 1 Aralık saat 23.59'a kadar 10 gün süreyle yasaklanması kararı alınmıştır."

 

Independent Türkçe

İçişleri Bakanlığı, iki belediye başkanının görevden alındığını duyurdu
Cuma, Kasım 22, 2024 - 20:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

related nodes: 
TBMM'de temsil edilen 10 partiden kayyum düzenlemesinin kaldırılması için kanun teklifi
İmamoğlu: Kayyum sürecine dair çok tepkili bir pozisyondayız, bu noktada arayışlarımız var
Type: 
SEO Title: 
Tunceli ve Ovacık belediyelerine kayyum atandı
copyright Independentturkish: 

İran’dan saldırı açıklaması: Sınırlı hasar meydana geldi

İran, İsrail'in Tahran, Huzistan ve İlam eyaletlerinde bazı askeri noktaları hedef aldığını, saldırılara hava savunma sistemleri tarafından başarıyla karşılık verildiğini ancak bazı noktalarda "sınırlı hasar" meydana geldiğini duyurdu.

İran Hava Savunma Karargahı tarafından yapılan yazılı açıklamada, İsrail'in İranlı yetkililerin uyarılarına rağmen Tahran, Huzistan ve İlam eyaletlerinde askeri noktalara saldırı düzenlediği belirtildi.

Saldırılara hava savunma sistemleri tarafından başarıyla karşı konulduğu ancak bazı noktalarda "sınırlı hasar" meydana geldiği ve olayın boyutlarının incelendiği bildirildi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

İsrail büyük göstermeye çalışıyor

İranlı yetkili, İsrail'in ülkede 20 noktayı hedef aldığına dair iddiasının doğru olmadığını ve Tahran'da hiçbir askeri tesisin vurulmadığını savundu.

İran'ın yarı resmi haber ajansı Tesnim'e konuşan ismi açıklanmayan bir yetkili, "İsrail ordusunun ülkede 20 noktayı hedef aldığı iddiası doğru değil. Siyonistlerin eylemi, ülke sınırları dışından gerçekleşti ve sınırlı hasara neden oldu" dedi.

Tahran'da Devrim Muhafızları Ordusuna ait hiçbir askeri tesisin hedef alınmadığını söyleyen İranlı yetkili, "100 İsrail askeri uçağının bu saldırıya karıştığı yönündeki haberler de tamamen yanlış. İsrail, zayıf saldırısını büyük göstermeye çalışıyor" ifadelerini kullandı.

İsrail'in İran'a saldırısı

İran, 1 Ekim'de İsrail'e füze saldırısında bulunmuştu. Tel Aviv yönetimi, İran'ın bu saldırısına karşılık verileceğini bildirmişti.

İran medyası, gece saatlerinde İsrail'in Tahran'ın batısı ve güneybatısında bazı askeri üsleri hedef aldığını ve hava savunma sistemlerinin karşılık verdiğini duyurdu. İsrail ordusu da İran'da askeri hedeflere saldırı düzenlediğini açıkladı.

Saldırılardan bir kaç saat sonra Tahran'da şiddetli patlama sesleri yeniden duyuldu. İran devlet televizyonu, seslerin Tahran'ın doğusundan geldiğini ve İsrail'in saldırısına karşı hava savunma sistemlerinden ateşlenen füzelerden kaynaklandığını belirtti.

Saldırıların ardından İran, hava sahasını ikinci bir duyuruya kadar kapattığını bildirdi.

İran Acil Durum Merkezi, saldırılarda herhangi bir yaralı bilgisinin olmadığını kaydetti.

İsrail ordusu ise İran'a yönelik düzenledikleri saldırının tamamlandığını açıkladı.

 

AA

İran Hava Savunma Karargahı, saldırılara hava savunma sistemleri tarafından başarıyla karşı konulduğunu ancak bazı noktalarda sınırlı hasar meydana geldiğini bildirdi
Cumartesi, Ekim 26, 2024 - 09:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

related nodes: 
İsrail’den İran’a misilleme saldırısı
İran ve zehri yudumlamak
Type: 
SEO Title: 
İran’dan saldırı açıklaması: Sınırlı hasar meydana geldi
copyright Independentturkish: 

Müjdeyi Tom Holland vermişti: Örümcek Adam 4'ün vizyon tarihi belli oldu

Yeni Örümcek Adam (Spider-Man) filminin izleyiciyle ne zaman buluşacağı belli oldu. 

Tom Holland'ın canlandırdığı meşhur süper kahraman, 24 Temmuz 2026'da sinemalara geri dönecek.

Yönetmen koltuğunda Destin Daniel Cretton'ın oturacağı isimsiz proje, 1 Mayıs 2026'da vizyona girecek Avengers: Doomsday'den kısa bir süre sonra izleyiciyle buluşacak.

Örümcek-Adam: Evden Uzakta (Spider-Man: Far From Home) da 2019'da benzer şekilde Avengers: Endgame'den sadece iki ay sonra vizyona girmiş ve dünya çapında 1 milyar doların üzerinde hasılat elde etmişti.

"Sabırsızlanıyorum"

Salı gecesi popüler sohbet programı The Tonight Show Starring Jimmy Fallon'a katılan Holland, 4. Örümcek Adam filminin yapımına 2025'in ortalarında başlanacağını doğrulamıştı.

"Gelecek yaz çekimlere başlıyoruz. Her şey yolunda, neredeyse geldik" diyen Holland eklemişti: 

Çok heyecan verici. Sabırsızlanıyorum!

Zendaya'nın MJ rolüne geri dönüp dönmeyeceği ise henüz belli değil.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Yakın zamanda Rich Roll Podcast'e verdiği bir röportajda Holland, 4. Örümcek Adam filminin senaryosunun taslağını okuduğundan bahsetmişti. 28 yaşındaki oyuncu, "Üzerinde çalışılması gerekiyor ama yazarlar harika bir iş çıkarıyor" ifadelerini kullanmıştı. 

2025 ve 2026, Britanyalı aktör için epey yoğun geçeceğe benziyor. Avengers: Doomsday'de de rol alma ihtimali olan Holland'ın, Christopher Nolan'ın merakla beklenen yeni projesinde başrolü üstleneceği doğrulanmıştı. 

Nolan'ın ismi henüz belli olmayan filminin 16 Temmuz 2026'da yani Örümcek Adam 4'ten sadece bir hafta önce vizyona girmesi planlanıyor. Bu da sinemaseverlerin Tom Holland'ı arka arkaya iki büyük filmde izleyeceği anlamına geliyor.

Holland, Jon Watts tarafından yönetilen 2017 yapımı Örümcek-Adam: Eve Dönüş (Spider-Man: Homecoming), Örümcek-Adam: Evden Uzakta ve 2021 tarihli Örümcek-Adam: Eve Dönüş Yok'ta (Spider-Man: No Way Home) Peter Parker/Örümcek Adam rolünü oynamıştı.

45 yaşındaki Destin Daniel Cretton, daha önce Shang-Chi ve On Halka Efsanesi'nin (Shang-Chi and the Legend of the Ten Rings) yönetmenliğini üstlenmişti. 

Örümcek Adam 4'te Chris McKenna ve Erik Sommers, senaryoyu kaleme alacak. Marvel Başkanı Kevin Feige ve eski Sony Başkanı Amy Pascal da yapımcılığı üstleniyor.


Independent Türkçe, Variety, GamesRadar, Deadline

"Gelecek yaz çekimlere başlıyoruz" demişti
Cumartesi, Ekim 26, 2024 - 09:15
Main image: 

<p>Tom Holland'ın başrolde yer aldığı Örümcek Adam filmleri, halihazırda yaklaşık 4 milyar dolarlık hasılat yapan bir seriye dönüşmüş durumda (Sony Pictures Releasing)</p>

related nodes: 
Örümcek Adam 4'e taze kan: Tom Holland bilmecesi de çözüldü
Tom Holland: Bir yanım Örümcek Adam'ı bırakmak istiyor
Oscar adayı aktör, Örümcek Adam rolüne geri dönecek mi?
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Müjdeyi Tom Holland vermişti: Örümcek Adam 4'ün vizyon tarihi belli oldu
copyright Independentturkish: 

İsrail’den İran’a misilleme saldırısı

İran'ın yarı resmi haber ajansı Fars, başkent Tahran'da bazı patlama sesleri duyulduğunu bildirdi. Haberde, "Bir kaç dakika önce Tahran'da patlama sesleri duyuldu" ifadelerine yer verildi.

İran devlet televizyonu da başkent Tahran'daki patlama haberlerini doğruladı. Haberde, "patlamanın kaynağının henüz belli olmadığı" aktarılırken "bazı patlama seslerinin ise hava savunma sistemlerinden kaynaklandığı" bilgisi verildi.

Yarı resmi Tesnim Haber Ajansı ise olayla ilgili detayların daha sonra açıklanacağını belirterek, Tahran'daki Uluslararası İmam Humeyni Havalimanı ile Mehrabad Havalimanı'nda olağanüstü bir durum yaşanmadığını bildirdi.

Haberde, sosyal medyada patlamaya dair yayınlanan görüntülerin bir kısmının eski olduğunun tespit edildiği ve bu geceki patlamalarla ilgili olmadığı ifade edildi.

Öte yandan yarı resmi Mehr Haber Ajansı, Tahran'daki petrol rafinerisinden görüntüler paylaşarak, rafineride herhangi bir patlama yaşanmadığını aktardı.

Konuya ilişkin İranlı yetkililerden henüz açıklama gelmedi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

İsrail duyurdu

İsrail ordusu, İran'daki "askeri hedeflere" yönelik saldırılar düzenlediğini duyurdu.

İsrail ordusundan yapılan açıklamada, "İsrail'e yönelik son aylarda devam eden saldırılara yanıt olarak, şu anda İran'daki askeri hedeflere hassas saldırılar düzenlenmektedir" ifadeleri kullanıldı.

Açıklamada, İsrail ordusunun, İran ve müttefiklerinden gelen gelişmeleri takip ettiği, hem saldırı hem savunma açısından tam bir hazırlık halinde olduğu belirtildi.

Durumun sürekli olarak değerlendirildiği ve halihazırda iç cephe talimatlarında bir değişiklik yapılmadığı vurgulanan açıklamada, iç cephe talimatlarına uyulması gerektiği, halkın gelişmelerden anlık olarak bilgilendirileceği kaydedildi.

Fars Haber Ajansının haberinde, "Siyonist rejimin saldırısında Tahran'ın batısı ve güneybatısındaki bazı askeri üslerin hedef alındığı görülüyor" ifadelerine yer verildi.

Haberde, bazı patlama seslerinin hava savunma füzelerinden kaynaklandığı ve sosyal medyada yayınlanan görsellerin çoğunun eski olduğu ve patlamalarla ilgili olmadığı aktarıldı.

İsrail: ABD’yi bilgilendirdik

İsrail devlet televizyonu KAN, İsrail'in İran'a saldırmadan önce ABD'yi bilgilendirdiğini bildirdi. Haberde, "İsrail, İran saldırısı öncesinde ABD'ye bilgi verdi" ifadeleri kullanıldı.

KAN, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant'ın Savunma Bakanlığı binasında olduğu bilgisini paylaştı.

İran devlet televizyonu da başkent Tahran'daki patlama haberlerini doğruladı.

Haberde, "patlamanın kaynağının henüz belli olmadığı" aktarılırken "bazı patlama seslerinin ise hava savunma sistemlerinden kaynaklandığı" bilgisi verildi.

Yarı resmi Tesnim Haber Ajansı ise olayla ilgili detayların daha sonra açıklanacağını belirterek, Tahran'daki Uluslararası İmam Humeyni Havalimanı ile Mehrabad Havalimanı'nda olağanüstü bir durum yaşanmadığını bildirmişti.

Haberde, sosyal medyada patlamaya dair yayınlanan görüntülerin bir kısmının eski olduğunun tespit edildiği ve bu geceki patlamalarla ilgili olmadığı ifade edilmişti.

Öte yandan yarı resmi Mehr Haber Ajansı, Tahran'daki petrol rafinerisinden görüntüler paylaşarak, rafineride herhangi bir patlama yaşanmadığını aktarmıştı.

ABD saldırıya katılmadı

ABD'li yetkililer, İsrail'in İran'a yönelik başlattığı saldırılarda ABD'nin herhangi bir dahli olmadığını bildirdi.

ABD Savunma Bakanlığından (Pentagon) bir yetkili, AA'ya açıklama yaptı.

İsrail'in İran'a yönelik saldırıları hakkında ABD'nin önceden bilgilendirildiğini aktaran savunma yetkilisi, ayrıca İsrail'in saldırılarında "ABD'nin herhangi bir dahlinin söz konusu olmadığını" belirtti.

İsrail devlet televizyonu KAN da İsrail'in İran'a saldırmadan önce ABD'yi bilgilendirdiğini bildirmişti.

Beyaz Saray: İsrail, meşru müdafaa hakkı uyarınca İran'da askeri hedefleri vuruyor

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü Sean Savett, konuya ilişkin AA muhabirine yazılı açıklama yaptı.

İsrail'in İran'a yönelik saldırısının 1 Ekim'de İran'ın balistik füze saldırısına cevaben gerçekleştiğini aktaran Savett, İsrail'in "meşru müdafaa" hakkı uyarınca İran'da askeri hedefleri vurduğunu kaydetti.

Savett, daha fazla bilgi için İsrail hükümetiyle irtibata geçilmesi gerektiğini belirtti.

Suriye'de, İran ile eş zamanlı patlamalar oldu

İran'ın başkenti Tahran'daki patlamalarla eş zamanlı olarak Suriye'nin başkenti Şam ve Humus ilinde de patlamalar meydana geldiği bildirildi.

Suriye'deki rejimin ajansı SANA'nın haberinde, Şam yakınlarında patlama seslerinin duyulduğu belirtildi.

Rejime yakın sosyal medya hesaplarına göre, Humus'ta da patlama sesleri duyuldu.

Şam ve Humus'ta Hizbullah ile İran destekli gruplar yoğun varlık gösteriyor.

Öte yandan İran'ın yarı resmi Fars Haber Ajansı ile İran devlet televizyonu, Tahran'da patlama seslerinin duyulduğunu bildirmişti.

İsrail ordusu da İran'daki "askeri hedeflere" yönelik saldırılar düzenlediğini duyurmuştu.

İsrail basını: onlarca hedef vuruldu

İsrail medyası, ordunun İran'da onlarca stratejik hedefi vurduğunu iddia etti.

İsrail Kanal 12 televizyonu, "İsrail savaş uçaklarının son saatlerde İran topraklarında onlarca stratejik hedefi vurduğunu" bildirdi.

Saldırıların "İran'daki ana askeri tesislere odaklandığı" belirtilen haberde, hedefler arasında füze fabrikaları, insansız hava araçları geliştirme ve üretim tesisleri ile balistik füzeleri fırlatma üssünün olduğu aktarıldı.

Haberde, İsrail uçaklarının saldırıların başında İran hava savunma sistemine zarar vermeye odaklandığını, bunun da İsrail uçaklarının İran hava sahasında serbestçe hareket etmesini sağlamak için taktiksel bir adım olduğu değerlendirmesine yer verildi.

İsrail ordusu, İran'daki "askeri hedeflere" yönelik saldırılar düzenlediğini duyurmuştu. Açıklamada, "İsrail'e yönelik son aylarda devam eden saldırılara yanıt olarak, şu anda İran'daki askeri hedeflere hassas saldırılar düzenlenmektedir." ifadeleri kullanılmıştı.

İran: "Orantılı karşılık" vereceğiz 

İran'ın yarı resmi haber ajansı Tesnim'in haberine göre, ismi açıklanmayan bir kaynak Tahran'ın, İsrail'in gece saatlerinde gerçekleştirdiği hava saldırısına karşılık vereceğini ifade etti.

Kaynak, "Önceden belirttiğimiz gibi İran, İsrail'in saldırılarına cevap vermeye hazırlıklıdır. İran, herhangi bir saldırıya karşılık verme hakkını saklı tutar. İsrail'in herhangi bir eylemine uygun karşılık alacağına şüphe yoktur" ifadelerini kullandı.

 

AA

İran basını israil’in Tahran'ın batısı ve güneybatısındaki bazı askeri üslerin hedef aldığını duyurdu
Cumartesi, Ekim 26, 2024 - 05:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: X</p>

related nodes: 
İsrail, İran'a yanıt verme planında değişiklik yaptı
İsrailli bir yetkili, planla ilgili Amerikan belgelerinin sızdırılmasının ardından "İran'a verilecek tepkiyi" ertelediğini yalanladı
Type: 
SEO Title: 
İsrail’den İran’a misilleme saldırısı
copyright Independentturkish: 

Kısa haberler

Leonardo DiCaprio, başkanlık seçiminde oy vereceği adayı açıkladı

ABD’li aktör Leonardo DiCaprio, 5 Kasım'da yapılacak başkanlık seçiminde Demokrat aday Kamala Harris’e oy vereceğini açıkladı.

Dünyaca ünlü Oscar ödüllü aktör, Instagram hesabından yaptığı videolu paylaşımda Harris'e destek verdi.

Paylaşımında iklim değişikliğine dikkati çeken DiCaprio, "İklim değişikliği dünyayı öldürüyor ve ekonomimizi mahvediyor. Ekonomimizi, gezegenimizi ve kendimizi kurtarmak için cesur bir adım atmamız gerekiyor. Bu yüzden Kamala Harris'e oy veriyorum." ifadesini kullandı.

DiCaprio, videoda en son Florida’yı vuran Helene ve Milton kasırgalarına da işaret ederek, Harris'in 2050 yılına kadar net sıfır emisyona ulaşma ve yeşil bir ekonomi inşa etmeye yardımcı olma konusundaki iddialı hedeflerini de övdü.

Donald Trump'ı, ABD’yi Paris İklim Anlaşması'ndan çekmekle ve "kritik çevre korumalarını" geri götürmekle eleştiren DiCaprio, Trump'ın gerçekleri ve bilimi inkar etmeye devam ettiğini savundu.

DiCaprio, 2020 başkanlık seçiminde de o zamanki Demokrat parti adayı Joe Biden’a desteğini açıklamıştı.


Mehmet Şimşek ve Fatih Karahan, ABD Hazine Bakanı'yla görüştü

ABD Hazine Bakanı Janet Yellen'ın, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan ile görüştüğü bildirildi.

ABD Hazine Bakanlığından yapılan açıklamada, Yellen'ın Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası Yıllık Toplantıları marjında Şimşek ve Karahan ile bir araya geldiği belirtildi.

Yellen'ın, Türkiye'nin güçlü ve öngörülebilir ekonomik politikalara olan bağlığını övdüğü kaydedilen açıklamada, bu politikaların Türkiye ekonomisinde belirgin bir iyileşme sağladığı ve enflasyonun aşağı yönlü bir eğilime girmesine yardımcı olduğunu ifade ettiği aktarıldı.

Açıklamada, "Yellen ve Şimşek ayrıca yaptırımlara uyumun önemini ve Türk finans sisteminin yaptırımlardan kaçanlar ile terörist gruplar tarafından kötüye kullanılmasının önlenmesini görüştü." ifadeleri kullanıldı.

Independent Türkçe, Türkiye ve dünyadan güncel haberleri okurları için derledi
Cumartesi, Ekim 26, 2024 - 00:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: Independent Türkçe</p>

Type: 
SEO Title: 
Kısa haberler
copyright Independentturkish: 

Türkiye, Somali'de karada da petrol ve doğal gaz arayacak

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ile Somali Petrol İdaresi arasındaki yeni anlaşmayla Somali kara alanlarında da petrol ve gaz aramaları yapılacağını bildirdi.

Bayraktar, Oruç Reis'in Mogadişu Limanı'ndaki karşılama törenindeki konuşmasında, "dost ve kardeş" ülke Somali'de bulunmaktan ve bu tarihi ana tanıklık etmekten memnuniyet duyduğunu söyledi.

Oruç Reis'in 5 Ekim'de İstanbul'dan yola çıktığını anımsatan Bayraktar, geminin Akdeniz ve Süveyş Kanalı rotasını takip ederek yaklaşık 20 günlük bir yolculuğun ardından icra edeceği deniz üstü sismik veri toplama faaliyeti için Mogadişu'ya ulaştığını belirtti.

Bayraktar, Deniz Kuvvetleri Komutanlığına bağlı gemilerin Oruç Reis'e yolculuk boyunca olduğu gibi Somali'deki tarihi görevi boyunca da eşlik edeceğini kaydederek, Milli Savunma Bakanlığına ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığına desteklerinden dolayı teşekkür etti.

Türkiye-Somali ilişkilerinin çok özel bir niteliğe sahip olduğunun altını çizen Bayraktar, "Tüm uluslararası toplumun adeta terk ettiği Somali'de 2011'den bu yana Türkiye olarak Somali halkının yanında yer aldık. Bundan sonra da çok güçlü bir şekilde yanınızda olmaya devam edeceğiz. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 2011'de gerçekleştirdiği tarihi ziyaretten itibaren Somali'nin egemenliğini, istikrarını tahkim edecek, Somali halkının refahına huzuruna katkıda bulunacak projeler için Türkiye, tüm kurumlarıyla birlikte yoğun ve samimi bir gayret gösteriyor." değerlendirmesinde bulundu.

Bayraktar, tören vesilesiyle de Türkiye ve Somali arasında işbirliğinin geliştirilmesi için gösterilen ortak çaba ve iradenin bir üst seviyeye taşındığını aktardı.

İki ülke arasındaki işbirliğinin en önemli parçalarından birinin enerji olduğunu vurgulayan Bayraktar, "Türkiye olarak Somali'yi Afrika kıtasında en önemli ortaklarımızdan biri olarak görüyoruz. Başta petrol ve doğal gaz olmak üzere enerjinin tüm alanlarında işbirliklerimizi önümüzdeki süreçte daha da geliştirmek istediğimizi vurgulamak istiyorum. Oruç Reis sismik araştırma gemimizin Somali'de gerçekleştireceği söz konusu faaliyetler bu işbirliği için adeta bir dönüm noktası teşkil etmektedir." diye konuştu.

"Sismik aramanın sonuçlarına göre sondaja başlanacak"

Bayraktar, Türkiye ve dünyada birçok projede yer alan TPAO'nun Somali'de petrol ve doğal gaz faaliyetlerinde bulunması amacıyla iki ülke müzakerelerinin 2021'de başladığını anımsattı.

Karşılıklı fayda temelinde yürütülen müzakereler sonucunda iki ülkenin hidrokarbon alanındaki anlaşmayı martta imzaladığını hatırlatan Bayraktar, "18 Temmuz'da Somali deniz alanlarında her biri yaklaşık 5 bin kilometrekarelik alanı kaplayan üç blok için üretim anlaşması imzaladık. Oruç Reis gemimiz yaklaşık 5 bin 750 kilometrekare üç boyutlu sismik arama yapacak. 6 ay sürmesini planladığımız bu sismik arama faaliyetlerinden elde edilen veriler değerlendirildikten sonra sonuçlara bağlı olarak sondaj aşamasına geçeceğiz." ifadelerini kullandı.

Bayraktar, TPAO ile Somali Petrol İdaresi arasında yeni bir anlaşmanın da imzalanmasından memnuniyet duyduklarını ifade etti.

Yeni anlaşma ile Somali'nin kara alanlarında da petrol ve gaz arama faaliyetleri yürütüleceğine işaret eden Bayraktar, şunları kaydetti:

"Deniz alanlarındaki işbirliğimizi daha da genişletmiş olacağız. Somali'de hem deniz alanlarında hem kara alanlarında elde edilecek başarılar ülkelerimizin enerji güvenliğine ve halklarımızın refahına katkıda bulunacaktır. Enerji alanında gerçekleştirdiğimiz bu işbirliği sadece Somali'ye değil aynı zamanda bölgesel istikrar ve güvenliğe de katkı sağlayacaktır. Elbette Somali'nin gelişmesine, büyümesine engel olmaya çalışabilirler. Bizim burada olmamızdan rahatsız olanlar olabilirler. Ancak saygıdeğer Cumhurbaşkanı'm, sizlerin ve hükümetinizin ve Somali halkının desteğiyle önümüze çıkabilecek tüm engelleri aşacağımıza yürekten inanıyorum. Bu projenin enerji alanında yeni bir dönem başlatmasını ve işbirliğimizin yeni projelerle ve faaliyetlerle genişleyerek devam etmesini temenni ediyorum"

Türkiye, Somali ile elektrik ve maden sektörlerine yatırım yapmak istiyor

Öte yandan Bayraktar gün içinde sosyal medya platformu X'te, Mogadişu'daki temaslarına ilişkin paylaşımlarda bulundu.

Bayraktar, Somali Başbakanı Hamza Abdi Barre ile görüşmesine ilişkin yaptığı paylaşımında, "Gücünü ortak tarihimizden ve halklarımız arasındaki samimiyet ve içtenlikten alan Türkiye-Somali ilişkileri, ortak geliştirdiğimiz projelerle her geçen gün daha da güçleniyor. Biz de sadece petrol ve doğal gaz değil, maden ve elektrik sektörlerine de yatırım yaparak Somali halkının refahına katkı yapmak, dostluğumuzu pekiştirmek istiyoruz." ifadelerine yer verdi.

Ardından Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud tarafından kabul edildiklerini belirten Bayraktar, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 2011'de gerçekleştirdiği Somali ziyareti sonrası ivme kazanan iki ülke ilişkilerinin, Oruç Reis gemisinin faaliyetlerine başlamasıyla yeni bir döneme girdiğini kaydetti.

Bayraktar, "İlişkilerimizde ikinci bir milat niteliği taşıyan bu anlaşmanın bundan sonraki işbirliklerimizin de önünü açacağına inanıyorum." ifadesini kullandı.

 

AA

"Sismik aramanın sonuçlarına göre sondaja başlanacak"
Cuma, Ekim 25, 2024 - 19:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

related nodes: 
Türkiye, Somali denizlerinde doğalgaz ve petrol arayacak
Türkiye’den Somali ve Etiyopya arasındaki Somaliland kıyılarına ilişkin anlaşmazlığı sona erdirme girişimi
Somali-Etiyopya görüşmeleri: Türk arabuluculuğu ve bölgesel denge arayışları
Type: 
SEO Title: 
Türkiye, Somali'de karada da petrol ve doğal gaz arayacak
copyright Independentturkish: 

CHP lideri Özel: Öcalan o kürsüye gelmek zorunda değil, bulunduğu yerde çağrısını yapar

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, saldırıya uğrayan TUSAŞ önünde açıklamalarda bulundu.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın DEM Parti'nin Meclis grubunda açıklama yapması yönündeki çağrısına yanıt veren Özel, "Öcalan konuşacak diye o kürsüye gelmek zorunlu değil" dedi ve İmralı'dan açıklama yapabileceğini söyledi.

Özel, "Bizim karşısında durmadığımız şey barış umududur" dedi ancak nasıl bir sürecin içinde olunduğunun bilinmediğini söyledi. Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bu konuda açıklama yapmasını istedi.

Özel'in açıklamalarından satır başları şöyle:

"Güvenlik zafiyetiyle ilgili konular tartışılacak ama şunu söylememiz lazım. Bir kusur varsa hepimizi koruyan, sınırımızı koruyan, ordumuzu koruyan, can güvenliğimiz için koruyan insanları koruyamadıysak bir özeleştiri yapmamız lazım. Olayın sıcaklığı ortadan kalktıktan sonra tüm yönleriyle araştırılacak ve üzerinde çok konuşulacak hususlar var. Bazı görüntülerin bizimle paylaşılmış olmasını kıymetli buluyoruz.

TUSAŞ'ın ve iştiraklerinin, yapılan tüm projelerin hepsinin arkasındayız. En çok desteklenmesi gereken kurumlardan bir tanesi. İhracat yapıyor burası. Neredeyse 1 milyar dolar geçen sene gelir kazandırdılar. Cari açığın kapatılmasına katkı sağlayan bir kurum. Yıpratmak yerine, varsa eksiklikler derhal ortadan kaldırmak, bu tip kurumları korumayı kendine bırakmak yerine en ciddi şekilde TSK ve emniyet tarafından korunmasına dikkat etmek. İçinde özel timler bulundurmak, silahı elinde uyuyan ani müdahale mangaları bu tip kurumlarda bulundurmalı. İçişleri ve Milli Savunma Bakanlığı'nın kendi değerlendirmelerini hızlı bir şekilde yapması gerekir.

"Bu hedef boşuna seçilmedi"

İçeriden ya da dışarıdan, belki yakın zamanda belki öğrenilemeyecek ama uzun vadede öğreneceğiz. Bu hedef boşuna seçilmedi. Kendi uçağını yapıyorsanız, ülke olarak bunun arkasında duyuyorsanız ayağınızı denk alın diyen bir dış kuvvetle söylüyorsa, biz o dış kuvvete diyoruz ki bizi yıldıramazsınız. Yok içeride birileri bu stratejik hedefi seçerek ülkeye istikamet vermek veya bir takım olayların gelişimine engel olmak veya yön çizmek istiyorsa buna teslim olmak bunlara verilecek en iyi cevaptır. Terörü kim hangi amaçla yapıyorsa lanetliyoruz.

"Uçakta gazeteci yokmuş bu soruyu sormamışlar"

(Sayın Bahçeli'nin çağrısıyla ilgili Cumhurbaşkanı'nın sessizliği sürüyor. TUSAŞ ile ilgili konuştu ama bu çağrıyla ilgili henüz sessiz. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? sorusu üzerine)

"Sorunun muhatabı ben değilim. Uçakta gazeteci yokmuş bu soruyu sormamışlar. Ama mutlaka gazeteciler bu soruyu soracaklar ve Erdoğan'dan bir yanıt alacaksınız. Ben o konudaki inancımı koruyorum. Yani dikkatle takip ettim haberi. Uçakta bu konuya değinmedi. Altını çizmişler hiçbir gazeteci bu soruyu sormadı. O gazetecilerin çocukları bir gün şöyle diyecekler; 'Benim babam eskiden gazeteciydi ve rahmetli babam.' 'Kimdi' deyince, ismini söylediğinde 'O gazeteci değildi' derler böyle yapılırsa. O yüzden gazeteciler gazeteciliğini yapsın, siyasetçiler siyaseti yapsın. Onun dışında değerlendirme; halkımızın, milletimizin bizim merakımızı giderecek olan, herkesin merakını giderecek olan ben değilim. Ben Erdoğan yerine konuşamam. O merakın giderilmesine katkı sağlayacak olanlar sizlersiniz."

"Biz korkmuyoruz, biz sinmeyeceğiz"

Terör korkuyu yönetmek istiyor. Biz korkmuyoruz, biz sinmeyeceğiz. Pazar günü bir miting koymuştuk. Biz pazar günü Beşiktaş meydanda olacağız. Hem teröre hem her türlü şirkete meydan okumak için oradayız. Herkesi bu mitinge bekliyoruz. Korkuya karşı meydan okuma mitingi olarak görüyoruz.

29 Ekim'de de bir takım şarkıcılar çok neşeli, ruh halimize uygun olmayan birtakım sanatçıların belki ileri tarihe ertelenebilir ama yas havasına uygun her türlü konserin yapılması, korkmadan insanların meydana çıkması, etkinliklerin iptal edilmemesi, 29 Ekim'e sahip çıkmak da gereklidir. 86 milyonu 29 Ekim günü sokaklarda olmaya, meydanlarda olmaya, Birinci Meclis'te olmaya, Antıkabir'de olmaya davet ediyoruz.

"Tüm aktörlerin sözü kıymetlidir"

("Siz Diyarbakır'dayken basına kapalı bir toplantıda 'Şu an iktidarın karşısında olmak belki bize belki oy kazandırmaz ancak biz tarihin doğru tarafında olmuş oluruz' dediğiniz iddia edildi" sorusuna yanıt)

Arkadaşlar öyle bir şey yok. Öyle 'İktidarın karşısında olmak' der miyim ben ana muhalefet partisi lideriyim ve iktidarın karşısındayım. Onları yenmek, iktidardan indirmek için gün sayıyorum, dakikalar sayıyorum. Böyle bir şey demem. O kapalı toplantıdan kötü niyetle yazılmıştır demiyorum. Benzer bir cümle oldu. Şöyle söyleyeyim, iktidarın karşısında değil. 'Eğer biz Türkiye'ye barış getirecek, terörü bitirecek bir sürecin karşısında kısa vadeli beklentilerle durursak tarih önünde yanlış yapmış oluruz' dedik. Niye iktidarın karşısında olmayayım? Kaya gibi karşısındayız. Bu iktidarın karşısında durmaktan, ama onu aktaran arkadaş şu anda sırf iktidara muhalefet etmek için bu sürecin karşısında gibi aktarılırsa daha doğru olurmuş. Bizim karşısında durmadığımız şey; barış umududur, karşısında durmadığımız şey net olarak terörün bitmesi, silahların bırakılması umududur. Bu başka bir şey iktidarın karşısında durmak başka bir şey.

Ayrıca şunu da söyleyeyim, yöntem olarak da oradan oraya bir parti siyasi yankesicilik umuduyla 'Özgür Özel ülke vadetti.' Bir kelime sonra şunu söylüyorum. 'Bu ülkeyi Türklerle birlikte Kürtlerin de 86 milyonun kendini ait hissettiği bir ülke yapalım. Size devleti tam olarak benim gibi sahiplenmeyi teklif ediyorum' demek toprak teklif etmek demek midir? Teklif ettiğimiz devlet Türkiye Cumhuriyeti devletini 86 milyon olarak sahiplenmek. Buna kim karşı çıkabilir?

Biz barışı destekliyoruz, silah bırakmayı destekliyoruz. Ama Abdullah Öcalan'ı buraya getirme fikrinin sahibi Sayın Bahçeli'dir. Ona sorulması lazım. Bizim öyle bir fikrimiz yok. Tüm aktörlerin sözü kıymetlidir. Öcalan konuşacak diye illa o kürsüye gelmek zorunda değil. Öcalan bulunduğu yerden, imkân verilir, o çağrısını yapar. Bu kadar basit bir meseleyi bir parti siyasi yankesicilik yapacak, CHP'yi yıpratacak diye bu algı oyunlarına kimse alet olmasın.

Nasıl bir süreç onu henüz bilmiyoruz. Erdoğan bir konuşsun, ona çok yer veren medya versin. Erdoğan gece uykusunda konuşsa canlı yayına geçenler bir sorsun. Neden bahsediyoruz bir bilelim."


AA

"Tüm aktörlerin sözü kıymetlidir"
Cuma, Ekim 25, 2024 - 18:15
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

related nodes: 
Özel'den Bahçeli'nin açıklamalarına yanıt: El yükseltiyorum, Kürtlere Türkiye Cumhuriyeti'nin sahibi olmayı teklif ediyorum
DEM Parti Sözcüsü Doğan: Öcalan hazır, devlet hazır mı?
Fatih Erbakan: Kürt vatandaşlarımızın temsilcisi ne Abdullah Öcalan ne PKK ne DEM Parti'dir
Type: 
SEO Title: 
CHP lideri Özel: Öcalan o kürsüye gelmek zorunda değil, bulunduğu yerde çağrısını yapar
copyright Independentturkish: 

Yerlikaya TUSAŞ saldırısı ve emniyet operasyonunun detaylarını anlattı: Rehine olayı yaşanmadı

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya PKK'nın üstlendiği ve 5 kişinin şehit olduğu TUSAŞ'a yapılan terör saldırısı ile ilgili açıklama yaptı.

Bazı sosyal medya sayfalarında veya yayınlarda terörist sayısının farklı yansıtıldığını ifade eden Yerlikaya, "Kamuoyunu lütfen yanıltmayın" mesajını verdi.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Saldırıya ve emniyet güçlerinin operasyonuna ilişkin detayları aktaran Yerlikaya şunları kaydetti:

15.26'da TUSAŞ’ın nizamiyesine geliyor masum insanlara ateş saçıyor. Şehit olan arkadaşlarımız var. Kendisi yaralanmasına rağmen kahraman Atakan Şahin ateş ediyor ve kadın teröristi yaralıyor. Yaralandığını gören kadın terörist kendini imha ediyor. İki zırhlı araç ile saldırıdan 14 dakika sonra özel harekat gidiyor. Süratle jandarma ve polis özel harekat oraya hareket ediyor. En kısa sürece 730 jandarma ve emniyet birimi gidiyor. Hava unsurları da bölgeye gidiyor. 15:30’da kadın terörist kendini imha ediyor. 15.52’de zırhlı araçla gelen ekip erkek teröristi akademi binasının oraya gidiyor. 17 kahraman oraya giriyor, şoka giren terörist 2 el bombası atıyor. Binada yukarı doğru kaçmaya başlıyor. Orada çatışma başlıyor.  Polis harekatın cesareti, orada rehin alma gibi durumu yaşatmadı. Panikleyen terörist tuvalete sıkışıp kalıyor. 16:40’ta çıkış olmayacağını bildiği için kendini orada patlatıyor. 5 arkadaşımız hafif şekilde yaralanıyor. Hiçbir özel harekat ve jandarmada yaralanma yok. Bütün bunlar olurken JÖH orada vatandaşlarımızın sahipsiz olmadığını gösteriyor. 730 arkadaşın tamamı 20 dakikada geliyor.

Bazı sosyal medyada ve diğer yayınlarda üzücü şekilde terörist sayısını farklı yansıttı. Kamuoyunu lütfen yanıltmayın. Mardin’de PKK’lı terörist ölü olarak ele geçirildi. Bunun yardımcısı olan gri kategoride bir terörist de etkisiz hale getirildi. 31 ilde bu sabah erken vakitte PKK ile harekat ettiğini değerlendirdiğimiz kişileri gözaltına aldık. Soruşturma devam ediyor. Büyük uyum içinde birimlerimiz çalışıyor. Savunma Sanayii’nde çalışan tüm arkadaşlarıma geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. 6 buçuk milyar doları aşan ihracat rakamına ulaştık. Bu başarıyı kim hazmetti kim hazmetmedi umurumuzda değil. Tüm sektörlerde kararlılıkla yürümeye devam edeceğiz. Son teröristte ülkeden kazınana kadar devam edeceğiz

 

Independent Türkçe

“Bazı sosyal medyada ve diğer yayınlarda üzücü şekilde terörist sayısını farklı yansıttı. Kamuoyunu lütfen yanıltmayın”
Cuma, Ekim 25, 2024 - 17:45
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

jw id: 
KSWalTjS
related nodes: 
PKK, TUSAŞ eylemini üstlendi ve "siyasal gündemle ilişkisi yok" dedi
Ümit Özdağ'dan TUSAŞ iddiası: Saldırı bir hafta önceden biliniyordu, flash bellek ele geçirildi; bundan sonra suikastlardan bahsediliyor
Type: 
SEO Title: 
Yerlikaya TUSAŞ saldırısı ve emniyet operasyonunun detaylarını anlattı: Rehine olayı yaşanmadı
copyright Independentturkish: 

Dinozorlar Çağı'nda yaşamış en büyük memelilerden biri keşfedildi

Dinozorlar Çağı'na ait büyük bir memeli türü keşfedildi. Yaklaşık 75 milyon yıl önce bugünkü ABD'de yaşayan hayvan, hayatını muhtemelen bataklıklarda sürdürüyordu. 

Yaklaşık 100 milyon yıl önce başlayıp 66 milyon önce sona eren Geç Kretase Dönemi'nde yeryüzünde dinozorlar hüküm sürüyordu. 

Bu dönemde genellikle fare büyüklüğünde olan memeliler, Dinozorlar Çağı'nın sona ermesinin ardından gelişerek baskın tür halini aldı.

ABD'nin Kolorado eyaletinde yapılan çalışmalarda bir memeli türüne ait fosiller bulan bilim insanları, Geç Kretase'nin karanlık bir dönemine ışık tuttu. 

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

PLOS One adlı hakemli dergide 23 Ekim Çarşamba günü yayımlanan çalışmada, 70 milyon ila 75 milyon yıl önceye ait çene kemiği ve azı dişi fosilleri analiz edildi. 

Bilim insanları keseli sıçangillere benzeyen yeni türe Heleocola piceanus adını verdi. Heleocola, Latincede "bataklıkta yaşayan" gibi bir anlama geliyor. 

Memeli hayvanın yaşadığı dönemde Kuzey Amerika'yı ikiye bölen Batı İç Deniz Yolu adlı büyük bir iç deniz vardı. Bu zamanlarda Kolorado'nun batı kesimlerinde bataklık alanlar olduğu tahmin ediliyor. 

Ellerindeki sınırlı bulgulara dayanarak Heleocola'nın nasıl bir hayat sürdüğünü çözmeye çalışan ekip, çoğunlukla bitkisel beslenen bir hepçil olduğunu düşünüyor. 

Araştırmacılar hayvanla ilgili en ilgi çekici şeyinse büyüklüğü olduğu görüşünde.

Colorado Üniversitesi Doğa Tarihi Müzesi'nden çalışmaya liderlik eden Dr. Jaelyn Eberle "Geç Kretase standartlarına göre büyük bir memeli (tahmini vücut kütlesi bugünkü misk faresine yakın), oysa bu dönemde yaşayan memelilerin çoğu fare-sıçan büyüklüğündeydi" diyerek ekliyor:

Geç Kretase memelileri genellikle küçük ve nispeten önemsiz olarak yorumlandığından, Heleocola'nın büyüklüğünün çarpıcı sonuçlardan biri olduğunu düşünüyorum.

Dr. Eberle ayrıca bu dönemde Kuzey Amerika ve memeliler hakkında pek fazla şey bilinmemesininden dolayı da yeni bulguların önem taşıdığını belirtiyor. 

Heleocola muhtemelen Batı İç Deniz Yolu'nun kıyısına yakın, delta ve bataklıkların olduğu bir alanda yaşıyordu. Bilim insanları bu bölgenin kaplumbağa, ördek gagalı dinozor ve dev timsah gibi hayvanlara da ev sahipliği yaptığını tahmin ediyor. 



Independent Türkçe, IFL Science, Newsweek, PLOS One

Derleyen: Büşra Ağaç

Beklenmedik büyüklükteki hayvanın bataklıkta yaşadığı tahmin ediliyor
Cuma, Ekim 25, 2024 - 17:30
Main image: 

<p>Geç Kretase Dönemi'ndeki çoğu memeliden daha büyük olan Heleocola, en az 1 kilogram ağırlığındaydı (Brian Engh/Utah Doğa Tarihi Saha Evi)</p>

related nodes: 
Dinozorlarla yaşayan memeli, uzun ömrüyle şaşırttı
İnek, domuz ve geyiklerin atası bulundu
Bir dinozorla, porsuk benzeri bir memelinin mücadelesini ölümsüzleştiren 125 milyon yıllık fosil
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Dinozorlar Çağı'nda yaşamış en büyük memelilerden biri keşfedildi
copyright Independentturkish: 

Yapay zekayla yazılan haberler daha zor anlaşılıyor

Araştırmacılar, yapay zekayla yazılan haberlerin daha zor anlaşıldığını belirledi. 

Almanya'daki Ludwig Maximilian Üniversitesi'nden bilim insanlarının yürüttüğü çalışma, gazetecilerin yazdığı metinlerle yapay zeka tarafından üretilenlerin anlaşılabilirliğini kıyaslamalı olarak inceleyen ilk araştırma niteliğinde.

Bilimsel dergi Journalism: Theory, Practice, and Criticism'de 22 Ekim'de yayımlanan araştırmaya, Birleşik Krallık'ta internet sitelerinden düzenli haber okuyan en az 3 bin kişi katıldı.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Katılımcılar, yarısı yapay zekayla yarısı da gazeteciler tarafından yazılmış 24 metinden birini değerlendirdi.

Araştırmanın başyazarı Sina Thäsler-Kordonouri, okurların yapay zekayla yazılmış haber metinlerini daha az anlaşılır bulduğunu belirtiyor. 

Thäsler-Kordonouri, bazı yapay zeka metinleri gazeteciler tarafından düzeltilse de sonucun değişmediğini söylüyor.

Yapay zekayla üretilen metinlerin daha zor anlaşılmasının sebeplerinden birinin kelime seçimi olduğu aktarılıyor. Okurların bu metinlerde, anlaşılması zor sözcük ve ifadelerle karşılaşmasının olumsuz sonuç doğurduğu belirtiliyor. 

Ayrıca katılımcıların, yapay zekayla hazırlanan metinlerde sayı ve verilerin ele alınış biçimini iyi bulmadığı da ifade ediliyor. 

Diğer yandan okurların, akışı, yapısı ve üslubu açısından metinlerden memnun kaldığı belirtiliyor.  

Araştırma projesini yürüten Profesör Neil Thurman, gazetecilerin ve teknoloji uzmanlarının yapay zeka destekli metinler oluştururken, verilerin sunuluş biçimine ve anlaşılmayacak kelimeleri kullanmamaya özen göstermesi gerektiğini söylüyor.


Independent Türkçe, Phys.org, Journalism: Theory, Practice, and Criticism

Araştırmacılar, metinlerdeki sorunları belirledi
Cuma, Ekim 25, 2024 - 17:30
Main image: 

<p>Araştırmacılar, yapay zekayla oluşturulan metinler üzerinde redaksiyon yapılması gerektiğini belirtiyor (Unsplash)</p>

related nodes: 
İnsan beyni yapay zekayla birlikte "Sistem 0" düşünce moduna geçebilir
Label: 
Type: 
SEO Title: 
Yapay zekayla yazılan haberler daha zor anlaşılıyor
copyright Independentturkish: 

Kurtulmuş: TUSAŞ'a yapılan saldırının iki tane teröristin yaptığı saldırıdan ibaret olmadığını biliyoruz

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, İstanbul Fuar Merkezi'nde (İFM) düzenlenen SAHA EXPO 2024 Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayii Fuarı'nda yaptığı konuşmada, etkinliğin Türkiye'nin milli savunma sanayisinde geldiği noktayı gösterdiğini söyledi.

Böylesine önemli bir fuarın organize edilmesinin Türkiye'nin dostlarına kuvvet, düşmanlarına ise korku verdiğini anlatan Kurtulmuş, buralara katıldıkça ülkenin geleceğine ve Türk milletinin kabiliyetine olan güvenin artarak devam ettiğini gördüklerini belirtti.

Kurtulmuş, fuarı Türkiye'deki yüksek teknolojileri ve milli savunma sanayisinin geldiği yeri göstermesi bakımından önemli bulduğunu dile getirerek, dünya milletleri arasında Türkiye'nin en önde olması hedefi için yılmadan gösterdiği mücadele için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a teşekkür etti.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Milli savunma teknolojilerinde gelinen noktaya katkıları olan Özdemir Bayraktar'ı da anan Kurtulmuş, "Baykar'ın başladığı ilk günlerden itibaren büyük bir inatla, kararlılıkla ve azimle her türlü zorluğu aşarak yoluna devam etti. Türkiye'nin milli savunma sanayisinin bugünlere gelmesinde çok büyük katkıları oldu. Başta Özdemir Bayraktar olmak üzere Türkiye'nin milli savunma sanayine destek olan bütün geçmişlerimize rahmet diliyoruz." diye konuştu.

TBMM Başkanı Kurtulmuş, TUSAŞ'taki terör saldırısına da değinerek şunları söyledi:

İki gün evvel Ankara'da TUSAŞ'a yapılan saldırının sadece bir kuruluşa yapılan saldırı olmadığının farkındayız. Bu saldırının iki tane teröristin yaptığı saldırıdan ibaret olmadığını da biliyoruz. Bu saldırının arkasında kimlerin olduğunu, gerçek amaçlarının ne olduğunu, Türkiye'yi nasıl on yıllar boyunca yaptıkları gibi paralelize etmek için düğmeye bastıklarını gayet iyi görüyor ve tedbirlerimizi almaya gayret ediyoruz.

Bu saldırının iki amacının bulunduğunu vurgulayan Kurtulmuş, bunlardan birisinin artık gelişen ve büyüyen Türkiye'nin milli savunma sanayisine darbe vurmak olduğunun altını çizdi.

Kurtulmuş, saldırının ikinci amacının ise yıllardır yaptıkları gibi terör üzerinden Türkiye'yi meşgul etmek ve milli hedeflerinden uzaklaştırmak olduğuna işaret ederek, "Ancak bir kere daha açıkça ifade etmek isterim ki bu hedefe asla ulaşamayacaklar, asla başaramayacaklardır. Bunu söylerken sadece bir temenni olarak söylemiyorum. O akşam hastanelerdeki yaralı kardeşlerimizi ziyaret ettiğimiz zaman yüzleri gözleri sarılı, elleri kolları alçılı olan o kardeşlerimizin hasta yataklarında bile 'Yılmadık, yılmayacağız, daha çok çalışacağız ve bunlara gereken cevabı vereceğiz.' şeklindeki milli şuurlarını görünce bu ülkenin geleceğine olan inancımız çok daha fazla artıyor. Allah hepsinden razı olsun." ifadelerini kullandı.

TBMM Başkanı Kurtulmuş, Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere Türkiye'nin milli savunma sanayiine destek veren bütün kişi ve kuruluşlara minnettarlık duyduğunu dile getirdi.

Türkiye'nin milli savunma sanayisindeki her ileri atılımında birtakım siyasi manevralarla karşılarına çıkanların aslında sadece birtakım engeller çıkarmak için kendileriyle karşı karşıya gelmediğini belirten Kurtulmuş, F-35'te karşılarına zorluk çıkaranların, S-400 meselesini siyasi bir argüman olarak kullananların esas bildiği, gördüğü, anladığı ve çekindiği şeyin "Eğer Türkiye böyle giderse F-35'e ihtiyaç kalmadan kendi uçaklarını en ileri seviyede üretecektir. Eğer böyle giderse Türkiye S-400'lere ihtiyaç duymadan dünyanın en ileri hava savunma sistemlerini vuracaktır.' düşüncesi olduğunu söyledi.

Türkiye'nin milli savunma sanayisindeki mühendislerinin yaş ortalamasının 33 olduğuna dikkati çeken Kurtulmuş, ABD'de savunma sanayi mühendislerinin yaş ortalamasının ise 50 küsur olduğunu kaydetti.

Kurtulmuş, bunun savunma sanayisinde geleceğin, Türk mühendislerinin, Türk firmalarının ve Türkiye'nin olduğunu gösterdiğini sözlerine ekledi.

 

AA

"Bu saldırının arkasında kimlerin olduğunu, gerçek amaçlarının ne olduğunu, Türkiye'yi nasıl on yıllar boyunca yaptıkları gibi paralelize etmek için düğmeye bastıklarını gayet iyi görüyor ve tedbirlerimizi almaya gayret ediyoruz"
Cuma, Ekim 25, 2024 - 17:00
Main image: 

<p>Fotoğraf: AA</p>

related nodes: 
Erdoğan: Terör eylemi akabinde muhalefet dahil siyasi partilerimizin benimsediği müşterek duruşu takdir ediyoruz
PKK, TUSAŞ eylemini üstlendi ve "siyasal gündemle ilişkisi yok" dedi
Type: 
SEO Title: 
Kurtulmuş: TUSAŞ'a yapılan saldırının iki tane teröristin yaptığı saldırıdan ibaret olmadığını biliyoruz
copyright Independentturkish: 
❌
❌