Normal görünüm

Yeni makaleler mevcut. Sayfayı yenilemek için tıklayın.
Dünden önceki gündunyabulteni.net

Guterres, İsrail sözlerini düzeltmek zorunda kaldı

Dünyanın sessiz kaldığı İsrail vahşetine bir nebze de olsa tepki verdiği sanılan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres'ten geri adım geldi. 

Guterres, dün BM Güvenlik Konseyi'nde, Hamas tarafından gerçekleştirilen saldırıların 'sebepsiz' gerçekleşmediğini kabul etmesine yönelik sözlerine düzeltme yapmak zorunda kaldı.

Guterres, sözlerinin 'bazıları tarafından yanlış yorumlanması karşısında şoke olduğunu' söyleyerek başladı.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, gazetecilere verdiği demeçte, "Sanki Hamas'ın terör eylemlerini meşrulaştırıyormuşum gibi algılandı ama bu yanlış. Tam tersi oldu" dedi.

BM Genel Sekreterii sözlerine devam ederek 'Hamas'ın 7 Ekim'de İsrail'de gerçekleştirdiği dehşet verici ve eşi benzeri görülmemiş terör eylemlerini' kesin bir dille kınadığını vurguladı.

"Hiçbir şey sivillerin kasıtlı olarak öldürülmesini, yaralanmasını ve kaçırılmasını ya da sivil hedeflere roket fırlatılmasını haklı gösteremez" diyen Guterres dünkü sözlerini şöyle sonlandırdı:

"Gerçekten de Filistin halkının sıkıntılarından bahsettim. Bunu yaparken de açıkça ifade ettim, aynen aktarıyorum:

'Ancak Filistin halkının sıkıntıları Hamas'ın korkunç saldırılarını haklı gösteremez'.

Son olarak Gutteres, 'durumu düzeltmenin' gerekli olduğuna inandığını söyleyerek bunu 'özellikle kurbanlara ve ailelerine saygıdan dolayı' belirttiğini sözlerine ekledi.

Hakan Fidan: Kınamalar işe yaramıyor somut adım gerekiyor

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Gazze Şeridi'ne saldıran İsrail'in 'senelerdir kınamalara kulak tıkadığını' belirterek "Artık somut adımlar için harekete geçme zamanıdır" dedi.

Fidan, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ile Doha'daki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu.

Gazze'deki saldırılara ilişkin İslam dünyası olarak da birlik içerisinde ortak tavır ve eylemler geliştirmek zorunda olduklarını vurgulayan Fidan, Abu Dabi, Tahran, Beyrut, Cidde ve Kahire'de temaslarda bulunduğunu aktardı.

Fidan, "Bu trajedinin son bulması için tüm gücümüzle çalışmaktayız. Cumhurbaşkanı'mız yoğun diplomasi temposu içerisinde bölge liderleri ve dünya liderleriyle bu akan gözyaşının ve savaşın durması için yoğun bir çalışma ve gayret içerisinde." diyerek bölgenin tam manasıyla bir dönüm noktasında bulunduğuna dikkati çekti.

İçinde bulunulan konjonktürden ya daha büyük bir savaşa ya daha büyük bir barışa gidileceğine işaret eden Fidan, görüştüğü tüm muhataplarının da kamuoyu önünde söylemeseler bile bu tespiti paylaştığını söyledi.

Fidan, gerek taraflara gerek bölge dışı aktörlere sağduyu telkin ettiklerini belirterek "Kimileri ise yangına körükle gidiyor. Dayanışma kisvesi altında İsrail'in işlediği cürümleri cesaretlendiren de bu suçun ortağıdırlar." değerlendirmesinde bulundu.

'Somut adımlar için harekete geçme zamanı'

Mevcut krizin coğrafi olarak yayılması önlenemediği takdirde tüm dünyayı çok daha kötü günlerin beklediğini vurgulayan Fidan, "Filistinlilere karşı işlenen bu suçları hep eleştirdik ama kınamayla, sadece eleştirmekle bir yere varılamayacağını da görüyoruz. İsrail, senelerdir kınamalara kulak tıkamaya, bildiğini okumaya devam ediyor. Artık somut adımlar için harekete geçme zamanıdır." diye konuştu.

Fidan, Filistin meselesinin adil bir siyasi çözüme kavuşturulmadan bölgede kalıcı barış ve istikrarın tesisinin mümkün olmayacağını belirterek şöyle devam etti:

"İsrail, silahla, şiddetle ve zulümle kalıcı güvenlik ihtiyacını karşılayamayacağını bilmelidir. Bugünün sözde zaferleri yarın daha büyük hezimetlere yol açacaktır. Çözümün yegane yolu sürekli söylediğimiz gibi 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan coğrafi bütünlüğe sahip bağımsız ve egemen Filistin devletinin hayata geçirilmesiyle mümkündür. Biz, somut bir öneri olarak garantörlük mekanizmasını gündeme getirdik. Bu mekanizmada Türkiye dahil bölgedeki Müslüman ülkelerin aktif bir rol üstlenmelerini arzu ediyoruz. Bölgesel sahiplenme anlayışıyla oluşturulacak bu mekanizma, İsrail ve Filistin'in yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini izlemeli, gerekirse tarafları buna zorlayabilmelidir.

Filistin konusunda, Katar'ın üstlendiği role ve sorumluluğa büyük önem atfediyoruz. Katar, Gazze'deki insani durum bağlamında şimdiye kadar çok yapıcı ve fedakar bir rol üstlendi, son dönemde rehinelerin serbest bırakılması konusunda Katarlı kardeşlerimizin çabaları da her türlü takdire şayandır. Türkiye ve Katar olarak bundan sonraki süreçte de yakın işbirliği ve istişare içinde kalacağız."

'Daha büyük bir felaketin sessiz habercisiydi'

Diğer taraftan bu seferki krizin büyüklüğü ve ortaya çıkması muhtemel risklerin de büyüklüğüne ilişkin Fidan, şunları kaydetti:

"Önceki Gazze krizlerinden farklı olarak benim temaslarım sırasında elde ettiğim izlenim şu; artık siyasi çözümün ertelenmemesi gerektiği, bunun bir zaruret olduğu konusunda bölgede de çok yüksek bir farkındalık ve fikir birliği var. Malumunuz son yıllarda, iki devletli çözüm önerisi, bir nevi rafa kaldırılmış, bunun artık yeni normal olduğu, Filistin bir çatışma ve dram olmadan Filistin meselesini çok fazla gündeme gelmediğini görüyorduk. Aslında bu daha büyük bir felaketin sessiz habercisiydi. Ama biz farkında değildik."

Erdoğan: Hamas terörist değil kurtuluş grubudur

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Hamas'ın terör örgütü olarak tanımlanması çağrısı yapanlara sert çıkarak, "Hamas bir terör örgütü değil, topraklarını ve vatandaşlarını koruma mücadelesi veren bir kurtuluş, mücahitler grubudur" dedi.

Erdoğan'ın Filistin direnişiyle ilgili konuşması şöyle:

Filistin halkına karşı uygulanan zulme karşı en başından beri gösterdiğimiz ilkeli yaklaşım, bunun en somut örneğidir.

Evet, Filistin meselesine biz hep öncelikle “insan penceresinden” baktık. Diğer bölgelerde olduğu gibi burada da insanı, insan hayatını ve insanı insan yapan kadim değerleri savunduk.

7 Ekim’den bu yana krizin daha fazla büyümemesi için elimizden gelen her türlü çabayı gösterdik, gösteriyoruz.

Gazze halkının ihtiyaçlarının bir nebze de olsa giderilmesi için, Mısır’daki El Ariş Havalimanına şimdiye kadar toplam 8 uçak dolusu tıbbi ve insani yardım malzemesi gönderdik. Yaralıların tedavisi için 25 sağlık personelimizi ilk etapta yine Mısır’a sevk ettik. Aynı şekilde, kim yaparsa yapsın, İsrailli siviller dâhil, sivilleri hedef alan eylemleri asla mazur görmediğimizi açıkça ifade ettik. Bu ilkeli duruşumuzu dün olduğu gibi bugün de sürdürüyoruz.

İsrail devletiyle bir sorunumuz yok, ama İsrail’in uyguladığı vahşeti, devlet değil örgüt gibi hareket etme tarzını asla tasvip etmedik, etmeyeceğiz. İsrail, 7 Ekim’den beri Gazze’deki masum insanlara karşı, tarihin en kanlı, en iğrenç, en vahşi saldırılarından birini gerçekleştiriyor. İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarında ölenlerin neredeyse yarısı çocuklardan, kalan yarısı da onların anneleri ve aile büyüklerinden oluşuyor.

Tek başına bu tablo bile, amacın kendini savunma değil, taammüden insanlık suçu işlemeye yönelik bir vahşet olduğunu göstermeye yeterlidir. Dünyada, sadece çocukları öldürmek için savaş uçaklarıyla gece gündüz şehirleri bombalayan, hastaneleri, ibadethaneleri, okulları, pazar yerlerini, binaları, sokakları ateşe boğan; tanklarıyla, toplarıyla, silahlarıyla bu insanlık dışı eylemi sürdüren başka bir devlet ve ordu bulamazsınız.  

Şimdi buradan İsrail'e ve dünyaya sesleniyorum. Toplantılar yapıyorlar. Son yaptıkları toplantıda yine bir araya geldiler, tüm batı Hamas'ı bir terör örgütü olarak görüyor. Şimdi buradan sesleniyorum. Ey İsrail, sen bir örgüt olabilirsin. Bu batının sana borcu çok. Ama Türkiye'nin sana borcu yok. Hamas bir terör örgütü değil, topraklarını ve vatandaşlarını koruma mücadelesi veren bir kurtuluş, mücahitler grubudur.

Detaylar Ekleniyor...

ABD 'Irak tecrübeli' katillerini Filistin'e gönderiyor

Netanyahu ve ekibinin Gazze’ye yönelik kara operasyonunu yönetemeyeceğini düşünen ABD, katliamı komuta etmesi için “Felluce Kasabı” olarak bilinen Korgeneral James Glynn’i İsrail’e yolladı. Beyaz Saray, “General Glynn İsrail’in yürüttüğü operasyonlara liderlik edebilecek tecrübeye sahip” dedi. ABD, Irak işgalinde Felluce’de büyük direnişle karşılaşınca 6 binden fazla sivili katletmiş 200 bin kişi yerinden olmuştu.

Gazze’deki soykırımın bir numaralı destekçisi ABD, kara harekatında büyük kayıplar vermekten endişe duyan İsrail’e “Felluce kasabı” lakaplı Korgeneral James Glynn’i yolladı. 1973 yılından sonra ilk kez savaş ilan eden ve sivillere yönelik hava saldırıları ile soykırım gerçekleştiren İsrail, meskun mahal çatışmalarında ordusunun tecrübesiz oluşu nedeniyle Gazze’ye girmekten çekiniyor. Washington yönetimi, Tel Aviv’in bu alandaki eksikliğini gidermek amacıyla, ABD Deniz Piyade Kolordusu’nun 2. adamı Glynn’i, operasyonu planlamak ve “işgalcinin kayıplarını minimuma indirmek” hedefiyle İsrail’e gönderdi. 300 bin kişilik ordusunu ve yüzlerce tankını Gazze sınırına yığan İsrail’in, buna karşılık kara operasyonu yürütecek yetkinlikte olmadığı düşünülüyor. 2006 yılında Hizbullah’a karşı hezimetle sonuçlanan savaşın travmasını atlatamayan İsrail’in, halihazırda meskun mahal çatışmalarında tecrübesi de bulunuyor.

BIDEN İSRAİL’İN PLANI OLMAMASINDAN ENDİŞE DUYDU

New York Times ve Jerusalem Post’un Biden yönetiminden üst düzey yetkililere dayandırdığı habere göre, İsrail ordusu henüz kara saldırısı başlatmak için hazır değil. Haberlere göre Biden ve ekibi, İsrail'in net bir askeri planının olmamasından ve gerçekleştirilebilir bir eylem planının bulunmamasından endişe duyuyor. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Koordinatörü John Kirby, basın toplantısında bir gazetecinin 'General James Glynn ve diğer bazı kişilerin İsraillilere danışmanlık yapmaları için gönderildiğini teyit edebilir misiniz' sorusuna 'General Glynn İsrail'in yürüttüğü operasyonlara liderlik edebilecek tecrübeye sahip' dedi.

NETANYAHU’YA GÜVEN YOK

Ordu içinde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya karşı olan güvensizliğin de kara harekatını aksatabileceği düşünülüyor. Netanyahu, Gazze saldırısını kötü yönetmekle, El-Kassam Tugayları'nın saldırısında başarısız olmakla ve sorumluluk üstlenmemekle eleştiriliyor. İsrail basınındaki haberlere göre en az 3 İsrailli bakan, Netanyahu'yu sorumluluğu üstlenmeye zorlamak için istifa etmeyi düşünüyor. Washington yönetiminin Glynn’i yollayarak ordu içindeki iki başlılığın önüne geçmeyi hedeflediği düşünülüyor.

İSRAİL ASKERLERİ İSTEKSİZ

İsrail basınından Haaretz'in 'İsrail, Gazze Kara Harekâtı Öncesinde Sinir Bozucu Bir Bekleme Oyunu Oynuyor' başlıklı haberinde hükümet ile ordu arasındaki gerilim mercek altına alındı. Kara operasyonunun gecikmesiyle ordu ve Netanyahu yönetimi arasında iplerin kopma noktasına geldiği kaydedilen haberde, “Gazze Şeridi'nde kara manevrası için artan bekleyiş halkın, ordunun ve hükümetin sinirlerini yıpratıyor” yorumuna yer verildi. İsrail’in kara birimlerinin savaşma konusunda da isteksiz olduğu vurgulayan Haaretz, bu durumun da kara harekatının gecikmesinde etken olduğunu ifade etti. Meskun mahal çatışmalarında kendine güvenmeyen orduyu Netanyahu’nun emrine bırakmak istemeyen ABD’nin Glynn’i göndermesinin ana nedenlerinden biri olduğu belirtiliyor.

FELLUCE KASABI GÖREVDE

İsrail katliamının akıl hocası olacak olan Glynn, Felluce katliamının baş mimarlarından. Savaş suçları ile dolu kariyeri nedeniyle “Felluce Kasabı” olarak anılan Glynn, 1989 yılından beri ABD ordusunda görev alıyor. Hem Körfez Savaşı hem de Irak Savaşı’nda üst düzey görevler alan Glynn, 2. Felluce Savaşı’nda gerçekleştirilen sivil katliamın baş müsebbibi. ABD’li general, Suriye’de de DEAŞ’a karşı PKK uzantısı SDG/YPG’yi komuta etti kontrgerilla saldırılarını planladı. Sadece en düzey düzey komutanlara verilen “3 yıldızlı” rütbeye sahip olan Glynn’in katliamlarına yeni bir sayfa eklemek için Gazze'ye yönelik saldırı planını hazırlayacağı belirtiliyor.

BİR ŞEHRİ YOK ETTİLER

Birleşmiş Milletler kararına dahi kulak tıkayan ABD ve İngiltere, “Saddam’ın elinde kimyasal silah var” yalanını bahane ederek Irak’ı işgal etti. Iraklılar ABD işgaline karşı olduklarını ve direneceklerini açıkladı. Felluce bu anlamda en uzun direnen kent oldu. Bir yıla yakın bir süre kontrol edilemeyen şehir Kasım 2004’te ikinci bir savaşa tanıklık etti. İşgalci Amerikan Ordusu, İngiliz Askerleri ve şii milislerle Felluce’yi kuşatma altına aldılar. 7 Kasım’da başlayan çatışmalar 23 Aralık’a kadar devam etti. Kentte resmen katliam yapan ABD ve müttefikleri 6 binden fazla sivili katletti. 200 bin Iraklı yerinden olurken, 10 bin konut ve 60 cami tamamen yıkıldı. Felluce katliamından sonra bölgede istikrar sağlanamadı. DEAŞ’ın ilk ele geçirdiği kent de Felluce oldu. ABD geride öyle bir yıkım bıraktı ki, aradan seneler geçmesine rağmen DEAŞ’ın ilerleyişi kolay oldu. Musul ve Rakka örgütün kontrolüne geçince Glynn bir kez daha sahneye çıktı. DEAŞ’a karşı verilen konragerille savaşını, Felluce Kasabı yönetti. Bölgedeki DEAŞ’a karşı mücadele bahanesiyle 30 bine yakın PKK’lının eğitimini üstlenen Glynn, Suriye’de faaaliyet gösteren terör örgütü yapılanmasının da temelini atmış oldu.

Google İsrail'in talebini yerine getirdi

İsrail'in talebi üzerine Google, "Haritalar" uygulamasını İsrail ve Gazze için durdurdu. Şu anda Gazze ve İsrail'de canlı trafik verileri görünmüyor.

Bloomberg’in haberine göre Google Haritalar ve Waze, İsrail ordusunun talebi üzerine İsrail ve Gazze Şeridi bölgeleri için canlı trafik güncellemelerini devre dışı bıraktı. Bir Google sözcüsü Gizmodo'ya yaptığı açıklamada “Daha önce çatışma durumlarında yaptığımız gibi ve bölgede gelişen duruma yanıt olarak, yerel toplulukların güvenliğini göz önünde bulundurarak canlı trafik koşullarını ve yoğunluk bilgilerini görme olanağını geçici olarak devre dışı bıraktık” dedi.

Canlı trafik bilgileri, birlik hareketleri veya kalabalık insanların nerede toplandığı hakkındaki ayrıntıları gösterebiliyor. Teknoloji, trafik gecikmelerinin nerede olduğunu göstermek için anonim konum verilerini bir araya getiriyor. Geçtiğimiz yıl Google, Ukrayna’nın Rus kuvvetleri tarafından işgal edilmesinden sonra vatandaşları korumanın bir yolu olarak ülkedeki canlı trafik bilgi akışını da devre dışı bırakmıştı.

Motherboard’un bildirdiğine göre, Ukrayna savaşının başlarında siviller, Vladimir Putin tarafından duyurulmadan saatler önce Rus işgalini izlemek için Google Haritalar’ı kullanıyordu. Bir açık kaynak istihbarat (OSINT) uzmanı ve üniversite profesörü, Google Haritalar’daki canlı trafik katmanını kullanarak Rusya’da bir trafik sıkışıklığı gördü.

9to5Google haberine göre, İsrail ve Gazze’nin etkilenen bölgelerindeki kullanıcılar için Waze’de bir açılır pencerede “Güvenlik durumu nedeniyle: Diğer sürücüler, trafik sıkışıklıkları ve diğer uyarılar görüntülenmeyecek” yazıyor. Waze, Tel Aviv gibi İsrail’in diğer bölgelerinde hala tamamen işlevsel görünüyor, ancak Google Haritalar’daki canlı trafik verileri ülke genelinde devre dışı bırakıldı.

Bölgedeki Google Haritalar ve Waze kullanıcıları, navigasyon için uygulamaları kullanmaya devam edebilecek ve trafik sıkışıklığının nerede olduğuna ilişkin ayrıntılar olmasa da, canlı koşullara göre tahmini varış saatlerini almaya devam edebilecek.

Gazze'nin her bir karışı Mehmetçik kanıyla sulanmış

Tohumları Çarlık Rusya'da atılan Chibbath Zion hareketi Filistin'de devlet kurmayı ülkü haline getiren Yahudi göçlerinin temelini attı. 

Baron Edmond de Rotschild'in maddi ve manevi destekleri bu göçün legal ve illegal yollarla desteklenmesini sağladı.

1909 yılında Sultan Abdülhamid'in tahttan tamamen çekilmesi ile süreç hızlansa da başlarda Yahudilerin müttefik olarak gördükleri İttihat ve Terakki Cemiyeti, Siyonistlere karşı en az Sultan Abdülhamid kadar çetin bir savaş başlatacaktı. 

Cemal, Talat ve Enver Paşa'nın farklı politik kararlarda birçok hatası olsa da bu konuda basiretle iş gördüklerini söylemek gerekir.

Şunu da eklemek gerekir ki Sultan Abdülhamid tahtta bulunduğu süre boyunca toplam sayısı 40 bin civarı olan Yahudi yerleşimcinin sultanın tahttan indirilmesini izleyen birkaç sene içerisinde 80 bin gibi ciddi rakamlara ulaşmıştı.

İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC) geç de olsa tehdidi fark edecek ve gerekli tedbirleri alacaktı.

Yine de bu geç alınan tedbir Gazze'nin her karışının Mehmetçik kanı ile sulanmasını engelleyemeyecekti. 

Nihayet I. Cihan Harbi başladığında Siyonist Yahudiler itidalli davranmayı bir kenara bırakarak tüm güçleri ile İngilizlerin yanında yer aldı.

İngilizlere sanıldığının aksine yalnızca maddi güç vermediler bizzat silahaltına girip Siyon Birlikleri kurdular ve istihbarat toplayarak sayısız Türk askerinin şehit olmasına neden oldular. 

Tarihin cilvesi olsa gerek Türkler için bu gerilimdeki en büyük kırılma noktası Gazze olmuştu.
 

Siyon Birliği

Siyon (Katır) Birlikleri

Siyon Birliği, başta İngilizler olmak üzere Batılı devletlerin desteğini elde etmek için kurulmuş başında Vladimir Jabotinsk isimli bir subayın olduğu ve Siyonistlerden oluşan yaklaşık 600 kişilik bir gönüllü birliği idi.

Bu birlik 1915 yılında Gelibolu'ya çıkarak son kurşun atılana kadar Türklerle amansız bir şekilde savaşmıştı.

Çanakkale'de Türk kanı akıtan bu birlikteki askerler bugün hala İsrail'de milli kahraman olarak görülüyor.

Binyamin Netenyahu 2014 yılında bu birliğin komutanların mezarlarını ziyaret ederek tekrar gündeme getirmişti. 
 

Netenyahu'nun Siyon Birliği ziyareti

Bu ziyaret tesadüf olmazdı zira Netenyahu'nun babası bu birliklerin kuruluşunda fiilen yer almış birisiydi. 

Siyon Birliklerinin kurucusu Vladimir Jabotinsky bu birliklerin faydalarını şöyle açıklayacaktı:

Ben Gelibolu'ya gitmedim. O nedenle size, gönüllü birliğin hikayesini anlatamam. Ama şunu açıkça belirtebilirim: Trumpeldor o zaman görüşlerinde haklıydı… Savaşmak amacıyla Gelibolu'ya gidiş, Siyonizm'e yepyeni ufuklar açmıştır. Eğer biz, 2 Kasım 1917'de Balfour Bildirisi ile Filistin'de yurt edinme konusunda söz aldıksa, buna ulaşan yol Gelibolu'dan geçmiştir.
 

Türk askeri Gelibolu cephesinde

Talat Paşa ise Yahudilerin giriştikleri bu ve benzeri girişimlere rağmen İTC'nin kimseye bir ayrıcalık tanımayacağını Yahudilerin diğer cemaatler gibi Osmanlı tebaası vurgusuyla belirtecekti:

O halde en başta ifade ettiklerimi tekrar etmek zorundayım. Yahudilere herhangi bir ayrıcalık tanımamız mümkün değildir. Onlar sadece diğer vatandaşlarımıza tanınan mevcut hakların aynısından faydalanabilirler. Fakat şu andaki yasalarımız zaten cemaatlere kendi yönetimleri noktasında oldukça geniş haklar tanımaktadır ve meclise henüz yeni gelen bir yasa taslağı ile bu hakların daha da genişletilmesini amaçlıyoruz.
 

Talat Paşa'nın bu ifadelerinin altı boş değildi; çünkü Siyonistlerin aksine özellikle Yahudi şeriatına yürekten bağlı Yahudiler, bir devlet fikrinin, hele bunu Türk cinayetiyle elde edilmesinin, haram olduğunu ilan etmişlerdi.

"Alliance İsraelite" adını verdikleri hareket Siyonistlerin girişimlerini engelleyerek Türklerle bütünleşmeyi esas almışlardı. 

Hayim Nahum'un başını çektiği bu hareket Polonya ve Ukrayna üzerinden gelen Siyonistler karşısında ortaya bir tesir koyamayacaktı.

Yine de "Alliance İsraelite" hareketi yüzlerce Yahudi'nin Osmanlı saflarında orduya yazılmasını ve maddi destek oluşmasını sağladı.

Bu konuda adım atanların çoğu Osmanlı vatandaşı olan Yahudilerdi; ama göçmen olarak gelenler büyük bir Türk düşmanlığı ile hareket ediyorlardı. 

Cemal Paşa, henüz 1914'te bölgede Siyonist emellerle hareket eden tüm göçmen yabancıların tehcir edilmesi için hükümete şu maddeleri içeren bir kanun teklifinde bulundu:

  • Yabancı ülkelerden gelen Yahudi muhacirler, Osmanlı uyruğunu kabul etseler bile Filistin'e alınmayacaklar.
     
  • Yahudilerin Filistin'de koloni kurmalarına izin verilmeyecek, 'koloni' vasfıyla bilinen Yahudi yerleşim birimleri Hükümetin belirleyeceği isimler dâhilinde karyelere dönüştürülecek. 
     
  • Yabancı devletlerin uyruğunda bulunan zevat ve bunların vekilleri, bu karyelerin işlerine ve köylülerin şahsi icraatlarına müdahale edemeyecek.
     
  • Yahudilerin Filistin'e hicretini ve emlak almalarını düzenleyen siyasi, ictimai ve iktisadi cemiyetler ilga edilecek. Bunların azası bulunan ve gizlice cemiyet kurmaya teşebbüs eden yabancılar, Osmanlı ülkesinden ihraç edilecek. 
     
  • Osmanlı ülkesine Yahudi muhacirler getirmek için kurulan cemiyetler, ister Osmanlı isterse yabancı olsun, Filistin'de şube veya hususi memur bulundurmayacak. 
     
  • Filistin dışında Osmanlı ülkesinin başka bölgelerine hicret etmek isteyen Yahudilere kolaylıklar sağlanacak.


Bu maddeler Osmanlı vatandaşı olan Yahudileri kapsamıyor olsa da hükümet bilhassa Musevi cemaatinin kırılabileceğini düşünerek kabul etmedi. 

Cemal Paşa, işin peşini bırakmayacak bu kez 3 maddelik başka bir kanun teklifinde bulunacaktı:

Osmanlı Devleti, Siyonizm'i Devlet-i Aliyye'nin menfaatlerine aykırı hususi ve ihtilalci bir teşkilat addeder. 

Osmanlı uyruğunda olduğu halde gizli teşkilatlara intisap edenler hakkında ilgili kanun tatbik olunur. 

Yabancı uyruğunda olan Siyonistler Osmanlı topraklarına giremez ve Osmanlı topraklarında bulunanlar da ihraç olunur.


Nihayet, şunu belirlemek gerekir ki Türk Yahudileri içerisinde kayda değer bir ihanet söz konusu olmadığı gibi en az Müslüman Türkler kadar Osmanlı'yı vatan olarak görüyorlardı.

Oysa göçle gelen Yahudiler, askeri alanda ciddi arızalara neden olacaktı.

Aaron Aaronsohn adındaki Siyonist'in kurduğu NİL isimli casusluk teşkilatı Filistin bölgesinde doğrudan İngilizler için Türklere karşı istihbarat toplayacaktı.

Sonraları bu teşkilatın başına gelen Sarah Aronsohn bu yapı için ciddi işler çıkaracaktı.
Türkler, Sarah'ı ancak 1917'de deşifre edecekti. 

Sarah, Türklerin eline geçmemek ve NİL'i deşifre etmemek için intihar edecekti. 

Cemal Paşa, 1917'de ajan Sarah'ı ve NİL teşkilatını deşifre ettikten sonra karşılaştığı manzara karşısında adeta dehşete düştü.

Bilhassa yaklaşan İngiliz ordusu karşısındaki en kritik bölge olan Gazze'nin kaderini değiştirecek bir karar aldı.

Cemal Paşa, Gazze'de bulunan ne kadar Yahudi varsa tahliye ederek şehirden çıkardı. 

Cemal Paşa, Gazze'nin savunulması için her şeyi yapmaya hazırdı.

Almanlar, Paşaya gönderdikleri istihbaratlarda NİL Teşkilatının tüm stratejik bilgileri İngilizlere ulaştırdığını askeri savunmanın anlamsız olduğuna dair ihtarlara şöyle cevap verecekti:

Bu gibi kıt'anın durumundan ümitsizliğe düşmemek için, insanda bir Genç Türk cesaretinin olması lazımdır. Bu insanların elbiseleri, ayakkabıları, çamaşırları yoktur amma sağlam bir yürekleri vardır. Biz Türkler her şeye rağmen sonuna kadar mukavemet etmeye karar verdik. Kaybedecek şeyimiz artık kalmamıştır. Bize yalnız kazanç vardır.


İngilizler ellerindeki istihbaratında gücüyle adeta Gazze'yi avucunun içi gibi bilerek hareket etti.

Birinci Gazze Savaşı sırasında kendinden emin bir şekilde Vadi Gazze'yi geçerek neredeyse her noktasını bildikleri Türk birliklerine ardı sıra top atışları ile mütemadiyen vurdular. 
 

1917 Gazze Savaşı

Top atışları susup, kuşatma yerini saldırıya bıraktığında herkesin beklemediği bir sonuç ortaya çıktı. 

İngiliz ordusu adeta Gazze'ye saplanıp kaldı.

Türk askeri, onca imkânsızlığın içinden İngilizlere cehennemi yaşattı.

Cemal Paşa, İngilizlere korkunç bir mağlubiyet yaşatmıştı.

İngilizler geldikleri gibi Gazze'den çekilmiş geride yüzlerce ölü ve esir bırakarak çekilmişti. 

Cemal Paşa, Gazze Kuşatması sonrası benzer bir politikayı Kudüs'te de uygulamak için harekete geçti.

Kudüs'te bulunan bütün Yahudileri Şam, Mısır ve Anadolu tarafına tahliye etmek istedi; ama Gazze tahliyesi dünya kamuoyunda korkunç bir algı yaratmıştı.

Başta Osmanlı'nın savaştaki müttefiki Almanya dâhil, tüm dünya bu politikanın derhal terk edilmesi için İstanbul hükümetine büyük bir baskı oluşturdu. 

İngilizler ise Gazze'den vazgeçmiş değildi. Bu kez denizden de Gazze ablukaya alınarak ilkinden daha yoğun bir top atışı ile şehir günlerce dövüldü.

İngilizler yeniden kara harekatına başladıklarında daha önce hiçbir savaş meydanında görülmemiş silahları Gazze'de Türk askerine karşı kullandılar.

Çöl savaşlarına uygun hale getirilen tanklar ve zehirli gazlar bunlardan bazılarıdır.

Ayrıca İngilizlerin ellerindeki tüm imkânlarla Gazze'ye yaptıkları ikinci kara harekâtı da başarısız oldu.

Ahmet Cemal Paşa'nın komutasındaki Türk askeri hayatlarında ilk kez karşılaştıkları 7 tankın (savaş ejderhası) 4'ünü infilak etmeyi başardı. İngiliz ordusu Mısır'a kadar geri çekildi.

İngilizler, üçüncü kez geldiklerinde Gazze'yi alacaklardı. Her seferinde yenilenmiş İngiliz ordusu şehri alamaması fizik kurallarına aykırıydı.

İki büyük kara harekâtında düşmanı neredeyse tamamen yok eden Türk ordusunun vaziyetini kendi raporlarından öğreniyoruz:

Her gün düşman topçu ateşinden üç beş kişi kurban verilmektedir. Muharebe gücünün onda dokuzu kaybedilmiş, bölüklerin komutası şimdi genç, tecrübesiz ve yetiştirilmeye muhtaç subayların elinde kalmıştır. Şimdiye kadar kayıpları tamamlamak üzere gönderilen ikmal erlerinin pek azı hariç, diğerleri hiç eğitilmemiş, hatta tüfek tutmasını dahi bilmiyorlar, bunlar, elbisesiz, hatta gömleksiz olarak gelmekte, hiçbirisi askerlik ruhu taşımamaktadır. Bu Alaydaki altı haftalık hizmetim sırasında gördüklerimi açık ve gerçeğe tam uygun olarak arzı bir vatan borcu bilirim...


Türk askeri, 1917 yılında, Gazze'de, bugün belki Gazellilerinkinden çok daha kötü şartlarda dünyanın en modernize ve güçlü ordusunun başlattığı iki kara harekâtında Türk askeri düşmanı iki tam kez yok etmişti.

Nihayet üçüncüsünde kendi iç anlaşmazlıklarının da sebebiyle şehirden zor bela çekilecekti. 

Kaynak: Independent Türkçe

Biden ile Selman telefonda görüştü

ABD Başkanı Joe Biden'ın Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile yaptığı telefon görüşmesinde, Orta Doğu'daki gelişmeler ele alındı.

Beyaz Saray'dan yapılan açıklamaya göre, Biden görüşmede, ABD'nin, "terör tehditleriyle" karşı karşıya olan ortaklarının savunmasına tam desteğine vurgu yaptı.

Görüşmede İki lider, bölge genelinde istikrarın korunması ve çatışmaların genişlemesini önlemek için daha geniş diplomatik çabaları sürdürme konusunda mutabık kaldı.

Mısır'dan Gazze'ye insani yardım ulaştırılmasını memnuniyetle karşılayan iki lider, sivillerin gıda, su ve tıbbi ihtiyaçlara erişimi konusunda daha çok çaba sarf edilmesi gerektiğini vurguladı.

İki lider, Hamas'ın elindeki rehinelerin serbest kalması için süren çabaları memnuniyetle karşılarken, devam eden krizin yatışmasının ardından, İsrail ve Filistin arasında sürdürülebilir bir barış için yapılacak çalışmaların önemine değindi.

Biden ve Bin Selman, doğrudan ve ekipleri aracılığıyla yakın koordinasyon içinde kalma konusunda anlaştı.

ABD Orta Doğu'dan kaçış planı hazırladı

ABD'nin Afganistan'dan apar topar kaçışı dünya tarihinde unutulmayacak bir şekilde yerini almış durumda. Şimdi ise en etkin olduğu bölge olan Orta Doğu'da faaliyetlerini en üst seviyede sürdüren Amerikan yönetimi, her ihtimale karşı, geniş kapsamlı tahliye (kaçış) planları üzerinde de çalışıyor. 

ABD, Orta Doğu'da çatışmaların genişlemesi durumunda vatandaşlarını tahliye planı hazırladı. Beyaz Saray, İsrail-Filistin arasındaki çatışmanın daha geniş bir bölgesel çatışmaya dönüşmesi ihtimaline karşı, ABD’nin Orta Doğu’daki vatandaşlarının tahliyesi için "tedbir amaçlı acil eylem planı" hazırladığını duyurdu.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Koordinatörü John Kirby, Orta Doğu'daki çatışmaların genişlemesi durumunda, vatandaşlarının bölgeden tahliyesi için tedbir amaçlı plan hazırlandığını söyledi.

Hali hazırda, İsrail'den yapılan tahliye uçuşları dışında diğer ülkelerdeki vatandaşlarına yönelik bir çaba içinde olmadıklarını kaydeden Kirby, "tedbir amaçlı acil eylem planı"nın, "benlenmedik durum ve olasılıklar"a karşı hazırlandığını belirtti.

Beyaz Saray'ın, 19'uncu gününe giren İsrail-Filistin çatışmasının tırmanabileceği ihtimaline dair artan endişeler nedeniyle acil durum planlarını değerlendirmeye aldığı bildirildi.

İsrail'in Gazze'ye saldırılarında son durum

Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, 7 Ekim sabahı İsrail'e "Aksa Tufanı" adıyla kapsamlı saldırı başlattı.

İsrail ordusu da onlarca savaş uçağıyla Gazze Şeridi'ne saldırıya başladı.

Gazze'den düzenlenen saldırılarda 308'i asker 1400 İsraillinin öldüğü, 5 bin 132 İsraillinin yaralandığı aktarıldı.

Gazze'deki Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail'in Gazze'ye saldırılarında 2 bin 360'ı çocuk ve 1292'si kadın olmak üzere 5 bin 791 kişinin öldüğünü, 16 bin 297 kişinin yaralandığını duyurdu.

İşgal altındaki Batı Şeria'da İsrail güçlerinin ve Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 90'ın üzerinde Filistinlinin öldüğü belirtildi.

Çatışmalarda 20'si Filistinli, 3’ü İsrailli ve biri Lübnanlı olmak üzere 24 gazeteci yaşamını yitirdi.

İsrail-Lübnan sınırında 8 Ekim'den bu yana İsrail ordusu ile Hizbullah arasında yaşanan çatışmalarda ise 39 Hizbullah üyesinin yanı sıra İslami Cihad Hareketi’nden 6, Hamas’tan 3, Hizbullah destekli Sünni Direniş Tugayı mensuplarından da 2 kişi öldü, biri gazeteci 4 sivil hayatını kaybetti.

Lübnan tarafından düzenlenen saldırılarda da 3 İsrail askeri ve bir İsrailli sivil yaşamını yitirdi.

Abbas'tan "dostlar alışverişte görsün" konuşmaları

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, "Bugün yaşanan olayların sorumluluğunu İsrail taşıyor ve İsrail işgal yönetiminin saldırgan uygulamalarını derinleştirmeye teşvik eden dünya ülkeleri de bu sorumluluğu paylaşıyor." dedi.

Abbas, işgal altındaki Ramallah'ta, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile bir araya geldi.

Filistin televizyonu, Abbas-Macron görüşmesinin ardından yapılan açıklamaları yayınladı.

Filistin'de yaşananların sorumluluğunun İsrail'in sırtında olduğunu belirten Abbas, aynı sorumluluğu, İsrail'in saldırganlığını derinleştirmeye teşvik eden dünya ülkelerinin de paylaştığını vurguladı.

Abbas, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Barıştan uzaklaşıp askeri ve güvenlik çözümlerini tercih eden, iki devletli çözümü baltalamaya çalışan İsrail işgal yönetiminin yıkıcı politika ve uygulamalarının devam edeceği konusunda defalarca uyardık. Bugüne bizi sürükleyen güvenlikçi ve askeri çözümlerin artmasını kesinlikle kabul etmiyoruz. Bu durum, bölgede, bölgesel ya da bir dünya savaşına götürebilir."

Abbas; tam bir ateşkes, güvenlik koridorunun açılması, su, elektrik, yakıt ve diğer ihtiyaçların sağlanmasını talep ettiklerini belirterek "İster Gazze ister Batı Şeria olsun, Filistinlilerin topraklarından ve evlerinden alınarak Filistin dışına göç ettirilmelerine karşı olduklarını" yineledi.

Güvenlik Konseyi'ndeki taraflara ve Fransız mevkidaşına, İsrail saldırılarının derhal durması, uluslararası bir barış konferansı düzenlemesi ve siyasi çözüme geçiş çağrısı yapan Abbas, "Gazze Şeridi, işgal edilmiş toprakların bir parçasıdır. Gazze'ye ilişkin kısmi ya da güvenlik içerikli herhangi bir çözümü reddediyoruz. Kapsamlı siyasi çözüme bağlıyız." ifadelerini kullandı.

Abbas, "barışı kuracak uluslararası bir koalisyon oluşturulması" çağrısı yaptı.

Oturumda konuşan Macron, "7 Ekim'de Gazze çevresinde Hamas'ın yürüttüğü operasyonda 30 Fransız'ın ölü ve yaralı olduğunu" dile getirdi.

"Hiçbir şey hiçbir yerde terör şiddetini haklı çıkarmaz." diyen Macron, Filistin halkına ve Hamas'ın başlattığı saldırı sonrasında oluşan şiddet girdabının tüm kurbanları için taziyede bulundu.

Gazze'de tutulan esirlerin serbest bırakılması için çalıştıklarını ifade eden Macron, "özellikle Katar olmak üzere bölgesel ortaklarımızla bu konuda koordine halindeyiz." dedi.

Macron, barış ve güvenlik girişiminin, üç temel üzerinde olması gerektiğini belirterek, bunları "terör gruplarıyla mücadele, sivillerin korunması ve siyasi çalışmaların yeniden başlaması" olarak sınıflandırdı.

Konvoyların, elektriğin ve insani yardım konvoylarının Gazze'ye geçiş güvenliğinin garantisine ilişkin Macron, bu konuların, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'dan da bir çeşit kabul gördüğünü dile getirdi.

Macron, Netanyahu ile, İsrail'in sorumluluğu taşımasının ve yerleşimcilerden Filistinlilere karşı saldırıların engellenmesi ve suçsuz sivillere karşı işlenen suçları işleyenlerin cezalandırılmasının önemini konuştuğunu söyledi.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, birkaç saatlik Ramallah ziyareti öncesinde, "İsrail ile dayanışma ziyareti" gerçekleştirmişti. Ziyareti sırasında Macron, "Terörist Gruplarla Savaş" adını verdiği "bir uluslararası koalisyon kurulması" çağrısında bulunmuştu.

Arap ülkeleri ateşkes için yine başkalarına çağrı yapmakla yetindi

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'nde konuşan Arap ülkelerinden dışişleri bakanları, Gazze'de derhal ateşkesin sağlanması için harekete geçilmesini istedi.

BM Güvenlik Konseyi'nde Filistin konusuna ilişkin düzenlenen oturumda, Mısır, Suudi Arabistan, Ürdün ve Cezayir dışişleri bakanları konuşma yaptı.

Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, "Gazze Şeridi'ne yönelik kayıtsız ve şartsız derhal sürdürülebilir bir ateşkes olması gerektiğini" söyledi.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Farhan, "Şu ana kadar, tanık olduğumuz şey, uluslararası toplumun İsrail güçlerinin Gazze sakinlerine karşı uyguladığı toplu cezalandırmayı ve zorla yerinden edilme girişimini durdurmadaki başarısızlığıdır; bu da bizi hepimizin arzuladığı güvenlik ve istikrara daha fazla yaklaştırmayacak." ifadelerini kullandı.

"Güvenlik Konseyi'nin sessizliği kabul edilemez." diyen Bin Farhan, Güvenlik Konseyi'nin askeri operasyonun durması, sivillerin himayesi, ablukanın kaldırılması ve yardımların girişinin temini için harekete geçme zamanının geldiğini vurguladı.

Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi de BM Güvenlik Konseyi oturumunda yaptığı konuşmada, "İsrail'e destek vermek isteyen, savaşı durmaya, kapsamlı ve adil barışa destek verir. Filistinlilere karşı sorumluluğunu taşımak isteyen de onların öldürülmesini durdurmaya, kapsamlı ve adil barışa destek verir." dedi.

Safedi, şunları kaydetti:

"İşgalin yarattığı ve daha da derinleştirdiği krizin komşu ülkelere aktarılması için her türlü girişim, işgal son bulana dek kesinlikle bitmeyecektir. Bu da ulusal güvenliğimize yönelik bir tehdittir ve tüm gücümüzle buna karşı koyacağız"

Cezayir Dışişleri Bakanı Ahmed Attaf da konuşmasında, "Yakın vadede Güvenlik Konseyi'nin Gazze Şeridi'ne uygulanan haksız kuşatmayı kaldırmasının, ayrım gözetmeyen bombardımanı ve halkın yerinden edilmesini durdurmasının beklendiğini" söyledi.

Kolombiya'dan Gazze'ye insani yardım

Filistin'in Bogota Büyükelçisi Raouf Almaki, Cumhurbaşkanı Gustavo Petro'nun talimatları doğrultusunda, Gazze'ye ulaştırılmak üzere bugün Mısır'a insani yardım uçağının gönderileceğini bildirdi.

Gazze'deki hastanelerin sağlık sisteminin çökmek üzere olduğunu vurgulayan Almaki, bugün Kolombiya Hava Kuvvetlerine ait bir uçakla Filistin halkına insani yardım malzemelerinin taşınacağını duyurdu.

Almaki, Kolombiya'ya yardımları için teşekkür ederek, "Su yok, elektrik yok, enerji yok. Şu anda istediğimiz en önemli şey dünyanın vicdanına seslenmektir. Mücadeleye devam edebilir miyiz? tükeniyoruz, şimdi çalışacak yakıtımız kalmadı. Artık bu kadar yaralıya müdahale edecek ekipmanımız da kalmadı." ifadesini kullandı.

Söz konusu yardım tekliflerine minnettar olduklarını belirten Almaki, "Uzaktan taşınması zor ürünler var. Kolombiya'dan Gazze'ye ulaşım maliyetlerinin yüksek olması nedeniyle giyim, ayakkabı ve diğer malzemelerin bağışlanması, nakliyesi açısından zor oluyor." dedi.

Almaki, Gazze halkının şu anda "acil olarak" ilaca ihtiyacı olduğunu kaydederek, her türlü sağlık malzemeleri bağışına açık olduklarını söyledi.

Gazze'de büyük bir katliam ve yıkım yaşandığını dile getiren Almaki, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarının durdurulması çağrısında bulundu.

PETRO, FİLİSTİN'DE BÜYÜKELÇİLİK AÇACAKLARINI DUYURMUŞTU

Cumhurbaşkanı Petro, 20 Ekim'de İsrail'in ve Filistin'in Bogota büyükelçilikleriyle görüşmesinin ardından Ramallah'ta büyükelçilik açacağını bildirmişti.

Petro, aynı gün X sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda ise Gazze'ye insani yardım gönderileceğini duyurmuştu.

PETRO'DAN FİLİSTİN'E DESTEK

Petro, 9 Ekim'de X sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, İsrail'in Hamas'ın saldırısına cevap verme şeklini eleştirmişti.

İsrail saldırıları sonucu hayatını kaybeden Filistinli çocukların fotoğraflarını sosyal medya hesabından paylaşan Petro, "Filistinli çocukların huzur içinde uyumasının tek yolu, İsrailli çocukların huzur içinde uyumasıdır. İsrailli çocukların huzur içinde uyumasının tek yolu, Filistinli çocukların huzur içinde uyumasıdır." ifadelerini kullanmıştı.

Gazze'de 19. Gün: Kent felaketi yaşıyor, saldırılar aralıksız sürüyor

İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne yönelik yoğun saldırıları, 19'uncu gününde de sabaha dek aralıksız devam etti.

Filistin resmi haber ajansı WAFA'nın haberine göre, Gazze Şeridi'nin batısındaki Şatı Mülteci Kampı'ndaki bir eve düzenlenen hava saldırısı sonucu ölenler ve yaralananlar oldu.

İsrail savaş uçakları, Nusayrat Mülteci Kampı'ndaki el-Ferec Mescidi çevresine, Han Yunus'un doğusundaki Beni Sehile, Zeytun mahallelerine, İtalyan gökdeleni yakınındaki bir eve, Kudüs Hastanesi yakınındaki el-Helis Apartmanı'na yönelik saldırılar düzenledi.

Öte yandan bölgedeki kaynaklardan alınan bilgilere göre, Gazze'deki Han Yunus kentinin güneyindeki Kizan en-Neccar bölgesinde "Büyük Ailesi"ne ait ev hava saldırısında bombalandı. Saldırıda 6 kişi hayatını kaybetti.

Yine Aksa Televizyon kanalı, Gazze'deki el-Cela caddesi üzerindeki Hıttin Camii'nin İsrail savaş uçakları tarafından bombalandığını duyurdu.

Gazze Şeridi'nin Mısır sınırı yakınındaki Rafah kentinde, Ebu Suud Ailesi'nin evi İsrail uçakları tarafından bombalandı. Ölü ve yaralıların olduğu belirtildi.

SINIR KAPISINDAN KISITLI GİRİŞ VAR

Filistin Kızılayı, İsrail ablukası altındaki Gazze Şeridi'nin Mısır sınırındaki Refah Sınır Kapısı üzerinden 8 tır insani yardım aldığını ve 21 Ekim'den bu yana Gazze'ye gelen konvoy sayısının 4'e çıktığını duyurdu.

Kızılaydan yapılan yazılı açıklamada, Filistin Kızılayı'nın Refah Sınır Kapısı'ndan 8 tırdan oluşan dördüncü insani yardım paketini Mısır Kızılayı'ndan teslim aldığı kaydedildi.

Açıklamada, tırlardan 5'inin su, 2'sinin gıda, 1'inin de ilaç taşıdığı belirtildi.

Refah Sınır Kapısı Basın Ofisi Müdürü Vail Ebu Muhsin, 23 Ekim'de AA muhabirine yaptığı açıklamada, Mısır'dan 20 araçlık "üçüncü" insani yardım konvoyunun Refah Sınır Kapısı'ndan Gazze'ye giriş yaptığını söylemişti.

İlk yardım konvoyu 20, ikincisi ise 14 tırdan oluşuyordu ve bugünkü konvoy ile birlikte Gazze'ye giren yardım tırı sayısı 62'ye yükselmiş oldu.

BATI ŞERİA'DA DA SALDIRILAR VE CAN KAYBI ARTIYOR

İsrail ordusunun işgal altındaki Batı Şeria'nın Cenin kentine savaş uçakları eşliğinde düzenlediği saldırıda, yaralanan Filistinlilerden birisi daha hayatını kaybetti, ölü sayısı 4'e çıktı.

Filistin resmi televizyonunun verdiği haberde, yaralılardan bazılarının durumunun ciddiyetini koruduğu ifade edildi. Ölenlerin kimliklerine dair bilgi verilmedi.

Filistin resmi haber ajansı WAFA'nın yerel kaynaklardan aktardığına göre, İsrail işgal güçleri, Cenin kentinin Burkin, Burkin Vadisi, el-Hedef bölgesine baskın düzenledi.

İsrail güçleri baskın öncesinde, bölgedeki bazı binaların çatılarına keskin nişancılar yerleştirdi.

Cenin kentindeki Makbarat Şuheda bölgesi çevresinde baskına karşı koymak için toplanan Filistinliler üzerine İsrail savaş uçakları tarafından en az iki roket atıldı. Roketli hava saldırısı sonucu çok sayıda kişi yaralandı.

Cenin'deki İbni Sina Hastanesi'ndeki sağlık kaynakları, roketli saldırı sonucu kendilerine 8 yaralının geldiğini, bazılarının başından yara aldıklarını ve durumlarının kritik olduğunu belirtti. Bölgedeki başka hastanelerde de yaralılar olduğu aktarıldı.

Yaralanan Filistinlileri hastaneye götürmek için gelen ambulanslara İsrail askerleri tarafından engel olundu.

Bölgedeki yerel kaynakların verdiği bilgiye göre, İsrail askerleri ile Filistin direniş grupları arasında çatışmalar çıktı. İsrail ordusuna ait bazı araçlara Filistinliler tarafından patlayıcılarla saldırılar düzenlendi.

Konuya ilişkin El-Kassam Tugayları, "Cenin kentinde baskın yapan İsrail askerleriyle çıkan çatışmalarda bazı askerleri yaraladıklarını" duyurdu.

Cenin kentine düzenlenen baskınla eşzamanlı olarak, İsrail güçlerinin kentte elektrikleri kestiği belirtildi.

Uzun süredir, İsrail güçlerinin Batı Şeria'daki yaşanan çatışmalarda, hava gücüne başvurmadığı biliniyor.

İsrail ordusu, Gazze Şeridi'ne yönelik yoğun hava saldırılarıyla eşzamanlı Batı Şeria'da artan gerginlik sonrasında, en son 22 Ekim'de bir kişinin ölümüyle sonuçlanan saldırıda, Cenin kentindeki Ensar Camii'ne hava saldırısı düzenlemişti.

İsrail ordusu, işgal altındaki Filistin'in Batı Şeria bölgesindeki kent ve beldelere düzenlediği baskınlarda, çok sayıda Filistinliyi gözaltına aldı.

Filistin haber ajansı WAFA, İsrail ordusuna bağlı askerlerin, Batı Şeria'nın Nablus, el-Halil ve Tubas kentlerine baskınlar düzenlediğini duyurdu.

Nablus kentinin doğu bölgesine buldozerler eşliğinde çok sayıda askerle gelen İsrail güçleri, kentin, Eski Asker Kampı ve Halk mahallesi çevresinde konuşlandı. Baskın sırasında, çevredeki binaların çatılarına keskin nişancıların yerleştirildiği gözlendi.

El-Halil kentindeki el-Berec, Deyr el-Asel, el-Mecd, Tavvas, köylerine baskın düzenleyen İsrail güçleri, burada 11 Filistinliyi gözaltına aldı.

Ayrıca Halil kentindeki Zeytun, Kayzun, Cebel Ebu Rumman mahallelerindeki baskınlar sırasında 3 kişiyi gözaltına alan İsrail güçleri, bir Filistinlinin evinde arama yaptı.

İsrail güçleri, Halil kentindeki Beyt Avva beldesi, el-Arrub kampı ve kuzeydeki Beyt Emr beldesinde Filistinli bir genci darp ettikten sonra gözaltına aldı.

Öte yandan İsrail güçleri, Batı Şeria'nın kuzeydoğusundaki Tubas kentinde Filistinlilere ait evlere baskının ardından, iki Filistinliyi gözaltına aldı.

Buldozerler eşliğinde ve çevre binaların çatılarına keskin nişancılar yerleştirilmiş şekilde düzenlenen baskınlar sırasında İsrail askerleri yoğun silah atışları yaptı.

İsrail askerleri tarafından geçen hafta, işgal altındaki Batı Şeria'nın Tul Kerim kentinde açılan ateş sonucu ağır yaralanan Filistinli gencin bu gece hastanede yaşamını yitirdiği belirtildi.

Filistin resmi haber ajansı WAFA'nın haberine göre, bölgedeki sağlık kaynakları, Tul Kerim'in doğusundaki Anebta beldesinde geçen hafta yaralanan Halid Sellam Fukaha'nın (19) öldüğünü duyurdu.

Fukaha, geçen hafta Anebta beldesinde İsrail askerleri tarafından açılan ateş sonucu ağır şekilde yaralanmış, Nablus'taki bir hastaneye kaldırılmıştı.

BATI ŞERİA'DAKİ SİLAHLI BİR GRUPTAN GREV ÇAĞRISI

Filistin'de İsrail'e karşı silahlı direniş yürüten "Aslanlar İni" adlı grup, Gazze'yle dayanışma amaçlı, "genel ve kapsamlı grev" çağrısı yaptı.

Aslanlar İni'nden yapılan yazılı açıklamada, "Bugünden itibaren, bizler Allah'ın izniyle Gazze'ye hayat gelene dek sürecek kapsamlı genel grev halindeyiz" ifadeleri yer aldı.

Gazze'ye hayat geri gelene kadar, Batı Şeria'da hayatın normal olmayacağını belirten açıklamada, yaslıların duygularını hafife almanın mümkün olmadığı belirtildi.

Kendilerini, Gazze'deki Filistin halkından ayırmaya kimsenin gücünün yetmeyeceğini kaydeden grup, "Aslanlar İni, toplumun tüm kesimlerini her yerde sokaklara çıkmaya, tutuklama amaçlı gece baskın yapan işgal güçlerine karşı koymaya ve İsrail işgal güçleri ve yerleşimcilerle çatışmaya çağırıyor." ifadesini kullandı.

Çağrıda ayrıca, yerleşim yerlerindeki ticarethane sahiplerinden genel greve tam bağlı kalmaları istendi.

İçinde çeşitli Filistinli gruplardan kişileri barındıran Aslanlar İni silahlı direniş grubu, ilk eylemlerini Şubat 2022'de yapmıştı.

GAZZE'DE SON DURUM

Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, 7 Ekim sabahı İsrail'e "Aksa Tufanı" adıyla kapsamlı saldırı başlattı.

İsrail ordusu da onlarca savaş uçağıyla Gazze Şeridi'ne saldırıya başladı.

Gazze'den düzenlenen saldırılarda 308'i asker 1400 İsraillinin öldüğü, 5 bin 132 İsraillinin yaralandığı aktarıldı.

Gazze'deki Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail'in Gazze'ye saldırılarında 2 bin 360'ı çocuk ve 1292'si kadın olmak üzere 5 bin 791 kişinin öldüğünü, 16 bin 297 kişinin yaralandığını duyurdu.

İşgal altındaki Batı Şeria'da İsrail güçlerinin ve Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 90'ın üzerinde Filistinlinin öldüğü belirtildi.

Çatışmalarda 20'si Filistinli, 3’ü İsrailli ve biri Lübnanlı olmak üzere 24 gazeteci yaşamını yitirdi.

İsrail-Lübnan sınırında 8 Ekim'den bu yana İsrail ordusu ile Hizbullah arasında yaşanan çatışmalarda ise 39 Hizbullah üyesinin yanı sıra İslami Cihad Hareketi’nden 6, Hamas’tan 3, Hizbullah destekli Sünni Direniş Tugayı mensuplarından da 2 kişi öldü, biri gazeteci 4 sivil hayatını kaybetti.

Lübnan tarafından düzenlenen saldırılarda da 3 İsrail askeri ve bir İsrailli sivil yaşamını yitirdi.

Gazze konusunda pasif kalan BM'ye tepki

Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva, Birleşmiş Milletlerin (BM) Gazze'de yaşanılanlar karşısında daha fazla sorumluluk alması gerektiğini belirtti.

Sosyal medya hesabı X'ten açıklamada bulunan Lula da Silva, İsrail-Filistin sorununun çözümünde BM'nin etkisinin zayıfladığını ve Gazze Şeridi'ndeki gerilimin düşürülmesi için BM'nin daha fazla sorumluluk alması gerektiğini söyledi.

Lula da Silva, "Eğer BM'nin gücü olsaydı, daha büyük müdahalelerde bulunabilirdi. ABD'nin de daha fazla müdahalesi olabilir ancak halk bunu istemiyor. İnsanlar savaş istiyor, nefreti körüklemek istiyor ancak ben bunu bu şekilde görmüyorum. Beni istediğin kadar eleştirebilirsin; 'Lula barış hakkında konuşmaya devam edecek.'" ifadelerini kullandı.

Hamas ve Hizbullah'a değinen Lula da Silva, "Çin, Güney Afrika ve Katar ile halen konuşmalıyız görünüşe göre onlarla (Hamas ve Hizbullah) diyalogları var. İnsani koridor, gıda, ilaç ve elektriğin sağlanması gerekiyor ve artık çocuklar öldürülmesin." dedi.

Lula da Silva, Rusya ve Çin'in, Filistin devletinin kurulmasını öngören iki devletli çözümü desteklediklerini belirterek, "Müzakere masasında kimse ölmez, daha az maliyetli olur ve bir çözüm bulabiliriz. Orta Doğu'da İsrail'in kendi topraklarını koruduğundan, sınırları BM tarafından çizilen Filistinlilerin de kendi topraklarına sahip olma hakkından emin olmalıyız." değerlendirmesinde bulundu.

İSRAİL'İN GAZZE'YE SALDIRILARINDA SON DURUM

Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, 7 Ekim sabahı İsrail'e "Aksa Tufanı" adıyla kapsamlı saldırı başlattı.

İsrail ordusu da onlarca savaş uçağıyla Gazze Şeridi'ne saldırıya başladı.

Gazze'den düzenlenen saldırılarda 308'i asker 1400 İsraillinin öldüğü, 5 bin 132 İsraillinin yaralandığı aktarıldı.

Gazze'deki Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail'in Gazze'ye saldırılarında 2 bin 360'ı çocuk ve 1292'si kadın olmak üzere 5 bin 791 kişinin öldüğünü, 16 bin 297 kişinin yaralandığını duyurdu.

İşgal altındaki Batı Şeria'da İsrail güçlerinin ve Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 90'ın üzerinde Filistinlinin öldüğü belirtildi.

Çatışmalarda 20'si Filistinli, 3’ü İsrailli ve biri Lübnanlı olmak üzere 24 gazeteci yaşamını yitirdi.

İsrail-Lübnan sınırında 8 Ekim'den bu yana İsrail ordusu ile Hizbullah arasında yaşanan çatışmalarda ise 39 Hizbullah üyesinin yanı sıra İslami Cihad Hareketi’nden 6, Hamas’tan 3, Hizbullah destekli Sünni Direniş Tugayı mensuplarından da 2 kişi öldü, biri gazeteci 4 sivil hayatını kaybetti.

Lübnan tarafından düzenlenen saldırılarda da 3 İsrail askeri ve bir İsrailli sivil yaşamını yitirdi.

Tarihte bugün ne oldu? Tarihte 25 Ekim günü meydana gelen önemli olaylar

Tarih Dosyası / Dünya Bülteni

GÜNÜN OLAYI

Yunan Kralını Isıran Maymun TBMM'ye Zaman Kazandırdı (1920)

Yunan Kralı Aleksandr hayvanları çok seviyordu. Köpeği ile kavga eden maymunlarına müdahale etmek isteyen kral maymunlardan biri tarafından bacağından ısırıldı. Başlangıçta önemsenmeyen yara mikrop kaptı ve 25 Ekim 1920’de kralın ölümüne neden oldu. Kralın ölümü Yunanistan’da siyasi kargaşa çıkardığından Yunanlıların Anadolu işgalini yavaşlattı. Bu durum TBMM’nin de zaman kazanması anlamına geliyordu.

GÜNÜN ÖNEMLİ OLAYLARI

I.Mesut Haçlıları İmha Etti (1147)

II.Haçlı seferinin ilk grubunu oluşturan Alman İmparatoru III.Konrat’ın 75 bin kişilik ordusu Eskişehir yakınlarında 25 Ekim 1147’de Anadolu Selçuklu hükümdarı I.Mesut tarafından imha edildi. III.Konrat kurtulmayı başaran çok az bir kuvvetle İznik’e sığındı.

Danişmentli Beyliği Sona Erdi (1178)

Anadolu Selçuklu Devleti hükümdarı II.Kılıçarslan 25 Ekim 1178’de Danişmentli Beyliğine son vererek Anadolu Türk Birliği yolunda önemli bir adım attı.

Safeviler Osmanlı Ordusunu Fahusfane’de Yendiler (1585)

Cağaloğlu Sinan Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Tebriz yakınlarında Fahusfane denilen yerde 25 Ekim 1585’te Safevi ordusuna yenildi. Trabzon ve Diyarbekir valileri şehit düştü. İlerde celali isyanlarının bastırılmasında meşhur olacak olan Karaman Beylerbeyi Kuyucu Murat Paşa esir alındı.

Köprülü Ailesi Yine Kurtarıcı Görevi Üstlendi  (1689)

II.Viyana kuşatması sonrası başlayan bozgun devam ediyordu. Bu durumdan kurtulman isteyen devlet adamları çareyi yine Köprülü ailesinde gördüler. Köprülü Fazıl Mustafa Paşa 25 Ekim 1689’da sadrazamlık görevine getirildi. O’nun kısa süreli görevi Osmanlı Devletine nefes aldırmıştır.

Ruslar Balaklava Savaşını Kaybetti (1854)

Kırım Savaşı sırasında Sivastopol’e sıkışan Ruslar 25 Ekim 1854’te Balaklava savaşında müttefik orduları karşısında başarısız oldular.

Çatalca’da Savunma Hattı Kurulmasına Karar Verildi (1912)

Balkan savaşları sırasında Bulgarlar karşısında başarısız olan Osmanlı ordusu geri çekilmesine devam ediyordu. Osmanlı hükümeti 25 Ekim 1912’de Çatalca’da bir savunma hattı kurulmasına karar verdi. Bulgarlar ancak bu savunma hattında durdurulabilecekti. 

Çin Birleşmiş Milletlere Kabul Edildi (1971)

ABD-Çin ilişkileri yumuşama dönemine girmişti. Bu yumuşama dönemini değerlendiren Arnavutluk başta olmak üzere Çin’in Birleşmiş Milletlere üye olmasını isteyen ülkeler Birleşmiş Milletlere teklif verdiler. Bu teklifi değerlendiren Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 25 Ekim 1975’te oy çokluğu ile Çin Halk Cumhuriyetini üyeliğe kabul eden kararı aldı.

Mehmet Ziya Gökalp İstanbul’da Öldü (1924)

Sosyolog, yazar, şair ve siyasetçi Mehmet Ziya Gökalp 25 Ekim 1924’te İstanbul’da Öldü. Türk milliyetçiliğinin en önde gelen fikir babalarındandır.

GÜNÜN DİĞER ÖNEMLİ OLAYLARI

1917- Lenin önderliğindeki Bolşevikler gücü tamamen ele geçirdi.

1937- Başbakan İsmet İnönü istifa etti. Aynı gün Celal Bayar’ın kurduğu hükümet açıklandı.

1946- Serbest Güreş Milli Takımı, İsveç’te Avrupa Şampiyonu oldu.

1947- Sovyetler Birliği, Birleşmiş Milletlerde Kars ve Ardahan’ı istedi.

1957- Tatbiki Güzel Sanatlar Okulu İstanbul’da açıldı.

1960- Küba, tüm Amerikan işyerlerini devletleştirdi.

1962- ABD Büyükelçisi Adlai E. Stevenson, Küba’daki Sovyet üslerinin fotoğraflarını, kanıt olarak BM Güvenlik Konseyine sundu.

1971- Çin Halk Cumhuriyeti, Birleşmiş Milletlere alındı.

1980- 13 Temmuz 1979’da Mısır’ın Ankara Büyükelçiliğini basan 4 Filistinli gerilla ölüm cezasına çarptırıldı.

1981- Türkiye’nin Roma Büyükelçiliğinde görevli ikinci katip Gökberk Ergenekon, ASALA teröristlerinin saldırısına uğradı; 3 kurşun yarası aldı.

1984- Hepatit virüsü bulundu.

2003 - Sedir Yangını , Amerika Birleşik Devletleri Güney Kaliforniya'daki yangın

2004 - Küba devlet başkanı Fidel Castro, 8 Kasım'dan geçerli olmak üzere ABD doları ile yapılacak alış veriş işlemlerinin yasaklandığını açıkladı.

2005 - Anadolu'da Vakit gazetesinin Almanya sınırları içinde basılması ve dağıtılması yasaklandı.

Guterres'in sözleri İsrail'i kızdırdı, görüşme iptal

İsrail Dışişleri Bakanı Eli Cohen, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile görüşmesini iptal ettiğini duyurarak "7 Ekim'den sonra dengeli bir yaklaşıma yer kalmadığını ve Hamas'ın yeryüzünden silinmesi gerektiğini" söyledi.

Cohen, X sosyal medya platformundan yaptığı paylaşımda, "BM Genel Sekreteri ile görüşmeyeceğim. 7 Ekim'den sonra dengeli yaklaşım diye bir şey yok. Hamas yeryüzünden silinmeli." ifadelerini kullandı.

BM Genel Sekreteri Guterres, BM Güvenlik Konseyinde düzenlenen üst düzey İsrail-Filistin oturumundaki konuşmasında Hamas'ın 7 Ekim'de İsrail'de gerçekleştirdiği saldırıları kınayarak, sözlerini şu şekilde sürdürmüştü:

"Ancak Hamas saldırılarının durduk yere ortaya çıkmadığının da bilincinde olmalıyız. Filistin halkı 56 yıldır boğucu bir işgale maruz tutuluyor. Topraklarının adım adım yerleşim yerleri tarafından ele geçirilmesine ve şiddete şahit oluyor. Ekonomileri yıkılmış, insanlar yerlerinden edilmiş ve evleri yerle bir edilmiş durumda. Siyasi çözüme olan inançları yok olmaya başladı."

Guterres, Hamas'ın İsraillilere yönelik saldırılarının "Filistin halkını toplu cezalandırmayı meşru kılamayacağını" vurgulayarak, "Savaşların bile kuralları vardır." demişti.

Bırakılan esirin anlattıkları İsrail'i rahatsız etti

Hamas'ın serbest bıraktığı İsrailli kadın esir Yochaved Lifshitz'in, "Kur'an'a inanan insanlar olduklarını ve bize zarar vermeyeceklerini söylediler. Tünellerdeki kendi koşullarının aynısını bize de sağladılar." şeklindeki açıklaması İsrail'de tepki çekti.

Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugaylarının dün gece Mısır sınırındaki Refah Sınır Kapısı üzerinden serbest bıraktığı iki kadın esirden 85 yaşındaki Yochaved Lifshitz'in sözleri sosyal medyada yoğun şekilde tartışıldı. Lifshitz'in "Hamas Kur'an'a inanan insanlar olduklarını ve bize zarar vermeyeceklerini söylediler. Tünellerdeki kendi koşullarının aynısını bize de sağladılar." şeklindeki açıklamasının canlı yayınlanması İsrail tarafında tepkileri beraberinde getirdi.

"CANLI YAYINDA AÇIKLAMA YAPMASINA İZİN VERMEK HATAYDI"

İsrail devlet televizyonu KAN, İsrail için yayın yapan bir kuruluştan alıntıladığı açıklamada, "Lifshitz'in canlı yayında açıklama yapmasına izin vermek hataydı." ifadelerine yer verdi. Ülkenin basketbol takımının medya sorumlusu Roy Cohen de sosyal medya hesabından, "Bu basın açıklamasının yapılmasına izin verilmesi eleştirilmeli." yorumunu yaptı.

"HAMAS ONU GERİ ALSIN"

İsrailli Rikki Blaiberg "Geri gelmesi talihsizlik, Hamas onu geri alsın." şeklinde paylaşımda bulunurken, Yehud Gainot adlı İsrailli ise 85 yaşındaki Lifshitz'e "solcu çöp" diyerek hakaret etti. Öte yandan, Haaretz'in diplomasi muhabiri Amir Tibon, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu destekçilerinin Lifshitz'e "öfkeyle saldırdığını" belirtti. İsrail makamları, Yochaved Lifshitz'in ifadeleri hakkında henüz açıklamada bulunmadı.

Lifshitz, Kassam Tugaylarının, sağlık durumlarıyla yakından ilgilendiğine dikkati çekerek şu ifadeleri kullanmıştı: "Önce 25 kişinin toplandığı büyük bir salona vardık ve birkaç saat sonra insanları ayırıp ayrı bir odaya koydular. Bize bağlı bir doktor vardı ve birkaç günde bir neler olup bittiğini görmeye geliyordu. Doktor mutlaka ilaç getiriyordu. Toplamda 5 kişiydik ve her birimizin başında bir koruma vardı. Davranışları iyiydi, bizimle tüm ayrıntılarıyla ilgilendiler."

HAMAS 2 REHİNEYİ DAHA SERBEST BIRAKMIŞTI

Kassam Tugayları, dün Mısır ve Katar'ın arabuluculuğunda, elindeki İsrailli esirlerden Yochaved Lifshitz ve Nurit Yitzhak'ı "insani ve sağlık gerekçeleriyle" ve "tek taraflı" serbest bıraktığını duyurmuştu. Lifshitz ve Yitzhak, dün gece Mısır sınırındaki Refah Sınır Kapısı'nda Kızılhaç yetkililerine teslim edilmişti.

Dünyada ilk! TBMM'den Gazze'ye heyet gidiyor

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Derya Yanık, yaşanan insan hakları ihlallerini yerinde incelemek üzere Filistin'in Gazze bölgesini ziyaret için çalışmaların başlatıldığını bildirdi.

Yanık, "Yaşanan insan hakları ihlallerini yerinde incelemek üzere Filistin'in Gazze bölgesini ziyaret için çalışmalarımızı başlattık." dedi.

Detaylar ekleniyor...

Katar'dan dünyaya İsrail'i engelleme çağrısı

Hamas ve İsrail arasındaki görüşmeleri yürüten, Hamas liderlerini ülkesinde ağırladığı öne sürülen Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani, Doha'da açıklamalarda bulundu. Ateşkes çağrısı yapan Katar Emiri, "Artık yeter! İsrail'in sınırsız bir şekilde insan öldürmesine yeşil ışık yakılmamalı." ifadelerini kullandı.

Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, 7 Ekim sabahı İsrail'e "Aksa Tufanı" adıyla kapsamlı operasyon başlatmıştı. İsrail ordusu da onlarca savaş uçağıyla Gazze Şeridi'ne saldırı başlatmıştı. Okulları, evleri, camileri bombalayan İsrail son olarak da sivillerin sığındığı bir hastaneyi vurmuş ve yüzlerce insanı katletmişti. Saldırılarda çoğu çocuk ve kadın olmak üzere 5 binden fazla Filistinli hayatını kaybetti.

Dünya Gazze'ye kilitlenirken Hamas ve İsrail arasında orta yolu bulmak isteyen dünya liderleri diplomasi trafiği yönetiyor. Bunlardan biri de Hamas liderlerini ülkesinde ağırladığı öne sürülen Katar Emiri oldu. Hamas'ın bıraktığı rehinelerle ilgili de süreçlerde Katar da yer almıştı.

"YEŞİL IŞIK YAKILAMAZ"

Emir Şeyh Temim, Katar Şura Meclisinin yeni dönem açılış oturumunda konuştu. Şeyh ateşkes çağrısı yaparak, "İsraillilere, Filistinlileri yerinden etmek ve topraklarını kolonileştirmek gibi yasadışı vahşetleri sürdürmeleri için koşulsuz yeşil ışık yakılamaz. Günümüzde İsrail'in silah olarak su, ilaç ve gıdayı kesmesine izin verilmemelidir." dedi.

"Biz barışın savunucusuyuz ve uluslararası meşruiyet ve Arap Barış Girişimi'nin kararlarına bağlıyız. Kan dökülmesini önlemek için Gazze'deki savaşa son verilmesi ve sivilleri askeri çatışmanın sonuçlarından koruma çağrısında bulunuyoruz." diyen Şeyh Temim, nereden gelirse gelsin masum sivilleri tehlikeye atan her harekete karşı olduklarını belirterek, "çifte standardı ve Filistinli çocukların canları önemsizmiş gibi davranılmasını kabul etmediklerini" ifade etti.

Donald Trump, Biden taklitleriyle kırıp geçirdi

ABD'de 2024 yılında yapılacak olan seçimlere hazırlanan Donald Trump, yine Joe Biden ile alay etti. Biden'ın kürsüdeki garip davranışlarını taklit eden Trump, "Bu adam tam bir bunak" dedi.

Ülkede yapılacak seçimle birlikte 47. başkan belli olacak. ABD Başkanı Joe Biden ise bir kez daha aday olurken, eski Başkan Donald Trump ile seçim yarışı kızışıyor.

Trump, seçim çalışmaları için gittiği her yerde Biden'ın kürsüdeyken yaptığı garip hareketleri taklit edip, tiye almayı sürdürüyor.

Bir kez daha Biden'ı hedefine alan Trump, Biden’ın bunadığını söyleyerek kürsüde yönünü şaşırmış gibi taklidini yaptı.

Ayrıca Trump, Biden'ın sahte burnuna vuracağını ve her yere plastik parçaların dağılacağını söyledi.

Trump konuşması sırasında bir de gaf yaptı.

Viktor Orban ile Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı karıştıran Trump, "Adını duydunuz mu bilmiyorum, Viktor Orbán isimli bir lider var. Dünyanın en güçlü liderlerinden. Kendisi Türkiye'nin lideri." dedi.

SPOTLINE | Donald Trump imitated Joe Biden: pic.twitter.com/fTFKcG1C4q

— The Spot (@Spotnewsth) October 23, 2023

Kassam, esirlerin görüntülerini paylaştı

Kassam Tugayları, Mısır ve Katar'ın arabuluculuğunda Nurit Yitzhak ve Yocheved Lifshitz isimli iki rehineyi daha serbest bırakırken, o anlara ilişkin görüntüler yayınlandı. Görüntülerde, Hamas militanlarının rehinelerin ellerinden tutarak yürümelerine yardımcı oldukları, bisküvi ve içecek ikram ettikleri görüldü.

Kassam Tugayları, Aksa Tufanı operasyonunda esir aldığı iki rehineyi daha serbest bıraktı. Rehinelerin serbest bırakılma anına ilişkin görüntüler yayınlandı.

Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, İsrail'e 7 Ekim'de gerçekleştirdiği Aksa Tufanı Operasyonu'nda çok sayıda kişiyi esir aldı. Geçtiğimiz günlerde ABD'li anne ve kızını serbest bırakan Hamas, 2 kişiyi daha insani gerekçelerle serbest bıraktı.

Nurit Yitzhak (79) ve Yocheved Lifshitz'in (85) serbest bırakılma anlarına ilişkin görüntüler yayınlandı. Görüntülerde Hamas militanlarının Yitzhak ve Lifshitz'in koluna girerek yürümelerine yardımcı oldukları görüldü. İki rehineye Hamas militanlarının yiyecek ve içecek ikram ettiği anlar görüntülerde yer aldı.

"ŞARTLARI İHLAL ETMELERİNE RAĞMEN SERBEST BIRAKIYORUZ"

Söz konusu kişileri daha önce bırakmak istediklerini vurgulayan Kassam Tugayları, İsrail'i "kendi esirlerine önem vermemekle" suçladı. Kassam Tugayları, esirlerin serbest bırakılması için İsrail'e koyduğu şartları Tel Aviv'in ihlal etmesine rağmen, "insani ve sağlık gerekçeleriyle iki sivili tek taraflı serbest bıraktıklarını" belirtti.

Serbes bırakılan 79 yaşındaki Nurit Cooper’ı ve 85 yaşındaki Yocheved Lifshitz, ayrılmadan önce
Hamas üyeleri ile kahve içtiler.

Rehineler ayrılırken Hamas üyelerinin elini sıktı.
pic.twitter.com/mCbc3kLKbr

— Saba (@Saba31581857) October 24, 2023

İsrail'in saldırıyı durdurma şartını Biden açıkladı

ABD Başkanı Joe Biden, Hamas'ın elindeki tüm rehineler serbest kaldıktan sonra İsrail-Filistin çatışması için ateşkesi görüşebileceklerini söyledi.

Biden, Beyaz Saray'da yatırımlar üzerine yaptığı konuşma esnasında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Bir gazetecinin, "ABD, rehine anlaşması için bir ateşkesi destekliyor mu?" sorusuna, "Önce rehineler salınmalı, sonra bunu (ateşkes) konuşabiliriz." yanıtını verdi.

Biden, "Durum Odası"na gitmek için konuşmasını yarıda kesti

Öte yandan Biden konuşmasını ani bir şekilde kesip, sözü Ticaret Bakanı Gina Raimondo'ya verdi.

Biden, "İlgilenmem gereken başka bir konu için (özel durumlarda toplanılan) Durum Odası'na gitmem gerekiyor." ifadesini kullandı.

Söz konusu konunun ne olduğuna dair bilgi paylaşılmazken, ABD basını bu durumun, Irak'taki Şii milislerin ABD'nin Suriye'deki 2 üssüne yönelik İHA'larla saldırı gerçekleştirmesiyle ilgili olabileceği yorumunu yaptı.

Gazze'deki hastaneler için zaman tükeniyor

Gazze'deki Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşre el-Kudra, kentteki hastanelerde 48 saat içinde tüm jeneratörlerin duracağını açıkladı.

Gazze'deki Sağlık Bakanlığının Telegram hesabında, kısa açıklama yapan Bakanlık Sözcüsü Eşref el-Kudra, "Gazze'deki hastanelerde, tüm jeneratörlerin durması için önümüzde 48 saatten daha az bir süre kaldı." dedi.

Kentteki sağlık sisteminin tarihinin en kötü aşamasında olduğunu belirten Kudra, Gazze'ye yardım ulaştırma mekanizmasının oldukça yavaş işlediğini ve bunun durumu değiştirmeyeceğini söyledi.

Öte yandan, bölgedeki sağlık kaynaklarından alınan bilgiye göre, yakıt tükendiği için Endonezya hastanesinde elektrikler kesildi. Elektrik olmaması nedeniyle hastaların ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı ifade edildi.

Şifa Hastanesi Müdürü Muhammed Ebu Silmiyye, Al Jazeera'ya yaptığı açıklamada, Gazze'ye yakıt girişi olmazsa büyük bir felaket yaşanacağını söyledi.

Gazze'ye saldırılarda 18'inci gün, İsrail hiçbir kural tanımıyor

İsrail ordusu son bir gün içerisinde abluka altındaki Gazze Şeridi'nde 400 yeri vurduğunu duyurdu.

Sivil katliamının durdurulması yönünde dünyadan yükselen çağrılara rağmen İsrail güçleri, ayrım yapmadan Gazze'yi bombalamaya devam ediyor. Sadece dün geceki saldırılarda aralarında kadın, çocuk ve yaşlıların da bulunduğu 110 Filistinli hayatını kaybetti.

İsrail ordusundan yapılan açıklamada, Gazze Şeridi'ndeki farklı mahallelerde bulunan 400 yerin vurulduğu bildirildi.

Açıklamada, vurulan yerlerin "Hamas hedefleri" olduğu iddia edilirken, aralarında bebeklerin de bulunduğu sivil ölümlerine değinilmedi.

İsrail ordusu, açıklamasında hedeflerden birinin cami olduğuna da yer verdi.

BİR GECEDE 110 FİLİSTİNLİ KATLEDİLDİ

Gazze Şeridi'nde, İsrail saldırıları 18'inci gününe girerken, bir gecede 110 Filistinli yaşamını yitirdi.

El-Aksa Kanalı Telegram sayfasında verilen habere göre, Gazze'de İsrail saldırıları sonucu bir gecede aralarında kadın ve çocukların bulunduğu 110 Filistinli hayatını kaybetti.

İsrail ordusu, savaşın 18'inci gününe girerken, Gazze Şeridi'nin birçok bölgesine gece boyunca yoğun hava saldırıları düzenledi.

Aksa Kanalı'nın hastane kaynaklarına dayandırdığı habere göre, Gazze Şeridi'nin Han Yunus ve Rafah kentlerindeki sivil yerleşim bölgelerine İsrail savaş uçakları tarafından düzenlenen saldırılar sonucu hayatını kaybedenlerin sayısı 57'ye ulaştı. Saldırılarda onlarca yaralının olduğu aktarıldı.

Filistin haber ajansı WAFA'nın sağlık kaynaklarından naklettiği haberde, Han Yunus'taki saldırıda, aralarında çocukların da olduğu en az 23 kişinin öldüğü, 45 kişinin yaralandığı belirtildi. Enkaz altında hala çok sayıda kişi olduğu ve kurtarma çalışmalarının devam ettiği aktarıldı.

Refah kentindeki saldırılarda ise en az 30 Filistinli yaşamını yitirdi.

Aksa Hastanesi çevresindeki evlere, kentin orta kesimlerindeki Nusayrat Mülteci Kampı'nın batısındaki Esra Kuleleri isimli sivil yerleşim binalarına yönelik hava saldırılarında, çok sayıda ölü ve yaralı olduğu belirtildi.

Ayrıca, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cebalya Mülteci Kampı'na son saatlerde düzenlenen bir dizi hava saldırısı sonucunda ölü ve yaralılar bulunuyor.

HASTANELERDE ELEKTRİK KAYNAĞI BİTMEK ÜZERE

Gazze'deki Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşre el-Kudra, kentteki hastanelerde 48 saat içinde tüm jeneratörlerin duracağını açıkladı.

Gazze'deki Sağlık Bakanlığının Telegram hesabında, kısa açıklama yapan Bakanlık Sözcüsü Eşref el-Kudra, "Gazze'deki hastanelerde, tüm jeneratörlerin durması için önümüzde 48 saatten daha az bir süre kaldı." dedi.

AA'nın haberine göre; kentteki sağlık sisteminin tarihinin en kötü aşamasında olduğunu belirten Kudra, Gazze'ye yardım ulaştırma mekanizmasının oldukça yavaş işlediğini ve bunun durumu değiştirmeyeceğini söyledi.

Öte yandan, bölgedeki sağlık kaynaklarından alınan bilgiye göre, yakıt tükendiği için Endonezya hastanesinde elektrikler kesildi. Elektrik olmaması nedeniyle hastaların ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı ifade edildi.

Şifa Hastanesi Müdürü Muhammed Ebu Silmiyye, Al Jazeera'ya yaptığı açıklamada, Gazze'ye yakıt girişi olmazsa büyük bir felaket yaşanacağını söyledi.

İSRAİL'İN SALDIRILARINDA SON DURUM

Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, 7 Ekim sabahı İsrail'e "Aksa Tufanı" adıyla kapsamlı saldırı başlattı.

İsrail ordusu da onlarca savaş uçağıyla Gazze Şeridi'ne saldırıya başladı.

Gazze'den düzenlenen saldırılarda 308'i asker 1400 İsraillinin öldüğü, 5 bin 132 İsraillinin yaralandığı aktarıldı.

Gazze'deki Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail'in Gazze'ye saldırılarında 2 bin 55'i çocuk, 1119'u kadın olmak üzere 5 bin 87 kişinin öldüğünü, 15 bin 273 kişinin yaralandığını duyurdu.

İşgal altındaki Batı Şeria'da İsrail güçlerinin ve Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 90'ın üzerinde Filistinlinin öldüğü belirtildi.

Çatışmalarda 20'si Filistinli, 3’ü İsrailli ve biri Lübnanlı olmak üzere 24 gazeteci yaşamını yitirdi.

İsrail-Lübnan sınırında 8 Ekim'den bu yana İsrail ordusu ile Hizbullah arasında yaşanan çatışmalarda ise 26 Hizbullah üyesinin yanı sıra İslami Cihad Hareketi’nden 6, Hamas’tan 3, Hizbullah destekli Sünni Direniş Tugayı mensuplarından da 2 kişi öldü, biri gazeteci 4 sivil hayatını kaybetti.

Lübnan tarafından düzenlenen saldırılarda da 3 İsrail askeri ve bir İsrailli sivil yaşamını yitirdi.

HİZBULLAH 2 MENSUBUNUN ÖLDÜĞÜNÜ DUYURDU

Lübnan'daki Hizbullah örgütü, İsrail ordusuyla çıkan çatışmalar sonucunda iki mensubunun öldüğünü duyurdu.

Hizbullah tarafından yapılan iki ayrı açıklamada, "Ali Adnan Artel ve İbrahim Muhammed Kaşmer'in cihad görevini yerine getirirken öldürüldükleri" kaydedildi.

Söz konusu ölümlere neden olan çatışmalara ilişkin ayrıntılı bilgi verilmedi.

Öte yandan, İsrail ordusundan yapılan açıklamada, Lübnan'ın güneyindeki Şeba Çiftlikleri'nde (Dov Dağı) bulunan bir hücreye, İsrail'e roket atma girişiminde bulunacakları iddiasıyla saldırı düzenlediği belirtildi.

Yine Yedioth Ahranoth gazetesi, ordu sözcüsünden aktardığı haberde, Hizbullah'ın altyapısına yönelik saldırı düzenlendiğini, hedef alınan yerler arasında, askeri bir kompleks ve gözetleme noktasının da bulunduğunu yazdı.

Lübnan resmi haber ajansı NNA da İsrail savaş uçaklarının, ülkenin en güneyindeki Kefr Kila ve Tel Nahhas bölgelerine düzenlediği saldırıda Hizbullah'a bağlı "Sınırsız Yeşil Cemiyeti" merkezini bombaladığını duyurdu.

Adalet Divanı'dan dalga geçer gibi İsrail kararı

Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), İsrail'in, işgali altındaki Filistin topraklarındaki uygulamalarının hukuki sonuçları ele alacağı danışma duruşmalarının 19 Şubat 2024'te başlayacağını açıkladı.

Birleşmiş Milletler'in (BM) yargı organı ICJ, BM Genel Kurulu Özel Siyasi ve Dekolonizasyon Komitesi'nin 30 Aralık 2022 tarihli kararıyla talep ettiği danışma görüşünün duruşma tarihlerini açıkladı.

Açıklamada, İsrail'in Filistin'deki politikaları ve uygulamalarının işgalin yasal statüsünü nasıl etkilediği ve bu statünün tüm devletler ile BM için yasal sonuçlarının ne olabileceğine dair ICJ'nin vereceği duruşmaların 19 Şubat 2024'te başlayacağı belirtildi.

Sürece yazılı şekilde katılan 57 devlet ve uluslararası kurumun, sözlü beyanlarını hangi sırayla yapacaklarına ilişkin duyurunun daha sonra yapacağı kaydedildi.

BM Genel Kurulu görüş istedi

BM Genel Kurulu Özel Siyasi ve Dekolonizasyon Komitesi 30 Aralık 2022 tarihli kararında ICJ'den, 1967'deki savaştan bu yana İsrail'in faaliyetleri sonucunda Filistinlilerin kendi kaderini tayin etme hakkının reddedilmesinin yasal sonuçları hakkında görüş bildirmesi talep etmişti.

BM Genel Kurulu, ICJ'e yönelttiği ilk soruda "İsrail'in Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını sürekli olarak ihlal etmesinden, Kudüs'ün demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirmeye yönelik tedbirler de dahil olmak üzere 1967'den bu yana işgal altında tuttuğu Filistin topraklarını uzun süreli işgal, yerleşim ve ilhak etmesinden ve ilgili ayrımcı mevzuat ve tedbirleri kabul etmesinden kaynaklanan hukuki sonuçlar nelerdir?" ifadelerini kullanmıştı.

ICJ'den danışma görüşü vermesi istenen ikinci soru ise "İsrail'in yukarıdaki belirtilen politika ve uygulamaları işgalin hukuki statüsünü nasıl etkilemektedir ve bu statünün tüm Devletler ve Birleşmiş Milletler için doğurduğu hukuki sonuçlar nelerdir?" şeklinde ifade edilmişti.

Türkiye'de yazılı beyanda bulundu

Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 57 ülke ve uluslararası kurum, danışma görüşü verilecek sorular hakkındaki kendi tutumlarını içeren yazılı beyanları ICJ'ye sunmuştu.

Merkezi Hollanda'nın idari başkenti Lahey'de bulunan ICJ, birden fazla devlet arasında çıkan çekişmeli davalara bakmasının yanı sıra BM organları ve diğer özel kurumlarının sorduğu sorular hakkında bağlayıcı olmayan danışma görüşü verebiliyor.

Uluslararası Adalet Divanı 2004'teki bir danışma görüşünde, İsrail'in Filistin'de işgal ettiği topraklarda inşa ettiği duvarın uluslararası hukuka uygun olmadığını kabul etmişti.

Suriye'deki ABD üslerine eş zamanlı saldırılar

Suriye'nin Deyrizor ve Haseke illerinde ABD güçlerinin konuşlandığı Ömer petrol sahası ile Şeddadi ilçesindeki ABD üslerine eş zamanlı saldırı düzenlendi.

Yerel kaynaklardan edinilen bilgiye göre, ABD ordusunun Deyrizor'daki Ömer petrol sahası ile Haseke'deki Şeddadi ilçesindeki üslerine aynı anda karadan karaya atış yapılan silahlarla saldırı yapıldı.

Saldırılarda üslerin çevresine düşen roketlerin olduğu bilgisi alınırken, herhangi bir can kaybı bilgisi bulunmuyor.

Suriye'nin güneyinde dün sabah saatlerinde ABD ordusunun bulunduğu Tenef bölgesindeki üs ile akşam saatlerinde Irak sınırı yakınlarındaki Malikiyye ilçesindeki Robarya Üssü'ne, aidiyeti bilinmeyen silahlı insansız hava aracı (SİHA) ile saldırılar düzenlenmişti.

Fırat Nehri'nin doğusunda kalan Deyrizor toprakları, ABD destekli terör örgütü YPG/PKK'nın işgalinde, il merkezi ve diğer kırsal bölgeler ise Esed rejimi ve İran destekli grupların kontrolünde bulunuyor.

İran destekli gruplar, Fırat Nehri'nin doğu yakasındaki ABD üslerine zaman zaman roket ve SİHA'larla saldırılar düzenliyor.

Tarihte bugün ne oldu? Tarihte 24 Ekim günü meydana gelen önemli olaylar

Dünya Bülteni / Tarih Servisi

GÜNÜN OLAYI 

Birleşmiş Milletler Kuruldu (1945) 

II. Dünya savaşının arkasından dünya barışını korumak için Birleşmiş Milletler (BM), 24 Ekim 1945'te kuruldu. Başlangıçta elli bir üyesi bulunuyordu. Amacı uluslar arasında ekonomik, toplumsal ve kültürel  iş birliği sağlamaktır. 

GÜNÜN ÖNEMLİ OLAYLARI

Osmanlı Ve İngiltere Mısır Konusunda Anlaştı (1885)

İngiltere Mısır’ın iç durumundan yararlanarak Mısır’a 1882 asker çıkardı ve yerleşti. Berlin antlaşmasının yaptırımları ile uğraşan Osmanlı Devleti doğrudan bir müdahale’de bulunamadı. Büyük Devletlerden yeterli yardım alamayacağını ve tek başına Mısır’ı geri alamayacağını düşünen Osmanlı Devleti , İngiltere ile anlaşma yolunu seçti. Sonuçta 24 Ekim 1885’te İstanbul Antlaşması imzalandı. Antlaşmaya göre İngiltere’nin işgalinin geçici olduğu kabul ediliyordu.

Rusya Ve İtalya Ortak Çıkarlar Etrafında Yakınlaştılar (1909)

Avusturya’nın Bosna-Hersek’i ilhakı hem İtalya’yı hem de Rusya’yı rahatsız etti. Bu durum üzerine Balkanlar konusunda emelleri olan bu iki devlet yakınlaştılar. Bu yakınlaşma sonunda İtalya kralı ile Rus çarı Torino yakınlarında buluşarak 24 Ekim 1909’da Racconigi Antlaşmasını imzaladılar. Bu iki devletin yakınlaşmaları başta Osmanlı Devleti olmak üzere bölge ülkelerini endişelendirmiştir

Kumanova Savaşını Kim kazandı (1912)

Balkan Savaşları esnasında Sırp veOsmanlı ordusu arasında 23 ve 24 Ekim 1912 tarihlerin de  Kumanova Köyü civarında  Pçinya Irmağı’na dökülen Kumanitsa Deresi’nin sağ ve sol tarafında  Kumanova Muharebesi gerçekleşti. Ancak savaşı kimin kazandığı konusu ihtilaflıdır. Sırp tarafı savaşı kendilerinin kazandığını ve Osmanlı ordusunun ağır zayiat verdiğini söylese de son araştırmacılar tersini ifade etmektedirler. Daha sonra Osmanlı ordusunun geri çekilmesi ile Makedonya bölgesi Sırpların eline geçti.

SSCB Tankları Macaristan’da (1956)

Macaristan’da Macar Milli ayaklanmasının başlaması üzerine 24 Ekim 1956 sabahı Sovyet tankları başkent Budapeşte’nin önemli noktalarına yerleşti. SSCB'nin uyarılarına rağmen Macarlar kararlarından vazgeçmiyorlardı. İmre Nagy Macaristan'ın Varşova Paktından ayrıldığını ve tarafsız ülke olduğunu ilan etti. Ancak SSCB tarafından tutuklandı ve bir daha kendisinden haber alınamadı. Aynı gün yüzlerce SSCB tankı Macar Milli Ayaklanmasının sonunu getirecek olan kanlı müdahale için Macaristan’a girmeye başlamıştı. Yıllar sonra İmre Nagy’nin hapishanede idam edildiği açıklanacaktı.

ABD Donanması Küba Kıyılarını Abluka Altına Aldı (1962)

ABD ile Küba arasındaki füze krizinin başlamasıyla birlikte ABD II.Filosuna ait gemiler Küba’yı çember içine alarak ablukayı başlattılar. ABD, Küba’ya gidecek bütün gemileri kontrol edeceğini açıkladı. Bunun üzerine SSCB Atlantik’de ki savaş gemilerini Küba’ya doğru yönlendirdi. 

Paris Büyükelçisine Suikast Düzenlendi (1975)

Türkiye’nin Paris Büyükelçisi İsmail Erez ile makam şoförü Talip Yener büyükelçilik yakınlarında makam otosunda 24 Ekim 1975’te Ermeni teröristlerin saldırısına uğrayarak katledildiler.

GÜNÜN DİĞER ÖNEMLİ OLAYLARI

1260 - Memlük Sultanı Seyfeddin Kutuz, siyasi rakibi Baybars tarafından öldürüldü.

1857- İlk futbol kulübü, İngiltere’de Cambridge Üniversitesinde kuruldu.

1904- New York metrosu açıldı.

1910- Açe'nin ulusal kahramanı Cut Nyak Metia Endonezya'nın Hollanda tarafından sömürge altına alınmasına karşı giriştiği mücadele sonrası tutuklanarak öldürüldü.

1929- New York Borsasında hisse senetleri düştü. Bu çöküş sürecini izleyen bunalım, dünya dış ticaretinde ciddi bir daralma yarattı. Kriz, Türkiye’yi de etkiledi.

1935- İtalya Etiyopya'yı işgal etti.

1935- I. Belediyeler Kongresi başladı.

1939- Naylon çoraplar, ilk kez Wilmington’da satışa sunuldu.

1964- Amerikalı sivil haklar savunucusu Martin Luther King’e, Nobel Barış Ödülü verildi.

1966- CHP’nin 18. Kurultayı, ‘’ortanın solu’’ görüşünü savunanların zaferiyle sonuçlandı. Zonguldak Milletvekili Bülent Ecevit Genel Sekreterliğe getirildi.

1992- Türkiye’nin ilk özel havaalanı olan ‘’Hezarfen’’, İstanbul Büyükçekmece’de hizmete girdi.

1996- Vehbi Koç’un cenazesi Zincirlikuyu Mezarlığı’ndan çalındı.

1996 - I. Avrasya İslam Şurası Türkiye’de toplandı.

2003 - Concorde'un son uçuşu New York ile Londra arasında yapıldı.

Kaynak: www.dunyabulteni.net

 

Hakan Fidan'dan Tahran'da önemli görüşmeler

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran’ın başkenti Tahran’da temaslarda bulunuyor.

Bakan Fidan, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Ermenistan Dışişleri Bakanı Mirzoyan ve Azerbaycan Dışişleri Bakanı Bayramov ile bira araya geldi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 'Güney Kafkasya’da Kalıcı Barış ve İstikrarın Tesisine Yönelik Bölgesel İşbirliği Platformu' toplantısına katılmak için İran’ın başkenti Tahran’a gitti. Bakan Fidan, Tahran’da İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ile bir araya geldi

Bakan Fidan, Reisi ile bir araya geldikten sonra Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan ve Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ile görüştü.

Kassam Tugayları 2 esiri daha serbest bıraktı

Geçtiğimiz günlerde 2 ABD vatandaşını insani gerekçeler serbest bıraktığını duyuran Hamas'ın çifte vatandaşlık sahibi 50 kişiyi daha serbest bırakacağı iddia ediliyordu.

Al Arabiya'nın Gazzeli kaynaklara dayandırdığı haberde, anlaşmanın arabuluğunu Katar'ın yapmakta olduğu kaydedilmişti. 

İddialarla ilgili taraflardan herhangi bir açıklama gelmezken, akşam saatlerinde Kassam Tugayları'nın ellerindeki 220 esirden ikisini daha serbest bıraktı.

Detaylar Ekleniyor...

ABD İsrail ordusuna danışmanlık için subaylar gönderdi

ABD'nin İsrail'e destek amacıyla üst düzey kurmay isimleri bölgeye gönderdiği bildirildi.

ABD İsrail'e üst düzey kurmay isimlerini gönderdi.

Axios'tan Barak Ravid'in haberine göre, ABD'li ve İsrailli yetkililer, Gazze'deki kara saldırısında İsrail yönetimine danışmanlık yapmak üzere çeşitli subaylar İsrail'e gönderildi.

Gönderilen isimler arasında Deniz Piyadeleri'ne mensup (Marines) Korgeneral James Glynn de bulunuyor. Glynn daha önce Deniz Piyadeleri'nin özel operasyonlarını yönetmiş ve Irak'ta IŞİD'e karşı yürütülen operasyonlarda yer almıştı.

Glynn ve diğer ABD'li subaylar operasyonları yönetmiyor ancak İsrail ordusuna Gazze'deki planları konusunda askeri danışmanlık yapıyor. Bu tavsiyeler İsrail'in muhtemel kara harekatına odaklanıyor.

Habere göre Glynn'in İsrail'in kara harekatını takip etmek üzere İsrail'de kalması beklenmiyor.

İsrail'in saldırısının ne zaman başlayacağı henüz belli değil.

Netanyahu hükümetinde istifa bekleniyor

İsrail basınında, Başbakan Binyamin Netanyahu'ya 7 Ekim'de Gazze Şeridi sınırında yaşananların sorumluluğunu üstlenmesi için baskı yapmak amacıyla 3 bakanın istifa etmeyi düşündüğü yönünde haberler yer aldı.

Yediot Ahronot gazetesinin haberine göre en az 3 İsrailli bakan, Netanyahu'yu 7 Ekim'de Gazze Şeridi sınırında yaşananların sorumluluğunu üstlenmeye zorlamak için istifa etmeyi düşünüyor.

Adı açıklanmayan bir bakan, "Geldiğimiz durum inanılmaz ve onun (Netanyahu) devam etmesine kesinlikle izin verilmemeli." dedi.

Bakan, Netanyahu'nun 7 Ekim olaylarının sorumluluğunu üstlenmemekte ısrar ettiğini ancak kendisini bekleyen öfke dalgasına karşı direnebileceği düşüncesinde olanların az olduğunu belirtti.

Bakanın yanı sıra Netanyahu'ya yakın isimlerin görüşlerine de yer verilen haberde bir kişi şu ifadeleri kullandı:

"Başbakan'ın savaşın ortasında bunun kendi sorumluluğunda olduğunu açıklaması neden gerekli? Bu dönemde böyle bir şeye gerek yok. Aksine, bu türden bir ilan, güvenlik, strateji ve belki de genel ahlaki düzeyde zararlı olabilir."

Netanyahu'ya yakın isim savaşın ortasında "Başbakan'ın istifa etme gibi bir niyeti bulunmadığını, bu konunun gündemde olmadığını" kaydetti.

Haberde ayrıca siyasi kaynakların, Netanyahu'nun suçunu kabul etmeyeceğini çünkü bunun, onun karakterinin bir parçası olmadığını belirterek, "Görev süresi boyunca hiçbir şey için özür dilemedi ve şimdi de özür dilemesi pek mümkün görünmüyor." dediği aktarıldı.

Haaretz gazetesinde dün çıkan haberde de Netanyahu'nun 7 Ekim'deki saldırıların tahmin edilememesinin sorumluluğundan kaçmaya ve bu sorumluluğu İsrail ordusuna yüklemeye çalıştığı belirtilmişti.

Yediot Ahronot gazetesi, bugün yayımlanan bir haberinde, abluka altındaki Gazze Şeridi'ndeki güncel gelişmeler konusunda Netanyahu ile İsrail ordusu arasında güven krizi yaşandığını yazmıştı.

Gazetenin bir başka haberinde de İsrail'de yapılan bir ankete yer verilmiş; katılımcıların yüzde 66'sının 7 Ekim'de yaşanan hatalardan dolayı Başbakan Binyamin Netanyahu'nun savaşın ardından istifasını istediği belirtilmişti.

İsrail'den haklı bir böbürlenme: Bizi kimse durduramaz

İsrail Savunma Bakanı Yoav Galant, "Gazze'ye yönelik kara harekatının" aylarca sürebileceğini belirtirken, "İsrail ordusunu durdurabilecek bir güç yok" dedi.

İsrail'in 7 Ekim'de Hamas baskınını bahane ederek Gazze'de başlattığı sivil katliam devam ederken, kara harekatı için de son hazırlıklar yapılıyor.

Gazze sınırı yakınlarında "Hava Kuvvetleri Harekat Komutanlığı" toplantısında konuşan İsrail Savunma Bakanı Yoav Galant, Gazze'ye yönelik kara harekatının aylarca sürebileceğini belirterek şunları söyledi:

İsrail ordusunu durdurabilecek hiçbir şey yok. Manevranın (İsrail'in Gazze saldırılarına verdiği isim) operasyonel yönü, hava kabiliyeti ve kara harekatından oluşuyor. Gazze'deki kara harekatı, oradaki son savaş olmalı çünkü sonrasında Hamas olmayacak. Bu, bir ay, 2 ay, 3 ay sürebilir ama sonunda orada Hamas kalmayacak.

İsveç'in NATO talebi TBMM'ye sunuldu

NATO'ya girebilme konusunda Türkiye'nin vetosuna takılan İsveç için yeni bir gelişme yaşandı.

İletişim Başkanlığı, İsveç'in NATO'ya Katılım Protokolü'nün, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından bugün imzalandığını açıkladı.

Başkanlık, duyurusunu şu cümlelerle devam ettirdi;

İsveç’in NATO’ya Katılım Protokolü, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tarafından 23 Ekim 2023 tarihinde imzalanarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sevk edilmiştir.

TBMM Başkanlığı protokolü önce Dışişleri Komisyonu’na gönderecek.

Komisyon onayının ardından metin, TBMM Genel Kurulu’na gidecek. Buradaki onayın ardından Meclis süreci tamamlanmış olacak.

Türkiye’nin İsveç’in NATO üyeliğini onayladığına dair belgeyi, 1949 tarihli Kuzey Atlantik Antlaşmasının saklayıcısı ABD’ye teslim etmesinin ardından İsveç NATO’nun 32. Üyesi olarak ittifaka katılacak.

Ne olmuştu?

Türkiye, güvenlik konusundaki endişeleri sebebiyle İsveç'in üyeliğine uzunca bir süre onaylamadı.

İsveç'teki terör eylemleri, Türkiye'nin geri adım atmasındaki en belirleyici sebeplerden biri. İsveç, Türkiye'nin talep ettiği şartları uyguladığını iddia etse de ülkede yaşanan PKK eylemleri bir süre gerilime neden oldu.

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson, geçtiğimiz haftalarda İsveç basınına ülkesinin NATO başvurusu hakkında açıklamalarda bulundu.

NATO üyeliğine Türkiye'nin karar vereceğini belirten Kristersson, "Ekim ayında NATO üyeliğimizin onaylayacağının sözünü veremem. Bu karar Türkiye'ye ait, Türkiye kendi kararlarını kendi alır." dedi.

Küresel göç 2022 yılında benzeri olmayan boyutlara ulaştı

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), örgüt ülkelerine kalıcı göçün 6 milyondan fazla yeni daimi göçmenle geçen yıl rekor seviyeye ulaştığını duyurdu.

OECD'nin Uluslararası Göç Görünümü 2023 raporu yayımlandı.

Rapora göre, OECD ülkelerine kalıcı göç, geçen yıl 2021'e göre yüzde 26 artarken, öncü rakamlar 2023'te bu artışın devam ettiğine işaret ediyor.

Geçen yıl OECD ülkelerine kalıcı göç, 6 milyondan fazla yeni daimi göçmenle rekor seviyeyi gördü. Söz konusu rekor seviyeler, insani ve iş gücü kaynaklı göçün yanı sıra aile üyelerine eşlik eden göçmenlerin sayısındaki artıştan kaynaklandı.

Tüm yeni daimi göçün yüzde 40'ı aile göçünden meydana gelirken, bunun yüzde 21'ini iş gücü kaynaklı göç oluşturdu. Kanada ve Ukrayna, kayıtlardaki en yüksek göçmen rakamlarını raporladı.

Bu rakamlarda, Ukraynalı mülteciler hariç tutuldu.

OECD ülkelerindeki Ukraynalı mülteci sayısı Haziran 2023 itibarıyla 4,7 milyona ulaştı. Ukraynalı mülteci krizi, Avrupa'da İkinci Dünya Savaşı'ndan beri görülen en büyük "yer değiştirme" oldu.

Almanya, Polonya ve ABD, en yüksek Ukraynalı mülteci sayısına sahip ülkeler olarak öne çıkarken, Estonya, Çekya ve Litvanya, nüfus başına düşen en yüksek Ukraynalı mülteci bulunan ülkeler olarak kayıtlara geçti.

Göçmen istihdamı da rekor seviyede

OECD ülkelerinde göçmen istihdamı 2021-2022 arasında Polonya hariç iyileşme gösterdi ve kayıtlardaki en yüksek seviyeye ulaştı.

Yeni iş gücü göçmenleri ve yerleşik göçmenlerin istihdamında kaydedilen artışlarda, birçok OECD ülkesindeki iş gücü kısıtları ana faktörlerden biri oldu.

OECD ülkelerinde, göçmen ve yerli doğumluların istihdamı arasındaki fark daraldı.

Yeni Zelanda, yüzde 82,7 ile göçmen istihdamının en yüksek olduğu ülke olurken, bu oran Avustralya'da yüzde 77,2, Birleşik Krallık'ta yüzde 75,8 ve ABD'de 72,6 olarak belirlendi. Bu ülkelerde göçmen istihdam oranı, yerli istihdamını geride bıraktı.

AB'de ise göçmen istihdamı yüzde 66,8 olarak hesaplandı.

OECD ülkelerinde vatandaşlık alan göçmenlerin sayısı da 2022'de 2,8 milyona çıktı.

Kassam Tugayları: İsrail askeri geri çekildi

İsrail ordusu Gazze'ye bazı noktalardan giriş yapıldığını duyurduğu saatlerde Hamas'ın silahlı kanadı Kassam Tugayları'ndan da açıklama geldi.

Hamas'ın silahlı kanadı İzz el-Deen el-Kassam Tugayları yaptığı açıklamada, Hamas savaşçılarının Gazze Şeridi'ne sızan İsrail gücüyle çatışmaya girdiğini ve bazı İsrail askeri teçhizatını imha ettikten sonra üslerine geri döndüğünü söyledi.

Grup, yaptığı açıklamada, Gazze'nin güney bölgesindeki Han Yunus'un doğusuna yapılan sızmanın, İsrail güçlerinin bölge çevresinde toplanmış geniş çaplı bir kara saldırısı beklentisinin ortasında gerçekleştiğini söyledi.

Açıklamada, "Savaşçılar içeri sızan güçle çatışmaya girdi, iki buldozer ve bir tankı imha etti ve güvenli bir şekilde üsse dönmeden önce gücü geri çekilmeye zorladı" denildi.

İsrail'in ekipman ve araçlarının imhası konusunda İsrail'den herhangi bir yorum yapılmadı.

İsrail ordu sözcüsü: Karadan Gazze'ye girdik

İsrail ordusu Pazartesi günü yaptığı açıklamada, kara kuvvetlerinin Gazze'de bulunan İsrailli rehineler için Gazze Şeridi'ne gece boyunca sınırlı baskınlar düzenlendiğini söyledi.

İsrail ordu sözcüsü Tuğamiral Daniel Hagari brifingde Hamas'ın 7 Ekim'deki saldırısı sırasında toplamda 222 kişinin rehin alındığının doğrulandığını söyledi.

İsrail ordu radyosu ise İsrail'in karadan saldırı için Amerikan askerlerini beklediğini duyurmuştu.

Gazze'ye ABD askeriyle birlikte saldıracaklar

İsrail ordu radyosu, Tel Aviv'in bölgeye takviye ABD kuvvetleri gelene kadar Gazze Şeridi'ne yönelik "kara savaşını ertelemeye" karar verdiğini bildirdi.

İsrail ordu radyosundan yayımlanan haberde, "ABD, İran'ın bölgedeki güçlerine yönelik saldırılarının artması endişesiyle kara manevrasına hazırlık olarak Orta Doğu'ya takviye Amerikan kuvvetleri göndermeyi planladığını İsrail'e bildirdi." ifadesi kullanıldı.

Haberde, tahminlere göre takviye ABD güçleri gönderilene kadar beklenmesi ve kara harekatının ertelenmesi konusunda mutabık kalındığı kaydedildi.

İsrailli yetkililerin, operasyonun ertelenmesinin tek nedeninin bu olmadığını belirttikleri aktarılırken, askeri güçlerin operasyonel hazırlığının arttırılması, Hamas'ın elindeki esirler meselesine çözüm bulunması ve ek serbest bırakma anlaşmalarının uygulanma olasılığı gibi başka nedenlerin de olduğuna işaret edildi.

Haberde, Orta Doğu'ya daha fazla ABD kuvveti gönderilmesinin elbette İsrail'in çıkarına olduğu, bu kuvvetlerin, savaşın ilerleyen aşamalarında artabilecek saldırılarla ortaklaşa hareket edilmesine yardımcı olacağı ifade edildi.

İsrail Savunma Bakanı Yoav Galant ise dün yaptığı açıklamada, "Gazze'ye yönelik kara harekatının aylarca sürebileceğini" belirtmişti.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, dün NBS televizyon kanalında katıldığı programda, ABD'nin, İsrail ile Filistin arasındaki çatışmaların tırmanması halinde Orta Doğu'daki Amerikan güçlerini ve personellerini korumaya hazır olduklarını bildirmişti.

Blinken, ABD'nin İsrail-Filistin çatışmasının, "İran'ın müdahalesiyle tırmanmasını beklediğini" belirterek, Biden yönetiminin, bölgedeki ABD personeli ya da silahlı kuvvetlerinin "herhangi bir düşmanca eylemin hedefi olması halinde karşılık vermeye hazır olduğunu" vurgulamıştı.

İsrail-Filistin çatışması

Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, 7 Ekim sabahı İsrail'e "Aksa Tufanı" adıyla kapsamlı saldırı başlatmıştı.

Gazze'den İsrail yönüne binlerce roket atılırken Filistinli silahlı gruplar Gazze-İsrail sınırındaki Beyt Hanun-Erez Sınır Kapısı'na baskın düzenleyerek burayı ele geçirmişti.

Silahlı gruplar daha sonra buradan İsrail içindeki yerleşim yerlerine girmiş, İsrail ordusu da onlarca savaş uçağıyla Gazze Şeridi'ne saldırı başlatmıştı.

Gazze'den düzenlenen saldırılarda 306'sı asker 1400 İsraillinin öldüğü, 5 bin 132 İsraillinin yaralandığı aktarılmıştı.

Gazze'deki Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail'in Gazze'ye saldırılarında 1873’ü çocuk, 1023'ü kadın olmak üzere 4 bin 700 kişinin öldüğünü, 14 bin 245 kişinin yaralandığını duyurmuştu.

İşgal altındaki Batı Şeria'da da İsrail güçlerinin ve Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 90 Filistinlinin öldüğü belirtilmişti.

İsrail'in Gazze'ye saldırılarında 18 gazeteci yaşamını yitirmişti.

İsrail-Lübnan sınırında 8 Ekim'den bu yana İsrail ordusu ile Hizbullah arasında yaşanan çatışmalarda ise 24 Hizbullah üyesi ile biri gazeteci 4 sivil hayatını kaybetmişti.

Lübnan tarafından düzenlenen saldırılarda da 3 İsrail askeri ve bir İsrailli sivil yaşamını yitirmişti.

Alman ZDF kanalında bomba paniği

Almanya'nın Mainz şehrinde, kamu televizyonu ZDF'nin binası "bomba ihbarı" nedeniyle boşaltıldı.

Mainz polisinden yapılan açıklamada, sabah erken saatlerde Alman kamu televizyon kanalı ZDF'nin binasında bomba olduğu ihbarı yapıldığı belirtildi.

Açıklamada, ihbarın ardından Lerchenberg bölgesindeki çalışanların ve tesisteki diğer kişilerin güvenliğini sağlamak amacıyla binanın boşaltıldığı kaydedildi.

Açıklamada, Eyalet Kriminal Polis Ofisinden uzmanlar ve köpeklerin, binada incelemeler yaptığı aktarıldı.

İncelemenin ardından binalarda herhangi bir tehdit bulunmadığı bildirilen açıklamada, çalışan 600 kişinin ofislerine geri dönmeye başladığı bilgisi paylaşıldı.

BM: Gazze'de yaşananlar tam bir felaket

Birleşmiş Milletler kurumları Dünya Kalkınma Programı (UNDP), Nüfus Fonu (UNFPA), Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Dünya Gıda Programı (WFP) ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Gazze'deki insani durumu anlatan bir rapor hazırladı. Raporda iki haftadır süren İsrail bombardımanı ve abluka sebebiyle 1.6 milyondan fazla insanın acil yardıma ihtiyaç duyduğu kaydedildi.

"İNSANLAR GIDA, SU VE SAĞLIK HİZMETLERİNDEN MAHRUM BIRAKILDI"

Önceki gün Refah kapısından geçen 20 TIR'lık yardımın yeterli olmaktan çok uzak olduğu kaydedilen raporda, Gazze'deki insanların "korunma, gıda, su ve sağlık hizmetlerinden mahrum bırakıldığı" belirtildi. Ayrıca "savunmasız kişilerin en büyük risk altında olduğu ve çocukların endişe verici bir oranda öldüğü" uyarısında da bulunuldu.

"DÜNYANIN DAHA FAZLASINI YAPMASI GEREKİYOR"

"Gazze, son çatışmalardan önce umutsuz bir insani durumdu. Artık durum felaket. Dünyanın daha fazlasını yapması gerekiyor" ifadelerine yer verilen rapordaki diğer ayrıntılar madde madde ise şu şekilde;

- Sağlık tesislerinin temin ettikleri sınırlı miktardaki yakıtın yarın tükenmesi bekleniyor.

- Su üretim kapasitesi şu anda "normalin yüzde 5'i" seviyesinde.

- Gıda stokları neredeyse tükendi, fırınlar kapanıyor. Çatışma öncesi gönderilmiş insani yardım malzemeleri bitmek üzere. Yerinden edilen on binlerce insan yemek pişiremiyor ya da güvenli bir şekilde yiyecek satın alamıyor.

- Sağlık tesisleri, su, sanitasyon ve elektrik sistemleri de dahil olmak üzere sivil altyapı İsrail saldırılarında ya tamamen yerle bir oldu ya da ağır hasar gördü. Hastaneler cenazeleri uygun koşullarda saklayamıyor. Salgın hastalık riski gittikçe artıyor.

TÜM SİVİLLERİN KORUNMASI ÇAĞRISI YAPILDI

Raporda bölgedeki insani felaketin sonlanması için "suya, gıdaya ve yakıta sürekli erişim" gerektiği kaydedildi. Ayrıca sağlık tesisleri de dahil olmak üzere tüm sivillerin ve sivil altyapının korunması çağrısında bulunuldu.

HAYATINI KAYBEDEN PERSONELİN YARISI ÖĞRETMEN

Öte yandan BM Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı (UNRWA), İsrail'in Gazze'ye düzenlediği saldırılarda 29 UNRWA personelinin hayatını kaybettiğini açıkladı. Açıklamada hayatını kaybeden personelin yarısının öğretmen olduğu belirtildi.

İSRAİL ORDUSU: SALDIRILAR ŞİDDETLENECEK

İsrail ordusu, Gazze'ye yönelik hava bombardımanını "şiddetlendireceğini" açıkladı. Ordu Sözcüsü Daniel Hagari, beklenen kara saldırısı öncesi Gazze'ye bombardımanların artacağını belirterek, "Savaşın bir sonraki aşamasına en iyi koşullarda girmeliyiz. Riskleri azaltmak için saldırıları yoğunlaştıracağız" dedi. İsrail Savunma Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi de ordunun "Gazze'ye girip Hamas'ı ortadan kaldırmak için bir operasyona hazırlandığını" söyledi ancak zaman vermedi.

Tarihte bugün ne oldu? Tarihte 23 Ekim günü meydana gelen önemli olaylar

Dünya Bülteni / Tarih Servisi

GÜNÜN OLAYI

Macarların Haykırışı ‘’Biz Yoldaş Değiliz’’(1956)

Polonya ayaklanmasından cesaret alan Macarlar 23 Ekim 1956’da harekete geçtiler. Aynı gün Budapeşte’de 200 bin kişilik bir gösteri başladı. Göstericiler SSCB baskısı ile görevden alınan eski başbakan İmre Nagy’nin evinin önüne geldiler. Kendilerine ‘’yoldaşlar’’ diye hitap eden Nagy’ye ‘’Biz yoldaş değiliz’’diye haykırdılar. Hatta halk ellerindeki bayraklardaki orak çekiç sembollerini bile keserek çıkarmışlardı.

Gece radyo binasına ilerleyen göstericilerin üzerine ateş açıldı. Buna rağmen vazgeçmeyen halk Stalin'in dev heykelini yıkıp parçaladı. Ayaklanmalar Macaristan'ın diğer bölgelerine de sıçradı. Tekrar başbakanlığa getirilen Nagy halkı yatıştırmaya çalışırken 24 Ekimde SSCB tankları Budapeşte'ye girdi. http://www.dunyabulteni.net/index.php?aType=haber&ArticleID=133546&q=biz+yolda%C5%9F+de%C4%9Filiz

GÜNÜN KİŞİSİ

Celali Eşkiyalarının Korkulu Rüyası Kuyucu Murat Paşa (1535?-1611)

Anadolu’da çıkan Celali Ayaklanmalarının bastırılmasında ki başarıları ile tanınmış devşirme kökenli bir Osmanlı sadrazamıdır. Kimilerine göre Kuyucu lakabını yok ettiği Celalileri kuyulara attırmasından, kimilerine göre ise İran savaşları sırasında bir Kuyuya düşmesinden dolayı bu lakabı almıştır. Ancak asıl olan şudur o kesinlikle Celalilere taviz vermemiş ve devlet düzenini sağlamak için sert bir şekilde gerekeni yapmıştır. Celali isyanları ile uğraştığında 70 yaşının üzerinde idi.Celali isyanlarını bastırmakla görevlendirilmiş olan Kuyucu Murat Paşa en önemli Celali elebaşılarından Canbulatoğlu Ali  komutasındaki 40 bin kişilik celali isyancısını Belen geçidi yakınlarındaki Oruç ovasında 23 Ekim 1607’de bozguna uğrattı. Adamlarının büyük bir kısmını kaybeden Canbulatoğlu Ali kaçtı ise de Kuyucu Murat Paşa’nın takibinden kurtulamadı. Teslim alınınca affedilip Temeşvar valisi yapıldıysa da bir süre sonra idam edildi. Osmanlı-İran savaşlarında da önemli hizmetlerde bulunmuştur.

GÜNÜN ÖNEMLİ OLAYLARI

Batı Türkistan Türk Hakimiyetine Girdi (999)

Karahanlı Hükümdarı Nasır Arslan İlig Han 23 Ekim 999’da Samanoğulları Devletine Son verdi. Bu olayın bir çok sonucu vardır. Birincisi başta Buhara ve Semerkand olmak üzere Maveraünnehir bölgesi Türk hakimiyetine girdi. İkincisi Samanoğullarına tabi olan Gazneli Devleti kesin olarak bağımsızlığını kazandı.

Girit Asileri İle Sözleşme İmzalandı (1878)

Girit’teki durumu çözmek için bölgeye gönderilen olağanüstü komiser Ahmet Muhtar Paşa Halepa’da İngiliz konsolosunun da katılımı ile asilerle görüştü. Görüşme sonunda büyük devletlerin konsoloslarının gözetiminde asiler ile 23 Ekim 1878’de Halepa sözleşmesi imzalandı. Bu sözleşme ile 93 harbinden yeni çıkmış olan Osmanlı Devleti asilerin isteklerinin büyük bir bölümünü kabul etmek zorunda kaldı. 

Tarihte İlk Hava Keşfi Yapıldı (1911)

İtalyan Yzb. Carlo Piazza, Bleriot uçağ ile Trablusgarb Savaşı sırasında tarihte ilk kez Aziziye üzerinde 23 Ekim 1911 hava keşfi yaptı. Böylece Trablusgarb savaşıda tarihte ilk kez uçak kullanılan savaş olarak tarihe geçti. 

Kuzey Afrika’da İngilizler Karşı Saldırıya Geçti (1942)

Alman General Mareşal Rommel komutasındaki Mihver devletler ordusu El Alemein’de İngilizler tarafından durduruldu. İngiliz kuvvetleri General Montgomery komutasında 23 Ekim 1942’de karşı saldırıya geçti. Mihver devletler kuvvetleri geri çekilmeye başladılar.

Vietnam’da Yönetim Değişikliği Oldu (1955)

Güney Vietnam’da 23 Ekim 1955’te yapılan referandum sonrası İmparator Bao Dai görevinden ayrılmak zorunda kaldı.Vietnam’ın başına Amerikan yanlısı ve komünist düşmanı Ngo Dinh Diem getirildi. ABD hemen bu değişikliği kabul etti.

Beyrut’ta İntihar Saldırısı Yapıldı (1983)

Amerikan ve Fransız barış gücü karargahlarına patlayıcı yüklü kamyonlarla Beyrut'ta 23 Ekim 1983’te intihar saldırısı düzenlendi. Saldırı sonunda 241 Amerikan deniz piyadesi ve 58 Fransız paraşütçü öldü.

Van’da Şiddetli Deprem (2011)

Van ilinde merkez üssü Tabanlı köyü olan 23 Ekim 2011 tarihinde öğle saatlerinde 7.2 şiddetinde bir deprem meydana geldi. Depremde 604 kişi hayatını kaybederken, dörtbinden fazla kişi yaralandı. Sarsıntılar günlerce devam etti. Bütün ülke çapında Van’a yardım kampanyaları düzenlendi.

GÜNÜN DİĞER ÖNEMLİ OLAYLARI

1840- Posta ve Telgraf Teşkilatı (PTT) kuruldu.

1853- Kırım Savaşı başladı.

1926- Sovyetler Birliği’nde Leon Troçki ve Grigoriy Zinoviyev, Komünist Partisi Merkez Komitesi üyeliğinden çıkarıldı.

1946- Birleşmiş Milletler, ilk genel toplantısını New York’ta yaptı.

1954- Almanya’nın NATO’ya girişiyle ilgili Paris Antlaşması imzalandı.

1972- Zonguldak’ta iki ayrı kömür ocağında grizu patlamasında 20 işçi öldü, 76 işçi yaralandı.

1981- Danışma Meclisi ilk toplantısını yaptı.

1993- Karun Hazinesi, 28 yıl sonra Türkiye’ye getirildi.

2005 - Nermin Erbakan, Necmettin Erbakan'ın eşi, vefat etti.

Gazze saldırıları 17'nci gününde

İsrail ordusu, gece boyunca, Gazze'nin çeşitli bölgelerine savaş uçakları ve topçu ateşiyle saldırılarına devam etti. İsrail ordusunun dün Gazze Şeridi'nin çeşitli bölgelerine düzenlediği saldırılar sonucu 400'den fazla Filistinlinin yaşamını yitirdiği belirtildi.

Filistin resmi haber ajansı WAFA'nın kentteki tıp kaynaklarından aktardığı bilgilere göre, ölenlerin yüzde 70'ini çocuklar, kadınlar ve yaşlılar oluşturuyor.

WAFA'ya göre, 7 Ekim'den bu yana İsrail saldırıları sonucu hayatını kaybeden Filistinli sayısı 4 bin 700'e yükseldi.

Gazze'ye yönelik yürütülen saldırıların 16'ncı gününde, İsrail savaş uçakları ve topçu atışlarıyla eşzamanlı kentin çeşitli bölgelerindeki yerleşim yerlerine düzenlenen bombardımanlarda, en az 25 katliam gerçekleştirdi.

Kentin birçok bölgesine, havadan ve karadan yürütülen saldırılar sonucu bir günde 400'den fazla Filistinli hayatını kaybetti.

Tıp kaynaklarından aktarılan bilgilere göre, İsrail saldırıları sonucu pazar günü, Han Yunus Mülteci Kampı'nda 44, Rafah'ta 57, kentin orta kesiminde 168, Gazze kent merkezinde 66, kuzey bölgesinde 44 Filistin vatandaşı yaşamını yitirdi.

Mısır sınırı yakınındaki Rafah kentinde bir eve düzenlenen saldırıda, ev halkından 6 kişi ölürken, 11 kişi de çeşitli şekillerde yaralandı.

Karara Mahallesi'nde hedef alınan Ebu Hubeys ailesinin evinde 5 kişi öldü.

Gazze Şeridi'nin orta kesiminde Miğraka bölgesindeki bir eve düzenlenen hava saldırısı sonucu 4 kişi öldü 6 kişi yaralandı.

Cibalya Mülteci Kampı'ndaki iki eve ve bölgedeki el-Albani Mescidi'ne düzenlenen birçok hava saldırısı sonucu 20'den fazla kişi hayatını kaybetti.

WAFA'nın Sağlık Bakanlığı'ndan aktardığı bilgiye göre, işgal güçleri, Gazze Şeridi'ndeki bazı mahalleleri haritadan tamamen sildi; enkaz haline getirdiği bölgelerde, "bazı ailelerin tüm fertlerine yaşamıyor kaydı düşülmesine" neden oldu.

Öte yandan, İsrail savaş uçakları, Gazze Şeridi'nin orta kesimlerindeki Şifa Hastanesi ve Kudüs Hastanesi çevresini de hedef aldı.

İsrail ordusuna bağlı savaş uçakları ve topçuları, bazı bölgelere eşzamanlı saldırılar gerçekleştiriyor. Saldırılara maruz kalan bölgelere ulaşan sivil savunma ekipleri oldukça kısıtlı imkanlarla enkazdan yaralıları kurtarmaya ve cesetleri çıkarmaya çalışıyor.

Yıkılan binaların enkazında, durumu henüz bilinmeyen çok sayıda insan bulunduğu kaydediliyor.

SALDIRILAR, FİLİSTİNLİLERE AİT EVLER İLE ALT YAPIDA BÜYÜK HASARA YOL AÇTI

Gazze'deki İçişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, İsrail güçlerinin, Gazze kentindeki Şeyh Rıdvan ile El-Basra mahallelerindeki evlere hava saldırısı düzenlediği kaydedildi.

Hava saldırısı sonucu can kaybı ve yaralıların olduğu aktarıldı.

Görgü tanıklarından alınan bilgiye göre, saldırılar, Filistinlilere ait evler ile alt yapıda büyük hasara yol açtı.

Saldırı sonrası ambulanslar, yaralıları çevre hastanelere sevk etmeye başladı.

İSRAİL UÇAKLARININ GAZZE'NİN FARKLI BÖLGELERİNE SALDIRILARINDA EN AZ 30 KİŞİ ÖLDÜ

İsrail uçakları, Gazze'deki Cebaliya, El-Bureyc ve Nusayrat mülteci kampları ile Beyt Lahiya bölgesinde, sivillerin yaşadığı çok sayıda eve hava saldırısı düzenledi.

Gazze'deki İçişleri Bakanlığının yaptığı yazılı açıklamaya göre, saldırılarda çoğu kadın ve çocuk olmak üzere en az 30 Filistinli hayatını kaybetti, onlarcası yaralandı.

Saldırılarda yıkılan evlerin enkazı altında hala çok sayıda Filistinli olduğu, ancak elektrik ve gerekli ekipman olmaması nedeniyle bu kişilere ulaşmanın çok zor olduğu ifade edildi.

İSRAİL SAVAŞ UÇAKLARI, GECE BOYU GAZZE'Yİ BOMBALAMAYI SÜRDÜRDÜ

İsrail savaş uçakları, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliya Mülteci Kampı'nı bombaladı.

Filistin resmi haber ajansı WAFA'nın haberine göre, savaş uçakları tarafından fırlatılan füze saldırısının ardından Gazze'nin kuzeydoğusundaki bölgelerden yoğun alev ve duman yükseldi.

Saldırıda, Cibaliye Kampı'ndaki Şüheda ailesine ait ev yerle bir edilirken, çevresindeki evler de yıkıldı.

Hava saldırıları sonucu çok sayıda Filistinli hayatını kaybederken, onlarca kişi de yaralandı. Bombardıman sonucu yıkılan evlerin enkazından henüz çıkartılamamış çok sayıda kişinin sivil savunma ekipleri tarafından oldukça kısıtlı imkanlarla kurtarılması için çalışma yürütülüyor.

Öte yandan, İsrail savaş uçakları, Gazze Şeridi'nin orta kesimlerindeki Şifa Hastanesi ve Kudüs Hastanesi çevresini hedef aldı.

Şifa Hastanesinin, içinde en çok yaralı barındıran tıp merkezi olduğu biliniyor.

İSRAİL ORDUSU, BATI ŞERİA'DA DÜZENLEDİĞİ GECE BASKINLARINDA ÇOK SAYIDA FİLİSTİNLİYİ GÖZALTINA ALDI

İsrail ordusu, Gazze Şeridi'ne havadan ve karadan saldırıları sürdürürken, işgal altındaki Batı Şeria'daki birçok beldeye düzenlediği baskınlarda çok sayıda Filistinliyi gözaltına aldı.

Filistin resmi haber ajansı WAFA'nın haberine göre, Eriha kentinin güneyindeki Akabet Cebr Mülteci Kampı'na düzenlediği baskınlarda İsrail askerleri, gece girdiği evlerden 9 Filistin vatandaşını beraberinde götürdü.

Askeri buldozerler eşliğinde yürütülen baskınlar kampta devam ediyor.

Yerel kaynakların aktardığına göre, el-Halil kentinin güneyindeki Beni Naim beldesindeki evlere girerek gece teftişleri yapan İsrail askerleri, beldeden 11 Filistinliyi gözaltına aldı.

Yine benzeri baskınları Ramallah'ın kuzeybatısındaki Beyt Rima beldesine düzenleyen İsrail askerleri, buradan da 11 Filistinliyi gözaltına alarak ayrıldı.

Öte yandan Ramallah kenti ve el-Celzun Mülteci Kampı'nda İsrail'in Gazze Şeridi'ne karşı saldırılar, iki gösteriyle protesto edildi.

Batı Şeria'nın birçok bölgesinde, İsrail askerleri ile Filistinli gençler arasında çeşitli gerginlikler yaşandı.

İSRAİL GÜÇLERİ, BATI ŞERİA'DAKİ BASKINLARINDA FİLİSTİNLİLERİN SİLAHLI DİRENİŞİYLE KARŞILAŞTI 

İsrail işgali altındaki Batı Şeria’ya baskınlar düzenleyen İsrail ordusu ile Filistinliler arasında çatışmalar yaşandı.

El-Aksa Kanalı'nın Telegram sayfasında aktardığı habere göre, İsrail güçleri, Batı Şeria'da birçok kente düzenlediği baskınlar sırasında silahlı direnişle karşılaştı.

Batı Şeria'nın Nablus, Tul Kerim ve Cenin kentlerindeki baskınlara, Filistinliler, silah atışlaryla karşılık verdi.

Tul Kerim kentindeki baskın sırasında İsrail askerlerine yönelik el yapımı bir patlayıcı kullanıldı.

Kentte Filistinli direnişçiler ile İsrail işgal güçleri arasında silahlı çatışmalar yaşandı.

Platformun haberinde, Tul Kerim Acil Müdahale Taburu'nun "Savaşçılarımız, Aksa Tufanı muharebesi kapsamında Tul Kerim’in çeşitli bölgelerindeki işgal güçlerini yoğun silah atışıyla hedef almıştır." ifadelerine yer verildi.

Öte yandan, Filistin resmi haber ajansı WAFA, Batı Şeria'nın Eriha, el-Halil, Beyt Rima beldesine baskınlar düzenleyen İsrail askerlerinin, 31 Filistinliyi gözaltına aldığını duyurdu.

İSRAİL ORDUSU, LÜBNAN'IN GÜNEYİNDE HİZBULLAH'A AİT BİR HÜCREYE SALDIRDIĞINI DUYURDU

İsrail savaş uçaklarının, Lübnan'ın güneyinde Hizbullah'a ait olduğunu öne sürdüğü bir hücreyi, gözetleme noktasını ve Aytarun köyü çevresini bombaladığı belirtildi.

İsrail Yedioth Aharonoth gazetesinin haberine göre, İsrail savaş uçakları, Hizbullah'ın silahlarının da bulunduğu bir hücresini bombaladı.

Savaş uçakları ayrıca, Hizbullah'ın bir gözetleme noktasına da saldırı düzenledi.

Bir başka haberinde Aharonoth gazetesi, İsrail savaş uçaklarının, Lübnan'ın güneyindeki Aytarun köyü çevresine de hava saldırısı düzenlediğini duyurdu.

Saldırılara ilişkin can kaybı ve maddi hasara ilişkin ayrıntılı bilgi verilmezken, Hizbullah'tan konuya dair henüz bir açıklama yapılmadı.

GAZZE'DEKİ SAĞLIK BAKANLIĞI: ELİNDE AZ DA OLSA YAKIT BULUNANLARI HASTANELERE BAĞIŞA BEKLİYORUZ

Gazze'deki Sağlık Bakanlığının Telegram hesabında, Bakanlık Sözcüsü Eşref el-Kudra'nın Gazze'de yakıtı tükenen hastanelere bağış yapılması çağrısına ilişkin açıklaması paylaşıldı.

Açıklamada, "Akaryakıt istasyonu sahiplerini ve elinde ne kadar olursa olsun yakıt bulunan herkesi hastanelere bağış yapmaya çağırıyoruz." ifadelerine yer verildi.

HASTANELERDEKİ YAKIT SIKINTISI 1100 BÖBREK HASTASININ HAYATINI TEHDİT EDİYOR

Gazze'deki Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşref el-Kudra, yaptığı yazılı bir açıklamada da konuyla ilgili uyarılarda bulundu.

Hastanelere yakıt temin edilmemesinin, 38’i çocuk 1100 böbrek yetmezliği hastasının hayatını tehdit edeceğini vurgulayan Kudra, hastanelere ve ambulanslara yakıt sağlanması için çağrı yaptı.

"SAĞLIK ÇALIŞANLARI OLAĞAN DIŞI SİLAHLAR KULLANILDIĞINI TESPİT ETTİ"

Kudra, açıklamasında ayrıca sağlık ekiplerinin, ölü ve yaralıların vücutlarında ciddi yanıklara neden olan "olağan dışı silahlar kullanıldığını" tespit ettiğini de kaydetti.

Öte yandan Sağlık Bakanlığından yapılan başka bir açıklamada da Mısır'dan Refah Sınır Kapısı'nı açması, yardımların girişi ile yaralıların çıkışını güvence altına alması istendi.

 JAPONYA'DAN FİLİSTİN-İSRAİL KRİZİNDE "İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM" VURGUSU

Kahire Barış Zirvesi'nde konuşan Japonya Dışişleri Bakanı Kamikawa Yoko, Filistin-İsrail krizinde "iki devletli çözümü" desteklemeyi sürdürdüğünü belirterek "Japonya'nın, Filistin'e olan kararlılığı asla değişmeyecektir." dedi.

Krizin iki tarafı Filistin ve İsrail'in yanı sıra bölgedeki "kilit unsurlar" şeklinde nitelediği Arap devletleri ve İran ile yakın istişareleri sürdürdüklerini kaydeden Kamikawa, "Özellikle şu anda en yakın zorluk, insani yardımın bozulmasını en aza indirmek. Gazze'de 1 milyondan fazla masum insan son derece zor durumda." dedi.

Kamikawa, "Şu anda tanık olduğumuz trajedinin Orta Doğu Barışı için fırsat penceresini kapatmasına müsaade etmemeliyiz. Bu sorunu ancak diyalogla çözebiliriz" diye konuştu.

ÇİN, "KAHİRE BARIŞ ZİRVESİ" NDE FİLİSTİN İÇİN ULUSLARARASI KONFERANS ÇAĞRISI YAPTI

"Kahire Barış Zirvesi"ne katılan Çin'in Orta Doğu Özel Temsilcisi Cai Cün, Filistin sorununun çözümü için uluslararası konferans toplanması çağrısı yaptı.

Cai, Birleşmiş Milletlerin, Filistin sorununun çözümü için daha büyük ölçekte, etkin ve yetkili bir uluslararası konferansı en kısa sürede toplama çağrısında bulundu.

Çin'in sivillere zarar veren, uluslararası hukuku ihlal eden tüm eylemleri kınadığını belirten Cai, askeri operasyonlara derhal son verilmesi ve insani yardım kanallarının açılması gerektiğini vurguladı.

İSRAİL İLE ÇATIŞAN HİZBULLAH’IN 7 MENSUBU ÖLDÜ

Hizbullah, Lübnan'ın güneyindeki sınır bölgesinde İsrail ordusu ile yaşanan çatışmalar hakkında yazılı açıklama yaptı.

Açıklamaya göre, Hizbullah'ın 1 mensubunun daha hayatını kaybetmesiyle bugün ölenlerin sayısı 7'ye çıktı.

Hizbullah mensuplarının nerede ve nasıl öldüğüne ilişkin detay paylaşılmadı.

Lübnan-İsrail sınırında 8 Ekim’den bu yana devam eden çatışmalarda ölen Hizbullah mensuplarının sayısı 25’e yükseldi.

İSRAİL EVLERİ HEDEF ALDI

Lübnan resmi ajansı NNA'da yayımlanan haberde, İsrail'in Lübnan'ın güney sınırına yönelik saldırı detaylarına yer verildi.

İsrail topçu birliklerinin sınırdaki Lübnan'a ait Bilida beldesi çevresini vurduğu ve bazı evlerin hasar gördüğü ifade edildi.

Lübnan tarafından ise İsrail'e ait El-Bayda ve El-Malikiyye askeri noktalarına ateş açıldığı kaydedildi.

İsrail'de Hamas'ın elindeki esirlerin kurtarılması için Savunma Bakanlığı önünde gösteri yapıldı
İsrail'de Filistinli gruplar tarafından esir alınan İsraillilerin kurtarılması için Savunma Bakanlığı önünde gösteri düzenlendi.

Yediot Ahronot gazetesinin haberine göre, başkent Tel Aviv'deki Savunma Bakanlığı önünde yaklaşık 200 İsrailli toplandı.

İsrail, Mısır ordusuna ait mevziyi vurdu

İsrail ordusuna ait tank, Refah Sınır Kapısı yakınındaki Mısır'a bir mevziyi vurdu. Konuya ilişkin İsrail ordusundan yapılan açıklamada, tankın kazara ateş aldığı açıklandı. Öte yandan Mısır'dan yapılan ilk açıklamada ise "Gazze Şeridi'nde devam eden çatışmalar esnasında sınırın karşı hattındaki bir İsrail tankından yanlışlıkla atılan top mermisi parçaları Mısır sınır gözetleme kulelerinden birine isabet etti." denildi.

İsrail ordu sözcülüğü yaptığı yazılı açıklamada, "Kısa bir süre önce İsrail ordusuna ait bir tank, yanlışlıkla sınıra yakın Kerem Şalom (Kerem Ebu Salim) bölgesinde bir Mısır mevzisini, ateş açarak vurdu." ifadelerine yer verildi. Olaya dair araştırmaların başlatıldığı bilgisine yer verilen açıklamada, başka detaya yer verilmeden "yaşanan olaydan üzüntü duyulduğu" kaydedildi. Mısır makamlarından ise olaya ilişkin henüz resmi bir açıklama yapılmadı.

MISIR'DAN İLK AÇIKLAMA GELDİ

Mısır Ordu Sözcüsü Albay Garip Abdulhafız da olaya ilişkin yazılı açıklamasında, "Gazze Şeridi'nde devam eden çatışmalar esnasında sınırın karşı hattındaki bir İsrail tankından yanlışlıkla atılan top mermisi parçaları Mısır sınır gözetleme kulelerinden birine isabet etti." bilgisini paylaştı.

Olayda "Mısır hudut kontrol personelinden" bazılarının hafif şekilde yaralandığını ve gerekli araştırmaların devam ettiğini belirten Abdulhafız, "İsrail'in 'kasıtsız olaydan' hemen sonra üzüntüsünü dile getirdiğini" ifade etti.

İSRAİL ORDUSU GAZZE'YE SIZMAYA ÇALIŞTI

Öte yandan geçtiğimiz dakikalarda abluka altındaki Gazze Şeridi'nde bulunan Han Yunus kentine sızmaya çalışan İsrail ordusuna ait bir tank ile buldozer, Hamas tarafından imha edilmişti.

Bölgede gerilimi tırmandıran gelişme: İsrail tankı Mısır mevzisini vurdu

İSRAİL-FİLİSTİN ÇATIŞMASI

Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, 7 Ekim sabahı İsrail'e "Aksa Tufanı" adıyla kapsamlı operasyon başlatmıştı. Gazze'den İsrail yönüne binlerce roket atılırken Filistinli silahlı gruplar Gazze-İsrail sınırındaki Beyt Hanun-Erez Sınır Kapısı'na baskın düzenleyerek burayı ele geçirmişti. Silahlı gruplar daha sonra buradan İsrail içindeki yerleşim yerlerine girmiş, İsrail ordusu da onlarca savaş uçağıyla Gazze Şeridi'ne saldırı başlatmıştı.

Bölgede gerilimi tırmandıran gelişme: İsrail tankı Mısır mevzisini vurdu

GAZZE'DE CAN KAYBI 4 BİN 651'E YÜKSELDİ

Gazze'den düzenlenen saldırılarda 306'sı asker 1400 İsraillinin öldüğü, 5 bin 132 İsraillinin yaralandığı aktarılmıştı. Gazze'deki Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail'in Gazze'ye saldırılarında 1873'ü çocuk, 1023'ü kadın olmak üzere 4 bin 651 kişinin öldüğünü, 14 bin 245 kişinin yaralandığını duyurmuştu. İşgal altındaki Batı Şeria'da da İsrail güçlerinin ve Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 90 Filistinlinin öldüğü belirtilmişti. İsrail'in Gazze'ye saldırılarında 18 gazeteci yaşamını yitirmişti.

Gazze'de Hristiyanlığın tarihçesi

İsrail'in Gazze'deki beşinci yüzyıldan kalma Aziz Porphyrius Kilisesi'ne düzenlediği saldırı, dikkatleri kuşatma altındaki Filistin bölgesinin Hıristiyan nüfusuna çevirdi.

Kilise kompleksindeki bir sosyal hizmetler ek binasının bombalanması sonucu en az 18 kişi hayatını kaybetti. Hem Müslümanlar hem de Hıristiyanlar, hem tarihi ve dini önemi nedeniyle Gazze'nin diğer bölgelerini etkileyen katliamın bir parçası olmayacağını umarak kiliseye sığınmıştı.

Tarihi Filistin'in bir parçası olarak Gazze'deki Filistinli Hıristiyanların tarihini, işgal altındaki Batı Şeria, Kudüs ve İsrail'deki Filistin toplumu içerisinde inançlarını paylaşanlardan ayırmak mümkün değildir.

Bu bölge Hıristiyanlığın doğduğu yerdir ve İncil'in Eski ve Yeni Ahit bölümlerinde yer alan pek çok olayın geçtiği yer olarak da bilinir.

Gazze'deki Filistinli Hıristiyanlar, oradaki diğer Filistinliler gibi, kendilerini Filistin ulusundan ayrı görmemektedir.

Bununla birlikte, Gazze'ye özgü benzersiz bir Hıristiyan tarihi vardır. Gazze'de binden biraz fazla Hıristiyan kalsa da, bölge Hıristiyanlığın gelişiminde özel bir öneme sahiptir.

İsrail ablukasındaki Gazze Şeridi hakkında bilinmesi gerekenler    İsrail ablukasındaki Gazze Şeridi hakkında bilinmesi gerekenler

Gazze, Yeni Ahit'te Elçilerin İşleri 8. bölümde ismen anılmaktadır: Bu bölümde "Müjdeci Filipus'un Kudüs ve Gazze arasındaki yolda Etiyopyalı bir adamı vaftiz ettiğinden" bahsedilmektedir.

"Rabbin bir meleği Filipus'a, 'Kalk, Yeruşalim'den Gazze'ye inen yol boyunca güneye doğru git' dedi. Burası bir çöldür," diye yazar ilgili ayet.

Ayrıca sadece yerel olarak değil, genel olarak Hıristiyanlar için önem taşıyan birkaç tarihi Hıristiyan mekânı da vardır.

Perşembe akşamı İsrail saldırısının gerçekleştiği Aziz Porphyrius Kilisesi, Filistin'deki en önemli dini mekanlardan biridir.

Adını beşinci yüzyılda yaşamış bir piskopostan alan kilise, bölgede ayakta kalan en eski ibadet yerlerinden ve dünyanın en eski kiliselerinden biridir.

Kilise ilk olarak MS 425 yılında inşa edilmiş ve daha sonra 12. yüzyılda Haçlılar tarafından yeniden restore edilmiştir. Mevcut yapının büyük bir kısmı o döneme aittir.

Gazze'deki bir diğer önemli Hıristiyan bölgesi de yakınlarda bulunan ve daha da eski olan Tell Umm Amer manastırıdır.

Günümüzde büyük ölçüde harabe halinde olan dördüncü yüzyıl yapısı bir eski kiliseler, bir vaftiz salonu, bir mezarlık ve mahzeni içeriyordu.

Kilise, Mısır ile Filistin ve Suriye de dahil olmak üzere Levant toprakları arasında seyahat edenler için bir ibadet yeri olarak hizmet vermiştir.

Bölge, manastırcılığın öncüsü olan dördüncü yüzyıl Filistinli keşişi Aziz Hilarion'un doğum yeri olmasıyla da dikkat çekmektedir.

Hristiyanlığın yayılması

Bu ilk kilise ve manastırların varlığı ve İncil'deki referanslar, Gazze'de Hıristiyanlığın bölgedeki inancın gelişimiyle eş zamanlı olarak ortaya çıktığını göstermektedir.

Ancak inancın yaygın olarak benimsenmesi beşinci yüzyıla kadar gerçekleşmemiştir.

Akademisyen Nicole Belayche'ye göre, beşinci yüzyıldan önce Gazze'deki pagan kültlerinin gücü "tartışılmaz" boyutta.

Christian Gaza in Late Antiquity adlı kitabındaki makalesinde, Porphyrius, Gazze piskoposu olarak atandığında, Hıristiyan nüfusun "20.000 ila 25.000 arasında olduğu tahmin edilen toplam nüfus içerisinde üç yüzden az" olduğunu yazıyor.

Gazze'nin kitlesel olarak Hıristiyanlığa geçişi beşinci yüzyılda Doğu Roma İmparatorluğu'nun halefi olan Bizans İmparatorluğu'nun himayesinde başladı.

Yukarıda bahsi geçen makalede, süreçle ilgili olarak "Bu, imparatorluk müdahalesine başvurmayı gerektiren zorlu bir süreçti" diye yazıyor.

Belayche, başlangıçtaki isteksizliğin Porphyrius gibi kutsal kişilerin çabaları ve yerel ritüellerin kilise ayinlerine dahil edilmesiyle aşıldığını belirtiyor.

Hıristiyanlık altıncı yüzyılın sonunda geniş çapta benimsenmiş olsa da, yeni bir baskın dinin ortaya çıkması uzun sürmemiştir.

Gazze Şehrinin Tarihi adlı kitabında, 19. yüzyılın sonlarında yaşamış Yahudi-Amerikalı akademisyen Martin A. Meyer şöyle yazmaktadır: "Yeni inanç, İslam onu dünyanın bu bölgesinden sonsuza dek silip süpürmeden önce kendini kabul ettirmek için ancak yeterli zamana sahipti."

Meyer'in ifadesi abartılıdır ancak Arap fethini takip eden yüzyıllar boyunca bölge nüfusunun büyük bir kısmının İslam'a geçtiği gerçeğine değinmektedir.

Gazze bölgesinde hala küçük bir Hıristiyan azınlık kalmıştır ve bu azınlık yüzyıllar boyunca varlığını sürdürmüş ve 12. yüzyılda Haçlı yönetimi altında kısa süreli bir gelişme yaşamıştır.

Modern Hıristiyanlık

Diğer Filistinliler gibi bölgedeki Hıristiyanların çoğu da 1948'de İsrail devletinin kurulması sırasında evlerinden zorla çıkarıldı.

Sonuç olarak, Gazze'deki Hıristiyan nüfus on yıllar içinde daha da azaldı ve bu eğilim Nekbe'den sonra da devam etti.

Guardian'a göre 1960'ların ortalarında Gazze'de 6.000 Filistinli Hıristiyan vardı ve bu sayı bugün 1.100'e düşmüş durumda.

Kuşatma altındaki bölgedeki Hıristiyanların çoğu bugün Rum Ortodoks Kilisesi'ne bağlıyken, azınlıklar Baptist ve Katolik kiliselerini takip ediyor.

İsrail'in Gazze'ye yönelik kuşatmasının başladığı 2007 yılından bu yana Hıristiyanlar, Müslüman komşularının yaşamak zorunda kaldığı benzer dolaşım kısıtlamalarıyla karşı karşıya kaldı.

Batı Şeria ve Kudüs'teki daha büyük Hristiyan topluluklarından koparılan inanç mensuplarının dini günleri için bu bölgelere seyahat edebilmeleri için İsrail'den izin almaları gerekiyor.

İsrail 2021 yılında Gazze'deki Filistinli Hristiyan nüfusun yaklaşık yarısına Noel ayinlerine katılmaları için izin verdi.

Geçtiğimiz dönemde İsrail'in Gazze'deki Hristiyanların Kudüs'teki Paskalya ayinlerine katılmaları için verdiği 700 izni iptal etme kararında da görüldüğü üzere, ayinlere katılma hakkı hiçbir şekilde garanti altında değil.

İsrail benzer şekilde Gazze'de yaşayan ve Noel'i bölge dışında, işgal altındaki Batı Şeria'da ya da başka bir yerde geçirmek isteyen 260 Filistinlinin izin başvurusunu da reddetti.

Sayıları az olmasına rağmen Gazze'deki kiliseler, çatışma dönemlerinde ibadethanelerin İsrail tarafından saldırıya uğramayacağı umuduyla kapılarını her inançtan insana sığınmaları için düzenli olarak açmıştır.

Bu umutlar, İsrail'in Aziz Porphyrius Kilisesi'ne yönelik son saldırısının ardından hızla azalabilir.

Kaynakh: Middle East Eye, MepaNews

Saraybosna Filistin için ayağa kalktı

İsrail'in Gazze'ye yönelik katliamlarına İslam dünyasından tepkiler yükselmeye devam ediyor.

Bosna Hersek'in başkenti Saraybosna'da bir araya gelen onbinlerce kişi Filistin halkıyla dayanışma mesajı verdi.

İşte Saraybosna'daki destek gösterisi:

Saraybosna’mız Filistin’e destek mitingi gerçekleştiriliyor… pic.twitter.com/gZQD3SPXiX

— Balkanlar'da 1 Yer Filistin (@balkanlarda1yer) October 22, 2023

“Gazze... Gerçeği öldüren medya”

Cezayir gazeteleri, abluka altındaki Gazze Şeridi başta olmak üzere Filistin topraklarında İsrail’in saldırılarına maruz kalanlarla dayanışma amacıyla tek manşetle çıktı.

Ülke genelinde yayın yapan ulusal gazeteler, Batı medyasının taraflılığına ve İsrail’in saldırılarının dehşetini görmezden geldiğine dikkati çekmek için Gazze'den bir fotoğrafla, “Gazze... Gerçeği öldüren medya” manşetini seçti.

Arapça ve Fransızca yayın yapan ülkenin en büyük 35 gazetesi aynı manşetle çıkarak, Cezayir tarihinde bir ilke imza atmış oldu.

Söz konusu 35 gazetenin genel yayın yönetmenleri tarafından yapılan ortak yazılı açıklamada, “Biz, Cezayirli medya mensupları olarak, Siyonist rejimin Gazze'deki savunmasız insanlara yönelik barbarca saldırısını kınıyoruz.” denildi.

Açıklamada, Batı medyasının İsrail yanlısı yayın yaptığına dikkati çekilerek, “Aynı şekilde Batı medyasının mesleki ve ahlaki ilkelerden yoksun bir şekilde İsrail yanlısı yayınlarını da kınıyoruz.” ifadelerine yer verildi.

Şuruk Gazetesi Genel Müdür Yardımcısı Abdurrezzak Bulkamh, bu girişimin her yıl 22 Ekim'de kutlanan Ulusal Gazetecilik Günü’ne denk geldiğini aktararak, gazetelerin bu manşetle Filistin halkıyla dayanışmayı amaçladığını belirtti.

Batı medyasının çok açık bir şekilde bu savaşta İsrail yanlısı yayın yaptığını dile getiren Bulkamh, söz konusu basının böylece tüm mesleki ve ahlaki ilkeleri ihlal ettiğini vurguladı.

Batı medyasının İsrail’in propaganda aletine dönüştüğünü ifade eden Bulkamh, bu “sorumsuzluğa” karşı, Cezayirli basın mensupları olarak insani ve mesleki taraflarını temsil eden tek bir manşetle çıkma kararı aldıklarını kaydetti.

Papa Gazze nedeniyle acı çektiğini söyledi

Katoliklerin ruhani lideri ve Vatikan Devlet Başkanı Papa Franciscus, Gazze'deki ağır insani durumu düşündüğünü ve kilise ile hastanenin vurulmasının kendisine acı verdiğini söyledi.

Vatikan'da Aziz Petrus Meydanı'na bakan çalışma ofisinin penceresinden geleneksel pazar duasını yapan Papa, duanın ardından İsrail-Filistin arasında devam eden çatışmaya dair konuştu.

İsrail'in Gazze'ye saldırıları 16'ncı gününde devam ediyor

Papa, İsrail ve Filistin'de yaşananları düşündüğünü belirterek "Çok endişeli ve çok üzgünüm. Acı çeken herkese; rehinelere, yaralılara, hayatını kaybedenlerin yanındayım, onlar için dua ediyorum." dedi.

Gazze'de yaşananlarla ilgili Papa Franciscus, "Gazze'deki ağır insani durumu düşünüyorum. Son günlerde Anglikan hastanesi ile Rum Ortodoks cemaatinin kilisesinin vurulmuş olması bana acı veriyor. İnsani yardımların devam etmesi ve rehinelerin serbest bırakılmasına dair çağrımı bunlar gerçekleşene kadar yineliyorum. Rehineleri serbest bırakın. Dünyadaki her savaş, bir yenilgidir. Kardeşliğin yok edilmesidir. Kardeşlerim, durun." diye konuştu.

Papa, 27 Ekim Cuma günü de Aziz Petrus Meydanı'nda dünya barışı için bir saatliğine dua edeceklerini de sözlerine ekledi.

İsrail-Filistin çatışması

Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, 7 Ekim sabahı İsrail'e "Aksa Tufanı" adıyla kapsamlı saldırı başlatmıştı.

Gazze'den İsrail yönüne binlerce roket atılırken Filistinli silahlı gruplar Gazze-İsrail sınırındaki Beyt Hanun-Erez Sınır Kapısı'na baskın düzenleyerek burayı ele geçirmişti.

Silahlı gruplar daha sonra buradan İsrail içindeki yerleşim yerlerine girmiş, İsrail ordusu da onlarca savaş uçağıyla Gazze Şeridi'ne saldırı başlatmıştı.

Gazze'den düzenlenen saldırılarda 306'sı asker 1400 İsraillinin öldüğü, 5 bin 132 İsraillinin yaralandığı aktarılmıştı.

Gazze'deki Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail'in Gazze'ye saldırılarında 1756'sı çocuk, 4 bin 385 kişinin öldüğünü, 13 binden fazla kişinin yaralandığını duyurmuştu.

İşgal altındaki Batı Şeria'da da İsrail güçlerinin ve Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 90 Filistinlinin öldüğü belirtilmişti.

İsrail'in Gazze'ye saldırılarında 16 gazeteci yaşamını yitirmişti.

İsrail-Lübnan sınırında 8 Ekim'den bu yana İsrail ordusu ile Hizbullah arasında yaşanan çatışmalarda ise 18 Hizbullah üyesi ile biri gazeteci 3 sivil hayatını kaybetmişti.

Lübnan tarafından düzenlenen saldırılarda da 3 İsrail askeri ve bir İsrailli sivil yaşamını yitirmişti.

İsrail vahşetini eleştirince işinden oldu

Dünyanın en büyük teknoloji zirvesi olan Web Summit'in CEO'su Paddy Cosgrave, İsrail'le ilgili yaptığı açıklamalar sonrası Facebook, Google gibi katılımcıların zirveden çekilmesi nedeniyle istifaya zorlandı.

Cosgrave, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarına tepki olarak geçtiğimiz hafta sosyal medyada, "Bir kez olsun doğru olanı yapan İrlanda hükümeti hariç, pek çok Batılı lider ve hükümetin söylem ve eylemleri karşısında şok oldum. Savaş suçları müttefikler tarafından işlense bile savaş suçudur ve ne oldukları ortaya konmalıdır" gönderisi paylaşmıştı.

Cosgrave'in bu ifadeleri bir dizi yatırımcı ve teknoloji kurucusunun tepkisine neden oldu. Cosgrave sonrasında özür dilese de pek çok yatırımcı ve şirket, zirveye katılmayacağını duyurdu. Alphabet'in sahibi olduğu Google ve Meta'nın yanı sıra Amazon, Intel, Siemens gibi pek çok şirket fuara gelme planlarını iptal ettiklerini açıklamıştı. İsrail haber sitesi Calcalist'in haberine göre, bir grup İsrailli yatırımcı da ortak bir bildiri yayınlayarak etkinliği boykot etme çağrısında bulundu.

YAYINLADIĞI ÖZÜR MESAJI DA İŞE YARAMADI

70 bin kişiye ev sahipliği yapacak etkinlikle ilgili tehditlerin ardından Cosgrave bir özür mesajı yayınladı. Cosgrave yaklaşık 600 kelimelik özür mesajında, " Hamas'ın eylemleri şeytani, iğrenç ve canavarca" dedi. Cosgrave, "Hamas'ın zulmüne yanıt olarak İsrail'i uluslararası hukukun sınırlarını aşmamaya" çağırdığını ancak sözlerinin yanlış anlaşıldığını belirtti.

Yayınlanan özür mesajına rağmen şirketler boykota devam edeceğini duyurunca Cosgrave'in istifa ettiği açıklandı. Organizatörler dün e-postayla yaptıkları açıklamada, Web Summit'in en kısa zamanda yeni bir CEO atayacağını ve 13 Kasım'da Lizbon'da başlayacak olan fuarın planlandığı gibi devam edeceğini söyledi.

Cosgrave ise konu ile ilgili açıklamasında "Ne yazık ki kişisel yorumlarım etkinlikten, ekibimizden, sponsorlarımızdan, girişimlerimizden ve katılan insanlardan uzaklaşmamıza neden oldu. Sebep olduğum her türlü incinme için tekrar içtenlikle özür dilerim" dedi.

İsrail'in Gazze'ye saldırısında 16. Gün son durum

İsrail güçlerinin, Batı Şeria'nın Cenin, Tubas ve Nablus kentlerine düzenlediği baskın ve saldırılarda 3 Filistinlinin daha hayatını kaybettiği belirtildi.

Filistin Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamayla, gece boyunca İsrail güçleri tarafından düzenlenen saldırılarda ölen Filistinlilerin sayısı güncellendi.

Buna göre, Cenin Mülteci Kampı'nın Ed-Demc Mahallesi'nde bulunan El-Ensar Camisi'ne düzenlenen saldırıda 1 kişi daha öldü ve Cenin'de ölenlerin sayısı 2'ye yükseldi.

Tubas kentine düzenlenen baskında başından vurulan Adnan Cihad Beni Avde (19) hayatını kaybetti.

Nablus yakınlarındaki Asker Mülteci Kampına düzenlenen baskında ise Malik Cemil Şarkavi (26) yaşamını yitirdi.

Böylece, işgal altındaki Batı Şeria'da İsrail güçlerinin ve Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında ölen Filistinli sayısı 89'a yükselmiş oldu.

İsrail ordusu ile İsrail iç istihbarat teşkilatı Şin-Bet (Şabak) tarafından daha önce yapılan ortak yazılı açıklamada, Cenin Mülteci Kampı'nın Ed-Demc Mahallesi'nde bulunan El-Ensar Camisi'nin İsrail uçaklarınca bombalandığı ifade edilmişti.

Caminin altından geçen bir tünelin tahrip edildiği kaydedilen açıklamada, tünelde, geçen aylarda düzenlenen bir dizi saldırıdan sorumlu olan Hamas ve İslami Cihad ortak hücresinin bulunduğu aktarılmıştı.

Gazze'de yaşanan çatışmalarla eş zamanlı olarak Batı Şeria'da da Filistinlilerle İsrail askerleri arasında artan dozda bir gerilim yaşanıyor. İsrail güçleri, Batı Şeria'nın farklı kentlerine baskınlar düzenleyip Filistinlileri gözaltına alıyor. Bu baskınlarda çıkan çatışmalarda çok sayıda Filistinli ölüyor ya da yaralanıyor.

CENİN'DE CAMİ BOMBALANDI

İsrail güçlerinin, Batı Şeria'nın Cenin kentine düzenlediği saldırıda 1 Filistinlinin öldüğü belirtildi.

İsrail ordusu ile İsrail iç istihbarat teşkilatı Şin-Bet (Şabak) tarafından yapılan ortak yazılı açıklamada, Cenin Mülteci Kampı'nın Ed-Demc Mahallesi'nde bulunan El-Ensar Camisi'nin İsrail uçaklarınca bombalandığı ifade edildi.

Caminin altından geçen bir tünelin tahrip edildiği kaydedilen açıklamada, tünelde, geçen aylarda düzenlenen bir dizi saldırıdan sorumlu olan Hamas ve İslami Cihad ortak hücresinin bulunduğu aktarıldı.

Açıklamada, bu hücrenin yakın bir zamanda başka bir saldırı düzenlemeyi planladığı iddia edildi.

Filistin Kızılayından yapılan yazılı açıklamada, camiye yönelik saldırıda 1 Filistinlinin öldüğü, çok sayıda kişinin de yaralandığı dile getirildi.

Filistin Kızılayının Cenin Sorumlusu Mahmud es-Sadi ise Filistin Haber Ajansı WAFA'ya yaptığı açıklamada, saldırıda, kimliği henüz belirlenemeyen 1 Filistinlinin öldüğü, 3 kişinin yaralandığı bilgisini paylaştı.

Böylece, işgal altındaki Batı Şeria'da İsrail güçlerinin ve Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında ölen Filistinli sayısı 86'ya yükselmiş oldu.

İsrail'in Batı Şeria'da belirlediği hedefleri savaş uçaklarıyla vurması alışıldık bir durum değil. Bu türden bir saldırı yaklaşık 20 yıl aradan sonra ilk defa 3 Temmuz 2023'te gerçekleşmişti.

İsrail ordusu, 3 Temmuz gece saatlerinde Cenin kenti ile Cenin Mülteci Kampı'na baskın düzenlemiş ve bölgeyi kuşatma altına almıştı. İsrail güçlerinin, Cenin kentinde ve Cenin Mülteci Kampı’nda iki gün boyunca havadan ve karadan düzenlediği saldırılarda 12 Filistinli yaşamını yitirmişti.

HAN YUNUS'TA 12 FİLİSTİNLİ KATLEDİLDİ

İsrail ordusunun, Gazze'nin güneyindeki Han Yunus kentine düzenlediği saldırıda 12 kişi öldü, çoğu ağır 17 kişi de yaralandı.

Bölgedeki AA muhabirinden alınan bilgiye göre, İsrail savaş uçakları Han Yunus'un El-Celal Caddesi'ndeki bir kafeye saldırı düzenledi.

Saldırıda 12 kişi öldü, çoğu ağır 17 kişi yaralandı.

İsrail ordusunun Gazze'nin kuzeyindeki Beyt Lahiya'da bir eve düzenlediği saldırıda da çok sayıda Filistinli öldü ve yaralandı.

İsrail ayrıca, Gazze kentinin güneybatısındaki Ez-Zeytun ve Şeyh Rıdvan mahallelerine saldırı düzenledi.

Öte yandan, İsrail Ordu Radyosu, Gazze'den atılan roketlerin ardından, İsrail'in güneyindeki Yahudi yerleşim birimlerinde uyarı sirenlerinin çaldığını duyurdu.

Gazze'deki İçişleri Bakanlığının Telegram hesabından yaptığı yazılı açıklamaya göre, İsrail ordusu, Cebaliya Mülteci Kampı'nın batısında Tövbe Camisi ile Gazze'nin orta kesiminde En-Nusayrat Çarşısı'nı da bombaladı. Nusayrat Çarşısı'na yönelik saldırıda ölen ve yaralananlar olduğu ifade edildi.

ŞU ANA KADAR 28 CAMİ TAMAMEN YIKILDI

İsrail ordusu, abluka altındaki Gazze Şeridi'ne 7 Ekim'den bu yana düzenlediği saldırılarda 26 camiyi tamamen yıktı.

Gazze'deki Vakıflar Bakanlığı, İsrail'in camileri hedef alan saldırılarına ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı.

Açıklamada, İsrail'in Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda 26 caminin tamamen yıkıldığı belirtildi.

İsrail saldırılarında onlarca caminin de kısmen yıkıldığı ya da ağır hasar aldığı kaydedildi.

Bombardımanda Vakıflar Bakanlığı binası, ona bağlı Kur'an-ı Kerim Radyosu binası, Rum Ortodoks Kilisesi gibi bazı sivil noktaların hedef alındığına işaret edilen açıklamada, söz konusu saldırılarda bakanlık çalışanlarından 10 kişinin hayatını kaybettiği ve yaralananlar olduğu bilgisi verildi.

Açıklamada ayrıca İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik devam eden saldırılarıyla uluslararası hukuku çiğnemeyi sürdürdüğü, camilerin bu saldırılardan büyük pay aldığı ifade edilirken, uluslararası kurumlara "Gazze saldırılarının durması için acilen gerekli adımların atılması ve İsrail'in sivillere, camilere ve kiliselere yönelik suçlarının bedelini ödemesinin sağlanması" çağrısında bulunuldu.

Tarihte bugün ne oldu? Tarihte 22 Ekim günü meydana gelen önemli olaylar

Dünya Bülteni / Tarih Servisi

GÜNÜN OLAYI

Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın Öldürüldü (1993)

Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı  Bahtiyar Aydın , 22 Ekim 1993 tarihinde Lice Asayiş Bölük Komutanlığı binası önünde vurularak öldürüldü. Bölgede, halka yakın ve yasadışı şiddet yöntemlerini tasvip etmeyen bir asker olarak tanınıyordu. Suikastin PKK tarafından yapıldığı ileri sürülse de olay üzerinde tartışmalar halen devam etmektedir. Bahtiyar Aydın’ın daha önce uçağının şaibeli bir şekilde düşmesi ile hayatını kaybeden Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis’in ekibinden olması da bu konuda ki şüpheleri iyice artırmıştır. Yüksekova çetesi ve Ergenekon soruşturmalarında Bahtiyar Aydın suikastinin PKK dışında ki bazı güçler tarafından gerçekleştirildiği şeklinde ifadeler gündeme gelmiştir.

GÜNÜN ÖNEMLİ OLAYLARI

I. Haçova Savaşı Kaybedildi (1596)

Osmanlı öncü birlikleri Avusturya ordusu tarafından Haçova’da 22 Ekim 1596’da yenildi. Bu yenilgide bin civarında asker şehit olmuş kırk civarında da top kaybedilmişti. Osmanlı Devletinin zaferi ile sonuçlanan asıl Haçova savaşı dört gün sonra 26 ekimde olacaktır.

Kanije Geri Alındı (1600)

Avusturyalılar tarafından işgal edilmiş olan Kanije kalesi sadrazam Damat İbrahim Paşa tarafından kırk günlük bir kuşatma sonrasında 22 Ekim 1600 yılında geri alındı. Bu sırada yardıma gelen kuvvetler de Osmanlı kuvvetleri tarafından dağıtıldı. Kanije eyalet merkezi yapıldı ve 5000 kişilik bir kuvvet bırakıldı.

Limni Adası Geri Alındı (1770)

Cezayirli Hasan Paşa  ticaret gemilerine bindirdiği seçkin 1000 civarındaki Osmanlı askerini Limni adasına gizlice çıkardı. Limni kalesini kuşatmış olan Ruslar gece karanlığında çok miktarda Osmanlı askerinin yardıma geldiğini zannederek kuşatmayı kaldırıp geri çekildiler. Bu çekilme esnasında   Cezayirli Hasan Paşa  Rus donanmasına saldırarak 22 Ekim 1770’de Rusları bozguna uğrattı. Bu başarısından dolayı Cezayirli Hasan Paşa kaptan-ı derya yapıldı. 

Doğu Ordusu Harekete Geçirildi (1912)

Edirne’ye doğru ilerleyen Bulgar ordusu karşısında başarısız olunması üzerine bu cephe için hazırlanmakta olan Doğu Ordusu 22 Ekim 1912’de harekete geçirildi. Ancak yeterince hazırlanamamış ordu geri çekilmek zorunda kaldı. 

Küba Krizinde Tansiyon Yükseldi (1962)

ABD başkanı Kennedy 22 Ekim 1962 akşamı Amerikan radyo ve televizyonlarından halka yaptığı konuşmada Küba’ya yerleştirilen SSCB füzelerinin oluşturduğu tehdide dikkat çekerek bu füzelerin sökülmesini istedi. Bu konuda oldukça ısrarlı bir konuşma yaptı. Böylece ABD-Küba arasındaki gerginlik milletlerarası bir boyut kazanmış oluyordu.

THY Uçağı Kaçırıldı (1972)

THY’nin İstanbul-Ankara seferini yapan Truva adlı uçağı dört Türk hava korsanı tarafından 22 Ekim 1972 Sofya’ya kaçırıldı. Uçağı kaçıran korsanlar Bulgaristan’a iltica etti.

Viyana Büyükelçisi Daniş Tunalıgil Öldürüldü (1975)

Türkiye'nin Viyana Büyükelçiliği'ne girerek kapıdakileri etkisiz hale getiren üç Ermeni terörist 22 Ekim 1975 tarihinde, büyükelçi  Daniş Tunalıgil’i otomatik silahlarla taradılar. Suikast sonucu Viyana büyükelçisi Daniş Tunalıgil, olay yerinde can verdi. 

GÜNÜN DİĞER ÖNEMLİ OLAYLARI

1909- İlk kadın pilot Elsie Roche, ilk uçuş denemesini gerçekleştirdi.

1919- Amasya’da, Mustafa Kemal Paşa ile İstanbul Hükümeti’nin Bahriye Nazırı Salih Paşa arasında ‘’Amasya Protokolü’’ imzalandı.

1937- Dersim bölgesinde 21 Mart gecesi başlayan ayaklanma bastırıldı. Dört yıl için çıkarılan Tunceli’nin İdaresi Hakkında Kanun, çeşitli eklerle 1947’ye kadar sürdü.

1938- Chester Carlson ‘’fotokopi’’yi icat etti.

1947- ABD yardımının ilk partisi İskenderun Limanı’na geldi. İlk malzemelerle İstanbul-Ankara karayolunun yapımına başlanacağı açıklandı.

1972- THY’nin Truva uçağı Sofya’ya kaçırıldı. Bir gün sonra yolcuları serbest bırakan 4 hava korsanı Bulgaristan’a iltica etti.

1975- İngiliz tarihçi Arnold Toynbee 86 yaşında öldü.

1976- Türkiye Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu (HAK-İŞ) kuruldu.

1980- Yönetmen Ömer Kavur’un filmi ‘’Yusuf ile Kenan’’ Milano’da altın madalya aldı.

1988    Barış Manço'nun tv programı 7’den 77’ye TRT'de başladı.

1988    Diyarbakır Askeri Cezaevi eski komutanı Binbaşı Oktay Yıldıran İstanbul'da öldürüldü.

1997    Kültür Bakanlığı, Oscara gidecek film olarak, Şener Şen’in başrolünü oynadığı Eşkıya’yı seçti.

2005    Tüm Eurovision Şarkı Yarışmalarının en iyi şarkısı, ABBA grubunun 1974 yılında yarıştığı Waterloo seçildi.

2009    Windows 7, resmi olarak piyasaya çıktı.

 

Mevlevi Abdulhamid İsmailzehi kimdir?

Mütedeyyin bir ailede büyüdü ve bu doğrultuda kendisi de küçük yaşlarda İslami ilimlere ilgi duydu.

İlk eğitimini ailesinden alan İsmailzehi, ardından Zahidan'da bulunan Kur'an okullarından birine dahil oldu. Burada Kur'an'ı öğrendi. Eğitimine devam ettikçe, bölgedeki kısıtlı imkanlar kendisine yetmemeye başladı. Bunun üzerine Pakistan'a giderek buradaki medreselerde okuma kararı aldı. Diyobendi ekolde eğitim veren medreselerde eğitim görecekti.

Aldığı kararla beraber Pakistan'ın Sind eyaletinde bulunan Daru'l Huda Medresesi'ne kaydoldu. Burada, zamanın önde gelen İslam alimlerinden Mevlevi Abdullah Derhvasti'nin öğrencisi oldu. Derhvasti de Cemiyet-i Ulema-i İslam liderliği yapmıştı ve bölgenin tanınmış İslam alimlerinden Enver Şah Keşmiri'nin talebelerindendi.

Buradaki medrese hayatının ardından, Pakistan'ın Pencap eyaletindeki Rahim Yar Han bölgesinde bulunan Bedru'l Ulum Hammadiye Medresesi'ne dahil oldu. Burada İslami ilimler, tefsir, hadis ve fıkıh gibi alanlarda derinleşti. Şeyh Mevlevi Abdulgani Cecravi'nin önemli talebelerinden birisi oldu. Medreseden başarıyla mezun olmasının ardından tefsir ve hadis alanında icazet aldı ve memleketi Zahidan'a geri döndü.

Belucistan'daki çalışmaları

Memleketine dönmesinin ardından burada eğitim faaliyetlerinde bulunan İsmailzehi, Zahidan'ın önde gelen İslam alimlerinden Şeyh Abdulaziz Serbazi Mollazade'nin yanında çalışmalara başladı. Mollazade, Daru'l Ulum Zahidan'ın ve bölgedeki Mekki Camii'nin kurucu ismiydi. İsmailzehi kendisinin yardımcılığını yaptı, aynı zamanda onun kızıyla da evlendiği belirtilmektedir.

1987 yılında Mollazade'nin vefatının ardından çalışmalarına devam eden İsmailzehi, Daru'l Ulum Zahidan'ın ve bölgedeki Mekki Camii'nin başına geldi. Bu bölge, İran'daki Sünni halkın en önemli merkezi haline gelmişti. İsmailzehi de bu merkezlerin lideri olarak aynı zamanda İran'daki Sünni Beluç halkın, hatta tüm Sünnilerin lider ismi pozisyonunda görülmeye başlandı.

İran rejiminin kontrolü altında bulunan ancak ciddi bir yatırımın ve devlet faaliyetinin olmadığı bölgede, geleneksel hayatın lideri olarak Mevlana Abdulhamid İsmailzehi öne çıkıyordu. Bölge halkı sorunlarını çözmek için onun yanına geliyordu, kendisi Belucistan'ın sosyal hayatının yöneticisi pozisyonunda görülmeye başlandı. Rejimin zorluk çıkarmasına rağmen bölgede Sünni halkı eğitmeye ve Zahidan'daki medresede öğrenciler yetiştirmeye devam etti. Zahidan'ın cuma imamı olarak verdiği hutbelerde daha çok sosyal meselelere eğilirken, ilerleyen yıllarda İran rejiminin baskısı arttıkça siyasi konulara da değinmeye başladı.

Özellikle 2022 yılındaki protesto sürecinde İsmailzehi, rejimi doğrudan hedef aldı ve Belucistan'da sivillerin katledilmesinden İran lideri Ali Hamaney'i sorumlu tuttu. Buna karşın Devrim Muhafızları da kendisini tehdit etti. Ancak İsmailzehi, protestolara destek olma yönündeki kararlılığını sürdürdü. İsmailzehi, İran rejimini bölgedeki Sünnilere karşı ayrımcılık yapmakla suçladı.

40 yıldan uzun süredir İslami ilimler alanında eğitim veren İsmailzehi, aynı zamanda 24 yıldır da hadis ve özellikle Sahih-i Buhari konusunda ders veriyor. Zahidan'daki Daru'l Ulum medresesinde yaklaşık 2 bin öğrenci ders görüyor. Aynı zamanda İsmailzehi, Belucistan genelindeki toplam yaklaşık 60 ayrı medresenin de genel yöneticisi konumunda.

Kassam Tugayları: İki esiri daha bırakacaktık İsrail reddetti

Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, Gazze Şeridi'nde tuttukları 2 İsrailli sivili serbest bırakmak istediğini ancak İsrail'in bunu reddettiğini açıklarken, İsrail Başbakanlığı bunu 'propaganda' olarak niteleyip yorum yapmayacaklarını belirtti.

Kassam Tugayları'nın Sözcüsü Ebu Ubeyde, Telegram aracılığıyla yaptığı yazılı açıklamada, İsrail vatandaşı 2 sivili insani gerekçelerle serbest bırakmak istedikleri yönünde Katar'ı bilgilendirdiklerini ancak Tel Aviv'in bunu reddettiğini duyurdu.

Ebu Ubeyde'nin açıklamasında, serbest bırakılmak istenen kişilerin isim ve kimlik bilgileri de paylaşıldı.

Kassam Tugayları, dün serbest bıraktıkları iki ABD vatandaşı ile aynı yöntemi kullanarak iki İsrailli sivil esiri de yarın sabah teslim etmeye hazır olduklarını duyurdu.

İSRAİL'DEN AÇIKLAMA

İsrail Başbakanlık Ofisinden yapılan açıklamada ise "Hamas'ın sahte propagandasına yorum yapmayacağız. Esirleri evlerine geri getirmek için her biçimde adım atmaya devam edeceğiz." ifadesi kullanıldı.

İsrail Dışişleri Bakanlığı Sözcülüğü Lior Haiat da yaptığı açıklamada, "bu aşamada herhangi bir yorum yapmayacaklarını" söyledi.

İsrail ordusu, abluka altındaki Gazze Şeridi'nde esir tutulan İsraillilerden 210'unun ailelerine bilgi verildiğini duyurmuştu. İsrail Ordu Sözcüsü Daniel Hagari, bu rakamın esirlerin toplam sayısı olmadığını ve İsrail ordusunun kayıp İsraillilerle ilgili bilgileri araştırdığını söylemişti.

İsrail'den "katliama devam" mesajı

İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı Tomer Bar, Gazze'ye ilk günündeki gibi tüm güçleriyle saldırmayı sürdüreceklerini söyledi.

Times of Israel'in haberine göre İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı Tomer Bar, üst düzey komutanlarla yaptığı toplantıda, bugüne kadar Gazze Şeridi'nde Hamas'a ait olduğu gerekçesiyle "binlerce hedefe binlerce bomba attıklarını" söyleyerek Hamas'ın "ilk gündeki gibi olmadığını" savundu.

İsrail ordusunun kara harekatı sırasında "Hamas sanki hiç zarar görmemişçesine davranacaklarını" dile getiren Bar, "Tüm gücümüzle saldıracağız ve Hamas sanki bizimle ilk gününde savaşıyormuş gibi vuracağız." diye konuştu.

İsrail-Filistin çatışması

Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarındaki ihlallerine karşı 7 Ekim sabahı "Aksa Tufanı" adıyla İsrail'e karşı kapsamlı saldırı başlatmıştı.

Gazze'den İsrail yönüne binlerce roket atılırken Filistinli silahlı gruplar Gazze-İsrail sınırındaki Beyt Hanun-Erez Sınır Kapısı'na baskın düzenleyerek burayı ele geçirmiş ve İsrail içindeki yerleşim yerlerine girmişti.

İsrail ordusu da onlarca savaş uçağıyla Gazze Şeridi'ne saldırı başlatmıştı.

Gazze'den düzenlenen saldırılarda 306'sı asker 1400 İsraillinin öldüğü, 4 bin 834 İsraillinin yaralandığı aktarılmıştı.

Gazze'deki Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail'in Gazze'ye saldırılarında 1756'sı çocuk, 4 bin 385 kişinin öldüğünü, 13 binden fazla kişinin yaralandığını duyurmuştu. İsrail'in saldırılarında 16 gazeteci yaşamını yitirmişti.

İşgal altındaki Batı Şeria'da da İsrail güçlerinin ve Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 84 Filistinlinin öldüğü belirtilmişti.

İsrail'in Lübnan sınırında 8 Ekim'de İsrail ordusu ile Hizbullah arasında başlayan çatışmalarda ise 13 Hizbullah, 2 İslami Cihad üyesi, biri gazeteci 3 sivil hayatını kaybetmişti.

Lübnan tarafından düzenlenen saldırılarda da 3 İsrail askeri ve bir İsrailli sivil yaşamını yitirmişti.

Necip Fazıl'ın oğlu Mehmed Kısakürek vefat etti

Büyük Doğu Yayınları sahibi, NFKKAV Mütevelli Heyeti Başkanı; Necip Fazıl Kısakürek'in oğlu Mehmed Kısakürek vefat etti.

MEHMED KISAKÜREK KİMDİR?

Ankara Univeristesi Eğitim Bilimlari Fakültesi Eğitim Programları Bölüm Başkanı olarak görev yaptı.

Ankara Üniversitesi “ Avrupa Birliği Eğitim Programları ve ECTS (Avrupa Kredi Transfer Sistemi) Kurumsal Koordinatörü “ ve ECTS/DS Türk Danışmanı olarak görev yapmaktadır.

Mehmet Ali Kısakürek evli ve 2 çocuk sahibidir.

"ZİNDANDAN MEHMED'E" ŞİİRİNİN MUHATABIYDI

Merhum Mehmed, Necib Fazıl'ın kaleme aldığı, "Zindandan Mehmed'e" şiirinin muhatabıydı.

İşte o ünlü şiir:

ZİNDAN MEHMETE MEKTUP NECİP FAZIL KISAKÜREK

Zindan iki hece, Mehmed'im lâfta!
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de, geri adam, boynunda yafta...
Halimi düşünüp yanma Mehmed'im!
Kavuşmak mı? .. Belki... Daha ölmedim!
Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yol da tutuktur hapse düşeli...
Git ve gel... Yüz adım... Bin yıllık konak.
Ne ayak dayanır buna, ne tırnak!
Bir âlem ki, gökler boru içinde!
Akıl, olmazların zoru içinde.
Üstüste sorular soru içinde:
Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?
Buradan insan mı çıkar, tabut mu?
Bir idamlık Ali vardı, asıldı;
Kaydını düştüler, mühür basıldı.
Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı.
Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;
Bahçeye diktiği üç beş karanfil...
Müdür bey dert dinler, bugün 'maruzât'!
Çatık kaş.. Hükûmet dedikleri zat...
Beni Allah tutmuş, kim eder azat?
Anlamaz; yazısız, pulsuz, dilekçem...
Anlamaz; ruhuma geçti bilekçem!
Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil;
Sayım var, maltada hizaya dizil!
Tek yekûn içinde yazıl ve çizil!
İnsanlar zindanda birer kemmiyet;
Urbalarla kemik, mintanlarla et.
Somurtuş ki bıçak, nâra ki tokat;
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
Yalnız seccâdemin yününde şefkat;
Beni kimsecikler okşamaz mâdem;
Öp beni alnımdan, sen öp seccâdem!
Çaycı, getir, ilâç kokulu çaydan!
Dakika düşelim, senelik paydan!
Zindanda dakika farksızdır aydan.
Karıştır çayını zaman erisin;
Köpük köpük, duman duman erisin!
Peykeler, duvara mıhlı peykeler;
Duvarda, başlardan, yağlı lekeler,
Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler...
Duvar, katil duvar, yolumu biçtin!
Kanla dolu sünger... Beynimi içtin!
Sükût... Kıvrım kıvrım uzaklık uzar;
Tek nokta seçemez dünyadan nazar.
Yerinde mi acep, ölü ve mezar?
Yeryüzü boşaldı, habersiz miyiz?
Güneşe göç var da, kalan biz miyiz?
Ses demir, su demir ve ekmek demir...
İstersen demirde muhali kemir,
Ne gelir ki elden, kader bu, emir...
Garip pencerecik, küçük, daracık;
Dünyaya kapalı, Allaha açık.
Dua, dua, eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.
Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış...
Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu;
İplik ki, incecik, örer boşluğu.
Ana rahmi zâhir, şu bizim koğuş;
Karanlığında nur, yeniden doğuş...
Sesler duymaktayım: Davran ve boğuş!
Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!
Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!
Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!

Mehdi Kur'an'da geçiyor mu Mehdi ile ilgili Hadis-i Şerif var mı?

Mehdi Kur'an-ı Kerim'de geçiyor mu ya da Hadis-i Şerifler'de Mehdi ile ilgili bilgi veriliyor mu? Kur'an-ı Kerim'de "Mehdi" adı ya da bu terimi doğrudan belirten bir ayet bulunmamaktadır. Mehdi kavramı, İslam geleneğinde ve tarihsel süreçte özellikle hadis kaynaklarında, tefsirlerde ve İslam alimlerinin yazılarında ele alınmıştır. Bu nedenle, Mehdi'nin varlığı, sıfatları ve görevleri hakkındaki bilgiler daha çok hadislerden ve İslam alimlerinin yorumlarından kaynaklanmaktadır.

Bazı İslam mezhepleri ve grupları, Mehdi hakkında farklı inançlara ve beklentilere sahiptir. Ancak genel olarak Mehdi'nin, son zamanlarda ortaya çıkacağına, adaleti ve İslam'ı tüm dünyaya yayacağına inanılır. Ancak bu konudaki inançlar ve beklentiler farklı İslam toplulukları arasında değişiklik gösterebilir.

HADİS-İ ŞERİFLERDE MEHDİ

Mehdi ile ilgili Hadis-i Şerifler şöyle:

"Eğer kıyametin kopmasına sadece bir gün kalmış olsa bile, Allah o günü öyle uzatır ki bu ümmetten biri gelip hükümet kurar."
(Ebû Dâvud)

"Mehdi benim soyumdan olup alnı açık, burnu yüksek olacaktır. İlk defa benim ismimle anılacak, sonra da babasının ismiyle anılacaktır. Yeryüzü zulümle dolmuşken onu adaletle dolduracaktır."
(Ebu Davud, Tirmizi)

"Mehdi benim soyumdan olacaktır. Onun yüzü parlar, burnu sivridir. Onun ismi benim ismime, babasının ismi de babamın ismine uygun olacaktır. Yeryüzünde zulümle dolduğu bir zaman onunla adaletle doldurulacaktır. O, yedi yıl hüküm sürecektir."
(Ebu Davud)

"Allah Teala, bu ümmete Mehdi'yi gönderir. Onunla yeryüzüne adaleti ve huzuru yerleştirir. Yeryüzü zulümle dolduğunda adaletle dolar."
(El-Hâkim)

Erdoğan, Heniyye ile telefonda görüştü

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Hamas'ın Siyasi Büro Şefi Heniyye'ye Türkiye’nin insani yardımların Gazze’ye ulaşması, yaralıların gerekli hallerde Türkiye’de tedavi edilebilmeleri için gayret sarf ettiğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi.

Görüşmede, Gazze’deki son durum ve yaşanan süreç ele alındı.

Bahçeli: 24 saat içinde ateşkes sağlanmazsa Türkiye devreye girmeli

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İsrail'in Gazze'de gerçekleştirdiği katliamlara tepki gösterdi. Sosyal medya hesabından açıklama yapan Bahçeli, "Soykırım raddesine ulaşan hunhar saldırılar artık sabır ve tahammül sınırlarını çoktan aşmıştır" dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli şu ifadeleri kullandı:

İki haftadır Gazze’de zincirleme insani felaketler yaşanmaktadır. Soykırım raddesine ulaşan hunhar saldırılar artık sabır ve tahammül sınırlarını çoktan aşmıştır. 17 Ekim 2023 tarihinde Gazze’de bulunan El-Ehli Baptist Hastanesi bombalanmıştır. Maalesef Filistinli masumlar kan revan içindedir. Son 24 saat içindeki İsrail saldırılarında 352 Filistinli hayatını kaybetmiştir. 7 Ekim’den buyana 4385 Filistinli kardeşimiz hayattan kopartılmıştır. Sayıları 1756’yı bulan çocuk ile 1000’e yakın kadın acımasızca katledilmiştir.

"BM'NİN KARAR VE YAPTIRIM ORGANLARI KİLİTLENDİ"

Uluslararası toplum Gazze’deki seri ve sürekli cinayetleri tıpkı bir korku filmini izler gibi seyre dalmıştır. Ne bir ses ne de bir tepki söz konusudur. Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın karar ve yaptırım organları kilitlenmiştir. ABD’nin vetosuyla geçici ateşkes ilanı dahi yapılamamıştır. İslam İşbirliği Teşkilatı Toplantısı’ndan ise hiçbir şey çıkmamıştır. Basit kınama mesajlarından başka sadra şifa hiçbir teşebbüs veya buna dair bir niyet duyulmamıştır. Kahire’de düzenlenen “Gazze için Barış Zirvesi”nde de şuana kadar bir sonuç çıkmamıştır.

"KALBİ NASIRLAŞMAMIŞ HERKESİN MALUMUDUR"

Türkiye bugüne kadar insani, vicdani ve hukuki tezlerini güçlü bir şekilde dünya gündemine taşıyarak akan kanın durması, insani dramların son bulması hususunda açık tarafını devamlı ibra ve ifşa etmiştir. Sayın Cumhurbaşkanımızın adil ve kalıcı bir barış ortamının tesisi münasebetiyle takdir edilecek diyaloglar içinde olduğu ve samimi diplomasi temaslarında bulunduğu kalbi nasırlaşmamış herkesin malumudur.

"TÜRKİYE'NİN GARANTÖRLÜK TEKLİFİ İSABETLİ"

Ateşkes rejiminin derhal inşasıyla birlikte iki devletli çözüm iradesinin tezahürü; bu suretle başkenti Doğu Kudüs olan, 1967 sınırları dahilinde coğrafi bütünlüğü sağlanmış bağımsız ve egemen Filistin devletinin tanınması bugünkü karanlıktan çıkışın yegane çaresidir. Türkiye’nin İsrail-Filistin arasındaki kördüğümün açılması maksadıyla garantörlük teklifi de son derece akılcı, isabetli ve stratejik bir girişimdir.

"TÜRK MİLLETİ SESSİZ KALAMAZ, KALMAYACAKTIR"

Görüldüğü kadarıyla İsrail-Filistin arasındaki çatışmaların kesilmesi bir yana, tırmanması ve yaygınlaşması hususunda alçak bir tertip ve tezgah kesintisiz ilerlemekte, kategorik olarak işlerliğini muhafaza etmektedir. Elbette bu kanlı ve kahredici süreç böyle gitmemelidir. Dünya kuzuların sessizliğine gömülmüşken, Gazzeli yavru kuzuların ölümüne insanım diyen hiç kimse, hele hele Türk milleti sessiz kalamaz, kalmamalıdır, kalmayacaktır.

"BU MİSYON BİZE ECDADIMIZDAN MİRASTIR"

Milliyetçi Hareket Partisi olarak çağrımız şudur: Eğer bugünden itibaren 24 saat içinde ateşkes sağlanamazsa, saldırılar durmazsa, mazlumların üzerine bombalar bırakılmaya ısrarla devam ederse, milletimle açık açık paylaşıyorum ki, Türkiye süratle devreye girmeli, tarihi, insani ve inanç sorumluluğunun gereği her neyse yapmalıdır. Gazze’yi koruma ve kollama misyonunu üstlenmek bize ecdadımızın mirasıdır.

"TÜRK MİLLETİ VE TÜM İNANANLAR YANINDADIR"

Türkiye Cumhuriyeti, Gazze’yi yüzü gülen çocukların şehri, kardeşlerimizin huzur ve güven içinde yaşayacağı bir İslam beldesi yapmaya hazırdır, buna da and olsun, hamd olsun muktedirdir. Sayın Cumhurbaşkanımızın aktif ve çok boyutlu diplomatik mücadelesinde de Türk milleti ve tüm inananlar yanındadır.

Avustralya'da Filistin'e destek gösterileri

Avustralya'nın Sidney, Brisbane ve Perth kentlerinde, Filistin'e destek ve dayanışma gösterileri düzenlendi.

ABC News'in haberine göre, Sidney kent merkezinde toplanan kalabalık, "Filistin'e özgürlük" ve Filistin'e yeterince destek vermediğini belirttikleri Başbakan Anthony Albanese hükümetine karşı "Utan, utan Albanese" sloganları attı.

Avustralya'daki Filistin ve Aborjin topluluklarının temsilcileri ile "İşgale Karşı Yahudiler" Sözcüsü Michelle Berkon, protestolar sırasında konuşmalar yaptı.

Berkon, "Batı Şeria'daki şiddeti körükleyenin İsrail'in askeri istilası, yapılanması, kontrol noktaları, yasa dışı savaşı, yargısız tutuklamaları, işkencesi, çocukları hapsetmesi, evleri yıkması, su ayrımcılığı, zeytin ağaçlarının sökülmesi ve her günkü tacizi olduğunu biliyoruz." ifadelerini kullandı.

Filistinlilerin "evlerinde kendilerini güvende hissetme hakkı" olduğunu belirten Berkon, İsrail için "(Yahudilerin) Tarihimizi kötüye kullanıyor." dedi.

Sidney'in yer aldığı Yeni Güney Galler eyaleti yetkilileri, "şiddet ve nefret söylemine sıfır tolerans" gerekçesiyle gösteriler için toplanma iznini geç verdi.

830 polisin görev aldığı gösterilerde yaralanan veya gözaltına alınan olmazken emniyet yetkilisi, protestoculara işbirlikçi tutumları için teşekkür etti.

Brisbane'deki protestolarda ise "Ablukayı kaldır" sloganları atılırken, gösteride konuşmacılar Avustralya hükümetinin duruşunu eleştirdi.

Perth kentinde, Filistin'e destek gösterisine 1500 kişi katılırken, göstericiler "Gazze'deki savaşı durdur, ateşkes hemen" sloganı attı.

İsrail-Filistin çatışması

Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, 7 Ekim sabahı İsrail'e "Aksa Tufanı" adıyla kapsamlı saldırı başlatmıştı.

Gazze'den İsrail yönüne binlerce roket atılırken Filistinli silahlı gruplar Gazze-İsrail sınırındaki Beyt Hanun-Erez Sınır Kapısı'na baskın düzenleyerek burayı ele geçirmişti.

Silahlı gruplar daha sonra buradan İsrail içindeki yerleşim yerlerine girmiş, İsrail ordusu da onlarca savaş uçağıyla Gazze Şeridi'ne saldırı başlatmıştı.

Gazze'den düzenlenen saldırılarda 306'sı asker 1400 İsraillinin öldüğü, 4 bin 834 İsraillinin yaralandığı aktarılmıştı.

Gazze'deki Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail'in Gazze'ye saldırılarında 1756'sı çocuk, 4 bin 385 kişinin öldüğünü, 13 binden fazla kişinin yaralandığını duyurmuştu.

İşgal altındaki Batı Şeria'da da İsrail güçlerinin ve Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 84 Filistinlinin öldüğü belirtilmişti.

İsrail'in saldırılarında 16 gazeteci yaşamını yitirmişti.

İsrail'in Lübnan sınırında 8 Ekim'de İsrail ordusu ile Hizbullah arasında başlayan çatışmalarda ise 12 Hizbullah, 2 İslami Cihad üyesi, biri gazeteci 3 sivil hayatını kaybetmişti.

Lübnan tarafından düzenlenen saldırılarda da 3 İsrail askeri ve bir İsrailli sivil yaşamını yitirmişti.

Hanzala hiç ölmedi hep 10 yaşında

Naci el Ali. 1937’de Filistin’de doğdu, melun İsrail’in kurulduğunun ilân edilmesine birkaç yıl kala… Artık İsrail’in kuruluşuna yönelik tüm çabalar ve Filistinlilere yapılan zulümler had safhaya varmış, emperyal güçler çizecekleri haritaya üç aşağı beş yukarı karar vermişken… Nitekim o bebeklikten çıkıp küçük bir çocuk iken İsrail kuruldu ve işgal resmileşti. Naci el Ali isimli Filistinli çocuk da ailesiyle birlikte, daha nice aile gibi, kendi topraklarından göç etmeye mecbur kaldı. İstikamet Lübnan’dı, devasa mülteci kamplarında bir yaşama doğru… Fakirliğe, zorluk dolu bir çocukluğa doğru…

Naci el Ali ve onun gibi nice Filistinli işgalden kaçtıkça işgal onlara geliyordu. Lübnan’da mülteci kamplarına yerleşmek yetmedi. İsrail zulmü Lübnan’ın içlerine kadar sokuldu, Sabra ve Şatilla kamplarında kalanlar da katliama maruz kaldı. Küçük yaşta ülkesinden kaçan Ali, kaçtığı kamplarda zulme tanık olmaktan kaçamamıştı yani. Gördüklerinin onun ruhuna ve hayatına tesiri kaçınılmazdı. Filistin onun sadece yarası değil, davası da olacaktı, olmalıydı.

Mazlum halkının sesini cesur ve basit ama derinlikli çizgileriyle dile getirdi

Kendisi gibi “Filistin”i dava edinmiş nicesinin mücadelesini örgütlediği birkaç kulvar vardı o dönem. Takvim 60’lara gelmişti, Ali ve zulümle büyümüş onca genç 20’lerine varmıştı. Hani zulümlere en çok öfke duyulan yıllar belki de… O da öfkesiyle o kulvarlardan birine saptı, Arap milliyetçiliği etrafında şekillenen harekete dahil oldu. Nitekim o dönem için önemli bir çizgiydi bu politik çizgi. (Naci el Ali’nin bu çizgide şekillenen düşüncesini anlamak için onun el Zalama karakterine göz atmak faydalı olacaktır. El Zalama’nın farklı karikatürlerde birçok kimlikten, inançtan, ideolojiden, gruptan bir karaktere bürünüp hep tek bir ortak nokta taşıması, Ali’nin mücadelesinde kendine çizdiği çerçeve açısından simgesel bir değer taşımaktadır. )

Ali’nin geleceğe damga vuracak sanatçı yanı da zorlu gençlik yıllarında su yüzüne çıkıyordu. Filistin halkının yaşadığı acıları resmetmeye yönelen ve yaşadığı kampın duvarlarına gördüklerini çizen genç Ali, engellere rağmen eğitimini sürdürüp Lübnan Güzel Sanatlar Akademisi’nden de mezun olmuştu. Ali’nin çizgilerindeki derinliği fark eden gazeteciGassan Kanafani’nin onun karikatürlerini kendi yazdığı el-Hurriyye Gazetesi’ne götürmesi ise Naci el Ali ismini bugünlere taşıyacak yolu açtı. Ali’nin yayımlanan karikatürleri el Hurriyye’de idi, sonra ise sırasıyla birkaç dergi ve gazete yıllar boyu onun karikatürlerine sayfalarını açtı. Filistin’de hüküm süren zulmü ve yıkımı, mazlum halkının sesini cesur ve basit ama derinlikli çizgileriyle dile getiriyordu Ali. Davasını en iyi ortaya koyma biçimi buydu ve ömür boyu da bu yolu tutturmayı kendine görev edindi. İçtenlikle ifa ettiği görevi de onun karikatürlerini dünya çapında bilinir kıldı, duyurmak istediği ses dalga dalga duyuluyordu… Öyle ki gün geldi, bir karikatürü Filistin’in özgürlük mücadelesinin sembolü hâline geldi: Hanzala.

Çünkü kırgındı dünyaya Hanzala

“Baba adı: Önemli değil.

Annesinin adı: Nakba (İsrail’in kuruluş gününe verilen “büyük felaket” anlamındaki isim)

Kız kardeşinin adı: Fatıma.

Ayakkabı numarası: Bilinmiyor. Çünkü Hanzala hep yalın ayakla dolaşır.”

Nakba’nın yani İsrail’in kuruluşu anlamına gelen büyük felaketin çocuğu Hanzala… Hepimizin bildiği o arkası dönük, ufak çocuk. Hani o hiç büyümeyen…

Naci el Ali’nin ilk 1969’da çizdiği Hanzala, günümüzde Filistin özgürlük mücadelesinin en büyük sembolleri arasındadır. Ali demiş ya “Hanzala, ben öldükten sonra da yaşayacak”, haklı çıkmış. Ne de olsa Hanzala’yı doğuran o değildi, Nakba idi. Nakba bugün hâlâ sürüyorsa madem, Ali’nin ömrü ile sınırlı olamazdı Hanzala’nın ömrü de…

Yalın ayaklı Hanzala’nın sırtı hep dönüktü, çünkü kırgındı hepimize. Ve onun kırgınlığı, Filistin’in duyulmayan sesini suratına çarptı birçok kimsenin. Bu yüzden bu kadar iz bıraktı Hanzala. Naci el Ali, onu çizerken kendi küçüklüğünden esinlenmişti esasında. Şahit olduğu tüm acılara dünyanın sessiz kalışının içinde doğurduğu ıstırabı en yalın biçimiyle böyle anlatabilmişti. Bu yüzden yalın ayaklı Hanzala’nın sırtı hep dönüktü, çünkü kırgındı dünyaya…

Hep 10 yaşında bir çocuk

Hanzala, Filistin’i terk etmek zorunda kaldığında 10 yaşındaydı ve hep 10 yaşında kaldı. Ali bu durumu şöyle açıklıyordu: “Hanzala 10 yaşında doğdu ve hep 10 yaşında kalacak. Ben o yaşta anayurdumu terk ettim. Hanzala yurduna döndüğü zaman yaşı büyümeye başlayacak. Doğa kanunları ona tatbik olmuyor. O biriciktir. Yurdumuza tekrar sahip olduğumuzda işler normale dönecek.”

Hanzala’nın sırtı dönükken ellerini arkada kavuşturuşu da bir tepkinin sembolüydü. Arapların haklarının ve onurunun hiçe sayıldığı bir dönemde önlerine konulan Amerikan soslu çözüm önerilerine bir reddiyeyi, bir protestoyu temsil ediyordu. Onurlu bir barış dışında çözümü kabul etmemeyi yani… Nitekim –yine Ali’nin deyimiyle- yaşı büyümese de düşünce ufku genişleyen Hanzala daha sonraları “Filistin meselesini” Filistin’i aşan bir onur ve hak mücadelesi olarak görecekti. Yenilgilerin ortasında kağıda dökülen Hanzala, yenildikçe büyümüştü yani… Yani arkada kavuşturduğu elleri Mısır’da, Vietnam’da ve Güney Afrika’da yapılanlara da bir reddiye olmuştu.

Hanzala’ya sıkılan kurşun

Hanzala basit bir reddiye değildi demek ki. Naci el Ali’nin kalemi esaslı bir dava savunusuna dönüşmüştü demek ki. Hanzala hiç konuşmadan, sessizliği ile kitleleri uyandırıyordu demek ki. Demek öyleydi ki 22 Temmuz 1987’de Hanzala’ya kurşun sıktılar. Londra’nın orta yerinde, çalıştığı gazeteye giderken faili meçhul bir saldırıya maruz kaldı Naci el Ali. Yüzüne sıktılar hem de. O zamana kadar 40.000’den fazla karikatür çizmiş olan Naci el Ali bu saldırıdan sonra 5 hafta komada kaldı ve 31 yıl önce 29 Ağustos 1987 tarihinde can verdi. Baş zanlı, İsrail’in her yere uzanan kolu MOSSAD’dı. Hanzala’nın etkisinden çok korkuyorlardı zira. Bir korku krallığının hayatı korku üzerinden algılaması bağlamında şaşılacak bir şey değildi bu. Ama şaşılacak olan şey; o meçhul failin, Naci el Ali’nin yüzüne hınçla sıktığı kurşunla Hanzala’nın sesini boğabileceğini sanmasıydı. Mesele aslında tam olarak da buydu, Hanzala zaten sessizdi ve o sessizliği ile sessiz kalanların içine işlemeyi başarmıştı. Birilerinin sesini kısmakla yapageldikleri zulme doğacak isyanı bastıramayacaklarını anlayamadılar. Tabi Hanzala’nın esasında sessizce sırtını dönüp çok şey anlatan Naci el Ali’nin ta kendisi olduğunu da...

O yüzden Hanzala o gün vuruldu ama hiç ölmedi. Çünkü sessizliğe gömüldükçe çığlığı yükseldi.

Kaynak: DünyaBizim | Deniz Baran

Kanada-Hindistan gerilimi artıyor

Kanada Başbakanı Justin Trudeau, Hindistan'dan geri çekilen 41 diplomata ilişkin, "(Bu durum) Hint kökenli milyonlarca Kanadalının işini inanılmaz derecede zorlaştırıyor." dedi.

Trudeau, Hindistan'ın diplomatik dokunulmazlıklarını kaldıracağını söylemesinin ardından geri çekilen 41 diplomata ilişkin açıklamalarda bulundu.

"(Bu durum) Hint kökenli milyonlarca Kanadalının işini inanılmaz derecede zorlaştırıyor." ifadesini kullanan Trudeau, yaşanan olayın iki ülke arasında eğitim, ziyaret ve ailevi durumlar gibi farklı nedenlerle seyahat edenler için de etkilerinin "çok büyük" olduğunu belirtti.

Kanada, konsolosluk hizmetlerini "geçici" olarak durdurdu

Kanada'nın yaşanan olayların ardından Hindistan'daki konsolosluk hizmetlerini "geçici olarak" durdurduğu bildirildi.

Yeni Delhi'deki Kanada Büyükelçiliğinden yapılan açıklamada, "Bengaluru, Chandigarh ve Mumbai'deki Kanada konsoloslukları yüz yüze işlemleri geçici olarak askıya alıyor." ifadesi yer aldı.

KLF yöneticisi Nijjar'ın Kanada'da öldürülmesi

Hindistan'ın yayımladığı 40 teröristin isminin olduğu listede yer alan ayrılıkçı Sih örgütü Halistan Kurtuluş Gücü'nün (KLF) yöneticisi Hardeep Singh Nijjar, 18 Haziran'da Kanada'da öldürülmüştü.

Kanada Başbakanı Justin Trudeau'nun, "Nijjar'ın öldürülmesinin arkasında Yeni Delhi hükümetinin olduğunu" iddia etmesinin ardından iki ülke arasındaki ilişkiler gerginleşmişti.

Kanada Dışişleri Bakanı Melanie Joly, Hindistan’ın diplomatik dokunulmazlıklarını kaldıracağını söylemesinin ardından 41 diplomatını geri çektiğini açıklamıştı.

"Kahire Barış Zirvesi" başladı, Türkiye'den Bakan Fidan katıldı

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Refah Sınır Kapısı'nı bir an için bile kapatmadıklarını ama sınırın Filistin tarafındaki İsrail bombardımanının insani yardımların geçişini engellediğini belirtti.

Mısır'da devlet ve hükümet başkanlarının katılımıyla düzenlenen Gazze'deki gelişmelerin ele alınacağı "Kahire Barış Zirvesi" başladı.

Kahire'nin doğusunda inşa edilen yeni idari başkentte gerçekleştirilen zirvesinin açılış konuşmasını Mısır Cumhurbaşkanı Sisi yaptı.

"FİLİSTİN MESELESİNDE ÇÖZÜM, BÜTÜN BİR HALKIN BAŞKA BÖLGELERE SÜRÜKLENMESİ DEĞİLDİR"

Filistin meselesinde çözümün göç olmadığını belirten Sisi, "Çözüm, bütün bir halkın başka bölgelere sürüklenmesi değildir. Bilakis tek çözüm, adalettir. Filistinlilerin, kendi topraklarında, yeryüzündeki diğer halklar gibi geleceklerini belirleyebilecekleri, onurlu ve güvenli bir şekilde bağımsız devletlerinde yaşamalarıdır." ifadelerini kullandı.

Sisi, yardımların Gazze'ye girişi için Birleşmiş Milletler (BM) ile koordineli olarak Refah Sınır Kapısı'nın "sürekli" açık kalması konusunda ABD Başkanı Joe Biden ile anlaştığını dile getirerek, "Refah Sınır Kapısı'nı bir an için bile kapatmadık ama sınırın Filistin tarafındaki İsrail bombardımanı insani yardımların geçişini engelledi." dedi.

Filistin meselesinin Mısır pahasına tasfiye edilmesinin asla gerçekleşmeyeceğini vurgulayan Sisi, Gazze Şeridi'nde yaşananlar ve zorla yerinden edilme girişimlerine karşı uluslararası sessizliği kınadı.

ÜRDÜN KRALI 2.ABDULLAH: "GAZZE'YE KARŞI SAVAŞ DERHAL DURMALI"

Zirvede konuşan Ürdün Kralı 2. Abdullah ise Gazze'ye yönelik saldırıların derhal durması gerektiğini söyledi.

Kral 2. Abdullah, şunları kaydetti:

"Önceliklerimiz açık ve acil. Öncelikle, Gazze'ye karşı savaş derhal durmalı. Sivillerin korunması ve sivillerin hedef alınmaması konusunda ortak değerler ve insan hakları hukuku doğrultusunda ortak bir tutum takınılmalı, aksi halde bunu bir kesime uyguladığımızda bu değerler tüm anlamını kaybeder."

Ürdün Kralı, Gazze Şeridi'ne sürekli ve kesintisiz bir şekilde insani yardım, yakıt, gıda ve ilaç ulaştırılması gerektiğini vurguladı.

Gazze'den Filistinlilerin zorla göç ettirilmesi konusuna da değinen Kral 2. Abdullah, Filistinlilerin iç ve dış göçe zorlanmasını kesinlikle reddettiklerini belirterek, "Bu uluslararası hukuka göre bir savaş suçudur ve hepimizin kırmızı çizgisidir." dedi.

Ürdün Kralı 2. Abdullah, şu ifadeleri kullandı:

"Gazze'de devam eden acımasızca bombardımanı, yardıma muhtaç ve mahsur kalmış insanlara kolektif cezalandırmayı konuşuyoruz. Bu açıkça insan haklarının ihlalidir ve savaş suçudur."

HAKAN FİDAN DA TOPLANTIYA KATILDI

Zirveye, Türkiye'den Dışişleri Bakanı Hakan Fidan katıldı.

Bakan Fidan, zirvede yaptığı konuşmada şunları kaydetti;

Bu politikalar üzerinde ısrar etmenin sonucunda uluslararısı hukuka göre bu sorunu çözememekteyiz. Sadece evrensel değerlerin erozyona uğraması ve sahadaki gerçeklerin çarpıtılması karşımıza çıkmakta.

Bu sistem hatasını İsrail istismar etmektedir. Mescid-i Aksa'yı ve Kudüs'teki Müslüman ve Hristiyan kutsal değerlere saygı göstermemektedir İsrail. Doğu Kudüs'te ve Batı Şeria'da yapmış olduğu yerleşim politikaları ile birlikte orada yaşayan Filistinlilerin haklarına tecavüz etmektedir. Terörle mücadele çerçevesi veya maskesi altında bunu yapmaktadır. İsrail Filistinlilerin çektiği acıları normalleştirmeye çalışmaktadır. Biz buna asla diyoruz. Ne Filistinliler için ne de bir başkası için. Bu kriz, coğrafi tırmanışlarla birlikte global olarak etkilerini gösterebilir.

Filistinlilerin acılarının devam etmesine asla izin vermeyeceğiz. 

ZİRVEYE KİMLER KATILIYOR?

Zirveye katılanlar arasında Ürdün Kralı 2. Abdullah, Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid Al Nahyan, Bahreyn Kralı Hamed bin İsa Al Halife ile Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres bulunuyor.

Nobel ödüllü isimlerden Filistin bildirisi

Nobel ödülü sahipleri, İsrail-Filistin çatışmasından etkilenen çocukların korunmasının öncelik haline getirilmesi için ortak bildiri yayımladı.

Aralarında Kailash Satyarthi, Steven Chu, Muhammed El Baradei ve Jody Williams gibi isimlerin de bulunduğu Nobel ödülü sahiplerinden 30 kişi, X sosyal medya platformundan, İsrail-Filistin çatışmasından etkilenen çocuklara ilişkin ortak bildiri hazırladı.

Bildiride, "Filistinli çocuklar, bizim çocuklarımızdır. İsrailli çocuklar, bizim çocuklarımızdır. Herkesi çocukların savaşla ilgisi olmadığını ve bunun sonuçlarından ötürü mesuliyet taşımadıklarını hatırlamaya çağırıyoruz." ifadesi kullanıldı.

Kaçırılan çocukların derhal serbest bırakılması çağrısında bulunulan bildiride, "Çocuklar, su, yiyecek, sağlık hizmetleri ve barınaktan yoksun bırakılamaz." denildi.

Bildiride, taraf fark etmeksizin çatışmalardan etkilenen çocukların güvenliğinin sağlanmasına öncelik verilmesi gerektiğine işaret edildi.

NE OLMUŞTU?

Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, 7 Ekim sabahı İsrail'e "Aksa Tufanı" adıyla kapsamlı saldırı başlatmıştı.

Gazze'den İsrail yönüne binlerce roket atılırken Filistinli silahlı gruplar Gazze-İsrail sınırındaki Beyt Hanun-Erez Sınır Kapısı'na baskın düzenleyerek burayı ele geçirmişti.

Silahlı gruplar daha sonra buradan İsrail içindeki yerleşim yerlerine girmiş, İsrail ordusu da onlarca savaş uçağıyla Gazze Şeridi'ne saldırı başlatmıştı.

Gazze'den düzenlenen saldırılarda 306'sı asker 1400 İsraillinin öldüğü, 4 bin 834 İsraillinin yaralandığı aktarılmıştı.

Gazze'deki Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail'in Gazze'ye saldırılarında 1524'ü çocuk, 4 bin 137 kişinin öldüğünü, 13 binden fazla kişinin yaralandığını duyurmuştu.

İşgal altındaki Batı Şeria'da da İsrail güçlerinin ve Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 84 Filistinlinin öldüğü belirtilmişti.

İsrail'in saldırılarında 16 gazeteci yaşamını yitirmişti.

Gazze'de ölen gazeteci sayısı 16'ya ulaştı

Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ), Gazze'de İsrail-Filistin çatışmasının başladığı 7 Ekim'den bu yana 16 gazetecinin öldüğünü duyurdu.

IFJ'nin internet sitesinden yapılan yazılı açıklamayla, öldürülen gazeteci sayısı güncellendi.

Açıklamada, "Gazze'de Hamas ile İsrail arasında devam eden çatışmalarda şu ana kadar 16 gazetecinin öldürüldüğü, çok sayıda gazetecinin yaralandığı ve kaybolduğu" ifade edildi.

Hayatını kaybeden gazetecilerin "Muhammed Ali, Halil Abu Azira, Semih en-Nadi, Isam Behar, Muhammad Beluşe, Abdulhadi Habib, Husam Mübarek, Ahmed Şihab, Muhammad Fayiz Yusuf Ebu Matar, Said et-Tavil, Muhammed Subh, Hişam en-Nevaciha, Esad Şemleh, Muhammed es-Salihi, İbrahim Lafi ve Muhammed Cerun" olduğu açıklandı.

Açıklamada, bir gazeteci ile bir foto muhabirinden de haber alınamadığı aktarıldı.

IFJ ayrıca sahada görev yapan gazetecilere, "gerekli önlemleri alma, güvenlik ekipmanı giyme ve çalıştıkları medya kurumları kendilerine bu ekipmanları sağlamadan sahaya inmeme" çağrısı yaptı.

Daha önce yapılan açıklamalarda, İsrail'in saldırılarında 13 gazetecinin öldüğü belirtilmişti.

Navaz Şerif Pakistan'a geri döndü

Pakistan'ın eski Başbakanı Navaz Şerif, Kasım 2019'dan bu yana bulunduğu Londra'dan ülkesine döndü.

Ulusal basındaki haberlere göre, Şerif’i ve beraberindeki parti üyelerini taşıyan özel charter uçak, başkent İslamabad’daki havalimanına iniş yaptı.

Yaklaşık 4 yıl sonra Pakistan'a dönen Şerif, İslamabad’da avukatlarıyla görüştükten sonra Lahor’a hareket edecek ve burada kendisi için hazırlanan miting alanında konuşma yapacak.

İslamabad Yüksek Mahkemesi, 19 Ekim'de yargılandığı 2 yolsuzluk davasında, Navaz Şerif'e 24 Ekim'e kadar geçici kefalet verirken, bir başka mahkeme de eski Başbakan hakkındaki gözaltı kararını askıya almıştı. Böylelikle Şerif’in ülkeye dönebilmesinin önü açılmıştı.

Navaz Şerif, Kasım 2019'da Londra'ya gitmişti

Panama'da bulunan offshore hesaplarına ait bilgilerin paylaşıldığı "Panama Belgeleri" skandalında adı geçen Navaz Şerif, 2017'de Anayasa Mahkemesince görevinden alınmıştı.

Hakkındaki tutuklu yargılama kararı sonrası 10 ay cezaevinde yatan Şerif, Kasım 2019'da sağlık sorunları nedeniyle tedavi görmesi için 2 aylığına serbest bırakılmıştı.

Yüksek Mahkeme, tedavi için cezaevinden 8 hafta ayrılmasına izin verilen Şerif'in, bu sürenin en fazla 4 haftasını yurt dışında geçirilebileceğine ve bu sürenin doktorların talebiyle uzatılabileceğine hükmetmişti.

Bu kararın ardından Kasım 2019'da tedavi için İngiltere'ye giden Navaz Şerif, Londra'ya yerleşmişti.

Aralık 2020'de İslamabad Yüksek Mahkemesi, yolsuzlukla yargılandığı davalara katılmayan eski Başbakan Şerif'i "adalet kaçağı" ilan etmişti.

Pakistan'a geri dönebilmek için hakkındaki mahkeme kararlarına karşı itiraz eden Şerif, 1990-1993, 1997-1999, 2013-2017 dönemlerinde 3 defa başbakanlık görevinde bulunmuştu.

Navaz Şerif'e 10 Kasım 2022'de diplomatik pasaport çıkartılmış, hükümet yetkilileri, ülkeye dönebilmesi için yasal zeminin hazırlandığını belirtmişti.

Saldırıların 15'inci gününde Gazze'de son durum

İsrail'in abluka altındaki Gazze Şeridi'ne son 24 saatte düzenlediği saldırılarda 352 Filistinlinin öldüğü açıklandı.

Gazze'deki Hamas'a bağlı hükümetinin Basın Ofisi Başkanı Selame Maruf, yaptığı yazılı açıklamada, İsrail'in 7 Ekim'den bu yana saldırılarını aralıksız sürdürdüğünü belirtti.

İsrail'in son 24 saatte Gazze'nin farklı bölgelerine düzenlediği saldırılarda 352 Filistinlinin hayatını kaybettiğini aktaran Maruf, Gazze Şeridi'nin ihtiyaç duyduğu yardım malzemelerinin girişinin sağlanması için Refah Sınır Kapısı'nın sürekli açık kalması çağrısında bulundu.

Saldırıların adresi Gazze'nin güneyindeki Refah kenti ile kuzeydeki Cebaliya oldu.

Filistin haber ajansı WAFA'nın yerel kaynaklardan aktardığı habere göre, Refah'ın Es-Selam Mahallesi'nde 3 katlı bir binaya düzenlenen saldırıda 2 kişi, Zareb Kavşağı bölgesinde 2 katlı binaya yönelik saldırıda ise 3'ü çocuk 5 kişi öldü. Sıyamat bölgesinde bir eve düzenlenen saldırıda ise 1 kişi yaralandı. Selam Mahallesi'ndeki saldırıda 7 kişinin de kayıp olduğu aktarıldı.

Cebaliya'nın doğusunda bir eve düzenlenen saldırıda ise en az 14 kişi yaşamını yitirdi.

Gazze'deki İçişleri Bakanlığından daha önce yapılan yazılı açıklamada, İsrail'in, Gazze'nin kuzeyi, orta kesimi ve güneyine düzenlediği saldırılarda 15 kişinin öldüğü duyurulmuştu.

CAN KAYBI 4 BİNİ AŞTI

İsrail’in Gazze saldırılarında ölenlerin sayısı 1756'sı çocuk olmak üzere 4 bin 385’e yükseldi.

YARDIM GİRİŞLEİ BAŞLADI

Refah Sınır Kapısı'nda bekleyen yardımlarının geçişleri nihayet başladı.

BATI ŞERİA'DA DA SALDIRILAR SÜRÜYOR

İsrail güçlerinin, işgal altındaki Batı Şeria'nın doğusundaki Eriha'da bir Filistinliyi öldürdüğü belirtildi.

Filistin haber ajansı WAFA'ya göre, İsrail güçleri gece yarısı, Eriha'daki Akabe Cebr ve Ayn el-Sultan mülteci kamplarına baskın düzenledi ve Akabe Cebr'de bir eve bomba attı.

Eriha'nın güneyindeki Kudüs Caddesi'nde ise İsrail güçleriyle Filistinliler arasında çıkan çatışmada bir çocuk İsrail güçlerinin açtığı ateş sonucu hayatını kaybetti.

Filistin Kızılayı ise Akabe Cebr ve Ayn Sultan mülteci kamplarındaki çatışmalarda 6 Filistinlinin yaralandığını, 2 Filistinlinin gözaltına alındığını duyurdu.

CAN KAYBI 2014 SALDIRISINI ÇOKTAN GEÇTİ

UNOCHA, "Gazze Şeridi ve İsrail'deki çatışmalar" başlığıyla günlük rapor yayımladı.

Raporda, Gazze'deki Sağlık Bakanlığına göre çatışmaların başladığı 7 Ekim’den bu yana 4 bin 137 kişinin öldüğü, bu sayının 2014’te 50 gün süren çatışmalarda ölen 2 bin 251 Filistinliden yüzde 84 fazla olduğu bilgisine yer verildi.

Çatışmaların 14. gününde 352 Filistinlinin daha hayatını kaybettiği, ölenlerin yüzde 60'ını çocuklar ve kadınların oluşturduğu belirtildi.

Gazze'de yaklaşık 1,4 milyon ülke içinde yerinden edilmiş kişi bulunduğu aktarılan raporda, bu kişilerin 544 binden fazlasının, Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansınca (UNRWA) belirlenmiş 147 acil durum barınağında giderek kötüleşen koşullarda barındığı kaydedildi.

Raporda, sınır kapılarının art arda 10. günde kapalı kalmaya devam ederek gıda, su, ilaç ve yakıt da dahil olmak üzere ihtiyaç duyulan insani yardımların girişinin engellendiği aktarıldı.

ŞU ANA KADAR 13 BİNE YAKIN KONUT YIKILDI

Gazze'deki konut birimlerinin yüzde 30'unun yıkıldığı ya da yaşanmaz hale geldiği bildirilen raporda, 18 Ekim itibarıyla 12 bin 845 konutun yıkıldığı, 9 bin 55 konutun oturulamaz hale geldiği ve 121 bin konutun hafif ve orta derecede hasar gördüğü bilgisi paylaşıldı.

Raporda, İsrail makamlarına dayandırılarak büyük çoğunluğu 7 Ekim'de olmak üzere, İsrail'de yaklaşık 1400 İsrailli ve yabancı uyruklu kişinin öldüğü ifade edildi.

İsrail'in tahminlerine göre aralarında İsraillilerin ve yabancı uyrukluların da bulunduğu en az 201 kişinin Gazze'de esir tutulduğu, 2 rehinenin serbest bırakıldığı kaydedildi.

BATI ŞERİA'DA BİNDEN FAZLA GÖZALTI VAR

Filistin Esirler Cemiyeti Medya Temsilcisi Emani Serahine, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İsrail askerlerinin, Batı Şeria'nın çeşitli bölgelerine bu gece düzenlediği baskınlar sırasında ve Doğu Kudüs'te 100'den fazla Filistinliyi gözaltına aldığını söyledi.

Serahine, Hamas tarafından "Aksa Tufanı" saldırılarının başladığı 7 Ekim'den bu yana İsrail ordusunun Batı Şeria'da gözaltına aldığı Filistinlilerin sayısının 1050'ye yükseldiğini aktardı.

Serahine, gözaltına alınanlar arasında Hamas'ın lider kadrosundan isimlerin de bulunduğuna dikkati çekti.

Bölgedeki görgü tanıklarından alınan bilgiye göre, Ramallah yakınlarındaki Arura beldesinde, Filistin dışında yaşayan Hamas Hareketi Siyasi Büro Başkan Yardımcısı Salih el-Aruri'ye ait ev, İsrail ordusu tarafından el konularak güvenlik merkezi haline dönüştürüldü.

YIKILAN BİNA SAYISI 5 BİNİ AŞTI

İsrail'in, 7 Ekim'den bu yana Gazze'ye düzenlediği saldırılarda 14 bin 200 konuttan oluşan 5 bin 500 binanın tamamen yıkıldığı belirtildi.

Hamas'a bağlı hükümetin Medya Ofisi Başkanı Selame Maruf, düzenlediği basın toplantısında, İsrail'in saldırılarında meydana gelen hasara ilişkin bilgi verdi.

Maruf, saldırılarda 14 bin 200 konuttan oluşan 5 bin 500 binanın tamamen yıkıldığını, 62 kamu binası ile 133 bin 370 konutun kısmi hasar gördüğünü ve bunlardan 10 bin 127'sinin oturulamayacak durumda olduğunu kaydetti.

Medya Ofisinden yapılan yazılı açıklamada da İsrail'in eğitim kurumlarına yönelik saldırıları nedeniyle 160 okulun zarar gördüğü, bunlardan 19'unun hizmet dışı kaldığı aktarıldı.

NE OLMUŞTU?

Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, 7 Ekim sabahı İsrail'e "Aksa Tufanı" adıyla kapsamlı saldırı başlatmıştı.

Gazze'den İsrail yönüne binlerce roket atılırken Filistinli silahlı gruplar Gazze-İsrail sınırındaki Beyt Hanun-Erez Sınır Kapısı'na baskın düzenleyerek burayı ele geçirmişti.

Silahlı gruplar daha sonra buradan İsrail içindeki yerleşim yerlerine girmiş, İsrail ordusu da onlarca savaş uçağıyla Gazze Şeridi'ne saldırı başlatmıştı.

Gazze'den düzenlenen saldırılarda 306'sı asker 1400 İsraillinin öldüğü, 4 bin 834 İsraillinin yaralandığı aktarılmıştı.

Gazze'deki Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail'in Gazze'ye saldırılarında 1524'ü çocuk, 4 bin 137 kişinin öldüğünü, 13 binden fazla kişinin yaralandığını duyurmuştu.

İşgal altındaki Batı Şeria'da da İsrail güçlerinin ve Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 81 Filistinlinin öldüğü belirtilmişti.

İsrail'in saldırılarında 13 gazeteci yaşamını yitirmişti.

Tarihte bugün ne oldu? Tarihte 21 Ekim günü meydana gelen önemli olaylar

Dünya Bülteni / Tarih Servisi

GÜNÜN OLAYI

Cumhurbaşkanının Halk tarafından Seçilmesi İle İlgili Referandum Yapıldı (2007)

TBMM’de çıkan cumhurbaşkanı seçimi krizi sonrasında 21 Ekim 2007 günü Cumhurbaşkanının halkın seçmesi de dahil beş madde için referandum yapıldı. Referandum sonucu oy kullananların yüzde 69’u Evet, yüzde 31’i ise Hayır dedi. Halkoyuna sunulan 5678 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun anayasa da değişiklik yapılmasını içeren beş madde içeriyordu. Cumhurbaşkanını halkın seçmesi yanında milletvekilliği genel seçimlerinin de dört yılda bir yenilenmesi gibi maddeleri de bu değişiklik içerisinde yer alıyordu. Aynı gün tartışmaları hala devam eden Teröristlerin Dağlıca Komando Taburu’na baskın olayı yaşandı.

GÜNÜN KİŞİSİ

I.Kılıç Arslan (1079?-1017)

Anadolu Selçuklu Devleti’nin ikinci hükümdarıdır. Büyük Selçuklu Devleti hükümdarı Sultan Melikşah’ın ölümü üzerine gözaltından kurtularak Anadolu’ya gelmiş ve babası Süleyman Şah’ın yerine geçmiştir. Bizansla mücadele etmiş ve Anadolu’nun Türkleşmesi için çaba harcamıştır. Ancak onu asıl meşhur eden elinde ki çok az kuvvete rağmen çok kalabalık olan I.Haçlı ordusuna karşı vermiş olduğu büyük mücadeledir. Bu mücadele sonrası Haçlıların ancak 10’da 1’i Anadolu’dan geçebilmiştir. Fakat Bizanslıların oyununa gelerek kayınpederi ilk Türk denizcisi Çaka Bey’i rakip olarak görüp ortadan kaldırtması büyük bir hata olarak kabul edilir. Bizanslılar ve Haçlılara rağmen Anadolu’yu muhafaza etmeyi başarmıştır.

GÜNÜN ÖNEMLİ OLAYLARI

İlk Haçlı Grubu Drakon Vadisinde Darmadağın Oldu (1096)

Avrupa’da Papa’nın ve Piyer Lermit’in çağrıları sonrasında Haçlı ordusu hazırlanmaya başlamıştı. Ancak bazı başıboş kitleler bu orduyu beklemeden Piyer Lermit ve Gautier Sans-Avoir komutanlığında yola çıktılar. Sayıları 20 bin civarında olan bu yağmacı topluluk İznik yakınlarında Drakon vadisinde 21 Ekim 1096’da Anadolu Selçuklu Hükümdarı I. Kılıçarslan tarafından darmadağın edildiler. Sadece keşiş Piyer Lermit ve çok az kişi kaçmayı başardı.

İngiltere ve Fransa Osmanlı Devletini Paylaşmak İçin Gizli Pazarlıklara Başladı (1915)

Rusya ve İtalya’nın Anadolu üzerindeki istekleri İngiltere ve Fransa’yı da harekete geçirdi. İngiltere ve Fransa Osmanlı Devleti üzerindeki kendi paylarını belirlemek için 21 Ekim 1915’te Londra’da görüşmelere başladılar. Bu görüşmeler sonrasında imzalanacak olan antlaşma görüşmeleri yapan kişilerin isimleri ile yani Sykes-Picot antlaşması olarak bilinecektir.

İngiltere ve Osmanlı Konusunda Fransa ve Rusya Anlaştı (1807)

Çar Aleksandr ile Napolyon Osmanlı Devletinin paylaşımı konusunda anlaşamamışlardı. İki devlet arasında Erfurt’ta yapılan görüşmeler sonunda 21 Ekim 1807’de Erfurt antlaşması imzalandı. İki devlet İngiltere’ye karşı ittifak yapacaklar, Rusya ile Osmanlı Devleti arasındaki sınır Tuna nehri olarak kabul ediliyordu.

Tercüman-ı Ahval Gazetesi Yayın Hayatına Başladı (1860)

İlk özel Türk gazetesi olan Tercüman-ı Ahval yayın hayatına 21 Ekim 1860 da başladı.Tercüman-ı Ahval gazetesi Agah Efendi ve Şinasi tarafından çıkarılmıştır.

Enver Paşa Başkumandan Vekili Oldu (1914)

Kurmay Yarbay Enver Bey rütbe atlayarak mirlivalığa (general) yükseldi ve harbiye nazırı oldu. 21 Ekim 1914 tarihinde ‘’başkumandan vekili’’oldu ve ordunun kontrolünü aldı.

Almanya Milletler Cemiyetinden Çekildi (1933)

Silahsızlanma konferansından çekilen Almanya 21 Ekim 1933’te de milletler Cemiyeti üyeliğinden çekildi. Almanya’dan bir süre sonra Japonya’da Milletler Cemiyetinden çekilecektir.

Ahmet Taner Kışlalı Öldürüldü (1999)

Siyasetçi ve gazeteci  yazarı A. Taner Kışlalı, 21 Ekim 1999 günü, sabah Ankara'da evinin önünde uğradığı bombalı saldırı sonucu öldü. En son cumhuriyet gazetesinde yazarlık yapıyordu.

GÜNÜN DİĞER ÖNEMLİ OLAYLARI

1879- Thomas Edison, karbon filamanlı elektrik ampulünü icat etti.

1935- Almanya, Milletler Cemiyeti’nden resmen ayrıldı.

1940- Ernest Hemingway’in ‘’Çanlar Kimin İçin Çalıyor’’ kitabı New York’ta basıldı.

1945- Fransa’da kadınlar, ilk kez oy kullanma hakkı elde etti.

1956- Gazeteci Hakkı Tarık Us 67 yaşında İstanbul’da öldü.

1973- Necmettin Erbakan Milli Selamet Partisi Genel Başkanı seçildi.

1981- Atatürk Barajı’nın temeli, Devlet Başkanı Kenan Evren tarafından atıldı.

1984- Afşin-Elbistan Termik Santrali açıldı.

1985- Alman gazeteci ve yazar Günter Wallraff’ın Türk işçisi kimliğiyle yaşadıklarını anlattığı ‘’En Alttakiler’’ (Ganz Unten) adlı yapıtı piyasaya çıktı.

1987- Türkiye’de montajı yapılan ilk savaş uçağı F-16 ‘’Savaşan Şahin’’ resmi törenle uçuruldu.

1996- Ünlü çevreci Kriton Curi vefat etti.

1998- TBMM, NATO’nun genişlemesini onayladı. Böylece 16 ittifak üyesi ülkenin de onayı tamamlandı ve genişleme kesinlik kazandı.

1999 - Çeçenistan'ın başkenti Grozni'de kalabalık bir alışveriş merkezine yapılan roket saldırısında 110 kişi öldü, 400 kişi yaralandı.

İlk yardım tırları Gazze'ye ulaştı

İsrail ablukası altındaki Gazze Şeridi'nin Mısır sınırındaki Refah Sınır Kapısı'nın geçici süreyle açılarak insani yardımların bölgeye girmeye başladığı bildirildi.

Hamas'a bağlı hükümetin Medya Ofisinden yapılan açıklamada, Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansının (UNRWA) "temel insani yardımlarının" Mısır sınırından Gazze'ye girdiği belirtildi.

Gazze'deki insani krize vurgu yapılan açıklamada, insani yardımlarla bölgede yaşayan halkın "sağlık ve temel gıda ihtiyaçlarının" karşılanacağı aktarıldı.

Açıklamada, sınır kapısının insani yardımlar için ne kadar süreyle açık tutulacağına dair bilgi verilmedi.

Refah Sınır Kapısı'nın geçici süreyle açılmasının "Gazze'de yaşanan insani felaketi dindirmeyeceği" kaydedilen açıklamada, "sağlık hizmetlerinin verilemediği ve yaralananların tahliye edilerek tedaviye ihtiyaç duyduğu" aktarıldı.

Gazze'de "yakıt, ilaç ve tıbbi malzeme stoklarının en düşük seviyede olduğu" ve bölge halkının gıda ve elektrikten mahrum kaldığı ifade edildi.

İsrail-Filistin çatışması

Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, 7 Ekim sabahı İsrail'e "Aksa Tufanı" adıyla kapsamlı saldırı başlatmıştı.

Gazze'den İsrail yönüne binlerce roket atılırken Filistinli silahlı gruplar Gazze-İsrail sınırındaki Beyt Hanun-Erez Sınır Kapısı'na baskın düzenleyerek burayı ele geçirmişti.

Silahlı gruplar daha sonra buradan İsrail içindeki yerleşim yerlerine girmiş, İsrail ordusu da onlarca savaş uçağıyla Gazze Şeridi'ne saldırı başlatmıştı.

Gazze'den düzenlenen saldırılarda 306'sı asker 1400 İsraillinin öldüğü, 4 bin 834 İsraillinin yaralandığı aktarılmıştı.

Gazze'deki Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail'in Gazze'ye saldırılarında 1524'ü çocuk, 4 bin 137 kişinin öldüğünü, 13 binden fazla kişinin yaralandığını duyurmuştu.

İşgal altındaki Batı Şeria'da da İsrail güçlerinin ve Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 84 Filistinlinin öldüğü belirtilmişti.

İsrail'in saldırılarında 16 gazeteci yaşamını yitirmişti.

Kudüs mücadelesinin bedelini canıyla ödemişti: Faysal bin Abdülaziz

Kral Faysal denildiğinde akla ilk gelen o unutulmaz Kudüs konuşmasıdır:

Kardeşlerim! Neden bekliyoruz? 

Dünyanın vicdana gelmesini mi bekliyoruz? 

Nerededir ki dünyanın vicdanı? 

Mukaddes Kudüs'ü Şerif sizi çağırıyor. Kendisini kurtarmanızı bekliyor. 

Neden korkuyoruz? 

Ölümden mi korkuyoruz? 

Allah yolunda cihad ederek ölmekten şerefli ve daha faziletli ölüm var mı? 

Ey kardeşlerim, bizim istediğimiz İslam Milliyeti ve İslami uyanıştır.

Milliyetçilik, ırkçılık veya bloklaşma değildir arzumuz. Çağrımız İslami çağrıdır. Allah yolunda cihad etmeyedir çağrımız.

Dinimiz, inancımız, mukaddesatımız ve harimi İslâm içindir çağrımız.

Ne zaman ki hatırlasam Haremi Şerifimiz (Kudüs) ve mukaddesatımız işgal ve tecavüz altındadır ve aşağılanmaktadır ve orada günahla Allah'a isyan ve ahlaki çöküntüler sergilenmektedir; işte o zaman Allah'a halisane yalvarıyorum, eğer bana cihad etmek ve mukaddes topraklarımızı kurtarmak nasip olmayacaksa, beni bu dünyada bir an bile yaşatma.


14 Şubat 1945 tarihinde Suudiler, ülkelerindeki petrol imtiyazını gerçek anlamda elde ettiklerinde ABD'nin tek talebi bu gücü siyasi bir silah olarak kullanmamalarıydı.

Suud Kraliyeti bu talebi kabul etmiş ve onların da buna karşılık bir şartı olduğunu söylemişti: ABD, Filistin'de bir Siyonist devletin kurulmasını desteklemeyecekti.

İki taraf da esasen bunun mümkün olmayacağının farkındaydı.

ABD, büyük bir Dünya Savaşı geride bırakmıştı ve yaklaşan Rus tehlikesini göz önüne alarak Ortadoğu'da günü kurtarmanın peşindeydi.

ABD, siyaseti uzun vadeli planlarının arasında bölgede bir Siyonist devletin çıkarlarına fazlasıyla hizmet edeceğinin farkındaydı.

Faysal bin Abdülaziz, 1964 yılında Suudi Arabistan tahtına oturduğunda Ortadoğu diken üstünde bulunuyordu.

Her ne kadar ABD, bölgede bir Siyonist devletin kurulmasını destekleyerek verdiği sözü çiğnemişse de Süveyş Kanalı'nın millileştirilmesi sürecinde Araplardan yana tavır alması Suudi Arabistan'ın meseleye daha itidalli yaklaşmasına neden olmuştu. 

Kral Faysal'ı derinden etkileyen ilk hadise 21 Ağustos 1969 tarihinde Avustralyalı bir fanatik Micheal Danis Rohan'ın Mescid-i Aksa'yı kundaklaması oldu.

İslam ülkelerinin ve dünya kamuoyunun ilgisizliği Kral Faysal'ı derinden etkilemişti.

Cemal Abdunnasır'ın ölümü ve sonrasında Enver Sedat'ın Mısır yönetimine geçmesi 1970 sonrasında Suudi Arabistan ve Mısır Devleti'ni birbirine yakınlaştıran önemli bir gelişme oldu.

Nasır'ın şahsını öne çıkaran ve bütün bölgenin güvenliğini tehlikeye atan siyasi tutumu iki devletin yakınlaşmasının önünde aşılamayan bariyerdi. 

Artık o bariyer aşılmıştı.

Enver Sedat, Mısır'ın İsrail'e karşı büyük kayıplarını telafi etmek istiyordu; ama Nasır'ın aksine savaşı masada elini güçlendirmek üzere yalnızca bir koz olarak görüyordu.

6 Ekim 1973'te Mısır ve Suriye kuvvetleri, İsrail'e saldırdılar (Yom Kippur Savaşı-Ekim Savaşı) bu saldırılar nispi ve yalnızca tarafları masaya oturtma amacı taşıyordu.

Başlarda Arap güçleri önemli zaferler de elde ve Sina Çölü işgalden kurtarıldı; ama operasyon daha ötesini planlamamıştı.

Nihayet İsrail bu blöfü fark ettiği anda Mısır henüz belini doğrultmadan tekrar harekete geçti ve sonuçları ağır oldu. 

Mısır ve Suriye orduları bu mağlubiyeti bekliyordu; o yüzden bu taraflar için yeni bir gelişme değildi. 

Öte taraftan Suud Kralı Faysal, bu mağlubiyete fazlasıyla öfkelendi; çünkü Kudüs'ü şahsi meselesi haline getiren Kral, bu mağlubiyetle İsrail'in konumunu tahkim ettiğinin farkındaydı.

Kral Faysal, perde arkasında durarak bu meselenin çözülemeyeceğine kanaat getirerek harekete geçti.

Tüm dünyayı krize sokacak bir karar alarak petrol sevkiyatını durdurdu. 

Kral Faysal, henüz 1947 yılında bölgenin yağmalandığı o meşhur İsrail kuruluş sürecinde Suud Delegasyonu'nun başı olarak Batılı devletlerin iki yüzlülüğünü ve acımasızlığına yakından tanık olmuştu.

Bu yüzden yumuşak diplomatik yaklaşımların her zaman Arapların aleyhine sonuçlanacağını gayet iyi biliyordu. 
 

Kral Faysal ile ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger

Krizi çözmek için harekete geçen ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, Kral Faysal ile görüşmesini şu sözlerle nakletmişti:

Kral Faysal oldukça sinirli görünüyordu, aramızda bir diyalog başlayabilmesi ümidiyle esprili bir dille ona, uçağımın yakıtı bitti, uçağın deposunu doldurmak için emir verirseniz uluslararası fiyatından ücretini vermeye hazır olduğumuzu söyledim. Kral gülümsemedi ve kafasını yukarıya kaldırarak sert bir şekilde bana şunları söyledi: ‘Ben yaşlı bir adamım, ölmeden önceki tek dileğim Mescid-i Aksâ'da iki rekât namaz kılmaktır! Sen bu konuda bana yardımcı olabilir misin?


ABD bunun üzerine Suudları silahlı operasyonla tehdit etti.

Eğer ki bu karardan vazgeçmezlerse bölgedeki tüm petrol kuyularını bombalayacağını açıkça Suudi Arabistan yönetimine iletti.

Kral Faysal ise petrol kuyularına Suudlardan çok Batılıların ihtiyacı olduğunu ve bunun altı boş tehditler olduğunun farkındaydı. 

Kral Faysal'ın bu tehditlere verdiği cevap da manidardı:

Tabii ki petrol kuyularımızı bombalayabilirsiniz. Fakat unutmayınız ki biz ve atalarımız hurma ve deve sütüyle yaşıyorduk yine öyle yaşayabiliriz; ancak artık siz petrolsüz yaşayamazsınız.
 

Kral Faysal bin Abdülaziz 1973 yılında yılın adamı seçilmi ve Time dergisi onu kapağına taşımıştı

Suud Sarayı bu meseleler ile meşgul olurken kralın yeğeni Faysal bin Musad, ABD'den yeni dönmüştü.

Kral, sarayında Arap diplomatlara bir davet vermiş ve yeğeni de bu yemekli organizasyona katılmıştı.

Masud, amcasına yaklaştı ve karşısına geçti. Kral Faysal, Arap adetlerince başını öpmesi için yeğenine doğru eğildi.

Katil ise bu fırsattan istifade amcasının başına iki el ateş etti.

Kral Faysal kulağı ve çenesinden ağır bir biçimde yaralandı. 

Korumalar katili hemen yaklasa da kralın durumu son derece ağırdı.

Hastaneye kaldırıldığında son sözleri yeğenine kıssas uygulanmamasıydı.

Lakin halk öylesine öfkeliydi ki kralın bu vasiyeti görmezden gelinecek ve katil Musad öldürülecekti.
 

Bu hadise, Suudi Arabistan'ın petrol ambargosunun da sonu olacaktı.

Suudi Arabistan bu cinayetten sonra bir daha asla politik nedenlerle petrol ambargosu uygulamadı. 

Kral Faysal'dan geriye Kudüs mücadelesine karşı duyarlılığı, Arap devletlerine karşı hasbi yaklaşımı ve Malcom X gibi dünyanın her yanında özgürlük mücadelesi veren Müslümanlara sağladığı maddi ve manevi destek miras olarak kaldı. 

Kaynak: Independet Türkçe

Katar'ın ricasıyla Kassam Tugayları 2 rehineyi bıraktı

Gazze'deki Kassam Tugayları, Katar'ın çabalarına cevap olarak iki ABD'li rehineyi insani gerekçelerle serbest bıraktığını duyurdu.

Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, Katar'ın çabalarına yanıt olarak iki ABD'li esiri (anne ve kızı) insani gerekçelerle serbest bıraktıklarını duyurdu.

"KATAR'IN ÇABALARINA YANIT OLARAK BIRAKTIK"

Kassam Tugayları Sözcüsü Ebu Ubeyde, Telegram hesabından yaptığı açıklamada, Katar'ın çabalarına yanıt olarak ABD'li anne ve kızını serbest bıraktıklarını belirtti. Ebu Ubeyde, "Bu yaptığımız, ABD'ye ve dünyaya, ABD Başkanı Joe Biden ve onun faşist yönetiminin iddialarının asılsız olduğunu göstermek içindir." ifadelerini kullandı. Kassam Tugayları Sözcüsü, daha önce yaptığı açıklamada ellerinde 200 ile 250 arasında esir bulunduğunu söylemişti.

İSRAİL-FİLİSTİN ÇATIŞMASI

Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, 7 Ekim sabahı İsrail'e "Aksa Tufanı" adıyla kapsamlı saldırı başlatmıştı. Gazze'den İsrail yönüne binlerce roket atılırken Filistinli silahlı gruplar Gazze-İsrail sınırındaki Beyt Hanun-Erez Sınır Kapısı'na baskın düzenleyerek burayı ele geçirmişti. Silahlı gruplar daha sonra buradan İsrail içindeki yerleşim yerlerine girmiş, İsrail ordusu da onlarca savaş uçağıyla Gazze Şeridi'ne saldırı başlatmıştı.

GAZZE'DE 4 BİN 137 KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ

Gazze'den düzenlenen saldırılarda 306'sı asker 1400 İsraillinin öldüğü, 4 bin 834 İsraillinin yaralandığı aktarılmıştı. Gazze'deki Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail'in Gazze'ye saldırılarında 1524'ü çocuk, 4 bin 137 kişinin öldüğünü, 13 binden fazla kişinin yaralandığını duyurmuştu. İşgal altındaki Batı Şeria'da da İsrail güçlerinin ve Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 81 Filistinlinin öldüğü belirtilmişti. İsrail'in saldırılarında 13 gazeteci yaşamını yitirmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan İsrail'e çağrı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Gazze'ye yönelik saldırıların genişlemesinin daha fazla acı, ölüm ve gözyaşından başka hiçbir şey getirmeyeceğini vurguladı.

"Çocukları, kadınları, sivilleri katlederek; hastaneleri, okulları, camileri, kiliseleri bombalayarak güvenliğin sağlanamayacağı açıktır." görüşünü aktaran Erdoğan, zulümle abat olunmayacağını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, paylaşımına şöyle devam etti:

"İsrail yönetimi, hatadan geri dönmek, devlet aklıyla hareket etmek yerine, bölge dışı aktörlerin de kışkırtmasıyla örgüt gibi davranmaktadır. Batılı ülkelerin teşvik ettiği, Batılı medya kuruluşlarının adeta meşrulaştırma yarışına girdiği bu cinnet furyasından bölgemizin bir an önce kurtarılması gerekmektedir. Tüm devletleri ve uluslararası kuruluşları, bir an önce Gazze’de insani ateşkesin tesisine yönelik girişimlere samimiyetle destek olmaya davet ediyorum. İsrail yönetimine, sivillere yönelik saldırılarının kapsamını asla genişletmemesi ve soykırıma varan operasyonlarını derhal durdurması çağrımızı yineliyorum."

Cumhurbaşkanı Erdoğan paylaşımında, "Müslümanların, Yahudilerin, Hristiyanların ve bu topraklarda yaşayan herkesin emniyetini garanti edecek yeni mekanizmaların kurulmasıyla bölgemizin kalıcı istikrara kavuşacağına inanıyoruz. Türkiye, daha fazla masum kanının akmaması, daha fazla insani trajedinin yaşanmaması ve Filistin’deki çatışmaların geri dönülmez noktaya varmadan çözümü için üzerine düşeni yapmaya devam edecektir." ifadelerini kullandı.

Yasaklanan Serum Fizyolojik markaları hangisi neden yasaklandı?

Serum Fizyolojik neden yasaklandı hangi markalar toplatıldı, nedeni neydi soruları bu aralar ilaç dünyasında ve ilacı kullananlar tarafından merakla soruluyor. Evet bir yasaklama kararı var. Ancak durum kamuoyunda yayıldığı gibi değil. Peki, Serum Fizyolojik hangi markalar yasaklandı?

YASAKLANAN SERUM FİZYOLOJİK MARKALARI NEDEN YASAKLANDI?

Sağlık Bakanlığının yaptığı açıklamaya göre “İyon Sağlık Medikal Kozmetik İthalat İhracat Ve Sanayi Ticaret A.Ş.” tarafından farklı markalar altında flakon formunda piyasaya arz edilen ve ekli listede bilgileri yer alan ürünlerin ciddi risk taşıdığı tespit edildi. Bakanlığın yaptığı açıklamada, bu ürünlerin, incelemeler tamamlanıncaya kadar tedbiren piyasaya arzı, piyasada bulundurulması, önerilmesi veya teşhir edilmesi durduruldu. Ayrıca TTİCK sisteminde hareket kısıtlaması getirildi. Peki, bu serum fizyolojik tamamen mi yasaklandı?

İşte Serum Fizyolojik yasaklanma nedeni: (BAKANLIK AÇIKLAMASI)

SAĞLIK BAKANLIĞININ SON DAKİKA AÇIKLAMASI 

urumumuzca yürütülen inceleme ve denetimi faaliyetleri kapsamında “İyon Sağlık Medikal Kozmetik İthalat İhracat Ve Sanayi Ticaret A.Ş.” tarafından farklı markalar altında flakon formunda piyasaya arz edilen ve ekli listede bilgileri yer alan ürünlerin ciddi risk taşıdığı mütalaa edilmiş olup bu kapsamda yürütülen incelemeler tamamlanıncaya kadar söz konusu ürünlerin tedbiren piyasaya arzı, piyasada bulundurulması, önerilmesi veya teşhir edilmesi durdurulmuş olup ayrıca ürünlerin Kurumumuz Ürün Takip Sistemi’nde ürün hareketlerinin kısıtlanmasına karar verilmiştir. Bu kapsamda yukarıda belirtilen ürünlerin mevcut bulunduğu yerlerde piyasaya arzının ve kullanımının durdurulması önem arz etmektedir.

SERUM FİZYOLOJİK NEDİR?

Serum fizyolojik en temel düzeyde su ve tuz karışımı olarak açıklanabilir. Serum fizyolojik, izotonik salin ya da salin solüsyonu gibi isimlerle de anılır. Genellikle serum fizyolojik %0.9 oranında sodyum klorürden oluşur. Gözyaşı ve kanda bulunan tuz miktarı ile aynı olmasından dolayı pek çok senaryoda kullanılabilen güçlü bir tıbbi araç olduğu söylenebilir. Tuzlu su solüsyonu ya da serum fizyolojik özellikle sinüsleri temizlemek, yaraları arındırmak, yara bakımı ve aşırı su kaybı ile meydana gelen dehidrasyonu tedavi etmek gibi pek çok farklı amaçla kullanılabilir.2,3 Bireyler belli miktarda tuz ve suyu karıştırarak evde tuzlu su çözeltisi hazırlayabilir. Ancak evde serum fizyolojik hazırlarken miktar ve hijyen ile ilgili yönergelerin son derece dikkatli bir şekilde takip edilmesi gerekir ve hazırlanan serum fizyolojik 24 saat gibi kısa bir süre içinde kullanılmalıdır. Pek çok farklı nedenlerden ötürü serum fizyolojiğin evde hazırlanması yerine hazır alınması önerilebilir.4,5 Peki serum fizyolojik ne işe yarar ve serum fizyolojik nasıl uygulanır?

SERUM FİZYOLOJİK NEDEN KULLANILIR?

Serum fizyolojik, sıvı takviyesi, elektrolit dengeleme, kontakt lens saklama, yara temizleme, kuru göz sendromu için, kan transfüzyonu işlemine başlamadan ve sonlandırmadan önce ve infüzyonlarda seyreltici olarak kullanılabilir. Burnunuzu salin solüsyonuyla da çok etkili bir şekilde yıkayabilirsiniz. Serum fizyolojik burun kanallarınızdan geçerken mukusu, alerjenleri ve diğer kalıntıları temizleme yeteneğine sahiptir. Sinüs enfeksiyonlarını önlemeye, tıkanıklık belirtilerini hafifletmeye ve burun yıkama yardımcı olabilir. Küçük kesik ve yaraların temizlenmesi için de serum fizyolojik kullanılabilir. Bir yaranın üzerine serum fizyolojik uygulamak, bölgedeki yabancı madde ve bakterilerin çıkarılmasına yardımcı olarak olası enfeksiyon riskini azaltabilir. Yara üzerine serum fizyolojik uygulandığında batma, yanma ya da ağrı hissi uyandırmaz. Dahası, serum fizyolojik kullanımı yaraları iyileşmenin, iyileşmeyi hızlandırmanın ve yaranın enfeksiyon kapmasını önlemenin en iyi yollarından biridir. Tahrişe, kabuklanmaya ve sivilcelere neden olabilen ölü hücrelerin ve diğer kalıntıların giderilmesine yardımcı olur. Bunlar aynı zamanda serum fizyolojik cilde faydaları kapsamında değerlendirilebilir.6,7 Bebeklere serum fizyolojik kullanımı da son derece yaygındır. Nezle, soğuk algınlığı, grip, alerjik rinit, saman nezlesi, sinüzit, solunum sinsityal virüsü (RSV) ve diğer komplike olmayan üst solunum rahatsızlıklarının neden olduğu burun tıkanıklığını tedavi etmek ve tedaviyi desteklemek için kullanılabilir. Tüm bunlar serum fizyolojik faydaları olarak da sayılabilir.

İşte yasaklanan serum fizyolojik listesi:

Ankamarin serum fizyolojik burun için tek doz flakon 5mlx10 adet

Ankamarin serum fizyolojik burun için tek doz flakon 5mlx20 adet

Ankamarin Serum Fizyolojik 5ml x 10 Adet

Ankamarin Serum Fizyolojik 5 ml x 20 adet

Wee Baby serum fizyolojik 5mlx10ad flakon

Serum Fizyolojik

Wee Baby Serum Fziyolojik

RINOMER serum fizyolojik burun için tek dos flakon 5mlx10ad

Rinomer Serum Fizyolojik 5ml x 10 Adet

Bebsi serum fizyolojik burun için tek doz flakon 5mlx10

Bebsi serum fizyolojik burun için tek doz flakon 5mLx20

Miraderm Bebsi Serum Fizyolojik 5ml x 10 Adet

Miraderm Bebsi Serum Fizyolojik 5ml x 20 Adet

Fizyoser serum fizyolojik burun için tek doz flakon Fizyoser serum fizyolojik burun için tek doz flakon

Fizyoser Serum Fizyolojik 5ml x 10 adet

Serum Fizyolojik

Serum Fizyolojik

Nasomer Serum Fizyolojik Sml x 10 adet

Babysoin serum fizyolojik burun için tek dos flakon

SEPTOMER serum fizyolojik burun için tek doz flakon Smlx10

SEPTOMER serum fizyolojik burun için tek doz flakon 5mlx20

Fizyonaz serum fizyolojik burun için dek doz flakon

Serum fizyolojik burun için tek doz flakon 5mlx20

Fizyonaz Serum Fizyolojik 5ml x10 Adet

Fizyonaz Serum Fizyolojik 5ml x 20 adet

Aquaser serum fizyolojik burun için tek doz flakon 5mlx10

Aquaser serum fizyolojik burun için tek doz flakon 5mlx20

Serum fizyolojik burun için tek doz flakon Smlx10

Serum fizyolojik burun için tek doz flakon

Serum fizyolojik burun için tek doz flakon

Fizyo serum fizyolojik burun için tek doz flakon 5mlx10

Fizyo serum fizyolojik burun için tek doz flakon 5mlx20

CCMED serum fizyolojik, burun için tek doz flakon 5mlx10ad

Yukarıdaki açıklama Sağlık Bakanlığı biribine bakan başkanlığı tarafından yapıldı.

Yapılan açıklamada da belirtildiği üzere Türkiye genelinde serum fizyolojik ilacına karşı genel bir yasaklama yok.

Yasak kararı sadece belli bir markanın ürettiği ürünleri kapsıyor. Bu firmanın ürettiği ve yasaklanması kararı alınan ilaçların listesi yukarıda yer alıyor.

YASAKLANAN SERUM FİZYOLOJİK TAM LİSTESİ

Rezalet! Mısır Gazze için İsrail'den izin bekliyor

İsrail'in Gazze'ye yönelik insanlık dışı muamelesi sürereken, Gazze'ye sınırı olan tek İslam ülkesi Mısır, yardımlar için İsrail'den izin veya onay bekliyor.

Mısır Dışişleri Bakanlığı'nda yapılan açıklamada, "Krizin başında bu yana Batı medyasının bizi hedef aldığı Refah Sınır Kapısı açık ama İsrail Gazze'ye yardımların girmesini kabul etmiyor" dedi.

Mısır'ın Gazze'ye yardım için İsrail'in onayını beklemesi skandal olarak değerlendiriliyor. 

Öte yandan, İsrail ile ilişkilerini bozmak istemeyen ve batı tarafından desteklenen darbeci Sisi'nin Gazze halkını yüzüstü bırakması ise tarihin kara bir leke olarak tarih sayfalarında yeri almış durumda.

Detaylar Ekleniyor..

İsrail'den Rusya'ya "sıra size de gelecek" tehdidi

Gazze'yi abluka altına alan ve masum sivilleri katleden İsrail'in bölgedeki vahşeti devam ederken Netanyahu'nun partisinde siyaset yapan üst düzey yöneticilerden Amir Weitman, konuk olduğu programda bu süreçte Filistin'den yana tavır alan Rusya'ya tehditler savurdu.

Rusya'nın devlet destekli kanalı Russia Today'e bir röportaj veren Weitmann, "Buradaki (Filistin) işimiz bittiğinde sıra size gelecek. Siz İsrail'in düşmanlarına (Hamas) destek verdiniz, bunu asla unutmayacağız. Ukrayna'nın kazanması için elimizden geleni ardımıza koymayacağız" diye konuştu.

"RUSYA BİR BEDEL ÖDEYECEK"

Açıklamasının devamında güçlü olduklarını ve savaşı kazanacaklarını ifade eden Weitmann "Maaşını Rusların verdiğini ve bu kanalda Rus propagandası yapıldığını biliyorum ancak dikkatli olmalısın. Bu savaşı kazanacağız ve bitireceğiz. Çünkü biz güçlüyüz. Savaşı kazandıktan sonra ise Rusya bir bedel ödeyecek" dedi.

Yaptıkları katliamlara değinmeyen ve Filistinlilere 'nazi' benzetmesi yapan Weitmann, şöyle devam etti: "Rusya bize soykırım yapmak isteyen nazi insanları destekliyor. Belki biraz zaman alacak ancak bu savaşı kazanacağız. Sonrasında Rusya'nın bu yaptıklarını unutmayacağız."

BM Genel Sekreteri Gazze'de

BM Genel Sekreteri Antonio Guterreh, Gazze ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı'nda basın açıklaması yaptı.

Refah Sınır Kapısı'na giden BM Genel Sekreteri Guterres "Sınırdan her gün anlamlı sayıda yardım gitmeli" ifadelerini kullandı.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António Guterres , Gazze ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı'nın Mısır tarafında yaptığı konuşmada yardım kamyonlarının mümkün olduğu kadar çabuk Gazze'ye taşınması gerektiğini söyledi.

Guterres, her gün anlamlı sayıda kamyonun Gazze'ye girmesi ve yardımların doğrulanmasının pratik ve hızlı bir şekilde yapılması çağrısında da bulundu.

Guterres "Yardım dağıtım koşullarına yönelik tüm taraflarla aktif olarak temas halindeyiz" diye konuştu.

Saldırı sonrası ilk Cuma: İşgal askeri saldırıyor

İsrail-Filistin çatışmasının ikinci Cuması; ancak Gazze'deki hastanenin vurulmasından sonraki ilk Cuma olduğu için hayli gergin geçmesi bekleniyor. Filistinli gruplar, başta Hamas olmak üzere, halkı meydanlara, sokaklara çağırdı. İsrail işgal güçleri ise güvenlik tedbirleri adı altında işgal noktalarını daha da tahkim etti. 

İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarının ardından geçtiğimiz cuma günü Mescid-i Aksa başta olmak üzere birçok kentte protestolar yapılmıştı. Özellikle Kudüs'te İsrail askerleri insanlara çok sert müdahalede bulunurken Hamas, bugün de cuma namazı öncesinde İslam ve Arap dünyasını Gazze'ye destek için sokağa çağırdı.

İSRAİL İŞGAL GÜÇLERİ GAZ FİŞEKLERİYLE SALDIRDI

İsrail işgal güçleri, Mescid-i Aksa'da namaz kılmaya gelen Müslümanların üzerine gaz fişekleriyle saldırdı. 

İsrail'in cuma namazı için yaş kısıtlaması getirdiği işgal altındaki Doğu Kudüs'te bulunan Mescid-i Aksa'da sadece 5 bin Filistinli saf tuttu.

İsrail güçleri cuma namazı öncesi Filistinlilerin kimliklerini kontrol ederek Harem-i Şerif'e girişlere izin verdi.

Cuma namazını Aksa'da eda etmek için Doğu Kudüs'ün Eski Şehir bölgesine gitmek isteyen özellikle 50 yaş altı erkeklere ve 65 yaş altı kadınlara müsaade edilmedi.

Kudüs İslami Vakıflar İdaresinden ismini vermek istemeyen bir yetkili, "Caminin avlusu neredeyse boştu ve sadece 5 bin kişi namaz kılabildi." dedi.

İşgal altındaki Doğu Kudüs'te İsrail'in kısıtlamaları nedeniyle Mescid-i Aksa'ya giremeyen bazı Filistinliler cuma namazını sokaklarda kıldı.

Vadi el-Coz Mahallesi'nde toplanan cemaat ise İsrail polisinin müdahalesi nedeniyle namaz kılamadan dağılmak zorunda kaldı.

Daha namaz başlamadan İsrail polisi, gözyaşartıcı gaz ile cemaate müdahale ederken, Filistinli gençler havai fişekler fırlatarak karşı koymaya çalıştı. Kısa süreli çatışmanın ardından cemaat ara sokaklara dağılarak namaz kılmadan ayrılmak zorunda kaldı.

Çevrede, içerisinde pis kokulu kimyasal suyun bulunduğu TOMA ile atlı polislerin de hazır bulunduğu görüldü.

İsrail yönetimi, geçen hafta olduğu gibi bu hafta da cuma namazını Mescid-i Aksa'da kılmak isteyenlere yaş kısıtlaması getirmişti.

İsrail polisi, Aksa'nın da yer aldığı Doğu Kudüs'ün Eski Şehir bölgesi çevresine ve giriş kapılarına barikatlar kurmuştu.

Mescid-i Aksa'da normalde ortalama 70 bin ila 100 bin kişi cuma namazını kılabiliyor.

HAMAS LİDERİNDEN ÇAĞRI

Hamas'ın İsrail'e yönelik 7 Ekim Cumartesi günü başlattığı Aksa Tufanı operasyonuna İsrail'in yanıt vermesi sonrası bölgede şiddetin dozu bir hayli yükseldi. İsrail polisi de geçtiğimiz hafta işgal altındaki Doğu Kudüs'te bulunan Mescid-i Aksa'da Cuma namazını kılmalarını engellediği Filistinlilere gaz bombası ve plastik mermiyle müdahale etmişti. Saldırılarda 6 kişi yaralanmış, çok sayıda insan da gaz bombasından etkilenmişti.

Olaylara ilişkin son bilgileri aktaran Hamas lideri İsmail Heniyye de Filistin halkı ile Arap ve İslam dünyasını bugün " Gazze'ye saldırılar dursun, tehcir ve alternatif vatana hayır" sloganıyla sokağa inmeye çağırdı.

GAZZE'YE GECE BOYUNCA 100 SALDIRI

İsrail ordusunun, gece boyunca Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda 100 hedefi vurduğu belirtildi.

The Times Of Israel'in haberine göre, İsrail ordusu gece saatlerinde Gazze'ye 100 saldırı gerçekleştirdi.

Saldırılarda, Hamas mensubu Emced Macid Muhammed Ebu Avde'nin öldürüldüğü iddia edildi.

İsrail ordusunun 100 hedefe yönelik saldırısında "bir yeraltı tüneli, silah deposu ve Hamas'a ait çok sayıda komuta merkezini hedef aldığı" ifade edildi.

Bir camiyi de bombalayan İsrail güçleri, buranın "Hamas tarafından gözlem noktası ve hazırlık alanı olarak kullanıldığını" öne sürdü.

NE OLMUŞTU?

Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, 7 Ekim sabahı İsrail'e "Aksa Tufanı" adıyla kapsamlı saldırı başlatmıştı.

Gazze'den İsrail yönüne binlerce roket atılırken Filistinli silahlı gruplar Gazze-İsrail sınırındaki Beyt Hanun-Erez Sınır Kapısı'na baskın düzenleyerek burayı ele geçirmişti.

Silahlı gruplar daha sonra buradan İsrail içindeki yerleşim yerlerine girmiş, İsrail ordusu da onlarca savaş uçağıyla Gazze Şeridi'ne saldırı başlatmıştı.

Gazze'den düzenlenen saldırılarda 306'sı asker 1400 İsraillinin öldüğü, 4 bin 834 İsraillinin yaralandığı aktarılmıştı.

Gazze'deki Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail'in Gazze'ye saldırılarında 1524'ü çocuk 3 bin 785 kişinin öldüğünü, 12 binden fazla kişinin yaralandığını duyurmuştu.

İşgal altındaki Batı Şeria'da da İsrail güçlerinin ve Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 81 Filistinlinin öldüğü belirtilmişti.

İsrail'in saldırılarında 13 gazeteci yaşamını yitirmişti.

Lübnan sınırında 8 Ekim'de İsrail ordusu ile Hizbullah arasında başlayan çatışmalarda ise 12 Hizbullah, 2 İslami Cihad üyesi, biri gazeteci 3 sivil hayatını kaybetmişti.

Lübnan tarafından düzenlenen saldırılarda da 2 İsrail askeri ve bir İsrailli sivil yaşamını yitirmişti.

İsrail'in Gazze'deki El-Ehli Baptist Hastanesine 17 Ekim'de düzenlediği saldırıda 471 kişi hayatını kaybetmiş, 28'i ağır 342 kişi yaralanmıştı.

UCM ancak zayıfları yargılar İsrail'i yargılayamaz

İsrail ile Filistin arasında devam eden ve şimdiye kadar 5 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği çatışma 14. gününe girerken İsrailli akademisyen Neve Gordon, İsrail hükümetinin Gazze'de orantısız güç kullandığı gerekçesiyle sorumlu tutulmasının pek mümkün olmadığını düşünüyor.

Londra Queen Mary Üniversitesinde uluslararası hukuk ve insan hakları profesörü Gordon, "Uluslararası Ceza Mahkemesinin (UCM) işleyişine ve UCM'ye kimlerin getirildiğine bakarsak çoğunlukla güçlüden ziyade zayıfı yargılayan bir mahkeme olduğunu da görürüz.” dedi.

Gordon, uluslararası hukuk kapsamındaki 1949 tarihli dört Cenevre Sözleşmesi ve 1977 tarihli ek protokollerle belirlenen savaş hukukunun, taraf devletlerce yaratıldığını ve genellikle güçlü devletleri zayıf devletlere karşı savunmak için kullanıldığını söyledi.

UCM'nin İsrail gibi "güçlü devletlerden ziyade zayıf devletleri hedef alma eğiliminde olduğunu" ve bu çatışmada uluslararası hukuk yollarının uygulanması konusunda "kritik soruları gündeme getirdiğini" savunan Gordon, çok sayıda istisnası, yoruma ve manipülasyona açık maddeleri bulunduğu için uluslararası hukukun Filistin halkının kurtarıcısı olamayacağını belirtti.

Gordon, İsrail'in geçmişte gayrimeşru şiddet suçlamaları karşısında kendisini savunmak için uluslararası hukuku kullandığını örnek gösterdi.

İsrail'in UCM'yi kuran 1998 tarihli anlaşmanın tarafı olmasa da davanın yine de mahkemeye götürülebileceğini anlatan Gordon, Filistin'in 2015'te Roma Anlaşması'na taraf olması ve bu anlaşmanın UCM'ye Filistin vatandaşlarının işlediği suçlar, tamamen veya kısmen Filistin topraklarında işlenen suçlar konusunda yargı yetkisi vermesi nedeniyle soruşturmanın sürebileceğini dile getirdi.

"GÜÇLÜ ÜLKELERİ EYLEMLERİNDEN SORUMLU TUTMAK ÇOK ZOR"

Gordon, Hamas'ın 7 Ekim'de başlattığı saldırıya Tel Aviv'in verdiği yanıtın "savaş suçlarıyla dolu" olduğunu ifade ederek, bu suçlar arasında abluka altındaki Gazze Şeridi'ne giden elektrik ve suyun kesilmesinin yanı sıra 1 milyonu aşkın kişinin çok kısa bir süre içinde evlerini terk etmesinin istenmesinin de yer aldığını belirtti.

Sivil alanların ayrım gözetmeksizin bombalanmasının "savaş suçu" olarak değerlendirilebileceğini vurgulayan Gordon, İsrail'in Gazze'ye planladığı kara saldırısını gerçekleştirmesi halinde daha fazla savaş suçu işlemesinin kuvvetle muhtemel olduğunu kaydetti.

Gordon, Hamas'ın 7 Ekim'deki saldırısını eleştirerek, "Hamas, çoğunlukla sivilleri hedef aldığı için (bunun da) kesinlikle savaş suçu olduğunu" söyledi.

Gordon, güçlü ülkeleri eylemlerinden sorumlu tutmanın çok zor olduğunu belirterek, "İsrail'in Filistin'i yıllarca işgal ettiğini ve eylemlerinden sorumlu olmadığını görüyoruz. Dolayısıyla hukukun bir araç olacağını sanmıyorum." ifadelerini kullandı.

Diğer ülkelerdeki sivil toplumun çatışmaların sona erdirilmesi ve adaletin sağlanması için hükümetlerine baskı yapması gerektiğini kaydeden Gordon, 'Filistin İçin İsrail'i Boykot Girişimi' olarak bilinen Boykot, Tecrit ve Yaptırımlar (BDS) Hareketi'nin Tel Aviv hükümetine hesap sormanın en etkili yolu olduğunu belirtti.

"İSRAİL, ULUSLARARASI YASALARI MANİPÜLE EDİYOR"

Gordon, İsrail'in işlediği "savaş suçlarından sıyrılmak için" uluslararası yasaları manipüle ettiğini savunarak, buna İsrail'in 1 milyondan fazla insana Gazze Şeridi'nin kuzey bölgelerini boşaltarak güneye gitmelerini emretmesini örnek gösterdi.

İsrail'in kara saldırısı başlattığı durumda gelecek tepkilere karşı sivillere bölgeyi terk etmeleri uyarısında bulunduklarını söyleyeceğine dikkati çeken Gordon, bunun da bölgeden ayrılmayan herkesin çatışmalara katıldığı ve dolayısıyla "meşru bir hedef" olduğunu varsayarak hareket edeceğini dile getirdi.

Gordon, binlercesi büyük olasılıkla bölgeden çıkamayacağı için İsrail'in bu sivillere "çatışmaya katılanlar" ya da "canlı kalkanlar" olarak muamele edeceğini öne sürerek, "Bu, aslında uluslararası hukuk tarafından korunan sivillerin hedef alınmasını meşrulaştırmanın bir yolu. Sivilleri sırf evlerinde kaldıkları için canlı kalkan gibi göstermek savaş hukukunu manipüle etmenin bir yolu." dedi.

ATEŞKES VURGUSU

Ateşkesin sağlanması, şiddetin azaltılması ve rehine ile tutukluların "derhal" takas edilmesi gerektiğini ifade eden Gordon, Filistinlilere karşı uzun süredir "sömürgeci şiddet" uygulandığını söyledi.

Gordon, iki devletli çözümün artık geçerli olmadığını savunarak, bu çözüme geri dönmenin "bir yolunun olmadığını" belirtti.

Yapılması gerekenin var olan devleti demokratikleştirecek mekanizmaları bulmak olduğunu kaydeden Gordon, "Şu anda Ürdün Nehri ile Akdeniz arasında tek bir devletimiz var. Bu bir apartheid devleti. Yapmamız gereken şey, şu anda var olan devleti demokratikleştirecek mekanizmaları bulmaktır. Böylece hem Yahudiler hem de Filistinliler eşit oy hakkına sahip olacak ve eşit vatandaşlar olarak tek bir ülkede yaşayabileceklerdir." yorumunu yaptı.

Suudi Prens Türki El Faysal hem Hamas'ı hem İsrail'i kınadı

Faysal, Rice Üniversitesi, Baker Enstitüsü'nün ev sahipliğinde düzenlenen bir konferansta yaptığı konuşmada, "Bu çatışmada kahramanlar yok, yalnızca kurbanlar var" dedi.

Faysal "Askeri olarak işgal altındaki tüm insanların, işgale askeri olarak da olsa direnme hakkı vardır" derken "Filistin'de askeri seçeneği desteklemiyorum. Diğer seçeneği tercih ediyorum: sivil ayaklanma ve itaatsizlik. Bu, Hindistan'da Britanya İmparatorluğu'nu, Doğu Avrupa'da Sovyet İmparatorluğu'nu çökertti. İsrail'in ezici bir askeri üstünlüğü var ve Gazze halkına getirdiği yıkımı ve unutuluşu gözlerimizin önünde görüyoruz" diye ekledi.

"BU SALDIRILAR HAMAS'IN İSLAMİ KİMLİĞE SAHİP OLDUĞU İDDİASINI YALANLIYOR"

Eski Suudi yetkili, Hamas'ın İsrail'in güneyine yönelik saldırısını kınayarak, "Hamas'ın, suçlandığı şekilde sivilleri hedef almasını kategorik olarak kınıyorum. Bu tür bir hedefleme, Hamas'ın İslami kimliğe sahip olduğu iddialarını yalanlıyor. Çünkü Öldürmeye karşı İslami bir emir var. Masum çocuklar, kadınlar ve yaşlılar hakkında... Karar aynı zamanda ibadet yerlerine saygısızlık yapılmasına da karşı" dedi.

"HALKININ YARISI TARAFINDAN BİLE DIŞLANAN FAŞİST VE ZALİM İSRAİL HÜKÜMETİ"

Faysal, hem Hamas'ı hem de İsrail hükümetini kınamaya devam ederek "Ayrıca, Hamas'ın, İsrail halkının yarısı tarafından bile dışlanan; faşist, zalim ve nefret dolu bir İsrail hükümetine daha ahlaki zemin hediye etmesini de kınıyorum. Hamas'ı kınıyorum. Bu berbat hükümete Gazze'de etnik temizlik yapma ve onları unutulana kadar bombalama bahanesi verdiği için" ifadelerini kullandı.

"İKİ YANLIŞ BİR DOĞRU ETMEZ"

Eski Suudi büyükelçisi ayrıca İsrail-Filistin çatışmasına barışçıl bir çözüme ulaşma çabalarına da değinerek "İsrail'in yaptığı gibi, Hamas'ı Filistin'i daha fazla baltaladığı için kınıyorum. Hamas'ı, Suudi Arabistan'ın Filistin halkının kötü durumuna barışçıl bir çözüm bulma girişimini sabote ettiği için kınıyorum ancak aynı şekilde İsrail'in Filistinli masum sivilleri ayrım gözetmeden bombalamasını da kınıyorum. Gazze'deki saldırıları ve onları zorla Sina'ya sürme girişimlerini kınıyorum. İsrail'in hedefli öldürmelerini ve Batı Şeria'daki Filistinli çocukların, kadınların ve erkeklerin ayrım gözetmeksizin tutuklanmasını kınıyorum. İki yanlış bir doğru etmez" dedi.

"İSRAİL'İN FİLİSTİNLİLERLE İLGİLİ EYLEMLERİ HAMAS SALDIRISINI KIŞKIRTTI"

Faysal ABD medyasına da eleştiride bulunarak "Amerikan medyasında sürekli tekrarlanan bir ifade duyuyorum: kışkırtılmamış saldırı. Kışkırtma saymak için İsrail'in üç çeyrek asırdır Filistin halkına yaptıklarından daha ne kadar fazla provokasyon gerekiyor?" ifadelerini kullandı.

Eski Suudi büyükelçisi ayrıca İsrail'i "Filistinlileri yasal sürece başvurmadan adeta toplama kamplarında tutmakla" suçladı.

Faysal, Katar'ın İsrail ile Hamas arasındaki çatışmadaki rolüne de değinerek, "İsrail'i, Katar parasını İsrail'in terör örgütü olarak tanımladığı Hamas'a akıtmasından dolayı kınıyorum" dedi. Faysal, Arap Barış Girişimi'nin 'bu kan gölüne karşı tek geçerli alternatif' olduğunu da vurguladı.

"YOM KİPPUR İSRAİL'E YÖNELİK DEĞİL, İSRAİL'İN SALDIRGANLIĞINA KARŞI BİR SALDIRIYDI"

Konuşma sırasında Faysal, Yom Kippur Savaşı'nın "İsrail'e yönelik bir Arap saldırısı değil, İsrail'in 1967'deki saldırganlığına karşı bir Arap karşı saldırısı" olduğunu da belirtti.

Eski büyükelçi, mevcut savaşı Vietnam Savaşı'na benzeterek, ABD'nin Vietnam Savaşı'na katılımından kaynaklanan kayıplarının, dönemin başkanı Lyndon B. Johnson'ın yeniden seçilmek için aday olamamasına yol açtığını söyledi ve "Başbakan Netanyahu istifa edecek mi, bekleyip görmemiz gerekecek" diye ekledi.

"NETANYAHU'YU HİÇBİR ZAMAN BARIŞ ADAMI OLARAK GÖRMEDİM"

Gazeteci Hadley Gamble ile yaptığı konuşmada Netanyahu görevdeyken barışın sağlanabileceğine inanıp inanmadığı sorulduğunda Faysal, "Onu hiçbir zaman barış adamı olarak görmedim, o yüzden bilmiyorum. Hamas'ın Gazze sınırındaki eylemleri sonucunda kariyerinin en büyük yenilgisini yaşadı. Bunu atlatabilecek mi, İsrail halkı onun başbakan olarak hayatta kalmasına izin verecek mi ve onu sorgulayıp cezasını almayacak mı?" yanıtını verdi.

"KATAR'IN HAMAS DESTEĞİ RAHATSIZ EDİCİ"

Faysal, Katar'ın Hamas'a verdiği desteğin "rahatsız edici" olduğunu da sözlerine eklerken "Hamas'ın Filistin halkına karşı faaliyetleri, 2006'da Gazze'de yönetimi ele aldıklarında Filistin Yönetimi'ne nasıl davrandıkları net olarak belgelendi. Dediğim gibi ben Hamas'ın dostu değilim" dedi.

İsrail'in Ankara Büyükelçisi ülkesine geri döndü

İsrail, Gazze'deki hastane saldırısından sonra protesto gösterilerinin arttığı Türkiye, Mısır, Bahreyn gibi ülkelerdeki büyükelçiliklerindeki personeli geri çağırdı. Bu kapsamda Türkiye'deki büyükelçi de ülkesine geri döndü.

Gazze'ye kara harekatına hazırlanan İsrail, Türkiye dahil bölge ülkelerdeki tüm büyükelçi ve diplomatlarını geri çekme kararı almasının ardından İsrail'in Ankara'daki büyükelçisi Irıt Lillian diğer İsrailli diplomatlar ile birlikte Türkiye'den ayrıldı. İsrail Büyükelçiliği konuya ilişkin henüz bir açıklama yapmadı.

İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi, hafta başında Gazze'deki çatışmalar nedeniyle öfkeli kişilerin İsraillileri hedef alabileceği endişelerini gerekçe göstererek Türkiye'ye seyahat edilmemesi yönünde uyarıda bulunmuştu.

Aylar önce Cumhurbaşkanı Erdoğan'a güven mektubu sunan isim, apar topar Türkiye'den ayrıldıBüyükelçi Lillian, 27 Aralık 2022'de Külliye'deki kabulde Cumhurbaşkanı Erdoğan'a güven mektubu sunmuştu.

TÜRKİYE'DEKİ İSRAİLLİLER ÜLKELERİNE DÖNDÜ

Konsey, Türkiye'deki İsrail vatandaşlarına da mümkün olan en kısa sürede ülkeyi terk etme çağrısında bulunmuştu. Uyarının ardından İsrail havayolu şirketleri, Türkiye'den ayrılmak isteyen İsrailliler için İstanbul'dan çarşamba günü geç saatlerde uçuşlar düzenledi.

Siyonizm karşıtı Yahudiler'den Filistinlilere destek

Siyonist ideolojiyle yönetilen İsrail'e karşı çıkan Yahudi gruplar, Filistin halkının yanında duruyor. 

Kudüs'te bulunan Siyonizm karşıtı Yahudi gruplar açtıkları standlarda Filistin halkına destek veriyor. 

Jews supporting Palestine in the anti-Zionist neighborhood of Mea Shearim in Jerusalem.

Israel is not the land of the Jewish People.

The Jewish people are an ancient religious entity, not a nationality.

The land of Israel is defined in Judaism as the 'Holy Land', not a… pic.twitter.com/eQD2aFj95f

— Torah Judaism (@TorahJudaism) October 20, 2023

İsrail büyükelçiliğini ateşe verdiler

Hamas'ın başlattığı saldırılardan önce İsrail ile normalleşen ülkeler arasında yer alan Bahreyn'de halk ayağa kalktı. 

Bahreyn'de bulunan İsrail büyükelçiliği binası göstericiler tarafından ateşe verildi. 

İsrail devlet televizyonu KAN'ın internet sitesinde yer alan haberde, İsrail'in, Bahreyn'in başkenti Manama'daki büyükelçiliğinin de aralarında bulunduğu Orta Doğu'daki bazı elçilikleri boşalttığı belirtilmişti.

Israel Embassy in Bahrein pic.twitter.com/PVmWEeAxqj

— Lordan Leterson (@LordanLeterson) October 20, 2023

Pedro Filistin'i resmen tanımaya hazırlanıyor

Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro, İsrail'in ve Filistin'in Bogota büyükelçilikleriyle görüşmesinin ardından Ramallah'ta büyükelçilik açacağını bildirdi.

Petro, sosyal medya hesabı X'teki paylaşımında, İsrail'in Bogota Büyükelçisi Gali Dagan ve Filistin'in Bogota Büyükelçisi Raoulf Almalk ile çekilen fotoğraflarını paylaştı.

Büyükelçilerle görüşmesinden sonra Ramallah'ta elçilik açacağını belirten Petro, "İki bağımsız ve özgür devletin önünü açacak bir uluslararası barış konferansına ulaşma konusundaki tutumumu ifade ettim. Barış içinde yaşaması gereken ve bu haklara sahip İsrailli ve Filistinli çocuklara dayanışmamı vurguladım. Gazze'ye insani yardım taşıyan bir uçak göndereceğiz. Kolombiya, büyükelçiliğini Filistin Ramallah'ta açacak." ifadelerini kullandı.

- PETRO'DAN FİLİSTİN'E DESTEK

Petro, 9 Ekim'de X sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, İsrail'in Hamas'ın saldırısına cevap verme şeklini eleştirmişti.

İsrail saldırıları sonucu hayatını kaybeden Filistinli çocukların fotoğraflarını sosyal medya hesabından paylaşan Petro, "Filistinli çocukların huzur içinde uyumasının tek yolu, İsrailli çocukların huzur içinde uyumasıdır. İsrailli çocukların huzur içinde uyumasının tek yolu, Filistinli çocukların huzur içinde uyumasıdır." ifadesini kullanmıştı.

Biden, İsrail'e tarihinin en büyük parasal yardımını yapacak

ABD Başkanı Joe Biden, ABD'nin ulusal güvenlik ihtiyaçları çerçevesinde İsrail ve Ukrayna dahil ortaklara destek olmak için Kongre'ye yarın "acil bütçe" talebinde bulunacağını bildirdi.

Biden, Oval Ofis'te Ulusa Sesleniş konuşması yaptı.

ABD Kongresi'nden yarın talep edeceği bütçenin daha önce hiç görülmemiş şekilde İsrail'in güvenliğine olan bağlılığını teyit edeceğini aktaran Biden, "Bu akıllı bir yatırım. Nesiller boyunca Amerikan güvenliğine kar sağlayacak." değerlendirmesinde bulundu.

Biden, Kongre'nin fonlamasını talep ettiği "güvenlik paketi"nin İsrail'in askeri üstünlüğünü güçlendireceğini kaydederek, "Bölgedeki diğer hasım aktörlerin İsrail'in hiç olmadığı kadar güçlü olduğunu görmelerini sağlayacağız ve çatışmanın yayılmasını engelleyeceğiz." diye konuştu.

Zamanın çok kıymetli olduğuna dikkati çeken Biden, ABD'de bazı bölünmüşlükler olduğunu belirterek, "Hamas gibi teröristler ile Putin gibi diktatörlerin kazanmasına izin veremeyiz. Buna izin veremem." dedi.

- "HAMAS VE PUTİN DEMOKRATİK KOMŞULARINI YOK ETMEK İSTİYOR"

Biden, "Hamas ve Putin farklı tehdit teşkil ediyor ancak ortak bir noktaları var, ikisi de demokratik komşularını tamamen yok etmek istiyor." ifadelerini kullandı.

ABD'nin Ukrayna'ya asker göndermeyeceğinin daha önce de altını çizdiğini anımsatan Biden, Ukrayna'nın tek isteğinin Rus güçlerini ülkelerinden çıkarmak için yardım olduğunu dile getirdi.

Biden, Ukrayna'ya sağlanan yardımların "ABD'nin depolarından" gittiğini ve Kongre'den talep edeceği bütçeyle "depoların Amerikan yapımı yeni teçhizatlarla" doldurulacağını kaydetti.

ABD Başkanı, "Yarın Amerika'nın ulusal güvenlik ihtiyaçları çerçevesinde İsrail ve Ukrayna dahil ortaklara destek olmak için Kongre'ye acil bütçe talebinde bulunacağım." diye konuştu.

- "GAZZE'YE İLK İNSANİ YARDIM SEVKİYATINI GÜVENCE ALTINA ALDIM"

İsrail ziyareti hakkında da konuşan Biden, ABD'nin en önemli önceliğinin Hamas tarafından rehin alınan Amerikalı vatandaşların güvenliği olduğunu vurguladı.

Biden, Hamas'ın 7 Ekim'deki saldırısında hayatını kaybeden Amerikalıların sayısının 32'ye yükseldiğini duyurdu.

"Barıştan vazgeçemeyiz, iki devletli çözümü terk edemeyiz." diyen Biden, ABD'nin Filistin halkına olan bağlılığının da sürdüğünü ifade etti.

Biden, "Gazze'deki hastanede meydana gelen patlamadan" da derin üzüntü duyduğunu belirterek, bunun İsrailliler tarafından gerçekleştirilmediğini tekrar dile getirdi.

Hamas'ın tüm Filistin halkını temsil etmediğinin altını çizen Biden, "Dün İsrail ve Mısır liderleriyle yaptığım görüşmelerde Birleşmiş Milletlerden Gazze'deki Filistinlilere ilk insani yardım sevkiyatının gerçekleşmesini güvence altına aldım." bilgisini paylaştı.

- "İSRAİL SAVAŞ KURALLARINA UYGUN HAREKET ETMELİ"

Biden, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile aynı zamanda "İsrail'in savaş kurallarına uygun" bir şekilde hareket etmesi gerektiğinin önemini de görüştüklerini belirterek, "Bu, çatışmada mümkün olduğu kadar sivilleri korumak anlamına geliyor." dedi.

Amerika'nın 11 Eylül terör saldırılarının ardından çok kızgın olduğunu ve adalet için hareket ettiğini anımsatan Biden, "Bazı hatalar yaptık. Bu nedenle İsrail hükümetini 'öfkenin gözlerini bürümemesi' gerektiği konusunda uyardım." açıklamasında bulundu.

- "YAHUDİ KARŞITLIĞI VE İSLAMOFOBİYİ REDDETMELİYİZ"

7 Ekim saldırılarının ardından ABD'de de Yahudi karşıtlığı ve İslamofobinin artışa geçtiğine dikkati çeken Biden, geçen hafta 6 yaşında Müslüman bir çocuğun öldürülmesine tepki gösterdi.

Biden, "Bunlar olurken sessiz kalamayız. Açık bir şekilde Yahudi karşıtlığı ve İslamofobiyi reddetmeliyiz." vurgusunu yaptı.

- ABD KONGRESİNİN ALT KANADI TEMSİLCİLER MECLİSİ "DONMUŞ" DURUMDA

ABD Kongresinin alt kanadı Temsilciler Meclisinin Kevin McCarthy tarafından boşaltılan başkanlık koltuğu hala doldurulamadı.

"Donmuş" durumda olan Temsilciler Meclisine bu noktada yasa tasarıları ya da karar tasarıları sunulamıyor.

Amerikan basınında, Biden’ın bütçe talebinin, dış yardımlardan önce “göç ve sınır sorunları” gibi iç politikayı ilgilendiren konularda harekete geçilmesini isteyen Kongre’deki Cumhuriyetçilerin engeline takılabileceği yorumları yapılıyor.

Aynı zamanda, Biden'ın Kongre'den 100 milyar dolarlık bütçe talep edeceği gündeme getiriliyor.

Filistinli Hristiyanlar: İsrail soykırım planı uyguluyor

Filistin Devlet Başkanlığına bağlı Kilise İşleri Yüksek Komitesinin Başkanı Remzi Huri, İsrail'in, Gazze Şeridi'ndekilere karşı "soykırım" planı uyguladığını söyledi.

Huri, yaptığı yazılı açıklamada, "İsrail'in Gazze'de Tarihi Aziz Porphyrius Rum Ortodoks Kilisesi'ni hedef alması bir savaş suçudur." ifadelerine yer vererek, İsrail'in, Filistinli sivillere ve ibadethanelere karşı devam eden suçlarına bir yenisinin daha eklendiği belirtti.

"İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkımıza karşı soykırım planı uyguladığına dair resim tüm dünyaya açık hale geldi." ifadesini kullanan Huri, şunları kaydetti:

"Müslüman ve Hıristiyanlardan oluşan yaklaşık 500 Filistin vatandaşının barındığı kilisenin hedef alınması, İsrail işgalinin ana hedeflerinin çocuklar, kadınlar ve yaşlılar da dahil olmak üzere savunmasız vatandaşlar olduğunu doğruluyor."

"Birçok uluslararası anlaşma kapsamında bir savaş suçudur"

Kilise İşleri Yüksek Komitesi de yazılı açıklamasında, kilisenin doğrudan hedef alındığına dikkati çekerek, "Bu, Cenevre Sözleşmesi ve birçok uluslararası anlaşma kapsamında bir savaş suçudur. Bu, Gazze Şeridi'nde, Kudüs'te ve işgal altındaki çeşitli Filistin topraklarında, Filistinli sivillere ve ibadet yerlerine karşı devam eden işgal suçlarına eklenmektedir." ifadelerine yer verildi.

Komite, Tarihi Aziz Porphyrius Rum Ortodoks Kilisesi'nin dünyanın en eski üçüncü kilisesi olduğunu ve orijinal inşaatının 425 yılına dayandığını kaydetti.

Gazze'deki İçişleri Bakanlığı, dün İsrail'in Gazze'de Rum Ortodoks Kilisesi'ni hedef aldığını duyurmuştu.

Yerinden edilen yüzlerce Filistinlinin sığındığı kilisede İsrail saldırısı sonucu "çok sayıda kişinin öldüğü ve yaralandığı" aktarılmıştı.

- İsrail-Filistin çatışması

Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, 7 Ekim sabahı İsrail'e "Aksa Tufanı" adıyla kapsamlı saldırı başlatmıştı.

Gazze'den İsrail yönüne binlerce roket atılırken Filistinli silahlı gruplar Gazze-İsrail sınırındaki Beyt Hanun-Erez Sınır Kapısı'na baskın düzenleyerek burayı ele geçirmişti.

Silahlı gruplar daha sonra buradan İsrail içindeki yerleşim yerlerine girmiş, İsrail ordusu da onlarca savaş uçağıyla Gazze Şeridi'ne saldırı başlatmıştı.

Gazze'den düzenlenen saldırılarda 306'sı asker 1400 İsraillinin öldüğü, 3 bin 968 İsraillinin yaralandığı aktarılmıştı.

Gazze'deki Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail'in Gazze'ye saldırılarında 1524'ü çocuk 3 bin 785 kişinin öldüğünü, 12 binden fazla kişinin yaralandığını duyurmuştu.

İşgal altındaki Batı Şeria'da da İsrail güçlerinin ve Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 77 Filistinlinin öldüğü belirtilmişti.

İsrail'in saldırılarında 13 gazeteci yaşamını yitirmişti.

Lübnan sınırında 8 Ekim'de İsrail ordusu ile Hizbullah arasında başlayan çatışmalarda ise 12 Hizbullah, 2 İslami Cihad üyesi, biri gazeteci 3 sivil hayatını kaybetmişti.

Lübnan tarafından düzenlenen saldırılarda da 2 İsrail askeri ve bir İsrailli sivil yaşamını yitirmişti.

İsrail'in Gazze'deki El-Ehli Baptist Hastanesi'ne 17 Ekim'de düzenlediği saldırıda 471 kişi hayatını kaybetmiş, 28'i ağır 342 kişi yaralanmıştı.

ABD: Yemen'den İsrail'e atılan 3 füzeyi engelledik

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), Yemen'den Kızıldeniz boyunca İsrail yönüne fırlatılan 3 füze ile Irak ve Suriye'deki Amerikan üslerine saldıran insansız hava araçlarına (İHA) müdahalede bulunulduğunu açıkladı.

Pentagon Sözcüsü General Pat Ryder, basın toplantısında, Yemen'den İsrail yönüne fırlatılan füzeler ile Suriye ve Irak'taki ABD askeri üslerine yönelik İHA saldırılarına ilişkin bilgi verdi.

Ryder, Yemen'de karadan fırlatılan, Kızıldeniz boyunca kuzey istikametine, potansiyel olarak İsrail'deki hedeflere doğru gittiği bilgisini paylaştığı 3 füzenin "potansiyel tehdit olarak algılanması" nedeniyle bölgede görevli USS Carney savaş gemisi tarafından vurulduğunu belirtti.

Füzelerin Husi güçlerince fırlatıldığını söyleyen Ryder, "Bu füzelerin ve insansız hava araçlarının neyi hedeflediğini kesin olarak şu an söyleyemeyiz ancak Yemen'den Kızıldeniz boyunca kuzeye, potansiyel olarak İsrail'deki hedeflere doğru fırlatıldı." şeklinde konuştu.

Ryder, 18 Ekim'de de ABD'nin Suriye'de bulunan askeri üssüne 2 İHA saldırısı düzenlendiğini, İHA'lardan birinin havada imha edildiğini, diğerinin üsse isabet ederek hafif hasara neden olduğunu anlattı.

Yine aynı günün sabahı Irak'taki ABD'ye ait Ayn el-Esed Askeri Üssü'ndeki erken uyarı sistemlerinin yaklaşan olası tehdide işaret ettiğini belirten Ryder, koruyucu önlem olarak personelin sığınaklara girdiği, herhangi bir saldırı gerçekleşmediği, bu esnada bir sivil çalışanın kalp krizi geçirerek hayatını kaybettiği bilgisini paylaştı.

Ryder, bu saldırıların ardında kimlerin olduğu konusunda şu an net bilgi bulunmadığını, İsrail-Filistin gerginliğiyle bağının olup olmadığının ayrıca incelendiğini kaydetti.

Pentagon Sözcüsü, Irak ve Suriye'deki İHA saldırılarında son birkaç günde artış gözlendiğini ifade ederek, ABD güçlerinin, Hamas-Filistin gerginliğinin daha geniş alana yayılmaması için "caydırıcı güç" olarak bölgede kalmayı ve İsrail'e destek vermeyi sürdüreceğini sözlerine ekledi.

İsrail içinde sivillerin bulunduğu evleri bombaladı

İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nde sivillerin bulunduğu 6 eve hava saldırısı düzenlediği bildirildi.

Gazze'deki İçişleri Bakanlığının Telegram hesabından yapılan açıklamada, İsrail savaş uçaklarının Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus kentinde sivillerin yaşadığı 6 evi hedef aldığı belirtildi.

Açıklamada, hava saldırılarında 9 kişinin öldüğü, 60 kişinin de yaralandığı ifade edildi.

Filistin haber ajansı WAFA'dan geçen haberde ise "Han Yunus kentinde sivillerin yaşadığı 6 evin bombalanması sonucu çoğu çocuk ve kadın en az 21 kişi yaşamını yitirdi, 79 kişi de yaralandı." bilgisine yer verildi.

YARDIMLARIN GİRİŞİNE HALA İZİN VERİLMEDİ

Mısır medyasında yer alan haberlerin aksine İsrail ordusu, halihazırda abluka altındaki Gazze Şeridi'ne yardım girişine izin verilmeyeceğini açıkladı. Ordu Sözcüsü Hagari, "Şu aşamada, Gazze'ye yardım girişi olmayacağını herkesin bilmesini istiyorum. Gazze'ye açılan sınır kapıları hala kapalı. Bununla ilgili karar, idari düzeyde alınacak ve sonra da uygulanacak. Yardım girişlerinin vakti geldiğinde bunu açıklayacağız." dedi.

"YAKINDA GAZZE'Yİ İÇERİDEN GÖRECEKSİNİZ"

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, İsrail ordusunun abluka altındaki Gazze Şeridi'ne yönelik kara operasyonunun yakın olduğu mesajını verdi. Netanyahu, Gazze sınırı yakınlarında bulunan askerlerle bir araya geldi. Askerlerle görüntüsünü paylaşan Netanyahu, mesajına "Hazırız." ifadesini ekledi. İsrail Savunma Bakanı Gallant da Gazze sınırındaki birlikleri ziyaret etti. Burada İsrail askerlerine seslenen Gallant, "Şu anda Gazze'yi uzaktan görüyorsunuz. Yakında içeriden de göreceksiniz." ifadelerini kullandı. Gallant, Lübnan sınırında Hizbullah ile yaşanan gerilime de değinerek, "Hizbullah savaş başlatmak istiyorsa ilk önce Gazze şehrinin fotoğraflarına bakmalıdır." dedi.

GAZZE'DE BİR CAMİ DAHA BOMBALANDI

İsrail ordusunun hava saldırılarında Gazze Şeridi'nde bir caminin daha tamamen yıkıldığı bildirildi.

Gazze'deki İçişleri Bakanlığının Telegram hesabından yapılan açıklamada, İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye bölgesinde hedef aldığı el-Ömeri Camii'nin tamamen yıkıldığı belirtildi.

Açıklamada, saldırıda ölen ya da yaralanan olup olmadığına ilişkin bilgi verilmedi.

Gazze Şeridi'ndeki Hamas'a bağlı hükümetin Basın Ofisi Başkanı Selame Maruf, 18 Ekim'de "İsrail 10 camiyi yıktı, onlarca cami ve mabede de zarar verdi. Bunlar arasında 7 tarihi cami ve kilise de var." açıklamasında bulunmuştu.

LÜBNAN TOPRAKLARINA YENİ SALDIRILAR

İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyinden tanksavar füzeleri fırlatma girişimi gerekçesiyle Hizbullah üyelerinden oluşan 3 kişilik bir "hücreyi" hedef aldığını açıkladı.

Ordudan yapılan açıklamada, askeri helikopterlerin İsrail'e tanksavar füzeleri fırlatmaya hazırlanan üç Hizbullah üyesinin bulunduğu bir "hücreyi" hedef aldığı belirtildi.

İsrail ordusunun Hizbullah'ın altyapısını hedef almaya devam ettiği aktarılan açıklamada, "Güçlerimiz, Hizbullah'a ait, içinde keşif ve uyarı sahalarının da bulunduğu bir dizi altyapıyı hedef aldı." denildi.

Lübnan sınırında 8 Ekim'de İsrail ordusu ile Hizbullah arasında başlayan çatışmalarda 12 Hizbullah, 2 İslami Cihad üyesi, biri gazeteci 3 sivil hayatını kaybetmişti.

Lübnan tarafından düzenlenen saldırılarda da 2 İsrail askeri ve bir İsrailli sivil yaşamını yitirmişti.

NELER OLMUŞTU?

Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, 7 Ekim sabahı İsrail'e "Aksa Tufanı" adıyla kapsamlı saldırı başlatmıştı.

Gazze'den İsrail yönüne binlerce roket atılırken Filistinli silahlı gruplar Gazze-İsrail sınırındaki Beyt Hanun-Erez Sınır Kapısı'na baskın düzenleyerek burayı ele geçirmişti.

Silahlı gruplar daha sonra buradan İsrail içindeki yerleşim yerlerine girmiş, İsrail ordusu da onlarca savaş uçağıyla Gazze Şeridi'ne saldırı başlatmıştı.

Gazze'den düzenlenen saldırılarda 306'sı asker 1400 İsraillinin öldüğü, 3 bin 968 İsraillinin yaralandığı aktarılmıştı.

Gazze'deki Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail'in Gazze'ye saldırılarında 1524'ü çocuk 3 bin 785 kişinin öldüğünü, 12 binden fazla kişinin yaralandığını duyurmuştu.

İşgal altındaki Batı Şeria'da da İsrail güçlerinin ve Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 77 Filistinlinin öldüğü belirtilmişti.

İsrail'in saldırılarında 13 gazeteci yaşamını yitirmişti.

Lübnan sınırında 8 Ekim'de İsrail ordusu ile Hizbullah arasında başlayan çatışmalarda ise 12 Hizbullah, 2 İslami Cihad üyesi, biri gazeteci 3 sivil hayatını kaybetmişti.

Lübnan tarafından düzenlenen saldırılarda da 2 İsrail askeri ve bir İsrailli sivil yaşamını yitirmişti.

İsrail'in Gazze'deki El-Ehli Baptist Hastanesi'ne 17 Ekim'de düzenlediği saldırıda 471 kişi hayatını kaybetmiş, 28'i ağır 342 kişi yaralanmıştı.

Tarihte bugün ne oldu? Tarihte 20 Ekim günü meydana gelen önemli olaylar

Dünya Bülteni/ Tarih Dosyası

GÜNÜN OLAYI

Fransa Anadolu’dan Çekilmeyi Kabul Etti ‘’Ankara Antlaşması’’ (1921)

Mondros Ateşkes Antlaşmasından sonra güney illerini işgal eden Fransa bölge halkının direnişi ile karşılaşmıştı. Bölge halkının direnişi karşısında tutunamayacağını anlayan Fransa antlaşma yolları aramaya başladı. TBMM kuvvetlerinin  Yunanlılara karşı Sakarya Zaferini kazanmasının ardından Fransa ile başlanan görüşmeler sonunda 20 Ekim 1921 tarihinde Ankara Antlaşması imzalandı. Hatay dışında bugünkü Türkiye-Suriye sınırı çizilmiş oldu. Böylece güney illerimizde ki Fransız işgali ve zulmü sona erdi.

GÜNÜN ÖNEMLİ OLAYLARI

Haçlılar Antakya’yı Kuşattılar (1097)

Haçlı ordusu 20 Ekim 1097’de Antakya önlerine geldiler. Antakya hakimi Yağısıyan şehri savunmak için halkı şehirden çıkarıp hendekler kazdırtmıştı. Yağısıyan dokuz aylık müthiş bir savunmadan sonra teslim olmak zorunda kaldı. Haçlılar şehirdeki tüm Türkleri katlettiler.

Venedikliler Vergiye Bağlandı (1540)

20 Ekim 1540 yılında Venedik ile yapılan antlaşma ile Venedik Cumhuriyeti Osmanlı Devletine yıllık vergi vermeyi kabul etti.

Navarin’de Osmanlı Donanmasını Yaktılar (1827)

Yunan isyanının bastırılması Avrupa’da hoş karşılanmadı.İngiltere, Fransa ve Rusya ortak donanması dost olarak geldikleri Navarin limanındaki Osmanlı Donanmasına 20 Ekim 1827’de aniden ateşe başlayarak yaktılar.

İngiltere Denizlerde Kesin Hakimiyet Sağladı (1805)

Napolyon büyük bir donanma hazırladı. Amacı İngilizleri kendi topraklarında mağlup etmekti. Ancak Fransız donanması, Amiral Nelson komutasındaki İngiliz donanmasına 20 Ekim 1805 tarihinde Trafalgar’da yenildi. İngilizler bu zaferle denizlerde kesin bir üstünlük sağladılar.

Avusturya Bosna-Hersek’e Yerleşti (1879)

Avusturya  1877-78 savaşından yenilgi ile çıkan Osmanlı devletinin karşı çıkacak durumu olmadığını değerlendirdi ve bölge halkının direnmesine rağmen Bosna-Hersek’i işgal etti. Osmanlı Devleti 20 Ekim 1879’da Avusturya ile imzaladığı antlaşma ile bu durumu kabullendi. Antlaşmaya göre bölge Osmanlı toprağı sayılacak fakat yönetimi Avusturya’da olacaktı.

İstanbul Hükümeti Temsil Heyetini Tanıdı (1919)

Damat Ferit Paşa hükümetinin istifasından sonra kurulan yeni hükümet bahriye nazırı Salih Paşa’yı temsil heyeti ile görüşmek üzere Anadolu’ya gönderdi. Görüşme Amasya’da 20 Ekim 1919’da gerçekleşti. Görüşme sonunda Amasya Protokolü imzalandı. Böylece İstanbul hükümeti Temsil Heyetinin varlığını resmen tanımış oldu. 

Çin Kuzey Hindistan Topraklarını İşgal Etti (1962)

Çin ile Hindistan arasındaki sınır anlaşmazlıkları giderek büyüdü ve 20 Ekim 1962’de Çin Kuvvetleri Hindistan’ın kuzeydoğu topraklarına ve kuzeydeki Ladakh eyaleti topraklarına girdi. Savaş Hindistan’ın yenilgisi ile sonuçlandı . Hindistan tarafsızlık ve bağlantısızlık politikasının bedelini acı bir şekilde ödemiş oldu. Bu olaydan sonra Hindistan SSCB ile ilişkilerini geliştirmeye çalışacaktır.

Yunanistan NATO’ya Tekrar Döndü (1980)

Türkiye’nin vetosunu geri çekmesi üzerine Yunanistan 20 Ekim 1980 tarihinde NATO’nun askeri kanadına geri tekrar kabul edildi.

GÜNÜN DİĞER ÖNEMLİ OLAYLARI

1827- İngiliz, Fransız, Rus birleşik filosu, Yunanistan açıklarında Navarin'de Osmanlı donanmasını tahrip etti.

1921- TBMM ile Fransa hükümetleri arasında ''Ankara Anlaşması'' imzalandı. Fransa adına Franklin Bouillon'un sürdürdüğü görüşmeler sonrasında Fransa, işgal ettiği Anadolu topraklarından çekildi.

1935- Çin’de Milliyetçi hükümete karşı başlatılan ve 1 yıl süren 6 bin millik Uzun Yürüyüş sona erdi. Mao önderliğindeki Birinci Öncü Ordu Yenan’a girdi.

1942- Ekmek karneye bağlandı. Karneler, dağıtılmaya başlandı.

1945- Mısır, Suriye, Irak ve Lübnan, Filistin topraklarında devlet kurmak isteyen Yahudilere karşı Arap cemiyetini kurdu.

1949- ‘’Minik Vali’’ olarak tanınan Ordinaryüs Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay, İstanbul Valiliği ve Belediye Başkanlığı görevine başladı.

1959- III. Akdeniz Oyunları Beyrut’ta yapıldı. 4 altın, 2 gümüş, 1 bronz madalya kazanan Türk Grekoromen Milli Takımı şampiyon oldu.

1977- Besteci Ferit Tüzün 48 yaşında vefat etti.

1978- Ordinaryüs Prof. Dr. Bedri Karafakioğlu öldürüldü. Karafakioğlu İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Fakültesi Dekanı görevini yürütüyordu.

1980- Yunanistan, NATO askeri kanadına yeniden girdi.

1982 - Bir gün önce anayasa metnini açıklayan MGK, devlet başkanı Kenan Evren'in anayasayla ilgili konuşmalarını eleştirmeyi yasakladı.

1984 - Bilkent Üniversitesi kuruldu.

1985 - 12. Nüfus sayımı. Türkiye'nin nüfusu: 50.664.458. İstanbul'un nüfusu: 5.475.982

2002 - Sırbistan ile birlikte Yugoslavya'yı oluşturan Karadağ'da yapılan genel seçimlerde, devlet başkanı Milo Cukanoviç'in bağımsızlık yanlısı partisi meclis çoğunluğunu elde etti.

2004- Türk tiyatrosunun ''Arap Bacı''sı (Bacı Kalfa) usta sanatçı Tevfik Gelenbe 73 yaşında vefat etti.

2008- ''Ergenekon'' soruşturması kapsamında haklarında dava açılan emekli Tuğgeneral Veli Küçük, İP Genel Başkanı Doğu Perinçek, Cumhuriyet gazetesi İmtiyaz Sahibi ve Başyazarı İlhan Selçuk ile eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu'nun da aralarında bulunduğu 46'sı tutuklu 86 sanığın yargılanmasına başlandı.

2011- Libya'nın devrik lideri Muammer Kaddafi'nin UGK askerleri ile kendisine bağlı birlikler arasındaki çapraz ateşte başından vurularak öldüğü açıklandı.

2013- FIM Dünya Supersport Şampiyonası'nın İspanya'daki son yarışını, İngiliz Sam Lowes kazanıp dünya şampiyonu olurken milli motosikletçi Kenan Sofuoğlu ise sezonu ikinci bitirdi.

2016- İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu savcılarından Mehmet Şenay Baygın tarafından ByLock programına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında programın yazılımcısı olduğu belirlenen İhsan T. gözaltına alındı. Eski TÜBİTAK çalışanı İhsan T. çıkarıldığı hakimlikçe ''terör örgütüne üye olmak'' suçundan tutuklandı.

2018- Duayen foto muhabiri Ara Güler için Galatasaray Meydanı'nda tören düzenlendi. Tören öncesinde Beyoğlu Belediyesince bir platform kuruldu. Ara Güler'in fotoğrafları ile hayatını anlatan film platforma kurulan ekrandan gösterildi.

Starbucks Filistin'i destekleyen sendikasını dava etti

ABD'li kahve zinciri Starbucks, Filistin ile dayanışma mesajı içeren bir paylaşımda bulunduğu gerekçesiyle "Starbucks Workers United" adlı sendikasına dava açacağını açıkladı.

ABD'de yayın yapan The Intercept sitesinin haberine göre, Starbucks'ın Genel Müdür Yardımcısı Sara Kelly, sendikanın Filistin ile dayanışma mesajı verdiği paylaşıma ilişkin açıklamalarda bulundu.

Sendikanın paylaşımının şirketin görüşlerini yansıtmadığını ve paylaşımda Starbucks'ın isminin kullanılmasının insanların kafasını karıştırdığını ileri sürerek sendikaya dava açmaya hazırlandıklarını söyleyen Kelly, bazı müşterilerin söz konusu paylaşımdan dolayı duyduğu öfkeyi mağaza çalışanlarından çıkardığını belirtti.

Sendikanın görüşlerine kesinlikle katılmadıklarını ifade eden Kelly, "Workers United adımızı, logomuzu ve fikri mülkiyetimizi kullanmaya devam ettiği için, bazı insanlar bu paylaşımı yanlışlıkla bizimle ilişkilendiriyor. Workers United, Starbucks adına konuşmamaktadır ve şirketimizin görüşlerini temsil etmemektedir. Sendikanın sözleri ve eylemleri sadece ve sadece kendilerine aittir." ifadelerini kullandı.

ABD, Çin'in nükleer kapasitesinden endişeli

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) raporunda, Çin'in 500'den fazla operasyonel nükleer savaş başlığına sahip olduğunun tahmin edildiği ve bunun, önceki tahminleri aştığı belirtildi.

Pentagon'un Çin'in askeri ve güvenlik gelişmelerine ilişkin yıllık raporunda, Pekin'in 2022'de nükleer genişlemesini sürdürdüğü kaydedildi.

Raporda, "Savunma Bakanlığı, Mayıs 2023 itibarıyla Çin'in 500'den fazla operasyonel nükleer savaş başlığına sahip olduğunu tahmin ediyor ve bu önceki tahminleri aşıyor." ifadesine yer verildi.

Çin'in nükleer savaş başlığı sayısının 2030'da 1000'e ulaşacağı öngörülen raporda, nükleer kapasitesinin gücünü 2035'e kadar arttırmaya devam edeceği tahmini yapıldı.

Raporda ayrıca, Çin'in kara, deniz ve havadaki nükleer dağıtım sistemleri envanterini de arttırdığı aktarıldı.

Amerikan Bilim İnsanları Federasyonu, ABD'nin yaklaşık 3 bin 700 nükleer savaş başlığı stokuna sahip olduğunu, Rusya'nın ise 1550 nükleer silaha sahip olduğunu belirtiyor.

"Filistin devleti kurulmadan hiçbir çözüm mümkün değil"

BM Genel Sekreteri Guterres, "İsrail ile yan yana, karşılıklı güvenlik garantisi altında, uluslararası kararlar ve iki taraf arasında varılan anlaşmalar doğrultusunda bağımsız bir Filistin devleti kurulmadan, hiçbir çözüm mümkün değildir." dedi.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, "İsrail ile yan yana, karşılıklı güvenlik garantisi altında, uluslararası kararlar ve iki taraf arasında varılan anlaşmalar doğrultusunda bağımsız bir Filistin devleti kurulmadan, hiçbir çözüm mümkün değildir." dedi.

Guterres, Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri ile Kahire'de düzenlenen basın toplantısında konuştu.

Bakan Şukri'ye sıcak karşılaması ve hayati önem arz eden çalışmaları için teşekkür ederek konuşmasına başlayan Guterres, bu krizde insani bir görev için Orta Doğu'da olduğunu söyledi.

Guterres, krizin, 7 Ekim'de Hamas'ın yaptığı saldırılarla, çok sayıda İsraillinin yaralanmasıyla, öldürülmesiyle, sivilleri kaçırmasıyla tetiklendiğini belirtti.

Bu durumun, İsrail'in Gazze'yi tamamen kuşatmasına, sivillere yönelik acımasız bombalamaların yapılmasına yol açtığını belirten Guterres, hayatını kaybedenlerin çoğunluğunun kadın ve çocuk olduğunu vurguladı.

Guterres, "Uluslararası insancıl hukuka saygı gösterilmesi gerektiğini yeniden teyit etmek isterim. Sivillerin korunması ayrıca bir zorunluluk. Hastaneye saldırı, okula veya BM tesislerine yönelik her türlü saldırı yasaktır ve uluslararası hukuka aykırıdır." diye konuştu.

Acil insani eylem çağrısında bulanan Guterres şunları kaydetti:

"Bu insani felaket karşısında, iki acil insani eylem çağrısında bulunuyorum: Hamas'ın, derhal ve koşulsuz olarak rehineleri serbest bırakması, İsrail'in, Gazze halkının en temel ihtiyaçlarının karşılanması için insani yardımlara derhal izin vermesi. Net bir şekilde söylüyorum, Filistin halkının 56 yıllık işgalin ardından meşru ve derin mağduriyetleri var."

HER İKİ TARAFA DA ATEŞKES ÇAĞRISI

Guterres, hiçbir eylemin terörü haklı gösteremeyeceğini ifade ederek, Hamas'ın İsrail'e saldırılarının Filistin halkının toplu olarak cezalandırılmasını haklı gösteremeyeceğini vurguladı.

Her iki tarafa da ateşkes çağrısında bulunan Guterres, Gazze halkının yaklaşık iki haftadır gıda, su ve ilaç gibi temel ihtiyaçlara erişiminin olmadığını anımsattı.

Guterres, temel ihtiyaçların eksikliğinden bölgede hastalıkların yayıldığını vurgulayarak, "İnsanlar ölüyor. Bu görüntüler beni dehşete düşürdü ve Gazze'deki sivillerin temel hizmetlere ve malzemelere ihtiyacı var. Bunun için de hızlı ve engelsiz insani yardım erişimine ihtiyacımız var." şeklinde konuştu.

Gazze halkına yardım ulaştırmanın sürekli bir çaba gerektirdiğini söyleyen Guterres, "Basit bir ifadeyle bu, görevlilerin yardımları içeri sokabilmeleri ve güvenli bir şekilde dağıtabilmeleri gerekiyor." dedi.

Guterres, bölgeye yardım ulaştırabilmek için yapılan hazırlıkları takip etmek üzere Mısır'a geldiğini belirterek, "Bu hayat kurtarma çabasında, El-Ariş Uluslararası Havalimanı ve Refah Sınır Kapısı sadece kritik öneme sahip değil, aynı zamanda tek umudumuz." ifadelerini kullandı.

Kalıcı çözüme olan ihtiyacı dile getiren Guterres, "İsrail ile yan yana, karşılıklı güvenlik garantisi altında, uluslararası kararlar ve iki taraf arasında varılan anlaşmalar doğrultusunda bağımsız bir Filistin devleti kurulmadan, hiçbir çözüm mümkün değildir." ifadesini kullandı.

Gazze'de ölenlerin sayısı 3 bin 3785'e ulaştı

İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik saldırılarında 1524'ü çocuk, 3 bin 785 kişi hayatını kaybetti.

Gazze'deki Filistin Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşref el-Kudra konuyla ilgili yazılı açıklamada bulundu.

Kudra, ölen 3 bin 785 kişiden 1524'ünün çocuk 1000'inin ise kadın olduğunu aktardı.

İsrail'in saldırılarında yaralanan kişi sayısının 12 bin 493 olduğunu belirten Kudra, yaralılardan 3 bin 983'ünün çocuk, 3 bin 300'ünün ise kadın olduğunu ifade etti.

İsrail ile Filistinli gruplar arasında çatışmaların başladığı 7 Ekim'den bu yana ölen İsrail askerlerinin sayısı 306'ya ulaştı.

BATI ŞERİA'DA GÖZALTILAR SÜRÜYOR

İsrail güçleri, işgal altındaki Batı Şeria'da gece saatlerinde düzenlediği baskınlarda 4'ü çocuk, 7 Filistinliyi öldürüldü.

İsrail güçleri, Batı Şeria'nın farklı bölgelerinde aralarında eski milletvekilleri ile Hamas yetkililerinin de olduğu 100 Filistinliyi gözaltına aldı.

Filistin Esirler Cemiyeti Basın Sorumlusu Emani Serahane, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İsrail ordusunun Doğu Kudüs ile Batı Şeria'nın farklı bölgelerinde baskın düzenlediğini belirtti.

İsrail güçlerinin en az 100 Filistinliyi gözaltına aldığını aktaran Serahane, gözaltına alınanlar arasında Hamas'ın Batı Şeria'daki yetkililerinden Hasan Yusuf'un da olduğu bazı üyeleri ile eski milletvekillerinin de bulunduğunu ifade etti.

Serahane, İsrail güçlerinin 7 Ekim'den bu yana Batı Şeria ile Doğu Kudüs'te 850 Filistinliyi gözaltına aldığı bilgisini paylaştı.

İSRALLİ KOMUTANDAN İTİRAF

İsrail Ordusu İç Cephe Komutanı Rafi Milo, Hamas'ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugaylarının saldırısına maruz kalan Gazze Şeridi'nin çevresindeki İsrail şehirlerini korumada başarısız olduklarını söyledi.

İsrail devlet televizyonu KAN'da yayımlanan haberde İç Cephe Komutanı Milo'nun sözlerine yer verildi.

Milo, Gazze'de hayatın değiştiğini kanıtlayana ve kamuoyunu Gazze'nin çevresindeki bölgelerin güvenli olduğuna inandırana kadar bölgedeki İsraillileri evlerine döndüremeyeceklerini kaydetti.

"Savaşın amacı, Hamas'ın Gazze'de askeri veya siyasi hakimiyetinin olmamasını sağlamak." diyen Milo, 7 Ekim'de yaşananlara ilişkin "Gazze'nin çevresindeki şehirleri korumada başarısız olduk." itirafında bulundu.

ABD İSRAİL'E HİZBULLAH KONUSUNDA BASKI YAPIYOR İDDİASI

İsrail basını ABD yönetiminin Lübnan'daki Hizbullah ile savaş başlatmaması için İsrail'e baskı kurduğunu yazdı.

Times of Israel gazetesi adı açıklanmayan iki yetkiliye dayandırdığı haberinde, Beyaz Saray'ın savaşın abluka altındaki Gazze Şeridi'nin dışına çıkmaması için çaba gösterdiğini belirtti.

Gazeteye konuşan yetkililer, ABD'nin, İsrail'in kuzey cephesinde savaş açmamaları konusunda Hizbullah ile İran'ı özel ve açıktan uyardığını söyledi.

Yetkililere göre ABD, İsrail'i Hizbullah'tan gelen saldırılara karşılık verirken dikkatli olması konusunda da uyardı ve İsrail ordusunun Lübnan'daki bir hatasının çok daha büyük bir savaşa yol açabileceğine dikkati çekti.

Haberde, Beyaz Saray yetkililerinin son günlerde Tel Aviv yönetimine, Hizbullah'ın İsrail'e karşı bir savaş başlatması halinde ABD ordusunun İsrail ordusuna destek vereceği mesajını ilettiği kaydedildi.

Ancak ABD Başkanı Joe Biden'ın dünkü Tel Aviv ziyaretinden sonra uçakta gazetecilere, "Hizbullah ile cephe açılması durumunda ABD ordusunun da katılacağının hiçbir zaman söylenmediği" yönündeki açıklamasına da haberde yer verildi.

İsrail, abluka altındaki Gazze Şeridi'ne yönelik saldırılarını 7 Ekim'den bu yana sürdürürken Lübnan sınırında da tansiyon yükseliyor.

Lübnan sınırında 8 Ekim'de İsrail ordusu ile Hizbullah arasında başlayan çatışmalarda 12 Hizbullah, 2 İslami Cihad üyesi, 1 gazeteci, 2 sivil hayatını kaybetmişti.

Lübnan tarafından düzenlenen saldırılarda da 2 İsrail askeri ve 1 İsrailli sivil ölmüştü.

HİZBULLAH ARA ARA İSRAİL GÜÇLERİNİ VURUYOR

Lübnan'daki Hizbullah, ülkenin güney sınırındaki İsrail'e yönelik bazı saldırılar gerçekleştirildiğini duyurdu.

Hizbullah'ın yaptığı açıklama, örgüte yakınlığıyla bilinen Al Mayadeen TV'nin internet sitesinde paylaşıldı.

Açıklamada, İsrail sınırındaki El-Malikiyye askeri noktasına roket ve hafif silahlarla saldırı düzenlendiği belirtildi.

Lübnan resmi ajansı NNA'da yer alan haberde de İsrail'e ait Manara yerleşim birimine de füzeyle saldırı gerçekleştirildiğini kaydetti.

Haberde, İsrail'in de Lübnan'a ait Meys el Cebel beldesinin çevresini topçu atışı ile vurarak karşılık verdiği aktarıldı.

İsrail ordusundan yapılan açıklamada da Lübnan'dan 2 antitank füzesiyle Manara yerleşim birimine ve sınırdaki güvenlik tellerine saldırı gerçekleştirildiği kaydedildi.

Saldırıya topçu atışıyla karşılık verilirken olaylarda ölen ya da yaralanan olmadığı açıklandı.

Netanyahu'nun Sözcüsü Gendelman: "Mısır üzerinden Gazze'ye yardımlar yakında başlayacak"

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Sözcüsü Ofir Gendelman, Mısır üzerinden abluka altındaki Gazze Şeridi'ne insani yardımların "yakında başlayacağını" açıkladı.

Gendelman, AA muhabirine, İsrail'in Gazze'ye uyguladığı ablukanın yanı sıra Netanyahu hükümetinin Gazze'ye yönelik planına ilişkin açıklamalarda bulundu.

Hamas'ın 7 Ekim'deki saldırıları sonrasında,Gazze Şeridi'ne su, elektrik, yakıt, gıda malzemeleri ve ilaç girişini engelleyen İsrail, Mısır'ın Refah Sınır Kapısı'ndan Gazze'ye ulaştırılmak istenen yardımları bombalamış ve tekrar bombalama tehdidinde bulunmuştu.

"Mısır üzerinden Gazze'ye yardımlar yakında başlayacak." diyen Gendelman, insani yardımların ne zaman ulaşmaya başlayacağı konusunda ise bilgi vermedi.

İsrail'in "Mısır üzerinden Gazze'ye gelecek yardımlara karşı olmadığını" savunan Gendelman, İsrail'in "yardımların Hamas tarafından ele geçirilmemesinden emin olmak istediğini" ifade etti.

Gendelman, İsrail'in Hamas'ı yok etmeye yönelik askeri çabalarının zaman alacağının farkında olduğuna dikkati çekerek, "Yine de uzun bir savaşa hazırız." diye konuştu.

"Hamas'ın kısa bir süre sonra benzer saldırılara başlamasını sağlayacak kısmi ve geçici bir çözüme ulaşmak mümkün değil." diyen Gendelman, şu ifadeleri kullandı:

"Gazze-İsrail sınırının her iki tarafında da güvenliğin ve istikrarın sağlanması için Hamas sorununun ortadan kaldırılması konusunda köklü, gerçekçi ve kalıcı bir çözüme ihtiyacımız var."

Gendelman, ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa başta olmak üzere birçok ülkenin Hamas'a karşı savaşta İsrail'in yanında olduklarını söyledi.

Savaş sonrası Gazze planlarına dair Gendelman, "Açıkça Hamas'ın olmayacağını söyleyebilirim. Gazze'de bundan sonra barışçı ve terörist olmayan bir yönetim olmalı." dedi.

İsrail'in Gazze'de "terör örgütünün varlığını" kabul etmeyeceğini kaydeden Gendelman, "Medeni dünya DEAŞ'ı nasıl yok ettiyse, Hamas da öyle yok edilecek." diye konuştu.

İsrail'in Gazze saldırılarında 4 hastane hizmet dışı kaldı

İsrail'in abluka altındaki Gazze Şeridi'ne yönelik saldırılarında 4 hastane hizmet dışı kaldı.

Gazze'deki Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşref el-Kudra yaptığı yazılı açıklamada, İsrail'in Gazze'deki sağlık kurumlarına yönelik ihlallerinin devam ettiğini belirtti.

İsrail'in 19 sağlık kuruluşunu hedef aldığını aktaran Kudra, elektrik kesintileri ve yakıtın tükenmesi nedeniyle Bakanlığa bağlı 14 sağlık merkezinin çalışmalarını durdurduğunu kaydetti.

Kudra, Cibaliya'daki El-Yemen es-Said Hastanesi'nin de elektrik kesintisi ve yakıtın bitmesi nedeniyle sadece acil durumlar için hizmet verebildiğini belirterek, "İsrail bombardımanında şu ana kadar Beyt Hanun, Ed-Durra, El-Kerame, El-Uyun olmak üzere 4 hastane hizmet dışı kaldı." ifadelerini kullandı.

İsrail'in kasten 23 ambulansı hedef aldığını ve ambulansların kullanılamaz hale geldiğini kaydeden Kudra, İsrail'in saldırılarında 44 sağlık çalışanının hayatını kaybettiğini, 70'inin yaralandığını aktardı.

Selçuklu Sultanlarının DNA'larından heykelleri yapıldı

Konya'da, Anadolu Selçuklu Devleti'nin hanedan türbesinden çıkarılan naaş kalıntılarına, DNA ve anatomi analizi yapılarak 12'si sultan, 17 hanedan üyesinin yüz ve beden görünümü ortaya çıkarıldı.

İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünce yürütülen "Türkiye Selçukluları Konya Hanedan Türbesindeki Naaşların Tanzimi" projesi kapsamındaki çalışmaları, farklı bilimsel alanlardan onlarca uzman 6 yılda tamamladı.

Anadolu'ya 1077-1308 yıllarında hükmeden sultanların görünüşünü yansıtan heykellerle oluşturulan "Türkiye Selçuklu Hanedan Sergisi" kent merkezindeki Dar-ül Mülk Sergi Sarayı'nda ziyarete açıldı.

2. Kılıçarslan

Sergide, sultanlardan 1. Kılıçarslan, Şahinşah Melikşah, 1. Rükneddin Mesud, 2. Kılıçarslan, 2. Rükneddin Süleyman Şah, 3. Kılıçarslan, 1. Gıyaseddin Keyhüsrev, 1. Alaeddin Keykubat, 2. Gıyaseddin Keyhüsrev, 4. Kılıçarslan, 3. Gıyaseddin Keyhüsrev ve 2. Gıyaseddin Mesud'un yüz ve beden gerçekliklerine uygun heykeli yer alıyor.

Tarihi minyatürler dikkate alınarak hazırlanan aslına uygun kıyafetlerle, Anadolu Selçuklu Devleti'nin mimari zenginliğini yansıtan taç kapılar önünde ziyaretçilerini karşılayan hükümdarlar, yüz ifadeleri, saçları, sakalları, duruşları ve bakışlarıyla dikkati çekiyor.

Anadolu Selçuklu Devleti'nin tarihine ışık tutan, 2017'de başlayıp ve 6 aşamada tamamlanan projenin her aşaması, sergide yer alan ziyaretçi bilgilendirme metinlerinde ayrıntılı şekilde anlatılıyor.

ÖZENLE ÇALIŞILDI, HER AYRINTI DÜŞÜNÜLDÜ

Sergideki bilgilendirme metinlerine göre, projenin ilk aşamasında, Alaaddin Camii avlusundaki hanedan türbesinden çıkarılan kalıntılarla, beden bütünlüğü tamamlanan naaşların, Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tomografisi çekildi.

Kafataslarından ve dişlerden alınan sürüntüler, İstanbul Adli Tıp Kurumu Biyokimya İhtisas Dairesine gönderildi. Elde edilen DNA ve anatomik özelliklerine göre hanedan üyelerinin kafatasları ve yüzleri oluşturuldu.

Bilimsel sonuçlara göre, 12 sultan, 1 hanedan büyüğü, 1 melik (şehzade), hanedana mensup 2 kadın ve 1 kız çocuğuna ait naaşın, tomografi sonuçlarıyla elde edilen 3D flament kafatası kopyaları üzerine, doku kalınlıkları hesaplanarak, yüz kasları yerleştirilip, fiziki karakter yüklemesi yapıldı. Bir sonraki aşamada kaslandırma ve dokulandırma yapılarak kalıplara alınan silikon dökümlere saç, sakal, kaş ve bıyık ekimi yapıldı.

1. Gıyaseddin Keyhüsrev

Kıyafetler için ise dönemin kumaşları özel koleksiyonlardan ve müzelerden alınan örneklere göre, tarihi verilere uygun olarak raportlama (düzenleme işlemi), iplik analiziyle rengine ve dokusuna kadar araştırılarak dokutturuldu. Minyatürler ve tarihi veriler dikkate alınarak kıyafetler tasarlanıp, her bir sultan ve hanedan üyesine uygun olacak şekilde özel olarak diktirildi.

Tarihi veriler, minyatürler ve özel koleksiyonlarla müzelerdeki mevcut örneklerden yola çıkılarak dönemin aksesuarları, takıları, silahları ve diğer malzemeler uzman kişilere özel olarak imal ettirildi.

"HEYKELLERİN BU KADAR İYİ VE GERÇEKÇİ OLABİLECEĞİNİ TAHMİN EDEMEZDİM"

Ziyaretçilerden Hilal Ceylan (20), tarih kitaplarında ismini okudukları Türk hükümdarlarının heykellerini görmenin heyecan verici olduğunu söyledi.

1. Rukneddin Mesud

Çok etkilendiğini belirten Ceylan, "Konya gerçekten muhteşem bir tarihe sahip. Selçuklu sultanlarının canlandırılmasını çok etkileyici buldum. Tasvir edemeyeceğimiz, aklımızda canlandıramayacağımız ecdadımız, teknolojinin ilerlemesi sayesinde şu anda karşımızda bire bir gerçek boyutlarda duruyor. Duruşları bakışları çok heybetli. Heykellerin bu kadar iyi ve gerçekçi olabileceğini tahmin edemezdim." diye konuştu.

- 3. Gıyaseddin Keyhüsrev

Ziyaretçilerden Mustafa Ekinci (65) de serginin, tarihi değerleri çok iyi yansıttığını ifade etti.

Serginin, ecdadı hatırlamasına ve anmasına vesile olduğunu vurgulayan Ekinci, "Sultanlarımızın yüzlerinin, görüntülerinin nasıl olduğunu öğrendik. Onların tarihteki başarılarını ve yaptıklarını öğrenme ve örnek alma açısından çok önemli bir çalışma olmuş. Görüntüleri çok gerçekçi. Gerçekten çok etkilendim." dedi.

İsrail, Lübnan'a dört noktadan saldırdı

İsrail, Lübnan'da bulunan Hizbullah'a yönelik saldırılar düzenledi.

Dört ayrınoktadan düzenlenen saldırılarda hava araçları kullanıldı.

Hizbullah, Gazze'deki katliamın durmaması halinde harekete geçeceğini duyurmuştu. 

Gazze'deki hastanenin vurulduğu günü ise, "Öfke Günü" olarak ilan etmişti. 

Detaylar ekleniyor...

İngiltere Başbakanı Sunak da İsrail'de

Gazze'deki hastane katliamının ardından ABD Başkanı Joe Biden dün İsrail'e destek ziyaretinde bulunurken, Biden'ın ardından bu sabah saatlerinde İngiltere Başbakanı Rishi Sunak da Tel Aviv'i ziyarette bulundu. İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ve Başbakan Binyamin Netanyahu ile bir araya gelecek olan Sunak ülkeye girişinde yaptığı açıklamada "Her şeyden önce, İsrail halkıyla dayanışmamı ifade etmek için buradayım. Tarif edilemez, korkunç bir terör saldırısına maruz kaldınız ve bilmenizi isterim ki, Birleşik Krallık ve ben sizin yanınızdayız" ifadelerini kullandı.

BIDEN'IN ARDINDAN SUNAK DA İSRAİL'DE

ABD Başkanı Joe Biden'ın Gazze'de 471 kişinin hayatını kaybettiği korkunç saldırının ardından dün İsrail'e yaptığı ziyaret kamuoyunda geniş yankı uyandırırken, Biden'ın ardından İsrail'e bir destek ziyareti de İngiltere Başbakanı Rishi Sunak'tan geldi.

ÇATIŞMALARIN TIRMANMASI İÇİN UYARIDA BULUNACAK

Bu sabah İsrail'e inen Sunak'ın gün içinde Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ve Başbakan Binyamin Netanyahu ile görüşmesi beklenirken, bölgede yaşanan can kayıplarından dolayı taziyelerini paylaşacağı ve bölgedeki çatışmaların daha da tırmanmaması için uyarılarda bulunacağı öğrenildi.

"İSRAİL HALKIYLA DAYANIŞMAMI İFADE ETMEK İÇİN BURADAYIM"

Öte yandan havalimanında gazetecilere konuşan Sunak, "Her şeyden önce, İsrail halkıyla dayanışmamı ifade etmek için buradayım. Tarif edilemez, korkunç bir terör saldırısına maruz kaldınız ve bilmenizi isterim ki, Birleşik Krallık ve ben sizin yanınızdayız" ifadelerini kullandı.

İngiltere Başbakanı Rishi Sunak, İsrail'de! Savaşın tırmanmaması için uyarıda bulunacak

"HER SİVİL ÖLÜMÜ BİR TRAJEDİDİR"

Sunak İsrail'e gitmeden önce yaptığı açıklamada "Her sivil ölümü bir trajedidir. Al-Ahli Hastanesi'ne yapılan saldırı, bölgedeki ve dünya çapındaki liderlerin çatışmanın daha da tehlikeli bir şekilde tırmanmasını önlemek için bir araya gelmeleri için bir dönüm noktası olmalıdır" ifadelerini kullanmıştı.

İngiltere Başbakanı Rishi Sunak, İsrail'de! Savaşın tırmanmaması için uyarıda bulunacak

DIŞİŞLERİ BAKANI TÜRKİYE'Yİ ZİYARET EDECEK

Dışişleri Bakanı James Cleverly de ilerleyen günlerde Mısır, Türkiye ve Katar'ı ziyaret edecek. Cleverly görüşmelerinde İsrail ve Gazze'deki barışçıl çözümler için görüşmeler sürdürecek. Dışişleri Bakanı ayrıca Gazze'ye yönelik insani yardımın sağlanması ve Hamas tarafından rehin tutulan İngiliz vatandaşlarının serbest bırakılması için de girişimlerde bulunacak.

İngiliz sanatçılardan ateşkes çağrısı

İngiltere'de aralarında Charles Dance, Liam Cunningham ve Tilda Swinton gibi isimlerin bulunduğu 2 binden fazla sanatçı, Gazze'de ateşkes çağrısında bulunan metne imza attı.

Artists for Palestine platformunun internet sitesine Gazze'de ateşkes sağlanması talebiyle konulan metne oyuncu, yazar, ressam, yönetmen, fotoğrafçı ve heykeltraş gibi çeşitli alanlarda faaliyet gösteren 2 binin üzerinde sanatçı destek verdi.

"Bir suça ve felakete tanıklık ediyoruz." ifadelerinin yer aldığı sanal ortamda yayımlanan metinde, İsrail'in saldırıları karşısında Gazze'nin moloz yığınına döndüğü ve 2 milyondan fazla kişinin elektriğinin, suyunun, gıda ve ilaç tedarikinin kesildiği belirtildi.

Gazze halkının mülteciler ve çocuklarından oluştuğu kaydedilen açıklamada, "Şimdi onlardan yüz binleri denizden, karadan ve havadan bombalanıyor, dedeleri silahın namlusuyla yerinden edilenlere, hayal edilemez boyuttaki kolektif cezalandırmayla 'kaç' deniyor." ifadesi kullanıldı.

Filistinlilere "hayvan" benzetmesi yapan Savunma Bakanı Yoav Gallant'ın ifadelerine de yer verilen ateşkes çağrısında, "Haklarından mahrum bırakılan bu insanlar, neredeyse her şeyin yapılabileceği insanlar haline geldi." değerlendirmesi yer aldı.

İngiltere hükûmetinin de eleştirildiği metinde şunlar kaydedildi:

"Hükûmetimiz savaş suçlarını tolere etmekle kalmıyor yardım ve yataklık da yapıyor. Suça ortaklık edenlerin hesap vereceği zaman da gelecek. Ancak şu an kimden gelirse gelsin sivillere yönelik her türlü şiddetin ve uluslararası hukukun ihlalini kınarken Gazze'ye uygulanan benzeri görülmemiş zulme son vermek için elimizden geleni yapmak görevimizdir."

Gazze'nin yok edilmesi ve insanların yerlerinden edilmesine karşı küresel çağrılara destek verilen metinde, "Hükûmetimizi İsrail'e askeri ve siyasi desteğini sona erdirmeye çağırıyoruz. Hemen bir ateşkes ve insani yardım için Gazze sınır kapılarının açılması çağrısı yapıyoruz." açıklamalarına yer verildi.

Farklı dallarda faaliyet yürüten sanatçıların imzaladığı metinde Taht Oyunları dizisi oyuncularından Charles Dance ve Liam Cunningham, Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi Narnia Günlükleri filmi oyuncusu Tilda Swinton, Harry Potter filmi oyuncusu Peter Mullan gibi isimlerin imzaları da yer aldı.

Savaş kabinesi gece yarısı toplandı, Gazze işgal edilecek

İsrail resmi devlet televizyonu KAN, İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne karadan saldırı yapmak için hazırlıklarını tamamladığını duyurdu.

KAN'ın haberinde, Gazze sınırı bölgesinde üç günden bu yana İsrail ordusu ile Filistinli gruplar arasında herhangi bir çatışma yaşanmadığı belirtildi.

Kuvvetlerin hareketi ve konumlandırılması da dahil olmak üzere tüm gelişmelerin, İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne girmek için hazırlıklarını tamamladığını gösterdiği ifade edilen haberde, Gazze'ye yapılacak kara saldırısı, savaşın "Yahudi yerleşim birimlerinin silahlı Filistinlilerden temizlenmesinden sonraki" ikinci aşaması olduğu aktarıldı.

İsrail savaş uçakları, Gazze'deki birçok yerin yanı sıra UNRWA'ya ait bir okulu vurdu

İsrail savaş uçaklarının, Gazze Şeridi'nin çeşitli bölgelerini ve içinde evlerini terk eden insanların sığındığı Birleşmiş Milletler (BM) Filistinli Mültecilere Yardım Ajansına (UNRWA) ait bir okulu vurduğu bildirildi.

Filistin resmi haber ajansı WAFA'nın haberine göre, İsrail, Gazze'nin güney kesimindeki Han Yunus Mülteci Kampı'nda UNRWA'ya ait okullardan birini vurdu.

Evlerini terk etmek zorunda kalanların sığındığı UNRWA'ya yönelik saldırıda ölenler ve yaralananlar oldu.

İsrail savaş uçakları, yine Han Yunus'taki Havuz bölgesinde evlerini terk edenlerin sığındığı Ahmed Abdulaziz Okulu'nun izleyiciyle buluştuğu bir evi hedef aldı. Hava saldırıları sonucunda ölenlerin ve yaralananların olduğu belirtildi.

WAFA'nın başka bir haberinde ise Han Yunus'un ülkesinde bulunan el-Bekri ailesinin hedef alındığı İsrail hava saldırısı sonucu, aralarında 7'si çocuk olmak üzere en az 9 kişinin hayatını kaybettiği kaydedildi. Ağır bombardıman sonucu yıkılan evin enkazında henüz insanların içinde bulunduğu ifade edildi.

Öte yandan Gazze'deki Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşref el-Kudra, bakanlığın resmi Facebook bölümünde yaptığı paylaşımda, Han Yunus ve Mısır sınırına yakın Rafah'a yönelik düzenlenen İsrail hava saldırılarında, çoğunluğun çocuk ve kadınlardan oluşan ölenlerin olduğunu kaydetti. Kudra, can kaybı ve yaralanmalara ilişkin bilgi verir.

Refah'taki saldırının düzenlendiği bölgedeki görgü tanıklarının aktarıldığına göre, İsrail savaş uçaklarının hedef alındığı iki evde 20 kişinin bulunabileceği belirtildi.

Yine Gazze'deki Nusayrat Mülteci Kampı'na yönelik İsrail hava saldırılarında küçük bir hayatında kaybedilen ve yaralananların bulunduğu aktarıldı.

İsrail savaş uçaklarının Gazze'nin Cibalya bölgesinin vurduğu evde 13 Filistinlinin kaybettiği ve çoğunluğun çocuk ve kadınlardan oluştuğu 15 kişiden de yaralandığı belirtildi. Ayrıca, para birimlerinde Tel el-Heva Mahallesi'ndeki sivillerin ikamet ettiği binalara düzenlenen İsrail saldırıları nedeniyle ölenler ve yaralananların enkazından çıkarılmaya çalışıldığı vurgulandı.

İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyinde Hizbullah'ın bazı hedeflerine saldırdı

İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyinde Hizbullah'ın bazı hedeflerine saldırı düzenlediğini duyurdu.

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth'un haberine göre, İsmi verilmeyen bir İsrail Ordu Sözcüsü konuya ilişkin açıklama yaptı.

Ordusu mensubu unsurların, Hizbullah'ın bazı hedeflerine saldırdığını söyleyen sözcü, ayrıntılı bilgi vermedi.

Lübnan Hizbullahı'na yakınlığıyla bilinen El-Meyadin televizyon kanalının haberinde ise İsrail savaş uçaklarının Lübnan'ın güneyinde yer alan Duf Dağı bölgesindeki Şuba ve El-Adise köylerindeki Hizbullah hedeflerine saldırdığı aktarıldı.

İsrail-Filistin çatışması abluka altındaki Gazze Şeridi’nde şiddetli savaş halini alırken İsrail-Lübnan sınırı da yeniden ısındı. Bölge son günlerde İsrail ordusu ile Lübnan Hizbullahı arasında karşılıklı saldırılara sahne oluyor. Sınırdaki çatışmalarda 8 Ekim’den bu yana 10 Hizbullah mensubu öldü.

BIDEN DA SAVAŞ KABİNESİ İLE BİR ARAYA GELMİŞTİ

İsrail Savaş Kabinesinin, toplantıya katılan ABD Başkanı Joe Biden'a, "Gazze Şeridi'ne kara harekatından kaçışın olmadığını" bildirdiği belirtildi.

İsrail Kanal 12 televizyonunda, Biden'ın katıldığı İsrail Savaş Kabinesi toplantısına ilişkin yeni ayrıntılar yayımlandı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun da bulunduğu toplantıda, Biden'a Gazze'ye kara harekatı yapmaktan başka çarenin olmadığının iletildiği aktarıldı.

İsrail'in Gazze'deki Filistinli gruplara ezici bir zafer elde etmemesi durumunda Tel Aviv'in Orta Doğu'daki konumunun zarar göreceği aktarılan Biden'ın ise Kabine'ye, "ABD'nin Gazze'de İsrail'in herhangi bir kara harekatına destek olacağı" sözünü verdiği vurgulandı.

Savaş Kabinesi üyelerinin Biden'a mutlak zafer dışında Tel Aviv'in bölgedeki stratejik önemini kaybetmesinin yanı sıra Hamas'ın sürpriz saldırısı öncesinde çok tartışılan; "Suudi Arabistan ile normalleşme" konusunda stratejik hamleler yapma yetisini de yitireceği ifade edildi.

Toplantıya İsrail Savunma Bakanı Yoav Galant, Stratejik İşler Bakanı Ron Dermer, Ultra Ortodoks Yahudi Şas Partisi lideri Arya Deri, İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Tzachi Hanegbi ve eski Savunma Bakanı Benny Gantz katıldı.

İsrail Başbakanı Netanyahu ve muhalefetteki Benny Gantz, abluka altındaki Gazze Şeridi çevresinde 7 Ekim'de başlayan saldırılardan 4 gün sonra "Acil Durum Hükümeti" ve buna bağlı daraltılmış bir Savaş Kabinesi kurulması için anlaşmıştı.

NE OLMUŞTU?

Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, 7 Ekim sabahı İsrail'e "Aksa Tufanı" adıyla kapsamlı saldırı başlatmıştı.

Gazze'den İsrail yönüne binlerce roket atılırken Filistinli silahlı gruplar Gazze-İsrail sınırındaki Beyt Hanun-Erez Sınır Kapısı'na baskın düzenleyerek burayı ele geçirmişti.

Silahlı gruplar daha sonra buradan İsrail içindeki yerleşim yerlerine girmiş, İsrail ordusu da onlarca savaş uçağıyla Gazze Şeridi'ne saldırı başlatmıştı.

Gazze'den düzenlenen saldırılarda 304'ü asker 1405 İsraillinin öldüğü, 3 bin 968 İsraillinin yaralandığı aktarılmıştı.

Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail'in saldırılarında Gazze'de 3 bin 478 kişinin öldüğünü, 12 binden fazla kişinin yaralandığını duyurmuştu. İsrail'in saldırılarında 13 gazeteci yaşamını yitirmişti.

Lübnan sınırında 8 Ekim'de İsrail ordusu ile Hizbullah arasında başlayan çatışmalarda ise 10 Hizbullah, 2 İslami Cihad üyesi, 1 gazeteci, 2 sivil hayatını kaybetmişti.

Lübnan tarafından düzenlenen saldırılarda da 2 İsrail askeri ve 1 İsrailli sivil yaşamını yitirmişti.

Son olarak, İsrail'in Gazze'deki el-Ehli Baptist Hastanesine 17 Ekim'de düzenlediği saldırıda 471 kişi hayatını kaybetmiş, 28'i ağır 342 kişi yaralanmıştı.

Tarihte bugün ne oldu? Tarihte 19 Ekim günü meydana gelen önemli olaylar

Tarih Dosyası/ Dünya Bülteni 

GÜNÜN OLAYI

Haçlıların Son Ümidi de Suya Düştü ‘’II.Kosova Zaferi’’ (1448)

Macarların Öncülüğünde Hünyadi Yanoş komutasında Türkleri Balkanlardan atmak için son bir şans daha deneyen Haçlı Ordusu Kosova’da üç günlük bir mücadelenin sonunda 19 Ekim 1448’de Sultan II. Murat komutasındaki Osmanlı ordusuna yenildiler. Avrupalıların Türkleri Balkanlardan atmak için yaptıkları altıncı ve sonuncu girişim de başarısızlıkla sonuçlandı. Artık Haçlıların Türkleri Avrupa’dan atma ümidi kalmamış, bu nedenle savunma durumuna geçmişlerdir.

GÜNÜN KİŞİSİ

Bilge Kral "Aliya İzzetbegoviç’’  (1925-2003)

Gençlik yıllarında Bosna’daki Mladi Müslüman (Müslüman kardeşler )örgütü üyesi idi. Komünist Yugoslavya zamanında İslamcılık suçlamasıyla dört yıl hapis yattı. 1983 yılında yayınlanan İslam Manifestosu adlı eserinden dolayı 14 yıla mahkum edildi ve 5 yıl daha hapis yattı. Cezaevinden çıktıktan sonra Aliya Izetbegović de Bosna-Hersek Özerk Cumhuriyeti’nde Demokratik Eylem Partisi (SDA) adı verilen bir siyasi parti kurdu. Bu parti Bosna-Hersek'te 5 Aralık 1990'da gerçekleştirilen genel seçimleri kazanarak lideri Aliya İzetbegoviç cumhurbaşkanı oldu.1992 bağımsızlık sonrası yaşanan Sırp işgali döneminde de ülkesini kurtarabilmek için büyük çaba harcadı. Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç 19 Ekim 2003’te vefat etti. Yazarlık yönüde olduğu için kendisi ‘’Bilge Kral’’lakabı ile tanınmıştır. Hayatı boyunca Bosna Müslümanları için mücadele etmiştir.

GÜNÜN ÖNEMLİ OLAYLARI

İkinci Kazıklı Voyvoda Olayı ‘’Komutanlarımızı Yaktılar’’(1595)

İsyan eden Eflak voyvodası Osmanlı ordusunun geri çekilmesi üzerine Tergoviş kalesini kuşattı ve 19 Ekim 1595’te teslim aldı. Şehirdeki 3500 civarındaki Osmanlı askeri işkencelerle katledildi. Kale komutanları Ali Paşa ve Koçu Bey şişe takılıp hafif ateşte kızartılarak katledildiler. Bu olay tarihlerde ikinci kazıklı voyvoda hadisesi olarak kayıtlıdır.

Amerikalılar Bağımsızlık Savaşını Kazandılar (1781)

Amerikalılar ile İngilizler arasında uzun süredir devam eden savaşı Fransızlarında desteği ile George Washington komutasındaki Amerikan ordusu 19 Ekim 1781’de kazandı.

Napolyon Müttefiklere Yenildi (1813)

Napolyon’un barışa yanaşmaması üzerine Avrupa’nın belli başlı birçok devletinin iştirak ettiği müttefik kuvvetler Leipzig savaşında 19 Ekim 1813’te Napolyon’u yendiler. Napolyon bu yenilgi sonrasında Fransa’ya doğru çekilmeye başladı. 

Bulgar Ordusunu Çevirme Harekatı Başarısız Oldu (1912)

Balkan Savaşının başlamasının arkasından Osmanlı ordusu Edirne’ye doğru ilerleyen Bulgar ordusunu Filibe’ye doğru ilerleyerek çevirmek istedi. Ancak 19-20 Ekim 1912 günlerinde yapılan savaşlar başarısızlıkla sonuçlandı.

Mehmet Akif Ersoy Kastamonu’ya Geldi (1920)

Milli Mücadele döneminde halka moral veren konuşmaları ile tanınan İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy 19 Ekim 1920’de İnebolu’dan Kastamonu’ya geldi.

Refet Bey İstanbul’a Geldi (1922)

Mudanya Ateşkes Antlaşmasının imzalanmasından sonra antlaşma hükümlerine uygun olarak TBMM olağanüstü temsilcisi Refet Bey 19 Ekim 1922’de İstanbul’a geldi.

GÜNÜN DİĞER ÖNEMLİ OLAYLARI

1745- Güliver’in yazarı Jonathan Swift, İrlanda’da öldü.

1872- Dünyanın en büyük altın külçesi (215 kilogram) Avustralya New South Wales’de bulundu.

1934- Mübadele Komisyonu görevini tamamladı.

1934- Turhal Şeker Fabrikası açıldı.

1951- İngiliz askerleri, Süveyş Kanalı’nı ele geçirdi.

1960- 6-7 Eylül Olayları ile ilgili dava başladı.

1962- Meclis’te, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kabul edildi.

1982- Milli Güvenlik Konseyinin son şeklini verdiği anayasa metni açıklandı.

1988- İngiltere, IRA mensuplarıyla yapılan röportajların yayımlanmasını yasakladı.

1995- Avrupa Parlamentosu Yeşiller sözcüsü Claudia Roth, Devlet Bakanı Ayvaz Gökdemir aleyhine 3 milyar liralık manevi tazminat davası açtı.

2003    Bosna-Hersekli siyaset adamı Aliya İzzetbegoviç, öldü.

2011    Hakkari Çukurca’da 8 ayrı yerde eşzamanlı olarak PKK tarafından düzenlenen saldırı sonucu 24 asker hayatını kaybetti.

 

 

Biden'ın sınırsız desteği istifa getirdi

ABD Başkanı Joe Biden'ın İsrail'e sınırsız şekilde destek vermesi istifaya neden oldu.

ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan üst düzey bir yetkili sosyal medya hesabından yayınladığı mektup ile istifa ettiğini ilan etti. Dışişleri Bakanlığı Siyasi-Askeri İşler Direktörü Josh Paul istifasının nedenini " İsrail'e öldürücü yardımımızın devam etmesiyle ilgili anlaşmazlık" olarak gösterdi.

Siyasi-Askeri İşler Direktörü Paul, hem Hamas saldırısını hem de Hizbullah veya İran'ın potansiyel gerilimi tırmandırmasını kınayan istifa mektubunda şu ifadelere yer verdi; "Fakat ABD'nin işgal statükosuna verdiği desteğin, İsrail için yalnızca daha fazla ve daha derin acılara yol açacağına ruhumun derinliklerinde inanıyorum. Bu, Filistin halkının ve uzun vadede ABD'nin çıkarına değil. Bir tarafa körü körüne destek vermek, uzun vadede her iki taraftaki insanların çıkarlarına zarar verir. Korkarım geçtiğimiz on yıllarda yaptığımız hataları tekrarlıyoruz ve bu sürecin bir parçası olmayı reddediyorum."

Paul'un istifası dünyada geniş yankı uyandırdı. Al Jazeera bu gelişmeyi "Üst düzey ABD'li yetkili 'İsrail'e ölümcül yardım' nedeniyle istifa etti" başlığı ile okurlarına duyurdu. Washington Post ise "Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Josh Paul, ABD-İsrail silah transferleri nedeniyle istifa etti" manşetini attı.

"YIKICI KARARLARI GEREKÇE GÖSTEREREK İSTİFA ETTİ"

Politico "Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, İsrail-Hamas savaşındaki 'yıkıcı' kararları gerekçe göstererek istifa etti" dedi. Huffington Post'un manşeti "Dışişleri Bakanlığı Kıdemli Yetkilisi Biden'ın Gazze Politikası Nedeniyle İstifa Etti" oldu. İsrail merkezli Haaretz ise "Dışişleri Bakanlığı'nın üst düzey yetkilisi, ABD'nin İsrail-Gazze politikasını protesto etmek amacıyla istifa etti" başlığını tercih etti.

Almanya'da camiyi kundaklama girişimi

Almanya'nın Bochum kenti yakınlarındaki Dahlhausen beldesinde Diyanet İşleri Türk İslam Birliğine (DİTİB) bağlı Sultan Ahmet Camisi'nin kapısına gamalı haç ile Davud Yıldızı sembolleri çizilerek, caminin panjurları yakılmaya çalışıldı.

DİTİB Dahlhausen Sultan Ahmet Camisi Dernek Başkanı Güngör Kadir Güven, dün gece camiye yapılan bu saldırıyı sabah namazına gelen cemaatin fark ettiğini söyledi.

Caminin önce yakılmaya çalışıldığını belirten Güven, "Daha sonra giriş kapısına gamalı haç ve Davud Yıldızı sembolü çizildi. Birkaç denemeye rağmen neyse ki panjur alev almadı, şayet alev almış olsaydı bu bir facia olurdu. Camiye yapılan bu saldırıyı en sert biçimde kınıyoruz. Fail ya da faillerinin bir an önce yakalanarak adalete teslim edilmesini talep ediyoruz." dedi.

Cami yönetimi ve cemaati olarak endişe duyduklarını ifade eden Güven, saldırıya dair bilgileri polis ile paylaştıklarını aktardı.

Polis olayla ilgili soruşturma başlattı.

Üç günlük Milli Yas ilan edildi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Filistin'de çoğu çocuk ve masum sivillerden oluşan binlerce şehide duyulan saygının bir gereği olarak Türkiye'de 3 günlük milli yas ilan edildiğini bildirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Türkiye olarak Filistinli kardeşlerimizin yaşadığı büyük acıları yüreğimizde hissediyoruz. Çoğu çocuk ve masum sivillerden oluşan binlerce şehidimize duyduğumuz saygının bir gereği olarak ülkemizde 3 günlük millî yas ilan edilmiştir." ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın paylaşımında Milli Yas İlanı'na ilişkin karar da yer aldı.

Söz konusu kararda, ''İsrail tarafından sivillere yönelik olarak gerçekleştirilen ve son olarak 17 Ekim 2023 tarihinde bir hastaneye yapılan saldırılar sonucunda hayatını kaybeden ve yaralananlardan dolayı Filistin halkının acılarını paylaşmak maksadıyla üç gün süreyle milli yas ilan edilmesi ile bütün yurtta ve dış temsilciliklerimizde 21 Ekim 2023 Cumartesi günü güneşin batışına kadar bayrakların yarıya çekilmesi uygun görülmüştür. Bilgilerini ve gereğini rica ederim.'' ifadelerine yer verildi.

"İslam ülkeleri İsrail'e ambargo uygulamalı"

İsrail'in Filistin halkına karşı işlediği suçlara bir yaptırım olarak İslam ülkelerine "ambargo" çağrısı yapıldı.

İsrail'in Gazze'de hastaneyi hedef aldığı saldırının ardından İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan'dan ambargo çağrısı geldi. Abdullahiyan, İsrail'in Gazze'de işlediği savaş suçlarına karşı İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkelere petrol ambargosu dahil İsrail'e yönelik tam ambargo uygulanmasını istedi.

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, İsrail'in hastane saldırısı başta olmak üzere Gazze'de işlediği savaş suçlarına karşı İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) üyesi ülkelere petrol ambargosu dahil İsrail'e yönelik tam ambargo çağrısında bulundu.

İran Dışişleri Bakanlığının açıklamasına göre, İİT'nin Gazze'deki durumla ilgili olağanüstü toplantısına katılmak üzere Suudi Arabistan'ın Cidde kentine giden Abdullahiyan, burada İİT Genel Sekreteri Hüseyin İbrahim Taha ile bir araya geldi. Abdullahiyan görüşmede, İsrail'in hastane saldırısı başta olmak üzere Gazze'de işlediği savaş suçlarını belgelemek ve bu suçların faili İsrailli yetkililerin uluslararası mahkemelerde yargılanmasına zemin hazırlamak için İİT bünyesinde bu konuyla ilgili hukuk ekibi oluşturulması gerektiğini kaydetti.

İRANLI BAKAN'DAN İSRAİL'E AMBARGO ÇAĞRISI

İranlı Bakan, İİT üyesi ülkeler tarafından İsrail'e karşı petrol ambargosu dahil tam ambargo uygulanması ve İsrail'in büyükelçilerinin sınır dışı edilmesi çağrısında bulundu. İİT Genel Sekreteri Taha ise İsrail'in saldırılarına son vermek için İİT tarafından ortak tavır alınması gerektiğini belirtti.

Sezai Karakoç'un "Çağrı"sı 32 yıl sonra tekrar gündemde

İSLÂM ÜKELERİNİN BAŞINDA BULUNANLARA ÇAĞRI

Sezai KARAKOÇ

 Size sesleniyorum.

İslam ülkelerinin başında bulunan cumhurbaşkanları, başkanlar, krallar, size sesleniyorum.

Türkiye’nin, Mısır’ın, İran’ın, Suriye’nin, Ürdün’ün, Pakistan’ın, Tunus’un, Cezayir’in, Fas’ın ve diğer İslam ülkelerinin başında bulunanlar size sesleniyorum.

Bulunduğunuz yere nasıl geçmiş olursanız olun ister kaderin sevkiyle veya cilvesiyle, ister babadan dededen size geçen veraset hakkıyla ister alnınızın teriyle, ister hak ve hukukla, ister kuvvet zoruyla halkınızın yönetimini ele geçirmiş bulunun, size sesleniyorum ve diyorum ki, tarihin en kritik göreviyle, en ağır sorumluluğu ve ödeviyle karşı karşıyasınız. Bu görevi çoktan yerine getirmeniz lazımdı şimdiye kadar. Şimdi, hülûl etmiş vâdenin son deminin son demidir.

Bu görev nedir?

Bu görev, derhal bir araya gelip bir SAVUNMA ANLAŞMASI yapmanız ve bunu harfi harfine uygulamanızdır. Yani herhangi bir İslam ülkesine saldırı olursa, ona hep birden karşı koyma hususunda anlaşmak durumuyla karşı karşıyasınız.

Neden böyle bir anlaşmaya ihtiyaç vardır? Batı ülkeleri Körfez’in petrol bölgesini işgale başlamıştır da ondan. O işgal bitince hep birden Irak’a saldıracaklardır. Bunun için de bahane hazırdır. Bu bahaneyi, Irak, Kuveyt’i işgal etmekle bizzat kendisi vermiştir.

Irak’ın işi bittikten sonra, teker teker birer bahane ile sizin ülkeleriniz aynı batılı ülkelerin hava, deniz ve kara kuvvetlerinin saldırısına uğrayacaktır. Tıpkı Moğolların İslam ülkelerini zapt etmeleri gibi. O zaman, ülkenin biri alındığında, komşusu seyirci kalıyordu. Ama hemen ardından sıra kendisine geliyordu. Tıpkı Endülüs’teki parçalanmadan sonra olduğu gibi. Bir beylik, İspanyolların vahşi saldırısına uğradığında öbürleri hareketsiz ve cansız, kurbanlık koyun gibi sıranın kendisine gelmesini bekliyordu.

Ülkelerinizi aynı duruma düşürmeyiniz, tarihten ibret alınız, ey başkanlar, cumhurbaşkanları, krallar!

Siz böyle bir anlaşma girişiminde bulunduğunuzda, batılı ülkeler engel olmaya kalkışırlarsa, işte o vakit, böyle bir anlaşmanın zarureti çok daha belirgin bir şekilde ortaya çıkar. Eğer onlar petrol bölgesinden sonra ülkelerimize saldıracaklarsa, bu savunma anlaşmasını yapmayıp ihmal etmemiz bize çok pahalıya mal olacaktır. Batılıların ülkelerimize saldırma niyetleri yoksa ve iddia ettikleri gibi Irak bize saldıracaksa, böyle bir savunma anlaşmasından işkillenmemeleri gerekir. Bu savunma anlaşmasında, kim saldırırsa onunla savaşılacağı zikredileceğine göre, bundan gocunacak olanın niyeti kötü demektir. Kötü niyetli değillerse, böyle, bir savunmaya yönelik anlaşmayı desteklememeleri için bir sebep olmamalıdır.

Ey krallar, hükümdarlar, başkanlar, cumhurbaşkanları! Saniyelerin kıymetli anlarını yaşıyoruz. Vakit kaybetmeyiniz, bir araya geliniz, İslam ülkelerinin sigortası gibi, kutlu savunma anlaşmasını derhal imzalayınız.

Bunu yapmadığınız takdirde, talihsiz halkların çocukları, kıyamete kadar, tarihle birlikte bu ihmalinizi elbet hayırla yad etmeyeceklerdir.

Otuz senedir yazıyorum. Tüm eserlerimde Batı’nın bir gün gelip petrol bölgesini işgal edeceğini, sonra teker teker öbür ülkeleri istilaya girişeceğini açık ve seçik bir şekilde yüzlerce kez yazdım. Bugün ne yazık ki, bu öngörüm tahakkuk etmeye başladı. Keşke yanılsaydım. Keşke yalancı çıksaydım!

Kuveyt’in işgalinin ardından yaptığım yorum bugün, yani dört ay sonra, gazete manşetlerine geçti. Şimdi de yakın gelecek için sizi uyarıyorum; harekete geçin, protokolü bir kenara itin  -Protokol, bir şekil, bir usul meselesidir ve esas içindir-.  Protokol, esasa engel olmamalıdır. Engel olursa zararlı olmuş demektir, onu çiğnemek gerekir. Evet, protokollerin, diplomatik geleneklerin mahkûmu olmayınız, hâkimi olunuz. Çünkü, bütün bunlar, halkların güveni içindir, yoksa o güveni sarsma pahasına muhafazası gerekli kurallar değildirler. Diplomatik kurallar, evrensel insan hakları ilkeleri değildir. Özgür yaşamak isteyen halkların başları olarak sizler, tüm kuralları bu açıdan görmeye ve değerlendirmeye mecbursunuz.

Kuveyt’ten çekilirse Irak’ı da savunma birliğine alınız. Çünkü: batılılar ne yapıp yapıp sizlerle Irak’ı çarpıştırmak istiyor.

Hiçbir çağrı, hiçbir yazı, hiçbir mektup benim size yönettiğim bu çağrıdan daha açık yazılamaz.

Ben hatırlatma görevimi yerine getiriyorum. Eğer mümkün olsa ve bir etkisi bulunsa, her birinizi ziyaret edip bu anlaşma için sizi ikna etmek isterdim.

Fakat, heyhat ki, o güç ve imkânda değilim. Ancak, buradan seslenebilirim. Ve işte sesleniyorum.

Vakit kaybetmeden, İslam Birliği Sekretaryasını, gerçek, etkin, askeri, ekonomik ve kültürel bir Birliğe çeviriniz. En azından bir Savunma Paktı haline getiriniz.

Bunu yapmanız için kendi kendinizi aşmanız gerekiyorsa, aşınız, bir kerecik olsun aşınız; Allah için, din için, yurt ve milletimiz için kendinizi aşınız. Çünkü: biliniz ki, kim ne derse desin, Batılılarca ne kadar bölünmüş olursa olsun, yurt ve milletimiz, aslında birdir. Bu millet, yekpare bir millettir, bu yurt yekpare bir yurttur. Geçmişte böyleydi, gelecekte de böyle olacaktır. Bugünkü durum geçicidir, arızî bir fetret döneminden başka bir şey değildir.

Her şeyi unutmuş olamazsınız. Rüyalarınızı kurcalayınız, belki benim çığlığımın bir zerresini olsun orada bulacaksınız.

Çocukluğunuzu hatırlayınız. Dedenizin, babanızın, annenizin, bu ülke gerçek düşünür ve şairlerinin, er ve erenlerinin size vasiyetlerini hatırlamıyor musunuz?

Bulunduğunuz mevkilerde ebedi kalacağınızı mı sanıyorsunuz?

Dost acı söyler. Biliniz ki, tarihin bu en korkunç anında gerekeni yerine getirmezseniz, fırtınaların en şiddetlisiyle bulunduğunuz zirvelerden yokluğun uçurumuna savrulup gideceksiniz.

Kulağınızı, bastığınız toprağa yapıştırınız. Yerin altındaki ölüler, sizden bu masum milleti ve yurdu korumanız için milyonlarca ağızdan sesleniyorlar.

Dağlardan, tepelerden, gönüllerden yükselen sesi işitiniz. Gece ve gündüz demeyiniz, gece yarısı da olsa toplanıp anlaşınız.

Camilerden, kubbelerden, yazma eserlerin sayfalarından, tüm yurt ve tarih çizgilerinden yükselen sesi işitmek için bir kerecik olsun kendinizi aşınız.

Gençliğinizde gelip sizi yoklayan idealleri düşününüz. Etrafınızda uçuşan, nice genci yakıp kavuran idealleri hatırlayınız.

Birinci Dünya Savaşında, dinleri, milletleri, yurtları, dinimiz, milletimiz, yurdumuz (ki bunlar birbirine perçinlenmiş kutlu değerlerimizdir, birbirlerinden ayrılmazlar) uğruna canlarını veren, kanlarını kara toprağın içtiği, çöllerde ve gurbetlerde kalmış şehitleri hatırlayınız. Dökülen kanları ve gözyaşlarını hatırlayınız. Annelerin döktüğü gözyaşlarını hatırlayınız.

Birliğin bozulmasının üzerinden yüzyıla yakın bir zaman geçti. Ülkelerimizin kârı ne oldu? Bir parça geriye dönüp baksanız, bir savunma birliği kurmayı, bir hayat memat meselesi olarak görürsünüz.

Gözünüze Batılıların çektiği perdeyi yırtıp atmak için bir kerecik olsun kendinizi aşınız ey başkanlar, cumhurbaşkanları, krallar!

Şeyhlerin, emirlerin artık gözüken akıbetinden ibret alınız. Çağ, sizi hesaba çekmeden siz çağın hesabını yapınız.

Size, bir milyar Müslüman’ın gönlüne tercüman olduğuma yürekten inanarak sesleniyorum. Vaktin kalmadığını, mukadder anın yaklaştığını haber veriyorum.

Kimileri sizin şimdiye kadarki tutumunuzla bu çağrıya layık olmadığınızı söyleyeceklerdir. Öyle de olsa, şimdi iktidarda olduğunuzdan sizi uyarmak bir görevdir. Siz bu görevi yapmazsanız, elbet, büyük devrim olacak ve görev yapacaklar gelecektir.

Sizi uyarıyorum, şahıslarınızla ve şahıslarınız dışında tüm İslam dünyasını, büyük İslam milletini uyarıyorum.

Büyük uyanış ve diriliş sûrunu üflüyorum.

Bu kulakları patlatacak sesi işitmeyeceklere ne yazık!

Son anda da olsa uyanıp dirilecek olanlara muştular olsun.

Suudi vatandaşlarına Lübnan'ı terk etmeleri çağrısı

Suudi Arabistan, İsrail'le güney sınırında gerginlik yaşayan Lübnan'da bulunan vatandaşlarına ülkeyi terk etme çağrısı yaptı.

Suudi Arabistan'ın Beyrut Büyükelçiliğinin X hesabından konuyla ilgili yazılı açıklama yapıldı.

Açıklamada, Suudi yönetiminin Lübnan İsrail'le sınır olan güney bölgesindeki olayları yakından takip ettiği belirtilerek, bu ülkede bulunan tüm Suudi Arabistanlıların derhal Lübnan topraklarını terk etmesi istendi.

Suudi Arabistan vatandaşlarına Lübnan'da gösteri için toplanılan kalabalık bölgelerden uzak durulması tavsiyesinde bulunulan açıklamada, ayrıca Suudi Arabistan'dan Lübnan'a seyahat edilmemesi uyarısında bulunuldu.

İSRAİL-LÜBNAN SINIRINDA ÇATIŞMALAR

İsrail ordusu, Lübnan sınırında 1 saatte, 3 çatışmanın yaşandığını açıkladı.

İsrail ordusundan yapılan yazılı açıklamada, "İsrail ordusunun Lübnan sınırındaki 3 mevzisine bir saat içinde hafif silahlarla ateş açıldı." ifadesi kullanıldı.

Açıklamada, İsrail ordusunun, Lübnan'dan ateş açılan bölgelere karşılık verdiği kaydedildi.

İsrail Ordu Radyosu da Lübnan sınırındaki Zarif beldesine hafif silahlarla, Celile'deki Manara bölgesine de tanksavar füzesiyle ateş açıldığının gözlemlendiğini duyurdu.

İsrail ordusu da Lübnan tarafından yapılan saldırılara topçu atışlarıyla karşılık verdi.

Lübnan resmi haber ajansı NNA, İsrail'in Lübnan sınırının batısındaki el-Lebbune bölgesine hava saldırısı düzenlediğini duyurmuştu.

Lübnan sınırında 8 Ekim'de İsrail ordusu ile Hizbullah arasında başlayan çatışmalarda, 10 Hizbullah, 2 İslami Cihad üyesi, 1 gazeteci, 2 sivil hayatını kaybetmişti.

Lübnan tarafından düzenlenen saldırılarda da 2 İsrail askeri ve 1 İsrailli sivil yaşamını yitirdi.

Güneş Dünya için neden önemlidir? Maddeler halinde kısaca

Güneş dünya için neden önemlidir, ne gibi faydaları vardır sorularının cevaplarını sizler için kısaca açıklayalım. 

GÜNEŞ DÜNYA İÇİN NEDEN ÖNEMLİDİR?

Güneşin Önemi Maddeler Halinde:

D Vitamini Kaynağı

Güneş, sınırsız bir D vitamini kaynağıdır ve kemiklerin gelişimi ile cilt sağlığı için önemlidir. Vücut, güneşten D vitamini üretir.

Isınma Kaynağı

Güneş, hayatımızı ısıtır ve soğuk hava koşullarına karşı korur. Kış aylarında özellikle önemlidir.

Tarımın Gelişmesi

Güneş, bitkilerin büyümesi ve olgunlaşması için gereklidir. Tarımı destekler ve yiyecek üretimini sağlar.

Dünyanın Işık Kaynağı

Güneş, dünyayı aydınlatır ve karanlıkta kalınmamasını sağlar. Hayatın sürdürülebilirliği için gereklidir.

Canlılar İçin Hayati Önem

Canlılar için vazgeçilmezdir. Güneş olmadan yaşam zorlaşır, büyük buz kütleleri dünyayı kaplayabilir.

Fotosentez ve Oksijen Üretimi

Bitkilerin fotosentez yapması ve oksijen üretmesi için güneş ışığına ihtiyaç vardır. Bu, insanların yaşamını etkiler.

D Vitamini Eksikliğinin Olumsuz Etkileri

Güneşten yeterince D vitamini alınmaması kemik erimesi, kanser, kas zayıflığı, depresyon gibi hastalıklara yol açabilir.

Tarihi camiyi yıkıp yerine tapınak yaptılar

Hindistan'da 1992 yılında milliyetçilerce yıkılan Babri Camisi'nin yerine yapılan "Ram Janmabhoomi Mandir" adlı tapınağın Ocak 2024'te açılacağı duyuruldu.

CNN'in haberine göre, Bharatiya Janata Partisi (BJP), Hindu milliyetçisi çeşitli grupların çatı örgütü Ulusal Gönüllüler Organizasyonu (RSS) ve Dünya Hindu Konseyi (VHP) gibi milliyetçi parti ve örgütlerce düzenlenen miting sırasında yaklaşık 150 bin kişiden oluşan grubun saldırısıyla yıkılan Babri Camisi'nin yerine yapılan "Ram Janmabhoomi Mandir" adlı tapınak ocakta açılacak.

İnşa çalışmaları 2020'de başlayan tartışmalı tapınağın inşaat komitesi başkanı Nripendra Misra, açıklamasında, tapınağın duvarlarına "ülkenin çeşitliliğini" sergileyen resimlerin yapılması için ülkenin dört bir yanından sanatçıların seçildiğini belirtti.

Misra, inşaat maliyetinin yaklaşık 180 milyon dolar olmasını ve tapınağı günlük ortalama 100 bin kişinin ziyaret etmesini beklediklerini kaydetti.

İlk detaylı tasviri yayınlanan tapınağın ocakta açılacağını söyleyen Misra, ziyaretçilerin tapınağın merkezini yoğunluktan dolayı yaklaşık 20 saniye ziyaret edebileceklerini ifade etti.

BABRİ CAMİSİ 1528'DE İNŞA EDİLDİ

Babür Devleti'nin kurucusu Babür Şah'ın hayatta olduğu dönemde komutanlarından Mir Baki'nin 1528'de inşa ettirdiği cami, 1980'lerde Hindu milliyetçisi örgütler tarafından başlatılan tapınak (Mandir) kampanyasının kurbanı oldu.

Babri Camisi arazisinin Tanrı Rama'nın doğduğu yer olduğu ve ibadethanenin tapınak üzerine inşa edildiğine ilişkin iddia, Müslümanlar ile Hindular arasında uzun yıllar tartışma konusu oldu ve çok sayıda kişinin hayatını kaybetmesine yol açtı.

Hindistan'ın bağımsızlığından önce de iki topluluk arasında zaman zaman sorunların yaşanmasına sebep olan Babri Camisi tartışmaları ülkenin bağımsızlığını kazanmasının ardından da devam etti.

6 ARALIK 1992'DE HİNDULAR TARİHİ CAMİYİ YIKTI

BJP lideri Lal Krishna Advani'nin Eylül 1990'da başlattığı kampanya ile olaylar daha da kışkırtıldı.

Advani, iki tekerlekli savaş arabasına dönüştürülen Toyota marka otomobiliyle Gucerat eyaletinden caminin bulunduğu Uttar Pradeş eyaletine yolculuğa çıkmıştı. Bu yolculukta, Ram Tapınağı'nın inşası için kullanılacak tuğlaları toplayan Advani, Tanrı Rama gibi giyinmiş, ok ve yay kuşanmıştı.

6 Aralık 1992'de BJP, RSS ve VHP gibi milliyetçi parti ve örgütlerce düzenlenen miting sırasında Hindu karsevaklar (gönüllüler), Sadhular (Hindu din adamları), militanlar ve gençlerden oluşan 150 bin kişinin kazma, kürek ve levyelerle ibadethaneye saldırması, yaklaşık 500 yıldır ayakta duran Babri Camisi'nin 5 saat içinde yıkılmasıyla sonuçlanmıştı.

Caminin yıkılma haberi, ülke çapında ayaklanmaların yaşanmasına yol açmıştı. Hindistan'ın bölünmesinden sonra yaşanan en büyük toplumsal şiddet olayına dönüşen ayaklanmalarda çoğunluğu Müslüman 2 bine yakın kişi ölmüş, 5 binin üzerinde kişi de yaralanmıştı. Olaylar, Pakistan ve Bangladeş'e de sıçramıştı.

YÜKSEK MAHKEMENİN KARARI

Hindular ile Müslümanlar arasında on yıllarca problemli şekilde kalan Babri Camisi meselesi, Hindistan Yüksek Mahkemesinin 9 Kasım 2019'da cami arazisinin Hindulara verilmesine ilişkin kararıyla yeni bir noktaya taşınmıştı.

Yüksek Mahkeme, söz konusu kararında, yaklaşık 1,1 hektarlık arazinin tamamının tapınak inşa etmek üzere kurulacak Hindu vakfına tahsis edilmesini, bunun karşılığında arazinin hak sahibi Müslüman vakfa başka bir yerden yaklaşık 2 hektar arazi verilmesine hükmetmişti.

Kararın ardından Hindistan Başbakanı Narendra Modi, 5 Şubat 2020'de tapınağı inşa etmek üzere "Şri Ram Janmabhoomi Teerth Kşitra Vakfı"nın kurulduğunu açıklamıştı.

Öte yandan, davanın taraflarından Uttar Pradeş Sünni Merkez Vakfı Kurulu, söz konusu 2 hektarlık arazinin kabul edileceğini duyurmuştu.

Loch Ness canavarı yeniden gündemde

Loch Ness canavarı yeniden gündemde... İskoçya'nın ünlü Loch Ness Gölü'nde yaşadığı iddia edilen ve bin yılı aşkın bir efsaneye dayanan Nessie adlı canavar, varlığına dair net kanıt olmamasına rağmen bugün hala bilim insanlarının çözmeye çalıştığı sır olarak kalmaya devam ediyor.

Efsanevi bir su yaratığı olarak kabul edilen Nessie'nin hikayesi, İrlandalı Katolik misyoner Aziz Columba'nın altıncı yüzyılda yerel bir yüzücü ile yaşadığı gizemli bir karşılaşmaya dayandırılır.

LOCH NESS CANAVARI GERÇEK Mİ? GERÇEKTEN VAR MI?

Rivayete göre, milattan sonra 565'te canavar, bir yüzücüyü ısırır ve başka birine saldıracakken Columba müdahale eder, canavara "geri git" emrini verir ve canavar itaat eder.

Loch Ness canavarı efsanesinin dünya çapında tanınması ise 1933'te başlıyor. Bu dönemde göle bitişik bir yol tamamlanmış ve engelsiz bir görünüm sunmuştu.

Aralık 1933'te İngiliz Daily Mail gazetesi, Nessie'yi bulması için avcı olan Marmaduke Wetherell'i görevlendirdi.

Wetherell, yaptığı incelemelerden sonra "çok güçlü, yumuşak ayaklı, yaklaşık 6 metre uzunluğunda bir hayvana ait olduğuna inandığı" büyük ayak izleri gördüğünü iddia etse de bunu yerinde inceleyen zoologlar, izlerin şemsiye standı veya kül tablası kullanılarak oluşturulduğunu, taban kısmında da bir su aygırı bacağı bulunduğunu belirledi.

SANSASYONEL HABERLER

Loch Ness canavarının varlığını ispatlamak için gösterilen çabalar, 1930'lu yılların ortalarından itibaren sansasyonel haberlerin yayılmasıyla hız kazandı.

1934'te İngiliz doktor Robert Kenneth Wilson, sözde yaratığı gösteren ünlü bir fotoğraf olan "cerrahın fotoğrafını" çekti ve Daily Mail'de yayımlandığında küresel bir sansasyona neden oldu.

Yıllar boyunca Loch Ness bölgesi birçok canavar avcısını kendine çekti ve orada birçok teknolojik araştırma girişimi gerçekleştirildi. Ancak bu çabaların çoğu sonuçsuz kaldı. İddiayı desteklemek maksadıyla basılan fotoğrafların da süreç içinde sahte oldukları ispat edildi.

Ses dalgası teknolojisi kullanarak yaratığı bulma girişimleri birçok kez yapıldı, 1987 ve 2003'te dikkati çeken çabalara rağmen hiçbiri başarılı olmadı.

Hatta 2018'de bir grup araştırmacı, Loch Ness'in sularında yaşayan su yaşamını belirlemek için kapsamlı bir DNA anketi gerçekleştirdi ve beklentilere ters olarak deniz sürüngeni gibi bir yaratığın izine rastlanmadı.

Ancak anket, iddia edilen canavarın aslında olağanüstü büyük bir yılan balığı olabileceğini ortaya koydu.

SON 50 YILDA YAPILAN EN BÜYÜK ARAŞTIRMA

Dünyanın farklı noktalarından gelen onlarca gözlemci, bir süre önce ülke tarihinin en büyük arama çalışmalarından birine katıldı.

Loch Ness Derneği, bu son araştırma çalışmalarında, gölün termal görüntülerini çeken ve son teknolojiyle donatılmış dronların kullanıldığını belirtti.

Dünyanın dört bir yanından gelen gönüllüler, Loch Ness Gölü'nde efsanevi yaratık Nessie'nin varlığına ihtimal ispat çalışmalarını dikkatle izledi.

Loch Ness Derneği çalışanlarından Emilie Lumineau, Anadolu Ajansına (AA) verdiği röportajda, yapılan son çalışmaya dair bilgiler paylaştı.

"Birkaç hafta önce 50 yılın en büyük aramasını yaptık, dünya genelinde 150 gönüllü katıldı. Loch Ness'in farklı noktalarında 14 farklı konum belirledik. Ne bulabileceğimizi ve canavarı bulup bulamayacağımızı görmek için sabırsızlanıyoruz." diyen Lumineau, hala bu gizemi çözmek isteyen birçok kişinin olduğunu söyledi.

Lumineau, şu ana kadar yapılan araştırmalarda Loch Ness canavarının olmadığının kanıtlanamadığını dile getirerek, "Bu yüzden insanlar gizemi ve hayal gücünü seviyorlar." diye konuştu.

Dernek, ayrıca yapılan araştırmaya dair ilk bulguları da yayınladı.

Buna göre, araştırmaya katılan gönüllülerin çektikleri fotoğraflarda tuhaf şekillerin görüldüğü ve gölün derinliklerinden daha önce duyulmamış dört gizemli yüksek ses duyulduğu belirtiliyor.

İSKOÇ EFSANELERİ

Şimdiye kadar bu efsanevi yaratıkla iddia edilen karşılaşmaların çoğu, İskoç folklorundan ilham alınmış gibi görünüyor. Çünkü sualtı yaratıkları İskoç mitolojisinin önemli unsurları olarak kayıtlarda yer alıyor.

"İskoç efsanelerinde bir gerçeklik olduğuna inanıyorum." ifadesini kullanan Loch Ness bölgesinde yaşayan Kacey adlı kadın:

"Nessi belki yüzlerce yıl önce olduğu gibi aynı formda hala etrafta mı dolaşıyor? Belki de değil. Ama kesinlikle orada bir şey olduğuna inanıyorum." diyen Kacey, bölgede yaşayan çocukların bir ritüel olarak canavarı beslemeye çalıştığını anlattı.

Başka bir yerli olan Martin de canavarın varlığına yönelik iddiaların çocuk olduğu dönemde de dillendirildiğini kaydetti.

Martin, "Ve insanlar canavarı bulmaya 1970'lerde başladılar ve hala bulamadılar. Bir tane olduğuna inanmak isterim ama emin değilim. Ama evet, doğru. Eğer İskoçya'ya gelirseniz, buna bir göz atmalısınız." dedi.

Göldeki varlığı ispat edilememiş bu gizemli yaratık hakkındaki araştırmalar sürerken, bilim ve efsane arasındaki çizgi, hala net bir şekilde belirlenmemiş gibi görünüyor. Loch Ness'teki canavar efsanesi, dünya üzerinde ispat edilememiş gizemlerden biri olarak varlığını iddia olarak sürdürüyor.

Kim, Rus savaş gemilerini ve uçaklarını inceledi

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Rusya’nın uzak doğusundaki ziyareti esnasında Rus ordusunun bombardıman uçaklarını ve Pasifik Filosu’ndaki savaş gemisini inceledi.

Rusya Savunma Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Vladivostok şehrindeki Kneviçi Askeri Havaalanı'na gelen Kim, Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu tarafından karşılandı.

Havaalanında Rusya Hava ve Uzay Kuvvetlerinin modern havacılık teçhizatının örnekleri, Kuzey Kore liderine gösterilmek üzere sergilendi.

Havaalanında ayrıca Kuzey Kore lideri Kim'e Tu-160 süpersonik stratejik bombardıman uçağı, Tu-95MS turboprop stratejik bombardıman uçağı ve Tu-22M3 uzun menzilli süpersonik füze bombardıman uçağı gösterildi.

Rusya'nın stratejik nükleer kuvvetlerinin hava bileşenini oluşturan bu uçakların özellikleri hakkında Kim'e, Rus Hava ve Uzay Kuvvetleri Uzun Menzilli Havacılık Komutanı Sergey Kobılaş bilgi verdi.

Kneviçi Askeri Havaalanı'nda Kim'e ayrıca, Rusya Hava ve Uzay Kuvvetleri operasyonel ve taktik havacılığının yeni modelleri tanıtıldı. Kuzey Kore heyetine savaş uçaklarının mürettebat komutanları, Su-34 süpersonik avcı bombardıman uçağı, Su-30SM ve Su-35C avcı uçaklarının yanı sıra Su-25SM3 saldırı uçaklarının muharebe kabiliyetlerini anlattı.

Kim, ayrıca Kneviçi'de Kinjal hipersonik aerobalistik füze ve füze kontrol sistemiyle donatılmış Mig-31I füze taşıyıcısından oluşan füze sisteminin uçuş ve teknik kabiliyetleriyle ilgili bilgi aldı.

KİM, MAREŞAL ŞAPOŞNİKOV FIRKATEYNİNİ ZİYARET ETTİ

Kuzey Kore lideri Kim, Bakan Şoygu'nun eşliğinde Pasifik Filosu fırkateyni Mareşal Şapoşnikov'u ziyaret etti.

Komutanlarca karşılanan Kim'e geminin özellikleri, üst güverte ve üst yapılarda bulunan denizaltı karşıtı silahlar, dört tüplü torpido kovanları ve RBU-6000 denizaltı roketatar sistemleriyle ilgili bilgi verildi.

1980'lerin ortasında inşa edilen Mareşal Şapoşnikov fırkateyninin birkaç yıl önce derin modernizasyondan geçirilerek modern silahlarla donatıldığı biliniyor.

Kuzey Kore lideri Kim'e, Mareşal Şapoşnikov fırkateynini ziyareti sırasında "Uran" gemisavar füze sistemleri ve "Kalibr" evrensel seyir füze sistemlerinin yanı sıra 100 milimetrelik A-190 otomatik topçu sistemi gösterildi, modern Rus deniz tabanlı füze ve topçu silahlarının özellikleri konusunda bilgi verildi.

Mareşal Şapoşnikov fırkateyninin onur ziyaretçileri defterine mesaj yazan Kuzey Kore lideri Kim'e savaş gemisinin maketi hediye edildi.

Kim'e ayrıca geminin komuta merkezinde bulunan modern füze silah kontrol sistemleri gösterildi, "Kalibr" deniz konuşlu seyir füzelerinin 1500 kilometreden daha uzak mesafedeki deniz ve kıyı hedeflerine karşı etkin kullanılmasına imkan sağlayan yeni kontrol sistemlerinin gelişmiş kabiliyetleriyle ilgili bilgi verildi.

Kuzey Kore lideri Kim'e, Mareşal Şapoşnikov fırkateyninin modernizasyonu sırasında GLONASS ekipmanı da dahil olmak üzere okyanusların herhangi bir bölgesinde savaş görevlerini başarıyla yerine getirmesini sağlayan yeni seyir ekipmanlarıyla donatıldığı anlatıldı.

Ömer Muhtar İtalyanlar tarafından bugün idam edilmişti

Libya'da işgalci İtalyan güçleri karşısında sergilediği direnişle dünya çapında bir sembole dönüşen ve "Çöl Aslanı" olarak anılan Ömer Muhtar'ın idam edilişinin üzerinden 93 yıl geçti.

Libya'nın dağlık bölgesi Cebel Ahdar'da 1860'larda dünyaya gelen Muhtar, eğitimini bölgede etkin Senusi Hareketi medreselerinde aldı. Senusi Hareketi içindeki eğitiminde başarı gösteren ve hareketin önde gelen isimlerinin dikkatini çeken Muhtar, 1899 yılında Çad'da Fransızların sömürge ve misyonerlik çalışmalarına karşı silahlı mücadele verdi.

İtalya, 1911'de Libya'nın işgalini başlatarak, Trablus ve Bingazi'ye saldırdı. İtalyan kuvvetleri bölgedeki Osmanlı güçlerinden teslim olmalarını talep etti ancak Osmanlı birlikleri bunu reddederek Libya yerel savunma birlikleriyle, iç kesimlere çekilip, İtalyanlara karşı mücadele etti.

Osmanlı birlikleri, Balkan Savaşı'nın patlak vermesiyle Anadolu'ya geri dönerken, İtalyanlar Trablusgarp vilayetine bağlı, Trablus, Fizan ve Sirenayka bölgelerini ele geçirdi.

Mesleği Kuran-ı Kerim ve İslami ilimler öğretmenliği olan Ömer Muhtar, coğrafyayı yakından tanıması ve stratejik savaş taktikleriyle İtalyanları büyük hezimetlere uğrattı. Savaşlardaki başarılarıyla "Çöl Aslanı" lakabını alan Muhtar, ilerlemiş yaşına rağmen İtalya'ya karşı 22 yıllık mücadelesi boyunca birçok işgal valisini mağlubiyetlerle ülkesine geri gönderdi.

İtalya'da yönetim değişikliğinin ardından başa geçen faşist Lider Benito Mussolini, 1930 yılında bölgeye İtalyan valisi olarak General Radolfo Graziani'yi atadı.

Graziani'nin yönetimindeki İtalyan güçlerinin ulusal direnişçilere karşı askeri girişimlerinin başarısız olmasının ardından, 1931 yılında Mussolini'nin de onayıyla İtalya bölgede kanlı yeni bir taktiğe girişti.

Cebel Ahdar bölgesindeki yaklaşık 100 bin kişilik sivil yerel halk, sahil şeridindeki toplama kamplarına getirildi ve Mısır sınırı da kapatılarak, Libya direnişçilerinin destek hattı kesildi.

Muhtar'ın liderlik ettiği Senusi birlikleri mücadelesine devam etti ancak yerel halktan İtalyanlarla iş birliği yapanlar ve İtalya hava kuvvetlerinin saldırılarıyla, Muhtar, 11 Eylül 1931'de Slunta bölgesinde pusuya düşürüldü, yaralandı ve yakalandı.

ESARET SÜRECİ VE İDAMI

11 Eylül 1931...Ömer Muhtar ve yanındaki bir kısım mücahidîn Sılanta mevkiinde bulunan Hz. Muhammed (S.A.V.)’ın sahabelerinden Sidi Rafi hazretlerinin kabrini ziyaret etmeye karar verdikleri zaman İtalyanların tuttuğu bölgenin içersine girmişlerdi. İtalyan istihbaratı onun varlığını haber almıştı. Vadiyi her yönden saran kuvvetlerin oluşturduğu çemberi yarmanın imkanı yoktu. Mücahidler son nefeslerine kadar çarpıştılar. Son anda Seydi Ömer’in de atı vurulup yıkıldı ve onu yere düşürdü. Ama bu yetmişini geçkin ihtiyar aslan yılmadı, kendini toparlayıp tüfeğini ateşlemeye devam etti. Elinden yaralananınca tüfeği diğer eline aldı. Artık yapacak bir şey kalmayınca, askerler üzerine çullandılar ve onu esir ettiler. Önce Sûse’ye sonra Bingazi’ye 60 km uzaklıktaki Suluk’a götürüldü. Burada İtalyan birliklerinin genel kumandanı Graziani’nin karşısına çıkartıldı. Bu görüşmedeki tavırlarından etkilenen general onun hakkında şunları yazacaktır: “Odama girdiği andan çıkıp gittiği ana kadar onun vakar ve haysiyetine son derece hayranlıkla bakıp durdum. Onun tavır ve davranışlarını çok beğendim ve hayran kaldım.”

Graziani, hatıralarında Ömer Muhtar hakkında şunları demekten kendini alamaz. “Ömer Muhtar inancına, akidesine son derece bağlı bir adamdı. Onun bu inancına saldırmaya kalkışana kim olursa olsun büyük bir heyecan ve azimle karşı koyardı. O, vatanına saldıranlara karşı da korkusuzca savaşıyordu. Vatanına yapılacak herhangi bir saldırıyı karşılıksız bırakmayı kabullenecek bir şahsiyet değildi.” “ O karşısındakine anında cevap verecek üstün bir zekaya sahipti. Aynı zamanda Ömer Muhtar ileri seviyede dini kültüre sahipti. Onun kesin tavırlı bir huyu vardı. O, dinine ait hiçbir şeyi ihmal etmeyecek ve dinini herhangi bir maddi menfaat karşılığında satmayacak üstün bir kişiliğe sahipti. Dünyevi hiçbir çıkar peşinde olmayan bir kişiydi. Üstelik hayli fakir bir adamdı. Din ve vatan sevgisinden başka hiçbir dünyevi şeye de malik değildi.” “Ona canlı ve hazır bir zeka bahşedilmişti. Dini konularda iyi bir eğitim görmüş, hareketli,mütevazı ama tavizsiz...”

Mücahidlerin teslim olması teklifini red eden Ömer Muhtar, 15 Eylül 1931 günü İtalyan sıkıyönetim mahkemesi tarafından göstermelik bir duruşmaya çıkarıldı ve Graziani’nin daha önceden emrettiği gibi idam kararı veren mahkemenin yüzüne şu tokadı savurdu: “Hüküm ve karar yalnız Allah’ındır. Sizin bu sahte ve uydurma hükmünüzün hiçbir geçerliliği yoktur. İnna lillah ve inna ileyhi raciun(Biz Allah’ın kullarıyız ve sonunda ona dönücüleriz)”.

(Ömer Muhtar, mücadelesinin büyük bir kısmını yemyeşil tabiatıyla bilinen Cebel-i Ahdar'da yürütmüştü.)

Aynı gün, toplama kamplarından getirilen binlerce Libyalının gözleri önünde gayet sakin ve korkusuzca idam sehpasına çıktı. Fecr suresinin son ayetlerinden “Ey huzura ermiş nefis! Razı edici ve razı edilmiş olarak Rabbine dön” ayetleri dilinde virdi zebandı... Özgürlüğü için her şeyi göze aldığı yeşil dağlarına son bir kere daha baktı ve bir milleti yetim bırakarak ebed alemine doğru kanatlandı. Yer Suluk çarşısı idi.

Son olarak Muhammed Esed’in 1932’de Medine’de onun şehadetini haber aldığında ağzından dökülenleri nakledelim: “Ömer el Muhtar öldü ha...Şu Sireneyka aslanı, yetmiş şu kadar yaşına rağmen halkının özgürlüğü için yılmadan sonuna kadar savaşan Ömer el Muhtar öldü demek...On uzun yıl boyunca, on uzun ve çileli yıl boyunca en modern silahlarla donatılmış mekanize birliklerle, uçaklarla, topçu bataryalarıyla takviye edilmiş düşman ordularına, kendinden en az on kat daha kalabalık İtalyan kuvvetlerine karşı halkın umutsuz direnişine bayrak olan Ömer el Muhtar...Piyade tüfeklerinden ve birkaç attan başka bir şeyleri olmayan, yarı aç mücahidlerinin başında kocaman bir esir kampına dönüştürülen bir ülkede son kurşununu sıkıncaya kadar umutsuz bir gerilla savaşı sürdüren koca Ömer el Muhtar...”

İtalyan güçleri tarafından Slunta savaş esirleri kampında çıkarıldığı sözde mahkeme tarafından idama mahkum edilen Muhtar, 16 Eylül 1931'de idam edildi.

Muhtar'ın mücadele ettiği İtalyan Komutan Graziani de Ömer Muhtar ile tanışmasının ardından şunları söylemişti:

"Orta boylarda, iri yapılı, saçı, sakalı ve bıyıkları beyaz, Ömer, atik ve canlı bir zekaya sahipti, dini konularda bilgili, enerji dolu ve çetin bir karaktere sahipti. Özverili ve tavizsizdi. Senusi Hareketi'nin en önde gelen liderleri arasında yer almasına rağmen mütedeyyin ve fakir kalmıştı."

ÇÖL ASLANI BEYAZ PERDEDE

İtalyanlara karşı sergilediği direnişle Libya'da ulusal kahraman haline gelen Ömer Muhtar'ın mücadelesi Hollywood'un da dikkatini çekti. İslamiyetin doğuşu konulu "Çağrı" filmiyle tanınan Suriyeli yönetmen Mustafa Akkad, "Çöl Aslanı" (1981) filminde Ömer Muhtar'ın İtalyanlara karşı sergilediği mücadeleyi izleyicilerle buluşturdu.

Tarihte bugün ne oldu? Tarihte 16 Eylül günü önemli olayları

Dünya Bülteni/Tarih Dosyası

GÜNÜN OLAYI

Ertuğrul Fırkateyni Japonya’da Battı (1890)

Sultan II.Abdülhamit 1890 yılında Japonya’ya bir iade-i ziyarette bulunulmasını istedi.Bu ziyaret için yelkenli ve ahşap donanımlı Ertuğrul savaş gemisi seçildi. 1990 Haziranında Yokohama’ya ulaşan gemi İmparator Meji tarafından karşılandı. 15 Eylül 1890’da Japonya’dan ayrılan gemi 16 Eylül 1890’da Oşima adası yakınlarında şiddetli bir fırtına ile battı. Olayda 540 denizci öldü ve 75 kadar denizci kurtulmayı başardı. Tarihimizde bu olay Ertuğrul Faciası olarak adlandırılmıştır.

GÜNÜN KİŞİSİ

Süleyman Hilmi Tunahan (1888-1959)

1888 (H.1306) yılında Bulgaristan’ın Silistre Ferhatlar köyünde doğdu. Son dönemin önemli din alimlerindendir. Hayatı boyunca Kur’an-ı Kerim ve din derslerinin okutulması için çalıştı. Talebelerini Ehl-i sünnet itikadı üzerine eğitti ve bu yoldan ayrılmamalarını istedi. Yetmiş iki senelik ömrü boyunca İslâmiyetin emir ve yasaklarını öğrenmek, öğretmek ve insanlara anlatarak onların dünya ve ahiret saadetine kavuşmalarına vesile olmak için mücadele etti. Süleyman Hilmi Tunahan 16 Eylül 1959 günü İstanbul'da Kısıklı'daki evinde vefat etti. Karacaahmet Kabristanlığına defnedildi.

GÜNÜN ÖNEMLİ OLAYLARI

İstanbul’da Tütün Yasağı (1633)

1633 Yılında İstanbul’da tütün nedeniyle büyük bir yangın çıkmıştı.Sultan IV.Murat bu nedenle tütün içilmesini evler de dahil olmak üzere yasakladı. Tütün Osmanlı ülkesine daha o tarihlerde yeni gelmiş ve fazla yaygınlık kazanmamış ve ulema tarafından da dini bakımdan bir sonuca bağlanmamıştı.

Korican Zaferi (1731)

Lale devrinde başlayan Osmanlı-İran savaşları I.Mahmut döneminde yeni bir safhaya girmişti. Bağdat valisi Ahmet Paşa İran içlerine doğru ilerlemeye başlamıştı. Hemedan yakınlarında Korican ovasında yaklaşık kırk bin kişilik Şah II.Tahmasb komutasındaki İran ordusu 16 Eylül 1731’de bozguna uğratıldı.

Türkiye' de İlk Dişçilik Okulu (1909)

Türkiye' de ilk dişçilik okulu, 16 Eylül 1909'da " Darü'l-Fünûn- ı Osmani Tıp Fakültesi Eczacı ve Dişçi Kabile ve Hastabakıcı Mektepleri " adı ile açılan okuldur. İstanbul Kadırga' dak i Menemenli Mustafa Paşa Konağı' nda eğitim çalışmalarına başlamıştır..

Demokrat Parti  Davasında iki İdam (1961)

27 Mayıs ihtilalinin arkasından Yassıada mahkemesinde verilen idam kararlarından ikisi yerine getirildi. Eski dışişleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile eski maliye bakanı Hasan Polatkan 16 Eylül 1961’de idam edildi. 

Sabra ve Şatilla katliamı (1982)

İsrail yanlısı aşırı sağcı Hristiyan Falanjist milislerin Batı Beyrut'ta Sabra ve Şatilla adındaki Filistin mülteci kamplarını basarak 16 Eylül 1982 tarihinde çocuklar dahil binlerce  kişiyi katlettiler. Katliamda sonradan İsrail'in eski Başbakanlarından olan Ariel Şaron'un rolü olduğu bilinmektedir.

GÜNÜN DİĞER ÖNEMLİ OLAYLARI

1123-Harput (Elaziz) Selçuklular tarafından fethedildi.

1514-Yavuz Sultan Selim Tebriz’e girdi.

1924- Gürcistan Sovyet Cumhuriyeti’ndeki ayaklanma sert biçimde bastırıldı.

1931 Ömer Muhtar şehid edildi

1935- Türk Milli Güreş Takımı Balkan Şampiyonu oldu.

1935- Kayseri Bez Fabrikası, Başbakan İsmet İnönü tarafından açıldı.

1938- Bulgaristan’daki Türk okullarında öğretimin Türk harfleriyle yapılmasına karar verildi.

1949- Yunanistan’da iç savaş sona erdi.

1950- Türkiye’nin, Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı’na (NATO) girme başvurusu reddedildi.

1953- İlk sinemaskop film gösterimi New York’ta yapıldı.

1963- Ahmet Bin Bella, Cezayir’in ilk devlet başkanı oldu.

1969- THY’ye ait ‘’Seç’’ uçağı, akıl hastası Sadi Toker tarafından oyuncak tabancayla Sofya’ya kaçırıldı. Türkiye’ye iade edilen Toker, tedavi gördüğü Bakırköy Akıl Hastanesi’ne kaldırıldı.

1978- İran’da bir dakika süren depremde 20 bin kişi öldü.

2002- Bakü-Ceyhan boru hattının temeli Cumhurbaşkanı Sezer, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev ve Gürcistan Devlet Başkanı Şevardnadze tarafından atıldı.

2006-İlk hızlı yerli tren fabrikasının temeli Adapazarı’nda atıldı.

2013- Çanakkale'nin Gökçeada ilçesinde 1951'de kurulan ve 1964'te kurucusunun isteğiyle kapatılan Özel Gökçeada Rum İlkokulunda, yarım asır sonra ders zili çaldı.

2016- Sanatçı Tarık Akan, İstanbul'da tedavi gördüğü özel bir hastanede 67 yaşında hayatını kaybetti.

2016- Pakistan'ın kuzeybatısındaki bir camiye düzenlenen bombalı saldırıda 16 kişi öldü, 25 kişi yaralandı.

2017- Mısır'da Yargıtay darbeyle görevinden edilen Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi hakkında verilen 40 yıl hapis cezasını müebbete çevirdi.

2018- NASA, kutuplardaki buz değişimlerini incelemek amacıyla uzaya 1 milyar dolarlık uydu fırlattı.

2019- BM, Myanmar hükümetinin Arakanlı Müslümanlara karşı şiddet eylemlerinin "soykırım niyetiyle" yapıldığının yeni delillerle pekiştiği ve hükümetin Müslümanlara karşı "sistematik ve geniş çaplı insanlık dışı eylem ve zulmünün" sürdüğünü duyurdu.

2019- Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin katılımıyla Çankaya Köşkü'nde Suriye konulu Türkiye-Rusya-İran Üçlü Zirvesi gerçekleştirildi. Zirvenin ardından ortak basın toplantısı düzenlendi.

Çankaya Köşkü'ndeki Suriye konulu Üçlü Zirve'nin ardından ortak bildiri yayımlandı. Ortak bildiride liderlerin, Suriye'nin egemenliği, bağımsızlığı, birliği ve toprak bütünlüğü ile Birleşmiş Milletler (BM) ilkelerine kuvvetli taahhüdü vurgulandı.

El Capo'nun oğlu da ABD'ye teslim edildi

Meksika'da "El Chapo" lakaplı uyuşturucu baronu Joaquin Guzman'ın oğullarından Ovidio Guzman Lopez'in ABD'ye teslim edildiği bildirildi.

ABD Adalet Bakanlığından yapılan açıklamada, Guzman'ın Meksikalı yetkililerce ABD'ye iade edildiği doğrulandı.

Başsavcı Merrick Garland da açıklamasında, Guzman'ın iade edilmesi sürecinde desteği için Meksika'ya teşekkür ederek, "Bu faaliyet, Adalet Bakanlığının Sinaloa karteline yönelik tüm operasyonlarının son adımıdır. Topluma zarar verenlerin adalete hesap vermesi için çabalarımızı sürdüreceğiz." ifadesini kullandı.

Washington'a göre dünyanın en güçlü kartelleri arasında yer alan Sinaloa, ABD'de fentanilin yayılmasında ve kullanılmasında en büyük sorumlu olarak geçiyor.

ABD, Aralık 2021'den bu yana Guzman'ın yakalanması için 5 milyon dolar para ödülü koymuş ve Meksika'ya da bu hususta baskı uygulamıştı.

Ovidio Guzman'ın yakalanması
ABD'nin en çok aranan uyuşturucu kaçakçılarından olan Sinaloa çetesinin önde gelen liderlerinden 28 yaşındaki Ovidio Guzman, 5 Ocak'ta, Meksika'nın kuzeyindeki Culiacan kentinde düzenlenen operasyonda gözaltına alınmıştı.

Ana yolları barikatlarla kapatan ve araçları ateşe veren Sinaloa çetesi mensupları, güvenlik güçleriyle çatışmış 10 askerin ölümüne, 35 askerin de yaralanmasına neden olmuştu.

Ordunun operasyonlarında ise 19 çete mensubu öldürülmüş, 21 kişi ise gözaltına alınmıştı.

Culiacan Uluslararası Havaalanı yakınlarında silahlı kuvvetlerle çatışmaya giren çete üyelerinin silahlarından çıkan 2 mermi ticari uçağa isabet etmiş, yolcular büyük korku yaşamıştı.

Yakalanan Ovidio Guzman Lopez ise 2015'te babası "El Chapo"nun da tutulduğu Meksika Eyaletindeki Almoloya Hapishanesi olarak bilinen Federal Sosyal Uyum Merkezine (CEFERESO) götürülmüştü.

Ovidio Guzman kimdir?
Ovidio Guzman, en son yakalandığı 17 Ocak 2019'da bir dizi şiddet dalgasına yol açmıştı.

"El Chapo"nun oğullarından Ovidio Guzman'ın söz konusu tarihte yakalanmasının ardından çıkan olaylarda çok sayıda asker yaralanmış, 51 mahkum cezaevinden firar etmişti. Onlarca araç ve iş yerinin ateşe verildiği olaylar sonucunda Guzman serbest bırakılmıştı.

"El Chapo" ABD'ye iade edilmişti
"El Chapo" lakaplı Joaquin Guzman ise ABD'nin New York eyaletinde görülen davada temmuzda müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı.

2001 ve 2015'te Meksika'da iki yüksek güvenlikli cezaevinden kaçan Joaquin Guzman, en son Ocak 2016'da yakalanmış ve ABD'ye iade edilmişti.

Ramazan Kadirov hastaneye kaldırıldı iddiası

Rusya-Ukrayna savaşında Moskova'ya destek veren Çeçen lider Ramazan Kadirov'un komada olduğu iddia edildi.

Ukrayna askeri istihbaratından yapılan açıklamada, Çeçen lider Ramazan Kadirov'un birkaç gündür hastanede tedavi gördüğü ve durumunun ağır olduğu öne sürüldü.

Ukrayna İstihbarat Sözcüsü Andriy Yusov, Çeçen liderin durumunun bir yaralanmayla ilgisi olmadığına vurgu yaparken, uzun süredir çeşitli sağlık problemleri yaşadığını belirtti.

Kadirov'un kötüleşen sağlığı nedeniyle geçtiğimiz günlerde kişisel doktorunu öldürttüğü de iddia edilmişti. Kadirov, Wagner isyanı sonrası Putin'e açık destek vermişti.

Orta Asya liderleri Aral Gölü'nü masaya yatırdı

Tacikistan’ın başkenti Duşanbe’de Uluslararası Aral Gölü’nü Kurtarma Fonu Kurucu Ülkelerinin Devlet Başkanları Konseyi toplantısı yapıldı.

Tacikistan Cumhurbaşkanı İmamali Rahman’ın ev sahipliğinde düzenlenen toplantıya Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, Türkmenistan Devlet Başkanı Serdar Berdimuhamedov ve Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev katıldı.

Rahman, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, Uluslararası Aral Gölünü Kurtarma Fonu ve yapısal organlarının faaliyeti boyunca Aral Gölü havzasındaki su, çevre ve sosyoekonomik durumu iyileştirmek için kapsamlı çalışmalar yaptıklarını kaydetti.

Nüfus, ekonomik kalkınma ve iklim değişikliğinin su kaynakları üzerindeki olumsuz etkilerinin, mücadeleyi önemli hale getirdiğini dile getiren Rahman, "Buzulların hızla erimesi, doğal afet, sel, kuraklık ve toprak kaymalarının artması ciddi tehditler oluşturuyor. Tüm bu zorluklar eylemlerimizin konsolidasyonunu gerektiriyor." dedi.

Mirziyoyev ise bölgedeki su ve çevresel sorunlar, buzulların erimesi, doğal afetler, hızlı demografik büyüme, kentleşme süreçleri ve sanayileşmeden kaynaklanan sorunların endişe verici olduğunu, Orta Asya'daki su sorununun derinleşeceğini belirtti.

Orta Asya'nın bazı bölgelerinde su kaynaklarına olan ihtiyacın 2040'a kadar üç katına çıkacağını, bundan kaynaklanan ekonomik zararın ise gayrisafi bölgesel hasılanın yüzde 11'ine ulaşabileceğini vurgulayan Mirziyoyev, bölge ülkelerinin su sorunu ve verimsiz kullanımı nedeniyle şu anda yılda 2 milyar dolara varan miktarda kayıp verdiğini ifade etti.

Mirziyoyev, Taliban yönetiminin Afganistan’da inşa ettiği Koştepe kanalının Orta Asya'daki su kullanım tertibi ve dengesini tümden değiştirebileceğini vurguladı.

"ORTA ASYA’NIN GÜVENLİĞİ KÜRESEL İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ, SU SORUNU VE SULAMA SUYU KITLIĞI NEDENİYLE TEHDİT ALTINDA"

Tokayev de bölgedeki sıcaklıkların dünya ortalamasından çok daha hızlı arttığını belirterek, “Orta Asya’nın güvenliği, küresel iklim değişikliği, yaklaşan su kıtlığı ve sulama suyu kıtlığı nedeniyle tehdit altında.” ifadesini kullandı.

Bölgede sıcaklığın yükselmesinin Aral Gölü’ndeki buzulların da azalmasına yol açtığını aktaran Tokayev, “Aral Gölü’nün ana su kaynağı olan buzulların alanı son 50 yılda yüzde 30 küçüldü.” diye konuştu.

Tokayev, özellikle Orta Asya’daki kuraklıkların 2050'ye doğru ekonomide büyük hasara neden olabileceği tahminini paylaşarak, bütün bunların bölgesel güvenlik açısından ciddi riskler yarattığını vurguladı.

Berdimuhamedov ise Aral Gölü bölgesinde ortaya çıkan çeşitli sorunların çözümünde uluslararası finans kurumları ile işbirliği fırsatlarının oluşturulmasının önemine değindi.

Bölgesel çevre gündeminin önemli bir parçası olan Aral meselesiyle doğrudan ilgili bir dizi sorunun çözümünün, uluslararası işbirliğinin derinleştirilmesi, olumlu girişimlerin daha fazla teşvik edilmesi ve tarafların aktif katılımıyla mümkün olduğuna inandığını dile getiren Berdimuhamedov, “Aral Gölü bölgesinde ortaya çıkan çok çeşitli sorunların çözümüne yönelik proje ve programların uygulanması konusunda bu Fonun uluslararası finans kurumları ve sponsorlarla işbirliğini daha aktif bir şekilde geliştirmek için fırsatlar yaratmamız gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

Toplantıda, 2024'ten itibaren Uluslararası Aral Gölü’nü Kurtarma Fonu Kurucu Ülkelerinin Devlet Başkanları Konseyi dönem başkanlığının Kazakistan'a geçmesi kararlaştırıldı.

Fransa ile Nijer arasında elçi krizi

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Niamey Büyükelçisi Sylvain Itte'nin Nijer'de "kelimenin tam anlamıyla rehin alındığını" belirtti.

Macron, Semur-en-Auxois köyünü ziyareti sırasında basına yaptığı açıklamada, "Nijer'de şu anda sizinle konuştuğum sırada kelimenin tam anlamıyla büyükelçilikte rehin alınmış bir büyükelçimiz (İtte) ve diplomatik görevliler var ve gıda teslim edilmesine izin verilmiyor. Askeri erzakla yemek yiyorlar." dedi.

FRANSA İLE NİJER ARASINDA "BÜYÜKELÇİ" KRİZİ

Nijer'de 26 Temmuz'da başa geçen askeri yönetim, 25 Ağustos'ta Fransa'nın Niamey Büyükelçisi Sylvain Itte'ye ülkeyi terk etmesi için 48 saat süre tanımış ancak Büyükelçi Itte, ülkeden ayrılmamıştı.

Fransa, "askeri cuntanın Fransız elçinin gitmesini talep edebilecek bir otorite olmadığını" açıklamıştı.

Bunun üzerine Nijer Dışişleri Bakanlığı, 31 Ağustos'ta Fransa Dışişleri Bakanlığına gönderdiği notada Büyükelçi Itte'nin dokunulmazlığının kaldırıldığını ve sınır dışı edileceğini duyurmuştu.

Notadan sonra Fransa'nın Niamey Büyükelçiliği etrafında sıkı güvenlik önlemleri alınmış ve elçiliğe girip çıkan araçlar, Nijer güvenlik güçlerince kontrol edilmeye başlanmıştı.

Aynı şekilde Fransız askerlerinin konuşlu olduğu başkentteki "Niamey 101" isimli hava üssü etrafında da güvenlik artırılmıştı.

Viyana Sözleşmesi'nin sağladığı diplomatik dokunulmazlık uyarınca Fransa'nın Niamey Büyükelçiliğine giremeyen askeri yönetimin, dokunulmazlığını iptal ettiği Büyükelçi Itte'yi elçilik binası dışında "yakalamak" istediği biliniyor.

Hala Nijer topraklarında bulunan Büyükelçi Itte'nin tam nerede olduğu ise bilinmiyor.

NİJER'DEKİ DARBE

Nijer'de Cumhurbaşkanı Muhammed Bazum, 26 Temmuz'da Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı unsurlarınca alıkonulmuş ve o akşam asker, yönetime el koyduğunu duyurmuştu.

Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanı General Abdurrahmane Tchiani, 28 Temmuz'da CNSP isimli geçiş hükümetinin başına geçmişti.

CNSP, 7 Ağustos'ta Lamine Zeine'yi başbakan olarak atamış, 10 Ağustos'ta asker ve sivillerden oluşan 21 üyeli kabineyi açıklamıştı.

Biga Güreşleri kim kazandı?

Biga Yağlı Güreşleri sonuçları belli oldu. Çanakkale'nin Biga ilçesinde düzenlenen güreşlerin finalinde Ertuğrul Dağdeviren ile Hamza Köseoğlu finale kaldı. 

BİGA GÜREŞLERİ KİM KAZANDI?

Çanakkale Bigalı Yağlı Güreşleri 2023 sezonu tamamlandı.

Ali Gürbüz, İsmail Balaban, Yusuf Can Zeybek gibi ünlü isimlerin katıldığı güreşlerde finale kalan isimler ise sürpriz oldu. 

Bigalı Güreşlerine katılan isimler şöyleydi:

Biga Güreşleri kim kazandı?

3. TURDA EŞLEŞEN İSİMLER

Biga Güreşlerinde 3. tur eşleşmeleri şöyle olmuştu: 

2. TUR EŞLEŞMELERİ

Biga Güreşlerinde 2. tur eşleşmeleri:

ÇEYREK FİNAL EŞLEŞMELERİ

Biga Güreşleri çeyrek final eşleşmeleri şöyle oldu: 

İsmail Balaban - Mustafa Özkaya

Yalçın Üncül - Osman Aynur

Hamza Köseoğlu - Hüseyin Gümüşalan

Mustafa Batu - Ertuğrul Dağdeviren 

YARI FİNAL EŞLEŞMELERİ

Çanakkale Bigalı Güreşleri'nin yarı final eşleşmeleri şöyleydi:

Doğan Özkaya - Hamza Köseoğlu

Yalçın Üncül - Ertuğrul Dağdeviren 

FİNAL ETABI

Finale Ertuğrul Dağdeviren ile Hamza Köseoğlu kaldı.

Dağdeviren, Hamza Köseoğlu'nu er meydanında devirerek kemerin sahibi oldu.

Kürsü: 

1- Ertuğrul Dağdeviren

2- Hamza Köseoğlu

3- Yalçın Üncül

3- Mustafa Doğan Özkaya

Gökhan Abur neden öldü? NTV Hava Durumu Sunucusu Abur kimdir?

Gökhan Abur neden öldü, ölüm sebebi belli oldu mu soruları ünlü NTV Hava Durumu Sunucusunun ölüm haberini alanlar tarafından merakla soruluyor. 

GÖKHAN ABUR NEDEN ÖLDÜ?

NTV'de hava durumunu sunan meteoroloji editörü ve müzisyen Gökhan Abur, tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. NTV Hava Durumu bültenin sevilen ismi, kanalın meteoroloji editörü ve müzisyen Gökhan Abur, 80 yaşında hayatını kaybetti.

Abur'un vefat haberi, NTV Ana Haber'de duyuruldu. Haber bültenine bağlanan NTV İstanbul Haber Müdürü Yağız Şenkal, Abur'un kaybını derin üzüntü ile karşıladıklarını söyledi. Bültene bağlanan şarkıcı Neco ise, "Biz Kargalar Kafeste'de birlikte müzik yapıyorduk. O kadar iyi bir insandı ki... İstanbul beyefendisiydi kendisi. Böyle bir arkadaşı kaybetmek hüzünlendiren şeydir" dedi.

Abur, İstanbul Teknik Üniversitesi Meteoroloji yüksek mühendisliği mezunuydu. Uzun yıllar Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Meteoroloji Bölümü'nde görev yapan Abur, Kandilli Rasathanesi Meteoroloji Mühendisliği görevinden 2003 yılında emekli oldu.

Abur'un uzun zamandır hastanede tedavi gördüğü öğrenilirken, rahatsızlığının ne olduğu konusunda ise bir bilgi verilmedi.

AYNI ZAMANDA BİR MÜZİSYENDİ

Abur, 1967 yılında Hafta Sonu Gazetesinin düzenlediği yarışmada dördüncü oldu. 

Abur'un 14 adet 45'lik plağı ve "Bir Gün Karşılaşırsak" isimli bir albümü hazırladı.

2000 yılında Açık Radyo'da iki yıl süre ile "Açık Deniz" adlı program yapan Abur, Atlantis Yatçılık'ta "Meteoroloji ve Denizde Hava Tahmini" dersleri de verdi.

Abur, NTV'de Hava Durumu bültenini sunuyordu.

GÖKHAN ABUR KİMDİR?

Gökhan Abur, 1 Ocak 1943 Afyonkarahisar'da doğdu. 78 yaşında olan Gökhan Abur babasının subay olması sebebiyle Türkiye'de bir çok ilde yaşadı. Öğretim hayatı farklı şehirlerde geçen isim babasının görevinden ayrılması ile İstanbul'a ailesi ile beraber yerleşti.

Bir süre İstanbul'da yaşayan aile Karabük'e yerleşince Abur ortaokul ve lise eğitimini bu şehirde aldı. Lise döneminde farklı müzik faaliyetlerinde bulunan isim lise sonrası İstanbul Teknik Üniversitesi Meteoroloji yüksek mühendisliğini kazanarak İstanbul'a yerleşti ve Üniversite döneminde de müzik gruplarında yer aldı. Üniversite dönemini müzikle iç içe geçiren isim 1967 yılında Hafta Sonu Gazetesinin düzenlediği yarışmada sahne aldı ve burada dördüncü olmayı başardı. Yarışma ardından plak teklifleri alan isim bunları değerlendirdi ve günümüze kadar toplam 14 adet 45'lik plağı ve "Bir Gün Karşılaşırsak" isimli bir albümü hazırladı.

1983'ten sonra deniz ve denizcilikle ilgilendi. Sonrasın da uzak yol kaptanlarına eğitim verdi. 2000 yılında Açık Radyo'da iki yıl süre ile "Açık Deniz" adlı bir de program yaptı. Gökhan Abur, 2000 yılından sonra, Atlantis Yatçılık'ta "Meteoroloji ve Denizde Hava Tahmini" dersleri verdi.

Gökhan Abur İstanbul Teknik Üniversitesi Meteoroloji bölümünden yüksek mühendis olarak mezun oldu. Uzun yıllar Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Meteoroloji Bölümü'nde görev yaptı. Kandilli Rasathanesi Meteoroloji Mühendisliği görevinden 2003 yılında emekli oldu.

Gökhan Abur, NTV ekranlarında yayınlanan NTV Hava Durumu programını sunuyordu.

Ayasofya kapanıyor mu? İşin aslı nedir? Açıklama geldi

Ayasofya kapanıyor mu, tekrar ibadete kapatılacağı söylentileri doğru mu, neye dayanıyor? Türkiye tarihinin en önemli hadiselerinden biri olarak kayıtlara geçen Ayasofya'nın yeniden ibadete açılmasının üzerinden henüz birkaç yıl geçmişken yeniden kapatılacağı söylentileri bir anda hızla yayılmaya başladı. Peki, işin aslı nedir? 

AYASOFYA KAPANIYOR MU?

Ayasofya Camii'nin restorasyonunun 50 yıl süreceği ve bu süreçte ibadete kapalı kalacağı iddialarına Dezenformasyonla Mücadele Merkezi'nden yalanlama geldi. Açıklamada, "Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi restorasyonunun 50 yıl süreceği ve bu sürede ibadet ve ziyarete kapalı olacağı iddiası doğru değildir. 1'inci etabın Ocak 2024, ikinci etabın ise 3 yıl içinde tamamlanması planlanmaktadır. Ayasofya bu süreçte ibadet ve ziyarete açık olacaktır." ifadelerine yer verildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2020 yılında cami olarak ibadete açılan Ayasofya ile ilgili çarpıcı bir iddia gündeme geldi. Ayasofya Camii'nin restorasyonunun 50 yıl süreceği, bu sürede ibadet ve ziyarete kapalı olacağı iddia edildi.

İddialara Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi'nden yalanlama geldi. Açıklamada, iddiaların doğru olmadığı belirtilerek şu ifadelere yer verildi: "Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi restorasyonunun 50 yıl süreceği ve bu sürede ibadet ve ziyarete kapalı olacağı iddiası doğru değildir. 1'inci etabın Ocak 2024, ikinci etabın ise 3 yıl içinde tamamlanması planlanmaktadır. Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi bu süreçte ibadet ve ziyarete açık olacaktır."

Üst düzey Amerikan generaller Ermenistan'da

Ermenistan'da ABD ile ortak yapılan tatbikatı denetlemek amacıyla Tümgeneral Gregory Anderson ve Tuğgeneral Patrick Ellis'in Ermenistan'ın başkenti Erivan'a geldiği açıklandı.

Ermenistan'daki ABD Büyükelçiliğinden yapılan yazılı açıklamada, Erivan'a gelen ABD 10. Dağ Tümen Komutanı Tümgeneral Gregory Anderson ile ABD Avrupa ve Afrika Kara Kuvvetleri Kurmay Başkan Yardımcısı, Harekat Başkanı Tuğgeneral Patrick Ellis'in, ABD'nin Ermenistan Büyükelçisi Kristina Kvien ile devam eden "Eagle Partner 2023" tatbikatını denetleyecekleri bildirildi.

Büyükelçi Kvien, konuyla ilgili "Eagle Partner 2023 tatbikatı, Ermenistan'la uzun süredir devam eden ortaklığımızın bir kanıtıdır ve Ermenistan'ın, ABD Savunma Bakanlığı Devlet Ortaklık Programı kapsamında Kansas Ulusal Muhafızları ile kalıcı ilişkisiyle desteklenen onlarca yıllık başarılı barışı koruma ve güvenlik işbirliğine dayanmaktadır." açıklamasını yaptı.

Tümgeneral Anderson da "Ermenistan'la bağlarımız çok yönlü işbirliğine dayanmaktadır. ABD, özellikle nükleer silahların yayılımının önlenmesi ve barışın korunması gibi kritik alanlarda ülke yeteneklerinin güçlendirilmesi amacıyla sürekli olarak Ermenistan'a askeri yardımda bulunuyor." ifadelerini kullandı.

Açıklamada ayrıca tatbikatın aynı zamanda Ermenistan 12. Barışı Koruma Tugayını yıl sonunda yapılacak NATO/Barış İçin Ortaklık (BİO) "Harekat Yetenekleri Kavramı" değerlendirmesine hazırlamak amacını taşıdığı kaydedildi.

Tatbikat 11 Eylül'de başladı

Ermenistan Savunma Bakanlığı, Ermenistan ile ABD'nin, 11-20 Eylül'de ortak "Eagle Partner 2023" tatbikatı gerçekleştirileceğini açıklamıştı. Tatbikata Ermenistan'dan 175, ABD'den 85 askerin katılacağı belirtilmişti.

Ermenistan Savunma Bakanlığına bağlı Barış Koruma Tugayı "Zar" eğitim merkezinde başlayan tatbikatın açılış törenine, Ermenistan Genelkurmay Başkanı ve Savunma Bakanı Birinci Yardımcısı Tümgeneral Edvard Asryan da katılmıştı.

Rus plakalı araçlara giriş yasağı getirdiler

Letonya, Litvanya ve Estonya'nın ardından Finlandiya da Rusya plakalı araçların bu gece yarısından itibaren ülkeye girişini yasakladı.

Finlandiya Dışişleri Bakanı Elina Valtonen, düzenlediği basın toplantısında konuya ilişkin alınan kararı açıkladı.

Valtonen, konuyla alakalı dost ülkelerle koordinasyon sağladıklarını belirterek, "Yasağın uygulanması, Rus plakalı araçların ülkeye girişinin yasaklanacağı anlamına geliyor." ifadesini kullandı.

Estonya'nın Helsinki Büyükelçisi Sven Sakkov, X hesabından yaptığı paylaşımda, Rusya'da ikamet eden Avrupa Birliği vatandaşlarının yasaktan muaf tutulacağını kaydetti.

Kararın ardından paylaşım yapan Estonya Dışişleri Bakanı Margus Tsahkna da komşu ülkelerin aldığı bu kararın memnuniyetle karşılandığını belirtti.

Rusya Ukrayna krizinde önerileri bekliyor

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Ukrayna ile krizin çözülmesi konusunda tüm ciddi girişimlere cevap vermeye hazır olduklarını söyledi.

Lavrov, Moskova'da bulunan bazı ülkelerin büyükelçileri ile "Ukrayna krizi" konusunda yuvarlak masa toplantısının başında konuşma yaptı.

Rusya-Ukrayna müzakereleri konusu etrafında gerçek bir "komplo" ortaya çıktığını ve "sahte diplomasi" yoluyla her şeyin alt üst edilmeye çalışıldığını belirten Lavrov, "Tıpkı uzun yıllardır başta ABD ve İngiltere olmak üzere Batılı meslektaşlarımızın Ukrayna olaylarının başlangıcında yaptıkları gibi. Ukrayna muhalefetine milyarlarca dolar yatırım yaptılar ve muhalefeti anayasaya aykırı, kanlı bir darbeyle iktidara getirdiler." ifadelerini kullandı.

Rusya-Ukrayna meselesinin çözümüne yönelik tüm ciddi girişimlere cevap vermeye hazır olduklarını ve tutumlarının değişmediğini vurgulayan Lavrov, "Ciddi tekliflerin tamamına yanıt vereceğimizi ifade ettik ve bu şekilde hareket ediyoruz." dedi.

Birleşmiş Milletlerin (BM) Karadeniz Tahıl Girişimi'ni yeniden canlandırma çabalarına karşılık Ukrayna'nın tutumuna tepkisiz kalındığını söyleyen Lavrov, "BM Sekreterliği yöneticileri de dahil olmak üzere bazı meslektaşlarımız Rusya ile yapılan anlaşmada her şeyin yoluna gireceğini söylerken, Kiev rejiminin, 'Rus tahıl ve gübrelerinin yasa dışı yaptırımlardan muaf tutulacağı şekilde bu anlaşmanın yeniden başlatılmasını asla kabul etmeyeceğiz' şeklindeki beyanına kimse aldırış etmiyor. Yani BM bu kapıyı çalıyor ve Ukrayna, Rusları unutun diyor." diye konuştu.

Son zamanlarda Batılı devletlerin, dünya nüfusunun çoğunluğuna sahip ülkeleri "Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'nin barış formülü"nü desteklemeye sürüklediğini kaydeden Lavrov, bunu "dolandırıcılık" olarak nitelendirdi.

Batı'nın bu ülkeleri, "Rus düşmanlığı ve ültimatom içeren girişime sürükleyerek onların arkasına saklandığını" dile getiren Lavrov, ardından Batı'nın "Desteğimiz artıyor." dediğini ifade etti.

Libya'da son durum: Can kaybı her an artıyor

Libya'nın doğusundaki sel felaketinde hayatını kaybedenlerin sayısının 11 bini geçtiği, 10 bine yakın kişinin ise kaybolduğu açıklandı. Libya Kızılayı da sel felaketinde 20 bin ailenin yerinden olduğunu duyurarak yardım çağrısında bulundu.

Abdulcelil, çoğu Derne kentinde olmak üzere 3 binden fazla kişinin sel felaketi nedeniyle hayatını kaybettiğini belirtti.

Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu (IFRC) Libya Heyeti Başkanı Tamer Ramadan da BM Cenevre Ofisi'nin haftalık basın toplantısına çevrim içi bağlanarak, Libya'da yaşanan sel felaketine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Ülkenin doğusunda etkili olan sel felaketinden çok fazla kişinin etkilendiğini belirten Ramadan, Libya'da acil ihtiyaçların olduğunu aktardı.

Ramadan, sel felaketi nedeniyle ülkedeki kayıp kişi sayısının 10 bine yükseldiğini ve bu bilgiyi bağımsız kaynaklar aracılığıyla elde ettiklerini belirtti.

15 Eylül 2023 Cuma: 

BM RAPORU: 38 BİN KİŞİ YERİNDEN OLDU

Birleşmiş Milletler (BM) Uluslararası Göç Örgütü (IOM), Libya'da meydana gelen sel felaketi nedeniyle 38 binden fazla kişinin yerinden edildiğini duyurdu.

IOM Libya temsilciliği, Orta Akdeniz'de etkili olan "Daniel" kasırgası nedeniyle Libya'nın doğusunda meydana gelen sel felaketine ilişkin raporunu yayımladı.

Saha verilerinin kısıtlı olduğuna işaret edilen raporda, sel felaketinin yaşandığı Libya'nın doğusundaki kentlerde 38 bin 640 kişinin yerinden edildiği belirtildi.

Derne

Raporda, iki barajın çöktüğü ve afetten en çok etkilenen Derne'de yerinden edilenlerin sayısının 30 bin olarak tahmin edildiği ancak bu sayının "muhtemelen daha yüksek olduğu" ifade edildi.

Derne'de afetten en çok sahil bölgelerinin etkilendiği ve ilk belirlemelere göre 2 bin 217 yapının sel sularına maruz kaldığı kaydedildi.

Yerinden edilenlerin 2 bin 285'inin 3 okula yerleştirildiği, bir çoğunun ise akrabalarının yanına sığındığı hatta bazı ailelerin afetzede 5 aileye birden ev sahipliği yaptığı aktarıldı.

Derne'nin doğusunda yer alan Bab Tobruk bölgesinde faaliyet gösteren tek sağlık merkezi El Vahde Hastanesi'nde doktor dahil çok sayıda sağlık personeli ile medikal malzemeler, ağrı kesici, antibiyotik, tansiyon ve diyabet ilaçlarına ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.

Raporda ayrıca Derne'de içme suyu ve yakıt sıkıntısı yaşandığı, kara yollarının zarar görmesi nedeniyle ulaşımda güçlük çekildiği ve Derne ile Bingazi arasında tek bir yolun açık olduğu bildirildi.

- Beyda

BM raporunda, Beyda kentinde ise 30 bin kişinin sel felaketinden etkilendiği ve en az 3 bin kişinin yerinden edildiği belirtildi.

Evlerini terk etmek zorunda kalanların çoğunun barınma ihtiyacının güvenli bölgelerdeki yakınlarınca karşılandığı, az sayıdaki selzedenin ise okullara yerleştirildiği aktarıldı.

Yerinden edilenlerin kaldığı okullarda içme suyu, bebek bezi, hijyen malzemeleri, yatak ve battaniye gibi acil ihtiyaçların bulunduğu ifade edildi.

Beyda'ya doğu ve batıdan giden yolların açık olduğu, kente araçla erişim sağlanabildiği ancak güneyden kente giren yola erişim sağlanamadığı kaydedildi.

Raporda ayrıca Beyda'da sık sık ve uzun süren elektrik kesintileri ve yakıt sıkıntısı yaşandığı, kentte hayatını kaybedenlerin çoğunun ise erkek olduğu ifade edildi.

- Diğer kentler

BM raporunda, Libya'nın doğu kentleri Merc'de 1500, Taknis'te 1095, Bingazi'de 2 bin 195, Suse'de 350, Mehili'de 300 ve Verdiyye'de 200 kişinin yerinden edildiği açıklandı.

Suse kentinde yolların kapalı olması nedeniyle yerlerinden edilen kişilerin kenti terk edemediği ve bölge sakinlerince misafir edildiği aktarıldı.

Mehili'ye giden yolların kapalı olduğu, ağır araçların çöl yolları üzerinden kente ulaşabildiği ve ekipmanları zarar gördüğü için kent hastanesinin hizmet dışı olduğu bildirildi.

Raporda ayrıca, Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre, sel felaketinde hayatını kaybedenlerin sayısının hastanelerde 3 bin 922 olarak kayda geçtiği ancak 5 binden fazla kişinin öldüğünün tahmin edildiği belirtildi.

Orta Akdeniz'de etkili olan "Daniel" kasırgası, 10 Eylül'de Libya'nın doğusundaki Bingazi, Beyda, Merc, Suse ve Derne kentlerinde sel felaketine yol açmıştı.

Libya Ulusal Birlik Hükümeti, sel felaketinde 6 bin kişinin öldüğünü, binlerce kişinin de kayıp olduğunu açıklamıştı.

Son Güncelleme 14 Eylül Perşembe: 

CAN KAYBI 11 BİNİ GEÇTİ

 Libya Kızılayı tarafından yapılan açıklamada, Libya’da yaşanan sel felaketinde hayatını kaybedenlerin sayısının 6 binden 11 bin 300'e yükseldiği bildirildi.

***

DERNE'DE CAN KAYBI 5 BİN 300'Ü AŞTI

Libya'nın resmi haber ajansı LANA'nın haberine göre, 10 Eylül'de meydana gelen sel felaketinde yalnızca Derne kentinde ölenlerin sayısının 5 bin 300'e yükseldiği belirtildi.

Haberde, Libya İçişleri Bakanlığı yetkilisi Muhammed Ebulmuşa'nın, "Derne'de vefat edenlerin sayısı 5 bin 300'ü aştı. Felaket nedeniyle binlerce kişi kayıp." ifadelerine yer verildi.

CAN KAYBI 6 BİNİ AŞTI

Libya Ulusal Birlik Hükümeti sel felaketinde 6 bin kişinin öldüğünü, binlerce kişinin de kayıp olduğunu açıkladı.

LİBYA KIZILAYI: SEL FELAKETİNDE 20 BİN AİLENİN YERİNDEN OLDUĞU TAHMİN EDİLİYOR

Trablus merkezli "February" televizyonunun sosyal medya hesabında yer alan paylaşıma göre, Libya Kızılayı Sözcüsü Tevfik Şükri, ülkenin doğusunda etkili olan sel felaketine ilişkin açıklamalarda bulundu.

Özellikle Derne'deki durumun "trajik" olduğunu belirten ve yardım çağrısında bulunan Şükri, "Yerinden olan aile sayısını 20 bin olarak tahmin ediyoruz. Bu durum Derne, Beyda ve çevre bölgelerdeki insanlara yardım elinin uzatılmasını gerektiriyor." ifadelerini kullandı.

Şükri, Kızılay ekiplerinin kayıpları arama çalışmalarının sürdüğünü kaydetti.

SUSE KENTİNDE 50 AİLE KAYBOLDU

Libya medyasında yer alan haberlere göre, Suse Belediye Başkanı Vail Berik kentteki son duruma ilişkin açıklamada bulundu.

Suse'de şimdiye kadar 50 ailenin kayıp olduğunu kaydeden Berik, kentin bir mahallesinin selin sürüklediği taşlarla tamamen dolduğunu belirtti.

Berik, söz konusu mahallede hayatta kalan birisi olabilir ümidiyle defalarca kurtarma ekibiyle dolaştıklarını ancak bir ses duymadıklarını ifade etti.

Berik ayrıca, şimdiye kadar arama kurtarma ve yardım için Suse'ye herhangi bir kuruluşun ekibinin ulaşmadığını da sözlerine ekledi.

LİBYA ULUSAL BİRLİK HÜKÜMETİ: DERNE'DEKİ YOL VE KÖPRÜ AĞI TAMAMEN ÇÖKTÜ

Libya Ulusal Birlik Hükümeti Yollar ve Köprüler Dairesi Başkanı Hüseyin Suveydan, Ulaştırma Bakanlığının hasar tespit için ülkenin doğusuna gitmek üzere bir teknik ekip görevlendirdiğini söyledi.

Suveydan, ülkenin doğusunda şehir ve köyleri bağlayan çok sayıda yol ve köprünün çöktüğüne dikkati çekerek, bu durumun afetten etkilenen şehirlere yardım ulaştırılmasına engel olduğunu belirtti.

Selden en çok etkilenen bölgeler arasında yer alan Derne kentinde yol ve köprü ağının tamamen çöktüğünü kaydeden Suveydan, bunların yeniden inşası için 300 milyon dinara (yaklaşık 67 milyon dolar) ihtiyaç duyulduğunu sözlerine ekledi.

"SAĞLIK DURUMU 'FELAKET"

Libya Ulusal Birlik Hükümeti Sağlık Bakanlığından ismini vermek istemeyen yetkili ise selden etkilenen kentlerdeki duruma ilişkin bilgi verdi.

Yetkili, Derne başta olmak üzere selden zarar gören kentlerdeki sağlık durumunu "felaket" şeklinde niteleyerek, binlerce kişinin hayatını kaybettiğine dikkati çekti.

Sağlık Bakanlığı yetkilisi, Derne'deki hastanenin kullanılamaz durumda olduğunu, yaralıların ve ölülerin sahra hastanelerine nakledildiğini belirtti.

Bakanlığın acil tıbbi malzeme ve sağlık ekibini taşıyan bir uçağı bölgeye gönderdiğini, sağlık ekiplerinin yer aldığı konvoyun da ülkenin doğusundaki Bingazi kentine ulaştığını kaydeden yetkili, malzemeleri sahra hastanelerine dağıtma işleminin sürdüğünü söyledi.

HARRAZ: SEL FELAKETİNDE YALNIZCA DERNE'DE 5 BİN 200 KİŞİ ÖLDÜ

Libya'nın doğusundaki Temsilciler Meclisi (TM) tarafından atanan hükümetin İçişleri Bakanlığı Sözcüsü Tarık el-Harraz, ülkenin doğusunu etkisi altına alan sel felaketinde yalnızca Derne'de ölenlerin sayısının 5 bin 200 kişiye ulaştığını söyledi.

Selde hayatını kaybeden ve kimlik tespiti yapılanlardan 1300 kişinin naaşının toprağa verildiğini aktaran Harraz, sel felaketinde bazı ailelerin tamamının yok olması dolayısıyla kimlik tespiti yapılamayan çok sayıda ceset bulunduğunu ve bunların şu an defnedilemeyeceğini belirtti.

DERNE'DE ÖLÜ SAYISI 10 BİNİ GEÇEBİLİR

Derne'de sel felaketinden ölenlerin sayısının 10 bini aşabileceğini ifade eden Harraz, "Halen bulunamayan çok sayıda ceset var ve şu anda Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır'dan gelen uzman kurtarma ekipleri sele kapılarak denize sürüklenen cesetleri kurtarmak için çalışıyor." dedi.

LİBYA BAŞBAKANI DİBEYBE: TIBBİ YARDIM TAŞIYAN UÇAK BİNGAZİ'YE GÖNDERİLDİ

Libya'daki Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, sağlık ekibi ve tıbbi malzeme taşıyan bir uçağın, sel felaketinden zarar gören bölgelere destek sağlamak üzere Bingazi kentine doğru yola çıktığını duyurdu.

Dibeybe, sosyal medya hesabı Facebook'tan ülkenin doğusundaki Bingazi kentine gönderilen yardım uçağına ilişkin kısa bir açıklama yaptı.

Başbakan açıklamasında, "14 ton tıbbi malzeme ve ceset torbası ile 87 sağlık personeli ve asistan doktoru taşıyan uçak, selden zarar gören bölgelerdeki sağlık hizmetine destek vermek üzere Bingazi'ye doğru yola çıktı." ifadelerini kullandı.

LİBYA, SELDEN ETKİLENENLERE YARDIM ETMEYE YÖNELİK TÜM ULUSLARARASI ÇABALARI MEMNUNİYETLE KARŞILADI

Libya hükümetinin internet sitesinden yapılan açıklamaya göre Dibeybe, çalışmaları gözden geçirmek üzere Hükümet Acil Durum ve Hızlı Müdahale Ekibi'nin başkent Trablus'taki genel merkezinde incelemelerde bulundu.

Ziyaret sırasında açıklamalarda bulunan Dibeybe, ülkenin doğusunu vuran selden etkilenenlere yardım sağlamaya yönelik tüm uluslararası çabaları memnuniyetle karşıladıklarını söyledi.

Dibeybe, ülkesinin tüm yardım ekiplerinin gelişini kolaylaştırmaya hazır olduğunu ifade etti.

Sel felaketinde Libya halkıyla dayanışma gösteren tüm Arap ve uluslararası mesajları memnuniyetle karşıladıklarını ifade eden Dibeybe, felaketin başlamasından bu yana Arap ve bölge ülkelerinin bazı liderlerinin Libya ile iletişim kurduğunu vurguladı.

BM: LİBYA'YA YARDIM İÇİN ACİL MÜDAHALE EKİPLERİ HAREKETE GEÇİRİLDİ

Birleşmiş Milletler (BM) İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Martin Griffiths de sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Libya'daki ölümcül selden derin endişe duyduğunu belirterek, "Acil müdahale ekiplerimiz sahada yardım etmek için harekete geçirildi." ifadesini kullandı.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'DAN TELEFON

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığından yapılan açıklamaya göre Erdoğan, telefon görüşmesinde, Libya'daki sel felaketi nedeniyle Menfi'ye üzüntülerini bildirerek, geçmiş olsun ve taziye dileklerini iletti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin afetle mücadelede dost ve kardeş Libya halkının her zaman yanında olduğunu ve yardımların süreceğini ifade etti.

LİBYA'DAKİ SEL FELAKETİ

Libya'daki Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, sel felaketinde hayatını kaybedenler için 3 günlük yas ilan edildiğini duyurmuştu.

Libya Başkanlık Konseyi, sel felaketinden zarar gören bölgeler için kardeş ülkelere ve uluslararası kurumlara yardım çağrısında bulunmuştu.

Ulusal Birlik Hükümeti, dün olağanüstü kabine toplantısı düzenlemiş, afetten etkilenen bölgelere yardım yapılmasını da içeren bir dizi karar almıştı.

Ülkenin doğu bölgelerindeki yağış miktarının 40 yıldan uzun süredir kaydedilen en yüksek yağış miktarı olduğu ifade edilmişti.

Orta Akdeniz'de etkili olan "Daniel" fırtınası Libya'nın Bingazi, Beyda, Merc, Suse ve Derne kentlerini etkilemişti.

Libya'da 38 bin kişi yerinden oldu

Birleşmiş Milletler (BM) Uluslararası Göç Örgütü (IOM), Libya'da meydana gelen sel felaketi nedeniyle 38 binden fazla kişinin yerinden edildiğini duyurdu.

IOM Libya temsilciliği, Orta Akdeniz'de etkili olan "Daniel" kasırgası nedeniyle Libya'nın doğusunda meydana gelen sel felaketine ilişkin raporunu yayımladı.

Saha verilerinin kısıtlı olduğuna işaret edilen raporda, sel felaketinin yaşandığı Libya'nın doğusundaki kentlerde 38 bin 640 kişinin yerinden edildiği belirtildi.

Derne

Raporda, iki barajın çöktüğü ve afetten en çok etkilenen Derne'de yerinden edilenlerin sayısının 30 bin olarak tahmin edildiği ancak bu sayının "muhtemelen daha yüksek olduğu" ifade edildi.

Derne'de afetten en çok sahil bölgelerinin etkilendiği ve ilk belirlemelere göre 2 bin 217 yapının sel sularına maruz kaldığı kaydedildi.

Yerinden edilenlerin 2 bin 285'inin 3 okula yerleştirildiği, bir çoğunun ise akrabalarının yanına sığındığı hatta bazı ailelerin afetzede 5 aileye birden ev sahipliği yaptığı aktarıldı.

Derne'nin doğusunda yer alan Bab Tobruk bölgesinde faaliyet gösteren tek sağlık merkezi El Vahde Hastanesi'nde doktor dahil çok sayıda sağlık personeli ile medikal malzemeler, ağrı kesici, antibiyotik, tansiyon ve diyabet ilaçlarına ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.

Raporda ayrıca Derne'de içme suyu ve yakıt sıkıntısı yaşandığı, kara yollarının zarar görmesi nedeniyle ulaşımda güçlük çekildiği ve Derne ile Bingazi arasında tek bir yolun açık olduğu bildirildi.

- Beyda

BM raporunda, Beyda kentinde ise 30 bin kişinin sel felaketinden etkilendiği ve en az 3 bin kişinin yerinden edildiği belirtildi.

Evlerini terk etmek zorunda kalanların çoğunun barınma ihtiyacının güvenli bölgelerdeki yakınlarınca karşılandığı, az sayıdaki selzedenin ise okullara yerleştirildiği aktarıldı.

Yerinden edilenlerin kaldığı okullarda içme suyu, bebek bezi, hijyen malzemeleri, yatak ve battaniye gibi acil ihtiyaçların bulunduğu ifade edildi.

Beyda'ya doğu ve batıdan giden yolların açık olduğu, kente araçla erişim sağlanabildiği ancak güneyden kente giren yola erişim sağlanamadığı kaydedildi.

Raporda ayrıca Beyda'da sık sık ve uzun süren elektrik kesintileri ve yakıt sıkıntısı yaşandığı, kentte hayatını kaybedenlerin çoğunun ise erkek olduğu ifade edildi.

- Diğer kentler

BM raporunda, Libya'nın doğu kentleri Merc'de 1500, Taknis'te 1095, Bingazi'de 2 bin 195, Suse'de 350, Mehili'de 300 ve Verdiyye'de 200 kişinin yerinden edildiği açıklandı.

Suse kentinde yolların kapalı olması nedeniyle yerlerinden edilen kişilerin kenti terk edemediği ve bölge sakinlerince misafir edildiği aktarıldı.

Mehili'ye giden yolların kapalı olduğu, ağır araçların çöl yolları üzerinden kente ulaşabildiği ve ekipmanları zarar gördüğü için kent hastanesinin hizmet dışı olduğu bildirildi.

Raporda ayrıca, Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre, sel felaketinde hayatını kaybedenlerin sayısının hastanelerde 3 bin 922 olarak kayda geçtiği ancak 5 binden fazla kişinin öldüğünün tahmin edildiği belirtildi.

Orta Akdeniz'de etkili olan "Daniel" kasırgası, 10 Eylül'de Libya'nın doğusundaki Bingazi, Beyda, Merc, Suse ve Derne kentlerinde sel felaketine yol açmıştı.

Libya Ulusal Birlik Hükümeti, sel felaketinde 6 bin kişinin öldüğünü, binlerce kişinin de kayıp olduğunu açıklamıştı.

Erkan Yoksuli kimdir, nerelidir? Neden öldü?

Erkan Yoksuli kimdir, nerelidir, neden öldü soruları bugün sanat dünyasında merakla soruluyor. Türk halk müziğinin sevilen sanatçılarından Erkan Yoksuli'nin vefat ettiği öğrenildi. Acı haberi ses sanatçısı ve yazar duyuran Onur Akay, "Geçtiğimiz sene 33. sanat yılını kutlamıştı. 'Öl Deseydin Ölmez Miydim', 'Bu Sevdamız Gizli Kalsın' gibi çok sevilen türkülere imza atan Türk halk müziğinin usta sanatçısı Erkan Yoksuli'yi kaybettik. Nur içinde yatsın inşallah." ifadelerini kullandı.

ERKAN YOKSULİ KİMDİR?

Erkan Yoksuli, 1969 Malatya Arapgir'de dünyaya geldi.

Yoksuli, 9 yaşına kadar Malatya'da yaşamış, daha sonra İstanbul'a yerleşmiştir.

Erkan Yoksuli, Halk ozanı Aşık Yoksuli'nin oğludur.

Çoğunun söz ve müziği kendisine ait olan otuza yakın albümü olan babasının bayrağını taşıdığını belirten Yoksuli, yaşarken bir röportajında asıl mücadelenin babasını kaybettikten sonra başladığına dikkat çekmiştir.

Bugüne kadar 11 albümü yayımlanan Erkan Yoksuli, müziğin dijital ağlar aracılığıyla müzikseverlere ulaşmasını da dikkate alarak 2003'ten itibaren albüm çıkarmadı.

Bugüne kadar söz ve müziği kendisine ait 250 türküye imza atan Yoksuli'nin, sözlerinin sayısı ise 500'ün üzerinde ve birçok ünlü isim tarafından da seslendirilmiştir.

“Öl Deseydin Ölmez Miydim”, “Bu Sevdamız Gizli Kalsın” başta olmak üzere çok sevilen türkülere imza atan Yoksuli 33 yılı da “Çok çabuk geçmiş. Sanki dün gibi” şeklinde değerlendiriyor.

Yoksuli, “Çok yükseklerde gözüm yoktu. Elimden gelenin en iyisini yaptığımı düşünüyorum. Bütün halkımıza ulaşmamız mümkün değil. Ancak ülkemin her köşesinden, yerinden sevenlerim var. Amacım sanatsal olarak, bu saatten sonra yaptığım eserleri sahnelerde, konserlerde söylemek ve yeni yetişen seslere de destek olmak” diyor.

Kanada İslamofobi ile mücadele kurumu görevde

Kanada İslamofobi ile Mücadele Özel Temsilcisi Amira Elghawaby, hükümetin 'artan İslamofobi ve İslamofobik şiddetle' mücadeleye odaklandığını söyledi.

Mısır'da doğup çok küçük yaşta Kanada'ya taşınan ve ocak ayında Kanada Başbakanı Justin Trudeau'nun Kanada İslamofobi ile Mücadele Özel Temsilcisi olarak görevlendirdiği Amira Elghawaby, toplumun güvenlik ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlamanın yollarını arıyor.

Kanada'nın Müslüman karşıtlığıyla (İslamofobi) mücadeledeki ilk özel temsilcisi Elghawaby, çeşitli kuruluşlar ile hükümetin ve kolluk kuvvetlerinin Müslümanlara arzu ettikleri güvenliği sağlayabilmeleri için "Müslüman karşıtı nefret" konusunda bir kılavuz yayınlamayı planlıyor.

Avrupa'da 2020'de yayınlanan modeli örnek alacak kılavuz, toplum ve yetkililer arasındaki iletişimi geliştirecek adımları içeriyor.

Bu kapsamda, özellikle bayram namazları gibi daha büyük etkinlikler için camilerde güvenliğin arttırılması planlanırken, Kanada'da yaşanan Müslüman karşıtı nefret gerçeğinin ve Müslümanlara yönelik saldırıların önlenmesine yönelik çalışmalar hedefleniyor.

Mağdurlara destek verilmesi ve olayların gecikmeden rapor edilmesinin sağlanması da dahil olmak üzere nefret suçlarına müdahale sürelerini iyileştirmek bir diğer kilit hedef olarak belirtiliyor.

Elghawaby, "Bu kılavuz aslında Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatınca oluşturuldu. Böyle bir kılavuz zaten var ama biz toplumumuzun kolluk kuvvetleri ve hükümetle ilişki kurabilmesi için bunu Kanada’da da başlatacağız." ifadelerini kullanarak, kolluk kuvvetlerinin de toplumun ve azınlıkların ihtiyaç duyduğu desteği sağlamak için elinden geleni yapmaları gerektiğini söyledi.

Bu makam neden oluşturuldu?

Elghawaby, makamının, İslamofobinin yanı sıra toplumu önemli ölçüde etkileyen nefret ve şiddet olaylarının ele alınma yolları konusunda federal hükümete tavsiye ve rehberlik sağlamak amacıyla oluşturulduğunu anlattı.

Bu pozisyonun bir danışma pozisyonu olduğunu ve farkındalık yaratmaya odaklandığını belirten Elghawaby, kamyonetini kaldırımda yürüyen beş kişilik Müslüman ailenin üzerine süren 20 yaşındaki saldırgan Nathanial Veltman'ın yargılanmaya başlaması ile ülkenin İslamofobiye çok fazla odaklandığını ifade etti.

Elghawaby, "Sadece son birkaç yılda değil, daha da geriye gidip geçmiş rakamlara baktığımızda, polise nefret suçu olarak bildirilen vaka sayısında genel ve istikrarlı bir artış olduğunu görüyoruz." dedi.

Yakın zamanda Avrupa’da Kur'an-ı Kerim'in yakılması olaylarına ilişkin Elghawaby, bu konuya öncelik vereceğini ve başka nerelerde neler olup bittiğine bakacağını dile getirdi.

Elghawaby, küçük bir azınlığın Müslümanlar hakkında yanlış kanaatlere sahip olmasının, "camilerde namaz kılan insanları, sokaklarda ve toplu taşımada herkesi endişelendirdiğine" dikkati çekti.

Kanada'daki Müslüman karşıtı saldırı
Kanada'da 2021-2022 yıllarında Müslümanların polise bildirdiği nefret suçlarında yüzde 71 artış yaşandı.

Kanada'nın Ontario eyaletine bağlı London kentinde 6 Haziran 2021'de kamyonetini kaldırımda yürüyen beş kişilik Müslüman ailenin üzerine süren saldırgan, 74 yaşındaki büyükanne Talat Afzaal, 46 yaşındaki oğlu Salman Afzaal, 44 yaşındaki eşi Madiha Salman ile 15 yaşındaki kızları Yumna Salman'ın ölümüne neden olmuştu. Ailenin 9 yaşındaki oğulları Fayez Salman, saldırıda ağır yaralanmıştı.

20 yaşındaki saldırgan Nathanial Veltman, olay yerine 6 kilometre mesafedeki Cherryhill Bulvarı'nda gözaltına alınmıştı.

London Polisi, saldırının ailenin Müslüman olmasından dolayı yapıldığına inandıklarını açıklarken, Kanada Başbakanı Justin Trudeau da olayla ilgili "Bu öldürme tesadüf değildi. Bu, topluluklarımızdan birinin kalbinde nefretle motive edilen terörist saldırıydı." ifadelerini kullanmıştı.

Sefa Mutlu kimdir? Yılmaz Güney neden Hakim Sefa Mutlu'yu öldürdü?

Sefa Mutlu kimdir, Yılmaz Güney tarafından öldürüldüğü doğru mu, neden öldürüldü soruları bu aralar yeniden gündemde. Magazin dünyasında bu aralar yaşanan tartışmaların odağında olan isimlerden biri de Yılmaz Güney oldu. Güney'in bir dizide canlandırıldığı iddialar sonrasında işlediği cinayet de gündem oldu. İddiaya göre, "Dönence" isimli dizide Yılmaz abi karakterini canlandıran kişi Yılmaz Güney'dir. Bu iddialar üzerine ise çeşitil tartışmalar çıktı. Tartışmalar çıkınca Güney'in cinayetle suçlandığı Hakim Sefa Mutlu olayı da gündem oldu. Güney, bu cinayet suçlaması nedeniyle Türkiye'den kaçmış bir daha da dönmemişti. Peki, kimdir bu Hakim Sefa Mutlu? Yılmaz Güney neden hakimi öldürdü?

SEFA MUTLU KİMDİR?

Sefa Mutlu, 1940’lı yıllarda doğmuş ve ailesinin dokuz çocuğundan biridir. Babası Polis Cemal Mutlu ve annesi Hatice Mutlu’dur. Sefa Mutlu, aslen Nevşehir’in Derinkuyu ilçesine bağlı Suvermez köyünden gelmektedir. Ağabeyi İbrahim Mutlu’nun subay olma isteği ona örnek olmuş ve İbrahim Mutlu, Kara Harp Okulu’na girmiştir. 

Yılmaz Güney, 13 Eylül 1974 tarihinde Yumurtalık Hakimi Sefa Mutlu’yu öldürmekle suçlanmış ve bu suçtan dolayı 19 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Ancak cezasını çekmeden, bir grup kişinin yardımıyla hapishaneden kaçmıştır. Daha sonra Yılmaz Güney, Fransa’ya gitmiştir.

Fransa’da bulunduğu dönemde mide kanseri teşhisi konulmuş ve hastalık sonucu 9 Eylül 1984 tarihinde yaşamını yitirmiştir.

Yılmaz Güney, 1 Nisan 1937'de Adana'nın Yüreğir ilçesine bağlı Yenice'de, köylü bir ailenin iki çocuğundan biri olarak doğdu. 1959'da senaryosunu yazıp oynadığı Bu Vatanın Çocukları ve Ala Geyik filmleri ile sinema dünyasına girdi. Birçok kez yasal sorunlar yaşadı, ilk olarak 1961'de komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle tutuklandı ve bir buçuk yıl hapis cezasına mahkûm oldu. 

Sefa Mutlu kimdir? Yılmaz Güney'in öldürdüğü hakim kim, neden öldürüldü?

1966'da Şanlıurfa'da alkollü araç kullanırken bir çocuğa çarparak ölümüne sebep oldu. 1967'de Nebahat Çehre ile evlendi, şiddet uyguladığı Çehre'den bir yıl sonra boşandı.

1971'de Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi militanlarını sakladığı gerekçesiyle 2 yıl hapse ve sürgüne mahkûm edildi.

BÜLENT ECEVİT'İN GENEL AFFIYLA ÇIKTI

Bülent Ecevit başbakanlığındaki Hükûmetin çıkardığı 1974 Genel Affı sonucu 20 Mayıs 1974'te serbest kaldı.[6] 4 ay sonra, 13 Eylül 1974'te "Endişe" filminin çekimleri için bulunduğu Adana Yumurtalık'taki gazinoda Hâkim Sefa Mutlu'yu yakın mesafeden kafasına kurşun sıkarak öldürdü. Cinayetin ardından yargılandı ve hapis cezası aldı. 

Sefa Mutlu kimdir? Yılmaz Güney'in öldürdüğü hakim kim, neden öldürüldü?

1981 yılında izinli olarak çıktığı hapishaneden yurt dışına firar etti. Kendisinin yazdığı ve Şerif Gören'in yönetmenliğini yaptığı Yol filmi 1982'de Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye ödülünü aldı. 

6 Ocak 1983 tarihinde dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren tarafından Türk vatandaşlığından çıkarıldı.

1983'te Cigerxwîn ve Abdurrahman Şerefkendi gibi Kürt şairlerle birlikte Paris Kürt Enstitüsünü kurdu. 1984'ün mart ayında "Bağımsız Kürdistan" konuşması yaptı. 9 Eylül 1984'te Paris'te öldü.

Emekliye Cumhuriyet Bayramı ikramiyesi var mı?

Emekliye Cumhuriyet Bayramı ikramiyesi veya bir başka adıyla 100. yıl ikramiyesi adı altında bir ödeme yapılıp yapılmayacağı merakla takip ediliyor. Sosyal medyada hızla yayılan iddiaya göre emeklilere Cumhuriyet'in kuruluşunun 100. yılı vesilesiyle 5 bin lira ikramiye verilecek. Dediğimiz gibi bu iddia sadece sosyal medyada dolaşıma sokuldu. Ancak hükümetten bu konuyla ilgili olumlu ya da olumsuz hiçbir açıklama gelmedi. Ankara kulislerini takip eden gazeteciler ise konu hakkında zıt açıklamalarda bulundu. Peki, son durum nedir, Cumhuriyet Bayramı ikramiyesi var mı yok mu?

EMEKLİYE CUMHURİYET BAYRAMI İKRAMİYESİ VAR MI?

Emekliye Cumhuriyet Bayramı ikramiyesi veya 100. yıl ikramiyesi konusunda birbirine zıt kulis bilgileri geldi. Öncelikle Haber7.com sitesinin Ankara'da yetkililere dayanarak yaptığı haberinde böyle bir çalışma olmadığını duyurdu. 

Aynı şekilde Gazeteci Hande Fırat ve Gazeteci Zafer Şahin, CNNTürk'te yayınlanan Gece Görüşü programında yaptıkları açıklamada, "Böyle bir çalışma kesinlikle yok. Net bir şekilde söyleyebiliriz. Yetkililerden teyit ettik" şeklinde ifadeler kullandılar. 

Ancak Hürriyet Yazarı Abdülkadir Selvi ise bugünkü yazısında böyle bir çalışma olduğunu duyduğunu söyledi. Selvi, bugünkü yazısında, "Emeklilerle ilgili düzenlemenin sadece en düşük emekli maaşı alanlarla ilgili olmayacağı, emeklilerin tümünü kapsayacağı söyleniyor. Hem memur emeklileri hem SSK ve Bağ-Kur Emeklileri bundan eşit bir şekilde yararlanacak. Seyyanen bir zam yapılması bekleniyor. Bunun için bir yasal düzenleme yapılacak. Buradaki kritik soru şu, bu bir defalığına mı mahsus olacak yoksa ocak ayına kadar geçerli mi olacak? Kulağıma gelen bilgiler bir defaya mahsus olacağı yönünde. Bunu Cumhuriyet’in Yüzüncü Yılı nedeniyle, “Cumhuriyet’in Yüzüncü Yılı ikramiyesi” olarak tanımlayanlar da var." dedi.

ÇALIŞMA YOK DİYENLER

Emekliye 100. yıl ikramiyesi verilceği gerçek mi? Sosyal medyada emekliye yönelik yeni bir ikramiye verileceği yönünde iddialar ortaya atıldı.

Cumhuriyet'in 100'üncü yılı dolayısıyla yeni bir ikramiye ödemesi için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı çalışma yaptığı öne sürüldü. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’ndan bir kereliğine ödeneceği ileri sürülen ikramiyenin 5 bin TL olacağı iddia edildi.

Haber7’nin ulaştığı Hazine ile Maliye Bakanlığı kaynakları iddiaları yalanladı. Edinilen bilgilere göre, böyle bir çalışmanın olmadığı bildirildi.

BÜTÇE BÖYLE BİR YÜKÜ KALDIRMAZ

Kaynaklar, 6 Şubat Kahramanmaraş depremleri sonrası oluşan ağır maliyet ve enflasyonla mücadele kapsamında yapılan maaş zamlarının ardından bütçenin böyle bir yükü kaldıramayacağı belirtti.

Yılbaşına kadar herhangi bir çalışmanın olmadığı ifade edildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın en düşük emekli maaşlarıyla ilgili bir talimat verdiği kaydedilirken Ocak ayı sonrasında beklenen bir düzenlemenin olduğu öğrenildi.

Yardım gemileri Libya için yola çıktı

AFAD Başkanı Okay Memiş, sel felaketinin yaşandığı Libya'ya, Deniz Kuvvetleri Komutanlığına bağlı iki askeri gemiyle 550 personel ve yaklaşık 4 bin ton yardım malzemesinin gönderildiğini açıkladı.

Orta Akdeniz'de etkili olan ve 10 Eylül'de Libya'nın doğusunu vuran "Daniel" fırtınası, Bingazi, Beyda, Merc, Suse ve Derne kentlerinde sel felaketine yol açtı.

Türkiye, tarihi bağları ve uzun süreli derin ilişkileri olan Libya için hemen harekete geçti.

Hem arama kurtarma hem de insani yardımlar anında Libya'ya doğru yola çıktı.

Afet ve Acil Durum Yönetimi (AFAD) Başkanı Okay Memiş, konuya ilişkin açıklamalarda bulundu.

Memiş, İzmir Alsancak Limanı'ndan Libya'ya gidecek gemilerin hareketinden önce gazetecilere yaptığı açıklamada, Libya'daki sel felaketinin ardından AFAD olarak arama kurtarma ve insani yardım organizasyonlarını planlayıp icra etmeye başladıklarını söyledi.

"İnsanlara yardım eli uzatan en güçlü ülke Türkiye"

Milli Savunma Bakanlığına ait uçaklarla Libya'ya ilk intikal eden ülkenin Türkiye olduğunu belirten Memiş, "Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin personeli olarak bizler AFAD ve diğer ekiplerimizle beraber ilk biz oraya intikal ettik ve hala daha orada bu büyük acıyı, büyük felaketi yaşayan insanlara yardım eli uzatan en güçlü ülke Türkiye, en güçlü şekilde destek veren biz Türk milletiyiz." diye konuştu.

AFAD Başkanı Memiş, Libya'ya yardım taşıyan gemilerin hareketinden önce konuştu:

"4 bin ton yardım"

Memiş, ekiplerin halen arama kurtarma faaliyetlerine devam ettiğini hatırlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ümit ediyoruz ki sağ olarak insanlara ulaşalım ve onları kurtaralım, hayatta tutalım. Eğer değilse yakınlarını kaybetmiş insanlar için de cenazelere ulaşalım diye büyük bir çaba sarf ediyoruz.

Ayrıca orada yaşayan, sağ kurtulan, bu afetten bir şekilde sağ kurtulan insanların da günlük yaşamlarını devam ettirmeleri için gereken yardımı da yapmaya çalışıyoruz.

Bugün Milli Savunma Bakanlığı Deniz Kuvvetleri Komutanlığına bağlı iki askeri gemimizle 550 personel, 42 araç, 8 bot, 2 bin 250 çadır, 22 bin battaniye, 1750 gıda kolisi, 240 bin litre su, yani toplamda yaklaşık 4 bin ton yardım malzemesiyle beraber yola çıkıyoruz."

"Libyalı kardeşlerimizin acısına ortak oluruz"

Üçüncü geminin de yola çıkacağını aktaran Memiş, "Bizler Türk milleti ve Türk devleti olarak, 6 Şubat deneyimiyle umarız ki en kısa sürede Libya'da yaşayan insanların, Libyalı kardeşlerimizin acısına ortak oluruz." dedi.

Depremlerin ardından Türkiye'ye 96 arama kurtarma ve sağlık personeli ile 25 kişilik Kızılay ekibi gönderen Libya Ulusal Birlik Hükümeti, 50 milyon dolar nakdi yardım yapacağını da duyurmuştu.

Libya, Kahramanmaraş merkezli depremler nedeniyle son gönderilen 15 tonla birlikte, toplamda deprem bölgesine 262 ton tıbbi ve insani yardım malzemesi gönderdi.

Fransa'dan Afrika ülkelerine yaptırım

Fransa Dışişleri Bakanlığının kültür camiasından Nijer, Mali ve Burkina Faso'dan sanatçı davet etmemeleri talebinde bulunduğu belirtildi.

France İnter radyosunun haberine göre, Fransa Dışişleri Bakanlığı, kültür camiasından Nijer, Mali ve Burkina Faso'dan yeni sanatçı davet etmemelerini talep etti.

Kültür İşler Bölge Müdürlükleri, kamuya bağlı kültür kurumlarına mektup göndererek Dışişlerinin bu talebini iletti.

Mektupta, Dışişleri Bakanlığının talimatıyla yeni bir emre kadar Nijer, Mali ve Burkina Faso'yla tüm işbirliklerin durdurulduğu belirtilerek, bu ülkelerin vatandaşlarının davet edilmemesi gerektiği aktarıldı.

Fransa Kültür Bakanlığından yapılan açıklamada, Bakanlıklarının veya Dışişleri Bakanlığının hangi milletten olursa olsun herhangi bir sanatçının sahnesini iptal edilmesini istemediğine işaret edildi.

Açıklamada, Fransa'nın Nijer, Burkina Faso ve Mali'den gelenlere 7 Ağustos'tan bu yana vize vermeyi durdurduğu kaydedilirken, bu kararın, söz konusu tarihten önce veya Fransa'nın yanı sıra başka bir ülkede yaşayanlar için verilen vizeleri etkilemediği belirtildi.

Sanat ve Kültür İşletmeleri Sendikası (Syndeac) söz konusu 3 Afrika ülkesinin sanatçılarına yönelik alınan bu kararın değiştirilmesi için Dışişleri Bakanlığı ile acil toplantı talep etti.

Öte yandan Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo, X sosyal medya platformundan yaptığı açıklamada, Paris Belediyesinin Malili, Nijerli ve Burkina Fasolu sanatçılarla işbirliğini durdurmadığını duyurdu.

Hidalgo, "Kültür, sanatçılar, insanlığın vazgeçemeyeceği bir umudu taşıyor." ifadesini kullandı.

FRANSA'NIN MALİ, BURKİNA FASO VE NİJER'LE İLİŞKİLERİNDEKİ BAZI GELİŞMELER

Fransa ve Mali arasında yaşanan diplomatik gerilimin ardından Paris yönetimi Barkhane Operasyonu kapsamında bu ülkede bulunan son askerlerini 2022'de çekmişti.

Nijer'de 26 Temmuz'da başa geçen askeri yönetim, 25 Ağustos'ta Fransa'nın Niamey Büyükelçisi Sylvain Itte'ye ülkeyi terk etmesi için 48 saat süre tanımış ancak Büyükelçi Itte ülkeden ayrılmamıştı.

Burkina Faso, bu yıl ocakta, Sabre Operasyonu kapsamında ülkede bulunan Fransız askerlerinin ayrılmasını talep etmişti. Fransa, askerlerini çekmeyi kabul etmişti.

İngiltere'de göçmenlere muamele dünyanın gerisinde

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ve İngiltere merkezli "Just Fair" isimli sivil toplum örgütü tarafından yürütülen araştırma, İngiltere'de aileler ve refakatsiz çocukların yerleştirildiği yerlerin uluslararası standart ve ülke yasalarının gerisinde kaldığını gösterdi.

HRW ve "Just Fair" isimli sivil toplum örgütünün, aileler ve refakatsiz çocukların kaldıkları otel ve benzeri yerlerde yaşadıklarına dair ortaklaşa yürüttüğü araştırmaya dair rapor yayımlandı.

Raporda, sığınmacıların barınma yerlerinde uluslararası standartlar ve İngiltere yasalarının getirdiği gerekliliklerin çok gerisinde kalan şartlarda yaşadığı belirtildi.

İngiltere'de sığınmacıların barınma, gıda, eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik gibi insan haklarını ihlal eden ciddi eksikliklerin tespit edildiği bilgisi paylaşılan raporda, hükümetin bu sorunları gidermek yerine "ülke genelinde sefaleti ve hak ihlallerini artıracak şekilde sığınmacıların barınmasına yönelik halihazırda sorunlu olan geçici düzenlemeleri genişleterek başarısız ve düşmanca ortamı artıran politikalar izlediği" aktarıldı.

- Sığınmacıların kaldığı yerlerdeki şartlar ruh sağlığına zarar veriyor

Raporda, mavnalar ve yeniden düzenlenmiş kışlalar gibi yerlerin barınma yeri olarak kullanılmasının "bir çözüm olmadığı" belirtilirken, aksine daha fazla hak ihlaline yol açacağı bildirildi.

Söz konusu yerlerin yaşamaya elverişli olmadığı ve mahremiyeti sağlamadığı anlatılan raporda, bunların yerleşim yerlerinden ve temel hizmetlerden uzakta bulunduğuna dikkati çekildi.

Raporda tüm bu sorunların kişilerin ruh sağlığında zarara yol açacağı kaydedilirken, konu hakkında All-Party Parliamentary Group on Immigration Detention'ın vardığı sonuca atıfta bulunularak, "bu tarz ortamların buralarda barındırılan kişilerin ruh sağlığını ve refahını tehlikeye attığından sığınma barınağı olarak kullanım için temelden uygunsuz olduğu" ifade edildi.

Bu gibi yerlerin yalnızca kısa süreli konaklamalar için uygun olduğu belirtilirken, yetkililerin mavna ve kışla gibi yerlerin sığınmacılar için barınma yeri olarak tahsil edilmesinin "maliyetleri düşüreceğini" iddia etmesi eleştirildi.

- "Yetersiz" ve "sağlıksız" yemekler çocukların gelişimini olumsuz etkiliyor

Araştırma kapsamında görüşülen kişilerden 36 yaşındaki Libyalı Nesreen R, ailesiyle İngiltere'ye vardığında 1880'lerde açılan bakımsız bir otelde kaldığını söyledi. Nesreen R, "Çok eski ve kirli bir yerdi. Çarşaflar ve halılar çok pisti. Yatakların hepsi kırıktı." ifadelerini kullandı.

Otelde bazen 3-4 gün boyunca odadan hiç çıkmadığını belirten Nesreen R, her geçen gün ailesinin ruh sağlığının bozulduğunu fark ettiğini anlattı.

Raporda, görüşülen pek çok kişinin söz konusu otellerde verilen yiyecekleri "yetersiz" ya da "sağlıksız" olarak nitelendirdiği bildirilirken, çocuklarının kilo kaybettiği, bazı durumlarda doktorlarının çocukların sağlığı ve gelişimi konusunda endişelendiği aktarıldı.

- "İnsanlıktan çıkarıcı ve zararlı ortama katkıda bulunan kararlar tersine çevirmeli"

Yasaların göçmenlik statüsüne bakılmaksızın ilk ve orta öğretim hakkını güvence altına aldığının anımsatıldığı raporda, söz konusu otellerde kalan çocukların pek çok nedenden dolayı sistematik olarak uzun süreler boyunca eğitimden uzak kaldığı ortaya koyuldu.

İnsanları kendi yemeklerini hazırlayamayacakları yerlere yerleştirme, çocukların yetersiz beslenmesine yol açılması ve sığınma talebinde bulunan çoğu kişinin çalışmasının engellenmesinin "bağımlılık ve sefalet yarattığı" ve "yoksulluğa yol açabileceği" konusunda uyarıda bulunulan raporda, İngiltere'nin "insanlıktan çıkarıcı ve zararlı ortama katkıda bulunan politika kararlarını tersine çevirmesi gerektiği" vurgulandı.

Raporda, "İlk adım olarak, İçişleri Bakanlığı, çocuklu ailelerin mümkün olan en kısa sürede ev veya apartman daireleri gibi uygun konaklama yerlerine yerleştirilmelerini sağlamalı ve 19 günlük kılavuzunu sıkı bir şekilde uygulamalıdır. Refakatsiz çocuklar, hakları olan bakım ve korumayı sağlayacak barınma yerlerine yerleştirilmelidir." ifadeleri yer aldı.

Riyad yönetimi Husileri davet etti

Suudi Arabistan, Yemen'de İran destekli Husileri, ateşkes ve siyasi çözüm görüşmelerine devam etmek üzere başkent Riyad'a davet etti.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, "Suudi Arabistan, ateşkes ve siyasi çözüm görüşmelerini tamamlamak üzere Sana'dan bir heyeti Riyad'ı ziyaret etmeye davet etti." ifadelerine yer verildi.

Yapılacak görüşmelerin tarihine ilişkin detay verilmeyen açıklamada, bu davetin Suudi Arabistan'ın Mart 2021'de açıkladığı girişim çerçevesinde olduğu bildirildi.

Açıklamada, Suudi Arabistan'ın ve Umman'ın Yemen'de kalıcı ve kapsamlı bir ateşkes ve tüm Yemenli taraflar için kabul edilebilir, sürdürülebilir bir siyasi çözüme ulaşma çabalarını sürdürmek istediği ifade edildi.

- Husilerden olumlu yanıt

Husilerin Yüksek Siyasi Konsey Üyesi Muhammed Ali el-Husi, X sosyal medya platformundan yaptığı açıklamada, kontrolleri altındaki Sana'dan bir heyetin Yemen'den ayrıldığını ve müzakerelere devam etmek üzere Riyad'a doğru yola çıktığını belirtti.

Yemen iç savaşın başlamasından bu yana Husi heyetinin Suudi Arabistan'a yapacağı ilk ziyaret olacak.

- Yemen'deki iç savaş ve siyasi çözüm çabaları

Yemen'de İran destekli Husiler, Eylül 2014'ten bu yana başkent Sana ve bazı bölgelerin denetimini elinde bulunduruyor. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçleri ise Mart 2015'ten itibaren Husilere karşı Yemen hükümetine destek veriyor.

Yemen'de 9 yıldır süregelen krizi sona erdirecek kapsamlı bir anlaşmanın hazırlanması için Suudi Arabistan ve Umman aylardır Yemen hükümeti ile Husiler arasında arabuluculuk yapıyor.

Tarihte bugün ne oldu? Tarihte 15 Eylül günü önemli olayları

Tarih Dosyası / Dünya Bülteni 

GÜNÜN ÖNEMLİ OLAYLARI

Afrikalı büyük Mücahid Ömer Muhtar 16 Eylül 1931'de İtalyanlar tarafından idam edilerek şehit oldu 

Ömer Muhtar (1862-1931)

Libya’nın İtalyanlara karşı bağımsızlık savaşının en önemli lideri Ömer Muhtar İslami İlimler Akademisinde iyi bir eğitim almıştı. Önce Senusi tarikatı şeyhliğine yükseldi. Daha sonra 1920’li yıllarda bağımsızlık için Müslümanları örgütledi ve direnişin lideri oldu. İtalyanlara karşı uzun ve şiddetli bir mücadele başlattı. Yaklaşık 10 yıllık bir mücadele döneminin arkasından İtalyanlara esir düştü. İtalyanlar Kuzey Afrikalı mücahit lideri Ömer Muhtar’dan hayatı karşılığında bütün mücahitlerin teslim olmasını istediler. Bu istekleri reddedilince göstermelik mahkeme tarafından idama mahkum edildi. Mahkemenin hükmüne şu meşhur cevabı verdi: “Hüküm ve karar yalnız Allah’ındır. Sizin bu sahte ve uydurma hükmünüzün hiçbir geçerliliği yoktur. İnna lillah ve inna ileyhi raciun(Biz Allah’ın kullarıyız ve sonunda ona dönücüleriz)”. Aynı gün çarşı ortasında halkın gözleri önünde 16 Eylül 1931’de idam edildi. 

GÜNÜN OLAYI 

Ertuğrul Fırkateyni Japonya’da Battı (1890) 

Sultan II.Abdülhamit 1890 yılında Japonya’ya bir iade-i ziyarette bulunulmasını istedi.Bu ziyaret için yelkenli ve ahşap donanımlı Ertuğrul savaş gemisi seçildi. 1990 Haziranında Yokohama’ya ulaşan gemi İmparator Meji tarafından karşılandı. 15 Eylül 1890’da Japonya’dan ayrılan gemi 16 Eylül 1890’da Oşima adası yakınlarında şiddetli bir fırtına ile battı. Olayda 540 denizci öldü ve 75 kadar denizci kurtulmayı başardı. Tarihimizde bu olay Ertuğrul Faciası olarak adlandırılmıştır. 

Süleyman Hilmi Tunahan Vefat Etti (1888-1959) 

1888 (H.1306) yılında Bulgaristan’ın Silistre Ferhatlar köyünde doğdu. Son dönemin önemli din alimlerindendir. Hayatı boyunca Kur’an-ı Kerim ve din derslerinin okutulması için çalıştı. Talebelerini Ehl-i sünnet itikadı üzerine eğitti ve bu yoldan ayrılmamalarını istedi. Yetmiş iki senelik ömrü boyunca İslâmiyetin emir ve yasaklarını öğrenmek, öğretmek ve insanlara anlatarak onların dünya ve ahiret saadetine kavuşmalarına vesile olmak için mücadele etti. Süleyman Hilmi Tunahan 16 Eylül 1959 günü İstanbul'da Kısıklı'daki evinde vefat etti. Karacaahmet Kabristanlığına defnedildi. 

GÜNÜN ÖNEMLİ OLAYLARI 

İstanbul’da Tütün Yasağı (1633) 

1633 Yılında İstanbul’da tütün nedeniyle büyük bir yangın çıkmıştı.Sultan IV.Murat bu nedenle tütün içilmesini evler de dahil olmak üzere yasakladı. Tütün Osmanlı ülkesine daha o tarihlerde yeni gelmiş ve fazla yaygınlık kazanmamış ve ulema tarafından da dini bakımdan bir sonuca bağlanmamıştı. 

Korican Zaferi (1731) 

Lale devrinde başlayan Osmanlı-İran savaşları I.Mahmut döneminde yeni bir safhaya girmişti. Bağdat valisi Ahmet Paşa İran içlerine doğru ilerlemeye başlamıştı. Hemedan yakınlarında Korican ovasında yaklaşık kırk bin kişilik Şah II.Tahmasb komutasındaki İran ordusu 16 Eylül 1731’de bozguna uğratıldı. 

Türkiye' de İlk Dişçilik Okulu (1909) 

Türkiye' de ilk dişçilik okulu, 16 Eylül 1909'da " Darü'l-Fünûn- ı Osmani Tıp Fakültesi Eczacı ve Dişçi Kabile ve Hastabakıcı Mektepleri " adı ile açılan okuldur. İstanbul Kadırga' dak i Menemenli Mustafa Paşa Konağı' nda eğitim çalışmalarına başlamıştır.. 

Demokrat Parti  Davasında iki İdam (1961) 

27 Mayıs ihtilalinin arkasından Yassıada mahkemesinde verilen idam kararlarından ikisi yerine getirildi. Eski dışişleri bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile eski maliye bakanı Hasan Polatkan 16 Eylül 1961’de idam edildi.  

Sabra ve Şatilla katliamı (1982) 

İsrail yanlısı aşırı sağcı Hristiyan Falanjist milislerin Batı Beyrut'ta Sabra ve Şatilla adındaki Filistin mülteci kamplarını basarak 16 Eylül 1982 tarihinde çocuklar dahil binlerce  kişiyi katlettiler. Katliamda sonradan İsrail'in eski Başbakanlarından olan Ariel Şaron'un rolü olduğu bilinmektedir. 

1123-Harput (Elaziz) Selçuklular tarafından fethedildi. 

1514-Yavuz Sultan Selim Tebriz’e girdi. 

1924- Gürcistan Sovyet Cumhuriyeti’ndeki ayaklanma sert biçimde bastırıldı. 

1935- Türk Milli Güreş Takımı Balkan Şampiyonu oldu. 

1935- Kayseri Bez Fabrikası, Başbakan İsmet İnönü tarafından açıldı. 

1938- Bulgaristan’daki Türk okullarında öğretimin Türk harfleriyle yapılmasına karar verildi. 

1949- Yunanistan’da iç savaş sona erdi. 

1950- Türkiye’nin, Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı’na (NATO) girme başvurusu reddedildi. 

1953- İlk sinemaskop film gösterimi New York’ta yapıldı. 

1963- Ahmet Bin Bella, Cezayir’in ilk devlet başkanı oldu. 

1969- THY’ye ait ‘’Seç’’ uçağı, akıl hastası Sadi Toker tarafından oyuncak tabancayla Sofya’ya kaçırıldı. Türkiye’ye iade edilen Toker, tedavi gördüğü Bakırköy Akıl Hastanesi’ne kaldırıldı. 

1978- İran’da bir dakika süren depremde 20 bin kişi öldü. 

1982- İsrail, Beyrut'u işgal etti.

2002- Bakü-Ceyhan boru hattının temeli Cumhurbaşkanı Sezer, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev ve Gürcistan Devlet Başkanı Şevardnadze tarafından atıldı. 

2006-İlk hızlı yerli tren fabrikasının temeli Adapazarı’nda atıldı. 

Kolombiya'ya siber saldırı

Kolombiya'da devlet kurumlarına, telekomünikasyon ve teknoloji hizmetleri sağlayıcısı IFC Networks şirketine siber saldırı yapıldı.

Saldırının ardından Sanayi ve Ticaret Müsteşarlığı, Sağlık Müfettişliği, Sağlık ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve Yargı Yüksek Kurulu'na ait internet sitelerine giriş yapıldığı anda hata bildirimleriyle karşılaşıldığı kaydedildi.

Yetkililerden yapılan açıklamada, siber saldırının devlet kurumlarına yönelik etkisinin araştırıldığı belirtilerek, "Siber saldırının kurumları tam olarak ne ölçüde etkilediğini inceliyoruz. Olayın hizmet sağlayıcısı IFX Networks'e karşı yapıldığını değerlendiriyoruz ancak devlet kurumlarına ne gibi zarar verdiğini açıklığa kavuşturmamız gerekiyor." ifadesine yer verildi.

Hükümetten yapılan açıklamada ise siber saldırıdan kurumların etkilenmediği ve birkaç saat içinde durumun tespit edileceği aktarıldı.

Siber güvenlik firması Fortinet'in raporuna göre, Kolombiya yılbaşından bu yana 5 milyardan fazla siber saldırı girişiminin hedefi oldu.

Latin Amerika ülkeleri arasında Kolombiya'nın Brezilya, Meksika ve Venezuela'nın ardından en çok siber saldırıya maruz kalan ülke olduğu bilgisi paylaşıldı.

Tarihte bugün ne oldu? Tarihte 14 Eylül günü meydana gelen önemli olaylar

Tarih Dosyası / Dünya Bülteni 

GÜNÜN OLAYI 

OPEC Kuruldu (1960) 

Bağdat'ta toplanan bir konferans 9-14 Eylül 1960 tarihinde sonucunda resmen kurulmuştur. Opec yani Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü 13 ülke tarafından kurulmuştur.Amaç üye devletler arasında işbirliğini geliştirmek, üretim miktarını ve fiyatını belirlemektir.

GÜNÜN ÖNEMLİ OLAYLARI

Viyana Bozgununun İlk Kurbanı Budin Beylerbeyi’inin İdamı (1683)

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’ya duyduğu husumet nedeniyle Budin Beylerbeyi İbrahim Paşa’nın zamanından önce çekilmesi ordunun sağ kanadının çökmesine neden oldu. Bu durum sonrası düşman üstünlük sağladı ve Osmanlı ordusu bozgunu kabullenerek geri çekildi. 14 Eylül 1683 günü Yanıkkale’ye gelen Merzifonlu Kara Mustafa Paşa bu ihanetin bedelini İbrahim Paşa’ya kellesi ile ödetti .İdam edilirken ilginç bir istekte bulundu. Padişahın Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’yı idam ettirmemesini istedi . Gerekçe olarak içine düşülen bu durumdan devleti yine ancak o kurtarabilir düşüncesini ileri sürdü.

Osmanlı-İspanya Antlaşması (1782)

Osmanlı Devleti ile İspanya arasında 14 Eylül 1782’de tarafsızlık ve ticaret antlaşması imzalanmıştır. İki devlet karşılıklı birbirlerini rahatsız edecek davranışlardan kaçınma sözü verdiler.

İngilizler’in Mısır’ı İşgal Girişimi (1807)

1807 yılında ilginç bir gelişme oldu,bir İngiliz filosu İstanbul önlerine kadar geldi. İngilizler Osmanlı Devletinden bazı isteklerde bulundular.Ancak istekleri reddedildi. İngilizler halkın tepkisinden de çekinerek İstanbul’dan ayrılmak zorunda kaldılar. Bu başarısızlıklarını telafi etmek için daha önce göz koydukları Mısır’ı işgale karar verdiler.İngilizler 1807 yılında İskenderiye’yi işgal  etti. Ancak Kavalalı Mehmet Ali Paşa karşısında tutunamadılar ve 14 Eylül 1807’de İskenderiye’den ayrılmak zorunda kaldılar.

Napolyon Moskova’da (1812)

Napolyon beş yüz bin kişilik bir ordu ile Rusya üzerine sefere çıktı. Ruslar sürekli olarak geri çekildiler. Napolyon Ruslara karşı birkaç zafer kazandı ve sonunda 14 Eylül 1812’de Moskova’ya girdi. Ruslar şehri ateşe vermişlerdi ve Napolyon’un istediği gibi bir antlaşmaya da yanaşmadılar. Napolyon geri çekildi fakat bu ona epeyce pahalıya mal oldu. Çünkü ordusunun büyük bir kısmı telef oldu.

Aşiret Mekteb-i Hümayunu’nun Açılması (1893)

Başlangıçta Arap aşiretlerinin çocuklarını eğitmek yetiştirmek için İstanbul Beşiktaş’da 14 Eylül 1893’te açıldı. Daha sonra Doğu Anadolu başta olmak üzere diğer yerlerden de aşiret çocukları alındı. Okulu bitirenler kendi bölgelerinde subay , öğretmen ve yönetici olarak görev yapıyorlardı.

Cemal Gürsel Öldü (1966)

27 Mayıs İhtilali’nde liderlik yapan Türkiye Cumhuriyetinin IV.Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel uzun bir bitkisel hayattan sonra 14 Eylül 1966’da hayatını kaybetti. 

GÜNÜN DİĞER OLAYLARI

1829- Ruslar ile Edirne Antlaşması imzalandı.

1867- Karl Marx'ın yazdığı Kapital'in ilk cildi yayımlandı.

1960- Irak, İran, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Venezuela, OPEC'i kurdu.

1966- Dördüncü Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, hayatını kaybetti.

1969- Balkan Boks Şampiyonası'nda Seyfi Tatar ile Celal Sandal şampiyon oldu.

1974- Sinema oyuncusu ve yönetmeni Yılmaz Güney, Adana'nın Yumurtalık ilçesi yargıcı Sefa Mutlu'yu öldürdü.

1981- Amerikan asıllı aktris ve Monaco Prensesi Grace Kelly, trafik kazasında öldü.

1982- Lübnan Devlet Başkanı Beşir Cemayel, bombalı saldırıda öldürüldü.

1997- Van’da gerilim hattına takılan askeri helikopterin düşmesi sonucu 10 asker öldü.

1999- YÖK Rektörler Komitesi, üniversite yerleşkelerinde, açık ya da kapalı alanlarda türbanı yasaklayan ortak karar aldı. Kimlik kartındaki fotoğraflar ile derslikler, laboratuvarlar, sosyal tesis ve spor alanlarında da türban yasağı konuldu.

2015- İsrail askerleri, 50 civarında Yahudi yerleşimci ile Tarım Bakanı Uri Ariel'in Mescid-i Aksa'ya girmesini protesto eden Filistinlilere Mescid-i Aksa'da müdahale etti.

2016- Hakkari'de 1 Kasım Milletvekili Genel Seçimi'nde AK Parti 1. sıra adayı olan Ahmet Budak, Şemdinli ilçesindeki evinin önünde PKK'lı teröristlerin uzun namlulu silahlarla düzenlediği saldırı sonucu hayatını kaybetti.

2017- Singapur'un ilk kadın Cumhurbaşkanı seçilen Halime Yakub, aynı zamanda dünyada da ilk başörtülü cumhurbaşkanı oldu.

Taliban'ı tanıyan ilk ülke belli oldu

Çin, ABD'nin çekilmesi sonrası Afganistan'a ilk resmi büyükelçi atayan ülke oldu. Çin büyükelçisi Taliban yönetimine güven mektubunu teslim etti.

Taliban'ın 20 yıl sonra Afganistan'ın yönetimini ikinci kez ele geçirdiği Ağustos 2021'den bu yana ülkeye yapılan ilk büyükelçi ataması gerçekleştirildi.

Çin Halk Cumhuriyeti yönetimi, Afganistan'a yeni bir büyükelçi atadı.

Güven mektubunu sundu

Çin Halk Cumhuriyeti tarafından başkent Kabil'e gönderilen yeni Büyükelçi Zhao Sheng, bugün güven mektubunu Afganistan İslam Emirliği yetkililerine sundu.

Ardından gerçekleştirilen törenle yeni büyükelçi göreve başladı.

Çinli büyükelçi, ülkesinin Afganistan'ın iç işlerine karışmamaya devam edeceğini vurguladı.

Taliban önemli bir adım olarak niteledi

Taliban yönetimi yetkilileri, atamayı "diplomatik tanınma yolunda önemli bir adım" olarak niteledi.

Reuters'ın haberine göre, Taliban yönetiminin sözcü yardımcısı Bilal Karimi, açıklamasında, "Afganistan İslam Emirliği Başbakanı Mohammad Hassan Akhund, Çin'in Afganistan'a atadığı yeni büyükelçi Zhao Xing'in güven mektubunu bir törenle kabul etti." dedi.

Taliban, dünyadaki herhangi bir yabancı hükümet tarafından resmi olarak tanınmıyor.

2019 yılında bu yana görev yapan Çin'in bir önceki Afganistan Büyükelçisi Wang Yu'nun görev süresi ağustos ayında sona ermişti.

Pakistan ve Avrupa Birliği (AB) gibi ülke ve kurumlar başkent Kabil'deki diplomatik misyonlarının idaresi için ülkeye üst düzey diplomatlar gönderse de bu kişiler maslahatgüzar ünvanını taşıyor.

Çin ile Taliban ilişkisi

ABD öncülüğündeki NATO güçlerinin Ağustos 2021'de Afganistan'dan çekilmesinin ardından gözler, Çin'in Afganistan'daki yatırımlarının boyutuna çevrilmişti.

Her ne kadar Taliban hükümetini resmi olarak tanımasa da Çin yönetimi Afganistan'daki madenlerin işletilmesi konusunda Taliban hükümetiyle birtakım anlaşmalar imzalamıştı.

Taliban geçici hükümeti ile Çinli şirket (CAPEIC) arasında, 5 Ocak'ta, ülkenin kuzeyindeki Amu Nehri çevresinde petrol arama ve çıkarma konusunda bir anlaşma imzalanmıştı.

Anlaşmaya göre, Cüzcan, Faryab ve Sar-i Pul vilayetlerinde toplamda 4 bin 500 kilometrekarelik alanda petrol araması yapılacak.

Çinli şirketin ilk sene 150 milyon dolar, ilk 3 yılda da toplam 540 milyon dolar yatırım yapması bekleniyor.

Öte yandan, Taliban yönetimi, kuzeydeki Badahşan vilayeti üzerinden Çin'e açılan Vuhan Koridoru'nun aktif bir ticaret yoluna dönüşmesini istiyor ve bunun için Çin hükümetinden destek bekliyor.

ABD'den "Afganistan" itirafı

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Genelkurmay Başkanı Mark Milley, Afganistan savaşına dair çarpıcı bir itirafta bulundu. Milley, "Afganistan'da savaş kaybedildi. 11 Eylül'den beri pek çok pişmanlık var" dedi.

Milley, ABC televizyonuna verdiği demeçte, ABD'nin Afganistan’daki savaşı ve çekilmesiyle ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Afganistan’daki savaş için "İstediğim gibi bitmedi, hiçbirimizin istediği gibi sona ermedi" diye konuşan Milley, "Düşman, destek verdiğiniz başkenti işgal ettiğinde bu stratejik bir gerilemedir, stratejik başarısızlıktır." ifadesini kullandı.

'SAVAŞ KAYBEDİLDİ'

Milley, "Daha geniş anlamda savaş kaybedildi. Taliban ve müttefikleriyle 20 yıldan fazla bir süredir savaşıyorduk. Onlar, şu an burada değinmeye vaktimin olmadığı birçok nedenden dolayı başkentte galip geldiler. Elbette çoğumuz 11 Eylül'den bu yana pek çok pişmanlık yaşadık." şeklinde konuştu.

"Savaşlar son 10 günde veya 10 ayda kaybedilmez. Tipik olarak bunlar, uzun yıllar boyunca gerçekleşen birçok dönüş ve değişimin kümülatif etkisidir." diyen Milley, "Ve bu savaşın, son tarihi yazıldığında aynı şekilde görülecek. Alınan pek çok ders var. Sağa gitmeniz gerekirken pek çok sol var ve bunların hepsi zamanı gelince ortaya çıkacak.” değerlendirmesinde bulundu.

Milley, ABD ordusunun Afganistan’dan tahliyeleri daha erken başlatması gerektiği konusunda hata ve pişmanlıklara katılıp katılmadığı yönündeki soruya ise “Tabii ki 11 Eylül’den beri Afganistan’da 2 bin 400'ün üstünde, Kabil havalimanındaki saldırıda 13 askerimizi kaybettik. Pek çok pişmanlık var, kesinlikle. Kaybettiğim her asker bir pişmanlıktır." ifadelerini paylaştı.

ABD askerinin 20 yıl boyunca Afganistan'dan gelecek saldırıları önlediğini ve Afgan halkına daha iyi bir hayat için ümit verdiğini de savunan Milley, hatalara rağmen 124 bin kişinin tahliye edildiği çekilme sürecini de "inanılmaz bir lojistik başarı" olarak niteledi.

Almanya'da her iki reçeteden biri karşılıksız kalıyor

Almanya'da ilaç tedarikinde yaşanan darboğazın her gün 1,5 milyon kişiyi etkilediği bildirildi.

Nordrhein Eczacıları Birliği Başkanı Thomas Preis, Alman kamu yayıncısı ARD'ye yaptığı açıklamada, her iki reçeteden birinde tedarik sıkıntısı yaşandığını belirterek, "Bu, Almanya'da her gün 1,5 milyon insanın tedarik darboğazından etkilendiği anlamına geliyor." ifadesini kullandı.

Preis, bunun da eczanelerde çok fazla iş yükü yaşanmasına neden olduğunu aktararak, antibiyotiklerin çok az olması nedeniyle tedarik sürecinde sıkıntıların yaşandığını kaydetti.

Ülkede doktorların çoğunlukla patent koruma süresi dolan ilaçları yazdığını ifade eden Preis, bu ilaçların da giderek az bulunduğunu anlattı.

Almanya Sağlık Bakanı Karl Lauterbach ise bu yıl geçen kışa göre ilaç tedarikinde daha iyi durumda olacaklarını savundu.

Lauterbach, ilaç üreticileriyle temasta olduklarını ve üreticilerin 7 gün 24 saat çalıştıklarını belirterek, "Üretim büyük ölçüde artacak." dedi.

Almanya'da ilaç tedarik sıkıntısına karşı yasa çıkarıldığına işaret eden Lauterbach, yasanın etkisini göstermesi için zamana ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

Lauterbach, ilaç üretiminin Almanya'da yapılmasının önemli olduğunu ifade ederek, yeni bir tesisin inşa edilmesinin de zaman aldığını kaydetti.

İstanbul'da "Doğu Türkistan" buluşması

İşgal altındaki Doğu Türkistan’da Devam eden Soykırım ve asimilasyon politikalarının yanı sıra, Çin'in gittikçe artan küresel etkisi ve yayılmacı politikasının dünyaya nedenli tehdit oluşturmakta olduğunu göz önünde bulundurarak Doğu Türkistan Kurtuluş mücadelesinde somut adımlarla çözümlemek ve stratejisini geliştirmek için düzenlenmekte olan 15. Dünya Doğu Türkistan Kardeşlik Buluşması ve 6. Doğu Türkistan Milli Birlik Şurasına Dünyanın çeşitli ülkelerinden ( yaklaşık 20 ülkeden) Doğu Türkistan diasporasının Liderleri, önde gelen kanaat önderleri, STK Başkanları, Akademisyen ve Bilim adamlarından teşkil eden güzide insanların katılımı, yerel ve uluslararası siyasi şahsiyet, yabancı diplomatlar ve Teşkilat temsilcileri, Gazeteciler, Ulema ve farklı ülke parlamenterlerin de iştikakıyla 22-25 Eylül tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleşecek.

HİÇ DİNMEYEN ACI VE BAĞIMSIZLIK İRADESİ 

Tarih Boyunca Çin’in Doğu Türkistan’ı yok etme niyeti hiç değişmediği gibi Doğu Türkistanlılarında ecdattan miras kalan sarsılmaz, boyun eğmez hür ruhu hiç değişmedi. Büyük zengin kaynaklara ve önemli coğrafik ve stratejik konuma sahip olan bu topraklarda, Türkler şanlı saltanatlar kurmuş ve burayı dünyanın bilim, kültür ve medeniyet merkezlerinden biri haline getirmekle birlikte, bu toprakları Allah’ın büyük nimeti, emaneti olarak görüp, canı pahasına korumuşlardır. 

İşgalden beri Çin mezalimi, Doğu Türkistan davası için mücadele vermiş sayısız lideri, alim ulemaları kanlı ve acımasız bir şekilde katletti. Böylece bu aziz toprakları sahibi olan Uygurları sonsuza kadar, atıl bırakmak, köleleştirebileceklerini zannettiler.

Tıpkı rahmetli Aliya İzzet Begoviç’in söylediği gibi, “Bizi toprağa gömdüler ama tohum olduğumuzu bilmiyorlardı.” 

Evet! Her şeye rağmen Doğu Türkistanlılar, inancı, kültür-medeniyeti, maddi ve manevi değerlerini korumak için mücadele veriyor. Gerek yurt içinde canıyla, gerekse yurt dışında değişen uluslararası konjonktür ve ülkelerin dış politikalarından Doğu Türkistan davasına çıkış yolu bulmak için fedakârlıkla, yılmadan, sıkılmadan bağımsızlık aşkıyla özgürlük için bir dakika bile mücadelesine ara vermiyor.

İslami ve milli kimliği temel alan ve vatan istiklalini değişmez hedef olarak belirleyen Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği, işte bu kutsal mücadelelerin bir ürünüdür. 

TEŞKİLATLANMA 

2006 Yılında oluşturulan Maarif Ailesi, çeşitli sahalarda aktif hizmet vermekle birlikte, kardeşlik, dayanışma ve işbirliğini güçlendirmek amacıyla, temmuz 2009'da ilk “Dünya Doğu Türkistanlılar kardeşlik buluşmasını düzenledi.

Ama tam O gün «Urumçi Katliamı» haberleri her şeyi alt üst etti. Kardeşlik buluşması, Çin'e karşı protestolara dönüşerek, Uygur diasporası Çin mezalimine karşı tepkilerini en hiddetli biçimde gösterdi.

2017 Yılına gelindiğinde Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği liderliğindeki kardeş kuruluşlar ortak iş birliği temelinde, Uluslararası Doğu Türkistan STK'lar Birliği'ni kurarak, siyaset, medya, eğitim, insan hakları, sosyal yardımlaşma,

kadın kolları hizmetleri gibi çeşitli alanlardaki boşlukları doldurarak, Türkiye başta olmak üzere birçok ülkede daha etkin ve daha kapsamlı çalışmalar yürütmeye başladı.

2018 Yılında kardeşlik buluşması ile birlikte ilk «Doğu Türkistan Milli Birlik Şurası» oluşturuldu ve her yıl gelişerek ve genişleyerek aralıksız devam ediyor. 

KARDEŞLİK BAĞI DAHA DA GÜÇLENİYOR 

Bu yıl 15.incisi gerçekleşecek olan “Dünya Doğu Türkistanlılar Kardeşlik Buluşması” ve “6. Doğu Türkistan Milli Birlik Şûrası”, Doğu Türkistan davasında önemli bir uluslararası forum olarak, birçok uzman, akademisyen, STK liderleri ve kanaat önderlerinin bir araya gelerek,

ortak bir amaç için çalışmalar, planlamalar yaparak, karar almaları ve harekete geçmeleri adına Doğu Türkistan davasındaki çatı kuruluş rolünü üstlenmektedir.

Şu anda Çin rejimi, sert ve yumuşak gücünü kullanarak, dünyanın dört bir yanına nüfuz etmeye çalışırken, öte yandan da Doğu Türkistan'daki zulmünü akıl almaz bir biçimde şiddetlendirerek alenen “soykırım” yapmaktadır.

Doğu Türkistan davası için mücadele eden kurum ve şahsiyetler, vatanın ve halkın kritik bir tarihi dönemden geçtiğini, bu nedenle tüm dikkat, çalışma ve enerjinin tek kurtuluş yolu olan bağımsızlık mücadelesine yönelmesi gerektiğini, işgalci Çin'e karşı ortak safta gereksiz tartışmalardan, yanlış adımlardan mümkün olduğunca kaçınılması gerektiğinin farkındadır.

“İSTİKLAL MÜCADELESİ”

Çin'in benzeri görülmemiş zulmü, gün geçtikçe vahşileşen faşist siyaseti ve tüm dünyayı olumsuz etkileyen zorbaca eylemleri, onun yaklaşan tehditlerinin habercisidir.

Nitekim Doğu Türkistan davasında karşılaşılan farklı zorluklara rağmen, değişen yeni dünya düzeni, çeşitli fırsatları doğuruyor ve bu da devlet olma adımına maddi ve manevi olarak hazırlıklı olmayı gerektiriyor.

Allah’ın rahmetiyle iş bu maksat ve hedef için devam eden “Dünya Doğu Türkistanlılar Kardeşlik Buluşması” ve “Doğu Türkistan Milli Birlik Şûrası”, istiklal mücadelesinin gelecek yönünü, stratejik planlarını, önemli işbirliklerini ortaya çıkararak, Çin'i derinden sarsacak uluslararası bir forum olarak daha etkili, daha hayırlı sonuçlara vesile olacaktır.

Kaynak: Istiqlal Haber 

BM'den Libya'ya sadece 10 milyon dolarlık destek

Birleşmiş Milletler (BM), yıkıcı sel felaketinin yaşandığı Libya için acil durum fonundan 10 milyon dolarlık destek ayırdığını açıkladı.

BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Martin Griffiths, yaptığı yazılı açıklamada, Libya'nın doğusunda yaşanan sel felaketinin boyutlarının şok edici ve içler acısı olduğunu kaydetti.

Griffiths, "(Selin yaşandığı bölgedeki) Bütün mahalleler haritadan silindi. Binlerce kişi öldü, 10 binlerce kişi şu anda evsiz ve çok daha fazlasının akıbeti bilinmiyor." dedi.

Libyalılara yardım ve destek sağlamak için mücadele ettiklerini aktaran Griffiths, arama kurtarma ekipleri, doktorlar ve yardım malzemeleri göndererek hızlıca harekete geçen Libya'nın komşuları ve diğer ülkelere teşekkür etti.

BM'nin sahadaki müdahaleyi desteklemek ve kaynak sağlamak için Libyalı yetkililerle koordineli güçlü bir ekip görevlendirdiğini kaydeden Griffiths, BM'nin Merkezi Acil Durum Fonu'ndan (CERF) acilen 10 milyon dolar ayırdıklarını, ilave destek için bir yardım çağrısı daha yapacağını belirtti.

Griffiths, Libya için bu zor dönemde insanlara hayat kurtaran malzemelerin ulaştırılması, ikinci bir sağlık krizinin önlenmesi ve hızlı bir şekilde normale dönüşün yeniden sağlanmasının diğer tüm endişelerden önce gelmesi gerektiğini kaydetti.

Rusya'dan "tekliflere açığız" mesajı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Ukrayna’daki durum ile ilgili olarak dünyadaki gerçekleri ve Rusya’nın temel meşru çıkarlarını dikkate alacak her türlü ciddi teklifi değerlendirmeye hazır olduklarını söyledi.

Lavrov, Myanmar Dışişleri Bakanı Than Swe ile Moskova’da görüştükten sonra düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu.

Asya-Pasifik bölgesindeki gidişatın pek olumlu olmadığını belirten Lavrov, “Myanmar ile birlikte, Güneydoğu Asya'daki istisnasız tüm devletlerin ve tüm Asya-Pasifik bölgesinin eşit, ayrımcı olmayan bir temelde sürdürülebilir kalkınmasını sağlayabilecek kapsayıcı, etkili, güvenilir bir güvenlik mimarisinin bölgede oluşturulması ihtiyacını yeniden teyit ettik.” dedi.

Lavrov, Batı’nın Asya-Pasifik bölgesine blok unsurlar sokmaya ve bu bölgedeki güvenlik konularında ASEAN’ın öncü rolünü elinden almak isteyen mekanizmalar kurmaya çalıştığına dikkati çekerek, özellikle NATO'nun buraya sızma ve kendi kurallarını oluşturma yönündeki açıkça duyurulmuş planlarının tehlikeli olduğunu vurguladı.

Ukrayna’da “Batı’nın Kiev rejiminin eliyle Rusya’ya karşı bir savaş başlattığını” dile getiren Lavrov, Rusya’nın güvenliğine doğrudan tehditler yaratıldığını savundu.

Lavrov, Ukrayna’daki durum ile ilgili olarak, dünyadaki gerçekleri ve Rusya’nın temel meşru çıkarlarını dikkate alacak her türlü ciddi teklifi değerlendirmeye hazır olduklarını kaydetti.

AB'den uzlaşamayan Kosova ve Sırbistan'a uyarı

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Sırbistan ve Kosova liderlerinin, ilişkilerin normalleşmesi sürecine geri dönmek için anlaşmaya varamamasına tepki göstererek, "Normalleşme olmadan ne Kosova ne de Sırbistan için Avrupa'da bir gelecek mümkün olmayacak." dedi.

Borrell, AB arabuluculuğundaki Belgrad-Priştine Diyaloğu kapsamında Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic ve Kosova Başbakanı Albin Kurti ile yaptığı üçlü görüşmenin ardından basına açıklamada bulundu.

Taraflar arasında normalleşmeyi öngören Ohri Anlaşması'nın üzerinden bir sene geçmesine rağmen, anlaşmadan doğan yükümlülüklerin yerine getirilmediğini belirten Borrell, tersine gerilimin tırmandığı bir döneme girildiğini söyledi.

Josep Borrell, "Bugün Başbakan Kurti ve Cumhurbaşkanı Vucic ile AB'nin önerisine dayalı olarak ileriye dönük çözümler bulmaya çalıştım. Ne yazık ki oldukça uzun bir toplantıdan sonra Başbakan Kurti ilerlemeye ve 'Sırp Belediyeler Birliği'nin kurulmasına yönelik güvenilir bir süreç başlatmaya hazır değildi. Bunun yerine ilk adım olarak 'fiili tanınma'yı resmileştirmekte ısrar etti." diye konuştu.

AB Yüksek Temsilcisi Borrell, "Cumhurbaşkanı Vucic'in ise anlaşmanın uygulanmasına ilişkin AB önerisini kabul ettiğini söylemeliyim. Başka bir teklifle geldi ama sonunda teklifimizi kabul etti." bilgisini paylaştı.

Borrell, şöyle devam etti:

"Biz de çok çabaladık ama ne yazık ki bugün farklılıkları ortadan kaldırmak mümkün olmadı. Ayrıca şunu da belirtmeliyim ki Kosova'nın kuzeyinde gerilimin azaltılması konusunda da ilerleme kaydedilmiş değil. Bugün, her iki tarafı da daha fazla istikrarsızlığa yol açmamak ve yeni erken yerel seçimlerin hemen yapılabilmesini sağlamak amacıyla Kosova'nın kuzeyinde derhal harekete geçmeye çağırıyoruz."

"Kosovalı Sırpların yapıcı davranmaları ve seçim sürecine koşulsuz katılmaları bekleniyor" ifadesini kullanan Borrell, seçim konusunda ilerleme olmazsa, anlaşmanın uygulanmasının gecikeceğini, yeni gerginliklerin yaşanma riskinin süreceğini vurguladı.

Josep Borrell, şunları kaydetti:

"Hem Kosova hem de Sırbistan için Avrupa'ya giden yolun diyalogdan geçtiğini hatırlatmam gerekiyor. Bunun başka yolu yok. Başka bir çözüm yok. Normalleşme olmadan ne Kosova ne de Sırbistan için Avrupa'da bir gelecek mümkün olmayacak. Diğer bölgesel ortaklar Avrupa'ya doğru hızla ilerlerken, Kosova ve Sırbistan geride kalma riskiyle karşı karşıya."

- Kosova-Sırbistan ilişkileri

Kosova Başbakanı Kurti ve Sırbistan Cumhurbaşkanı Vucic, 18 Mart'ta AB'nin ara buluculuğunda Kuzey Makedonya'nın Ohri kentinde ilişkilerin normalleşmesini sağlayacak anlaşma konusunda mutabakata varmıştı.

Kamuoyuna duyurulan Kosova ile Sırbistan ilişkilerini normalleştirecek 11 maddelik anlaşma, Sırbistan'ı Kosova'nın bağımsızlığını tanımaya zorlamasa da her iki ülkenin birbirlerinin pasaport, diploma ve araç plakaları dahil resmi belge ve sembollerini tanımasını şart koşuyor. Kosova'dan ise ülkede çoğunlukla Sırpların yaşadığı yerleşim yerlerinde öz yönetim haklarına sahip olacak bir "Sırp Belediyeler Birliği" kurması talep ediliyor.

Mayıs sonunda Kosova'nın kuzeyinde çıkan gerginlik, normalleşme sürecinin tıkanmasına neden olmuştu.

İki ülkenin sık sık karşı karşıya gelmesindeki ana neden; Sırbistan'ın, tek taraflı bağımsızlığını 2008'de ilan eden Kosova'yı kendi toprağı görmesi olarak ifade ediliyor.

AB arabuluculuğunda 2011'de başlatılan Belgrad-Priştine Diyalog Süreci kapsamında ise ilişkilerin normalleşmesi ve nihayetinde iki ülkenin birbirini tanıması için ortak bir yol bulmaya çalışılıyor.

Tedavi bekleyen İngiliz sayısı 7,6 milyona ulaştı

İngiltere'de hastanelerde tedavi olmak için bekleyenlerin sayısı, tüm zamanların en yüksek seviyesine çıkarak 7,68 milyon oldu.

İngiltere Ulusal Sağlık Sisteminin (NHS) yaptığı açıklamaya göre, haziran sonunda 7,57 milyon kişi rutin hastane tedavisine başlamak için beklerken, temmuz sonunda bu sayı 7,68 milyona yükseldi.

Bekleme listelerinde bir ayda 100 binden fazla artış görüldü. Böylelikle tedavi için bekleyenlerin sayısı, kayıtların tutulmaya başlandığı "Ağustos 2007'den bu yana görülen en yüksek rakam" olarak kayda geçti.

Hükümetten dün yapılan açıklamada, bu kış için NHS'ye 200 milyon sterlin ek fon sağlanacağı duyurulmuştu.

- Başbakan Sunak, bekleme listelerinden grevleri sorumlu tuttu

İngiltere Başbakanı Rishi Sunak, ağustosta yaptığı açıklamada, hükümetin, bekleme listelerinin azaltılmasına yönelik hedefini yakalayamayacağını belirterek, kaydedilen ilerlemenin sağlık çalışanlarının grevleri nedeniyle sekteye uğradığını öne sürmüştü.

Sunak, hastanelerde tedavi olmak için bekleyenlerin sayısının artmasından grevleri ve Kovid-19 salgınını sorumlu tutmuştu.

İngiltere'de hastanelerde tedavi olmak için bekleyenlerin sayısı geçen yıl 7 milyona ulaşmıştı.

Kandahar devi gerçek mi? Amerikan efsanesi mi?

Kandahar devi gerçek mi yoksa işgalci Amerikan askerlerinin Afganistan dönüşü uydurdukları bir efsane mi? Bilindiği üzere 11 Eylül saldırılarını bahene eden Amerikan yönetimi, önce Afganistan'ı daha sonra Irak'ı işgal etmişti. Afganistan ve Irak'ta milyonlara insan öldü, milyonlarcası yaralandı. O da yetmedi yine milyonlara insan evlerinden oldu, ülkelerinden göç etmek zorunda kaldı. Amerika 2022 yılında Afganistan'ı Taliban'a terk ederek kaçtı. Geride ise virane olmuş bir ülke bıraktı. Ülkelerine dönen askerlerin uydurdukları hikayelerin ise haddi hesabı yok. Onlardan biri de "Kandahar devi" efsenasidir. Peki, işin aslı nedir? Kandahar devi gerçek mi?

KANDAHAR DEVİ GERÇEK Mİ?

Afganistan dağlarında yaşadığına inanılan Kandahar Devi efsanesi yeniden gündeme geldi. Ülkede ABD işgalinin olduğu dönemde görev alan bir askerle röportaj yapan ünlü Youtuber, devi ABD askerlerinin öldürdüğünü ve olayın örtbas edildiğini iddia ediyor.

Her şey Afganistan'ın güneyindeki Kandahar'ın uzak bir dağ bölgesinde devriye gezen bir grup ABD askerinin, 2002 yılında kaybolmasıyla başladı. Askerlerle bir süre telsiz bağlantısı kurulamayınca da ordu, soruşturma için özel bir operasyon birimi gönderdi. Dağları gezmeye başlayan birlik, ordu teçhizatlarının bulunduğu ancak askerlere dahi hiçbir ize rastlanmayan bir mağaraya denk geldi. İddiaya göre, burada 'Kandahar Devi' olarak adlandırılan canavar ile karşılaştılar.

13 METRELİK KIZIL SAÇLI CANAVARMIŞ

Milliyet'ten Fazilet Şenol'un haberine göre, Kandahar Devi'nin Afganistan dağlarında yaşayan, kızıl saçlı ve altı parmaklı elleri bulunan, 13 metrelik efsanevi bir canavar olduğu söyleniyordu. İddiaya göre 2002 yılında gerçekleşen bu olay ve Kandahar Devi'nin hikayesi, 2016 yılında Youtube'da yayınlanan bir videoyla tekrar gündeme geldi. Youtube videosunda yayınlanan röportaja göre, Afganistan dağlarında yaşayan bu dev ABD hükümeti tarafından öldürüldü ve olay örtbas edildi.

Youtuber ve blog yazarı olan L.A. Marzulli, kendisini güncel olayları dini kehanetlere bağlamaya adadığı Youtube kanalında, 'Kandahar Devi'ne tanık olmuş bir asker olduğunu iddia eden bir adamla söyleşi yaptı. Videoda Bay K. olarak tanıtılan adamın sırtı dönüktü ve sesi kalınlaştırılmıştı. Bay K. röportajda Kandahar için şunları söyledi:  

"Ben ve diğer özel kuvvetler askerleri devi öldürmeden önce dev bir mızrak taşırken ve 'Dan' adlı bir ABD askerini öldürürken gördüm. Devin öldürülmesi, 2002'de ABD'nin Afganistan'ı işgali sırasında Kandahar eyaletindeki Taliban ile şiddetli çatışmalara girdiği operasyon sırasında gerçekleşti."

Hatta dev, özel kuvvet askerlerinden birini ekibin geri kalanı onu ortadan kaldırmadan önce mızrakla öldürdü. Marzulli'ye göre yaratık, Eski Ahit'in 'Tekvin' ve 'Sayılar' bölümünde adı geçen ve Orta Doğu'da bulunan olağandışı büyüklükte bir 'Nefilim'di. Nefilimler, Büyük Tufan öncesinde yaşadığına inanılan yaratıklardı. Ancak tarihçiler ve din bilginleri, Nefilim masallarının metaforlardan ibaret olduğu ve çölde yaşayan 13 metrelik bir devin gerçeğe dayanmadığı konusunda büyük ölçüde hemfikir.

GİZLİLİK ANLAŞMASI MI İMZALANDI?

2002'de gerçekleştiği iddia edilen olay sırasında Kandahar'da ölen tek kişi iddiaya göre Çavuş Dan'dı. Aleyhine toplanan kanıtlara rağmen Kandahar Devi efsanesinin, 2002'de Kandahar'da görev yapan askerler arasında hâlâ bir söylenti olduğu belirtiliyor. 

İddialar sadece bununla da sınırlı değil! Hükümet olaya tanık olan askerlerin hepsini sessiz tutabilmek için gizlilik anlaşmaları imzalattı. Bu anlatılanlar sonrasında efsane çürütücü popüler web sitesi Snopes, 'Kandahar Dev olayı' hakkında ABD Savunma Bakanlığı'na ulaştı. Savunma Bakanlığı ise konuyla ilgili olarak, "Kandahar'da bir dev tarafından öldürülen bir özel kuvvetler mensubu hakkında hiçbir kayıt veya bilgiye sahip olmadıkları" açıklamasını yapmak zorunda kaldı.

Safer ayı bitti mi? Safer ayı ne zaman bitiyor?

Safer ayı bitti mi, ne zaman bitiyor, İslam dininde bu ayın ehemmiyeti veya mahiyeti nedir soruları merakla cevap arıyor.

SAFER AYI BİTTİ Mİ?

Hicri takvime göre Muharrem ayından sonraki ikinci ay olan Safer ayı 17 Ağustos günü başladı, 15 Eylül'de sona erecek. Safer ayının uğursuz veya tehlikeli bir dönem olduğuna inanılmış olsa da Hz. Peygamber (s.a.s.) bu düşünceyi reddetmiştir. İslam'da özel bir "Safer ayı ibadeti" gibi özel bir namaz ya da belirli bir ibadet şekli bulunmuyor.

Hicri takvimde Muharrem ayından sonra gelen ikinci ay olan Safer ayı bugün itibariyle başladı. İslam kültüründe bazı insanlar, özellikle geleneksel veya folklorik inançlara dayanarak, Safer ayının uğursuz veya tehlikeli bir dönem olduğuna inanılsa da safer ayı diğer aylardan farklı şekilde ele alınmamaktadır.

SAFER AYI NEDİR?

Safer, kamerî/hicrî takvimin Muharrem ayından sonra gelen ikinci ayıdır.

Safer ayının uğursuz olduğu ve bu ayda bela ve musibetlerin çokça meydana geldiği şeklinde bir anlayış Cahiliye dönemine ait olup (Ebû Dâvûd, Tıb, 24), dinimizde yeri yoktur. Dolayısıyla böyle bir anlayış hurafedir. Bu ayın diğer aylardan hiçbir farkı yoktur. Hz. Peygamber (s.a.s.) böyle bir anlayışı reddetmiş ve “Safer ayında uğursuzluk yoktur” buyurmuştur (Buhari, Tıb, 19).

SAFER AYINDA HANGİ İBADETLER YAPILIR?

Safer ayına has özel bir dua veya ibadet şekli de yoktur. Hz. Peygamberin (s.a.s.) yaptığı günlük ibadet ve dualar, bu ayda da yapılır.

İşgal güçleri Batı Şeria'da yine terör estirdi

İsrail güçleri, işgal altındaki Batı Şeria'nın çeşitli bölgelerine düzenlediği baskınlarda 2 Filistinliyi yaraladı, 15 kişiyi gözaltına aldı.

İşgal altındaki Batı Şeria'nın kuzeyinde yer alan Nablus'taki yerel yetkililerden alınan bilgiye göre, İsrail güçleri Belde Beyt Mülteci Kampı'na baskın düzenledi.

Bölge sakinleriyle İsrail güçleri arasında çıkan olaylarda, 2 Filistinli gerçek mermiyle yaralandı onlarca kişi atılan gazdan etkilendi.

Batı Şeria'nın güneyinde yer alan Beytullahim yakındaki Ayide Mülteci Kampı'nda da benzer olaylar yaşandı.

Görgü tanıklarından alınan bilgiye göre kampa baskın düzenleyen İsrail güçleri, Filistinlilere gerçek mermi ve göz yaşartıcı gaz ile müdahale etti.

Filistin Esirler Kulübünden yapılan yazılı açıklamada, "İsrail ordusu, Batı Şeria'nın bazı belde ve kentlerinde 15 Filistinliyi gözaltına aldı." ifadeleri kullanıldı.

İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te sık sık evlere baskın düzenleyen İsrail güçleri, çeşitli suçlamalarla Filistinlileri gözaltına alıyor.

Baskınlara tepki gösteren bölge sakini Filistinliler ile İsrail askerleri arasında zaman zaman çatışmalar çıkıyor.

Ülkenin tamamı karanlığa gömüldü

Batı Afrika ülkelerinden Nijerya'da, eyalet şebekesinin çökmesi, ülke genelinde saatlerdir süren elektrik kesintisine neden oldu.

Nijerya Elektrik İletim Şirketinden yapılan açıklamada, saat 00.40 sularında Enugu eyaletindeki şebekede "tam sistem çökmesi" meydana gelmesi nedeniyle ülkedeki tüm elektrik şebeklerinin etkilendiği belirtildi.

Açıklamada, meydana gelen arıza nedeniyle halihazırda ülkede genel elektrik kesintisi yaşandığı ifade edildi.

Elektrik hizmetinde zaman zaman sorun yaşanan Nijerya'da, geçen yıl en az 8 kez yaşanan "tam sistem çökmesi", bu yıl ilk kez meydana geldi.

Nijerya, 12 bin 500 megavat kurulu güce sahip ancak bunun yaklaşık dörtte bir kapasitesini kullanıyor. Ülkenin birçok bölgesinde sıklıkla elektrik kesintileri yaşanıyor. Bu nedenle halkın büyük bölümü enerji ihtiyacını jeneratörler aracılığıyla karşılıyor.

Kosova ve Sırbistan geriliminde yeni gelişme

Avrupa Birliği (AB), Sırbistan ve Kosova liderleriyle Belgrad-Priştine Diyaloğu kapsamında yapılan toplantının başladığını duyurdu.

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada üçlü görüşmenin başladığını bildirdi.

Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic ve Kosova Başbakanı Albin Kurti ile ayrı ayrı görüşmelerine ilişkin de fotoğraflar paylaşan Borrell, "Normalleşme yolunda (taraflar arasında daha önce yapılan) anlaşmayı ciddi anlamda uygulamaya başlamanın zamanı geldi. Bugün sorumluluk almaya hazır olup olmadıklarını göreceğiz." ifadelerini kullandı.

Sırbistan-Kosova ilişkileri

Kosova Başbakanı Kurti ve Sırbistan Cumhurbaşkanı Vucic, 18 Mart'ta AB'nin ara buluculuğunda Kuzey Makedonya'nın Ohri kentinde yaklaşık 12 saat süren müzakerelerde iki ülke ilişkilerinin normalleşmesini sağlayacak anlaşma konusunda mutabakata varmıştı.

Kamuoyuna duyurulan Kosova ile Sırbistan ilişkilerini normalleştirecek 11 maddelik anlaşma, Sırbistan'ı Kosova'nın bağımsızlığını tanımaya zorlamasa da her iki ülkenin birbirlerinin pasaport, diploma ve araç plakaları dahil resmi belge ve sembollerini tanımasını şart koşuyor. Kosova'dan ise ülkede çoğunlukla Sırpların yaşadığı yerleşim yerlerinde öz yönetim haklarına sahip olacak bir "Sırp Belediyeler Birliği" kurması talep ediliyor.

Mayıs sonunda Kosova'nın kuzeyinde çıkan gerginlik, normalleşme sürecinin tıkanmasına neden olmuştu.

Kosova'nın kuzeyinde Sırpların yoğun olduğu Zveçan, Zubin Potok ve Leposaviç belediyelerinde 23 Nisan'da yapılan yerel seçimleri kazanan Arnavut belediye başkanlarının göreve başlaması, 26 Mayıs'ta Kosovalı Sırplar tarafından protesto edilmişti. Arnavut belediye başkanlarını korumak için bölgeye gönderilen Kosova polisi ile Kosovalı Sırplar arasında arbede yaşanmış, 29 Mayıs'ta belediye binalarını koruyan NATO'nun Kosova'daki Barış Gücü (KFOR) askerleri ile Kosovalı Sırpların karşı karşıya gelmesi sonucu 30 KFOR askeri yaralanmıştı.

Sırbistan, 14 Haziran'da Kosovalı emniyet mensupları oldukları belirlenen 3 kişiyi "Sırbistan'da eylem yapmayı planladıkları" gerekçesiyle iki ülkenin sınır bölgesinde gözaltına almış, Kosova ise polislerin Sırbistan tarafından "kaçırıldığını" savunmuştu. Sırbistan, 26 Haziran'da Kosovalı polisleri serbest bırakmıştı. Kosova polisince farklı gerekçelerle yaklaşık 10 Kosovalı Sırp gözaltına alınırken, Sırbistan ise bu kişilerin bir an önce serbest bırakılmasını talep etmişti.

Belirli aralıklarla karşı karşıya gelen iki ülkenin gerilmesindeki ana neden, Sırbistan'ın, tek taraflı bağımsızlığını 2008'de ilan eden Kosova'yı kendi toprağı görmesi olarak ifade ediliyor.

AB ara buluculuğunda 2011'de başlatılan Belgrad-Priştine Diyalog Süreci kapsamında ise ilişkilerin normalleşmesi ve nihayetinde iki ülkenin birbirini tanıması için ortak bir yol bulmaya çalışılıyor.

Putin, Kuzey Kore'ye gidecek

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kuzey Kore lideri Kim Jong-un'un Pyongyang ziyareti davetini kabul etti.

Kuzey Kore'nin resmi Kore Merkezi Haber Ajansına (KCNA) göre Kim, bu daveti Putin ile 4 yılı aşkın süredir ilk kez bir araya geldikleri Rusya'nın Amur bölgesindeki Vostoçniy Uzay Üssü'nde düzenlenen zirveden sonra yaptı.

Rusya'ya gerçekleştirdiği ziyaretin ikili işbirliği ve ilişkileri daha yüksek seviyeye çıkarmak için "önemli" bir fırsat olduğunu söyleyen Kim, Putin'i "uygun bir zamanda" Kuzey Kore'ye davet etti.

Açıklamada, Putin'in bu daveti kabul ettiği bildirildi.

Kim ile Putin bir araya geldi

Kim, Putin ile dün Rusya'nın Amur bölgesindeki Vostonçniy Uzay Üssü'nde görüşmüştü.

Yeni üssün tesislerini gezen iki lider, "Angara" uzay roket kompleksi fırlatma aracının montaj atölyesi, "Soyuz-2" uzay aracının fırlatma kompleksi ve "Angara" aracı için yapım aşamasında olan fırlatma kompleksini incelemişti.

Kim, Rusya'nın uzay gücü oluşturma konusundaki bugününü ve geleceğini kendi gözleriyle gördüğünü belirterek çok özel bir zamanda, uzay gücünün tam kalbinde, Rusya'da bir toplantı gerçekleştirdiklerini söylemişti.

Kim ile müzakereleri "verimli" olarak nitelendiren Putin de bölgedeki durum ve ikili ilişkiler konusunda görüş alışverişinde bulunduklarını belirtmişti.

Filistin mülteci kampında çatışmalar yeniden başladı

Lübnan'da, 11 Eylül'de ateşkesin sağlandığı Filistinli mültecilerin ikamet ettiği en büyük kampta yeniden başlayan çatışmalarda 8 kişinin yaralandığı bildirildi.

Lübnan resmi ajansı NNA'da yer alan habere göre, akşam saatlerinde Sayda kentinde yer alan Ayn el Helva Kampı'nda Fetih Hareketi ile diğer Filistinli gruplar arasında şiddetli çatışmalar yaşandı.

11 Eylül'de sağlanan ateşkes sonrası bugün yeniden başlayan çatışmalarda aralarında sağlık personellerinin de bulunduğu 8 kişinin yaralandığı kaydedildi.

Filistin Ortak Eylem Komitesi, 55 bin mülteciye ev sahipliği yapan Ayn el-Helva'daki kanlı çatışmaların durması için Lübnan Başbakanı Mikati'nin çağrısı üzerine 11 Eylül'de Fetih ile diğer Filistinli gruplar arasında ateşkesin sağlandığını duyurmuştu.

Ateşkesin en önemli şartı Filistin Ulusal Güvenlik Komutanı Ebu Eşref el-Armuşi ve arkadaşları ile Müslüman Gençlik Birliği üyesi Abdurrahman Ferhud'u öldürenlerin Lübnan yargısına teslim edilmesiydi.

AYN EL-HELVA'DAKİ ÇATIŞMALAR

Lübnan'daki en büyük Filistin mülteci kampı Ayn el-Helva'da 29 Temmuz'da başlayan çatışmalarda 13 kişi yaşamını yitirmiş, 60'tan fazla kişi yaralanmıştı. Kanlı çatışmalar nedeniyle yaklaşık 4 bin kişi evlerini terk etmek zorunda kalmıştı.

Kamptaki Filistinli gruplar arasında 31 Temmuz'da Lübnanlı tarafların arabuluculuğunda ateşkes sağlandığı duyurulsa da çatışmalar aralıklarla devam etmişti.

Lübnan İçişleri Bakanı Bessam Mevlevi, 7 Ağustos'ta Ayn el-Helva Mülteci Kampı'ndaki durumun sakinleştiğini belirtmişti.

Ayn el-Helva Mülteci Kampı'nda bir aylık sakinliğin ardından taraflar arasında 7 Eylül'de yeniden çatışmalar başlamıştı.

Lübnan resmi ajansı NNA, 10 Eylül'de Ayn el-Helva'da Fetih Hareketi ile diğer Filistinli gruplar arasında çıkan ve bir süre devam eden çatışmada 5 kişinin öldüğünü, 52 kişinin yaralandığını duyurmuştu.

Lübnan'daki 12 Filistin mülteci kampının en büyüğü olan Ayn el-Helva'da 55 bine yakın Filistinli yaşam mücadelesi veriyor.

Lübnan ile Filistinli gruplar arasında 1969'da yapılan Kahire Anlaşması'na göre, kampların iç güvenliği Filistinli gruplarca sağlanırken, giriş ve çıkışlar ise Lübnan ordusunun denetiminde bulunuyor.

Kur'an yönelik saldırılara Azerbaycan'dan tepki

Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov, ifade özgürlüğü adı altında dünyanın bazı yerlerinde Kur'an-ı Kerim yakılmasının ve ona saygısızlık yapılmasının "nefret suçu" olduğunu söyledi.

Bayramov, Cenevre'de devam eden BM İnsan Hakları Konseyinin 54'üncü Olağan Oturumu kapsamında konuşma yaptı.

Azerbaycan'ın, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve diğer uluslararası belgelerde yer alan insan haklarının temel ilkelerini koruduğunu belirten Bayramov, sürdürülebilir barış, kalkınma ve tüm insanların refahı için insan haklarının tam olarak hayata geçirilmesinin şart olduğuna inandıklarını kaydetti.

Bayramov, Azerbaycan'ın insan haklarına olan bağlılığından taviz vermediğini ve bu alanda reformlarını sürdürdüğünü ifade etti.

Hoşgörüsüzlük, ayrımcılık, İslamofobi ve nefret söylemlerindeki artıştan endişe duyduklarını dile getiren Bayramov, "Bu tutumlar toplumlarımızın uyumu, güvenliği ve istikrarı için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. İfade özgürlüğü adı altında dünyanın bazı yerlerinde Kur'an-ı Kerim yakılması ve ona saygısızlık yapılması kabul edilemez ve nefret suçu teşkil etmektedir. Bu olayların etkili bir şekilde önlenmesi ve bunlara karşı mücadele, ortak uluslararası çabalar gerektirir." diye konuştu.

"ERMENİSTAN'DAKİ TÜM AZERBAYCAN YERLEŞİM YERLERİ VE YER ADLARI YENİDEN ADLANDIRILDI"

Bayramov, Ermenistan'ın yaklaşık 30 yıldır Azerbaycan topraklarını işgal ettiğini, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar işlediğini vurguladı.

Ermenistan'ın 1987'den 1991'e kadar uluslararası hukuku açıkça ihlal ederek 200 bin Azerbaycanlıyı vatanlarından zorla sürgüne yolladığını aktaran Bayramov, "Ermenistan'daki tüm Azerbaycan yerleşim yerleri yeniden adlandırıldı, tarihi ve kültürel mirasımız kasten hedef alındı, tahrip edildi ve yok edildi." dedi.

Bayramov, sınır dışı edilen Azerbaycanlıların ana vatanlarına güvenli ve onurlu dönüşünün sağlanması yönünde defalarca çağrı yapıldığını ancak Ermenistan'ın bu çağrıyı reddettiğini anlattı.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk ve ilgili BM uzmanlarından sürgüne yollanan Azerbaycanlıların haklarının ele alınmasını beklediklerini kaydeden Bayramov, Azerbaycanlılara karşı uluslararası insan hakları hukukunu ağır şekilde ihlal ettiği için Ermenistan yönetiminin uluslararası sahnede hesap vermesi gerektiğini vurguladı.

ERMENİSTAN SALDIRGAN POLİTİKALARDAN VAZGEÇMELİ

Bayramov, Ermenistan'ın "intikamcı" bir zihniyetle normalleşme süreci kapsamındaki taahhütlerinden kaçmaya çalıştığını söyledi.

Ermenistan'ın aktif olarak etnik nefreti teşvik ettiğini, gerçekleri çarpıttığını ve Ermenileri manipüle ettiğini belirten Bayramov, "Azerbaycan, bu kritik dönemde uluslararası toplumdan, Ermenistan'ı sorumsuz davranışlar ve saldırgan politikalarından vazgeçmeye, çatışma sonrasında ortaya çıkan zorluklarla ilgili yükümlülüklerini yerine getirmeye çağırma konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmesini bekliyor." ifadelerini kullandı.

Ersu Büyüktunç öldü mü?

Ersu Büyüktunç ismi Yunanistan'da yaşanan mafya hesaplaşmaıyla gündeme geldi. İddiaya göre hesaplaşmada öldürülenler Türk vatandaşı. Bunların içerisinden birini de Ersu Büyüktunç isimli Barış Boyun çetesinin üyesi olduğu ileri sürülüyor. Yunanistan otomobilde infaz edilen 6 Türk'ü konuşuyor. Ülkeyi dehşete düşüren olayda, turistik bölgede infaz edilenlerin Barış Boyun çetesine mensup olduğu iddiası gündeme bomba gibi düştü. Yunanistan, turistik bölgelerinden Lutsa’da dün gece yaşanan kanlı hesaplaşmayı konuşuyor. Bir otomobildekilere yönelik silahlı saldırının ardından 6 kişi ölürken, Yunan medyası ölenlerin Türk olduğunu duyurdu.

ERSU BÜYÜKTUNÇ ÖLDÜ MÜ?

Öldürülenlerin Barış Boyun çetesinden oldukları öne sürülürken ölenlerden birinin Ersu Büyüktunç olduğu iddia edildi. Yunan medyası olayın gizli servislerle bağlantılı olduğunu iddia etti. 

Kimliği belirsiz silahlı kişiler öğleden sonra Lutsa'da 25 kurşunla vurdu. Protothema.gr, altı kişiden beşinin içinde ölü bulunduğu arabanın fotoğrafını yayınladı.

Yunan medyası, pusuya düşürülerek öldürülen kişilerin Türk olduğunu duyurdu.

Yunan polisi, faillerin kaçtığı iddia edilen bir motosiklet ve siyah bir arabayı arıyor.

Yunan basınına yansıyan ilk haberlere göre olay uyuşturucu veya mafya hesaplaşması.

40 SANİYEDE İNFAZ

Halk Tv yayınına bağlanan Evrensel gazetesi Atina temsilcisi Seyit Aldoğan şu bilgileri verdi: "Yunanistan'da büyük bir şok yaşanıyor. Polis geniş araştırmalar yapıyor. Sahte plakalı bir araçla giriş yaptıkları ve pasaportlarının sahte olduğu belirtildi. Polis telefondaki yazışmaların hepsinin Türkçe olduğunu bildirdi. Polisin verdiği bilgilere göre henüz kimlik tespiti yapılmadı. İnterpol aracılığıyla parmak izleri Fransa'ya gönderildi. Ölenlerden birinin 25 yaşında olduğu ve Dedeağaç'tan geçen ay ülkeye girdiği belirlendi. 6 kişinin pusuya düşürüldüğü, polisin arabayı çalışır vaziyette bulduğu belirtildi. Polisin düşüncesine göre şahısların Yunanistan'dan ayrılmak üzere olduğu belirtiliyor. Görgü tanıklarının ifadesine göre çatışma 40 saniye sürdü."

BARIŞ BOYUN ÇETESİ Mİ?

Öldürülenlerin Barış Boyun çetesinden oldukları öne sürüldü. Yaşamını yitirenlerden birinin Ersu Büyüktunç olduğu iddia edildi. Yunan medyası olayın gizli servislerle bağlantılı olduğunu yazdı.

Kimliği belirsiz silahlı kişiler öğleden sonra Lutsa'da 25 kurşunla vurdu. Protothema.gr, altı kişiden beşinin içinde ölü bulunduğu arabanın fotoğrafını yayınladı.

Yunan medyası, pusuya düşürülerek öldürülen kişilerin Türk olduğunu duyurdu.

Yunan polisi, faillerin kaçtığı iddia edilen bir motosiklet ve siyah bir arabayı arıyor.

Yunan basınına yansıyan ilk haberlere göre olay uyuşturucu veya mafya hesaplaşması.

Yunan medyası, öldürülenlerin Türk olduğunu ve aynı zamanda Fransız kimlik belgesi olduğunu bazı kaynaklara dayandırarak iddia etti. Polisler bu belgelerin orijinalliğini incelediklerini de açıkladı. Uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı şüphelenilen bu kişilerin Yunanistan ve Fransa’da aktif olduğu da öne sürüldü.

Proto Thema’ya konuşan bir kaynak, “Şu an aynı araçta ölü bulunanların aynı çeteden olup olmadığı bilinmiyor. Belki bazıları rakip çeteden olabilir” dedi.

Putin, Kim'i kapıda karşıladı

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile Rusya'nın Vostoçni Uzay Üssü'nde bir araya geldi.

Zırhlı trenle Rusya'ya giden Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Rus lider Vladimir Putin ile Vostoçni Uzay Üssü'nde görüşüyor.

Putin, ''Rusya, Kuzey Kore'ye uydu üretme konusunda yardım edecek mi?'' sorusuna ''Bu yüzden Vostoçni Uzay Üssü'ne geldik.'' yanıtını verdi.

Rus lidere, ''Askeri-teknik iş birliği görüşülecek mi?'' sorusu da yöneltildi. Putin, ''Tüm konuları görüşeceğiz.'' dedi.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise, iki liderin silah tedariği hakkında görüşüp görüşmeyecekleri sorusuna ''Ülkelerimiz kamuya açıklanmaması gereken 'hassas' alanlarda iş birliği içinde.'' şeklinde yanıt verdi.

Washington'a göre ise ziyaretin amacı, Kuzey Kore'nin Rusya'ya vereceği silah desteği. Daha önce Moskova ve Pyongyang yönetimi bu iddiaları yalanlamıştı.

Kremlin Sözcüsü Peskov, Amerikan yönetiminden gelen uyarılar üzerine, "Komşularımızla ilişkilerimizi yürütürken Washington'ın uyarılarını değil; iki ülke çıkarlarına odaklanırız." açıklamasını yapmıştı.

Kuzey Kore liderine eşlik eden isimler arasında Mühimmat Endüstrisi'nden sorumlu isim Jo chun Ryong da var.

Amerikalı Kuzey Kore uzmanlarına göre, Ryong'un bu ziyarette yer alması; görüşmenin silah anlaşmasına yönelik olacağının göstergesi.

ABD'DEN "BEDELİNİ ÖDEYECEK" AÇIKLAMASI GELMİŞTİ

Kuzey Kore'yi, Rusya'ya silah sağlamaması gerektiği konusunda "uyardıklarını" dile getiren ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, Pyongyang yönetimini, silah satmaya ilişkin atacağı adımlardan caydırmak için fırsatları değerlendirmeye devam edeceklerini belirtmişti.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller, ziyaretin resmiyet kazanması sonrası yaptığı açıklamada, "(Putin'in) Kendi ülkesinin uzunluğu kadar bir yol katederek dışlanmış bir devlet yetkilisiyle görüşmesini, kazanacağını iddia ettiği bir savaş için yardım dilenmek olarak nitelendiriyorum." diye konuştu.

Kuzey Kore'den Rusya'ya olası bir silah transferinin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarını ihlal edeceğinin altını çizen Miller, halihazırda Rusya ve Kuzey Kore'ye yönelik yaptırımların bulunduğunu, gerekli olması halinde ilave yaptırımlar uygulanacağını söyledi.

Kim son olarak 2019'da Rusya'yı ziyaret ederek Vladivostok şehrinde Putin'le görüşmüştü.

Romanya'da Kosova Milli Takımına büyük ayıp

EURO 2024 elemelerindeki Romanya-Kosova maçı, "Kosova, Sırbistan'dır" pankartı ve yapılan ırkçı tezahüratlar nedeniyle durduruldu. Futbolcular sahayı terk ederken mücadele yaklaşık 1 saatlik aranın ardından yeniden başladı.

2024 Avrupa Futbol Şampiyonası (EURO 2024) elemeleri I grubu 6. hafta maçında Romanya, Kosova'yı ağırladı. Müsabakaya yaşanan olaylar damga vurdu. Rumen taraftarlar, Kosova ulusal marşı okunduğu sırada Sırbistan tezahüratı yaptı.

Mücadelenin 20. dakikasında, "Kosova, Sırbistan'dır" pankartı açılmasının ardından maç durdu ve her iki takımın futbolcuları da soyunma odasına gitti.

MAÇ 1 SAAT DURDU

Stadyum hoparlöründen Sırbistan lehine tezahürat yapılmaması ve pankartın yeniden açılmaması yönünde anons yapıldı.

Romanya ve Kosova temsilcileri arasında maçla ilgili karar için toplantı yapıldı.

Yaklaşık 1 saat süren duraklamanın ardından maçın devam etmesine karar verildi, futbolcular tekrar sahaya döndü.

VEDAT MURİÇ ATILDI, ROMANYA GALİP GELDİ

Romanya, 83. dakikada Stanciu ile 90+3. dakikada Mihaila'nın kaydettiği gollerle karşılaşmayı 2-0 kazandı.

Oldukça gergin geçen mücadelede Kosova'da Vedat Muriç, 42. dakikada ikinci sarıdan kırmızı kartla oyun dışı kaldı.

Romanya'da Stanciu, 61. dakikada kullandığı penaltı vuruşunda Kosova kalecisi Arijanet Muric'i geçemedi.

Maçta 29 kez faul düdüğü çalan hakem, 9 da sarı kart gösterdi.

Bu sonucun ardından grupta 12 puana yükselen Romanya, bir sonraki maçında Belarus deplasmanına gidecek.

4 puanda kalan Kosova ise Andorra'ya konuk olacak.

Estonya Başbakanından tepki çeken İstanbul paylaşımı

Estonya Başbakanı Kaja Kallas, ülkesini ziyarete gelen İstanbul Ortodoks Patrikhanesi Patriği ve Başpsikoposu I. Bartholomeos'u karşılayan paylaşımında 'İstanbul' yerine 'Kostantinopolis' yazdı. Kallas'ın paylaşımı tepki çekti.

Yunanistan birçok kez İstanbul yerine Kostantinopolis diyerek Türk milletinin sabrını ve sınırlarını zorlamıştı.

Estonya Başbakanı Kaja Kallas'tan da tepkiye neden olan benzer bir paylaşım geldi.

İstanbul Ortodoks Patrikhanesi Patriği ve Başpsikoposu I. Bartholomeos, Estonya'ya ziyaret gerçekleştirdi.

Kallas, I. Bartholomeos'u Tallin'de bulunan Hükümet Konağı'nın kapısında karşıladı ve o anları video ile sosyal medyadan paylaştı.

Kallas sosyal medya paylaşımında, "Kostantinopolis Başpsikoposu ve Ekümenik Patrik Bartholomeos şu anda Estonya'yı ziyaret ediyor." ifadelerini kullandı.

Kallas'ın bu sözleri üzerine Türk vatandaşları da sosyal medyadan kendisine tepki gösterdi.

Sosyal medyadan gelen tepkilerde, "Kaçıncı yüzyılda yaşıyorsun?", "İstanbul demeyi öğreneceksin." gibi ifadeler yer aldı.

Fas'taki depremde son durum: Can kaybı artıyor

Fas'taki depremde hayatını kaybedenlerin sayısı 2 bin 901'e, yaralıların sayısı ise 5 bin 530'a yükseldi.

Bakanlığın açıklamasında, 7 büyüklüğündeki deprem nedeniyle can kaybının 2 bin 901'e, yaralı sayısının ise 5 bin 530'a çıktığı belirtildi.

BM: Talep olması halinde Fas'a yardım etmeye hazırız

Öte yandan, Birleşmiş Milletler (BM) Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, konuya ilişkin yazılı açıklamada bulundu.

BM'nin Fas'ta 8 Eylül gecesi merkez üssü Marakeş kentine bağlı El-Huz bölgesi olan 7 büyüklüğünde depremin ardından BM'nin hazırda beklediğini belirten Haq, "Hükümetin talep etmesi halinde destek vermeye hazırız." ifadesini kullandı.

Fas’ta 7 büyüklüğünde deprem

Fas'ta 8 Eylül gecesi merkez üssü Marakeş kentine bağlı El-Huz bölgesi olan 7 büyüklüğünde deprem meydana gelmişti.

Deprem Marakeş'in yanı sıra başkent Rabat ile Kazablanka, Meknes, Agadir ve Fes kentlerini de etkilemişti.

İçişleri Bakanlığı, daha önce yaptığı açıklamada, depremde 2 bin 862 kişinin hayatını kaybettiğini, 2 bin 562 kişinin yaralandığını bildirmişti.

Tarihte bugün ne oldu? Tarihte 13 Eylül günü meydana gelen önemli olaylar

Tarih Dosyası / Dünya Bülteni 

GÜNÜN OLAYI

Sakarya Meydan Muharebesi Kazanıldı (1921)

Yunanlıların 23 Ağustos 1921’de Sakarya nehrinin doğusuna geçmek için saldırmaları ile başlayan Sakarya Meydan Muharebesi Türk ordusunun kesin zaferi ile sonuçlandı. Yirmi iki gün yirmi iki gece yüz kilometrelik bir hat üzerinde cereyan eden savaş sonunda 13 Eylül 1921 günü Yunan ordusunun Sakarya Nehrinin batısına atılması ile bitti. Bu savaşa tarihimizde subaylar savaşı da denir. Çünkü çok fazla sayıda subay şehit olmuş ve yaralanmıştı. Sakarya zaferinin kazanılması kurtuluş savaşının da dönüm noktasını oluşturur. Artık Yunan saldırısı kesinlikle durdurulmuş Yunanlılar savunmaya geçmek zorunda kalmışlardır.

GÜNÜN KİŞİSİ

Şinasi (1826-1871)

Ünlü edebiyatçılarımızdan Şinasi 13 Eylül 1871’de öldü. Edebiyat alanında ki batılılaşmanın öncülerindendir. Eserlerinden Şair Evlenmesi Edebiyat Tarihimizin tiyatro dalında yazılmış ilk eseridir. 1849'da Maliye alanında eğitim alması için devlet tarafından Paris'e gönderildi fakat burada edebiyat ve dil konusunu tercih etti.

GÜNÜN ÖNEMLİ OLAYLARI

Venedik’te Büyük Patlama (1569)

13 Eylül 1569’da Venedik’te bir barut fabrikası infilak etti ve arkasından büyük bir yangın çıktı. Patlamanın gerçekleştiği bölge Venedik askeri gücünün merkezi idi. Patlamanın Venedik askeri gücüne büyük zarar verdiğini düşünen Osmanlı Devleti Kıbrıs’ı almaya karar verdi. Çünkü Venediklilerin kontrolündeki Kıbrıs Doğu Akdeniz’de büyük bir güvenlik zafiyeti oluşturuyordu. İstanbul’da bu amaçla büyük bir donanma hazırlandı ve yola çıkarıldı.

Tunus’un Fethi (1574)

Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa idaresindeki Osmanlı donanması 1574 baharında Tunus’u almak üzere yola çıktı. Bölgedeki bütün beylerbeyleri de bu sefere iştirak ettiler. Son olarak Bastion şehrinin 13 Eylül 1574 günü İspanyollardan alınması ile Tunus Osmanlı idaresine girdi.

İstanbul’da Yangın (1792)

13 Eylül 1792’de İstanbul’da yaklaşık on sekiz saat süren bir yangın çıktı. Yangın bir helvacı dükkanın dan başlamış Ağa Kapısı civarı, Dökmeciler, Tahtakale, Mercan Çarşısı, Tarakçılar ve Uzunçarşı tamamen yanmıştı.

Kırım Savaşı (1854)

Rusya’ya karşı birleşen Osmanlı, Fransız ve İngiliz kuvvetleri 13 Eylül 1854’de Kırım’a ulaştı. Artık Osmanlı-Rus savaşının ağırlık merkezi Kırım olacaktır.

Kuleli Vakası (1859)

İstanbul’da bazı kişiler tarafından gizli Fedailer Cemiyeti kurulmuştu. Cemiyetin amacı Sultan Abdülmecit’i tahttan uzaklaştırmak ve batı tarzı uygulamaları kaldırarak İslami esasları geçerli kılmaktı. Cemiyet Kılıç Ali Paşa camiinde toplantı halinde iken 13 Eylül 1859’da baskın yapıldı ve cemiyetin ileri gelenleri tutuklandı. Mahkemenin verdiği ölüm cezaları hükümdar tarafından kürek mahkumluğuna çevrildi. Bu olay yargılamalar Kuleli Kışlasında yapıldığı için tarihe ‘’Kuleli Vakası’’ olarak geçti. Ayrıntılar için: http://www.dunyabulteni.net/index.php?aType=haber&ArticleID=127631&q=kuleli+vakas%C4%B1 

İzmir Yangını (1922)

13 Eylül 1922’de İzmir’de Ermeni mahallesinden başlayan büyük bir yangın çıktı.Bir sabotaj sonucu çıktığı düşünülen yangın da yirmi binden fazla ev ve işyeri zarar gördü. Yangının nasıl çıktığı ve sorumluların kimler olduğu hala tartışılmaktadır.

GÜNÜN DİĞER ÖNEMLİ OLAYLARI

1920- Mustafa Kemal’in ‘’Halkçılık Programı’’ TBMM’ye sunuldu.

1921- Sakarya Meydan Savaşı kazanıldı.

1925- Şark İstiklal Mahkemesi’nde yargılanan gazeteciler, Mustafa Kemal Paşa’nın mektubu üzerine beraat ettiler.

1968- Arnavutluk, Varşova Paktı’ndan ayrıldı.

1980- Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Kenan Evren, Devlet Başkanlığı’nı üstlendi.

1987- Demokratik Sol Parti Genel Başkanı Rahşan Ecevit görevinden ayrıldı. Yerine, oy birliğiyle Bülent Ecevit seçildi.

1991- Futbolun ‘’Taçsız Kralı’’ Metin Oktay, trafik kazasında öldü.

1997- Polonya’da yapılan Dünya Grekoromen Güreş Şampiyonası’nda Şeref Eroğlu ile Ercan Yıldız altın madalya kazandı.

1998- Halkçı Parti’nin Kurucu Genel Başkanı Necdet Calp Ankara’da öldü.

2000- Milli Gençlik Vakfı şubeleri yurt genelinde kapatılmaya başlandı.

Hafter'in oğlu adaylığını açıkladı

Libya Ulusal Ordusu (LUO) Komutanı Halife Hafter’in en büyük oğlu Sıddık Hafter, cumhurbaşkanlığına aday olduğunu söyledi. Bununla birlikte Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) üyesi ülkede seçimlerin ancak güvenlik istikrarının sağlanması ve yeni bir hükümetin kurulmasıyla gerçekleşebileceği konusunda uyarıda bulundu.

79 yaşındaki babasının aksine asker olmayan Sıddık Hafter, babasının devlet başkanlığı yarışına ilişkin adaylığının belirsiz olmasına  karşın sosyal medya aracılığıyla kamuoyundaki imajını güçlendirdi.

43 yaşındaki Sıddık Hafter bir röportajında ailesinin ülkedeki rolünü savundu ve kendisini Libya’nın genç neslini temsil eden biri olarak sunmaya çalıştı.

Şarku’l Avsat’ın Reuters haber ajansından aktardığı habere göre Paris’te yaptığı konuşmada Sıddık Hafter, “Libyalılar arasındaki uçurumu olumlu bir şekilde iyileştirme ve Libya halkının tüm üyeleri arasında ulusal uzlaşma ilkesini pekiştirme yeteneğine sahip olduğumuza inanıyorum. Bu rol, ailemin medeni açıdan vatanı savunmak için yaptığı işin temelini oluşturuyor” ifadelerini kullandı.

Gelecekte herhangi bir başkanlık seçimine katılıp katılmayacağı sorulduğunda, her şeyin o zamanın koşullarına bağlı olduğunu söyledi ancak aday olması halinde tüm Libyalıları temsil edeceğini açıkça belirtti.

Ayrıca “Başkanlık adaylığıma gelince, Libya halkı bunun olumlu bir katkı olacağını düşünüyor. Mevcut sahneyi olumlu ve etkili bir şekilde değiştirme yeteneğim var. İmkanlarımızın olduğu here pozisyonda, Libya halkına her pozisyonda yardım etmeye hazırım. Amacımız Libyalılara hizmet etmek ve ülkemizi olması gerektiği gibi güzel bir imajla göstermektir” ifadelerini kullandı.

Tobruk merkezli Libya Temsilciler Meclisi, ülkenin uluslararası alanda tanınan Trablus’taki Abdülhamid Dibeybe liderliğindeki Ulusal Birlik Hükümeti’ni, ulusal seçim yapma girişiminin başarısız olmasının ardından 2021’in başından bu yana gayrimeşru ilan etti.

Sıddık mevcut hükümetle ‘kişisel’ bir sorunu olmadığını ancak seçimlere hazırlanma görevini açıkça üstlenecek yeni bir teknokrat hükümeti kurulması gerektiğini ifade etti.

Ayrıca “Şu anda mevcut hükümetten gördüklerimize göre, ne yazık ki bu hükümet seçimlere hazırlık görevini yerine getirmekte başarısız olduğunu kanıtladı. Kendisine verilen görevlerin dışında başka görevler de yapmaya başladı ve bu hükümet altında seçim yapılamaz” ifadelerini kullandı.

Parlamentonun onayını bekleyen mevcut seçim yasalarına karşı çıkmadığını da sözlerine ekledi.

Sıddık Hafter “Şu anda mevcut olan seçim yasası, eğer tüm Libyalıların memnuniyetine ve mutabakatına dayanıyorsa, o zaman bizim için kabul edilebilir olur” dedi.

Libya’daki çözülmemiş anlaşmazlığın tehlikeleri, geçtiğimiz ay Trablus’ta silahlı grupların çatışması ve son yılların en kötü çatışmasında 55 kişinin hayatını kaybettiği olaylarla gün yüzüne çıktı.

Hafter’in oğlu Sıddık, ülke genelinde güvenlik durumu istikrara kavuşmadan seçim yapılamayacağını söyledi.

Ayrıca “Güvenlik istikrarının olmadığı hiçbir seçim özgür ve adil olmayacaktır” ifadelerini sözlerine ekledi.

Hafter'in Halid, Saddam, Akabe, Sıddık, El-Muntasir ve Asma adlarında altı oğlu varken, LUO Komutanına yakın kaynaklar, sağlığının ve yaşının ileri olmasının, oğlu Saddam'a neredeyse tam bir özgürlükle siyasi dosyayı yönetmek de dahil olmak üzere daha geniş yetkiler vermesine sebep olduğunu söylüyorlar. Saddam’ın asker olmasına karşın Sıddık Hafter’in sivil olması siyaset sahnesinde onu daha avantajlı kılıyor.

Katar Libya'ya sahra hastanesi kuracak

Katar'ın sel felaketi yaşanan Libya'da kuracağı sahra hastanesinin uçakla yola çıkarıldığı bildirildi.

Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Macid el-Ensari'nin, X sosyal medya hesabından yaptığı paylaşıma göre, Katar Kalkınma Fonu tarafından sunulan sahra hastanesini taşıyan uçak, Bingazi'deki Uluslararası Benina Havalimanı'na hareket etti.

Uçakta ayrıca, Katar Kızılay'ı tarafından sunulan tıbbi malzemeler ve gıda maddelerinin yanı sıra sel felaketi bölgelerinde insani yardım hizmeti veren arama kurtarma ekibi de bulunuyor.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, X sosyal medya hesabında yaptığı paylaşımda Libya'daki sel felaketinde hayatını kaybedenlerden dolayı baş sağlığı dileklerini belirtirken, "Kardeşlerimizin başına gelen musibet bizim başımıza gelmiştir. Ölenlere Allah'tan rahmet yaralılara acil şifalar diliyoruz" ifadelerini kullanmıştı.

Libya'daki sel felaketi

Orta Akdeniz'de etkili olan ve 10 Eylül'de Libya'nın doğusunu vuran "Daniel" fırtınası, Bingazi, Beyda, Merc, Suse ve Derne kentlerinde sel felaketine neden olmuştu.

Libya resmi haber ajansı LANA, Derne şehrinde selde ölenlerin sayısının 5 bin 300'e çıktığını, binlerce kişinin de kayıp olduğunu duyurmuştu.

Libya Kızılayı Sözcüsü Tevfik Şükri, sel felaketi nedeniyle yerinden olan aile sayısını 20 bin olarak tahmin ettiklerini belirtmişti.

Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, sel felaketi nedeniyle dün ülke genelinde 3 günlük yas ilan etmiş, Libya Başkanlık Konseyi de kardeş ülkelere ve uluslararası kurumlara sel felaketinden zarar gören bölgeler için yardım çağrısında bulunmuştu.

Ülkenin doğu bölgelerindeki yağış miktarının 40 yıldan uzun süredir kaydedilen en yüksek miktar olduğu ifade edilmişti.

Joe Biden hakkında soruşturma kararı

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Kevin McCarthy, Başkan Joe Biden hakkında görevi kötüye kullanma soruşturması açılması talimatı verdi. McCarthy, "Temsilciler Meclisi Komitelerimize Başkan Biden hakkında resmi bir azil soruşturması açmaları talimatını veriyorum. Cumhuriyetçi vekiller, Başkan Biden'ın yolsuzluk konusundaki davranışlarına ilişkin ciddi ve inandırıcı iddiaları ortaya çıkardı." dedi.

Kararı basın toplantısıyla duyuran McCarthy, Temsilciler Meclisi'ndeki Cumhuriyetçilerin Biden hakkında "ciddi ve güvenilir" iddialar öne sürdüğünü, azil soruşturmasının ABD Temsilciler Meclisi Gözetim ve Hesap Verilebilirlik Komitesi Başkanı James Comer tarafından yürütüleceğini bildirdi.

Kararı kolay bir şekilde almadığını ve partisiyle alakası olmadığını ifade eden Cumhuriyetçi McCarthy, "Temsilciler Meclisi Komitesine Başkan Biden hakkında görevi kötüye kullanma nedeniyle resmi azil soruşturması açılması çağrısında bulunuyorum." diye konuştu.

Temsilciler Meclisi Başkanı, soruşturmanın Cumhuriyetçi vekil James Comer tarafından yürütüleceğini bildirdi. McCarthy, kanıtlar kendilerini nereye götürürse oraya kadar gideceklerini söyledi.

McCarthy, Biden'ın Başkan Yardımcılığı döneminde görevini kötüye kullandığını ve bu vesileyle oğlu Hunter Biden'ın babasının görevini iş ilişkilerinde imtiyaz elde etmek için kullandığını iddia etti.

Biden'ın Başkanlık döneminde de "ailesine özel muamele" edildiğini savunan McCarthy, "Amerikan halkının kamu görevlerinin satılık olmadığını bilmesi gerekiyor." dedi.

McCarthy, süreci elde edilen delillerin belirleyeceğini kaydetti.

Fas neden yardım kabul etmiyor?

Fas neden yardım kabul etmiyor sorusu Kuzey Afrika ülkesinde yaşanan yıkıcı depremin ardından depremden ziyade en çok konuşulan konu oldu. Dünyanın her yerinde yaşanan büyük depremlerde harekete geçen uluslararası toplum Fas için de harekete geçti. Ancak Fas, genel olarak yardımları kabul etmedi. Şu ana kadar sadece 4 ülkenin yardımını kabul etti. Fas'ın bu tavrı tartışmaları beraberinde getirirken, "neden kabul etmiyor" sorusunun cevabını da arar hale getiriyor. 

FAS NEDEN YARDIM KABUL ETMİYOR?

Türkiye, Endonezya, Haiti ve dünyanın başka yerlerinde yaşanan büyük depremlerin tamamında dünya seferber olmuş, bu ülkeler de kapılarını yardım etmek isteyen uluslararası topluma, bir nezaket belirtisi olarak açmıştı. Türkiye'ye 100'e yakın ülkeden yardım gelmişti. Aynı şekilde Endonezya'ya da dünyanın dört bir yanından yardım ekipleri sevk edilmişti. Ancak Fas'ta durum tamamen değişti.

Fas'ın neden yardım kabul etmediği Fas Krallığının yönetim anlayışı ve birçok ülkeyle yaşadığı problemlerle açıklanabilir. Örneğin, Cezayir ve Fransa gibi ülkelerle ilişkileri kopuk olan Fas, bu ülkelerden gelen yardım taleplerini kabul etmedi. Şu ana kadar yardım taleplerini neden kabul etmediğine dair açık ve net bir açıklama yapılmadı. Gelen tek açıklama ise, "Uluslararası yardım trafiğinin karmaşaya neden olmaması için aşamalı olarak yardımların kabul edileceği" şeklinde oldu. 

VoaNews'te yer alan habere göre; Fas’ta, Cuma'yı Cumartesi'ye bağlayan gece meydana gelen güçlü depremin ardından depremzedeleri kurtarmak için zamanla yarış devam ederken, yardım çalışmalarını organize eden Kral 6. Muhammed’in yalnızca 4 ülkenin yardım talebini kabul etmesi, dünyada en çok Faslı'nın yaşadığı Fransa’nın yardımını kabul etmemesi, diplomatik tartışma yarattı.

Bir ülkede yaşanan geniş çaplı bir felaket ve ardından izlenen uluslararası yardım politikaları, "deprem diplomasisi" adı verilen jeo-politik tartışmayı da berberinde getiriyor.

Fas’ta yaşanan son depremde, "Kim ne kadar yardım etti, önce yardıma kim koştu, kavgalı komşular birbirine yardım etti mi ?" gibi detayları içeren deprem diplomasisi tartışmaları, Fransa-Fas arasındaki diplomatik gerilimi yeniden su yüzüne çıkardı.

İki ülke arasında; Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un geçen yıl Rabat’a yapmayı planladığı ziyareti defalarca ertelemesi ve Rabat’ın Paris’e Ocak ayından bu yana büyükelçi atamaması ile derinleşen krize, Fransa’nın yardımının kabul edilmemesiyle, bir yenisini ekledi.

Fransa, Fas'ın ezeli rakibi ve Paris'in eski kolonilerinden biri olan Cezayir ile ilişkilerini geliştirmeye çalışırken, Rabat'la sert bir diplomatik gerilim yaşıyor. Paris ve Rabat; son yıllarda özellikle Fas'ın büyük önem verdiği Batı Sahra meselesi nedeniyle zor bir ilişki sürdürüyor.

Cezayir, Batı Sahra'nın bağımsızlığı için onlarca yıldır mücadele eden bir grup olan Polisario Cephesi'ni desteklerken, Fransa bu konuda Cezayir’i destekleyen yönde bir politika izlediği için Fas’ın öfkesini çekiyor.

Üstelik geçtiğimiz yıl, Fas vatandaşlarına vize sınırlaması getirmesi de iki ülke arasındaki ipleri gerdi. Bu gerginliğe, deprem sırasında Fransa’da tatilde bulunan Fas Kralı 6. Muhammed’in ülkeye döndükten sonra, yardım çalışmalarını organize etmek için düzenlediği zirvenin ardından, yalnızca 4 ülkenin yardım kuruluşlarının girmesine izin vereceğini açıklaması da gerilimi artırdı.

Telefon dinleme skandalı

Fransa ile Fas arasında diplomatik krizlerin yanı sıra, Rabat ve Paris, ‘Pegasus dinleme skandalının’ ortaya çıkmasıyla, 2 yılı aşkın bir süredir çatışmalı bir ilişki içinde. Fas yönetiminin, İsrailli bir şirket olan Pegasus aracılığıyla Emmanuel Macron'un kişisel telefonunu dinlediğinin anlaşılması da, vize sınırlaması ya da Batı Sahara gibi politik krizlere eklendi.

Fransa değil, İspanya ve İngiltere

Fas yönetimi, 30 kadar ülke sırada beklerken, yardımların koordineli olması ve trafik sıkışıklığının yaşanmaması için şimdilik yalnızca 4 ülkenin yardım teklifini kabul etti.

Fransa’da büyük polemiğe yol açan bu açıklama üzerine, BFM TV’ye konuk olan Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna, Fransa’nın yardımının henüz kabul edilmediğini doğrulayarak, "Son 60 yılın en ağır depremini yaşayan Fas’a yardım etmek için ilk dakikadan itibaren hazırız. Ancak, egemen bir ülke olan Fas’ın Fransız yardımı isteyip istememe kararı kendisine ait" dedi.

Kral'dan konuşma yerine yazılı açıklama

Kral 6. Muhammed, deprem sırasında Eylül ayının başından beri özel bir konaklama için geldiği Fransa'da bulunuyordu. Picardy bölgesinde bir şatosu ve başkentte dev bir villası olan Kral, Cuma gecesi gerçekleşen depremin ardından Cumartesi akşam Rabat’a uçtu.
Ancak uluslararası toplumun Kral’dan önce açıklama yapması, Kral’ın sessizliği Fas’ı ve uluslararası toplumu şaşırttı. İlk başsağlığı mesajları Rusya lideri Vladimir Putin, ABD Başkanı Joe Biden, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski’den gelirken, Kral sessizliğini bozmadı.

Fas’ın derin kriz yaşadığı Cezayir, Fas’ı kardeş ülke ilan etti ve insani yardım için uzun süredir kapalı tutulan hava sahasını yeniden açtığını duyurdu. Cezayir’e karşı Rabat yönetimiyle yakınlaşan İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, "bölgeye bir yardım ekibi gönderme hazırlıkları da dahil olmak üzere, tüm hükümet organlarına ve güçlerine Fas halkına gerekli her türlü yardımın sağlanması talimatını verdiğini" açıkladı.

Rabat'a döndükten sonra, 20 yaşındaki oğlu Prens Hasan ile birlikte bir kriz toplantısı düzenleyen Kral 6. Muhammed, kendisinden beklenen konuşmayı yapmak yerine yazılı açıklama yapmayı seçti. Kraliyet yönetimi, kaynakların ve arama kurtarma ekiplerinin güçlendirilmesi, mağdurların yararına gıda kitleri, çadır ve battaniyelerin dağıtılması gibi sahada somut önlemler alındığını duyurdu.

Fransa’dan 5 milyon Euro yardım

Fransa'nın istendiği takdirde yardıma hazır olduğunu vurgulayan Dışişleri Bakanı Colonna, "Şimdi asıl yapılması gereken enkaz altında kalan insanları kurtarmak. Orada insanlar yardım beklerken böyle bir tartışma yürütmek son derece yanlış. Biz Fas'a yardım etmeye hazırız" dedi.

Fransız Dışişleri Bakanı, hükümet nezdinde yardım talepleri kabul görmese de, Fas'ta faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarına verilmek üzere 5 milyon Euro yardım ayırdıklarını duyurdu. İçişleri Bakanı Gerald Darmanin da, kamu televizyonu France 2'ye yaptığı açıklamada, "Fas hükümetinin kendi başına bu yardımı organize etme kapasitesini tüm dünyaya göstermek istediğini, bu nedenle yardım taleplerini kabul etmekte yavaş davrandığını" belirterek, "Kardeş ülke Fas, kendi sorunların üstesinden gelme kapasitesine sahiptir" dedi.

Fas İçişleri Bakanlığı'ndan dün yapılan açıklamada, ülkeyi vuran en güçlü depremde can kaybının en az 2 bin 122, yaralı sayısının da 2 bin 421 olduğu duyuruldu.

Deprem diplomasisi

Türkiye’de, Şubat ayında yaşanan sarsıcı depremin ardından hükümet tüm yardım çağrılarına kapılarını açmış, diplomatik gerginliklerin yaşandığı Yunanistan, 6 Şubat depreminde zarar gören bölgelere yardıma koşan ilk ülkelerden biri olmuştu. İki komşu arasındaki rekabete rağmen doğal afetler karşısında karşılıklı yardımlaşma geleneği sürdü. Diplomatik olarak yakınlaşılan Ermenistan da Türkiye’ye yardım göndermişti.

Aynı yardımlaşma 2004 yılında tsunami altında kalan Endonezya’da, ayrılıkçı Aceh bölgesinde, hükümet güçleri ile ayrılıkçı Özgür Aceh Gerillaları arasında, 13 bin kişinin hayatına mal olan uzun çatışmalara son verilmiş Aceh felaket boyunca ateşkes ilan etmişti. İnsani yardımların geçebilmesi için de yardımcı bir rol üstlenmişti.

Fransa’nın eski kolonisi Fas ile, zaten uzun süredir gergin olan ilişki düzelecek mi, önümüzdeki günlerde kraliyet yönetiminin alacağı kararlara bağlı olacak.

AB'den 1 milyon Euro insani yardım desteği

Öte yandan Avrupa Birliği (AB), "AB, Fas halkının yanındadır" mesajını paylaştı.

Avrupa Komisyonu tarafından yapılan açıklamada, birliğin Fas'a 1 milyon Euro tutarında insani yardım finansmanı sağladığı belirtildi.

Açıklamada, AB'nin Acil Durum Müdahale Koordinasyon Merkezi'nin ülkedeki durumu yakından izlediği ve yetkililerle temas halinde olduğu kaydedildi.

Komisyon'un, Fas'ın gerekli görmesi halinde müdahale ekiplerinin olası bir seferberliği konusunda AB üyesi ülkelerle temas halinde olduğu da ifade edildi.

Ayrıca acil durum haritalama hizmetleri sağlamak üzere Avrupa Birliği'nin Kopernik (Copernicus) uydu sisteminin de 9 Eylül'den itibaren devreye sokulduğu belirtildi.

"Darbeciler Türkiye'nin itibarıyla oynadı"

Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı kararıyla 1979'da kapatılan Akıncılar Derneğinin son genel başkanı Mehmet Güney, "(12 Eylül) Darbenin zemini hazırlansın diye ülkenin bunca insanını kırıp geçiren, ülkenin itibarıyla oynayan bu zihniyetin doğru bir iş yaptığına kimse beni inandıramaz." dedi.

Türkiye demokrasi tarihine kara leke olarak geçen 12 Eylül 1980 askeri darbesi döneminde tren istasyonu, otogar ve havaalanlarına asılan listede "görüldüğü yerde vurulması gerekenler" arasında yer aldığı için ülkesinden ayrılmak zorunda kalan Güney, AA muhabirine, yaşadıklarını anlattı.

Güney, son genel başkanlığını yaptığı Akıncıların, 1975'te kurulduğunu belirterek, Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı kararıyla kapatıldıklarında, ülke genelinde yaklaşık 1200 şubeyle faaliyet gösteren "İslamcı ve yerli" gençlik hareketi olduklarını söyledi.

Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren öncülüğünde, "sağ-sol çatışması", "siyasi, sosyal ve ekonomik istikrarsızlık" gerekçesiyle askerler yönetime el koymadan önce 30 ilde zaten sıkıyönetim ilan edildiğini anımsatan Güney, şöyle devam etti:

"Darbenin bir günde olmadığını bu alan daraltmalarıyla görüyorduk. Öğrencisi olduğum Yıldız Teknik Üniversitesinde 1976-77 senesinde bir yıl eğitime ara verildi. Güvenliğin olmadığı yerde, anarşinin kol gezdiği yerde eğitim yok, üretim yok, sokakta güvenlik de yok. Türkiye'nin insanını eğitemediği, sokaklarının güvenliğini sağlayamadığı, ülkenin meclisini bile çalıştıramadığı bir dönemde darbe adım adım hazırlandı. Kısmi sıkıyönetim adı altında olağanüstü hal zaten ilan edilmişti. Olağanüstü hal deyince olağan olmayan bir hal yani hakkın, hukukun, adaletin askıya alındığı dönem."

"Bu ülkenin gençlerini budadılar"

Güney, darbeci zihniyetin "sağcı-solcu" veya "İslamcı" şeklinde ayrım gözetmeden herkesi tehdit görüp cezalandırdığını kaydederek, o dönem aralarında kendisinin de yer aldığı çok sayıda kişinin ağır bedeller ödediğini ifade etti.

Ankara Sıkıyönetim Komutanlığınca 1979'da gözaltına alındığını ve ardından "devletin temellerini dini esaslara dayandırmak" suçlamasıyla 1 yıl Mamak Cezaevinde kaldığını aktaran Güney, bu süreçlerde insanlık dışı muamelelere maruz kaldığını dile getirdi.

Güney, yargılanmasının gayrı insani, mahkemeninse ideolojik olduğunun altını çizerek şu ifadeleri kullandı:

"İdeolojik bir ortamda hakkın hukukun gün yüzüne çıkması mümkün değil. Bizi de böyle yüz kızartıcı hırsızlık, uğursuzluk, ahlaksızlık diye bir şeyle yargılamadılar. İslamcı kimlikten, Akıncılarda yaptığımız hizmetlerden yargıladılar. Bugün normal olan şeyler o gün suç kabul ediliyordu. 12 Eylül darbe döneminde 18 yaşından küçük olup yaşı büyütülerek idam edilenlere şahit olduk. Akıl tutulması yaşayan, aklı omzunda olan bu kişiler bu ülkenin gençlerini budadı."

"Diyarbakır ve Mamak cezaevleri darbenin kirli yüzünü gösteren iki sembol"

Dönemin cezaevlerinde görüşe çıkmanın veya duruşmaya gitmenin "sopa yemek" anlamına geldiğine işaret eden Güney, "Mamak Cezaevinin koşulları Diyarbakır Cezaevi kadar kötüydü. Yüzbaşı günde iki kere sizi havalandırmaya çıkarıyor. Tuvalete bile sadece bu havalandırma saatlerinde gidebiliyorsunuz. Yeme içmeye de ne kadar yeme içme denirse. Diyarbakır ve Mamak cezaevleri bu yönüyle darbenin kirli yüzünü gösteren iki sembol." diye konuştu.

Güney, 12 Eylül darbesinden sonra devlet radyo ve televizyonunda aranan kişilerin isimlerinin sayıldığını ve kendisinin de "görüldüğü yerde vurulması gerekenler" arasında yer aldığını belirterek, şunları dile getirdi:

"Her seferinde 'Acaba bu sefer unutulduk mu?' diye umut edersiniz ama tekrar isminizi duyduğunuzda iradeniz dibe vurur. Arananlar daha sonra görüldüğü yerde yakalanması gerekenler ve görüldüğü yerde vurulması gerekenler şeklinde posterler hazırlanarak insan sirkülasyonun çok olduğu yerlere asılırdı. Listeden anladık ki bizim bu ülkede barınma ve hizmet etme şansımız kalmadı. Sovyet Birliği, Afganistan'ı 100 bin kişiyle işgal etmişti. Belki oradaki Müslümanlara bir faydamız olur diyerek rahmetli (eski Akıncılardan) Bahattin Yıldız ile İran ve Pakistan üzerinden kaçak yollarla Afganistan'a gittik. Biz isteyerek ülkemizden gitmedik. Mecbur kaldığımız için gittik."

"Allah'ın izniyle bu ülkede bir daha darbe olmayacak"

12 Eylül darbecilerinin, ülkenin itibarına büyük zarar verdiğine vurgu yapan Güney, "Kenan Evren'e 12 Eylül'e kadar olaylara neden müdahil olmadıkları sorulduğunda 'Darbenin zemini hazırlansın diye bekledik' demişti. Darbenin zemini hazırlansın diye ülkenin bunca insanını kırıp geçiren, ülkenin itibarıyla oynayan bu zihniyetin doğru bir iş yaptığına kimse beni inandıramaz." şeklinde konuştu.

Güney, hak edilmeyen bir yönetimin gasp ile ele geçirmesinin ne Türkiye'de ne de dünyanın hiçbir ülkesinde çözüm olmadığını kaydederek, sözlerini şöyle tamamladı:

"Türkiye'ye darbe yakışmıyor. Alnı secdeye değen bir iradeyle bu ülkede bir daha böyle kolayca darbe yapılmaması için düzenlemeler yapıldı. 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminde de devlet kendini halka emanet etti. Halk sokağa çıkabiliyorsa, halk idarecilerini koruyabiliyorsa bu ülkede Allah'ın izniyle bir daha darbe olmayacak. Kanunen de düzenlemesi yapıldı. Bundan sonra darbecilerin bu ülkede yiyecek ekmeği yok."

Putin: Azerbaycan'ın egemenliğini tanıdı, bizim de onaylamamız gerekiyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Eski ABD Başkanı Donald Trump’a yönelik ülkesinde başlatılan soruşturma sürecinin, siyasi saikle yapıldığını belirterek, "ABD’de bugün yaşananlar, bana göre bizim için iyi bir gelişme. Bu, başkalarına demokrasiyi öğretme hakkını elde edemeyen Amerikan siyasi sisteminin çürümüşlüğünü gösteriyor." dedi.

Putin, Vladivostok'taki Doğu Ekonomi Forumu'nda katıldığı ana oturumda, Rus ekonomisi ve küresel gelişmeler hakkında konuştu.

Rus rublesinin, son dönemde yabancı para birimleri karşısında değer kaybetmesinin endişe yaratmadığını kaydeden Putin, "Bu elbette Rusya Merkez Bankası ve Rus hükümetindeki mali otoritelerin özenle araştırmaları gerektiren bir konu. Ama genel olarak burada aşılmayacak bir sorun ya da zorluk olduğunu düşünmüyorum." ifadelerini kullandı.

Putin, Rusya’da özel işletmelerin kamulaştırılmasına yönelik bir sürecin yaşanmayacağına işaret ederek, "Rus şirketleri, son derece sorumlu davranıyor. İstihdamı koruyor, yeni tedarik zincirleri kuruyor. Kamulaştırma süreci olmayacak, bunu kesinlikle söyleyebilirim. Savcılık, belirli alanlarda, belirli şirketlerle ilgili çalışma yürütüyor ve kolluk kuvvetleri belirli durumlarda ekonomide neler olup bittiğini tahmin etme hakkına sahiptir." diye konuştu.

Uzak Doğu bölgesinin geliştirilmesinin, Rusya için en önemli öncelik haline geldiğini vurgulayan Putin, "Çünkü burası nüfusu az ama potansiyeli büyük olan devasa bir bölge. Elbette bu da ülkemiz için stratejik bir çıkar oluşturuyor. Bu bölgeye sadece sahip çıkmak değil, onu geliştirmek ve kaynaklarını devletin yararına kullanmak da gerekiyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Putin, Batılı ülkelerin, Rusya gibi Çin’in de gelişmesini engellemeye çalıştığını belirterek, "Rusya güçlendiğinde, gerçek bir jeopolitik rakip haline geldiğinde, tıpkı Batı'nın bugün Çin'in gelişimini kontrol altına almaya çalıştığı gibi Rusya'yı çevreleme politikası hemen devreye giriyor." dedi.

ABD’de Trump’a yönelik başlayan soruşturma sürecini eleştiren Putin, şunları söyledi:

"Trump'ın başına gelen her şey, siyasi bir rakibe yönelik yürütülen siyasi saikli bir zulümdür. Bu, ABD kamuoyunun ve tüm dünyanın gözü önünde yapılıyor. ABD’de bugün yaşananlar, bana göre bizim için iyi bir gelişme. Bu, başkalarına demokrasiyi öğretme hakkını elde edemeyen Amerikan siyasi sisteminin çürümüşlüğünü gösteriyor."

"ERMENİSTAN, AZERBAYCAN’IN KARABAĞ’DAKİ EGEMENLİĞİNİ TANIDI"

Putin, son dönemde çeşitli gerginliklerin yaşandığı Rusya-Ermenistan ilişkilerine de değinerek, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ile sürekli temas halinde olduğunu ve iki ülke arasında herhangi bir sorun bulunmadığını savundu.

Ermenistan yönetiminin, Karabağ konusunda Rusya’nın yardımcı olmadığına yönelik eleştirilerine değinen Putin, şöyle konuştu:

"Mesele, sadece (Karabağ) son çatışmanın sonuçları değil, mesele Ermenistan yönetiminin, Azerbaycan'ın Karabağ üzerindeki egemenliğini tanımış olmasıdır. Bu kararı biz vermedik, Ermenistan yönetimi verdi. Şimdi Azerbaycan bize Karabağ'la ilgili meseleleri kendileriyle ikili bir şekilde çözmemiz gerektiğini söylüyor. Eğer Ermenistan, Karabağ'ın Azerbaycan'ın bir parçası olduğunu kabul ettiyse bizim ne söylememiz gerekiyor?"

RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI

Ukrayna’nın Rusya ile müzakerelere başlamak istemediğini anlatan Putin, “Ellerinden geldiğince zarar vermek ve kaynakları bitmeye yakın olduğunda, çatışmaları sona erdirmek ve kaynaklarını yenilemek için müzakerelere başlamak isteyeceklerini düşünüyorum.” ifadesini kullandı.

Günde yaklaşık bin ila 1500 kişinin sözleşmeli olarak Rus ordusuna katıldığını aktaran Putin, “Bildiğiniz gibi kısmi bir seferberlikle 300 bin kişiyi askere aldık. Şimdi son 6 ila 7 ayda 270 bin kişi de silahlı kuvvetler ve gönüllü birimlerle gönüllü olarak sözleşme imzaladı.” diye konuştu.

Putin, Ukrayna'nın haziran başında başlayan karşı saldırısında bugüne kadar 71 binden fazla asker kaybettiğini de sözlerine ekledi.

Sovyetler Birliği’nin, bazı isyanları bastırmak için zamanında Prag ve Budapeşte’ye tanklar göndermesinin hatalı bir politika olduğuna dikkati çeken Putin, “Sovyetler Birliği'nin bu politikasının yanlış olduğunu ve yalnızca ilişkilerin gerginleşmesine yol açtığını uzun zamandır kabul ediyoruz.” dedi.

"KENDİSİ KESİNLİKLE OLAĞANÜSTÜ BİRİSİ"

Putin, ABD’nin, Sovyetler Birliği’nin yaptığı bu tür hataları tekrar ettiğinin altını çizdi.

Oturumda, ABD’li iş insanı Elon Musk hakkındaki görüşleri de sorulan Putin, “Kendisi kesinlikle olağanüstü birisi. Bunun kabul edilmesi gerekiyor ve sanırım bunu küresel anlamda herkes de kabul ediyor. Aktif ve yetenekli bir iş insanı.” değerlendirmesinde bulundu.

Libya'daki sel felaketinde can kaybı 3 bini aştı

Libya'nın doğusundaki sel felaketinde hayatını kaybedenlerin sayısının 3 bini geçtiği, 10 bine yakın kişinin ise kaybolduğu açıklandı. Libya Kızılayı da sel felaketinde 20 bin ailenin yerinden olduğunu duyurarak yardım çağrısında bulundu.

Abdulcelil, çoğu Derne kentinde olmak üzere 3 binden fazla kişinin sel felaketi nedeniyle hayatını kaybettiğini belirtti.

Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu (IFRC) Libya Heyeti Başkanı Tamer Ramadan da BM Cenevre Ofisi'nin haftalık basın toplantısına çevrim içi bağlanarak, Libya'da yaşanan sel felaketine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Ülkenin doğusunda etkili olan sel felaketinden çok fazla kişinin etkilendiğini belirten Ramadan, Libya'da acil ihtiyaçların olduğunu aktardı.

Ramadan, sel felaketi nedeniyle ülkedeki kayıp kişi sayısının 10 bine yükseldiğini ve bu bilgiyi bağımsız kaynaklar aracılığıyla elde ettiklerini belirtti.

"Libya'nın doğusunda sel nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısının 3 bine ulaştığı belirtiliyor. Bu rakamı doğruluyor musunuz?" sorusu üzerine Ramadan, net bir rakam vermeyerek, sel nedeniyle yaşanan ölümlerin binlerle ifade edilebileceğini kaydetti.

 LİBYA KIZILAYI: SEL FELAKETİNDE 20 BİN AİLENİN YERİNDEN OLDUĞU TAHMİN EDİLİYOR

Trablus merkezli "February" televizyonunun sosyal medya hesabında yer alan paylaşıma göre, Libya Kızılayı Sözcüsü Tevfik Şükri, ülkenin doğusunda etkili olan sel felaketine ilişkin açıklamalarda bulundu.

Özellikle Derne'deki durumun "trajik" olduğunu belirten ve yardım çağrısında bulunan Şükri, "Yerinden olan aile sayısını 20 bin olarak tahmin ediyoruz. Bu durum Derne, Beyda ve çevre bölgelerdeki insanlara yardım elinin uzatılmasını gerektiriyor." ifadelerini kullandı.

Şükri, Kızılay ekiplerinin kayıpları arama çalışmalarının sürdüğünü kaydetti.

LİBYA ULUSAL BİRLİK HÜKÜMETİ: DERNE'DEKİ YOL VE KÖPRÜ AĞI TAMAMEN ÇÖKTÜ

Libya Ulusal Birlik Hükümeti Yollar ve Köprüler Dairesi Başkanı Hüseyin Suveydan, Ulaştırma Bakanlığının hasar tespit için ülkenin doğusuna gitmek üzere bir teknik ekip görevlendirdiğini söyledi.

Suveydan, ülkenin doğusunda şehir ve köyleri bağlayan çok sayıda yol ve köprünün çöktüğüne dikkati çekerek, bu durumun afetten etkilenen şehirlere yardım ulaştırılmasına engel olduğunu belirtti.

Selden en çok etkilenen bölgeler arasında yer alan Derne kentinde yol ve köprü ağının tamamen çöktüğünü kaydeden Suveydan, bunların yeniden inşası için 300 milyon dinara (yaklaşık 67 milyon dolar) ihtiyaç duyulduğunu sözlerine ekledi.

"SAĞLIK DURUMU 'FELAKET"

Libya Ulusal Birlik Hükümeti Sağlık Bakanlığından ismini vermek istemeyen yetkili ise selden etkilenen kentlerdeki duruma ilişkin bilgi verdi.

Yetkili, Derne başta olmak üzere selden zarar gören kentlerdeki sağlık durumunu "felaket" şeklinde niteleyerek, binlerce kişinin hayatını kaybettiğine dikkati çekti.

Sağlık Bakanlığı yetkilisi, Derne'deki hastanenin kullanılamaz durumda olduğunu, yaralıların ve ölülerin sahra hastanelerine nakledildiğini belirtti.

Bakanlığın acil tıbbi malzeme ve sağlık ekibini taşıyan bir uçağı bölgeye gönderdiğini, sağlık ekiplerinin yer aldığı konvoyun da ülkenin doğusundaki Bingazi kentine ulaştığını kaydeden yetkili, malzemeleri sahra hastanelerine dağıtma işleminin sürdüğünü söyledi.

 LİBYA BAŞBAKANI DİBEYBE: TIBBİ YARDIM TAŞIYAN UÇAK BİNGAZİ'YE GÖNDERİLDİ

Libya'daki Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, sağlık ekibi ve tıbbi malzeme taşıyan bir uçağın, sel felaketinden zarar gören bölgelere destek sağlamak üzere Bingazi kentine doğru yola çıktığını duyurdu.

Dibeybe, sosyal medya hesabı Facebook'tan ülkenin doğusundaki Bingazi kentine gönderilen yardım uçağına ilişkin kısa bir açıklama yaptı.

Başbakan açıklamasında, "14 ton tıbbi malzeme ve ceset torbası ile 87 sağlık personeli ve asistan doktoru taşıyan uçak, selden zarar gören bölgelerdeki sağlık hizmetine destek vermek üzere Bingazi'ye doğru yola çıktı." ifadelerini kullandı.

LİBYA'DAKİ SEL FELAKETİ

Libya'daki Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, sel felaketinde hayatını kaybedenler için 3 günlük yas ilan edildiğini duyurmuştu.

Libya Başkanlık Konseyi, sel felaketinden zarar gören bölgeler için kardeş ülkelere ve uluslararası kurumlara yardım çağrısında bulunmuştu.

Ulusal Birlik Hükümeti, dün olağanüstü kabine toplantısı düzenlemiş, afetten etkilenen bölgelere yardım yapılmasını da içeren bir dizi karar almıştı.

Ülkenin doğu bölgelerindeki yağış miktarının 40 yıldan uzun süredir kaydedilen en yüksek yağış miktarı olduğu ifade edilmişti.

Orta Akdeniz'de etkili olan "Daniel" fırtınası Libya'nın Bingazi, Beyda, Merc, Suse ve Derne kentlerini etkilemişti.

ABD İran'a yönelik bir yaptırımı kaldırdı

İran ile ABD, 10 Ağustos'ta tutuklu takası ve yaptırım nedeniyle Güney Kore'de tutulan İran'ın 6 milyar dolarlık döviz kaynaklarının serbest bırakılması konusunda mutabakata varmıştı.

ABD, İran ile anlaşmaya varılan tutuklu takasının uygulanabilmesi için İran'ın Güney Kore'de tutulan yaklaşık 6 milyar dolarlık varlığının kullanımına yaptırım muafiyeti getirdi.

Associated Press'in ele geçirdiği belgelere göre, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, geçen hafta yaptırım muafiyetine ilişkin bir belge imzaladı.

Muafiyet kapsamında, Güney Kore'deki yaklaşık 6 milyar dolarlık bloke edilen petrol geliri üzerinden yapılan işlemler, ABD'nin yaptırımlarından etkilenmeyecek.

Söz konusu muafiyetin, İran'da tutuklu bulunan 5 ABD vatandaşının salıverilmesi karşılığı verildiği bildirildi.

Fonlar, İran'ın ABD yaptırımlarına takılmadan, gıda ve ilaç gibi temel insani malzemelerin satın alınması için kullanılabilecek.

Getirilen bu muafiyetle Avrupa, Orta Doğu ve Asya'daki bankalar, İran'ın Güney Kore'deki mal varlığını kullanırken ya da bu parayı Katar Merkez Bankasına transfer ederken, ABD'nin yaptırımlarına takılmayacak.

Kongre ise pazartesi günü söz konusu muafiyet hakkında bilgilendirildi.

Cumhuriyetçiler karara tepkili

Öte yandan söz konusu karar, Cumhuriyetçi siyasetçiler tarafından tepkiyle karşılandı.

Cumhuriyetçi Senatör Tom Cotton, yaptığı yazılı açıklamada, "(ABD Başkanı) Joe Biden, önce Afganistan'dan kaçmak için 11 Eylül'ü bahane etti. Şimdi de dünyanın teröre en çok destek veren devletine fidye ödeyerek, 11 Eylül'ün anısına saygısızlık ediyor." ifadelerini kullandı.

Başka bir Cumhuriyetçi Senatör Mitt Romney ise, "Kaçırılan her bir vatandaş için milyarlarca dolar ödüyorsanız, daha çok kişi kaçırılır." görüşünü paylaştı.

Eski ABD Başkanı Donald Trump ise 11 Eylül saldırılarının 22. yıldönümündeki bu adımı, şu sözlerle eleştirdi:

"Yalancı Joe Biden'ın, İran'daki terörist rejime 6 milyar dolar verdiğine inanabiliyor musunuz? Bu para, Orta Doğu'da ve tüm dünyada terör için kullanılacak. Bu beceriksiz aptal, ABD'yi yok ediyor. Bu korkunç anlaşmayı bugün, 11 Eylül'de duyuracak kadar arsız birisi. Esirler için para ödemek, tüm dünyadaki ABD'lilere karşı kaçırılma, fidye isteme ve şantaja yol açar."

İran ile ABD arasında tutuklu takası

İran ile ABD, 10 Ağustos'ta tutuklu takası ve yaptırım nedeniyle Güney Kore'de tutulan İran'ın 6 milyar dolarlık döviz kaynaklarının serbest bırakılması konusunda mutabakata varmıştı.

İsimleri açıklanmayan 5 İran vatandaşı, ABD'de "yaptırımları ihlal etmek" suçlamasıyla; İran'da ise Murad Tahbaz, Siyamek Namazi, İmad Şarki ile kimlikleri açıklanmayan 2 kişi dahil 5 Amerikan vatandaşı, "casusluk" iddiasıyla tutuklu bulunuyor.

ABD ile İran arasında varılan mutabakat kapsamında, İran'da tutuklu 5 Amerikan vatandaşı, cezaevinden tahliye edilerek ev hapsine alınmıştı. Anlaşma uyarınca 5 Amerikan vatandaşı ile ABD'de tutuklu 5 İran vatandaşı takas edilecek. Bunun ardından Tahran, Güney Kore'deki bankalarda tutulan 6 milyar dolar değerindeki bloke edilen petrol gelirine erişim sağlayacak.

İran'ın, Katar'da belirlenen bir hesaba aktarılacak dövize, yalnızca ilaç ve gıda gibi insani yardım malzemeleri için ödeme yapmak üzere erişebileceği açıklanmıştı.

3 bin 385 Azeri, Ermeni mayınlarının kurbanı

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Müşaviri Hacıyev, 1991 yılından bugüne kadar 3 bin 385 Azerbaycanlının Ermenistan'ın döşediği mayınların kurbanı olduğunu açıkladı.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Müşaviri Hikmet Hacıyev, X hesabından yaptığı açıklamada, Ermenistan'ın, Azerbaycan topraklarını işgali döneminde ve 2. Karabağ Savaşı sonrasında Azerbaycan arazilerinde döşediği mayınların neden olduğu can kayıplarıyla ilgili bilgiler paylaştı.

2. Karabağ Savaşı'nın bittiği 10 Kasım 2020'den bu yana Ermenistan'ın döşediği mayınların patlaması sonucu 55 Azerbaycanlının yaşamını yitirdiğini aktaran Hacıyev, 251 Azerbaycanlının ise yaralandığını bildirdi.

Hayatının kaybedenlerin 42'sinin sivil, 13'ünün asker olduğunu belirten Hacıyev, "Ermenistan'ın Azerbaycan'a yönelik sistematik ve kasıtlı mayın terörü politikasının dehşet verici rakamlarını paylaşıyorum. 1991 yılından bugüne kadar 3 bin 385 Azerbaycanlı, Ermenistan'ın döşediği mayınların kurbanı oldu. Ermenistan ve yasa dışı kukla cunta rejimi, Ermenistan'da üretilen mayınları 'gri bölge'nin tüm çevresine yerleştirmeye devam ediyor." ifadelerini kullandı.

Kanada'da katledilen Müslüman aile ırkçılık kurbanı

Kanada'da federal savcı, Haziran 2021'de kamyonetini kaldırımda yürüyen Müslüman ailenin üzerine sürerek 4 aile üyesini öldüren saldırganın "beyaz milliyetçiliğinden" ilham aldığını söyledi.

Federal savcı Sarah Shaikh, duruşmanın yürütüldüğü mahkemede yaptığı açılış konuşmasında, Nathaniel Veltman'ın kamyonetini doğrudan Müslüman ailenin üzerine sürmeden önce saldırısını üç ay boyunca planladığını belirtti.

Shaikh, Veltman'ın "beyaz milliyetçiliğinden" ilham alarak hareket ettiğini dile getirdi.

Veltman'ın saldırısından iki hafta önce satın aldığı kamyoneti "son sürat" kullandığını ve kaldırıma çıkarak kurbanlara çarptığını kaydeden Shaikh, Veltman'ın gözaltına alındıktan sonra dedektiflere amacının siyasi olduğunu anlattığını vurguladı.

Shaikh, Veltman'ın saldırı günü evinden öldürme niyetiyle Müslüman insanları aramak üzere ayrıldığını söylediğini ve araçların Müslümanlara saldırmak için kullanılabileceği mesajını vermek için saldırısında kamyon kullandığını ifade ettiğini aktardı.

Saldırgan Veltman, dört kez birinci derece cinayet, bir kez cinayete teşebbüs suçlarını kabul etmedi.

5 Eylül'de hakim karşısına çıkan Veltman, dört kez birinci derece cinayet, bir kez cinayete teşebbüs ve terör suçlamalarıyla yargılanıyor.

KANADA'DAKİ MÜSLÜMAN KARŞITI SALDIRI

Kanada'nın Ontario eyaletine bağlı London kentinde 6 Haziran 2021'de kamyonetini kaldırımda yürüyen beş kişilik Müslüman ailenin üzerine süren saldırgan, 74 yaşındaki büyükanne Talat Afzaal, 46 yaşındaki oğlu Salman Afzaal, 44 yaşındaki eşi Madiha Salman ile 15 yaşındaki kızları Yumna Salman'ın ölümüne neden olmuştu.

Ailenin 9 yaşındaki oğulları Fayez Salman, saldırıda ağır yaralanmıştı.

20 yaşındaki saldırgan Nathanial Veltman, olay yerine 6 kilometre mesafedeki Cherryhill Bulvarı'nda gözaltına alınmıştı.

London polisi, saldırının ailenin Müslüman olmasından dolayı yapıldığına inandıklarını açıklarken, Kanada Başbakanı Justin Trudeau da olayla ilgili, "Bu öldürme tesadüf değildi. Bu, topluluklarımızdan birinin kalbinde nefretle motive edilen bir terörist saldırıydı." ifadelerini kullanmıştı.

Osmanlı'nın en meşhur celladı Kara Ali efsanesi

Osmanlı'da hakkında hemen hemen en az malumat sahibi olduğumuz zanaat erleri cellatlardı. 

İçlerinden çok azı bugün hatırlanıyor. Bunların başında da şüphesiz en meşhuru Kara Ali.

Cellatlar yalnızca adi suçlardan hüküm giymiş kimseleri öldürmemişti. Saray içi mücadelelerde padişah dahi öldürmüşlerdi. Bu vakaların içerisindeki en meşhuru 'Genç Osman'ın katli"dir.

Bu idamdan sonra Erzurum beylerbeyi Abaza Paşa, Genç Osman'ın katillerini bulmak için binlerce Yeniçeri'yi telef etmiş ve ocaklarını başlarını yıkmıştı. 

Siyasi idamlar gerçekleştiren cellatlar genellikle kimliklerini gizlemeyi tercih ederdi; ama bu meslek her zaman utanılacak bir görev değildi. 

Kara Ali, mesleğini şu sözlerle tanımlayacaktı:

Para almak için adam asmıyorum, adam astığım için para alıyorum.

Kara Ali, suçlu olduğuna inandığı mahkûmun canını almaktan tereddüt etmemesiyle bilinir ve herkesin çekindiği bir kimseydi.

Öte taraftan içine şüphe düştüğünde de bu görevi yerine getirmediği dilden dile dolaşırdı.

Sultan İbrahim tahttan indirildiğinde darbeciler meşruiyet kazandırmak için bu cinayeti Kara Ali'ye işletmek istedi.

Kara Ali bu cinayeti reddedince kendisi ve sevdiklerini öldürülmekle tehdit edildi.

Kara Ali, Sultan İbrahim'i katlettikten sonra nedamet getirdi ve bir daha bu mesleği yapmadı. 

Kara Ali'nin öldürdüğü kişilerden biri de Şair Nefi idi.

Cellat Ali bir padişah boğmuş ve on sadrazamın kellesini almıştı.

Evliya Çelebi, onun fiziki özelliklerini şu sözlerle tasvir ediyordu:

Neuzubillah, çehresinde nur kalmamış zehir gibi bir adamdı. Yaz-kış kolları sıvalı, göğsü bağrı açık gezer. Suçlu, masum, genç, ihtiyar,  haydut, vezir, âlim, Müslüman, Hristiyan, kadın, erkek fark etmez onun için. Yalnız kement geçirilecek boyun, satır çalınacak ense vardır. Hatta birçok defa, idam ettiği adamın kim olduğunu bile sorup öğrenmez, merak etmez. Amiri olan Bostancıbaşı'nın  'Boğ' dediğini boğa,'Vur' dediğinin başını uçururdu.

Kara Ali efsanesi daha o hayattayken İstanbul'a yayılmıştı. Evliya Çelebi'nin yazdıklarına bakacak olursa Ali, önüne gelenin kellesini almaktan çekinmiyor; ama hakkındaki diğer anlatılar bundan farklı bir yorum ortaya koyuyor.

Göğsü ve bağrı açık, sağ omuzunda kılıcı ile sokaklardan çekinmeden dolaşan Cellat Kara Ali bu özgüvenini doğru insanların canını almaya borçlu olduğu rivayet edilir.

Kara Ali'nin imtina ettiği tek idamın Sultan İbrahim olmasının nedeni olarak ise yine karşımıza kaynaklarda farklı şekilde çıkıyor.

Naima'ya göre Sultan İbrahim'in suçsuz olması diğer kaynaklarda ise bir padişah öldürmenin sorumluluğu celladın yaptığı işi sorgulamasına neden olmuştu.

Velhasıl, idam sırasında Kara Ali'nin bu cinayeti işlemek istemediği ama idam sırasında hazır bulunan Sadrazam Sofu Mehmed Paşa, Şeyhülislam Hoca Abdürrahim Efendi ve yeniçeri ağası tarafından ölümle tehdit edildiği söylenir.

Çoğu halk anlatısı diyebileceğimiz bu kaynaklarda Kara Ali'nin gözyaşları içinde Sultan İbrahim'i katletmiştir.

Evliya Çelebi devamında anlattığı üzere Kara Ali, düşünüldüğü gibi namuslu bir cellat değildir. Bilakis yaptığı işkencelerden zevk alan bir caniden başka bir şey değildir:

Bu kavmin üstad-ı kamili Murad Han'ın celladı Kara Ali, bazuların sığayup tığ-ı Dahhak'dan nişan verir tîğ-ı ateş-tâbın kemerine bend kılıp sair işkence ve kemendbend ve karabend ve nakşbend ve zünnarbend edecek ucu aşıklı yağlı kemendleri kemerine asup vesair âlât-ı işkencelerden kelpedan ve burgu ve mismar ve buhur-ı fitil ve semin sünger ve tilsiman ve yakakart ve deri yüzecek sıntıraş ve pûlâd tâs ve niçe elvân zehirli göz milleri ve malafa ve çimşîr işkence ve neûzü billâh el ayak kırmaya balta ve malafaların cümle kemerine bend kılıp sair halifeleri dahi yetmiş yedişer pare âlât-ı cellâdları kemerlerine zeyn kılup sair huddamların omuzlarında altunlu münakkaş serâmed servi haşebinden râyiha-yı Tayyibeli kazıklar ile bellerinde seyahat urganları ve ellerinde yalın seyf-i müczemleriyle merdane cünbüş ederek ubûr ederler. Amma ne'ûzü billâh her birinin çehresinde nur kalmayup zehir damlar.

Tarihte bir diğer "Cellat Kara Ali" ile ün salacak isim daha vardı. İstiklal Mahkemeleri'nin en önemli isimlerinden olan Kılıç Ali, 3 Mart 1931 tarihli Posta gazetesinde verdiği bir röportajda "İstiklâl Mahkemesi'nin kararına istinaden astığı insanların toplam sayısının 5216 olduğunu, bunlardan 3.000 küsurunu yalnızca Konya ve civarında astığı…" ifadeleri yer alır.

Konumuza geri dönecek olursak Cellat Kara Ali'nin akıbetine dair kaynaklarda bir noktadan sonra izini kaybediyoruz.

Nasıl öldüğü ve nereye gömüldüğüne dair net bir tespit yapamıyoruz. Bunun sebebi hayatları gibi ölümlerinin de üzerinde büyük bir sır perdesi bulunmasıydı.

Cellatlar mezarlığı

Eyüpsultan'da bulunan Karyağdı tepesindeki isimsiz mezarların cellatlara ait olduğu ve Kara Ali'nin de muhtemelen burada gömüldüğü düşünülmektedir.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi Kara Ali'nin öldürdüğü en önemli simalardan birisi de Şair Nefi idi.

Onu, Kara Ali ile göz göze getiren meşhur dizeleri hatırlatarak bitirelim:

Şair Nefi temsili

Gürci hınzırı a samsun-ı muazzam a köpek 
Kande sen kande nigehbani-i alem a köpek 
Vay ol devlete kim ola mürebbisi anun 
Bir senin gibideni cehl-i mücessem a köpek 

Ne gune kaldi meded devlet-i Al-i Osman 
Hey yazuk hey ne musibet bu ne matem a köpek 
Ne ihanetdür o sadra bu zamanda ki anun 
Olmaya sahibi bir Asaf-ı kerem a köpek

Hidmet-i devlete sair vüzeradan göreler 
Bir fürumaye koca ayuyı akdem a köpek 
Bu mahlallerde ki Bagdadı ala şah-ı Acem 
Arz-ı rumu ede teshir Abaza hem a köpek 
Sattınız iki soysuz bir olup hanlığı 

Kimseyi etmedünüz bu işe mahrem a köpek 
Paymal eylediniz saltanatın ırzını hem 
Yok, yereoldı telef ol kadar âdem a köpek 
Hiç hanlık satılır mı hey edebsiz hain 
Tutalım olmamış ol fitne muazzam a köpek

Sen kadar düşmen-i devlet mi olur a hınzır 
Ne turur saltanatun sahibi bilsem a köpek 
Ehl-i dil düşmeni din yoksulu bir melunsun 
Öldürürlerse eğer can-be-cehennem a köpek 
Böyle kalur mu soysuzlar elinde devlet 

Noldu ya gayret-i şahenşeh-i azam a köpek 
Hak götürdü arabı gitti hele dünyadan 
Kim götürse akabince seni bilmem a köpek 
File nacar meger yükledeler tabutunu 

Çekemez cife-i murdarunu adem a köpek 
Filler de çekemezse ne acep laşeni kim 
Var mı bir sencileyin div-i mülahhem a köpek 
Sen soysuz eşek ol Kirliorospu yaraşur 
Bindürüp sırtına teşhir edersem a köpek

Kaynak: Mehmed Mazlum Çelik / Independent Türkçe

Tarihte bugün ne oldu? 12 Eylül günü yaşanan önemli olaylar nelerdir?

Tarih Dosyası / Dünya Bülteni

GÜNÜN OLAYI

12 Eylül Askeri Darbesi Yaşandı (1980)

Türk Silahlı Kuvvetleri 12 Eylül 1980 Cuma günü Genelkurmay başkanı Kenan Evren öncülüğünde darbe yaparak ülke yönetimine el koydu. Darbenin gerekçesi olarak siyasi ve ekonomik istikrarsızlık sonucu oluşan kaos ortamı gösterildi. Süleyman Demirel başbakanlığındaki hükümet görevden alındı TBMM Kapatıldı.1961 Anayasası askıya alındı ve ülke genelinde sıkıyönetim ilan edildi. Siyasi parti liderleri tutuklandı, yargılandı, partiler kapatıldı ve liderlerine siyaset yasağı getirildi.http://www.dunyabulteni.net/?aType=haber&ArticleID=174280

GÜNÜN ÖNEMLİ OLAYLARI

II.Viyana Kuşatması Kaldırıldı (1683)

Viyana’yı kuşatan Osmanlı ordusu kale artık düşmek üzereyken Avrupa’dan yardım gelmesi üzerine iki ateş arasında kaldı. Osmanlı ordusu ile müttefik orduları arasında 12 Eylül 1683’de yapılan Kahlenberg  (Alamandağı ) Savaşı kaybedildi. Bunun üzerine Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Viyana kuşatmasını kaldırdı ve geri çekilme emri verdi. Avrupalılar ilk defa Osmanlı ordusu karşısında büyük bir zafer elde etmişlerdi. Ayrıca büyük miktarda ganimet elde etmişlerdi.

Rus Ordusu Tuna’nın Güneyine Geçemedi (1771)

Rus General Essen büyük bir ordu ile Tuna nehrinin güneyine geçerek işgallere devam etmek istedi.Ancak  Yergöğü bölgesinde Osmanlı ordusu karşısında 12 Eylül 1771 günü büyük kayıplar verince geri çekilmek zorunda kaldı.

Amerika’dan Osmanlı Devletine Teşekkür Ziyareti (1866)

Osmanlı Devleti Amerikan iç savaşı sırasında kuzeyin yani birlik yanlısı federal hükümetin yanında yer almıştı. Hatta Amerikan federal Hükümetine karşı korsanlık yapan gemilere Osmanlı limanları yasaklandı. Amerikan başkanı Lincoln bu tutumundan dolayı Osmanlı Devletine teşekkür etti. İç savaş bittikten sonra , Amerikan hükümeti Osmanlı Devletinin gösterdiği dostluk için bir savaş gemisini nezaket ziyareti için İstanbul’a gönderdi. 1841 Londra sözleşmesine aykırı olduğu için Osmanlı Devleti bu geminin özel izinle 12 Eylül 1866’da İstanbul’a gelmesine müsaade etti.

Yunanlılar Sakarya’nın Batısına Kaçmaya Çalışıyor (1921)

Sakarya nehrinin doğusuna geçme çalışmaları başarısızlıkla sonuçlanan Yunan ordusu geri çekiliyordu. 12 Eylül 1921 günü son kalıntılar da temizlendi. Artık Sakarya nehrinin doğusunda savaşan Yunan askeri kalmamıştı.

Yunan İşgalinden Kurtulan Yerler (1922)

26 Ağustos 1922’de Başlayan Büyük Taarruz sonrasında Türk ordusu ilerlemesine devam ederek Urla, Seferihisar, Mudanya , Haymana ve Kırkağaç’ı Yunan işgalinden kurtardı.

Türkiye ve AET Arasında Ortaklık Antlaşması (1963)

Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin hukuki temelini oluşturan Ankara Antlaşması 12 Eylül 1963 tarihinde imzalandı. Bu antlaşma Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu temsilcileri ile Ankara’da imzalanmıştı. "Anlaşma’nın amacı, Türkiye ekonomisinin hızlandırılmış kalkınmasını ve Türk halkının istihdam seviyesinin ve yaşama şartlarının yükseltilmesini sağlama gereğini tümü ile göz önünde bulundurarak, taraflar arasındaki ticari, ekonomik ilişkileri aralıksız ve dengeli olarak güçlendirmeyi teşvik etmektir." (Madde 2/1)

GÜNÜN DİĞER ÖNEMLİ OLAYLARI

1624- Dünyanın ilk denizaltısı Londra’da test edildi.

1937- Dersim isyanının yöneticilerinden Seyit Rıza teslim oldu.

1959- Sovyetler Birliği Luna II roketini aya fırlattı.

1963- Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında Ortaklık Antlaşması imzalandı.

1980- Ordu yönetime el koydu. Parlamento feshedildi, siyasi faaliyetler durduruldu, tüm yurtta sıkıyönetim ve sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

1996- Türkiye, 2 bin 500 Iraklı Kürt’ün ülkeye girmesine izin verdi.

2006 - Diyarbakır'ın Bağlar beldesinde meydana gelen bombalı saldırıda, 8'i çocuk olmak üzere 10 kişi öldü ve 15 kişi yaralandı.

2010 - Anayasa değişikliği ile ilgili olarak 2010 Türkiye anayasa değişikliği referandumu yapıldı. Sandıkta sonuç olarak 'evet' kararı çıktı.

Putin, Kim'den yardım mı dilenecek?

ABD Dışişleri Bakanlığı, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in, Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile planlanan görüşmesini "yardım dilenmek" olarak değerlendirdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller, basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Putin'in G-20 Zirvesi'ne katılmamasının kendisinin oluşturduğu "uluslararası dışlanmış kişi statüsünden" kaynaklandığını savunan Miller, Putin-Kim Jong-un görüşmesini çok yakından takip edeceklerini dile getirdi.

Miller, "(Putin'in) Kendi ülkesinin uzunluğu kadar bir yol katederek dışlanmış bir devlet yetkilisiyle görüşmesini, kazanacağını iddia ettiği bir savaş için yardım dilenmek olarak nitelendiriyorum." diye konuştu.

Kuzey Kore'den Rusya'ya olası bir silah transferinin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarını ihlal edeceğinin altını çizen Miller, halihazırda Rusya ve Kuzey Kore'ye yönelik yaptırımların bulunduğunu, gerekli olması halinde ilave yaptırımlar uygulanacağını söyledi.

Kremlin'den yapılan yazılı açıklamada, Kuzey Kore lideri Kim'in, Rusya Devlet Başkanı Putin'in davetiyle yakında Rusya'yı ziyaret edeceği bildirilmişti. Ziyaretin "gelecek birkaç gün içerisinde" gerçekleşeceği ifade edilmişti.

Kim, son olarak 2019'da Rusya'yı ziyaret ederek Vladivostok şehrinde Putin'le görüşmüştü.

BM askerinden KKTC güçlerine müdahale girişimi

Birleşmiş Milletler (BM) Barış Gücü askerleri, Lefkoşa’daki Yeşil Hat’a sınır Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) toprağında, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı (GKK) askerlerine müdahale etmeye çalıştı.

Dün KKTC topraklarındaki Burhan Tan Sokak'ta, GKK askerlerinin iş makineleri kullanarak ot temizleme işlemi yaptığı sırada meydana gelen olayda, BM Barış Gücü askerleri Türk tarafına girdi.

Bu esnada BM Barış Gücü askerlerinin, müdahale etmeye çalıştıkları GKK askerlerinden birini darbettiği öğrenildi.

Konuyla ilgili AA muhabirine açıklamada bulunan KKTC Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, BM’nin Pile-Yiğitler Yolu konusunda yaşananları hazmedemediğini, dolayısıyla agresifleşerek böyle bir tutum içine girdiğini kaydetti.

BM Barış Gücü askerlerinin yaptıklarının kabul edilebilecek bir şey olmadığını söyleyen Ertuğruloğlu, "Gerektiğinde tepkimizi ortaya koyacağız. Bu, emin olun yanlarına kalmayacak." dedi.

Ayrıca, konuyla ilgili olarak BM Barış Gücü de X sosyal medya platformundan yaptığı açıklamada, "Tüm Barış Gücü askerlerinin en yüksek standartlarda hareket etme yükümlülüğü bulunuyor ve daima yaptıkları eylemden sorumlu tutulurlar. Kapsamlı bir soruşturma sonrasında uygun bir biçimde harekete geçmekte tereddüt etmeyeceğiz." ifadelerini kullandı.

Dodik hakkındaki iddianame kabul edildi

Bosna Hersek'in iki entitesinden biri olan Sırp Cumhuriyeti (RS) Başkanı Milorad Dodik hakkında, Bosna Hersek Yüksek Temsilcilik Ofisi (OHR) kararlarına saygı duymadığı gerekçesiyle hazırlanan iddianamenin kabul edildiği bildirildi.

Bosna Hersek Mahkemesince yapılan açıklamada, Bosna Hersek Savcılığı tarafından hazırlanan iddianamenin kabul edildiği belirtilerek, uluslararası temsilci niteliği taşıyan Bosna Hersek Yüksek Temsilcisi ve OHR'nin kararlarına her durumda karşı çıkan Dodik hakkında, yasal işlem başlatılacağı ifade edildi.

Ayrılıkçı söylemleriyle gündeme gelen Dodik, iddianamenin kabul edilmesine ilişkin henüz açıklama yapmazken, Bosnalı Sırp yetkililer mahkemenin kararına tepki gösterdi.

Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyinin Sırp üyesi Zeljka Cvijanovic, yapılanların RS yetkililerine karşı yürütülen "siyasi kovalamacanın" devamı olduğunu kaydederek, Bosna Hersek Yüksek Temsilcisi'nin yasal bir yetkili olmadığını savundu.

RS Başbakanı Radovan Viskovic de iddianamenin kabul edilmesini "RS'ye yapılan bir saldırı" şeklinde nitelendirdi.

Bu arada, Dodik'in yanı sıra RS Resmi Gazete Müdürü Milos Lukic hakkında hazırlanan iddianame de mahkeme tarafından kabul edildi.

RS Ulusal Meclisi (NSRS), geçen aylarda Yüksek Temsilci'nin kararlarının entitenin Resmi Gazetesi'nde yayımlanmaması yönünde karar almıştı. Yüksek Temsilci Christian Schmidt ise NSRS'nin bu kararını iptal ettiğini ve yürürlüğe giremeyeceğini açıklamıştı. Schmidt'in açıklamasına rağmen karar yürürlüğe girmişti.

Bosna Hersek'te OHR ve Yüksek Temsilci

Bosna Hersek'te 1992-1995'te yaşanan savaşı sonlandıran Dayton Barış Antlaşması'nın getirdiği karmaşık siyasi yapının yanı sıra ülkede yine Dayton ile oluşturulan Yüksek Temsilcilik Ofisi (OHR) ihtiyaç durumunda yasa çıkarabilecek yetkiye sahip.

OHR, uluslararası toplum adına Bosna Hersek'te barış anlaşmasının uygulanmasını denetliyor. Yüksek Temsilcilik, ülkede faaliyet gösteren uluslararası kurumların etkinliklerini de koordine ediyor.

Birleşmiş Milletlere (BM) her yıl Bosna Hersek'teki gelişmeler ve sorunlarla ilgili rapor sunan Yüksek Temsilci, "Bonn yetkileri" olarak bilinen geniş yetkilere sahip. Yüksek Temsilci, Devlet Başkanlığı Konseyinin üyeleri dahil olmak üzere ülkede barışın uygulanmasına engel olan kişileri görevden alabiliyor, ihtiyaç durumunda yasa çıkarabiliyor.

Libyay'yı kasırga vurdu, binlerce ölü, yaralı ve kayıp var

Orta Akdeniz'de etkili olan ve Libya'nın doğusuna ulaşan Daniel Kasırgası nedeniyle meydana gelen sel felaketinde 2 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği, binlerce kişinin kaybolduğu açıklandı. Öte yandan Libya Başbakanı Dibeybe, selden zarar gören bölgeler için uluslararası yardım çağrısında bulundu.

Yunanistan'da 15 kişinin ölümüne yol açan Daniel Kasırgası, hafta sonu Libya'da etkili olmaya başladı. Olağanüstü hal ilan edilen Derna, Bingazi, Sousse ve Al-Marj bölgesinde fırtınanın yol açtığı şiddetli yağışlar sel felaketine neden oldu.

Ülkenin batısında yer alan Misrata kenti de sele teslim oldu. Yetkililer tarafından yapılan açıklamada, ülkenin doğusunda sel nedeniyle en az 150 kişinin hayatını kaybettiği ifade edilmişti. Öte yandan son yapılan açıklamada ise Libya'nın doğusundaki "hükümetin Başbakanı" Usame Hammad, Derne kentindeki selde ölenlerin sayısının 2 bini geçtiğini söyledi. Hükümetin İçişleri Bakanı Zeribe ise sel nedeniyle 7 bin kişinin kayıp olduğunu ifade etti.

LİBYA BAŞBAKANI ÇAĞRI YAPTI

Libya Başbakanı Abdülhamid Muhammed el-Dibeybe, selden zarar gören bölgeler için uluslararası yardım çağrısında bulundu.

Libya'nın Derne kentinin Belediye Meclis Üyesi Ahmed Emdur da, Facebook sayfasından yaptığı açıklamada, Derna'da çok sayıda bina ve konutun tamamen sular altında kaldığını; altyapının sel sularıyla sürüklendiğini, ana yolların yıkıldığını, kamu ve özel mülklerde önemli kayıpların olduğunu belirtti. Emdur, "Derne yıkık bir kent haline geldi. Acilen uluslararası müdahaleye ihtiyacımız var. Deniz yollarının acilen açılmasını gerekiyor. Çünkü kente ulaşan tüm kara yolları yıkıldı, sadece tek bir yol kaldı. Ondan da geçiş zor." ifadelerini kullandı.

Birleşmiş Milletler (BM) Libya İnsani Yardım Koordinatörü Georgette Gagnon ise X sosyal medya platformundan yaptığı paylaşımda, "ülkenin doğu bölgelerini etkisi altına alan Daniel fırtınasının yıkıcı etkilerinden derin üzüntü duyduğunu" ifade ederek, Libya'nın doğusundaki yerel otoritelerin ve ortaklarının desteklenmesi adına hazırlık yapılması için acil müdahale ekibini görevlendirdiğini belirtti.

MISIR'A DOĞRU İLERLİYOR

Sel bölgesinde sokağa çıkma yasağı ilan edilirken, okul ve iş yerleri ile 4 büyük petrol limanı da kapatıldı. Kasırganın bugün itibarıyla Mısır'da da etkili olması bekleniyor.

Türkiye'yi de vuran Daniel Kasırgası'nın yol açtığı şiddetli yağışlar sonucu oluşan sel felaketinde Kırklareli ve İstanbul'da olmak üzere 8 kişi hayatını kaybetmişti.

YUNANİSTAN'DA 15, BULGARİSTAN'DA 4 KİŞİ ÖLMÜŞTÜ

Yunanistan'ın, 5 Eylül'den beri karşı karşıya kaldığı sel felaketinde 15 kişi yaşamını yitirmişti. Ülkenin özellikle Volos kentinde etkili olan sağanak hayatı olumsuz etkilemiş ve birçok ev, iş yeri ve araç zarar görmüştü.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Paşinyan ile görüştü

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede, Türkiye-Ermenistan ilişkileri ve bölgesel konular ele alındı.

İletişim Başkanlığı'ndan görüşmeye ilişkin yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi;

"Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ile bugün (11 Eylül) bir telefon görüşmesi gerçekleştirmiştir.

Görüşmede, Türkiye-Ermenistan ilişkileri ve bölgesel konular ele alınmıştır.

Görüşmede ayrıca, iki lider bölgede kalıcı barış ve istikrarın tesisinin bölge ülkelerinin tamamının kalkınma ve refahına katkıda bulunacağını vurgulamış ve bu yönde diplomatik çabalara devam edeceklerini ifade etmişlerdir."

Yüzbinlerin ölümüne bahane edilen 11 Eylül hala bir sır

ABD tarihinin en büyük terör saldırısı olan 11 Eylül saldırıları 22. yılına girerken hayatını yitirenlerin yakınları ve mağdurlar tarafından açılan davaların çoğunun hala bir sonuca bağlanamaması tepki çekiyor.

Sayılarının 10 bin civarında olduğu belirtilen 11 Eylül mağdurları ve yakınlarının, saldırıların faillerinin bulunması ve tazminat talebiyle açtıkları davalardan bazıları sonuçsuz kalırken avukatlık firmalarının üstlendiği bazı davalar ise neredeyse çeyrek asır geçmiş olmasına rağmen karara bağlanamadı.

Öte yandan 11 Eylül'ün 5 şüphelisi olarak görülen mahkumların uzlaşma görüşmeleri de hala belirsizliğini koruyor.

Eylül 2001'de New York'un Wall Street bölgesindeki İkiz Kuleler ile Pentagon'un yer aldığı noktalara düzenlenen hava saldırılarında hayatını kaybedenlerin yakınları ve mağdurlar, hala net olarak saldırıların kimin tarafından finanse edildiğinin cevabını alamadı.

Saldırıların mağdurları, geçen yıllar boyunca 4 ABD Başkanı'nın desteğini alabilmek için hukuk firmaları aracılığıyla lobi şirketlerine para ödemek dahil birçok yolu denemek zorunda kaldı.

FBI, SALDIRILARI SUUDİ ARABİSTAN'IN FONLADIĞINI İDDİA ETTİ

FBI'ın 4 Nisan 2016 tarihinde yayımladığı soruşturma belgesinde 11 Eylül saldırılarında kullanılan uçakları kaçıran Suudi Arabistan vatandaşlarından ikisine sağlanan lojistik destekle ilgili bilgi yer alıyordu.

Saldırıların 20. yılına günler kala ABD Başkanı Joe Biden'ın verdiği talimat üzerine FBI, bazı detayları açıklamıştı.

Belgelerin paylaşılması kararını, Washington'daki Suudi Arabistan Büyükelçiliği memnuniyetle karşılamış, "bağlantı" iddialarını yalanlamıştı.

Kamuoyuyla paylaşılan 16 sayfalık dosya, hava korsanlarının ABD'deki Suudi işbirlikçileriyle temaslarını ortaya koysa da Suudi hükümetinin saldırılarda rolünün bulunduğunu kanıtlayan bir belge bulunmuyordu.

Mağdur yakınları, saldırılarda kullanılan yolcu uçaklarını kaçıran 19 teröristten 15'inin Suudi Arabistanlı olmasını ve FBI'ın belgelerini gerekçe göstererek New York Güney Bölge Mahkemesi'ne Ağustos 2021'de dava açmış ve Suudi yetkililerin sorgulanmasını istemişti.

Dünya Ticaret Merkezi'nde hayatını kaybedenlerin yakınlarının avukatı Jim Kreindler, kamuya açıklanan belgelerin "Suudi hükümetinin 11 Eylül saldırılarında sorumluluğunun olduğuna ilişkin" iddiaları güçlendirdiğini savunmuştu.

- SALDIRININ MAĞDURLARI MAHKEMEDE UMDUKLARINI BULAMADI

Kreindler & Kreindler Hukuk Bürosu'nun internet sitesindeki bilgilere göre 11 Eylül mağdurları, Suudi bağlantılı Bosna-Hersek'e Yardım Yüksek Komisyonunun (SHC) 11 Eylül saldırılarını finanse etmek amacıyla El Kaide'ye para aktardığı gerekçesiyle dava açtı.

Ancak ABD'de 1976'da yürürlüğe giren Yabancı Egemen Dokunulmazlıklar Yasası'na göre (FSIA), Suudi Arabistan'ın ABD Dışişleri Bakanlığının Terörü Destekleyen Devletler Listesi'nde yer almaması, davada adı geçen kişileri dokunulmaz kılıyordu.

Davanın görüldüğü mahkemenin kararında "SHC, Suudi Krallığı tarafından Bosnalı Müslümanlara insani yardım etmek için oluşturulan ve denetimi yapılan bir kuruluştur. Birçok SHC çalışanı, Krallığın maaş bordrosunda gözükmekte olup Suudi Arabistan'daki idari mahkemelerde dava edilebilir." ifadeleri yer aldı.

Bunun üzerine davacılar, Bosna'da kayıt yaptırırken kendisini "hükümetle bağlantısı bulunmayan kuruluş" olarak tanımladığı için SHC'nin dokunulmazlığından feragat ettiğini öne sürdü ve mahkemeden ABD'ye savaş ilan eden El Kaide'yi destekleyenlerin üzerinde geniş bir kişisel yargı yetkisi istedi.

Mahkeme, davacıların teröristlere yardım ettiklerine inandıkları prenslerin, Suudi Devletinden bağımsız yargılanması talebini de "davacıların 4 prensin 11 Eylül saldırılarını yönettiğine veya bir ajana (veya El Kaide'ye) saldırı için talimat verdiğine dair delil sunamadıkları için, El Kaide ile iş bağlantısı olan beşinci prens ise iş anlaşmalarını ABD'de gerçekleştirmediğinden" yargılanamayacağına hükmederek reddetti.

İkinci Bölge Mahkemesinin kararı, davacıları hayal kırıklığına uğratırken ABD Bölge Yargıcı George B. Daniels'a devredilen dava, dokunulmazlıkları bulunmayan ve El Kaide üyesi teröristlerle doğrudan bağlantılarının olduğu öne sürülen bir dizi sanık aleyhine devam ediyor.

- BİDEN'IN TAZMİNAT KARARI DAVACILARI BÖLDÜ

ABD Başkanı Biden'ın, Afganistan'ın New York bankalarında bulunan ve Taliban'ın yönetimi ele geçirmesi üzerine ihtiyati tedbir konulan 7 milyar dolarının yarısının 11 Eylül mağdurlarına tazminat olarak dağıtılmasına yönelik kararı, bu paradan ilk sırada faydalanmak isteyenlerle daha fazla tazminat beklentisi bulunan davacıları birbirine düşürdü.

ABD Kongresi'nde Şubat 2022'de onaylanan Terörizm Kurbanları Yasası gereği, 11 Eylül mağdurlarına yaklaşık 3,5 milyar dolar ödenmesi planı yürürlüğe girmiş, durumuna göre bazı ailelerin diğerlerine göre ek ödemeler alabileceği bildirilmişti.

Kararın ardından 11 Eylül mağdurlarını temsil eden firmalardan Kreindler & Kreindler Hukuk Bürosu, mahkemeye gönderdiği mektupta sadece Taliban'a 2012'de dava açan ve "Havlish davacıları" diye bilinen gruba ödeme yapılmasına karşı çıkarak kendi müvekkillerinin de bu parada hakkının olduğunu savundu.

Mahkemeye yazdığı mektupta avukat James P. Kreindler, "Havlish davacıları"nın 11 Eylül'de ölen sadece 47 kişiyi temsil ettiğini ve mahkemenin bu kararının "öldürülen diğer 2 bin 930 kişinin ailelerinin zararına olacağını" savundu.

Bu gelişmelerden sonra ABD basınında 11 Eylül mağdurlarının davalarını kazanabilmek için birçok avukatlık firmasının lobi firmalarına on binlerce dolar harcadığı bilgisine yer verildi.

- SANIKLARIN YARGILANMA SÜRECİ YILLARA YAYILDI

11 Eylül saldırılarını organize ettiği öne sürülerek 2003'te Pakistan'da yakalanan Halid Şeyh Muhammed'in hala sivil mahkemeye çıkarılmamış olması, hukuki sürecin sonuçlanmasının önündeki en büyük engeller arasında gösteriliyor.

Tutuklandıktan sonra "havasız bırakma, boğulma hissi yaratma, makattan su verme" gibi en ağır işkenceler sonucu suçlu olduğunu kabul eden Halid Şeyh Muhammed, 2008'de ilk kez Guantanamo'daki askeri mahkemeye çıkarılmıştı.

Wall Street Journal'ın 30 Temmuz 2019 tarihli haberine göre, 11 Eylül terör saldırısının planlayıcısı olduğu öne sürülen Muhammed, hakkında idam cezası istenmemesi şartıyla işbirliği teklif etmişti.

Muhammed'in New York'taki sivil mahkemelerde yargılanması planları ise kamuoyunun ve politikacıların itirazı üzerine sonuçsuz kalmıştı.

ABD'nin Küba'da bulunan Guantanamo Deniz Üssü'ndeki askeri mahkemede 11 Eylül saldırısını organize etmek ve saldırıyı gerçekleştiren uçak korsanlarına lojistik destek sağlamakla suçlanan Muhammed dahil 5 kişinin yargılanmasına halen devam ediliyor.

- BİDEN, 5 ŞÜPHELİNİN UZLAŞMA TEKLİFİNİ REDDETTİ

Son olarak 5 şüphelinin "uzlaşmaya girmesi" için süreç başlatıldı ancak aradan geçen bir yılda bu da sonuca varamadı.

11 Eylül saldırılarının kurbanlarının aileleri, yıl dönümü öncesi Biden ve Kongreye gönderdikleri mektupta tüm suçluların adalet önüne çıkarılmasını ve ABD Başkanı Joe Biden'a gönderdikleri mektupta Guantanamo'daki mahkumların uzlaşma tekliflerini reddetmelerini istedi.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi, Biden'ın 7 Eylül'de önüne getirilen uzlaşma şartlarını reddettiğini açıkladı.

YÜZBİNLERCE İNSANIN ÖLÜMÜNE MAL OLDU

ABD, 11 Eylül saldırılarının hemen ardından Irak ve Afganistan'a girdi. Net rakamlar bilinmese de bu işgaller sonucu yaklaşık 250 bin sivilin yaşamını yitirdiği tahmin ediliyor.

ABD'nin Afganistan'a girdiği 2001 ile çıktığı 2021 arasındaki 20 yıllık süreçte yaklaşık 50 bin Afgan sivilin yaşamını yitirdiği belirtiliyor.

Öte yandan, ABD'nin 2003'te girdiği Irak'ta da bugüne kadar 200 bin sivilin hayatını kaybettiği aktarılıyor.

- 11 EYLÜL 2001'DE NE OLDU?

ABD finans sisteminin kalbi New York, 11 Eylül 2001 sabahı İkiz Kuleler olarak bilinen Dünya Ticaret Merkezi'ne yönelik terör saldırılarına uyandı.

Newark, Boston ve Washington'dan havalanıp San Francisco ve Los Angeles'a giden 4 yolcu uçağının kaçırılmasının ardından Los Angeles'a giden Amerikan Airlines'a ait yolcu uçağı, yerel saatle 08.46'da İkiz Kuleler'in kuzey yönündeki binasına çarptı. Kuzey kulesi alevler içinde yanarken United Airlines'a ait kaçırılan diğer bir uçak da ilk saldırıdan tam 17 dakika sonra canlı yayında güney kulesine çarptı.

İkiz Kulelere saldırıların ardından kaçırılan bir diğer uçak da ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) binasına çarptı.

Kaçırılan son uçak ise Pennsylvania eyaleti kırsalında F-16'lar tarafından düşürüldü.

11 Eylül saldırıları sonucu uçakları kaçıran 19 saldırgan hariç New York, Washington ve Pennsylvania'da toplam 2 bin 977 kişi hayatını kaybetti.

Sokak hayvanları sorununun çözümünde İspanya örneği

Avrupa'da sokağa terk edilen köpek sayısının en fazla olduğu ülkelerden İspanya, barınaklarla, zorunlu kısırlaştırma ve çip kullanımıyla, eğitimle ve yasalarla çözüm üretiyor.

İspanya'da yılda 200 binden fazlası terk edilip başıboş bırakılsa da sokaklarda sahipsiz köpeklere rastlanmıyor.

Yetkililer, hayvan hakları ve hayvan sahiplerinin sorumluluğuyla ilgili toplumsal bilincin artmasıyla siyasi ve yasal adımların hızlandığına ve daha fazla maddi kaynak aktarıldığına dikkati çekiyor.

İspanya'da genel olarak özerk yönetimler ve belediyelerin sorumluluğunda bulunan sokaktaki köpekler ve kedilerin bakımı için gönüllülerin desteğiyle profesyonel maaşlı personel çalışıyor.

Başkent Madrid'deki 24 hayvan barınağından biri olan Arroyomolinos Hayvan Koruma Merkezi'nin sorumlusu ve Salvando Peludos Derneği Başkanı Fernando Sanchez Ocana, sokaktaki başıboş kedi ve köpeklerin yarattığı sorunların çözümü için "kısırlaştırma ve sosyalleştirme"nin tek çare olduğunu savundu.

İspanya'da 2022 yılı verilerine göre, yaklaşık 250 bini köpek olmak üzere 360 bin hayvanın terk edilip sokağa bırakıldığını kaydeden Ocana, bu köpeklerin hemen hemen tamamının av, iri ve koruma amaçlı veya yasa dışı çiftleştirmek için kullanılanlar olduğunu söyledi.

Ocana, İspanya'da yasa gereği köpek ve kedilere çip takılması ve profesyonel kişilerce yasal şekilde çiftleştirilmeyen hayvanların kısırlaştırılmasının zorunlu olduğunu vurguladı.

İspanya Parlamentosunda yıl içinde kabul edilen, 27 Eylül'de yürürlüğe girecek ülkedeki ilk "Hayvan Refahı Yasası"nın hayvanlarla ilgili toplumsal sorumluluğu ve kontrolü daha da artıracağına dikkati çeken Ocana, şu ifadeleri kullandı:

"Normalde kedi veya köpeklerini terk edenlere 45 bin avroya kadar para cezası veriliyordu. Yeni yasayla bu, çok daha artırıldı. Aynı şekilde hayvanlara kötü muamelede daha yüksek para cezaları (200 bin avroya kadar) hatta hapis cezası (18 aya kadar) getirildi. Sağlık nedeni dışında uyutularak hayvanların öldürülmesi yasaklandı. Belediyelere de barınak yapma zorunluluğu getirildi. Ayrıca tasmasız köpek dolaştırılması da yasaklandı."

İspanya'da başıboş kedi ve köpeklerin bakımından belediyelerin sorumlu olduğunu, bu tür olaylarda polis veya belediye yetkililerinin hemen sahipsiz hayvanları toplama birimini harekete geçirdiğini belirten Ocana, bu hayvanların barınağa getirilir getirilmez karantinaya alındıklarını, sağlık kontrolünden geçirildiklerini, aşılandıklarını ve hemen kısırlaştırıldıklarını anlattı.

- "ZORUNLU TUTULAN TERK EDİLMİŞ KÖPEKLERİN KISIRLAŞTIRILMASI"

Arroyomolinos'daki barınakta 2 veteriner ve 3 bakıcının sabit çalıştığını, belediye tarafından karşılanan aylık bütçelerinin 10 bin avro civarında olduğunu kaydeden Ocana, önceden gönüllü verilen bu hizmetin artık belediyelerce profesyoneller tarafından kurumsal olarak kamusal finansmanla yürütüldüğünü dile getirdi.

Başıboş köpeklerin, barınaklara getirilmelerinden 10 gün sonra uyutularak yaşamlarına son verilmesi uygulamasının Madrid'de 2016'da yasaklandığını, yeni yasayla artık ülke genelinde de yasaklanacağını söyleyen Ocana, "İspanya'da köpeklerin uyutulması uygulaması ilk olarak kuduz vakalarında başladı ama artık böyle bir sorun yok ve yasa gereği zorunlu tutulan terk edilmiş köpeklerin kısırlaştırılması. Sorunun büyümemesi için tek yol bu." diye konuştu.

- "KÖPEKLERİN SOSYALLEŞTİRİLMESİ, İNSANLARLA BİRLİKTE EĞİTİLMESİ GEREKİR"

"Türkiye'de sokaklardaki sahipsiz köpekler sorunu için tecrübelerinize göre öneriniz nedir?" sorusu üzerine Ocana, şunları kaydetti:

"Ne Türkiye'de ne İspanya'da ne de dünyanın herhangi bir yerinde terk edilmiş, sokağa bırakılmış köpek sorununu bir düğmeye basıp çözmek imkansız. Bu, sosyal bir sorun. Hemen hemen tüm Avrupa'da ve ABD'de yapılan olmalı. Kedi ve köpeklerin doğumları kontrol altına alınmalı. Bunun için finansman desteği sağlanmalı ve kısırlaştırma yapılmalı. Bir köpeğin ömrü 10-12 yıldır. Kısırlaştırma olunca sorun zaten yavaş yavaş azalır. Ayrıca sokaktaki köpeklere sadece yemek vermek, onlara yardım etmek anlamına gelmez. Köpeklerin sosyalleştirilmesi, insanlarla birlikte eğitilmesi gerekir. Bu köpeklerin evlere girip çıkması lazım."

İspanya'da sahipli olan iri köpeklerle ilgili bazen saldırı vakalarının görüldüğüne işaret eden Ocana, "Köpeğin doğal yapısını bilmek çok önemli. İspanya'da da saldırgan köpeklerde sorun, eğitim ve sosyalleştirme. Sadece barınaklara sahip olmak yeterli değil eğer uygun yasaların, kontrol mekanizman ve eğitim sistemin yoksa işe yaramaz." diye konuştu.

"Eğer bir sahipsiz köpek görürsen eminim kaçarsın ama bu yanlıştır. Sakin hareket etmek gerekir. Böyle olursa büyük olasılık köpek, senin peşini bırakır ve ısırmaz." diyen İspanyol yetkili, evinde 10 iri köpeğinin bulunduğunu, hiç ısırma olayı yaşanmamış olsa da 5 yaşındaki kızını asla köpeklerle yalnız bırakmadığını anlattı.

- İSPANYA'DA EN BÜYÜK SORUN SAHİPSİZ KEDİLER

Ocana, "Türkiye'de sahipsiz köpeklerde yaşanan sorunlar, İspanya'da kedilerde yaşanıyor." dedi.

Özellikle kırsal alanlarda, alışveriş merkezleri ve akaryakıt istasyonlarının çevresinde sahipsiz kedilerin sayısının son dönemlerde çok arttığına dikkati çeken Ocana, hükümetin son iki yıldır sokaklara kedi kulübesi koymak isteyen belediyelere finansman desteği sağladığını, Madrid'de bu yıl 100'den fazla kedi kulübesinin konulduğunu söyledi.

Dernek olarak sadece İspanya değil diğer ülkelerdeki hayvanlara da yardım ettiklerini anlatan Ocana, savaş ilk başladığında Ukrayna'ya iki kez gidip 200 kadar kedi ve köpeği ülkelerine getirdiklerini sözlerine ekledi.

12 Eylül darbesinin üzerinden 43 yıl geçti

İdam, kötü muamele, insan hakları ihlalleriyle anılan 12 Eylül'e giden sürecin hazırlıkları yaklaşık 4 ay sürdü.

Kod adı "Bayrak Harekatı" olarak belirlenen darbe planının uygulanması için ordu komutanlarına 11 Temmuz 1980 günü saat 04.00'te harekete geçilmesi emri verildi.

Ancak Süleyman Demirel'in başbakanlığındaki hükümetin 2 Temmuz'da güvenoyu almasıyla darbeciler bu planı erteledi.

Tarihler 12 Eylül'ü gösterdiğinde, Türkiye demokrasisine darbe vuracak plan, sabaha karşı uygulandı.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun'dan oluşan darbeci Milli Güvenlik Konseyi, bütün yetkileri ele aldı.

Anayasayı kaldıran darbeciler, ardından TBMM'yi lağvederek antidemokratik faaliyetlerine hız verdi.

Ülke genelinde sıkıyönetim ilan edildikten sonra sivil toplum kuruluşlarını hedef alan darbeciler, Türk Hava Kurumu, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kızılay dışındaki dernekleri kapattı.

Siyasi partilerin kapısına kilit vuran darbeciler, Süleyman Demirel ile Bülent Ecevit'i Hamzakoy'a, Necmettin Erbakan ile Alparslan Türkeş'i ise Uzunada'ya sürgüne göndererek siyasi yasak getirdi.

"ASMAYALIM DA BESLEYELİM Mİ?"

Antidemokratik uygulamalarına her gün yenisini ekleyen darbeciler, acısı yıllarca hafızalardan silinmeyecek idam kararlarına da imza attı.

Takvimler 9 Ekim 1980'i gösterdiğinde sol görüşlü Necdet Adalı ile ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu idam edildi.

Darbe öncesinde bir askeri inzibat erini öldürdüğü gerekçesiyle hüküm giyen 17 yaşındaki Erdal Eren'e de idam cezası verildi. Eren'in idam hükmü, Yargıtay tarafından 2 kez iptal edilmesine rağmen Milli Güvenlik Konseyince onaylanan kararla ve yaşı büyütülerek 13 Aralık 1980'de Ankara Ulucanlar Cezaevi'nde infaz edildi.

Kenan Evren'in Eren için söylediği "Asmayalım da besleyelim mi?" ifadesi, darbecilerin insan hakları ihlali konusunda sınır tanımayacaklarının itirafı oldu.

Kanlı uygulamaların yanı sıra demokrasinin askıya alındığı süreçte 650 bin kişi gözaltına alındı, 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı, 7 binden fazla kişi hakkında idam talep edildi.

Hukukun askıya alındığı o günlerde, 517 kişi ölüm cezasına çarptırıldı ve 50 kişi hakkında idam kararı yerine getirildi.

Onlarca gazeteci hakkında binlerce yıla varan hapis cezası istendi, 14 bin kişi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarıldı, 30 bin kişi ise "sakıncalı" olduğu iddiasıyla işinden edildi.

Kültür ve sanat hayatının da hedef alındığı 12 Eylül'de, yaklaşık 1000 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı.

DARBECİLER HAKKINDA DAVA

Darbeci generallerin belirlediği danışma meclisinin hazırladığı anayasa, 1982'de "güdümlü" referandumla yüzde 92'lik evet oyu aldı.

Evren ve diğer darbeciler, darbe anayasasına dahil ettikleri "geçici 15. madde" ile ömür boyu dokunulmazlık hakkı kazanarak olası bir yargılanmaya karşı önlem aldı.

Ancak "Milli Güvenlik Konseyi üyelerinin yargılanamayacağına" dair geçici 15. madde, 12 Eylül 2010'daki referandumla anayasadan çıkarıldı. Böylece darbecilerin yargılanmasının önü açıldı.

Referandumdan bir gün sonra Türkiye'nin dört bir tarafından darbeciler ve onların talimatlarını uygulayanlar hakkında suç duyurusunda bulunuldu.

Bunun üzerine o dönem hayatta olan Milli Güvenlik Konsey üyelerinden Kenan Evren ile Tahsin Şahinkaya hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma açıldı.

Haklarındaki iddianame, Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesince 10 Ocak 2012'de kabul edilen iki darbeci, "Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın tamamını veya bir kısmını değiştirmeye veya ortadan kaldırmaya ve anayasa ile teşekkül etmiş olan Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasına engel olmaya cebren teşebbüs etmek" ile suçlandı.

Sağlık gerekçesiyle duruşmalara katılmayan darbeci generaller, video konferans aracılığıyla yaptıkları savunmalarında suçlamaları kabul etmedi, kurucu iktidar olduklarını, mevcut mahkemelerin kendilerini yargılayamayacağını iddia etti.

Yargılamanın devam ettiği dönemde Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi yasayla kapatılınca dosya Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesine devredildi.

Mahkeme, 18 Haziran 2014'te Evren ve Şahinkaya'yı, 1979'da verdikleri muhtırayla "anayasa ve TBMM'yi ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye teşebbüs", 1980'deki darbeyle de "anayasayı tağyir, tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül eden TBMM'yi ıskat ve cebren men" suçunu işledikleri gerekçesiyle "ağırlaştırılmış müebbet hapis" cezasına çarptırdı.

Mahkeme, takdiri indirimle bu cezayı "müebbet hapse" çevirdi, ayrıca 2 darbecinin rütbelerinin sökülmesine karar verildi.

ÖLDÜKLERİ İÇİN DAVA DÜŞTÜ

Hükmün ardından sanık avukatları, kararı temyiz etti. Dosya Yargıtay'dayken Evren, 9 Mayıs 2015'te 98 yaşında, Şahinkaya ise 9 Temmuz 2015'te 90 yaşında öldü.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi temyiz incelemesinde, sanıkların ölümleri nedeniyle davanın düşürülmesine karar verdi.

Dosyayı yeniden gören ilk dereceli mahkeme, karara uyarak düşme kararı verdi ve dosya tekrar ceza dairesine gönderildi.

Daire, yerel mahkemenin kararını bu kez de usul yönünden bozdu.

Bozma kararında, yerel mahkemenin gerekçesinde lehe olan kanunun 765 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) hükümleri olduğu belirtilmesine karşın, hüküm fıkrasında 5237 sayılı TCK ve Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uyarınca karar verilmesinin kanuna aykırı olduğu belirtildi.

Ceza dairesinin bozma kararına yine uyan mahkeme, Evren ve Şahinkaya hakkında "kamu davasının ortadan kaldırılmasına" karar verdi.

Ayrıca Evren ve Şahinkaya'nın mal varlıklarına el konulması ve sanıkların rütbelerinin geri alınmasına "yer olmadığına" hükmedildi.

Ermenistan'ın Karabağ'daki provokasyonu engellendi

Azerbaycan Savunma Bakanlığı, Ermenistan'ın Karabağ'da provokasyon girişiminin engellendiğini duyurdu.

HENDEK KAZMAYA ÇALIŞTILAR

Ermenistan’ın Karabağ'daki yeni bir provokasyonu önlendi.

Azerbaycan Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, yerel saatle 01.00 sıralarında Rus barış gücünün geçici olarak konuşlandığı bölgede bulunan silahlı Ermeni grupların Azerbaycan ordusunun Ağdam ili yönündeki mevzilerine yaklaşarak yollara yeni hendekler kazmaya çalıştığı belirtildi.

Azerbaycan ordusuna bağlı birliklerin aldığı tedbirler sonucu çalışmaların engellendiği aktarıldı.

Kanada Başbakanı Yeni Delhi'de mahsur kaldı

Kanada Başbakanı Justin Trudeau, Hindistan'da ki G20 zirvesinin ardından Pazar günü Kanada'ya döneceği sırada uçağının arızalanması nedeniyle gece boyunca Hindistan'da mahsur kaldı.

Kanada Başbakanı Justin Trudeau ve heyeti, uçağının arızalanmasının ardından G20 zirvesi için geldikleri Yeni Delhi'de mahsur kaldı.

The Guardian'ın haberine göre, Kanadalı yetkililer heyetin Hindistan'daki kalış sürelerini bir gün daha uzatmak zorunda kaldıklarını doğruladı.

Yeni Delhi'deki Kanada Yüksek Komisyonu, Kanada Hava Kuvvetlerinin heyete "teknik zorluklar yaşadığını" bildirdiğini belirten bir açıklamayı yayınladı.

"Bu sorunlar bir gecede çözülemez, heyetimiz alternatif düzenlemeler yapılana kadar Hindistan'da kalacak" denildi.

Trudeau, son aylarda uçak sorunları nedeniyle mağdur olan tek dünya figürü değil. Ağustos ayında, Almanya dışişleri bakanı Annalena Baerbock, hükümet uçağında yaşanan bir sorun yüzünden iki kez Abu Dabi'ye dönmek zorunda kaldıktan sonra Okyanusya gezisinden vazgeçmek zorunda kalmıştı.

Biden'ın sözünü yarıda kesip toplantıyı bitirdiler

G20 Liderler Zirvesi için Hindistan'da iki gün geçiren ve ikili görüşmeler için rotasını Vietnam'e çeviren Biden düzenlediği basın toplantısı sonrası gazetecilerin sorularını cevaplarken Beyaz Saray basın sekreteri Karine Jean-Pierre araya girip başkanın sözlerini kesti ve "Herkese teşekkür ederim. Basın toplantımız sona ermiştir." dedi.

Başkanın konuşmasının aniden kesilmesi, basın mensuplarını şoke ederken Biden bir süre mikrofonun kapatıldığını fark etmeden konuşmasına devam etti daha sonra mikrofonu bırakıp ayaklarını sürüyerek kuluse geri döndü.

Basın toplantısında dikkat çeken bir başka gariplik ise 80 yaşındaki ABD başkanı bir basın mensubunun sorusunu cevaplamaya çalışırken arkadan gelen müzik sesiydi.

Biden'in mikrofonunun kapatılması sonrası müzik sesi daha yükseldi, bu sırada Biden konuşmaya devam etti ancak sözleri duyulmadı.

ABD başkanlığı için 2024 yılında yeniden aday olmak isteyen Biden, eski başkan Donald Trump ile yaşları nispeten yakın olmasına rağmen 'ilerleyen yaşı' nedeni tartışmaların tam göbeğinde.

ABD'de yapılan son anketlerden birinde katılımcıların yüzde 73'ü Biden'ı 'çok yaşlı' gördüklerini belirtirken, CNN'in yaptığı ankette Demokrat eğilimli seçmenlerin üçte ikisi Biden'ın 2024 adayı olmasını istemediğini söyledi. Biden'ın danışmanları, onun küresel sahnedeki faaliyetlerinin adaylığı önündeki engelleri kaldırabileceğine inanıyor.

80 yaşındaki liderinson 5 gün içinde dünyadaki farklı ülkelere yaptığı ziyaretler yaklaşan seçimler öncesi 'bir güç gösterisi'olması gerekirken, ABD başkanının sözünün yarıda kesildiği ve sahneden inmek zorunda kaldığı Basın Toplantısı dünya gündemine oturdu.

MOSSAD'dan İran ve Rusya ile ilgili yeni iddia

İsrail Dış istihbarat Teşkilatı Mossad Başkanı David Barnea, dünya çapında İsraillilere ve Yahudilere yönelik İran'ın arkasında yer aldığı 27 saldırıyı engellediklerini ileri sürdü.

İsrail Dış istihbarat Teşkilatı Mossad Başkanı David Barnea, Rusya'nın İran'a gelişmiş silah sağlamasından ve "bunun varlıklarının sonunu getirmesinden endişe duyduklarını" söyledi.

Barnea, ülkesinde düzenlenen bir terörle mücadele konferansında yaptığı konuşmasında, "İran'ın Rusya'ya, Ukrayna saldırısında kullanması için kısa ve uzun menzilli füzeler, insansız hava araçları (İHA) satmaya çalıştığını ancak bunu engellediklerini" belirtti.

Tahran'ın gelecekte başka silahlar satma niyetinde olduğunu bunu da engelleyeceklerini dile getiren Barnea, "Korkumuz şu ki; Ruslar da bunun karşısında İranlılara gelişmiş silahlar verecek. Bu da barışımızı hatta buradaki varlığımızı tehlikeye atabilir." diye konuştu.

"27 SALDIRI ÖNLEDİK" İDDİASI

Mossad Başkanı, teşkilatının uluslararası ortaklarıyla İran'ın arkasında yer aldığı İsraillileri ve Yahudileri hedef alan 27 saldırıyı önlediklerini savundu.

İran'a "bedel ödetmenin zamanı geldiğini" dile getiren Barnea, İran'a bu bedelin "sahadaki işbirlikçilerinden en üst rütbelere kadar, İran'ın derinliklerinde hatta Tahran'da ödetilebileceği" tehdidinde bulundu.

İran'ın Rusya'ya Ukrayna saldırısında kullanması için "kamikaze" diye isimlendirilen silahlı İHA'lar sattığı yönünde geçmişte çok sayıda haber çıkmıştı. İsrail güvenlik makamları, İran-Rusya askeri işbirliğinin artmasını tehdit olarak nitelemişti.

Hindistan'ın yol projesi İsrail'i sevindirdi

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ülkesinin, Hindistan'ı Orta Doğu ve Avrupa'ya bağlayacak "Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru" projesinde önemli kavşak noktası olacağını bildirdi.

Netanyahu, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, Hindistan'ı Orta Doğu ve Avrupa'ya bağlayacak "Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru"yla ilgili, "İsrailli vatandaşlara, İsrail'in bu ekonomik koridorda önemli bir kavşak olacağına dair müjdeyi vermekten memnuniyet duyuyorum." ifadesini kullandı.

İsrail Başbakanı Netanyahu, İsrail'deki demir yolları ve limanların, Hindistan'dan Orta Doğu üzerinden Avrupa'ya, Avrupa'dan da ters yönde Hindistan'a yeni bir kapı açacağını kaydetti.

ABD'nin, bu projeye katılmak için İsrail'le birkaç ay önce temas kurduğunu ve o tarihten bu yana bu atılımın gerçekleşmesi için yoğun diplomatik temasların gerçekleştiğini belirten Netanyahu, bu projenin Orta Doğu'nun çehresini yeniden şekillendireceğini vurguladı.

Netanyahu "İsrail tarihindeki en büyük işbirliği" olarak nitelendirdiği bu projenin, demir yollarının, fiber optik kanalların ve elektrik hatlarının döşenmesini ve diğer altyapı işlerini kapsayacağını ifade etti.

"HİNDİSTAN-ORTA DOĞU-AVRUPA EKONOMİK KORİDORU"

Hindistan'da "Tek Dünya, Tek Aile ve Tek Gelecek" temasıyla düzenlenen 18. G20 Liderler Zirvesi bugün sona ermişti.

Hindistan'ın ev sahipliği yaptığı G-20 zirvesinin oturum arasında "Küresel Altyapı ve Yatırım Ortaklıkları ve Hindistan-Orta doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru" adlı etkinlik düzenlenmişti.

ABD Başkanı Joe Biden da etkinlikte yaptığı konuşmada, "Bugün, yeni bir Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru için tarihi anlaşmayı sonuçlandırdığımızı duyurmaktan gurur duyuyorum." demişti.

Fas depreminde son durum: Can kaybı artıyor

Fas'taki depremde hayatını kaybedenlerin sayısı 2 bin 122, yaralıların sayısı 2 bin 421'e yükseldi.

Bakanlık açıklamasında, merkez üssü Marakeş'in El-Huz bölgesi olan 7 büyüklüğündeki depremde hayatını kaybedenlerin sayısının 2 bin 122'ye, yaraların ise 2 bin 421'ye yükseldiği belirtildi.

Fas medyası, önceki gün yerel saatle 23.10'da meydana gelen depremin başkent Rabat başta olmak üzere Kazablanka, Meknes, Agadir ve Fes kentlerinde de hissedildiğini belirtmişti.

Fas İçişleri Bakanlığı, daha önce yaptığı açıklamada, ölü sayısının 2 bin 12'ye, yaralı sayısının 2 bin 59'a çıktığını duyurmuştu.

Deprem bölgelerine iş makineleri sevk ediliyor

Depremin ardından başlayan arama kurtarma çalışmaları için deprem bölgesine askeri araçlarla iş makinesi sevk ediliyor.

Ülkede birçok kentte yıkıma neden olan depremin merkez üssü Al-Huz’a 30 km mesafede olan Amizmiz kasabasında devam eden arama kurtarma çalışmalarına destek için konvoy halinde yola çıkan askeri araçlar bölgeye ulaştı.

Amizmiz'in yıkılan Merkez Mahallesi'ndeki evlerin enkazı altında kalanlara ulaşmak için çalışmalar arama kurtarma köpekleri eşliğinde devam ediyor.

Mahalle girişindeki bir binanın enkazında, 10-11 yaşlarında iki çocuğun cansız bedenine ulaşıldı.

Fas, 4 ülkeden gelen yardım teklifini kabul ettiğini açıkladı

Fas, 7 büyüklüğündeki depremin ardından İspanya, İngiltere, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri'nden (BAE) gelen yardım teklifini kabul ettiğini duyurdu.

İçişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, ülkede meydana gelen 7 büyüklüğündeki depremin ardından yetkili makamların, bu gibi durumlarda koordinasyon eksikliğinin yol açacağı aksi durumları göz önüne alarak gerekli ihtiyaçları titiz şekilde değerlendirdiği kaydedildi.

Açıklamada, bu aşamada dost ülkeler; İspanya, İngiltere, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri'nden gelen "arama kurtarma ekibi sevk edilmesi" yönündeki yardım tekliflerinin kabul edildiği belirtildi.

Söz konusu arama kurtarma ekiplerinin Faslı ekiplerle koordineli şekilde çalışmak üzere pazar günü ülkeye giriş yaptıkları ifade edilen açıklamada, alanda çıkabilecek muhtemel ihtiyaçlara göre diğer dost ülkelerden gelen destek tekliflerinin kabul edilebileceği bilgisi paylaşıldı.

Açıklamada, ayrıca çeşitli ülkelerden gelen dayanışma teklifleri ve girişimlerden memnuniyet duyulduğu bildirildi.

Şaibeli 11 Eylül saldırılarının üzerinden 22 yıl geçti

Kuzeydoğu eyaletlerinden kalkan ve Kaliforniya istikametine doğru ilerleyen dört yolcu uçağı, el-Kaide üyesi olan 19 kişi tarafından uçuş sırasında kaçırıldı. Hava korsanları, beşli üç grup ve dörtlü tek grup olarak organize edilmişti. Hedefini vuran ilk uçak American Airlines'ın 11 sefer sayılı uçuşuydu. Uçak saat 08.46'da Aşağı Manhattan'daki Dünya Ticaret Merkezi'nin kuzey kulesine çarptı. İlk saldırı, uçakta bulunan 92 kişinin tamamının ve saldırının etkilediği bölgedeki 1000'den fazla kişinin ölmesiyle sonuçlandı. 17 dakika sonrasında, saat 9.03'te, Ticaret Merkezi'nin güney kulesine United Airlines'ın 175 sefer sayılı uçağı çarptı. İkinci saldırı, uçaktaki 65 kişinin tamamının ve etkilenen bölgede yer alan tahmini 1000'den fazla kişinin ölmesiyle sonuçlandı. İki saat içinde 110 katlı her iki bina da çökerken 7 Dünya Ticaret Merkezi'nin de arasında bulunduğu çevre yapıların bazısı yıkıldı, bazılarıysa hasar gördü.

Dulles Uluslararası Havalimanı'ndan kalkan üçüncü uçak, American Airlines'ın 77 sefer sayılı uçuşu, Ohio üzerindeyken kaçırıldı. Saat 9.37'de, uçak Arlington County, Virginia'daki Pentagon binasının batı cephesine (ABD Savunma Bakanlığının karargâhı) doğru çarptı. Saldırı sonucunda binanın batı cephesinin bir kısmı yıkılırken uçaktaki 64 kişinin tamamı ve o sırada binada bulunan 125 kişi öldü. Dördüncü ve son uçak, United Airlines'ın 93 sefer sayılı uçuşu, başkent Washington, DC'ye doğru gidiyordu. Uçak saat 10.03'de Shanksville, Pensilvanya yakınlarındaki bir araziye düştü. Uçağın yolcuları, uçağın kontrolünü yeniden ele geçirmeye çalıştı ve nihayetinde uçuşu amaçlanan hedeften saptırdı. Böylece 93 sayılı uçuş, 11 Eylül saldırılarında hedefini gerçekleştiremeyen tek uçak oldu. Uçağın içindeki 44 kişinin tamamı ölürken saldırı hedefinin Beyaz Saray veya Amerikan Kongre Binası olduğu tahmin edilmektedir. Guantanomo'daki cezaevinde tutulan ve ABD'de yargılanan Halid Şeyh Muhammed ve Remzi bin el-Şibh verdikleri ifadede, son uçağın hedefinin ABD Kongre Binası olduğunu söylemiştir.

FBI tarafından yürütülen araştırmalar neticesinde saldırıları gerçekleştiren kişilerin, Usame bin Ladin'in liderliğindeki el-Kaide ile bağlantılı olduğu belirlendi. ABD, el-Kaide'yi Afganistan'dan çıkarma ve bin Ladin'i iade etme taleplerine karşılık vermeyen Taliban'ı devirmek için Terörizmle Savaş'ı başlattı ve Afganistan'a karşı savaşa girdi. Birçok ülke terörle mücadele yasalarını güçlendirdi, terör saldırılarını önlemek için kolluk kuruluşlarının ve istihbarat teşkilatlarının yetkilerini artırdı. Saldırıdan birkaç gün sonra yaptığı açıklamayla saldırıların sorumluluğunu reddeden bin Ladin, 2004 yılında yayımladığı videoyla birlikte saldırıların sorumluluğunu kabul etti. El-Kaide ve bin Ladin, saldırının gerekçesi olarak ABD'nin İsrail'e verdiği desteği, ABD birliklerinin Suudi Arabistan'daki varlığını ve Irak'a uygulanan yaptırımları gösterdi. Bin Ladin, yakalanmadan geçirdiği yaklaşık on yıllık bir sürenin ardından, Abbottabad'daki kompleksinde bulunduğu sırada düzenlenen Neptün Mızrağı Harekâtı sonucunda ABD kuvvetleri tarafından öldürüldü.

Dünya Ticaret Merkezi'nin ve çevre altyapısının yıkılması, New York şehir ekonomisine zarar verdi ve küresel bir ekonomik durgunluğa sebep oldu. ABD ve Kanada sivil hava sahaları 13 Eylül'e kadar, Wall Street ise 17 Eylül'e kadar kapatıldı. Birçok kurum, kuruluş ve yapı olağanüstü hâl nedeniyle bir süreliğine kapalı kaldı. Dünya Ticaret Merkezi sahasının temizliği Mayıs 2002'de tamamlanırken Pentagon binası da bir yıl içerisinde onarıldı. 2977 ölüme, 25.000'den fazla yaralanmaya ve 10 milyar dolarlık maliyete neden olan 11 Eylül Saldırıları, ölü sayısı bakımından insanlık tarihinin en ölümcül terör saldırısıdır. Ayrıca 340 itfaiyecinin ölümüyle Amerika Birleşik Devletleri tarihindeki en yüksek sayıda itfaiyeci ölümünün yaşandığı olaydır.

11 Eylül saldırıları, yaşandığı günden beri birçok komplo teorisine konu olmuştur. En öne çıkan teori, İkiz Kuleler ve 7 Dünya Ticaret Merkezi'nin yıkılmasının kontrollü bir yıkım olduğudur. Ancak hükûmet incelemeleri ve bağımsız araştırmaların çoğu bu teorileri reddetmiştir. İnşasına Kasım 2006'da başlanan Özgürlük Kulesi, Kasım 2014'te açılmıştır. Ek olarak New York'taki Ulusal 11 Eylül Anıtı ve Müzesi, Arlington County'deki Pentagon Anıtı ve Pensilvanya kaza yerindeki Uçuş 93 Ulusal Anıtı da dâhil olmak üzere saldırıda ölenler için çok sayıda anıt inşa edilmiştir.

Tarihte bugün ne oldu? 11 Eylül günü meydana gelen önemli tarihsel olaylar

Dünya Bülteni/ Tarih Dosyası

GÜNÜN OLAYI

Dünya Tarihinde Yeni Bir Dönemin Habercisi 11 Eylül Olayı (2001)

Amerika Birleşik Devletleri tarihinin en büyük terör saldırısı ile sarsıldı. 11 Eylül 2001 günü kaçırılan sivil uçaklar ile askeri üs Pentagon’a ve Dünya Ticaret Merkezi binaları olan ikiz kulelere intihar saldırıları düzenlendi. İkiz kuleler yıkıldı olayda yüzlerce insan hayatını kaybetti. Amerika Birleşik Devletleri hatta bütün dünyada büyük bir şaşkınlık ve şok yaşandı. Ancak bu olay daha sonra ABD’nin dünyanın çeşitli bölgelerine müdahalesinin de yeni bahanesi oldu.

GÜNÜN KİŞİSİ

Pakistan’ın Kurucusu Muhammed Ali Cinnah (1876-1948)

Pakistan'ın kurucusu ve ilk devlet başkanıdır. Tüm Hindistan Müslüman Birliği ve Pakistan bağımsızlık mücadelesinin önderidir. Londra’da hukuk eğitimi almıştır. Önceleri Hindu-Müslüman birliğinden yana iken daha sonra Müslümanların bağımsızlığından yana tavır almıştır. Uzun bir mücadele sonunda Hint Müslümanlarını bir araya getirip Pakistan Devleti’nin kurulmasını sağlamıştır. Pakistan’ın Devlet Başkanı iken 11 Eylül 1948 tarihinde vefat etti.

GÜNÜN ÖNEMLİ OLAYLARI

Köprünün Çökmesi Şavaşın Sonucunu Belirledi ‘’ Zenta Olayı’’ (1697)

II.Viyana Kuşatmasından sonra başlayan savaşlar bütün hızı ile devam ediyordu.Osmanlı Devleti beş devlete karşı mücadele ediyordu.Ancak 1697’de 11 Eylül günü feci bir olay yaşandı.Osmanlı ordusu Zenta bölgesinde köprüden geçerken köprü çöktü.Ordunun ancak yarısı karşı tarafa geçebilmişti. Karşı tarafa geçenler düşman ordusu tarafından yok edildi. Başta sadrazam olmak üzere bir çok üst rütbeli kişi ile birlikte otuz bine yakın şehit verilmişti. Padişah II.Mustafa güçlükle kurtarılmıştı. Zenta olayı bu savaşlar sırasında bir dönüm noktası oldu.

Plevne Zaferi (1877)

93 Harbi felaketinin efsane savaşlarından olan Plevne müdafaasında Gazi Osman Paşa Ruslara karşı üçüncü zaferi 11 Eylül 1877’de kazandı. Düşman 15 bin civarında kayıp vermişti. Bir türlü Plevne’yi geçememişlerdi. Gazi Osman Paşa hiçbir yardım almadan savunmasını sürdürüyordu. Ruslar’ın buradaki toplam kaybı elli bine ulaşmıştı. İlerleyen günlerde Rus çarı bile bölgeye gelecektir.

İttihat Ve Terakki’nin Ünlü Tetikçisi ‘’Yakup Cemil’’ Kurşuna Dizildi(1916)

Binbaşı Yakup Cemil Çerkes kökenli bir Osmanlı subayıdır. İlk görev yeri Rumeli’de Enver Paşa’nın yanıdır ve burada İttihat Ve Terakki’ye katılmıştır. Aynı zamanda bölgedeki gayri Müslim çeteler ile mücadele ederek gayri nizami harp usullerini öğrenmiştir. Yer altı faaliyetleri ve gerilla savaşları ile ün kazandı. Bir çok faili meçhule adı karıştı. Bab-ı Ali baskınında yer aldı. I.Dünya Savaşı sırasında Teşkilat-ı Mahsusa’da görev aldı. Daha sonra İttihat Ve Terakki ile ters düştü. Hükümeti devirme planları olduğu iddia edilerek idama mahkum edildi ve 11 Eylül 1916 tarihinde kurşuna dizildi.

İrade-i Milliye Milli Mücadele’nin İlk Gazetesi (1919)

Sivas kongresinin son günü İrade-i Milliye adında bir gazete çıkarılmasına karar verildi. Yine aynı gün alınan bir karar ile milli cemiyetler tek çatı altında Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleştirildi. 

Ünlü Mücahit  Lider Ömer Muhtar Esir Düştü (1931)

Ömer Muhtar Libya’da İtalyan işgaline karşı direnen mücahitlerin lideri idi. İtalya onun başarılı mücadelesi karşısında çaresiz kalmıştı. Mussolini duruma el attı ve bölgeye sömürgelerin en meşhur generali Graziani’yi atadı.Graziani acımasız kararlar aldı ve mücahitleri yardım kaynaklarından mahrum etti. Sonunda Silanta mevkiinde bir sahabe mezarını ziyaret etmek isterken 11 Eylül 1931’de pusuya düşürüldü ve yakalandı.

TEMA Vakfı Kuruldu (1992)

1980 yılında Hayrettin Karaca'nın Türkiye'nin ilk özel arboretumunu (canlı ağaç müzesi-Yalova’da) kurması aynı zamanda TEMA düşüncesinin de başlangıcı olmuştur. Bitki toplamak amacıyla Türkiye'yi karış karış dolaşan Hayrettin Karaca, erozyon sorununun boyutlarını görünce, sorunun önemini herkese anlatmak ve kavratmak gerektiğine karar verir. TEMA 11 Eylül 1992 tarihinde, Karaca Arboretum'un kurucusu, BM Çevre Ödülü sahibi Hayrettin Karaca ve Tekfen Holding kurucu ortaklarından, Türk-B.D.T. İş Konseyleri Başkanı Nihat Gökyiğit tarafından kurulmuştur.

GÜNÜN DİĞER ÖNEMLİ OLAYLARI

1853- Elektrikli telgraf ilk kez kullanıldı.

1919- CHP’nin temelini oluşturan Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti, Sivas Kongresi’nin son günü kuruldu.

1926- Ankara otomatik telefon işletmesine açıldı.

1944- Türkiye, Mihver devletlerinden gelebilecek sığınmacılara karşı sınırlarını kapattı.

1954- Ankara’da ‘’Kıbrıs Türktür Komitesi’’ kuruldu.

1957- Ankara’da sağanak yağış sele yol açtı; 133 kişi öldü.

1970- Sovyetler Birliği liderlerinden Nikita Kruşçev öldü.

1973- Şili’nin sosyalist Başkanı Salvador Allende, Augusto Pinochet önderliğindeki ordu tarafından devrildi. Yönetimi terk etmeyeceğini bildiren Allende, ordu güçlerince öldürüldü.

1996- Türkiye İnternet omurgası Turnet açıldı.

2010 – 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası Yarı Final Maçında Türkiye Sırbistan'ı 83-82 yenerek finale yükseldi.

Sudan'da pazar yerine kanlı saldırı

Sudan Doktorlar Sendikası, ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında devam eden çatışmalarda başkent Hartum'un güneyindeki bir pazarı hedef alan hava saldırısında 43 kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu.

Sudan Doktorlar Sendikasından yapılan açıklamada, "Hartum'un güneyindeki Mayo Mahallesi'nde bu sabah onlarca kişinin hayatını kaybetmesine ve yaralanmasına neden olan şiddetli ve kanlı çatışmalar meydana geldi." ifadesine yer verildi.

Açıklamada, mahalledeki Goro pazarına yapılan hava saldırısı sonucu 43 kişinin yaşamını yitirdiği ve en az 55 kişinin yaralandığı belirtildi.

Hartum Güneyi Acil Durum Odası ise tüm sağlık personeline ve kan bağışçılarına, yaralıların tedavi edildiği bölgedeki Beşair Hastanesi'ne acil gelmeleri çağrısı yaptı.

Çatışan iki taraf birbirini suçluyor

Sudan ordusundan yapılan açıklamada, "Bugün (HDK'yi kastederek) isyancı milis medyası, her zamanki gibi, Silahlı Kuvvetlerin Mayo Mahallesi'ndeki sivilleri hedef alan bir saldırı düzenlediğine dair yanıltıcı ve asılsız iddiaları öne sürdü. Silahlı Kuvvetler, bunu bilen kendi halkına ateş açamayacaklarını teyit ediyor." denildi.

HDK'nin sınır dışından getirdiği paralı askerleri kullanarak savaştığı belirtilen açıklamada, "Silahlı Kuvvetler, profesyonel bir ordu olarak uluslararası insancıl hukuka tamamen bağlı kalarak, masum vatandaşlarımızdan ve sivillerden uzakta, saldırılarını meşru askeri hedefler olarak isyancıların konuşlandığı noktalara ve üslerine yöneltiyor." ifadesi yer aldı.

HDK, "Ordu, pazar sabahı Hartum'un güneyindeki Mayo Mahallesi sakinlerine hava saldırısı düzenledi." açıklamasında bulundu.

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, 6 Eylül'de, HDK'yi feshetme kararı almıştı.

Sudan'da ordu ile HDK arasındaki çatışmalar

Sudan ordusu, bir zamanlar desteklediği ancak bağımsız ve paralel bir ordu gibi davranması nedeniyle tehdit olarak gördüğü HDK'nin 2 yıl içinde tamamen orduya entegrasyonunu istemişti.

HDK'nin ise sivil hükümetin ardından yaklaşık 10 yıla yayılan bir süreçte bunu kabul edebileceğini açıklamasıyla başlayan sözlü savaş ve gerginlik, 15 Nisan sabahı taraflar arasında başkent Hartum ve çeşitli kentlerde silahlı çatışmaya dönüşmüştü.

Hartum ve çevresiyle özellikle batıdaki kentlerde süren şiddetli çatışmalarda çoğu sivil 3 binden fazla kişi hayatını kaybetti, on binlerce kişi yaralandı.

Birleşmiş Milletler, Sudan'daki çatışmalar nedeniyle 4,3 milyondan fazla kişinin yerinden olduğunu bildirdi.

Ş, V, G, H harflerindeki şehirlerimizin listesi nedir?

Türkiye'deki 81 ilin bu dört harften hangisi diğer üçünden daha az bulunur.

Kim Milyoner Olmak İster yarışmasında sorulan 1 milyon liralık soruydu .

Sorunun cevap şıkları ise şöyle oldu:

A) Ş

B) V

C) G

D) H

1 milyon liralık sorunun doğru cevabı şöyle:

Türkiye'nin içerisinde Ş harfi olan illeri hangileri?

Ş harfli illerimizin isimleri ve sayısı şöyle:

Şırnak

Uşak

NevŞehir

KırŞehir

Muş

Şanlıurfa

Kahramanmaraş

Gümüşhane

Eskişehir

Ş harfini içeren 9 tane şehrimiz bulunuyor.

Türkiye'nin V harfli illeri hangileridir?

Artvin

Nevşehir

Sivas

Yolva

Van

V harfi içerinde 5 tane şehrimiz var.

G harfinde kaç şehrimiz var?

Bingöl

Yozgat

Zonguldak

Gaziantep

Giresun

Gümüşhane

G harfi içeren 6 adet şehrimiz var.

H harfli şehirlerimiz:

Afyonkarahisar

Ardahan

Eskişehir

Gümüşhane

Kahramanmaraş

Kırşehir

Kütahya

Nevşehir

Hatay

Hakkari

10 tane H harfi içeren ilimiz var.

Doğru cevap: V harif olacak (Toplamda 5 ilimizin isminde v harfi bulunmaktadır)

Bütün illerimizin listesi ise şöyle:

Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Aksaray
Amasya
Ankara
Antalya
Ardahan
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bartın
Batman
Bayburt
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Düzce
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Iğdır
Isparta
İstanbul
İzmir
Kahramanmaraş
Karabük
Karaman
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kilis
Kırıkkale
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Mardin
Mersin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Osmaniye
Rize
Sakarya
Samsun
Şanlıurfa
Siirt
Sinop
Şırnak
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Uşak
Van
Yalova
Yozgat
Zonguldak

G20 Liderler Zirvesinde yoğun diplomasi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Hindistan'ın ev sahipliğindeki 2023 G20 Liderler Zirvesi kapsamında, ülkeyi ve bölgesel gelişmeleri önceleyen diplomasi trafiği yürüttü.

Konakladığı otelde Kişida Fumio'yu kabul eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirvenin ev sahibi Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile Bharat Mandapam Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi'ndeki karşılama töreninde ayaküstü sohbet etti.

Erdoğan, zirvenin ilk gününde iki oturuma katılırken, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Şeyh Muhammed Bin Zayed Al Nahyan, Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva, Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol ile görüştü, Almanya Başbakanı Olaf Scholz ile Dünya Bankası Başkanı Ajay Banga'yı kabul etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ilk gün, Türkiye, Meksika, Endonezya, Güney Kore ve Avustralya'dan oluşan kıtalar arası gayriresmi istişare ve eş güdüm platformu MIKTA üyesi ülkelerin devlet başkanlarıyla bir araya geldi.

Erdoğan, Avustralya Başbakanı Anthony Albanese, Endonezya Devlet Başkanı Joko Widodo, Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol ve Meksika Ekonomi Bakanı Raquel Buenrostro'nun yer aldığı MIKTA toplantısında, "Hemen her gün 'ifade özgürlüğü' kılıfıyla 2 milyar insanın en mukaddes değerlerine saldırılmasına izin verilmesi asla kabul edilemez. Hangi dine mensup olursa olsun insana saygı duyan herkesin buna itiraz etmesi gerektiğine inanıyoruz. Türkiye olarak bu konudaki tepkimizi ifade etmeyi sürdüreceğiz." mesajını verdi.

Erdoğan ayrıca, "Küresel sistemdeki adaletsizlikler büyürken, uluslararası kuruluşların bu sorunlara çözüm üretme kabiliyeti ise maalesef azalıyor. Bu tablo çatışmaların barışçıl yollardan çözümü, daha adil bir dünyanın inşa edilmesi, çok taraflılığın güvence altına alınması noktasında bizim sorumluluğumuzu daha da artırmaktadır. Her fırsatta dile getirdiğimiz 'Dünya 5'ten büyüktür' tespitimizin gerisinde işte bu durum vardır." ifadesini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ile görüştü

Zirvenin ikinci gününde G20 ülkelerinin liderleriyle Mahatma Gandhi Anıt Mezarı'nı ziyaret eden Erdoğan, zirvenin üçüncü oturumunun ardından "kapanış oturumu" ile "dönem başkanlığı devir teslim dönemi töreni"ne katıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirvenin ikinci gününde Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bin Abdülaziz El Suud ve zirveye özel davetle katılan Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile bir araya geldi, Avrupa Birliği Konseyi Başkanı Charles Michel'i kabul etti.

Erdoğan'ın Selman ile görüşmesinde, Türkiye-Suudi Arabistan ikili ilişkilerinin yanı sıra bölgesel ve küresel meseleler, Sisi ile görüşmesinde, Türkiye-Mısır ikili ilişkileri, ticaret hacminin artırılması, enerji alanındaki yeni işbirlikleriyle bölgesel ve küresel konular ele alındı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sisi ile görüşmede, karşılıklı büyükelçi atamalarıyla ilişkilerin yeni bir döneme girdiğine işaret ederek, ikili münasebetlerin hak ettiği seviyeye en kısa zamanda ulaşacağına olan inancını dile getirdi.

Mısır yönetiminin Türk yatırımcı ve firmalarına verdiği desteğin önemli olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, LNG, nükleer enerji, kültür ve eğitim alanlarındaki işbirliğini canlandırmaya da önem verdiklerinin altını çizdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki gün süren zirvedeki temaslarını Hindistan Başbakanı Modi'yi kabulü ile tamamladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan önemli açıklamalar

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Küresel gıda güvenliğine katkı için yakın zamanda Gıda Güvenliği Çalışma Grubunu toplayacağız." dedi.

Hindistan'ın başkenti Yeni Delhi'de düzenlenen 18'inci G20 Liderler Zirvesi'nin sona ermesinin ardından düzenlenen basın toplantısında konuşan Erdoğan, Fas'ta meydana gelen depremde hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, yaralılara şifa diledi.

Erdoğan, ülkesi ve milleti adına tüm Fas halkına "geçmiş olsun" dileğinde bulunduğunu belirterek, "Daha 6 ay önce asrın felaketini yaşamış bir ülke olarak tüm imkanlarımızla Faslı kardeşlerimize yardıma hazırız. 18. G20 Liderler Zirvesi'ni Hindistan'ın ev sahipliğinde tamamlamış bulunuyoruz. Bu vesileyle dönem başkanlığı görevini başarıyla icra eden Hindistan'ı, şahsım, milletim adına tebrik ediyorum. Şahsıma, eşime ve heyetime gösterdikleri misafirperverlik için Başbakan Sayın Modi başta olmak üzere emeği geçen herkese müteşekkirim." diye konuştu.

Bu seneki zirvenin temasının "Tek Dünya, Tek Aile ve Tek Gelecek" olduğunu hatırlatan Erdoğan, zirve oturumlarının ilkinde gezegenin karşılaştığı çevre sorunlarını istişare ettiklerini dile getirdi.

Erdoğan, iklim değişikliği, biyolojik çeşitliliğin kaybı ve üçlü gezegen krizinin etkisini daha fazla hissettirdiğini anlatarak, orman yangınlarından, sel felaketlerine, kuraklıktan ısınmaya kadar geniş bir yelpazede bunun yıkıcı sonuçlarını gördüklerini söyledi.

"NÜKLEER VE HİDROJEN YATIRIMLARINDA ÖNEMLİ ADIMLAR ATIYORUZ"

Türkiye'nin özellikle sera gazı salınımlarında sorumluluğunun oldukça düşük olduğuna dikkati çeken Erdoğan, buna rağmen Türkiye olarak dünyanın ve insanlığın ortak geleceğini ilgilendiren bu hayati meselede elini taşın altına koyduklarını vurguladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Paris İklim Anlaşması'na '2053 net sıfır emisyon' ve 'yeşil kalkınma' hedefleriyle en anlamlı katkıyı yapan ülkeler arasında olduklarını belirterek, şunları kaydetti:

"Hem yenilenebilir enerji hem de nükleer ve hidrojen yatırımlarında önemli adımlar atıyoruz. Yenilenebilir kurulu güç bakımından Avrupa 5'incisi dünya 12'ncisiyiz. Enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji alanlarında attığımız adımlar, yıllık 90 milyon ton karbon eş değeri sera gazı emisyonunu engelledi. '2053 yılı net sıfır emisyon' hedefimiz doğrultusunda 2030 senesine kadarki emisyon azaltma hedefimizi iki katına çıkardık. Çölleşme ve erozyonla mücadelede dünyanın lider ülkelerinden biriyiz. Geniş bir alanda hayata geçirdiğimiz projelerle daha yeşil, daha temiz, daha yaşanabilir bir Türkiye ve dünya için çalışıyoruz."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, eşi Emine Erdoğan'ın öncülüğünde hayata geçirilen Sıfır Atık Projesinin bu süreçte bir dönüm noktası olduğunu anlatarak, "Dünya Ortak Evimiz" sloganıyla yürütülen projenin 3'ü Birleşmiş Milletler ofis ve programlarından olmak üzere 5 uluslararası ödüle layık görüldüğünü söyledi.

"GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERE FİNANSMAN VE TEKNOLOJİ TRANSFERİNİN ARTTIRILMASINA DİKKAT ÇEKTİK"

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararıyla Sıfır Atık Projesinin küresel bir harekete dönüştüğünü aktaran Erdoğan, "Bu kararla 30 Mart 'Uluslararası Sıfır Atık Günü' olarak ilan edildi. Önerimiz sayesinde G20 bildirgesinde sıfır atık girişimlerinin önemine dikkat çekildi. Zirvenin ilk oturumunda gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki yük paylaşımının adil bir şekilde yapılmasının önemini vurguladık. Ayrıca gelişmekte olan ülkelere yönelik finansman ve teknoloji transferinin arttırılmasının ehemmiyetine dikkat çektik." ifadelerini kullandı.

Erdoğan, bundan sonra da dünyanın korunması için çalışmaya devam edeceklerini dile getirerek, "Tek Aile başlıklı ikinci oturumda hiç kimsenin geride bırakılmaması, buradan hareketle küresel dayanışmayı güçlendirmeye yönelik çabalarımızı aktardık. Mülteciler ve yerinden edilmiş kişilerin kendi ülkelerine gönüllü, güvenli ve onurlu bir şekilde geri dönüşleri için yapılması gerekenleri ifade ettik." şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir hususun altını özellikle çizmek istediğini söyledi.

"İnancımız, kültürümüz ve kökenimiz ne olursa olsun hepimiz 8 milyarlık büyük insanlık ailesinin birer ferdiyiz." diyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bir parça ekmek ve su bulamadıkları için çocukların öldüğü, her yıl on binlerce umut yolcusunun çöllerde hayatını kaybettiği, denizlerimizin hızla devasa bir mülteci mezarlığına dönüştüğü, savaşlar ve çatışmalar dolayısıyla milyonların evlerini terk ettiği, onca retoriğe rağmen insan hayatının giderek değersizleştiği, ezcümle hemen yanı başımızda yürek parçalayıcı trajedilerin yaşandığı bir dünyada, hiçbirimiz kendimizi güvende hissedemeyiz. Bir tarafta 735 milyon kişi açlıkla mücadele ederken, diğer tarafta lüks, şatafat ve israf alıp başını gitmişse burada çok ciddi bir sorun var demektir."

"TÜRKİYE OLARAK, BİZ BU ADALETSİZLİKLERE İTİRAZ EDİYORUZ"

Erdoğan, gelinen noktada Afrika'dan Asya'ya milyarlarca insanın bir avuç elitin keyfi ve refahı için çok kötü şartlarda çalıştığını ve ter döktüğünü kaydederek, "Bu ne adildir ne insanidir ne de vicdanidir. Sorunlarımızın sebebi kaynak kıtlığı değildir, merhamet eksikliğidir." dedi.

Türkiye olarak bu adaletsizliklere itiraz ettiklerini vurgulayan Erdoğan, "Daha adil bir dünyanın mümkün olduğuna inanıyoruz. Milli gelire oranla dünyanın en fazla yardım yapan ülkesiyiz. Ülkemize sığınan 4 milyonu aşkın mazlum ve mağdura sahip çıkıyoruz. Suriye'nin kuzeyini terör örgütlerinden temizleyerek, bu bölgede kardeş ülkelerin desteğiyle kalıcı konutlar inşa ederek, eğitimden güvenliğe her alanda ihtiyaçları gidererek, insanları göçe zorlayan asıl nedenleri kaynağında ortadan kaldırıyoruz." diye konuştu.

Erdoğan, şimdiye kadar 600 bine yakın Suriyelinin güvenli, gönüllü, insan onuruna yakışan bir şekilde vatanına geri döndüğünü, projelerinin hayata geçmesiyle de bu sayının daha da artacağını dile getirdi.

"33 MİLYON TON TAHIL ULUSLARARASI PİYASALARA ULAŞTIRILDI"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 1,5 yıldır devam eden ve yüz binlerce insanın canına mal olan Rusya-Ukrayna savaşını sonlandırmak için yoğun çaba harcadıklarını söyledi.

Tarafları aynı masa etrafında toplayan İstanbul sürecinden, esir takaslarına ve Karadeniz Girişimi'ne kadar pek çok diplomatik hamleye imza attıklarına dikkati çeken Erdoğan, "Karadeniz Girişimi çerçevesinde, 33 milyon ton tahıl uluslararası piyasalara ulaştırıldı. Girişim sayesinde gıda krizinin daha fazla derinleşmesinin önüne geçtik. Şahsi temaslarımız sonucunda, girişim 3 kez uzatıldı. Hafta başında, pazartesi günü Sayın Putin'in daveti üzerine Soçi'ye yaptığım ziyarette bu meseleyi kendisiyle bir kez daha enine boynuna konuştuk." değerlendirmesinde bulundu.

"KARADENİZ'DE SÜKUNETİ BOZACAK HER TÜRLÜ ADIMDAN UZAK DURULMASI GEREKTİĞİ KANAATİNDEYİZ"

Rusya-Katar ve Türkiye olarak gıda sıkıntısı çeken Afrika ülkelerine yönelik 1 milyon ton tahılın işlenerek, ulaştırılmasına önem verdiklerine vurgu yapan Erdoğan, şöyle konuştu:

"El ele vererek bunu gerçekleştireceğiz. Tahıl meselesinde Rusya'yı dışlayan bir sürecin sürdürülebilir olma ihtimali çok düşüktür. Karadeniz'de sükuneti bozacak, bölgede gerilimi tırmandıracak her türlü adımdan uzak durulması gerektiği kanaatindeyiz. Bugüne kadar Montrö'yü titizlikle uygulayarak ve taraflarla sürekli diyalog halinde kalarak, böyle bir duruma mahal vermedik. Küresel gıda güvenliğine katkı için yakın zamanda Gıda Güvenliği Çalışma Grubu'nu toplayacağız. Gerek Rusya gerek Ukrayna gerekse Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplumla yakın temas içinde olmayı sürdüreceğiz. Zirve bildirgesinde ülkemizin tüm bu çabalarından hakkıyla bahsedildi."

Erdoğan, zirvede ayrıca Afrika Birliği'nin G20'ye daimi üyelik talebinin Türkiye'nin de güçlü desteğiyle karara bağlandığını ifade ederek, "Afrika Birliği'nin şahsında tüm Afrikalı kardeşlerimizin G20 üyeliğinin hayırlı olmasını diliyor, kendilerine aramıza hoş geldiniz diyorum." şeklinde konuştu.

"MÜSLÜMANLARI VE MÜLTECİLERİ HEDEF ALAN SALDIRILAR TAHAMMÜL SINIRLARINI AŞTI"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "tek dünya, tek aile ve tek gelecek" idealine en büyük zararı tıpkı bir veba gibi yayılan İslam düşmanlığı ve yabancı karşıtlığının verdiğini belirtti.

Müslümanları ve mültecileri hedef alan saldırıların kimi Batı ülkelerinde artık tahammül sınırlarını aştığını, bazı yerlerde de nefret furyasına dönüştüğünü dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Demokrasi ve insan hakları savunuculuğu yapan ülkelerin çoğu bu barbarlık karşısında maalesef üç maymunu oynamaktır. Polis koruması altında Kur'an-ı Kerim yakılması fikir özgürlüğü değil, çok açık bir provokasyondur, nefret suçudur. Hiç kimse bizden buna sessiz ve tepkisiz kalmamızı bekleyemez. İnsanlığın ortak geleceği adına İslam düşmanlığının yükseldiği tüm ülkelerin, bu konuda artık daha kararlı politikalar izlemesi gerektiğine inanıyorum. Mevzuatla ilgili bir açık varsa giderilmelidir. Kanun gerekiyorsa süratle yapılmalıdır. Uluslararası camianın sorumlu bir üyesi olarak, 'Dost acı söyler' prensibinden hareketle hakikatleri tüm açıklığıyla söylemeyi görev biliyoruz. Bununla birlikte başta Birleşmiş Milletler olmak üzere üyesi bulunduğumuz platformlarda bu konuyu gündeme getiriyoruz."

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 15 Mart'ın "İslamofobi ile Mücadele Uluslararası Günü" olarak kabul edilmesine katkı sağladıklarını kaydeden Erdoğan, "Gerek İnsan Hakları Konseyinin gerekse Genel Kurulun, Kur'an-ı Kerim'e yönelik saldırılarla ilgili kararları bu minvalde önemlidir. Kimi ülkelerin, bu eylemler karşısında çeşitli idari ve hukuki tedbirler aldığını görüyor, bundan da memnuniyet duyuyoruz. Ülkemizin teklif ve gayretleriyle, kutsal kitaplara saldırı G20 bildirisinde de kınanmıştır." dedi.

Erdoğan, insani değerleri savunan, insan hak ve hürriyetlerine önem veren, farklı inanç mensuplarının barış içinde yaşayabileceğine inanan herkesi, Türkiye'nin çabalarına destek vermeye çağırdığını ifade etti.

"HİNDİSTAN İLE BAŞTA EKONOMİ OLMAK ÜZERE PEK ÇOK ALANDA CİDDİ BİR POTANSİYELE SAHİBİZ"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yıl MIKTA'nın 10. kuruluş yıl dönümünün idrak edildiğini belirterek, "Endonezya'nın dönem başkanlığında liderler olarak, MIKTA'nın son 10 yılını ve geleceğe dair planlarımızı gözden geçirdik. Ziyaretim çerçevesinde Sayın Hindistan Başbakanı Modi ile ikili bir görüşmemiz oldu. Güney Asya'daki en büyük ticaret ortağımız olan Hindistan ile başta ekonomi olmak üzere pek çok alanda ciddi bir potansiyele sahibiz." dedi.

Özellikle seçim belirsizliğinin geride kalmasıyla birlikte bu potansiyeli en üst seviyede hayata geçirebilecek imkana kavuşulduğuna inandığını anlatan Erdoğan, "Yüzde 90'ları bulan rekor katılımla gerçekleşen 14-28 Mayıs seçimleri, hem Türk demokrasisinin gücünü hem de milletimizin iktidarımıza olan güvenini teyit etti. Attığımız her adımla bu güveni daha da perçinliyoruz." ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, çarşamba günü kamuoyuyla paylaştıkları Orta Vadeli Program'ın, hem içeride hem yurt dışında takdirle karşılandığını gördüklerini ifade ederek, şöyle konuştu:

"Dünya Bankası tarafından yapılan açıklama, Türkiye ekonomisine duyulan güvenin bir tezahürüdür. Dünya Bankası Grubu 17 milyar dolarlık yatırım paketinin üzerine, 18 milyar dolarlık yeni bir yatırım paketi daha ekledi. Böylece bankanın, Türkiye'de önümüzdeki 3 yıl içinde planladığı yatırımların büyüklüğü 35 milyar dolara ulaşacak. Ülkemize yönelik önyargılar kırıldıkça, Dünya Bankası'na yeni kurumlar eklenecektir. Ekonomimizdeki başarılarla birlikte uluslararası yatırımların daha da arttığını hep birlikte göreceğiz."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Bir taraftan 6 Şubat depremlerinin yaralarını süratle sararken, diğer taraftan da Türkiye Yüzyılı hedeflerinden asla kopmayacaklarını vurgulayan Erdoğan, ziyaretinin, diğer hususların yanında, büyüyen ve güçlenen Türkiye gerçeğinin daha iyi anlaşılmasına vesile olduğu kanaatine vardığını söyledi.

Zirvenin ev sahibi Hindistan Başbakanı Narendra Modi'nin yanı sıra iki günlük zirve boyunca pek çok ikili görüşme gerçekleştirdiklerini anlatan Erdoğan, bu kapsamda Japonya Başbakanı Kişida Fumio, Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı ve Abu Dabi Emiri Şeyh Muhammed Bin Zayed Al Nahyan, Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, Almanya Federal Cumhuriyeti Başbakanı Olaf Scholz, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bin Abdülaziz El Suud, Avrupa Birliği Konseyi Başkanı Charles Michel, Dünya Bankası Başkanı Ajay Banga ile son derece verimli görüşmeleri olduğunu aktardı.

Erdoğan, iki gün boyunca gerçekleştirdikleri tüm istişarelerin hayırlı olmasını temenni etti. Hindistan Dönem Başkanlığına teşekkürlerini sunan Erdoğan, görevi devralan Brezilya'ya da başarılar diledi.

"SÜRATLE BU PROJEYİ HAYATA GEÇİRMENİN GAYRETİ İÇERİSİNDEYİZ"

Konuşmasının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Erdoğan, Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru'yla ilgili bir soru üzerine şöyle konuştu:

"Her şeyden önce bu koridorla ilgili çalışmamızda, Körfez ülkeleri buna dahil, Irak buna dahil ve Türkiye üzerinden böyle bir koridorun açılmasıyla Körfezi, Basra'dan Avrupa'ya bağlayan bir koridor. Bu koridorla ilgili özellikle de Birleşik Arap Emirlikleri, Irak, Türkiye burada hassas davranıyoruz ve süratle de bu projeyi hayata geçirmenin gayreti içerisindeyiz. Şu an itibarıyla Dışişleri Bakanlarımız, Ulaştırma Bakanlarımız müşterek bir çalışmanın içerisine girerek, bunu birkaç ay içerisinde uygulamaya geçirmenin gayreti içinde olacağız."

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile görüşmesi sorulan Erdoğan, ağırlıklı olarak Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinin yarınlarına yönelik ne gibi adımlar atılacağının üzerinde durduklarını, siyasi, ekonomik, kültürel birçok konuyu aralarında görüştüklerini aktardı.

"BÖLGEYİ SÜKUNETE DAVET ETMEKTEN BAŞKA ÇAREMİZ YOK"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ermenistan-Azerbaycan sınırındaki son duruma ilişkin değerlendirmesinin sorulması üzerine, şöyle konuştu:

"Bununla ilgili bugün Sayın İlham Aliyev'le de görüşme yaptım. Bu görüşmeden sonra da yarın büyük ihtimalle Sayın Paşinyan'la da (Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan) bir görüşmem olacak. Bölgeyi sükunete davet etmekten başka çaremiz yok. Fakat burada özellikle Hankendi'de, Karabağ'da şu anda atılan bu adımlar, doğru adımlar değil. Bunu kabullenmek, mümkün de değil. Nitekim, Avrupa Birliği üyesi ülkeler de bunu kabullenmiyor. Charles Michel'le de (AB Konseyi Başkanı) yaptığım görüşmede, onlar da bu gelişmelere olumlu yaklaşmıyorlar. Tabii biz de buna olumlu bakmıyoruz. Nitekim yarın yapacağımız görüşmede, Sayın Paşinyan'a da bu konuda uyarı yapmalarını ve kesinlikle böyle bir seçimi kabullenmenin mümkün olmadığını onlara da ifade edeceğiz. Şu ana kadar görüştüğümüz tüm dost, Batılı ülkeler vesaire böyle bir şeyi zaten seçimi kabullenmiyorlar. 'Bu olacak bir iş değil. Kabul edilebilecek bir seçim değil.' diyorlar."

"FAKİRLİKLE MÜCADELEDE ÖZELLİKLE AFRİKA ÜLKELERİNE YÖNELİK ADIMLARIMIZI ATMAYA DEVAM EDECEĞİZ"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya'dan tahıl sevkiyatına yönelik eleştirilerle ilgili bir soruya şöyle yanıt verdi:

"Doğrusu ben bu eleştirilere katılmıyorum. Çünkü 33 milyon ton, Rusya şu ana kadar Karadeniz koridorundan tahıl ithali yaptı. Fakat burada bir gerçek var, yani bunun yüzde 44'ünü Batı aldı, yüzde 14'ü bize geldi. Bunun yüzde 14'ü Afrika ülkelerine gitti. Sayın Putin'in buradaki ısrarı, 'Batı bize verdiği sözleri tutmadı.' diyor. 'Biz ücretsiz olarak bilabedel bu tahılı verelim. Türkiye olarak siz bunu una çevirin. Katar'ı da yanımıza alalım. Bu şekilde fakir Afrika ülkelerine biz bu tahılı gönderelim.' diyor. Sayın Putin'in en son pazartesi günü yaptığımız görüşmede de ısrarla üzerinde durduğu, 'Fakir ülkelere bu tahılı göndermeye ben varım bilabedel.' Biz de aynı şekilde düşünüyoruz. Katar aynı şekilde düşünüyor. Bu şekilde bu süreci işletmekten yanayız. Bu konuda Sayın Putin şimdilik 1 milyon tonu kabullendi. Burada da Sayın Lavrov'la yaptığım görüşmede yine ifade ettim, 'Bunu, 1 milyon tonu bu şekilde bırakmayalım. Yeniden bunu arttırmanın gayreti içerisinde olalım. Çünkü gerçekten fakir Afrika ülkeleri buraya bakıyor. Acaba Rusya'dan ne kadar tahıl gelir?' 'Bunun üzerinde düşünelim.' dediler. Biz de telefon diplomasisiyle de olsa çalışmaya devam edeceğiz. Dışişleri Bakanım aynı şekilde bu süreci takip edecek. Çünkü biz fakirlikle mücadelede özellikle Afrika ülkelerine yönelik bu adımlarımızı atmaya devam edeceğiz."

Soçi ziyareti hatırlatılan Erdoğan, "Putin'in tahıl anlaşması için iki isteğinden bahsetmiştiniz. Bununla ilgili olarak BM'nin çalışma yürüteceğini ifade ettiniz. Söz konusu çalışmalara ilişkin Sayın Guterres ile burada görüşme imkanınız oldu mu. Tahıl koridorunun geleceğini nasıl görüyorsunuz?" sorusu üzerine, şu değerlendirmede bulundu:

"Yeniden tahıl koridorunun işlevsel hale gelmesinde ümitsiz değilim, yine bu süreç başlayabilir. Ancak Guterres'in bir mektubu var. Kendisinden bu mektubu güncelleyen ikinci bir mektubun gönderilmesi noktasında bir talebimiz olacak. Bu gerek sigorta gerekse swiftle ilgili olarak bunu güncellemesiyle burada yeni bir gelişme olabilir. Bunun da takipçisi olacağız."

Afrika Birliği'nin G20'ye üye olduğunun hatırlatılması ve "Bunu adil dünya için bir adım olarak değerlendiriyor musunuz?" sorusu üzerine Erdoğan, "Doğrusu bu gelişmeler bana göre olumlu, güzel bir gelişme. Hele hele Afrika'nın buraya bu şekilde üye olması bu süreci daha da bana göre canlandırdı diye düşünüyorum. Bu konuyla ilgili olarak kabul büyük bir alkışla karşılık buldu. Bu da tabii bizi ayrıca heyecanlandırdı." diye konuştu.

Erdoğan, bundan sonraki süreçte ilgili ülkelerin Afrika'yla olan münasebetlerini çok daha dikkatli, çok daha hassas yürüteceğini düşündüğünü belirterek, temennilerinin ise ilişkileri daha da canlı hale getirmek ve bu süreci canlı tutmak olduğunu ifade etti.

BİDEN'LA F-16 TEMASI

Zirvede, ABD Başkanı Joe Biden ile F-16'yla ilgili bir teması olup olmadığı sorulan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Burada da Sayın Biden'la bir görüşmemiz ayaküstü de olsa oldu. Orada F-16 konusunu da görüştük. Tabii F-16 konusunda maalesef dostlar işi alıyorlar, götürüyorlar, 'İsveç de İsveç' diyorlar. Şimdi bu şekilde yaklaşım bizi ciddi manada üzmektedir. Böyle dendiği zaman benim vereceğim bir cevap var. Siz her şeyi kongre kongre diyorsunuz. Benim de kongrem var. Benim kongrem neresi? Türkiye Büyük Millet Meclisi. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden bu tür bir karar geçmediği sürece benim 'evet' demem mümkün değil. Tek başıma karar verecek noktada değilim. Meclisimden geçmesi lazım. İsveç'in üzerine düşen görevleri yerine getirmesi lazım. O da üstüne düşen görevleri yerine getirmediği sürece tabii ki ben Meclisimin vereceği kararı beklemek durumundayım."

PUTİN VE Şİ'NİN ZİRVEYE KATILMAMASI

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in zirveye katılmaması hatırlatılan Erdoğan, "İkili görüşmelerde bu konu gündeme geldi mi? İki liderin yokluğu zirveye nasıl yansıdı? Sizce gelecek G20 Zirvesi'nde bu iki lideri görebilecek miyiz?" şeklindeki soruyu da her iki lideri de temsilen Dışişleri Bakanlarının zirvede bulunduğu yanıtını verdi.

Çin Başbakanı Li Çiang ve Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ile görüşmediğini ama Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'la uzun uzadıya bir görüşme yaptığını aktaran Erdoğan, "Konuyla ilgili gerek Rusya'nın buradaki duruşuyla ilgili zaten pazartesi günü Soçi'de de görüşmelerimiz olmuştu. Burada da bu görüşmeleri yaptık. Tabii ki Şi Cinping'in de burada olması isabetli olurdu ama kendilerini temsilen başbakanı gönderdiler. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda bizler bulunacağız. Orada birçok liderler şüphesiz ki yine bulunacak. Onlardan da gelenlerle orada görüşmelerimiz muhakkak etraflıca olacaktır." diye Konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasetin boşluk kabul etmeyeceğini, kendilerinin siyasette bu boşluklara fırsat vermeyeceklerini dile getirdi.

"(TÜRKİYE-BAE) ŞU ANDA İLİŞKİLERİMİZ GÜÇLÜ BİR KONUMDADIR"

Erdoğan, "Gelinen aşamada Türkiye-Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz? BAE, Orta Doğu, Avrupa ve Hindistan arasındaki ekonomik koridorun geliştirilmesine nasıl katkıda bulundu?" sorusu üzerine, özellikle Orta Doğu'yla ilgili koridor çalışmasında BAE dahil, Suudi Arabistan, Irak, Türkiye birlikte bu çalışmayı yürüteceklerini dile getirdi.

Bunun için de zaman kaybına tahammülleri olmadığını belirten Erdoğan, hızla bunu devam ettireceklerini aktardı.

Erdoğan, son Körfez seyahatinde 50 milyar doların üzerinde tutarı olan 13 anlaşma imzaladıklarını anımsatarak, "Bu 13 anlaşmayla özellikle Birleşik Arap Emirlikleri ile Türkiye arasındaki işbirliği çok daha güçlü bir noktaya taşındı, çok daha farklı bir konuma geldi. Burada da Muhammed Bin Zayed'le yine etraflıca bir ikili görüşmemiz oldu. Bundan sonraki süreçte de bu görüşmelerimizi gerek bakan arkadaşlarımız, gerekse şahsım devam ettireceğiz. Şu anda ilişkilerimiz güçlü bir konumdadır." ifadelerini kullandı.

Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen bölgelerdeki son durumla ilgili soru üzerine Erdoğan, "Öncelikle deprem bölgesine yönelik depremzedelerin bir an önce konutlarına kavuşabilmesi için çalışmalarımızı çok yoğun bir şekilde devam ettiriyoruz ve hedefimiz köy evleri, normal konutlar, bunları 1 yıl ile 2 yıl içerisinde tamamlamak. Şu anda ilgili Bakan arkadaşım ekipleriyle TOKİ, bu çalışmaları sürdürüyor. Dikey mimari değil daha çok yatay mimariyle bu konutları yapacağız." ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru'na ilişkin soru üzerine şunları söyledi:

"'Tek Kuşak Tek Yol', biliyorsunuz Çin'in bir projesiydi. Bu projeyi Çin takip ediyor, devam ediyor ama diğeri ise daha çok Körfez ülkelerinin sahiplendiği, bizim de içinde olduğumuz, Türkiye, Irak, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, hep birlikte attığımız bir adım. Temenni ediyorum ki bütün bunlar tarihteki İpek Yolu'yla koordineli bir adım. En güzel şekilde bunun neticesini almak için kararlı olmamız lazım, çalışmamız lazım. Gerek altyapı gerek üstyapı çalışmalarını da sürdürmemiz gerekiyor. Bunları yaptığımız takdirde kısa zamanda netice alacağımıza inanıyorum."

Ev sahibi ülke Hindistan'ın Başbakanı Narendra Modi'nin Rusya-Ukrayna Savaşı'nda barışı sağlama adına attığı adımlara ilişkin soruyla ilgili Erdoğan, herkesin gayretinin karşılığını alacağını, Modi'nin de kendisine göre bu alanda attığı bazı adımların olduğunu ifade etti.

Erdoğan, kendisinin de bu alanda attığı adımların olduğunu hatırlatarak, "Pazartesi günü Soçi'de olduğumu söyledim ve Soçi'de heyetler arası görüşmeler yaptık, Sayın Putin'le benim ikili görüşmem oldu. Bütün bunların hepsi acaba Rusya ile Ukrayna arasındaki bu savaşı nasıl durdururuz? Nasıl buna noktayı koyarız ve bölgeyi bir barış bölgesi haline yeniden getiririz? Derdimiz bu." değerlendirmesinde bulundu.

"BİZİ 50 YILDIR AB ÜYESİ ÜLKELER HEP OYALAMIŞTIR"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, gazetecilerin Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Charles Michel'le görüşmesi hatırlatılarak AB'ye katılımla ilgili Türkiye'nin perspektifinin sorulması üzerine Erdoğan, şöyle konuştu:

"Tabii ki yani şu an Michel ile neyi görüşeceksin? AB'yi görüşeceksin. Görüştük ama Sayın Michel'in tek başına karar verme yetkisi yok. O da tabii bütün AB üyesi ülkelerle görüşerek bir karar vermenin gayreti içerisinde. Bizi 50 yıldır AB üyesi ülkeler hep oyalamıştır, bugün de oyalıyorlar, hala oyalamaya devam ediyorlar. Oyalasalar da oyalamasalar da Türkiye Türkiye'dir, biz yolumuza devam ederiz."

Ukrayna Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Oleg Nikolenko'nun G20 Sonuç Bildirgesi’nden memnun olmadığını söylediğinin hatırlatılması üzerine Erdoğan, "Onu yine kendisine sormak lazım. Biz gurur duyulacak bir deklarasyon olduğuna inandık ve altına imzalarımızı koyduk, hayırlı olsun." dedi.

"5 ÜYENİN İKİ DUDAĞININ ARASINA DÜNYAYI SIKIŞTIRMAYALIM"

Erdoğan, Hindistan'ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyindeki (BMGK) hedefiyle ilgili soru üzerine de şunları söyledi:

"Hindistan gibi bir ülkenin orada bulunmasından iftihar ederiz ama biliyorsunuz dünya 5'ten büyüktür. 'Dünya 5'ten büyüktür.' derken burada sadece ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa, 5 ülke olsun istemiyoruz. Şu anda gerek daimi üyeler gerekse geçici üyeler, madem ki bunlar 5+15, biz diyoruz ki tamamı burada daimi üye olsun, dönüşümlü olsun ve dünyada şu anda mevcut Birleşmiş Milletler'deki 195 üyenin hepsini daimi üye yapacak hale gelelim, dönüşümlü olarak. Madem ki dünya beşten büyüktür, burada hepsi de daimi üye olmak suretiyle bunun tadını alsın. 5 tane üyenin iki dudağının arasına dünyayı sıkıştırmayalım. Tüm dünyada Birleşmiş Milletler'de şu anda bulunan ülkeler, daimi-geçici ayrımına tabi olmadan, burada daimi üye olursa inanıyorum ki tüm dünya bundan mutluluk duyacaktır."

Fas depreminde birçok köy tamamen yok oldu

Fas Adalet Bakanı Abdüllatif Vehbi, 7 büyüklüğündeki depremle sarsılan ülkesindeki birçok köyün tamamen yok olduğunu belirtti.

Fas basınına göre, Adalet Bakanı Vehbi, telefonla bağlandığı yerel bir televizyon kanalında, yıkıcı depremin merkez üssü çevresinde bulunan bazı köylerin tamamen yok olduğunu ifade etti.

Vehbi, ülkenin güneybatısındaki Tarudant kentinde bazıları tarihi olan çok sayıda eski mahallenin ciddi şekilde hasar gördüğüne dikkati çekerek, yetkililerin depremden etkilenen bölgelerde evlerine dönemeyen bölge sakinlerini barındırmak için çalıştığını kaydetti.

Önceliklerinin temel hizmetleri sağlamaya çalışmak olduğunu vurgulayan Vehbi, deprem nedeniyle kapanan Tarudant kenti çevresindeki yerleşim yerlerine uzanan yolları açma çalışmalarının da sürdüğünü aktardı.

Fas’ta 7 büyüklüğünde deprem

Fas'ta 8 Eylül'de gece yerel saatle 23.10'da merkez üssü Marakeş kentine bağlı El-Huz bölgesi olan 7 büyüklüğünde deprem meydana gelmişti.

Depremin, başkent Rabat başta olmak üzere Kazablanka, Meknes, Agadir ve Fes kentlerini de etkilediği belirtilmişti.

Fas İçişleri Bakanlığı, depremde şu ana kadar 2 bin 12 kişinin hayatını kaybettiğini, 2 bin 59 kişinin de yaralandığını açıklamıştı.

Cezayir ile Fas arasında yakınlaşma

Cezayir, 7 büyüklüğündeki depremin etkileriyle başa çıkabilmek için Fas'a acil yardım teklifinde bulundu.

Cezayir devlet televizyonuna göre, Cezayir Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, "Cezayir, Rabat'ın kabul etmesi halinde Fas Krallığı'na acil lojistik ve maddi yardım planı teklif ediyor." denildi.

Açıklamada, yardımın tıbbi ekipman, çadır, battaniye ve yatak gibi insani yardımın yanı sıra, arama kurtarma ekibi, sivil savunma ve sağlık ekiplerinden oluşacağı belirtilerek, bu adımın Cezayir'in depremin etkileriyle mücadele için "kardeş Fas halkına" sağlamaya hazırlandığı acil lojistik ve maddi yardım çerçevesinde atıldığı vurgulandı.

- FAS’TA 7 BÜYÜKLÜĞÜNDE DEPREM

Fas'ta 8 Eylül'de gece yerel saatle 23.10'da merkez üssü Marakeş kentine bağlı El-Huz bölgesi olan 7 büyüklüğünde deprem meydana gelmişti.

Depremin, başkent Rabat başta olmak üzere Kazablanka, Meknes, Agadir ve Fes kentlerini de etkilediği belirtilmişti.

Fas İçişleri Bakanlığı, depremde şu ana kadar 2 bin 122 kişinin hayatını kaybettiğini, 2 bin 421 kişinin de yaralandığını açıklamıştı.

- CEZAYİR, FAS’A HAVA SAHASINI AÇMIŞTI

Cezayir, dün, Fas'ta meydana gelen 7 büyüklüğündeki depremin ardından, 2021’den bu yana kapalı olan hava sahasının yardım ve yaralı taşıyan uçaklara açıldığını duyurmuştu.

Cezayir Dışişleri Bakanlığından aynı gün yapılan açıklamada da, "Cezayir, depremde hayatını kaybedenlerin ailelerine ve kardeş Fas halkına en içten taziyelerini iletir, yaralılara acil şifalar diler." ifadesi kullanılmıştı.

Cezayir'in insani yardım sağlamaya hazır olduğu belirtilen açıklamada, yetkililerin, Fas'ın talep etmesi durumunda tüm maddi ve insani imkanları sağlayacakları kaydedilmişti.

- FAS İLE CEZAYİR İLİŞKİLERİ

Fas ile İsrail arasındaki diplomatik ilişkilerin 2020’de normalleşmesinin ardından dönemin İsrail Dışişleri Bakanı Yair Lapid 11 Ağustos 2021’de ilk defa Rabat’a resmi ziyaret gerçekleştirmişti.

Lapid, Faslı mevkidaşı Nasır Burita ile Rabat’ta düzenlediği ortak basın toplantısında, Cezayir'in bölgede artan rolünden ve İran'la yakınlaşmasından endişe duyduklarını açıklamıştı.

Bunun üzerine Cezayir Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, Fas Dışişleri Bakanı Burita'nın İsrail'i Cezayir'e karşı "tehlikeli bir maceranın içine çekme konusunda gizli emelleri olduğu" belirtilmişti.

Söz konusu açıklamadan sonra dönemin Cezayir Dışişleri Bakanı Ramtan Lamamra, 24 Ağustos 2021'de Fas'ın "düşmanca eylemleri" nedeniyle bu ülkeyle diplomatik ilişkileri kesme kararı aldıklarını açıklamıştı.

- KÖKLERİ GEÇMİŞE UZANAN ANLAŞMAZLIK

Fas ile Cezayir arasında uzun yıllardır Batı Sahra sorunu nedeniyle gerginlik hakim.

Fas, Cezayir'i Batı Sahra bölgesindeki ayrılıkçı Polisario Cephesi'ni desteklemekle suçluyor.

Cezayir'in de komşusu Fas'ın Batı Sahra'daki adımlarını desteklemediği biliniyor.

Fas'taki depremde can kaybı 2 bini aştı

Fas İçişleri Bakanlığı, merkez üssü Marakeş'in El-Huz bölgesi olan 7 büyüklüğündeki depremde hayatını kaybedenlerin sayısının 2 bin 12'ye yükseldiğini duyurdu.

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, depremde ölü sayısının 2 bin 12'ye, yaralı sayısının 1404'ü ağır olmak üzere 2 bin 59'a çıktığı belirtildi.

Ölümlerin, El-Huz bölgesi, Tarudant, Şişava, Verzazat, Marakeş, Azila, Agadir, Kazablanka ve Yusifiyye bölgesinde kaydedildiği aktarıldı.

Fas Silahlı Kuvvetleri, yerel yönetimler, güvenlik güçleri ve sivil savunma ekiplerinin arama kurtarma çalışmalarına devam ettiği, insani yardımların deprem bölgelerine ulaştırılması için tüm imkanların seferber edildiği kaydedildi.

Fas medyası, önceki gün yerel saatle 23.10'da meydana gelen depremin başkent Rabat başta olmak üzere Kazablanka, Meknes, Agadir ve Fes kentlerinde de hissedildiğini belirtmişti.

Fas İçişleri Bakanlığı, daha önce yaptığı açıklamada, Marakeş'in El-Huz bölgesinde meydana gelen 7 büyüklüğündeki depremde ölü sayısının 1037'ye, yaralı sayısının 721'i ağır olmak üzere 1024'e çıktığını duyurmuştu.

DEPREM 300 BİNDEN FAZLA İNSANI ETKİLEDİ

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Kuzey Afrika Fas'ta 8 Eylül akşamı meydana gelen 7 büyüklüğündeki depremin Marakeş ve çevresinde yüzlerce kişinin ölümüne neden olduğunu ve 300 binden fazla kişiyi etkilediğini bildirdi. DSÖ Doğu Akdeniz Bölge Direktörlüğü'nün X (eski adıyla Twitter) sosyal medya platformundan yapılan paylaşımda, Fas'taki deprem nedeniyle taziye dilekleri iletildi ve destek mesajı verildi.

'ACİL DESTEK İHTİYAÇLARINA DESTEK VERMEYE HAZIRIZ'

Anadolu Ajansı'nın aktardığına göre, depremde Marakeş ve çevresinde yüzlerce kişinin yaşamını yitirdiği ve 300 binden fazla kişinin etkilendiği belirtilen paylaşımda, DSÖ ekiplerinin ülke genelinde ihtiyaç duyulan bölgelere hızlı şekilde sağlık hizmeti götürmeye hazır olduğu kaydedildi. DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, deprem nedeniyle yaşamını yitirenler için başsağlığı dileklerini ileterek, "Acil sağlık ihtiyaçlarına destek vermeye hazırız" ifadesini kullandı.

AFAD: 265 PERSONEL HAREKETE GEÇMEK ÜZERE HAZIRLANDI

Öte yandan, Fas'taki depremin ardından yardım çağrısı gelmesi durumunda bölgeye intikal etmek üzere Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Sağlık Bakanlığı UMKE, Türk Kızılay ve diğer STK'lardan 265 personel harekete geçmek üzere hazırlandı. AFAD'dan konuya ilişkin yapılan açıklamada, Fas'ın Marakeş şehri yakınlarında bugün Türkiye saati ile 01.17'de 6,9 büyüklüğünde bir deprem gerçekleştiği hatırlatıldı.

AFAD açıklamasında, "Fas'tan uluslararası yardım çağrısı gelmesi durumunda bölgeye intikal etmek üzere; AFAD, Sağlık Bakanlığı UMKE, Türk Kızılay ve diğer STK'lardan toplam 265 personel harekete hazırdır. Ayrıca 1000 adet çadırın bölgeye ulaştırılması için Faslı yetkililerden çağrı beklemekteyiz. Depremden etkilenen Fas halkına geçmiş olsun dileklerimizi sunarız. Gelişmeleri takip ediyoruz" ifadeleri kullanıldı.

BAE, HAVA KÖPRÜSÜ KURUYOR

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) de 7 büyüklüğündeki depremle sarsılan Fas'a insani yardım ulaştırmak üzere hava köprüsü kurulacağını duyurdu.

BAE resmi haber ajansına WAM'a göre, Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid Al Nahyan, Fas'ta depremden zarar görenlere acil insani yardım ulaştırılması için hava köprüsü kurulması talimatı verdi. Hava köprüsünün, BAE ile Fas arasındaki kardeşlik ilişkileri çerçevesinde bu ülkeye verilen desteğin bir parçası olduğu ifade edildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Prens Selman'la görüştü

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın G20 Liderler Zirvesi'ndeki liderlerle başbaşa görüşmeleri sürüyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 18'inci G20 Liderler Zirvesi kapsamında bulunduğu Hindistan'ın başkenti Yeni Delhi'de, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman ile bir araya geldi.

SİSİ İLE GÖRÜŞME

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bin Selman'dan sonra Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah El Sisi ile görüştü.

Görüşmede Türkiye-Mısır ikili ilişkileri ticaret hacminin artırılması, eneri alanındaki yeni iş birlikleri ile bölgesel ve küresel meseleler de ele alındı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, karşılıklı büyükelçi atamalarıyla ilişkilerin yeni bir döneme girdiğine işaret ederek ikili münasebetlerin hak ettiği seviyeye en kısa zamanda ulaşacağına olan inancını dile getirdi.

Mısır yönetiminin Türk yatırımcı ve firmalarına verdiği desteğin önemli olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, LNG, nükleer enerji, kültür ve eğitim alanlarındaki iş birliğini canlandırmaya da önem verdiklerinin altını çizdi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, MİT Başkanı İbrahim Kalın, İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç ve Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Sefer Turan da görüşmede hazır bulundu.

Güncellenen Haber...

AB, Karabağ'da yapılan seçimleri tanımadı

Avrupa Birliği (AB), Azerbaycan'ın Karabağ bölgesinde Ermeni güçlerinin kontrolündeki topraklarda yapılan sözde cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin "anayasal ve yasal çerçeveyi tanımadığını" bildirdi.

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell'in ofisinden, AB'nin bugün Karabağ'da düzenlenen sözde seçimlere yönelik tutumuyla ilgili yazılı açıklama yapıldı.

"AB, bu seçimlerin yapıldığı anayasal ve yasal çerçeveyi tanımadığını yineler." ifadesi kullanılan açıklamada, AB'nin "Karabağ Ermenilerinin fiili liderlik etrafında birleşmelerinin önemli ve mümkün olduğuna" inandığı ve Azerbaycan ile yapılabilecek sonuç odaklı görüşmeleri desteklemeye kararlı olduğu vurgulandı.

Borrell, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada da Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov'la telefonda görüştüğünü belirterek, "Karabağ Ermenilerinin karşı karşıya olduğu insani duruma ilişkin endişelerimi yineledim. Laçın Koridoru'nun artık yeniden açılması gerekiyor. Ağdam gibi diğer yollar çözümün parçası olarak açılabilir ancak alternatif olamaz." değerlendirmesinde bulundu.

Karabağ'daki Ermenilerin durumu konusunda Azerbaycan ve Ermenistan ile temaslarını sürdüren AB'nin, 1 Eylül'de Laçın Koridoru ve Ağdam yolunun açılması için aşamalı bir teklif sunduğu bildirilmişti.

Türk Evi önündeki saldırıya ABD'den tepki

ABD Dışişleri Bakanlığından New York'taki Türkevi önünde Kur'an-ı Kerim'e yönelik saldırının ardından yapılan açıklamada kutsal metinlere saygısızlık "iğrenç" olarak nitelendirildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcülük Ofisinden, Türkevi önünde kutsal kitaba yönelik saldırıya ilişkin AA muhabirine yazılı açıklama yapıldı.

New York'taki Türkevi önünde Kur'an-ı Kerim'e saldırı

ABD'nin ifade özgürlüğünü demokrasinin unsuru olarak gördüğü belirtilen açıklamada, kutsal metinlere saygısızlık "iğrenç" olarak nitelendi.

Olaya ilişkin detayların takip edilmediği ve konuya ilişkin yorum yapılmayacağına yer verilen açıklamada, ABD'nin nefret eylemlerini kınadığı ve söz konusu eylemlerin bireylere zarar verebileceği aktarıldı.

ABD'nin daha önce Kur'an-ı Kerim'e yönelik saldırılara ilişkin dile getirdiği endişeleri yinelenen açıklamada, ABD Başkanı Joe Biden'ın mayıstaki "İslamofobiye karşı koymak, benim yönetimim açısından öncelik. Müslüman karşıtı nefrete karşı durmak, herkes için özgürlük ve adalet üzerine kurulan bir ülke olarak esastır." sözlerine atıfta bulunuldu.

Açıklamada, ayrıca dini azınlık grupları için daha "kapsayıcı" bir ortam oluşturulmasına yönelik çaba sarf edilmesi gerektiği belirtilerek, Kur'an-ı Kerim'e yönelik saldırılar konusuna ilişkin "barışçıl ve açık diyalog" çağrısı yapıldı.

Türkiye'nin New York Başkonsolosluğu önüne gelen bir kişi elinde tuttuğu Kur'an-ı Kerim'i yere atarak tekmeyle saldırmıştı.

Türkevi güvenlik görevlileri müdahale ettikleri bu kişiyi bina önünden uzaklaştırmıştı.

Kitabın Kur'an-ı Kerim'in İngilizce baskısı olduğu anlaşılmıştı.

Cezayir, hava sahasını Fas'a açtı

Cezayir, Fas'ta meydana gelen 7 büyüklüğündeki depreminin ardından, 2021’den bu yana kapalı olan hava sahasının yardım ve yaralı taşıyan uçaklara açıldığını duyurdu.

Cezayir Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada, "Cezayir'in üst düzey makamları, Fas'a insani yardım ve yaralıların taşınması için ülkenin hava sahasını uçuşlara açma kararı verdi." ifadeleri kullanıldı.

Açıklamada ayrıca, Cezayir'in, "Fas Krallığı'nın talebi halinde insani yardım sağlamaya, tüm maddi ve insani imkanları kardeş Fas halkıyla dayanışma içinde kullanmaya tümüyle hazır olduğu" kaydedildi.

Cezayir, sabah saatlerinde de, komşu ülkede meydana gelen 7 büyüklüğündeki deprem nedeniyle taziye ve dayanışma mesajı yayımlamıştı.

Cezayir Sivil Savunma Başkanlığı da Fas sınırına yakın 7 vilayetin depremden etkilendiğini ancak herhangi bir can veya mal kaybının yaşanmadığını duyurmuştu.

FAS İLE CEZAYİR İLİŞKİLERİ

Fas ile İsrail arasındaki diplomatik ilişkilerin 2020’de normalleşmesinin ardından dönemin İsrail Dışişleri Bakanı Yair Lapid 11 Ağustos 2021’de ilk defa Rabat’a resmi ziyaret gerçekleştirmişti.

Lapid, Faslı mevkidaşı Nasır Burita ile Rabat’ta düzenlediği ortak basın toplantısında, Cezayir'in bölgede artan rolünden ve İran'la yakınlaşmasından endişe duyduklarını açıklamıştı.

Bunun üzerine Cezayir Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, Fas Dışişleri Bakanı Burita'nın İsrail'i Cezayir'e karşı "tehlikeli bir maceranın içine çekme konusunda gizli emelleri olduğu" belirtilmişti.

Söz konusu açıklamadan sonra dönemin Cezayir Dışişleri Bakanı Ramtan Lamamra, 24 Ağustos 2021'de Fas'ın "düşmanca eylemleri" nedeniyle bu ülkeyle diplomatik ilişkileri kesme kararı aldıklarını açıklamıştı.

KÖKLERİ GEÇMİŞE UZANAN ANLAŞMAZLIK

Fas ile Cezayir arasında uzun yıllardır Batı Sahra sorunu nedeniyle gerginlik hakim.

Fas, Cezayir'i Batı Sahra bölgesindeki ayrılıkçı Polisario Cephesi'ni desteklemekle suçluyor.

Cezayir'in de komşusu Fas'ın Batı Sahra'daki adımlarını desteklemediği biliniyor.

Hindistan'dan Türkiyesiz koridor hesapları

Hindistan Başbakanı Narendra Modi, başkent Yeni Delhi'de düzenlenen G20 Liderler Zirvesi'nde Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru konusunda "tarihi anlaşmaya varıldığını" duyurdu.

The Indian Express gazetesinin haberine göre, Hindistan'ın ev sahipliğinde 18'incisi "Tek Dünya, Tek Aile, Tek Gelecek" ana temasıyla devam eden G20 Liderler Zirvesi çerçevesinde "Küresel Altyapı ve Yatırım Ortaklığı ve Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru" oturumu yapıldı.

Oturumda konuşan Modi, "Bugün önemli ve tarihi bir ortaklık konusunda anlaşmaya varıldı. İlerleyen dönemlerde, (koridor) Hindistan, Batı Asya ve Avrupa'da büyük bir ekonomik entegrasyon aracı olacak." dedi.

Başbakan Modi, koridorun dünya genelindeki bağlantı ve sürdürülebilir kalkınmaya yeni bir yön vereceğini de sözlerine ekledi.

Söz konusu girişim, Hindistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Suudi Arabistan, Avrupa Birliği, Fransa, İtalya, Almanya ve ABD'yi kapsıyor.

Küresel ekonomik üretimin yüzde 85'ini ve dünya ticaretinin yüzde 75'ini temsil eden, dünya nüfusunun 3'te 2'sini kapsayan G20 ülkelerinin liderleri, bu yılki 3 oturumluk toplantıda kapsamlı küresel ekonomik reformları ele alıyor.

Bu yıl ilk kez "dönem başkanlığı" heyecanını yaşayan Hindistan'ın zirvede yeşil kalkınma, hızlandırılmış/kapsayıcı ve dirençli büyüme, sürdürülebilir kalkınma hedeflerinde hızlandırılmış ilerleme, teknolojik dönüşüm ve dijital kamu altyapısı, 21. yüzyıl için çok taraflı kurumlar, kadın liderliğinde kalkınma gibi konuları öne çıkarması bekleniyor.

Ayrıca sürdürülebilir kalkınmanın yanı sıra gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki farkların azaltılması konusu da toplantıda gündeme getiriliyor.

Zirvede çok taraflı kuruluşlardan gelişmekte olan ülkelere daha fazla borç, uluslararası borç yapısında reforma gitme, kripto para düzenlemeleri, enerji ve gıda güvenliğinde jeopolitik belirsizliklerin etkisi gibi konular ele alınıyor.

Olaf Scholz'un gözüne ne oldu, neden sarılı?

Almanya Başbakanı Olaf Scholz'un gözünü bantlı görenler hayretler içerisinde kaldı.

G20 liderler zirvesi için Hindistan'ın başkenti Yeni Delhi'ye gelen Alman başbakan, gözündeki bantla dikkatleri üzerine çekti.

Scholz'u bu halde görenler merakını tutamayarak "Gözüne ne oldu?" sorusunu sordu. 

Almanya Başbakanı Scholz'un gözü, koşu yaparken düştüğü için yaralandı. Yüzünde ve gözünde oluşan yaralar henüz geçmediği için G20 Liderler Zirvesi'ne de bu halde katılmak zorunda kaldı.

Türkiye'den Ermenistan'a kınama

Dışişleri Bakanlığı, Azerbaycan'ın Karabağ bölgesinde Ermeni güçlerinin kontrolündeki topraklarda düzenlenen, barış görüşmelerini baltalamaya yönelik hareket olarak algıladıklarını belirttiği sözde seçimleri kınadı.

Bakanlık, Azerbaycan'ın Karabağ bölgesinde "gayrimeşru Ermeni güçlerinin kontrolündeki topraklarda düzenlenen sözde seçimler"le ilgili yazılı açıklama yayımladı.

Azerbaycan'ın Karabağ bölgesinde gayrimeşru Ermeni güçlerinin kontrolündeki topraklarda düzenlenen seçimlerin "bölgede uluslararası hukuka aykırı mevcut durumu tek yanlı meşrulaştırma çabalarının yeni bir tezahürü" olduğu vurgulanan açıklamada, bu adımın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) ilkeleri dahil uluslararası hukukun açık ihlali olduğu bildirildi.

Açıklamada, "Azerbaycan ve Ermenistan arasında barış görüşmelerinin sürdürülmeye çalışıldığı bir dönemde gerçekleştirilen seçimleri, barış görüşmelerini baltalamaya yönelik bir hareket olarak algılıyor ve kınıyoruz. Türkiye, Azerbaycan’ın egemenlik ve toprak bütünlüğünün ihlalini teşkil eden bu gayrimeşru seçimi tanımamaktadır. BM ve uluslararası toplumu bu seçimi tanımamaya davet ediyoruz." ifadeleri kullanıldı.

Açıklamada, ayrıca Türkiye'nin Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki barış görüşmeleri sürecini desteklediği, kalıcı barış anlaşmasının bir an önce imzalanmasının bölgenin barış ve istikrarına büyük katkı sağlayacağına yönelik inancını koruduğu vurgulandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan MIKTA liderleriyle buluştu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, G20 Liderler Zirvesi kapsamında, Türkiye, Meksika, Endonezya, Güney Kore ve Avustralya'dan oluşan kıtalar arası gayriresmi istişare ve eş güdüm platformu MIKTA üyesi ülkelerin devlet başkanlarıyla bir araya geldi.

Bharat Mandapam Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi'ndeki görüşmede, Avustralya Başbakanı Anthony Albanese, Endonezya Devlet Başkanı Joko Widodo, Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk-Yeol ve Meksika Ekonomi Bakanı Raquel Buenrostro yer aldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüşmede, 10 yıl önce oluşturulan MIKTA'nın ortak vizyon ve değerler temelinde önemli mesafe kat ettiğini vurgularken, mevcut küresel sistemin ve uluslararası kuruluşların dünyada barış, güvenlik ve refahı güvence altına almada yetersiz kaldığının görüldüğüne işaret etti.

Erdoğan, ayrıca terörizm, İslam düşmanlığı gibi yayılan problemlerin daha adil bir dünyanın inşa edilmesi için MIKTA'nın sorumluluğunu artırdığına dikkati çekti.

Görüşmede, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek eşlik etti.

G20 Sonuç Bildirisinde Türkiye'ye özel atıf

Dünyanın en büyük 20 ekonomisinin liderleri G20 Liderler Zirvesi kapsamında Hindistan'ın başkenti Yeni Delhi'de bir araya geldi. Yayınlanan sonuç bildirgesinde Türkiye'nin tahıl koridorundaki çabalarına teşekkür edildi.

Hindistan'ın ev sahipliğinde bu yıl "Tek Yeryüzü, Tek Aile, Tek Gelecek" ana temasıyla düzenlenen 18'inci G20 Liderler Zirvesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da katıldığı resmi karşılama töreniyle başladı.

Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Bharat Mandapam Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi'ndeki törende zirveye katılan liderleri tek tek karşılayarak fotoğraf çektirdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da aralarında bulunduğu liderler tören kapsamında "Liderler Alanı"nda bir araya geldi.

Törenin ardından liderler zirve oturumlarına katılmak üzere kongre merkezine giriş yaptı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da "Tek Dünya" temasıyla gerçekleştirilen günün ilk oturumunda yer aldı.

G20'nin ilk gününde sonuç bildirgesi de yayınlandı.

TÜRKİYE'YE TEŞEKKÜR ETTİLER

Yayınlanan sonuç bildirgesinde, Rusya ve Ukrayna arasında Karadeniz tahıl anlaşması sürecinde Türkiye ve Birleşmiş Milletler’in çabalarına teşekkür edildi.

Bu anlaşmanın sürdürülmesi için çalışmaların devam etmesi çağrısında bulunuldu.

Başta Afrika’dakiler olmak üzere gelişmekte olan ve en az gelişmiş ülkelerdeki talebin karşılanması için tahıl anlaşmasına ihtiyaç duyulduğu aktarıldı.

"Ukrayna savaşında tüm devletler BM sözleşmesinin uygun hareket etmeli"

Sonuç bildirgesinde Ukrayna konusunda tüm üye devletlerin BM sözleşmesine uygun hareket etmesi gerektiği belirtildi.

BİLDİRİDE ÖNE ÇIKAN MADDELER

Bildiride yer alan diğer maddeler şu şekilde:

- Ukrayna savaşı konusunda tüm devletler BM sözleşmesinin ilke ve amaçlarına uygun hareket etmeli.

- Ukrayna'da ek toprak kazanımı için güç kullanımı ya da tehdit dili kullanılmasından uzak durulmalı.

- Nükleer silahların kullanılması veya kullanmakla tehdit edilmesi kabul edilemez.

- Ukrayna konusunda farklı görüşler ve değerlendirmeler mevcut.

-2050 yılına kadar net sıfır karbon salımı için temiz enerji konusunda yılda 4 trilyon dolar gerekiyor.

- Rusya ve Ukrayna'ya tahıl, gıda maddeleri ve gübrenin derhal ve engellenmeden Rusya ve Ukrayna'dan teslimatının sağlanması çağrısı yapıyoruz.

- Çatışmaların barışçıl çözümü ile diyalog ve diplomasi yoluyla krizlerin çözülmesi çabaları kritik öneme sahip.

Facebook ücretli mi olacak 2023 yılında hayata geçecek mi?

Facebook'un ücretli olacağı tartışmaları devam ederken Instagram için de benzer bir haber geldi. Meta'nın sahibi olduğu iki büyük sosyal medya platformunu kullananlar artık ücret ödeyecekler. Ancak herkes ücret ödemeyecek tabii ki. Sosyal medya platformlarının ücretli olması uygulaması Elon Musk'ın Twitter'ı satın almasıyla birlikte başladı. Musk, Twitter'dan daha fazla para kazanmak için platformu kısmen ücretli hale getirmişti. Platformun bütün imkanlarından faydalanabilmek için ücretli üyelik yapmak gerekiyor. Peki, Facebook'un ücretli uygulaması nasıl olacak, kimler ücret ödeyecek, ücretsiz kullanım hakkı da olacak mı?

FACEBOOK ÜCRETLİ Mİ OLACAK?

Evet, Facebook ücretli oluyor; ancak sadece reklamsız kullanmak isteyenler için. Facebook'u reklamlı şekilde kullanmak isteyenler ise ücret ödemeyecek. New York Times'ın haberine göre, Facebook ve Instagram'ın ana şirketi Meta, her iki sosyal medya platformunda da kullanıcılara reklam göstermeyen, ücretli bir abonelik modelini hayata geçirmeyi planlıyor.

Reklamsız seçenekler yalnızca Avrupa Birliği'nde mevcut olacak ve muhtemelen bölgedeki düzenleyici denetim ve gizlilik endişelerine bir yanıt olacak. Meta'nın planlarına yakın kaynaklar, Facebook ve Instagram abonelikleri için ödeme yapan kullanıcıların uygulamalarda herhangi bir reklam görmeyeceğini söylüyor.

INSTAGRAM DA MI ÜCRETLİ OLACAK?

Evet Instagram da artık ücretli bir platform haline geliyor. Meta'nın AB'de Facebook ve Instagram'ın ücretsiz versiyonlarını reklamlarla birlikte kullanıma sunmaya devam edeceği belirtiliyor. Uygulamaların ücretli versiyonlarının ücretinin ne kadar olacağı ya da şirketin bunları ne zaman piyasaya süreceği belli değil.

Bu hamle Meta gibi teknoloji şirketlerinin özellikle Avrupa'daki yeni düzenlemelere uymak için ürünlerini nasıl yeniden tasarlamaları gerekebileceğini gösteriyor. AB'nin Genel Veri Koruma Yönetmeliği (GDPR) ve Dijital Piyasalar Yasası gibi yasalar, şirketlerin kişisel verileri reklam için nasıl kullanabileceğini sınırlıyor.

Reklamsız ücretli bir seçenek sunmak, Meta'nın reklamları hedeflemek için kullanıcı verilerini analiz etmeye dayanan mevcut iş modeliyle ilgili bazı yasal endişeleri gidermesine yardımcı olabilir. Ancak, kaç kullanıcının abonelik için gerçekten ödeme yapacağı belirsiz.

Threads'in, düzenleyicilerin kişisel gizlilik kaygıları nedeniyle henüz AB'de kullanılamadığını belirtelim. Ayrıca Meta, Temmuz ayında AB kullanıcılarının VPN'ler aracılığıyla uygulamasına erişmesini engellemek için bazı önlemler aldı. Sosyal medya devi Threads'i AB'de ne zaman piyasaya sürmeyi planladığını söylemedi, ancak uygulama bu yılın ilerleyen günlerinde, özellikle reklamsız abonelikle birlikte bölgede kullanıma sunulabilir.

Meta gelirinin büyük kısmını hedefli reklam satışından elde ediyor. Avrupa Birliği, şirketin reklam işinin yaklaşık %10'unu oluşturuyor ve bu da onu Kuzey Amerika'dan sonra en kazançlı ikinci bölge yapıyor.

Türkiye'den Fas'a arama kurtarma desteği

Fas'ta meydana gelen 6,9 büyüklüğündeki deprem sonrasında yardım çağrısı gelmesi durumunda bölgeye intikal etmek üzere Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Sağlık Bakanlığı UMKE, Türk Kızılay ve diğer STK'lardan 265 personel harekete geçmek üzere hazırlandı.

AFAD'tan yapılan açıklamada, Fas'ın Marakeş şehri yakınlarında bugün Türkiye saati ile 01.17'de 6,9 büyüklüğünde bir deprem gerçekleştiği hatırlatıldı.

Açıklamada, "Fas'tan uluslararası yardım çağrısı gelmesi durumunda bölgeye intikal etmek üzere; AFAD, Sağlık Bakanlığı UMKE, Türk Kızılay ve diğer STK'lardan toplam 265 personel harekete hazırdır. Ayrıca 1000 adet çadırın bölgeye ulaştırılması için Faslı yetkililerden çağrı beklemekteyiz. Depremden etkilenen Fas halkına geçmiş olsun dileklerimizi sunarız. Gelişmeleri takip ediyoruz." ifadeleri kullanıldı.

CAN KAYBI YÜKSELİYOR

Fas İçişleri Bakanlığı, Marakeş'te meydana gelen 7 büyüklüğündeki depremde hayatını kaybedenlerin sayısının 820'ye yükseldiğini duyurdu.

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, Marakeş'in El-Huz bölgesinde meydana gelen depremde ölü sayısının 820'ye, yaralı sayısının 672'ye çıktığı belirtildi.

Fas Silahlı Kuvvetleri, yerel yönetimler, güvenlik güçleri ve sivil savunma ekiplerinin arama kurtarma çalışmalarına devam ettiği, insani yardımların deprem bölgelerine ulaştırılması için tüm imkanların seferber edildiği kaydedildi.

Fas medyası, dün yerel saatle 23.10'da meydana gelen depremin başkent Rabat başta olmak üzere Kazablanka, Meknes, Agadir ve Fes kentlerinde de hissedildiğini belirtmişti.

Fas İçişleri Bakanlığı, daha önce yaptığı açıklamada, Marakeş'in El-Huz bölgesinde meydana gelen 7 büyüklüğündeki depremde ölü sayısının 632'ye, yaralı sayısının 329'a çıktığını duyurmuştu.

Somali Afganistan'ın kaderini mi yaşayacak?

Somali'de çatışmalar sürerken Eş Şebab'ın başkent Mogadişu'yu kontrol altına alma ihtimali yüksek sesle dile getirilmeye başlandı.

Somali'de çatışmaların şiddetlenmesi ve Mogadişu yönetimi güçlerinin ağır kayıplar yaşamasının ardından Eş Şebab'ın daha da güçlenmesi ihtimali gündemde.

Birçok gazeteci ve iş adamı, Eş Şebab'ın başkent Mogadişu'yu ele geçirmesi ihtimalini konuşuyor.

BÖLGEYİ TAKİP EDEN GAZETECİLERİN GÖRÜŞÜ

Ülkenin önde gelen gazetecilerinden Jamal Osman, bu ihtimalin yüksek sesle dile getirildiğini belirtti ve şu ifadeleri kullandı:

"Eş Şebab yakında Afganistan'da olduğu gibi Villa Somalia'ya (Başkanlık Sarayı) ve hükümet kurumlarına girecek. Bu birçok gözlemci arasında yaygın bir görüş."

Somalili gazeteci Muhammed Gabobe de benzer bir görüşü dile getirdi.

Gabobe, birçok iş adamının gündeminde aynı meselenin yer aldığını kaydederek şunları söyledi:

"Somali'de Eş Şebab'ın iktidarı Taliban tarzında devralma ihtimali Somali'nin seçkin ticaret çevrelerini belirsizlik halinde bırakıyor.

Önümüzdeki 15 aylık dönem (Aralık 2024'e kadar) Somali hükümeti dahil kimsenin hazır olmadığı Pandora'nın Kutusu'nu açacak."

Afrika Birliği güçlerinin ülkeden çekilmesi halinde Mogadişu yönetiminin daha da zayıflayacağı ifade ediliyor.

Öte yandan 2024 yılının Kasım ayındaki başkanlık seçimlerini Donald Trump'ın kazanması halinde ABD askerlerinin Somali'den tekrar çekilebileceği öne sürülüyor.

Bu durumda Eş Şebab'ın, 2021 yılının Ağustos ayında Afganistan'da Taliban'ın yaptığına benzer şekilde Somali'de iktidara gelebileceği ihtimali dile getiriliyor.

Çatışmaların sürdüğü ülkede henüz taraflardan hiçbiri askeri olarak galebe çalabilmiş değil. Taraflar barış müzakereleri konusunda da aktif bir tutum içerisine girmedi.

Sovyet askerlerin Afganistan şarkılarıyla savaşa dair

Jeff B. Harmon’ın yönettiği Afghan: The Soviet Experience (1989) belgeselinin ikonik bir sahnesi var. 1980’lerin sonunda Afganistan’da görev yapan Sovyet askerlerini taşıyan bir zırhlı araç içinde çekimler yapılırken askerlerin radyosundan bir şarkı çalmaktadır: Modern Talking – Who Will Save The World (Dünyayı Kim Kurtaracak). In The Garden Of Venus (1987) albümünde yer alan bu şarkı, sözleri itibariyle çekilen sahneye fazlasıyla uyuyor. Hatta araç içindeki sahneler devam ederken ekibin çatışmaya yakalanması ve zırhlı aracın önünden bir füzenin geçip gitmesi hesaba katıldığında sanki ‘ölmek için çok gencim’ sözleri tekrar kulağımıza çalınıyor.

Fakat bu sahnenin ünlenmesi, sadece araç önünden geçen füzeler ya da etkileyici çekimlerden değil. Müzik, Sovyetler’in Afganistan’daki savaşı sırasında askerlerin hikayelerini doğrudan dinleyebildiğimiz bir alan. Her ne kadar çalan şarkının bir kurgu eseri olup olmadığını bilmesek de bu şarkı bize Afganistan’daki Sovyet Askerlerin hislerine dair bir kapı aralıyor.

Bugünkü amacımız Sovyetler’in Afganistan’daki savaşını detaylı bir şekilde incelemek değil. Zaten daha önce Sovyetler’in Afganistan’da tam olarak ne yaptığını konuşmuştuk. Bilgi kirliğinin oldukça yoğun olduğu bu konuda artık bazı şeyleri aştığımızı düşünerek yola devam edebiliriz. Bugün daha genel bir bakışla savaşa ve müziğe yaklaşacağız. Özelde her ne kadar Sovyetlerin Afganistan’daki savaşını konuşuyor gibi görünsek de aslında savaşın ta kendisine dair şarkıları inceleyeceğiz. İşleyeceğimiz şarkılar, savaşın farklı yönlerine dair olacak. Yani bazıları savaşta yaşanan deneyimin kendisine odaklanırken bazıları savaşa karşı estetik bir tutum alacak. Bazıları askerler tarafından söylenirken bazıları cephe gerisinden gelen sesleri işaret edecek.

O halde lafı fazla uzatmadan yola koyulalım…

‘KAN GRUBUM, GÖMLEĞİMİN KOLUNDA’

Afganistan’da savaş devam ederken yapılan ancak dünyadaki tüm savaşlar için geçerli sayılabilecek bir şarkıyla söze başlayalım. Bu şarkı ‘KINO’ grubuyla bildiğimiz Sovyet rock efsanesi Viktor Tsoi’a ait. (Sanatçı hakkında daha detaylı bilgi için Tuğçe Özbiçer’in yazısına göz atabilirsiniz). Gruppa Krovi (1988) albümünde aynı isimle yer alan şarkı, şu ya da bu savaşa değil, savaşın ta kendisine karşı ürpertici bir tavır içeriyor:

“Bu yer sıcak ama sokaklar bizim adımlarımızı bekliyor. / Postallarımızın üstünde yıldız tozu var. / Ekoseli yumuşak bir koltuk. / Zamanında çekilmemiş bir tetik. / Güneşli günler – baş döndürücü rüyalarda. / Kan grubum – gömleğimin kolunda, / seri numaram - gömleğimin kolunda. / Savaşta bana şans dile / Çimlerde kalma, bana şans dile. / Bir bedel var, ama ben zafer için bir şey ödemek istemiyorum. / Ben kimsenin göğsüne basmak istemiyorum. / Ben burada seninle kalmak istiyorum. / Sadece burada seninle kalmak. / Ama yüksek göklerdeki bir yıldız, beni yoluma çağırıyor. / Kan grubum – gömleğimin kolunda, / seri numaram - gömleğimin kolunda. / Savaşta bana şans dile / Çimlerde kalma, bana şans dile.”

‘KUM YUTMAK, BİLİNCİ KAYBETMEK’

Sıradaki şarkı ise daha farklı bir anlatıya sahip. Aleksandr Doroşenko’nun ‘Afgan’ isimli şarkısı, savaş karşıtı bir anlatıdan ziyade, ‘başa gelen çekilir’ başlığı altında değerlendirebileceğimiz bir parça. Cihatçıların eline düşen bir askerin el bombasının pimini çekerek son hamlesini yapışını anlatıyor. Mesaj ve anlatılan konu herhangi bir dolaylama içermiyor. Ancak askeri şarkılar açısından ‘basit’ sayabileceğimiz bir konu işlenmesine karşın dinleyicide müzikal olarak oldukça farklı bir his uyandırıyor.

“Kum yutmak, bilinci kaybetmek / Fazla su kalmadı / Ve helikopter yakında bir yerlerde / Ve AKM'm ağırlaştı / Evet, yalnızdım / Tüm arkadaşlarım öldü / Tüm umut bir şarjörde  / Sadece almayın onu, canavarlar! / Afgan, Afgan, Afgan, Afgan, Afganistan / Kara lale dönüyor / Nehrin kenarında / Kırılmış, çatlamış bacaklar / Her ses beyinde aksediyor / Ve benim için acı bir ölüm, Tanrı tarafından / Ve 20 tamamlanmamış yıl / Gözyaşları akıyor gözlerimden, / Ve onları tutamıyorum / Kendime sakin kalmamı söylüyorum / Ve hepimiz ölüme gidiyoruz, gülümsemeyle / Kuşatıldım ben, kuşatıldım / Başka hiçbir kurtuluş yok benim için, kaçmak için / Bana yaklaşıyor, yaklaşıyor / Ve sizinle tanışacağım deli canavarlar / Bana geliyor, çığlık atarak, bir şey / Silahının kıçıyla bir darbe yüzüme / Gözlerimin kanları fışkırıyor / Pekala, elveda, pimi çektim.”

‘ANNEME SÖYLEME’

Yine benzeri bir şekilde ‘Selam Kız Kardeşim’ isimli şarkıyı örnek verebiliriz. Asker grupları tarafından seslendirilen bu şarkı, bir askerin kardeşine yazdığı oldukça basit bir mektubu işliyor. Ancak bir önceki şarkıda olduğu gibi bize günlük rutinin içinde gizlenen hisleri aktarıyor.

“Selam canım kız kardeşim, nasılsın? / Memlekette yollar karlarla kaplıdır. / Kandahar semalarında yıldızlar kayıyor. / Sadece anneme Afgan’da olduğumu söyleme. / Bugün cumartesi ve bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyor. / Burası ter kokuyor, arkadaşlar uyuyor, zorlu bir çatışmaydı. / Arkadaşım Oleg ile birlikteyim, iddiaya girerim o geri dönecek. / Sadece anneme Afgan’da olduğumu söyleme. / Kız kardeşime, sana sıcak selamlar gönderiyorum. / Söyle onlara daha çok yazsınlar, memleketten bir mektup almadım. / Eğer sana ne yazdığımı sorarlarsa, o zaman yalan söyle. / Sadece anneme Afgan’da olduğumu söyleme.”

‘SIRADAN İŞ’

Tabii tüm şarkılar savaşa uzaktan bakan besteler ve şarkılardan ibaret değil. Pek çok Sovyet askeri bu dönemde şarkılar yazar, besteler yapar. Yine Afghan: The Soviet Experience belgeseli bize çarpıcı bir örnek sunuyor. Vladimir Kolesnik isimli bir helikopter pilotunun kendi yazıp bestelediği bir şarkı, askerlerin gündelik yaşamını anlatıyor. Ancak sadece bu da değil. Sovyetler’in Afganistan savaşında başta hava üstünlüğü önemli bir katkı sağlarken ABD’nin cihatçılara stinger füzesi sağlamasıyla birlikte bu durumda bir değişim yaşanır. Kızıl Ordu’ya ait pek çok helikopter bu füzelerle vurulur. Haliyle helikopter pilotları savaşın en stresli görevlerinden bazılarına çıkarlar. Kolesnik’in şarkısında bu ruh halini görebiliyoruz. Ayrıca savaşa yabancılaşma hissini de sezebiliyoruz.

“Bugün, tıpkı dün gibi / Çatışma işlerimiz sabahtan başlıyor. / Emir verilince yola koyuluyoruz, zamanı gelmişken. / Bize ihtiyaç olan cennetin olmadığı yerlere uçuyoruz. / Tanrı bizim yardımcımız olsun, / ne olursa olsun görevimizi tamamlamalıyız. / Ve paraşütçülerin çatışmaya girdiği bölgelere doğru uçuyoruz. / Hesaplama basit ve hedefler bizim için çok açık / O halde bir sigara daha yakalım, / Birbirimize sadık olacağız, / Yoksa hayatta kalamayız. / Dağların zirvelerinde titrek güneş ışıkları / Ama neden manzaraya aşık değiliz? / Bir nedenden dolayı gökyüzü bizim gözlerimize mutluluk vermiyor. / Yakınlarda bir yerde gerçek ve kurgu yaşıyor / Yakınlarda bir yerde ölüm gizleniyor. / Bu yüzden uçurumların yakınında duruyoruz. / Kıyamet bizi bekliyor, / basit bir skandalla bitmeyecek.”

Savaşlarda söylenen, bestelenen şarkılar ya da savaşlara dair yapılan eserler bize sadece müzikal bir değerlendirme imkanı sunmuyor. Aynı zamanda insanın bu toplumsal olayın ta kendisini nasıl deneyimlediğini de inceleyebilmemizi mümkün kılıyor. Kim bilir belki bu tarz örnekleri daha fazla incelemek, alıştığımız resmi ‘savaş şarkılarını’ da farklı ele almamızı sağlayacaktır.

Haftaya Müzikli Atlas’ta yine farklı tarihsel kesitlerde farklı coğrafyalara işitsel yolculuğumuza devam edeceğiz.

Kaynak: 

Kavel Alpaslan / Gazete Duvar

Balkan öğrencilerine Türkiye bursu

Milli Eğitim Bakanlığının, Mesleki ve Teknik Ortaöğretim Okulları düzeyinde uluslararası öğrenci alımına yönelik farklı branşlarda burslu öğrenci okutulması süreci, Arnavutluk’un başkenti Tiran’da tanıtıldı.

Türkiye’nin Tiran Büyükelçisi Tayyar Kağan Atay, burs programı hakkında bilgi verdi.

Ankara, Antalya, Balıkesir, Bursa, İstanbul, Konya ve Ordu illerinde meslek programlarına müracaat edilebileceğine işaret eden Atay, "Teknik kalitesi yüksek ve çok geçerli alanlarda meslek eğitimi almak isteyen Arnavut gençleri, Arnavut kardeşlerimizi burada başvurmaya çağırıyorum, davet ediyorum. İyi bir imkandır, sadece Arnavutluk değil Bosna Hersek, Bulgaristan, Karadağ, Kosova, Kuzey Makedonya ve Sırbistan vatandaşlarına da açık olacak dolayısıyla Balkanlar'da bir imkan sunuyoruz" diye konuştu.

"8. sınıfı bitirenler başvurmalı"

Atay, 8'inci sınıfı bitirenlerin buralara başvurmaları çağrısında bulunarak, barınmaları, Türkiye’deki sağlık giderleri, ilk gidiş geliş uçak biletleri, günlük harcamaları, eğitim-öğretim giderlerinin hepsinin Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından karşılanacağını söyledi.

Türkiye Balkanlardaki öğrencilere burs imkanı sağlayacak

Başvurular 26 Mayıs’a kadar devam edecek

Burs programına başvurular 26 Mayıs’a kadar devam edecek.

Başvurular www.tbbs.turkiyeburslari.gov.tr adresinden yapılabilecek. Burs programı kapsamında 4-9 Haziran tarihlerinde Arnavutluk’ta Arnavutça yazılı sınav yapılacak.

Başvuru işlem basamakları ve programlar hakkında www.mtegm.meb.gov.tr ve www.ytb.gov.tr adresinden bilgi alınabilecek.

Tiran Büyükelçiliği Eğitim Müşavirliğinin tiran@meb.gov.tr e-posta adresinden veya www.tiran.meb.gov.tr adresinden bilgi talebinde bulunulabilecek.

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB), elektrik-elektronik teknolojisi, endüstriyel otomasyon teknolojileri, konaklama ve seyahat hizmetleri, maden teknolojisi, makine ve tasarım teknolojisi, tarım, yenilenebilir enerji teknolojileri ve yiyecek-içecek hizmetleri alanlarında burs imkanı sağlayacak.

Sapkın tarikat vakasında can kaybı 145 oldu

Kenya'da tuttukları ölüm orucu nedeniyle öldüğü tespit edilen kişilerin sayısı 145'e çıktı.

Müritlerini ölüm orucuna sevk ederek hayatlarını kaybetmelerine yol açan "açlık tarikatı" soruşturmasında toplu mezar arama çalışmalarında yeni cesetlere ulaşıldı.

Kıyı Bölge Komiseri Rhoda Onyancha, tarikat lideri Paul Mackenzie'nin terörle suçlandığı soruşturmada yeni cansız bedenlere ulaşıldığını açıkladı.

Tarikatın olduğu Malindi kasabasında halen 500'den fazla kişinin kayıp olduğu tahmin ediliyor.

Öte yandan, organ ticareti şüphesinin Kenya basınında sıkça yer alması sonrası yapılan incelemelerde, bazı kişilerin organlarının çıkarılmış olduğu anlaşılmıştı.

Otopsilerde bazı çocukların da havasızlıktan öldüğü tespit edilmişti.

Tarikatın lideri Mackenzie, soruşturmanın başında polislere 1000 kişinin cansız bedenine ulaşacaklarını söylemişti.

Good News International Kilisesi Papazı Paul Mackenzie Nthenge'nin, kilisesindeki insanlara aç kalarak Hz. İsa'ya kavuşmalarını vadettiği belirtilmişti.

Nthenge'nin yakalanması sonrası başka suçlara karıştığı ileri sürülen New Life Dua Merkezi ve Kilisesi Papazı Ezekiel Odero da gözaltına alınmış ve "açlık tarikatı" ile ilgili soruşturma komisyonu kurulmuştu.

ABD'den 4 ülkeye İran'la ilgili akla ziyan baskı

ABD Kongresinde iki parti milletvekillerinden oluşan bir koalisyon İngiltere, Kanada, Avusturalya ve Hindistan liderlerine İran ordusunu terörist grup olarak tanımaları çağrısında bulunan bir mektup gönderdi.

Bu çabaya öncülük eden Cumhuriyetçi New York milletvekili Claudia Tenney’nin resmi sitesinden yapılan açıklamada, ABD'nin "İran rejiminin şiddet içeren aşırıcılığının bedelini ödetmek için cesur adımlar attığı" belirtildi.

Demokratlar ve Cumhuriyetçilerden oluşan 22 milletvekilinin imzaladığı mektubun İngiltere, Kanada, Avusturalya ve Hindistan liderlerine gönderildiği kaydedildi.

Mektupta, İran’ın “dünyanın önde gelen terör sponsoru devleti” olduğu ve İran Devrimi Muhafızları Ordusunun (IRGC) “yurt içi ve dışındaki terör operasyonlarının merkez çekirdeğini” oluşturduğu savunularak 4 ülke liderine İran ordusunu terörist grup olarak tanıması çağrısı yapıldı.

Milletvekilleri ayrıca, 4 ülkenin mevcut yasalar veya sistemler kapsamında IRGC'yi bir terörist grup olarak belirleme kapasitesine sahip olduğunu öne sürerek bununla terörizme tolerans gösterilmeyeceği yönünde İran’a açık mesaj verileceğini belirtti.

Kanada, daha önce, ülkenin resmi ordusu olduğu gerekçesiyle IRGC’yi terörist grup olarak tanıma konusunda çekimser kalırken İran’ın Kudüs Kuvvetlerini ise terörist grup olarak tanıyor.

İngiltere’nin IRGC’yi terörist grup olarak tanımayı düşündüğü ancak resmi bir karar vermediği, Avustralya’nın ise yasalarına göre bunu yapamayacağı ifade ediliyor.

İran ile uzun süredir yakın ilişkiler sürdüren Hindistan’ın ise bu çağrıya kayıtsız kalacağı öngörülüyor.

2019’da, eski ABD Başkanı Donald Trump döneminde ABD, İran Devrimi Muhafızları Ordusunu terörist grup olarak tanımış, İran da misilleme olarak ABD ordusunu terörist grup listesine aldığını duyurmuştu.

Kenya'da gizemli ölümcül hastalık alarmı

Kenya'da nedeni "tespit edilemeyen hastalık" nedeniyle 9 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.

Yerel basındaki habere göre, ülkenin kuzeyindeki Marsabit bölgesinde patlak veren salgın birçok kişiyi etkiledi.

Henüz nedeni tespit edilemeyen salgında 3'ü bebek 9 kişi hayatını kaybetti, 80'den fazla kişi de hastalandı.

Bölgede salgına karşı tedbir alınırken vaka tespit edilen hastalar gözlem altına alındı.

İlk belirlemelere göre, salgının ağır sıtma olabileceği tahmin ediliyor.

Salgının etkilediği kişilerde şiddetli baş ağrısı, gözlerde sararma ve gribal belirtiler gözlendi.

Almanya'da PKK üyesine hapis cezası

Almanya'da terör örgütü PKK üyesi 4 yıl 5 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Frankfurt Yüksek Eyalet Mahkemesi, 59 yaşındaki Abdullah Ö.'yü terör örgütü PKK üyeliğinden mahkum etti.

11 Nisan 2022 tarihinden bu yana Frankfurt Yüksek Eyalet Mahkemesinde devam eden davanın son duruşmasında karar çıktı.

Abdullah Ö., terör örgütü üyesi olmaktan 4 yıl 5 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Mahkeme kararında, terör örgütü üyesinin, Ağustos 2019'dan bu yana Almanya'da PKK sorumlusu olduğuna, örgüt üyelerine talimat verdiğine işaret etti.

Terör örgütü için etkinlikler düzenlediğine ve Haziran 2020 ile Nisan 2021 arasında PKK için 900 bin avrodan fazla haraç topladığına vurgu yaptı.

Örgüt yapılanmasında yer aldığına da dikkat çekilen kararda, 11 Mayıs 2021'den bu yana tutuklu bulunan Abdullan Ö.'nün 4 yıl 5 ay hapis cezasına çarptırıldığı açıklandı.

Aliexpress neden ucuz?

Aliexpress neden ucuz, dünyanın en büyük alışveriş sitesinde alışveriş yapmak güvenli mi aslında bu soruları sormak bile biraz abesle iştigaldir. Peki, neden?

AliExpress, dünya genelindeki bireylerin ve işletmelerin ürünlerini doğrudan tüketicilere satma imkanı sunan bir çevrimiçi perakende platformudur. AliExpress, Çin merkezli çok uluslu bir konglomera olan Alibaba Group tarafından işletiliyor. Peki, Aliexpress neden ucuz? İşte sebepleri:

ALIEXPRESS NEDEN UCUZ?

Geniş bir ürün yelpazesi sunar; elektronik ürünler, giyim, ev eşyaları, aksesuarlar ve çok daha fazlası gibi birçok kategoride ürün bulabilirsiniz. AliExpress'teki birçok satıcı, genellikle düşük fiyatlarla ürünler sunar ve sıkça ücretsiz veya düşük maliyetli kargo seçenekleri sağlar.

AliExpress üzerinden bir satın alma yapmak için web sitesinde hesap oluşturabilir veya mobil uygulamayı kullanabilirsiniz. İlgilendiğiniz bir ürünü bulduğunuzda, sepetinize ekleyerek ve ödeme işlemini gerçekleştirerek sipariş verebilirsiniz. Ödeme seçenekleri genellikle kredi kartı, banka havalesi ve elektronik ödeme yöntemlerini içerir.

Bu sitede alışveriş yapmadan önce, satıcıların puanlarına, ürün değerlendirmelerine ve yorumlara dikkat etmek önemlidir. Ayrıca, ürün açıklamalarını ve özelliklerini dikkatlice incelemeniz ve satıcıyla iletişime geçerek herhangi bir sorunuzun olduğundan emin olmanız önerilir.

AliExpress'teki nakliye süresi sipariş verdiğiniz ürünün satıcı ve gönderim yöntemine bağlı olarak değişebilir. Teslimat süresi genellikle birkaç hafta ile birkaç ay arasında değişebilir. Ayrıca, uluslararası gönderim sürecinde gümrük prosedürleri ve yerel posta hizmeti de teslimat süresini etkileyebilir.

AliExpress'teki ürünlerin neden genellikle düşük fiyatlarla sunulduğunu açıklamak için birkaç faktör vardır:

DOĞRUDAN SATIŞ

Üretici ve satıcılarla tüketici arasında bir aracı görevi görür. Bu, ürünlerin doğrudan üreticiden veya toptancıdan tüketicilere ulaşmasını sağlar. Aracıların ve perakende mağazaların maliyetlerini ortadan kaldırır, böylece ürünlerin fiyatları daha düşük olabilir.

KÜRESEL TEDARİK ZİNCİRİ

Farklı ülkelerdeki üreticiler ve satıcılarla çalışır. Çin, birçok ürünün üretildiği ve düşük maliyetli üretim kaynaklarına sahip olduğu bir ülke olarak bilinir. Bu, maliyetleri düşürerek ürünlerin daha uygun fiyatlarla sunulmasını sağlar.

REKABET

Birçok farklı satıcının aynı veya benzer ürünleri sunmasına izin veren bir platformdur. Bu durum rekabeti artırır ve satıcıları fiyatları düşük tutmaya teşvik eder. Satıcılar, daha fazla müşteri çekebilmek için fiyatları rekabetçi hale getirmek veya promosyonlar ve indirimler sunmak gibi stratejiler kullanabilir.

DÜŞÜK İŞLETME MALİYETLERİ

Birçok satıcı için AliExpress, düşük işletme maliyetleri sağlayan bir platformdur. Fiziksel bir mağaza açma veya kiralama giderleri gibi ek masraflar olmadan çevrimiçi olarak ürünleri satabilirler. Bu da ürün fiyatlarını düşük tutmalarına yardımcı olabilir.

AliExpress üzerindeki tüm ürünlerin kalitesi ve performansı aynı olmayabilir. Satın alma yaparken satıcının puanlarına, ürün değerlendirmelerine ve yorumlara dikkat etmek önemlidir. Ayrıca, düşük fiyatlı ürünlerin bazen daha düşük kalitede olabileceğini ve uluslararası gönderim sürelerinin uzun olabileceğini unutmamak önemlidir.

Tahran Kitap Fuarı kapılarını açtı

İran'ın başkenti Tahran'daki 34. Uluslararası Kitap Fuarı, 2700 yerli, 100'e yakın da yabancı yayınevinin katılımıyla başladı.

Başkentteki İmam Humeyni Cuma Mescidi'nde düzenlenen fuarda Türkiye'nin Tahran Büyükelçisi Prof. Dr. Hicabi Kırlangıç, Kültür ve Turizm Bakanlığı standının açılışını gerçekleştirdi.

Büyükelçi Kırlangıç, Uluslararası Tahran Kitap Fuarı'nın geleneksel hale geldiğini belirterek, “Türkiye de eskiden beri bu fuara katılıyor, ilgi gösteriyor. Bu yıl daha da güçlü bir şekilde yayınevlerimizin, Kültür ve Turizm Bakanlığı'mızın katıldığını görüyoruz.” diye konuştu.

Kırlangıç, “Bu fuarın bizim kültürel ilişkilerimizde de önemli bir etkisi var. İran ile kültürel etkileşimler açısından önemli bir alan, önemli bir vesile.” değerlendirmesinde bulundu.

Fuarda Türkiye’nin bir standının olmasını iftihar vesilesi olarak gördüğünü söyleyen Kırlangıç, “Bundan sonra da daha güçlü bir şekilde Uluslararası Tahran Kitap Fuarı'nda yer almayı sürdüreceğiz diye ümit ediyorum. Bunun için elimizden gelen gayreti göstereceğiz.” ifadelerini kullandı.

Kırlangıç, bu fuara ilişkin çok eski hatıraları olduğunu kaydederek, “İlk başladığından itibaren çok defa bu fuara geldim, gördüm. Çok kitap aldım buradan.” dedi.

Diğer yandan İran İslami İrşad ve Kültür Bakanı Muhammed Mehdi İsmaili, Türkiye’nin standını ziyaret etti. Ziyarette Kültür ve Turizm Bakanlığı standı sorumlusu Abdüssettar Yarar, İranlı Bakan'a Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin Mesnevi adlı kitabını hediye etti.

İran'dan 2700, yurt dışından da 100'e yakın yayınevinin katıldığı fuar, 20 Mayıs’a kadar devam edecek.

Aliyev'den Kılıçdaroğlu'na 'Türksüz Yol' tepkisi

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu'nun tarihi İpek Yolu'nu canlandırma projesine tepki göstererek, "Azerbaycan'ı bu stratejik projenin dışında bırakmak isteyenlerin hevesleri kursaklarında kalacak" dedi.

Azerbaycan'ın Avrasya'daki ulaşım merkezlerinden biri haline geldiğini belirten Aliyev, "Haydar Aliyev'in girişimiyle Azerbaycan'da Avrupa-Kafkasya-Asya Uluslararası Taşımacılık Koridoru konulu çok büyük ve prestijli bir uluslararası konferans düzenlendiğini hatırlatmak isterim. Bugün 'Orta Koridor' dediğimiz Avrupa-Kafkasya-Asya projesinin temeli o yıllarda atıldı. Yani bu koridorun Azerbaycan topraklarından geçişi o yıllarda belirlenmişti. Ancak bazıları istemedi. Ne yazık ki bugün bile Azerbaycan'ı bu stratejik projenin dışında bırakmak isteyenler var. Onların hevesleri kursaklarında kalacak" dedi.

Cumhurbaşkanı adayı ve CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Erzincan mitinginde konuştu:

Kılıçdaroğlu'nun projesi İran üzerinden geçiyor Kemal Kılıçdaroğlu, 6 Mayıs'ta sosyal medya hesabından "Ne Batı ne Doğu, bu Türk'ün yolu" başlığıyla paylaştığı bir videoda İpek Yolu'nu canlandırma projesinin detaylarını açıklamıştı. Kılıçdaroğlu, "Tarihi İpek Yolu'nu canlandıracağız. Yani Türkiye'yi Çin'e bağlayacağız. Hızlı, yeni bir ticaret ve taşıma koridoru yani otoban açacağız. Bu koridor boyunca yüksek kapasiteli karayolu ile çift hat demir yolu altyapısı oluşturacağız. Tarihi İpek Yolu otobanı ve demir yolu yaklaşık 5 bin 500 kilometre uzunluğunda olacak. Şimdi düşünün, Türkiye'den Gürbulak ve Kapıköy'den çıkarak, İran'da Tebriz ve Tahran'ı, Türkmenistan'da Aşkabat'ı, Özbekistan'da Taşkent'i ve Kazakistan'da da Almatı'yı geçerek Çin'e varacaksınız. Böylece kuzeyde Gürbulak ve Çin'in koridor üzerindeki ülkelerin Avrupa ve Karadeniz limanlarına, güneyde ise Kapıköy ile Mersin ve İskenderun limanlarına bağlantısı sağlanacak" ifadelerini kullanmıştı.

Orta Koridor projesi Türkiye'den başlayarak, demiryolu ve karayolu bağlantılarıyla sırasıyla Gürcistan, Azerbaycan ve Hazar Denizi'ne, buradan da Türkmenistan-Özbekistan-Kırgızistan veya Kazakistan güzergahını takip ederek Çin'e uzanıyor.

Pakistan Yüksek Mahkemesi'nden İmran Han çağrısı

Eski Pakistan Başbakanı İmran Han'ın gözaltına alınmasının yankıları sürerken Pakistan Yüksek Mahkemesi'nden açıklama geldi.

Pakistan Yüksek Mahkemesi, İmran Han'ın yasadışı bir şekilde gözaltına alındığını belirterek derhal serbest bırakılması gerektiğini açıkladı.

Geo News televizyonuna göre, Anayasa Mahkemesinde Pakistan Adalet Hareketi Partisinin (PTI), Han’ın tutuklanmasına karşı itirazı değerlendirildi.

Mahkeme, eski Başbakan Han’ın tutuklanmasının "yasa dışı" olduğuna ve bir an önce tahliye edilmesine hükmetti.

Pakistan'da parlamentoda 10 Nisan 2022'de yapılan güven oylamasında 174 "hayır" oyuyla İmran Han hükümeti düşmüştü.

Ülkede 3 dönem başbakanlık yapan Navaz Şerif'in kardeşi Şahbaz Şerif, 11 Nisan 2022'de Meclis'te düzenlenen seçimde 174 oyla salt çoğunluğun desteğini alarak başbakan seçilmişti.

Han, koalisyon hükümeti erken seçim ilan etmediği gerekçesiyle 28 Ekim 2022'de Lahor'dan İslamabad'a yürüyüş başlatmıştı.

Vezirabad'da 3 Kasım 2022'de konvoyuna ateş açılması sonucu Han, iki bacağından yaralanmıştı. Saldırıda bir kişi ölmüş, 13 kişi yaralanmıştı.

Pakistan ordusu, 8 Mayıs'ta eski Başbakan İmran Han'ın kendisine yönelik suikastın arkasında üst düzey istihbarat yetkilisinin bulunduğuna yönelik iddialarını "sorumsuzca ve asılsız" olarak nitelendirmişti.

Han, 9 Mayıs'ta Ulusal Mali Sorumluluk Bürosu (NAB) tarafından verilen kararla tutuklanmıştı.

Söz konusu gelişme, Han'ın üst düzey istihbarat yetkilisini, kendisine yönelik suikast girişiminin arkasında olmakla suçlamasının ardından yaşanmıştı.

Detaylar Ekleniyor...

Oy pusulaları değişecek mi? İnce'nin aldığı oylar en olacak?

Oy pusulaları değişecek mi, Muharrem İnce'nin oy pusulasındaki yeri ne olacak, İnce'nin şu ana kadar aldığı oylar geçerli sayılacak mı soruları merakla soruluyor. 

OY PUSULALARI DEĞİŞECEK Mİ?

Muharrem İnce'nin adaylıktan çekilidiğini açıklamasından sonra gözler bir kez daha Yüksek Seçim Kurulu ve oy pusulalarına çevrildi.

14 Mayıs'ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi, Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce adaylıktan çekildi. İnce'nin bu kararı sonrası oy pusulasında değişiklik yaşanmayacak.

Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısıyla Cumhurbaşkanlığı adaylığından çekildiğini açıkladı.

İnce'nin adaylıktan çekilmesinin ardından, 14 Mayıs'ta Cumhurbaşkanı adaylarının yer aldığı oy pusulası gündeme geldi.

Oy pusulaları değişecek mi? İnce'nin aldığı oylar en olacak?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Millet İttifakı adayı Kemal Kılıçdaroğlu ve ATA İttifakı adayı Sinan Oğan'ın kaldığı Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kullanılacak oy pusulasında seçimlerden çekilen Muharrem İnce de yer alacak.

İnce'nin adaylıktan çekilmesi sonrası, oy pusulasında herhangi bir değişiklik olmayacak. İnce'nin aldığı oylar geçersiz sayılmayacak. İnce'nin ikinci tura kalması durumunda, 3'üncü olan aday ikinci tura kalmış kabul edilecek.

KULLANILAN YURT DIŞI OYLAR NE OLACAK?

Şu ana kadar 1 milyon 700 bin oy kullanıldı. Bu oylardan bazıları da Muharrem İnce'ye verildi. Peki, bu oylar ne olacak?

Bu oylar da aynen sayılacak. Geçersiz sayılmayacak. Ancak kullanılan oyun bir karışlığı olmayacak. Yani herhangi bir adaya yazılmayacak.

Almanya'da Mercedes fabrikasında silahlı saldırı

Almanya'da meydana gelen silahlı saldırıda 2 kişi hayatını kaybetti.

Almanya’nın Baden-Württemberg eyaletine bağlı Stuttgart kentinin 15 kilometre güneybatısında bulunan Sindelfingen’deki Mercedes fabrikasından yerel saatle 07.45 sıralarında silah sesi yükseldi.

Bölgeye polis ve sağlık ekibi sevk edildi.

Ludwigsburg polisinden yapılan açıklamada, fabrika binasında açılan ateş sonucu 2 kişinin hayatını kaybettiği duyuruldu.

Saldırganın gözaltına alındığı, fabrikadaki tehlikenin sona erdiği ve soruşturmanın sürdüğü belirtildi.

Saldırının nedeni henüz bilinmezken, Alman medyasında saldırganın 53 yaşında olduğu aktarıldı.

Mercedes Benz tarafından yapılan açıklamada ise "Yetkililerle temas halindeyiz ve olayı aydınlatmaya çalışıyoruz. Çalışanların güvenliği her şeyden önce gelir” ifadeleri kullanıldı.

Saldırganın ve saldırıda hayatını kaybedenlerin Türk olduğu iddia ediliyor.

Muharrem İnce adaylıktan çekildi

Muharrem İnce, adaylıktan çekildiğini açıkladı. 

İnce, "Saraydan para aldı çekilemez diyenlere sesleniyorum. Adaylıktan çekiliyorum" dedi. 

İnce, FETÖ üyelerinin kendisi hakkındaki montaj kasetleri nedeniyle son iki gündür zorlu süreçlerden geçiyordu.

İnce çekilme açıklamasında, "Seçimi kaybettiklerinde bütün suçu bana atacaklar. Bahaneleri kalmasın. Bunu memleketim için yapıyorum. Adaylıktan çekiliyorum" dedi.

Muharrem İnce'nin açıklamasının tam metni:

Gerçek ya da montaj fark etmez diyor, gerçek ya da montaj diyemezsin. Çünkü gerçek değil bunu biniliyorsun. Türkiye Cumhuriyeti Devleti benim itibarımı koruyamamıştır. Bir cumhurbaşkanı adayının itibarı önemlidir. Bu ülkenin savcıları bu ülkenin medyası bu ülkenin emniyeti benim itibarımı korumakla görevlidir.

5 milyar dolarlık banknot yazıyor geçiyor adam. Nerede bu savcılar? Pazar günü bankadan 10 milyon lira havale yapıyorlar. Benden başka mal varlığını açıklayan kimse yok. Ben açıklıyorum bana çamur atıyorlar. Her şey ortada. Adam evi nereden aldın diyor ben evi 2016’da almışım. Ne kadar kaçak FETÖ’cü varsa yurt dışından saldırıyor. Bir taraftan FETÖ saldırıyor Bir taraftan PKK saldırıyor. Şimdi Pazar günü sandığa gideceğiz. Memleket Partisi Türkiye’nin geleceği için önemlidir. Mutlaka o mecliste olmalıdır. Kim saldırırsa saldırsın, istedikleri kadar montaj kaset yapsınlar, istedikleri kadar montaj dekont yapsınlar. 

Saraydan para aldı çekilemez diyenlere bu alçaklığı yapanlara sesleniyorum Benim bu kumpaslardan sahte dekontlardan olmayan jiplerden korktuğum falan yok. En son geldiği nokta o çekilemez saraydan para aldı diyenler var. Adaylıktan çekiliyorum. Bunu memleketim için yapıyorum.

Türkiye’ye üçüncü bir seçenek önerdim. Bir kanal açmaya çalıştım. Bu kanalı başaramadık. Bahaneleri kalmasın.

Yoksa seçimi kaybettiklerinde seçimin suçunu bize atacaklar. Bahaneleri kalmasın Memleket Partisi’ne her evden bir oy istiyorum. Hepinize teşekkürler.

Detaylar Ekleniyor...

Doğal gaz bedava mı? Doğal gazın bedava olduğu doğru mu?

Doğal gaz bedava mı, bedava doğalgaz uygulaması ne zaman başlıyor soruları merakla soruluyor.  Bilindiği üzere Türkiye'nin enerjideki bağımsızlığının sembolleri arasında yer alan Karadeniz doğalgazı iki yıldan kısa bir süre içerisinde çıkarılarak yüzeye getirildi.Karadeniz doğalgazının çıkarılmasıyla birlikte gözler gazın vatandaşa yansımasına çevrildi. Peki, doğalgaz bedava mı?

Doğal Gaz Nedir?

Doğal gaz, fosil yakıtların bir türüdür ve genellikle metan (CH4) gazından oluşur. Diğer bileşenleri arasında etan (C2H6), propan (C3H8), bütan (C4H10) ve bazen izole edilen hidrokarbonlar yer alır. Doğal gaz, yer altında doğal gaz rezervuarlarında bulunur ve enerji üretimi, ısıtma, pişirme ve endüstriyel uygulamalar gibi çeşitli amaçlarla kullanılır. Hidrokarbonların organik maddelerin milyonlarca yıl süren çürümesi sonucunda oluşur. Deniz hayvanları, bitki artıkları ve diğer organik maddeler, yer altında yüksek basınç ve sıcaklık altında kalarak karbon bazlı bileşiklere dönüşür. Bu süreçte metan gazı oluşur ve doğal gaz rezervuarlarında birikir.

Doğal gaz, enerji kaynakları arasında tercih edilen bir seçenek haline gelmiştir, çünkü temiz bir yanma sağlar. Yanma sırasında sera gazı emisyonları ve çevresel kirlilik miktarı petrol ve kömüre kıyasla daha düşüktür. Ayrıca doğal gazın yanması sırasında diğer fosil yakıtlara göre daha fazla enerji açığa çıkar. Geniş bir dağıtım altyapısına sahip olduğu için yaygın bir enerji kaynağıdır. Boru hatları aracılığıyla evlere, işyerlerine ve endüstriyel tesislere ulaştırılabilir. Sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) formunda taşınabilir ve deniz yoluyla ihracat ve ithalat için kullanılabilir. Ayrıca doğal gaz, elektrik üretimi için kullanılan gaz türbinleri gibi çeşitli enerji dönüşüm sistemlerinde de kullanılabilir.

DOĞAL GAZ BEDAVA MI?

İşte bu noktadoa devreye giren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 20 Nisan günü gerçekleştirilen Filyos Gaz İşleme Tesisi Karadeniz Doğalgazı'nın Devreye Alma Töreni'nde kritik açıklamalarda bulundu. Tüm hanelerin doğalgaz faturlarını etkileyecek bir müjdeyi duyurdu. Cumhurbaşkanı Erdoğan konutlarda kullanılacak doğalgazın 1 ay boyunca ücretsiz olacağını müjdeledi. Bu noktada gözler "Doğalgaz indirimi ne zaman başlayacak? Doğalgaz faturası hangi ay ücretsiz olacak?" sorularına çevrildi. İşte konuya ilişkin ayrıntılar...

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Filyos Gaz İşleme Tesisi Karadeniz Doğalgazı'nın Devreye Alma Töreni'nde kritik açıklamalarda bulundu. Bu kapsamda doğalgazda tüm hanelerini etkileyecek bir müjdeyi duyurdu. İşte o açıklamadan satırbaşları:

Doğalgaz bedava mı? Bedava doğalgaz başladı mı, ne zaman başlıyor?

"Ülkemize geçtiğimiz 21 yılda yaptığımız her yatırımda insanımızın hayatını kolaylaştırmış, refahını artırmış olduk. İnsanımızı hayat pahalılığı ve enflasyon karşısında asla yalnız bırakmadım. Geçen sene küresel salgın ve kriz nedeniyle artan enerji fiyatlarında doğalgazda yüzde 75 indirim uyguladık. Her 100 liralık doğalgaz faturasını 75 lirasını devlet olarak biz üstlendik." ifadelerini kullandı.

"Türkiye'nin imkanlarını, milletimizin her ferdinin hayatına yansıyacak şekilde kullanma sözünü unutmuyoruz. Bugün bu sözümüzün gereğini yerine getiriyoruz. Şimdi sizlerle ülkemizin her bir hanesindeki doğalgaz faturasını düşürecek iki müjdeyi paylaşmak istiyorum. Birinci müjdemizi açıklıyorum: Vatandaşlarımızın evlerindeki mutfaklarında ve sıcak su tüketiminde kullandıkları doğalgazı 1 yıl süreyle ücretsiz veriyoruz. 

BEDAVA DOĞALGAZ NE ZAMAN BAŞLIYOR?

19 Nisan’da kesilen faturadan sonra, ücretsiz fatura dönemi 19 Mayıs olacak. Aylık 25 metreküpe denk gelen mutfak ve sıcak su için doğalgazın bedeli 1 yıl boyunca faturalardan düşülecektir. Bu aynı zamanda önümüzün yaz olduğunu dikkate alırsak pekçok hanenin neredeyse hiç doğalgaz faturası ödemeyeceği anlamına geliyor. Emeklisinden öğrencisine ücretsiz doğalgaz kullanımının önemli katkı yapacağına inanıyorum. Seçimlerden sonraki dönemde bunun benim vatandaşıma yansıması çok daha farklı olumlu şekilde tecelli edecektir. Aylık mutfak, sıcak su tüketimini karşılayacak bedava doğalgazınız hayırlı olsun."

Doğalgaz bedava mı? Bedava doğalgaz başladı mı, ne zaman başlıyor?

Şimdi de ikinci müjdemizi açıklıyorum: 1 ay boyunca Türkiye'nin tamamındaki konutların doğalgaz tüketiminden ücret almayacağız. Isınma dahil doğalgaz tüketiminin tamamını 1 yıl süreyle ücretsiz yapıyoruz. Yeni başlatacağımız çalışmalarla milletimizin karşısına daha pekçok müjdeyle çıkacağız. Ülkemize eser kazandırma yolunda durmayacağız. Milletimize hizmet etme yolunda durmayacağız. Türkiye Yüzyılı inşasının yolunda durmayacağız. 21 yılda ülkemize kazandırdığımız demokrasi ve kalkınma altyaphısını Türkiye Yüzyılı'yla taçlandıracağız.

25 METREKÜP DOĞALGAZ NE KAÇ LİRA OLUR?

Türkiye'de 4 kişilik bir ailenin yıllık ortalama doğal gaz tüketimi 1.500 m3. Aylık ortalama tüketim ise 125 m3. Kışın ise aylık en az doğal gaz tüketimi 250 m3 dolayında hesaplanıyor.  1 yıl boyunca aylık ücret alınmayacak olan 25 m3’lük gazın bedeli ise Nisan ayı tarifesiyle metreküp başına dağıtım bölgesine göre değişmekle birlikte 5-6 TL ortalama fiyattan yaklaşık 125 TL - 150 TL civarında hesaplanmaktadır. Bugunkü fiyatlarla 12 aylık katkı da hane başına 1.500 -1800TL civarında olacaktır.

BEDAVA DOĞALGAZ KARARI RESMİ GAZETEDE

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Filyos Gaz İşleme Tesisi’nde yaptığı açıklamada bir ay konutlardaki doğal gazın ücretsiz olacağı, bir yıl boyunca da 25 metreküp doğal gazın ücretsiz olacağını duyurmuştu.

Konutlarda 1 ay boyunca doğal gaz bedeli alınmamasına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararnamesi Resmi Gazete'de yayımlandı.

Erdoğan'ın imzasıyla yayımlanan kararnameye göre, dağıtım şirketlerinden doğal gaz temin eden konut, ibadethane ve cemevi abonelerinden, doğal gaz tüketimleri için 24 Nisan 2023 tarihinden 31 Mayıs 2023 tarihine kadar tahakkuk edecek ilk faturadan doğal gaz bedeli alınmayacak.

Ayrıca 1 Mayıs 2024 tarihine kadarki döneme ait aylık doğal gaz tüketimleri için tahakkuk edecek faturalarda 25 metreküpe kadar olan tüketim için doğal gaz bedeli tahsil edilmeyecek.

Doğal gaz tüketimine ilişkin sistem kullanım bedelleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bütçesinden karşılanacak.

İspanya'da mesailere sıcaklık ayarı

İspanya'da sol koalisyon hükümeti, aşırı sıcak havalarda açık alanlarda çalışmanın yasaklanmasına ilişkin bir karar alacağını duyurdu.

Başbakan Yardımcısı ve Çalışma Bakanı Yolanda Diaz, ulusal basına yaptığı açıklamada, "Şirketlerin uyması gereken belirli önlemleri iş mevzuatına tam dahil etmek için bazı yasal değişiklikler yapacağız. Bunlardan biri de hava şartlarına göre işleri uyarlamak olacak." ifadesini kullandı.

Diaz, aşırı sıcaklar nedeniyle 2. ve 1. dereceden uyarıların (turuncu ve kırmızı alarm) yapıldığı dönemlerde çalışanların sağlıklarının riske atılmaması için açık alanlarda çalışmanın yasaklanacağı uygulamalar getireceklerini bildirdi.

Sol koalisyon hükümetinin, ülkedeki kuraklık sorununa çözüm için yarın yapacağı olağanüstü Bakanlar Kurulu Toplantısı'nda bu konunun da ele alınacağını aktaran Diaz, "insanların yaşamlarına direkt etki eden iklim değişikliği ile mücadele çalışma standartlarını da değiştirmeleri gerektiğini" savundu.

Kuraklığa karşı yeni önlemler açıklamak için yarın olağanüstü toplanacak Bakanlar Kurulu'nun, tarım işçilerine ve hayvan yetiştiricilerine destek paketleri ile doğru su kullanımıyla ilgili kararlar alacağı kaydedildi.

Kuraklık sorununun uzun sürebileceği uyarıları yapılıyor

İspanya Meteoroloji Enstitüsü (AEMET), hafta başında yayımladığı raporda, ülkenin 1961'den bu yana en sıcak ve kurak nisan ayını geçirdiğini duyurmuştu.

Endülüs, Murcia ve Katalonya gibi birçok bölgeyi olumsuz etkileyen ve 2022 yılı ortasından bu yana süren kuraklık sorununun uzun sürebileceği uyarıları yapılıyor.

Ülkede mevcut durumda baraj ve göletlerdeki su rezervi, son 10 yılın ortalamasının 20 puan altında yüzde 48 seviyesinde bulunuyor.

Rusya'nın gelir kaybı yarı yarıya düştü

Rusya'nın petrol ve doğal gaz gelirlerinin bu yılın ocak-nisan döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 52 azalarak 2,3 trilyon rubleye (yaklaşık 30,2 milyar dolar) düştüğü bildirildi.

Rusya Maliye Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, ülkede bütçe açığının bu yılın ocak-nisan döneminde 3,4 trilyon ruble seviyesinde gerçekleştiği belirtildi.

Söz konusu dönemde, bütçe gelirlerinin geçen yıla kıyasla yüzde 22 azalarak 7,8 trilyon rubleye gerilediğine işaret edilen açıklamada, bütçe giderlerinin ise yüzde 26 artarak 11,2 trilyon rubleye çıktığı kaydedildi.

Açıklamada, Rusya'nın petrol ve doğal gaz gelirlerinin de ocak-nisan döneminde 2022'nin aynı dönemine göre yüzde 52 azalarak 2,3 trilyon rubleye gerilediği belirtilerek, söz konusu düşüşün ana nedeni olarak yüksek baz etkisine işaret edildi.

Rusya'nın bütçesi geçen yıl yaptırımların etkisiyle 3,3 trilyon ruble açık verirken, Rusya Maliye Bakanlığı, bütçe açığını kapatmak için rezervlerinden yuan ve altın satışı gerçekleştiriyor.

Rusya-Ukrayna savaşında son durum - CANLI HARİTA

Rusya'nın tam olarak bir yıl önce bu zamanlarda Ukrayna topraklarına başlattığı saldırılarla başlayan savaş tüm hızıyla sürüyor. Rusya bazı bölgelerden geri çekilse de sınır bölgelerinde çatışmalar devam ediyor. Çatışmalar şu anda Rus işgali altında bulunan Ukrayna topraklarında sürüyor. 

Mart ayı da iki ülkenin birbirlerine ait hedefleri vurma operasyonları sürdü. Ukrayna topraklarını geri almak için bazı noktalarda saldırılar düzenlerken, bazı noktalarda ise savunma durumunda bulunuyor. 

İşte Ukrayna Rusya savaşında son durum:

UKRAYNA: RUSYA BAHMUT'TA GERİ ÇEKİLDİ

Ukrayna Kara Kuvvetleri Komutanı Aleksandr Sırskiy, Bahmut cephesinin bazı kesimlerinde Rus birliklerin 2 kilometre kadar geri çekildiğini bildirdi.

Sırskiy, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Ukrayna askerlerinin Bahmut yönünde yürüttükleri savunma operasyonlarının sonuçlarını aldıklarını belirtti.

Söz konusu yönde etkili bir karşı taarruz gerçekleştirdiklerini aktaran Sırskiy, "Cephenin bazı kesimlerinde düşman Ukrayna askerlerinin baskısına dayanamadı ve 2 kilometre kadar geri çekildi." ifadesini kullandı.

Sırskiy, etkili bir savunma operasyonu sonucunda Rus Güvenlik Şirketi Wagner'in gücünün zayıfladığını ve bazı cephelerde Wagner paralı savaşçılarının Rus ordusunun hazırlıklı olmayan birlikleriyle değiştirilmek zorunda kalındığını ancak neticede onların da geri çekildiğini aktardı.

Rusya'nın 9 Mayıs'a kadar Bahmut'un kontrolünü ele geçireceklerine ilişkin açıklamalarına rağmen bunun gerçekleşmediğine işaret eden Sırskiy, "Ukrayna savunma kuvvetleri cepheyi güvenli bir şekilde elinde tutuyor ve düşmanın ilerlemesine izin vermiyor. Bahmut için mücadele devam ediyor." değerlendirmesinde bulundu.

Sırskiy, Ukrayna ordusunun 3. saldırı tugayının Rus birliklerine "güçlü bir darbe indirdiğini ve Ukrayna ordusunun gücünü gösterdiğini" kaydetti.

WAGNER BAHMUT'TA MEVZİLERİ ORDUYA BIRAKIYOR

24 Şubat 2022'de başlayan Rusya-Ukrayna savaşı hız kesmeden devam ederken, cephe hattında dikkat çeken gelişmeler yaşanıyor. Kiev ordusunun büyük bir saldırıya hazırlandığı savaşta Rus ve Ukraynalı güçlerin Bahmut kentindeki çatışmaları yoğunlaşırken, Rus paralı asker grubu Wagner'in lideri Yevgeniy Prigojin geçtiğimiz günlerde yetersiz mühimmat desteği nedeniyle kayıpların çok olduğunu açıklamıştı.

Rus güvenlik şirketi Wagner'in kurucusu Prigojin yaptığı yeni açıklamada Bahmut'tan çekilme kararı aldıklarını duyurdu. Prigojin mühimmat verilmemesi nedeniyle 10 Mayıs'ta kentten çekileceklerini ifade etti.

Prigojin açıklamalarını şu şekilde sürdürdü; "Wagner savaşçıları adına ve Wagner komutanlığı adına, yaralarımızı sarmak için 10 Mayıs 2023'te Bahmut yerleşimindeki mevzileri savunma bakanlığının birimlerine devretmek ve Wagner'in kalıntılarını lojistik kamplara çekmek zorunda olduğumuzu beyan ederim. Wagner birimlerini Bahmut'tan çekiyorum çünkü mühimmat yokluğunda boşu boşuna yok olup gidecekler. Cephanemiz yüzde 70 oranında eksik. Şoygu! Gerasimov! Nerede bu mühimmat?"

HERSON'DA CAN KAYBI 21'E YÜKSELDİ

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenski, Rusya’nın Ukrayna’nın Herson kentinde düzenlediği saldırıda 21 kişinin hayatını kaybettiğini, 48 kişinin de yaralandığını açıkladı.

Ukrayna’nın Herson kentine Rusya tarafından düzenlenen saldırıda can kaybı arttı. Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenski yaptığı açıklamada, Rus saldırısında Herson’da 21 kişinin hayatını kaybettiğini, 48 kişinin de yaralandığını aktardı.

Zelenski, “Dünyanın bunu görmesi ve bilmesi gerekiyor. Bir tren istasyonu ve bir kavşak, bir ev, bir hırdavatçı, bir bakkal, bir benzin istasyonu, bu yerleri neyin birleştirdiğini biliyor musunuz? Rusya'nın mermileriyle bıraktığı kanlı iz, Herson bölgesinde sivilleri katlediyorlar” dedi.

Ölen ve yaralananların tamamının sivillerden oluştuğunu vurgulayan Zelenskiy, “Kurbanların ailelerine ve yakınlarına başsağlığı diliyorum. Suçluları asla affetmeyeceğiz. Tüm faillerden hesap soracağız” dedi.

Herson kentinde cuma gününden itibaren 58 saatlik sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş, şehrin giriş ve çıkışa kapatılacağı duyurulmuştu. Bölgede yaşayanların ihtiyaçlarını karşılamak için evlerinin yakınındaki dükkanlara gidebileceği ifade edilmişti.

Öte yandan Rusya, Ukrayna’dan ilhak ettiği tek bölgesel başkent olan Herson kentinden geçtiğimiz sene kasım ayında askerlerini geri çekme kararı almıştı.

PUTİN'E İHA İLE SUİKAST GİRİŞİMİ

Rusya Devlet Başkanlığı binası Kremlin Sarayı'na İHA'lı saldırı düzenlendi. Saldırı başarılı olamadan engellendi. Rusya, saldırının Putin'e yönelik suikast girişimi olduğunu açıkladı.

https://www.dunyabulteni.net/asya/kremlin-sarayi-na-saldiri-ani-kameraya-boyle-yansidi-h553091.html 

BAHMUT'TA İLK TAARRUZ BAŞLADI

Ukrayna Kara Kuvvetleri Komutanı Aleksandr Sırskiy, Bahmut'un bazı kesimlerinde Ukrayna birliklerinin Ruslara karşı taarruza geçtiğini bildirdi.

Ukrayna Kara Kuvvetleri Komutanlığının sosyal medya hesabından yapılan açıklamaya göre, Sırskiy, dün cephe hattının birkaç yönünü ziyaret ederek başarılı askerlere devlet nişanı takdim etti.

Sırskiy, burada cephedeki duruma ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Liman yönünde Ukrayna ordusunun son birkaç gün boyunca Rusların çok sayıda saldırısını püskürttüğünü aktaran Sırskiy, "Düşmanın mevzilerimizi ele geçirme girişimleri başarısız oldu. Düşman kayıplar verdi, 10 düşman askerini esir aldık." dedi.

Sırskiy, Bahmut yönünde yoğun çatışmaların devam ettiğini belirterek Rusların çeşitli yönlerde Ukrayna askerlerinin savunmasını kırmaya çalıştığını ancak başarısız olduğunu ileri sürdü.

Rus askerlerinin ilerlemek için maksimum çabayı gösterdiğini kaydeden Sırskiy, "Önemli kayıplara rağmen yeni Wagner saldırı grupları, diğer özel şirketlerden savaşçılar sürekli savaşa giriyor. Ancak düşman şehri kontrol altına almayı başaramıyor." ifadelerini kullandı.

Sırskiy, Bahmut yönünde durumun oldukça karmaşık olduğunu söyleyerek "Aynı zamanda şehrin bazı kesimlerinde birliklerimiz düşmana karşı taarruza geçmiş, düşman bazı mevzilerini terk etmiştir." dedi.

KIEV DAHİL BİRÇOK KENTE YENİ HAVA SALDIRILARI

Rusya, gece başkent Kiev dahil Ukrayna’nın şehirlerine yoğun hava saldırıları düzenledi.

Kiev Şehri Askeri İdaresi Başkanı Sergey Popko, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, gece Rusların Ukrayna’ya yoğun saldırı düzenlediğini belirtti.

Ön belirlemelere göre saldırıların Tu-95 stratejik uçaklarıyla yapıldığını aktaran Popko, "Başkentte hava saldırısı alarmı yaklaşık 3 saat sürdü. Ruslar, aynı anda seyir füzeleri ve İHA’larla saldırdı." ifadesini kullandı.

Popko, Kiev hava sahasında Rusya’nın tüm füze ve İHA’larının savunma sistemlerince imha edildiğini, siviller arasında can kaybı, apartmanlarda veya altyapılarda hasar kaydedilmediği bilgisini paylaştı.

Ukrayna Genelkurmay Başkanı Valeriy Zalujnıy da sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, saat 02.30 civarında Rusların 11 Tu-95 tip stratejik uçağıyla Ukrayna’ya saldırılar düzenlediğini bildirdi.

Rusların Ukrayna’ya toplam 18 seyir füzesi fırlattığını ifade eden Zalujnıy, bunlardan 15’inin Ukrayna kuvvetlerince imha edildiğini aktardı.

Ukrayna Genelkurmay Başkanlığının açıklamasında ise gece Rus ordusunun Kramatorsk, Konstantinivka ve Pavlograd şehirlerine 5 füze ile saldırdığı belirtildi.

Öte yandan, sosyal medyada Pavlograd şehrine saldırılara ilişkin paylaşılan görüntülerde, apartmanların camlarının kırıldığı, şehrin bir kısmında büyük yangın çıktığı görüldü.

Dnipropetrovsk Bölgesi Askeri İdaresi Başkanı Sergey Lısak, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Rusların Pavlograd’a saldırılarında 3’ü çocuk 25 kişinin yaralandığını aktardı.

PAPA BARIŞ İÇİN DEVREDE

Katoliklerin ruhani lideri ve Vatikan Devlet Başkanı Papa Franciscus, Rusya ile Ukrayna arasında çatışmanın sona ermesi ve barış olması için halihazırda yürütülen bir misyonun olduğunu söyledi.

Macaristan'a 3 günlük Ukrayna ve göç odaklı bir ziyaret gerçekleştiren Papa, Budapeşte'den dönüşünde uçakta seyahatine eşlik eden gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Papa Franciscus, Macaristan'daki temaslarında Ukrayna'daki durumu, Macaristan Başbakanı Viktor Orban ve Rus Ortodoks Kilisesi'nin Budapeşte Temsilcisi Metropolit Hilarion ile değerlendirdiklerini aktararak, "Barışın hep kanallar açılarak yapılacağına inanıyorum, kanalları kapatarak barış yapılamaz. (Savaşa dair) Her şeyi konuştuk. Bunu konuştuk çünkü herkes barışa giden yola ilgi gösteriyor." ifadesini kullandı.

Vatikan'ın da dahil olduğu bir barış misyonundan söz eden Papa, "Ben bu hususta istekliyim. Yapılması gereken ne varsa yapmaya hazırım. Ayrıca halihazırda devam eden bir misyon var ama halka açık değil. Bu ne zaman halka açıklanır, o zaman bunun hakkında da konuşurum." değerlendirmesinde bulundu.

Papa, Rus Ortodoks Kilisesi Lideri Patrik Kirill ile Haziran 2022'de Kudüs’te görüşmeyi planladıklarını hatırlatarak, "Savaş nedeniyle bu görüşme askıya alındı ancak bunun yapılması gerekecek. Savaş başladıktan sonra Patrik Kirill ile sadece bir kez 40 dakikalık (video konferans) görüşmem oldu. Daha sonrasında Kirill ile ilişkimi, Rus Ortodoks Kilisesi Dış İlişkiler Sorumlusu Metropolit Antonij aracılığıyla sürdürüyorum." diye konuştu.

Vatikan'ın savaşta Rusya'ya götürülen çocukların evlerine geri dönebilmesine yönelik Ukrayna’nın talebine karşılık vereceğini belirten Papa, "Vatikan’ın bazı esir değişim durumlarında aracılık yaptığını düşünüyorum, Büyükelçilik aracılığıyla işler iyi gitti, bu da iyi gidebilir. Vatikan, bunu yapmaya uygun çünkü bu doğru ve adil bir şey. Yardım etmeliyiz çünkü bu bir ‘casus belli’ değil, insani bir konu. İnsani açıdan mümkün olan her şeyi yapmalıyız." yorumunda bulundu.

Papa Franciscus, düzensiz göç konusunda da göçmenlerin karaya çıktığı Akdeniz'deki 5 AB ülkesi İtalya, Malta, İspanya, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin (GKRY) bu işten zarar gören ülkeler olduğunu dile getirerek, "Göç konusu, Avrupa'nın ele alması gereken bir sorun." dedi.

***

BAHMUT'TA AĞIR SİLAHLAR KULLANILIYOR

Rusya-Ukrayna Savaşı'nın sürdüğü Ukrayna'nın Donetsk bölgesinde yer alan Bahmut cephesinde, ağır silahların yoğun şekilde kullanıldığı çatışmalar devam ediyor.

Ukrayna genelinde Harkiv, Herson, Zaporijya ile Luhansk bölgelerinde iki ordu arasında savaş devam ederken, son dönemlerin en yoğun çatışmaları Donetsk bölgesinde yaşanıyor.

Söz konusu bölgede, özellikle Bahmut, Avdeevka, Marinka ve Ugledar gibi şehirlerde gece ve gündüz ağır çatışmalar sürüyor.

Bölgedeki diğer sıcak noktalarda olduğu gibi Bahmut çevresindeki çatışmalarda da her iki ordu, çoğunlukla topçu sistemleri, tank, havan topları ve diğer silahları kullanıyor.

Savaş uçakları ile helikopterlerin de kullanıldığı cephede, sık sık patlama sesleri duyuluyor.

Anadolu Ajansı ekibi, Ukrayna ordusu mensuplarının yardımıyla Bahmut cephesine girerek buradaki son gelişmeleri görüntüledi.

Güvenlik açısından "kırmızı alan" olarak ilan edilen Bahmut şehrinin çevresindeki cephe hattında, topçu atışları yoğun şekilde sürüyor.

Rus ordusunun son dönemde üç taraftan kuşattığı Bahmut şehrine giden tek yol Çasov Yar şehrinden geçtiği için bu güzergah da Rus güçlerince hedef alınıyor.

Rus saldırıları sonucu ağır hasar gören ve her an patlama seslerinin duyulduğu Çasov Yar'da sürekli saldırı tehdidinin olması nedeniyle sokaklarda hayat adeta durma noktasına geldi.

Bahmut ilçesine bağlı Çasov Yar ile Bahmut yönündeki cephe hattından geçen yolda, Ukrayna ordusuna ait zırhlı araçlar da hızlı şekilde hareket ediyor.

Bahmut cephesinde bir noktada konuşlu ve Rus askerlerinin bulunduğu yerlere doğru yoğun atış yapan topçu bataryasının "President" kod adlı komutanı, AA muhabirine cephedeki durumu anlattı.

Bir uçaksavar topçu kompleksi olarak üretilen tek namlulu "C-60" silahını Bahmut cephesinde topçu sistemi olarak kullanan ekibin başındaki komutan President, söz konusu silahın oldukça etkili olduğunu söyledi.

President, topçu sisteminin, "Ural" markalı 6 çekerli bir kamyonun üzerine montaj edilerek yaklaşık 6-7 kilometre uzaklıktaki hedeflere atış yapabildiğini dile getirdi.

Kullandıkları silah için gerekli mühimmatın, Ukrayna'nın müttefik ülkelerinde üretildiğini aktaran President, bundan dolayı mermi sorunu da yaşamadıklarını ifade etti.

President, ekip olarak 24 saat boyunca görevde olduklarına dikkati çekerek "Biz Bahmut istikametinde savaşıyoruz. Burada her zaman sıcak çatışmalar oluyor." dedi.

Rus ordusunun, özellikle kış aylarında Bahmut ve çevresindeki yerleşim yerlerine doğru saldırılarının oldukça yoğunlaştığını bildiren President, son günlerde düşmanın ilerleyişini durdurduklarını vurguladı.

President, "Pozisyonlarımızı belirledik ve cephe hattını tutuyoruz, şimdi durum çok daha iyi. Bahmut şehrinin sağ ve sol tarafına artık hiçbir yere düşman sızamıyor." ifadesini kullandı.

Savaşın 24 Şubat 2022'de başladığını hatırlatan 27 yaşındaki President, 19 Şubat'ta evlendiğini söyledi.

President, "Tüm savaş boyunca eşimi bir kez yazın, bir kez de kışın olmak üzere iki defa görebildim. Hem fiziksel hem de zihinsel olarak çok zor. İnternete sahip olduğumuz için en azından bir şekilde telefondan iletişim kurabiliyoruz ama bu çok zor." diye konuştu.


UKRAYNA TAARRUZA HAZIRLANIYOR

Ukrayna Savunma Bakanı Oleksii Reznikov, Ukrayna kuvvetlerinin nisan, mayıs aylarında birkaç yönde taarruza geçebileceğini bildirdi.

Reznikov, Estonya Kamu Yayıncılığı (ERR) televizyonuna verdiği mülakatta, Ukrayna’nın taarruza geçişine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Ukrayna Genelkurmay Başkanlığının taarruza geçiş kararı vereceğine işaret eden Reznikov, "(Taarruz) Bu, birkaç yönde planlanıyor. En uygun anın ne zaman olacağına ve nasıl karar vereceklerine bağlı." dedi.

Reznikov, taarruzun hava koşullarına da bağlı olduğunu söyleyerek, “İlkbaharda bizde yer çok nemli oluyor. Sadece paletli araçlar kullanılabilir. Nisan, mayıs aylarında göreceğimizi düşünüyorum. Kiev, Çernigov, Sumi, Harkov, Herson’da yapıldığı gibi geçici olarak işgal altındaki topraklarımızı kurtarmaya devam edeceğimizden eminim.” ifadesini kullandı.

Bahmut yönünde Ukrayna askerlerinin “Rusya’nın saldırı potansiyelini önemli ölçüde azalttığını” öne süren Reznikov, bunun Ukrayna kuvvetlerine “cephe hattını sabit tutmaya ve taarruza hazırlanmaya” imkan sağlayacağını kaydetti.

RUSYA: UKRAYNA TOPRAKLARIMIZA İHA'LARLA SALDIRDI

Rusya Savunma Bakanlığı, Ukrayna'nın Rusya topraklarına Tu-141 Strij tipi insansız hava aracı (İHA) ile saldırıda bulunduğunu bildirdi.

Bakanlıktan, Rusya'nın Tula bölgesinde Kireyevsk şehrinde meydana gelen patlamanın nedenine ilişkin açıklama yapıldı.

Rusya topraklarına saldırıda bulunulduğuna işaret edilen açıklamada, "Kiev rejimi Tu-141 Strij tipi İHA ile vurma göreviyle bir saldırı gerçekleştirmeye çalıştı." ifadesi kullanıldı.

Tula bölgesine yerleştirilen, S-300 ve Pantsir-S1 hava savunma füze sistemleri ve Rus hava savunma sisteminin ve Pole-21 elektronik harp sistemlerinin bu yönde güvenilir koruma sağladığına dikkat çekilen açıklamada, özellikle Pole-21 elektronik harp sisteminin Ukrayna'ya ait silahlı insansız hava aracının navigasyon sistemini devre dışı bıraktığı belirtildi.

Açıklamada, "Yönünü kaybeden İHA, Tula bölgesine bağlı Kireyevsk'e düştü. Rusya Savunma Bakanlığı, Rusya Acil Durumlar Bakanlığı uzmanları ve kolluk kuvvetleri olay mahallinde çalışıyor." ifadeleri kullanıldı.

Başkent Moskova'ya 220 kilometre mesafede bulunan Tula bölgesindeki Kireyevsk şehrinde yerel saat ile 15.19'da bir patlama meydana gelmiş, bunun sonucunda olay yerinde bir çukur oluşmuştu. Patlamada iki kişinin yaralandığı, çok daireli 3 binanın ve bazı ambarların hasar gördüğü ifade edilmişti.

Sovyetler Birliği döneminde Ukrayna'nın Harkiv şehrinde üretilen, muharebe-taktik, keşif amacıyla kullanılan Tupolev Tu-141 Strij tipi insansız hava aracı, 6 bin metre yükseklikte uçabiliyor, saatte 1110 kilometre hız yapabiliyor ve 1000 kilometre menzile ulaşabiliyor.

RUSYA'DAN AVRUPA SINIRLARINA NÜKLEER TAKTİK SİLAH

Rusya Devlet Başkanı Putin, Belarus'a taktik nükleer silah yerleştireceklerini belirterek, "Bunu nükleer silahların yayılmasının önlenmesiyle ilgili uluslararası yükümlülüklerimizi ihlal etmeden yapacağız." dedi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rossiya-24 televizyon kanalına verdiği röportajda, gündemdeki konularla ilgili açıklamalarda bulundu.

Batılı ülkelerin Ukrayna'ya silah sevk etmesinin Rusya için tehdit oluşturup oluşturmadığı yönündeki soruyu yanıtlayan Putin, "Elbette tehdit var. Çatıştığımız ülkeye silah sevkiyatı yapıldığında bu, gerçekten tehdittir." diye konuştu.

Putin, Ukrayna'ya sevk edilen silah sayısının yüksek olduğuna dikkati çekerek, "Bu, büyük bir rakam ancak elimizdeki bilgilere göre ABD'de her ay 14-15 bin top mermisi üretiliyor. Askerlerimizin elindeki bilgilere göre Ukrayna Silahlı Kuvvetleri ise bir gün ve bir gecede 5 bine yakın top mermisi kullanıyor. ABD, gelecek yıl her ay 42 bin, 2025'te ise 75 bin top mermisi üretmeyi planlıyor." dedi.

Rusya'da askeri sanayi üretiminin çok hızla geliştiğini belirten Putin, Batı'nın Ukrayna'ya sevk etmeyi planladığı silah miktarından aynı sürede 3 kat daha fazla top mermisi üretmeyi planladıklarını dile getirdi.

"Zayıflatılmış uranyumlu mühimmat sevk edilmesine yanıt verebilecek kapasiteye sahibiz"

Putin, İngiltere'nin Ukrayna'ya zayıflatılmış uranyumlu mühimmat sevk edeceği ve bunun radyasyon açısından tehlikeli olmadığı yönündeki açıklamasını değerlendirerek, "Bu, doğru değil. Bunlar, kitle imha silahları değil. Bu, bir gerçek ancak uranyumlu mühimmat, radyasyon tozu oluşturuyor. Bu anlamda elbette bunlar tehlikeli silahlardır." şeklinde konuştu.

Bu tür mühimmatın eski Yugoslavya ve Irak'ta kullanıldığını anlatan Putin, bunun kanserin kat kat artmasına yol açtığına dikkati çekti.

Putin, söz konusu mühimmatın kullanılmasının Ukrayna toprakları ve vatandaşlarına zarar vereceğini dile getirerek, "Rusya, buna yanıt verebilecek kapasiteye sahip. Bizde bu tür mühimmattan yüz binlerce var. Biz bunları şimdilik kullanmıyoruz." ifadelerini kullandı.

"Batı, başka ülkelere taktik nükleer silah yerleştiriyor"

Vladimir Putin, NATO'nun başka ülkelere taktik nükleer silah yerleştirdiğini ifade ederek, kendilerinin de Belarus'a söz konusu silahı yerleştirecekleri bilgisini paylaştı.

Putin, "Batı, bunu onlarca yıldır yapıyor. Onlar, çoktan müttefik ülkelerde, NATO ülkelerinde ve Avrupa'da kendi taktik nükleer silahını yerleştirdi. Bu silah, Almanya, Türkiye, Hollanda, Belçika, İtalya ve Yunanistan'da yerleştirilmiş durumda. Yunanistan'da bu silahın deposu var. Belarus ile aynısını yapacağımıza anlaştık. Bunu nükleer silahların yayılmasının önlenmesiyle ilgili uluslararası yükümlülüklerimizi ihlal etmeden yapacağız." dedi.

Bunun için Belarus uçaklarının yeniden donatılması konusunda yardımcı olduklarını dile getiren Putin, bu uçaklardan 10 tanesinin taktik nükleer silah kullanmak için hazır olduğunu belirtti.

Putin, ayrıca Belarus'a "İskender" yüksek hassasiyetli füze sistemlerini teslim ettiklerini anımsatarak, söz konusu sistemlerin de taktik nükleer silahla donatılacağını vurguladı.

"ABD'nin Kuzey Akım hatlarındaki patlamaları organize ettiği görüşüne katılıyorum"

Kuzey Akım 1 ve 2 doğal gaz boru hatlarında geçen yıl meydana gelen patlamalara değinen Putin, Danimarka Enerji Ajansının, Kuzey Akım 2 Doğal Gaz Boru Hattı Projesi'nin yürütücü firması Nord Stream 2 AG'yi hattın yanında bulunan bir nesnenin denizden çıkarılması sürecine katılmaya davet ettiğine dikkati çekti.

Putin, "Bu sürece katılmamızın bir anlamı yok çünkü NATO ülkelerinden biri Danimarka, bunu incelediğini açıkladı. Demek, durum tehlikeli değil artık." diye konuştu.

Pulitzer ödüllü ABD'li gazeteci Seymour Hersh'ın, Kuzey Akım hatlarındaki patlamaların ABD istihbaratı tarafından organize edildiği sonucuna vardığını belirten Putin, "Buna tamamen katılıyorum." ifadesini kullandı.

Zelenskiy, Rusya'nın Zaporijya’yı bombaladığını duyurdu

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Rusya’nın Zaporijya şehrini bombaladığını, bir füzenin konuta isabet ettiğini duyurdu.
Zelenskiy, sosyal medya paylaşımında, Rusya’nın Zaporijya’ya saldırılar düzenlediğini açıkladı.

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, "Şu anda Rus füzesi bir konuta isabet etti. Rusya, şehri acımasızca bombalıyor. Sıradan insanların, çocukların yaşadığı yerleşim yerlerine isabet etti. Terörist devlet, şehirlerimizi, devletimizi ve insanlarımızı yok etmeye çalışıyor." ifadelerini kullandı.

Bu saldırıların Ukrayna'da, Avrupa'nın veya dünyanın herhangi bir yerinde "sıradan bir gün" haline gelmemesi gerektiğini belirten Zelenskiy, “Rus terörünü daha çabuk yenmek ve hayat kurtarmak için dünyanın daha fazla birliğe ve kararlılığa ihtiyacı var.” değerlendirmesinde bulundu.

Rusya: Odessa'da Ukrayna'ya ait silah ve askeri teçhizatları vurduk

Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov, Ukrayna'nın Odessa şehrinde bir askeri hava üssündeki Ukrayna ordusuna ait silah ve askeri teçhizatları vurduklarını duyurdu.

Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov, Rus askeri birliklerinin Ukrayna'daki savaşta eylemlerine ilişkin açıklamalarda bulundu.

Kupyansk, Harkiv, Krasno-Liman, Donetsk, Güney Donetsk, Herson ve Zaporijya yönlerinde taarruzların devam ettiğini belirten Konaşenkov, Zaporijya'daki Zalizniçnoye yerleşim birimi yakınlarında Ukrayna ordusunun 102. Bölgesel Savunma Tugayı'na ait yakıt deposunun yok edildiğini söyledi.

Rus hava ve muharebe taktik, füze ve topçu birliklerinin bir gün içinde Ukrayna ordusunun 112 bölgedeki birlikleri ve askeri teknik araçlarını vurduğunu ifade eden Konaşenkov, "Odessa'da Şkolnıy askeri hava üssü sahasındaki iki hangarda Ukrayna Silahlı Kuvvetlerine ait askeri teknik araçlar ve silahları vurduk." diye konuştu.

Ukrayna: Rusya'nın Zaporijya'ya düzenlediği saldırıda 1 kişi öldü, 32 kişi yaralandı

Ukrayna'nın Zaporijya kentine Rus kuvvetlerince düzenlenen saldırıda bir kişi öldü, 32 sivil de yaralandı.

Ukrayna Acil Durumlar Servisinin (DSNS) Telegram hesabından yapılan yazılı açıklamaya göre, Rus güçleri, Zaporijya kentinde saldırılar düzenledi.

Saldırılarda 32 sivilin yaralandığı bilgisi paylaşılarak "3'ü çocuk 27 kişi hastaneye kaldırıldı. 5 kişiye olay yerinde sağlık ekiplerince müdahale edildi. Bir kişi öldü." açıklamasında bulunuldu.

Zaporijya'da Rus saldırıların düzenlendiği bir konutta yaşayan ve hafif yaralanan 86 yaşındaki Valentina adlı kadın, yaşadıklarını anlattı.

Saldırı sırasında evde kızı ve damadıyla beraber bulunduğunu dile getiren Valentina, "Kızım ağır yaralandı. Hastanede yoğun bakımda. Evde her yerde kan var." dedi.

Arama kurtarma çalışmalarının sürdüğü enkaz bölgesinde çok sayda itfaiye ekibi yangın söndürme çalışmalarına devam ediyor.

İhtiyaç sahibi insanlar için kurulan çadırlarda sıcak yemek ikram ediliyor.

Rusya: Sivastopol'deki tesislerimize 3 İHA ile saldırı yapıldı

Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Kırım Yarımadası'nda Sivastopol'deki ordunun tesislerine 3 insansız hava aracı (İHA) ile saldırı yapıldığını bildirdi.

Şoygu, bakanlıkta yetkililerle yaptığı toplantıda, bugün yerel saatle 04.00 ile 05.56 arasında Kırım'da Sivastopol'deki askeri tesislerin İHA'larla vurulmaya çalışıldığını belirterek, "3 İHA da yok edildi." dedi.

2 İHA'nın 2 kadın asker tarafından yok edildiğini dile getiren Şoygu, söz konusu askerlerin ödüllendirilmesi için talimat verdi.

Rus ordusunun faaliyetlerine ilişkin açıklamalarda bulunan Şoygu, Ukrayna'daki "özel askeri operasyon"da taktik ve ordu havacılık personelinin yüzde 90'ının, stratejik ve uzun menzilli havacılık personelinin yüzde 60'ının, İHA personelinin yüzde 85'inin tecrübe kazandığını ifade etti.

Şoygu, "Operasyon sırasında 140 binden fazla sorti yapıldı. Hava ve Uzay Kuvvetleri toplamda 20 binden fazla düşman hedefini imha etti." diye konuştu.

Moskova'daki füze savunma sistemi modernize ediliyor
Hava kuvvetlerinin geliştirilmesindeki önceliklerden birisinin birliklerin gelişmiş hava savunma ve füzesavar savunma sistemleriyle donatılması olduğuna dikkati çeken Şoygu, bu yıl Moskova'daki füze savunma sisteminin modernizasyonunu tamamlayacaklarını bildirdi.

Şoygu, Rusya Hava ve Uzay Kuvvetlerinin ihtiyacına yönelik 621 askeri altyapı tesisini de tamamlayacaklarını belirterek, devlet silahlanma programına göre yıl sonuna kadar Havacılık ve Uzay Kuvvetlerinin modern silah türlerinin payının yüzde 85'e ulaşacağını kaydetti.

ABD'nin Rusya ve Çin'i kontrol altına almak için Asya-Pasifik bölgesindeki askeri varlığını önemli ölçüde artırdığını, müttefikleriyle siyasi ve askeri bağlarını güçlendirdiğini söyleyen Şoygu, bölgede yeni bir Amerikan güvenlik mimarisinin inşasının devam ettiğini dile getirdi.


PUTİN İŞGAL ALTINDAKİ TOPRAKLARI ZİYARET ETTİ

Vladimir Putin'in Mariupol ziyareti, 'özel askeri operasyon' başladığından bu yana Rusya'nın kontrolündeki Donbass bölgelerine ilk ziyareti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, geçtiğimiz Mayıs ayından bu yana Rusya'nın kontrolünde olan Ukrayna'nın Donetsk bölgesindeki Mariupol kentine Cumartesi günü geç saatlerde sürpriz bir ziyarette bulundu.

Kremlin tarafından Pazar günü yapılan açıklamada, "Devlet başkanı şehrin birkaç nesnesini inceledi ve ayrıca yerel halkla görüştü." Dedi.

Putin'in Mariupol'a helikopterle uçtuğu ve daha sonra "şehir ve çevresindeki inşaat ve restorasyon çalışmalarının ilerleyişi hakkında" rapor veren Başbakan Yardımcısı Marat Khusnullin eşliğinde şehirde bir araba kullandığını sözlerine ekledi.

Bildiride, "Özellikle, yeni konut mikro bölgelerinin, sosyal ve eğitim tesislerinin, konut ve toplumsal hizmetler altyapısının ve sağlık kurumlarının inşasını tartıştılar."

Açıklamada, "Ayrıca Vladimir Putin, Rostov-on-Don'daki özel askeri harekâtın komuta noktasında bir toplantı gerçekleştirdi." .

Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov daha sonra yaptığı açıklamada, gazetecilere Putin'in Rostov-on-Don'daki komuta noktasına yapacağı gezinin önceden hazırlanmadığını söyledi.

Peskov, "Rostov-on-Don'daki komuta karakoluna yapılacak gezi planlanmadı, hiçbir şekilde hazırlanmadı. Asıl amaç, komuta merkezinin çalışmalarına olağan modda bakmak." .

Putin'in Mariupol sakinlerine yaptığı ziyaretin de plansız olduğunu söyledi.

Putin'in Mariupol ziyareti, iki ülke arasında geçen yıl Şubat ayında savaşın başlamasından bu yana Donbass'ın Rus kontrolündeki bölgelerine bir ilk.

Putin, bir gün önce Kırım'ın Moskova tarafından ilhak edilmesinin dokuzuncu yıldönümü münasebetiyle Kırım'ın Sivastopol kentine gitmişti.

BAHMUT SAVUNMASI SÜRÜYÜOR

Ukrayna Devlet Başkanlığı Ofisi Başkanı Andriy Yermak, Ukrayna savunma kuvvetlerinin Bahmut şehrini savunmaya devam ettiğini bildirdi.

Ukrayna: Savunma kuvvetlerimiz Bahmut'u savunmaya devam ediyorFotoğraf: Narciso Contreras/AA

Yermak, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, çatışmaların sürdüğü Bahmut şehrindeki durumu değerlendirdi.

Ukrayna savunma kuvvetlerinin Bahmut şehrini savunmaya devam ettiğini belirten Yermak, “Savunma güçleri doğuda düşmanı geride tutmaya devam ediyor, onların Bahmut’u işgal etme planları artık başarısız oluyor. Ukrayna önde.” ifadelerini kullandı.

DONETSK'TE TAHLİYELER

Rusya-Ukrayna Savaşı'nda en şiddetli çatışmaların yaşandığı Donetsk bölgesindeki cephe hattında yer alan Siversk şehrinde yaşayan sivillerin tahliyesi zor şartlar altında devam ediyor.

Ukrayna'da sonbahardan bu yana sıcak çatışmaların yoğunlaştığı ve gittikçe şiddetlendiği Donetsk bölgesinde bazı yerleşim yerlerinde kalan sivillerin tahliye operasyonu sadece zırhlı araçlarla mümkün olabiliyor.

Şiddetli çatışmaların yaşandığı Bahmut ilçesine bağlı, ön cephedeki güçlü patlama seslerinin sürekli duyulduğu Siversk şehrinde yaşam adeta durmuş durumunda.

Savaşın ağır izlerine her adımda rastlanan ve sık sık Rus saldırılarına sahne olan Siversk'te kalan çoğu sivil, aylardır sığınak ve evlerin depolarında yaşamını sürdürüyor.

Ağır çatışmaların sürdüğü ön cephe hattının sadece 3 ila 4 kilometre uzağında yer alan şehir savaşın acı yüzünü yansıtıyor.

Cephede atış yapan topçu sistemleri ile diğer ağır silahlar ve makineli tüfek seslerinin her an duyulduğu Siversk'te yaşayanlar genelde sokağa çıkmamaya çalışıyor.

Uzun süredir sığınaklarda yaşayan halk, sadece insani yardımın dağıtılması sırasında şehrin merkezinde toplanıyor ve yardım aldıktan sonra hızlı bir şekilde kaldığı yerlerine dönmeye çalışıyor.

AA ekibi Ukrayna İçişleri Bakanlığından alınan resmi izinle Siversk şehri ve çevresindeki yerleşim yerlerinde düzenlenen sivillerin tahliye sürecini görüntüledi.

Aylardır süren hava ve topçu saldırıları nedeniyle altyapısı ağır hasar alan Siversk'te bugüne kadar kalmaya cesaret eden siviller bile artık evlerini terk etmek zorunda kalıyor.

Bölgede yaşayan halk yerel emniyet güçlerinin yardımıyla zırhlı araçlarla daha güvenli noktalara götürülüyor.

Şehrin özelikle cephe hattına daha yakın noktalarından tahliye edilen siviller, evlerini terk ederken gözyaşlarını tutamıyor.

Evlerine tekrar ne zaman geri dönebileceklerini bilmeyen siviller, bazı eşyalarını alarak evlerinin kapılarına kilit vuruyor.

Donetsk bölgesinde sivillerin tahliyesinden sorumlu bir grubun lideri Yüzbaşı Oleg Kirnitskiy, AA muhabirine devam eden sivil tahliye süreci hakkında bilgi verdi.

Görev yaptıkları noktalarda sadece zırhlı araçlarla çalışmanın mümkün olduğuna dikkati çeken Kirnitskiy, "Gittiğimiz noktalar sürekli Rus saldırısı altında. Burada sivil yerleşim yerleri yoğun bir şekilde saldırılara hedef oluyor." dedi.

Kirnitskiy, İçişleri Bakanlığına bağlı, sivillerin tahliyesi için özel oluşturulan ekiplerle çalışmaları sürdürdüklerini dile getirerek "Rus ordusu, cephe hattında yer alan yerleşim yerlerine giden tüm yollara ateş açıyor. Saldırılar hem yerleşim yerlerine hem de araçlara yönelik düzenleniyor." şeklinde konuştu.

Siversk'te ön cephe hattına yaklaşık 4 kilometre mesafede yer alan bir semtte yaşayan ailenin bugün tahliye edildiğini kaydeden Kirnitskiy, şu ifadeleri kullandı:

"Rus kuvvetleri sivil yerleşim yerlerine saldırı düzenlediği için tahliye sırasında zırhlı araçları kullanıyoruz. İnsanların hayatını riske atamayız. Bundan 3 gün önce Donetsk bölgesindeki bir tahliye sırasında zırhlı aracımız saldırıların altında kaldı ama kimse zarar görmedi."

RUSYA'DAN YENİ AÇIKLAMA 

Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü İgor Konaşenkov, Luhansk ve Harkiv bölgelerinde 5 Ukrayna sabotaj grubunun eylemlerinin durdurulduğunu bildirdi.

Konaşenkov, Rus ordusunun Ukrayna’da savaştaki eylemlerine ilişkin açıklamalarda bulundu.

"Özel askeri operasyon"un devam ettiğini belirten Konaşenkov, Kupyansk, Liman, Donetsk, Güney Donetsk ve Zaporijya yönlerinde saldırıların sürdüğünü anlattı.

Konaşenkov, Luhansk ve Harkiv bölgelerinde Ukrayna sabotaj grupların eylemlerinin önlendiğini aktararak, "5 sabotaj ve istihbarat grubunun eylemleri durduruldu." dedi.

Zaporijya şehrinde Ukrenergoçermet işletmesi sahasında bulunan Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin mühimmat deposunun vurulduğunu bildiren Konaşenkov, hava savunma sistemleriyle Harkov ve Zaporijya bölgelerinde Ukrayna ordusuna ait 2 adet "Mi-8" helikopterin düşürüldüğünü kaydetti.

Konaşenkov, "Operasyonun başından itibaren Ukrayna ordusuna ait 400 uçak, 220 helikopter, 3 bin 385 insansız hava aracı, 411 hava savunma füze sistemi, 8 bin 275 tank ve zırhlı araç, 1055 çok namlulu roketatar, 4 bin 326 obüs ve havan topu, 8 bin 879 özel askeri araç yok edildi." ifadelerini kullandı.

ZELENSKIY'DEN ULUSLARARASI GÖRÜŞMELER

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Rusya ile mücadelede Çekya'nın desteğinin Ukrayna için önemli olduğunu bildirdi.

Zelenskiy, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, Çekya Cumhurbaşkanı Petr Pavel ile telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini belirterek, "Resmi olarak görevine başlamasından dolayı tebrik ettim." ifadesini kullandı.

Cumhurbaşkanı Pavel'e cephedeki durum ve Ukrayna'nın güvenlik ihtiyaçları hakkında bilgi verdiğini aktaran Zelenskiy, Ukrayna'nın Avrupa Birliği (AB) üyeliğini tartıştıklarını kaydetti.

Zelenskiy, Cumhurbaşkanı Pavel ile işbirliğine devam etmek konusunda anlaştıklarına işaret ederek, "Rusya saldırganlığıyla mücadelede Çekya'nın desteği Ukrayna için önemli." değerlendirmesinde bulundu.

ZAPORİJYA'YA FÜZELİ SALDIRILAR

Rus ordusunun Ukrayna'nın Zaporijya kentine düzenlediği füze saldırısı sonucu ölenlerin sayısının 10'a yükseldiği bildirildi.

Ukrayna Devlet Acil Hizmetinin Telegram hesabından yapılan yazılı açıklamada, 2 Mart'ta sabah saatlerinde Zaporijya'da saldırı düzenlenen konutun enkaz alanında arama kurtarma çalışmalarının sürdüğü belirtildi.

Çalışmalar sonucu bugüne kadar 11 kişinin kurtarıldığı bilgisine yer verilen açıklamada, bugün biri çocuk 3 kişinin daha cesedine ulaşılmasıyla ölü sayısının 10'a yükseldiği kaydedildi.

Bu arada, Zaporijya'da enkaz alanında arama kurtarma çalışmaları sürerken evleri yıkılan veya kısmen hasar gören bazı siviller de eşyalarını kurtarmaya çalışıyor.

Rusya-Ukrayna savaşında son durum

İnsanlar, komşuları ve akrabalarının yardımıyla hasar gören evlerine giriş için özel izin alarak oradan mobilya ve bazı eşyalarını dışarıya taşıyor.

Kocasıyla beraber eşyalarını otomobile yükleyen Yulia Petreenko (42), AA muhabirine yaptığı açıklamada, saldırı sırasında eşiyle evde olduklarını, art arda iki güçlü patlama sesi duyduklarını söyledi.

Yaşadıkları evin kısmen hasar gördüğünü belirten Petreenko, "İlk patlama oldu, pencereler yıkıldı. Yaklaşık yarım dakika sonra da ikinci patlama meydana geldi. İkinci patlama sonrası her şeyin yıkılacağını sandım." dedi.

Yetkililerden izin alarak eve girip kullanılabilir eşyaları aldıklarını anlatan Petreenko, geçici olarak kardeşinin evine taşınacaklarını belirtti.

ESİR DEĞİŞİMİ YAPILDI

Rusya ile Ukrayna arasında esir değişimiyle toplam 220 kişinin serbest kaldığı bildirildi.

Rusya Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, müzakereler sonucunda esir alınmış hayati tehlike altında bulunan 90 Rus askerinin Kiev yönetiminin kontrolündeki topraklardan döndüğü belirtildi.

Serbest bırakılan askerlerin tedavi ve rehabilitasyon için Rusya Hava Kuvvetlerine ait uçakla Moskova’ya nakledileceği aktarılan açıklamada, askerlere gereken psikolojik ve tıbbi yardımın da sağlandığı kaydedildi.

Ukrayna: Esir takasıyla 130 Ukraynalı asker serbest bırakıldı
Ukrayna Devlet Başkanlığı Ofisi Başkanı Andriy Yermak da Telegram hesabından Ukrayna ile Rusya arasındaki esir değişimine ilişkin açıklama yaptı.

“Bir başka esir değişimi. 4’ü kadın asker 130 askerimizi geri getirmeyi başardık.” diyen Yermak, bunların 87’sinin Mariupol’da esir alınan askerler olduğunu aktardı.

Yermak, 35 askerin de Bahmut ve Soledar bölgelerinden geri getirdiklerini anlatarak, “Bugün geri getirdiğimiz kişilerin çoğu ağır yaralı. Devlet Başkanımız Volodimir Zelenskiy’in dediği gibi devlet onların her biriyle ilgilenmeli. Kahramanlarımızın her biri devletin kendisini önemsediğini hissetmeli.” ifadesini kullandı.

ZELENSKIY SİLAH TOPLAMAYA DEVAM EDİYOR

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Rusya'ya karşı savaşta silah eksikliklerini "aleni konuşarak" gidereceklerini belirterek, "Hangi silaha sahip olduğumuz konusunda artık sır yok." dedi.

Zelenskiy, temaslarda bulunmak üzere Ukrayna'nın Lviv şehrine gelen Letonya Cumhurbaşkanı Egils Levits ile düzenlediği ortak basın toplantısında konuştu.

Büyük miktarda topçu sistemleri ve merminin Ukrayna'nın savaşta birincil ihtiyacı olduğunu aktaran Zelenskiy, bu silahların Rusya'ya saldırmak için değil, kendi topraklarını korumak için gerekli olduğunu söyledi.

Ukrayna'da savaş uçağının da eksik olduğuna dikkati çeken Zelenskiy, "Savaş uçaklarına ihtiyacımız var. Konuşmak ve söz vermek değil, sadece bizim çocuklarımızı eğitmek ve savaş uçaklarını vermek (gerekiyor)." ifadelerini kullandı.

Zelenskiy, yakında Ukrayna'nın bir tank ordusuna sahip olacağına işaret ederek, "Öyle ya da böyle bir tank ordusuna sahip olacağız. Bundan kesinlikle eminim. Silahlı kuvvetlerimizin, askerlerimizin eğitim aldığını görüyoruz. Yakında her şey olacak. Ancak aynı zamanda belli bir açığımız var. Sürekli olan bu açığı (ortakların desteğiyle) kapatmak, işte bu bize yardımcı olabilecek şeydir." diye konuştu.

Silah tedarikini nasıl hızlandırabilecekleri sorusuna Zelenskiy, "Neyin eksik olduğu hakkında aleni konuşarak. Bize yardım eden ülkeler açık bir şekilde bize şu veya bu silahın tedarikinde destek sağlayabilir. Hangi silaha sahip olduğumuz konusunda artık sır yok." yanıtını verdi.

Rusya'ya karşı yaptırımlardan taviz verilmeyeceğini kaydeden Zelenskiy, "Baltık'tan dostlarımız Letonya, Litvanya, Estonya ve ayrıca Polonya'nın savunuculuğu için minnettarız. Bu devletler Avrupa Birliği'nde her şeyi mümkün olduğunca destekliyor." görüşünü dile getirdi.

Zelenskiy, ancak Rusların yaptırımları atlatması için yardım eden ülkelerin olduğunu belirterek, "Ne yazık ki güçlü bir şekilde hareket etmeye hazır olmayan devletler var. Hatta AB üyeleri bile bazen bazı yaptırım adımlarında tavizler veriyor." dedi.

Rusya'nın askeri altyapısının da yaptırımlara bağlı olduğunu söyleyen Zelenskiy, "Bu kadar çok silah üretmelerini engellemek için her şeyi yapmalıyız. Yaptırımlar etkili oluyor. Önemlisi hem Avrupa'da hem de dünyada ortakları sıkıştırmak." ifadelerini kullandı.

"BELİRLEYİCİ SAVAŞ GELİYOR İDDİASI"

Letonya Cumhurbaşkanı Levits de ülkesinin Ukrayna'ya desteğinin gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 1'ini geçtiğini dile getirerek, şunları kaydetti:

"Burada sadece askeri destek söz konusu. Bu bizim için öncelikli. Çünkü önümüzdeki aylarda Ukrayna’yı belirleyici savaş bekliyor ve kesinlikle bu zamanlarda Ukrayna'yı destekliyoruz."

Letonya'nın Ukrayna'ya çeşitli askeri teçhizat ve ekipman tedariki üzerinde çalışmaları sürdürdüğüne işaret eden Levits, "Ayrıca ortaklarımızı söz verdiklerinin hızlı bir şekilde teslim edilmesini sağlamanın gerekliliği konusunda ikna ediyoruz." dedi.

Levits, Ukrayna askerlerine eğitimler verdiklerini de sözlerine ekledi.

ALMANYA TANK ÜRETİMİNİ UKRAYNA'YA KAYDIRIYOR

Rheinmetall Üst Yöneticisi (CEO) Armin Papperger, Panther tipi tank üretimi için Ukrayna’da fabrika kurmak istediklerini açıkladı.

Papperger, Rheinische Post gazetesine verdiği röportajda Ukrayna’yı Rusya’nın işgal ettiği toprakları geri alabilmesi için Batı'nın daha fazla desteklemesi gerektiğini belirterek, Ukrayna’nın (savaşı) kazanabilmesi için 600 ila 800 tanka ihtiyaç duyduğunu, bunların yıl sonuna kadar toparlanamayacağını savundu.

Papperger, Ukrayna’nın istediğini alabilmesi için Avrupa ülkelerinin mümkün olduğu kadar çok tank sağlaması, şirketlerin de mümkün olan kısa sürede bunları üretmesi gerektiğini ifade ederek, Almanya’nın elindeki 300 Leopard 2 tankının tamamını Ukrayna'ya teslim etmesi durumunda bile bunun çok az olacağını kaydetti.

Buna çözüm olarak Almanya ve Macaristan'da Rheinmetall'in yeni geliştirdiği Panther tipi ana muharebe tankının seri üretimine 15 ila 18 ay içinde başlayabileceklerini ve daha sonra yılda 400 tank üretebileceklerini belirten Papperger, "Ayrıca Panther (üretimi) için Ukrayna'da bir fabrika kurmak istiyoruz.” ifadesini kullandı.

Papperger, fabrikanın kurulmasının tehlikeli olup olmadığına ilişkin soruya "Hayır, uçaksavar savunması zor değil. Yaklaşık 200 milyon avro ile yılda 400 Panther (tipi tank) üretecek bir Rheinmetall fabrikası Ukrayna'da kurulabilir." yanıtını verdi.

Rheinmetall CEO’su Papperger, Ukrayna hükümetiyle yapılan görüşmelerin "umut verici" olduğunu ve iki ay içinde bir karar verilmesini beklediğini kaydetti.

Dodik'ten Cumhurbaşkanı Erdoğan'a destek

Bosna Hersek'teki iki entiteden Sırp Cumhuriyeti'nin (RS) Başkanı Milorad Dodik, 14 Mayıs'ta yapılacak Cumhurbaşkanı ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi'nde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı desteklediğini açıkladı.

Dodik, Srna haber ajansına, Türkiye'de 14 Mayıs'ta yapılacak Cumhurbaşkanı ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi'ne yönelik açıklamalarda bulundu.

Erdoğan'ın bölgedeki huzur ve istikrarı koruduğunu kaydeden Dodik, "Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgedeki ve dünyadaki durumu istikrara kavuşturmaya kararlı bir barış ve diyalog adamıdır." dedi.

Bosnalı Sırp lider Dodik, Erdoğan'ın Dayton Barış Anlaşması ve Bosna Hersek Anayasası'na saygı duyurduğunu ve bu durumu takdir ettiklerini bildirdi.

Erdoğan'ın Bosna Hersek'e dostane ilişkilerle yaklaştığını belirten Dodik, "Aslı bizim bölgemizden olan Türk vatandaşlarını, 14 Mayıs'taki seçimlerde, geçtiğimiz dönemde ülkesine sahip çıkarak liderliğini kanıtlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan için oy kullanmaya davet ediyorum. Onun vatanseverliği ve kararlılığı sayesinde Türkiye bugün gelişmiş ve modern bir ülkedir." açıklamasında bulundu.

Telegram Brezilya'da yasaklandı

Brezilya'da yüksek mahkeme kararıyla, dezenformasyon yasa tasarısına karşı kampanya yürüten Telegram'ın ülkedeki faaliyetleri 72 saatliğine durduruldu.

Brezilya basınında çıkan habere göre, Telegram'ın, internette dezenformasyonun engellenmesi amacıyla yasa tasarısı çıkarmak isteyen Brezilya'yı hedef almasının ardından mahkeme harekete geçti.

Yüksek Mahkeme Yargıcı Alexandre de Moraes tarafından alınan karar kapsamında, ilk etapta Telegram'ın faaliyetleri 72 saatliğine durduruldu.

Telegram, dün kullanıcılarına gönderdiği mesajda, dezenformasyon yasa tasarısına ilişkin, "Brezilya'da demokrasiye yönelik saldırı yapılıyor." ifadesini kullanmıştı.

Brezilya'nın bu yasa tasarısıyla modern interneti yok edebileceğini iddia eden Telegram, bununla sosyal paylaşım sitesi şirketlerinin hizmetlerinin zarar göreceğini savunmuştu.

Telegram geçici olarak kaldırılmıştı

Brezilya'da 27 Nisan'da bir federal mahkeme, mesajlaşma servisinin neo-Nazi grupların yöneticileri hakkındaki bilgileri polis ile paylaşmayı reddetmesinin ardından, Telegram'ın geçici olarak yasaklanmasına karar vermişti.

Google, Apple ve dört Brezilyalı Telekom şirketine Telegram'ı uygulama mağazalarından ve diğer platformlarından kaldırma emri verilmişti.

Söz konusu yasak, federal temyiz mahkemesi tarafından 1 Mayıs'ta kaldırılmıştı.

Tarihte bugün ne oldu? Tarihte 11 Mayıs günü olayları nelerdir?

Tarih Dosyası / Dünya Bülteni 

GÜNÜN OLAYI

Yassıada Davaları Başladı (1961)

27 Mayıs Darbesi sonrası gözaltına alınanlar için ‘’anayasayı ihlal’’ gerekçesi ile dava açıldı ve 11 Mayıs 1961 tarihinde yargılamalar başladı. Dava sonunda 15 kişiye ölüm, 31 kişiye ise müebbet hapis ve 408 kişiyede çeşitli hapis mahkumiyetleri verildi. Milli Birlik Komitesi yalnızca üç kişinin Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun ölüm cezalarını onayladı.

GÜNÜN ÖNEMLİ OLAYLARI

Özdemiroğlu Osman Paşa İran Ordusunu Perişan Etti ‘’Meşaleler Şavaşı’’(1583)

Özdemiroğlu Osman Paşa Azerbaycan içlerine doğru ilerlemekte olan İmam Kuli komutasındaki 50000 kişilik Safevi ordusunu 11 Mayıs 1583 tarihinde Meşaleler Savaşında bozguna uğrattı. Bu savaşın Meşale yakılarak gece de devam ettirilmesi üzerine Meşaleler Savaşı denildi. Savaşı kaybeden Safevi ordusu İstanbul’dan yardım kuvvetlerinin de geldiğini duyunca Erivan (Revan)’dan ayrılarak İran’a doğru çekildi.

İstanbul’da Medrese Öğrencileri Ayaklandı ‘’Softalar Kıyamı’’(1876)

Genç Osmanlılar padişaha karşı bir halk isyanı çıkarmak için öncelikle medrese öğrencilerini kışkırtarak harekete geçmelerini sağladılar. Fatih, Bayezıt ve Süleymaniye medreselerindeki öğrenciler 11 Mayıs 1876 günü dersleri boykot ederek ayaklandılar. Bab-ı Âli’ye doğru yürüyen kalabalığın isteği doğrultusunda Padişah Abdülaziz Sadrazam Mahmut Nedim Paşa ile Şeyhülislâm Hasan Fehmi Efendi’yi azletti. “Softalar Kıyımı” olarak bilinen bu olaydan sonra sadrazamlığa Mütercim Mehmet Rüştü Paşa, Seraskerliğe Hüseyin Avni Paşa, Midhat Paşa’da Vükelâ heyetine tayin edildi . Böylece ilerde Sultan Abdülaziz’i tahttan indirecek olan ihtilalci kadro istedikleri mevkilere geldi.

Sevr Antlaşmasının Taslağı Osmanlı Devletine Sunuldu (1920)

I.Dünya Savaşının üzerinden iki yıla yakın bir süre geçmesine rağmen İtilaf Devletleri Osmanlı Devletini paylaşma konusunda aralarında anlaşamadıkları için bir barış antlaşması imzalanamamıştı. Sonunda aradaki pürüzler giderildi ve Sevr Antlaşmasının maddeleri oluşturularak 24 Nisan 1920’de San Remo’da imza altına aldılar. Oluşturulan taslak daha sonra Osmanlı Devletine 11 Mayıs 1920 Tarihinde sunuldu. Bu taslağı kabul etmekten başka seçeneklerinin olmadığı söylenerek baskı yapılmaya başlandı.

Milli Mücadele’nin Bazı Liderleri İdama Mahkum Edildi (1920)

Nemrut Mustafa Paşa başkanlığında İstanbul’da ki Divan-ı Harp başta Mustafa Kemal olmak üzere Vasıf Bey (Kara), Ali Fuat Paşa (Cebesoy), Alfred Rüstem Bey, Dr. Adnan Bey (Adıvar) ve Halide Edip (Adıvar) gibi Milli Mücadele içerisinde yer alan bazı kişiler 11 mayıs 1920 tarihinde idama mahkum edildi. İsnat edilen suçlar "bozgunculuk" yaparak, halkı zorla askere almak, İttihatçılarla işbirliği yapmak gibi suçlamalardı.

Osmanlı Devletinden Ermenilerden Oluşan Jandarma Kurmasını İstediler(1895)

Ermeniler Anadolu’da çeşitli isyan şeklinde eylemler gerçekleştirerek Avrupa Devletlerinin ilgisini açık tutmaya çalışıyorlardı. Sonunda istedikleri oldu. Zamanın büyük devletleri İngiltere, Fransa ve Rusya Osmanlı Devleti’ne Berlin Antlaşmasının 61. Maddesini derhal uygulamasını isteyen bir notayı 11 Mayıs 1895 tarihinde verdiler. Bazı istekleri; 6 eyalete kendilerinin de onayladığı yeni vali atanması, Hamidiye alaylarının kaldırılması, Ermenilerden jandarma kurulmasını istemişlerdi.

Stalin’den Kırım Türklerine Sürgün Kararı (1944)

Stalin 11 Mayıs 1944 tarihinde bütün Kırım Türklerinin sürgüne gönderilmesi kararı aldı. Bu karar 17-18 Mayıs gecesi ansızın baskın şeklinde gerçekleştirildi. Yüzlerce yıllık Türk yurdu Kırım’da Türk bırakılmadı.

GÜNÜN DİĞER ÖNEMLİ OLAYLARI

- 1812. İngiltere Başbakanı Spencer Perceval, cinnet getiren işadamı John Bellingham tarafından Avam Kamarası’nda vurularak öldürüldü.

- 1946. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün CHP Tüzüğü’nde yer alan ‘’Milli Şef’’ ve ‘’Değişmez Genel Başkan’’ unvanları kaldırıldı.

- 1949. İngiltere, 18 Nisan’da bağımsızlığını ilan eden İrlanda Cumhuriyeti’ni tanıdı.

- 1954. Öykü yazarı Sait Faik Abasıyanık 48 yaşında öldü. Ölümünden on yıl sonra, Burgaz Adası’ndaki evi müzeye dönüştürüldü

- 1976. TBMM, kadın işçilerin 20 yılda emekliliğini öngören tasarıyı kabul etti.

- 1984. Çay stoklarının tükendiği açıklandı. İstanbul’da bazı kahvehanelerde çay satışları durdu.

- 1985. Birmingham City ile Leeds United arasında Birmingham’da yapılan futbol maçı sırasında yangın çıktı; 40 kişi öldü, 150 kişi yaralandı.

- 1997. IBM bilgisayar şirketinin süper bilgisayarı Deep Blue (Koyu Mavi), gelmiş geçmiş en büyük satranç ustası kabul edilen Gari Kasparov’u yendi.

2005 - Galatasaray, Türkiye Kupası finalinde Atatürk Olimpiyat Stadyumu'nda, Fenerbahçe'yi 5-1 mağlup ederek 14. Türkiye kupasını kazandı.

Çipras, Türk savunmasını örnek gösterdi

Yunanistan'ın ana muhalefet partisi lideri Aleksis Çipras, Türkiye'nin milli savunma sanayisindeki ilerlemeye dikkati çekerek, "Türkiye'nin programlarının yüzde 60'ı kendi milli sanayisinde olurken bizim Yunan savunma sanayine bir vida bile koymamamız olamaz." diye konuştu.

Yunan Parlamentosu'nda grubu bulunan partilerin liderleri, Yunan Devlet Televizyonu ERT'teki canlı yayında ekonomi, sağlık ve eğitim sistemleri, savunma, göç meselesi gibi çok sayıda konuyu ele alırken, dış politika ve savunma için de değerlendirmede bulundu.

Yunanistan Başbakanı ve iktidar partisi Yeni Demokrasi Lideri Kiryakos Miçotakis, dört yıllık görev süresinde Yeni Demokrasi hükümetinin Yunan silahlı kuvvetlerini güçlendirecek silahlanma programlarını uyguladığını savundu.

Ana muhalefet partisi lideri Aleksis Çipras ise Yeni Demokrasi hükümetinin uyguladığı yaklaşık 15 milyar avroluk silahlanma programını, Yunan savunma sanayisine katkı sağlamadığı gerekçesiyle eleştirdi.

SYRIZA'nın iktidara gelmesi halinde, silahlanma için Yeni Demokrasi iktidarında imzalanmış anlaşmaları uygulayacaklarını ancak bu anlaşmalar kapsamında Yunan savunma sanayisine katkı getirecek çalışmalar talep edeceklerini belirten Çipras, "Türkiye'nin, (silahlanma) programlarının yüzde 60'ı kendi milli sanayisinde olurken bizim Yunan savunma sanayine bir vida bile koymamamız olamaz." diye konuştu.

Yunan Çözümü Partisi Lideri Kiryakos Velopulos, Türkiye ve Yunanistan arasındaki anlaşmazlıkların bir Avrupa sorunu olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, "Yalnızdık, yalnızız ve yalnız olacağız." ifadelerini kullandı.

Mera 25 Partisi Lideri Yanis Varufakis ise Türkiye ile sorunlar için ikili müzakerelerdense, deniz yetki alanlarının belirlenmesine yönelik bölgesel bir konferans düzenlenmesini önerdi.

İsrail'den Gazze'ye İHA'lı saldırı

İsrail'in abluka altındaki Gazze Şeridi'ne silahlı insansız hava aracı (SİHA) ile düzenlediği saldırıda 3 kişi yaşamını yitirdi.

Filistin haber ajansı WAFA'nın haberine göre, İsrail'e ait SİHA, Gazze'nin Han Yunus bölgesine bağlı Hamed kentindeki bir apartman dairesine roketli saldırı gerçekleştirdi.

Saldırı sonucu 3 Filistinli hayatını kaybederken, bazıları ağır olmak üzere birçok kişi de yaralandı. Saldırının hedefindeki daire tamamen yok olurken, çevredeki mülklerde de ciddi hasar oluştu.

Yine İsrail savaş uçakları Gazze'nin Han Yunus'ta boş bir ev ve arsaya hava saldırısı düzenledi. Saldırı sonucu yaralanan olmadı.

Öte yandan İsrail ordu sözcüsü tarafından yapılan açıklamada, hava kuvvetlerinin Gazze Şeridi'ndeki İslami Cihad Hareketi'ne bağlı hedefleri vurduğu savunuldu.

ABD ile İsrail arasında Gazze saldırıları üzerine telefon trafiği 

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan'ın, İsrail’in Gazze’de başlattığı saldırıları İsrailli mevkidaşları ile görüştüğü bildirildi.

Pentagon Sözcüsü Tuğgeneral Patrick Ryder, yaptığı yazılı açıklamada, Austin’in İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant ile telefonda görüştüğünü açıkladı.

Ryder, Austin’in Gallant’tan İsrail’in Gazze’deki operasyonları hakkında bilgi aldığını ve "İsrail’in terörist grupların başlattığı roket saldırılarına karşı halkını savunma hakkına destek verdiğini vurguladığını" belirtti.

Austin’in İsrail’e desteğini yinelediğini belirten Ryder, “Bakan Austin, kalıcı bir sükunete yönelik gerilimin azaltılması çağrısında bulundu. İki lider, önümüzdeki günlerde ve haftalarda yakın koordinasyon içinde olma konusunda anlaştılar.” ifadelerine yer verdi.

Diğer taraftan Beyaz Saray’dan yapılan yazılı açıklamada, Sullivan’ın da İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Tzachi Hanegbi ile Gazze'deki devam eden saldırıları görüştüğü ifade edildi.

Açıklamada, “Sullivan, yönetimin İsrail'in güvenliğine olan demir gibi desteğini ve halkını ayrım gözetilmeden yapılan roket saldırılarından koruma hakkını yeniden teyit etti. Sullivan ayrıca ateşkesi sağlamak için devam eden bölgesel çabaların da önemini belirtti, gerilimi azaltma ve daha fazla kayıpların önlenmesi konusuna vurgu yaptı.” ifadeleri kullanıldı.

İsrail saldırılarında siviller hayatını kaybetti

İsrail'in 9 Mayıs'tan bu yana Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu çok sayıda kişi hayatını kaybetti. Saldırılarda çok sayıda kişi de yaralandı.

Almanya'da camiyi yakma girişimi

Almanya'nın Dresden kentindeki Fatih Camisi'nin kundaklanmak istendiği bildirildi.

Polis, 34 yaşındaki İran kökenli bir kişinin, Diyanet İşleri Türk İslam Birliğine bağlı Fatih Camisi'nin içine girerek, dini kitapların bulunduğu rafa yanıcı madde dökerek yakmaya çalıştığını açıkladı.

Şüphelinin, evinde gözaltına alındığı, geçen ay da aynı camide bir Kur'an-ı Kerim yaktığı belirtildi.

Olayda kimsenin yaralanmadığı ancak hasar oluştuğu kaydedildi.

Savcılık soruşturmanın sürdüğünü bildirdi.

Pakistan yeniden karıştı, gerilim tırmanıyor

Pakistan'da eski Başbakan İmran Han'ın dün tutuklanmasıyla başlayan protestolar, ülkenin çeşitli şehirlerinde devam ediyor.

Ulusal basındaki haberlere göre, başkent İslamabad, Peşaver, Lahor, Karaçi ve daha birçok şehirde gösteriler, Han’ın tutuklanmasının ikinci gününde de sürüyor.

Başkent İslamabad’da protestocular, Keşmir ve Srinagar otoyolunu trafiğe kapattı.

Polis, göstericilere göz yaşartıcı gaz ve plastik mermiyle müdahale ederken protestocular da emniyet güçlerine taş ve sopa fırlattı.

Göstericiler otoyolu kullanmak isteyen sürücülerin geçişine izin vermedi.

Pakistan Adalet Hareketi Partisi (PTI) destekçilerinden Malik Harun Ramazan, AA muhabirine, Attock şehrinden İslamabad’a geldiğini belirterek "Burası merkez noktası. Liderimiz İmran Han’ı savunmak için buraya geldim." dedi.

Han’ın yasa dışı şekilde tutuklandığını belirten Ramazan, "İmran Han, serbest kalana kadar buradayız. Bu ne kadar sürecek bilmiyorum fakat biz buradayız." ifadesini kullandı.

Pakistan ordusu İslamabad'da göreve başladı

Peşaver’de de protestocular, Seçim Komisyonunun ofisini basarak içerideki malzemeleri kullanılamaz hale getirdi.

Karaçi’nin Gülşen-i İkbal bölgesinde de polis aracı göstericilerce ateşe verildi.

Federal hükûmetin çağrısıyla Pakistan ordusu, İslamabad’ın çeşitli noktalarında da güvenliği sağlamak için görev almaya başladı.

239 milyon dolarlık yolsuzluk suçlaması

Geçen haziranda koalisyon hükûmeti, Han ve eşinin Pakistan'ın önemli emlak zenginlerinden Malik Riaz'dan bir eğitim enstitüsü inşa etmek üzere milyarlarca rupi değerinde arazi aldıklarını iddia etti.

Ulusal Mali Sorumluluk Bürosu (NAB), Han'ın PTI hükûmetinin Riaz ile bir anlaşma yaptığını ve bu anlaşmanın ulusal hazineyi 239 milyon dolardan fazla zarara uğrattığını belirtiyor.

Aralık 2019'da Riaz, "kirli para" ile ilgili bir soruşturma kapsamında aralarında 239 milyon dolar değerinde mülklerin de bulunduğu mal varlığını Birleşik Krallık Ulusal Suç Ajansına teslim etmeyi kabul etti.

Pakistan İçişleri Bakanı Rana Sanaullah ise İngiliz yetkililerin kara para aklamayla bağlantılı olarak Pakistan'a 239 milyon doları iade ettiğini ancak Han'ın parayı ulusal hazinede tutmak yerine Riaz'a verdiğini bildirmişti.

NAB kararıyla tutuklama

Han hakkındaki tutuklama kararı, Ulusal Mali Sorumluluk Bürosu (NAB) tarafından verilmişti.

Söz konusu gelişme, Han'ın üst düzey istihbarat yetkilisini, kendisine yönelik suikastın arkasında olmakla suçlamasının ardından gelmişti.

Pakistan ordusu, dün, eski Başbakan İmran Han'ın kendisine yönelik suikastın arkasında üst düzey bir istihbarat yetkilisinin olduğuna yönelik iddialarını "sorumsuzca ve asılsız" olarak nitelendirmişti.

Han, koalisyon hükûmeti erken seçim ilan etmediği gerekçesiyle 28 Ekim 2022'de Lahor'dan İslamabad'a yürüyüş başlatmıştı.

Vezirabad'da 3 Kasım 2022'de konvoyuna ateş açılması sonucu Han iki bacağından yaralanmıştı. Saldırıda bir kişi ölmüş, 13 kişi yaralanmıştı.

Pakistan'da parlamentoda 10 Nisan 2022'de yapılan güven oylamasında, 174 "hayır" oyuyla İmran Han hükûmeti düşmüştü.

Ülkede 3 dönem başbakanlık yapan Navaz Şerif'in kardeşi Şahbaz Şerif, 11 Nisan 2022'de Meclis'te düzenlenen seçimde 174 oyla salt çoğunluğun desteğini alarak başbakan seçilmişti.

Selçuklu Sultan Mesut kimdir? Kuruluş Osman'daki Mesud kim?

Selçuklu Sultanı Mesud kimdir, daha doğrusu Selçuklu döneminde kaç tane Sultan Mesut vardı, Kuruluş Osman dizisinde sık sık adı geçen Sultan Mesud hangisidir, ne zaman yaşadı, yerine kim geçti? 

ATV'de yayınlanan Kuruluş Osman dizisinin bazı bölümlerinde Selçukluların Sultan Mesud dönemi de işleniyor. 

Anadolu Selçukluları döneminin işlendiği dizi aynı zamanda Osmanlı'nın da ilk dönemidir. Burdan da anlaşılacağı üzere dizide sözü edilen Mesud kimse Selçuklu devletinin en isimlerinden biridir. Şimdi bakalım Selçuklu devletinin son dönemlerindeki Mesud kimdir?

SELÇUKLU SULTANI MESUD KİMDİR?

Dizide adı sık sık geçen Mesud, 2. Mesud'dur. Sultan II. İzzeddin Keykâvus'un oğludur. Babası 1278 yılında hayatını kaybediyor. Babası ölünce tahta geçmesi gerekiyor. Sultan 2. Mesud, devletin en zayıf olduğu daha doğrusu Moğol işgali altında olduğu bir dönemde sultan olmuştur. Ancak, işgal altındaki bir devlette ne kadar sultanlık yapılabilir orasını varın siz düşünün.

Selçuklu Sultan Mesut kimdir Kuruluş Osman'daki Mesud kim

Anadolu'da Moğol egemenliği altında yaşayan Sultan Mesud döneminde halk, ağır vergiler, açlık ve sefalet gibi zorluklarla karşı karşıya kaldı. Moğol valileri ve komutanları tarafından idare edilen Anadolu Selçuklu Devleti, hem İlhanlılar'a haraç ödemekte hem de Moğol şehzade ve kumandanlarının ihtiyaçlarını karşılamaktaydı. Moğol ordularının Anadolu'ya gelmesi vergilerin artmasına, halkın sefalet içinde yaşamasına neden olmuştur. Türkmen saldırıları da halkın güvenliğini tehdit etmiş ve Selçuklu devlet adamlarının yolsuzlukları da halkın hoşnutsuzluğunu artırmıştır.

Konya ve çevresinde düzeni sağlamak oldukça zordu, çünkü Karamanoğulları ve Eşrefoğulları gibi beylikler Anadolu Selçukluları'na tehdit oluşturuyordu. Sultan Mesud'un Kayseri'de ikamet etmesi, III. Gıyâseddin Keyhusrev'in annesinin güçlenmesine yol açmış ve torunlarını Konya'ya tahta çıkardı. Ancak bu durum kısa sürede sona erdi.

Moğol hükümdarı Argun Han, Türkmenleri cezalandırmak amacıyla Anadolu'ya 20.000 kişilik bir ordu gönderdi. Ancak Sultan Mesud'un da bulunduğu birliklerin hareketi sırasında halkın evlerini terk ederek mağaralara saklanması, Argun Han'ın sinirlenmesine neden olmuştur. Bunun üzerine Konya'ya yürümüş ancak Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin oğlu Sultan Veled'in müdahalesiyle zarar vermeden geri döndü. Sultan Mesud ise rakipleri olan Germiyanoğulları'nı Moğol kuvvetlerinin yardımıyla bozguna uğradı.

Ancak huzursuzluklar devam etti. III. Gıyâseddin Keyhusrev'in annesi, Türkmenler'le iş birliği yaparak Anadolu'da kargaşa çıkarmış ve Argun Han'a III. Gıyâseddin'in iki oğlu ile Sultan Mesud arasında toprakların paylaştırılmasını talep etti. Bu durum üzerine Sultan Mesud, Argun Han'ın isteği üzerine çocukları Argun Han'a göndermiş ve çocukların gerçekte III. Gıyâseddin'e ait olmadığı anlaşılınca başları kesilerek Türkmenlere gönderildi.

Sultan Alaaddin'den sonra tahta kim geçti?

Sultan Alaaddin'den sonra tahta kim geçti, devlet yönetimini onun başına kim geldi. Alâeddin Keykubad, Anadolu Selçuklu Devleti'nin 1220-1237 yılları arasında hüküm süren sultanıdır. Saltanatı boyunca Anadolu Selçuklu Devleti'nin en parlak dönemini yaşatdı. İnşa ettirdiği eserler, idari ve askeri başarılarıyla hem kendisine hem de devletine prestij kazandırdı. Türkiye ve dünya literatüründe en ünlü Anadolu Selçuklu sultanı olarak bilinir.

Alâeddin Keykubad'ın yaptırdığı en önemli eserler arasında Konya'daki Alâeddin Camii, Niğde'deki Niğde Kalesi, Antalya'daki Yivli Minare Camii ve Beyşehir'deki Kubadabad Sarayı bulunuyor.

Doğum tarihi olarak 1190'lı yılların başı tahmin edilmektedir. 1220 yılında Anadolu Selçuklu tahtına geçti. Saltanatı sırasında Moğol tehlikesi ortaya çıkınca, Eyyubiler ile anlaşarak devletin önemli şehirlerinin surlarını güçlendirmiş ve çeşitli önlemler aldı. Ayrıca denizaşırı seferler düzenleyerek Kırım'da Suğdak Limanı'nı ele geçirdi. Erzincan'ı alarak Mengücekliler Beyliği'ne son vermiş ve Harput'u alarak Artukluların Harput kolunu ortadan kaldırdı.

1230'da Yassıçemen Muharebesi'nde Harezmşahlar Devleti hükümdarı Celaleddin Harezmşah'ı mağlup ederek Harezmşahlar'ın yıkılmasına sebep olmuştur. Bu zafer, Anadolu Selçuklu Devleti'ni Moğollar ile sınır komşusu yapdı.

Keykubad, 31 Mayıs 1237 tarihinde Kayseri'de yabancı elçiler için düzenlenen bir ziyafette yediği kuş etinden zehirlenerek hayatını kaybetdi. Oğlu Gıyâseddin Keyhüsrev veya Emir Sadeddin Köpek tarafından zehirlendiği iddiaları da bulunuyor. Naaşı Konya'ya getirilerek Sultan I. Mesud tarafından Alâeddîn Tepesi'nde yaptırılmış olan anıt mezara, yani "Kümbed-hâne"ye defnedildi.

SULTAN ALAADİN'DEN SONRA TAHTA KİM GEÇTİ?

Sultan Alaaddin'den sonra devlet yönetimine Suldan 2. Gıyaseddin Keyhüsrev geçti.

Gıyaseddin Keyhüsrev, 1237-1246 yılları arasında Anadolu Selçuklu Sultanı olarak hüküm süren bir hükümdardır. Babası I. Alaeddin Keykubad'ın büyük oğludur ve babasının ölümünden sonra tahta çıktı. Saltanatı boyunca çeşitli sosyal, bilimsel ve dini kurumlar kurulmuş, büyük mimari eserler inşa edildi.

Ancak Keyhüsrev döneminde, vezir Sadeddin Köpek'in etkisi altında kalarak deneyimli devlet adamlarını bertaraf etmiş ve ülkede gerileme süreci başladı. Kösedağ Savaşı'nda alınan yenilgi, devletin çöküş sürecine girmesine neden oldu.

Keyhüsrev'in annesi Hunat Hatun, Kayseri'deki Hunat Hatun Külliyesi ve İncesu'daki Şeyh Turesan Zaviyesi gibi eserleri yaptırdı.

Gürcü Prensesi Tamar ile evlenmiş ve bu evlilikten II. Alaeddin Keykubad dünyaya geldi. Ancak Keyhüsrev'in saltanatının başlarında güvenmediği devlet adamlarını Sadeddin Köpek'in telkinleriyle ortadan kaldırmış ve hatta veliaht İzzeddin Kılıç Arslan ile annesi Adile Hatun'u da öldürtmüştür. Ayrıca, Sadeddin Köpek'e karşı mücadele vermiş ve onu öldürttü.

Moğol tehdidi ve Babai ayaklanması gibi zorluklarla karşılaşan Keyhüsrev, Anadolu Selçuklu Devleti'nin zayıflamasından faydalanan Moğollar tarafından Erzurum'u ele geçirilmiş ve Kösedağ Savaşı'nda Moğollar tarafından yenilgiye uğratıldı.

Keyhüsrev Batı Anadolu'ya kaçmış, Moğollar Sivas, Kayseri ve Erzincan gibi şehirleri yağmaladı.

Amasya'da yapılan anlaşmayla Selçuklu Devleti'ni Moğollara bağlı bir devlet haline getiren ağır koşulları kabul etti. Daha sonra Konya'ya dönen Keyhüsrev, devlet işlerini veziri Şemseddin İsfahani'ye bırakdı. Keyhüsrev, Alaiye'de içki içerken veya bir vahşi hayvanın saldırısı sonucu öldü. Henüz 25 yaşındaydı. Oğlu II. İzzeddin Keykavus tahta geçti.

Fatih Tezcan neden hapiste?

Fatih Tezcan neden hapiste, ne ile suçlanıyor, neden cezaevine gönderildi soruları merakla soruluyor. 

AK Parti ve hükümete yakın bir gazeteci olarak bilinen Tezcan'ın hangi suçlamayla ceza aldığı ve neden cezaevine girdiği merak ediliyor.

FATİH TEZCAN NEDEN CEZAEVİNDE?

'Atatürk'e hakaret' suçundan 2 yıl 2 ay hapis cezası alan ve 'sabıkalı geçmişi, tekrar suç işlemeyeceği yönünde kanaat oluşmaması, suça yatkın kişiliği' gibi nedenlerle cezası ertelenmeyen Fatih Tezcan'ın 'Terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek' suçundan yargılanmasına devam edildi.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmaya, Fatih Tezcan SEGBİS ile bağlandı. Duruşmada Tezcan'ın avukatı Zeynep Geçen de hazır bulundu.

Fatih Tezcan neden hapiste?

Esas hakkındaki görüşünü açıklayan savcı, Fatih Tezcan'ın 'Terörle Mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek' suçundan 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmasını talep etti.

Fatih Tezcan savunmasında, neden cezaevinde olduğunu anlamadığını belirterek, "Savunma yaptığım halde neden cezaevindeyim. Ben terörle mücadele eden biriyim. İzinsiz paylaşım yapmış değilim. Neden hakkımda dava açılmış anlamış değilim. Benim paylaşım yapma sebebim, Mehmet Ağar hakkında verilen kararın neden 48 gün gizlendiği. Oysa benim paylaştığım bilgiler, Adalet Bakanlığı sitesinde de mevcuttur. Paylaştığım bilgiler her yerde yayınlanmıştı. Hakimlerin sicil numaralarını yayınlamadım, isimlerinin baş harflerini yayınladım" dedi.

Fatih Tezcan neden hapiste?

Tezcan'ın avukatı Zeynep Geçen ise "Müvekkil her vatandaşın araştırarak sahip olabileceği bilgileri paylaşmıştır. Dosyada da gizlilik kararı yoktur. Benzer suçtan yargılanan gazeteciler beraat etmişlerdir. Mütalaaya karşı savunma yapmak için süre talep ediyoruz" diye konuştu.

Mahkeme heyeti Fatih Tezcan'ın avukatının mütalaaya karşı süre talebini kabul ederek duruşmayı erteledi.

İDDİANAME

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca hazırlanan iddianamede, 23 Mayıs 2021 tarihinde şüpheli Fatih Tezcan'ın twitter hesabından yaptığı paylaşımlarda, "FETÖ'cü hakimleri araştırıp mahkemede yüzlerine karşı 'Ben senin karşında ayağa kalkamam! Sen FETÖ'cüsün' diyen şahsıma, 'Sen kimsin ki hakimleri araştırıyorsun' demenin iki manası olabilir: 1.Mesleğimi unutmak. 2. Tezgahları bozulacağı, planları ifşa olacağı için tutuşmak. Hangisi?" ve "5 Nisan 2021 tarihinde Mehmet Ağar ve diğer sanıkların beraat kararlarını bozan istinaf mahkemesi kararına ve heyetin isim listesine ulaştım. Heyet Başkanı Hakim M.H.Y'yı ve üye hakimler A.S ve A.A'nın bağlantılarını araştırıyoruz" şeklinde paylaşım yaptığı belirtildi.

Bu paylaşımlar nedeniyle Tezcan hakkında 'Terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek' suçundan re'sen soruşturma başlatıldığı anlatılan iddianamede, şüphelinin olabileceği adreslerde arama yapıldığı ancak, tüm aramalara rağmen ulaşılamadığı, bu nedenle hakkında ifadesinin alınması için yakalama kararı çıkartıldığı kaydedildi.

İddianamede, şüpheli Fatih Tezcan'ın sosyal medya hesabından yapmış olduğu paylaşımlarla, kime yönelik olduğu anlaşılacak şekilde terörle mücadelede görev almış görevlilerin, hüviyetlerini açıklayıp yayınlayarak hedef gösterme suçunu işlediği belirtildi. Şüpheli Tezcan'ın 'Terörle Mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek' suçundan 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası talep edildi.

FATİH TEZCAN ANKARA KUŞU POLEMİĞİ

Fatih Tezcan'ın 'Atatürk'e hakaret'ten 2 yıl 2 ay hapis cezası aldığı haberini Oktay Yaşar, Twitter'daki 'Ankara Kuşu' adlı hesabından duyurdu. Tezcan daha önce de polemik yaşadığı Oktay Yaşar'a yanıt verirken hapis cezasını doğruladı: "Bu davada çıkan kararı, daha mahkeme günü nasıl haber aldın?" Oktay Yaşar'ın "Fatih Tezcan yarı açık cezaevindeymiş" iddiasına ilişkin ise Tezcan "Cezaevinde değilim" yanıtını verdi.

Tezcan'ın paylaşımı şu şekilde: "Cezaevinde değilim de sen kendini ele verdin. Sen Kripto FETÖ’cü bir şerefsiz değilsen, 89 kez Bylock’la görüşmüş ve FETÖ’den açığa alınmış M.B.N ile iletişimde değilsen, onun bana açtığı bu davada çıkan kararı, daha mahkeme günü nasıl haber aldın? Mahkeme zaptını nasıl gördün?" 

Utanman varsa bu sorulara 24 saat içersinde cevap ver!
Yoksa 12 soru daha geliyor. @kilicdarogluk
Fahri Fatih Tezcan
Maltepe Kapalı Cezaevi pic.twitter.com/ZORhzgyyYc

— Fatih Tezcan (@fatihtezcan) May 10, 2023

Nayman kimdir? Nayman gerçek tarihte kim tarafından öldürüldü, Müslüman oldu mu?

Nayman kimdir, gerçek tarihte kim tarafından öldürüldü veya gerçek tarihte Nayman Komutan isimli bir Moğol Komutanı var mıydı soruları son dönemlerde Kuruluş Osman isimli diziyi izleyenler tarafından merakla soruluyor. 

Dizinin heyecanını ve aksiyonunu artırmak üzere senaryoya dahil edilen Nayman Komutan isimli karakter, yeni sezonda diziye hareket katmış gibi görünürken, seyircinin de tarihe olan ilgisini daha da artırıyor.

Diziyi izleyen birçok seyirci Nayman Komutan isimli tarihte yaşamış bir kişilik olup olmadığını sorguluyor. Peki, Nayman tarihte kim tarafından öldürüldü?

NAYMAN KİM, TARİHTE KİM TARAFINDAN ÖLDÜRÜLDÜ?

Dizinin senaryosuna göre Nayman, bir Moğol Komutanı olarak işlenmektedir. Ancak tarihte Naymanlar Orta Asya'da Moğolların sonradan hakimiyetine giren bir halk olarak bilinir.

Nayman tarihte kim tarafından öldürüldü

Nayman, Moğol İmparatorluğu kurulmadan önce Moğolistan'da yaşamış göçebe kabiledir. Kökenleri bilinmemekle birlikte Türk dilleri konuştukları için Türk halklarından olduğu tahmin edilmektedir. Bugünkü Kazakistan'ın kuzeydoğusu ile Moğolistan'ın batısında yaşamaktadır.

Cengiz Han zamanında Nayman Devleti bölgenin en güçlü ordusuna sahipti ve Moğolların batısında bulunuyorlardı. 12. yüzyılın sonlarında Moğollardan daha fazla Naimanlı vardı.

1199'da Temuçin (Cengiz Han) müttefiki Ong Khan ile birlikte Naimanlar'a karşı bir seferberlik başlattı. Naymanlar ile Kereyitler arasındaki husumetten yararlanarak ikisini savaşa itti ve güçsüzleşen her iki hanlığı kolayca ele geçirdi.

Kazakların Orta Cüzünün 7 büyük oymağından biridir. Naymanlar günümüzde Kazakistan'ın Doğu Kazakistan, Semey, Jezkazgan, Kızılordu ve Çimkent vilayetlerinde, Çin Halk Cumhuriyeti'nin Altay, Tarbagatay bölgelerinde ve Moğolistan'ın Bayan Ulgey bölgesinde yaşamaktadırlar.

1952'de Öraltay'dan göçerek Türkiye'ye gelen Kazak grupların içerisinde de Naymanlar vardı. Fransa, Almanya, İsveç, Hollanda gibi Avrupa ülkelerinde de Türkiye üzerinden göçen Naymanlar bulunmaktadır. Bu bölgelerde yaşayan Naymanların nüfusunun 3.800.000 kişi olduğu bilinmektedir.

TARİHTE NAYMANLAR

"Naymanlar" terimi, Orta Asya'da tarih boyunca önemli bir rol oynamış olan bir Türk boylar grubunu ifade etmektedir. Naymanlar, özellikle Moğol İmparatorluğu'nun yükselişi döneminde tanındılar.

Orta Asya'da 10. ve 12. yüzyıllar arasında hüküm süren Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan ve Moğolistan gibi bölgelerde yaşadılar. Moğolların Çingiz Han önderliğinde güçlenmesiyle birlikte, Naymanlar da Moğol İmparatorluğu'na bağlı bir konfederasyon haline geldiler..

Naymanlar, Moğolların askeri genişlemelerine katılmış ve Moğol İmparatorluğu'nun genişlemesinde etkili oldular. Özellikle 12. yüzyılın başlarında Nayman lideri Toghrul, Moğol İmparatorluğu'nun batı yönündeki fetihlerinde önemli bir rol oynadı.

Ancak Naymanlar, Moğol İmparatorluğu'ndaki diğer boylar gibi, Çingiz Han'ın soyundan gelen liderlerle çatışmaya başladı. Bu çatışmalar sonucunda Naymanlar, Moğolların hâkimiyetinden çıkmış ve Orta Asya'da bağımsızlıklarını sürdüren küçük bir boy haline geldi.

Naymanlar, Orta Asya'nın tarihindeki rolüyle birlikte, Türk kültürü ve tarihinde de önemli bir yere sahipler. Bugün hala Kazakistan ve Kırgızistan gibi ülkelerde Nayman etnik grubuna mensup insanlar bulununuyor.

Suudi Arabistan, Sudanlı taraflara ev sahipliği yapıyor

Libya Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Sudanlı taraflar arasında Suudi Arabistan'ın Cidde şehrinde devam eden görüşmelere destek verdiklerini söyledi.

Libya Hükümetinden yapılan yazılı açıklamaya göre, Başbakan Dibeybe, Sudan'ın Trablus Büyükelçisi İbrahim Muhammed İbrahim'i ve Libya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Muhammed el-Haddad'ı kabul etti.

Sudan ordusu ve Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında Cidde'de devam eden barış görüşmelerini hatırlatan Dibeybe, Libya hükümetinin görüşmelerin olumlu sonuçlanmasına destek verdiğini belirtti.

Dibeybe, "Sudan'ın istikrara kavuşması, halkına gıda ve sağlık malzemeleri dahil yardım temin edilmesi için tüm kardeş ve dost ülkelerle çalıştıklarını" kaydetti.

SUUDİ ARABİSTAN’DAKİ MÜZAKERELER

Sudan ordusu ve HDK temsilcileri, Suudi Arabistan ve ABD'nin Sudan'daki taraflarca etkili bir ateşkes sağlanması, genişletilmiş müzakereler için bir zaman çizelgesi belirlenmesi ve acil insani yardımların ulaştırılmasının kolaylaştırılması çabaları kapsamında Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde 6 Mayıs'ta ön görüşmelere başlamıştı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı, Cidde'deki görüşmelerde Sudanlı tarafların "halkın acılarının hafifletilmesi için insani yardımların ulaştırılmasına yönelik bir güvenlik anlaşmasına varılması ve zorunlu hizmetlerin yeniden sağlanması konusunda sorumluluklarını teyit ettiğini” bildirmişti.

SUDAN'DA ORDU İLE HDK ARASINDAKİ ÇATIŞMALAR

Sudan'da 2013'te Darfur bölgesindeki silahlı isyancılara karşı hükümet güçlerine destek amacıyla kurulan HDK'nin tamamen orduya katılmasını öngören "askeri güvenlik reformu" konusunda son birkaç aydır yaşanan anlaşmazlık 15 Nisan sabahından itibaren sıcak çatışmaya dönüşmüştü.

Sudan Dışişleri Bakanlığı, Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan'ın orduyla çatışan HDK'nin feshedilmesi ve "devlete karşı isyancı güç" ilan edilmesi kararı aldığını bildirmişti.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), devam eden çatışmalarda yaşamını yitirenlerin sayısının 551'e yükseldiğini, 4 bin 926 kişinin yaralandığını açıklamıştı.

Ümmetin uleması kararını verdi

Türkiye'deki seçim süreci Avrupa ve Amerika'da olduğu kadar İslam dünyasında da yakından takip ediliyor. Filistin'den Mısır'a, Libya'dan Moritanya'ya, Fas'tan Irak'a dek geniş bir coğrafyada kanaat önderleri tek bir metinde buluştu. 

Aralarında Dünya Müslüman Alimler Birliği, Libya Müftülüğü, Pakistan Alimler Birliği ve El Ezher Alimler Cephesi'nin de bulunduğu kurumlardan 55 şeyh, 14 Mayıs'ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a destek istedi. 

Türkiye'deki seçimlerin Müslümanları etkileyen 'dini bir konu olduğuna' vurgu yapılan ortak açıklamada, muhalefetin ise Türkiye düşmanlarından destek aldığı ifade edildi.

İşte o bildirideki çarpıcı ifadeler: 

TÜM MÜSLÜMANLARI ETKİLEYECEK

Bu beyan, Türk seçimleri hakkında ümmet âlimlerinin beyanıdır; vakti geldiğinde açıklama yapmayı ertelemek caiz değildir. 

Türkiye seçimleri konusu, sonuçları Türkiye içindeki ve dışındaki Müslümanları etkileyen genel İslami konulardan biri olduğu için, âlimler konuyu aydınlatmak ve bu konuda tavsiyelerde bulunmak sözkonusu olduğunda sessiz kalamazlar. 

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dönemindeki politikaların Müslümanlara çok faydalar sağladığı ve bunun herkesin özgürlüğünü, güvenliğini artırdığı bilinmektedir. Tesettür başta olmak üzere diğer konulardaki çeşitli yasakları ortadan kaldırdı; camiler ve Kur'an hafızları çoğaldı. 

TÜRKLER ARTIK ELEKTRİKLİ ARABA ÜRETİYOR

Türkiye sendeleyen bir ülke iken siyasi olarak bölgesel ve uluslararası alanda güçlü bir aktör haline geldi. Dünyanın ekonomik açıdan en güçlü 20 ülkesi (G-20) arasına girdi. Sağlık alanında kalkınma yaşadı, kendi elektrikli arabasını, zırhlı araçlarını, uçak gemisini ve insansız hava araçlarını üretti. 

Türk seçmen, Türkiye'nin Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın eliyle gerçekleşen dönüşümün büyüklüğünü biliyor ve görüyor. Su, temizlik, çöp dağları gibi sorunlarla boğuşan İstanbul şimdi dünyanın en güzel şehirlerinden biri haline geldi!

MÜSLÜMANLARIN LEHİNE OLAN İŞLER YAPTI

Türkiye, zulüm gören Uygur Müslümanları ve Rohingya (Myanmar-Burma) Müslümanlarından, Batı'da İslamofobiden muzdarip Müslümanlara kadar herkes için güvenli bir sığınak haline geldi. Aralarında dindar ve çok vasıflı kişilerin de bulunduğu büyük bir Müslüman âlimler meclisi de dahil olmak üzere Türkiye'de pek çok Müslüman güvenlik, şeref ve adaletle tanıştı; bu kişiler uzun süreli ikamet izni aldı ve Türk toplumunun bir parçası oldu. 

Aynı şekilde Libya müdahalesiyle başkent Trablus'un işgalden kurtarılması, Suriye müdahalesiyle kuzey bölgelerin emniyete alınması, 2017 krizinde Katar'a destek gibi birçok ülkede Müslümanların lehine olan işler yapan Türkiye, aynı zamanda işgal altındaki bölgenin Ermenistan'dan kurtarılması için de Azerbaycan'a destek verdi. 

Batı'nın Büyük Peygamber'e (sav) hakaretlerine karşı sağlam durdu ve Ayasofya Camii'ni Büyük Fetih döneminde olduğu gibi bir cami olarak hizmete soktu. 

Türkiye'de muhalefet ise bu politikaların tamamından ya da çoğundan vazgeçeceğini söylüyor ve bu hedeflerini gizlemiyor. Muhalefet, İslam dünyasının düşmanlarından aldığı büyük desteği kimseden de saklamıyor. 

Hem burada değinilen konular hem de bildiride yer verilmeyen meselelere ilişkin âlimler heyeti şu beyanı bildirmektedir:

1-Bu seçimlerde oy kullanma hakkı olan Müslümanlar sandık başına giderek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Adalet ve Kalkınma Partisi lehine oy kullanmalıdır. 

2-Bu hakka sahip olmayan Müslümanlar, Türkiye'deki kardeşlerine her biri elinden geldiğince mali, medya, siyasi ve diğer konularda destek vermeli, Allah'a dua etmelidir. Allah şüphesiz yardım edendir. 

İMZACILAR:

1-Uluslararası Müslüman Alimler Birliği Genel Sekreteri Ali el-Karadağî
2-Şeyh Sadık el-Garyanî, Libya Müftüsü
3-İdlib Üniversitesi Şeriat ve Hukuk Fakültesi, Enis Ayrut
4-Yemen İnanç Üniversitesi’nin kurucusu Şeyh Abd el-Macid el-Zindanî
5-Türkiye Müslüman Alimler Derneği Başkanı
6-Moritanya Alimler Eğitim Merkezi başkanı Şeyh Muhammed el-Hasan el-Dado
7-Nawaf el-Tekrurî, Filistin Alimler Derneği Başkanı
8-Uluslararası İslam Peygamberi'ni Destekleme Teşkilatı Başkanı Muhammed Sagir
9-El-Hassan bin Ali Al-Kattani, Mağrip Alimler Derneği Başkanı
10-Müslüman Alimler Derneği Başkanı Muhammed El-Abdah
11-Pakistan Alimler Birliği Başkanı Şeyh Abdul Malik
12-Irak Vaizler ve İmamlar Derneği Başkanı Şeyh Said il-Lafî
13-Ensar el-Nebi Akademisi Başkanı Abd el-Hay Yusuf
14-Sünni Alimler Derneği Genel Sekreteri Cemal Abd el-Sattar
15-Filistin Alimler Derneği Başkanı Nasim Yasin
16-Alimler Forumu Genel Sekreteri Said bin Nasır el-Gamdi
17-Abdullah el-Sada, İmam Muhammed bin Abdulvahhab Camii’nin vaizi, Katar
18-Şeyh Van Subki Van Salih, Uluslararası Müslüman Alimler Birliği’nin Malezya şubesi başkanı
19-Irak Kürdistan Bölgesi Müslüman Alimler Birliği yetkilisi Hamad Sayid el-Bencuni
20-El Ezher Alimler Cephesi üyesi Cafer el-Talhavî
21-Moritanya’nın büyük alimlerinden Şeyh Abdullah Ahmed Amin
22-Moritanya’nın önde gelen alimlerinden Şeyh Ahmed Şeyha Amat
23-Moritanya’nın büyük alimlerinden Şeyh Muhammed el-Emin el-Talib Yusuf
24-Fas Alimler Derneği Genel Sekreter Yardımcısı Şeyh Ahmed el-Hassani el-Shanqeeti
25-El-Muhtar bin el-Arabi Muamen, Uluslararası İslam Peygamberi'ni Destekleme Teşkilatı Mütevelli Heyeti, Cezayir

Kritik dörtlü zirve sonrası açıklama

Rusya'nın başkenti Moskova'da Türkiye ve Suriye arasındaki ilişkilerinin normalleştirilmesi yönelik Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad ve İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan arasında gerçekleştirilen dörtlü görüşme sona erdi.

Rusya Dışişleri Bakanlığından zirveye dair yapılan yazılı açıklamada bakanların Suriye'nin toprak bütünlüğü konusunda hemfikir olduğu vurgulandı. Açıklamada, "BM Güvenlik Konseyi'nin 2254 sayılı Kararı ve Astana Formatının resmi kararları uyarınca Suriye'nin egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve her türlü terörizmle mücadeleye yönelik bağlılık yeniden teyit edildi. Suriyelilerin vatanlarına gönüllü ve güvenli bir şekilde dönmesi de dahil olmak üzere Suriye'ye uluslararası yardımın genişletilmesi gerektiğinin altı çizildi" ifadeleri kullanıldı.

İLİŞKİLERİN NORMALLEŞTİRİLMESİ İÇİN YOL HARİTASI HAZIRLANACAK

Türkiye-Suriye ilişkilerinin normalleştirilmesi için yol haritası belirlenmesi konusunda da uzlaşıya varıldığı belirtilerek, "Bakanlar ayrıca dışişleri bakan yardımcılarına, savunma bakanları ve istihbarat birimlerinin çalışmalarıyla koordineli olarak Türkiye-Suriye arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi için yol haritası hazırlanması talimatı verilmesi konusunda mutabık kaldı" denildi. Bakanlar arasında temasların devam edeceği kaydedildi.

En son seçim anketleri gelmeye başladı - Cumhurbaşkanlığı seçim anketleri

Cumhurbaşkanlığı son seçim anketleri gelmeye başladı.

En son açıklanan seçim anketleri Genar ve Ada Araştırma'nın oldu.

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİM ANKETLERİ

En son yapılan Cumhurbaşkanlığı seçim anketleri şöyle:

GENAR ARAŞTIRMA

Genar Araştırma tarafından yapılan en son seçim anketinden Cumhurbaşkanı Erdoğan çıkıyor.

Ankete göre Erdoğan, yüzde 53 alıyor.

İşte Genar'ın İhsan Aktaş tarafından yayınlanan son anketi:

En son seçim anketleri gelmeye başladı - Cumhurbaşkanlığı seçim anketleri

ADA ARAŞTIRMA

Cumhurbaşkanlığı seçimleri anketlerinin sonuncusu Ada Araştırma tarafından yapıldı.

Ada Araştırma'nın Cumhurbaşkanlığı seçim anketinden çıkan sonuç ise şöyle:

ADA Araştırma'nın 81 ilde 65000 kişi ile 20 Nisan-9 Mayıs tarihleri arasında yaptığı ankete göre Cumhurbaşkanı adaylarının oy oranları;

Recep Tayyip Erdoğan: %50,6

Kemal Kılıçdaroğlu: %44,8

Muharrem İnce: %1,7

Sinan Oğan: %2,9

En son seçim anketleri gelmeye başladı - Cumhurbaşkanlığı seçim anketleri

MAK DANIŞMANLIK SEÇİM ANKETİ

MAK Danışmanlık şirketinin anketi: 

Kılıçdaroğlu yüzde 50,9

Erdoğan yüzde 45,4

Oğan yüzde 2

İnce yüzde 1,7 

En son seçim anketleri gelmeye başladı - Cumhurbaşkanlığı seçim anketleri

SONAR CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİM ANKETİ

CHP'li Hakan Bayrakçı'nın sahibi olduğu SONAR Araştırmanın en son yaptığı seçim anketinin sonuçları ise şöyle:

En son seçim anketleri gelmeye başladı - Cumhurbaşkanlığı seçim anketleri

OPTİMAR ARAŞTIRMANIN SON ANKETİ

Optimar Araştırma tarafından yapılan ve geçen hafta yayınlanan seçim anketine göre Cumhurbaşkanı Erdoğan, seçimi ilk turda kazanıyor.

Optimar'ın anketine göre;

Erdoğan yüzde 53,1 

Kılıçdaroğlu yüzde 44

İnce yüzde 2,2

Oğan yüzde 0,7 oy alıyor.

En son seçim anketleri gelmeye başladı - Cumhurbaşkanlığı seçim anketleri

Alman basını Kılıçdaroğlu'ndan beklentilerini sıraladı

Alman kanalı RND'de, "Dünyanın bir Erdoğan halefinden değiştirmesini beklediği 13 madde" başlıklı bir yazı yayınlandı. Yazıda Kılıçdaroğlu'ndan bekledikleri adımlar listelendi.

Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na desteği her fırsatta açıklayan Avrupa basınından bir talimat listesi geldi.

 Alman ve İngiliz basınına verdiği röportajlarda Türkiye’yi şikayet eden ve “ne derseniz yapacağız” sözü veren Kılıçdaroğlu, Avrupa basınında övgü ve talimat alıyor.

Son olarak Alman kanalı RND’de, "Dünyanın bir Erdoğan halefinden değiştirmesini beklediği 13 madde" başlıklı bir yazı yayınlandı.

Yazıda Pazar günü gerçekleşecek seçimlerde Erdoğan'ın koltuğunu koruyup koruyamayacağının belirsiz olduğu ifade edilerek, Erdoğan'ın yerine gelecek kişiden dünyanın beklediği 13 madde sıralandı.

"PKK'YA SALDIRMAYIN"

Listenin başında hiperenflasyon ikinci sırada ise Türkiye'nin Suriye'deki rolü yer alıyor. Bu maddede Türkiye'nin "Kürt güçlere" saldırılarına son vermesi isteniyor.

DEMİRTAŞ VE KAVALA MADDESİ

Üçüncü madde muhaliflerle ilgili. Kılıçdaroğlu'ndan Demirtaş ve Kavala'yı serbest bırakması istendi.

Dördüncü maddede Ankara’nın Almanya’daki camiler üzerinde etkisinden bahsedildi. Türkiye’nin DİTİB üzerinden Almanya’daki camilerde söz sahibi olduğundan şikayet edildi.

İşte o maddelerin devamı:

5. AB ile ilişkiler: Erdoğan’ın AB ile ilişkilerde gerilime neden olduğu ifade edildi.

"SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI TANINSIN"

6. Sözde “Ermeni soykırımı”: Türkiye’nin kendi tarihi ile “yüzleşmesi” gerektiği ve yeni Türk hükümetinin “uluslararası toplumun saygın bir üyesi” olabilmek için bu konuyla ilgilenmesi, kısacası soykırım suçlamasını kabul etmesi gerektiği belirtildi.

7. Yunanistan’a karşı “provokasyonlar” ve “toprak iddiaları”: Yeni bir Türk hükümetinin Yunanistan ile ilişkileri düzeltmesi gerektiği belirtildi, Ankara’nın “ihlallerinden” şikayet edildi.

SKANDAL MADDELER

8. “Kürtlere” saldırılar: Kürtçe’nin tanınması ve yeni Türk hükümetinin özerklik taleplerini kabul etmesi istendi, Erdoğan’ın çözüm sürecine son vermesinden şikayet edildi.

9. Kıbrıs meselesi: Kısacası Türkiye’nin Kıbrıs üzerindeki iddialarından ve hakimiyetinden vazgeçmesi istendi.

10. İsveç meselesi: İsveç’in NATO üyeliğinin kabul edilmesi talep edildi.

11. Basın özgürlüğü: Basın özgürlüğünün yeniden sağlanması gerektiği ifade edildi. 

BAŞÖRTÜ YASAĞI GERİ GELSİN

12. “Sessiz İslamlaştırma”: Erdoğan’ın başörtüsü yasağını kaldırmasından şikayet edildi, bunun laikliği tehdit ettiği belirtildi

"PUTİN ERDOĞAN İLİŞKİSİNDEN RAHATSIZIZ"

13. Rusya ile ilişkiler: Erdoğan ile Putin arasındaki ilişkilerden şikayet edildi.

İmran Han için özel mahkeme kuruldu

Hakkındaki yolsuzluk suçlamaları sebebiyle dün gözaltına alınan eski Pakistan Başbakanı İmran Han, yüksek güvenlik önlemleri altında mahkemeye getirildi.

Dawn gazetesindeki habere göre, Han, güvenlik gerekçesiyle bir defalığına mahkeme alanı statüsü verilen İslamabad Emniyet Müdürlüğü kompleksi içerisindeki Polis Misafir Evinde duruşmaya çıkarıldı.

Han'ın avukatları ise bu duruma tepki göstererek, duruşmanın mahkemede yapılmasını talep etti.

Emniyet Müdürlüğü kompleksinin çevresinde güvenlik üst düzeye çıkarılırken, bölgeye açılan yan yollar kapatıldı, çok sayıda noktaya konteynerler yerleştirildi.

Yetkililer, izinli olanlar dışında kimsenin mahkeme alanına giremeyeceğini açıkladı.

PTI Genel Sekreteri gözaltına alındı

Pakistan Adalet Hareketi Partisi (PTI) siyasetçilerinden Şirin Mazari, Twitter'dan yaptığı açıklamada, Han'ın yasal temsilcilerinin kendisiyle görüştürülmediğini ve parti temsilcilerinin mahkeme alanına alınmadığını duyurdu

Öte yandan, PTI Genel Sekreteri Asad Ömer, İslamabad Yüksek Mahkemesi kompleksi içerisinde gözaltına alındı.

239 milyon dolarlık yolsuzluk suçlaması

Geçen haziranda koalisyon hükümeti, Han ve eşinin Pakistan'ın önemli emlak zenginlerinden Malik Riaz'dan bir eğitim enstitüsü inşa etmek üzere milyarlarca rupi değerinde arazi aldıklarını iddia etti.

NAB, Han'ın PTI hükümetinin Riaz ile bir anlaşma yaptığını ve bu anlaşmanın ulusal hazineyi 239 milyon dolardan fazla zarara uğrattığını belirtiyor.

Aralık 2019'da Riaz, "kirli para" ile ilgili bir soruşturma kapsamında aralarında 239 milyon dolar değerinde mülklerin de bulunduğu mal varlığını Birleşik Krallık Ulusal Suç Ajansı'na teslim etmeyi kabul etti.

Pakistan İçişleri Bakanı Rana Sanaullah ise İngiliz yetkililerin kara para aklamayla bağlantılı olarak Pakistan’a 239 milyon doları iade ettiğini ancak Han’ın parayı ulusal hazinede tutmak yerine Riaz'a iade ettiğini dile getirmişti.

NAB kararıyla tutuklama

Han hakkındaki tutuklama kararı, Ulusal Mali Sorumluluk Bürosu (NAB) tarafından verilmişti.

Söz konusu gelişme, Han'ın üst düzey istihbarat yetkilisini, kendisine yönelik suikastın arkasında olmakla suçlamasının ardından gelmişti.

Pakistan ordusu, dün, eski Başbakan İmran Han'ın kendisine yönelik suikastın arkasında üst düzey bir istihbarat yetkilisinin olduğuna yönelik iddialarını "sorumsuzca ve asılsız" olarak nitelendirmişti.

Han, koalisyon hükümeti erken seçim ilan etmediği gerekçesiyle 28 Ekim 2022'de Lahor'dan İslamabad'a yürüyüş başlatmıştı.

Vezirabad'da 3 Kasım 2022'de konvoyuna ateş açılması sonucu Han, iki bacağından yaralanmıştı. Saldırıda bir kişi ölmüş, 13 kişi yaralanmıştı.

Pakistan'da parlamentoda 10 Nisan'da yapılan güven oylamasında 174 "hayır" oyuyla İmran Han hükümeti düşmüştü.

Gannuşi'yi bırakmamak için yeni karar

Tunus'ta "devletin güvenliğine karşı komplo kurmak" suçlamasıyla cezaevinde bulunan Nahda Hareketi lideri ve eski Meclis Başkanı Raşid el-Gannuşi'nin, tutuksuz yargılandığı "İnstalingo Şirketi" davası kapsamında da tutuklu yargılanmasına karar verildi.

Susa Asliye Mahkemesi Başsavcı Yardımcısı ve resmi sözcüsü Ruşdi bin Ramazan, konuya ilişkin Tunus resmi haber ajansına açıklamada bulundu.

Bin Ramazan, "İnstalango Şirketi" davası kapsamında tutuksuz yargılanan Gannuşi'nin tutuklu yargılanmasına karar verildiğini belirtti.

Gannuşi'nin mahkemeye çıkmayı reddettiğini aktaran Bin Ramazan, tutuklama kararının Gannuşi'nin gıyabında alındığını kaydetti.

Tunus'ta Ekim 2021'de açılan "İnstalingo Şirketi" davası kapsamında aralarında Nahda Hareketi lideri Gannuşi ve ailesinin de bulunduğu birçok siyasi, gazeteci, blog yazarı ve iş adamı hakkında "yolsuzluk ve kara para aklama" iddiası bulunuyor.

İddialar arasında "casusluk, devlet başkanını hedef alan saldırı hazırlığı, iç güvenliği tehdit ve devlet başkanına karşı komplo kurma" suçlamaları da yer alıyor.

"İnstalingo Şirketi" davası kapsamında 10 Kasım 2022'de Susa Asliye Mahkemesi'nde 9 saat boyunca ifadesi alınan Gannuşi'nin tutuksuz yargılanmasına karar verilmişti.

Tunus'ta 17 Nisan'da gözaltına alınan Gannuşi, 20 Nisan'da "devlet güvenliğine karşı komplo kurmak" suçlamasıyla tutuklu yargılanmak üzere cezaevine gönderilmişti.

Portre: Zakir Musa

Varlıklı bir aileden gelen Zakir Musa başarılı sayılabilecek bir öğrenci olarak iyi bir eğitim gördü. Babası yüksek mühendis olarak bölgede görev yapıyordu. Musa'nın bir kardeşi doktordu.

İlkokul ve liseyi bölgede okuyan Zakir Musa, bu yıllarda henüz çocukken bölgede Hint işgaline karşı düzenlenen protestolara katılmış, Hint güçlerine taş attığı için gözaltına alınmıştı.

- Zakir Musa'nın lise yılları

2011 yılında liseden mezun olmasının ardından Zakir Musa, mühendislik eğitimi almak üzere Hindistan'ın Çandigarh şehrindeki bir koleje girdi.

Musa, 2013 yılında okulunu yarıda bırakarak Hint işgaline karşı silahlı direnişe katılmaya karar verdi.

Silahlı direnişe katılması

Zakir Musa, 2013 yılında Keşmir'in önde gelen direniş gruplarından Hizbul Mücahidin saflarına katıldı.

Grup içerisinde kısa süre içerisinde yükselen Zakir Musa, grubun önde gelen isimlerinden olan Burhan Vani ile yakın ilişkilere sahipti. Musa, Hizbul Mücahidin'in saha komutanı olan Vani'nin yardımcısı olarak görev yapmaya başladı.

Musa, 2016 yılında Burhan Vani'nin ölümüyle Hizbul Mücahidin'in saha komutanı olarak görev yapmaya başladı.

Bu dönemde Musa, Hizbul Mücahidin'in Pakistan ile olan bağlantısından rahatsızdı ve Pakistan'ın Keşmir'deki grupları kendi çıkarları için kullanarak Keşmir'in geleceğini önemsemediğini düşünmeye başlamıştı. 2017 yılında Musa, Keşmir'deki Pakistan bağlantılı siyasi liderlerin "Keşmir sorununun dini bir mesele olmadığı" yönündeki açıklamalarından duyduğu rahatsızlığı doğrudan dile getirdi. Bunun ardından Zakir Musa'nın, Hizbul Mücahidin'in Pakistan'daki siyasi liderliği ile arası açıldı. Musa, Keşmir'in İslami bir mesele olduğunu ve Pakistan'ın bölgedeki etkisinin Keşmir'i olumsuz etkilediği kanaatini taşıyordu.

Ensar Gazvet el Hind

Zakir Musa bu doğrultuda yakın arkadaşlarıyla beraber cihat yanlısı bağımsız bir grup olan Ensar Gazvet el Hind'i kurma kararı aldı. Grup Pakistan etkisinden bağımsız olduğunu belirtiyor ve Keşmir'de bağımsız bir İslam devleti kurmayı amaçlıyordu. Grubun kuruluş açıklamasında şu ifadeler yer alıyordu:

"Kahraman mücahit Burhan Vani’in şehadetinin ardından, Keşmir’in Müslüman milletinin tağut Hint işgalcilerinin saldırganlıklarını def etmek için kararlı bir şekilde cihat bayrağını taşımaya, cihatla ve yalnızca Allah’ın yardımıyla devam etmeye karar vermesiyle, Keşmir’deki cihat bir uyanış aşamasına girmiştir. Bizler inşallah vatanımızı özgürleştireceğiz. İşte bu amaç için şehit Burhan Vani’nin arkadaşları tarafından mücahit Zakir Musa (yüce Rabbimiz onu muhafaza etsin) liderliği altında bu cihat hareketi kurulmuştur."

Ensar Gazvet el Hind Pakistan'ı "Keşmir cihadını esir almakla" ve "Amerika'nın kuklası olmakla" suçluyor, Hindistan'ın yanı sıra "Pakistan'ın da kendilerinin düşmanı olduğunu" belirtiyordu. Pakistan'ın Keşmir halkının acıları için Hindistan ile savaşmadığını, kendi çıkarları için savaştığını ifade ediyordu. Zakir Musa, "Keşmir'in şeriat ile yönetilmesi için savaştıklarını" ifade ederek, "Hindistan ve Pakistan'ın, ABD'nin yardımları ile Hint Altkıtası'ndaki cihadı sona erdirmek istediğini" savunuyordu. Hizbul Mücahidin ve Leşkeri Tayyibe saflarından birçok kişi bu gruba katılmaya başladı. Grubun El Kaide bağlantılı olduğu belirtiliyordu, ancak bu konuda resmi bir açıklama yapılmadı.

Hizbul Mücahidin ise uzun süre Zakir Musa ve grubuna çeşitli suçlamalar yönelterek onu hedef aldı.

Ölümü

Ensar Gazvet el Hind'in kurucu lideri Zakir Musa, 23-24 Mayıs 2019 tarihinde Tral bölgesindeki Dadasara köyünde Hint güçlerince kuşatıldı.

Kuşatmanın ardından Hint güçleriyle Zakir Musa arasında şiddetli bir çatışma başladı. 11 saat süren çatışmanın ardından Zakir Musa hayatını kaybetti.

- Çatışmanın yaşandığı ev (Fotoğraf: Safwat Zargar)

Zakir Musa'nin öldürülmesi sonrası Keşmir'de halk sokaklara döküldü. Protestolar yayılırken Hint yönetimi interneti kesti ve bazı bölgelerde sokağa çıkma yasağı ilan etti. Musa'nın cenazesine binlerce kişi katıldı.

- Zakir Musa'nın cenazesi. (Fotoğraf: Safwat Zargar)

Keşmir direnişi açısından oldukça popüler bir isim olan Musa halen bölge halkı açısından sembol bir isim olma niteliğini koruyor.

Kaynak: MepaNews

Suriye ile 'bakan düzeyinde' ikinci toplantı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Moskova'da düzenlenecek 4'lü Dışişleri Bakanları toplantısına katılmak üzere Rusya'ya geldi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Rusya Federasyonu, İran ve Suriye Dışişleri Bakanlarının katılımıyla Moskova'da düzenlenecek 4'lü toplantıya katılmak üzere Rusya Federasyonu'na gitti.

RUS, İRANLI VE SURİYELİ MEVKİDAŞLARI İLE GÖRÜŞECEK

Gazeteci Siyamend Kaçmaz söz konusu toplantıda, Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlandığını aktardı.

Kaçmaz, Çavuşoğlu'nun toplantı kapsamında ikili görüşmeler de gerçekleştirebileceği bilgisini paylaştı.

DAHA ÖNCE SAVUNMA BAKANI VE MİT BAŞKANI KATILMIŞTI

Daha önce, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve MİT Başkanı Hakan Fidan; RF (Rusya Federasyonu) Savunma Bakanı Sergey Şoygu, İran Savunma Bakanı Mohammad Reza Aştiyani ve Suriye Savunma Bakanı Ali Mahmud Abbas ile RF, İran ve Suriye İstihbarat Başkanlarıyla Moskova’da görüşmüştü. 

Toplantı sonrası Milli Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre görüşmede; Suriye’deki güvenlik durumunun güçlendirilmesi, Türkiye-Suriye ilişkilerinin normalleştirilmesi alanında atılabilecek somut adımlar, Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması konuları ele alınmıştı.

Fransız gazeteci Ukrayna'daki saldırıda öldü

Agence France-Press (AFP) haber ajansı için çalışan bir Fransız gazeteci, Ukrayna'nın Bakhmut kenti yakınlarında bir Rus roket saldırısında hayatını kaybetti.

32 yaşındaki video koordinatörü Arman Soldin, pazartesi günü kaldığı yere yakın bir bölgeye düzenlenen füze saldırısı nedeniyle hayatını kaybetti.

Soldin, çatışmaların aylardır devam ettiği Bakhmut'tan 10 kilometre uzaklıktaki Chasiv Yar kasabasında Ukraynalı askerlerle birlikteydi.

Saldırı gerçekleştiğinde meslektaşları yanındaydı. Takımın geri kalanının yaralanmadığı açıklandı.

AFP başkanı Fabrice Fries, "Arman'ın kaybı tüm teşkilatı mahvetti. Ölümü Ukrayna'daki çatışmayı takip eden gazetecilerin her gün karşılaştıkları risk ve tehlikelerin korkunç bir hatırlatıcısıdır." dedi.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Soldin'in savaşın ön saflarındaki çalışmalarına saygılarını sunduğu mesajında "Sevdiklerinin ve meslektaşlarının acısını paylaşıyoruz" yazdı.

Soldin, geçen yılın Şubat ayında Rusya'nın işgalinin ardından Ukrayna'ya giden ilk AFP ekibinin bir parçasıydı ve Eylül ayından beri orada yaşıyordu.

Kudüs Muhafızı Salah'tan Davutoğlu'na çağrı

Kudüs muhafızı olarak bilinen Şeyh Raid Salah, Ahmet Davutoğlu'na AK Parti'ye dönmesi için çağrıda bulundu.

Salah, Davutoğlu ile yaptıkları görüşmeleri hatırlattıktan sonra, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti'nin önemini hatırlatarak, "Evine dön" dedi.

İşte Salah'ın o çağrısı: 

"Saygıdeğer Ahmed Davutoğlu kardeşim,

Sana, mübarek Kudüs ve Mescid-i Aksa topraklarından selam gönderiyorum. 

Bir gün seninle Kudüs'te yaşanan sıkıntılar üzerine hasbihal etmiştik. Konuşmalarımızı dikkatle dinliyor ve içtenlikle hareket ediyordun. 

Başbakanlık seçimlerini kazandığında önce seni, ardından Sayın Erdoğan'ı arayıp tebrik etmiştim. 

Şimdi buradan sana, tüm Türk halkının partisi olan AK Parti'ye, evine, ailene geri dönmen için bizzat çağrıda bulunuyorum. 

Sana, Türkiye'ye ve halkına duyduğum sevgiden hareketle, gelişen, kalkınan, özgür ve onurlu Türkiye için bu daveti yineliyorum. 

Selamlar.."

Şeyh Raid Salah.
Dünya onu Kudüs Muhafızı olarak tanıyor.
Bir video yayınladı ve çağrıda bulundu.

Evet Türkiye gerçeğinden uzak
fakat Kudüs'ten Türkiye'ye bakan bir kalbi anlamak için önemli bir çağrı.

"Saygıdeğer Ahmed Davutoğlu kardeşim;

Sana, mübarek Kudüs ve Mescid-i… pic.twitter.com/k7kjUw6RKE

— İsmail Halis (@ismail_halis) May 9, 2023

Putin'in çok güvendiği 'yenilmez'i yenildi

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü Tuğgeneral Patrick Ryder, Ukrayna ordusunun Patriot füzesi ile Rusya’ya ait Kinzhal hipersonik füzesini vurduğunu teyit etti. Rusya Devlet Başkanı Putin tarafından ilk kez Mart 2018'de tanıtılan Kinzhal-Hançer hipersonik füzesi, 'yenilemez' olarak nitelendirilmişti.

Rus ordusu, Ukrayna savaşında birkaç kez kullandığı ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in “hava savunma sistemlerince önlenemez” diye nitelediği Kinzhal hipersonik füzesinin Patriot füzesi ile düşürülmesi medyada gündem oldu.

Ukrayna ordusunun buna yönelik açıklaması Pentagon basın toplantısında gündeme geldi.

Ryder, “Onların (Ukrayna ordusunun) bir Rus füzesini Patriot kullanarak düşürdüğünü teyit edebilirim.” dedi.

Söz konusu Rus füzesinin Kinzhal olup olmadığı sorusuna ise Ryder, “Doğru.” yanıtını verdi.

Ancak sözcü, Rus hipersonik füzesini düşüren bataryayı hangi ülkenin sağladığı bilgisini vermekten kaçındı. Bir ilk yaşandı
Patriot hava savunma sistemleri ABD tarafından Irak ve Suudi Arabistan’da İran balistik füzelerine karşı kullanılıyordu ancak bu sistem ilk kez bir hipersonik füzeyi düşürmüş oldu.

Putin 'yenilemez' olarak nitelendirmişti

Vladimir Putin tarafından ilk kez Mart 2018'de tanıtılan Kinzhal-Hançer hipersonik füzesi, Rus lider tarafından 'yenilemez' olarak nitelendi.

Kinzhal-Hançer havadan atılan hipersonik füze sistemi için "Hızları, bunları günümüzün hava savunma ve füze savunma sistemlerine karşı yenilmez kılıyor. Basitçe söylemek gerekirse, yakalanamıyorlar. Dünyanın önde gelen ordularının bu silahları edinmeye çalıştığını anlamak kolay. Sevgili dostlar, Rusya bu silahlara sahip" diyen Putin, şu cümlelerle devam etti:

"Füze sesten 10 kat daha hızlı gidiyor. Uçuşu sırasında manevralar yapıyor ve tüm mevcut -ve inanıyorum ki gelecekteki de- savunma ve füze sistemlerini aşabiliyor. 2 bin kilometreye kadarki hedeflere nükleer ve konvansiyonel başlıklar taşıyabiliyor."

İsrail Ankara'da protesto edildi

İsrail'in abluka altındaki Gazze Şeridi'ne düzenlediği hava saldırılarında yaşamını yitiren 13 kişi için Hacı Bayram Camisi'nde yatsı namazının ardından gıyabi cenaze namazı kılındı.

Hacı Bayram Camisi'nde yatsı namazı sonrası bir araya gelen Anadolu Gençlik Derneği (AGD) üyeleri, İsrail ve ABD aleyhine slogan attı.

İsrail'in saldırısında şehit olan Filistinliler için kılınan gıyabi cenaze namazının ardından grup adına basın açıklaması yapıldı.

AGD Ankara Şube Başkanı Mustafa Koyuncu, Filistin halkının yanında olduklarını, zulmün ve zalimlerin karşısında dik, tavizsiz, izzetli bir şekilde durduklarını tüm dünyaya haykırmak için bir araya geldiklerini, İsrail'in 13 kişiyi şehit ettiğini ve şehitlerin arasında kadınların ve çocukların olduğunu söyledi.

İnsan vicdanının kadınlara ve çocuklara yapılan bu caniliği kabul etmeyeceğini ifade eden Koyuncu, "Siyonistler, bu zalimler, bu teröristler, kadın-çocuk demeden tüm Müslümanların kanını akıtmak için tüm azgınlıklarıyla zulmüne devam ediyor. Kadın haklarını, çocuk haklarını, barışı kendisi icat etmiş gibi tüm dünyaya pazarlayan Batı ise seyirci kalmanın da ötesine geçerek bu zulme ve terörizme ortak olmaktadır." diye konuştu.

Netanyahu'dan gerilimi daha artıran konuşma

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, güvenlik kabinesinin ardından yaptığı halka sesleniş konuşmasında İsrail halkına, 'sabır ve dayanıklılık gösterme' çağrısı yaptı. Netanyahu, Filistin için de cephelere talimat verdiğini duyurdu.

Netanyahu, İsrail ordusunun Gazze'ye saldırısı üzerine ilgili bakanlar, komuta kademesi ve güvenlik birimlerimin katılımıyla düzenlenen güvenlik kabinesi toplantısının ardından halka sesleniş konuşması yaptı.

İsrail'in peşinde olduğu "hiçbir teröristin cezasız kalmayacağını" dile getiren Netanyahu, "Birden fazla cephede gerilimin tırmanması ihtimaline karşı hazırlanılması için talimat verdiğini" belirtti.

Netanyahu, İsrail ordusunun saldırılarında Gazze'de İslami Cihad'ın lider kadrosundan üç kişinin öldürülmesi üzerine "gerilimin tırmanabileceğine ve bunun günler boyunca devam edebileceğine" işaret ederek, "Bir savaşın ortasındayız, ilerleyen günlerde sabır ve dayanıklılığa ihtiyaç duyacağız. Bu savaşta hepimiz biriz." ifadesini kullandı.

İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne saldırılarında "Filistinli sivillere zarar vermekten kaçındığını" savunan Netanyahu, "kendileri ve düşmanları arasındaki farkın bu olduğunu" ileri sürdü.

SAVUNMA BAKANI ORDU'YA TAM YETKİ VERDİ

İsrail basınındaki haberlere göre, güvenlik kabinesi Başbakan Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant'a Gazze'den gelecek misilleme saldırılarına karşılık sunulması için "tam yetki" verdi.

İSRAİLLİ BAKANDAN FİLİSTİN İLE İLGİLİ SKANDAL SÖZLER

Netanyahu'nun ardından söz alan Gallant, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarıyla İslami Cihad'a "ağır darbe indirildiğini" dile getirerek, İsrail İç İstihbarat Teşkilatı Şin-Bet'in sağladığı istihbarat sayesinde suikastlerin gerçekleştirildiğini söyledi.

Gallant, İsraillilere "Savaşın henüz sona ermediğini, Gazze'nin yakınındaki ve uzağındaki bölgelere roket saldırılarının gerçekleştirilebileceğini" kaydetti.

İsrail askerlerinin gelecek günlerde Gazze Şeridi çevresi, işgal altındaki Batı Şeria ve diğer bölgelerde operasyonlarını yoğunlaştırmak zorunda kalabileceğini belirten Gallant, "Güvenlik teşkilatı uzun ve karmaşık her türlü senaryoya hazırlıklı." diye konuştu.

Öte yandan, İsrail basınındaki haberlere göre, İsrail makamları Gazze'den başlayabilecek roket atışlarına karşı başkent Tel Aviv dahil çevre bölgelerde saldırı sığınaklarının açılması talimatı verdi.

İsrail ordusu tarafından Gazze'ye düzenlenen saldırılarda, aralarında çocuk ve kadınların da bulunduğu 15 Filistinli hayatını kaybetmiş, 20 Filistinli yaralanmıştı.

Filistinli tutuklu Hıdır Adnan'ın, İsrail’in "idari tutukluluk" uygulamasıyla yargılama olmaksızın cezaevinde tutulmasına karşı sürdürdüğü 87 günlük açlık grevinden sonra 2 Mayıs'ta hayatını kaybetmesiyle bölgede gerilim tırmanmıştı.

Gazze'den İsrail yönüne roketler atılmış, İsrail ordusu da Gazze'ye havadan saldırmıştı. Bölgedeki gerilim 24 saatin ardından ateşkesle sonuçlanmıştı.

Pakistan yeniden karıştı

Pakistan'da eski Başbakan İmran Han’ın Ulusal Mali Sorumluluk Bürosu (NAB) tarafından tutuklanmasının ardından başlayan protestolarda 1 kişi hayatını kaybetti, 16 kişi yaralandı.

Ulusal basındaki haberlere göre, hakkındaki davaların duruşmalarına katılmak üzere Lahor’dan başkent İslamabad’a gelen Pakistan Adalet Hareketi Partisi (PTI) lideri Han’ın mahkeme önünde paramiliter birlikler tarafından tutuklanmasının ardından binlerce PTI destekçisi ülke genelinde protestolara başladı.

Belucistan eyaletinin başkenti Kuetta'daki protestolarda bir PTI destekçisi yaşamını yitirdi. Faysalabad şehrindeki gösterilerde de 13 kişi yaralandı.

PTI kaynakları, göstericilerin silahla vurulduğunu öne sürerken, polis tarafından henüz bir açıklama yapılmadı.

Basına yansıyan görsellerde, birçok şehirde PTI taraftarları ile polis arasında arbede yaşandı.

İslamabad'da 43 protestocu gözaltına alındı

PTI Sind Başkanı Ali Zaidi, Karaçi'de polis tarafından gözaltına alındı.

İslamabad Emniyet Müdürlüğünden yapılan açıklamada, protestolar sonucu 5 polisin yaralandığı, 43 göstericinin gözaltına alındığı belirtildi.

Ülkenin birçok şehrinde protestolar sürüyor.

Han, bugün tutuklanmıştı

Dawn gazetesindeki habere göre, Han hakkındaki tutuklama kararı, Ulusal Mali Sorumluluk Bürosu (NAB) tarafından verilmişti.

İslamabad polisi tarafından yapılan açıklamada, PTI lideri ve eşinin 50 milyar rupinin (yaklaşık 3 milyar 420 milyon lira) yasallaştırılması için bir emlak firmasından milyarlarca rupi almakla suçlandığı ve bu sebeple Han'ın tutuklandığı belirtilmişti.

Tutuklama kararında, Han ve eşi Büşra Bibi, yolsuzlukla suçlanıyor.

Han, başkente komşu Ravalpindi'deki NAB merkezine götürülmüştü.

Söz konusu gelişme, Han'ın üst düzey istihbarat yetkilisini, kendisine yönelik suikastın arkasında olmakla suçlamasının ardından gelmişti.

Pakistan ordusu, dün, eski Başbakan İmran Han'ın kendisine yönelik suikastın arkasında üst düzey bir istihbarat yetkilisinin olduğuna yönelik iddialarını "sorumsuzca ve asılsız" olarak nitelendirmişti.

Han, 7 Mayıs'ta yaptığı açıklamada, Başbakan Şahbaz Şerif, İçişleri Bakanı Rana Sanaullah ve Servisler Arası İstihbarat (ISI) Başkan Yardımcısı Tümgeneral Faisal Nasir’in kendisine yönelik suikast planının arkasında olduğuna dair iddialarını sürdürmüştü.

Han, saldırıya uğramıştı

Han, koalisyon hükümeti erken seçim ilan etmediği gerekçesiyle 28 Ekim 2022'de Lahor'dan İslamabad'a yürüyüş başlatmıştı.

Vezirabad'da 3 Kasım 2022'de konvoyuna ateş açılması sonucu Han, iki bacağından yaralanmıştı. Saldırıda bir kişi ölmüş, 13 kişi yaralanmıştı.

İmran Han hükümeti nisanda düşmüştü

Pakistan'da parlamentoda 10 Nisan'da yapılan güven oylamasında 174 "hayır" oyuyla İmran Han hükümeti düşmüştü.

Ülkede 3 dönem başbakanlık yapan Navaz Şerif'in kardeşi Şahbaz Şerif, 11 Nisan'da mecliste düzenlenen seçimde 174 oyla salt çoğunluğun desteğini alarak başbakan seçilmişti.

İmran Han gözaltına alındı

Uluslararası ajanslarda yer alan son dakika haberlerine göre, Pakistan'ın eski başbakanı İmran Han başkent İslamabad'da gözaltına alındı.

Geçtiğimiz yıl Nisan ayında güven oylamasıyla görevden alınan Pakistan'ın eski başbakanı İmran Han'ın başkent İslamabad'da gözaltına alındığını açıkladı.

Görgü tanıklarının ifadelerine göre 72 yaşındaki Han başkentteki mahkeme binasına girmesinden kısa bir süre sonra, duruşma başlamadan önce gözaltına alındı.

İslamabad polisinin resmi Twitter hesabından yapılan açıklamada kararın, bir yolsuzluk davasıyla bağlantılı olduğu açıklandı.

Sosyal medyada yayılan görüntüler Han'ın bir polis aracına bindirildiği görüldü.  

Eski Pakistan Başbakanı Han, erken seçim için destekçileriyle birlikte konvoy oluşturarak 28 Ekim'de Lahor’dan başkent İslabamad'a doğru hareket etmişti. Konvoya Punjab eyaletinin Wazirabad kenti yakınlarında bir saldırgan tarafından ateş açılması sonucu Han bacağından yaralanmıştı. Saldırıda toplam 10 kişi yaralanmış, bir kişi de hayatını kaybetmişti.

Öte yandan, Imran Han hükümeti, geçtiğimiz yılın Nisan ayında parlamentoda yapılan bir güven oylamasının ardından düşmüştü. Görevdeyken devlet hediyelerini satmak ve varlıklarını gizlemekle suçlanan Han hakkında davalara katılmadığı için 13 Mart'ta iki ayrı tutuklama kararı çıkarılmıştı.

Han, halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek suçlamasıyla yargılandığı davada mahkemeye giderek kefalet başvurusunda bulundu.

Meclis Başkanı Şentop'tan İsrail'e kınama

TBMM Başkanı Mustafa Şentop, İsrail'in Gazze'ye düzenlediği saldırıları kınayarak, "İsrail'in bölgeyi kaosa sokmaktan başka işe yaramayan ve barışın tesisini imkansız hale getiren bu hukuksuz, barbarca saldırılarına bir an evvel son vermesi gerek." ifadelerini kullandı.

TBMM Başkanı Şentop, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, İsrail güvenlik güçlerinin Gazze'ye düzenlediği, aralarında kadın ve çocukların da olduğu 13 masum insanın hayatını kaybetmesine neden olan saldırısını en sert şekilde kınadığını belirtti.

Saldırıda hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, yaralılara şifa dileyen Şentop, "İsrail'in bölgeyi kaosa sokmaktan başka işe yaramayan ve barışın tesisini imkansız hale getiren bu hukuksuz, barbarca saldırılarına bir an evvel son vermesi gerektiğini yüksek sesle ifade ediyorum." paylaşımında bulundu.

Şentop, Türkiye'nin, Filistin halkının meşru haklarına karşı işlenen bu hukuk dışı saldırıları her daim kınamaya devam edeceğini vurguladı.

Myanmar ordusu vakum bombasıyla saldırdı

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW); Myanmar ordusunun, askeri yönetim karşıtlarının bir araya geldiği bir kasabaya düzenlediği ve en az 163 kişinin öldüğü hava saldırısında "vakum bombası kullandığını" iddia etti.

HRW'nin internet sitesinde yer alan açıklamada, uzmanların saldırının yapıldığı Sagaing bölgesinin Pazi Gyi'den alınan 59 fotoğraf ve video kaydını incelediği belirtildi.

Bölgeden gelen görüntüler ve kurbanların görüntülerinin değerlendirilmesinin ardından Myanmar ordusunun 163 kişinin öldüğü hava saldırısında "vakum bombası" kullanıldığının tespit edildiği vurgulanan açıklamada, "vakum bombasının orantısız kullanımının sivil kayıplarına yol açtığı, insan hakları ihlali ve savaş suçu" olduğunun altı çizildi.

Açıklamada, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) Myanmar'a silah ambargosu uygulaması çağrısında bulunularak "Myanmar'da askeri cuntanın operasyonları silah ve ekipman alımına bağlı. ASEAN ve BMGK, Myanmar'a karşı tutumunu değiştirip daha sert tedbirler almalı." ifadeleri kullanıldı.

Askeri yönetim ise Pazi Gyi'ye yönelik saldırıların "düşük seviyede" olduğunu ancak bu saldırılarda bölgedeki "cephaneliğin" patlaması sonucu can kayıplarının arttığını savunuyor.

Vakum bombası, nükleer olmayan ancak öldürme gücü en yüksek olan bombalardan biri olarak biliniyor.

ORDU SALDIRISI

Myanmar ordusunun 11 Nisan'da, Sagaing bölgesindeki Pa Zi Gyi kasabasında, aralarında muhaliflerin de bulunduğu kişilerin katıldığı bir törene yönelik düzenlediği hava saldırısında en az 163 kişi yaşamını yitirmişti.

Hava saldırısının, çevredeki bölgelerden çok sayıda kişinin, Pa Zi Gyi'deki Halk Savunma Güçleri (PDF) Ofisinin açılışına katıldığı günde yapıldığı kaydedilmişti.

Myanmar ordusunun Ekim 2022'de silahlı gruplardan Kaçin etnik azınlığının yıl dönümü kutlamaları sırasında düzenlediği hava saldırısında ise en az 80 kişinin hayatını kaybettiği öne sürülmüştü.

MYANMAR'DAKİ ASKERİ DARBE

Myanmar ordusu, 2020 genel seçimlerinde hile yapıldığı iddialarının ortaya atılması ve ülkede siyasi gerilim yaşanmasının ardından 1 Şubat 2021'de yönetime el koymuştu. Ordu, ülkenin eski fiili lideri ve Dışişleri Bakanı Aung San Suu Çii başta olmak üzere pek çok yetkili ve iktidar partisi yöneticisini gözaltına almış ve bir yıllığına olağanüstü hal ilan etmişti.

Myanmar ordusunun darbe karşıtı protestocu ve isyancı gruplara silahlı müdahalesi sonucu bugüne kadar 1800'ün üzerinde kişi hayatını kaybetti. Darbeden bu yana yaklaşık 13 bin kişi gözaltına alındı, 10 binin üzerinde kişi halen içeride tutuluyor.

Siyasi Tutukluları Yardım Kuruluşuna göre, ülkede darbeden bu yana 1900'den fazla kişi yaşamını yitirdi ve 10 binin üzerinde kişi gözaltına alındı. Myanmar askeri mahkemeleri, tutuklulardan 2'si çocuk 114 siyasi mahkum hakkında idam kararı vermişti.

Not: Temsili resim Rusya - Ukrayna savaşına ait

Rusya'dan Zafer Günün'de gövde gösterisi

Sovyetler Birliği'nin Nazi Almanyası'nı mağlup etmesinin 78. yıl dönümünde Moskova’da Kızıl Meydan'da askeri geçit töreni düzenlendi.

Rusya'da, Sovyetler Birliği’nin İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi Almanyası'nı mağlup etmesinin 78. yıl dönümü dolayısıyla tören yapıldı.

Başkent Moskova'da Kızıl Meydan'da 9 Mayıs Zafer Günü kapsamında askeri geçit töreni düzenlendi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in yanı sıra Belarus Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko, Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov, Tacikistan Cumhurbaşkanı İmamali Rahman, Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev, Türkmenistan Devlet Başkanı Serdar Berdimuhamedov ve Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın katıldığı törende 8 binden fazla asker yer aldı.

Askerlerin arasında Ukrayna’da "özel askeri operasyon"a katılanların da bulunduğu belirtildi.

Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu'nun askerleri selamlamasının ardından Putin bir konuşma yaptı. Putin, herkesi bir dakikalık saygı duruşunda bulunmaya çağırdı.

Putin konuşmasında, Nazi Almanyası'nın fedakarlıklarla mağlup edildiğine dikkati çekerek, "Ana vatanımıza karşı bir kez daha gerçek bir savaş başlatıldı ancak uluslararası terörizmi püskürttük, Donbas sakinlerini koruyacağız ve güvenliğimizi sağlayacağız." dedi.

Batılı ülkelere yürüttükleri siyaset nedeniyle tepki gösteren Putin, "Batılı küreselci seçkinler hala ayrıcalıklarından bahsediyor, insanları birbirine düşürüyor ve toplumları bölüyor, kanlı çatışmaları, darbeleri, Rus düşmanlığını ve saldırgan milliyetçiliğini kışkırtıyor, nefret ekiyor, aile, insanı insan yapan geleneksel değerleri yok ediyor." diye konuştu.

Aşırı hırs ve kibrin trajedilere yol açtığını belirten Putin, "Ukrayna halkının yaşadığı felaketin nedeni budur. Darbenin ve Batılı efendilerinin suçlu rejimlerinin rehinesi, acımasız, bencil planlarının uygulanmasında bir pazarlık kozu haline geldiler." ifadesini kullandı.

Putin, Rusya için dost olmayan bir halkın bulunmadığına işaret ederek, Rusya’nın da dünyadaki çoğu halk gibi barışçıl, özgür ve istikrarlı bir gelecek istediğini söyledi.

Askeri uçak ve tanklar geçit törenine katılmadı

Rus ordusu mensubu asker ve askeri öğrencilerin meydanda geçiş yaptığı törende, 125 silah ve askeri teknik araç sergilendi. Tigr-M, BTR-82A, Bumerang zırhlı araçların yer aldığı törende, ağır silahlar olarak kısa menzilli balistik füze sistemi "İskender-M", hava savunma füze sistemi "S-400" yer aldı. "Ahmat" ve "Spartak" isimli zırhlı araçlar ilk defa gösterildi.

Askeri geçit töreni kıtalararası balistik füze sistemi "Yars"ın gösterilmesiyle son buldu.

Bu yıl askeri uçak ve helikopterlerin geçiş yapmadığı törende, tankların da yer almaması dikkati çekti. Sadece zaferin sembolü olan tarihi T-34 model tank geçiş yaptı.

Liderler Meçhul Askerler Anıtı’na karanfil bıraktı

Geçit töreni sonrasında Putin ve katılım gösteren diğer liderler, gazilerle birlikte Meçhul Askerler Anıtı’na çelenk ve karanfil bıraktı, saygı duruşunda bulundu.

9 Mayıs Zafer Günü, ülkenin pek çok yerinde vatandaşların katılımıyla ve askeri geçit törenleriyle kutlandı.

Kutlamalar kapsamında, her yıl binlerce kişinin katılımıyla yapılan, 2. Dünya Savaşı'nda yer alan, yaralanan veya hayatını kaybeden yakınlarının fotoğraflarının taşındığı "Ölümsüz Alay" yürüyüşü Moskova’da yapılmadı. Program çevrim içi olarak ve fotoğrafların pencerelere asılması yoluyla gerçekleştirildi.

Kamu işçisinin maaş zammı açıklandı

Tük-İş, Hak-İş ve kamu temsilcileri tarafından yürütülen maaş pazarlığında sona gelindi.

Pazarlıkların sonucunda anlaşılan rakam ise düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı.

Türk-İş Başkanı Ergün Atalay, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın işçi menfaatleri için elinden geleni yaptığını söyledi ve teşekkür etti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, toplantıda yaptığı açkılamada; 

Refah payı dahil yüzde 45 zam yapıyoruz. 

En düşük kamu işçisinin maaşı 15 bin liraya çıkarıyoruz.

Yüzde 5-6 prim ödemesi yapıyoruz.

Toplantıda açıklama yapan taraflar, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın katkısından dolayı teşekkür etti.

Tarihte bugün ne oldu? Tarihte 10 Mayıs günü olayları nelerdir?

Tarihte bugün veya tarihte 10 Mayıs günü yaşanan olaylar nelerdir?

İşte tarihte bugün yaşanan olaylardan bazıları:

ABD’nin Bağımsızlık Kararı Alındı (1776)

İngiltere Krallığından ekonomik bazı serbestlikler isteyen Amerikan kolonileri İngilizlerin buna yanaşmaması ve baskıyı daha da arttırması üzerine ekonomik isteklerinin yanında siyasi bağımsızlık için harekete geçtiler.   1774'de Philadelphia'da, ilk Amerikan Kongresi toplandı; 18 Nisan 1775'te silahlı çatışmalar başladı. Bir yıl sonra, 1776'da II. Amerikan Kongresi toplandı. Amerikan orduları başkomutanlığına George Washington atandı. 10 Mayıs 1776'da Amerikan Kongresi, bağımsızlığını ilan etti. 4 Temmuz 1776'da, Jefferson tarafından hazırlanan Bağımsızlık Bildirisi kabul edildi; bu bildiri ile ABD kurulmuş oldu.

GÜNÜN ÖNEMLİ OLAYLARI

Fransa Alsace-Lorraine’yi Kaybetti (1871)

Fransa Sedan Savaşında Prusya orduları karşısında ağır bir yenilgi aldı. Prusya karşısında yenilen Fransa önce ateşkes imzaladı arkasından Frankfurt’ta 10 Mayıs 1871’de Frankfurt’ta asıl barış antlaşması imzaladı. Bu antlaşmanın en önemli maddelerinden birisi Alsace-Lorraine bölgesinin Almanya’ya bırakılmasıdır. Ayrıca Fransa’nın Avrupa’da ki üstünlüğü sona ermiş oldu. Almanya’nın birleşmesinin önü açıldı. Ancak Fransa Sedan yenilgisinin intikamını almak için fırsat kollamaya başladı ve I.Dünya Savaşına giden yolun önemli başlangıçlarından birisini de bu antlaşma teşkil etti.

Tren Ve Tramvay İşçileri İlk Kez Greve Gitti (1920)

İstanbul’da tren ve tramvay işçileri ücretlerinin az olduğu gerekçesi ile 10 Mayıs 1920 tarihinde tarihlerinde ilk kez greve gittiler.

Güney Kore Cumhuriyeti’nin Kuruluşu İçin Seçimler Yapıldı (1948)

Kore Savaşı öncesi Kore ikiye ayrılmış durumdaydı. Kuzey Kore SSCB işgali altında Güney Kore ise ABD işgalindeydi. Kore’nin birleştirilmesi çabalarından herhangi bir netice alınamadı. Bunun üzerine ABD 10 Mayıs 1948 tarihinde Kore’de seçimler düzenletti. Seçim sonunda Syngman Rhee başkanlığında Güney Kore Cumhuriyeti kuruldu. Bu olay Kore’nin bölünüşünü resmileştirdi.

Beyoğlu’nda Meyhaneleri İle Ünlü Tarihi Çiçek Pasajı Çöktü (1978)

İstanbul Beyoğlu’nda meyhaneleri ile ünlü tarihi Çiçek Pasajı 10 Mayıs 1978 tarihinde sabaha karşı büyük bir gürültü içerisinde çöktü. Günlerce süren temizlik çalışmaları sonunda enkaz altından 12 ceset çıkarıldı. Adını eskiden önünde sıralanmış Çiçekçi dükkanlarından almıştı.

Nelson Mandela Güney Afrika Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Oldu (1994)

Güney Afrika Cumhuriyetinde siyahların hakları için mücadele eden ve bu uğurda 27 yıl hapis yatan Nelson Mandela yapılan seçimin ardından 10 Mayıs 1994 tarihinde cumhurbaşkanlığı görevine başladı. Hapishaneden çıktığında 71 yaşındaydı.

Deniz Baykal CHP Genel Başkanlığından İstifa Etti (2010)

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal kendisi ve partisinden bir milletvekili ile ilgili olduğu iddia edilen görüntülerin internet ortamında yayınlanması üzerine 10 Mayıs 2010 tarihinde genel başkanlık görevini bıraktığını açıkladı.

GÜNÜN DİĞER ÖNEMLİ OLAYLARI

- 1799. Cezzar Ahmet Paşa, Akka’da Napolyon’un ordularına karşı zafer kazandı.

- 1868. ‘’Danıştay’’ kuruldu. ‘’Şurayı Devlet’’ adıyla kurulan Danıştay, Padişah Abdülaziz’in nutkuyla fiilen çalışmaya başladı.

- 1876. Osmanlı devletinde sansür uygulamasına ilişkin ilk ‘’Kararnamei Ali’’ çıkarıldı.

- 1907. Anneler Günü, ilk kez ABD’nin Philadelphia kentinde kutlandı.

- 1919. İtilaf Devletleri temsilcileri, Paris’te, Yunanlılar’ın İzmir’i işgali konusunda karar aldılar.

- 1920. Amerikan Komünist Partisi kuruldu.

- 1921. Mustafa Kemal Paşa, TBMM’de “Müdafaayı Hukuk Grubu”nu kurdu.

- 1930. Cumhuriyet Halk Fırkası’nın 3. Büyük Kongresi’nde, ‘’Altı Ok’’un simgelediği ilkeler kabul edildi.

- 1933. Naziler Almanya’da Heinrich Mann, Upton Sinclair, Erich Maria Remarque gibi yazarların kitaplarını yakmaya başladılar.

- 1934. İstanbul’da görülmemiş balık akını: Lüferin kilosu 4 kuruşa düştü.

- 1940. Winston Churchill, Chamberlain’ın istifası üzerine İngiltere Başbakanı oldu.

- 1941. 550 Alman uçağı Londra’yı bombaladı, 1400 sivil öldü.

- 1961. TBMM, nispi temsil seçim sistemini kabul etti.

- 1975. Türk sinemasında komedi filmlerinin değişmez oyuncusu Necdet Tosun 49 yaşında öldü.

- 1995. Tiyatro sanatçısı Belkıs Dilligil, İstanbul’da geçirdiği trafik kazasında öldü.

 

Erdoğan, Sudan'da barış için devrede

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Abdülfettah Abdurrahman el-Burhan ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi.

Görüşmede, Sudan’daki gelişmeler ele alındı. Erdoğan, görüşmede müzakerelere ev sahipliği yapmaya hazır olduklarını da vurguladı.

İletişim Başkanlığı, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Abdülfettah Abdurrahman el-Burhan'ın telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini duyurdu.

İkili yaptığı görüşmede, Sudan’daki gelişmeleri ele aldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüşmede, Sudan’daki kardeş kavgasında can kayıpları ve yaralanmaların artmasından üzüntü ve endişe duyduğunu ifade etti.

Kapsamlı müzakerelere başlama kararı alınması halinde görüşmelere ev sahipliği yapmaya hazır olduklarını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sudan halkının acil insani ihtiyaçlarının karşılanmasını teminen Birleşmiş Milletler’le temas halinde çabalarına devam edeceklerini belirtti.

Görüşmede, Sudan’daki Türk vatandaşlarının tahliyesi ve güvenliğine ilişkin konular da ele alındı. 

İran'dan Türkiye açıklaması

İran Serbest ve Özel Ekonomik Bölgeler Yüksek Konseyi Sekreteri Hüccetullah Abdulmeleki, İran ile Türkiye arasında ortak serbest ticaret bölgesi kurulacağını belirtti.

Abdulmeleki, başkent Tahran’daki İran İhracat Fuarı’nda (IRAN EXPO 2023) düzenlediği basın toplantısında, ortak serbest ticaret bölgesi kurulması için18 ülke ile görüşme yaptıklarını kaydetti.

Bu konuda Türkiye ile de görüşmelerde bulunduklarını aktaran Abdulmeleki, “Son birkaç ayda uzmanlarımız muhataplarıyla genellikle çevrim içi müzakerelerde bulundu.” diye konuştu.

Ortak serbest ticaret bölgesi kurulmasına ilişkin mutabakat metni hazırlandığını kaydeden Abdulmeleki, söz konusu mutabakatın bir iki ay içinde imzalanacağını belirtti.

Abdulmeleki, geçen aylarda Türkiye ile parlamento düzeyinde olumlu yönde görüşme gerçekleştirdiklerini, aynı zamanda Türkiye’deki iki serbest ticaret bölgesini ziyaret ettiklerini aktardı.

Karşılıklı tecrübe paylaşımında bulunarak iyi bir işbirliği yapmayı hedeflediklerini söyleyen Abdulmeleki, görüşmelerde serbest ticaret bölgesinin iyi bir şekilde yönetilmesi için gerekli teknoloji aktarımı üzerinde durduklarını dile getirdi.

Abdulmeleki, mutabakatın imzalanmasını beklediklerini, imza sonrasında hukuki, teknik ve coğrafi konuları ele alarak serbest ticaret bölgesinin faaliyetlerine başlayacaklarını aktardı.

Kanada ile Çin arasında kriz

Kanada, Çin'in Toronto Başkonsolosluğunda görevli bir diplomatı, bir milletvekilini tehdide yönelik girişimde bulunduğu gerekçesiyle "persona non grata" (istenmeyen kişi) ilan ettiğini duyurdu. Çin ise Kanada'nın Şangay Konsolosluğu'ndaki bir diplomatı karşılık olarak sınır dışı edeceğini söyledi.

Dışişleri Bakanı Melanie Joly, yaptığı açıklamada, ülkenin iç işlerine hiçbir müdahalenin kabul edilemeyeceğini, Kanada'da görevli diplomatların bu türden davranışlara başvurmaları halinde geri gönderilecekleri konusunda uyarıldıklarını belirtti.

Toronto'da görevli Çinli diplomat Cao Vey'in "istenmeyen kişi" ilan edildiğini aktaran Bakan Joly, "Bu karar ilgili tüm faktörler gözetilerek alındı. Demokrasimizi koruma konusundaki kararlığımızı sürdüreceğiz." dedi.

"Globe and Mail" gazetesi, geçen hafta yayımladığı haberde, Kanada istihbarat kuruluşu CSIS'in, Çin hükümetinin, 2021'de, Muhafazakar Parti milletvekili Michael Chong'u baskı altına almak için Hong Kong Özel İdari Bölgesi'nde yaşayan akrabalarını tehdit etmenin yollarını aradığı bilgisini edindiğini ileri sürmüştü.

ÇİN'DEN MİSİLLEME

Çin Dışişleri Bakanlığı'nın internet sitesinde yer alan açıklamaya göre, Salı günü Kanada'nın Şangay Konsolosluğu'ndaki bir diplomatı karşılık olarak sınır dışı edeceğini söyledi.

Açıklamada, Kanadalı diplomat Jennifer Lynn Lalonde'nin 13 Mayıs'a kadar Çin'i terk etmesi istendiği belirtildi.

Tarihte bugün ne oldu? Tarihte 9 Mayıs günü olayları nelerdir?

Dünya Bülteni / Tarih Servisi

GÜNÜN OLAYI

AB’nin Temelini Oluşturan Shumann Deklarasyonu Yayınlandı (1950)

Fransız Dış İşleri Bakanı Robert Shumann Avrupa’nın güvenliği için birleşik bir Avrupa fikrini açıkladığı Shumann Deklarasyonunu 9 Mayıs 1950 tarihinde ilan etti. Böylece Avrupa Birliği’nin fikri temelleri atılmış oldu. 1985 Yılında ki Milan Zirvesinde bu tarihin Avrupa Günü olarak kutlanmasına karar verildi. Bu günün amacı, Avrupa halkları arasında birlik ve kardeşlik duygularının güçlendirilmesi olarak belirlendi.

GÜNÜN ÖNEMLİ OLAYLARI

I.TBMM Hükümetinin Programı Okundu (1920)

TBMM açıldıktan sonra kurulan ilk hükümet 9 Mayıs 1920 tarihinde hazırladığı icraat programını meclise sundu. Hükümet programı Eğitim Bakanı Dr.Rıza Nur tarafından sunuldu. Rıza Nur en önemli hedefin Misak-ı Milli’ye göre bağımsızlığa kavuşmak olduğunu belirtti.

Sovyet Hükümetinin Rusya Ve Doğu Müslümanlarına Yayınladığı Demeç TBMM’de Okundu (1920)

TBMM hükümeti mecliste hükümet programını sunduktan sonra Sovyet Hükümetinin 1917 yılında Rusya ve Doğu Müslümanlarına yönelik demeci 9 Mayıs 1920 tarihli oturumunda alkışlar ile okundu. Bu demeç Müslüman halkları emperyalizme karşı Bolşeviklere destek olmaya çağırıyordu. Çarlık Rusya’sının Türkiye’yi parçalamaya yönelik antlaşmalarının tanınmadığı ve özellikle İstanbul’un Müslümanların elinde kalması gerektiği belirtilmekteydi. Bu sıralarda yeni kurulan TBMM dış destek arayışı içerisindeydi ve Batı dünyası ile ters düşmüş olan Sovyetler ile ittifak arayışlarına girilmişti.

Ulrike Meinhof Hücresinde Ölü Bulundu (1976)

İlk başlarda nükleer karşıtı hareketin bir üyesiydi ve konkret adlı radikal sol gazetenin editörü olarak çalışıyordu. Alman Kızıl Ordu’sunun kuruluşunda önemli rol oynadı. Şehir gerillacılığı adı altında yaptığı eylemlerle Baader-Meinhof çetesi olarak ünlenmesine yol açtı. Alman polisi tarafından yakalandı ve hapishanede iken 9 Mayıs 1976 tarihinde hücresinde ölü olarak bulundu. Yetkililer tarafından ölüm nedeni olarak intihar ettiği açıklaması yapıldı. Ancak ölümü hakkında bir çok iddialar gündeme getirilmiş özellikle sol çevreler devleti suçlamıştır.

İtalya Eski Başbakanı Aldo Moro Ölü Olarak Bulundu (1978)

İtalya’nın eski başbakanlarından Aldo Moro, Kızıl Tugaylar örgütü tarafından kaçırılmıştı. Kaçırıldıktan yaklaşık iki ay süre sonra Aldo Moro’nun cesedi 9 Mayıs 1978 tarihinde bir arabanın bagajında bulundu. Teröristlerin isteklerinin kabul edilmemesi üzerine bu yola başvurdukları ileri sürülmüştür. Bu olaydan sonra İtalya Hükümeti terör konusunda sert ve etkili tedbirlere başvurmuştur.

PKK Behmenin Mezrasında Katliam Yaptı (1988)

Mardin’in Nusaybin ilçesi Taşköy  Behmenin mezrasını basan PKK’lı teröristler 9 Mayıs 1988 tarihinde, aynı aileden 8’i çocuk, 2’si kadın 11 kişiyi katlettiler. Katliam sırasında 2 çocuk ağır şekilde yaralandı. PKK’lı teröristlerin Şırnak baskını sırasında kaçırdıkları üç vatandaş ise öldürülmüş olarak bulundu. PKK’lı teröristler 7 ve 8 mayıs tarihlerinde de benzer masum vatandaşlara yönelik eylemler gerçekleştirmişlerdi.

GÜNÜN DİĞER ÖNEMLİ OLAYLARI

- 1485. Davutpaşa Lisesi, dönemin sadrazamı Davut Paşa tarafından ‘’Mektebi Sübyan’’ adıyla kuruldu. 1874’te Rüştiye Mektebi’ne dönüştü.

- 1805. Alman şairi, oyun yazarı, edebiyat kuramcısı Friedirch von Schiller, Saksonya’da öldü.

- 1926. Devlet İstatistik Enstitüsü kuruldu.

- 1926. Amerikalı kaşif Amiral Byrd, Kuzey Kutbu’na doğru ilk uçuşunu yaptı.

- 1935. Cumhuriyet Halk Fırkası 4. Büyük Kurultayı toplandı. Kurultayda ‘’fırka’’ yerine ‘’parti’’ sözcüğü benimsendi. ‘’Altı Ok’’ daha ayrıntılı şekilde ele alındı. ‘’Partinin güttüğü bütün bu esaslar Kemalizm prensipleridir’’ denilerek, ‘’Kemalizm’’ ilk kez resmi olarak tanımlandı.

- 1942. Ulusal mimarlık akımının en önemli temsilcilerinden Mimar Vedat Tek İstanbul’da öldü.

- 1944. Kızılordu Sivastopol ve Kırım’ın tümünü işgal etti.

- 1955. Batı Almanya, NATO’ya katıldı.

- 1988. Basın Müzesi, İstanbul’da açıldı.

- 1998. Şair Haşim Nezihi Okay 94 yaşında İstanbul’da öldü.

-2001 - Gana'nın başkenti Akra'da futbol maçında izdihamda 130 kişi öldü.

-2002 - Taburcu olduktan sonra çalışmalarını evinde sürdüren Başbakan Bülent Ecevit, 'görevini bırakmayacağını' söyledi.

 

Washington Post'tan Türkiye analizi

14 Mayıs'a günler kala Türkiye cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleri dünyanın da sıklıkla gündeme getirdiği bir durum olarak karşımıza çıkıyor. Örneğin, The Washginton Post daha aylar öncesinde '2023'ün en önemli seçimi Türkiye'de olacak' manşetini atarken geçtiğimiz günlerde The Economist de buna benzer bir başlıkla "Dünyanın en önemli seçimi" diyerek bir haber yayımladı.

The Washington Post da benzer bir haberi tekrardan manşetine taşıdı. Haberde "Türkiye'nin yaklaşan seçimleri dünya için neden bu kadar önemli?" diye sorulurken çeşitli analizlere yer verildi.

Analizde, Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın 2002 yılından beri zafer kazandığı belirtildi. Ayrıca, uzun süredir muhalif kesim tarafından eleştiri alsa da Erdoğan'ın halen çok popüler olduğu ifade edildi.

Haberin devamında, "Erdoğan'ın yönetimi altında Türkiye'nin bölgesel ve uluslararası bir güç komisyoncusu olarak rolü önemli derecede arttı" ifadelerine yer verildi.

"Erdoğan gerçekten kaybeder mi?" sorusuna da yanıt arandı. Yapılan analizde "Erdoğan, Türkiye'nin en uzun süre görev yapan lideri. Türkiye, Erdoğan'ı üzmeyecek gibi. 69 yaşındaki Erdoğan seçim kampanyası yolunda kendini evinde hissediyor" denildi.

Erdoğan'ın iktidarda olduğu süre boyunca yaptığı vergi indirimi, ucuz ipotek kredileri, enerji sübvansiyonları ile yol ve köprü geçiş ücretlerini artırmama taahüdü dahil olmak üzere yapılan ekonomik yatıştırmaların halkın yüzünü güldürdüğüne vurgu yapıldı.

Muhalafet ile iktidarın birbirine çeşitli suçlamalarda bulunduğundan bahsedilen haberde muhalefetin özellikle terör örgütü PKK'ya destek vermesinden dolayı hükümet tarafından suçlandığına dikkat çekildi.

Haberde CHP lideri ve cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu'ndan da bahsedildi. Bugüne kadar Erdoğan'a karşı her daim kaybettiğine vurgu yapılırken, aslında İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun CHP tabanında popüler olduğuna vurgu yapıldı.

Haberde ayrıca başka bir noktaya daha dikkat çekildi: İsveç ve NATO. "Belki de hiçbir ülke 14 Mayıs seçimlerini İsveç kadar yakından takip etmiyor" denilen haberde Türkiye'nin taleplerini yerine getirmediği için İsveç'in NATO'ya girmesine onay vermediği hatırlatıldı.

Haberin devamında "Türkiye'deki muhalefet huysuz olmasıyla bilinse de bu seçimler öncesinde farklılıklarını belki kaldırmışlardır. Ancak Kılıçdaroğlu kazanırsa da milliyetçiler, İslamcılar, lakikler ve liberalleri içeren bir ittifak içinde mücadele edecek" denildi.

Bu nedenle de İsveç'in umutları Kılıçdaroğlu'na bağlanmış durumda. Nitekim CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun başdanışmanı Ünal Çeviköz, İsveç'in NATO talebinin karşısında durmayacaklarını söyleyen skandal ifadelere yer vermişti.

Bunun yanı sıra Kılıçdaroğlu'nun Suriyeli göçmenlerle ilgili politikasının da The Washinton Post tarafından yanlış bulunduğuna dikkat çekildi.

Bir diğer önemli husus ise analize göre Rusya-Ukrayna savaşı. Erdoğan'ın dengeleyici bir pozisyonda olduğuna dikkat çekilen haberde, Putin'in video konferans yoluyla Akkuyu Nükleer Santali'nin açılışına katıldığından bile bahsedildi.

Geçtiğimiz hafta boyunca da Türkiye'deki seçimlerle ilgili çeşitli analizler yapıldı. Dünyanın nefesini tuttuğu bu seçimin niçin bu kadar önemli olduğu ile ilgili ise Avrupa basınında bir analize yer verildi.

Haberde Türkiye'nin 'eksen devlet' olduğuna dikkat çekildi. Bunun çok önemli bir devlet terimi olduğuna vurgu yapılırken bu terimin siyasi, askeri, ekonomik ya da düşünsel stratejik varlıklara sahip olan bir ulusu ifade ettiğinden bahsedildi.

Eksen devletler kendilerini büyük güçlerin çıkar alanlarının kesiştiği konumlarda bulurlar. Bu nedenle de Türkiye oldukça önemli bir devlet konumuna geliyor.

Dünyanın çok kutuplu bir döneme girdiğinden bahsedilen haberde '"Türkiye gibi önemli noktada bulunan devletlerin tercihleri giderek daha önemli hale geldi. Şu anki belirsiz dünya düzeninde Türkiye'nin ne tarafta olacağı daha önce hiç olmadığı kadar önemli" denildi.

2. Dünya Savaşı'ndan beri Türkiye'nin Batı ittifakının önemli bir üyesi olduğundan bahsedilen haberde Türkiye'nin son zamanlarda Batı'dan uzaklaşarak Rusya ile yakınlaştığından bahsedildi.

Gizli bir toplantının yapıldığından bahsedilen haberde, Türkiye'nin Batı blokundan ayrılması durumunda olabilecek endişelerin masaya yatırıldığına yönelik bilgiler verildi.

Türkiye'nin birkaç yıl önce Rusya'dan S-400 almasının Batı ve ABD ile olan ilişkileri olumsuz bir duruma soktuğundan bahsedilen haberde "Paris'ten Washington'a, Moskova'dan Pekin'e dünyanın belli başlı başkentleri, Ankara'da iktidarı kimin alacağını merak ediyor" denildi.

"Türkiye'nin stratejik konumu, küresel siyasette her zaman çok önemli olmuştur" denilen haberde "Türkiye en kritik noktalarda bulunarak pek çok güç dengesi kontrol ediyor" ifadelerine yer verildi.

Konumdan bahsedilen haberde "Türkiye, Ortadoğu ülkesi değildir; aynı zamanda bir Balkan, Kafkas ve Doğu Akdeniz ülkesdir. Sahip olduğu Çanakkale ile İstanbul Boğazları, Karadeniz Havzası ülkelerini dünyaya bağlayan tek su yoludur" denildi.

Ekonomiden de bahsedilen haberde "Dünyanın en büyük 20 ekonomisi arasında yer alan Türkiye, İslam dünyasının önemli bri üyesi ve Anadolu'nun Çin'in kalbine uzanan bir ülke" sözlerine yer verildi.

Bu kadar önemli bir ülkenin liderinin Türk dünyasının da lideri olduğuna dikkat çekilirken, "Bu nedenle de hiçbir ülke bu geniş coğrafyada Türkiye'ye hesaba katmadan hareket edemez" ifadelerinde bulunuldu.

Türkiye'nin Batı ile ilişkilerine de değinilen haberde Avrupa Birliği'ne (AB) Türkiye'nin yıllardır girmemiş olmasından bahsedilerek "AB Türkiye'ye anlamlı bir kapı açmıyorsa, Türkiye'den de bir şey beklemesi doğru olamyacaktır" denildi.

Oxford Rus enerjisine alternatifin reçetesini sundu

AB, 811 milyar avro yatırımla Rus doğal gazını 2028'e kadar ikame edebilir. Rusya'nın Ukrayna'da başlattığı savaş sonrası AB, RePowerEU planını uygulayarak gaz bağımlılığını sonlandırmayı hedefliyor. Bu amaçla temiz enerji için 299 milyar avro harcaması ve ısı pompaları için ek 512 milyar avro yatırım gerekiyor. Hesaplamalara göre, ek yatırımın çoğunluğu gaz alımını ortadan kaldırabilir ve geri dönüşü sağlayabilir.

Temiz enerji yatırımlarının gerçekleşmesi için yenilenebilir enerji kaynaklarına ve ısı pompalarına kurumsal ve hükümet fonlarının destek sağlaması, güneş ve rüzgar enerjisi ihalelerinin iyileştirilmesi, izin süreçlerinin kolaylaştırılması, çatı üstü güneş panellerinin yaygınlaştırılması öneriliyor.

Rus gazından temiz enerjiye geçişin enerji güvenliğini sağlayacağı, maliyetleri düşüreceği ve iklim hedeflerini ilerleteceği vurgulanıyor. AB'nin Rus gazı ithalatının azaldığı, ancak enerji arzının hala savunmasız olduğu belirtiliyor. Rapora göre, temiz enerji çözümleri uzun vadeli ve ekonomik açıdan avantajlıdır.

Avrupa Birliği'nde (AB) yeşil enerjinin 2028'e kadar 811 milyar avro yatırımla Rus doğal gazını ikame edebileceği hesaplanıyor.

Oxford Üniversitesi Smith İşletme ve Çevre Okulu'na bağlı Oxford Sürdürülebilir Finans Grubu tarafından hazırlanan yeni bir rapora göre, Rusya'nın Ukrayna'da başlattığı savaş sonrası AB, 2028'e kadar Rus gazına bağımlılığını ortadan kaldırmak için acil önlemler paketi olan RePowerEU planını uygulamaya koydu.

AB'nin 2028'e kadar Rus gazına bağımlılığını sonlandırabilmesi için ise 811 milyar avro sermayeye ihtiyaç duyuluyor.

Bu toplam, Avrupa Yeşil Mutabakatının bir parçası olarak temiz enerji için planlanan 299 milyar avroluk harcamayı ve yenilenebilir enerji ve ısı pompaları için gereken 512 milyar avroluk ek yatırımı içeriyor.

Rapordaki hesaplamaya göre, 512 milyar avroluk ek yatırımın yaklaşık yüzde 90'ının gelecek 30 yılda gaz satın alma ihtiyacını ortadan kaldıracağı ve böylece yatırımların geri dönüşünün sağlanacağı öngörülüyor.

Temiz enerjide ihtiyaç duyulan bu yatırımların hayata geçirilebilmesi için yenilenebilir enerji kaynaklarının ve ısı pompalarının büyük ölçekli kurulumunu sağlamak için kamu ve özel fonların mevcut olması, şebeke ölçeğinde güneş ve rüzgar enerjisi ihalelerinin iyileştirilmesi ve izin süreçlerinin kolaylaştırılması, çatı üstü güneş panellerinin hızla yaygınlaştırılması, yalıtım ve ısı pompalarının kurulumuna yönelik desteğin artırılması öneriliyor.

Oxford Sürdürülebilir Finans Grubu Geçiş Dönemi Finans Araştırmaları Başkanı Gireesh Shrimali, rapora ilişkin değerlendirmesinde, Rus gazından temiz enerjiye geçişin birçok faydayı beraberinde getireceğini belirterek, "Doğal gazın rüzgar ve güneş enerjisiyle ikame edilmesi, gelecekte gaz için ödeme yapma ihtiyacını ortadan kaldırıyor. AB, fiyatları ve arzı değişken olan bir fosil yakıtın ithalatına bağımlılığı ortadan kaldırarak, enerji güvenliği endişelerini hafifletebilir, enerji maliyetleri yoluyla hayat pahalılığı krizini ele alabilir ve net sıfır emisyona ulaşma ve iklim kriziyle mücadele etme hedeflerini ilerletebilir." ifadelerini kullandı.

AB, 2023'ÜN İLK 4 AYINDA RUSYA'YA GAZ İÇİN 5 MİLYAR AVRO ÖDEDİ

Avrupa İklim Vakfı Üst Yöneticisi Laurence Tubiana yenilenebilir enerji kaynakları ve enerji verimliliğinin pahalı Rus gazından uzaklaşmak için ekonomik, güvenli ve etik bir yol olduğunu aktararak, "Avrupa'nın en büyük gaz ithalatçıları olan Almanya, İtalya ve Fransa'nın siyasi liderleri, Rusya'nın savaş çabalarını baltalayarak vatandaşları için ucuz, güvenli ve temiz yenilenebilir enerjiden faydalanmalıdır." ifadesini kullandı.

Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi (CREA) Baş Analisti Lauri Myllyvirta da AB'nin Rusya'dan ithal ettiği gaz miktarının savaş öncesine kıyasla dörtte üç oranında azaldığı bilgisini paylaşarak, şunları kaydetti:

"Ancak bu gazın büyük bir kısmının başka ülkelerden ithal edilmesi, AB'nin enerji arzını gelecekteki jeopolitik ve arz şoklarına karşı savunmasız bırakıyor ve iklim değişikliğini körüklemeye devam ediyor. Rusya'dan LNG ve boru hattı gazı ithalatı düşük seviyelerde de olsa devam ediyor: CREA, AB'nin 2023'ün ilk dört ayında Rusya'ya gaz için 5 milyar avro ödediğini tahmin ediyor. Bu rapor, ithal gazı temiz enerjiyle ikame edecek çözümlerin sadece var olmakla kalmayıp, uzun vadeli, pahalı LNG sözleşmeleri imzalamak veya yeni fosil altyapısına yatırım yapmakla kıyaslandığında ekonomik açıdan da elverişli olduğunu gösteriyor."

AÖF final online mı? Açıköğretim Fakültesi final sınavı nasıl yapılacak?

AÖF final online mı yoksa yüz yüze mi yapılacak soruları merakla soruluyor. Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi (AÖF) bahar dönemi final sınavları, 27-28 Mayıs tarihlerinde gerçekleştirilecek. Bahar dönemi final sınavlarıyla ilgili olarak henüz resmi bir açıklama yapılmamıştır, ancak önceki uygulamalara bakarak online olarak yapılması beklenmektedir.

AÖF'nin online sınavları, öğrencilerin aof.anadolu.edu.tr adresi üzerinden giriş yaparak okul ortamından yapılan sınavlar gibi düzenlenmektedir. Sınavlarda her ders için 20 soru sorulmakta ve öğrencilere 30 dakika süre verilmektedir. Ders geçme notu 35 olarak belirlenmiştir.

Başarısız olan öğrenciler için yaz okulu sınavları 19 Ağustos 2023 tarihinde gerçekleştirilecektir. Resmi açıklamaları takip etmek ve güncel bilgilere ulaşmak için Anadolu Üniversitesi AÖF'nin resmi internet sitesini ziyaret etmeniz önemlidir.

Kahramanmaraş'ta meydana gelen 11 ilimizde yıkıma neden olan deprem felaketinin ardından AÖF sınav takviminde değişikliğe gidilmişti. Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi akademik takviminin belli olmasıyla final sınavlarının da yapılacağı tarihler netleşti. Peki, AÖF final sınavları ne zaman ve finaller online mı? İşte konuya ilişkin detaylar...

AÖF final online mı? Açıköğretim Fakültesi final sınavı nasıl yapılacak?

Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi akademik takvimine göre, bahar döneminin final sınavı tarihi belirlendi.

Buna göre; AÖF final sınavları 27-28 Mayıs tarihinde gerçekleştirilecek.

AÖF FİNAL SINAVLARI ONLINE MI?

Henüz bahar dönemi final sınavlarına ilişkin karar duyurulmadı. Ancak Kahramanmaraş'ta meydana gelen deprem felaketi nedeniyle güz dönemi sınavları online olarak yapılmıştı. Bununla berbaer; final sınavlarının da online olması bekleniyor. Konuya dair resmi bir açıklama geldiğinde haberimize eklenecektir.

ONLİNE SINAV NASIL YAPILIYOR?

AÖF tarafından, Açıköğretim İktisat ve İşletme Fakültesi online sınavları, okul ortamından yapılab sınavlar ile benzer şekilde düzenleniyor. Sınavlara aof.anadolu.edu.tr adresi üzerinden giriş yapmak için öğrenci numarası - şifre veya e- Devlet seçeneği ile giriş yapılıyor. Ders geçme notu ise 35 ve çıkan sorular her dersten 20 soru, 30 dakika şeklindedir.

AÖF SINAVLARI NASIL DEĞERLENDİRİLİYOR?

Anadolu Üniversitesi öğrencilere sorumlu olunan her dersten 20 soru soruyor. Bu soruların cevaplanması için 30 dakika sınav süresi veriliyor.

Açıköğretim Fakültesinde YÖK’ün aldığı karar doğrultusunda ders geçme notu 35 olarak belirlenmiştir. Ortalamanın altında kalan öğrenciler FF harf notu ile başarısız olur.

Sınavlar 100 puan üzerinden değerlendirilir. 4 yanlış cevap puan hesaplamasında 1 doğru yanıtı götürmektedir.

AÖF DERS GEÇME NOTU KAÇ?

Açıköğretim Fakültesi, 2022-2023 eğitim öğretim yılında ders geçme notu 35 olarak belirlendi. Öğrencilerin sorumlu oldukları dersleri başarıyla vermeleri için vize ve final ortalamalarının otuz beşden yukarı olması gerekmektedir.

Güz yarıyılı sınavlarında başarısız olan öğrenciler için bahar yarıyılının da sona ermesiyle yaz okulu sınavları organize edilecek. Yaz okulu sınavları 19 Ağustos 2023'de yapılacak.

İsrail'den Gazze'ye saldırı, en az 12 ölü var

İsrail ordusu ile İç İstihbarat Örgütü Şabak tarafından Gazze'ye düzenlenen hava saldırısında aralarında çocuk ve kadınların da bulunduğu toplam 12 kişi hayatını kaybetti, 20 kişi yaralandı.

Gazze'deki Sağlık Bakanlığı açıklamasında, Gazze'ye düzenlenen son İsrail saldırısında 12 şehit verildiği, 20 kişinin de çeşitli şekilde yaralandığı kaydedildi.

İslami Cihad Hareketi'nin silahlı kanadı Kudüs Tugayları ise yaptığı açıklamada, lider kadrolarından 3 kişinin eşleri ve çocuklarıyla birlikte saldırılar sırasında öldürüldüğünü duyurdu.

Açıklamada, İslami Cihad'ın silahlı kanadı Kudüs Tugayları lider kadrosundan Askeri Konsey Genel Sekreteri Cihad Şakir Gannam, kentin kuzey kesiminin komutanı Halil el-Behtini, Batı Şeria'daki askeri çalışma liderlerinden Tarık İzzeddin ve liderlerin eşleri ve çocukları için üzüntü içinde oldukları belirtildi.

İslami Cihad Hareketi Sözcüsü Tarık Silmi de yaptığı yazılı açıklamada, "İşgal güçlerinin suçlarına karşılık olarak direniş güçlerinin önünde tüm tercih ve senaryoların açık olduğunu" ifade etti.

Silmi, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

"İşgal son bulana dek direniş durmayacaktır. Direniş, Filistinlileri topraklarından söküp atmak isteyen işgal güçleriyle angajman kurallarında yerini almıştır, şehitlerinin intikamını alacaktır"

Öte yandan Hamas Hareketi Lideri İsmail Heniye de gelişmelerin ardından yazılı açıklama yaptı.

Heniye açıklamasında, şunları kaydetti:

"İsrail suikast operasyonunda hesabında yanıldı, bedelini ödeyecektir. Hain bir operasyonla liderlere suikast düzenlenmesi işgal kendisine güvenlik sağlamayacak bilakis direnişi daha da artıracaktır. Direniş, hain düşmanın canını yakacak, üslubu sadece kendisi belirleyecektir"

İsrail ordusu, Gazze'ye bu gece düzenlediği hava saldırılarında, Filistin direniş örgütlerinden İslami Cihad Hareketi'nin askeri kadrolarından üç kişinin etkisiz hale getirildiğini duyurdu.

İsrail ordusundan yapılan açıklamada, Gazze'ye düzenlenen hava saldırılarının, ordu ile İç İstihbarat Teşkilatı Şin-Bet'in (Şabak) ortak operasyonu olduğu ve İslami Cihad Hareketi'nin askeri kadrolarına karşı gerçekleştirildiği vurgulandı.

Açıklamada ayrıca, saldırılarda Kudüs Tugayları'na bağlı hayatını kaybeden lider kadrosunun isimleri ayrı ayrı belirtildi.

Gelişmelerin ardından Gazze'deki Hükümet Basın Ofisi yaptığı yazılı açıklamada, ikinci bir duyuruya kadar kentteki tüm eğitim kurumlarında eğitime ara verildiği aktarıldı.

Kendi gazını çıkaramayan Mısır İsrail'e muhtaç

İsrail Enerji Bakanlığı, ihracatı artırmak için İsrail'in Mısır'a yönelik doğalgaz boru hatlarının genişletilmesi önerisinin Bakanlar Kurulu tarafından onaylandığını duyurdu.

Enerji Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada konuya ilişkin bilgi verildi.

Açıklamada, İsrail Bakanlar Kurulu'nun, ihracatı artırmak adına Mısır'a yönelik doğalgaz boru hatlarının genişletilmesi önerisini onayladığı kaydedildi.

Yeni boru hattının uzunluğunun yaklaşık 65 kilometre olacağı belirtilen açıklamada, bu ek gaz ile yılda 200 milyon şekelin (55,6 milyon dolar) yanı sıra vergi gelirinin sağlanacağı aktarıldı.

Yerel basında yer alan haberlere göre ise söz konusu öneri, yıllık 6 milyar metreküp doğalgaz taşıma kapasitesine sahip, 65 kilometre uzunluğunda Mısır'a doğru yeni bir boru hattı inşa edilmesini öngörüyor.

Söz konusu boru hattının, İsrail'den Mısır'a doğal gaz ihraç etmek için bir altyapı görevi göreceği ve böylece Rus gazına alternatif arayan Avrupa ülkelerine Mısır'dan gaz ihraç etme seçeneklerini artıracağı belirtiliyor.

Haberde, Enerji Bakanı Yisrael Katz'ın "mevcut kararın İsrail ile Mısır arasında doğal gaz alanındaki işbirliği imkanlarını artırdığı, bunun da yakında alınması gereken ihracat kararlarına hazırlık olacağı" şeklindeki açıklamalarına yer verildi.

Katz'ın ayrıca "iki ülke arasındaki işbirliğinin; ekonomiyi güçlendireceği, İsrail vatandaşlarının refahını ve bölgesel istikrarı artıracağı, ayrıca doğal gaz, yenilenebilir enerjiler, hidrojen ve enerji depolama alanlarının yaygınlaşması için çalışmaya devam edeceği" yönündeki ifadeleri de aktarıldı.

İsrail gazı, boru hatlarıyla Mısır ve Ürdün'e ihraç ediliyor. Ürdün, doğal gazı kendi gereksinimleri için kullanırken Mısır, sıvılaştırdıktan sonra yurt dışına yeniden ihraç ediyor.

MISIR'DA GAZ VAR, ÇIKARAN YOK

Mısır'ın El-Ahram gazetesinin haberine göre, Petrol ve Madeni Kaynaklar Bakanı Tarık el-Molla, enerji komitesinin bugünkü toplantısında yeni keşfe ilişkin açıklamada bulundu.

Mısır'daki ilk açık deniz sondaj kuyusu olan Nergis-1X’de bulunan gaz rezervinin henüz değerlendirme aşamasında olduğunu kaydeden Molla, bu rezervin, Zohr sahasından sonraki en önemli keşif olduğunu ifade etti.

Molla, sondaj kuyusundaki rezervin miktarıyla ilgili ayrıntıların ilerleyen günlerde açıklanacağını vurguladı.

İtalyan Eni şirketi, 2015'te Mısır açıklarındaki Zohr bölgesinde doğal gaz keşfetmişti.

Nergis-1X'te 3.5 trilyon fit küp gaz rezervi bulunduğu tahmin ediliyor.

Ani Kalesini kim fethetti? Ani Kalesi ne zaman alındı?

Ani Kalesini kim fethetti, kim tarafından ne zaman alındı soruları merakla sorulur.

Büyük Selçuklu Devleti'nin Anadolu'ya doğru açılırken önündeki engellerden biri olan Ani Kalesi, şimdilerde Türk İslam topraklarının tarihi eserleri arasında bulunuyor.

ANİ KALESİNİ KİM FETHETTİ?

Ani Kalesi, Türkiye'nin Kars ilinde bulunan tarihi bir kale kompleksidir. Ani, Orta Çağ'da önemli bir şehir olan Ani'nin kalıntılarını barındırır. 10. yüzyılda Ermenistan Bagratuni Krallığı'nın başkenti olan Ani, Doğu ve Batı arasındaki ticaret yollarının kavşağındaki stratejik konumuyla büyük bir öneme sahipti.

Ani Kalesi, 8. yüzyılda inşa edilmeye başlanmış ve zamanla genişletilerek güçlendirilmiştir. Kale kompleksi, surlar, kiliseler, camiler, saraylar, anıtlar ve diğer yapıları içerir. Bu yapılar, farklı dönemlere ait mimari tarzlardan etkilenmiştir, özellikle Bizans, Selçuklu ve Ermeni mimarisi etkilerini gösterir.

Ani, 11. yüzyılda zirveye ulaşmış ve o dönemde Avrupa'nın en kalabalık şehirlerinden biri olarak kabul edilmiştir. Ancak, 12. yüzyıldan itibaren şehir gerilemeye başlamış ve zamanla terk edilmiştir. Birçok faktör, Ani'nin düşüşüne katkıda bulunmuştur, bunlar arasında salgın hastalıklar, savaşlar, doğal afetler ve ticaret yollarının değişmesi yer alır.

Bugün, Ani Kalesi ve kalıntıları UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer almaktadır. Kale, tarihi ve kültürel önemi nedeniyle ziyaretçiler için popüler bir turistik mekandır. Ani'nin kalıntıları, etkileyici mimarisi ve tarihi atmosferi ile ziyaretçilere benzersiz bir deneyim sunar. Ancak, koruma çalışmaları sürdürülmekte ve bazı yapılar restore edilmektedir.

Ani Kalesi, Türkiye'nin tarih ve kültür açısından önemli yerlerinden biri olarak kabul edilir ve ziyaret edenler için benzersiz bir keşif fırsatı sunar.

Tarihler 1064 yılını gösterdiğinde Ramazan-ı Şerif'in ilk günü fethedilen Ani Kalesi A seçeneğinde yer alan Sultan Alparslan tarafından fethedilmiştir. Ani Kalesinin fethi  Anadolu'nun Türkleşmesi açısından çok önemli bir adımdır.

Evet, Ani Kalesi, Sultan Alparslan tarafından fethedilmiştir.

Berlin'de öğrenci kampına ırkçı saldırı

Almanya'nın başkenti Berlin'de bir okulda göçmen kökenlilerin çoğunlukta olduğu sınıf ırkçıların hedefi haline geldi.

Polis aralarında Müslüman öğrencilerin de bulunduğu bir sınıftakilerin Brandenburg eyaletine bağlı Frauensee tatil beldesinde kamp yaptığı bölgede, yaş günü kutlaması yapan gençlerin ırkçı hakaretlerine maruz kaldıklarını açıkladı.

Polis öğrencilere hakaretlerde bulunan 28 ırkçının kimliğini tespit ettiğini ve haklarında soruşturma başlatıldığını duyurdu.

Öğrenciler ise ırkçı tehlike nedeniyle tatil kampını yarıda keserek evlerine döndü.

Irkçıların gece boyunca kampa girmeye çalışmaları, kapı ve pencerelere vurarak şiddet tehdidinde bulunmaları nedeniyle polisin olay yerine çağrıldığı ve polis nezaretinde öğrencilerin evlerine döndükleri ifade edildi.

Berlin Eğitim Senatörü Katharina Günther-Wünsch Alman medyasına yaptığı açıklamada ırkçı saldırıyı kınayarak, "Bu tür saldırıları sineye çekmeyeceğim ve çekmemeliyiz. Şimdi yapılması gereken ilk şey öğrencilere en iyi şekilde yardım etmektir." dedi.

Almanya son yıllarda, mülteci krizini istismar eden ve göçmen korkusunu körüklemeye çalışan aşırı sağcı grup ve partilerin propagandalarıyla beslenen ırkçılığın yükselişine tanık oluyor.

Aşırı sağcılar ülkede geçen yıl en az bin 138 şiddet eylemi gerçekleştirdi.

Resmi rakamlara göre bu saldırılarda en az 478 kişi yaralandı.

İkrime Sabri şartlı serbest bırakıldı

İşgal devletinin herhangi bir gerekçe sunmadan ifadeye çağırdığı Mescid-i Aksa İmam Hatibi Şeyh İkrime Sabri, "soruşturma için yeniden gelmek ve bazı Arap medya kanallarıyla iletişime geçmemek" şartlarıyla salıverildi.

Şeyh Sabri'nin avukatı Halid Zebaraka konuya ilişkin gazetecilere kısa bir açıklama yaptı. Zebaraka, Şeyh İkrime Sabri'nin, yaklaşmakta olan bir soruşturma için hazır bulunması ve El-Menar, El-Aksa ve El-Meyadin olmak üzere üç medya kanalıyla iletişim kurmaması gibi şartlarla serbest bırakıldığını ifade etti.

İşgal rejiminden konuya ilişkin henüz açıklama yapılmadı. Şeyh Sabri'nin ofisinden dün yapılan açıklamada, İşgal rejiminin istihbarat servisinin telefonla arayarak Şeyh İkrime Sabri'yi 8 Mayıs Pazartesi ifadeye çağırdığı bildirilmişti.

Açıklamada, ifadeye çağrılma nedenine ilişkin bilgi verilmediği kaydedilmişti. İşgal rejimi, birçok kez Sabri’nin evine baskın yapıp kendisini ifadeye çağırmış ve Sabri'ye Mescid-i Aksa'dan uzaklaştırma cezası uygulamıştı.

İngilizler krallığı ve sömürgeci tarihlerini tartışıyor

İngiltere Kralı 3. Charles'ın taç giymesinin ardından törenin maliyeti ve Kraliyetin koloni geçmişine ilişkin İngiliz medyasında ve akademik çevrelerde çeşitli makaleler kaleme alındı.

İngiliz The Guardian gazetesinin görüşlerinin paylaşıldığı "Editorial" bölümünde "3. Charles'ın taç giyme törenine ilişkin The Guardian'ın görüşü: Yeniden düşünülmesi gereken tarihi bir gösteri" başlıklı makale yayımlandı.

"Birçok insan, devlet başkanlığı için daha iyi bir sistem fikrine açık. Bunu düzgünce tartışmanın tam zamanı." ifadesinin yer aldığı makalede, şunlar kaydedildi:

"Taç giyme töreni, Kraliçe Elizabeth'in töreninde olduğu gibi 50'den fazla Britanya toprağı ve İngiliz Milletler Topluluğu'ndan üst düzey temsilcinin katıldığı, eskisi gibi imparatorluğun elinin uzandığı yerlerin bir geçit töreni değil. Eski taç giymelerde olduğu gibi Britanya'nın küresel askeri ve deniz kuvveti nüfuzunun kutlanması da olmayacak. Geçmiş olsun, o günler geçti."

Törenin, halkın isteği ya da monarşi sevgisinden dolayı yapılmadığına işaret edilen makalede, "İngilizlerin yalnızca yüzde 9'u taç giyme töreninin önemli olduğunu düşünüyor. Yalnızca yüzde 7'si kendisini Kraliyet yanlısı kabul ediyor ve monarşiye koşulsuz destek veriyor. Bu nedenle tören için harcanacak 250 milyon sterlin (yaklaşık 6 milyar lira) geçim sıkıntısı krizinin yaşandığı bu dönemde gereksiz görünüyor." değerlendirmesinde bulunuldu.

İngiltere'nin Kral Charles'tan sonra değişmeyeceğinin savunulduğu makalede, dini bir tören olan taç giyme seremonisinde kullanılan "Kraliyet dini önderliği" ve İngiltere için kullanılan "Kutsal ulus" ifadelerine de değinilerek, "Ne modern Britanya kutsal bir ulus ne de büyük oranda Protestan." görüşü paylaşıldı.

Törenin vatandaşlara yansıması 50 ila 100 milyon sterlin olacak

Ülkenin en büyük kentlerinden Manchester'da yayımlanan Manchester Evening gazetesindeki "Kral'ın taç giymesi kaça mal olacak ve kutlamaların masrafını kim ödeyecek?" başlıklı makalede ise törenin vatandaşlara yansımasının 50 ila 100 milyon sterlin (yaklaşık 1,2 milyar ile 2,4 milyar lira) olacağı bilgisi verildi.

Asıl harcamanın güvenli için olduğu vurgulanan makaleye göre, yapılan bir ankette halkın yüzde 51'i harcamaları devletin karşılamaması gerektiğini savunuyor.

Saray için yapılan geçmiş harcamalara da yer verilen makalede, Kraliçe Elizabeth'in 1953'teki taç giymesine bugünün parasıyla 20 milyon sterlin (yaklaşık 500 milyon lira) harcandığı bilgisi paylaşıldı.

Makalede, Buckingham Sarayı'nın sözcüsünün harcamalara ilişkin açıklamasına da yer ayrıldı. Sözcü, törene küresel çaptaki ilginin harcanan paradan daha fazlasını getireceğini savundu.

Kraliyet mücevherlerini süsleyen elmaslar kolonilerden

Londra Ekonomi ve Siyasal Bilimler Okulu'ndan (LSE) Dr. Bethany Rebisz, Kral Charles'ın taç giymesiyle İngiltere'nin sömürgeci geçmişinin yeniden tartışıldığını belirten makale kaleme aldı.

Britanya İmparatorluğu'nun çözülmesinin ardından İngiliz hükümdarlarının İngiliz Milletler Topluluğu'nun sembolik lideri olduğuna işaret edilen makalede, Kral Charles'ın törende taktığı İmparatorluk Devlet Tacı'ndaki Cullinan 2 elması ile elinde taşıdığı asadaki Cullinan 1 elmasının Güney Afrika'dan getirildiğinin altı çizildi.

Hindistan'da bulunan Işık Dağı (Kuh-i Nur) elmasının da bugün Londra Kulesi'ndeki Kraliyet mücevherlerinin arasında sergilendiği bilgisi de paylaşıldı.

Makalesinde dünyanın en büyük elmaslarından "üç parçanın tarihi travmanın birer hatırası" olduğunu belirten Rebisz, Kenya'nın Britanya İmparatorluğu'ndan kopma sürecine değindi.

Rebisz, "1952-1959 döneminde Britanya koloni güçleri, 80 bin Kenyalıyı adli süreçleri işletmeden tutukladı, 1000'den fazla kişiyi asarak idam etti, 1,2 milyon kişiyi 'köy' dedikleri toplama kamplarına aldı. Her ne kadar sayılar konuşuyor olsa da bu dönemde yaşanan münferit şiddet, işkence, tecavüz ve kötü muameleyi anlatmaya yetmez." ifadelerini kullandı.

Trump anketlerde arayı açıyor

ABD'de yapılan bir ankete göre, eski ABD Başkanı Donald Trump, Başkan Joe Biden'ın altı puan önünde. Büyüyen potansiyel Cumhuriyetçi rakipler arasında Trump, partisinin adaylığını almak için açık ara favori.

Pazar günü yayınlanan Washington Post/ABC News anketi, Biden'ın onaylanma oranının yüzde 36'ya düştüğünü gösteriyor.

ABD Başkanı'nın bir önceki şubat ayı onay oranı yüzde 42'ydi.

Düşük onay oranları Biden'ı görev süresinin tamamı boyunca rahatsız etti, ancak yüzde 36, Post/ABC anketlerinde bugüne kadarki en düşük sonuç oldu.

Biden'ın geçen ay 2024'te ikinci bir dönem için görevde kalacağına dair açıklaması, seçmenleri arasında coşku uyandırmak için yetersiz kalmış gibi görünüyor.

Demokratlar, partinin 2024'te Biden'ı mı yoksa başka birini mi aday göstermesi gerektiği konusunda eşit olarak bölünmüş durumda.

Oranlar yüzde 47'ye, yüzde 47.

Demokratlara eğilimli bağımsızların yüzde 77'si ise 80 yaşındaki Biden'ın değiştirildiğini görmek istiyor.

2024'te kime oy verecekleri sorulduğunda, Amerikalı yetişkinlerin yüzde 44'ü Trump'a "kesinlikle" veya "muhtemelen" oy vereceklerini söylerken, yüzde 38 Biden'ı "kesinlikle" veya "muhtemelen" destekleyeceklerini söyledi.

Yüzde 18 ise kararsız kaldı. 

Che'yi yakalayan general öldü

Bolivya'da 1967 yılında Ernesto "Che" Guevera'yı yakalayan emekli General Gary Prado Salmon, 84 yaşında hayatını kaybetti.

Che Guevera'nın yakalanmasının ardından Bolivya Kongresinin 1967'de "kahraman" ilan ettiği Salmon, ülkenin doğusundaki Santa Cruz de la Sierra'da bir hastanede yaşamını yitirdi.

Babasının ölüm haberini sosyal paylaşım sitesinden doğrulayan Gary Prado Arauz, "Tanrı, az önce babamı krallığına çağırdı, bize sevgi, dürüstlük ve cesaret mirası bıraktı. Olağanüstü bir insandı." ifadesini kullandı.

1981'de kaza kurşunu ile belkemiğinden vurularak felç olan Salmon, 1988'de ordudan emekli olmuştu.

Bolivya'da, Che Guevera'yı öldüren Bolivyalı asker Mario Teran Salazar da 11 Mart 2022'de 80 yaşında yaşamını yitirmişti.

Arjantinli komünist gerilla Che Guevera, Bolivya'da ordunun ve ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatının (CIA) ortak operasyonu ile 9 Ekim 1967'de yakalanmış ve La Paz'a yaklaşık 800 kilometre uzaklıkta La Higuera kırsalındaki bir okulda infaz edilmişti.

'Büyük İstanbul Mitingi' dünya basınında

AK Parti'nin İstanbul Atatürk Havalimanı'nda gerçekleştirdiği, "Büyük İstanbul Mitingi" dünya basınında yankılandı.

Dünyanın önde gelen kuruluşları mitingi yakından takip ederek sonuçlarını okuyucularıyla paylaştı.

Mitingi canlı takip eden BBC ve CNN International şaşkınlıklarını gizleyemedi. 

Euronews 'Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, taraftarlarına kavgaya hazır olduğunu gösteriyor' başlığı ile okurlarının karşısına çıktı. Haberde 'Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimlerine bir hafta kala Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, üçüncü dönemini ve partisinin iktidarını güvence altına almak için elinden geleni yapıyor' ifadesine yer verildi.

ABD merkezli haftalık dergi Baron's'un internet edisyonunda yer alan haberinde 'Erdoğan İstanbul'daki Güç Gösterisi Mitingine Öncülük Ediyor' başlığını tercih etti. 'Kitleler, İstanbul'un eski Atatürk Havalimanı'nın asfaltında omuz omuza toplandı' diyen ABD'li dergi haberinde Erdoğan'ın açıklamalarına da geniş yer ayırdı.

Yunan Newsbomb Erdoğan'ın seçime bir hafta kala Erdoğan'ın şimdiye kadarki en büyük mitingini düzenlediğini yazdı.

France 24, "Kazanacağız: Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan İstanbul'da güç gösterisi" diye yazdı.

Mitingden görüntüleri aktaran Fransız medya organı, haberinde şöyle dedi:

'İstanbul!' Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, önümüzdeki Pazar günü yapılacak seçimler öncesinde güç gösterisi mitingi için topladığı kalabalığa seslendi.

Hong Kong merkezli South China Morning Post, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, rakibi Kılıçdaroğlu'na sert sözlerle yüklendiğini aktardı.

Erdoğan'ın, "Benim milletim ayyaşa sarhoşa meydanı bırakmaz. Bay Bay Kemal istediğin kadar fıçı dolusu iç, hiçbir şey seni iflah etmez." ifadelerine dikkat çekildi.

Yunanistan'dan Ethnos, "İstanbul'da 1.7 milyon vatandaş Erdoğan için toplandı" başlığıyla gelişmeleri aktardı:

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, pazar günü İstanbul'da büyük bir miting düzenledi. Türk medyası 1,7 milyonluk bir kalabalığın olduğunu bildirdi.

Batı medyasına atıfta bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 'O Avrupa gazetelerini, dergilerini biliyorsunuz, şimdi burada bizi izliyorlar. İstanbul Havalimanı'nda neler olduğunu merak ediyorlar. Cevabı siz vereceksiniz.' dedi.

İngiltere merkezli Middle East Eye, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın muhalefete 'LGBT yanlısı' dediğini aktardı:

AK Parti ve ittifakımızdaki diğer partiler asla LGBT yanlısı olmaz çünkü aile bizim için kutsaldır. LGBT yanlılarını sandığa gömeceğiz.

Öte yandan yine Yunan basınından Proto Thema, "Seçimlere bir hafta kala Türkiye Cumhurbaşkanı'ndan güç gösterisi. Mitingde 1,7 milyon kişiye konuştu." ifadelerini kullandı.

Erdoğan'ın pazar günü düzenlenen mitingde büyük bir kalabalığın önünde konuşmasını gerçekleştirdiğine dikkat çekildi.

İngiltere merkezli BBC, "Bu miting son yıllarda dünyada ki en yüksek katılımlı şovu olabilir" yorumunda bulunurken ABD merkezli CNN International ise "21 yıllık iktidarından sonra Erdoğan'ın yaklaşık 2 milyon insanı bir meydana toplaması çok ilginç" ifadelerini kullandı.

Çin ile 5 Orta Asya ülkesinden ortak zirve

Çin ile 5 Orta Asya Türk Cumhuriyeti'ni biraraya getiren "C+C5" işbirliğinin ilk liderler zirvesinin Çin'de yapılacağı bildirildi.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hua Çunying, yaptığı açıklamada, Çin-Orta Asya Zirvesinin 18-19 Mayıs tarihlerinde Çin'in kuzeyindeki Şaanşi eyaletinin merkezi Şian'da düzenleneceğini duyurdu.

Açıklamada, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in ev sahipliğinde düzenlenecek zirveye, Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov, Tacikistan Cumhurbaşkanı İmamali Rahman, Türkmenistan Cumhurbaşkanı Gurbanguli Berdimuhammedov ve Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev katılacak.

Zirve, Çin ile Orta Asya Türk Cumhuriyetleri arasındaki "C+C5" işbirliğinin devlet başkanları düzeyindeki ilk toplantısı olacak.

Çin ile Orta Asya Türk Cumhuriyetleri arasında dışişleri bakanları düzeyindeki ilk "C+C5" toplantısı, 2020'de yapılmıştı. Ardından dışişleri bakanları, 12 Mayıs 2021'de Çin'in ev sahipliğinde, 8 Haziran 2022'de Kazakistan'ın ev sahipliğinde bir araya gelmişti.

Çin-Orta Asya Dışişleri Bakanları Toplantısı'nın dördüncüsü 27 Nisan'da Çin'in Şian şehrinde yapılmış, toplantıda grubun ilk liderler zirvesini mayıs ayında aynı şehirde düzenlemesi kararlaştırılmıştı.

Tarihte bugün ne oldu? Tarihte 8 Mayıs günü olayları nelerdir?

Tarihte bugün veya tarihte 8 Mayıs günü meydana gelen olaylar arasında öne çıkanlardan bazıları şöyle:

Fransa İçin Kurtuluş Cezayir İçin Soykırım Günü (1945)

Fransa II.Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanya’sının işgaline uğramıştı. Almanlardan kurtulmak isteyen Fransızlar Cezayirli gençleri bağımsızlık vaadiyle cepheye sürmüşlerdi. Almanya’nın teslim olmasının ardından 8 mayıs 1945 Fransa’nın kurtuluş günü oldu.

Fransa’nın kurtuluşu sadece Fransa’da değil Cezayir’de de kutlanıyordu. Kendilerinin de bağımsız olacağını düşünen Cezayirliler Fransız askerlerinin üzerlerine ateş açması ile boş yere ümitlendikleri ve kandırıldıklarını anlamış oldular. Fransızların o gün başlayan katliamında yaklaşık 45 bin Cezayirli hayatını kaybetti. Fransızlar Almanlara karşı duydukları hıncı masum Cezayir halkından almaya çalışıyorlardı adeta. Katliam, işkence, tecavüz ve her türlü zulmü işlediler. Fakat bilmedikleri şey bu zulüm artık Cezayir’de bardağı taşırmıştı.

GÜNÜN ÖNEMLİ OLAYLARI

Ünlü Kimyacı Lavosier Fransız Devrimine Kurban Gitti (1794)

Fransızların ünlü kimyacısı ‘’ kütlenin Korunumu Kanunu ‘’ ile tanınan Lavosier aristokratlara yakınlığı ve vergi usulsüzlüğü gibi çeşitli suçlamalar ile 8 Mayıs 1794 tarihinde giyotin ile idam edildi. Böylece devrimin kurbanları arasına bir de bilim adamı katılmış oldu.

Mithat Paşa Boğularak Öldürüldü (1884)

Mithat Paşa II. Abdülhamit tarafından  sadrazamlıktan alındı ve sürgün edildi. Bir süre Avrupa'da kalan ve ertesi yıl Girit'e dönmesine izin verilen Mithat Paşa, Aralık 1878'de Suriye valiliğine atandı. Sultan Abdülaziz'in öldürülmesi olayı ile ilgili olarak Mütercim Mehmed Rüştü Paşa ile birlikte sorgulanmasına karar verilince Fransız Konsolosluğuna sığındı. Ama kısa bir süre sonra verilen güvence üzerine teslim oldu. Yargılama sonunda Abdülaziz'in ölümüne neden olmaktan suçlu bulundu ve idamına karar verildi. İngiltere'nin müdahalesiyle cezası ömür boyu hapse çevrildi ve Taif'e gönderildi. Taif’te hapishanede iken 8 Mayıs 1884 gecesi boğularak öldürüldü.

Pele Yanardağı Patladı Felaket Yaşandı (1902)

Fransız sömürgesi olan Karayiplerde ki Martinik adasın da Pele Yanardağı 8 Mayıs 1902 tarihinde harekete geçti. Bu olay tam bir felakete dönüştü. Ada sakinlerinden tahmini 30-40 bin kadar kişi feci şekilde hayatını kaybetti.

Kemalizm İlk Kez Resmiyet Kazandı (1935)

Cumhuriyet Halk Partisinin dördüncü büyük kurultayında 8 Mayıs 1935 tarihinde  ilk kez altı ok ayrıntılı bir şekilde tanımlandı.

CHP’de Milli Şef Dönemi Kapandı (1972)

Cumhuriyet Halk Partisi Kongresinde bir ilk yaşanmış ve Genel Başkan İsmet İnönü’nün istediği olmamıştı. Parti Meclisi güvenoyu almıştı. Bu durum karşısında evine çekilen Genel Başkan İsmet İnönü ertesi gün 8 Mayıs 1972 tarihinde öğleden sonra CHP Genel Başkanlığından istifa mektubunu şoförü aracılığı ile gönderdi. Artık Ecevit’in önü açılmıştı. Bu durum üzerine yeni genel başkanı seçmek üzere CHP olağanüstü kongre kararı aldı.

GÜNÜN DİĞER ÖNEMLİ OLAYLARI

- 1886. Coca Cola, ABD’de kimyacı John Styth Pemberton tarafından imal edildi.

- 1903. Fransız ressam Paul Gaugin öldü.

- 1942 Dr. Rıza Nur'un Tanrıdağ dergisinin ilk sayısı çıktı.

- 1945. Alman General Von Keitel, Sovyet komutan General Zhukov’a teslim oldu. Avrupa’da savaşın bittiği bu güne ‘’V.E. Day’’ (Zafer Günü) adı verildi.

- 1947. Ulvi Cemal Erkin, Prag’da Çek Filarmoni Orkestrasını yönetti.

- 1952. Türkiye Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü kuruldu.

- 1961. Uluslararası Af Örgütü kuruldu.

- 1978. Radyo-TV Gazetecileri Derneği kuruldu.

- 1984. Türk parlamenterlerin yetki belgeleri, Strasbourg’daki Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi’nde onaylandı. 12 Eylül’den sonra, 1981’den beri Konsey Meclisi’nde temsil edilmeyen Türkiye ile Avrupa Konseyi ilişkileri, böylelikle yumuşama yoluna girmiş oldu.

- 1984. Sovyetler Birliği Los Angeles Olimpiyatlarını boykot edeceğini açıkladı.

- 1987. Ressam müzeci Elif Naci 89 yaşında öldü.

- 1993. Üç bin kişi Gökova termik santralına karşı eylem yaptı.

Almanya Türkiye'ye iki yüzlü davrandı

Alman Dışişleri Bakanlığı’nda ortaya çıkan yeni belgelere göre Almanya, AB üyeliği konusunda Türkiye’ye yalan söyledi. Kameralar karşısında ve ikili görüşmelerde Türkiye’nin Batı’nın bir parçası olduğunu, Avrupa Birliği’ne (AB) üye olması gerektiğini belirten Berlin yönetiminin, kapalı kapılar ardında kulis yaparak Türkiye’nin üyeliğine karşı çalıştığı ortaya çıktı.

Alman Dışişleri Bakanlığı’nda ortaya çıkan yeni belgelere göre Almanya, AB üyeliği konusunda Türkiye’ye yalan söyledi. Alman Der Spiegel’in istihbarat raporlarına dayandırdığı habere göre, 1992 yılında Başbakan Helmut Kohl hükümetinin Dışişleri Bakanı Klaus Klinkel, 13 Temmuz 1992’de Ankara’da Türk mevkidaşı Hikmet Çetin’le görüşme gerçekleştirdi. Klinkel Çetin’e Türkiye’nin AB üyeliğini kesinlikle desteklediklerini belirtti.

ASLA AB ÜYESİ OLAMAYACAK

Çetin’e AB’nin Türkiye’yi yanlarında görmek istediğini belirten Klinkel, yerine getirmesi gereken koşullar olmasına karşın tam üyelik için Türkiye’ye her konuda destek verme vaadinde bulundu. Ancak bundan üç gün sonra Kohl, Norveç Başbakanı Gro Harlem Brundtland ile görüştü ve Türkiye’nin üyeliğine karşı olduklarını belirtti. “Biz buna karşıyız” diyen Kohl, Norveçli mevkidaşına Türkiye’nin “başka bir boyuta” ait olduğunu ve bu nedenle asla üye olamayacağını ifade etti. Ardından 5 Kasım 1992’de Almanya’nın Bonn kentinde Kohl, dönemin Polonya Başbakanı Hanna Suchocka’ya bir araya geldi. Görüşmede Kohl, Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğinin Almanya açısından “akıl almaz” olduğunu vurguladı. Aynı zamanda CDU partisinin lideri olan Kohl, parti içerisinde Türkiye ile alay ederek, “Coğrayfa dersinde Anadolu’nun Avrupa’da olduğu geçmiyordu” dedi. Türkiye’ye tam üyelik için “PKK ile mücadelene son ver, GKRY’i tanı, Demirtaş ve Kavala’yı serbest bırak” benzeri, Türkiye Milli güvenliğini etkileyecek şartlar sunan AB’nin iki yüzlü tutumu bir kez daha tescillenmiş oldu.

Amaç Türk büyükelçisini öldürmekti iddiası

Sudan Dışişleri Bakanlığı, (orduyla çatışan Hızlı Destek Kuvvetlerini kastederek) "isyancı güçlerin" dün sabah başkentte dost ülke Türkiye'nin Hartum Büyükelçisi İsmail Çobanoğlu'nun aracına yönelik saldırısını "güçlü şekilde" kınadığını belirtti.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, bu olayın HDK'nin büyükelçilikleri, uluslararası kuruluşlar ve diplomatik misyonları sürekli hedef alma yaklaşımını yansıttığı ileri sürülerek, saldırının kınandığı belirtildi.

"İsyancı güçler" tarafından uluslararası yardım alanında kadın işçilere yönelik tecavüz ve cinsel taciz suçlarına ek olarak, büyükelçiliklere ve büyükelçilerin konutlarına saldırı ve yağma olaylarına ilişkin 10 resmi rapor aldıkları bildirilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

"Türkiye'nin Hartum Büyükelçisi'nin arabasına yönelik silahlı saldırı, sivillerin öldürülmesi, vatandaşların canlı kalkan olarak kullanılması, tıbbi tesislerin işgali ve vatandaşları temel ihtiyaçlarından bir savaş silahı olarak mahrum etmek için hayati hizmetlerin hedef alınması gibi suçlarının devamı niteliğinde."

Açıklamada, Türkiye Büyükelçisi'nin aracına yönelik saldırının amacının, "asi milislerin" büyükelçiye soğukkanlılıkla suikast düzenlemek olduğu iddia edilerek "Arabada Türkiye'nin bayrağı dalgalanıyordu. Gerekli güvenlik özelliklerine sahip bir araç olmasaydı, sonuçları hayal bile edilemeyecek bir olay meydana gelebilirdi" değerlendirmesi yapıldı.

Açıklamada, Viyana Sözleşmelerine uyma ve ülkedeki diplomatik misyonları koruma konusundaki yükümlülüklerini yerine getirmeyi taahhüt ederken, sivillere ve diplomatlara yönelik bu ihlallerin hukuki sorumluluğunun "isyancı milislere" ait olduğunun altı çizildi.

Sudan'da, Türkiye'nin Hartum Büyükelçisi İsmail Çobanoğlu'nun konvoyundaki büyükelçilik aracına elçilik yakınlarında ateş açılmıştı.

Ordu ve HDK, Büyükelçi Çobanoğlu'nun bulunduğu diplomatik aracı hedef alan saldırı için birbirini suçlamıştı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Büyükelçi İsmail Çobanoğlu'nun aracına ateş açılmasına ilişkin "Hiçbir kardeşimizde, büyükelçimizde veya korumalar, özel kuvvetlerimiz dahil hiçbirisinde bir yaralanma yok" demişti.

Kaynak: AA

İran Dışişleri Bakanlığının sitesi çökertildi

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, bakanlığın resmi sitesinin hacklendiğini belirterek, belge ve veri tabanının ele geçirildiğine yönelik iddiaları yalanladı.

İran’ın resmi haber ajansı IRNA’ya göre, Kenani, Dışişleri Bakanlığının sitesinin hacklenmesine ilişkin açıklamada bulundu.

Sitenin ara yüzünün siber saldırıya uğradığını belirten Kenani, gerekli tedbirlerin alındığını, tüm hizmet sistemlerinin aktif olarak kamuoyunun kullanımına açıldığını kaydetti.

Kenani, “Sosyal medyada Dışişleri Bakanlığına ait olduğu belirtilerek yayımlanan bilgiler sahte ve temelsizdir. Bugün olanlarla (siber saldırı) hiçbir ilgisi yok ve sadece bir medya abartısından ibaret.” değerlendirmesinde bulundu.
İran medyasında yer alan haberlere göre, Dışişleri Bakanlığının internet sitesi bir hacker grubunun saldırısı sonucu bir süre çevrim dışı kaldı. Saldırıyı gerçekleştiren grup, bakanlığın çok sayıda gizli belgesini ele geçirdiğini ileri sürdü.

Ele geçirildiği belirtilen bilgiler arasında kimlik belgeleri, bakanlık yazışmaları, telefon numaraları ve binlerce bakanlık çalışanının listesinin bulunduğu iddia edildi.

Hacklenen sitenin ana sayfasında bir süre, ülkede terör örgütü olarak kabul edilen Halkın Mücahitleri Örgütü liderlerinin fotoğrafları ile birlikte “Hamaney’e ölüm, yaşasın Recevi” ifadesi yer aldı.

“Kıyam ta Serneguni” (Devirene Kadar Kıyam) isimli hacker grubu, daha önce de İslam Kültür ve İletişim Kurumunun internet sitesini hackleyerek 200 bin dosya ve belge ele geçirdiğini iddia etmişti.

ABD ve Kanada'da sandıklar kapandı

ABD ve Kanada'da, Türkiye'de 14 Mayıs'ta yapılacak Cumhurbaşkanı ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimleri için oy kullanma işlemi sona erdi.

ABD'nin en batısındaki Los Angeles ve Kanada'nın Vancouver şehirlerinde bulunan sandıkların yerel saatle 21.00'de kapanmasıyla Kuzey Amerika'daki oy verme işlemi tamamlandı.

ABD'de, Türkiye’nin Washington Büyükelçiliğinin yanı sıra New York, Boston, Chicago, Los Angeles, Miami ve Houston Başkonsolosluklarında Türk vatandaşları 9 gün boyunca oy kullanma imkanı buldu.

New York Başkonsolosluğu görev bölgesinde bu yıl ilk defa, Türkevi'nin dışında New Jersey ve Long Island'da 29 Nisan ve 1 Mayıs tarihlerinde açılan ilave sandık merkezleriyle, merkeze uzak bölgedeki vatandaşların oy kullanımı kolaylaştırıldı.

New York'taki Başkonsolosluk binasına gelemeyen vatandaşlar için kurulan ilave sandık merkezlerinde yoğun ilgiden dolayı uzun kuyruklar oluştu.

ABD ve Kanada'daki Türk vatandaşları, 29 Nisan-7 Mayıs tarihlerinde 09.00-21.00 saatlerinde istedikleri gün oylarını kullanabilirken, New York Başkonsolosluğunca açılan ilave sandık merkezleri de toplamda iki gün gurbetçi seçmenlere hizmet verdi.

Oy kullanma işlemlerinin sona ermesinin ardından, sandık komisyonu ve müşahitler nezaretinde mühürlenerek çuvallara konulan oy pusulaları, Türk Hava Yolları ile Türkiye'ye taşınarak Yüksek Seçim Kuruluna (YSK) teslim edilecek.

YSK verilerine göre, 134 bin 246 kayıtlı seçmen bulunan ABD'de, Cumhurbaşkanı Seçimi'nin ikinci tura kalması halinde, belirtilen temsilciliklerde 20-24 Mayıs'ta yeniden sandıklar kurulacak.

Erzurum Belediye Başkanı kim? Mehmet Sekmen kimdir, nerelidir?

Erzurum Belediye Başkanı kim, Mehmet Sekmen kimdir, nerelidir, kaç yaşında soruları bu aralar merakla soruluyor. En son İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun kentte düzenlediği mitingde yaşanan olaylarla birlikte Sekmen bir kez daha gündeme gelmişti. İmamoğlu, henüz kente gitmeden Twitter üzerinden Mehmet Sekmen'i hedef almış ve ortamı germişti. İmamoğlu'nun miting yaptığı alanın yakınında toplanan karşıt görüşlü vatandaşların taşlı saldırıları sonrası ise ortalık karışmıştı. Peki, Erzurum Belediye Başkanı kim? Mehmet Sekmen kimdir, nerelidir?

ERZURUM BELEDİYE BAŞKANI KİM?

Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, 1958 yılında Erzurum'un Pazaryolu Kılıççı Köyünde doğdu. 

İlkokula doğduğu köyünde başlayan Mehmet SEKMEN ,İstanbul Fatih İmam hatip lisesinden mezun oldu. İstanbul Üniversite İşletme Fakültesini bitirdikten sonra Ankara'da Bankacılık ihtisasını tamamladı. Gençlik yıllarından bu güne kadar çeşitli Sivil Toplum Kuruluşlarında aktif görevler aldı. 

Erzurum Belediye Başkanı kim? Mehmet Sekmen kimdir, nerelidir?

İş hayatına bir kamu bankasında yöneticilik yaparak başladı. 1985 yılından sonra Mali Müşavirlik ve özel sektörde holding finans yöneticiliği yaptı. 

Aktif siyasi hayatına Milli Gençlik Vakfı Kartal İlçe Başkanı olarak başladı. Ardından 1989 yılında Refah Partisi Kartal İlçe Başkanlığı görevine getirildi. 1992 yerel seçimlerinde Samandıra Belediye Başkanlığına seçildi. 27 Mart 1994 Yerel Seçimlerinde Kartal Belediye Başkanı oldu. 1999 seçimlerinde tekrar kazanarak Kartalda 2. Dönem Belediye Başkanı olarak hizmet etti.

10 yıl Kartal Spor Kulübü Başkanlığı yapan Sekmen, Kartal Sporun altyapısını kurarak aynı zamanda 2. Lig Kulüpler Birliği Başkanlığı görevinde bulundu. Kartal Spor Güreş Kulübü kurarak spor alanındaki hizmetlerine devam etti. 2002 yılında yapılan Genel Seçimlerde 22.Dönem İstanbul Milletvekilliğine seçildi. TBMM’de sırasıyla Plan Bütçe Komisyonu, Çevre Komisyonu ve Bayındırlık Komisyonunda görevler yaptı. 

Erzurum Belediye Başkanı kim? Mehmet Sekmen kimdir, nerelidir?

2003-2005 arası Genel Merkez Yerel Yönetimler Başkanlığı Danışma Kurulu Üyeliği yaptı. 27 Temmuz 2007 seçimlerinde 23. Dönem İstanbul Milletvekilliğine seçildi. Bu zaman aralığında sırasıyla Güney Anadolu Bölge Koordinatörlüğü, Erzurum’unda içinde olduğu Doğu Anadolu Bölge Koordinatörlüğü yaptı. 

Ak Parti Genel Merkez Yerel Yönetimler Başkan Yardımcılığı ve Karadeniz Bölge Koordinatörlüğü görevlerinde bulundu. Ak Parti Genel Merkez Yerel Yönetimler Başkan Yardımcılığı ve Ege Bölgesi Koordinatörlüğünü yapmıştır. 

İktisat alanında Yüksek Lisansına devam etmektedir. 

İstanbul'da 3 dönem Belediye Başkanlığı yapan Sekmen, evli 4 dört çocuk babasıdır. 

31 Mart 2019 Yerel Seçimleri'nde AK Parti'den Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi.

Hollanda'da sandık başına yakışmayan görüntüler

Hollanda'da devam eden 14 Mayıs seçimleri oy kullanma işlemi esnasında karşıt görüşlü gruplar arasında kavga çıktı.

Kavgayı ayırmaya gelen Hollanda polisi uzun süre yetersiz kaldı. 

Kavgayı ayırmaya çalışanlar da başarısız kalırken, oy kullanılan sandıkların güvenliği ise tehlikeye girdi.

İşte Hollanda'da yaşanan olaylar: 

Hollanda’nın başkenti Amsterdam’da oy verme işleminin son gününde, terör örgütü PKK yandaşı bir grup sandıklara ve Türk vatandaşlarına saldırdı.pic.twitter.com/qkluXerGo0

— EHA MEDYA (@eha_medya) May 7, 2023

İNGİLTERE'DE OY KULLANMA İŞLEMİ SONA ERDİ

İngiltere'de kayıtlı yaklaşık 127 bin seçmen, Londra, Manchester, Edinburgh ve Leicester'de kurulan sandıklarda 29 Nisan-7 Mayıs tarihlerinde oylarını kullandı.

Türkiye'nin Londra Büyükelçisi Osman Koray Ertaş, oy verme işleminin yerel saatle 21.00'de sona ermesiyle sandıkların kapandığını belirtti.

İngiltere'deki oy kullanma sürecinin huzur içinde geçtiğini dile getiren Ertaş, "Sadece 1 Mayıs günü bir yoğunluğumuz oldu. Seçimin ikinci günü de bir yoğunluk vardı. Onun dışında genellikle huzur içinde, çok fazla bekletmeden vatandaşlarımız oylarını kullanabildiler" dedi.

Ertaş, sandıklarda görevli tüm siyasi parti temsilcileri ve kamu görevlilerine teşekkür ederek, "Muhtemelen bu yıl 60 binin üzerinde bir oy kullanıldığını tahmin ediyoruz. Tabii nihai rakamları YSK açıklayacak" diye konuştu.

Büyükelçi Ertaş, oyların 10 Mayıs Çarşamba günü Türk Hava Yolları'nın (THY) bir charter uçağıyla Türkiye'ye gönderileceğini belirterek, şunları söyledi:

"O güne kadar tüm oylar büyükelçiliğimizdeki üç kilitli odada mühürlü bir şekilde muhafaza edilecek. Çarşamba günü yine siyasi parti temsilcilerimizin müşahitliğinde oy torbaları uçaklara teslim edilecek. Uçağın içinde hem YSK'dan hem siyasi partilerden temsilciler hem de Dışişleri Bakanlığımızdan temsilciler olacak. Bizim görevimiz torbaları teslim ettiğimiz an son bulacak."

Türkiye'nin Manchester Başkonsolosu Seyfi Onur Sayın da Manchester bugün, Leicester'da ise 1 Mayıs'ta sona eren oy kullanma işlemine ilişkin açıklamalarda bulundu.

Leicester'da 3 gün süren oy verme işlemine vatandaşların yoğun ilgi gösterdiğini anlatan Sayın, oy kullanma süresinin ülkedeki diğer kentlere göre daha kısa olması nedeniyle zaman zaman kuyruklar oluştuğunu kaydetti.

Meksika'nın Sonora eyaletinde bir eve zorla kapatılan 113 göçmen, güvenlik güçleri tarafından kurtarıldı. Yetkililer, kurtarılan kişilerin Kolombiya, Brezilya, Dominik Cumhuriyeti, Küba, El Salvador, Ekvador, Honduras, Hindistan, Nepal ve Afganistan uyruklu olduğunu ve Ulusal Göç Enstitüsü'ne nakledileceğini bildirdi.

Sayın, Manchester'da ise vatandaşların kurulan 3 sandıkta rahatlıkla oylarını kullandığını ifade ederek, "Seçim sürecinde hiçbir olumsuz hadise ile karşılaşılmadı. Güvenlik sorunu yaşanmadı. Rahat bir seçim süreci geçirildi" dedi.

Türkiye'nin Edinburg Başkonsolosluğunda da 9 gün süren oy verme işlemi bugün sona erdi.

Edinburg Başkonsolosu Özgür Yavuzer, vatandaşların seçimlere yoğun ilgi gösterdiğini ifade ederek, 2018 seçimlerine kıyasla katılımın arttığını gözlemlediklerini aktardı.

Oy verme işleminin huzur ve sükunet içerisinde gerçekleştiğini belirten Yavuzer, seçmenlerin yapılan duyuruları da dikkate alarak çoğunlukla hafta içi oy kullanmayı tercih ettiklerini, bunun da sandık önünde uzun kuyruklar oluşmasını önlediğini sözlerine ekledi.

 

Libya ordusu birleşiyor

Libya'da orduyu birleştirme çabaları kapsamında, ülkenin batısı ve doğusundaki deniz kuvvetleri arasında 3 gün süren toplantılar gerçekleşti.

Libya'nın doğusunda Halife Hafter liderliğindeki silahlı güçlere bağlı Deniz Kuvvetleri Komutanlığından, toplantılara ilişkin yazılı açıklama yayımlandı.

Açıklamada, Libya Ulusal Birlik Hükümetine bağlı Deniz Kuvvetleri Komutanı Nureddin el-Buni ve beraberindeki heyetin, Bingazi'deki Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ana karargahını ziyaret ettiği belirtildi.

Ziyaret süresince üç gün boyunca iki taraftan askeri yetkililer arasında ülkedeki askeri kurumları birleştirme çabaları kapsamında toplantılar yapıldığı ifade edildi.

Toplantıların detaylarına ilişkin bilgi verilmedi.

Libya'da 5+5 Ortak Askeri Komite, 2 yıldan fazla süredir askeri kurumların birleşmesi için Birleşmiş Milletler (BM) gözetiminde çalışmalar yapıyor. Bu kapsamda doğudaki askeri güçler ile batıda Libya Ulusal Birlik Hükümeti'ne bağlı askeri yetkililer arasında çeşitli görüşmeler yapılmıştı.

5+5 Ortak Askeri Komite

BM himayesinde başlatılan Ortak Askeri Komitede, BM nezdinde meşru Libya hükümetine bağlı Libya ordusundan ve ülkenin doğusundaki silahlı güçlerin lideri Halife Hafter güçlerinden beşer kişilik heyetler bulunuyor.

İsviçre'nin Cenevre kentinde 19-23 Ekim 2020'de düzenlenen 5+5 Ortak Askeri Komite toplantıları sonucunda Libya hükümeti ile Hafter'e bağlı heyetler arasında kalıcı ateşkes anlaşması imzalanmıştı.

Arap Birliği, Beşar Esed konusunda anlaştı

Arap Birliği'ne üye ülkelerin dışişleri bakanları, Beşşar Esed rejiminin, Birliğe dönmesi konusunda anlaşmaya vardı.

Mısır'ın başkenti Kahire'de bu sabah başlayan Arap Dışişleri Bakanları Toplantısı devam ediyor.

Irak resmi ajansı INA'da yayımlanan habere göre, Irak Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ahmed es-Sahaf, "Arap Dışişleri Bakanları Toplantısı'nda Suriye'nin Arap Birliği'ne dönmesi konusunda anlaşmaya varıldı." dedi.

Arap Birliği ve Mısır tarafından konuyla ilgili henüz resmi açıklama yapılmadı.

Arap ülkelerinde son dönemde Esed rejiminin Arap Birliği'ne dönüşü için diplomatik çabalar yürütülüyordu.

Rejimin geri dönüşüne ilişkin diplomatik çabalar

Suriye'deki Beşşar Esed rejiminin Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad, 12 Nisan'da Suudi Arabistan'a yaptığı ziyarette mevkidaşı Faysal Bin Ferhan ile bir araya gelmişti.

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri ile Mısır, Ürdün ve Irak dışişleri bakanları da 14 Nisan'da Suudi Arabistan'da bir araya gelerek Suriye krizine ilişkin siyasi çözüm çabalarını ele almıştı.

Toplantıda Esed rejiminin Arap Birliği'ne dönüşünün ele alındığı fakat bir anlaşmaya varılamadığı açıklanmıştı.

Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan, Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri, Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin ve Esed rejiminin Dışişleri Bakanı Mikdad, 1 Mayıs'ta Amman'da bir araya gelmişti.

Basına kapalı toplantının ardından yayımlanan sonuç bildirgesinde, "Suriyeli mültecilerin gönüllü ve güvenli şekilde ülkelerine dönmelerinin öncelikli mesele olduğu" kaydedilmişti.

Arap Birliği, Suriye'deki iç savaş nedeniyle 12 Kasım 2011'de Esed rejiminin Birliğe üyeliğini askıya almıştı.

Suudi Arabistan'dan Sudan'a para yardımı

Suudi Arabistan, Sudan'a 100 milyon dolar değerinde insani yardımın yanı sıra çatışmalardan etkilenenler için resmi platform üzerinden bağış toplama kampanyası düzenleneceğini duyurdu.

Suudi Arabistan resmi ajansı SPA'nın haberine göre, konuya ilişkin açıklamayı Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi Başkanı Abdullah bin Abdulaziz er-Rabia yaptı.

Rabia'nın açıklamasına göre, Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi'ne "Sudan'a 100 milyon dolar değerinde çeşitli insani yardım sağlanması" yönünde talimat verdi.

Kral Selman ve Veliaht Prens Bin Selman, ayrıca Sudan halkının içinde bulunduğu koşulların etkilerini azaltmak için "Sahem" platformu üzerinden yardım kampanyası düzenlenmesini istedi.

Kral Selman ve Veliaht Prens bin Selman'ın direktifleri kapsamında Sudan'da yerinden edilmiş kişilere insani yardım ve tıbbi destek sağlanacak.

ABD ve Suudi Arabistan’ın çözüm çabaları

Sudan ordusu, 5 Mayıs'ta, Suudi Arabistan ve ABD'nin arabuluculuğu ile iki tarafın temsilcilerinin, güvenliği sağlamak amacıyla yenilenmekte olan ateşkesin ayrıntılarını görüşmek üzere Cidde'ye gittiklerini ifade etmişti.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı, Bakan Prens Faysal bin Farhan ile Amerikalı mevkidaşı Antony Blinken arasındaki telefon görüşmesinde, iki ülkenin çözüm çabaları kapsamında Suudi Arabistan'ın ateşkes konusunu görüşmek üzere Cidde'de ordu ve Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) temsilcilerini ağırlamaya hazır olduklarını belirtmişti.

Bakanlık, iki taraf arasındaki görüşmelerin, Sudan ve halkının güvenliği ile istikrarını garanti etmek, gerilim düzeyini azaltmak amacıyla yapılacak diyaloğun zeminini hazırlamayı amaçladığını bildirmişti.

Sudan'da ordu ile HDK arasındaki çatışmalar

Sudan'da 2013'te Darfur bölgesindeki silahlı isyancılara karşı hükümet güçlerine destek amacıyla kurulan HDK'nin tamamen orduya katılmasını öngören "askeri güvenlik reformu" konusunda son birkaç aydır yaşanan anlaşmazlık 15 Nisan sabahından itibaren sıcak çatışmaya dönüşmüştü.

Sudan Dışişleri Bakanlığı, Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan'ın orduyla çatışan HDK'nin feshedilmesi ve "devlete karşı isyancı güç" ilan edilmesi kararı aldığını bildirmişti.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), devam eden çatışmalarda yaşamını yitirenlerin sayısının 551'e yükseldiğini, 4 bin 926 kişinin yaralandığını açıklamıştı.

Kudüs'te 'yerleşim' adı altında yeni işgal

İsrail ordusu, işgal altındaki Batı Şeria'nın çeşitli bölgelerinde Filistinlilere ait yapıları yıkarken, Yahudi yerleşimcilerin Kudüs'ün kuzeydoğusunda yeni bir yasa dışı bir yerleşim birimi inşa ettiği açıklandı.

Ayrım Duvarı (Utanç Duvarı) ve Yahudi Yerleşim Birimleriyle Mücadele Konseyinden konuya ilişkin kısa bir açıklama yapıldı.

Açıklamada, “Yerleşimciler, Kudüs’ün kuzeydoğusundaki Mihmas beldesi yakınlarındaki vatandaşların topraklarında ‘Sde Yonatan’ isimli yen bir yerleşim yeri kurdu.” ifadesine yer verildi.

Dışişleri Bakanlığı yerleşim yeri inşasını kınadı

Filistin Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, "yerleşimci çetelerin" Filistinlilerin topraklarını gasbederek yasa dışı yerleşim birimi kurmaları kınandı.

Açıklamada, "Yerleşim yerinin kurulması, işgal altındaki Batı Şeria'nın sessizce ilhak edilmesi çerçevesinde İsrail hükümetinin gözetimi ve desteğiyle yapılmaktadır. Yerleşim, uluslararası hukuka göre kelimenin tam anlamıyla suçtur." denildi.

Bakanlığın yasa dışı yerleşim birimleri meselesini Uluslararası Ceza Mahkemesine taşıyacağı ve İsrail’den hesap sorulması için çaba göstereceği kaydedildi.

İsrailli sivil toplum kuruluşu Peace Now (Şimdi Barış) Hareketinin verilerine göre, Doğu Kudüs dahil Batı Şeria'da 145 büyük, 140 da kaçak yerleşim yeri bulunuyor ve buralarda yaklaşık 666 bin Yahudi yerleşimci yaşıyor.

İsrail Ordusu Filistinlilere ait yapıları yıkıyor

Öte yandan Filistin resmi haber ajansı WAFA’nın haberine göre, İsrail ordusu, işgal altındaki Batı Şeria’nın doğusundaki Eriha’da inşaat halindeki iki ev ile bir barakayı yıktı.

Ayrıca, İsrail güçleri, Beytüllahim’deki Fureydis beldesinde de “ruhsatsız” olduğu gerekçesiyle bir oto yıkama dükkanını tahrip etti.

İsrail güçleri sabah da Batı Şeria'da Filistinlilere ait 66 öğrencilik bir okulu yıkmıştı.

Avrupa Birliğinin Filistin Temsilciliğinden yapılan yazılı açıklamada, "AB tarafından mali destek sağlanan okulun İsrail makamlarınca yıkıldığına ilişkin haberler karşısında şaşkınız. Bu okulda 60 kadar çocuk eğitim alıyordu. Yıkımlar uluslararası hukuka aykırıdır." ifadeleri kullanılmıştı.

İsrail, 1967'de işgal ettiği Doğu Kudüs ve Batı Şeria'da Filistinlilere ait ev ve yapıları sık sık "ruhsatsız" olduğu iddiasıyla yıkıyor.

Filistinlilerin ruhsat almak için verdiği çabalar, İsrail makamlarının engelleyici uygulamaları nedeniyle çoğunlukla başarısızlıkla sonuçlanıyor.

Filistin ile İsrail yönetimi arasında 1995'te imzalanan "İkinci Oslo Anlaşması" çerçevesinde işgal altındaki Batı Şeria A, B ve C bölgelerine ayrılmıştı.

Batı Şeria'nın yüzde 18'ini kapsayan "A bölgesi"nin yönetimi idari ve güvenlik olarak Filistin'e, yüzde 21'lik "B bölgesi"nin idari yönetimi Filistin'e güvenliği ise İsrail'e devredilirken, yüzde 61'ini kapsayan "C bölgesi"nin idare ve güvenliği İsrail'e bırakılmıştı.

UMAD'dan 14 Mayıs açıklaması

Türkiye Uluslararası Müslüman Âlimler Dayanışma Derneği ve İslam Âlimleri Vakfı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sadece Türkiye’nin değil İslam dünyasının da umudu olduğu belirtilerek 14 Mayıs için destek çağrısı yaptı: “Dünya lideri Erdoğan’ın yanındayız ve dünyanın her yerindeki Müslümanlar gibi biz de ona duacıyız.”

14 Mayıs’a sayılı günler kala, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a destek açıklamaları gelmeye devam ediyor. Türkiye Uluslararası Müslüman Âlimler Dayanışma Derneği (UMAD) ve İslam Âlimleri Vakfı, Türkiye’nin ve İslam dünyasının önemli bir dönüm noktasında olduğunu belirterek seçimlerde Erdoğan’a destek çağrısı yaptı. İki STK adına yapılan ortak açıklamada Türkiye’ne son 20 yılda özgürlükler alanından, uluslararası ilişkilere, sanayi ve yüksek teknolojiden terörle mücadeleye kadar birçok alanda önemli gelişmeler katetiği belirtilerek, “Erdoğan milletimizin ve tüm Müslümanların umududur” denildi. Bu atılımlar sayesinde önümüzdeki yüzyılın Türkiye Yüzyılı olacağı belirtilerek satır başları ile şu ifadeler kullanıldı:

Mazlumların duasını aldı

Millî ve manevi değerlerimize sahip çıkan, aileyi ve toplumu korumak için hiçbir zararlı akıma geçit vermeyen, Ayasofya’yı Fatih Sultan Mehmed’in vakfiyesi gereği yeniden camiye çeviren, yüzlerce tarihi eser ve camiyi restore eden, başörtüsü yasağına karşı serbestlik getiren, vesayetlere son veren, İmam hatiplilere katsayı zulmünü ortadan kaldıran, Kur’an kurslarını ve hafızlık müesseselerini canlandıran, dinî eğitimi her alanda yaygınlaştıran, seçmeli Kur’an ve siyer derslerini müfredata koyan, ulaşımda yeni inşa ettiği yollar, köprüler, tüneller ve hava limanlarıyla büyük bir atılım yapan, mazlumların umudu haline gelen, fakir fukarayı ev sahibi yapan ve verdiği sözleri tutan, afetzedelere en kısa zamanda evlerini teslim eden, Asrın felaketini dahi bahane göstermeden seçime onay veren, ülkemizin yer altı zenginliğini keşiflerle canlandıran, Türkiye’yi uzay çağına hazırlayan, kendi yerli arabasını, hızlı trenini üreten, savunma sanayisindeki başarısıyla devletimizi dış mihrakların baskısından koruyan, Kudüs ve Filistin davasını her zeminde savunan, Azerbaycan, Karabağ, Libya, Kıbrıs, Akdeniz’de ve diğer bazı ülkelerdeki tuzakları boşa çıkaran, yüzyıllarca Batı tarafından sömürülmüş Afrika ülkeleriyle ticaret bağları kuran ve iş birliği tesis eden, İslam dünyasının ve mazlumların her daim hayır duasını alan, Türk dünyasını ve devletlerini Kızıl Elma ülküsü etrafında birleştiren, Cumhurbaşkanı Erdoğan milletimizin ve tüm Müslümanların umududur.

Kur'an'a hizmet edenlerle beraberiz

“Biz, Kur’an’a ortaçağ zihniyeti diyenlerle değil, Kur’an’a hizmet edenlerle beraberiz. Biz, Bölücüler ve İslam düşmanlarıyla değil, ülkesi ve milleti için çalışanlarla beraberiz. Biz, emperyalistlerin, İslam düşmanlarının, terörü destekleyenlerin ve onlarla işbirliği yapanların yanında değil, ülkesini, bayrağını, mukaddesatını, şehitlerini saygıyla ananların yanındayız.

Biz, işte tüm bunlardan dolayı, hain FETÖ’cülerin ve bölücü teröristlerin korkulu rüyası, emperyalistlere karşı dik duran ve boyun eğmeyen dünya lideri Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın yanındayız ve dünyanın her yerindeki Müslümanlar gibi biz de ona duacıyız.”

Türkiye Uluslararası Müslüman Âlimler Dayanışma Derneği ve İslam Âlimleri Vakfı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sadece Türkiye’nin değil İslam dünyasının da umudu olduğu belirtilerek 14 Mayıs için destek çağrısı yaptı: Dünya lideri Erdoğan’ın yanındayız ve dünyanın her yerindeki Müslümanlar gibi biz de ona duacıyız.

Türk dış politikası dünyada etki alanını genişletti

Dünyaca ünlü akademisyen Nicholas Cull, Türkiye’nin kamu diplomasisinde itibarının son yıllarda görülmemiş şekilde arttığını söyledi. Yeni Şafak’a konuşan Cull, Türkiye’nin Erdoğan liderliğinde yaptığı atılımlarla çok önemli kazanımlar elde ettiğini vurguladı. Dünyada Türkiye’nin etkisini her geçen gün artırdığını kaydeden Cull, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında bu rolün daha fazla hissedildiğini belirtti.

Türkiye son yıllarda Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde, sert güç kavramına denk gelen askeri teknolojiler alanında yaptığı atılımların yanında, başarılı kamu diplomasisi ve diğer araçlar vasıtasıyla yumuşak güç konusunda da çok önemli kazanımlar elde etti. TİKA, Yunus Emre Enstitüsü ve Maarif gibi kurumlarla sosyal ve kültürel alanlarda ciddi atılımlar yapılırken, dünyanın en uzak coğrafyalarına dahi uzanan Türk dizileri gibi araçlar da ülkenin tanınırlığını pozitif manada etkiledi.

Kamu diplomasisi alanında dünyada önemli çalışmalara imza atan ve “İtibar Güvenliği” (Reputational Security) kavramının mucidi sayılan Güney Kaliforniya Üniversitesi’nden İngiliz siyaset bilimci Nicholas J. Cull, Erdoğan dönemindeki dış politika açılımlarının ülkenin itibari güvenliğini sağlama aldığını belirtti. Cull, Türkiye’nin son yıllarda yumuşak güç konusunda yaptığı hamlelerin küresel etkileri hakkında Yeni Şafak’a konuştu.

Küresel teveccüh var

İngiliz akademisyen, Türkiye’nin, dünyada kriz anlarında yakın görülen ve krizleri iyi yöneten gibi anlamlara gelen itibar güvenliği konusunda son yıllarda çok önemli mesafe aldığını söyledi. Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından Türkiye’ye gösterilen teveccühün önemine dikkat çeken Cull, bunun ülkenin yükselen itibarı hakkında en önemli göstergelerden biri olduğunu belirtti. İngiliz akademisyen, 14 Mayıs’taki seçimlerin de demokrasinin göstergesi olarak dünyanın birçok ülkesi için ders olacağının altını çizdi. Cull ayrıca ekonomik sorunlar gibi konularda atılacak bazı adımların da Türkiye’nin daha çok takdir edilmesinin önünü açacağını ifade etti.

Balkanlar’dan Orta Asya’ya etki

Cull, dünyada son 4-5 yılda kamu diplomasisine ilginin sürekli olarak en yüksek olduğu üç ülkenin Türkiye, Ukrayna ve Güney Kore olduğunu ifade etti. Türkiye’nin kamu diplomasisi alanında son yıllarda yaptıklarının takdire şayan olduğunu ifade eden İngiliz akademisyen, dünyadaki diğer halklarla sağlıklı etkileşim için iyi bir altyapı kurulduğunu ve Türkiye’nin kültürel etkisinin özellikle Türk dizileri gibi araçlarla Balkanlar’dan Orta Asya’ya geniş bir coğrafyaya yayıldığını vurguladı. Türkiye’nin yurt dışında “Turkey” yerine kendi ismini kullanma hamlesinin de pozitif olduğuna değinen Cull, şaşırtıcı şekilde Kaliforniya’daki sıradan insanların bile yeni kullanımı benimsediğini belirtti. Cull ayrıca 2025 yılında Japonya’nın Osaka şehrinde yapılacak EXPO fuarında da Türkiye’den iyi bir performans beklediğini ifade etti. İngiliz akademisyen, bilimsel olarak yapılan çalışmalarda da Türkiye’ye ilginin yükseldiğinin kanıtlandığını vurguladı.

Gücün dışa vurumu

Çok kutupluluğa doğru giden dünyada Türkiye’nin etkisini her geçen gün artırdığını söyleyen Cull, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında bu rolün daha fazla hissedildiğini belirtti. İngiliz siyaset bilimci Baykar firması tarafından üretilen ve Ukrayna’ya satılan TB-2 SİHA’ların da küresel çapta etkisine dikkat çekerek Türkiye’nin gücünün dışa vurumu olduğunu ifade etti.

ABD'de silahlı saldırı, en az 8 ölü var

ABD'nin Texas eyaletinde gerçekleştirilen silahlı saldırıda, bir alışveriş merkezine giren saldırganın, 8 kişiyi öldürdüğü, 7 kişiyi de yaraladığı bildirildi.

Allen İtfaiye Departmanı Şefi Jonathan Boyd, basın açıklamasında, ölü ele geçirilen zanlının, 8 kişiyi öldürdüğünü, en küçüğü 5 yaşında olan 7 kişiyi de yaraladığını belirtti.

Boyd, söz konusu olayda, saldırgan dahil 7 kişinin olay yerinde, iki kişinin de kaldırıldığı hastanede hayatını kaybettiği, hastaneye kaldırılan 7 yaralıdan 3'ünün durumunun kritik olduğu bilgisini paylaştı.

Allen Police Departmanı Şefi Brian Harvy de olaya şahit olan bölge halkına, "Elinde olayla ilgili video kaydı olan, önemli bir şeye şahit olanlar FBI'ı arasın." çağrısında bulundu.

Harvy, daha önce yaptığı açıklamada, Allen Premium Outlets isimli alışveriş merkezinde, insanlara rastgele ateş eden saldırganın, etkisiz hale getirildiğini aktarmıştı.

Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde, alışveriş merkezinin dışında yerde yatan insanların olduğu görülmüştü.

Texas Valisi Greg Abbott, yaptığı yazılı açıklamada, saldırıyla ilgili "tarif edilemez bir trajedi" ifadesini kullanmıştı.

Green Card sonuçları nasıl bakılır? DVLottery sonuçları açıklandı mı?

Green Card sonuçları nasıl bakılır? DVLottery sonuçları açıklandı mı? Green Card sonuçları 2023 sorgulama ekranı açıldı mı? Sonuçlar nereden nasıl öğrenilir? Bu yıl başvuru yapan milyonlarca insan "Amerikan Rüyası"na kavuşmak için heyecanla bekliyordu. Beklenen an geldi. Bugün itibariyle başvuru sonuçları açıklanıyor. Sonuçların açıklandığı resmi makamlar tarafından teyit edildi. Ancak sonuçlar Türkiye yerel saatiyle sabah saat 07.00 itibariyle ekrana düşecek. Peki, Green Card sonuçları 2023 sorgulama ekranı açıldı mı? Sonuçlar nereden nasıl öğrenilir? 

Öncelikle Green Card'ın ne olduğuna bakalım. Green Card ya da Türkiye'de bilinen adıyla Yeşil Kart veya Amerikan vatandaşlığı, resmi adı "Daimi İkamet Kartı" (Permanent Resident Card) olan ABD hükümeti tarafından verilen bir belgedir. Green Card sahibi olan kişiler, ABD'de kalıcı olarak yaşama hakkına sahiptirler ve ABD'de çalışma ve seyahat etme özgürlüğüne sahiptirler.

Green Card, ABD'ye göç eden yabancılar için önemlidir. Green Card sahibi olmak, yabancıların ABD vatandaşı olmadan da ABD'de yaşama, çalışma ve seyahat etme özgürlüğüne sahip olmalarını sağlar.

Ayrıca, Green Card sahibi olanlar, ABD vatandaşı olma hakkını kazanabilirler. Bu karta başvuru için hiçbir önkoşul bulunmuyor. Dünya genelindeki bütün insanlar bu karta başvuru yapabiliyor. Her yıl milyonlarca insan ABD'de yaşamak için bu kartın çekilişine katılım sağlıyor. Öte yandan her yıl yaklaşık 150 bin insan bu şekilde Amerikan vatandaşlığını kazanıyor.

GREEN CARD SONUÇLARI NASIL BAKILIR 2023 SONUÇ SORGULAMA

ABD Freetown Büyükelçiliği tarafından yapılan açıklama doğrultusunda DV 2024 Green Card başvuruları, 5 Ekim - 8 Kasım 2022 tarihleri arasında alındı.

Yine büyükelçilik tarafından belirlenen başvuru sonuç tarihi de geldi.

Green Card sonuçları 2023

Green Card çekiliş sonuçları, 6 Mayıs 2023 tarihinde Türkiye saati ile akşam 19:00'da açıklanacak.

Green Card çekilişi kazananların mülakatları 1 Ekim 2023 - 30 Eylül 2024 tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Kazanıp bu tarihe kadar vize almayanlar şansını kaybedecek.

GREEN CARD BAŞVURU SONUÇLARI NASIL ÖĞRENİLİR?

Başvuru sahipleri başvurularının sonucunu http://www.dvlottery.state.gov sitesindeki "Katılımcı Durum Kontrolü" sayfasına elektronik başvurularını yaptıktan sonra kendilerine verilen onay numaralarını girerek öğrenecek.

Eğer kurayı kazanamadıysanız gelecek senelerde tekrar başvuru yapabilirsiniz.

DV kurasını kazandığınızı öğrendikten sonra Katılımcı Durum Kontrolü sayfasındaki yönergeleri takip ederek istenilen formları Kentucky Konsolosluk Merkezi'ne (KCC) gönderiniz.

Green card sonuçlarını, sadece başvuru yaptığınız esnada size verilen Confirmation numaranızla kontrol edebilirsiniz. Eğer Confirmation numaranızı unuttuysanız, aynı sayfadan bilgilerinizi doğrulayarak Confirmation numaranızı tekrar alabilmeniz de mümkün.

1. http://dvprogram.state.gov adresine girin.

2. Karşınıza çıkan ekranda Mavi renkli "Continue" linkine tıklayın.

3. Karşınıza çıkacak sayfadan Confirmation numarası, Soyadı, Doğum Yılı ve doğrulama kodu yazmanızı isteyen bir form karşınıza çıkacak.

4. En üstteki kutuya 16 Haneli Confirmation numarasını yazın.

5. Bir sonraki kutuya sadece soyadınızı büyük harflerle ve Türkçe karakter kullanmadan yazın (ÇİÜĞŞÖ kullanılmamalıdır.)

6. Üçüncü sıradaki kutuya sadece doğum yılınızı yazın. (Örnek: 1996)

7. Son kutuya ise sayfada size gösterilen 5 haneli doğrulama kodunu yazın.

8. Submit Linkine tıklayın.

Balkan ülkelerindeki sandıklar kapandı

Batı Balkan ülkeleri Bosna Hersek, Karadağ ve Sırbistan'da, Türkiye'de 14 Mayıs'ta yapılacak Cumhurbaşkanı ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimleri için oy kullanma işlemi sona erdi.

Bosna Hersek'teki Türk seçmenler, Saraybosna Büyükelçiliği ile Mostar ve Banja Luka Başkonsolosluklarda kurulan sandıklarda 5-7 Mayıs tarihlerinde oylarını kullandı.

Oy verme işlemlerinin bugün yerel saatle 21.00'de sona ermesinin ardından sandıklar kapandı.

Oy pusulaları, sandık komisyonu ve müşahitler nezaretinde mühürlenerek çuvallara konuldu.

Karadağ

Diğer bir Batı Balkan ülkesi Karadağ'da da oy kullanma işlemi yerel saatle 21.00'de sona erdi.

Başkent Podgoritsa'da ilk kez Türkiye'de 14 Mayıs'ta yapılacak seçimler için kurulan sandıklarda oy kullanma işlemi bitti.

Oy kullanma işlemi dün, yerel saatle sabah 09.00'da başlayan Karadağ'da Yüksek Seçim Kurulu (YSK) verilerine göre 1704 kayıtlı seçmen bulunuyor.

- Sırbistan

Sırbistan'daki kayıtlı Türk seçmenler için oy kullanma işlemi yerel saatle 21.00'de tamamlandı.

Türkiye'nin Belgrad Büyükelçiliği ve Novi Pazar Başkonsolosluğunda kurulan sandıklarda dün sabah başlayan oy kullanma süreci bu akşam sona erdi.

Büyükelçilikten alınan verilere göre, Sırbistan'da ilk gün 482, ikinci gün de 774 kişi oyunu kullandı.

YSK verilerine göre, Sırbistan'da 2 bin 311 Türk seçmen bulunuyor.

Yeni İngiltere Kralı Charles Kilise töreniyle taç giydi

İngiltere Kralı 3. Charles, tarihi kilisede düzenlenen dini törenle taç giydi.

Tarihi kilisede ilk önce ayinin yapıldığı seremoni, Kral ve taç giyme törenine katılacak Kraliyet ailesi üyeleri ile görevlilerin saat 11.00'de kiliseye girmesiyle başladı.

Kral'ın girişte tarihte ilk kez sesli olarak dua ettiği ayini, İngiltere Kilisesi'nin ruhani lideri Canterbury Başpiskoposu Justin Welby yönetti.

Tanıma, yemin, kutsama, taç giyme ve kuşanma, tahta çıkma ve bağlılık bildirme isimli 5 bölümden oluşan ayinde Kral Charles, Kudüs'ten getirilen kutsal yağla kutsandı.

Canterbury Başpiskoposu Welby tarafından törende Aziz Edward Tacı takılan Charles için önce Welby, ardından da kilisedeki davetliler, "Tanrı kralı korusun." diyerek dua etti.

Yaklaşık 2,5 kilo ağırlığındaki tacın katedralin dışına çıkarılması yasak olduğu için buradan sonraki noktada ise başka bir taç devreye girdi.

3. Charles, yaklaşık 1,5 saat süren törende Aziz Edward Tacı'nın yerine imparatorluk tacını, Kraliyet kaftanı ve pelerininin yerine ise imparatorluk kaftanını giydi.

Kral 3. Charles'ın taç giyme töreninde Kraliyet ailesi üyelerinin yanı sıra dünyanın dört bir yanından devlet başkanları, ünlü isimler ve hayır kurumu temsilcilerinin bulunduğu 2 bin 200'den fazla davetli yer aldı.

Törene Türkiye'yi temsilen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay iştirak etti.

Kral Charles, törenin ardından kiliseden ayrılarak bu sefer 260 yıllık altın fayton ile Buckingham Sarayı'na geri dönecek.

Kraliçe Elizabeth'in taç giyme töreninin aksine Kral Charles, geldiği yoldan saraya gidecek. Dönüş yolundaki geçit töreni ise geliştekinden daha kalabalık olacak.

Kral ve Kraliçe, saraya döndükten sonra saat 14.30'da balkona çıkarak halkı selamlayacak.

Annesi Kraliçe Elizabeth'in ölümünün ardından tahta çıktı

İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth, 8 Eylül'de yaz tatilini geçirdiği İskoçya'nın Aberdeenshire bölgesindeki Balmoral Kalesi'nde 96 yaşında hayatını kaybetmişti.

Buckingham Sarayı, Kraliçe Elizabeth'in ölümünün ardından aynı gün yaptığı açıklamada, Charles'ın tahta geçerek "İngiltere Kralı" olduğunu duyurmuştu.

Kraliçe'nin 73 yaşındaki oğlu Charles'ın ülkenin yeni kralı olduğu, 10 Eylül 2022'de başkent Londra'daki St. James Sarayı'nda düzenlenen törenle resmen ilan edilmişti.

Afganistan’da insani yardım faaliyetleri aksıyor

Birleşmiş Milletler (BM), Afganistan'da Taliban yönetiminin kadın personele getirdiği yasak nedeniyle insani yardım çalışmalarının aksamaya devam ettiğini bildirdi.
 

BM Genel Sekreter Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, günlük basın toplantısında, Afganistan'da kadın personeline getirilen çalışma yasağıyla ilgili soruları yanıtladı.

Afgan halkının insani yardım ihtiyaçlarının çok büyük olduğuna dikkati çeken Haq, "Bir sınamayla karşı karşıyayız. Bir yandan bu ihtiyaçları karşılamaya çalışırken, diğer taraftan faaliyetlerimiz söz konusu engeller nedeniyle aksamaya uğruyor. Afganistan'da kadın ve erkek tüm personelin çalışmasına izin verilmesi gerektiğine yönelik tutumumuz değişmedi." diye konuştu.

Haq, Afganistan'a ilişkin tutum ve politikalarını sürekli olarak gözden geçirmeye devam ettiklerini, uygun çalışma yöntemleri bulma arayışında olduklarını belirtti.

Kritik görevlerin dışında kadın ve erkek personelin evden çalışmaya devam ettiğini kaydeden Haq, insani yardım faaliyetlerinin ülkede sürdürüldüğünü aktardı.

Haq, diğer taraftan BM'nin, personelinin hayatını tehlikeye atacak adımlardan da kaçınmaya devam edeceğini ifade etti.

Doha girişimi

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Doha'da Afganistan'la ilgili düzenlediği toplantıda, BM'nin Afganistan'daki kadınlara ve kız çocuklarına yönelik sistematik ihlaller karşısında sessiz kalmayacağını söylemişti.

Guterres, Taliban'ın kadın personele yönelik kısıtlamalarına rağmen BM'nin milyonlarca çaresiz Afgan'a yardım ulaştırmak için Afganistan'da kalacağını ifade etmişti.

BMGK kararı

28 Nisan'da ise Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), Afganistan'daki Taliban yönetiminin BM kadın personeline getirdiği çalışma yasağını kınayan bir karar kabul etmişti.

Türkiye'nin de eş sunuculuğunu üstlendiği tasarı, 15 üyeli BMGK'de oy birliğiyle kabul edilmiş, kararda, Taliban yönetimine kadınlara yönelik yasakları hızlı bir şekilde "geri çevirme" çağrısı yapılmıştı.

Taliban'ın kadın personel yasakları

Taliban'ın 15 Ağustos 2021'de Afganistan yönetimine gelmesiyle ülkede kadınların çalışmasına ve kızların eğitim almasına yönelik ciddi kısıtlamalar getirilmişti.

Kızların önce ortaokul ve liselerde, Aralık 2022'de ise üniversitelerde eğitim alması engellenmişti. Yine aralık ayında Afgan kadınların yerel ve yabancı sivil toplum kuruluşlarında çalışması da askıya alınmıştı.

Ayrıca, BM Afganistan Yardım Misyonu (UNAMA), Afganistan'ın Nangarhar vilayetinde BM'ye bağlı Afgan kadın personelin işe gitmesinin engellendiğini bildirerek, "Yetkililere, BM'nin kadın personeli olmadan çalışamayacağını ve hayat kurtarıcı yardım sağlayamayacağını hatırlatmak isteriz." ifadesine yer vermişti.

Taliban, kız öğrencilerin eğitimlerine ara verme kararının ardından 24 Aralık 2022'de de sivil toplum kuruluşlarında (STK) kadın personel çalıştırılmasını ikinci bir duyuruya kadar askıya almıştı. Kadın personelin işlerine son vermeyen STK'lerin lisanslarının iptal edileceği kaydedilmişti.

Bunun üzerine Save The Children, the Norwegian Refugee Council ve CARE gibi ülkedeki bazı uluslararası yardım kuruluşları çalışmalarını durdurmuştu. Taliban'ın kararına Avrupa Birliği, BM, ABD ve birçok ülkeden tepki gösterilmişti.

Türk Büyükelçiliği aracına ateş açıldı

 Sudan'da Türkiye'nin Hartum Büyükelçisi İsmail Çobanoğlu'nun aracına ateş açıldı. Diplomatik kaynaklar olayı doğrularken, ölü ya da yaralı olmadığı belirtildi.

Sudan'da ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında süren çatışmalar nedeniyle birçok ülke vatandaşlarını tahliye ederken; çıkan olaylarda birçok kişi de hayatını kaybetti.

İç savaşın can yaktığı ülkede bugün de Türkiye'nin Hartum Büyükelçisi İsmail Çobanoğlu'nun aracına ateş açıldı. Diplomatik kaynaklar olayı doğrularken, ölü ya da yaralı olmadığı belirtildi. Saldırıyı kimin gerçekleştirdiğine ilişkin şu ana kadar bilgi verilmezken; büyükelçinin sağlık durumunun iyi olduğu açıklandı.

HDK Sözcüsü tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: "Sudan Silahlı Kuvvetleri (SAF), Türkiye'nin Sudan Büyükelçisi İsmail Çobanoğlu'nun aracına ateş açtı. Saldırı, tahliye çabalarıyla ilgili önceden koordinasyona ve elçilik binasının SAF'ın kontrolü altında olmasına rağmen meydana geldi. Bu saldırılara rağmen, Hızlı Destek Kuvvetleri Büyükelçi ve heyetini güvenli bir yere tahliye etmeyi başardı."

Öte yandan geçen hafta da ülkedeki vatandaşlarımızı tahliye eden Türk tahliye uçağına ateş açıldı.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, "C-130 tahliye uçağımıza hafif silahla ateş açılmıştır. Uçağımız emniyetle inişini gerçekleştirmiştir. Personelimizde yaralanan olmamakla birlikte uçağımızda da gerekli kontroller yapılmaktadır." denildi.

İsveç ilk PKK destekçilerini yargılıyor

İsveç'te terör örgütü PKK/YPG için haraç toplayan bir kişinin "teröre finansman sağlamak, gasp teşebbüsü ve silahlı saldırı suçlarından" birkaç hafta içinde yargılanacağı bildirildi.

Devlet radyosu SR'nin haberinde, İsveç tarihinde ilk kez bir kişinin terör örgütü PKK/YPG'ye para toplamaktan yargılanacağı belirtildi.

SR'ye açıklama yapan Savcı Hans Ihrman, "PKK, İsveç'te şantaj yoluyla para toplamakla suçlanıyor. Uzun süredir organize biçimde yürütülen daha kapsamlı faaliyetlerin bir parçası. Araştırıldıkça soruşturma derinleşiyor." ifadelerini kullandı.

Şüpheli hakkında birkaç hafta içinde dava açılacağını aktaran Ihrman, "PKK'ya para sağlamak için şantajın, diğer ülkelerde olduğu gibi İsveç'te de yerleşik bir yöntem olduğuna dair kanıtlar ele geçirdik. İsveç'te terör örgütü olarak kabul edilen PKK için para toplamaya çalıştığından şüphelenilen şahıs hakkında birkaç hafta içinde dava açılacak." değerlendirmesinde bulundu.

Olayın ciddi bir suç olarak görülmesi gerektiğini aktaran Ihrman, "Bu davadaki terörü finanse etme girişimi ciddi bir suç olarak görülmelidir çünkü paranın terör saldırılarına gitme riski vardı. PKK, yalnızca 2022'de dünya çapında 54 şiddet eylemiyle ilişkilendirildi. Bu saldırılarda öldürülen çok sayıda sivil var." dedi.

İsveç medyasına göre, ocak ayında gözaltına alınan şüpheli bir restorana girip PKK için para talep ettikten ve silahla ateş ettikten sonra "terör finansmanı ve gasp şüphesiyle" tutuklanmıştı.

İzetbegoviç'ten Erdoğan için destek çağrısı

Demokratik Eylem Partisi Genel Başkanı Bakir İzetbegoviç, "Sözümü öz ve kısa söyleyeceğim. Recep Tayyip Erdoğan, rahmetli Aliya İzetbegoviç’in emanetini yerine getiriyor çünkü samimiyetle ve kardeşçe Boşnaklara ve Bosna Hersek'e sahip çıkıyor." dedi.

Bağımsız Bosna Hersek'in ilk Cumhurbaşkanı merhum Aliya İzetbegoviç'in oğlu Demokratik Eylem Partisi (SDA) Genel Başkanı Bakir İzetbegoviç, Türkiye'de 14 Mayıs'ta yapılacak Cumhurbaşkanı ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimleri'nde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a destek çağrısında bulundu.

İzetbegoviç, yaptığı açıklamada, Türkiye'nin Erdoğan'a ihtiyacı olduğunu ve Boşnakların da ihtiyaç duyduğunu belirtti.

Türkiye'deki seçimlerin tarihi bir dönüm noktası olduğunun farkında olduklarını vurgulayan İzetbegoviç, şu ifadeleri kullandı:

"Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye Cumhuriyeti'nin diriliş ve her alanda yükselişindeki muhteşem rolünün çoğunuzun bilincinde olduğuna inanıyorum. Erdoğan'ın önderliğinde kardeş Türk halkı ve devleti, kendi onurunu ve öz güvenini daha da sağlamlaştırdı, demokrasiyi güçlendirdi ve uzun vadeli gelişimi garanti eden değerler sistemini yeniledi. Türkiye, ekonomisi yeterince gelişmemiş bir ülke konumundan kısa bir sürede uzun yol katederek, güçlü bir dünya ekonomisi pozisyonuna geldi. Herkesi hayran bırakan hızlı altyapı çalışmaları, endüstriyel kalkınma, gerçekleşen eğitim reformları, güçlü ordu ve savunma sanayi buna şahitlik etmekte."

Türkiye'nin, Erdoğan liderliğinde uluslararası ilişkilerde güçlü bir aktör haline geldiğine işaret eden İzetbegoviç, Türkiye'nin böyle bir konuma gelmesinin artık öz güvenini hızlı yenileyen ve değerlerini tasvip eden Müslüman dünyasının tamamına devasa bir etkisi olduğunun altını çizdi.

"Erdoğan, rahmetli Aliya İzetbegoviç’in emanetini yerine getiriyor"

SDA Genel Başkanı İzetbegoviç, Türkiye'nin Erdoğan'ın liderliğinde Balkanlar'daki ilişkiler açısından da çok önemli bir unsur haline geldiğine dikkati çekti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Balkanlar'daki tüm devletler ve halklarla işbirliği ve dost ilişkileri kurmayı başardığını vurgulayan İzetbegoviç, şunları kaydetti:

"Bosna Hersek ve Sancak'taki Boşnaklar, bilhassa büyük lider Erdoğan'ın dostluğuna şahit. Erdoğan ve Türkiye Cumhuriyeti'nin verdiği büyük destek ve yardımlar, Bosna Hersek ve Boşnaklar için hayati önem taşımaktadır. Türkiye tarafından Bosna Hersek'te gerçekleştirilen projeler burada saymakla bitmez. Sözümü öz ve kısa söyleyeceğim. Recep Tayyip Erdoğan, rahmetli Aliya İzetbegoviç’in emanetini yerine getiriyor çünkü samimiyetle ve kardeşçe Boşnaklara ve Bosna Hersek'e sahip çıkıyor. Kıymetli Boşnaklarım, önümüzdeki seçimlerde oy hakkınızı kullanmaya ve Recep Tayyip Erdoğan'a destek vermeye davet ediyorum. Çünkü Türkiye'nin Recep Tayyip Erdoğan’a ihtiyacı var ancak Boşnak halkının ve Bosna Hersek'in de ihtiyacı vardır."

Bosna kuşatmasının çocuk kurbanları anıldı

Bosna Hersek'te 1992-1995'te kuşatma altındaki başkent Saraybosna'da öldürülen 1601 çocuk için anma töreni düzenlendi.

Çok sayıda okuldan öğrencinin katıldığı "Saraybosna Kuşatması'nda Öldürülen Çocukları Anma Programı"nda katledilen çocukların aileleri ile Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyinin Boşnak üyesi Denis Becirovic ve Hırvat üye Zeliko Komsic hazır bulundu.

Öldürülen 1601 çocuğu temsilen aynı sayıdaki öğrenci topluluğu, şarkılar eşliğinde performanslarını sergiledi.

1992-95 Saraybosna Kuşatması'nda Öldürülen Çocukların Aileleri Derneği Başkanı Fikret Grabovica, faillerin cezalandırılmadığını ve hiçbiri hakkında suç duyurusunda dahi bulunulmadığını söyledi.

Grabovica, hazırlanan performansla evrensel mesaj vermek istediklerini dile getirerek, yaşanan kötülüğün kimsenin başına gelmemesinin, barış ve özgürlüğün herkes için önemli olduğunu anlatmak amacında olduklarını ifade etti.

Savaş Mağdurları Derneği Başkanı Amerisa Ahmetovic de anma kültürünün güçlendirilmesi için daha yoğun çalışılması gerektiğini kaydetti.

Çocukları desteklemeye devam etmeleri gerektiğini vurgulayan Ahmetovic, "Her şeyin temelden değiştirilmesi gerekiyor. Bütün bunlarda önemli olan, çocuklarımızı, gelecek nesilleri, olanları anlatmaya, onlara sürekli anlatmaya, önceki savaşta meydana gelen kötülüklere ve normalde hayatta meydana gelen kötülüklere karşı uyarmaya, sakin olmaya, çocuk olmaya ve onların destekçisi olmaya teşvik etmemizdir." diye konuştu.

Programda çocuklar, ağızlarını beyaz bez parçalarıyla kapatarak yaşanan katliama dikkati çekti. Şiirler okunduğu sırada bazı katılımcılar, gözyaşlarına hakim olamadı.

Saraybosna kuşatması 3,5 yıl sürdü

Avrupa Birliği (AB), 15 Ocak 1992'de Slovenya ve Hırvatistan'ın bağımsızlığını kabul ederken Bosna Hersek'in bağımsızlığı için referandum yapılmasını şart koştu. Bunun üzerine Bosna Hersek, Şubat 1992'de bağımsızlık referandumu yapma kararı aldı. Bosna Hersek'in, 1 Mart 1992'deki referandumunda bağımsız bir devlet olmasının hemen ardından 5 Nisan 1992'de başkent Saraybosna, Sırp birliklerince abluka altına alındı.

Sırp kuvvetleri, 13 bin kişilik kuşatma birlikleriyle Saraybosna'yı çevreleyen tepelere mevzilendi ve buradan ağır ve hafif silahlarla saldırdı. Buna karşılık Bosna Devleti Savunma Kuvvetleri (Bosna Hersek Cumhuriyeti Ordusu-ARBiH), kuşatma altındaki şehirde 19 ay içinde 70 bin kişiden oluşan bir ordu kurdu fakat bu ordu yeterli teçhizata sahip değildi ve kuşatmayı kırmaya gücü yetmedi.

Modern tarihin en uzun kuşatması kabul edilen ve 1425 gün süren Saraybosna kuşatmasında Sırp kuvvetlerinin saldırılarında 1601'i çocuk 11 bin 541 kişi hayatını kaybetti.

Saraybosna'nın kuşatılmasıyla resmen başlayan ve ülkenin dört bir yanına yayılan savaşta ise 100 bin kişi öldü, en az 2 milyon kişi yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kaldı.

İsrail mülteci kampına saldırdı: 2 ölü

İsrail ordusunun işgal altındaki Batı Şeria'ya bağlı Tulkerem kentinde düzenlediği baskın sırasında iki Filistinliyi öldürdüğü bildirildi.

Filistin Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, İsrail güçlerince öldürülen iki kişinin cenazelerinin Dr. Sabit Devlet Hastanesi'ne götürüldüğü belirtildi.

Görgü tanıklarından alınan bilgiye göre İsrail güçleri, Nurşems Mülteci Kampı'na düzenlediği baskın sırasında kamptaki silahlı gruplarla çatıştı.

Rusya'dan ABD'ye sıcak çatışma tehdidi

Rusya’nın başkenti Moskova’da, 3 Mayıs gecesi Kremlin Sarayı’na düzenlenen gizemli dron saldırısı girişiminin yankıları sürüyor. Bir dronun saray yerleşkesindeki Senato çatısına çarptığı olayın ardından Rusya Dışişleri Bakanlığı, ABD ile her an sıcak çatışmaya girilebileceği uyarısında bulundu.

Lavrov'dan açık tehdit: Lafta değil, eylemle olacak

Hürriyet'te yer alan habere göre; Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, “dron saldırısına Kremlin’in kesinlikle yanıt vereceğini” söylerken, “Bu lafta değil, eylemle olacak” tehdidinde bulundu.

Lavrov’dan önce de yardımcısı Sergey Ryabkov, ABD ile sürtüşmenin kritik safhaya ulaştığını ilan ederek, “ABD ile aramızda artık sadece düşmanlık değil, her an sıcak çatışma aşamasına dönüşebilecek bir durum var. Uçuruma yuvarlanmamak için büyük çaba sarf ediyoruz” dedi.

Moskova, sarayın çatısına çarpan dronun Devlet Başkanı Vladimir Putin’e suikast için gönderildiğini, bunun ABD’nin bilgisi ve onayı olmadan yapılamayacağını savunuyor. Hem Kiev hem Washington ise böyle bir eylemle ilgilerinin olmadığını belirtiyor.

İran'dan ABD'ye İsrail uyarısı

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani, İsrail'in ülkesine yönelik herhangi bir eyleminde "İran'a karşı İsrail'e hareket özgürlüğü tanıyacağını" duyuran ABD'nin sorumlu tutulacağını söyledi.

İran'ın en üst düzey güvenlik yetkilisi Şemhani, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan'ın, Washington'un, "İran nükleer tehdidine karşı İsrail'e hareket özgürlüğü tanıyacağına" dair sözlerine cevap verdi.

Şemhani, "Bu itiraf, Siyonist rejimin İran'ın nükleer tesislerine ve halkına yönelik tüm terör eylemlerinden ABD'nin sorumlu olduğu, sorumlu olacağı ve bu eylemlerin sonuçlarını kabul etmesi gerektiği anlamına geliyor." ifadelerini kullandı.

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Sullivan, dün Washington Yakın Doğu Araştırmaları Enstitüsü'nde yaptığı bir konuşmada, "İran'ın nükleer silah edinmesine asla izin verilmeyeceğini açıkça belirttik. Başkan (Joe) Biden, defalarca vurguladığı gibi İsrail'in hareket özgürlüğünü tanımak da dahil olmak üzere bu açıklamanın arkasında durmak için gerekli adımları atacaktır." demişti.

Sullivan, ABD'nin İran'ın nükleer programıyla ilgili olarak diplomatik kanalları kullanmayı sürdürdüğünü belirtmişti.

Filistinli hasta tutsaklar ölüme terk ediliyor

İsrail'in cezaevlerinde uyguladığı "tıbbi ihmal" siyasetiyle, Filistinli hastaları "kasıtlı olarak ölüme terk ettiği" belirtiliyor.

Yıllar süren idari tutukluluk ile "işkence ve kötü muamele" gibi türlü sorunların yanında sağlık problemi olanlara yönelik söz konusu uygulama, İsrail hapishanelerindeki Filistinlilerin karşılaştığı zorlukların başını çekiyor. Bu nedenle İsrail hapishanelerindeki Filistinliler için hastalanmak, tutukluluğun yanı sıra "tıbbi ihmal" siyaseti nedeniyle "ek bir ceza" anlamına geliyor.

Cezaevlerindeki tutukluların dosyasını takip eden Filistinli kurumlar, İsrail'in sağlık sorunu yaşayan Filistinlileri, kasıtlı olarak yavaş yavaş ölüme terk ettiğini savunuyor.

Son olarak Hıdır Adnan, İsrail’in "idari tutukluluk" uygulamasıyla yargılama olmaksızın cezaevinde tutulmasına karşı başlattığı açlık grevinden 87 gün sonra 2 Nisan'da hayatını kaybetti.

Filistin Başbakanı Muhammed Iştiyye, İsrail'in tutuklu Hıdır Adnan'a karşı "tıbbi ihmal yoluyla" suikast düzenlediğini ifade etti.

Konuyla ilgili açıklama yapan Filistin Dışişleri Bakanlığı da Adnan'ın ölümünü, Uluslararası Ceza Mahkemesine (UCM) götüreceklerini bildirdi.

Adnan'ı, ağırlaşan sağlık durumuna rağmen cezaevinden hastaneye sevk etmeyerek, "ölümüne göz yuman" İsrail makamlarının cezaevlerinde sağlık sorunu yaşayan diğer Filistinlilere de benzer ihlallerini sürdürdüğü belirtiliyor.

İsrail hapishaneleri ve gözaltı merkezlerinde 4 bin 900 Filistinli

Filistin Kurtuluş Örgütüne (FKÖ) bağlı Esir İşleri Heyeti ve Filistin Esirler Cemiyetinin verilerine göre, İsrail hapishanelerinde ve gözaltı merkezlerinde 30'u kadın, 160'ı reşit olmayan çocuk ve yaklaşık 1000'i idari tutuklu (yargılanmadan cezaevinde tutulan) 4 bin 900 civarında Filistinli bulunuyor.

Aralarında 24'ü kanser hastası olmak üzere sağlık sorunu yaşayan yaklaşık 700 Filistinli var ve bunlardan tıbbi operasyon geçirmesi gereken hastalar da mevcut.

Yirmi yılı aşkın süredir tutuklu bulunan 152 Filistinlinin yanı sıra Oslo Anlaşmasının imzalandığı 1993 yılından önce tutuklanan 23 Filistinli de hala demir parmaklıklar arkasında.

Cezaevlerindekilerden 554'ü ise bir ya da birkaç kez müebbet hapis cezasına çarptırılmış.

Hapishanelerde 1967'den bu yana 236 Filistinli öldü

Filistinli Esir İşleri kaynakları, İsrail'in Doğu Kudüs ve Batı Şeria'yı işgal ettiği 1967'den bu yana cezaevlerinde 75'i tıbbi ihmal sonucu toplam 236 tutuklunun hayatını kaybettiğini aktarıyor.

İsrail ailesine teslim etmediği Filistinlilerin naaşını, "Rakamlar Mezarlığı" adı verilen ve üzerinde isimler yerine yalnızca sayıların bulunduğu mezarlara defnediyor.

Söz konusu mezarlıkta, 1967 yılından bu yana çeşitli şekillerde yaşamını yitiren 256 Filistinlinin naaşının olduğu belirtiliyor.

Son 8 yıldır, 137 Filistinlinin cenazesini alıkoyan İsrail, en eskisi 1980'de Aşkelon Hapishanesinde ölen Enis Devle olmak üzere 12 tutuklunun naaşını ise hala bekletiyor.

İsrail cezaevlerinde sağlık sorunu yaşayan Filistinliler

Filistinli kaynaklara göre, İsrail hapishanelerinde tedavi için bekleyen tutuklu ve mahkumların bazıları, şöyle sıralanıyor:

20 yaşındaki Asıf er-Rufai, kolon kanseri teşhisi konulduktan sonra uğradığı tıbbi ihmal neticesinde hastalık tüm vücuduna yayıldı. Ofer Cezavinde tutulan Rufai, kemoterapi tedavisi görmek için bekliyor.

Velid Dıkka, 37 yıldır tutuklu ve omurilik kanserine yakalandı. Dıkka'nın sağlık durumu kötüye gidiyor.

Musa Safvan 2003 yılından bu yana tutuklu. Müebbet hapis cezasına çarptırılan Safvan'a, akciğer kanseri teşhisi konuldu.

Abdulbasıt Matan, idari tutuklu olarak İsrail hapishanesindeyken kolon kanserine yakalandı.

Muvaffak Aruk mide ve bağırsak kanserine yakalandı. Geçirdiği ameliyatla midesinin bir bölümü alınan ve hala sağlık sorunlarıyla boğuşan Aruk, 2003 yılından beri tutuklu ve 30 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Mansur Mevkade, felçli olmasının yanı sıra mide ve bağırsak rahatsızlığı yaşıyor. Mevkade, 2002'den beri tutuklu ve 30 yıl hapis cezası bulunuyor.

Mutasım Raddad, kronik ve akut bağırsak enfeksiyonuyla mücadele ediyor. Ayrıca, yüksek tansiyon ve kalp yetmezliği çeken Raddad, 2006'dan beri tutuklu ve 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Riyad el-Amur, kalp pili ile yaşıyor, sık sık bayılma vakalarına maruz kalıyor. 2002'den beri tutuklu olan Amur, 11 kez müebbet hapsine hükmedildi.

Nahid el-Akra, geçirdiği dört ameliyatla iki bacağı kesildi. Tekerlekli sandalyeye bağlı olan ve üç kez müebbet hapis cezasına çarptırılan Akra, 2007'den beri tutuklu.

Yusru el-Mısri, karaciğerinde tümör bulunuyor, 2013 yılında tıbbi ihmal nedeniyle komplikasyonlara yol açan kanserli tümörün alınması amacıyla bir ameliyat geçirdi. 20 yıl hapis cezasına çarptırılan Mısri, 2003'ten beri tutuklu durumda.

Muhammed İbraş, tutuklanmadan önce İsrail güçleri silahıyla ağır bir şekilde yaralandı. Tutukluluğu sırasında maruz kaldığı tıbbi ihmal sonucu durumu ağırlaştı. Daha önce sol gözünden yaralanan İbraş, cezaevinde tekerlekli sandalyeye mahkum. Zamanla sağ gözünü görme yetisini kaybetti ve duyma yetisi oldukça azaldı. 3 defa müebbet ve 30 yıl hapis cezasına çarptırılan İbraş, 2002 yılından beri tutuklu.

Halid el-Şaviş, 2004 yılında tutuklanmadan önce İsrail güçleri tarafından ağır bir şekilde yaralandı. Vücudunun birçok bölgesine şarapnel parçaları isabet eden ve ağrı kesicilerle yaşayan Şaviş, ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Ala el-Hıms, 2012'de tutuklandı. Hapishanede tüberküloza yakalandı ve bunun sonucunda altı ay aralıksız tedavi gördü. Lenf bezlerinde tümör tespit edilen Hıms, muzdarip olduğu mide rahatsızlığının yanı sıra sinirlerinde yaşanan sorunlardan dolayı el ve ayaklarında yoğun titreme yaşıyor. Hıms'ın 29 yıl hapis cezası bulunuyor.

Yaser Rabaya, 2001'den beri tutuklu ve müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Bağırsak kanserine yakalanan Rabaya, 2007'de karaciğerinin bir kısmının alındığı bir operasyon geçirdi.

Murad Ebu Muaylik, 2004'te yaptığı açlık grevi sonrasında ince ve kalın bağırsaklarda meydana ciddi enfeksiyonlarla mücadele ediyor. Muaylik, tedavi amaçlı sekiz operasyon geçirdi. 22 yıl hapis cezasına çarptırılan Muaylik, 2001 yılından beri tutuklu.

Muhammed Adil Davud, 34 yıldır tutuklu. Oslo Anlaşması imzalanmadan önce tutuklanan eski tutuklulardan biri. Kronik sağlık sorunları olan Davud, bağırsak ameliyatı geçirdi.

Uçak fabrikasını kim kapattı? Neden? Adnan Menderes mi uçak fabrikasını kapattı CHP mi?

Uçak fabrikasını kim kapattı? Neden? Adnan Menderes mi uçak fabrikasını kapattı CHP mi? Son zamanlarda gündeme gelen Türkiye kendi otomobilini yapabilir mi tartışmaları bir yana Türkiye 1936 yılında kendi uçağını üretmişti. Türkiye’nin önemli iş adamlarından Nuri Demirağ’ın çabalarıyla kurulan uçak fabrikası yaşanan talihsiz bir olayın ve dönemin yöneticilerinin desteğini çekmesi üzerine kapanmak zorunda kaldı. Birçok kişi uçak fabrikasının Adnan Menderes tarafından kapatıldığı ileri sürülüyor. Oysa gerçek bambaşka.

İlk demiryolu müteahhidi Nuri Demirağ

1930’lu yıllarda Türkiye demiryollarına ağırlık vermeye başlamıştı. Ülkedeki demiryolu ağı artırılacaktı aynı zamanda da yabancıların işletmesinde olan demiryolu hatları devletleştirilecekti. Bu devletleştirme hareketi sürecinde bir Fransız şirketine verilen Samsun-Sivas hattı demiryolu inşaatının ihalesi iptal edildi. Yapım hakkının iptal edilmesinin ardından bu hat için tekrar ihaleye çıkıldı ve ihaleyi en düşük teklif veren Nuri Demirağ kazandı. Böylece Türkiye’nin ilk demiryolu müteahhidi Nuri Demirağ oldu. Kısa süre içinde bu hattı tamamlayan Demirağ daha sonra Samsun-Erzurum,Sivas-Erzurum ve Afyon-Dinar hattını yani yaklaşık 1250 kmlik hattın inşasını tamamlar. Soyadı kanunun çıktığı günlerde ise bu başarısından dolayı Atatürk kendisine Demirağ soyadını vermişti.

Nuri Demirağ’ın ülkeye kazandırdıkları yalnızca bunlar değildi. Karabük’te demir-çelik fabrikası,İzmit’te kağıt fabrikası, Bursa’da Merinos, Sivas’ta ise çimento fabrikalarının inşaatlarını yapmıştı. Demirağ ülkenin kalkınması için yer altı kaynaklarının değerlendirilmesi bunun için de sanayinin güçlendirilmesi gerektiğini düşünmekteydi.

1930’lu yıllarda yaşanan ekonomik krizin de etkisiyle ordunun uçak ihtiyacı halktan ve zengin işadamlarından toplanan bağışlar ile karşılanmaktaydı. Bu amaçla bağış kampanyaları düzenleniyordu. Türk Hava Kurumu yetkilileri işadamlarından yardım topluyordu. Nuri Demirağ kendisine bağış için gelen görevlilere “Benden bu millet için bir șey istiyorsanız, en mükemmelini istemelisiniz. Mademki bir millet tayyaresiz yaşayamaz, öyleyse bu yaşama vasıtasını başkalarının lütfundan beklememeliyiz. Ben bu uçakların fabrikasını yapmaya talibim.” diyordu.

Türk tipi uçak hayali

Nuri Demirağ Türkiye’nin kendi uçağını kendi plan ve projeleri ile üretmekten yanaydı. Yüzde yüz Türk malı bir uçak yapılması gerektiğini düşünmekteydi.Bu konuda şöyle diyordu: "Avrupa'dan, Amerika'dan lisanslar alıp tayyare yapmak kopyacılıktan ibarettir. Demode tipler için lisans verilmektedir. Yeni icat edilenler ise bir sır gibi, büyük bir kıskançlıkla saklanmaktadır. Binaenaleyh kopyacılıkla devam edilirse, demode şeylerle beyhude yere vakit geçirilecektir. Şu halde Avrupa ve Amerika'nın son sistem teyyarelerine mukabil, yepyeni bir Türk tipi vücuda getirilmelidir"

Bu amaçla İstanbul Beşiktaş’ta atölye olarak kullanılacak bir bina yaptırdı.Asıl fabrika ise Sivas Divriği’de kurulacaktı. Demirağ ayrıca şu anki Atatürk Havaalanının bulunduğu  Yeşilköy’de Elmas Paşa Çiftliğini satın aldı. Burada uçuş sahası, uçak tamir atölyesi ve hangarlar yaptırdı.

İlk Türk uçağı: ND-36

Nuri Demirağ  Türkiye’nin ilk uçak mühendislerinden olan Selahattin Alan ile beraber hareket ediyordu. Çalışmalar kısa sürede netice vermeye başladı. Beşiktaş’taki fabrikada Selahattin Alan’ın projesini çizdiği ND-36 adı verilen tek motorlu Türkiye’nin ilk uçağı üretildi. Aynı günlerde Türk Hava Kurumu da 10 tane eğitim uçağı siparişi vermişti. Bu siparişler yapılırken aynı zamanda bir de yolcu uçağı yapım çalışması sürmekteydi. 1938 yılına gelindiğinde NuD38 adında çift motorlu altı kişilik bir yolcu uçağı yapımı başarıyla tamamlandı. Bu Türkiye’nin kendi uçağını artık yapabildiği anlamına gelmekteydi.

Üretilen uçaklar İstanbul’daki test uçuşlarından başarı ile geçti. Bu uçaklarla binlerce saat uçuş gerçekleştirildi ve herhangi bir aksaklık yaşanmadı. Uluslararası havacılık kuruluşlarından A sınıfı yolcu uçağı belgesi alınmıştı.Yani her şey yolunda gidiyordu.

Uçak Fabrikasını Adnan Menderes mi kapattı?

Nuri Demirağ'ın uçak süretim süreci CHP döneminde özel bir girişim olarak gerçekleşmişti. Devlet desteği olmadan gerçekleşen bu girişim, devletin kendisine destek vermemesi nedeniyle sona ermişti. Demirağ ürettiği uçakları Türk Hava Kurumu'na satma garantisiyle üretiyordu. Ancak Türk Hava Kurumu, yaşanan bir kaza sonrasında uçakları almamaya karar verdi. Oysa kaza pilot hatası nedeniyle meydana gelmişti. Demirağ'ın uçak serüveninin sona erdiği dönemde Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'ydü, iktidarda da CHP vardı. 

Yaşanan kaza ve sonun başlangıcı

Fakat Türk Hava Kurumu İstanbul’daki uçuşları yeterli görmedi, test uçuşlarının Eskişehir’de tekrar gerçekleştirilmesi gerektiğini belirtti. Tekrar yapılacak test uçuşunu uçağın planını projesini hazırlayan Mühendis Selahattin Alan kendisi yapmak istemişti. Ancak bu isteği hem kendisinin hem de Türk uçağının sonunu getirdi. Test uçuşu başarılı bir şekilde sona eriyordu ki iniş sırasında bir kaza gerçekleşti. Selahattin Alan piste inerken geride açılmış olan hendekleri göremeyince hendeğe çarpmış böylece hem uçak düşmüş hem de kendisi hayatını kaybetmişti. Uçak pilot hatasından kaynaklanan bir sebeple düşmesine karşın Türk Hava Kurumu daha önceden verdiği siparişleri iptal etti. Nuri Demirağ Türk Hava Kurumunu mahkemeye verdi. Ancak oradan çıkan karar da Demirağ’ın aleyhine oldu.

Nuri Demirağ test uçuşlarının yeniden yapılmasını talep etmesine birkaç kez Cumhurbaşkanı İnönü’ye mektup yazmasına karşın herhangi olumlu bir karşılık alamadı. Uluslararası test sonuçları Türk Hava Kurumunu yeni bir test uçuşu gerçekleştirmek için bile ikna edemedi. İsmet İnönü ise Nuri Demirağ’ı zenginlikten başı dönmekle itham etmeye başlamıştı. İşte tüm bu yaşananların ardından Türkiye’nin ilk uçak üretim serüveni sona erdi.

Nuri Demirağ’ın ürettiği uçaklar sattırılmadı bu durum fabrikanın kapanmasına sebep oldu.

Arazisi de CHP tarafından el konuldu

Ayrıca Yeşilköy’de satın aldığı Elmas Çiftliği arazisi yani oluşturmaya başladığı havaalanının arazileri devlet tarafından metrekaresi bir buçuk kuruştan istimlak edildi.

Onun da yarım kuruşu vergi olarak alındı.

Kaynaklar:

"Nuri Demirağ Hayat ve Mücadeleleri, Nu.D Matbaası, Necmettin

Deliorman", 1957

Nuri Demirağ: Türkiye'nin Havacılık Efsanesi, Ötüken yay. Dr.Fatih Dervişoğlu", 2007

Hıdırellezi kim kutlar? Hıdırellez kutlamak caiz mi, İslamda var mı?

Hıdırellezi kim kutlar, kimler veya nasıl kutlar soruları bu aralar merakla soruluyor. 

Hıdırellez, Türkiye, Türkmenistan, Azerbaycan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan ve diğer Türk dünyası ülkelerinde kutlanan geleneksel bir bahar bayramıdır.

Mayıs ayının 5-6'sında kutlanır ve baharın gelişini, bereketi, yenilenmeyi ve doğanın uyanışını temsil eder.

Hıdırellez'in kökenleri Orta Asya Türk kültürüne dayanmaktadır. İnanışa göre, bu gün iki melek olan Hızır ve İlyas buluşarak dünya üzerindeki insanların dileklerini dinlerler. Bu nedenle Hıdırellez, dileklerin kabul olması için bir fırsat olarak görülür.

HIDIRELLEZ NASIL KUTLANIR?

Kutlamaları genellikle açık havada yapılır ve insanlar geleneksel kıyafetler giyerler, oyunlar oynarlar, şarkılar söylerler ve dans ederler.

Hıdırellezi kim kutlar Hıdırellez nerede kutlanır

Ayrıca, ateş yakma, dileklerin yazılı olduğu kağıtları suya bırakma, baharın gelişini sembolize eden yeşil dallarla süsleme gibi geleneksel ritüeller de gerçekleştirilir.

HIDIRELLEZ'İ KİM KUTLAR?

Hıdırellez, Türkiye, Türkmenistan, Azerbaycan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan ve diğer Türk dünyası ülkelerinde kutlanan bir bayramdır.

Bu nedenle, Türk kültürüne sahip olan bu ülkelerde yaşayan insanlar Hıdırellez'i kutlarlar.

Hıdırellezi kim kutlar Hıdırellez nerede kutlanır

Bununla birlikte, bazı Ortadoğu ve Asya ülkelerinde de Hıdırellez kutlamaları yapılmaktadır. Hıdırellez, Müslüman olmayan Türk toplulukları arasında da kutlanır ve bazı yabancı ülkelerde yaşayan Türk vatandaşları tarafından da kutlanmaktadır.

HIDIRELLEZ DİNİ BİR BAYRAM MI?

Hıdırellez'in İslam dünyasında bir karşılığı yoktur. Müslümanların sadece iki tane dini bayramı var. Ramazan ve Kurban bayramları. Diğer bayramları ise kutlamazlar.

İşgal altındaki Keşmir'de tansiyon yükseldi

Hindistan'ın Cammu Keşmir bölgesinde direnişçi ve askerler arasındaki silahlı çatışmanın ardından çıkan patlamada 5 Hint askeri hayatını kaybetti.

Hindistan ordusundan yapılan açıklamada, Cammu Keşmir'in Bhata Dhurian bölgesinde "bir grup teröristi temizlemek için istihbarat temelli operasyonlar" yürütüldüğü belirtildi.

Açıklamada, sabah saatlerinde "teröristlerin" bulunduğu bir mağara tespit edilmesinin ardından direnişçiler ile askerler arasında silahlı çatışma çıktığı ifade edildi.

Çatışmanın ardından çıkan patlamada 5 Hint askerinin öldüğü aktarılan açıklamada, direnişçilerin misilleme olarak patlayıcı kullandığı kaydedildi.

KEŞMİR'DE NELER OLUYOR?

İngiltere, 1947'de sömürge olarak yönettiği Hindistan'dan çekilirken o dönemde prenslik olan Keşmir, bağımsızlıklarını yeni kazanan Hindistan ya da Pakistan ile birleşme konusunda tercihle karşı karşıya kaldı.

Nüfusunun yüzde 90'ı Müslüman olan Keşmir halkı, 1947'de Pakistan'a katılmaktan yana tavır alsa da dönemin prensi, Hindistan ile birleşmeye karar verdi.

Karara, Müslüman Keşmir halkı karşı çıktı. Pakistan ve Hindistan'ın bölgeye asker göndermesiyle taraflar, 1947'de ilk kez savaştı. İki ülke arasında yine aynı nedenle 1965 ve 1999'da savaş çıktı.

Savaşların ardından sağlanan geçici ateşkes sonucunda Cammu Keşmir'in yüzde 45'i Hindistan'ın, yüzde 35'i Pakistan'ın kontrolünde kaldı. Bölgenin doğusundaki yüzde 20'lik kısım ise sınırdaş Çin'in hakimiyetine verildi.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), 1948'den itibaren aldığı kararlarla Keşmir'in askerden arındırılmasını ve geleceğinin halk oylamasıyla belirlenmesini öngörüyor.

Hindistan yönetimi halk oylamasına karşı tutum benimserken, Pakistan BMGK kararlarının uygulanmasını istiyor.

Sudan'daki çatışmalarda can kaybı 550'yi aştı

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Sudan'da devam eden çatışmalarda hayatını kaybedenlerin sayısının 551'e yükseldiğini açıkladı.

BM Cenevre Ofisi Sözcüsü Alessandra Vellucci moderatörlüğünde haftalık basın toplantısı düzenlendi.

Toplantıda Sudan'da ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında 15 Nisan'dan bu yana devam eden çatışmalara dair son gelişmeler ele alındı.

DSÖ Sözcüsü Margaret Harris, Sudan'da devam eden çatışmalarda yaşamını yitirenlerin sayısının 551'e yükseldiğini, 4 bin 926 kişinin yaralandığını kaydetti.

Çatışmalarda sağlık tesislerine yönelik toplam 28 saldırı yapıldığını söyleyen Harris, bu saldırılarda 8 kişinin öldüğünü ve 18 kişinin yaralandığını ifade etti.

Harris, ülkedeki sağlık merkezlerinin yüzde 16'sının hizmet verebilecek durumda ve başkent Hartum'daki sağlık merkezlerinin yüzde 6'sının çalışır durumda olduğunu bildirdi.

Sudan'da sağlık hizmetleri açısından durumun kötüye gittiğini söyleyen Harris, "İnsanlar yaralandığında tedavi için nereye gidecek? Bu insanların yüzde 25'i kanamaları durdurulamadığı için ölüyor. Bu, yapılabilecek çok basit bir ilk yardım müdahalesi. Bu şekilde ölümler kabul edilemez." dedi.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) Sözcüsü James Elder, Sudan'da çatışmaların başlangıcından bu yana yaşanan çocuk ölümlerinin korkutucu seviyelere ulaştığını söyledi.

15 Nisan-25 Nisan'da 190 çocuğun öldürüldüğünü ve 1700 çocuğun yaralandığını kaydeden Elder, "Sudan'daki çatışmanın ilk 11 gününde ortalama olarak saatte 7 çocuğun öldürüldüğü veya yaralandığı rapor edildi." diye konuştu.

Sudan'da 2013'te Darfur bölgesindeki silahlı isyancılara karşı hükümet güçlerine destek amacıyla kurulan HDK'nin tamamen orduya katılmasını öngören "askeri güvenlik reformu" konusunda son birkaç aydır yaşanan anlaşmazlık 15 Nisan sabahından itibaren sıcak çatışmaya dönüşmüştü.

Sudan Dışişleri Bakanlığı, Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan'ın orduyla çatışan HDK'nin feshedilmesi ve "devlete karşı isyancı güç" ilan edilmesi kararı aldığını bildirmişti.

Wagner ile Rus ordusunun arası açılıyor

Rus ve Ukraynalı güçlerin Bahmut kentindeki çatışmaları yoğunlaşırken, Rus paralı asker grubu Wagner'in lideri Yevgeniy Prigojin geçtiğimiz günlerde yetersiz mühimmat desteği nedeniyle kayıpların çok olduğunu açıklamıştı.

Rus güvenlik şirketi Wagner'in kurucusu Prigojin yaptığı yeni açıklamada Bahmut'tan çekilme kararı aldıklarını duyurdu. Prigojin mühimmat verilmemesi nedeniyle 10 Mayıs'ta kentten çekileceklerini ifade etti.

Prigojin açıklamalarını şu şekilde sürdürdü; "Wagner savaşçıları adına ve Wagner komutanlığı adına, yaralarımızı sarmak için 10 Mayıs 2023'te Bahmut yerleşimindeki mevzileri savunma bakanlığının birimlerine devretmek ve Wagner'in kalıntılarını lojistik kamplara çekmek zorunda olduğumuzu beyan ederim.

Wagner birimlerini Bahmut'tan çekiyorum çünkü mühimmat yokluğunda boşu boşuna yok olup gidecekler. Cephanemiz yüzde 70 oranında eksik. Şoygu! Gerasimov! Nerede bu mühimmat?"

Ruslarla Ukraynalılar Ankara'da birbirine girdi

Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş aralıksız bir şekilde devam ederken iki ülkenin yurt dışındaki temsileri arasında da gerilimler yaşanıyor.

Son olarak Türkiye'de düzenlenen bir zirveye katılan iki ülkenin heyetleri birbirine girdi.

Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi'nin (KEİPA) 30. yıl dönümünde Ankara'da Parlamento Başkanları Zirvesi düzenlendi.

Etkinlikte ise bir yılı aşkın süredir savaş halinde olan Rusya ve Ukrayna tarafları arasında olay çıktı. Zirvede,Rusya Delegasyonu Başkan Vekili Olga Timofeeva'nın konuşması sırasında Ukrayna heyeti, Timofeeva'nın arkasına geçerek bayrak ve aşırı milliyetçi örgüt Sağ Sektör (Pravıy Sektor) flamasını açtı ve Rusya aleyhine sloganlar attı. Rus heyetinin, Ukraynalıların bu eylemine engel olmaya çalışmasıyla iki taraf arasında kısa bir arbede yaşandı. Ukrayna Delegasyonu Başkanı Anna Purtova, Timofeeva'nın konuşması boyunca koltuğunu boş bıraktı.

ŞENTOP MÜDAHALE ETTİ

TBMM Başkanı Şentop, Ukraynalı heyetin bayraklı protestosuna müdahale etti. Toplantıya ara veren Şentop, çalışma düzenini bozan heyetin salondan dışarı çıkarılmasını istedi. Şentop, "Kime söz verdiysek o konuşacak burada. Bu toplantının huzurunu ve düzenini kimseye bozdurmam. Öyle bir niyeti olan varsa dışarı çıksın." ifadesini kullandı.

BİRBİRLERİNE GİRDİLER

Ancak gerginlik koridorlarda da devam etti. Ukraynalı Milletvekili Oleksandr Marikovsky'ın elindeki Ukrayna bayrağı, Rus delege Valey Stavitsky tarafından bir anda alındı. İki isim birbirine girerken o anlar da kayıt altına alındı.

SLM Yatırım Bankası kimin? SLM sahibi kimdir?

SLM Yatırım Bankası kimin, kim tarafından kuruldu, sahibi kimdir soruları bu aralar merakla soruluyor.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) tarafından verilen onayla SLM Yatırım Bankası kuruldu.

Bankanın 1 milyar lira sermaye ile kurulduğu açıklandı.

Açıklamanın ardından haliyle gözler bankanın kim veya kimler tarafından kurulduğuna çevrildi.

İsmail Lebiev kimdir? SLM Yatırım Bankası kimin, sahibi kimdir?

SLM YATIRIM BANKASI KİMİN?

BDDK'nın Resmi Gazete'de yayımlanan kurul kararına göre, İsmail Lepiev, Cemalettin Kitapçı, Köksal Akdeniz, Fadime Öztürk ve Canan Bulut bankanın sahipleri ve ortakları olarak görünüyor.

Söz konusu karar Bankacılık Kanunu, Bankaların İzne Tabi İşlemleri ile Dolaylı Pay Sahipliğine İlişkin Yönetmelik uyarınca alındı.

İSMAİL LEPİEV KİMDİR?

İsmail Lepiev, 1976 yılında dünyaya gelmiş Çeçenistan asıllı bir Türk vatandaşıdır.

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olan Lepiev, Türkiye'de evlilik yaptı. Dört çocuğu bulunuyor.

Eğitim hayatını Türkiye'de tamamlamış, evliliğini burada yapmış ve çocukları da burada doğmuş.

Lepiev'in Prince Grup isminde büyük bir şirketi var. 

Prince Grup’un temeli 2003 yılında Prens Turizm Kuyumculuk ve Dış Tic. Ltd. Şti kurmakla atıldı.

Lagina Travel markası altında turizme ilk adımını attı. Bugün grubumuz Brisco (eski adı Lagina Travel) On Travel, Evelina Travel, Privilegiya Otdyha, BRP -Vize Support, Travel Medra, Elmos Security, Uno, Metro Jet (Kolavia) Go Adventure, Estonya, Go Adventure – Letonya, PRS İnşaat, Litus Otelcilik, PRNS Taşımacılık, SesPack, Prens Güvenlik, Mayra Marketing şirketlerimizden oluşuyor.

Tur operatörlüğü, havayolu, otelcilik, üretim, reklam, pazarlama, inşaat, güvenlik, taşımacılık alanlarında grubumuz şirketleriyle hizmet veriyoruz. Hizmet verdiğimiz yerler ise: Avrupa’da Estonya, Letonya, Rusya, Moskova, St. Petersburg, Samara, Krasnodar. Türkiye’de ise: Antalya, Ankara ve Yozgat olarak sıralayabiliriz. Grubumuzun amiral gemisi yurtdışından gelen turistlerin incoming (Karşılama) hizmetini veren Prens – İncoming şirketidir.

Kanadalı mahkumların ötenazi ilgisi artıyor

Kanada’da yapılan araştırmaya göre son 7 yılda ülkedeki hapishanelerde kalan 9 mahkum ötenaziyle yaşamını sonlandırdı.

Calgary Üniversitesi Sosyal Hizmetler Bölümü öğretim üyelerinden Jessica Shaw'ın yürüttüğü cezaevlerinde tıbbi yardımlı ölüm vakaları konulu araştırma, ülkedeki federal hapishanelerde kalan mahkumların arasında ötenazi ile hayatına son vermek isteyenlerin sayısının yüksek olduğuna işaret ediyor.

Araştırmaya göre Kanada’da ötenaziye izin veren yasanın yürürlüğe girdiği Haziran 2016'dan 31 Mart 2023'e kadar 27 mahkum ötenazi için başvurdu.

Başvuruda bulunanlardan 9'unun isteği yerine getirilerek yaşamları ötenazi ile sonlandırıldı.

AVRUPA ÜLKELERİNDE DE ARTIYOR

Shaw’ın araştırmasına göre benzer uygulama, geçen yıllarda İsviçre, Belçika ve İspanya’daki hapishanelerde de gerçekleştirildi. Bu ülkelerin her birinde bugüne kadar sadece birer mahkum ötenazi ile hayatına son verdi.

Shaw, vakaların bildirilmesi ve kararların nasıl alındığı konusunda şeffaflık bulunmamasının endişe verici olduğuna dikkati çekti.

Hapishanelerdeki ötenazi uygulamaları için şeffaf ve kamuoyunu tatmin edici bilgilendirme çağrısında bulunan Shaw, "Parmaklıklar ve kapalı kapılar ardında olup bitenler için endişeleniyoruz.” ifadesini kullandı.

Kanada, tıbbi yardımlı ölümü mahkumlar için bir hak olarak onaylayan ve bunun nasıl sağlanacağına ilişkin yönergeler sunan dünyadaki tek ülke olarak biliniyor.

Ülkedeki mahkumlardan gelen talepler, cezaevi yönetimince işleme konuluyor ve mahkumun başvurusu dışarıdan iki tıbbi değerlendirme görevlisi tarafından karara bağlanıyor.

KADANA'DAKİ MAHKUMLARIN PROFİLİ

Resmi istatistiklere göre yaklaşık 32 bin kadın ve erkek mahkumun kaldığı Kanada hapishanelerindeki mahkumların çoğunluğunu 50 yaş ve üstü mahkumlar oluşturuyor.

Bu grubun, kanser başta olmak üzere tıbbi yardımlı ölüme imkan sağlayan diğer hastalıklara yakalanma riskine maruz kaldığı resmi raporlara da yansıyor.

İdam cezasının resmi olarak 1976 yılında kaldırıldığı Kanada'da federal hükümetler, bu tarihten önce de düzenli olarak ölüm cezalarını ömür boyu hapis cezasına çevirmişti.

Resmi kayıtlara göre en son idam cezasının 1962 yılında infaz edildiği Kanada'da Haziran 2016’da da insanların ötenazi ile hayatına son vermelerine imkan tanıyan yasa kabul edilmişti.

Kadir Mısıroğlu ölümünün 4'üncü yılında anılıyor

1933 yılında Trabzon'un Akçaabat ilçesinde doğan tarihçi yazar Kadir Mısıroğlu, 5 Mayıs 2019 tarihinde bu dünyadan göçtü. Mısıroğlu, okula başlamadan önce Kur'an-ı Kerim dersleri aldı. İlkokulu da Akçaabat'ta tamamlayan Mısıroğlu, okula devam etmesini istemeyen babasını büyük çabalar sonucu ikna ederek 1947'de ortaokula kaydoldu.

Doğup büyüdüğü mahallesinde "Kadir Paşa" olarak anılan, heyecanlı yapısıyla bilinen ve çocuk yaşlarında sürekli kitap okuyan Mısıroğlu'nun hayatı, 1947'de ortaokula kaydolduğunda öğrendiği, Necip Fazıl Kısakürek'in "Büyük Doğu" dergisiyle önemli bir dönüm noktasına geldi.

Mısıroğlu, Trabzon Lisesi ve Trabzon Öğretmen Okulu'ndan arkadaşları vasıtasıyla "Sebilürreşad" ve "Serdengeçti" dergileriyle tanışırken, lise yıllarında Mehmed Akif ve Kazım Karabekir gibi birçok isim için anma etkinlikleri gerçekleştirdi.

Bu dönemde dört milliyetçi kuruluşun birleşmesiyle oluşan Türk Milliyetçiler Derneği'nin Akçaabat Şubesini kuran Mısıroğlu, 1953'te kapatılıncaya kadar derneğin başkanlığını yaptı.

Mısıroğlu, aynı yıl İstanbul'un Fethi'nin 500. yıldönümü dolayısıyla yapılan kompozisyon yarışmasını kazanırken, Giresun'da veremediği bir dersin olgunluk imtihanını, 1954'te Erzurum'da vererek liseden mezun oldu.

Hemen ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine kaydını yaptıran ve annesinin biriktirdiği parayla İstanbul'a yerleşen Mısıroğlu, bir yandan çalıştı bir yandan üniversite eğitimine devam etti.

Kadir Mısıroğlu, fakülte yıllarından itibaren yayıncılık yapmayı ve konferanslar vermeyi hızlandırarak hukukçuluktan çok tarihçiliğe yönelirken, daha önce müstear isimle yazılar yayımlasa da yayın dünyasına kendi adıyla 1948'de, "Yeni Polathane" gazetesinde çıkan bir şiiriyle girdi.

Üniversite öğrenciliği sırasında, aralarında "Vefa", "Seyhan", "Karadeniz" ve "Yıldız" yurtlarının bulunduğu yedi öğrenci yurdu açan Mısıroğlu'nun, Aynur Aydınaslan ile 1961'de yaptığı evliliğinden sırasıyla Abdullah Sünusi, Fatıma Mehlika ve Mehmed Selman isimli üç çocuğu oldu.

Kadir Mısıroğlu 1964'te "Sebil Yayınevini" kurdu ve basılı ilk kitabı "Lozan Zafer mi, Hezimet mi?", bu yayınevinin ilk kitabı oldu. Kitabın 1970'te basılan genişletilmiş ikinci baskısı, açılan davalar nedeniyle toplatıldı.

Mısıroğlu'na, 1970'in ocak ayında Milli Türk Talebe Birliği'nin İstanbul'daki genel merkezinde verdiği konferans nedeniyle Eskişehir Örfi İdare Mahkemesince 7 yıl hapis, 5 yıl amme haklarından men ve 20 ay sürgün cezası verildi. Mısıroğlu'nun aldığı cezanın infazı Eskişehir Sivil Cezaevi‘nde başlayıp İstanbul Sağmalcılar Cezaevi, Bakırköy Akıl Hastahanesi Adli Servis ve Cerrahpaşa Hastahanesi Psikiyatri Kliniği aşamalarının ardından 1974'ün mayıs ayında çıkarılan genel afla sona erdi.

Haftalık "Sebil" dergisini 1976'nın başından itibaren çıkarmaya başlayan ve bu dergideki yazılarından dolayı 163. madde kapsamında hakkında çok sayıda dava açılan Mısıroğlu, 1977 genel seçimlerinde MSP'den Trabzon milletvekili adayı olduysa da kazanamadı.

Ertesi yıl aynı partiden MSP Genel İdare Kurulu'na seçilen Mısıroğlu, 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında bütün Genel İdare Kurulu hakkında tutuklama kararı verilmesi üzerine, 30'dan fazla ağır cezalık davayı ardında bırakarak yurt dışına çıkmak zorunda kaldı ve Almanya'nın Frankfurt şehrine yerleşti.

Mısıroğlu, Almanya tarafından eşi ve çocuklarına oturma izni verilmemesi üzerine İngiltere'de yaşamaya başladı. Türkiye'de düşünce hürriyeti kısıtlanan Mısıroğlu, 12 Eylül darbecilerinin cezaevlerinde yaptığı işkenceler ve idamlar ile şüpheli ölümler sebebiyle yurda dönmeyince Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarıldı.

Bunun üzerine İngiltere'ye giden tarihçi yazar, 1 buçuk yıl zor günler geçirdiği Londra'dan, geçimini sağlayacak bir iş bulmak için Almanya'ya döndü.

Mısıroğlu, 11 yıllık gurbet hayatını daha sonra "Gurbet İçinde Gurbet" kitabında anlattı.

Mısıroğlu, 1991'de 163. madde TCK'dan çıkarılınca Türkiye'ye dönüş yaparak yazı ve yayın çalışmalarını sürdürdü ama yurda dönüşünün birinci ayından itibaren yeni davalarla mücadele etmeye devam etti.

Yakın dönem tarihine ilişkin çalışmalarıyla bilinen ve hakkında yapılan çarpıtmalar nedeniyle zor dönemler geçiren Kadir Mısıroğlu, dün akşam vakitlerinde, tedavi gördüğü hastanede çoklu organ yetmezliği nedeniyle vefat etti.

"Amerika'da Zenci Müslümanlık Hareketi", "Aşıklar Ölmez!", "Barbaros Hayreddin Paşa", "Doğru Türkçe Rehberi yahud Bin Uydurma Kelimeyi Boykot", "Bir Mazlum Padişah: Sultan Abdülaziz", "Bir Mazlum Padişah: Sultan Abdülhamid", "Bir Mazlum Padişah: Sultan Vahideddin", "Cem Sultan'ın Papağanı", "Cemre (Şiirler)", "Düzmece Mustafa", "Filistin Dramı'nın Düşündürdükleri", "Geçmiş Günü Elerken", "Hayat Felsefesi Yahud Yaşamak Sanatı", "Hicret: Aziz Vatandan Ayrılışın Hikayesi", "İslam Dünya Görüşü", "İslam Yazısına Dair", "İslamcı Gençliğin El Kitabı", "İthaflı Fıkralar", "Kavuklu İhtilalci: Şeyh Bedreddin", "Kırık Kılıç", "Macar İhtilali", "Makbul ve Maktul İbrahim Paşa", "Malkoçoğlu Kardeşler", "Mimar Koca Sinan", "Moskof Mezalimi", "Muhtasar İslam Tarihi", "Musul Mes'elesi ve Irak Türkleri", "Osmanoğulları'nın Dramı - 50 Gurbet Yılı", "Perili Köşk (Masal)", "Piri Reis", "Tarihten Günümüze Ermeni Meselesi ve Zulümler", "Tarihten Günümüze Tahrif Hareketleri", "Uzunca Sevindik", "Üç Hilafetçi Şahsiyet", "Üstad Necip Fazıl'a Dair", "Yunan Mezalimi - Türk’ün Siyah Kitabı", "Kırk Bir Görgü Şahidinden Naklen Benden Tarihe Haberler"

Oy kullanmak zorunlu mu? Seçimde oy kullanmamanın cezası nedir?

Oy kullanmak zorunlu mu, seçimlerde oy kullanmayanlara ceza kesiliyor mu, cezası ne kadar soruları bu aralar seçmenler tarafından merakla soruluyor.

Türkiye, 14 Mayıs 2023 Pazar günü Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimleri için sandık başına gidiyor.

18 yaşını doldurmuş her Türk vatandaşı oy kullanmak üzere sandık başına gidebilecek. 

Seçme ve seçilme yeterliliğine sahip bütün vatandaşların vatani görev olarak her seçimde oy kullanması gerekiyor.

Bir ülkenin nasıl yönetileceğine o ülkede yaşayan vatandaşlar karar verir. Bu nedenle, seçilecek kişilerin kimler olacağına da yine aynı şekilde bu ülkede yaşayan seçmenler karar verecek. 

Ülkenin nasıl yönetilmesini istiyorsanız o şekilde davranmanız gerekiyor. En iyi yönetici olduğunu düşündüğünüz adaya gidip oy vermek durumundasınız. 

OY KULLANMAK ZORUNLU MU?

14 Mayıs Pazar günü gerçekleştirilecek Cumhurbaşkanı hem de Milletvekili seçimleri için sayılı günler kaldı. Milyonlarca vatandaş seçme hakkını kullanarak o tarihte oyunu kullanacak. YSK'nın oy verme saatlerine ilişkin kararına göre; Cumhurbaşkanı Seçimi ve 28'inci Dönem Milletvekili Genel Seçiminde oy verme günü olan 14 Mayıs 2023 Pazar günü, Cumhurbaşkanı seçiminin ikinci oylamaya kalması durumunda ise 28 Mayıs 2023 Pazar günü tüm yurtta oy verme başlangıç ve bitiş saatleri 08.00-17.00 olarak belirlendi. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan her bireyin vatandaşlık görevi olan oy kullanmanın çeşitli sebeplerle kullanılmadığında cezası Yüksek Seçim Kurulu tarafından belirlenir.

298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun'un 25. maddesine göre, seçimlerde oy kullanmak yasal bir zorunluluktur. YSK tarafından oy kullanmanın gerçekleşmediği durumda cezai işlem uygulanmaktadır. Her bireyin vatandaşlık görevi olan oy kullanmanın kullanılmadığında cezası YSK tarafından belirlenir.

2017 yılı Referandum seçimlerinde YSK tarafından belirlenen 22 TL tutar bir önceki 1 Kasım Pazar 2015 seçimlerinde de 22 TL olarak belirlenmişti. 14 Mayıs Pazar günü yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanmama cezasının ne kadar olacağı henüz açıklanmadı. Yüksek Seçim Kurulu tarafından alınan karar doğrultusunda oy kullanmama cezası belli olacak.

Oy kullanmayan kişiler için ceza tebligatı gönderilir. Ceza tebligatının elinize ulaşması ile birlikte pusula üzerinde ödeme işlemleri hakkında bilgiler yer almaktadır. Ödeme işlemleri Maliye Bakanlığı ya da PTT gibi kurumlar üzerinden yapılmaktadır. Bu cezalar Maliye Bakanlığı'na ödenir.

Binali Yıldırım aday mı?

Binali Yıldırım aday mı, aday oldu mu soruları bu aralar merakla soruluyor. AK Parti'nin kuruluşundan bu yana Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yanında yer alan isimler arasında bulunan Yıldırım'ın 14 Maylıs 2023 tarihinde yapılacak seçimlerde yeniden aday yapılıp yapılmayacağı merak konusu olmuştu. En son bazı muhalif sitelerin kulis haberlerinde, "Binali Yıldırım son dakikada başvuru yaptı" şeklinde haberler yer almıştı. Peki, işin aslı nedir? Binali Yıldırım aday mı, aday oldu mu?

BİNALİ YILDIRIM ADAY MI?

Binali Yıldırım 3 dönem kuralına takılan isimler arasında yer aldı. Bu nedenle aday olmadı, adaylık başvurusu da yapmadı.

Kabinede yer alan 15 bakanın tamamı liste başından aday oldu. Aday olmama kararı alan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy listelerde yer almadı.

Binali Yıldırım aday mı

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu İstanbul 2. Bölge'de, Çalışma Bakanı Vedat Bilgin Ankara 2. Bölge'de, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay Ankara 3. Bölge'de liste başı oldu.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Antalya’da ilk sıradan, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank Bursa 2. Bölge'de 1. sıradan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez Eskişehir’den, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum İstanbul 1. Bölge'de 1. sıradan sıradan, Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Kasapoğlu İzmir 2. Bölge'de 1. sıradan aday oldu.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar Kayseri'den, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık Osmaniye'den, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ Şanlıurfa'dan, Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati Mersin'den, Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişçi Kahramanmaraş'tan, Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer Ordu’dan, Ticaret Bakanı Mehmet Muş Samsun'dan, Ulaştırma Bakanı Adil Karaosmanoğlu ise Trabzon’dan aday gösterildi.

Eski Çalışma Bakanı Faruk Çelik de Artvin'de liste başı oldu.

Önce CHP'den sonra da Memleket Partisi'nden istifa ederek AKP'ye katılan İzmir Milletvekili Mehmet Ali Çelebi, İzmir 2. Bölge'de 4. sıradan aday gösterildi.

AK PARTİ MİLLETVEKİLİ ADAY LİSTESİ

Pazartesi okul var mı 2023? Pazartesi okullar neden tatil?

Pazartesi okul var mı, Pazartesi günü okullar neden tatil sorusu bu aralar merakla sorulurken, okulların ne zaman açılacağı da yine aynı şekilde merakla soruluyor.

1 Mayıs, Dünya İşçi Sınıfı'nın uluslararası birlik, dayanışma ve mücadele günüdür. İlk kez 1886 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde işçiler, iş saatlerinin azaltılması talebiyle büyük grevler başlatmışlardı. Bu grevler sırasında 1 Mayıs 1886'da Chicago'da polisle işçiler arasında çatışma çıktı ve birçok işçi hayatını kaybetti.

Olayların ardından Uluslararası İşçi Birliği, 1889 yılında 1 Mayıs'ın Dünya İşçi Sınıfı'nın birlik, dayanışma ve mücadele günü olarak kutlanması kararını aldı. Günümüzde birçok ülkede 1 Mayıs, işçilerin hakları ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi için düzenlenen gösteriler, yürüyüşler ve etkinliklerle kutlanmaktadır.

Ancak bazı ülkelerde 1 Mayıs, hükümetlerin işçi örgütlerine ve protesto eylemlerine müdahale ettiği, hatta yasakladığı bir gün olarak da bilinmektedir.

PAZARTESİ OKULLAR NEDEN TATİL?

Kısa süre önce bayram tatili ile birleşen ara tatilin sona ermesinin ardından milyonlarca öğrenci yeniden ders başı yapmıştı.

Okulların kapanmasına sayılı haftalar kala bazı özel günlerde de eğitim öğretime ara verilecek. 

1 Mayıs 2023 Pazartesi günü İşçi Bayramı olarak idrak edilecek.

İşçi Bayramı’nın resmi tatil olması nedeniyle bankalar, PTT’ler, noterler, kargolar ve daha birçok kurum kapalı olacak.

Aynı zamanda pazartesi günü devlet daireleri ve okullar da kapalı olacak.

Yani pazartesi günü okullar olmayacak.

Böylelikle hafta sonu tatilinin de birleşmesiyle birlikte öğrenciler cumartesi, pazar ve pazartesi günü olmak üzere toplamda 3 gün tatil yapacaklar.

2 Mayıs 2023 Salı günü ise okullar yeniden kaldığı yerden devam edecek.

Evini boş bırakana ceza gibi vergi

Kiralık konut sorunu yaşayan İspanya'da yeni bir önlem alındı. İspanyol hükümeti, daha önce kira fiyatlarına yasal sınırlama getirirken, şimdi de evini boş bırakanlara ceza gibi vergi zorunluluğu getirdi.

İspanya'da azınlıktaki sol koalisyon hükümetinin hazırladığı ve ülke demokrasi tarihinde kira artışlarına sınırlama getiren ilk konut yasa tasarısı mecliste kabul edildi.

İspanya’da son yıllarda giderek artan konut sorununa çözüm bulmak için ülke demokrasi tarihinde ilk kez hükümet kira fiyatlarına müdahale etti.

Söz konusu yasa tasarısı 167’ye karşı 176 oyla mecliste kabul edilerek senatoya gönderildi.

Başbakan Pedro Sanchez, tasarının mecliste kabulünden sonra basına yaptığı açıklamada, “Konut sorunu toplumdaki eşitsizliğin yüzde 70’ini oluşturmaktadır. Spekülasyonu, yozlaşmayı ve pek çok toplumsal acıyı beraberinde getiren paradigmayı, neo-liberal modeli değiştiriyor ve bunlara yanıt veren yeni bir konut politikasının temellerini atıyoruz” değerlendirmesini yaptı.

İspanya’da 28 Mayıs’ta yapılacak yerel seçimler öncesi siyasi olarak en çok tartışılan konulardan biri olan tasarı gereği, şimdiye kadar TÜFE’ye göre belirlenen kira artışlarının 2023’te yüzde 2, 2024’te yüzde 3 ile sınırlandırılması iki yıldan fazla boş kalan evlerin emlak vergilerinin de yüzde 150’ye varan oranla artırılmasını öngörüyor.

Üsküdar Kitap Fuarı'na yoğun ilgi

Türk tarihçi, akademisyen ve yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın onur yazarı olduğu 8. Kitap Fuarı, 29- Nisan- 7 Mayıs tarihleri arasında 120 yayınevi, tarih, kültür sanat, bilim dünyasının öne çıkan isimleri ile Türkiye’nin en sevilen 500 yazarını İstanbullularla buluşturuyor. Türkiye'nin önde gelen yayınevlerinden yüzlerce eserini okurların beğenisine sunan fuarda başta Cemil Meriç, Cengiz Aytmatov olmak üzere Mim Kemal Öke’den Beşir Ayvazoğlu’na, İskender Pala’dan Nabi Avcı’ya onlarca yazar ve ünlü isimlerin katıldığı 840 sempozyum ve söyleşi etkinlikleri düzenleniyor. 

Üsküdar 8. Kitap Fuarının açılışına eski bakanlardan Nabi Avcı, Cevdet Yılmaz, MEB Bakan Yardımcısı Osman Sezgin, yazarlar İskender Pala, Beşir Ayvazoğlu, Prof. Dr. Uğur Derman, Çiçek Derman’ın yanı sıra çok sayıda Üsküdarlı katıldı. 

İlber Ortaylı: ‘’Üsküdar’da yaşamak bir imtiyazdır’’

Açılışta Üsküdar’ı anlatan İlber Ortaylı Üsküdar’da yaşamanın bir ayrıcalık olduğunu söyledi:

‘’Üsküdar, Yahya Kemal'in de söylediği gibi ilk Osmanlı Türk toprağıdır. İstanbul'un beşiğidir. Bu vasfını da korumuştur. Bu vasfı daima muhafaza etmiştir. Hanım sultanlar bunu daha iyi anlamışlardır. Büyük valide, Banu Sultan, Haseki Sultan, Valide Sultan, Kösem Sultan, Mihrimah Sultan.. Dolayısıyla İstanbul bir sükunet semti ve on beşinci asırdan beri bir yandan da ticaret semti.  Bütün on sekizinci asır binalarının en tipik olanları burada. Dergahların da öyle. Demek ki kendi içinde bir sanat şehri, bir izolasyon şehri bir güzelliği var, bir rengi var. Hakikaten son göçlere kadar İstanbulluların gerçek anlamdaki İstanbulluların en sevdiği noktaydı zannediyorum. Cemil Meriç üstadın da burayı seçmesi… Ve kızı, sevgili meslektaşımız. Ümit'in de burada doğmuş olması. Bu olayı izah ediyor. Yani Üsküdar başı dinç olan insanların memleketiydi. Üsküdar’da yaşamak b,ir imtiyazdır.’’

İlber Ortaylı, Üsküdar’ın tarihte aynı zamanda b,r sanat şehri olduğunu da söyledi: ‘’Üsküdar’da bir yandan da inanılmaz derecede sanat vardı. eskiden bilhassa karşıya kayıkla geçerken motorla yani kimlere rastlardın? Yarım saate yakın geçiyorsun. Herkes herkesle ahbap oluyor veya kulak misafiri oluyor. Bir sürü şehir tiyatrosu sanatçısı burada oturur. Bir sürü orkestra üyesi burada otururdu. Alaturka Musik'imizin en önemli insanları Üsküdarlıydı yakın çevredeydi ve Üsküdar Türk musikisi cemiyetinin yani tarihimizin en önemli alaturka musiki kurumunun burada yeşerip yaşaması bugün bile tesadüf değildir önemli okulların hepsi buradaydı. Sayın Başkanımız haklı olarak kütüphanelerin sayısının artışından bahsetti. Bu iyi bir mirasçılıktır Çünkü biliyorsunuz İstanbul'da kütüphane dediğimiz nesne sarayın içinde bile Topkapı'da bile hususi kütüphane yoktur. Üsküdar'da bir değil birkaç tane böyle kitaplık vardır. Çoğu da bu devre kadar gelmiştir. Bunların hepsi kullanılıyor’’

Hilmi Türkmen: ‘’Üsküdar tarih boyunca bir kitap şehri oldu’’

8. Üsküdar Kitap Fuarında konuşan Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen ‘’Üsküdar’ın taşı toprağı kitap’’ dedi: ‘’Üsküdar eski, büyük ve gelenekleri güçlü bir şehir. Güzel olan her fikir, her iş ona çok yakışıyor. Üsküdar asırlardır kitapların hem çok okunduğu hem de çok yazıldığı bir şehir. Bu yıl sekizincisini düzenlediğimiz Üsküdar kitap Fuarlarımız bu yüzden hem büyük bir enerjiyle sürüyor hem de toplamda milyonlarca kitapseverin kitap sayfalarında buluşmasına vesile oluyor. Bu yıl deprem nedeniyle tarihini biraz ertelemiş olsak da başta kitabın gücünü, kitap sevgisini afetlerin panzehiri olarak görerek fuarımızı buruk bir heyecanla, büyük bir coşkuyla düzenlemeye karar verdik. Yayıncılar, okurlar, yazarlar, kitap dünyasının emekçileri için bu fuar yeni dayanışma biçimleri üretmek için isabetli bir adres olacaktır. Buna yürekten inanıyorum. Üsküdar artık kütüphane şehri... Nevmekan’lara yenileri de geliyor. Nevmekan Kandilli ve Nevmekan Kuzguncuk yakında hizmete girecek’’’’

Hilmi Türkmen: ‘’Tüm İstanbul’u fuara bekliyoruz’’

‘’Her yıl olduğu gibi bu yıl da yine yüz binden fazla kitapseveri yani sizleri fuarımıza bekliyoruz. Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi’nin stantlarında bu yıl da sürpriz kitaplarla, sevdiğimiz yazarlarla karşılaşacağız. Sevdiğimiz yazardan imzalı kitap almak, bir dergi standında eski bir dostumuzla denk gelmez gibi anlarımız, anılarımız olacak. Fuarımızın onur yazarı ise Türk tarihçiliğinin büyük ismi Prof. Dr. İlber Ortaylı. Kitapları, bilgeliği, dünyayı kapsayan bakış açısı, mukayeseli yaklaşımları ile Türk tarihçiliğinde önemli bir yeri olan ve büyük okur kitlesiyle tarihi birden fazla kuşağa sevdiren İlber Ortaylı Hoca açılışımızda yer alıyor. Bu yıl fuarımızda, cumhuriyetimizin 100. yılına yakışan bir zenginlik var. Türkiye’nin büyüklüğünü, farklılıklarını, yayın dünyamızın sahip olduğu dinamizmi yansıtan fuarımızda 120 yayınevi, 500 yazar ve 850 etkinlik yer alıyor.  Üsküdar’ın kalbi dokuz gün boyunca kitaplarla atacak. Baktığımız her yerde kitaplar olacak. Her fuar döneminde söylediğim gibi, okumanın gücüne, erdemine inanan yediden yetmişe herkesi kitapların etrafında buluşturmaktan büyük bir mutluluk duyuyoruz. İyi ki kitaplar var.’’

9 Gün Boyuna Sayısız etkinlik 

Fuar, tüm İstanbulluları kültür ve edebiyat dolu bir yolculuğa çıkarıyor. Fuarın ilk günü Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın Tarih Boyunca Üsküdar adlı söyleşisi gerçekleştirildi. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun da yine 6 Mayıs Cumartesi günü özel söyleşide kitapseverlerle buluşacak. 

Fuarı en iyi yansıtan fotoğraf ödüllendirilecek

Fuarın en dikkat çekici etkinliklerinden biri de Fotoğraf Yarışması olacak. Fuarı en güzel yansıtan fotoğrafı çeken kitapseverleri çok özel hediyeler bekliyor. Yarışmanın 1.’si 25 adet kitap ile Nevmekan Selimiye’de 2 kişilik kahvaltı, 2.’si 100 adet kitap, özel tasarım Üsküdar Kitaplığı ile Nevmekan Selimiye’de 2 kişilik akşam yemeği, 3.’sü 50 adet kitap, Nevmekan Selimiye’de 2 kişilik akşam yemeği ödülü kazanacak. 

Göçebelerle yerleşikler çatıştı, onlarca ölü

Nijerya'da çobanlar ile çiftçiler arasındaki çatışmalarda 25 kişi hayatını kaybetti

Nijerya'nın Taraba eyaletinde hayvancılıkla uğraşan çobanlar ile çiftçiler arasında yaşanan çatışmalarda 25 kişi öldü.

Nijerya'nın Taraba Eyaleti Polis Sözcüsü Usman Abdullahi, yaptığı açıklamada, eyaletin Ussa ve Takum bölgelerinde Fulani çobanları ile Kuteb çiftçileri arasında şiddet olayları yaşandığını belirtti.

ONLARCA ÖLÜ VE YARALI VAR

Abdullahi, çatışmalarda aralarında bir askerin de bulunduğu 25 kişinin hayatını kaybettiğini, çok sayıda kişinin yaralandığını kaydetti.

Bölgeye güvenlik güçlerinin sevk edildiğini aktaran Abdullahi, barış ve güvenliği sağlamak için çalışmalar başlatıldığını ifade etti.

Nijerya'nın kuzeyi, hayvancılıkla uğraşan Fulaniler ile çiftçilik yapan bazı kabileler arasında zaman zaman şiddetli çatışmalara sahne oluyor.

Göçebe Fulaniler, çiftçilerin hayvanlarını çalmaya çalıştığını ve kendilerine saldırdığını iddia ediyor. Batı ve Orta Afrika'nın birçok ülkesine yayılan Fulaniler, yaklaşık 40 milyonluk nüfuslarıyla Afrika'nın en büyük yarı göçebe kabilesi olarak biliniyor.

DİTİB Esslingen Camii ibadete açıldı

Yaklaşık 1100 metrekare kullanım ve 550 metrekare ibadet alanına sahip olan ve aynı anda 750 kişinin aynı anda ibadet edebileceği caminin açılışına Kuran-ı Kerim okunup dualar edildi.

Almanya’nın Baden-Württemberg eyaletindeki Esslingen beldesinde yaklaşık 4 bin metrekarelik arsa üzerine inşa edilen Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) Esslingen Camisi ibadete açıldı.

Almanya’nın Baden-Württemberg eyaletine bağlı Esslingen beldesinde inşa edilen Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) Camii, ibadete açıldı.

1991 yılında kurulan, yaklaşık 4 bin metrekarelik alan üzerine inşa edilen Esslingen DİTİB Camii, yaklaşık 1100 metrekare kullanım ve aynı anda 750 kişinin ibadet edebileceği 550 metrekare ibadet alına sahip. 26 metre uzunluğunda tek minareli, zeminden 25 metre yüksekliğinde ve 25 metre çapında ana kubbeden oluşuyor. Üç kattan müteşekkil camide, çok amaçlı toplantı salonu, kütüphane ve dersliklerin yanı sıra gençlere, yetişkinlere ve kadınlara özel lokal, anaokulu sınıfı gibi hizmet birimleri yer alıyor. Geleneksel cami mimarisi ile modern mimarinin buluşmasını simgeleyen camide mihrap, minber, kürsü ve müezzin mahfili mermer oymalarla süslenmiş. Zemini özel dokuma halı ile döşenen caminin, üç halka ve Allah (c.c)'ın 99 farklı ismini simgeleyen özel tasarımlı avize ile aydınlatılıyor. Isıtma ve soğutmasının yenilenebilir güneş enerji sistemleriyle sağlanacağı camide, yaşlılar ile engelliler için iki adet asansör düşünülmüş, ayrıca 100 araçlık park yeri tahsis edilmiş.

Açılış törenine; Baden-Württemberg Eyaleti Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Bakanlığı Müsteşarı Sandra Boser, Stuttgart Başkonsolosu Makbule Koçak, DİTİB Genel Başkanı Dr. Muharrem Kuzey, YTB Başkan Yardımcısı Abdulhadi Turus, Esslingen am Neckar Büyükşehir Belediye Başkanı Matthias Klopfer, Esslingen Belediye Başkanı Faruk Bayraktar, Federal Alman Meclisi Üyesi ve hükümet eski din özgürlüğü sorumlusu Markus Gruebel, Baden-Württemberg DİTİB Dini Danışma Kurulu Başkanı Fatih Burak Mermer, Württemberg DİTİB Eyalet Bölge Birliği Başkanı İsmet Harbi, Katolik Kilisesi papazı Stefan Möhler’in yanı sıra yerel yöneticiler, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, çevre DİTİB derneklerinin başkan ve yöneticileri ile Esslingen’de ikamet eden Alman ve Türk sakinler katıldı.

Açılış töreni Esslingen DİTİB Camii din görevlileri Nurettin Pak ve Sara Koşaloğlu’nun Kur’an-ı Kerim tilavetinin ardından dernek başkanı Musa Bolat’ın selamlama konuşması ile başladı. Cami müştemilatı hakkında bilgi veren Bolat, Esslingen’in yerel yöneticilerine, belde sakinlerine ve caminin yapımında maddi ve manevi emeği geçenlere teşekkür etti. Ardından Esslingen DİTİB Camii öğrencileri, ‘Caminin Dünü ve Bugünü’ isimli tiyatro gösterisi sundu.  

Esslingen çok kültürlü zenginliğe sahiptir

Açılışta bulunmaktan dolayı duyduğu memnuniyeti ifade eden Baden-Württemberg Eyaleti Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Bakanlığı Müsteşarı Sandra Boser, “Cami projesine bir çok yerel yönetimler ve dernekler destek vermiştir. Esslingen şehrine de bu yakışır, çünkü şehrimiz her zaman çok kültürlü bir  zenginliğe sahipti ve hep böyle kalacaktır” dedi. 

Cami birlikte yaşamanın sembolü olacak

Boser, şöyle devam etti: “Esslingen şehrinde 145 ülkeden farklı inançlara ve kültürlere sahip insanlar karşılıklı saygı ve barış içinde bir arada yaşamaktadır. Ayrıca aktif ve başarılarıyla öne çıkan bir şehirdir. Bu cami de bu şehrin bir parçası olacaktır. Bir araya gelme ve buluşma yerleri olan bu cami, aynı zamanda şehrin kalbi ve birlikte yardımlaşma ve dayanışma içerisinde yaşamanın da sembolü olacaktır. Ayrıca çocukların ve gençlerin ufuklarını geliştirmelerinde, destek ve eğitim almalarında zemin hazırlayan bir mekan olacaktır. Bu vesileyle caminin yapımında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.” 

Camilerin birlikte yaşama kültürünün en güzel örnekleriyle yaşandığı mekanlar olduğunu ifade eden Stuttgart Başkonsolosu Makbule Koçak, “Bu cami Esslingen’in ve şehirde yaşayan Müslümanların ve gayrimüslimlerin ayrılmaz bir parçası haline gelecek, insanların birbirlerinin kültürlerini ve dinlerini tanıyabilecekleri, bayramları birlikte kutlayabilecekleri ve birlikte güzel zaman geçirebilecekleri bir karşılaşma ve tanışma yeri olacaktır. Camiler sadece ibadet edilen yerler değil, aynı zamanda sosyal kaynaşma mekanları olarak da hizmet veren mekanlardır“ dedi. 
Türkiye’de yaşanan depremin ardından Baden-Württemberg eyaletinin neredeyse tüm şehirlerinde duaların edildiği ve anma etkinliklerin düzenlendiğini de dile getiren Koçak, “Birçok kasabada dayanışma duaları yapıldı ve pazar yerlerinde dayanışma stantları kuruldu. Türk toplumu, dernek ve cemiyetler, Alman dostlarımızla birlikte deprem bölgesinde öncelikli yardım malzemelerinin ulaştırılması için gece gündüz çalıştılar. Yaraların sarılması için destek veren herkese minnettarız. Bu vesileyle Esslingen Camii’nin yapımında emeği geçenlere tebriklerimi sunuyor, caminin nice dostane karşılaşmalara ev sahipliği yapacağını, toplumsal barış ve huzura hizmet ederek İslam dininin barış, sevgi ve hoşgörü mesajını en iyi şekilde temsil edeceğinden şüphe duymuyorum. Hayırlı uğurlu olsun” diye konuştu.  

Bu cami birlikte yaşamanın nişanesidir 

Esslingen şehrine zenginik katacak caminin açılışında bir araya geldiklerini dile getiren Esslingen am Neckar Büyükşehir Belediye Başkanı Matthias Klopfer, “Farklı kültürlerin bir araya gelmesinde merkezi rol üstlenen bu caminin açılışında bulunmaktan mutluluk duyuyorum. Caminin yapımına yerel yöneticiler, şehir sakinleri ve kiliseler büyük destek verdiler. Bu cami şehirde yaşayan sakinlerin camisidir, aynı zamanda birlikte yaşamanın da nişanesidir. Esslingen DİTİB Camii gençlik birliği, belediye gençlik halkasının bir üyesidir ve bu alanda da başarılı çalışmalar gerçekleştirmedir. Bu cami Esslingen’de huzur ve beraberlik içinde yaşama adına bir milat, aynı zamanda tolerans, hoşgörü ve anlayış içinde birlikte yaşamın da bir anlamıdır. Belediye Başkanı olarak, caminin yapımında emek veren herkese kalbi teşekkürlerimi sunuyor, caminin iyiliklere, güzelliklere vesile olmasını diliyorum” dedi.

Federal Alman Meclisi Üyesi ve hükümet eski din özgürlüğü sorumlusu Markus Gruebel, Esslingen Belediye Başkanı Faruk Bayraktar, Baden-Württemberg DİTİB Dini Danışma Kurulu Başkanı Fatih Burak Mermer ve Katolik Kilisesi papazı Stefan Möhler de, karşılıklı saygıyı artırmak, ön yargıyı kırmak adına inşa edilen caminin yapımında emek veren hayırseverlere ve yerel yetkililere teşekkür etti. 

Camiler ortak geleceğin köprüsüdür

Camilerin toplanma, konuşma, tanışma, fikir alışverişinde bulunma yerleri olduğuna vurgu yapan DİTİB Genel Başkanı Dr. Muharrem Kuzey, “Esslingen şehrinde caminin yapımı için destek veren yerel idarecilere ve şehrin sakinlerine öncelikle şükranlarımı sunuyorum. Yarım asrı aşkın süredir bu ülkede deneyim, bilgi ve birikimine sahip olan DİTİB teşkilatı ve onun bir şubesi olan bu cami derneğimiz, köprü vazifesinden öte ortak geleceğe yol gösteren bir eserdir. Gerek Esslingen gerekse Almanya için, herkes için bir kazanımdır. Almanya’nın en büyük Müslüman dini cemaati olarak DİTİB, daima insanların ve toplumun tamamının refahını ve huzurunu gözeten bir kurumdur. 40 yıllık dernek geçmişi, deneyim ve bilgi birikimi ve yarım asrı aşkın süredir bu ülkede kök salmış ve inanç, kültür ve deneyim bakımından zengin bir çalışma ve hizmet alanına sahiptir. Gerek Esslingen gerekse Almanya için, herkes için bir kazanım ve temeldir. Bu külliyenin inşaasından bugüne gelinceye kadar destek sunun, yardımlarını esirgemeyen herkese teşekkür ediyorum” diye konuştu.

DİTİB Genel Başkanı Dr. Muharrem Kuzey, caminin yapımı ve hayata geçirilmesinde emeği geçenler adına dernek başkanı Musa Bolat’a plaket takdim etti.

Konuşmaların ardından Esslingen DİTİB Camii’nin açılış kurdelesi dualar eşliğinde kesildi. Tören, caminin davetliler tarafından gezilmesiyle sona erdi.
 

"Erdoğan ülkesi için olağanüstü işler yaptı"

Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğini değerlendirdi. Rama,"Seçimlerdeki sonuçlardan bağımsız ve bu tartışmaya hiç girmek istemiyorum ancak benim düşünceme göre Cumhurbaşkanı Erdoğan ülkesi için olağanüstü bir iş yaptı, Türkiye’yi çok değiştirdi" dedi.

Yunanistan’daki Delphi Ekonomi Forumunda konuşan Rama, Türkiye, Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülkesinin Avrupa entegrasyon süreci, Yunanistan ilişkileri olmak üzere bölgesel ve diğer konulara değindi.

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ülkesi için olağanüstü bir iş yaptığını vurgulayan Rama, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Seçimlerdeki sonuçlardan bağımsız ve bu tartışmaya hiç girmek istemiyorum ancak benim düşünceme göre Cumhurbaşkanı Erdoğan ülkesi için olağanüstü bir iş yaptı, Türkiye’yi çok değiştirdi. Elbette ki tartışmalı bazı şeyler var, ancak tartışmadan önce şunu söylemeliyim ki özellikle AB’nin Türkiye’ye yönelik gösterdiği davranışı tartışmalıdır. Türkiye’ye ‘(AB’ye) Kabul edilmek için reform yapmalısınız’ denildiği bir zamanda gerçekleşen şey bunun tam tersiydi; Türkiye acımasızca kapının ardında bırakıldı.

Ardından darbe girişimi, Erdoğan’ın kendini terk edilmiş hissettiği olağanüstü bir etkiye sahip çok çok kritik bir andı. Yani karmaşık bir şey. Ancak bir şey inkar edilemez, Erdoğan'la veya Erdoğan'sız Türkiye Avrupa’nın güvenliği için çok önemli. AB, Türkiye'yi gerçekten çok ciddiye almalı."

Arnavut Başbakanı Rama, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dostu olduğunu da söyledi.

"Kosova ile Sırbistan arasındaki ilişkiler hiç olmadığı kadar iyi"

Ülkesinin Yunanistan ile ilişkilerine de değinen Rama, bunu zirvede olarak nitelendirdi.

İki ülke arasında yakın çalışıldığına işaret eden Rama, "Yunanistan, çok önemli bir partner ve Avrupa Birliği ile müzakereler söz konusu olduğunda stratejik bir partner konumunda. Bizim için güçlü bir destekti. Aynı şekilde isim sorunu veya buna bağlantılı meselelerin çözümüyle Kuzey Makedonya’ya da güçlü bir destek verdi." diye konuştu.

Kosova ile Sırbistan arasındaki diyalog sürecine de değinen Rama, iki ülke arasındaki bu meselenin halen büyük bir mesele olduğunu, bu meselenin çözümüyle "çok kan ve çatışmadan" oluşan faslın sonsuza kadar kapanması anlamına geldiğine dikkati çekti.

Bu meseleyi çok önemli ve stratejik olarak nitelendiren Rama, Kosova ile Sırbistan arasındaki ilişkilerin şimdi olduğu kadar hiçbir zaman bu kadar iyi olmadığını söyledi.

Rama, "Arnavutluk, Kuzey Makedonya ve Karadağ olmak üzere NATO üyesi 3 ülkemiz var, ancak Arnavutluk’ta hiç Rus etkisi olmazken Karadağ ve Kuzey Makedonya rahatsız edici bir Rus etkisi bulunuyor. Öte yandan, Sırbistan, Bosna Hersek ve Kosova var. Kosova aynı Arnavutluk gibi tamamıyla ABD ve BE ile aynı çizgide uyum içerisindedir, Rus etkisi yoktur, ancak Sırbistan ve Bosna’da çok Rus etkisi bulunmaktadır." diye konuştu.

Sudan'da can kaybı 400'ü aştı

Sudan Doktorlar Sendikası, ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında 15 Nisan'dan bu yana yaşanan çatışmalarda 411 sivilin öldüğünü bildirdi.

Ordu ile HDK arasındaki ateşkese rağmen farklı bölgelerde çatışmaların sürdüğü belirtilen açıklamada, bugüne kadar 2023 sivilin yaralandığı, 411 sivilin yaşamını yitirdiği kaydedildi.

Sudan’da çatışmalar, 15'inci gününe girdi.

Çatışmalar, başkentte Cumhurbaşkanlığı Sarayı ve Ordu Genel Komutanlığı çevresinde yoğunlaşırken başkentin güneyindeki farklı mahallelerde de ateşkes ihlal ediliyor.

Sudan’da taraflar, ABD’nin 28 Nisan’dan itibaren 72 saatlik yeni ateşkes çağrısına uyacaklarını açıklamıştı.

ABD'deki Türk vatandaşları sandık başına gidiyor

ABD'de, Türkiye'deki Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Seçimleri için 9 farklı noktada oy verme işlemi başladı.

Türkiye'de 14 Mayıs'ta yapılacak Cumhurbaşkanı Seçimi ve 28. Dönem Milletvekili Seçimi için ABD'deki seçmenler sandık başına gidiyor.

Seçmenler, 29 Nisan-7 Mayıs'ta Washington Büyükelçiliği'nin yanı sıra New York, Boston, Chicago, Los Angeles, Miami ve Houston Başkonsolosluklarında 09.00-21.00 saatlerinde oy kullanabilecek.

New York Başkonsolosluğu görev bölgesinde Türkevi'nin yanı sıra New Jersey ve Long Island'da ise 29 Nisan-1 Mayıs'ta 09.00-18.00 saatlerinde oy kullanma işlemi için ilave sandık merkezleri bulunacak.

Cumhurbaşkanı Seçimi'nin ikinci tura kalması halinde 28 Mayıs Pazar günü yapılacak ikinci tur için belirtilen temsilciliklerde 20-24 Mayıs'ta oy kullanılabilecek.

ABD genelinde 134 bin 246 seçmen buluyor.

Unutulmuş bir zafer: Kut-ül Amare

Emre Gül/ Dünya Bülteni - Tarih Dosyası

Osmanlı İmparatorluğu’nun, Birinci Dünya Savaşı’nda savunma yapmak durumunda kaldığı cephelerden biri de bölgede bulunan petrol yatakları sebebiyle İngiltere’nin hedefi haline gelen Irak oldu. İşgal hazırlıklarına Eylül 1914’te başlayan İngiltere, Bahreyn adalarında topladığı Hintli ve İngilizlerden müteşekkil Irak Sefer Kuvvetleri’yle 22 Kasım 1914’te Basra’yı işgal etti. General John Nixon komutasındaki bu kuvvetlerin saldırısıyla, yaklaşık dört yüz yıl Osmanlı hâkimiyetinde kalan Irak’ta planlı bir şekilde ilerlemeye başlayan İngiliz-Hint birliklerini durdurmak için Süleyman Askeri Bey görevlendirildi. Yeterli miktarda askerin bulunmadığı cephede, Trablusgarp’ta olduğu gibi yerli Arap milislerle örgütlenmeye çalışan Süleyman Askeri Bey, Basra’ya yapılan Şuaybe hücumunda mağlup olunca intihar etti. Bu sırada Nasıriye ve Amare’yi ele geçiren İngilizlerin başında, gelecekte Mondros Mütarekesi için İngiltere ile Osmanlı Devleti arasında arabuluculuk yapacak olan General Charles Townshend vardı.

Kendisi ilerlemeyi tehlikeli görmesine rağmen bir an önce Bağdat’ın ele geçirilmesini lüzumlu gören üstlerinin emriyle harekata devam eden General Townshend, 29 Eylül 1915’te Kutü’l-Amare’ye girdi. Osmanlı kuvvetleri ise geri çekilerek Albay Sakallı Nurettin Bey komutasında “Selman-ı Pak”ı tahkim etmeye başladı. Tahkimat sürerken cepheye Enver Paşa’nın amcası Mirliva Halil Paşa’nın bir kolorduyla gelmesi, kötü gidişatı tersine çevirdi ve General Townshend, 4500’den fazla kayıp vererek Kutü’l-Amare’ye ricat etti. Dicle Nehri sahilindeki bu kasaba coğrafi konumu sebebiyle İngiliz-Hint ordusu için adeta bir kapandı. Burada mevzilenmekten başka çaresi kalmayan General Townshend,  kasabayı tahkim ederken, Mirliva Halil Paşa ise kuşatma çemberini kapatmak için birliklerine manevra emri verdi.

Düşmanın içinde bulunduğu durumun farkında olan Mirliva Halil Paşa, çemberi kapattığı sırada İngilizlere teslim olmaktan başka çareleri olmadığını bildirdi. Bu teklifin reddedilmesi üzerine de 7 Aralık 1915’ten, 29 Nisan 1916’ya dek sürecek olan 143 günlük Kut Kuşatması başladı. Kuşatma hattını yarmak için girişimlerde bulunan General Townshend, sadece Osmanlı askerleriyle değil kendi ordusu içinde meydana gelen sorunlarla da mücadele etmek zorunda kaldı. Çünkü 6.Tümenin içinde bulunan Hintli askerler, özellikle Müslüman Patanlar din kardeşleri olan Türklere karşı savaşmak istemedikleri için disiplin sorunlarına, firarlara ve isyanlara sebep olmaktaydı. Bildiriler yazdırarak Müslüman askerleri Halifenin ordusuna katılmaya teşvik eden Mirliva Halil Paşa, gayri Müslim askerleri de İngiliz emperyalizmi üzerinden isyana davet etti.

Bu sırada, Basra üzerinden gelecek İngiliz kuvvetlerini durdurmak için gerekli tedbirler alınırken Başkumandanlık Genel Karargâhı İran, Irak ve Musul’daki kuvvetlerden müteşekkil iki tümeni VI. Ordu haline getirerek Alman Mareşal Von Der Goltz Paşa’nın emrine verdi. Cephe Grup Kumandanlığı’na ise Mirliva Halil Bey atandı. İngiliz Komutanlığı ise Townshend kuvvetlerini kurtarmak için General Fenton Alymer’le bazı girişimlerde bulundu ise saldırılar püskürtüldü. 22 Mart 1916’ya gelindiğinde Times Gazetesi, Townshend’ın durumunun son derece tehlikeli olduğunu yazmaktaydı.

Hem Kut'ül-Amare’deki hem de onlara yardıma gönderilen İngiliz ordularının ağır zayiatlarla neticelenen başarısızlığı, Kut'ül-Amare’de erzakın azalmasına bağlı olarak açık ve hastalıklara neden oldu.  Sebze, meyve ve konservelerin tükenmesi üzerine önce öküzler yendi. Bunlar da bitince İngiliz askerleri at ve katırları yemeye başladılar. Dini inançları gereği bunları yemeyerek aç kalan Hintli askerlerin sağlığı ise günden güne kötüleşti. General Townshend, Hintlilere at eti yedirebilmek için Hindistan’daki İngiliz yetkililerden at eti yemenin caiz olduğuna dair dini liderlerden fetvalar alırdı ancak at eti yemeyi reddeden Hintli askerler güçten düştüler.

Kut'ül-Amare’de savaşan İngiliz askerlerinden Lan Martin de yazdığı mektuplardan birinde bu durumu: “İlk atı yaklaşık 3 hafta önce kestik. O günden beri günde 20 tane kesiyoruz. Etimiz vardı ama et değildi. At kıyması, çömlekte pişmiş at çorbası, tıka basa at eti. İngiliz askerleri katır veya at eti yemeyi reddeden Hint taburlarından daha iyi dayanıyor.” şeklinde anlatmaktaydı. Bu durum gazeteler aracılığı ile Osmanlı kamuoyunca da dikkatle takip edilmekteydi. Örneğin Tercüman-ı Hakikat Gazetesi, Times Gazetesi’ne dayanarak: “Times Gazetesi Irak’taki vaziyet hakkında neşr olunan  son işarat-ı resmiden bahisle Dicle havalisindeki  İngiliz kavası vaziyetin birçok endişelere bais olduğunu itiraf eylemektedir. Aynı gazete, Iraktaki İngiliz heyet-i seferiyyesinin idaresindeki yolsuzluk ve intizamsızlık hakkında bir makale neşr edip diyor ki: “Dicle ile Fırat arasındaki sahne-i harekattan pek acı şikayetler aldık. Bilhassa Hükümet-i Hindiyye memurlarından pek ziyade şikâyet ediyorlar. İhtiyacat-ı harbiyyenin teşkilatı ve tedariki mesuliyeti hususunda memurin-i Hindiyye, Londra Harbiye Nezareti’yle müşterektir.

Bize vaki olan ihbarat ve şikayat, sıhhiyenin tamamiyle iflas eylediğini isbat ediyor. Ağır mecruh zabitler ve askerler iki üç gün bakılmaksızın kalmaktadır.  Mecruhların yaraları ancak iki üç gün sonra tedavi-i iptidaiye nail olmaktadır. Dicle’den aşağı inen vapurlar mecruhlar ile dolu bulunmaktadır. (Bombay)a gelen mecruhların ahvali son derecede fenadır. Bardaktan boşanırcasına yağmakta olan yağmurlardan yaralar tefessüh etmektedir.

Bu ahval-i fecianın bütün mesuliyeti Hindistan İdare-i Sıhhiyesi’ne aid bulunur. Bilhassa Irak muharebatının safahat-ı ahiresi Hint İdare-i Sıhhiyesi’ni büsbütün ezmiştir. Parlamento azasından Malcolm yazmış olduğu mektupta diyor ki: “Irak sahne-i harbindeki İngiliz ordusunun ahvali pek feci olduğu ihbar ediliyor. Askerin iaşesi ve elbas-ı hususatı büsbütün noksan olup ahval-i sıhhiyesi son derecede şayan-ı endişedir. Binlerce mecruhu ancak üç tabib müdavat ediyor. Sargı levazımı mefkud bulunuyor. İbtal-i his edilmeksizin ameliyat-ı cerrahiye icra edilmektedir. Beş yüz mecruh tek bir hasta bakıcının taht-ı nezaretindedir. Yalnız birkaç Hintli hamal, hasta bakıcıya muavenet etmektedir.  Ayağından mecruh olan bir zabit on sekiz gün bakılmamış ve sargısı değiştirilememiştir. Hükümetin bu ahval-i feciaya dair derhal izahat vermesini talep ederim. Hükümet Irak’taki umur-ı sıhhiyenin Hükümet-i Hindiyeye aid olduğunu temin ederek kabahati kendi üzerinden atamaz. Mademki İngiltere Hükümeti, İngiliz evladını Irak’a göndertiyor. Bunlara bakılmamasından dolayı kendisi mesuldür.” Şeklindeki haberleri okuyucularına duyuruyordu.

Bu kötü durum İngiliz komuta kademesinde değişikliklere ve İngiliz kamuoyunda tepkilere neden olurken, hala kendisine yardım geleceği ümidinde olan General Townshend, Halil Paşa’nın yaptığı ikinci teslim teklifini: “Türkler muharebe sırasında daima iyi asker ve necip insanlardır fakat ben henüz teslim olmayı düşünmüyorum” diyerek reddetti. İngiliz karargahı her şeye rağmen kuşatma altındaki kuvvetlerine cephane ve yiyecek ikmali yapabilmek için daha önce denenmemiş yollara başvurmaya başladı. Dünya savaş tarihinde ilk defa olarak 15-29 Nisan 1916 arası Short 184 tipi 225 beygirlik deniz uçakları ile havadan yardım yapmaya çalıştı. Kuşatma altındaki İngiliz ordusu için son yardım girişimi ise 12 Nisan 1916 gecesi Felahiye’den gönderilen 270 ton erzak ve çeşitli silahlar ve üç makineli tüfeğin, kaptanı ve mürettebatıyla birlikte etkisiz hale getirildiği “Julnar Vapuru” yla yapıldı. Irak’ta uğradığı son hezimet üzerine İngiliz Genel Komutanlığı, Kutü’l-Amare’de Halil Paşa ordusu tarafından tecrid ve muhasara edilmiş olan İngiliz askerinin kurtarılması için artık ümit kalmadığından  General Townshend’e başının çaresine bakmasını emretti.

Teslim şartları için görüşmelere başlayan General Townshend,ordusunu kurtarmak için son bir hamle olmak üzere Mirliva Halil Paşa tarafından latife olarak telakki edilen bir rüşvet teklifinde bulundu.  Bu teklif İngilizlerin ünlü casusu Arabistanlı Lawrence, tarafından ikinci kez tekrarlandı ise de reddedildi. Halil Paşa’ya yapılan rüşvet teklifi Tercüman-ı Hakikat Gazetesi’nde: “Townshend’in kurtulmak için ettiği teklif” başlığıyla ve “General Townshend, ordusuyla beraber  serbestçe çıkmasına  müsaade edilmek şartıyla Kutü’l-Amare’nin teslimini teklif ve buna mukabil ne kadar topu varsa bunları ve nakit olarak bir milyon lira vereceğini vaad etmiş ise de bu gülünç teklif bi’t-tabi derhal reddedilmiştir.” Satırlarıyla Osmanlı kamuoyuna duyuruldu.

Neticede General Townshend, İngiliz Karargâhı’na gönderdiği telgrafla onay aldıktan sonra ordusuyla birlikte 29 Nisan 1916’da kayıtsız şartsız teslim oldu. Yerli ve yabancı basında geniş yankı uyandıran zafer, Tercüman-ı Hakikat Gazetesi’nde “İngilizlerin Tarihi En Büyük Felaketi” başlığıyla manşet oldu. “Kutü’l-Amare’de mahsur bulunan 13000 mevcutlu General Townshend ordusunun bugün esir-i harb olarak teslim alınmaya başlandığı Başkumandanlık Vekalet-i Celilesi’nden işar olmağla ahali-i muhteremeye ilan olunur. Türk ordusu bugün Osmanlı bayrağını yine yeni bir şan ve şerefle ila etti. Birkaç günden beri İngiliz menabiinden gelen haberlerde İngilizlerin memleketleri efkâr-ı umumiyyesini Kutü’l-Amare’nin sukutuna hazırlandıklarını ihsas ediyordu.  İngilizlerin korktuğu ve bizim büyük bir atşanla beklediğimiz bu akıbet nihayet tahakkuk etti.  Ve Çanakkale’de Türk süngüsünün acısını çeken İngilizler bu defa da Irak’ta yine aynı elemi fakat bu defa daha vasi bir mikyasda his ettiler. Yekdiğerini takib eden bu hezimetler artık İngiliz necm-i ikbalinin sönmek üzere olduğunu vazıhan gösteriyor.”Şeklinde haber olan zafer, yurt içinde olduğu kadar yurt dışında da sevinçle karşılandı ve başta Almanya İmparatoru olmak üzere, Avusturya Kralı, Saksonya Kralı gibi müttefik devlet başkanlarından tebriknameler geldi. Hatta Kutü’l-Amare muzafferiyeti üzerine Viyana şehri Türk bayraklarıyla donatıldı.

Gölgede kalan ve hatta biraz da unutulan bu zafer, “Britanya tarihinin en aşağılık şartlı teslimi” olarak hafızalarda yer edindi.  Burada uğradığı hezimeti hiçbir zaman unutmayan General Townshend hatıralarına “İngiltere Hükümeti bana bir ay dayandığım takdirde kurtarılacağımı vaat etmişti, ben beş ay dayandım ve fakat ne yazık ki verilen söz tutulmadı… Kut-ül-Amare ve Cehennem eğer benim olsaydı, herhalde Kut-ül Amare’yi satar, Cehennemi muhafaza ederdim” derken, İngiliz askerlerinden William Spackman, “Herkes kahrolmuştu. Korkunç bir değersizlik hissi veren o teslim olma sabahını asla unutmayacağım. Teslim olmanın melankolik işlerini yapmaya başladık. Zavallı topçular gururla baktıkları silahlarını parçalara ayırırken bazıları gözyaşlarını tutamıyordu. Türkler öğleyin geldiler ve mevzileri devraldılar. Babil’in sularının kenarında oturduk ve ağladık.” Diye yazdı. Kuşatmayı bizzat yaşamış İngiliz subayları ise yıllar sonra İngiltere’de “Kut Cemiyeti”ni kurdular.

Kaynaklar:

Kut, H., Bitmeyen Savaş, 7 Gün Yayınları, İstanbul.

Atatürk Araştırma Merkezi, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, c.1, 3.baskı, Ankara.

Townshend, C.V.F., Irak Seferi ve Esaret, Yeditepe Yayınevi, İstanbul.

Sakin, S., (2008) “Birinci Dünya Savaşı’nda Irak Cephesi’nde Osmanlı Devleti ile İngiltere Arasındaki Çarpışmalar(1915)”, Akademik Bakış, c.2, S.3, İstanbul, s.133-152.

Karakaş, N., “Britanyalıların Gözüyle Sina-Filistin Cephesi’nde Türk Askeri”, Tarih İncelemeleri Dergisi, c. XXVII, S.2, İstanbul, s.403-425.

Üzen, İ., “Türklerin Kut’ül-Amare Kuşatması Sırasında İngiliz Ordusunda Bulunan Hintli Askerlerin Tutumu(Aralık 1915-Nisan 1916)” Akademik Bakış, c.2, S.3, İstanbul s.81-102.

(18 Mart 1916), (21 Mart 1916), (22 Mart 1916), (22 Nisan 1916), (25 Nisan 1916), (26 Nisan 1916), (29 Nisan 1916), Tercüman-ı Hakikat.

Danişmend, İ. H., İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, c.4, 2.baskı, Doğu Kütüphanesi Yayınları, İstanbul.

Harp Mecmuası, (1334), S. 12,İstanbul, ss. 192.

Tarihte bugün neler oldu? Tarihte 29 Nisan günü olaylar nelerdir?

Tarih Dosyası / Dünya Bülteni

GÜNÜN OLAYI  

Irak Cephesinde ‘’Kut’ül Amare Savaşı’’ Kazanıldı (1916)

Irak Cephesinde Bağdat’a doğru ilerlemek isteyen İngiliz kuvvetleri Osmanlı Kuvvetleri tarafından Kut’ül Amare’de kuşatıldı.  Kuşatma sonrası İngilizler başlarında bulunan komutanları General Towshend’le birlikte 29 Nisan 1916’da teslim olmaktan başka çare bulamadılar. Bu olayda İngiliz komutanla birlikte yaklaşık 18000 İngiliz askeri esir alınmışlardı. İngilizlerin Irak Bölgesinde ilerleyişi bir süre durdurulmuş oldu. Bu muharebenin komutanı Enver Paşa’nın kendisinden bir yaş küçük amcası Halil Kut’tur.

GÜNÜN ÖNEMLİ OLAYLARI

Cezayir Dayısı Fransız Elçisinin Yüzüne Yelpaze İle Vurdu (1827)

Cezayir dayısı İzmirli Hasan Paşa Fransızlardan alacaklarının ödenmemesi üzerine bu ülkeye karşı tavır almıştı. Fransızlar anlaşmazlığı körükleyecek davranışlar içerisine girmişler ve sorunun iyice büyümesine yol açmışlardı. Sonunda Dayı İzmirli Hasan Paşa Fransız elçisi ile görüşme esnasında sinirlerine hakim olamadı ve 29 Nisan 1827 tarihinde Fransız elçisinin suratına yelpaze ile vurdu. Bu olayı bahane eden Fransızlar Cezayir’e savaş ilan ettiler. Cezayir’in Fransızlar tarafından işgali ile sonlanan süreç böylece başlamış oldu. 

İttihatçılar Yıldız Sarayını Yağmaladılar (1909)

Sultan II.Abdülhamit’in tahttan indirilip Selanik’e gönderilmesinin ardından Yıldız Sarayı 29 Nisan 1909’da İttihatçıların ve Hareket ordusu mensuplarının yağmasına maruz kaldı. Yağmalanan sarayda bulunan önemli belgelerde bu olay sırasında yok edildi. 

Hıyanet-i Vataniye Kanunu Kabul Edildi (1920)

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne karşı isyanların yaygınlaştığı bir dönemde 29 Nisan 1920 tarihinde milletvekili Mehmet Şükrü Bey’in önerisi ile Hıyanet-i Vataniye Kanunu kabul edildi. Bu kanunun amacı TBMM etrafında örgütlenmeyi ve birleşmeyi sağlamaktı. Ayrıca TBMM’nin otoritesinin artırılması amaçlanmıştı.

Doğu Türkistan’ın Milli Kahramanı Osman Batur’u Çinliler Şehit Etti (1951)

Osman Batur Altay Kazak Türklerinden olup Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı için Ruslar ve Çinlilerle mücadele etmiş bir direnişçiydi. Doğu Türkistan Türklerinin milli kahramanı Osman Batur 29 Nisan 1951 tarihinde Çinliler tarafından işkenceler ile şehit edildi. esir alındıktan sonra Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi sokaklarında dolaştırılmış göstermelik bir mahkemede yargılanıp suçlu ilan edilerek katledilmiştir.

Los Angeles Ayaklanması Çıktı (1992)

ABD Los Angeles şehrinde dört polisin bir zenci genci dövmesi olayının kamera kayıtlarının televizyonda yayınlanması üzerine oluşan kamuoyu sonucu polislerin yargılanmasına karar verilir. Yargılamanın beraatla sonuçlandığının duyulması üzerine29 Nisan 1992 tarihinde bir kısım kişiler gösteri yapmak istediler. Üzerlerine çok sayıda polis sevk edilince büyük bir halk tepkisi oluştu. Üç gün süren 50’ye yakın insanın öldüğü ve bir çok işyerinin tahrip edildiği bir isyan yaşandı.

1916    Halil Paşa komutasındaki 6. Ordu, Irak’ın Kut’ül Ammare kasabasında İngiliz Mezopotamya ordusunu teslim aldı.

1939    Türk güreşçileri Yaşar Doğu ve Mustafa Çakmak 66 ve 87 kilolarda Avrupa ikincisi oldular.

1945    Sovyet tankları Berlin'e girdi.

1949    Sabahattin Ali’yi öldüren Ali Ertegin’in yargılaması başladı.

1951    Dünya Serbest Güreş Şampiyonası'nda Türkiye 1. oldu.

1960    Ankara ve İstanbul'da üniversiteler 1 ay süreyle kapatıldı.

1971    Çetin Altan ve İlhan Selçuk 9 Mart 1971 darbe teşebbüsü ile ilgili olarak sorgulanmak üzere gözaltına alındılar.

1972    Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay hükümeti kurma görevini eski başbakanlardan Suat Hayri Ürgüplü'ye verdi.

1979    İstanbul'da 1 Mayıs için sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

1979    Süleyman Demirel, Türkiye Muhtarlar Federasyonu'nun 5. Genel Kurulu'nda "Türkiye Muhtarbaşı" seçildi.

1979    Yönetmen, oyuncu ve yapımcı Muhsin Ertuğrul, öldü.

1980    İngiliz sinema yönetmeni Alfred Hitchcock, öldü.

1980    1 Mayıs'ın yasaklandığı il sayısı 30'a yükseldi.

1981    Ankara Sıkıyönetim Askeri Savcılığı, MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş hakkında idam istemiyle dava açtı.

1988    İçişleri Bakanı Mustafa Kalemli, "Türkiye'nin 1 Mayıs diye bir bayramı yoktur" dedi.

2004    Oldsmobile son otomobilini üretti. Şirket tam 107 yıldır otomobil üretimi yapıyordu.

2005    Suriye, 29 yıl sonra Lübnan'dan tamamen çekildi.

2007    İstanbul'da, Çağlayan Mitingi düzenlendi.

2009    1997 yılında milyonda bir görülen ALS hastalığına yakalanan Milli Futbolcu Sedat Balkanlı, öldü.

Rus tehdidi bahane silah ticareti şahane

İngiltere Başbakanı Rishi Sunak, Polonya'ya 1,9 milyar sterlinlik (yaklaşık 2,4 milyar dolar) hava savunma sistemleri ihracatı yapmak üzere anlaşma imzalandığını duyurdu.

Sunak, Avrupa'nın güvenliği için iki ülke arasındaki anlaşmanın bir dönüm noktası niteliğinde olduğunu belirterek, "Bu 1,9 milyar sterlinlik anlaşma, Avrupa hava savunmasını güçlendirmenin yanı sıra, ekonomiyi büyütme taahhüdünü de yerine getirmeyi ve ülkede daha iyi ücretli iş imkanlarının oluşmasını destekleyecek.

(İngiliz füze sistemleri şirketi) MBDA'nın Polonya'ya ihraç edeceği İngiliz tasarımı Ortak Hava Savunma Modüler Füzeleri (CAMM), ordu ve Kraliyet Donanması'nın da kullandığı en yeni nesil hava savunma sistemi." ifadelerini kullandı.

Sistemin 25 kilometre uzaklığa kadar olan gelişmiş hava ve füze hedeflerini angaje edebildiğini kaydeden Sunak, bu anlaşmanın MBDA bünyesinde ülkede 500 istihdam yaratacağını söyledi.

Sunak, Rusya-Ukrayna savaşından beri Avrupa-Atlantik savunmasını güçlendirmede önemli bir rol oynadıklarını ve anlaşmanın müttefikleriyle birlikte gelecek nesiller için güvenliği korumaya bağlı olduklarının bir göstergesi olduğunu dile getirdi.

İngiliz hükümetinin açıklamasına göre, söz konusu anlaşma NATO'da türünün en büyük ikili Avrupa hava savunma sistemleri anlaşmalarından biri ve İngiltere ile Polonya arasındaki yakın iş birliğinin zirve noktası.

Anlaşma kapsamında, Polonya'ya 22 adet CAMM ve fırlatıcılar sağlanacak.

e-Nabız satıldı mı? e- Nabız Katar'a mı satıldı?

e-Nabız satıldı mı, Katar'a mı satıldı sorusu aslında sorunun kendisi kadar abesle iştigaldir. Yani gereksiz bir işle meşgul olmak anlamındaki bu tarihi veciz sözün tam da anlam bulduğu bir durum yaşanıyor. e-Nabız'ın Katar'a satıldığını söylemek, içindeki vatandaşlık bilgileriyle birlikte başka bir ülkeye devredildiğini ileri sürmek kendi başına bir garabet iken buna inanmak da ayrı bir vahamettir. Peki, e-Nabız Katar'a satıldı mı? İşin aslı nedir?

e-NABIZ SATILDI MI? KATAR'A MI SATILDI?

e-Nabız'ın Katar'a satıldığını söylemek, bütün devlet kurumlarında kullanılan Microsoft'un Türkiye'ye tamamen satıldığını söylemekle aynı şeydir. Hatta şöyle ki, Microsoft'un bütün Amerikalıların vatandaşlık bilgileriyle birlikte Türkiye Cumhuriyeti'ne satıldığını söylemekle aynı şeydir. 

Öncelikle e-Nabız nedir? Ona bir bakalım: e-Nabız, Sağlık Bakanlığı tarafından geliştirilen ve sağlık verilerinin elektronik ortamda tutulduğu bir sistemdir. Bu sistem sayesinde, vatandaşlar kendi sağlık bilgilerine internet üzerinden erişebilir ve takip edebilirler. Ayrıca, sağlık hizmeti sunan kurumlar da bu sistem aracılığıyla vatandaşların sağlık verilerine erişebilirler. e-Nabız sistemi ile vatandaşların sağlık kayıtları, muayene ve tetkik sonuçları, reçeteleri, aşı bilgileri, kronik hastalık takibi gibi sağlıkla ilgili pek çok bilgi saklanır. Bu sayede, sağlık hizmetleri daha etkili ve verimli bir şekilde sunulabilir ve sağlık verilerinin güncelliği ve doğruluğu korunabilir.

Yaşanan durumun aslı şudur: 

e-Nabız uygulamasını geliştiren firma, yazılımı aynı şekilde Katar'a da satmak istemiş. Türkiye'nin kullandığı yazılımın aynısını Katar da kendi sistemine uygulayarak kullanmak istemiş. Tabii ki parasını ödeyerek. Dünyanın bütün ülkelerinde bütün yazılım firmaları istedikleri ülkelere veya şirketlere bedelini almak karşılığında istediği şekilde hizmet edebilir. 

Burada yaratılmak istenen algı ise, Sağlık Bakanlığının bünyesinde bulunan e-Nabız uygulamasının yani vatandaşların bütün sağlık bilgilerinin bulunduğu e-Nabız portalının Katar'a satıldığıdır. Her şey bir kenara, Katar, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının sağlık bilgilerini alıp ne yapacak? Mesela Ayşe teyzenin hangi doktorda ayda kaç kez muayene olduğu, hangi hastalıkları olduğu ve hangi ilaçları kullandığı konularıyla Katar neden ilgilensin? 

Aslında e-Nabız yazılımının Katar'a satılıp satılmadığı veya satılmak istenmesi durumu hakkında net bir bilgi de bulunmuyor.

Muhalif medyada yer alan haberlere göre; e-Nabız ilk geliştiren firma ile daha sonra onu silbaştan geliştirdiğini savunan firma arasında "telif" tartışması yaşanmış ve durum mahkemeye taşınmış. İddiaya göre ilk firma, yazılımı kendi yazılımıymış gibi Katar'a satmak isteyen ikinci firmaya dava açtı. Firmalar ve Sağlık Bakanlığı açılan davada taraflar şeklinde yer aldı. 

İkinci firma, yazılımı sil baştan yarattığını ve bütün haklarının kendisine ait olduğunu ve istediği kişi veya kuruma satabileceğini söylüyor. İlk firma ise bütün hakların kendisine ait olduğunu ileri sürüyor. 

Durum bundan ibaret iken yazılımın Katar'a satılmak istendiğine dair hiçbir somut bilgi veya belge de ortada yok.

Erdoğan hasta mı? Erdoğan'ın hastalığı nedir, sağlık durumu nasıl?

Erdoğan hasta mı, hastalığı nedir soruları günün en çok sorulan soruları arasında yer alırken, canlı yayında rahatsızlanan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın sağlık durumunun nasıl olduğu da merak ediliyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kanal 7 ve Ülke TV ortak yayını esnasında bir anda rahatsızlanmış ve canlı yayın yarıda kesilmişti. Daha sonra yayın kaldığı yerden devam ederken Cumhurbaşkanı Erdoğan yaşananlarla ilgili açıklamalarda bulunmuştu.

Erdoğan'ın hastalığına dair son açıklamayı Sağlık Bakanı Fahrettin Koca yaptı.

ERDOĞAN HASTA MI?

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kısa süreli rahatsızlığıyla ilgili öncelikle kendisinden açıklama gelmişti. Başkan Erdoğan rahatsızlığıyla ilgili olarak şunları söylemişti: 

Erdoğan hasta mı? Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın hastalığı nedir?

Bugün yoğun kampanya çalışmaları vardı ve bu kampanya çalışmaları sebebiyle de midemi ciddi manada üşütmüşüm. Bir ara acaba programı iptal etsek yanlış anlaşılır mı diye düşündüm. Artık söz verdik gideceğiz. Bu yoğun mesai içinde bizde zaman zaman böylesi durumlarla karşılaşıyoruz. Sizlerden ve seyircilerimizden helallik diliyorum.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'IN SAĞLIK DURUMU NASIL?

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sağlık durumu hakkında bilgi vererek, "Sn Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın sağlığı gayet iyidir. Geçmiş olsun dileklerini ileten herkese teşekkür ediyoruz" dedi.

CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI: HAMDOLSUN GAYET İYİ

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sağlık durumuyla ilgili yaptığı açıklamada, "Millete hizmet yolunda gecesini gündüzüne katan Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan'ın sağlık durumu hamdolsun gayet iyi. Geçmiş olsun dileklerini ileten herkese teşekkür ediyoruz" ifadelerini kullandı.

FAHRETTİN KOCA'DAN ERDOĞAN'IN HASTALIĞINA DAİR AÇIKLAMA

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Konya’da katıldığı açılış töreninde Erdoğan'ın sağlık durumuna ilişkin, "Sağlık durumu gayet iyi. Geçirmiş olduğu gastroenterit enfeksiyonunun etkisi azalmış durumda" dedi.

Erdoğan hasta mı? Erdoğan'ın hastalığı nedir, sağlık durumu nasıl?

Koca, Erdoğan'ın sağlık durumuna ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

"Bu sabah kendileriyle birlikteydim. Hepinize çok selamı var. Sağlık durumu gayet iyi. Geçirmiş olduğu Gastroenterit enfeksiyonunun etkisi azalmış durumda. Kendisi programlarına devam edecektir. Kendisine duası olan, selam gönderen tüm hemşehrilerimize teşekkürlerini iletti."

Pazartesi okullar neden tatil?

Pazartesi okullar neden tatil sorusu bu aralar merakla sorulurken, okulların ne zaman açılacağı da yine aynı şekilde merakla soruluyor.

1 Mayıs, Dünya İşçi Sınıfı'nın uluslararası birlik, dayanışma ve mücadele günüdür. İlk kez 1886 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde işçiler, iş saatlerinin azaltılması talebiyle büyük grevler başlatmışlardı. Bu grevler sırasında 1 Mayıs 1886'da Chicago'da polisle işçiler arasında çatışma çıktı ve birçok işçi hayatını kaybetti.

Olayların ardından Uluslararası İşçi Birliği, 1889 yılında 1 Mayıs'ın Dünya İşçi Sınıfı'nın birlik, dayanışma ve mücadele günü olarak kutlanması kararını aldı. Günümüzde birçok ülkede 1 Mayıs, işçilerin hakları ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi için düzenlenen gösteriler, yürüyüşler ve etkinliklerle kutlanmaktadır.

Ancak bazı ülkelerde 1 Mayıs, hükümetlerin işçi örgütlerine ve protesto eylemlerine müdahale ettiği, hatta yasakladığı bir gün olarak da bilinmektedir.

PAZARTESİ OKULLAR NEDEN TATİL?

Kısa süre önce bayram tatili ile birleşen ara tatilin sona ermesinin ardından milyonlarca öğrenci yeniden ders başı yapmıştı.

Okulların kapanmasına sayılı haftalar kala bazı özel günlerde de eğitim öğretime ara verilecek. 

1 Mayıs 2023 Pazartesi günü İşçi Bayramı olarak idrak edilecek.

İşçi Bayramı’nın resmi tatil olması nedeniyle bankalar, PTT’ler, noterler, kargolar ve daha birçok kurum kapalı olacak.

Aynı zamanda pazartesi günü devlet daireleri ve okullar da kapalı olacak.

Yani pazartesi günü okullar olmayacak.

Böylelikle hafta sonu tatilinin de birleşmesiyle birlikte öğrenciler cumartesi, pazar ve pazartesi günü olmak üzere toplamda 3 gün tatil yapacaklar.

2 Mayıs 2023 Salı günü ise okullar yeniden kaldığı yerden devam edecek.

Emine Uçak kimdir? Emine Uçak Erdoğan nerelidir, kaç yaşında?

Emine Uçak kimdir, nerelidir, kaç yaşında, mesleği nedir soruları bu aralar merakla soruluyor.

En son CHP'den yaptığı milletvekili adaylığı başvurusuyla gündeme gelen Emine Uçak Erdoğan, aday olarak gösterilmemişti. 

Şu sıralar CHP'nin yayın organı Halk TV'deki programlara sık sık katılarak yorumlarda bulunan Emine Uçak Erdoğan, 2002 yılından bu yana AK Parti yönetimindeki birçok kurum ve kuruluşta görev almıştı. 

EMİNE UÇAK KİMDİR?

Emine Uçak Erdoğan, 1973 yılında Siirt'in Şirvan ilçesinde dünayaya geldi. 

İlkokul, ortaokul ve lise öğrenimini Şirvan'da tamamladı.

Arkasından 1994 yılında İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Basın-Yayın ve Halkla İlişkiler Bölümü’nü bitirdi.

Emine Uçak kimdir Emine Uçak Erdoğan nerelidir, kaç yaşında

Daha sonra uzun yıllar Çağrışım dergisi ile TGRT televizyonunda ve İhlas Haber Ajansında editör olarak çalıştı.

2001 yılında Türkhaber gazetesinin kuruluşunda görev aldı.

2002 yılından itibaren İSTON A.Ş'de yayın sorumlusu olarak görev yaptı.

Bu kuruluş bünyesinde çıkarılan ve bir kent kültürü yayını olan İstombul dergisinde editörlük ile İSMEK El Sanatları ve Asitanbul dergilerinde yayın danışmanlığı yaptı.

“Çanakkale Savaşı'nda Kürt Civanlar” (2008) adlı bir araştırma kitabı vardır.  

Çanakkale Savaşı'nda Kürt Civanlar (2008)

Keje - Bir Gecede Büyümek (2013)

Malan Barkirin&Evlerini Yüklediler: Zorunlu Göç Anlatıları (Özlem Yağız, D. Yıldız Amca ve Necla Saydam, 2014)

İstanbul'daki Suriyeliler (2021)

Emine Uçak Erdoğan, 2023 seçimlerinde CHP'den milletvekili olmak için aday adaylığı başvurusunda bulundu. Ancak adaylık başvurusu kabul görmedi.

Sudan'da neden savaş çıktı?

Sudan'da neden savaş çıktı, HDK kimdir? Ordu ile neden savaşıyor? Sudan'da yaşanan iç çatışmaların sebebi nedir? Bu ve buna benzer sorular son günlerde merakla soruluyor. Devrik lider Ömer el-Beşir yönetiminin 2018 yılının son günlerinde ekmek ve akaryakıt gibi temel tüketim ürünlerine yüksek miktarda zam yapmasıyla sokağa dökülen Sudan halkı, 2019 yılının nisan ayında yaklaşık 30 yıllık el-Beşir yönetimini devirerek Sudan'ı adeta bir ateş çemberinin içine attı. Zira el-Beşir iktidardan indirilse de onun iktidarı döneminde şekillenen Sudan ordusu, yönetimi devretmeye yanaşmadı. Komuta kademesi, darbe sürecinde öncü bir rol üstlenerek ipleri elinde tutmaya çalıştı. Sıkıntılı günlerin ardından gösterilere katılan grupların oluşturduğu Özgürlük ve Değişim Güçleri (ÖDG) ile askeri kanattan oluşan Egemenlik Konseyi kuruldu. Konseyin başkanlığına General Abdulfettah el-Burhan, yardımcılığına ise Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Muhammed Hamdan Dakalu getirildi. İçişleri ve Savunma Bakanlığı gibi önemli bakanlıklar askeri kanatta kalmak kaydıyla yarı sivil bir hükümet kuruldu.

SUDAN'DA NEDEN SAVAŞ ÇIKTI?

Egemenlik Konseyi'nin gölgesinde faaliyetlerini sürdüren Abdullah Hamduk başbakanlığındaki hükümet, beklenen başarıyı bir türlü sağlayamadı. Askeri kanadın başvurduğu manevralarla işlemez hale gelen Hamduk hükümeti, yönetimi bırakarak çekilmek zorunda kaldı. Sivil kanadı tasfiye eden Egemenlik Konseyi, bu defa kendi arasında el altından yürütülen bir taht kavgasına tutuştu. Ordu Komutanı Orgeneral el-Burhan ile Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı General Dakalu, birbirini etkisizleştirmek için çeşitli hamlelere başvurmaya başladı. El-Burhan sık sık askeri güçlerin tek çatı altında toplanması gerektiğini dile getirirken Dakalu, bu girişimin kendisini devre dışı bırakacağını düşünerek buna şiddetle karşı çıktı. 2022 yılının Aralık ayında askerle siviller arasında imzalanan "çerçeve anlaşma"da ordunun tek çatı altında toplanması da yer aldı. Bundan rahatsızlık duyan Dakalu ile Ordu Komutanı el-Burhan arasındaki mücadele 15 Nisanda silahlı çatışmaya dönüştü. Başkent Hartum'da başlayan çatışmalar kısa sürede Meravi ve Darfur bölgesi başta olmak üzere birçok bölgeye yayıldı.

Sudan Cumhuriyeti, bağımsızlığını elde ettiğinden beri kimi zaman sivil görünümlü yönetimler tarafından idare edilse de gerçekte hep askeri vesayetle yönetildi. Ülkede en uzun süre iktidarda kalan Ömer el-Beşir de askeri bir darbeyle işbaşına gelmişti. El-Beşir, döneminin son yıllarında seçimler yaparak iktidarını sürdürse dahi genel komutanlığını da yaptığı ordu onun en büyük destekçisiydi. El-Beşir'in düşürülmesinden sonra askerler sivil kanatla iktidarı paylaşmak zorunda kaldı fakat usta manevralarla bu kanadı devre dışı bırakmayı başardı. Ancak bu defa dışarıdan orduya eklemlenen Hızlı Destek Kuvvetleri, ordu içerisinde bir ayrılık yaşanmasına ve ordunun birlik içinde hareket etmesine engel teşkil etti.

Hızlı Destek Kuvvetleri el-Beşir döneminde özellikle Darfur bölgesinde isyancı gruplara karşı kullanılmak üzere oluşturulan ve Cancavid olarak isimlendirilen gayriresmi bir güç ve sonradan güvenlik sistemine dahil edilen bir unsurdur. Bu kuvvetler daha çok Dakalu ailesi tarafından sevk ve idare edilen bir birim olarak teşekkül etti. Hamdan Dakalu ve kardeşi bu gücün idaresinde mutlak bir otoriteye sahip. Kuvvet mensupları Dakalu kardeşler tarafından özenle seçildikleri için üst kademeye güçlü bir sadakatle bağlılık gösteriyor. Bu kuvvetler güvenlik sistemine dahil edildikten sonra çıkarılan bir kanunla özerk bir yapıya kavuşturuldu. Ordu içinde bir ordu gibi davranan Hızlı Destek Kuvvetleri bir güvenlik unsuru olmakla yetinmeyerek çeşitli ekonomik faaliyetlerde de bulunuyor. Dakalu kardeşlerin Darfur bölgesinde keşfedilen altın ocaklarını işlettikleri ve buradan önemli bir gelir elde ettikleri ifade ediliyor. Dakalu'nun bazı Körfez ülkelerinden de destek aldığı iddia ediliyor.

Dakalu yönetimindeki Hızlı Destek Kuvvetlerinin özerk yapısı, ekonomik imkanları ve uluslararası desteğiyle Sudan güvenlik sistemi içerisinde adeta bağımsız bir güç gibi hareket ettiği ve ordu komuta kademesini dikkate almadığı sık sık dile getirilen hususlardan. Egemenlik Konseyi ile sivil unsurlar arasında yapılan "çerçeve anlaşma"da Hızlı Destek Kuvvetlerinin Sudan güvenlik sistemi içerisindeki etkisini yok edecek hükümlerin bulunması el-Burhan ile Dakalu arasında yaşanan gizli otorite mücadelesini aleni hale getirdi. Dakalu, Hızlı Destek Kuvvetlerinin orduya tam entegre edilmesine karşı çıktığı için yaşanan anlaşmazlık tarafları bir çatışma ortamına sürükledi.

Bölgesel ve küresel bazı aktörlerin de bu ayrışmada söz sahibi olduğu şüphesizdir. El-Burhan'ın bu anlaşmazlığın giderilmesinde dış müdahalelerin devreye girmemesi hususunda yaptığı uyarı bunun bir göstergesidir. Özellikle bazı Körfez ülkelerinin el-Burhan'dan memnun kalmadıkları için Dakalu'yu destekledikleri ifade ediliyor. Zira muhafazakar yapısıyla bilinen el-Burhan, tüm çabalara rağmen İslami Hareket mensubu el-Beşir bürokrasisinin sert tedbirlerle tasfiyesine yanaşmayarak aksine Hamduk hükümetinin başvurduğu tasfiye tedbirlerinin bir kısmını geçersiz hale getirdi. Sözgelimi Hamduk döneminde görevden el çektirilen büyükelçilerin çoğu mahkemelerin aldığı kararlarla görevlerine geri döndü. Yine bu dönemde kurulan ve hukuki bir dayanağı bulunmayan tasfiye komisyonlarının faaliyetlerine de son verildi. El-Burhan'ın bu tutumunu manipüle etmek isteyen Hamdan Dakalu, giriştiği bu kalkışmada el-Burhan'ın radikal dini anlayışı beslediğini iddia ederek kendisine uluslararası meşruiyet sağlamaya çalışıyor.

BUNDAN SONRA NE OLUR?

Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK), hava unsurlarına ve ağır silahlara sahip olmamakla birlikte hızlı mobilize olabilen bir yapıdadır. Arkasına bazı dış güçlerin desteğini almış olsa da tüm muharebe unsurlarına sahip düzenli orduya karşı bir zafer kazanması beklenmiyor. Nitekim ülke genelinde yönetimi ele geçirebilecek bir performansa ulaşamadığı geçen süre içinde anlaşıldı. Hızlı Destek Kuvvetleri daha çok egemenlik sembolü sayılan Cumhurbaşkanlığı Sarayı, Genelkurmay Başkanlığı, ulusal televizyon binası gibi mekanları alarak darbe şeklinde yönetimi ele geçirmeye niyetlenmiş olsa da bunu başaramadığı anlaşılıyor.

Ancak düzenli ordunun da şehir savaşı şeklinde cereyan eden bu çatışmalarda hızlı bir şekilde başarı elde etmesinin kolay olmadığı görülüyor. Mobilizasyon kabiliyeti yüksek olan bu kuvvetlere karşı kısa sürede hakim olmak kolay olmayacaktır. Ancak tüm zorluğa rağmen ordu birliklerinin ilerleyen günlerde Hızlı Destek Kuvvetlerinin gücünü kıracağı, bu birliklerin daha çok destek bulabildiği Darfur bölgesine kayacağı ve çete savaşları şeklinde mücadeleye devam edeceği güçlü bir ihtimal. Tabii uluslararası toplumun müdahalesi de bu konuda belirleyici olabilir. El-Burhan'ın yapılacak baskılara daha fazla dayanamayıp bir uzlaşmaya razı olması da ihtimal dahilindedir.

Prof. Dr. Enver Arpa Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi (ASBÜ) Bölge Çalışmaları Enstitüsü Müdürü

AGİT ve AB heyetleri 14 Mayıs için geliyor

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi (ODIHR) ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) 14 Mayıs Cumhurbaşkanı ve 28'inci Dönem Milletvekili Genel Seçimlerini Türk makamlarının davetlisi olarak yerinde gözlemleyecek. 

DW Türkçe'den Kayhan Karaca'nın haberine göre, Norveçli diplomat Jan Petersen başkanlığındaki ODIHR heyeti 14 kişilik çekirdek bir ekipten oluşuyor. Bu ekibe 7 Nisan’dan bu yana Ankara merkezli uluslararası uzmanlar ve 28 uzun dönem gözlemci eşlik ediyor. ODIHR’in bağlı olduğu AGİT de 10 Mayıs’tan itibaren 350 kişilik kısa süreli gözlemci heyetiyle Türkiye'de olacak. 

AGİT heyetleri seçimlerin uluslararası taahhütlere, yükümlülüklere ve standartlara uygunluğunu değerlendirecek. Bu kapsamda Türk yasal mevzuatının uygulanışı, aday kayıtları, sosyal ağlar, seçim kampanyasının yürütülmesi, seçim çalışmaları, seçim uyuşmazlıkları ve medya konuları mercek altına alınacak. 

AGİT heyetleri gibi, AKPM de bu hafta Strasbourg’da düzenlediği Başkanlık Divanı toplantısında 14 Mayıs seçimlerini 42 kişilik bir kadroyla gözlemleme kararı aldı. Heyete aynı zamanda AKPM "Sosyalistler, Demokratlar ve Yeşiller Grubu"nun (SOC) liderliğini yürüten Alman sosyal demokrat parlamenter Frank Schwabe başkanlık edecek. AKPM, Hristiyan Demokrat, Liberal, Sol ve Muhafazakâr gruplarından parlamenterlerin de yer alacağı heyette, AKPM Türkiye raportörleri İngiliz parlamenter John Howell ve Avusturyalı parlamenter Stefan Schennach da görev yapacak. AKPM heyetinde Almanya'dan 7, Fransa'dan 5, Ukrayna'dan 4, İtalya, Birleşik Krallık ve Romanya’dan 3’er, Polonya ve Portekiz’den 2’şer parlamenter bulunuyor. 

Seçim gözlem misyonu hakkında DW Türkçe'ye konuşan raportör Howell, Türkiye'de seçim gözlem misyonunun Türkiye'nin boyu itibarıyla diğer Avrupa ülkelerine kıyasla daha kapsamlı olduğunu söyledi. Son depremlerde çok sayıda insanın yerinden olduğuna işaret eden Howell, “Bu insanlar nasıl oy verecek bilmiyoruz. Kimileri başka yerlerde kayıt yaptırdı, kimileri ise yaptırmadı” şeklinde konuştu. 

Depremle ilgili kaygı AKPM seçim gözlem heyeti başkanı Frank Schwabe tarafından da dile getiriliyor. Birçok depremzedenin başka yerlerde seçmen kütüklerine yazılamadığını belirten Schwabe, “Yerlerinden olmuş bu insanların geldikleri bölgelere seçim günü kitlesel dönüşü söz konusu. Nasıl olacak, bilemiyoruz. Ulaşımları nasıl sağlanacak?” diye soruyor. 

Depremzedelerin kimlik sorununa da değinen Schwabe, “Çok sayıda insan yaşamını yitirdi. Bu insanların kimlik kartları ne oldu? Çok sayıda insan hâlâ kayıp. Tam olarak kaç kişinin yaşamını yitirdiğinin bilinmediğini duyuyoruz. Bu kaygı verici bir durum, yakından takip edeceğiz” dedi. 

ÖZGÜR VE ADİL SEÇİMLER

John Howell ise seçimlerin "özgür ve adil bir ortamda” yapılmasının önemine dikkat çekiyor. Uluslararası gözlemcileri Ankara'nın davet ettiğini anımsatan Howell, “Bağımsız gözlemcileri seçimleri düzenleyecek ülke ister. Amaç seçimlerin özgür ve adil yapıldığından emin olmaktır. Burada Türkiye için hedef seçimlerin sadece Türk halkı için özgür ve adil olması değil, aynı zamanda uluslararası toplumun gözünde özgür ve adil görünmektir” ifadelerini kullandı. 

Seçimlerin sonuçları Avrupa genelinde de merakla bekleniyor. John Howell, 14 Mayıs seçimlerinin Türkiye için olduğu kadar Avrupa Konseyi için de önemli olduğu görüşünde: "Seçimler Avrupa Konseyi için de önemli zira Türkiye Avrupa Konseyi'nin kurucu üyesi. Bunu unutmamamız gerekir. Türkiye ayrıca yakın geçmişte Konsey bütçesine en fazla katkıda bulunan devletler arasındaydı. Burada önemli bir role sahip.” 

AKPM raportörü olarak Türkiye'de insan haklarının gelişimini yakından takip ettiğini hatırlatan Howell, Türkiye'yle ilgili AKPM denetim sürecinin sonlanıp Ankara’nın Avrupa Konseyi’nde tamamen normalleşmiş bir ülke haline gelmesinin önemli olduğuna vurguda bulunuyor. 

AGİT ve AKPM heyetleri, seçim gözlem misyonlarının ön bulgu ve sonuçlarıyla ilgili olarak 15 Mayıs Pazartesi günü, Ankara'da bir ön rapor yayımlayacak. 

Her iki kurumun tavsiyeler içieren kapsamlı seçim gözlem raporları ise yaz aylarında hazırlanacak. 

Heilbronn Merkez Camii'ne onay çıktı

Almanya'nın Baden-Württemberg eyaletindeki Heilbronn Belediye Meclisi, yapılması planlanan Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) Merkez Camisi'ne onay verdi.

Almanya'da yapılması planlanan Heilbronn Merkez Camisi'nin projesine onay verildi

DİTİB tarafından şehirde 10 yıl önce yapılması planlanan caminin projesi, belediye meclisinde oy çokluğuyla kabul edildi.

DİTİB Genel Başkan Yardımcısı ve Heilbronn DİTİB Merkez Camisi Dernek Başkanı Erdinç Altuntaş, yaptığı yazılı açıklamada, görkemli bir caminin şehirlerine çok yakışacağını ifade ederek belediye meclisinin aldığı kararı memnuniyetle karşıladıklarını söyledi.

Altuntaş, "Bizler 36 yıldır şu anki bulunduğumuz binamızdayız. Bizler bu toplumun ve Heilbronn'un birer parçalarıyız. Birinci nesil büyüklerimiz şu anki yaşadığımız ülke olan Almanya'nın kalkınması için 60 yıl önce buraya geldiler. Ülkenin kalkınmasında çok büyük katkı sarf ettiler. Şimdiki nesiller ise Almanya'da doğup burada büyüdüler, Alman vatandaşı ve Müslüman olarak bu toplumun içinde hayatlarını topluma faydalı bir şekilde sürdürmeye devam ediyorlar." ifadelerini kullandı.

Heilbronn'a yakışır, güzel bir eser yapacaklarını dile getiren ve şehir yöneticilerine, aldıkları karar için teşekkür eden Altuntaş, şunları kaydetti:

"Arazi ihtiyacımız vardı, yakın zaman önce camimizin yanında binayı da satın alarak camimizin arazisine katıp alanımızı genişlettik. Ben inanıyorum ki bizler el birliğiyle belediyemiz ve meclis üyelerimizle iyi ilişkilerle şehrimize yakışır güzel bir eser yapacağız. Projemiz haziran ayına kadar, mutabık kaldığımız değişikliklerin yapılmasından sonra her yeni yapıda olduğu gibi kanun gereği halk için 40 günlük kamusal yoruma açılacak. 40 gün sonrasında yaklaşık eylül ayı gibi yasal olarak resmiyete kavuşturulup camimizin yapımı için somut çalışmalara başlanacaktır."

Orta Doğu'da 12 yıl aradan sonra bir ilk

Suriye hükümetine yakın bir yerel kaynak, Reisi'nin önümüzdeki hafta Şam'a gideceğini ve iç savaşın başlamasından bu yana Suriye'yi ziyaret eden ilk İran cumhurbaşkanı olacağını iddia etti.

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin gelecek hafta Suriye'nin başkenti Şam'ı ziyaret edeceği ve Suriye iç savaşının başladığı 2011 yılından bu yana ülkeyi ziyaret eden ilk İran cumhurbaşkanı olacağı iddia edildi.

Reuters'a konuşan Suriye hükümetine yakın üst düzey yerel bir kaynak, 'Suudi Arabistan ile İran arasında son dönemde yaşanan yakınlaşma ve Arap ülkelerinin Suriye'ye yönelik izolasyon politikasında yumuşamaya gitmesinin bu ziyareti beraberinde getirdiğini' aktardı.

Suriye'nin hükümete yakın El Vatan gazetesi de konuya ilişkin haberinde, Cumurbaşkanı Reisi'nin Suriye ziyaretinin iki gün süreceğini ve bu bağlamda özellikle ekonomik işbirliği yönünde bir dizi anlaşma imzalanacağını yazdı. 

Nisan ayında Reuters'a konuşan Suriye, İran, İsrail ve Batılı kaynaklar da İran'ın Suriye'ye yapılan deprem yardımlarını silah ve askeri teçhizat sevkiyatını kamufle etmek için kullandığını, İsrail'in son dönemde artan ve 'kesin istihbarat'a dayanan hava saldırılarının da bu askeri sevkiyatları hedef aldığını iddia etmişti. 

TUNUS 11 YIL ARADAN SONRA BÜYÜKELÇİ ATADI

Öte yandan, Tunus'un 11 yıl aradan sonra Suriye'ye yeniden büyükelçi atadığını duyurdu.

Tunus Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, Cumhurbaşkanı Kays Said, Kartaca Sarayı'nda düzenlenen törenle, Muhammed el-Mühezzebi'yi "olağanüstü" Şam Büyükelçisi ve Tunus'un Suriye'deki tam yetkili temsilcisi olarak atadığı belirtildi.

Söz konusu atama, Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad'ın 17-19 Nisan'da Tunus'a gerçekleştirdiği ziyaretin ardından gerçekleşti. Mikdad ziyarette, ülkesinin, Tunus'a büyükelçi atamayı planladığını açıklamıştı.

Tunus Cumhurbaşkanı Said ise Mikdad ile 18 Nisan'da gerçekleştirdiği görüşmede, Suriye ile ilişkilerin ve ikili iş birliğinin normal seyrine dönmesini istediklerini söylemişti.

Tunus, Suriye'de 11 yıl önce başlayan gösterilerin şiddet kullanılarak bastırmasına tepki olarak Suriye ile diplomatik ilişkilerini kesmişti. Eski Tunus Cumhurbaşkanı Munsif el-Merzuki, 2012'de Suriye'nin Tunus Büyükelçisi'nin sınır dışı etme kararı almıştı. Tunus, 2017'de Suriye ile sınırlı diplomatik temsile geri dönmüş ve 2018'in sonunda da iki ülke arasındaki hava trafiği yeniden başlamıştı.

KKTC TÜRKPA'da gözlemci üye oldu

TBMM Başkanı Mustafa Şentop, KKTC Meclis Başkanı Zorlu Töre'ye TÜRKPA 12. Genel Kurul Toplantısı'nda yapacağı konuşma için söz verirken, "Genel Kurulumuza birçok defa misafir olarak katılan KKTC'yi bu sabah Asamble Konseyinde oy birliğiyle aldığımız karar neticesinde gözlemci üye olarak ağırlıyoruz." dedi.

KKTC'nin Türk Devletleri Teşkilatına gözlemci üye olarak kabul edildiğini hatırlatan Şentop, şimdi de Türk Devletleri Parlamenterler Asamblesine, bu sabah alınan kararla gözlemci üye olarak katıldığını söyledi.

KKTC Meclis Başkanı Töre, Türkiye'de 6 Şubat'ta meydana gelen depremlerde, spor müsabakalarına katılmak üzere Adıyaman'da bulunan 25 KKTC'li öğrencinin de aralarında bulunduğu 49 KKTC vatandaşı başta olmak üzere hayatını kaybedenlere rahmet, yaralılara şifa diledi.

Töre, Türkiye Cumhuriyeti ve Türk dünyasının, açılan derin yarayı el birliğiyle en hızlı şekilde kapatacak güce ve birliğe sahip olduğunu dile getirdi.

KKTC'nin, Türk Devletleri Teşkilatına "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti" adıyla gözlemci üye ülke olarak kabul edildiği 11 Kasım 2022 tarihinin Kıbrıs Türk halkı açısından önemine işaret eden Töre, "Artık yapmamız gereken, bu kutlu kararı taçlandıracak dayanışma ve işbirliği ruhuyla teşkilat bünyesinde üzerimize düşen her türlü görevi layıkıyla ve en iyi şekilde yerine getirmektir." diye konuştu.

İlişkilerin güçlenmesine yönelik çabalarının Türkiye ile eşgüdüm halinde her alanda devam ettiğini belirten Töre, "Bu çerçevede, KKTC Meclisimizin TÜRKPA 12. Genel Kurulunun güçlü iradesiyle TÜRKPA'da gözlemci parlamento statüsü kazanması, ülkemiz açısından fevkalade önemli olmuştur." ifadelerini kullandı.

Zorlu Töre, Türk dünyasının siyasi birlikteliğinden doğan etkin güç ile enerji kaynaklarının pazarlara hızlı ve düşük maliyetle ulaştırılması neticesinde ortaya çıkacak refahın, bu yüzyılın Türk yüzyılı olması için gerekli tüm altyapıyı sağlayacağını söyledi.

KKTC ve halkına uygulanan gayri insani siyasi ve ekonomik ambargoların yıkıcı sonuçlarını ana vatan Türkiye Cumhuriyeti'nin her alanda verdiği sonsuz destekle aşmayı başardıklarını anlatan Töre, şunları kaydetti:

"Dün olduğu gibi bugün de haklı davamızı her türlü platformda savunmaya devam ediyoruz. Bu kutlu dava, Kıbrıs Türklerinin Kıbrıs adasında var olma mücadelesinden ibaret değildir, aynı zamanda Anadolu'ya hapsedilmeye çalışılan büyük Türkiye Cumhuriyeti'nin davasıdır. Aynı zamanda Türk milletinin de davası olmuştur. Bu dava, doğu ile batı arasında gerek ticari gerekse kültürel bir köprü olmaya çalışan Kafkasya ve Asya'daki kardeşlerimizin Akdeniz'e ulaşması ve orada var olması davasıdır. Bu kutlu dava, 21. yüzyılda tarihe yine ve yeniden damga vurmaya hazırlanan Türk dünyasının davasıdır."

TÜRKPA'nın başarılı çalışmalarına birlik ve beraberlik içinde devam edeceğini vurgulayan Töre, KKTC Cumhuriyet Meclisi'nin de TÜRKPA içerisinde kardeş ülkelerle birlikte büyük Türk dünyasına hizmet edeceğini vurguladı.

Ukrayna taarruza hazırlanıyor

Ukrayna Savunma Bakanı Oleksii Reznikov, ülkesinin Rus güçlerine karşı büyük taarruz için hazırlıklarını tamamlamak üzere olduğunu ve harekete geçmeye genel anlamda hazır olduğunu açıkladı.

Ukrayna Savunma Bakanı Reznikov, "Tanrı'nın izni, uygun hava koşulları ve komutanlarımızın kararı olduğu anda taarruzu yapacağız" dedi. Bakan, taarruzun başlangıç tarihini bildirmedi.

Ukrayna bu taarruzla Rusya'nın 14 ay önceki Ukrayna işgaliyle başlayan savaşın yönünü değiştirmeyi umuyor.

Rusya, Ukrayna'nın doğusunda, güneyinde ve güneydoğusunda geniş toprak parçalarını kontrolü altına aldı. Ukrayna ordusu en son günlük raporunda, çatışmaların en yoğun olarak doğudaki Bahmut kentinin devam ettiğini açıkladı.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Ukrayna'nın yabancı müttefiklerinin ve ortaklarının vadettiği savaş gereçlerinin neredeyse tamamının Ukrayna'ya teslim edildiğini bu hafta açıklamıştı. Ukrayna'ya 1.550’den fazla zırhlı araç, 230 tank ve diğer ekipman ve büyük miktarda cephane gönderildi.

Reznikov ülkesinin birçok modern ekipmanı olduğunu, bunların arasında "demir yumruk" işlevi görecek silahların bulunduğunu ve Batı’dan gelen bazı ekipmanlara yönelik birliklerin eğitiminin devam ettiğini belirtti.

Binlerce Ukrayna askeri, cephede farklı askeri gereçleri bir arada kullanabilmek üzere Batı’da eğitim görüyor.

Türkiye'nin tahliye uçağına ateş açıldı

Sudan'daki Türk vatandaşlarını tahliye esnasında tehlikeli anlar yaşandı.

Sudan'dan aralarında Türkiye'nin de bulunduğu birçok ülke karadan Etiyopya ve Mısır, denizden ise Port Sudan Limanı üzerinden ve hava yoluyla vatandaşlarını tahliye etmeye devam ediyor.

Port Sudan Havalimanı’na inen çeşitli ülkelere ait askeri uçaklar ve yolcu uçakları, Sudan’dan tahliye edilmek isteyen vatandaşlarını alarak ülkelerine ulaştırıyor. 

Milli Savunma Bakanlığı (MSB), çatışmaların devam ettiği Sudan'da mahsur kalan Türk vatandaşlarının tahliyesini sürdüyor.

Bu kapsamda Sudan'a giden Türkiye'ye ait C-130 tahliye uçağına, hafif silahlarla saldırı gerçekleştirildi.

MSB'den saldırıya ilişkin yapılan açıklamada, "Sudan'daki vatandaşlarımızı tahliye için Wadi Sayidna’ya giden C-130 uçağımıza hafif silahla ateş açılmıştır. Uçağımız emniyetle iniş yapmış, personelden yaralanan olmamıştır." ifadelerine yer verildi.

Sudan'ın başkenti Hartum ve diğer şehirlerde 15 Nisan sabahı Sudan ordusu ile HDK arasında silahlı çatışmalar başlamıştı.

Ordu ile HDK arasında "HDK'nin tamamen orduya katılmasını" öngören askeri güvenlik reformu konusunda son birkaç aydır yaşanan anlaşmazlık, sıcak çatışmaya dönüşmüştü.

Sudan Sağlık Bakanlığı, ordu ile HDK arasında 15 Nisan'da başlayan çatışmalarda düne kadar ülke genelinde 512 kişinin öldüğünü, 4 bin 193 kişinin yaralandığını bildirmişti.

Rusya 2 ay aradan sonra yeniden Kiev'e saldırdı

Rusya, Kiev de dahil olmak üzere Ukrayna'nın dört bir yanındaki şehirlere bir hava saldırısı dalgası başlattı ve en az 12 kişi öldü.

Uman'ın merkezindeki bir apartmana düzenlenen saldırıda biri çocuk 10 kişi hayatını kaybetti.

Yerel belediye başkanına göre, Dnipro şehrinde bir kadın ve üç yaşındaki kızı öldürüldü.

Kremenchuk ve Poltava şehirlerinde de patlamalar olduğu bildirildi.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelensky, yıkılan apartmanın hasar gören 10 binadan biri olduğunu söyledi.

Devlet kurtarma servisi, saldırıda hayatını kaybeden çocuğun 2013 doğumlu olduğunu ve 11 kişinin daha hastanede tedaviye ihtiyacı olduğunu söyledi.

Zelensky, saldırıların Rusya'ya karşı daha fazla uluslararası önlem alınması gerektiğini gösterdiğini söyledi.

Sosyal medya hesabından açıklama yapan Zelensky, "Kötülük silahlarla durdurulabilir - bunu savunucularımız yapıyor. Ve yaptırımlarla durdurulabilir - küresel yaptırımlar artırılmalı" dedi.

Kiev şehri askeri idaresinin başkanı, bunun 51 gün içinde başkente yapılan ilk Rus füze saldırısı olduğunu söyledi.

Başkentte sivil kayıplara dair acil bir rapor yok.

Yetkililer, mesajlaşma servisi Telegram'da yaptığı bir gönderide, 23 füzeden 21'i ve iki saldırı uçağının Ukrayna'nın hava savunma sistemi tarafından düşürüldüğünü söyledi.

Ukrayna Devlet Sınır Servisi tarafından Telegram'da yayınlanan bir video, saldırılardan sonra Uman'da ağır hasar görmüş bir apartmanı gösteriyor.

Saldırılar, Ukrayna kuvvetlerinin Batılı müttefikler tarafından sağlanan tanklar da dahil olmak üzere yeni ekipmanlarla askeri bir saldırıya hazırlandığına inanıldığı sırada gerçekleşti.

Rusya, stratejik açıdan önemli Bakhmut şehrinin kontrolü için 10 aylık bir savaş da dahil olmak üzere bir kış taarruzunda ilerleme kaydetmekte zorlanıyor.

Rusya'nın Cuma günkü saldırılarda neyi hedeflediği hemen belli olmadı, ancak daha önce sivil altyapıya saldırmıştı.

Putin'e İHA ile suikast girişimi

Ukrayna istihbaratının Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e suikast girişiminde bulunduğu iddiası gündeme geldi. Alman Bild gazetesinin haberine göre, Ukrayna istihbaratı geçen hafta Rusya lideri Putin'e suikast amacıyla patlayıcı yüklü bir insansız hava aracını Rusya'ya gönderdi. Ukrayna'nın suikast planı, İHA'nın düşürülmesi sonucu başarısız oldu.

Alman ‘Bild’ gazetesinin iddiasına göre, Ukrayna istihbaratı 23 Nisan’da Moskova yakınlarındaki Rudnevo sanayi parkını ziyaret etmesi bilgisi üzerine, insansız hava aracıyla (İHA) suikastın gerçekleştirilmesinin planlandığı öne sürüldü. Ancak İHA’nın Rus hava savunmasını alt etmesine rağmen, hedefin yakınına düştüğü, Putin’in de tesisi ziyaret etmediği aktarıldı. Bir İHA’nın Rudnevo sanayi bölgesinin yaklaşık 20 kilometre doğusuna düştüğü haberleri Rus medyasına yansımıştı. Bild, Rusya’nın olayı örtbas ettiğini öne sürerken, Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, çok sayıda yalan haberin bulunduğunu belirtti.

Herson bölgesinde İtalyan La Repubblica gazetesi için çalışan Ukraynalı Bogdan Bitik öldürüldü, İtalyan muhabir Corrado Zunino ise yaralandı. Gazetecilerin Dinyeper Nehri üzerindeki Antonivskyi Köprüsü yakınlarında Rus keskin nişancılar tarafından hedef alındığı aktarıldı. Saldırının ardından Zunino’nun tedavisinin sürdüğü ancak Bitik’in keskin nişancıların aktif olması nedeniyle cesedinin alınamadığı bildirildi.

Tarihte bugün ne oldu? Tarihte 28 Nisan günü olayları nelerdir?

Tarih Dosyası / Dünya Bülteni

GÜNÜN OLAYI    

İtalya’nın Faşist Lideri Mussolini Öldürüldü (1945)

İtalya’nın faşist lideri Benito Mussolini alman üniforması ile kaçmaya çalışırken 28 Nisan 1945 tarihinde İtalyan muhalif direnişçilerinin eline geçti ve kurşuna dizilerek öldürüldü. Mussolini 1922-1943 yılları arasında İtalya başbakanlığı yapmıştı.

GÜNÜN ÖNEMLİ OLAYLARI

Fransa’ya Verilen Kapitülasyonlar Sürekli Hale Getirildi (1740)

Osmanlı Devleti’yle Fransa arasında 28 Nisan 1740’da imzalanan yeni kapitülasyon antlaşması ile eskiden Padişahın hayatı boyunca geçerli olan kapitülasyonlar, 1740’dan itibaren daha kapsamlı ve sürekli hale getirildi. Osmanlı Devleti Fransa’nın Rusya ve Avusturya ile imzaladığı Belgrat Antlaşmalarında ki arabuluculuğu nedeniyle bu antlaşmayı imzalayarak Fransa’yı ödüllendirdi.

Birinci Kirte Muharebesi Başladı (1915)

Çanakkale Savaşının kara harekatının başlamasından sonra İtilaf devletleri seddülbahir’e çıkarma yapmışlardı. Bu bölgede ilk hedef Kirte köyü ve kuzeyinde ki Alçıtepe’nin ele geçirilmesidir. Bu amaçla 28 Nisan 1915 sabahı İngiliz ve Fransız birlikleri büyük bir taarruz başlattılar. Öğleden sonra üstünlük Osmanlı Kuvvetleri tarafına geçmiştir ve düşman geri çekilmek zorunda kaldı. İki tarafın kaybı birbirine yaklaşıktı.

Tahkikat Komisyonunu Protesto Mitingi Kanlı Bitti (1960)

Demokrat Parti’nin muhalefet ve basın faaliyetlerini mercek altına almak için oluşturduğu Tahkikat komisyonu tepkiyle karşılanmıştı. Tahkikat Komisyonunun kurulmasına dair kanunun resmi gazetede yayınlandığı gün İstanbul Üniversitesi bahçesinde bir kısım sol görüşlü öğrenciler tarafından protesto mitingi düzenlendi. Polisin müdahalesi sırasında olaylar büyümüş ve Turan Emeksiz adlı Malatyalı bir öğrenci ölmüştür.

Afganistan Devlet başkanı Muhammed Davut Han Öldürüldü (1978)

General Muhammed Davut Han 1973 yılında solculara dayanarak bir darbe yapmış ve krallık yönetimine son vermişti. Fakat ilerleyen zamanda Marksistler ile arası açıldı. Afganlı Marksistler 27 Nisan 1978 sabahı askerlerinde desteğini alarak General Muhammed Davut Han’a karşı bir darbe gerçekleştirdiler. Darbeciler Afganistan Demokratik Cumhuriyeti’ni ilan ettiler. Darbenin liderleri Nur Muhammed Taraki, Hafizullah Amin Babrak Karmal ve General Abdülkadir idi. Darbe sırasında Muhammed Davut Han ve ailesinden bir kısmı 28 Nisan 1978 tarihinde öldürüldü.

Ümraniye Çöplüğü Patladı (1993)

İstanbul Ümraniye’de çöplük alanı olarak kullanılan Hekimbaşı çöplüğünde biriken metan gazı 28 Nisan 1993 tarihinde büyük bir patlamaya neden oldu. Patlama sonucu bölgede bulunan gecekondulardan 13 tanesi çöp yığınları altında kaldı. Evlerde bulunan çoğu çocuk  ve kadın 39 kişi hayatını kaybetti.

MHP Davası Sona Erdi (1987)

12 Eylül Darbesinin arkasından başlayan ve 2168 gün süren MHP Davası sonuçlandı. MHP Davasında bütün yöneticiler beraat etti. Genel başkan Alparslan Türkeş ise 11 aya mahkum edildi. Bu dava nedeniyle Alparslan Türkeş dört buçuk yıl tutuklu kalmıştı.

Avusturalya’da Bunalıma Giren Bir Genç Katliam Yaptı (1996)

Avusturalya yönetimindeki Tasmania’nın bir zamanlar suçluların sürgün edildiği şehir olan Port Arthur’da 28 Nisan 1996 tarihinde 35 kişinin öldürüldüğü bir katliam yaşandı. Geçirdiği bunalım sonrasında Avusturalyalı bir genç içlerinde turistlerinde bulunduğu bu katliamı gerçekleştirdi.

1915    Çanakkale Savaşı: Birinci Kirte Muhaberesi başladı.

1915    "Hilal-i Ahmer Cemiyeti"nin adı Kızılay olarak değiştirildi.

1916    Çanakkale Savaşı: Kutülamare bölgesinde 5 aydır kuşatma altında bulunan İngiliz birlikleri teslim oldular.

1920    Azerbaycan, Sovyetler Birliği'ne katıldı.

1945    İtalyan diktatörü Mussolini ve metresi kurşuna dizildi.

1950    Nightingale Hemşire Koleji İstanbul'da açıldı.

1960    İstanbul Üniversitesi'nde çıkan olaylarda, öğrenci Turan Emeksiz öldü. İstanbul ve Ankara'da sıkıyönetim ilan edildi.

1963    Topraksız köylüler Adana'da yürüyüş yaptı.

1975    Bülent Ecevit, Erzincan'da taşlı ve silahlı saldırıya uğradı.

1978    Tiyatro sanatçısı Muammer Karaca, öldü.

1980    Abdi İpekçi'nin katil zanlısı Mehmet Ali Ağca, İstanbul'daki yargılamada gıyabında idama mahkum edildi.

1984    Tahran Büyükelçiliği Sekreterinin eşi ve bir işadamı, ASALA tarafından öldürüldü.

1988    Ermeni terör örgütü ASALA’nın kurucusu Agop Agopyan, Atina’da kimliği belirlenemeyen iki kişi tarafından öldürüldü.

2001    Milyoner Dennis Tito, dünyanın ilk uzay turisti oldu.

2003    Kıbrıs Cumhuriyeti ile serbest geçişler çerçevesinde 25 binden fazla Rum, KKTC'ne geçti.

ABD'de okul saldırısı, ölü ve yaralılar var

Amerika Birleşik Devletleri'nde bir kez daha bir okula silahlı saldırı düzenlendi. Saldırıda 3'ü çocuk 6 kişi hayatını kaybetti. 28 yaşındaki saldırgan Audrey Hale polis operasyonunda öldürüldü. Saldırı nedeniyle ülkede bayrakların yarıya indirilmesine karar verildi.

ABD'nin Tennessee eyaleti korkunç bir saldırıya sahne oldu. Bir ilkokulda silahlı saldırı düzenlendi.

Saldırıda 3'ü çocuk 6 kişi hayatını kaybetti. Saldırgan polis tarafından öldürüldü.

Polis, saldırganın 28 yaşındaki Audrey Hale olduğunu, kendisinin de saldırıyı düzenlediği okuldan mezun olduğunu açıkladı.

Polis saldırganın 2 tüfek ve bir tabanca taşıdığını açıkladı. Silahlardan ikisinin yasal yollarla alındığı belirtildi.

Ayrıca saldırganın geride bir manifesto bıraktığı duyuruldu.

ABD'li yayın kuruluşu NBC saldırganın kadın olmasına rağmen, sosyal medyada kendisini erkek olarak tanımladığını belirtti.

ABD Başkanı Joe Biden ülke genelinde bayrakların 31 Mart gün batımına kadar yarıya indirilmesi talimatını verdi.

Florida eyaletinin Cumhuriyetçi Senatörü Rick Scott, okullara silahlı saldırı düzenleyenlere ölüm cezası verilmesi çağrısı yaptı. 

Dışarıdan Türkiye için yeni bir Gezi senaryosu

14 Mayıs seçimlerine günler kala Kılıçdaroğlu’nun zaferinden umut kesmeye başlayan Batılıların alttan alta kaos imasında bulunmaları dikkat çekiyor. Kılıçdaroğlu ile röportaj yapan Time dergisi, seçime gölge düşürmeye çalışarak Erdoğan’ın YSK’ya baskı yapması halinde Türkiye’nin kitlesel protestolara sahne olacağını iddia etti. FETÖ destekçisi CIA elemanı Michael Rubin, “Erdoğan ya ölüm ya sürgün ya hapis ya da idamla gider” dedi. Türkiye düşmanı Alman Bakan Cem Özdemir de “olası oy manipülasyonundan” endişeli olduğunu söyledi.

Seçimlere 17 gün kala Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kazanacağını öngören Batı medyası, kaos planları hazırlamaya koyuldu. Çok sayıda Batı menşeli yayın organı provokatif ve manipülatif haberlerle algı çalışmalarına hız verirken, son olarak Amerikan Time dergisi, 7’li Masa’nın adayı Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığı röportajı okuyucularına servis etti. “Erdoğan’ı yenebilecek adam” başlığıyla yayınlanan röportajda, Erdoğan’ın kazanması halinde ülkede kaos ikliminin oluşabileceği ve 2013’teki Gezi Parkı ayaklanmasının benzerinin yaşanabileceği kaydedildi. Geçtiğimiz günlerde eski CIA danışmanı Henri Barkey, kaleme aldığı yazıda, “Seçim sonrası döneme hazırlık yapmalıyız” demişti. 15 Temmuz FETÖ’cü darbe girişimine destek veren CIA danışmanı Michael Rubin de Türkiye'de seçim sonrası "darbe çağrısı" içeren skandal bir yazı kaleme aldı. Almanya’da Türkiye karşıtlığıyla bilinen Gıda ve Tarım Bakanı Cem Özdemir ise 14 Mayıs Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Seçimleri’ne yönelik kara propagandaya girişti.

Yazıda iftiralara ve komplo teorilerine sıkça yer verilirken, Gezi benzeri yeni bir kalkışma olması halinde Kılıçdaroğlu’na hazır olup olmadığı soruldu.

KALKIŞMA İÇİN NABIZ YOKLADI

Söyleşide algı operasyonuna başvuran Amerikan dergisi, isimsiz analistlerin değerlendirmelerine yer vererek, seçimlerin az bir farkla bitmesi halinde "Erdoğan'ın yüksek seçim kuruluna baskıda bulunarak, seçimleri iptal ettirebileceği ve yeniletebileceği" iddiası üzerinden, böylesi bir gelişmenin "2013 yılında yaşanan Gezi Parkı benzeri bir kalkışmayla sonuçlanabileceğini” belirterek adeta beklentisini dile getirdi. Röportajda Kılıçdaroğlu’na “Böyle bir direnişi yönetir misiniz?” sorusu yöneltildi. Dergide, Kılıçdaroğlu’nun direnişin içinde olmasa da böyle bir girişime taraftarlarının hazır olduğunun kaydedilmesi, “Batı seçim sonrası kaosa oynuyor” değerlendirmesine sebep oldu.

RUBİN’DEN SKANDAL SÖZLER

Cumhurbaşkanı Erdoğan'a olan düşmanlığıyla bilinen, CIA ve Pentagon'un psikolojik harp elemanı olarak kullandığı FETÖ destekçisi Michael Rubin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın küçük rahatsızlığını fırsat bilerek, "Erdoğan Ölürse Kutlama İçin Çok Erken Olacak" başlıklı skandal bir yazı kaleme aldı. ABD ve AB'ye seslenen isim, "Türkiye'de toplu tasfiye yapın" ifadeleriyle düşmanlığını açıkça ifade etti. "İlkokullardan üniversitelere, ordudan kamuya her yere müdahale edilmeli" ifadelerine yer veren Rubin, "Hapishane kapıları açılmalı ve siyasi cadı avlarının kurbanları tazmin edilmelidir” sözleri ile FETÖ’cülerin serbest bırakılması gerektiğini savundu. Yazıda, "Erdoğan ya ölümle ya sürgünle ya hapisle ya da idamla gider" ifadeleriyle darbe imasında bulunan Rubin, "Türk kuvvetleri Suriye, Irak ve Kıbrıs'tan çekilmelidir. Ermenistan ve Yunanistan'ı tehdit etmeyi bırakmalılar" dedi.

ÖZDEMİR'DEN KARA PROPAGANDA

Türkiye düşmanlığı ile bilinen Almanya Gıda ve Tarım Bakanı Cem Özdemir ise, 14 Mayıs Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Seçimleri’ne yönelik kara propaganda kervanına katılan bir diğer isim oldu. Özdemir, Alman basınından RND'ye verdiği demeçte, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kaybetmesini istediğini açıkça dile getirdi. Türkiye seçimlerine yönelik algı oluşturmaya çalışan Özdemir, 'olası oy manipülasyonundan' endişeli olduğunu söyleyerek kara propagandaya girişti. Cem Özdemir, geçtiğimiz günlerde Alman askeri üniformasıyla poz vermişti.

Batı ile medenileşecekmiş!

Time dergisi röportajında 7'li koalisyonun adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Türk dış politikası ve Türkiye'nin küresel konumuna ilişkin skandal ifadelerde de bulundu. Türkiye'nin tüm dünyada itibar gören, ulusal çıkarları esas alan milli ve yerli dış politikasını hedef alan Kılıçdaroğlu, Batı'ya tam teslimiyet anlamına gelebilecek, "Seçilmesi halinde NATO, AB ve ABD ile ilişkileri düzelteceğini ve Türkiye’yi yeniden medeni dünyanın bir parçası yapacağına" ilişkin sözler sarf etti. Kılıçdaroğlu'nun sözleri Türkiye'ye hangi gözlükle baktığı sorusuna ve tek yönlü dünya görüşüne sahip olduğu yorumuna sebep oldu.

Kaynak: Yeni Şafak

Kilisede kadınlara oy kullanma hakkı

Katolik Hristiyanların ruhani lideri ve Vatikan Devlet Başkanı Papa Franciscus, Piskoposlar Meclisi'nde piskopos olmayan üyelere ve kadınlara oy kullanma hakkı tanıdı. 

Katoliklerin ruhani lideri ve Vatikan Devlet Başkanı Papa Franciscus, bir sonraki Piskoposlar Meclisi'nden (Sinod) itibaren kadınların da oy kullanma hakkına sahip olmasına karar verdi.

Vatikan'dan yapılan açıklamaya göre, Papa, dünyanın her yerinden gelen piskoposların belirli konuları ele almak üzere periyodik aralıklarla toplanan Katolik Kilisesi'nin önemli istişare organlarından Piskoposlar Meclisi'nin yönetimiyle alakalı normlarda bazı değişikliklere gidilmesini onayladı.

Papa Franciscus'un yaptığı değişiklikle piskopos olmayan üyelere de oy kullanma hakkı tanındı.

Bunun içinde, şu ana kadar sadece piskoposların oy kullanabildiği Sinod'da bundan böyle piskopos olmayanlar ve özellikle de kadın üyelere de oy hakkı tanınması en dikkat çekici değişiklik oldu.

İtalyan basınında, bu değişikliklerin Vatikan için "tarihi bir dönüm noktası" olduğu ve "Katolik Kilisesi'nde emsali olmayan bir yenilik" olduğu ifade edildi.

Basında çıkan haberlerde, Sinod'a piskopos olmayan 70 üyenin daha atanacağı, bunların yarısının kadın olması şartının getirildiği ve bu kişilerin de oy kullanma hakkının olacağı belirtildi.

Buna göre, yaklaşık 370 üyeden oluşacak Sinod'da; 6’sı kilise içinden, 35'i yeni atanacak olmak üzere oy kullanma hakkına sahip toplam 41 kadının olması bekleniyor. Böylece ekim ayında toplanması planlanan bir sonraki Sinod'da oy kullanma hakkına sahip kadınların temsili yüzde 10 civarında olacak.

Sinod'un organizasyonundan sorumlu isimlerden olan Kardinal Jean Claude Hollerich, basına yaptığı açıklamada, "Bu önemli bir değişiklik ama bir devrim değil." ifadesini kullandı.

Papa Franciscus, daha önce de kadınların Vatikan Devlet yönetiminde üst düzeyde roller alması konusunda adımlar atmıştı

İspanya kira artışına sınırlama yasası çıkardı

İspanya'da azınlıktaki sol koalisyon hükümetinin hazırladığı ve ülke cumhuriyet tarihinde kira artışlarına sınırlama getiren ilk konut yasa tasarısı mecliste kabul edildi.

İspanya'da son yıllarda giderek artan konut sorununa çözüm bulmak için ülke demokrasi tarihinde ilk kez hükümet kira fiyatlarına müdahale etti.

Söz konusu yasa tasarısı, hükümetin iki ortağı Sosyalist İşçi Partisi ve Unidas Podemos ile ayrılıkçı Katalan ve Bask (ERC ve EH Bildu) partilerin desteğiyle 167'ye karşı 176 oyla mecliste kabul edilerek, senatoya gönderildi.

Tasarı senatoda kabul edildikten sonra son kez meclise bir kez daha gelerek, onay alması halinde yasallaşacak.

Hükümet, bu tasarıyla birlikte özellikle gençler ve yoksullar için de konutun "bir hak olarak tanınacağını" savunurken, buna karşı çıkan muhalefetteki sağ partiler ise İspanya'da mevcut durumda yaygın olan "boş evlerin işgalinin daha da artacağını, arzın azalacağını ve fiyatların artacağını" ileri sürüyor.

Başbakan Pedro Sanchez, tasarının mecliste kabulünden sonra basına yaptığı açıklamada, "Bu yasa İspanyol demokrasisinin önemli bir dönüm noktasıdır. Konut sorunu toplumdaki eşitsizliğin yüzde 70'ini oluşturmaktadır. Spekülasyonu, yozlaşmayı ve pek çok toplumsal acıyı beraberinde getiren paradigmayı, neo-liberal modeli değiştiriyor ve bunlara yanıt veren yeni bir konut politikasının temellerini atıyoruz." değerlendirmesini yaptı.

İspanya'da 28 Mayıs'ta yapılacak yerel seçimler öncesi siyasi olarak en çok tartışılan konulardan biri olan tasarı gereği, şimdiye kadar TÜFE'ye göre belirlenen kira artışlarının 2023'te yüzde 2, 2024'te yüzde 3 ile sınırlandırılması iki yıldan fazla boş kalan evlerin emlak vergilerinin de yüzde 150'ye varan oranla artırılmasını öngörüyor.

Öte yandan muhalefetteki Bask Milliyetçi Partisi (PNV) de tasarıya karşı çıkarak, yasallaşması halinde Anayasa Mahkemesi'ne itiraz edeceğini duyurdu.

Sudan ordusu ateşkesi uzatma teklifini kabul etti

Sudan'da milis güçlerinin başlattığı darbe girişimi sonrasında yaşanan çatışmalarda ilk ciddi ateşkeste süre dolmak üzere. 

Süre bitmeden tarafların yeni bir ateşkeste anlaşması için bazı girişimler oldu.

ABD ve Suudi Arabistan tarafından yapılan girişimlerin şimdilik tam sonuç almadığı ancak olumlu gelişmeler olduğu belirtiliyor.

Sudan Silahlı Kuvvetleri, ABD ve Suudi Arabistan'ın arabuluculuğunda devam eden ateşkesi, mevcut ateşkesin sona erdiği tarihten itibaren geçerli olmak üzere 72 saat daha uzatmayı kabul etti.

MISIR SINIRINDA YIĞILMA

Sınırın Mısır tarafında bulunan bir insan hakları avukatı, Sudan'dan kaçan yaklaşık 10.000 kişinin şu anda Sudan tarafında beklediğini söylüyor.

Güvenlik nedeniyle ismini vermek istemeyen avukat, El Cezire'ye şu anda 200 otobüsün sırada olduğunu söyledi. Mısır hükümetinin çok az yardımda bulunduğunu ve bunun da sınırda mahsur kalanların işini zorlaştırdığını sözlerine ekledi.

Buna rağmen avukat, Mısır'ın güneyindeki en büyük şehir olan Aswan'a ulaşmayı başaranlara yardım eden doktorlar ve avukatlar arasında bir dayanışma duygusu olduğunu, ancak orada hala potansiyel bir insani kriz korkusu olduğunu söyledi.

Detaylar ekleniyor...

Brezilya Telegram'ı yasakladı

Brezilya'da bir federal mahkeme tarafından verilen karar neticesinde, mesajlaşma uygulaması olarak servis edilen Telegram'ın neo-Nazi grupların yöneticileri hakkındaki bilgileri polis ile paylaşmayı reddetmesinin ardından geçici olarak yasaklandı.

Brezilya İstihbarat Müdürlüğü açıklamasına göre, Google, Apple ve dört Brezilyalı telekom şirketine Telegram'ı uygulama mağazalarından ve diğer platformlarından kaldırma emri verildi.

Telegram, verileri sağlamayı reddetmeye devam ettiği sürece günde 198 bin dolar para cezasına çarptırılacak.

Russian Today'in haberine göre polis, Kasım ayında Aracruz'daki iki okulda dört kişiyi öldüren ve yaklaşık bir düzine kişiyi yaralayan 16 yaşındaki kişinin Telegram gruplarında Yahudi karşıtı içerik yaydığını belirledikten sonra verilere erişim talep etti.

Polisin Telegram'a yaptığı veri talebinde, şiddetli ölümleri tasvir eden videolar, bomba yapımı videoları, azınlıklara yönelik nefreti teşvik eden materyaller paylaştığı belirtilildi.

Müfettişler, aşırılık yanlısı grup üyeleri ile yöneticiler arasındaki bağlantılar ve grubun tetikçiyi suçunu işlemesi için etkileyip etkilemediği hakkında daha fazla şey öğrenmeyi umuyor.

Eriha'daki kuşatma bir haftayı dolduruyor

İsrail güçleri, işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Eriha kenti çevresindeki kuşatmayı altıncı gününde de sürdürüyor.

Filistin resmi haber ajansı WAFA'ya göre, İsrail ordusu, Eriha'nın ana ve tali girişlerinde kurulan askeri kontrol noktalarındaki uygulamalarına bugün de devam etti.

İsrail askerleri, söz konusu kontrol noktalarında 10 Filistinliyi gözaltına aldı.

Görgü tanıkları, İsrail güçlerinin, kontrol noktalarından geçen araçları tek tek durdurarak arama ve kimlik kontrolü yaptığını söyledi.

Aramalar nedeniyle kentin girişlerinde uzun araç kuyrukları oluştuğu aktarıldı.

Turistik kent bayramda boş kaldı

Ramazan Bayramı'nın ikinci gününden bu yana kuşatma altında tutulan Eriha kenti sakinlerinin durumdan ekonomik olarak da olumsuz etkilendiği belirtiliyor.

Normal zamanlarda tatil ve bayram günlerinde yarım milyondan fazla ziyaretçiyi ağırlayan turistik kenti, bu bayram kuşatma nedeniyle sadece 200 bin kişinin ziyaret ettiği aktarılıyor.

İsrail güçleri Eriha kentini 22 Nisan'da kuşatma altına almıştı.

Yahudi yerleşimcilerden Ağvar'da Filistinlilere ve mülklerine saldırı

Öte yandan Yahudi yerleşimciler, Batı Şeria'nın kuzeyindeki El-Ağvar bölgesinde Filistinlilere ve mülklerine saldırdı.

WAFA'da yer alan haberde, Yahudi yerleşimcilerin saldırısına uğrayan 4 Filistinlinin vücutlarında ezik ve morluklar oluştuğu belirtildi.

Filistin hükümetine bağlı Batı Şeria'daki Yerleşim Birimleri Dosyası Sorumlusu Gassan Dağlas da onlarca Yahudi yerleşimcinin; Filistinli çiftçilere ve mülklerine saldırdığını, çiftçileri işlerinden alıkoymaya çalıştığını ifade etti.

Dağlas, İsrail güçlerinin ise saldırganları engellemek için hiçbir şey yapmadığını söyledi.

Yahudi yerleşimcilerin, Batı Şeria'nın kuzeyindeki bazı bölgelerde konuşlandığını, İsrail güçlerinin de Nablus'un güneyindeki Huvvara beldesinde bulunan kontrol noktasındaki uygulamalarını sıkılaştırdığını aktaran Dağlas, Huvvara girişinde yüzlerce araçlık uzun kuyruklar oluştuğunu aktardı.

Huvvara, Nablus'un güneyindeki tek çıkış noktası olma özelliğini taşıyor. İsrail güçlerinin yanı sıra Yahudi yerleşimcilerin son dönemde Filistin kentlerine ve beldelerine düzenlediği saldırılar nedeniyle işgal altındaki Batı Şeria'da bir süredir gerginlik hakim.

Açık Ateş Yılmaz Öztürk kimdir? Açık Ateş sunucusu Yılmaz Öztürk nerelidir?

Açık Ateş sunucusu Yılmaz Öztürk kimdir, nerelidir, kaç yaşında ne iş yapıyor soruları bu aralar merakla soruluyor. 

TRT Belgesel kanalında yayınlanan, "Açık Ateş" isimli programda sunuculuk yapan Yılmaz Öztürk, ekran başındaki seyirciye keyifli dakikalar yaşatıyor.

Peki, Açık Ateş sunucusu Yılmaz Öztürk kimdir?

YILMAZ ÖZTÜRK KİMDİR?

Yılmaz Öztürk, meslek hayatına 1998 yılında Ankara’da başladı. 1999 – 2007 yılları arasında Türkiye’nin bilinen mutfaklarında çalıştı.

Yılmaz Öztürk kimdir? Açık Ateş sunucusu Yılmaz Öztürk nerelidir?

Üyesi olduğu “Chaine des Rotisseurs”ün, 2004 yılı Genç Aşçılar Yarışması’nda Gümüş Madalya aldı. 2007 – 2010 yılları arasında Kayra Wine Academy ve Nars Ilıca’da Mutfak Şefi olarak görev yaptı. 2014 yılında İzmir Ekonomi Üniversitesi Mutfak Sanatları Fakültesinde eğitmenlik yaptı.

Yılmaz Öztürk kimdir? Açık Ateş sunucusu Yılmaz Öztürk nerelidir?

Birçok restorana danışmanlık hizmeti de veren Yılmaz Öztürk, 2012 yılında Alaçatı’da şef ve işletmeci olarak L’Escargot Restaurant’ı kurdu. 2015 senesinde Alaçatı Mancar Restaurant’ın şefliğini üstlendi. Yıllar sonra İstanbul’a dönerek Mürver Restaurant’ın şefi oldu. Ünlü şef evli ve bir çocuk sahibidir.

Yılmaz Öztürk'ün instagram adresi nedir?

Açık ateş şefi Yılmaz Öztürk'ün instagram hesabı @ylmzozturk olarak biliniyor.

Gannuşi İslam aleminin halini anlatıyor

Tunus'taki diktatörlük yönetimi tarafından geçtiğimiz günlerde tutuklanan Raşid Gannuşi'nin İslam alemi hakkındaki birleştirici fikirleri hafızalardaki yerini koruyor.

Gannuşi, İslam aleminin halifelik döneminde tek bir çatı altında birlik ve beraberlik içerisinde yaşadığını; ancak şu anda çatısız ve dağınık harabe bir ev gibi olduğunu söyledi.

İşte Gannuşi'nin 14 yıl önce Hilal TV'de yaptığı konuşmadan bir kesit:

Almanya'da Türklerin oy kullanmasına engel

Türkiye'deki seçimleri etkileyebilecek oranda seçmenin bulunduğu Almanya'da vatandaşların iradesine engel çıkarılıyor. Alman makamları Türk vatandaşların oy kullanmasını engelleyici kararlar alıyor.

14 Mayıs'ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimleri için yurt dışına kayıtlı vatandaşların oy verme işlemi saat 08.00 itibarıyla başladı. Vatandaşlar oylarını gümrük kapılarında, yurt dışı temsilciliklerinde ve belirlenen havalimanlarında kullanabilecek.

YSK verilerine göre en çok seçmenin bulunduğu ülke 1 milyon 501 bin 152 ile Almanya oldu. Almanya'da seçmen sayısının fazla olması nedeniyle 26 temsilcilikte oy verme işlemi gerçekleştirilecekti. Ancak Alman hükümetinin aldığı karar, oy kullanacak Türkleri zor durumda bıraktı.

Almanya'da Türkiye'nin ek bölgelerde sandık kurmasına izin verilmedi. Buna göre Berlin, Köln, Münih, Frankfurt ve bunun gibi 13 konsolosluk bölgesinde sandık kurulacak. Ancak Kassel, Siegen, Dortmund, Fulda, Limburg, Kiel, Saarbrücken, Bielefeld, Ulm ve Mannheim'da sandık kurulmayacak. Buradaki vatandaşların oy kullanabilmek için konsolosluk bölgelerine gitmeleri gerekecek.

CNN Türk canlı yayınına katılan Meclis Dışişleri Komisyonu Başkanı, AK Parti İstanbul Milletvekili Akif Çağatay Kılıç önemli açıklamalarda bulundu. Kılıç, "Üzülerek belirtmeliyim ki Almanya sadece büyükelçiliklerimiz, konsolosluklarımızın olduğu mekanlarda oy kullanımına izin veriyorlar. En çok yurt dışı seçmenimizin olduğu Almanya'da ek sandıkların kurulmasına yönelik taleplerimiz olmuştu. Vatandaşlarımızın az mesafe katederek rahat oy kullanmasını sağlamak için talepte bulunmuştuk. İki gün içerisinde çalışmalara devam edeceğiz. Ek taleplerimizin karşılanmayacağına yönelik geri dönüş aldık. Federal hükümet bu konu hakkında izin vermedi. Dışişleri Bakanlığımız ve temsilciliklerimiz çalışmalara devam edecek. Açık söylemek gerekirse bu siyasi bir karardır, derhal bu yanlıştan dönülmelidir. Almanya'nın bu tutumu dostluğa yakışmadı, bu tutum vatandaşlarımızı sora sokacak. Umarım bu kararı yeniden gözden geçirirler" dedi. 

Biden yönetimi kripto para alıp sattı iddiası

Kripto para dünyası son günlerde ilginç bir iddiayla çalkalanıyor. 

ABD hükümetinin satış yaptığı yönündeki iddialar on-chain verilerine göre yalanlanmış durumda.

Bitcoin'deki düşüşün sebebi olduğu iddia edilen ABD hükümetinin Bitcoin satması olayı gerçekten yaşandı mı?

Kısa bir süre önce Arkham Alert tarafından bildirilen bilgilere göre ABD hükümetinin kontrolündeki Bitcoin cüzdanlarında hareketlilik yaşandığı iddia edilmişti.

Ardından BTC fiyatında ani bir düşüş yaşanmış ve gün içerisinde 30 bin doların üstüne çıkmayı başarmış olan BTC, 27 bin dolar civarına kadar düşmüştü.

Satış iddiaları resmi makamlarca doğrulanmamıştı.

Bununla birlikte Arkham Alert tarafından paylaşılan bilginin daha fazla detayla desteklenmemesi kripto para topluluğunda şüphe uyandırdı.

Buna ek olarak iddiaların sahibi Arkhan Alert, resmi Twitter hesabından ABD hükümetinin Bitcoin satışı yaptığına dair paylaşımlarını sildi.

ABD hükümetinin daha önce el koyduğu BTC’leri tuttuğu cüzdanlara dair on-chain verileri incelendiğinde, söz konusu cüzdanlarda herhangi bir hareketlilik gözlenmediği görülüyor.

Bitcoinsistemi.com'dan Mete Demiralp'in aktardığına göre, Glassnode’un sağladığı veriler incelendiğinde özellikle yüklü miktarda BTC bulunduran ve işlem yaptığı iddia edilen Mt. Gox cüzdanındaki BTC bakiyesinde herhangi bir değişim yok.

Yine ABD hükümetinin de satış yaptığı yönündeki iddialar on-chain verilerine göre yalanlanmış durumda.

Rusya, Mıkolayiv kentine saldırdı

Rusya, Ukrayna’nın güneyindeki Mıkolayiv kentini vurdu. Saldırıda 1 kişi yaşamını yitirdi, 23 kişi de yaralandı.

Ukrayna Acil Durumlar Servisi’nden yapılan açıklamada, saldırının yerel saatle 01.20 sıralarında meydana geldiği ifade edildi.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, saldırıya ilişkin yaptığı açıklamada, “Rusya gece saatlerinde Karadeniz'den fırlattığı 4 Kalibr füzesiyle Mıkolayiv'i vurdu. 

Yüksek hassasiyetli silahlar evleri ve tarihi bir binayı hedef aldı. 

Şu anda 1 ölü ve aralarında bir çocuğun da bulunduğu 23 yaralı olduğu bilinmektedir.

Yaralılara acil şifalar diliyoruz. Teröristlerin bu insanlık suçu da yanlarına kar kalmayacaktır. 

Tüm suçluları bulacağız. Her şeyin hesabı sorulacak” dedi.

Mehmet Aypek neden öldürüldü?

Mehmet Aypek neden öldürüldü? Ölüm sebebi belli oldu mu soruları bu aralar merakla soruluyor. Ankara'nın tanınmış iş insanlarından ve eski ATO Başkanı Mehmet Aypek silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmişti. Saldırı sonrasında ise gözler kimin neden öldürdüğüne çevrilmişti. Peki, Mehmet Aypek neden öldürüldü?

MEHMET AYPEK NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ?

Eski Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanvekili Mehmet Aypek 73 yaşında silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti.

Mehmet Aypek neden öldürüldü?

Aypek'i öldüren kişi yıllardır yanında çalışan, şoförlüğünü ve korumalığını yapan Halil Gani Güngör çıktı.

Mehmet Aypek'in oğlu Faruk Aypek, babasının neden öldürüldüğüne ilişkin basın mensuplarının meraklı sorularını cevaplandırdı.

Faruk Aypek, "Babam, şüphelinin yaklaşık 1.5-2 milyon TL borcunu ödedi. Aralarındaki sıkıntının bundan olduğunu düşünüyorum" dedi.

Eski ATO Başkanvekili Mehmet Aypek, dün akşam Çankaya'daki ofisinin bulunduğu plazanın girişinde koruması Halil Gani Güngör tarafından tabancayla vurularak öldürüldü. Plaza yakınlarında bulunan polis ekiplerince yakalanarak gözaltına alınan şüpheli, emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi.

Mehmet Aypek'in oğlu Faruk Aypek, olayla ilgili emniyette ifade verdi.

Aypek, şüpheli Güngör'ün yaklaşık 10 yıldır babasının yanında çalıştığını ve aynı zamanda olayın gerçekleştiği plazanın güvenlik görevlisi olduğunu söyledi. Babasının şüpheli Güngör'e oldukça güvendiğini ve bu nedenle şahsi işlerini de onun yaptığını belirten Aypek, "Ankara'da mütehatlik yapan Ş.A., 1.5 yıl önce babamla ortak iş yapmak istedi. Babam bunu kabul etti ve işe başladılar. Bu işi de takip etmesi için güvendiği Halil Gani Güngör'ün işlerin başına geçmesini ve kontrol etmesini istedi. Sincan ilçesinde inşaat devam ederken Güngör'ün yaklaşık 1-2 ay önce Ş.A.'nın başına silah dayayarak zorla kendisinden bir dükkan aldığını öğrendim. Güngör'ün ayrıca Haymana'da kendisine ev yaptığını, ev yapımı için malzemeyi de Y.A. isimli akrabamızdan babam adına aldığını, hatta buna benzer şekilde yine babamın adıyla malzeme aldığını, geri ödemediğini, babamın bu borçları ödediğini öğrendim. Babam bu şekilde Gani Güngör'ün yaklaşık 1,5-2 milyon TL borcunu ödedi. Aralarındaki sıkıntının bundan olduğunu düşünüyorum. Ben, bu şahıs hakkında duyduklarımı babama söyleyerek dolandırıcı ve tehlikeli biri olduğunu belirttim. Babam, şüphelinin uzun yıllardır yanımızda çalıştığını söyleyerek, çevremizdeki insanların duymasının hoş olmayacağını belirtti. Bu konuya karışmamam gerektiğini söyledi. Olay yerinde güvenlikçi olarak çalışan şüphelinin oğlunun da konuya dahil olduğunu düşünüyorum" dedi. 

Sudan'daki çatışmalarda son durum

Sudan'da ilan edilen üç günlük ateşkese rağmen çatışmalar yer yer devam ediyor.

Ülkenin en büyük kenti Umm Durman'da bulunan BBC muhabiri Mohamed Osman, televizyon ve radyo binalarının çevresinde çatışmalar yaşandığını bildirdi.

BBC muhabiri, ülkede benzin sıkıntısı sürerken insanların sağlık hizmetlerine erişemediğini, para ve yiyecek bulamadığını aktardı.

Sudan ordusuyla Hızlı Destek Güçleri adlı milis gücü arasında ilan edilen ateşkes Türkiye saatiyle Salı 01.00'de yürürlüğe girmişti.

Sudan'ın ordusunun komutanı Orgeneral Abdülfettah el Burhan'ın, süresi Cuma 01.00'de dolacak ateşkesin 72 saat daha uzatılmasına onay verdiği belirtiliyor.

Ülkenin fiilen devlet başkanı olan Abdülfettah el Burhan, Doğu Afrika bloku Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi'nin (IGAD) önerisini olumlu karşıladı.

IGAD'in önerisi Sudan ordusu ve Hızlı Destek Güçleri temsilcilerinin ateşkesin ayrıntılarını görüşmek üzere Güney Sudan'ın Juba kentinde bir araya gelmesini öngörüyor.

Abdüfettah el Burhan ile yardımcısı, RSF lideri Orgeneral Mohamed Hamdan Dagalo arasındaki iktidar mücadelesinde 15 Nisan'da çatışmalar patlak vermişti.

BBC muhabiri, başkent Hartum ve Umm Durman'da halkın yiyecek ve içme suyu bulmakta zorluk yaşadığını bildiriyor.

Kentte zaman zaman patlama ve silah sesleri duyuluyor. Buna rağmen, durum önceki günlere göre daha sakin ve tahliyeler devam ediyor.

Çeteler, boşaltılan ev ve binaları yağmalıyor, arabaları hedef alıyor. Yerel halk ateşkesten sonra ne olacağı konusunda kaygılı.

İki taraf da birliklerini başka bölgelere kaydırmasına rağmen barikatları terk etmedi.

Hem ordu hem de RSF, havaalanları ve askeri karargahlar gibi stratejik yerlerin kendi kontrollerinde olduğunu öne sürüyor.

Ülkede internet çalışmıyor. Telefon hatları da kötü.

Çatışmaların başlamasından bu yana en az 459 kişinin hayatını kaybettiği açıklandı. Ancak gerçek sayının çok daha yüksek olduğu tahmin ediliyor.

Dünya Sağlık Örgütü, hastalıklar, su ve gıdaya erişim olmaması ve sağlık hizmetlerinin durması nedeniyle çok daha fazla sayıda kişinin hayatını kaybedilebileceği uyarısında bulundu.

ÖMER EL BEŞİR DÖNEMİ 2019'DA SONA ERMİŞTİ

Sudan'ı 30 yıl yöneten Devlet Başkanı Ömer El Beşir, 2019'da devrilmişti.

Ülke, Ekim 2021'de bu kez Abdülfettah el Burhan'ın yönetimindeki ordunun sivil bir hükümeti devirmesine öncülük etmesinden bu yana siyasi bir kargaşa içinde.

Sudan ordusu, Ekim 2021'deki darbeden bu yana ülkeyi Egemenlik Konseyi aracılığıyla yönetiyor.

Konsey Başkanı Orgeneral Burhan, Başkan Yardımcısı ise Dagalo.

Darbe sonrası Hartum'da düzenli olarak demokrasi yanlısı protesto gösterileri düzenleniyor.

Sudan'da sivil yönetime geçiş önerisi, Hızlı Destek Güçleri'ni orduya entegre etme takvimi nedeniyle suya düşmüştü.

Hızlı Destek Güçleri bu süreci 10 yıl ertelemek istemiş ordu ise sürecin 2 yıl içinde tamamlanmasını talep etmişti.

Belçika'da İsrail'e boykot kararı

Belçika'nın doğusundaki Liege kentinin belediye meclisi, İsrail'in boykot edilmesi çağrısını içeren önergeyi kabul etti. Belçika'nın üçüncü büyük kentinin belediye meclisinde İşçi Partisi'nin verdiği önergeyi Sosyalist Parti ve yerel bazı küçük partiler destekledi.

Merkez ve liberal partiler ise önergeye karşı oy kullandı.

Belçika'nın doğusundaki Liege kentinin belediye meclisi, İsrail'in boykot edilmesi çağrısını içeren önergeyi kabul etti.

Belçika'nın üçüncü büyük kentinin belediye meclisinde İşçi Partisi'nin verdiği önergeyi Sosyalist Parti ve yerel bazı küçük partiler destekledi. Merkez ve liberal partiler ise önergeye karşı oy kullandı.

Önergede "İsrail makamlarının Filistin halkına sistematik şiddeti sonlandırılana kadar İsrail devleti ve kurumlarıyla tüm ilişkilerin geçici olarak askıya alınması" yer alıyor.

Uygulamada bir karşılığı bulunmayan ancak sembolik öneme sahip önergenin kabul edilmesini Belçikalı Filistinliler Birliği (ABP) memnuniyetle karşıladı. ABP'nin açıklamasında karar "tarihi" olarak nitelendirildi.

Açıklamada, "Liege kentinin kararının Belçika'daki, Avrupa'daki ve dünyadaki diğer belediyelere de bir apartheid rejiminin desteklenmemesi için ilham olmasını ümit ediyoruz." denildi.

İsrail'in Brüksel Büyükelçiliği ise belediyenin kararına tepki gösterdi. Idit Rosenzweig-Abu, Belçika basınına yaptığı açıklamada, radikal güçlerin Liege belediye meclisi üyelerini "yalanlarla" etki altına aldığını, alınan kararın gerçeklerden uzak olduğunu ifade ederek, Liege kentinin ekonomik çıkarlarına, Filistinlilere ve İsrail'e zarar verici olacağını söyledi.

Liege kenti belediyesinin İsrail ile veya Brüksel'deki İsrail büyükelçiliği ile resmi ilişkisinin bulunmadığı bildirildi.

Liege belediyesinin iki yıl önce de Filistin topraklarının işgaliyle bağlantılı şirketlere iş verilmemesine yönelik bir metni kabul ettiği belirtildi.

ABP'nin verdiği bilgiye göre, Belçika'nın Liege kenti, İspanya'nın Barcelona ve Norveç'in Oslo belediyelerinden sonra İsrail'e boykot kararı alan üçüncü belediye oldu.

The Economist: Batı muhalifleri istiyor ama Erdoğan kazanacak

Dünyanın gözünü çevirdiği 14 Mayıs seçimleri hakkında son analiz Economist'ten geldi. İngiliz dergi söz konusu analizin daha ilk cümlesinde kazanmasını bekledikleri adayı açıkladı.

İngiliz Economist dergisi seçimi kazanacak adayı açıkladı Rüzgarı arkasına aldı

14 Mayıs tarihinde yapılacak seçimlere artık günler kaldı. Bu bağlamda hem iktidar hem de muhalefet kanadı sahadaki çalışmalarını tüm hızıyla sürdürüyor. Dünya basını da Türkiye'de yapılacak seçimleri ilgiyle takip ediyor.

Öyle ki geçtiğimiz günlerde Politico Türkiye'deki seçimlerin önemini vurgulayan yazısında '2023'ün en önemli seçimleri' ifadesini kullanmıştı.

KAZANANI AÇIKLADILAR

Seçimlerle ilgili bir yeni rapor da Economist Intelligence Unit'den (Economist dergisinin istihbarat ve analiz ekibi) geldi. Economist konuyla ilgili tam 9 sayfalık bir rapor yayınladı. Söz konusu raporda Türkiye'deki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde olası kazananı ve sonrasında yaşanacaklar ele alındı.

Economist yayımladığı raporun daha ilk cümlesinde seçim gecesi ipi Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın göğüsleyeceğini belirterek 'Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Recep Tayyip Erdoğan'ın kazanmasını bekliyoruz' dedi.

ERDOĞAN 'SEÇİM EKONOMİSİ' TAKTİKLERİNE GEÇTİ

Analizin devamında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın seçimlerde 'ideolojileri farklı olan muhalefet koalisyonuna' karşı yarıştığı belirtildi ve HDP'nin de Millet İttifakı'na olan desteğine yer verildi.

Bu koalisyona rağmen 'Sayın Erdoğan'ın iktidarını devam ettireceğini düşünüyoruz' diyen Economist, Erdoğan'ın son günlerde “seçim ekonomisi” taktiklerine geçiş yaptığını belirtti.

Economist, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın düşük faizli kredi, EYT ve emekli zammı, ödenmemiş vergi, ceza ve devlete olan diğer borçların yeniden yapılandırılması konularıyla rüzgarı arkasına aldığını aktardı.

DIŞ POLİTİKA KONUSU

Raporun son kısımlarında ise Türkiye'nin dış politikada edindiği tutuma yer verildi. Türkiye'nin Rusya ile ilişkilerinin derinleştiğini belirten Economist, Rusya-Ukrayna savaşında Erdoğan'ın bir ara bulucu rolü üstlendiğini hatırlattı.

Analizin devamında Erdoğan'ın seçimleri kazanması durumunda İsveç'in NATO durumu, Yunanistan ile ilişkiler ve Suriye meselesinde Türkiye'nin politikalarının değişmeyeceği belirtildi. Yazının devamında ise batılı ülkelerin bu konular için Erdoğan yerine muhalefeti 'tercih edeceği' belirtildi.

Taliban, DEAŞ liderini öldürdü

ABD'li yetkililer, 2021'de Kabil havaalanındaki yıkıcı bombalamayı planladığı düşünülen DEAŞ grubunun beyni, Afganistan'ın iktidardaki Taliban tarafından öldürüldüğünü söylüyor.

Ağustos ayındaki bombalamada, Taliban kontrolü ele alırken insanlar ülkeden kaçmaya çalışırken 170 sivil ve 13 ABD askeri öldü.

ABD'li yetkililer BBC haber ortağı CBS'ye verdiği demeçte, DEAŞ figürünün haftalar önce öldürüldüğünü ancak ölümünü doğrulamanın zaman aldığını söyledi.

ABD'li yetkililer, istihbarat toplama ve bölgeyi izleme yoluyla liderin öldüğünü belirlediklerini söylediler, ancak bombalamadan liderin sorumlu olduğunu nasıl öğrendiklerine dair daha fazla ayrıntı vermediler.

CBS'ye konuşan üst düzey bir ABD'li yetkili, "Hükümetteki uzmanlar, bu kişinin gerçekten sorumlu olan kilit kişi olduğuna büyük güven duyuyorlar."

New York Times'ta yer alan bir habere göre ABD, liderin öldüğünü Nisan ayı başlarında öğrendi. Gazetenin bildirdiğine göre, zanlının Taliban tarafından mı hedef alındığı yoksa IŞİD ile Taliban arasında devam eden çatışmalar sırasında mı öldürüldüğü belli değil.

Pazartesi günü ABD, öldürülen askerlerin ailelerine IŞİD liderinin ölümü hakkında bilgi vermeye başladı.

Patlamada hayatını kaybeden Deniz Kıdemli Başçavuş Taylor Hoover'ın babası Darin Hoover, CBS'ye haberin Deniz Piyadeleri tarafından kendisine bildirildiğini doğruladı. Hoover Salı günü yaptığı bir röportajda, "Bana operasyonla ilgili herhangi bir ayrıntı veremediler, ancak kaynaklarının son derece güvenilir olduğunu ve birkaç farklı kaynaktan bu kişinin gerçekten öldürüldüğünü söylediler" dedi.

Patlama, Batılı hükümetlerin vatandaşlarını DEAŞ grubunun Afganistan kolu IS-K tarafından yakın bir saldırı tehdidi nedeniyle Kabil Uluslararası Havalimanı'ndan uzak durmaları konusunda uyarmasından saatler sonra geldi.

Olay, 26 Ağustos 2021'de yerel saatle 18:00 civarında, havaalanına giden Abbey Kapısı'nda, kapının dışında bekleyen ailelerin ortasına bir intihar bombacısının girmesiyle meydana geldi.

ABD askerleri Afganistan'dan çekilirken bir tahliye uçuşuna kabul edilmeyi umarak bölgede büyük bir kalabalık toplanıyordu.

İngiltere hükümeti o sırada, kayıplar arasında iki İngiliz vatandaşı ve bir İngiliz vatandaşının çocuğu olduğunu söyledi.

ABD günler sonra Kabil'de bir insansız hava aracı saldırısı düzenledi ve bir intihar bombacısını hedef aldığını söyledi, ancak füzenin yedisi çocuk da dahil olmak üzere 10 sivili öldürdüğünü kabul etti.

Daha sonra, herhangi bir ülkede saldırıdan veya IŞİD-K lideri Sanaullah Ghafari'nin yakalanmasından sorumlu olanların tutuklanmasına veya mahkum edilmesine yol açacak bilgiye sahip olan herkese 10 milyon dolar (8 milyon sterlin) ödül teklif ettiler.

İngiltere'de gıda krizi büyüyor

İngiltere'nin en büyük gıda bankaları ağı, daha fazla insanın yaşam maliyeti krizi nedeniyle mücadele etmesi nedeniyle dağıttığı gıda kolilerinin sayısının yüzde 37 artarak 3 milyon rekor seviyeye ulaştığını söyledi.

İngiltere genelinde bin 300 gıda bankası merkezinden oluşan ağı takip eden Trussell Trust, çocuklar için bir milyondan fazla kolinin sağlandığını söyledi.

Yıl boyunca, 760 bin kişinin ilk kez gıda bankası kullandığı ve bu rakamın yıldan yıla yüzde 38 arttığı açıklandı.

Bu, artan yaşam maliyetlerine karşı düşük geliri dengeleyemeyen insanların sayısındaki benzeri görülmemiş artışın ardından geldi.

İngilizler, neredeyse tüm işçiler için ücret artışını geride bırakan yüksek enflasyon nedeniyle bir yıldan fazla bir süredir baskı altında.

Gelir izleyiciler, İngiltere'deki hane halkının, 1950'lerde karşılaştırılabilir kayıtların başlamasından bu yana yaşam standartlarında iki yıllık en büyük daralmanın ortasında olduğunu tahmin ediyorlar.

Geçen hafta yayınlanan resmi veriler, genel tüketici fiyatları enflasyonunun Mart ayında yüzde 10,1'e düştüğünü gösterdi.

Ancak gıda ve alkolsüz içecek fiyatları Mart ayında bir önceki yıla göre yüzde 19,1 daha yüksek oldu ve bu, Ağustos 1977'den bu yana görülen en büyük artış oldu.

Sektör verilerine göre Nisan ayında bakkaliye enflasyonu yüzde 17,3 oldu.

Tarihte bugün ne oldu? Tarihte 26 Nisan günü neler yaşandı?

Tarih Dosyası / Dünya Bülteni

GÜNÜN OLAYI     

Çernobil Nükleer Santral Faciası Yaşandı (1986)

SSCB’ye ait Ukrayna’da bulunan RBMT-1000 tipi nükleer santralin dört no’lu ünitesi 26 Nisan 1986 tarihinde infilak etti. Bölgedeki radyasyon miktarı normalin 100 bin katına ulaştı. Patlamada ilk etapta santralde bulunan 81 kişi öldü. Bölgede yaşayan 135 bin kişi tahliye edildi. Patlamadan 2 milyona yakın Ukraynalı etkilendi. Kanser vakaları ve anormal doğumlarda normalin 400 katı artışlar oldu.

Çernobil olayından Türkiye’nin Karadeniz Bölgesi de etkilendi. Çay ve fındık başta olmak üzere Karadeniz Bölgesinde yetişen ürünler kontrol altına alındı. Ancak etkilenmenin boyutu tam olarak bilinememektedir. Hafızalardan silinmeyen en önemli olay dönemin Sanayi Ve Ticaret Bakanının televizyonda çay içerek etkilenme olmadığını göstermeye çalışması oldu. Bugün bölgede ki kanser vakalarının fazla olması bu konu ile ilgili iddiaları gündeme getirmektedir.

GÜNÜN ÖNEMLİ OLAYLARI

Selçukluların Son Hükümdarı Sultan Sencer Vefat Etti (1157)

Büyük Selçuklu Devletinin son hükümdarı Sultan Sencer 26 Nisan 1157 tarihinde vefat etti. O’nun ölümü ile Büyük Selçuklu Devleti de tarih sahnesinden çekildi. Sultan Melikşah’ın oğlu olan Sultan Sencer  saltanatı süresince devleti tekrar eski güçlü haline getirmek için çok çaba saf etti. Ancak önce Karahitaylara arkasından doğudan gelen Oğuz Türklerine yenilerek esir düşmesi kurduğu düzenin bozulmasına yol açmıştı. Esaretten kurtulduğunda artık iyice yaşlanmıştı ve devleti tekrar toparlamak için vakti kalmamıştı.

İtalya İtilaf Devletleri Tarafına Geçti (1915)

İtalya Balkan ve Adriyatik sorunları nedeniyle Avusturya-Macaristan ile arası açılmıştı. Bu durumu değerlendiren İtilaf devletleri İtalya’yı kendi yanlarına çekmek için girişimlere başladılar. Sonuçta İtalya’ya Dalmaçya kıyılarında istediği yerler ayrıca savaş sonunda Alman sömürgelerinden ve Osmanlı Devletinden pay verilmesi vaat edilerek 26 Nisan 1915’te Londra’da antlaşma imzalandı.

Mustafa Kemal Lenin’e Mektup Gönderdi (1920)

TBMM açıldıktan hemen sonra diplomatik atağa geçerek uluslar arası destek bulmaya çalıştı. İlk olarak yalnızlık içerisinde ki SSCB’ye 26 Nisan 1920’de bizzat Mustafa Kemal tarafından mektup gönderildi. Mustafa Kemal bu mektubunda Lenin’e normal ilişkiler kurulmasını teklif ediyor ve emperyalizme karşı birlikte mücadele edilmesini öneriyordu.

Hitlerin Uçakları Diktatör Franco’ya Yardım Etti (1937)

İspanyol diktatör General Franco’ya komünistlere karşı yardım etmek amacıyla Hitler’in gönderdiği uçaklar 26 Nisan 1937’de Guernica’yı bombaladı. Bu bombalama esnasında Guernica’da yaşayan yaklaşık 2000 civarında insan hayatını kaybetti.

Bilge Köyü Katliamı Davası Sonuçlandı (2010)

Çorum Ağır Ceza Mahkemesinde görülen Bilge Köyü Katliamı davasında Mardin'in Mazıdağı ilçesine bağlı Bilge köyünde 7'si çocuk 44 kişinin öldürülmesiyle ilgili, 8'i tutuklu 13 sanık hakkında açılan dava sonuçlandı. Karara göre 6 kişiye 44 kez ağırlaştırılmış müebbet, yaşı küçük olan 1 sanığa 44 kez 15 yıl, evinde silah bulunduran 1 kişiye 15 yıl, havaya ateş açtığı iddiasıyla tutuksuz yargılanan 1 kişiye ise 6 ay hapis cezası verildi. Tutuksuz yargılanan 4 kişi ise beraat etti.

Japonya'nın Ay'a inme denemesi fiyasko

Ay'a iniş gerçekleştirmeye çalışan Japon şirketi iSpace, aracın muhtemelen yüzeye düştüğünü açıkladı. Hakuto-R görevi kapsamında, uyduya bir keşif gezgini bırakılması planlanıyordu.

Başkent Tokyo merkezli ispace şirketi, "Hakuto-R" keşif programı kapsamında geliştirilen ve 26 Nisan'da Ay yüzeyine inmesi planlanan uzay aracının akıbetini sorguluyor.

Firma, açıklamasında, 26 Nisan'da Japonya yerel saatiyle 01.40 sularında Ay yüzeyine inmesi beklenen aracın, iniş girişimi esnasında düşmüş olabileceğini bildirdi.

Tahmini iniş saatinden kısa süre önce uzay aracıyla irtibatın kesildiği kaydedilen açıklamada, "irtibatta bir iyileşme beklemiyoruz ve (görevi) tamamlamanın zor olacağı belirlendi" ifadesi kullanıldı.

İrtibat kopması öncesi kayda geçirilen verilerde, uzay aracındaki yakıtın tükenmeye yakın olduğu ve iniş hızının giderek arttığının saptandığı bildirildi.

Açıklamada, "Uzay aracının, Ay yüzeyine sert bir iniş yapmış olma ihtimali yüksek" ifadeleri kullanıldı.

"TİCARİ AY MİSYONLARI"

Japon Devlet Televizyonu NHK, başarılması halinde özel bir şirket üretimi uzay aracının ilk kez Ay yüzeyine ineceğini aktarmıştı. 2,3 metre yüksekliğinde ve 2,6 metre enindeki uzay aracının, kargosunda, dönüştürülebilir küçük bir robot taşıdığı bildirilmişti.Japonyanın Ay keşif aracı yüzeye düşmüş olabilir

Japonya Havacılık ve Uzay Araştırma Ajansı (JAXA) ile oyuncak firması Tomy tarafından üretilen robotun, yüzey araştırmaları yapmasının planlandığı duyurulmuştu.

Mürettebatsız uzay aracı, Aralık 2022'de ABD'nin Cape Canaveral üssünden SpaceX Falcon 9 roketiyle Ay'a gönderilmişti.

O dönem yapılan açıklamada uzay aracının, Nisan 2023 sonunda Ay'a ulaşmasının tahmin edildiği bildirilmişti.

Keşif programı, ismini, Japon halkınca, Ay üzerinde yaşadığına inanılan beyaz bir tavşan türünden alıyor.

'Türkiye'ye dışarıdan müdahale var'

İtalya’nın Veneto Bölge Parlamentosu’nun üyesi Stefano Valdegamberi, Mayıs ayında yapılacak seçimleri değerlendirdi: “Dışarıdan bir izleyici olarak şunu söyleyebilirim ki, Erdoğan gibi güçlü bir liderin daha fazla denge, istikrar ve güvenlik sağlayabileceği hassas bir dönem. Erdoğan'ı yenilgiye uğratmak için dışarıdan güçlü bir müdahale olduğunu düşünüyorum. Türk insanının bunu anlayacak kadar akıllı ve olgun olduğuna inanıyorum.”

Times of Turkey Genel Yayın Yönetmeni Reşit Kemal As ile Venedik’te bir araya gelen İtalya’nın Veneto Bölge Parlamentosu üyesi Stefano Valdegamberi, 14 Mayıs’ta Türkiye’de yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili soruları yanıtladı.

İtalyan siyasetçi Valdegamberi, Türkiye’nin son 20 yıldaki gelişimine dikkat çekerken Türkiye'nin Gayri Safi Yurtiçi Hasılasında (GSYİH) önemli bir sıçrama yapıldığını söyledi. Valdegamberi, “Vatandaşlar arasında refah daha yaygın hale geldi ve ülkenin inovasyona yönelik yapısal yatırımları önemliydi. Örneğin ihracat ve turizmde birçok rekor elde edildi. 2000'li yıllarda olduğu gibi Türkiye artık eskisi gibi Külkedisi değil” dedi.

Rusya-Ukrayna savaşında Türkiye’nin önemli bir diplomasi yürüttüğünü belirten  Valdegamberi, “Ayrıca Rusya-Ukrayna savaşı ve diğer pek çok hikayede de görüyoruz. İtalya'da defalarca söylediğim gibi, Erdoğan'ın rolünü Avrupa Birliği oynamalıydı” ifadelerini kullandı.

İşte İtalya’nın Veneto Bölge Parlamentosu üyesi Stefano Valdegamberi’nin Times of Turkey Genel Yayın Yönetmeni Reşit Kemal As’a verdiği özel röportajı…

“ERDOĞAN DÖNEMİDE TÜRKİYE ÖNEMLİ SIÇRAMA YAPTI”

- Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında ne düşünüyorsunuz?

Erdoğan’ın ilk dönemlerinde şüpheyle baktığımı söylemeliyim. Erdoğan’ın iktidara gelişi Batı’da ‘geriye dönüş’ olarak görüldü. Ancak daha sonraları benim fikrim değişti. Erdoğan, gelenek ile modernizmi, İslam ile laikliği sentezlemeyi başarabilmiştir.

Bir insan kendi tarihini ve köklerini göz ardı ederek bir gelecek inşa edemez. Bana öyle geliyor ki Erdoğan, Avrupa Birliği'nin aksine bunu anladı. Yaptığı işlerde uluslararası arenada oldukça görünüyor. Özellikle Rus-Ukrayna kriziyle ilgili olarak siyasi sahnede otoriter bir şekilde hareket etti. Avrupalı ​​liderlerimizin yaptığı gibi dikte altında bir pozisyon almak yerine kendisini çatışan taraflar arasında ustaca bir muhatap olarak konumlandırdı. Çalışma hakkında bir fikir vermem gerekirse, sonuçta objektif ve tartışmaya açık olmayan rakamlara bakarım. Erdoğan’ın hükümetleri döneminde, Türkiye'nin Gayri Safi Yurtiçi Hasılasında (GSYİH) önemli bir sıçrama yapıldı. Vatandaşlar arasında refah daha yaygın hale geldi ve ülkenin inovasyona yönelik yapısal yatırımları önemliydi. Örneğin ihracat ve turizmde birçok rekor elde edildi. 2000'li yıllarda olduğu gibi Türkiye artık eskisi gibi Külkedisi değil.

TÜRKİYE'NİN ERDOĞAN GİBİ GÜÇLÜ BİR LİDERE İHTİYACI VAR

-Mayıs ayında Türkiye’de seçimler yapılacak. Size göre Erdoğan’ın seçimleri kazanması ya da kaybetmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Buna Türk vatandaşları karar verecek. Dışarıdan bir izleyici olarak şunu söyleyebilirim ki, Erdoğan gibi güçlü bir liderin daha fazla denge, istikrar ve güvenlik sağlayabileceği hassas bir dönem.

Bence Türkiye'nin güçlü bir lidere ihtiyacı var. Yanlış seçimler ve dışarıdan gelen etkiler, çatışmaların yozlaşmasına ve uzamasına neden olabilir. Bariz sebeplerden dolayı Erdoğan'ı yenilgiye uğratmak için dışarıdan güçlü bir müdahale olduğunu düşünüyorum. Türk insanının bunu anlayacak kadar akıllı ve olgun olduğuna inanıyorum. Daha önce de beceriksiz darbe girişimi üzerinden zor kullanılarak bir girişimde bulunulmuştu. Türklerin kendi geleceklerinin mimarları olmaları ve gündemlerini arkadaş gibi davranan ama onların iyiliği için çalışmayanlar tarafından dikte ettirilmemeleri gerektiğine inanıyorum. Ben her zaman devletlerin ve halkların dış müdahaleden bağımsızlığından yanayım.

TÜRKİYE’DEKİ İSTİKRARSIZLIK AVRUPA’YI ETKİLER

-Erdoğan’ın seçimi kaybetmesi durumunda bunun jeopolitik sonuçları ne olabilir?

Türkiye stratejik bir coğrafi konumda yer almaktadır. Böyle bir ülkenin liderinin dışarıdan kontrol edilmesi durumu, bölgedeki istikrarı bozabileceği gibi bunun Avrupa’yı da etkileme ihtimali yüksek. Belki benimki biraz felaket bir vizyon ama özellikle batı cephesinde çok fazla şahin ve az güvercin görüyorum. Biz sadece silahlar hakkında konuşuyoruz, müzakereler hakkında asla konuşmuyoruz. Avrupa'nın dağılması üzerine bahis oynayanların olduğunu hatırlayalım. Türkiye bunun için kullanılacak fitil olabilir. Halklar birlikte gözlerini açarak ve ülkelerinin iç siyasetine herhangi bir dış müdahaleyi reddederek bu fitili etkisiz hale getirmelidir. Oy vermek bu konuda da bir sorumluluktur.

ERDOĞAN’IN YAPTIĞINI AVRUPA BİRLİĞİ YAPAMADI

-Avrupa, Türkiye'yi AB'ye kabul etmeli mi?

Türkiye, AB’nin bir parçası olmak istediği konusunu gerçekten gözden geçirmeli.

Açıkçası, AB'nin davranış biçiminden çok hayal kırıklığına uğradım. AB, Shuman, De Gasperi, Adenauer gibi kurucu babaların ruhundan çok uzak. Ruhsuz ve politik öznellikten yoksun bir kurum. Daha doğrusu dış politikasını başka bir örgüte yani NATO'ya, emirlerini hem müttefiki hem de rakibi olan bir ülkeden alan bir kurum. Bunu çelişkilerle dolu bir karmaşa olarak görüyorum. Ayrıca Rusya-Ukrayna savaşı ve diğer pek çok hikayede de görüyoruz. İtalya'da defalarca söylediğim gibi, Erdoğan'ın rolünü Avrupa Birliği oynamalıydı. Ancak bugün Avrupa siyasi öznellikten yoksundur. AB, dışarıdan siyasi emir alma paradoksunu gören büyük bir ekonomik-finansal yapıdır. Dışarıdan hareket edenlerin Avrupa'nın çıkarları doğrultusunda hareket ettiğinden emin miyiz? Bu konuda ciddi şüphelerim var.

“TOGG İDDİALI BİR HEDEF”

-Türkiye yeni İHA-SİHA insansız hava araçları yaptı ve yeni bir araba üretti. Bunlar tarihi yenilikler. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

TOGG, Türkiye'de son yıllarda teknoloji ithal eden bir ülkeden yenilikçi ve ihracatçı bir ülkeye dönüşen inovasyon sıçramasının bir parçasıdır. Tamamen Türk olan ilk otomobil, ülkeniz için iddialı bir hedefti ve bence bu, daha da iddialı hedeflere doğru yalnızca ilk adımı temsil ediyor. İHA ve SİHA’lara gelince, onlar hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Silahlardan ziyade çatışmaların nasıl çözüleceği ve etkisiz hale getirileceği hakkında konuşmayı tercih ederim.

Cumhurbaşkanı Erdoğan sevenlerini korkuttu

Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ın canlı yayında bir anda rahatsızlanması başta sevenleri olmak üzere bütün Türkiye'yi endişelendirdi. Geçici bir sağlık sorunu olmasının anlaşılması sonrasında her yerden mesaj yağdı. Başta AK Partililer olmak üzere bütün siyaset dünyasından art arda "geçmiş olsun" mesajları yayınlandı. 

Kanal 7 ve Ülke TV'nin canlı yayınına katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşma yaptığı sırada bir rahatsızlık geçirdi. Erdoğan'ın rahatsızlığı üzerine yayına apar topar ara verildi. 20 dakikalık aranın ardından tekrar yayına katılan Erdoğan, programda yaptığı açıklamada "Üzerinize afiyet dün ve bugün yoğun kampanya çalışmaları vardı. Bu çalışmalar sebebiyle ciddi manada üşütmüşüm. Hatta bir ara programı iptal etsek yanlış anlaşılır mı diye düşündüm. Söz verdik gideceğiz dedik. Bu yoğun mesai içinde zaman zaman böylesi durumlarla karşılaşıyoruz. Sizlerden ve seyircilerimizden helallik bekliyorum" dedi.

KILIÇDAROĞLU: GEÇMİŞ OLSUN DİLEKLERİMİ İLETİYORUM

Millet İttifakı'nın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın rahatsızlığı sonrası sosyal medyadan bir paylaşım yaptı. Kılıçdaroğlu, "Sayın Erdoğan'a geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum" dedi.

AKŞENER: ACİL ŞİFALAR DİLİYORUM

Kılıçdaroğlu'nun ardından paylaşım yapan İYİ Parti lideri Meral Akşener ise "Sayın Erdoğan'a geçmiş olsun diyor, acil şifalar diliyorum" ifadelerini kullandı.

ERBAKAN: GEÇMİŞ OLSUN DİLEKLERİMİ İLETİYORUM

Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, "Katıldığı televizyon programında rahatsızlık yaşayan Cumhurbaşkanımız Sayın @RTErdogan’a geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum." dedi.

"SEÇİM SÜRECİNİ DE SONRASINI DA SIHHATLE GEÇİRMEYİ TEMENNİ EDİYORUM"

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, "Kısa süreli rahatsızlık yaşayan sayın Erdoğan'a geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Ülkece, seçim sürecini de sonrasını da sıhhatle geçirmeyi temenni ediyorum" ifadesini kullandı.

DAVUTOĞLU DA MESAJ PAYLAŞTI

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, "Katıldığı televizyon yayını sırasında rahatsızlık yaşayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, acil şifalar diliyorum" dedi.

"KALAN SÜRECİ HUZUR İÇİNDE TAMAMLAYABİLMEYİ TEMENNİ EDİYORUM"

Saadet Partisi lideri Temel Karamollaoğlu, "Canlı yayın esnasında yaşadığı rahatsızlık nedeniyle Sn. Erdoğan'a geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Kalan süreci hep birlikte sağlık, afiyet ve huzur içerisinde tamamlayabilmeyi temenni ediyorum" ifadesini kullandı.

"BİR LİDERİ SANDIKTA YENMEYE ÇALIŞMAK AYRIDIR..."

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ise "Erdoğan'ın yayınının kesilmesiyle ilgili;Bir partiyi, lideri sandıkta yenmeye çalışmak ayrıdır, başına bir olumsuzluk geldiyse (dilerim bir sağlık problemi değildir) geçmiş olsun demek apayrıdır… Teknik bir arıza olmasını dileyerek geçmiş olsun her ne yaşandıysa… Bunun ötesinde bir söz yakışmaz bizlere, bizim gibilere…." dedi.

HÜDAPAR LİDERİNDEN ERDOĞAN'A "GEÇMİŞ OLSUN" MESAJI

Cumhur İttifakı ortağı HÜDAPAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu "Yaşadığı rahatsızlık sebebiyle Sayın Cumhurbaşkanımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Rabbim sağlık, sıhhat ve afiyet versin" mesajını paylaştı.

İBRAHİM KALIN: SAĞLIK DURUMU İYİ HAMDOLSUN

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, sosyal medya hesabından paylaştığı mesajda "Cumhurbaşkanımızın sağlık durumu iyi hamdolsun. Rabbim muhafaza eylesin" dedi.

GÖKSU: HAMDOLSUN KENDİSİ GAYET İYİ

Esenler Belediye Başkanı Mehmet Tevfik Göksu "Cenab-ı Hakk Sayın Cumhurbaşkanımızın ömrüne sağlık, sıhhat ve bereket versin. Hamdolsun kendisi gayet iyi. Geçmiş olsun Sayın Cumhurbaşkanım" ifadesini kullandı.

AK PARTİLİ ÇELİK: GEÇMİŞ OLSUN DİLEKLERİNİ İLETENLERE TEŞEKKÜR EDİYORUZ

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın sağlığı gayet iyidir. Geçmiş olsun dileklerini ileten herkese teşekkür ediyoruz" dedi.

SAĞLIK DURUMU NASIL?

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sağlık durumuna ilişkin hem AK Parti'den hem de Cumhurbaşkanlığından açıklama geldi.

YARDIMCISI ÇELİK'TEN İLK AÇIKLAMA

Gelişmeler dikkatle takip edilirken AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sağlık durumu hakkında bilgi vererek, "Sn Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın sağlığı gayet iyidir. Geçmiş olsun dileklerini ileten herkese teşekkür ediyoruz" dedi.

CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI: HAMDOLSUN GAYET İYİ

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sağlık durumuyla ilgili yaptığı açıklamada, "Millete hizmet yolunda gecesini gündüzüne katan Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan'ın sağlık durumu hamdolsun gayet iyi. Geçmiş olsun dileklerini ileten herkese teşekkür ediyoruz" ifadelerini kullandı.

Ömer El Beşir firar etti iddiası

Sudan'da iç karışıklık sürüyor. Yaşanan çatışmalar sırasında devrik lider Ömer El Beşir’in firar ettiği iddia ediliyor. 

Ordu ile paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK), günlerdir silahlarla birbirlerine saldırıyor.

Karışıklığı fırsat bilen ve dışarıdan destek alan mahkumlar, çeşitli hapishanelerden kaçtı.

4 hapishanedeki mahkumlar kaçtı

Yerel basında yer alan haberlerde, başkent Hartum'daki 4 hapishaneden firar olduğu kaydedildi.

Devrik Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir ve rejiminin çoğunun bulunduğu Bahri bölgesindeki Kober Hapishanesi'nin önünde çatışmalar yaşandığı belirtildi. Beşir'in askeri hastanede olduğu iddia ediliyor.

Tek tip kıyafetleriyle görüntülendiler

Hapishanelerin bulunduğu muhitlerde sokaklarda tek tip mahkum kıyafetlilerin yürüdüğü görüntüler sosyal medyada viral oldu.

Ülkede çatışan taraflardan Sudan ordusu ve paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK), başkentin batısındaki Umdurman bölgesinde bulunan el-Huda Hapishanesi'nin basılması ve mahkumların serbest bırakılmasıyla ilgili karşılıklı suçlamalarda bulundu.

HDK'dan orduya suçlama

Ayrıca Hartum'un güneyindeki Soba Cezaevi'nden ve Umdurman'daki kadın cezaevinden binlerce mahkumun açlıktan ölmemeleri için serbest bırakıldıkları ileri sürüldü.

HDK'dan yapılan açıklamada, Kober Hapishanesi mahkumlarının tahliyesi olarak nitelendirilen olayda ordu suçlandı ve şöyle denildi:

Ordu ile HDK arasında gerilim

Sudan'ın başkenti Hartum ve diğer şehirlerde 15 Nisan sabahı Sudan ordusu ile paramiliter güç HDK arasında silahlı çatışmalar başlamıştı.

Ordu ile HDK arasında "HDK'nın tamamen orduya katılmasını" öngören askeri güvenlik reformu konusunda son birkaç aydır yaşanan anlaşmazlık sıcak çatışmaya dönüşmüştü.

Sudan Dışişleri Bakanlığı, Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan'ın, orduyla çatışan HDK'nın feshedilmesi ve devlete karşı isyancı güç ilan edilmesi kararı aldığını, bu esasa göre davranılacağını bildirmişti.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ise başkent Hartum ve diğer şehirlerde 15 Nisan'dan bu yana çatışmalarda 459 kişinin hayatını kaybettiğini, 4 bin 071 kişinin yaralandığını duyurdu.

Ömer El Beşir kaçtı mı?

Süren çatışmalarda firar eden mahkumlar arasında Ömer El Beşir’in de olduğu iddia ediliyordu. 

El Beşir, ordu ile paramiliter Hızlı Destek Güçleri (RSG) arasında çıkan çatışmada tutuklu bulunduğu hapishaneyi sardıktan sonra Hartum'daki bir askeri hastanede tutuluyor .

Ordu Çarşamba günü yaptığı açıklamada, El Beşir ve yaklaşık 30 diğer mahkumun, Kober Hapishanesindeki sağlık personelinin tavsiyesi üzerine Aliyaa hastanesine nakledildiğini söyledi.

ABD-Rus çatışmasının yeni sahası Afrika

ABD Savunma Bakanlığı'ndan sızdırılan çok gizli belgelerde, Rus paralı asker şirketi Wagner'in Afrika'da daha koordine ve etkili hareket ettiği ve ABD'nin kıtada güç kaybettiği bilgilerine yer verildi.

Washington Post'un haberine göre, ABD ordusu ve istihbaratı, Wagner'in her geçen gün etkisini artırması ve varlık gösterdiği ülkelerde istikrarsızlığa yol açmasından ötürü şirketi zayıflatacak yollar aramaya başladı.

ABD Savunma Bakanlığı'ndan (Pentagon) sızdırılan belgelerde, Wagner'in üslerini vurmak, yaptırım uygulamak ya da siber operasyonlar yapmak gibi yolları tartışan ABD'nin, müttefik güçlerle birlikte koordineli şekilde Wagner'i zayıflatmak için bir dizi yolu tartıştığı vurgulandı.

Ukrayna'da Wagner komutanlarının vurulması için istihbarat paylaşımı yapılması fikrine benzer şekilde Afrika'da da müttefik güçlerin Wagner'e karşı istihbarat paylaşımı yapması noktasında irade gösterdiği vurgulanan belgelerde, şimdiye kadar doğrudan Wagner'a karşı tek askeri saldırının Libya'daki bir lojistik uçağa yönelik olduğu aktarıldı.

"Wagner'in sahibi Yevgeny Prigozhin, muhtemelen birçok ülkede ağını sağlamlaştıracak." ifadelerine yer verilen belgelerde, Afrika'da faaliyet yürüttüğü 13 ülkeden 8'inde stratejik bir yer edinen şirketin istikrarsızlığa yol açan faaliyetlerini komşu ülkelere de taşıyabileceğine işaret edildi.

Fransa: Wagner'i Çad'da vurabiliriz

ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley ve üst düzey danışmanları tarafından hazırlanan Wagner'e ilişkin bir çalışmada Prigozhin'in Burkina Faso, Eritre, Gine, Mali ve diğer ülkelerdeki ABD ve Fransa etkisine karşı planlar yaptığı hatta Wagner'in doğrudan Çad'da bir darbe girişimine desteği planladığı ifade edildi.

Öte yandan, Fransa'nın ittifak içerisinde olduğu Çad yönetimine karşı yapılacak bir darbede Wagner'i vurmaya istekli olduğuna da yer verildi.

Başka bir belgede ise Wagner'in Orta Afrika Cumhuriyeti, Libya ve Sudan'da doğal kaynakları çıkardığı ve kıtanın Rus silahları ve nükleer güç teknolojisi için bir pazar haline geldiği aktarıldı.

Sızdırılan belgeler

Nisan ayının ortalarında, üzerinde ABD Genelkurmay Başkanlığının arması bulunan, Ukrayna-Rusya savaşı, istihbaratın Rusya, İsrail, Kanada, Güney Kore, Çin ve İran nükleer programına ilişkin faaliyetleri dahil önemli konulara ilişkin askeri ve istihbarat bakımından güncel bilgiler içeren belgeler sızdırılmıştı.

Twitter ve Rus Telegram kanallarında yapılan sızıntıların, ABD'nin diplomatik kriptolarının sızdırıldığı 2010 WikiLeaks skandalı ve 2013'te dijital izleme faaliyetlerinin sızdırıldığı Snowden krizi kadar önemli olduğu belirtiliyor.

Birçok Amerikalı uzman WikiLeaks ve Snowden ifşaatlarına karşın yeni sızıntının öneminin, paylaşılan belgelerin güncel bilgiler içermesinden geldiğine işaret ediyor.

Sızdırılan belgelerin aslında şubat ve martta Discord ve Telegram üzerinden paylaşıldığı ancak, yeni fark edildiği belirtiliyor.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Koordinatörü John Kirby, "gizli" belgelerin bazılarının içeriklerinin değiştirildiğini söylemişti.

Sapkın tarikat faciasında can kaybı artıyor

Kenya'nın Malindi kasabasında "aç kalarak Hz. İsa'ya kavuşmaları vadedilen" ve ölüm orucunda hayatını kaybeden kişi sayısının 90'a çıktığı duyuruldu.

İçişleri Kabine Sekreteri Kithure Kindiki, yaptığı açıklamada, Malindi'deki Good News International Kilisesi yakınındaki Shakahola Ormanı'nda bulunan ceset sayısının 90'a ulaştığını belirtti.

Araştırmalar sonucu 17 kişinin daha cesedine ulaştıklarını dile getiren Kindiki, cansız bedenlerin çoğunun toplu mezardan çıkarıldığını, olaya ilişkin 3 kişinin daha gözaltına alındığını ve soruşturmanın devam ettiğini söyledi.

Kindiki, bu vahşetin faillerinin en ağır şekilde cezalandırılacağını, tüm kilise, cami, tapınak ve sinagoglar için daha sıkı düzenlemeler gerektiğini ifade etmişti.

Öte yandan Kenya Kızılhaçı tarafından yapılan açıklamada, 112 kişinin kayıp olduğu belirtilmişti.

The Star gazetesinin haberine göre, Malindi kasabasında müritlerini "aç kalarak Hz. İsa'ya kavuşacakları" vaadiyle kandırarak ölümlerine sebep olan tarikatın lideri, Good News International Kilisesi papazı Paul Mackenzie Nthenge, polisin Hz. İsa'yla buluşmaya giden en az 1000 kişinin cesedini bulacağını iddia etmişti.

Nthenge'nın, kilisesindeki insanlara aç kalarak Hz. İsa'ya kavuşmayı vadettiği belirtilmişti.

Polis, 15 Nisan'da açlıktan öldüğünden şüphelenilen 4 kişinin cesedinin bulunmasının ardından Nthenge'yi gözaltına almıştı.

Cesetlerin bulunduğu ormanlık alan tamamen kapatılırken bölge "suç mahalli" olarak ilan edilmişti.

Türkiye-Suriye toplantısıyla ilgili açıklama

Türkiye-Rusya-Suriye ve İran arasındaki dörtlü toplantının adresi Moskova oldu.

Toplantı sonrası Milli Savunma Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, dörtlü formattaki toplantıların devamının önemi vurgulandı.

Açıklamada, şunlar kaydedildi;

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve MİT Başkanı Hakan Fidan; Rusya Federasyonu Savunma Bakanı Sergey Şoygu, İran Savunma Bakanı Mohammad Reza Aştiyani ve Suriye Savunma Bakanı Ali Mahmud Abbas ile RF, İran ve Suriye İstihbarat Başkanlarıyla 25 Nisan 2023’te Moskova’da bir araya gelmiştir.

Görüşmede; Suriye’deki güvenlik durumunun güçlendirilmesi, Türkiye-Suriye ilişkilerinin normalleştirilmesi alanında atılabilecek somut adımlar, Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması konuları ele alınmıştır.

Taraflar Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit etmişlerdir. Yapıcı havada geçen toplantı sonucunda Suriye’de ve bir bütün olarak bölgede istikrarın temin edilmesi ve sürdürülmesi için dörtlü formattaki toplantıların devamının önemi vurgulanmıştır. 

Biden kararını resmen duyurdu

Joe Biden, 80 yaşına rağmen bir kez daha başkanlık koltuğuna oturmak istediğini açıkladı. Biden, 2024 başkanlık seçimlerinde aday olduğunu resmen duyurdu.

ABD Başkanı Joe Biden, 2024 seçimlerinde tekrar aday olacağını açıklayarak, seçmenlerden "başladığı işi bitirmek" için kendisine daha fazla zaman tanımalarını istedi.

Adaylığını, 2019'daki adaylık açıklamasının yıl dönümünde yayımladığı 3 dakikalık video mesaj ile duyuran Biden, "Şimdi kayıtsız kalma zamanı değil, bu yüzden yeniden seçilmek için aday oluyorum." dedi.

Biden mesajında, "Amerika'nın ruhu için bir savaşta olduğumuzu söylemiştim. Bu savaşımız hala devam ediyor. Herkesin kendisine sorması gereken soru, gelecek yıllarda sahip olacağımız özgürlüğümüz daha çok mu daha az mı olacak?" ifadelerini kullandı.

Amerikan halkından, yaşına ilişkin endişeleri bir kenara bırakarak kendisine "başladığı işi bitirmek" için daha fazla zaman tanımalarını isteyen Biden, "Özgürlük. Kişisel özgürlük, Amerikalılar olarak kim olduğumuzun temelidir. Bundan daha önemli ve kutsal bir şey yok." diyerek yeniden ABD başkanı olarak seçilmeyi istediğini dile getirdi.

Joe Biden kimdir?

Joe Biden, 20 Kasım 1942'de Pensilvanya eyaletinin Scranton kentinde İrlanda kökenli Katolik bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.

1953 yılında ailesiyle Delaware eyaletinin Claymont kentine taşındı. Delaware Üniversitesi Siyaset Bilimi bölümünden 1965'te mezun oldu, ardından Syracuse Üniversitesi Hukuk Fakültesini 1969'da bitirdi ve Wilmington'da avukatlık yaptı.

Henüz 31 yaşındayken 1972 yılında ABD Senatosuna seçilen Biden, en genç senatörlerden biri olarak kayıtlara girdi.

2009 yılının Ocak ayında Başkan Yardımcısı olarak yemin edene kadar bu görevini sürdüren Biden, aralıksız olarak 37 yıl Delaware eyaletinin senatörlüğünü yaptı.

Biden, 2008 yılında yapılan ABD başkanlık seçimlerinde Demokratik Partiden başkanlığa adaylığını koydu ancak Iowa'daki ön seçimlerde başarısızlığa uğrayınca adaylıktan çekildi.

23 Ağustos 2008'de Demokratik Partinin başkan adayı Barack Obama tarafından başkan yardımcılığına aday gösterilen Biden, 4 Kasım'da yapılan seçimleri Demokratların kazanmasıyla 20 Ocak 2009'da 47. Başkan Yardımcısı olarak yemin etti.

8 Kasım 2016'daki seçimleri Trump'ın kazanmasının ardından 20 Ocak 2017'de görevini Mike Pence'e devretti.

ABD'de 3 Kasım 2020'de yapılan başkanlık seçimlerini, eski Cumhuriyetçi Başkan Donald Trump'ı geride bırakarak kazanan Biden, ABD'nin 46. Başkanı olarak Ocak 2021'den beri görev yapıyor.

İlk eşi Neilla Hunter 1972 yılında vefat eden Biden, 1977 yılında Jill Jacobs ile evlendi. Beau adlı oğlu beyin kanserinden 2015 yılında vefat eden Biden'ın 3 çocuğu bulunuyor.

İbrahim Tanrıkulu Hoca vefat etti

Yaklaşık 50 yıl boyunca Kur'an-ı Kerime hizmet eden Kurra Hafız İbrahim Tanrıkulu hocaefendi vefat etti.

Tanrıkulu'nun cenazesi 26.Nisan Çarşamba günü öğle namazından sonra Marmara İlahiyat Fakültesi Camiinde düzenlenecek törenden sonra Nakkaştepe Mezarlığı'nda toprağa verilecek. 

Dünya Bülteni ailesi olarak merhuma Allah'tan rahmet ailesi ve sevenlerine sabrı cemil dileriz. 

İBRAHİM TANRIKULU KİMDİR?

Şeyhülkurrâ İbrahim Tanrıkulu Hoca Efendi, 1943’te (anne doğumu 1942) Trabzon’un Of ilçesi Uğurlu Köyü’nde dünyaya geldi. Kur’ân-ı Kerîm okumayı başta babası olmak üzere, köy imamı ve çevresindeki kimselerden öğrendi. Altı yaşına geldiğinde, akrabasından bir hafıza yönelttiği, “Hafızlık nasıl yapılır?” sorusuna aldığı cevap üzerine, 1. cüzün son sayfasını ezberleyerek hafızlığa adım attı. Hıfzını ikmalin ardından Arapça (İslâmî ilimler) okumaya başladı. 16 yaşında ilk kez kürsüye çıktığında, kendi ifadesiyle birçok büyük hocanın dinlemekte olduğunu görünce, kitlelere karşı hitap etme ve ilim yolunda ilerleme cesaretini kazandı.

İbrahim Tanrıkulu Hoca vefat etti

18 yaşında medrese ilimlerini tamamladı. Askere gitmeden önce Rize’de 1 sene kadar köy imamlığı yaptı. Ankara’da başladığı askerlik vazifesini istek hakkıyla intikal ettiği İstanbul Sağmalcılar kışlasında tamamladı ve İstanbul’da kalmaya karar verdi.

Müezzinlik ve İmamlık Hizmetleri

Vekil imam olarak Küçükçamlıca’da başladığı vazifesini, imam hatip ortaokulunu tamamladıktan sonra Kadıköy Yeldeğirmeni ve Feneryolu Camiilerinde müezzin olarak sürdürdü. Devamında İmam Hatip Lisesinden mezuniyetinin ardından 1975’te Gözcübaba Camii’ne imam olarak atandı. Yüksekokulu bitirdikten sonra üç sene Haseki Dinî Yüksek İhtisas Merkezi’ne devam etti ve burada Şeyhülkurrâ Mehmet Rüştü Âşıkkutlu Hoca Efendi’nin riyasetinde kıraat ihtisası yaptı. Hocasını memleketten itibaren çok sevdiğini ve sırf ondan okuyabilmek için istifa edip Of’a dönmeyi düşündüğünü belirten hoca efendi, hocasının Haseki’ye gelişi vesilesiyle sürura gark oldu.

Gözcübaba yıllarını kendisi için “istiklâl dönemi” olarak tanımlayan hoca efendi, 28 Şubat’tan birkaç ay önce (1996) tesis ettiği Kur’ân kursunda, emekliliğinden (2008) sonra da devam etmekte olduğu Kur’ân tedrisatını başlattı. 28 Şubat’tan sonraki zor dönemde talebe bulmak güçleşince, Anadolu’yu karış karış gezerek kabiliyetli talebeleri toplayıp halkalar tesis etti. Onlarca yıl boyunca tâlim-tecvîd ve tashîh-i hurûf dersleri verdiği gibi kırâat halkaları da kurarak yetiştirdiği kurrâ hâfızlara aşere, takrib ve tayyibe icâzet verdi.

İbrahim Tanrıkulu Hoca Efendi’nin anlattığına göre, anne ve babası değirmenden dönerken seher vakti uğultu şeklinde bir ses duyarlar ve annesinin suali üzerine, duydukları sesin Kahvecioğlu olarak anılan Hafız İbrahim’in Kur’ân tilâveti olduğunu öğrenirler. Annesi bunun üzerine: “Oğlum olursa adını İbrahim koyacağım ve hâfız edeceğim” der. İbrahim Tanrıkulu Hoca Efendi bu sebeple kendisini, “Annemin Duasıyım” şeklinde ifade eder. Çocuğunun âlim ve salih olmasını isteyen annelere seher vaktinde çokça dua etmelerini ve müstakim şahsiyetlerden çocuklarının istikbali için dua talebinde bulunmalarını tavsiye eder.

Aile Eğitiminin Önemine Dair Beyanları

Nasihatlerinde daima Ehl-i Sünnet’e bağlılığa dikkat çeken Şeyhülkurrâ İbrahim Tanrıkulu Hoca Efendi, eğitim ve şahsiyet gelişimi ve istikametin muhafazasında en önemli noktanın doğru telkinler olduğuna ve bunda da en etkili kurumun aile olduğuna vurgu yapar. Ailevî telkinler olmaksızın istikameti bulan ve muhafaza edebilen kişilerin sayısının pek az olduğunu tekrar tekrar hatırlatır.

Kız Talebelerin Yetişmesi

Haseki Eğitim Merkezi’nde okumaya başladığı sene kızını Bağlarbaşı’ndaki İlim ve Fazilet Vakfı’na verdiğini belirten hoca efendi, bir Cuma günü haftalık izin için kızını almaya gittiği sırada dönemin Üsküdar müftüsünün telkinleri üzerine burada ders vermeye başlar. İlerleyen dönemde Tuba Kız Kur’ân Kursunda da eğitim verir ve yekûnde 15 sene boyunca tâlim-tecvîd, tashih-i hurûf ve kırâat ilimlerinde kız talebe okutur.

Talebe yetiştirmeye hâlen devam eden hocamızın icazet verdiği talebeleri arasında çeşitli meslek dallarında önemli mevkilere gelmiş şahsiyetlerin yanı sıra Diyanet İşleri Başkanlığı kadrosunda her seviyede pek çok din görevlisi bulunmaktadır.

Adı yurdun muhtelif bölgelerindeki Kur’ân Kurslarına verilmiş olan ve şimdilerde hastalığı sebebiyle tedavi gören hocamıza âcil ve kâmil şifalar diliyor, talebelerini kendisine hayru’l-halef kılmasını Cenâb-ı Hak’tan niyâz ediyoruz.

Kaynak: Beşeriyet.com

Engin Ardıç neden yazmıyor? Engin Ardıç ayrıldı mı, nerede?

Engin Ardıç neden yazmıyor, yazıları neden yayınlanmıyor soruları yaklaşık 25 gündür okuyucuları tarafından merakla soruluyor. Sabah gazetesinin sivri dilli yazarlarından biri olarak bilinen Ardıç, kaleme aldığı yazılarda muhalefet kesiminin hassas damarlarına basıyordu. Her yazısı muhalifleri aşırı derecede etkiliyordu. Ancak son dönemlerde Ardıç'ın yazılarını okumak isteyenler onu bulamıyor. Peki, Engin Ardıç neden yazmıyor?

ENGİN ARDIÇ NEDEN YAZMIYOR?

Yazar Engin Ardıç, Sabah gazetesindeki köşesinde 1 Nisan 2023 tarihinden bu yana yazı yazmıyor.

Ardıç'ın neden yazı yazmadığı ise okuyucuları tarafından merakla soruluyor. 

Ardıç'ın neden olmadığına yönelik herhangi bir açıklama veya mesaj da yoktu. 

Sabah Gazetesi yazarı Engin Ardıç'ın nerede olduğuna dair bilgiyi ise aynı gazetenin bir diğer yazarı olan Haşmet Babaoğlu verdi.

Engin Ardıç neden yazmıyor?

Haşmet Babaoğlu, Engin Ardıç'ın küçük bir ameliyat geçirdiğini belirterek sağlık durumunun yavaş yavaş iyileştiğini söyledi. 

Tedavisi nedeniyle yazı kaleme alamayan Engin Ardıç'ın yakın zamanda yeniden yazılarını kaleme alacağı öğrenildi.

ENGİN ARDIÇ KİMDİR?

Engin Ardıç 1 Şubat 1952 tarihinde Trabzon ilimizde doğdu.

Annesinin adı Vesile ve babasının adı Mustafa Şevki Ardıç’tır.

Büyükbabası Saip Efendi, Türk Kurtuluş Savaşı yıllarında kurulmuş sosyalist bir parti olan Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası üyelerindendi. Dedesi Cemil Efendi ise aynı yıllarda Kasımpaşa'da Anadolu'ya silah ve cephane kaçırılması işlerini yürütmüştür. 1970 yılında Galatasaray Lisesi'ni 1976 yılında ise Boğaziçi Üniversitesi Siyasal Bilimler Bölümü'nü bitirdi. 

Gazetecilik mesleğine 1970 yılında, "Tiyatro '70" dergisinde başladı.

Reklam yazarlığı, BBC Türkçe yayınlar servisi spikerliği, Cumhuriyet ve Politika gazetelerinde tiyatro ve edebiyat eleştirmenliği, Nokta dergisi'nde yayın danışmanlığı yaptı.

Dünya, Sabah, Star ve Akşam gazetelerinde köşe yazıları yayınlandı. Bugünkü adı Star TV olan Inter Star televizyonunda ana haber bülteni sonrasında günün yorumunu yaptı.

Elele, Tempo, Playmen dergilerinde de yazılar yazmıştır. Engin Ardıç 24 Şubat 2008'den beri Sabah gazetesinde köşe yazarıdır.

İsrail askeri, Özgecan Mutlu'yu gözaltına aldı

Özgecan Mutlu, Mescid-i Aksa'nın avlusunda kitap okurken İşgalci İsrail askerleri tarafından gözaltına alındı. 

Fanatik Yahudi işgalciler sabah saatlerinde işgal altındaki Kudüs'te bulunan Mescid-i Aksa'ya İsrail polisi koruması altında baskın düzenledi.

İsrail polisi, fanatik Yahudileri gruplar halinde Mescid-i Aksa'ya aldı.

Arkadaşlarının aktardığına göre Özgecan Mutlu, fanatik Yahudi işgalcilerin baskını sırasında Aksa içindeki Rahmet Mescidi yakınlarında Kur'an-ı Kerim okuyordu.

Katil İsrail polisi, Mutlu'yu oradan uzaklaştırmak için Türk kadının çantasını aldı.

Polis elinde çantayla, Aksa'nın Esbat Kapısı'na doğru ilerleyerek Mutlu'yu dışarı çıkarmaya çalıştı.

İsrail işgal güçleri Mescidi Aksa Babu Rahma mescidinde Ribat eden Türk vatandaşı kadın tutukluyor
Babu Rrahma mescidin Siyonistlerin Mescidi Aksa Yahudileştirme planın önemli bir parçası olmuştur. Ve orada namaz kılınmasını engellilemeye Çalışıyor #KudüseSahipÇık #KudüsBizimdir pic.twitter.com/iCBUIkIiHq

— Muin Naim (@muin_naim) April 25, 2023

Bir süre çantasının peşinden giden Mutlu, daha sonra Aksa'nın içine geri gelmeye çalıştığı sırada birkaç polis memuru tarafından gözaltına alınarak Aksa dışına çıkarıldı.

SERBEST BIRAKILDI

Özgecan Mutlu, gözaltına alındıktan kısa bir süre sonra serbest bırakıldı. 

Anzak Koyu'nda dedelerini andılar

Çanakkale Kara Savaşlarının 108. yılı etkinlikleri kapsamında tarihi Gelibolu Yarımadası'ndaki Anzak Koyu'nda tören düzenlendi.

Avustralyalı ve Yeni Zelandalılardan oluşan 2 bin kişilik grup, gece Çanakkale kent merkezinden Gelibolu Yarımadası'na geçti.

Katılımcılar, uyku tulumları ve battaniyeler içinde, tören alanına kurulan dev ekrandan Çanakkale Savaşları'na ilişkin belgesel, film, röportaj ve bazı kentlerdeki Anzak Günü törenlerini izleyerek "Şafak Ayini"nin başlamasını bekledi.

Şafak vakti başlayan programda, Avustralya Gazi İşleri Bakanı Matt Keogh ve Yeni Zelanda Savunma Bakanı Andrew Little günün anlam ve önemini belirten konuşma yaptı.

Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Çanakkale Savaşları'nda hayatını kaybeden yabancı ülke askerlerinin ailelerine gönderdiği mektup okundu.

Etkinlik alanına Türkiye Cumhuriyeti adına Çanakkale Vali Yardımcısı Davut Boztaş ile diğer ülkelerin temsilcileri çelenk bıraktı, saygı duruşunda bulunuldu.

Türkiye, Avustralya ve Yeni Zelanda milli marşlarının okunmasının ardından dua edilmesiyle tamamlanan programa, Çanakkale Boğaz ve Garnizon Komutanı Tuğamiral Mustafa Turhan Ecevit, Avustralya'nın Çanakkale Konsolosu Harry Hall, Çanakkale Savaşları ve Gelibolu Tarihi Alan Başkanı İsmail Kaşdemir, İngiltere Genelkurmay Başkanı Patrick Sanders ile 25 ülkeden çok sayıda maslahatgüzar, büyükelçi, misyon başkan yardımcısı ile savunma ataşeleri katıldı.

ANZAKLAR VE ANZAK GÜNÜ

Anzak, Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu (Australian and New Zealand Army Corps) kelimelerinin ilk harflerinin kısaltılmasından oluşuyor.

Anzaklar 1915'te Çanakkale'de, daha sonra da Orta Doğu ve Avrupa'da müttefikleri adına savaştı. Anzak Günü ise Avustralyalı ve Yeni Zelandalı askerlerin 25 Nisan 1915'te Gelibolu'da karaya çıkışının yıl dönümü olarak anılıyor.

Tarihte bugün ne oldu? Tarihte 25 Nisan günü önemli olayları nelerdir?

Tarih Dosyası / Dünya Bülteni

GÜNÜN OLAYI     

Çanakkale Savaşlarında Kara Harekatı Dönemi Başladı (1915)

İtilaf Devletleri’nin Çanakkale’yi denizden geçme düşüncesi 18 Mart 1915’te hezimetle sonuçlanmıştı. Artık bütün ümitlerini kara harekatına bağlamışlardı. Bu amaçla düzenleyecekleri kara harekatını 25 Nisan 1915 günü sabahı Saros Körfezine yaptıkları sahte bir çıkarma girişimi ile başlattılar. Aynı anda Seddülbahir bölgesine asıl saldırıyı başlattılar. Ancak Kara Harekatı’da bekledikleri gibi olmayacaktır.

GÜNÜN ÖNEMLİ OLAYLARI

Mısır’ı Sömürgecilerin Hedefi Yapan Süveyş Kanalının Yapımına Başlandı (1859)

Sokullu Mehmet Paşa zamanında gündeme gelen ancak gerçekleşmeyen Süveyş Kanalı Projesi Fransız mühendis Ferdinand De Lesseps Avusturyalı mühendis Negelli’nin hazırlamış olduğu projeyi Hidiv Said Paşa’ya kabul ettirmesi ile hayata geçme imkanı buldu. Said Paşa kanal için Osmanlı Hükümdarı Abdülmecid’ten de onay aldıktan sonra 25 Nisan 1859’da kanal inşaatını başlattı. Kanalın inşaatı 10 yıl sürdü ve 17 Kasım 1869’da açıldı. Kanalın toplam uzunluğu 171 km’dir. Bu uzunluğun yaklaşık 40 kilometresinin göllerden geçmesi hem ulaşım hem de maliyet açısından oldukça avantajlı olmuştur.

 Kanal ilk açıldığında ancak bir gemi geçebiliyordu. Fakat daha sonradan yapılan düzenlemelerle günümüzde iki gemini geçebileceği şekildedir. Panama kanalında olduğu gibi Süveyş Kanalı’nda yükseltme ve alçaltmalara gerek olmamıştır. Ancak kanalın dolma tehlikesine karşı sürekli bakım gerekmektedir. Kanal Hint Deniz yoluna göre %43’e varan bir mesafe avantajı sağlamaktadır.

Mustafa Kemal’in Yaveri Salih Bozok Öldü (1941)

Selanik doğumlu olan Salih Bozok Mustafa Kemal’in çocukluk arkadaşıdır. Ancak bu arkadaşlık Mustafa Kemal’in ölümüne kadar devam etmiştir. Hatta Mustafa Kemal’i ölümünde de yalnız bırakmak istemeyen Salih Bozok aynı gün kalbine ‘’Başkomutan yaversiz gidemez’’ diyerek kurşun sıkmış ama ölmemişti. Atatürk’ün ölümünden sonra bir süre milletvekilliği yaptı ve 25 Nisan 1941 tarihinde öldü.

Yenilen Devletler İle Yapılacak Barış Antlaşmaları Hazırlandı (1946)

II.Dünya Savaşının galipleri olan ABD, SSCB, İngiltere ve Fransa Dış İşleri Bakanları Paris’te 25 Nisan 1946’da bir araya gelerek Almanya ve Japonya dışında yenilen devletler ile yapılacak barış antlaşmalarını hazırladılar.

İngiliz Bilim Adamları DNA’nın Yapısını Açıkladılar (1953)

Cambridge Üniversitesinden Dr.James D. Watson ve Dr. Fransis Crick 25 Nisan 1953 tarihinde  DNA’nın yapısının detaylarını açıkladılar. Buna göre DNA sarmal helezonik bir moleküler yapıya sahipti. DNA’yı oluşturan iki nükleoid şeker ve fosfattan oluşuyordu.

Portekiz’de Diktatörlük Sona Erdi ‘’Karanfil Devrimi’’(1974)

Portekiz’de Salazar’ın darbesiyle 1926 yılında başlayan 50 yıla yakın süredir devam eden faşist diktatörlük 25 Nisan 1974 tarihinde sol eğilimli asker ve subayların darbesi ile sona erdi. Karanfil Devrimi adı verilen bu darbe sonrası ülkede anayasa değiştirildi. Ordu ve bürokraside büyük çaplı tasfiyeler yapıldı.

1719    Daniel Defoe’nun ünlü romanı Robinson Crusoe yayımlandı.
1854    Kızıldeniz ile Akdeniz'i birbirine bağlayacak Süveyş Kanalı'nın kazılmasına, Mısır'ın Port Said kentinde başlandı.
1914    İngiliz - Fransız kuvvetleri Çanakkale'ye çıkarma harekatı başlattı. Kara savaşları başladı.
1915    Çanakkale'de Seddülbahir ve Arıburnu Muharebeleri başladı.
1926    Türkiye İstatistik Kurumu kuruldu.
1926    İran’da Rıza Pehlevi, kendisini şah ilan etti.
1929    Zabitler ve askeri memurların 25 yaşını ikmal etmeden evlenmemelerine ilişkin kanun kabul edildi.
1941    Atatürk'ün yaveri Salih Bozok öldü.
1946    İstanbul - Ankara hattında yataklı tren seferleri başladı.
1953    Cambridge Üniversitesi'nde DNA molekül yapısı çözümlendi.
1957    Fethiye'de 7,1 büyüklüğünde deprem oldu; 67 kişi öldü.
1962    Anayasa Mahkemesi kuruldu.
1968    Ses sanatçısı Safiye Ayla servetini Türk Eğitim Vakfı'na bağışlayacağını açıkladı.
1974    Portekiz’de Karanfil Devrimi: Faşist Salazar devrildi.
1983    Pioneer 10, Plüton'un yörüngesini aştı.
1986    Cumhuriyet Savcılığı "muzır neşriyat" kapsamına alınan "Playboy" dergisinin "poşete konulmasına" karar verdi.
1990    ABD uzay mekiği Discovery'nin mürettebatı, ilk uzay teleskobu Hubble'ı yer çevresinde yörüngeye oturtmayı başardı.
2000    TBMM'deki beş siyasi partinin genel başkanları, Ahmet Necdet Sezer'i cumhurbaşkanlığına aday gösterdi.
2000    Başbakan Bülent Ecevit, Ahmet Necdet Sezer'i aday gösterirken genelkurmaya danışmadıklarını açıkladı.
2001    Merkez Bankası'na özerklik getiren yasa kabul edildi.
2005    Japonya'da tren kazası: 107 ölü.

Almanlar Erdoğan'ın neden bu kadar sevildiğini araştırdı

Alman basını Erdoğan'ın Almanya'da neden bu kadar sevildiğini araştırdı. Alman yayın kuruluşu Deutsche Welle'ye göre gurbetçi seçmenlerin kararında Türkiye'nin Erdoğan liderliğindeki gelişimi önemli bir rol oynuyor.
Haberin Devamı

14 Mayıs'ta gerçekleştirilecek Cumhurbaşkanı Seçimi ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi için geri sayım başlarken dünyada tüm gözler Türkiye'ye çevrildi.

Dünya basını Türkiye'deki seçimleri '2023 yılının en önemli olayı' olarak tanımlarken seçimin kaderini belirleyebilecek seçmen grubunun Avrupa'daki Türk seçmenler olduğunu öne sürüyor...

ERDOĞAN GURBETÇİ TÜRKLER ARASINDA EZİCİ BİR DESTEK ORANINA SAHİP

Euronews geçtiğimiz günlerde yayınladığı bir analizde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın gurbetçi Türkler arasında ezici bir destek oranına sahip olduğuna dikkat çekti ve bir önceki seçimlerde Erdoğan'ın Almanya'da %64, Fransa'da %63, Hollanda'da %72, Belçika'da %74 ve Avusturya'da %71 oy aldığına vurgu yaptı.

Türkiye'deki Seçim sürecini yakından takip eden Alman basını, 14 Mayıs'ta Almanya'da yaşayan yaklaşık 1,5 milyon kişinin oy kullanabileceğine dikkat çekerken, Türk seçmenlerin ağırlıklı olarak Erdoğan'a destek verdiklerini yazdı.

"ERDOĞAN ALMANYA'DA KESİN OLARAK KAZANACAK"

Almanya'nın en büyük yayın kuruluşlarından biri olan Deutsche Welle ise 'Erdoğan'ın Almanya'daki popülaritesinin arkasında ne var?' sorusunu orada yaşayan Türk vatandaşlarına sordu.

"Erdoğan için Türkiye'de işler zorlaşsa da Almanya'da kesin olarak kazanacaktır." ifadesini kullanan gazete, haberinde 43 yıldır Köln'de yaşayan Metin Şirin isimli bir Türk vatandaşının sözlerine yer verdi.

"HASTANELERİMİZ OTOYOLLARIMIZ DÜNYA STANDARTLARINDA"

Önceki seçimlerde Erdoğan'a oy verdiğini bu sene de aynısını yapmayı planladığını söyleyen Şirin "Son 20 yılda AK Parti'ye sempatim arttı. Buraya ilk geldiğimizde Almanya'ya hayran kalmıştık, hastaneleri, otoyolları muhteşemdi. Türkiye'de benzerlerini göremediğimiz için hep üzüldük ama son 20 yılda hastanelerimizin ve otoyollarımızın dünya standartlarında olduğunu gördük" ifadelerini kullandı.

"YURTDIŞINDA HİZMETLERİMİZ VE HAKLARIMIZ ÖNEMLİ ÖLÇÜDE GELİŞTİ"

Yurtdışında yaşayan Türklerin konsolosluk hizmetlerinin ve haklarının Erdoğan döneminde önemli ölçüde geliştiğini anlatan Şirin bunun kendileri için çok şey ifade ettiğini belirtti ve “43 yıldır Almanya'da yaşamama rağmen burada yerel seçimlerde oy kullanmama izin verilmiyor. Bu dışlama beni çok üzüyor. Ama Türkiye bize oy hakkı veriyor, söz sahibi olabildiğim için gurur duyuyorum.” dedi.

"MEMLEKETLERİNİN GELİŞMESİ TÜRKLERİ MUTLU EDİYOR"

Deutsche Welle Almanya'daki seçmenlerin kararında Türkiye'nin Erdoğan liderliğindeki gelişiminin önemli bir rol oynadığına dikkat çekerek "Sağlık, ulaşım ve savunma gibi alanlarda, memleketlerinin gelişmesi Türkleri mutlu ediyor." ifadelerini kullandı.

Sosyolog Dr. Sabrina Mayer de Deutsche Welle'ye yaptığı açıklamada Alman-Rus gibi diğer göçmen gruplarının aksine Türk kökenlilerin vatandaşlığa alınmasının uzun süre basitleştirilmediğine dikkat çekerek "Federal hükümetin politikası nedeniyle, Alman-Türkler buraya ait olma duygusu geliştiremediler. Erdoğan, gurbetçilerin Türk kökenleri nedeniyle değer görmeyi özleyen taraflarına hitap etti" dedi.

74 ÜLKEDE 177 TEMSİLCİLİKTE OY KULLANACAKLAR

Resmi Gazete'de yayınlanan YSK kararlarına göre 14 Mayıs seçimlerinde yurt dışında 4 bin 969 sandık kurulacak. Seçime katılımın tam olması halinde 3 milyon 286 bin 786 kişi oy verebilecek. Yurt dışı seçmenler 74 ülkedeki 177 temsilcilikte 9 Mayıs'a kadar oy kullanma işlemini gerçekleştirebilecek.

Seçmenlerin oy kullanma işlemi için randevu alınmasına gerek olmayacak.

Johannesburg'un ilk Müslüman belediye başkanı istifa etti

Güney Afrika Cumhuriyeti'nin en büyük metropolü Johannesburg'un ilk Müslüman belediye başkanı Thapelo Amad görevinden istifa etti.

Afrika'nın en önde gelen finans ve ticaret merkezlerinden Johannesburg'un bağlı olduğu Gauteng eyaleti Başbakanı Panyaza Lesufi, bu şehrin ilk Müslüman belediye başkanı Amad'ın istifasını basın açıklamasıyla duyurdu.

Müslüman azınlık partisi Al Jama'ah'ın adayı Amad, bir önceki belediye başkanı Mpho Phalatse'nin gensoruyla görevden alınmasının ardından, iktidar partisi Afrika Ulusal Kongresi (ANC), üçüncü büyük parti Ekonomik Özgürlük Savaşçıları (EFF) ve diğer bazı partileri içeren bir koalisyonun desteğiyle 27 Ocak'ta bu göreve getirilmişti.

Bununla birlikte ana muhalefet partisi Demokratik İttifak'ın (DA) ve küçük muhalafet partisi Action SA'in yarın belediye meclisine sunacağı gensoru önergesi öncesi istifası açıklanan Amad'ın görev süresi 3 aydan kısa sürmüş oldu.

Belediye başkanlığı görevi son 21 ay içinde 6'ncı kez el değiştiriyor

Johannesburg, 6 milyonluk nüfusuyla ülkenin en büyük şehri ve ekonomik kalbi olma özelliği taşıyor. Öte yandan, son 21 ay içerisinde Johannesburg Büyükşehir Belediye Başkanlığı 6'ncı kez el değiştiriyor.

Geoff Makhubo'nun 2021'in Temmuz ayında Kovid-19'dan vefatının ardından göreve gelen Jolidee Matongo'nin de aynı yıl trafik kazasında hayatını kaybetmişti.

Bunun üzerine göreve getirilen Mpho Moerane'nin belediye başkanlığı ise 2021'in Kasım ayında düzenlenen yerel seçimlerinden ötürü yalnızca 28 gün sürmüştü.

Bu seçimde hiçbir partinin tek başına çoğunluğu sağlayamaması üzerine kurulan koalisyonun desteğiyle, Johannesburg ilk siyahi kadın belediye başkanı seçilen DA'lı Mpho Phalatse ise 30 Eylül 2022'de gensoruyla görevden alınmıştı.

Belediye meclisi tarafından Phalatse'nin yeni belediye başkanı seçilen ANC'li Dada Morero ise Johannesburg Yüksek Mahkemesi'nin Phalatse'ye görevine iade etmesinden dolayı, bu görevde ancak 25 gün durabilmişti.

Phalatse'nin tam 3 ay süren ikinci dönemi 26 Ocak'ta bir başka gensoru önergesiyle görevden alınmasıyla son bulunca, ANC ve EFF'in de desteğiyle Thapelo Amad, 27 Ocak'ta göreve getirilmişti.

Güney Afrika'nın kalbi olarak anılan ünlü siyahi semti Soweto'da doğup büyümüş bir cami imamı olarak siyasete atılan Amad, göreve gelmeden önce büyükşehir belediye meclis üyeliğinin yanında Al Jama'ah'ın Johannesburg il başkanlığı görevini yürütüyordu.

Kanadalılar yeni kralı tanımıyor

Kanada halkının çoğunluğunun, 6 Mayıs'ta taç giyecek olan İngiltere Kralı 3. Charles'ı ülkenin devlet başkanı olarak tanımak istemediği belirtildi. Bu kişiler geçmişte Kraliçe II. Elizabeth'e olumlu baktıklarını söylerken, Charles'a karşı aynı sıcaklığı paylaşmadıklarını ifada etti.

Kamuoyu araştırma şirketi Angus Reid'in, 2 bin 103 Kanadalı ile gerçekleştirdiği ankette, katılımcılara monarşi, Kraliyet Ailesi ve Kanada'nın onlarla ilişkisi hakkında sorular soruldu.

Anket sonuçlarına göre, katılımcıların yüzde 63’ü, İngiltere Kralı 3. Charles adına yemin etmeye, resmi törenlerde "Tanrı Kralı Korusun" şarkısını söylemeye ve fotoğrafının kullanımdaki paralar üzerinde olmasına karşı çıktı.

Bu kişiler geçmişte Kraliçe II. Elizabeth'e olumlu baktıklarını söylerken, Charles'a karşı aynı sıcaklığı paylaşmadıklarını belirtti.

SADECE ÜÇTE BİRİ OLUMLU DÜŞÜNÜYOR

Kanadalıların yüzde 39'u Ocak 2020'de Charles hakkında olumlu izlenimleri olduğunu söylerken, şimdi sadece yüzde 28'i onun hakkında olumlu düşündüğünü söylüyor.

Aynı şirket tarafından eski İngiltere Kraliçesi Elizabeth öldüğünde yapılan bir ankete katılan Kanadalıların yüzde 48'i Charles'ın tacı almasını desteklemişlerdi. Son ankette ise katılımcıların yüzde 60'ı onun Kanada'nın resmi devlet başkanı olarak tanınmasına karşı çıktı.

Ankette, Kral Charles’a yemin etmek istemediklerini beyan edenlerin oranı yüzde 64, törenlerde “Tanrı Kralı Korusun” şarkısını söylemek istemediklerini bildirenlerin oranı yüzde 64 ve Kral’ın yüzünün Kanada paralarının üzerinde olmasını istemeyenlerin oranı yüzde 62 olarak verildi.

Bu arada Kraliyet Ailesi hakkında diğer gruplardan daha olumlu olmaları beklenen yaşlı Kanadalılar arasında bile, Kral Charles’a karşı çıkanların oranı yüzde 40'ı buldu.

Ankete katılanların yüzde 52'si Charles'ın annesi Kraliçe II. Elizabeth'ten daha kötü bir hükümdar olacağını düşündüklerini söylerken, sadece yüzde 3 gibi küçük bir kesim olumlu görüş bildirdi.

Katılımcıların yüzde 49'ü kraliyet ailesinin kendileri için önemli olmadığını belirtti.

Bu arada Kraliçe Elizabeth'in ölümünden bu yana, Kanada'nın Monarşi ile bağlarını ortadan kaldırması yönündeki çağrılar da arttı.

Ankete göre, Kanadalıların yüzde 88'i "zor olsa bile" Monarşi ile bağları koparmak gerektiğini, yüzde 45'i bu amaçla anayasa değişikliği zamanının geldiğini bildirdi.

İngiliz Milletler Topluluğu üyesi olan Kanada, parlamenter demokrasi ve anayasal monarşi ile yönetilen bir federasyon yapısına sahip.

1982'de kabul edilen anayasaya göre ülkenin devlet başkanı ve hükümdarı İngiltere Kralı 3. Charles. Kral Charles’ı ülkede, Kanadalılar arasından atanan bir genel vali temsil ediyor.

Yetkileri oldukça sınırlı olan Kral ve onu temsil eden Genel Vali sembolik yöneticiler olarak görev yapıyor. Ülke, seçimle işbaşına gelen siyasi partilerin kurduğu hükümetler tarafından yönetiliyor.

Kanada'daki parlamenter monarşiyi ortadan kaldırmak için federal parlamento, senato ve eyaletlerin hepsinin oybirliği gerekiyor.

Çin'den geri adım

Çin, Fransa Büyükelçisi Lu Şayı'nın, "eski Sovyet cumhuriyetlerinin uluslararası hukukta etkin statüsünün olmadığı" ve "Kırım'ın başlangıçta Rus olduğuna" ilişkin açıklamalarına gelen tepkilerin ardından, söz konusu ülkelerin egemenliğini tanıdığını ve saygı duyduğunu yineledi.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning, dün Pekin'de düzenlenen olağan basın toplantısında, Büyükelçi Lu'nun sözlerine ilişkin sorulan soruya verdiği yanıtta, Çin'in bu konudaki tutumunun değişmediğini belirterek, "Sovyetler Birliği bir devlet olarak uluslararası hukukun ve uluslararası ilişkilerin bir öznesiydi. Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından, (bağlı) cumhuriyetlerin egemen ülke statüsünü ortadan kaldıran bir durum bulunmuyor." dedi.

Çin'in Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından ilgili ülkelerle diplomatik ilişki kuran ilk ülkelerden biri olduğunu ifade eden Sözcü Mao, "Çin, eski Sovyet cumhuriyetlerinin egemen ülke statüsüne saygı duyuyor." ifadesini kullandı.

Mao, Çin'in Ukrayna meselesindeki tavrının da "açık ve tutarlı" olduğunu, uluslararası toplum ile birlikte krizin siyasi çözümüne yönelik çabalara katkı sağlamayı sürdüreceğini belirtti.

Bazı medya organlarının bu tutumu yanlış temsil ederek, ilgili ülkelerle Çin arasında ihtilaf çıkarmaya çalıştığını savunan Mao, Büyükelçi Lu'nun Kırım'a ilişkin sözlerinin doğru veya yanlış olup olmadığına dair yorum yapmaktan kaçındı.

Çinli büyükelçi, Fransız televizyonu TF1'e verdiği röportajda, "Uluslararası hukukta eski Sovyet Cumhuriyetleri'nin dahi statüleri yok. Uluslararası hukukta etkin statüleri yok çünkü egemen bir ülke olarak statüleri uluslararası bir anlaşmayla somutlaştırılmadı." yorumunu yapmıştı.

Lu, aynı röportajda Rusya'nın Kırım'ı ilhak edip etmediğine ilişkin soruya da "Bu sorunu nasıl algıladığınıza bağlı olarak değişir, mesele o kadar basit değil. Kırım başlangıçta Rus'tu." değerlendirmesinde bulunmuştu.

"Resmi politika değil kişisel görüş"

Öte yandan Çin'in Paris Büyükelçiliği de yazılı açıklamada, Lu'nun açıklamalarının, "Çin'in resmi politikası değil kişisel görüşlerinin ifadesi olduğu" belirtildi.

Açıklamada, "Çin'in egemenlik ve toprak bütünlüğü konusundaki tutumu değişmemiştir. Çin, Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından ortaya çıkan cumhuriyetler dahil tüm ülkelerin egemenliğine, bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygılıdır." ifadelerine yer verildi.

Çinli Büyükelçi Lu'nun açıklamalarına, Baltık ülkeleri ve Ukrayna tepki göstermiş, Letonya, Litvanya ve Estonya, ülkelerindeki Çin Büyükelçiliklerinin yetkililerini çağırarak açıklama talep etmişti.
Litvanya'nın Dışişleri Bakanı Gabrielius Landsbergis, Twitter'da yaptığı paylaşımda, "Eğer Baltık ülkelerinin Ukrayna'da barışa aracılık etmesi konusunda neden Çin'e güvenmediğini merak eden varsa, işte bir Çinli büyükelçi, Kırım'ın Rus olduğunu ve Baltık ülkelerinin sınırlarının yasal bir temeli olmadığını öne sürüyor." ifadelerini kullanmıştı.


Ukrayna'nın Fransa Büyükelçisi Vadym Omelchenko da Twitter hesabından yaptığı açıklamada, "Kırım Ukrayna'dır, bu konuda şüpheye yer yok." değerlendirmesinde bulunmuştu.

Türkiye'den Moskova'ya kritik ziyaret

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı Hakan Fidan, Türkiye-Rusya-Suriye-İran savunma bakanları ile istihbarat başkanları arasında gerçekleştirilecek dörtlü toplantıya katılmak üzere Moskova'ya geldi.

Akar ve Fidan'ı taşıyan uçağı Vnukova Havalimanı'nda Rus yetkililerin yanı sıra Türkiye'nin Moskova Büyükelçisi Mehmet Samsar ve diğer yetkililer karşıladı.

Bakan Akar ve MİT Başkanı Fidan, Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Suriye Savunma Bakanı Korgeneral Ali Mahmud Abbas ile İran Savunma Bakanı Tuğgeneral Muhammed Rıza Aştiyani'nin yanı sıra bu ülkelerin istihbarat başkanlarının yer alacağı dörtlü toplantıya katılacak.

Akar, toplantı kapsamında ikili görüşmeler de gerçekleştirecek.

Sudan'daki Türk hastanesi yaraları sarıyor

Sudan'da 2014 yılında açılan Nyala Sudan Türkiye Eğitim ve Araştırma Hastanesi, ülkedeki çatışmalar sürmesine rağmen hizmete devam ediyor.

Sudan'ın Güney Darfur eyaletinin başkenti Nyala'da bulunan hastane, çevredeki tüm sağlık tesisleri hizmet vermeyi durdurduğu halde halkın yaralarını sarmaya çalışıyor.

Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Sudan Nyala Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Müdür Vekili Yunus Ahmed Adem Yahya, AA muhabirine yaptığı açıklamada, çatışmaların şiddetlenmesi ile bölgedeki tüm sağlık kuruluşlarının kapandığını ancak Nyala Sudan Türkiye Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin hizmetlerini sürdürdüğünü söyledi.

Çatışmaların arasında kalarak yaralanan ya da hayatını kaybeden sivillerin tedavi altına alındığını aktaran Yahya, Türk hastanesinin geçen hafta halka acil kan çağrısı yapmak zorunda kaldığını dile getirdi.

Günlerdir yoğun şekilde hizmet verildiğini dile getiren Yahya, "Hastane civarındaki halk gönüllü olarak hastaneye gelerek kan bağışında bulundu." dedi.

Yahya, hastane çevresinin son birkaç gündür sakinleştiğini ve bölgedeki çalışmaların durulmaya başladığını aktardı.

2014'te hizmete açılan 11 bin metrekare kapalı alana sahip 150 yataklı Nyala Sudan Türkiye Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yaklaşık 50 Türk personel görev yapıyor.

Sudan Merkezi Doktorlar Komitesi, ülkede ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki çatışmalar nedeniyle başkent ve çatışma bölgelerine yakın eyaletlerdeki 59 hastaneden 39'unun hizmet dışı kaldığını açıklamıştı.

SUDAN'DA ORDU İLE HDK ARASINDA ÇATIŞMA

Sudan'ın başkenti Hartum ve diğer şehirlerde 15 Nisan sabahı Sudan ordusu ile HDK arasında silahlı çatışmalar başlamıştı.

Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA) Hartum ve diğer şehirlerdeki çatışmalarda 427 kişinin hayatını kaybettiğini, 3 bin 700 kişinin de yaralandığını duyurdu.

Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) ise ülkedeki sağlık sisteminin çökebileceği uyarısında bulunmuştu.

En çok penaltı kullanan takım 2023 hangisi?

En çok penaltı kullanan takım 2023 hangisi, bu yıl en çok penaltı kullanan takımın hangisi olduğu futbol severler tarafından merakla soruluyor.

EN ÇOK PENALTI KULLANAN TAKIM HANGİSİ?

2023 sezonunda, Türkiye Süper Lig'de en fazla penaltıyı kullanan takım, Fenerbahçe oldu. Fenerbahçe, toplam 15 penaltı atışı kullandı ve bu atışların 8'ini gole çevirdi. Takımın 11 penaltısını forvet oyuncusu Enner Valencia  attı ikisini ise Batshuayi attı ve gol oldu.

Fenerbahçe'den sonra en çok penaltı atan takım Konyaspor oldu. Konyaspor 7 penaltı atışı gerçekleştirdi.

En çok penaltı kullanan takım 2023 hangisi?

Galatasaray, aynı sezon Süper Lig'de 6 penaltı atışı kullandı. 

Beşiktaş ise 2023 sezonunda Süper Lig'de sadece 6 penaltı atışı kullandı.

2023 yılında Fenerbahçe, Türkiye Süper Lig'de en çok penaltı kullanan takım oldu ve bu alanda oldukça başarılı oldu. Ancak, diğer takımların da penaltı atışlarında başarılı olduklarını söylemek gerekir.

En çok penaltı kullanan takım 2023 hangisi?

Sudan'da 3 günlük ateşkes anlaşması

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Sudan’da tarafların 24 Nisan gece yarısından başlamak üzere ülke genelinde 72 saatlik ateşkes için anlaştığını duyurdu.

Blinken, Sudan’daki çatışmalar üzerine yaptığı yazılı açıklamada, “Son 48 saat boyunca yoğun müzakerelerin ardından, Sudan Silahlı Kuvvetleri ve Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK), 24 Nisan gece yarısından itibaren başlayacak ve 72 saat sürecek ülke çapında ateşkesi uygulama konusunda anlaştılar.” ifadelerini kullandı. 

ABD’nin bu süre boyunca tarafların ateşkese tam bir şekilde uyması çağrısında bulunduğunu belirten Blinken, “Çatışmaların kalıcı olarak sona erdirilmesine destek olmak için, ABD bölgesel ve uluslararası ortaklarıyla ve Sudanlı sivil paydaşlarla koordinasyon içinde çalışacak ve Sudan'da kalıcı bir ateşkes ve insani durumların müzakeresini, sonuçlandırılması ve uygulanmasını denetleyecek bir komite oluşturma konusunda yardımcı olacaktır.” bilgisini verdi.

Blinken, Sudan’da çatışmanın tarafları ve ortaklarla sivil yönetimine geri dönüş hedefine doğru çalışmaya devam edeceklerini aktardı.

Diğer taraftan HDK’nin Twitter hesabından yapılan açıklamada, ABD’nin arabulucu olmasıyla ateşkesi kabul ettikleri belirtildi.

Açıklamada, ateşkesin insani koridor oluşturulması, sivillerin çatışma alanından çıkmaları, hastanelere ve güvenli bölgelere ulaşmaları, diplomatik misyonların tahliye edilmesi için yapıldığı vurgulandı.

Açıklamada, “Hızlı Destek Kuvvetleri yabancı çalışan ve diplomatların ülkeyi güvenle terk etmeleri için tüm kolaylıkları sağlamak üzere işbirliği yapmaya hazır olduğunu beyan ediyor. Hızlı Destek Kuvvetleri, bu halkın rahminde doğmuştur. Halkın yanında duruyor, tercihlerini destekliyor ve özgürlük, adalet, demokrasi ve hukukun üstünlüğüne yönelik meşru arzularını gerçekleştirmek için çaba gösteriyor.” denildi. 

'Erdoğan'ın kaybetmesi bölge için felaket olabilir'

Londra merkezli Middle East Eye haber sitesi, Türkiye'deki seçimlere ilişkin bir makaleyi okuyucularına sundu. "Erdoğan'ın kaybetmesi sadece Türkiye için değil bölge için felaket olabilir" ifadelerinin yer aldığı haberde, ABD ve Avrupa Birliği'nin (AB) Kemal Kılıçdaroğlu'nun kazanması durumunda 'şampanya patlatacağını' vurguladı. Dikkat çeken ifadelerin yer aldığı metinde Türkiye'deki muhalefetin, bölgeden genel bir geri çekilme ve ABD, AB düzlemine girmek istediği, bu nedenle de olası bir Erdoğan yenilgisinin Batı tarafından sevinçle karşılanacağı belirtildi.

İngiliz basını, Cuhmurbaşkanı Erdoğan'ın seçimleri kaybetmesinin bölgede felakete neden olacağını yazdı. 

Türkiye, 14 Mayıs'taki seçimlerde cumhurbaşkanını ve milletvekillerini seçecek. Cumhur İttifakı aday olarak Recep Tayyip Erdoğan'ı, terör örgütü PKK'nın siyasi kolu HDP'nin 'gizliden' destek verdiği Yedili Masa ise Kemal Kılıçdaroğlu'nu belirledi.

Seçimlere kısa bir süre kala, uluslararası medya da Türkiye'deki son gelişmeleri okuyucularına aktarmaya başladı.

İngiltere merkezli Middle East Eye'de bir makale kaleme alan David Hearst, "Muhalefet liderinin ABD, AB ve NATO'yu memnun etme dürtüsü bölge için iyiye işaret olmaz" ifadelerine yer verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın seçimi kaybetmesinin Almanya'dan ABD'ye kadar çok sayıda ülkede 'şampanya patlatılarak' kutlanacağının vurgulandığı haberde, "Erdoğan'ın bölgesel sahneden çekilmesi Türkiye'ye, hatta Ortadoğu'ya iyi gelir mi?" başlığı altında kritik sorulara yanıt arandı.
Kılıçdaroğlu'nun icazet seferlerine vurgu yapan Middle East Eye, "Kılıçdaroğlu'nun ABD, AB ve NATO'yu memnun etme dürtüsü açık bir şekilde görülmektedir. Türkiye'nin hayati çıkarlarından ödün vermeden bunu yapmanın yolunun ne olacağı ise belirsizliğini koruyor."
denildi.

İlgili başlığın devamında ise, "Türkiye'nin muhalefet koalisyonunu oluşturan birbirinden farklı ve önceden savaş halinde olan siyasi partilerin hükümette bir arada kalacaklarına dair 'muazzam bir varsayımda' bulunsak bile, onları birleştiren tek politika, bölgeden genel bir geri çekilme ve ABD, AB ve NATO'nun düzlemine girmek istemeleridir." ifadeleri yer aldı.

"Ankara'daki iktidar değişikliğinin en keskin şekilde hissedileceği yer Ortadoğu'dur." sifadelerine yer veren Hearts, "Ortadoğu'nun istikrar için güçlü devletlere sahip olması elzemdir. Erdoğan'ın şüphe götürmez hatalarına rağmen başardığı da buydu. Bu açıdan bakıldığında, şimdi Erdoğan'ın kaybetmesi sadece Türkiye için değil, bölge için felaket olabilir." diyerek sözlerini noktaladı.

Asfalta yapışan eylemciler matkapla kazındı

Almanya'da "Letzte Generation" (Son Kuşak) adlı çevreci grup, başkent Berlin'de birçok noktada eylem yaparak araç trafiğini durdurdu.

Ellerini caddelerdeki asfalta yapıştıran 'Son Kuşak' üyelerinin gerçekleştirdiği eylemler nedeniyle kentin birçok noktasında trafik durdu ve araç kuyrukları oluştu.

Ernst-Reuter-Platz'da polis, elini yapıştıran bir eylemciyi yoldan çıkarmak için matap kullanmak zorunda kaldı. 

Çevreciler, Alman hükümetinin iklim değişikliğiyle mücadelede ciddi önlemler almasını talep ediyor.

Alman Hükümet Sözcüsü Steffen Hebestreit, Berlin'de düzenlenen basın toplantısında, söz konusu eylemleri eleştirerek "Bu tür protesto şekillerini desteklemiyoruz" dedi.

Biden'ın 1915 açıklamasına Türkiye'den sert tepki

ABD Başkanı Joe Biden, 1915 Olaylarına ilişkin Ermeni iddiaları konusunda yaptığı yazılı açıklamada "soykırım" ifadesini kullandı. Biden'ın sözlerine çok sert tepki gösteren Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, "Tarihi çarpıtmaya yeltenen siyasi şarlatanlar yine sahnede! Siyasi açıklamalarla tarih yeniden yazılamaz" dedi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, ABD Başkanı Joe Biden'ın 1915 Olaylarına ilişkin açıklamalarına, "Tarihi çarpıtmaya yeltenen siyasi şarlatanlar yine sahnede! Siyasi açıklamalarla tarih yeniden yazılamaz" ifadeleriyle tepki gösterdi.

Çavuşoğlu, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda "Tarihi çarpıtmaya yeltenen siyasi şarlatanlar yine sahnede! Siyasi açıklamalarla tarih yeniden yazılamaz. Bu tutumlarında ısrar eden fırsatçılar, art niyet ve ikiyüzlülükleriyle hatırlanacaktır. Yüce Türk Milleti'ne tarih dersi vermek kimsenin haddi değildir" ifadelerini kullandı.

Dışişleri Bakanlığı'ndan da bazı ülkelerin hükümet yetkililerince yapılan yorumlara ilişkin açıklama yapıldı. Bakanlıktan yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; "1915 olayları konusunda gerçeklerle ve uluslararası hukukla bağdaşmayan talihsiz açıklamalar, tarihi siyasi saiklerle yeniden yazmaya yeltenen beyhude çabalardır. Hiç kimse unutmamalıdır ki, 1915 olayları siyasetçilerin kendi gündemlerine ve iç siyasi mülahazalarına göre tanımlanamaz. Böyle bir yaklaşım, ancak tarihin tahrif edilmesine yol açar. Bu taraflı tutumlarını sürdürmekte ısrar edenler, tarihte ucuz siyasi fırsatçılar olarak anılacaktır.

Bizim açımızdan hükümsüz olan bu açıklamaları reddediyor, bu yanlışta ısrar edenleri en şiddetli şekilde kınıyoruz. Hiç kimse ve hiçbir kuruluş, Türkiye'ye kendi tarihiyle ilgili ders veremez. Dar görüşlü siyasi hesaplara hizmet eden ve tarihten husumet çıkarmaya çalışan bu çevreleri, yaptıkları bu vahim hataları düzeltmeye, önerdiğimiz Ortak Tarih Komisyonu'nu desteklemeye ve ülkemizin öncülük ettiği bölgesel barış ve işbirliği çabalarına katkıda bulunmaya çağırıyoruz."

ABD Başkanı Joe Biden, 1915 Olaylarına ilişkin Ermeni iddiaları konusunda yaptığı yazılı açıklamada "soykırım" ifadesini kullanmıştı.

Sudan'da son durum

Sudan'da bir hafta önce milis güçlerinin darbe girişimiyle başlayan çatışmalarda şu ana kadar 400'ün üzerinde insan hayatını kaybetti. Başta ABD, İngiltere, Fransa gibi büyük ülkeler olmak üzere birçok ülke temsilciliklerini kapatarak vatandaşlarını tahliye etmeye başladı. Peki, Sudan'da son durum nedir?

SUDAN'DA SON DURUM NEDİR?

Birleşmiş Milletler (BM), Sudan'da ordu ile paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında devam eden çatışmalar nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısının 427'ye yükseldiğini bildirdi.

BM İnsani Yardım Koordinasyon Ofisinden (OCHA) yapılan yazılı açıklamaya göre, Sudan'da 15 Nisan'da başlayan çatışmalar devam ediyor.

Silahlı çatışmalarda en az 427 kişi yaşamını yitirirken, 3 bin 700'den fazla kişi yaralandı.

Kıtlık nedeniyle temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarında keskin bir artış yaşandığı ülkede, en az 11 sağlık merkezi saldırıya uğradı ve Hartum ile Darfur eyaletlerindeki birçok sağlık merkezi hizmet veremiyor.

Çatışma bölgelerindeki siviller Çad, Mısır ve Güney Sudan'a kaçarken, birçok uluslararası kuruluş, şu anda faaliyet gösteremediği yerlerden personelini tahliye etti.

Uluslararası kuruluşlar, mümkün olan yerlerde hizmetlerini sürdürüyor.

FRANSA BÜYÜKELÇİLİĞİNİ KAPATTI

Fransa, Sudan'da ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında 15 Nisan'da başlayan çatışmalar nedeniyle başkent Hartum'daki Büyükelçiliğini kapattığını duyurdu.

Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, Sudan'daki Fransız Büyükelçiliğinin ikinci bir emre kadar kapalı olacağı belirtildi.

Büyükelçilik binasının Hartum'daki tahliyeler için toplanma noktası olmayacağı aktarılan açıklamada, Büyükelçiliğin faaliyetlerinin Paris'te sürdürüleceği ifade edildi.

Açıklamada, "Fransa Sudan'da ateşkesi ve siyasi geçiş sürecinin yeniden başlamasını kolaylaştırmak için harekete geçti." ifadelerine yer verildi.

Paris'in, Afrika Birliği, Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Arap Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler himayesindeki koordinasyon mekanizmasını tam olarak desteklediğine yer verilen açıklamada, "Fransa tüm tarafları, çatışmalara son vermeye, insani yardım erişimini sağlamaya, sivilleri korumaya ve siyasi diyalog yoluna dönmeye çağırıyor." ifadesi kullanıldı.

Fransa, Sudan'da diplomatik personeli ile vatandaşları için hızlı tahliye operasyonu başlatmış, operasyona Fransız vatandaşlarının yanı sıra Avrupalı diplomatlar ve vatandaşların da dahil edildiği ifade edilmişti.

Sudan'da ordu ile HDK arasında çatışma

Hartum ve diğer şehirlerde 15 Nisan sabahı ordu ile paramiliter HDK arasında silahlı çatışmalar başlamıştı.

Ordu ile HDK arasında "HDK'nin tamamen orduya katılmasını" öngören askeri güvenlik reformu konusunda son birkaç aydır yaşanan anlaşmazlık sıcak çatışmaya dönüşmüştü.

Sudan Dışişleri Bakanlığı, Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan'ın, orduyla çatışan HDK'nin feshedilmesi ve devlete karşı isyancı güç ilan edilmesi kararı aldığını, bu esasa göre davranılacağını bildirmişti.

HDK, bayramın ilk gününden itibaren 72 saatlik "insani" ateşkes uygulayacaklarını açıklamış, ordu da akşam saatlerinde uluslararası çevrelerin ateşkes çağrısına uyacağını duyurmuştu.

Doğalgaz bedava mı? 1 metreküp doğalgaz kaç TL 25 metreküp ne kadar?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 20 Nisan günü gerçekleştirilen Filyos Gaz İşleme Tesisi Karadeniz Doğalgazı'nın Devreye Alma Töreni'nde kritik açıklamalarda bulundu. Tüm hanelerin doğalgaz faturlarını etkileyecek bir müjdeyi duyurdu. Cumhurbaşkanı Erdoğan konutlarda kullanılacak doğalgazın 1 ay boyunca ücretsiz olacağını müjdeledi. Bu noktada gözler "Doğalgaz indirimi ne zaman başlayacak? Doğalgaz faturası hangi ay ücretsiz olacak?" sorularına çevrildi. İşte konuya ilişkin ayrıntılar...

DOĞALGAZA İNDİRİM Mİ GELDİ?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Filyos Gaz İşleme Tesisi Karadeniz Doğalgazı'nın Devreye Alma Töreni'nde kritik açıklamalarda bulundu. Bu kapsamda doğalgazda tüm hanelerini etkileyecek bir müjdeyi duyurdu. İşte o açıklamadan satırbaşları:

Doğalgaz bedava mı 1 metreküp doğalgaz kaç TL 25 metreküp ne kadar

"Ülkemize geçtiğimiz 21 yılda yaptığımız her yatırımda insanımızın hayatını kolaylaştırmış, refahını artırmış olduk. İnsanımızı hayat pahalılığı ve enflasyon karşısında asla yalnız bırakmadım. Geçen sene küresel salgın ve kriz nedeniyle artan enerji fiyatlarında doğalgazda yüzde 75 indirim uyguladık. Her 100 liralık doğalgaz faturasını 75 lirasını devlet olarak biz üstlendik." ifadelerini kullandı.

"Türkiye'nin imkanlarını, milletimizin her ferdinin hayatına yansıyacak şekilde kullanma sözünü unutmuyoruz. Bugün bu sözümüzün gereğini yerine getiriyoruz. Şimdi sizlerle ülkemizin her bir hanesindeki doğalgaz faturasını düşürecek iki müjdeyi paylaşmak istiyorum. Birinci müjdemizi açıklıyorum: Vatandaşlarımızın evlerindeki mutfaklarında ve sıcak su tüketiminde kullandıkları doğalgazı 1 yıl süreyle ücretsiz veriyoruz. 

BEDAVA DOĞALGAZ NE ZAMAN BAŞLIYOR?

19 Nisan’da kesilen faturadan sonra, ücretsiz fatura dönemi 19 Mayıs olacak. Aylık 25 metreküpe denk gelen mutfak ve sıcak su için doğalgazın bedeli 1 yıl boyunca faturalardan düşülecektir. Bu aynı zamanda önümüzün yaz olduğunu dikkate alırsak pekçok hanenin neredeyse hiç doğalgaz faturası ödemeyeceği anlamına geliyor. Emeklisinden öğrencisine ücretsiz doğalgaz kullanımının önemli katkı yapacağına inanıyorum. Seçimlerden sonraki dönemde bunun benim vatandaşıma yansıması çok daha farklı olumlu şekilde tecelli edecektir. Aylık mutfak, sıcak su tüketimini karşılayacak bedava doğalgazınız hayırlı olsun."

Doğalgaz bedava mı 1 metreküp doğalgaz kaç TL 25 metreküp ne kadar

Şimdi de ikinci müjdemizi açıklıyorum: 1 ay boyunca Türkiye'nin tamamındaki konutların doğalgaz tüketiminden ücret almayacağız. Isınma dahil doğalgaz tüketiminin tamamını 1 yıl süreyle ücretsiz yapıyoruz. Yeni başlatacağımız çalışmalarla milletimizin karşısına daha pekçok müjdeyle çıkacağız. Ülkemize eser kazandırma yolunda durmayacağız. Milletimize hizmet etme yolunda durmayacağız. Türkiye Yüzyılı inşasının yolunda durmayacağız. 21 yılda ülkemize kazandırdığımız demokrasi ve kalkınma altyaphısını Türkiye Yüzyılı'yla taçlandıracağız.

25 METREKÜP DOĞALGAZ NE KAÇ LİRA OLUR?

Türkiye'de 4 kişilik bir ailenin yıllık ortalama doğal gaz tüketimi 1.500 m3. Aylık ortalama tüketim ise 125 m3. Kışın ise aylık en az doğal gaz tüketimi 250 m3 dolayında hesaplanıyor.  1 yıl boyunca aylık ücret alınmayacak olan 25 m3’lük gazın bedeli ise Nisan ayı tarifesiyle metreküp başına dağıtım bölgesine göre değişmekle birlikte 5-6 TL ortalama fiyattan yaklaşık 125 TL - 150 TL civarında hesaplanmaktadır. Bugunkü fiyatlarla 12 aylık katkı da hane başına 1.500 -1800TL civarında olacaktır.

Kenya'da sapkın tarikat faciası, 47 ölü

Kenya'da müritlerine açlıktan ölmelerini halinde cennete gideceklerini söylediği iddia edilen tarikat lideri Paul Mackenzie Nthenge'in gözaltına alınmasıyla başlayan soruşturma sürüyor.

Kenya polisi, ülkenin doğusunda tarikat üyesi olduğu düşünülen 26 kişinin daha cansız bedeninin bulunduğu, bu tarikatla bağlantılı buldukları cansız beden sayısının 47'ye çıktığını açıkladı.

Sahil kasabası Malindi yakınlarında beyaz tulum giyen ve maskeli arama ekipleri başka cesetleri aramak için bölgede kazmaya devam ediyor.

Malindi'deki cezai soruşturma başkanı Charles Kamau pazar günü yaptığı açıklamada, "Bugün 26 ceset daha çıkardık ve böylece toplam cansız beden sayısı 47'ye çıktı" dedi.

Yetkililer, aramanın sadece cesetler için değil, tarikattan kurtulanlar için de devam ettiğini söyledi. Polis, geçen hafta ilk cansız bedenlerin bulunmasının ardından operasyon başlattı.

Hayatını kaybeden kişilerin kesin ölüm nedeninin tespit edilmesi için DNA örnekleri alınarak, çeşitli testler yapılacak.

Öte yandan, Nthenge hakkındaki iddiaları reddetti.

Türkiye ve Suriye heyetleri yeniden buluşuyor

Türkiye ile Suriye arasında 11 yıl sonra kurulan ilk temasın ardından gelişmeler dikkatle takip ediliyor. Türkiye, Rusya, Esed rejimi ve İran arasında dışişleri bakan yardımcıları düzeyindeki Suriye konulu toplantı, 15-16 Mart'ta Moskova'da gerçekleştirilmişti.

Sıradaki toplantının tarihini ise Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar verdi. Moskova'da Türkiye-Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla üçlü toplantı yapıldığını hatırlatan Akar, karşılıklı görüş alışverişinde bulunulan toplantıda, bunların sürdürülmesine yönelik mutabakata varıldığını dile getirdi.

Bakan Akar, şunları söyledi: "Daha sonra gerçekleştirilen çalışmalarda bu toplantılara İran'ın da katılması konusunda karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu. İlgili makamlar tarafından bu uygun görüldü. Bu toplantının devamı niteliğinde, bu sefer dörtlü olarak, savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılacağı bir toplantı konusunda hazırlıklarımız devam ediyor. 25 Nisan'da bu toplantı Moskova'da icra edilmesi planlanıyor. Amacımız buradaki sorunların görüşmeler yoluyla çözülmesi ve bir an önce bölgeye barış ve huzurun hakim olması."

İlişkilerin, temasların karşılıklı saygı çerçevesinde devam ettiğini belirten Akar, "Toplantının yapılmasına müteakip bazı olumlu gelişmelerin gerçekleşmesini de bekliyoruz. Bölge barışına katkı sağlamak için Türkiye, Bakanlık olarak elimizden gelen ne varsa gerekli gayreti gösteriyoruz" diye konuştu.

"SURİYELİ KARDEŞLERİMİZİ ZORA SOKACAK BİR KARAR ALMAMIZ SÖZ KONUSU DEĞİL"

Türkiye'nin terörle mücadeledeki kararlılığını, ilave göçü arzu etmediğini, Türkiye'deki Suriyelilerin gerekli şartlar oluştuktan sonra topraklarına, evlerine gönüllü, güvenli ve saygın şekilde dönmelerini sağlamayı amaçladıklarını da dile getiren Akar, "Bunların yanı sıra ister Türkiye'de ister Suriye'de olsun bizim birlikte olduğumuz Suriyeli kardeşlerimiz var. Onları zora sokacak herhangi bir durum veya böyle bir karar almamız asla söz konusu değil. Rahat, müsterih olsunlar. Bu tutumumuz herkes tarafından bilinmeli ve buna göre davranılmalı. Bu konuda son derece net bir politika izliyoruz" diye konuştu.

Kuzey Denizi'ne dev rüzgar santrali

İngiltere ve Hollanda, Kuzey Denizi'nin altından inşa edecekleri ve dünyada türünün en büyük örneği olarak nitelendirilen elektrik hattı Yeni LionLink ile deniz üstü rüzgar santrallerinden yaklaşık 2 milyon haneye yetecek elektrik tedarik edecek. İngiliz hükümetinin açıklamasına göre, Yeni LionLink her iki ülkeyi aynı anda deniz üstü rüzgar enerjisi santrallerine bağlayarak temiz ve erişebilir enerji tedarik etmesini sağlayacak.

İngiltere ve Hollanda, Kuzey Denizi'nin altından inşa edecekleri ve dünyada türünün en büyük örneği olarak nitelendirilen elektrik hattı Yeni LionLink ile deniz üstü rüzgar santrallerinden yaklaşık 2 milyon haneye yetecek elektrik tedarik edecek.

İngiliz hükümetinin açıklamasına göre, Yeni LionLink her iki ülkeyi aynı anda deniz üstü rüzgar enerjisi santrallerine bağlayarak temiz ve erişebilir enerji tedarik etmesini sağlayacak.

Söz konusu hat dünyada türünün ikinci fakat en büyük kapasiteye sahip örneği olarak nitelendirilirken, hattın 1,8 gigavatlık elektrik taşıma kapasitesi, ilk örneğinin 4 katından fazla. Hat, deniz üstü rüzgar enerjisi santrallerinden üretilen ve yıllık yaklaşık 2 milyon haneye yetecek elektriğin iletimini gerçekleştirecek. Hattın 2030'da faaliyete geçmesi planlanıyor.

Projenin hayata geçirilmesine ilişkin imzalar bugün Belçika'nın Ostend şehrinde düzenlenecek Kuzey Denizi Zirvesi'nde atılacak.

24 Nisan tarihi aslında ne ifade ediyor?

Emre Gül/Dünya Bülteni / Tarih Servisi

Ermenilerin 24 Nisan Soykırımı Anma Günü bakın aslında neymiş

Ermeniler tarafından “Ermeni Soykırımını Anma Günü” olarak kabul edilen 24 Nisan 1915 tarihi aslında İstanbul ve Anadolu’da terör-isyan hareketlerini organize eden Ermeni Komite Merkezleri’nin kapatılarak elebaşlarının tutuklandığı tarihtir. Bu açıdan bakıldığında “Tehcir” ve “Tehcir” sırasında yapıldığını iddia ettikleri sözde soykırımla hiçbir alakası yoktur. Bu sadece “yaşanmamış bir soykırım” iddiası üzerinden ulus bilinci oluşturma ve Ermeni kimliğini koruma gayretinin bir tezahürüdür.

Bilindiği gibi I. Dünya Savaşı’ndan önce Ermeniler arasında uyanmaya başlayan milliyetçilik ve bağımsız devlet düşüncesi savaşın patlak vermesiyle birlikte pratiğe dökülmeye başlamıştı. Bu amaçla Ermeni Komiteleri, başta Rusya, Fransa ve İngiltere olmak üzere büyük devletlerle işbirliği yaparak Sarıkamış, Hicaz, Kafkas gibi cephelerde var olma mücadelesi veren Osmanlı Devleti ve ordusunu arkadan vurmaya, geride kalan sivilleri öldürmeye girişmişti.

Osmanlı Hükümeti, bu olayların önüne geçmek için önce Ermenilerin önde gelen temsilcileri olan mebuslara, Taşnak komitesinin üyelerine, Ermeni Patriği’ne uyarılarda bulunmuş, silahlı isyan ve ihtilal hareketlerine girişilmesi durumunda sert tedbirlere başvurulacağını bildirmişti.

Tüm ikazlara rağmen Ermeni komitelerinin büyük bir isyan hazırlığında olduğu istihbarat ve aramalar sonucunda ortaya çıkınca, Osmanlı Ordusu Başkumandanlığı yayınladığı bildiriyle devlete bağlı Ermenilerin zarar görmesi önlenerek gerekli tedbirlerin alınmasını istemişti.

Doğu Cephesi’nde Ruslara karşı yaşanan ağır mağlubiyetin ardından bölge korunmasız bir hale düşmüş,  Ermeni komiteleri de eylemlere başlayarak Zeytun, Bitlis, Muş, Erzurum ve Van’da ayaklanmalar çıkarmıştı. Alınan tüm tedbirlere rağmen olumlu bir netice elde edilemeyince Osmanlı Hükümeti, Ermenileri kışkırtan ve silahlandıran Taşnak, Hınçak gibi komitelerin kapatılması, elebaşlarıyla üyelerinin tutuklanması, bunlardan bulundukları yerde kalması sakıncalı görülenlerin gözetim altında tutulmasına dair 24 Nisan 1915’te, 14 vilayet ve 14 mutasarrıflığa bir genelge göndermişti.

Bu tutuklamaların yanı sıra yapılan aramalarda ele geçirilen silah, cephane, bomba ve şifreli telgraflar Ermeni Komitecilerinin Fransa ve Rusya ile işbirliğinde olduklarını ortaya koymuştu. Ermeni Komitelerinin bu tutumunu Kazım Karabekir Paşa, 1919’da Amerika Bileşik Devletleri Cumhurbaşkanı’nın talimatıyla Ermenistan ve Kafkasya’yı teftiş için gönderdiği heyet ve reisi General Harbord’a şu sözlerle izah etmişti: “Ermeniler bugün bir politika aletidir, iyi düşünmüyorlar veya Taşnak komiteleri halkı düşünmeye bırakmıyor. Almak istedikleri yerlerdeki Türk halkı silahlı bekliyor, neticede Ermeniler için felaket büyük olacaktır. Bizimle düşmanlıktan vazgeçsinler ve şu veya bu devletin politikasına alet olmayarak bizimle anlaşsınlar.”

Sonuç’ta Milli Mücadele’de Ermenileri mağlup ederek onlarla anlaşma imzalayan Kazım Karabekir Paşa, bugün dahi geçerliliğini koruyan bir uyarıyı yaparak: “Gümrü’de Taşnaklarla sulh muahedesi akdi esnasında Ermeni Sulh Heyeti Reisi Hanisyan sordu: “Genaral Harbord’a ne yaptınız ki, Erivan’da bize dedi ki: “Paris’e delege göndereceğinize Erzurum’a gönderin de Türklerle anlaşın, aksi takdirde işiniz haraptır”.

Dedim: “Ermeni masum insanlarına da bir şefkat hissiyle acıdığımı, siyasi entrikalara kurban gideceklerinden bizimle dost olmaları ve evliye-i selasedeki katliamlara da nihayet vermeleri için aracılığını rica etmiştim. Demek Harbord insani vazifesini yapmış, bu hususları bizzat bir mektupla da rica etmiştim. Bunu da hatırlarsınız”.

Hanisyan içini çekti ve “Samimi sözlere inanmadığımızın bugün cezasını çektik” dedi. “İstiklalinize en evvel biz hürmet etmiştik, bugün de en acıklı vaziyetinizde düşmanlığı ilerletmiyor, mevcudiyetinize kastetmiyoruz. Ermeni edebiyatının esasını Türk düşmanlığı değil, Türk dostluğu yapmazsanız Ermeni milletinin istiklalini daha büyük tehlikeye atarsınız !” Dedim. Hanisyan söz verdi.”

Kaynaklar:

 Mahir Aydın(Yay. Haz.), Yapay Sorun “Ermeni Meselesi, İstanbul, 2008.

Kazım Karabekir, Soykırım Yalanı Ermeni Mezalimi, İstanbul, 2005.

Tarihte bugün neler oldu? Tarihte 24 Nisan günü önemli olayları nelerdir?

Tarih Dosyası / Dünya Bülteni

GÜNÜN OLAYI    

Rusya Osmanlı Devletine Savaş Açtı (1877)

Rusya uzun uğraşlardan sonra Balkanlarda ki Hıristiyan haklarını bahane ederek 1856 Paris Antlaşması ile getirilen Osmanlı toprak bütünlüğü garantisi bozmayı başardı. Osmanlı Devletini yalnızlaştırdıktan sonra asıl amacını gerçekleştirmek için 24 Nisan 1877 tarihinde savaş ilan etti. Rus orduları hem Balkanlardan hem de Kafkaslardan saldırıya geçti. Tarihimizde 93 harbi olarak adlandırılan bu savaş tam bir felaket ile sonuçlandı.

GÜNÜN ÖNEMLİ OLAYLARI

Ermeni Komitalarının Çalışmaları Yasaklandı (1915)

Ermenilerin Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu savaş ortamından yararlanarak çetecilik ve isyan faaliyetlerine başlaması Osmanlı Devletini tedbir almaya itti. İlk olarak bütün vilayetlere 24 Nisan 1915 tarihinde gönderilen tebliğ ile acilen alınması gerekli bazı tedbirler bildirildi. Buna göre Ermeni Komitalarının kapatılması ve evraklarına el konulması istendi. Ermenilerin yurt içi ve yurt dışına çıkışları sınırlandırıldı. Zeytun ve Maraş’ta isyan halinde olan Ermeniler önce Konya’ya orda da sıkıntı çıkarmaları üzerine Halep, Zor ve Urfa yörelerine göç ettirilmişlerdir. Ermenilerin soy kırım günü ilan ettikleri tarih bu tarihtir.

Sevr Antlaşmasının Taslağı San Remo’da Hazırlandı (1920)

I.Dünya Savaşının üzerinden iki yıla yakın bir süre geçmesine rağmen İtilaf Devletleri Osmanlı Devletini paylaşma konusunda aralarında anlaşamadıkları için bir barış antlaşması imzalanamamıştı. Sonunda aradaki pürüzler giderildi ve Sevr Antlaşmasının maddeleri oluşturularak 24 Nisan 1920’de San Remo’da imza altına aldılar. Oluşturulan taslak daha sonra Osmanlı Devletine kabul ettirilmeye çalışılacaktır.

ABD’nin Rehine Kurtarma Fiyaskosu (1980)

Humeyni taraftarı olan öğrenciler 1979’da Tahran’da ABD elçiliğini basarak 63 kişiyi rehin almışlardı. Karşılığında ABD’de bulunan İran Şah’ının teslimini istiyorlardı. Bütün çabalara rağmen 1980 yılına kadar herhangi bir antlaşma sağlanamadı. Bunun üzerine ABD’nin Umman denizinde bulunan donanması bir kurtarma operasyonu planladı. Ancak 24 Nisan 1980 tarihinde yapılan operasyon başarısız oldu ve askerler geri dönmek zorunda kaldılar.

 Prof. Dr. Erol Güngör Vefat Etti (1982)

Son dönemin önemli ilim ve fikir adamlarından Prof.Dr. Erol Güngör İstanbul’da vefat etti. İslam ve milliyetçiliği birlikte ve yeniden değerlendirmeye çalışmıştır.

 Kıbrıs’ta Annan Planı Oylandı (2004)

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından hazırlanan Kıbrıs Sorunu’nun çözümünü içeren plan 24 Nisan 2004 tarihinde her iki kesimde ayrı ayrı oylandı. Türk tarafında plan için evet oyu çıkarken Rum tarafında hayır oylarının fazla çıkması nedeni ile plan yürürlüğe girememiştir. Planın temelinde iki ayrı toplumlu tek devlet oluşturmak vardı.

ABD eski başkan Toledo'yu iade etti

ABD, hakkında yolsuzluk suçlamaları bulunan eski Peru Devlet Başkanı Alejandro Toledo'yu ülkesine iade etme kararı aldı. Toledo'nun, eski Devlet Başkanları Alberto Fujimori ve Petro Castillo'nun da kaldığı aynı hapishaneyi paylaşacağı bildirildi.

Toledo, polis gözetiminde Peru'ya varmasının ardından başkent Lima'daki Barbadillo Cezaevine gönderildi.

18 ay önleyici hapis cezasına çarptırılan Toledo'nun, eski Devlet Başkanları Alberto Fujimori ve Petro Castillo'nun da kaldığı aynı hapishaneyi paylaşacağı bildirildi.

Adalet Bakanı Jose Tello, basına yaptığı açıklamada, Toledo için Adalet Bakanlığı tarafından bir prosedür uygulanacağını belirtilerek, gerekli sağlık kontrollerinden geçirilmesinin ardından eski devlet başkanının Barbadillo'da tutulacağını kaydetti.

ABD, 22 Şubat'taki açıklamasında, yolsuzlukla suçlanan eski Peru Devlet Başkanı Toledo'yu iade etme kararı almıştı.

Brezilyalı şirket Odebrecht'ten 30 milyon dolardan fazla rüşvet almakla suçlanan Toledo hakkında Peru'da 20 yıl hapis cezası istemiyle açılmış bir dava bulunuyor.

Toledo ise suçlamaları reddediyor.

Eski Peru Devlet Başkanı Toledo, görevden ayrıldığı 2006'tan bu yana ABD'de yaşıyor.

İadesinin istenmesinin ardından 2019'da ABD makamları tarafından gözaltına alınan Toledo'nun 8 aylık tutukluluğu 2020'deki Kovid-19 salgını nedeniyle ev hapsinde devam etmişti.

Brezilya merkezli inşaat firması Odebrecht'in birçok Latin Amerika ülkesinin devlet başkanlarına, üst düzey devlet memurları ve yöneticilerine 2001'den bu yana 800 milyon dolar rüşvet verdiği ortaya çıkmıştı.

Latin Amerika'daki 7 ülke, 28 Nisan 2017'de, inşaat firması Odebrecht tarafından hükümet yetkililerine ödenen rüşvet soruşturmasına ilişkin bilgi paylaşılması için Brezilya'ya talepte bulunmuştu.

Odebrecht kurduğu rüşvet sistemleri nedeniyle ABD, Brezilya ve İsviçre'de 3,5 milyar dolar ceza ödemeyi kabul etmişti.

Erdoğan'ın sözleri Yunan basınında manşetlerde

Türkiye seçim için geri sayıma geçti. Dünyanın dört bir yanından pek çok gazete ve televizyon bu süreçte gözünü Ankara'ya çevirmiş durumda. Seçim sürecini yakından takip eden Yunan basını Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarını manşetlerine taşıdı.

Dünya Ankara'daki gelişmeleri anbean takip ediyor. 2023'ün en önemli olaylarından birisi olarak gösterilen seçimler için geri sayım sürerken Asya merkezli ANI Haber ajansı 'Dünya nefesini tutarak Türkiye seçimlerini izliyor' dedi. Seçimleri yakından takip eden Yunan basının Erdoğan'ın açıklamalarını manşetlerine taşıdı. Kathimerini 'Erdoğan, TCG Anadolu'yu İzmir'e gönderdi' başlığı ile okurlarının karşısına çıktı.

Yunan gazete haberinde şu ifadelere yer verdi; 'Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dediği gibi, oradan uygun mesajları vermek için şu anda İzmir'e doğru yola çıkan TCG Anadolu'yu Mavi Vatan'ın Koruyucusu olarak nitelendirdi.' Erdoğan'ın TCG Anadolu'nun İzmir'e gideceğini açıkladığını aktaran ERT ise 'Erdoğan'ın çifte mesajı' başlığını tercih etti.

ERT, Erdoğan'ın bu hamlesinin çift yönlü bir mesaj içerdiğinin altını çizdi. İzmir'in muhalefetin kalesi olduğuna vurgu yapan ERT İzmir'in Yunanistan'a yakın olduğu için Atina'ya da bir mesaj olduğunu belirtti.

Erdoğan'ın sözlerine haberinde geniş yer veren Ta Nea, 'Türkiye Cumhurbaşkanı muhalefet ittifakına saldırı başlattı ve Türkiye'nin savunma sanayisinin yeni başarısına atıfta bulundu, hatta Mavi Vatan'a göndermeler yaptı' dedi.

Proto Thema 'TCG Anadolu, Erdoğan'ın bakışları altında İstanbul Boğazı'nı geçti' başlığını kullandı. Yunan gazete 'Uçak gemisi, İstanbul limanından Karadeniz'e şenlikli bir atmosferde yola çıktı' dedi.

Ekirikas ise 'Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün Anadolu uçak gemisinin Karadeniz'e iniş partisi düzenledi' yorumunda bulundu.

Tayland'daki su festivalinde bir Türk gözaltında

Su festivalinde kendisine su döken adama kafa atan Türk gözaltına alındı.

Tayland'ın Pattaya şehrinde su festivali (Songkran) sırasında kendisine su döken bir kişiye kafa atarak komaya girmesine neden olan bir Türk vatandaşı polis tarafından gözaltına alındı.

Güney Asya ülkesi Tayland takvimine göre yeni yılın başlangıcı olarak kabul edilen ve bereketi simgeleyen su festivali (Songkran) kutlamaları sırasında korku dolu anlar yaşandı.

Geçtiğimiz 18 Nisan'da Pattaya şehrindeki ünlü eğlence merkezi Walking Street bölgesinde yaşanan olayda, 28 yaşındaki Mustafa isimli Türk vatandaşı, kendisine su fırlatan bir kişiye kafa attı. Aldığı darbenin etkisiyle yere yığılan ve komaya giren 61 yaşındaki adamın hayati tehlikesi sürüyor.

Olayın ardından açıklama yapan Pattaya Polis Amiri Sompong Poethi, şahsın gözaltına alındığını ve konu ile ilgili soruşturma başlatıldığını söyledi. Sompong, olayın meydana geldiği bölgenin su bayramı sırasında, "su savaşı etkinlik alanı" olarak kullanıldığını da sözlerine ekledi.

TAYLAND SU FESTİVALİ 

Tayland Su Festivali, Tayland'ın en önemli festivallerinden biridir ve geleneksel olarak Nisan ayının 13-15 günleri arasında Songkran adı verilen Tayland'ın Yeni Yılı kutlamaları sırasında gerçekleştirilir.

Tayland Su Festivali, sokak partileri, yemekler, danslar ve su savaşları gibi etkinliklerle kutlanır. Etkinlikler, genellikle turistlerin de katılımıyla, ülkenin her yerinde gerçekleştirilir.

Festivalin en önemli özelliği su savaşlarıdır. Bu savaşlar, her yaştan insanın sokaklarda su tabancaları, su şişeleri ve hortumlar kullanarak birbirleriyle su dökerek eğlendiği bir etkinliktir. Festival ayrıca, sokaklarda müzik, dans ve geleneksel yemeklerin tadına bakabileceğiniz birçok stant da içermektedir.

Tayland Su Festivali, Tayland'daki geleneksel kültürün önemli bir parçasıdır ve Taylandlılar için önemli bir dini ve kültürel kutlamadır. Ancak son yıllarda, su savaşlarının yoğunluğu nedeniyle bazı endişeler dile getirilmiştir. Bu nedenle, bazı bölgelerde su savaşlarına kısıtlamalar getirilmiş olabilir.

Yurt dışı seçmen için oy verme işlemi başlıyor

Cumhurbaşkanı ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi için gümrük kapıları ve yurt dışı temsilciliklerinde 27 Nisan Perşembe günü oy verme işlemi başlayacak.

14 Mayıs'ta yapılacak Cumhurbaşkanı Seçimi ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi'ne ilişkin takvim işliyor.

Yurt dışındaki seçmenlerin sandıkları 75 ülke ve 156 yerdeki yurt dışı temsilciliğinde sandık kurulları oluşturuldu. Gümrük kapıları ve yurt dışı temsilciliklerinde 27 Nisan Perşembe günü oy verme işlemi başlayacak. Gümrük kapılarında, oy verme 14 Mayıs Pazar günü saat 17.00'de bitecek. Yurt dışı temsilciliklerde ise oy verme işlemi 9 Mayıs'ta sona erecek.

Yurt dışı seçmen kütüğüne kayıtlı seçmenler, tatil günleri dahil 24 saat süreyle oy kullanılabilecek.

Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) hazırladığı takvime göre 27 Nisan'da Gümrük kapıları ile yurt dışında oy verme işlemi başlayacak.

4 Mayıs: Propaganda serbestliği ve bir kısım seçim yasakları başlayacak.

7 Mayıs: Radyo ve televizyon propaganda konuşmaları başlayacak. Seçmen bilgi kağıtlarının seçmenlere dağıtımı tamamlanacak.

9 Mayıs: Yurt dışında oy verme işlemi sona erecek.

13 Mayıs: Seçim propaganda süreci saat 18.00 itibarıyla sona erecek.

14 Mayıs: Oy verme günü. Seçim yasakları saat 24.00'te sona erecek. Cumhurbaşkanı seçimi geçici sonuçları saat 23.59'a kadar ilan edilecek.

Salt çoğunluk sağlanamadığı takdirde takvim şöyle işleyecek:

İlk oylamada geçerli oyların salt çoğunluğu sağlanmadığı takdirde 28 Mayıs'ta yapılacak Cumhurbaşkanı Seçimi'nin ikinci oylamasına ilişkin seçim takvimi ise şöyle işleyecek:

15 Mayıs: İkinci oylamaya katılmaya hak kazanan adaylardan birinin herhangi bir nedenle seçime katılmaması halinde aday ikamesi için belirlenen süre saat 17.00'de sona erecek. Geçici sonuçların ilanının gecikmesi halinde aday ikamesine ilişkin seçim takvimi buna göre teselsül ettirilecek. Propaganda dönemi başlayacak. Sandık kurullarının kararları ve tutanaklarına karşı ilçe seçim kurullarına yapılacak itiraz süresi saat 17.00'de sona erecek ve ilçe seçim kurullarınca en geç saat 23.59'a kadar karara bağlanacak.

16 Mayıs: İlçe seçim kurulu kararları ile birleştirme tutanaklarına karşı il seçim kuruluna yapılacak itiraz süresi saat 17.00'de son bulacak ve yapılan itirazlar il seçim kurullarınca en geç saat 23.59'a kadar karara bağlanacak.

17 Mayıs: İl seçim kurulu kararlarına ve il birleştirme tutanaklarına karşı YSK'ya yapılacak itiraz süresi 17.00'de sona erecek. İlçe seçim kurullarınca, sandık kurulu ve diğer görevlilerin değişikliklerinin SEÇSİS'e işlenmesine başlanacak. Yurt dışı ilçe seçim kurulunca, varsa saklama ve ulaştırma kurulu, sandık kurulu ve diğer görevlilerin değişiklikleri yapılacak.

18 Mayıs: İl seçim kurulu kararlarına ve il birleştirme tutanaklarına karşı yapılan itirazlar YSK tarafından karara bağlanacak.

19 Mayıs: YSK tarafından kesin seçim sonuçları Resmi Gazete ile radyo ve televizyonda ilan edilmek üzere ilgili mercilere gönderilecek.

20 Mayıs: Gümrük kapılarında ve yurt dışında oy verme işlemi başlayacak.

22 Mayıs: Cumhurbaşkanı adaylarının radyo ve televizyonda yapacakları propaganda konuşmalarının yayın ve zaman sıralarının belirlenmesi için YSK'da kura çekilecek.

24 Mayıs: Yurt dışında oy verme işlemi sona erecek. Radyo ve televizyon propaganda konuşmaları başlayacak.

27 Mayıs: Seçim propaganda dönemi saat 18.00'de sona erecek.

28 Mayıs: Oy verme günü.

29 Mayıs: Cumhurbaşkanı seçimi geçici sonuçları ilan edilecek. Sandık kurullarının kararları ve tutanaklarına karşı ilçe seçim kurullarına yapılacak itiraz süresi 17.00'de sona erecek ve yapılan itirazlar ilçe seçim kurullarınca en geç 23.59'a kadar karara bağlanacak.

30 Mayıs: İlçe seçim kurulu kararları ile birleştirme tutanaklarına karşı, il seçim kurullarına yapılacak itiraz süreci saat 17.00'de sona erecek ve en geç saat 23.59'a kadar karara bağlanacak.

31 Mayıs: İl seçim kurulu kararlarına ve il birleştirme tutanaklarına karşı, YSK'ya yapılacak itiraz süresi sona erecek.

1 Haziran: İl seçim kurulu kararlarına ve il birleştirme tutanaklarına karşı yapılan itirazlar YSK tarafından karara bağlanacak. YSK tarafından kesin seçim sonuçları Resmi Gazete ile radyo ve televizyonda ilan edilmek üzere ilgili mercilere gönderilecek.

Hangi gümrük kapılarında oy kullanılacak?

Bu kapsamda yurt dışı seçmen kütüğüne kayıtlı seçmenlerin tatil günleri dahil 24 saat süreyle oy kullanılabileceği gümrük kapıları şöyle:

"Gürbulak, Aktaş, Türkgözü, Sarp, Kapıkule, Pazarkule, İpsala, Hamzabeyli, Karkamış Üzümlü, Esendere, Kumlu, Cilvegözü, Öncüpınar, Çobanbey, Dereköy, Akçakale, Habur Kapıköy karayolu, Şakirpaşa, Esenboğa, Antalya, Çardak, Diyarbakır, Hasan Polatkan, Elazığ, Gaziantep, Hatay, Süleyman Demirel, İstanbul, Sabiha Gökçen, Adnan Menderes Erkilet, Konya, Dalaman, Bodrum-Milas, Samsun Çarşamba, Trabzon, Zonguldak Çaycuma havalimanları ile Kuşadası, Ayvalık, Çeşme, Derince, Mersin, Taşucu, Bodrum ve Samsun."

Öte yandan, oy verme işlemlerinde görev almak üzere bazı ilçelerde geçici gümrük kapısı seçim kurulları da oluşturulacak.

Her bir geçici gümrük kapısı seçim kurulu; kendilerine bağlı olarak üçer adet sandık kurulu oluşturacak, ancak lüzum gördüğü takdirde sandık kurulu adedini artırmaya veya azaltmaya, oy verme saatlerinin başlangıç ve bitiş saatlerini (sekiz saatlik dilimler halinde) belirlemeye yetkili olacak.

Geçici gümrük kapısı seçim kurullarının kurulma işlemleri 30 Mart 2023 Perşembe günü saat 17.00'ye kadar tamamlanacak. Oluşuma ilişkin imzalı tutanak ve yemin metninin bir sureti YSK'ye gönderilecek. Kararda ayrıca sandık kurullarının da 12 Nisan 2023 Çarşamba günü saat 17.00'ye kadar kurulması işlemlerinin tamamlanması gerekecek.

23 Nisan nasıl 'Çocuk Bayramı' oldu?

 Tarih Dosyası / Dünya Bülteni

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı aslında yakın zamanlara kadar birbirinden ayrı iki bayram olarak kutlanmaktaydı. Bu bayramlardan ilki 23 Nisan 1920 tarihi Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışının kutlandığı Milli Bayramdı. TBMM 1921 yılında aldığı “Büyük Millet Meclisinin ilk yevm-i küşadı olan 23 Nisan günü millî bayramdır" kararı ile açıldığı günü Milli Bayram ilan etti. Böylece 23 Nisan Türkiye’nin ilk milli bayramı oldu.  1923 yılından itibaren ise Milli Hakimiyet bayramı olarak kutlanmaya başlandı.

Bayramlardan diğeri olan Çocuk Bayramı ise resmi bayram anlayışının dışında gelişmişti. Himaye-i Etfal Cemiyeti (Çocuk Esirgeme Kurumu ) yetim çocuklar için kuruma yapılacak gelirleri artırmak amacıyla 23 Nisan günü ve haftasında çalışmalarını artırma yoluna gitmişti. Örneğin bu amaçla 23 Nisan 1923 tarihinde Himaye-i Etfal Cemiyeti Pulu hazırlandı. Cemiyet 23 Nisan 1924 tarihinde Hakimiyet-i Milliye gazetesinde" Bu gün Yavruların Rozet Bayramıdır'  başlığıyla halkı cemiyete bağış yapmaya çağırıyordu. Aynı gazetenin 23 Nisan 1926 nüshasında ise, "23 Nisan Türklerin Çocuk Günüdür" başlığı altında Cemiyetin 23 Nisanı çocuklar günü olarak kabul ettiği ifade edilmekte, kahveci, arabacı ve otomobilci esnafın bu günde elde edecekleri gelirin bir kısmını Himaye-i Etfal Cemiyetini bağışlayacakları yazmaktaydı.  Böylece 23 Nisan Çocuk Günü olarak belirlenmiş oluyordu.

Bir yıl sonra ise Cemiyet aldığı bir karar ile 23 Nisan Çocuk Günü'nü Çocuk Bayramı ilan etti. Bu kararı "Millet Meclisimizle millî devletimizin Ankara'da ilk teşkile günü olan Millî bayram Cemiyetimizce çocuk günü olarak tesbit edilmiştir. Bize yeni bir vatan ve yeni bir tarih yaratıp bırakan mübarek şehitlerle fedakar gazilerin yavruları fakir ve ıstırabın evladları ve nihayet alelıtlak bütün muhtac-ı himaye-i vatan çocukları namına milletin şevkatli ve alicenab hissiyatına müracaat ediyoruz. Kadın, erkek, genç, ihtiyar hatta vakti ve hali müsait çocuklardan mini mini vatandaşlar için yardım bekliyoruz.” ifadeleri ile kamuoyuna duyurdu.

Çocuk Bayramı ilk kez 1927 yılında Cumhurbaşkanı Atatürk’ün himayesinde çeşitli şenliklerle kutlandı. Etkinlikler sırasında Cumhurbaşkanı arabalarından birini çocuklara tahsis etti ve Cumhurbaşkanlığı Bandosu Çocuk Sarayında konser verdi.  Cemiyet 23 Nisan Çocuk Bayramının ülkede yaygınlaştırılması ve çocuk konusuna dikkatlerin çekilmesi amacıyla 1929 yılında 23 Nisan -30 Nisan haftasını çocuk haftası ilan etti.

Himaye-i Etfal Cemiyetinin ilan ettiği 23 Nisan Çocuk Bayramının resmi bir devlet töreni şeklinde kutlanması ise 1933’te başladı. 23 Nisan günü Atatürk çocukları makamında kabul etti. Atatürk’ün bu davranışından sonra diğer devlet adamları da çocukları makamlarında konuk ettiler ve koltuklarını 23 Nisan günü çocuklara devretmeye başladılar. Böylece koltukların devri gelenekselleşti. Yine bu tarihten itibaren stadyumlarda beden hareketleri gösterileri yapılmaya başlandı. Böylece 23 Nisan devlet ve milletin ortak malı haline gelmeye başladı. 

Bununla beraber 27 Mayıs 1935 tarihinde Milli Bayramlar ve Genel Tatiller Hakkında  çıkarılan kanunda 23 Nisan sadece Milli Hakimiyet Bayramı olarak nitelendi. Kanuna Çocuk Bayramı eklenmedi.  Resim olarak iki bayram birleştirilmemiş olsa da cemiyet,okullar ve diğer devlet daireleri 23 Nisan günü  hem Milli Hakimiyet Bayramı hem de Çocuk Bayramı olarak kutlamaya devam ettiler. Böylece 23 Nisan Milli Hakimiyet ve Çocuk Bayramı haline geldi.

1970’li yıllara gelindiğinde 23 Nisan Çocuk Bayramı millete mal olmuş bir bayram haline geldi. Meclis başkanlığının izni ile Mecliste düzenlenen törenlere çocukların da katılması kararlaştırıldı. 1980 yılında ise bütün vilayetlerden gelen çocukların katılımı ile Ulusal Çocuk Parlamentosu oluşturuldu. Aynı yıl TRT törenlere komşu ülkelerden çocuklar davet ederek Çocuk Bayramının uluslar arası nitelikte kutlanmasını sağladı.

23 Nisan Milli Hakimiyet Bayramı ile Çocuk Bayramının resmen birleştirilmesi ise 1980 askeri darbesinin ardından oldu. 1981 yılında yapılan bir değişiklikle 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak kabul edildi. 

Kaynak: Veysi Akın; 23 Nisan Milli Hakimiyet ve Çocuk Bayramının Tarihçesi

Sudan'daki Türk vatandaşları tahliye edilecek

Sudan'da milis güçlerin darbe yapmaya kalkışması sonrasında başlayan çatışmalar giderek daha tehlikeli bir hal alıyor. 

Türkiye'nin Hartum Büyükelçiliği, Sudan'da ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki çatışmalar nedeniyle yurda dönmek isteyen Türk vatandaşlarının tahliye edileceğini duyurdu.

Büyükelçilikten yapılan açıklamada, "Sudan genelinde devam etmekte olan çatışmalar ışığında yapılan güvenlik değerlendirmeleri neticesinde, bilhassa çatışma bölgelerinde bulunan vatandaşlarımızın (23 Nisan Pazar) kara yoluyla üçüncü bir ülke üzerinden ülkemize tahliye edilmesine karar verilmiştir." ifadeleri kullanıldı.

Açıklamada, şu bilgilere yer verildi:

"Tahliye edilecek vatandaşlarımızın, 22 ila 24 saat sürmesi öngörülen seyahate uygun olarak, rahat ayakkabı ve kıyafetler tercih etmeleri, su ve gıda dahil, en fazla 8 kilogramlık el bagajının yanı sıra, pasaport ve kimlik belgelerini yanlarında bulundurmaları gerekmektedir."

Açıklamada, vatandaşların toplanma ve hareket noktaları olarak, "1. Yer: Rotana, Al Salaam Otel (Hareket Saati: 06.00), 2. Yer: Nur Camii, Kafuri (Hareket Saati: 06.30), 3. Yer: Wad Medeni (Hareket Saati: 7.30)" bilgisi verildi.

Açıklamada, "Bu aşamada tahliye olmak isteyen vatandaşlarımızın belirtilen saatlerde toplanma noktalarında hazır bulunmaları, Büyükelçiliğimiz Whatsapp gruplarını ve sosyal medya hesaplarını yakından takip etmeleri önemle duyurulur." denildi.

Dışişleri Bakanlığı da konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Sudan'da ordu ile HDK arasında çatışmaların başladığı 15 Nisan'dan bu yana en temel önceliğin Türk vatandaşlarının ve Büyükelçilik personelinin güvenliği ve acil yardım taleplerinin karşılanması olduğunu bildirdi.

Açıklamada, "Sudan'da bulunan vatandaşlarımızın güvenli şekilde ülkeden ayrılarak yurda dönüşlerinin sağlanması hususu başta Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Bakanımız tarafından Sudanlı muhataplarıyla temaslarında ve bazı üçüncü ülkelerle yapılan görüşmelerde gündeme getirilmiş, gerekli hazırlıklar Hartum Büyükelçiliğimizce ve Bakanlığımızca eş güdüm içinde yürütülmüştür." ifadelerine yer verildi.

Ayrıca bu konuda yardım talep eden üçüncü ülke vatandaşlarının da planlamalara dahil edildiği kaydedilen açıklamada, yurda dönüş talep eden Türk vatandaşları için gerekli yönlendirmelerin, Büyükelçilik ile Bakanlığın sosyal medya hesapları ve bugüne kadar kayıt yaptıran vatandaşların irtibat bilgileri kanalıyla yapıldığı belirtildi.

Cami yetersiz kalınca namaz 3 kez kılındı

Japonya'nın başkenti Tokyo ve çevresinde yaşayan Müslümanlar, Ramazan Bayramı namazını kılmak için Tokyo Camii'ni doldu taştı.

Yoğunluk sebebiyle imam, bayram namazını 3 defa kıldırdı.

Namazın ardından cami avlusunda bayramlaşan Müslümanlar, birbirlerinin Ramazan Bayramı sevincine ortak oldu.

Japonya'da yaşayan Müslümanlar, Ramazan Bayramı'nı Tokyo Camii'nde karşıladı.

Başkent ve çevresinde yaşayan farklı ülkelerden yüzlerce Müslüman, sabahın erken saatlerinde bayram namazını kılmak üzere Tokyo Camii'ne akın etti.

BAYRAM NAMAZI İKİ KEZ KILINDI

Yoğun katılım nedeniyle cami önünde insan kuyruğu oluşurken, caminin dolması nedeniyle bayram namazı 2 kez kılındı.

Namazın ardından cami avlusunda bayramlaşan Müslümanlar, Ramazan Bayramı sevincini birlikte yaşadı.

ABD'de peş peşe saldırılar

ABD'nin başkenti Washington'da düzenlenen iki silahlı saldırıda, aralarında 12 yaşındaki bir kız çocuğunun da bulunduğu 8 kişi yaralandı.

Metropolitan Polis Departmanından yapılan açıklamaya göre, 21 Nisan gecesi yaşanan iki silahlı saldırının, art arda düzenlenmeleri nedeniyle birbiriyle bağlantılı olduğundan şüpheleniliyor.

Devriye Hizmetleri Yardımcı Amiri Andre Wright, düzenlediği basın toplantısında, saldırıların Lebaum Caddesi'nde gerçekleştiğini belirterek yaralılar arasında 12 yaşında bir kız çocuğunun da bulunduğuna dair raporlar geldiğini kaydetti.

Yaralanan kız çocuğu dahil, 8 kişinin hayati tehlikesinin bulunmadığını, yaralıların çoğunun hastaneye kendilerinin gittiğini aktaran Wright, yaşanan kaosun yaralı yakınlarının olay yerine gelmesinden kaynaklandığını ifade etti.

Wright, nedeni bilinmemesine rağmen olay yerlerinin yakınlığı nedeniyle iki saldırının bağlantılı olduğunun değerlendirildiğini aktararak "bazı kişilerin gece kendi halinde yürüyen insanlara ateş etmekte bir beis görmediklerinin anlaşıldığını fakat bunun yanlarına kalmayacağını" belirtti.

Polis, görgü tanıklarının, saldırganların muhtemelen siyah bir araçla kalabalığın arasına girerek ayrım gözetmeksizin ateş açtığını gördüklerini aktardı.

Bosna Şehitler Günü dualarla anılıyor

Bosna Hersek'te, Ramazan Bayramı'nın ikinci günü Şehitler Günü olarak kabul edilirken, bu kapsamda ülkenin bağımsızlığı için canlarını feda eden binlerce şehit dualarla anıldı.

Bosna Hersek'te 1992-1995 yıllarında yaşanan savaşın ardından Bosna Hersek İslam Birliğince 23 Ocak 1995'te alınan kararla Ramazan Bayramı'nın ikinci günü Şehitler Günü olarak idrak edilirken, ülke genelindeki şehitliklerde anma programları düzenlendi.

Şehitler Günü'ne ilişkin merkezi program başkent Saraybosna'daki Kovaçi Şehitliği'nde yapılırken, buradaki programa Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyinin Boşnak üyesi Denis Becirovic, Bosna Hersek İslam Birliği Başkanı Husein Kavazovic ve şehit yakınları katıldı.

Becirovic, bu anlamlı günde, Bosna Hersek'in iki entitesinden biri olan Sırp Cumhuriyeti (RS) Başkanı Milorad Dodik'in ayrılıkçı söylemlerine ilişkin, "Kendisi uzun zamandır hem güvenlik hem de siyasi sorun olmaktadır. Batı'nın bunu anlaması gerekir." dedi.

Her fırsatta RS'nin Bosna Hersek'ten ayrılacağını söyleyen Dodik'e "ateşle oynama" mesajını ileten Becirovic, "Bosna Hersek hep vardı, her zaman da olacak. Bosna Hersek, tüm kötülüklerden daha büyüktür." değerlendirmesinde bulundu.

Bosna Hersek'teki savaşta soykırımın yaşandığı ve 8 binden fazla Boşnak sivilin öldürüldüğü Srebrenitsa'daki Potoçari Anıt Mezarlığı'nda da Şehitler Günü dolayısıyla program düzenlendi.

Bu arada, Hırvatistan'daki Boşnak Ulusal Konseyince başkent Zagreb'de düzenlenen programda ise Bosna Hersek'te savaş zamanı şehit olanlar için dualar edildi.

Tarihte bugün (22 Nisan): Fatih gemileri karadan denize indirdi

Tarihte bugün veya tarihte 22 Nisan günü meydana gelen olaylar arasında neler var?

İşte tarihte bugün yaşanan olaylardan bazıları:

Fatih Gemileri Karadan Haliç’e İndirdi (1453)

İstanbul surlarının en zayıf olduğu bölge Haliç kıyıları idi. Bizanslılar kuşatma öncesi Haliç’in girişini kalın bir zincirle kapatmışlar ayrıca birkaç gemiyi batırarak girişi tıkamışlardı. Fatih Sultan Mehmet o tarihe kadar hiç kimsenin yapmadığı bir şeyi yaptı. Osmanlı ince donanmasına ait 67 küçük gemiyi 22 Nisan 1453 gecesi karadan yürüterek Haliç’e indirdi. Ertesi gün burunlarının dibinde Türk donanmasını gören Bizanslılar büyük bir şaşkınlık yaşadılar.

GÜNÜN ÖNEMLİ OLAYLARI

Şahkulu Karagöz Ahmet Paşa’yı Şehit Etti (1511)

Şah Kulu babası Hasan Halife ile Antalya civarında bir mağarada uzun süre kalıp ibadet ile meşgul olunca çok sayıda taraftar toplamıştı. Şehzadeler arasında ki çekişme ortamından yararlanarak Şah İsmail’in halifesi olduğunu ilan ederek isyan etti. Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmet Paşa Şahkulu üzerine gönderildi. Karagöz Ahmet Paşa Şahkulu isyanını üç beş çapulcu olarak görüp önemsemeyince bunun bedelini canı ile ödedi. Şahkulu 22 Nisan 1511’de Kütahya’yı kuşattı ise de başarılı olamayarak çekildi.

Milli Mücadele İçin Fetva (1920)

Kuvayi Milliyecilerin devlete ve padişaha karşı asi olduklarını ilan eden Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Efendi’nin fetvasına karşılık Ankara Müftüsü Rıfat Hoca başkanlığında ki bir kurul tarafından karşı fetva yayınlandı. Bu fetva 22 Nisan 1920 tarihinde Hakimiyet-i Milliye gazetesinde yayınlandı.

Deniz Silahlarına Sınırlama Getirildi (1930)

Kara silahlarının sınırlandırılması konusunda büyük oranda antlaşmaya varılmıştı. Fakat deniz konusun herhangi bir sınırlama yapılmaması silahlanma yarışını hızlandırmıştı. Büyük devletler bu konu da ancak üçüncü toplantıda 22 Nisan 1930’da Londra’da yaptıkları antlaşma ile bir karara varabilmişlerdir. Fakat 1930’lardan itibaren Almanya ve İtalya’da ki gelişmeler bu antlaşmanın ömrünü çok kısaltmıştır.

Yunanistan’da Kurulan Yeni Yönetim Kıbrıs Planını Açıkladı (1967)

Yunanistan’da yaşanan askeri darbenin arkasından kurulan yeni hükümet 22 Nisan 1967 tarihinde Kıbrıs konusunda izleyecekleri yeni politikayı açıkladılar. Yeni politika ENOSİS esasına dayanıyordu. Türkiye barışçı yollar ile Enosis konusunda ikna edilecek Kıbrıs’ta ki Türklere ise azınlık statüsü verilecekti. Kısa süre sonra Yunanistan’ın Kıbrıs konusunda Türkiye’yi nasıl ikna etmeye çalışacağı ortaya çıktı. Şöyle ki Batı Trakya Türkleri sıkıştırılacak ve Kıbrıs konusunda taviz alınacaktı.

Rauf Denktaş Cumhurbaşkanı Seçildi (1990-1995)

Rauf Denktaş 22 Nisan 1990 tarihinde ikinci cumhurbaşkanlığına 22 Nisan 1995 tarihinde ise üçüncü kez Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanlığına seçildi. 2005 Yılından sonra ise bir daha aday olmamıştır.

Deniz Baykal Seçim Yenilgisinin Ardından İstifa Etti (1999)

Cumhuriyet Halk Partisi 18 Nisan 1999 genel seçimlerinde tarihinin en kötü sonuçlarından birisini aldı. Ülke barajı olan %10 geçilemedi ve CHP TBMM dışında kaldı. Bu ağır yenilgi sonrasında Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal 22 Nisan 1999’da görevinden istifa etti. Bir yıl sonra ki kongrede tekrar genel başkanlığa seçildi.

En çok kitap okunan ülkeler belli oldu

Dünya genelinde en çok kitap okuyan ülkeler arasında Türkiye 18'inci sırada eyr aldı.

Dünyada en çok kitap okunan ilk 10 ülke arasında Asya'dan 6 ve Avrupa'dan 4 ülke yer alıyor, Hindistan liste başı olarak öne çıkıyor.

Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütünün (UNESCO) 1995'te aldığı kararla 23 Nisan, "Dünya Kitap ve Telif Hakkı Günü" ilan edildi.

23 Nisan'ın, Miguel de Cervantes ve William Shakespeare gibi iki önemli yazarın ölüm tarihi olması, bugünün Dünya Kitap Günü belirlenmesinde etkili oldu.

Dünya Kitap Günü, 100'den fazla ülkede kitap okuma alışkanlığının kazandırılması ve çocukların kitaplarla tanıştırılması amacıyla 28 senedir kutlanıyor.

Bu günde dünyanın birçok ülkesinde yazarlar, yayımcılar, kütüphaneciler ve sivil toplum kuruluşları, "kitap" gündemiyle bir araya geliyor.

Ayrıca UNESCO, her yıl yeni bir "Dünya Kitap Başkenti" belirliyor.

Bu kapsamda 2023 yılının Dünya Kitap Başkenti, Afrika ülkesi Gana'nın başkenti Akra seçildi.

Türkiye’de Dünya Kitap ve Telif Hakkı Günü, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile aynı günde olduğundan Kütüphaneler Haftası kapsamında da yer alıyor.

EN ÇOK KİTAP OKUNAN ÜLKELER

İngiltere merkezli Dünya Kültürü Puan Endeksi verilerine göre, dünyada en çok kitap okunan ülke Hindistan olurken onu sırasıyla Tayland ve Çin takip ediyor. Belli dönem aralıklarında güncellenen veriler, 2017'de yapılan araştırmaya dayanıyor.

Endeks, vatandaşların haftada okumaya harcadığı ortalama zamanı esas alıyor. Basılı kitapların yanı sıra gazete, dergi ve çevrim içi yazılı içerik gibi her türlü okunabilir materyal puanlama kapsamına dahil ediliyor.

Dünyada en çok kitap okunan ülke olarak liste başında yer alan Hindistan'da her kişi, haftada ortalama 10 saat 42 dakika kitap okuyor.

İkinci sırada yer alan Tayland'da kişi başı haftada ortalama kitap okuma süresi 9 saat 24 dakika olurken üçüncü sıradaki Çin'de ise halk haftada 8 saatini buna ayırıyor.

TÜRKİYE, 18'İNCİ SIRADA

Listede en çok kitap okunan diğer ülkeler, Filipinler (7 saat 36 dakika), Mısır (7 saat 30 dakika), Çekya (7 saat 24 dakika), İsveç (7 saat 6 dakika), Fransa (6 saat 54 dakika), Macaristan (6 saat 48 dakika) ve Suudi Arabistan (6 saat 48 dakika) şeklinde sıralanıyor.

Türkiye, haftada ortalama 5 saat 54 dakika kitap okunma süresiyle listenin 18'inci sırasında yer alıyor.

EN ÇOK KUR'AN-I KERİM OKUNUYOR

Teknolojinin gelişmesiyle sesli kitaplara ve e-kitaplara ilgi artsa da basılı kitaplar, dünya genelinde daha çok tercih ediliyor.

ABD merkezli editörlük şirketi Global English Editing'in verilerine göre, dünyadaki okuyucuların yüzde 66'sı basılı kitap kullanıyor.

Dünyada en çok okunan kitapların başında ise Kur'an-ı Kerim ve İncil geliyor.

Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurucu lideri Mao Zedong'un beyanlarından derlenen "Başkan Mao'dan Seçme Sözler" de en popüler kitaplar listesinde üçüncü sırada yer alıyor.

Miguel de Cervantes'in "Don Kişot" kitabı ile JK Rowling'in yazdığı "Harry Potter" serisi de dünyada en çok okunan edebiyat eserleri arasında bulunuyor.

Dünyanın en çok okunan diğer kitapları Charles Dickens'ın "İki Şehrin Hikayesi", JRR Tolkien'in "Yüzüklerin Efendisi" üçlemesi, Antoine de Saint-Exupery'nin "Küçük Prens", Lewis Carroll'ın "Alice Harikalar Diyarında" ile Agatha Christie'nin "10 Küçük Zenci" eserleri şeklinde sıralanıyor.

Sudan ordusu Hartum'da taarruza geçti

Sudan ordusu, çatıştığı paramiliter Hızlı Destek Kuvvetlerinin (HDK) başkent Hartum'daki "isyan noktalarının" kademeli olarak temizlenmesi aşamasına geçildiğini duyurdu.

Sudan’da ordu ile HDK arasında çatışmalar bir haftayı geride bıraktı. Çatışmalar nedeniyle bazı camiler açılmadı, bazılarında ise bayram namazında ve cuma namazında saflar boş kaldı. Bazı bölgelerde ise insanlar namazlarını cami avlularında kıldı.

HDK, bayramın ilk gününden itibaren 72 saatlik "insani" ateşkes uygulayacaklarını açıklamış, ordu da akşam saatlerinde uluslararası çevrelerin ateşkes çağrısına uyacağını duyurmuştu.

Ordudan daha sonra yapılan açıklamada ise "HDK'nin ateşkes ilan ettikten sonra farklı bölgelerde yaptığını tüm ihlallere rağmen vatandaşların sıkıntılarını hafifletmek için insani ateşkese bağlı kalacağız. Kararlılık ve meydan okuma aşamasındayız. Başkent Hartum'daki isyancı grupların bulundukları bölgelerde kademeli olarak taranması ve temizlenmesi aşamasına geçtik." ifadesi kullanıldı.

Ordu komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan da devlet televizyonunda yayımlanan açıklamasında, ülkesinin bu sıkıntıları aşacağını ve bundan "daha güçlü" çıkacağını söyledi.

Sudan'ın bu yıl Ramazan Bayramı'nı çok ağır bir yara alarak geçirdiğini söyleyen Burhan, "Ölümler ve yaralanmalar oldu. Aileler yerinden oldu, tesisler ve evler yıkıldı. Aziz vatanın dört bir yanındaki insanımız, hak ettiği sevinci silah sesleri nedeniyle yaşayamadı. Buna çok üzüldük." dedi.

Halkla birlikte bu sıkıntıların üstesinden gelineceğini ve bundan birlik içerisinde güçlü ve uyumlu çıkılacağına inandığını dile getiren Burhan, "Tek ordu, tek millet sloganını gerçekleştiriyoruz. Ülkenin güvenliğini ve birliğini koruyacak ve sivil yönetime güvenli bir geçişi sağlayacak şekilde, bilgelik ve güçle bu çetin sınavın üstesinden geleceğiz." şeklinde konuştu.

Birleşmiş Milletler (BM) Sudan'daki Entegre Misyonu Başkanı ve BM Sudan Temsilcisi Volker Perthes, tüm taraflara, çatışma bölgelerinde mahsur kalan tüm sivillere güvenli bir geçiş sağlamak için gerekli koşulları oluşturmak amacıyla bayram günlerinde ateşkesi uygulamaya yönelik uluslararası çağrıyı yineledi.

Perthes, bu zor koşullarda tüm Sudanlılarla dayanışma içinde olduğunu ifade ederek mevcut zorluklar karşısında sebat etmeleri için güçlü olmalarını istedi.

Bayramın ilk günü oldukça erken saatlerde başlayan çatışmalar akşam saatlerinde yerini sükûnete bıraktı.

Sudan’da çatışmalar başlamadan önce sivil, demokratik yönetime geçilmesi ve siyasi krizin çözülmesi için ordu ve siviller arasında arabuluculuk çabaları yürüten BM Afrika Birliği ve Doğu Afrika'daki Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi IGAD’dan oluşan üçlü mekanizmadan yapılan açıklamada da tarafların bayram nedeniyle açıkladığı 3 günlük ateşkesin sivillerin gerekli yardımları almasına imkan tanıyacağı kaydedildi.

Sudan'da ordu ile HDK arasında çatışma

Sudan'ın başkenti Hartum ve diğer şehirlerde 15 Nisan sabahı Sudan ordusu ile paramiliter HDK arasında silahlı çatışmalar başlamıştı. Ordu ile HDK arasında "HDK'nin tamamen orduya katılmasını" öngören askeri güvenlik reformu konusunda son birkaç aydır yaşanan anlaşmazlık sıcak çatışmaya dönüşmüştü.

Sudan Dışişleri Bakanlığı, Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan'ın, orduyla çatışan HDK'nin feshedilmesi ve devlete karşı isyancı güç ilan edilmesi kararı aldığını, bu esasa göre davranılacağını bildirmişti.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ise başkent Hartum ve diğer şehirlerde 15 Nisan'da bu yana çatışmalarda 413 kişinin hayatını kaybettiğini, 3 bin 551 kişinin de yaralandığını duyurdu.

Sudan'daki çatışmaya bayram molası

Sudan ordusuyla çatışan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri (RSF) açıklama yaparak "uluslararası, bölgesel ve yerel mutabakatlara dayanarak, bu sabah 06.00'dan itibaren ateşkes konusunda anlaşıldığını" duyurdu. Açıklamada ateşkesin vatandaşları tahliye etmek amacıyla insani koridorların açılacağı belirtildi.

15 Nisan'da başlayan çatışmalarda, ateşkesten önce başkent Hartum'da silah seslerinin duyulduğu ve bazı bölgelerden dumanlar yükseldiği görüldü. Sudan ordusunun komutanı Abdulfettah el-Burhan, çatışmanın başlamasından bu yana yaptığı ilk konuşmada ordunun sivil yönetime geçişte kararlı olduğunu ifade etti.

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) tarafından yapılan açıklamada ise, 1 insani yardım görevlisinin çapraz ateşte yaşamını yitirdiği bildirildi. Söz konusu görevlinin ailesiyle birlikte Hartum'un güneybatısındaki El-Obeid kasabası yakınlarında seyahat ederken vurulduğu aktarıldı. IOM Genel Direktörü Antonio Vitorino, "İnsani yardım meslektaşımızın ölümü beni derinden üzdü. Eşi, yeni doğan çocuğu ve Sudan'daki ekibimizin acısını paylaşıyorum" ifadelerini kullandı.

Sudan'da paramiliter Hızlı Destek Güçleri bayram nedeniyle 72 saatlik ateşkes duyurusu yaptı

CAN KAYBI 413'E ÇIKTI

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Sözcüsü Margaret Harris yaptığı açıklamada, 20 bin civarında kişinin komşu Çad'a geçtiği çatışmalar nedeniyle en az 413 kişinin hayatını kaybettiğini, 3 bin 551 kişinin de yaralandığını duyurdu. DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus ise sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, hastanelere ve diğer ilgili hizmetlere yönelik saldırıları "üzüntü verici" olarak nitelendirirken, yaklaşık bir hafta süren çatışmaların "derhal durdurulması" çağrısında bulundu.

Ghebreyesus, "Bu kınanması gereken şiddet eylemleri, yalnızca sağlık çalışanlarının hayatlarını tehlikeye atmakla kalmıyor, aynı zamanda savunmasız durumdaki halkı temel tıbbi bakım hizmetlerinden mahrum bırakıyor" ifadelerini kullandı.

Sudan'da paramiliter Hızlı Destek Güçleri bayram nedeniyle 72 saatlik ateşkes duyurusu yaptı

Ordu ve RSF arasında yardımların ulaştırılması ve tahliyeler için ilk kez 18 Nisan'da 24 saatlik ateşkes ilan edilmiş, ancak her iki taraf da ateşkesi ihlal etmişti. 19 Nisan'da yerel saatle 18.00'de ikinci kez 24 saatlik ateşkes kararı verilmiş, taraflar ateşkese uyacaklarını açıklarken, farklı noktalardan patlama ve silah sesleri yükselmişti. RSF, son olarak 21 Nisan'dan itibaren Ramazan Bayramı ve sivillerin tahliyesi için 3 günlük ateşkes çağrısında bulunmuştu.

ÇATIŞMALAR 15 NİSAN'DA BAŞLADI

Sudan'da 15 Nisan'da Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan liderliğindeki ordu ile konseyin başkan yardımcısı Orgeneral Mohammed Hamdan Dagalo tarafından yönetilen RSF arasında çatışmalar başlamıştı. El-Burhan, isyancılarla savaşmak için kurulan RSF'nin bağımsız bir güç olarak hareket etmesini engellemek amacıyla orduya katılması gerektiğini belirtirken, RSF'nin başındaki Dagalo ise bunun sivil bir yönetimle gerçekleştirilmesi gerektiğini savunuyor.

Mübarek topraklarda bayram yoğunluğu

Suudi Arabistan'ın Mekke ve Medine kentlerindeki Mescid-i Haram ile Mescid-i Nebevi'de Ramazan Bayramı namazı yoğun katılımla eda edildi.

Suudi Arabistan Haremeyn İşleri Başkanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, bayram namazını Kabe'de kılmak için Müslümanlar erken saatlerden itibaren Mescid-i Haram'a akın etti.

Kabe'de yoğun katılımla Ramazan Bayramı namazının coşku ve maneviyat dolu bir atmosferde kılındığı aktarılan açıklamada, Medine'deki Mescid-i Nebevi'de de aynı şekilde bayram namazına ilginin yoğun olduğu bilgisi verildi.

Haremeyn İşleri Başkanlığı görevlileri tarafından Kabe'de bayram namazı eda eden Müslümanlara zemzem suyu ve tatlı ikramı yapıldı.

Bayram namazını Kabe imamlarından Şeyh Salih bin Hami kıldırdı. Namazın ardından bayram hutbesini okuyan Bin Hami, bayramın sevinç kaynağı olduğunu ifade ederek, kardeşlik ve İslam birliğinin önemine vurgu yaptı.

Mescid-i Nebevi'de bayram namazı kıldıran Şeyh Abdulbari bin Avad es-Subeyti de hutbesinde, bayramlarda kardeşlik duygularını canlandırma fırsatının yakalandığına dikkati çekti.

Galiçya şehitleri unutulmadı

Avusturya’nın başkenti Viyana’daki Merkez Mezarlığı’nda medfun Galiçya şehitleri arife gününde düzenlenen bir programda Kur’an-ı Kerim okunarak anıldı.

Avusturya Türk İslam Kültür ve Sosyal Yardımlaşma Birliğinin (ATİB) düzenlediği etkinliğe Türkiye’nin Viyana Büyükelçisi Ozan Ceyhun’un yanı sıra çok sayıda vatandaş katıldı.

Büyükelçi Ceyhun, burada yaptığı konuşmada, Galiçya cephesinde çarpışan şehit Türk askerlerine ait kabirleri ziyaret etmek ve onlar için dua etmek üzere bir araya gelindiğini ifade etti.

Galiçya cephesinde artan çatışmalar ve salgın nedeniyle çok sayıda Türk askerinin tedavi edilmek üzere Avusturya ve Macaristan’a sevk edildiğini kaydeden Ceyhun, Viyana Merkez Mezarlığı’nda 131 şehidin kabirlerinin bulunduğunu dile getirdi.

Ceyhun, "Buradaki şehitlerimiz, Galiçya cephesinde çarpışan Şevki Yazman’ın anılarında belirttiği gibi, Türkiye’den trene binerken Galiçya’nın nerede olduğunu bilmediklerinden, 'Kumandanım Galiçya ne yana düşer' diyen temiz Anadolu çocuklarıdır. Onların hatırasını yaşatmak bizim boynumuzun borcudur." şeklinde konuştu.

"Türkiye’nin dünya genelinde 26 ülkede 58 şehitliği bulunuyor"

Türkiye ve Avusturya’nın ortak geçmişini vurgulamak adına burada bir anıt mezar inşaatı için çalışmaların sürdüğünü ifade eden Ceyhun, Türkiye’nin dünya genelinde 26 ülkede 58 şehitliğinin bulunduğuna dikkati çekti.

Ceyhun, "Biliyorsunuz Anadolu’da mezarlık ziyaretleri genellikle arife günü yapılır. Biz de aynı düşünce ile Viyana Merkez Mezarlığı’ndaki şehitlerimizi bugün ve bundan sonra her arife günü ziyaret etmeyi öngördük. Bunu bir gelenek haline getirerek sizlerle beraber bu geleneği de sürdürmeye kararlıyız." ifadesini kullandı.

Konuşmanın ardından şehitlerin ruhu için Kur’an-ı Kerim okundu, dua edildi.

Putin'in mesajı camiden okundu

Rusya'nın başkenti Moskova'da camilere sığmayan binlerce Müslüman, Ramazan Bayramı namazını sokaklarda kıldı.

Sabahın erken saatlerinden itibaren Moskova Merkez Camisi başta olmak üzere başkentteki Anıt Camisi ve Tarihi Cami'ye Müslümanlar akın etti.

Moskova bölgesinde 30'dan fazla noktada bayram namazının kılınması için özel alan hazırlandı.

Başkentteki camilerde namaz kılmak isteyenler, çevredeki metro istasyonları ve caddelerde yoğunluk oluşturdu.

Camilere sığmayan binlerce kişilik cemaat, güvenlik nedeniyle trafiğe kapatılan metrelerce uzunluktaki caddelere, sokak aralarına ve parklara taştı.

Polisin güvenlik önlemleri aldığı caddelerde Müslümanlar, sokaklarda uygun buldukları yerlerde seccadelerinin üzerinde bayram namazına durdu.

Moskova Merkez Camisi'nde Rusya Federasyonu Müslümanları Dini İdaresi ve Müftüler Konseyi Başkanı Ravil Gaynuddin, hutbe okudu ve bayram namazını kıldırdı.

Gaynuddin, cemaate Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya Başbakanı Mihail Mişustin ve Moskova Belediye Başkanı Sergey Sobyanin'in Rusya'daki Müslümanlara yönelik kutlama mesajını okudu.

PUTİN'İN BAYRAM MESAJI

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Ramazan Bayramı mesajında şu ifadeleri kullandı;

“Dünyadaki her Müslüman için önemli olan, mübarek Ramazan ayının bitişini işaret eden bu bayram, engin bir manevi anlamı vardır ve insanların ahlaki kişisel gelişimini, merhamet ve şefkat taahhüdünü sembolize eder.

Ülkemizdeki İslam müminlerinin, ülkenin asırlık tarihi, dini ve kültürel geleneklerine derin bir saygı duyması ve bu geleneklere uygun genç nesiller yetiştirmesi son derece sevindiricidir.

Müslüman ümmetin hayatı, hayır ve çalışmalarla doludur. Hükümet ve kamu kuruluşlarıyla aktif olarak bağlar geliştirmekte ve eğitim, aydınlanma ve yardım girişimlerine sürekli ilgi göstermektedirler.

Devam eden özel askeri harekat sırasında Müslüman askerlerimiz, asker arkadaşlarıyla birlikte Rusya'yı savunuyor, savaşta cesaret ve karşılıklı destek gösteriyor. Müslüman örgütlerin etnik ve inançlar arası diyaloğa ve yeni nesillerin vatansever eğitimine katkılarına, değer verdiğimizi söylemeden geçemeyeceğiz.”

Moskova Merkez Camisi'ndeki bayram namazı ve okunan hutbenin kaydı kısa süre sonra Rossiya-1 devlet kanalında yayımlandı.

Rusya Müslümanları, başta Vladivostok, Ufa, Kazan, Grozni olmak üzere ülkenin diğer şehirlerinde de bayram namazını kıldı.

İslam dünyasında Ramazan Bayramı

Ramazan Bayramı vesilesiyle İslam dünyası buruk da olsa büyük bir sevinç yaşıyor. 

Mescid-i Aksa'da yaklaşık 120 bin Müslüman bayram namazını kıldı. 

Yaklaşık 120 bin Müslüman, Ramazan Bayramı namazı için sabah saatlerinde İslam dininin en kutsal üçüncü mekanı Mescid-i Aksa'da saf tuttu.

Sabah saatlerinden itibaren her yaştan Filistinli ve Müslüman, işgal altındaki Doğu Kudüs'te bulunan Mescid-i Aksa'da namaz kılmak için yola koyuldu.

Mescid-i Aksa'nın bulunduğu Eski Şehir bölgesi bayram namazı nedeniyle yaya ve araç trafiğine sahne oldu. Cemaat, Aksa'nın kapılarında oluşan izdiham sırasında tekbirler ve salavatlar getirerek dualar etti.

Kudüs İslami Vakıflar İdaresi'nden yapılan yazılı açıklamaya göre, yaklaşık 120 bin kişi bayram namazını Mescid-i Aksa'da kıldı.

Namazın kılınmasının ardından tekbirler eşliğinde bayramlaşma kısmına geçildi. Cemaate bayramlıklarını giyerek katılan çocuklar dikkati çekti.

Bayram namazını Mescid-i Aksa'da kılan bir grup Türk de cemaate lokum ve kuru yemiş dağıttı.

KIBRIS'TA CAMİLER DOLDU TAŞTI

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC) Ramazan Bayramı dolayısıyla camileri dolduran vatandaşlar namazlarını kılarak dua etti.

Başkent Lefkoşa'da bayram namazı için Müslümanlar sabahın erken saatlerinde kentteki camileri doldurdu.

Başkentteki Ebu Bekir Es Sıddık Camisi'ne giden Kıbrıslılar, bayram namazını cemaatle kıldıktan sonra toplu dua etti.

Bayram namazını burada kılan KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, çıkışta gazetecilere yaptığı açıklamada, "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve ana vatan Türkiye'deki kardeşlerimizin ve tüm İslam aleminin mübarek Ramazan Bayramı'nı kutluyorum. Bayramın hayırlara vesile olmasını yürekten temenni ediyorum." dedi.

Tatar, Türkiye'de yaşanan deprem felaketinin yürekleri parçaladığını, bu nedenle bu bayramın buruk geçtiğini ifade ederek, depremde yaşamlarını yitiren KKTC'li öğrenciler ile Türkiye'deki on binlerce kişinin acısı içinde olduklarını söyledi.

KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı Zorlu Töre de namazı aynı camide kıldı. Namazdan sonra açıklamalarda bulunan Töre, tüm Türk ve İslam aleminin bayramını tebrik ederek, bayramın hayırlara vesile olmasını diledi.

KKTC'nin diğer kentlerinde de vatandaşlar namazı kıldıktan sonra bayramlaştılar.

BALKANLARDA CAMİLER DOLDU

Gümülcine ve İskeçe'de yaşayan Türkler, Ramazan Bayramı namazını kılmak için camilere akın etti.

Gümülcine'de başta Serdar Cami ve Eski Cami olmak üzere tüm camiler bayram namazı için gelen soydaşlarla doldu.

Cemaat, bayram namazını kıldıktan sonra okunan hutbe ve duanın ardından birbirleriyle bayramlaştı.

Büyükleriyle namaza gelen çocuklara bayram hediyeleri verildi.

Gümülcine Seçilmiş Müftüsü İbrahim Şerif ve İskeçe Müftüsü Mustafa Trampa da Ramazan Bayramı dolayısıyla mesaj yayımlayarak, soydaşların bayramını tebrik etti.

Yunanistan'ın başkenti Atina'da Müslümanlar bayram namazını, Atina Camisi'nde kıldı. Camide yer bulamayanlar ise avluda saf tuttu.

Yoğunluk nedeniyle namaz iki kez art arda kılındı. 

RUSYA'DA MÜSLÜMANLAR CAMİLERE SIĞMADI

Rusya'nın başkenti Moskova'da camilere sığmayan binlerce Müslüman, Ramazan Bayramı namazını sokaklarda kıldı.

Sabahın erken saatlerinden itibaren Moskova Merkez Camisi başta olmak üzere başkentteki Anıt Camisi ve Tarihi Cami'ye Müslümanlar akın etti.

Moskova bölgesinde 30'dan fazla noktada bayram namazının kılınması için özel alan hazırlandı.

Başkentteki camilerde namaz kılmak isteyenler, çevredeki metro istasyonları ve caddelerde yoğunluk oluşturdu.

Camilere sığmayan binlerce kişilik cemaat, güvenlik nedeniyle trafiğe kapatılan metrelerce uzunluktaki caddelere, sokak aralarına ve parklara taştı.

Polisin güvenlik önlemleri aldığı caddelerde Müslümanlar, sokaklarda uygun buldukları yerlerde seccadelerinin üzerinde bayram namazına durdu.

Müslümanlar 1444'üncü Ramazan Bayramını kutluyor

Müslümanlar, mübarek Ramazan ayının geride kalmasıyla birlikte 1444'üncü Ramazan Bayramını kutlamaya başladı.

Üç gün sürecek Ramazan Bayramına bazı İslam ülkeleri hilali görmedikleri gerekçesiyle bir gün sonra girmeye karar verse de genel olarak bütün Müslümanlar 21 Nisan 2023 tarihi itibariyle Ramazan Bayramını kutlamaya başladı. 

Türkiye'de başta İstanbul'daki tarihi ve büyük camiler olmak üzere bütün camilerde sabahın erken saatlerinde Ramazan Bayramı namazı kılındı.

Milyonlarca Müslüman, Bayram namazı için sabahın şafağında camilerin yolunu tuttu. 

Yaşlısı, genci yediden yetmişe herkes bu mübarek güne namazla başlamak için heyecanla camilere akın etti. 

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN AYASOFYA'DAYDI

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ramazan Bayramı namazını Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi'nde kıldı. Erdoğan, "Çukurova ilk değildir. Biz bunları daha önce de yaşadık. Biz bütün tedbirlerimizle siyasette bu işlere yabancı değiliz. İlk defa olan bir şey de değil" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi'nde kıldığı bayram namazının ardından, basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Karadeniz gazının halkla buluşmasına ilişkin hisleri sorulan Erdoğan, Karadeniz doğal gazıyla ilgili dün akşam söylenmesi gereken ne varsa bunları söylediklerini hatırlatarak, öncelikle bir ay, ardından da bir yıl olmak üzere ücretsiz şekilde Karadeniz doğal gazını milletle buluşturacaklarını söyledi.

"Rabbim inşallah tüm rezervimizi bereketli kılsın" diyen Erdoğan, "Bu süreç içerisinde de ülke genelinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız artık doğal gazımızın girmediği il, ilçe inşallah bırakmayacak. Bu yoğunlukla yüklenecek. Şu an itibarıyla da bir taraftan sismik araştırmalar, bir taraftan sondaj çalışmaları devam ediyor ki bu rezervi artırmak, üretimi artırma noktasında" şeklinde konuştu.

ALİ ERBAŞ'TAN BAYRAM MESAJI

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, "Geleceğimizi, huzurumuzu ve umudumuzu İslam'ın rahmet yüklü mesajlarında arayalım" dedi.

Adapazarı ilçesi 15 Temmuz Camili Mahallesi'ndeki Şeyh Edebali Camisi'nde sabah namazına katılan Erbaş, namazın ardından vaaz verdi.

Daha sonra bayram namazını kıldıran Erbaş, cemaatin bayramını kutlayarak, bugün neşe, huzur ve kardeşliğin doruğa çıktığı Ramazan Bayramı'nın idrak edildiğini söyledi.

Bayramların, sevgi ve saygının, ülfet ve muhabbetin, şefkat ve merhametin, vefa ve sadakatin zirve yaptığı günler olduğuna işaret eden Erbaş, vatandaşların birbiriyle, akrabaları ve aile fertleriyle bayramlaşmasını tavsiye etti.

Erbaş, bayramların, paylaşma, yardımlaşma ve dayanışma günleri olduğunu dile getirerek, yetimlerin ve öksüzlerin ışıl ışıl gözlerine bayram sevincinin taşınması gerektiğini kaydetti.

Muhtaca, mağdura, kimsesize el uzatıp, onlara da bayramın huzurunun ve mutluluğunun tattırılması gerektiğini vurgulayan Erbaş, "Bayramın coşkusunu, hanelerimizden başlayarak binalarımıza, mahallelerimize, şehirlerimize, ülkemize ve tüm dünyaya taşıyalım. Yeryüzündeki bütün mazlum ve mağdur kardeşlerimizin özgürce bayram yapabilmeleri için dua edelim. Dua edelim ki bayramımız bayram olsun." ifadelerini kullandı.

Erbaş, Kur'an-ı Kerim'in Hucurat suresi 10. ayetini hatırlatarak, müminlerin kardeş olduğunu, bugün dargınlıklara ve küskünlüklere son verilmesi gerektiğini anlattı.

Bayramların aynı zamanda günahlardan arınma, tövbe ve istiğfar günleri olduğunu belirten Erbaş, şöyle devam etti:

"Hatalarımızın ve günahlarımızın ölçüsüne bakmadan, 'Benim rahmetim her şeyi kaplamıştır.' buyuran yüce Rabb'imizin engin hoşgörüsüne ve rahmetine sığınalım. Geleceğimizi, huzurumuzu ve umudumuzu İslam'ın rahmet yüklü mesajlarında arayalım. Arınalım her türlü kötülükten, haramlardan, kul ve kamu hakkından. Allah'ı zikirde bulalım huzuru. Namazla ibadetle hayır ve hasenatla yaklaşalım Rabb'imize. Yaklaşalım ki bayramımız bayram olsun."

Bayramların ebedi bayramların müjdecisi olduğunu ifade eden Erbaş, ramazan ve bayramın güzelliklerinin ömrün tamamına yayılması gerektiğini sözlerine ekledi.

Hutbenin ardından dua eden Erbaş, daha sonra cemaatle bayramlaştı.

Gujarat olayları davasında 67 kişiye beraat

Hindistan'ın Gujarat eyaletinde mahkeme, 2002'de en az 1000 kişinin öldüğü olaylarda 11 Müslüman'ı öldürmekle suçlanan 67 kişinin beraatına karar verdi.

Hindistan'da Gujarat'ın Ahmedabad kentindeki mahkeme, 28 Şubat 2002'de Müslümanların evlerine saldırarak 11 kişiyi öldürmek suçlamasıyla yargılananlar hakkındaki kararını açıkladı.

Mahkeme, aralarında iktidardaki Bharatiya Janata Partili (BJP) eski Gujarat Kadın ve Çocuk Gelişimi Bakanı Maya Kodnani ile aşırı milliyetçi grup Bajrang Dal'ın yöneticilerinden Babu Bajrangi'nin de olduğu 67 kişinin beraatına hükmetti.

67 kişinin beraatıyla 11 Müslüman'ı öldürmekle suçlananların tamamı davadan beraat etmiş oldu.

Olaylarda 11 Müslüman'ı öldürmekle suçlanan 86 kişiden 18'i dava sürecinde ölmüş, biri daha önce serbest bırakılmıştı.

Ocakta da Gujarat'taki mahkeme, olaylarda 17 Müslüman'ı öldürmekle suçlanan 22 kişi hakkında delil yetersizliğinden beraat kararı vermişti.

OLAYIN GEÇMİŞİ

2002 Gujarat olayları, Hindistan'ın Gujarat eyaletinde gerçekleşen şiddet olaylarıdır. Olayların çıkış noktası, 27 Şubat 2002 tarihinde, Godhra kentinde bir trenin yanması sonucu 59 Hindu yolcunun ölmesidir. Bu olayın ardından, Hindu milliyetçileri ve Müslümanlar arasında çatışmalar çıktı ve Gujarat eyaleti genelinde çatışmalar günlerce devam etti.

Çatışmalar sonucunda, binlerce insan hayatını kaybetti ve yüzlerce kişi yaralandı. Çoğu öldürülen kişi Müslümanlardan oluşuyordu ve olaylar sonucu yaklaşık 150.000 Müslüman evlerini terk etmek zorunda kaldı. Olaylar, uluslararası toplumda büyük bir tepkiye neden oldu ve insan hakları ihlalleriyle suçlanan Gujarat eyaletinin yönetimi eleştirildi.

Olayların sorumluları ve nedenleri hakkında farklı görüşler bulunmaktadır. Bazıları, olayların planlanmış bir saldırı olduğunu ve hükümetin bu saldırıyı engellemekte yetersiz kaldığını iddia etmektedir. Diğerleri ise, olayların spontane olarak ortaya çıktığını ve hükümetin bu çatışmaları önlemeye çalıştığını savunmaktadır.

Erdoğan, Sudan lideriyle görüştü

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sudan Egemenlik Konseyi yetkilileriyle yaptığı telefon görüşmelerinde, Sudan'daki Türk vatandaşları ve kurumlarının can ve mal güvenliğinin korunmasına dikkat ve özen gösterilmesi gerektiğini söyledi.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Abdulfettah Abdurrahman el-Burhan ve Sudan Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı, Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Muhammed Hamdan Dagalo ile ayrı ayrı telefon görüşmesi gerçekleştirdi.

Sudan'daki gelişmelerin ele alındığı görüşmelerde, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sudan'da yaşanan olayları kardeşlik hissiyatı içinde endişeyle takip ettiklerini anlattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye olarak Sudan'da geçiş sürecini başından bu yana samimiyetle desteklediklerini belirterek, son günlerde yaşananların ise 2018'den beri süren mücadeleye zarar verdiğini ve geçiş döneminin kazanımlarını riske attığını ifade etti.

Tarafları çatışmaları bitirmeye, kardeş kanının dökülmesine son vermeye ve diyaloğa geri dönmeye davet eden Erdoğan, Sudan'da toplumun birliğini sağlayacak gerekli adımları atma, temaslara kapıyı kapatmama ve sorunları aklıselimle çözüme kavuşturma çağrısında bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye olarak bu süreçte de kardeş Sudan devleti ve halkının yanında yer almayı sürdüreceklerini, olası arabuluculuk girişimlerine ev sahipliği yapmak dahil ellerinden gelen her türlü desteği sağlamaya hazır olduklarını belirtti.

Sudan'daki Türk vatandaşları ve kurumlarının can ve mal güvenliğinin korunmasına dikkat ve özen gösterilmesi gerektiğine işaret eden Erdoğan, Türk vatandaşlarının Türkiye'ye nakillerinin sağlanması ve acil insani yardım koridoru açılması için Hartum Havalimanı'nın güvenli şekilde kullanımının temini noktasında uygun tedbirlerin alınması gerektiğini vurguladı.

Riyad, Husiler'le görüşmeye devam kararı aldı

Yemen Dışişleri Bakanı Ahmed Avad bin Mubarek, Suudi Arabistan heyeti ile Husiler arasındaki görüşmelerin Ramazan Bayramı'nın ardından yeniden başlayacağını söyledi.

Bin Mubarek, yaptığı açıklamada, Yemen'de siyasi sürecin yeniden başlaması için bir yol haritası bulunması meselesinin, yeni bir şey olmadığını ifade etti.

Suudi Arabistan'ın 2021 yılında Yemen'deki savaşı bitirmek için bir girişim başlattığını hatırlatan Bin Mubarek, daha sonra da Birleşmiş Milletler (BM) Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg'in ateşkesle başlayan aşamalı bir çözüm planı sunduğunu kaydetti.

Bunun da Suudi Arabistan'ın Umman aracılığıyla Husiler ile iletişime geçmesini gerektirdiğini, bu iletişimin, daha sonra Suudi Arabistan ile Husiler arasında doğrudan görüşmelere dönüştüğünü aktaran Bin Mubarek, 8-13 Nisan'da başkent Sana'da Suudi Arabistan'ın Yemen Büyükelçisi Muhammed Al Cabir ile Husi yöneticilerin bir araya geldiğini ifade etti.

Burada Sana Havalimanı'ndan yapılan uçuşların artırılması, Husilerin Taiz'e yönelik ablukasının son bulması, tüm tutukluların serbest bırakılması, geniş kapsamlı bir ateşkes ve siyasi çözümün sağlanması gibi insani meselelerin ele alındığını aktaran Bin Mubarek, "görüşmelerin bayramdan sonra yeniden başlayacağını" dile getirdi.

Yemen krizinin devam etmesinde meşru otoriteye darbe yapan ve BM'nin kararlarını uygulamayı reddeden Husilerin suçlu olduğunu söyleyen Bin Mubarek, Husileri ayrıca "kanun önünde eşitliğe inanmayan ırkçı totaliter bir rejim kurmaya çalışmakla" suçladı.

NE OLMUŞTU?

Yemen'de İran destekli Husiler, Eylül 2014'ten bu yana başkent Sana ve bazı bölgelerin denetimini elinde bulunduruyor.

Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçleri ise Mart 2015'ten itibaren Husilere karşı Yemen hükümetine destek veriyor.

BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg, 2 Nisan 2022'de Yemen hükümeti ve Husilerin hava, kara ve deniz operasyonlarını 2 ay boyunca durdurmayı kabul ettiğini duyurmuş, ateşkes daha sonra iki defa uzatılmıştı. Taraflar arasında 6 ay süren ateşkes 2 Ekim 2022'de sona ermişti.

Suudi Arabistan ve Ummanlı heyetler, Yemen'de ateşkesin yenilenmesine yönelik uluslararası ve bölgesel çabalar kapsamında 8 Nisan'da İran destekli Husilerin kontrolündeki Sana'da temaslara başlamış, heyetler 13 Nisan'da Sana'dan ayrılmıştı.

NATO'dan Ukrayna'ya tartışma yaratacak ziyaret

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Ukrayna'nın başkenti Kiev'e düzenlediği sürpriz ziyarette Rusya ile savaşında bu ülkeye sonuna kadar destek vereceklerini bildirdi.

Stoltenberg, Rusya'nın 24 Şubat 2022'de Ukrayna'ya saldırı başlatmasından sonra ilk kez bu ülkeye gitti. Genel Sekreter olarak dördüncü kez Ukrayna'yı ziyaret eden Stoltenberg, Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile görüştü.

Ziyareti hakkında sosyal medyadan mesaj paylaşan Stoltenberg, Kiev'de olmaktan ve Zelenskiy ile görüşmekten onur duyduğunu belirtti.

NATO'dan yapılan açıklamada da Stoltenberg ile Zelenskiy'nin basın toplantısı düzenlediği aktarılarak, Genel Sekreter'in yaptığı konuşmaya yer verildi.

Ukraynalılara hitaben "NATO, bugün, yarın ve sonuna kadar yanınızdadır." diyen Stoltenberg, Rusya'ya karşı Ukrayna'yı destekleyeceklerini vurguladı.

Stoltenberg, NATO müttefiklerinin geçen Şubat 2022'den bu yana Ukrayna'ya 65 milyar eurosu askeri yardım olmak üzere 150 milyar euroluk destekte bulunduğunu, geçen yıllar içinde on binlerce Ukraynalı askeri eğittiğini, savaş uçakları, tanklar, zırhlı araçlar verdiğini ve bunların muharebe alanında fark yarattığını söyledi.

Müttefiklerin güvenlik çıkarlarının Ukrayna'ya desteği gerektirdiğini vurgulayan Stoltenberg, "Ukrayna'nın haklı yeri Avrupa-Atlantik ailesidir. Ukrayna'nın haklı yeri NATO'dur. Zaman içinde desteğimiz bunu mümkün kılacaktır." diye konuştu.

Temmuzdaki Vilnius Zirvesi'ne Zelenskiy'nin katılması bekleniyor

Ukrayna'nın NATO üyeliği konusundaki soruyu da yanıtlayan Stoltenberg, şunları söyledi:

"NATO müttefiklerinin Vilnius Zirvesi'nde Devlet Başkanı Zelenskiy'nin de katılımıyla NATO'nun Ukrayna'ya destek paketini güçlendirme ve daha fazla destek verme konusunda mutabık kalmalarını bekliyorum. Ayrıca Sayın Zelenskiy'nin üyelik, güvenlik garantileri konusunu da gündeme getireceğini anlıyorum. Bu da toplantının ana gündem maddelerinden biri olacaktır."

Ukrayna'nın Sovyet dönemi malzeme ve doktrininden NATO standartlarına geçişi için uzun vadeli destek girişimi yürüttüklerini kaydeden Stoltenberg, bunun da NATO'nun Ukrayna'ya uzun vadeli bağlılığının göstergesi olduğunu ifade etti.

Stoltenberg, Ukrayna'nın güvenliği için "sağlam düzenlemelerin" sağlanması gerektiğini de dile getirdi.

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, başkent Kiev'in dışında Rusya'nın saldırısının başlamasından kısa süre sonra Rus kontrolüne geçen, daha sonra tekrar Ukrayna'nın aldığı ve sokaklardaki ceset görüntüleriyle dünyanın gündemine giren Buça'yı da ziyaret ederek, burada hayatını kaybedenler anısına yapılan anıta çelenk bıraktı.

Stoltenberg, ziyaretinin sonunda Zelenskiy ile Uluslararası Topluluklar ve Bölgeler Zirvesi'nde hitap etti.

Gannuşi tutuklandı

Tunus'ta Nahda Hareketi Lideri ve eski Meclis Başkanı Raşid el-Gannuşi, 48 saatlik gözaltı süresinin ardından tutuklandı.

17 Nisan’da iftar vaktinde güvenlik güçleri tarafından evine baskın düzenlenmesinin ardından gözaltına alınan Gannuşi, 48 saatlik savcılık sorgusunun ardından dün akşam saatlerinde sevk edildiği Tunus Asliye Mahkemesi tarafından bugün sabaha karşı tutuklandı.

Nahda Hareketi’ne mensup avukat Habib Bin Sidhum, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Gannuşi’nin beraberindeki 11 kişinin daha soruşturma dosyasında yer aldığını ve soruşturmanın “devlet güvenliğine karşı komplo” dosyası kapsamında olduğunu kaydetti.

Gannuşi’nin beraberinde gözaltına alınan Nahda Hareketi ileri gelenlerinden Muhammed el-Kumani ile Bilkasım Hasan ile diğer 6 Nahda Hareketi üyesinin aynı mahkeme tarafından tutuksuz yargılanmalarına karar verildi.

Gannuşi'nin gözaltına alınmasına ilişkin Nahda Hareketinden yapılan yazılı açıklamada, "muhalif siyasilerin hakları ve özgürlüklerine yönelik ihlaller ve baskıcı uygulamalara karşı tek bir saf halinde durulması" için muhalefete çağrıda bulunulmuştu.

Gannuşi'nin gözaltına alınmasının "oldukça tehlikeli bir gelişme" nitelemesiyle kınandığı açıklamada, Nahda liderinin derhal serbest bırakılması istenmişti.

Tunus muhalefetinin çatı oluşumu Ulusal Kurtuluş Cephesi de 19 Nisan'da yaptığı açıklamada, faaliyet gösterdikleri merkez ile Nahda Hareketi merkezinin kapatıldığını bildirmişti.

Tunus İrade Partisi tarafından yapılan açıklamada da ülke yetkililerinin, partinin başkent Tunus'taki genel merkezini kapattığı duyurulmuştu.

Gannuşi'nin neyle suçlandığına ilişkin resmi makamlardan herhangi bir açıklama yapılmadı.

Biden'a verilen destek yüzde 40 altına düştü

Reuters/Ipsos ortaklığıyla yapılan ankete göre, geçen hafta 2024 başkanlık seçimlerinde aday olacağını açıklayan ancak henüz resmi duyuruyu yapmaya hazır olmadıklarını söyleyen ABD Başkanı Joe Biden'a verilen halk desteği yüzde 39'a geriledi.

14-16 Nisan'da yapılan ankete göre, Amerikalıların yalnızca yüzde 39'u Biden'ın başkanlık performansını destekliyor.

Böylece Biden'ın politikalarına kamuoyu desteği geçen aya göre 3 puan geriledi.

Bu oran, Biden'ın Ekim 2021'de en yüksek seviyeye ulaştığı onay oranı olan yüzde 44,1'in 5 puan altında olmasıyla dikkati çekti. Başkanlık koltuğuna oturduğundan beri başta Kovid-19 salgını ve yüksek enflasyon rakamları ile mücadele eden Biden'a halk desteği, 2022'nin mayıs ve haziran aylarında ise yüzde 36'lara kadar gerilemişti.

80 yaşındaki Biden'ın karşılaştığı en önemli sorunlardan biri halkın ekonomiden memnuniyetsizliği olurken, ankete katılanların yüzde 10'u ülkenin en büyük sorunları arasında çevre ve suç oranları olduğunu belirtti.

Diğer yandan kadınların kürtaj hakkına verdiği destek, Biden'ın desteklenme nedenleri arasında yer aldı.

Demokrat Partiden 2024 başkanlık seçimleri için Biden'ın rakipleri arasında adaylıklarını resmen duyuran ünlü yazar Marianne Williamson ve eski ABD Başkanı Kennedy'nin yeğeni Robert F. Kennedy Jr yer alıyor.

JOE BIDEN NEDEN ELEŞTİRİLİYOR, NEDEN KAN KAYBEDİYOR?

Joe Biden, ABD başkanı olarak birçok konuda eleştiriliyor. Bunlar arasında öne çıkanlar şunlar:

  1. Afganistan Çekilmesi: Biden yönetimi, ABD'nin 20 yıldır sürdürdüğü savaşın sonlandırılması için Afganistan'dan askerlerin çekilmesi kararı aldı. Ancak bu karar, Taliban'ın hızla ilerlemesi ve ülkenin kontrolünü ele geçirmesiyle sonuçlandı. Bu nedenle, Biden yönetimi, askeri çekilme stratejisi hakkında eleştiriler aldı.

  2. COVID-19 Yönetimi: Biden yönetimi, COVID-19 pandemisiyle mücadele için hızla aşı dağıtımı ve toplu aşılamalar gibi önlemler aldı. Ancak bazıları, yönetimin daha etkili bir iletişim stratejisi benimsemesi gerektiğini veya maske zorunluluğu gibi daha sıkı önlemler alması gerektiğini savunuyor.

  3. Göç Politikası: Biden yönetimi, göçmenlerin ABD'ye gelmesine izin veren bazı politikaları geri aldı ve sınır güvenliği politikalarını değiştirdi. Ancak, artan sınır geçişleri ve sığınma talepleri, yönetimi eleştirilere maruz bıraktı.

  4. Enerji Politikası: Biden yönetimi, iklim değişikliğiyle mücadele etmek için fosil yakıt kullanımını azaltmaya yönelik politikalar benimsedi. Ancak, bu politikaların enerji endüstrisindeki iş kayıplarına ve enerji maliyetlerinde artışa neden olduğu için eleştiriliyor.

  5. Ekonomik Politika: Biden yönetimi, pandemi sonrası ekonomiyi canlandırmak için mali teşvik paketleri benimsedi. Ancak, bazıları, bu teşviklerin enflasyonu artırabileceğini veya uzun vadeli mali açıklara neden olabileceğini savunuyor.

Bu eleştirilerin bazıları, Biden yönetiminin kararlarından veya politikalarından kaynaklanırken, bazıları ise siyasi görüş farklılıkları nedeniyle ortaya çıkıyor. Örneğin, rakibi Donald Trump'ın taraftarları hiçbir icraatına onay vermez.

Yemen'de izdiham faciası, en az 79 ölü

Yemen'de isyancı Husiler'in kontrolünde bulunan Sana'da, bir yardım dağıtımında izdiham çıktı. İzdihamda ilk belirlemelere göre 79 kişi öldü, 100'den fazla kişi yaralandı.

Ramazan bayramı öncesinde, Sana'daki bazı iş insanları yardım amaçlı para dağıtmak istedi.

Ancak dağıtım sırasında izdiham yaşandı. İzdihamda 79 kişi hayatını kaybetti.

Hastaneye kaldırılan yaralıların sayısı ise 100'ü geçti. Dağıtımdan sorumlu tutulanlar gözaltına alınırken, olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Yemen'deki iç savaş yüzünden yaklaşık 22 milyonluk ülke nüfusunun üçte ikisi, insani yardıma muhtaç hale geldi.

YEMEN'NDE SAVAŞ EKONOMİSİ VAR

Yemen, uzun süredir devam eden iç savaş ve siyasi istikrarsızlık nedeniyle ciddi ekonomik zorluklar yaşıyor. Bu sorunlar, ülkedeki işletmelerin kapanmasına, işsizliğin artmasına ve halkın yoksulluğunun derinleşmesine yol açtı.

Yemen'in ekonomisi, tarım, balıkçılık, hayvancılık ve petrol üretimine dayanmaktadır. Ancak savaş nedeniyle bu sektörler de zarar gördü. Savaşın başlamasından önce bile, Yemen, su kaynakları, gıda güvensizliği, yüksek işsizlik oranları ve yetersiz altyapı ile karşı karşıyaydı.

Savaş nedeniyle, ekonomik durum daha da kötüleşti. Gıda ve diğer temel malzemelerin fiyatları arttı ve nakit para sıkıntısı yaşandı. İç savaş nedeniyle, ülkenin kara, hava ve deniz yolları engellendi, bu da ülkenin ticaretini ve uluslararası yardım almasını zorlaştırdı.

Sonuç olarak, Yemen'in ekonomik durumu son derece zorlu ve istikrarsızdır. Uluslararası toplum, Yemen halkına yardım etmek için çeşitli insani yardım faaliyetleri yürütmektedir, ancak bu yardımlar genellikle yetersiz kalıyor.

YED YILDIR DEVAM EDEN SAVAŞ

Yemen'deki İran destekli Husiler, Eylül 2014'ten bu yana başkent Sana ve bazı bölgelerin denetimini elinde bulunduruyor. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçleri ise Mart 2015'ten itibaren Husilere karşı Yemen hükümetine destek veriyor.

BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg, 2 Nisan 2022'de Yemen hükümeti ve Husilerin hava, kara ve deniz operasyonlarını 2 ay boyunca durdurmayı kabul ettiğini duyurmuş, ateşkes daha sonra iki defa uzatılmıştı. Taraflar arasında 6 ay süren ateşkes 2 Ekim'de sona ermişti.

Ülkede 7 yıldır süren çatışmalarda yaklaşık 377 bin kişi yaşamını yitirdi. Dünyanın en fakir ülkeleri arasında yer alan Yemen'de iç savaş nedeniyle büyüyen insani kriz ise korkunç boyutlara ulaştı.

ABD'nin bir şehrinde Ramazan resmi tatil oldu

ABD'nin Michigan eyaletinin bir belediyesinde Müslümanlar, ilk defa Ramazan Bayramı'nın birinci gününü resmi tatil yaparak geçirecek.

Michigan'daki Dearborn kenti Belediye Başkanı Abdullah Hammoud, yerel medyaya verdiği demeçte, "İlk defa bir belediye Ramazan Bayramı'nı tatil ilan ediyor ve sizin inancınız da diğerleri gibi resmen tanınmış oluyor. Sanırım bu çok büyük önem arz ediyor." diye konuştu.

2021'de seçilerek Dearborn'un ilk Müslüman belediye başkanı olan Lübnan asıllı Hammoud, Müslüman toplumunun bu bayramda ilk defa, "doğup büyüdüğü bu şehrin bir parçası olduğunu hissedeceğini" ifade etti.

Alınan kararla, ABD'de ilk kez bir belediyenin tüm çalışanları Ramazan Bayramı'nın ilk günü ücretli izin hakkına sahip olurken 21 Nisan Cuma günü şehirde belediye binasıyla birlikte mahkeme ve kütüphaneler gibi resmi kurumların da kapalı olacağı belirtildi.

Belediyede Ramazan Bayramı ilk kez festival havasında kutlanacak

Ayrıca bayramın ikinci gününde, Dearborn Belediyesinin himayesinde ücretsiz Ramazan Bayramı festivali düzenleneceği duyuruldu.

Dearborn, ABD'de en kalabalık Müslüman nüfusun olduğu şehir olarak tanınıyor ve 110 bin civarındaki nüfusunun yaklaşık yarısının Arap kökenli olduğu biliniyor.

Ramazan Bayramı ABD'de her geçen yıl daha çok kabul görürken New York ve New Jersey gibi Müslüman nüfusunun yoğun olduğu bazı eyaletlerde bayramın ilk günü okullar tatil ediliyor.

New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi de bir süredir bayramın ilk gününü kapalı geçiriyor.

Tarihte bugün ne oldu? Tarihte 20 Nisan günü önemli olayları nelerdir?

Tarih Dosyası / Dünya Bülteni

GÜNÜN OLAYLARI  

Osmanlı-ABD İlişkileri Kesildi (1917)

Osmanlı-ABD ilişkileri ABD I.Dünya Savaşına girene kadar devam etti. ABD Almanya’ya savaş ilan ettikten sonra 20 Nisan 1917’de Almanya’nın müttefiki olan Osmanlı Devleti ile ilişkilerini sonlandırmıştır.

Sultan Baybars Kayseri’de Sevinçle Karşılandı (1277)

Memluk Sultanı Sultan Baybars Anadolu’yu Moğol zulmünden kurtarmak için gelmiş ve Moğolları Elbistan’da büyük bir yenilgiye uğratmıştı. Anadolu halkı Sultan Baybars’ı 20 Nisan 1277’de bir kurtarıcı gibi karşılamıştı. Ancak Sultan Baybars devlet ileri gelenlerinden Moğol korkusu yüzünden gerekli yardımı alamayınca bir süre sonra Anadolu’dan ayrılmak zorunda kaldı.

Napolyon Sürgüne Gönderildi (1814)

Müttefik ordularının Paris’e girmesi üzerine Napolyon İmparatorluk’tan koşulsuz çekilmek zorunda kaldı. Bununla da yetinmeyen müttefikler İmparator ünvanını korumasına müsaade ettikleri Napolyon’u 20 Nisan 1814 tarihinde Elbe adasına sürgüne gönderdiler.

Türkiye’yi Ayağa Kaldıran Razgrat Olayı Yaşandı (1933)

Bulgaristan'ın Razgrad şehrindeki Türk mezarlığının 20 Nisan 1933'te bir grup Bulgar tarafından yerle bir edilmesiyle başlayan ve devam eden süreçtir. Olayı öğrenen Öğrencilerin İstanbul'daki Bulgar mezarlığına çelenk koyarak başlattığı gösteri daha sonra büyüdü. Olaylar 2 gün sürdü, birçok öğrenci gözaltına alındı. Basın öğrencilerin arkasında yer alan yazılar yazdıysa da MTTB kapatıldı.

Castro ABD’de Komünizme Karşı Olduklarını Söyledi (1959)

Castro Küba’da iktidara gelmesinin ardından sağ ve sol arasında bir çizgi tutturmaya çalışıyordu. Milli Basın Klubü’nün davetlisi olarak gittiği ABD’de 20 Nisan 1959’da yaptığı konuşmasında komünizmde dahil her türlü diktatörlüğe karşı olduklarını belirtmişti. Ancak bir süre sonra komünizme kayacaktır.

ABD’de Columbine Lisesi Katliamı Yaşandı (1999)

ABD’de Columbine Lisesi son sınıf öğrencisi iki kişi kendi okullarına 20 Nisan 1999’da baskın yaparak ellerinde ki silahlar ile 13 öğrenciyi katlettiler ve bir çok kişiyi de yaraladılar.

Şemdinli Olayları Savcısı Ferhat Sarıkaya Meslekten İhraç Edildi (2006)

Van Cumhuriyet savcısı iken kamuoyunda ismini Şemdinli olayları ile duyurmuştur. Bu olayla ilgili hazırladığı iddianame sonrası 20 Nisan 2006 tarihinde HSYK tarafından mesleki yeterliliği olmadığı gerekçesi ile meslekten men edilmiştir.

Sudan'da son durum nedir?

Sudan'da ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki çatışmalar, uluslararası toplumun ateşkes çağrısına rağmen devam ediyor. Başkent Hartum'daki ordu genel komutanlığı ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı çevresinden silah sesleri gelirken çatışma bölgelerinden yoğun duman yükseliyor. Kent sakinleri de şehirden kaçmaya çalışıyor.

Ordu Sözcüsü Nebil Abdullah, devlet televizyonunda yaptığı açıklamada, "Uluslararası toplum 24 saatlik ateşkes önerisi sundu ve Silahlı Kuvvetler bu öneriyi hemen kabul etti. İsyancı milisler ateşkese uymadı ve vatandaşları taciz etmeye devam etti." dedi.

Abdullah, sözlerini şöyle sürdürdü: "İsyancıların vatandaşları taciz ederek yağmalama ve hırsızlık yapması, ateşkesin uygulanmasını imkansız hale getirdi. Vatandaşlarımızın bunlara maruz kalmasını görüp müdahale etmememiz ve sessiz kalmamız mümkün değildi. İsyancıların medyası, bizim ateşkese uymadığımızı savunuyor. Biz ateşkesi reddetmedik ama onların ateşkesin gereksinimlerini yerine getirmelerini şart koştuk, bu da olmadı. Ülkedeki güvenliği sağlamaya devam edeceğiz."

HDK liderlerinin birlikleri üzerinde kontrolü olmadığını belirten Abdullah, "Şehir çeteleri gibi davranıyorlar. İnsanların hayatlarını tehlikeye atan işler yapıyorlar." diye konuştu.

Öte yandan, Sudan Merkezi Doktorlar Komitesinden yapılan açıklamada, hizmet dışı kalan hastanelerin 9'unun bombalandığı, 16'sının da zorunlu tahliye edildiği belirtildi.

Başkent ve eyaletlerdeki 59 temel hastanenin sadece 20'sinin tamamen veya kısmen faaliyet gösterdiği ifade edilen açıklamada, bazıları hastanelerin sadece ilk yardım hizmeti verdiği, bunların da yetersiz personel, tıbbi malzeme, su ve elektrik nedeniyle kapatılma riski bulunduğu vurgulandı.

Açıklamada ayrıca, 5 ambulansın, askeri güçlerin saldırısına uğradığı, bazı ambulansların da hasta nakletmek ve malzeme götürmek için geçişine izin verilmediği kaydedildi.

24 saatlik ateşkes ilan edildi ama uyan yok

Sudan Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, dün CNN'e yaptığı açıklamada, uluslararası toplumdan gelen çağrılara yanıt olarak yerel saatle 18.00'den itibaren 24 saat ateşkese uyacaklarını belirtmişti.

HDK komutanı Muhammed Hamdan Dagalu da ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'ın 24 saatlik ateşkes önerisini kabul ettiklerini açıklamıştı.

Can kaybı sayısı 300'e yaklaştı

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Sudan'da ordu ile paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında devam eden çatışmalar nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısının 300'e yaklaştığını bildirdi.

Ghebreyesus, Sudan'daki çatışmalara ilişkin Twitter hesabından paylaşımda bulundu.

Ülkedeki durumun daha endişe verici ve içler acısı hale geldiğini belirten Ghebreyesus, "(Sudan'daki çatışmalarda) Şimdiye kadar yaklaşık 300 kişi yaşamını yitirdi ve 3 binden fazla kişi yaralandı. Başta siviller ve sağlık hizmetlerine yönelik saldırılar olmak üzere, tüm can kayıplarını kınıyorum." ifadelerini kullandı.

Ghebreyesus, Sudan'daki sağlık tesislerini işgal eden güçlerden gelen haberlerin endişe verici olduğuna da değinirken, "Sağlık hizmetlerine yönelik saldırılar, uluslararası hukuk ve sağlık hakkının açık bir ihlalidir. Bunların durması gerekir." değerlendirmesinde bulundu.

Elektrik, gıda, su ve personele güvenli erişimde yaşanan sorunlar ve tıbbi malzemelerin azaldığını belirten Ghebreyesus, bu durumun, acil bakıma ihtiyaç duyan binlerce yaralının olduğu zamanda sağlık kuruluşlarının çalışmasını neredeyse imkansız hale getirdiğini ifade etti.

Ghebreyesus, Sudan'daki taraflara yönelik "çatışmalara insani ara verme" çağrısını yinelerken, barışın tek çözüm olduğuna değindi.

AB'den ateşkes çağrısı

Avrupa Birliği (AB), Sudan'daki çatışmaları kınadığını ve acilen kalıcı ateşkese varılması için desteğe hazır olduğunu bildirdi.

AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, AB adına yaptığı açıklamada, son günlerde Sudan'da ordu ile paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında yaşanan çatışmaları kınadıklarını, çatışmaların bölgesel istikrarsızlığa da neden olabileceğini belirtti.

Tarafları uluslararası insani hukuka uymaya davet eden Borrell, acilen ön koşulsuz ateşkes ilan edilmesi çağrısında bulundu. Borrell, insani yardım erişimine de izin verilmesi gerektiğini belirterek, bu kapsamda Ramazan Bayramı vesilesiyle de bir ateşkese varılmasını destekleyeceklerini kaydetti.

Viyana Sözleşmesi çerçevesinde diplomatik temsilciliklerin dokunulmazlıklarına saygı gösterilmesinin önemine vurgu yapan Borrell, ülkedeki AB vatandaşlarının güvenliğinin sağlanmasını istedi.

Borrell, dış aktörlerin çatışmayı körüklemekten kaçınması gerektiğini ifade ederek, bölgesel ve uluslararası arabuluculuk çabalarını da desteklediklerini bildirdi.

"Çin’in Rusya’ya yardımı savaşı uzatır"

Çin'in Ukrayna-Rusya savaşında Rusya'ya silah desteği verme ihtimali son günlerde Washington’da gündemin önemli başlıklarından biri ancak yönetimin elinde Pekin'e karşı yaptırımlardan başka bir seçenek görünmüyor.

ABD yönetimi kapalı kapılar ardında ve kamuoyu önünde Rusya'ya silah vermesinin ağır sonuçları olacağı konusunda Pekin yönetimini uyarıyor.

Pentagon Sözcüsü Tuğgeneral Ryder, Çin’in Rusya'ya silah verme konusunda adım attığını henüz görmediklerini ancak Pekin'i caydırmak için uyardıklarını dile getirdi.

Ryder, Çin'in olası silah transferlerine karşı askeri bir adım atıp atmayacaklarını söylemedi.

AA muhabirinin, "Dışişleri ve Beyaz Saray, Çin'in Rusya'ya yardım etmesinin sonuçları olacağını söylüyor ve yaptırımları kastediyorlar. Bu caydırma çabasında Savunma Bakanlığının oynayabileceği bir rol var mı?" sorusuna Ryder, "Bu aşamada odaklandığımız nokta Ukrayna'ya verdiği mücadelede yardım etmek. Savunma Bakanlığının rolü budur. Dışişleri Bakanlığı bu konuda diplomatik angajmanlar yürütüyor." yanıtını verdi.

Çin’in Rusya’ya yardımının savaşı uzatacağını ve masum insanların ölmesine neden olacağını söyleyen Ryder, yaptırımların işe yaramaması durumunda askeri bir alternatifin söz konusu olup olmayacağı konusunda yorum yapmadı.

Yaptırımların Çin'i Rusya'ya silah vermekten caydırmaya yetip yetmeyeceğine ilişkin bir soruya yanıt veren ABD’li general, şu ifadeleri kullandı:

"ABD’nin elinde, bu savaş boyunca uluslararası toplumla birlikte, sizin de belirttiğiniz gibi yaptırımlar dahil çok fazla araç ve eylem var ama burada soru şu: Çin kendini Ukrayna'yı ülke olarak ortadan kaldırmayı ve masum insanları öldürmeyi amaçlayan kampta mı görmek istiyor yoksa her ülkenin egemenliğine saygı gösterdikleri yönündeki açıklamalarının gereğini mi yapacak?”

ABD yönetimi İran'ı da Rusya silah vermemesi konusunda uyarmıştı ancak İran'ın Rus ordusuna verdiği binlerce insansız hava aracına karşılık Washington, İran'ın ilgili şirket, kurum ve yetkililere yaptırım uygulamanın ötesinde adım atmamıştı.

ABD'ye göre Rusya sınırsız bir nükleer silah yarışına girebilecek durumda değil

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Savunma Politikalarından Sorumlu Müsteşarı Colin Kahl, Savunma Bakanlığı Başmüfettişi Robery Storch ve ABD Genelkurmay Harekat Başkanı Korgeneral Douglas Sims ile Temsilciler Meclisi Silahlı Kuvvetler Komitesinde Ukrayna'ya verilen silahların denetimlerine ilişkin bir oturumda konuştu.

Yetkililer, gece görüş dürbünleri gibi bazı küçük ekipman dışında ABD'nin Ukrayna'ya sağladığı silahların amaçları dışında kullanıldığına veya başka ellere düştüğüne dair bir emare olmadığını iddia etti.

"Rusya sınırsız bir nükleer silah yarışına girecek pozisyonda değil"

ABD yönetiminin, Moskova'nın iki ülke arasında 2011'de yenilenen, Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Antlaşması'nı (START) Rusya'nın askıya almasına ilişkin bir soruyu değerlendiren Kahl, Rusya'nın antlaşmadan çekilmek yerine antlaşmayı askıya almasını "ilginç" olarak niteledi.

Kahl, Moskova'nın tamamen çekilme yerine askıya almayı tercih etmesinin, atılan adımın ABD yönetimi üzerine etkisi olmayacağının göstergesi olduğunu ileri sürdü.

Nükleer istikrarın ABD ve dünya için önemli olduğuna vurgu yapan Kahl, "Ancak dürüst olmak gerekirse Rusya sınırsız bir nükleer silah yarışına girecek pozisyonda değil. Özellikle de savaşın orduya getirdiği yük, ihracat kontrollerine yönelik yaptırımları dikkate aldığımızda bunun için paraları yok. Bunun, (Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in) bazı retorik manşetler üretme yöntemi olduğunu düşünüyorum. Pratikte durumu değiştirmedi." yorumunu yaptı.

ABD’li müsteşar diğer taraftan Rusya'nın elinde çok fazla nükleer silah bulunduğunu ve bu kapasitenin Rusya'yı tehlikeli hale getirdiğini dile getirdi.

Rusya'yı en üst seviyede nükleer silah kullanmaya karşı uyardıklarını belirten Kahl, "Nükleer silahın herhangi bir şekilde kullanımının dünyayı değiştiren bir adım olacağını ve Rusya'nın şimdiye dek görebileceği en ağır sonuçlarla karşı karşıya kalacağını açıkça belirttik. Ayrıca, Rusya o eşiği atlarsa şu anda tabi olduğumuz pek çok sınırlama ortadan kalkmış olacak. Ancak iyi haber şu ki Rusya'nın bunu yapacağına ihtimal vermiyorum." değerlendirmesinde bulundu.

ABD'nin Ukrayna’ya F-16 vermesi

ABD'nin Ukrayna ordusuna F-16 savaş uçağı vermesi ve Ukraynalı pilotların ABD yapımı uçaklar için eğitilmesi konusundaki sorulara yanıt veren Kahl, en iyimser durumda bile bir F-16'nın tedarik sürecinin 18 aydan fazla zaman aldığını, dolayısıyla bu uçakların verilmesine karar verilmeden pilotların eğitilmesinin süreden tasarruf olmayacağını söyledi.

Kahl, ayrıca verilse bile F-16 filolarının milyarlarca dolarlık maliyeti olacağını ve bunun Ukrayna için ayrılan güvenlik yardım kaynaklarını tüketeceğini ifade etti.

Danimarka'da bir dini bayram resmi tatillerden çıkarıldı

179 sandalyeli Danimarka Parlamentosunda milletvekilleri, tasarruf etmek ve savunma harcamalarını artırmak için Store Bededag olarak bilinen, Paskalya yortusu sonrası 4. cuma günü kutlanan Büyük Dua Günü'nün resmi tatillerden çıkarılmasını öngören yasa tasarısını oyladı.

Parlamentoda, muhalefetin, sendikaların ve din adamlarının sert eleştirilerine rağmen yasa tasarısı 68'e karşı 95 oyla kabul edildi.

Tatilin kaldırılmasıyla sağlanacak tasarrufun yılda yaklaşık 426 milyon dolar olacağı tahmin ediliyor.

Muhalefet milletvekilleri yasa tasarısını "aptalca", "çılgınca" ve "tamamen yanlış" olarak nitelendirdi ancak konuyla ilgili referanduma gidilmesi konusunda anlaşamadı.

Sosyalist Halk Partisi üyesi Karsten Honge, "Hükümet insanlara bir gün daha çalışmasını emrediyor." açıklamasında bulundu.

Çok sayıda milletvekili, tatilin kaldırılmasının işverenler ve sendikalar arasında ücretler ile çalışma koşullarıyla ilgili müzakereleri karmaşık hale getireceği yönündeki endişelerini dile getirdi.

Walt Disney artık özerk değil

DeSantis, Lake Buena Vista'daki imza töreninde, "Bugün kurumsal krallık nihayet sona eriyor. Kasabada yeni bir şerif var ve hesap verebilirlik günün nizamı olacak." diye konuştu.

Disney World’un 1960'lardan beri, Florida eyaletindeki hiçbir şirket veya bireyin sahip olmadığı ayrıcalıkların tadını çıkardığını belirten DeSantis, "Herkesin uymak zorunda olduğu kanunlardan muafiyetleri vardı. Adil vergi paylarını ödemeden büyük miktarlarda yardım alabildiler. Bunun doğru olmadığına inanıyoruz" dedi.

DeSantis, Walt Disney World'un artık eyaletteki diğer benzeri tema parklarıyla aynı muameleye tabi olacağını kaydetti.

Yeni yasa, DeSantis'in, Disney bölgesinin Florida'daki tema parkı mülklerinde sağladığı hükümet hizmetlerini denetlemek için beş üyeli bir kurul atamasını gerektiriyor.

1960’larda Reedy Creek İyileştirme Bölgesi olarak bilinen 27 bin dönümlük alana, arazinin planlama ve geliştirilmesi konusunda kendilerine sağlanan ayrıcalık ile kurulan Walt Disney World eğlence merkezinin yaklaşık 60 bin çalışanı bulunuyor.

Kaynak: Independent Türkçe

İran'da yüzde 83,7 oranında zenginleştirilmiş uranyum parçacıkları tespit edildi

UAEA, Yönetim Kurulu üyesi ülkelerle her 3 ayda bir paylaştığı İran'ın nükleer faaliyetlerini ele alan raporunda, bu ülkede yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum parçacıklarının tespit edildiği bilgisine yer verdi.

Raporda, müfettişlerin 21 Ocak'ta İran'ın yer altı tesisi Fordo'da iki kademeli IR-6 santrifüjünün daha önce beyan edilenden "önemli ölçüde farklı" bir şekilde yapılandırıldığını fark ettiği, buradan alınan numunelerin yüzde 83,7'ye varan saflıkta parçacıklar olduğunun belirlendiği kaydedildi.

Ajansın raporunda, "İran, ajansa zenginleştirme seviyelerinde 'istenmeyen dalgalanmaların' geçiş döneminde meydana gelmiş olabileceğini bildirdi." ifadesine yer verildi.

Ajans ile İran arasında konunun açıklığa kavuşturulması için görüşmelerin devam ettiği de raporda ifade edildi.

UAEA, daha önceki raporlarında İran'ın yüzde 60 oranında uranyum zenginleştirdiğini bildirmişti.

Bazı uluslararası medya kuruluşlarında İran'ın yüzde 84 seviyesinde uranyum zenginleştirdiğine ilişkin 20 Şubat'ta haberler çıkmış, Tahran yönetimi bunu yalanlamıştı.

Somali, Etiyopya ve Kenya'da yaklaşık 332 bin kişi acil gıda yardımına ihtiyaç duyuyor

UNHCR Sözcüsü Olga Sarrado, söz konusu 3 ülkedeki mülteciler ile ilgili yazılı açıklama yaptı.

Açıklamada, Somali, Etiyopya ve Kenya'da yaklaşık 332 bin kişinin acil gıda yardımına ihtiyaç duyduğu bilgisi paylaşıldı.

Mültecilere destek için 137 milyon dolara ihtiyaç duyulduğu kaydedilen açıklamada, "Acil olarak gıda yardımına ihtiyaç var, aksi halde hayati tehlike altındalar." ifadesi kullanıldı.

Sadece Somali'de 2023'ün başından beri kuraklık ve çatışmalar nedeniyle 288 bin kişinin ülke içinde yerinden olduğuna işaret edilen açıklamada, her 10 mülteciden 8'inin kadın ya da çocuk olduğu belirtildi.

Hava sıcaklıkların tüm bölgede normalin üstünde etkili olmasının beklendiğine yer verilen açıklamada, Etiyopya, Kenya ve Somali'de 23 milyon kişinin bölgede gıda güvenliğinin olmadığı ifade edildi.

Son 5 yağmur dönemini kurak geçiren bölgede, en fazla olumsuz etkinin Etiyopya, Kenya, Somali ve Uganda'da görüleceği belirtiliyor.

İtalya'da batan göçmen teknesiyle ilgili tartışmalar devam ediyor

Ülkede pazar günü sabaha karşı düzensiz göçmenleri taşıyan teknenin batmasıyla yaşanan trajedinin bir kurtarma operasyonu ile neden önlenmediği tartışılıyor.

La Repubblica gazetesinin haberinde, söz konusu teknenin batmadan saatler önce Avrupa Birliği (AB) sınır koruma ajansı Frontex’e ait bir devriye uçağı tarafından tespit edildiği ancak İtalyan güvenlik güçlerinin kurtarma operasyonu yapmadığı belirtildi.

Adnkronos ajansının haberinde ise cumartesi akşam 22.30 sularında Frontex uçağının göçmen teknesini tespit etmesi ile teknenin battığı pazar sabaha karşı 04.10 arasındaki yaklaşık 6 saatlik bir boşluk olduğu ve bu zaman diliminde göçmenlere yönelik yardımın eksik kaldığı ifade edildi.

İtalya Sahil Güvenlik Komutanlığı ise kamuoyundaki tartışmaya ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, Frontex'in cumartesi akşamı, 6 deniz mili hızla iyi şekilde seyreden bir tekne bildirdiğini, bunun ardından İtalyan Mali Polis ekiplerince teknenin durdurulması için gerekli prosedürün başlatıldığını kaydetti.

Açıklamada, bir sonraki ihbarın ise sabaha karşı 04.30 sularında kıyıdan birkaç metre açıkta tehlikede olan bir tekne için geldiği ve hemen kurtarma operasyonu prosedürünün başlatıldığı aktarıldı.

ANSA ajansına konuşan bir Frontex sözcüsü ise cumartesi geç saatlerde söz konusu bölgede aşırı kalabalık bir tekne tespit ettiklerini ve bunu hemen İtalyan makamlarına bildirdiklerini belirterek, "Yaklaşık 200 kişi taşıyan tekne kendi kendine ilerliyordu ve herhangi bir tehlike belirtisi yoktu. İtalyan yetkililer, tekneyi durdurmak için iki devriye botu gönderdi ancak olumsuz hava ve deniz koşulları sebebiyle onlar limana geri döndü." ifadelerini kullandı.

İçişleri Bakanı Matteo Piantedosi ise batan tekneye yönelik kurtarma operasyonunda gecikme olmadığını savundu.

Olaya ilişkin Crotone Cumhuriyet Savcılığının açtığı soruşturma devam ediyor.

Bu arada, Steccato di Cutro açıklarında arama faaliyetlerini sürdüren ekiplerin bir erkek cesedi daha buldukları ve böylece faciada ölenlerin sayısının 64'e yükseldiği bildirildi.

Diğer yandan, izlediği göç karşıtı politikalarıyla tartışma konusu olan sağ koalisyon hükümetinin başbakanı Giorgia Meloni, son trajedinin ardından AB kurumlarına daha fazla ölüm olmaması için göçmen teknelerinin durdurulmasına yönelik acil eylem çağrısında bulundu.

Meloni’ye yanıt ise AB Komisyonu’nun ekonomiden sorumlu üyesi İtalyan Paolo Gentiloni'den geldi. Gentiloni, "Crotone kıyılarında yaşananların bizim için kabul edilemez bir boyutu var. Her zaman AB’den bunu çözmesi istenemez." dedi.

Kanada'da resmi telefonlara TikTok yasağı getirildi

Hükümet kararını açıklarken uygulamanın "kabul edilemez" düzeyde gizlilik ve güvenlik riski oluşturduğunu belirtti.

Kanada Başbakanı Justin Trudeau da gazetecilere yaptığı açıklamada Kanada'nın çevrimiçi güvenliğini sağlamak için çok dikkatli hareket ettiklerini belirtti.

Trudeau, "Bu bir ilk adım olabilir veya atmamız gereken tek adım da olabilir," ifadelerini kullandı.

Bu karar TikTok'un sahibi Çin merkezli ByteDance'in Pekin yönetimine yakınlığı ve kullanıcı bilgilerini nasıl sakladığı ile ilgili endişeler nedeniyle batı ülkelerinde yükselen lobi faaliyetlerinin son adımı oldu.

Kamu kurumlarının yönetiminden sorumlu Kanada Hazine Kurulu'ndan yapılan açıklamada, TikTok'un veri toplama metotlarının telefondaki bir çok bilgiye erişimi mümkün kıldığı vurgulandı. Kurul uygulamanın kullanımındaki riskler açık olmasına rağmen şu ana kadar herhangi bir sızıntı rapor edilmediğini vurguladı.

Salı gününden itibaren yürürlüğe giren yasakla federal çalışanların resmi telefonlarına artık TikTok uygulaması indirilemeyecek. 

Beyaz Saray'dan federal kurumlara 30 gün süre

Geçtiğimiz yıl sonunda Amerikan Kongresi'nin kararıyla federal kurumlarda çalışanların resmi telefonlarına getirilen TikTok yasağının uygulanması için Beyaz Saray 30 gün süre verdi.

Reuters'in haberine göre kurumlara gönderile iç yazışmada federal kuruluşlardan TikTok'un telefonlar ve internet sistemlerine erişimini en kısa zamanda sonlandırmaları istendi.

ABD'nin bu kararı şimdilik sadece federal resmi kurumlara ait telefonları kapsarken bireysel kullanımla ilgili bir kısıtlama bulunmuyor.

ABD'nin kararı sonrası Avrupa Birliği, Tayvan ve ABD eyaletlerinin yarıdan fazlası benzer kararlar aldı.

ByteDance ise bu yasakların kendilerinden bir bilgi talep edilmeden tek taraflı alındığını savunuyor ve kullanıcı bilgilerini herhangi bir ülke yönetimi ile paylaşmadıklarını belirtiyor.

Kaynak: Euronews

Finlandiya, Rusya sınırında çit inşa ediyor

Finlandiya Sınır Muhafızı'ndan yapılan açıklamada, söz konusu bariyer uygulamasının pilot aşamada olduğu ifade edildi.

Çalışmalara bugün orman temizliğiyle başlandığı ifade edilen açıklamada, "Imatra geçiş noktasının her iki tarafında üç kilometre uzunluğunda çitin inşa çalışmalarına başlandı. Mart ayında yol yapımı ve çit montajına başlanacak. Ardından teknik gözetim sistemi yapılacak. Pilot uygulamanın haziran sonuna kadar tamamlanması bekleniyor." ifadeleri kullanıldı.

Açıklamada, hükümet tarafından söz konusu proje için sağlanan fonun 70 kilometrelik bariyer için kullanılacağı kaydedildi.

İran'da deprem

İran Ulusal Sismoloji Merkezinin verilerine göre, merkez üssü Fars eyaleti olan 4,6 büyüklüğündeki deprem, yerel saatle 19.28’de kaydedildi.

Deprem yerin 10 kilometre altında gerçekleşti.

Sarsıntı sonrasında can ya da mal kaybı olup olmadığına ilişkin ise henüz açıklama yapılmadı.

Eyaletin Dorz köyünde de 21 ve 22 Şubat’ta 5,2 ve 5,5 büyüklüğünde depremler meydana gelmişti.

Putin'den kritik imza

Rusya Devlet Yasa Bilgi Sistemi'nde yayımlanan Putin'in imzaladığı yasaya göre, Rusya ile ABD arasındaki Yeni START antlaşması askıya alındı.

Yasa gereği, ülkenin söz konusu antlaşmaya yeniden katılımı ile ilgili karar Rusya Devlet Başkanı tarafından alınabilecek.

Vladimir Putin, 21 Şubat'taki Federal Meclis konuşmasında, Rusya'nın ABD ile yapılan Yeni START antlaşmasına katılımını askıya aldıklarını bildirmişti.

Rusya Parlamentosunun alt kanadı Devlet Duması da bu antlaşmayı askıya alan yasayı 22 Şubat'ta kabul etmişti.

ABD'nin Sovyetler Birliği ile 1991'de, Rusya Federasyonu ile 1993'te imzaladığı Stratejik Silahların Azaltılması Antlaşmalarının (START 1 ve START 2) devamı olan "Yeni START" antlaşması, Washington ve Moskova arasında yürürlükteki son nükleer antlaşma olma özelliğini taşıyor.

Antlaşma, uzun menzilli nükleer silah başlıklarına ve füzelere kısıtlama getiriyor. 5 Şubat 2011'de yürürlüğe giren 10 yıllık antlaşmanın süresi 5 Şubat 2021'de sona eriyordu.

Rusya Devlet Başkanı Putin, antlaşmayı 5 yıllığına uzatma kararını 29 Ocak 2021'de imzalamıştı. ABD yönetimi de antlaşmayı uzatma kararını 5 Şubat 2021'de bildirmişti.

Kar fırtınası ABD'de etkili oluyor

Ülkenin hava durumunu takip eden Wheather Channel, ABD'nin orta-batısı ve doğu bölgesinde etkili olan yoğun kar yağışının ardından buzlanma ve ülkenin bir ucundan diğer ucuna etkili olacak bir fırtına uyarısı yaptı.

Hava durumu servisinden, hafta sonundan itibaren kar yağışı ve tipinin etkisinde olan California ve Seattle'da ulaşımın çarşamba akşamına kadar tehlikeli olacağı uyarısında bulunuldu.

Gece hava sıcaklıklarının haftanın büyük bölümünde donma noktasının altına düşmesi beklendiğinden, Los Angeles'ın kuzey bölgesinde, ısınma sorunu yaşayan sakinler için barınaklar açıldı.

Ulusal Hava Servisi, gelecek iki gün boyunca, 1,8 metre civarında kar yağışı beklenen Tahoe Gölü çevresindeki dağlık alanda çığ düşebileceği uyarısında bulundu.

Ülkenin kuzeydoğusunda yer alan Rhode Island, Connecticut, New York ve New Jersey eyaletlerinde de bugün yoğun kar yağışının devam edeceği bildirildi.

Massachusetts Körfezi Ulaşım Otoritesi (MBTA), kar yağışı kaynaklı elektrik kesintisi nedeniyle ulaşımın kesintiye uğradığını açıklarken, New York ve New Jersey'in bazı bölgelerinde hava şartlarından dolayı okullarda eğitime ara verildi.

Öte yandan, FlightAware sitesine göre, kar fırtınası nedeniyle ülkenin hava yolu ulaşımında binden fazla uçuşta gecikme yaşanırken 473 uçuş da iptal edildi.

Kayıp Arjantinliyi köpekbalığı yemiş

Yerel medyaya açıklamalarda bulunan polis yetkilisi Daniela Millatruz, Barria'nın kimliğinin, ailesi tarafından kolundaki kırmızı ve yeşil gül dövmesinden tespit edildiğini söyledi.

Balıkçıların, Arjantin'in Chubut eyaletinde yakaladıkları köpekbalığını temizlerken insan kalıntılarını bulduklarını aktaran Millatruz, olayla ilgili soruşturmanın sürdüğünü belirtti.

Millatruz, Barria'nın kullandığı ATV’nn kayalara çarparak parçalanmış olarak sahilde bulunduğunu aktardı. Polis Barria'nın kaza yaptıktan sonra denize düşmüş ve dalgalar tarafından açıklara sürüklenmiş olabileceği ihtimali üzerinde duruyor

Comodoro Rivadavia polis şefi Cristian Ansaldo da açıklamasında, Barria'nın resmi olarak kimliğinin doğrulanması için DNA testi yapılacağını ifade etti. Ansaldo, Barria'nın kalıntılarının bulunduğu köpekbalığının uzunluğunun 1,5 metre civarında olduğunu aktardı.

Diego Barria'nın eşi Virginia Brugger, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, eşinin kalıntılarının bulunduğunu doğrulayarak, "Kalbim de seninle birlikte gitti. Sonsuza dek seni seveceğim" ifadesini kullandı.

Kaynak: Independent Türkçe

Yahudi yerleşimciler hasta taşıyan ambulansa saldırdı

Filistin Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Batı Şeria'nın Cenin kentinde Yahudi yerleşimciler, 12 yaşındaki hasta bir kızı taşıyan ambulansa saldırdı.

Yerleşimcilerin Cenin Devlet Hastanesinden Ramallah'taki H-Clinc Hastanesinin yoğun bakım bölümüne sevk edilen kız çocuğunu taşıyan ambulansa saldırısında, camların kırılması sonucu kızına refakat eden anne hafif şekilde yaralandı. Olay nedeniyle yaklaşık 3 saat gecikmeli olarak Ramallah'a ulaşan ambulanstaki Filistinli kız, burada yoğun bakım ünitesinde tedavi altına alındı.

Sağlık Bakanı kınadı

Filistin Sağlık Bakanı Mey Keyle, ambulans yapılan saldırıyı kınarken, tüm uluslararası kurumlardan, Filistinlilerin ve sağlık çalışanlarının korunması için acilen harekete geçmesini istedi.

İnsani görevlerini yerine getiren vatandaşlara, ambulanslara ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddet uygulamalarının durdurulması için ciddi ve acil adımlar atılması gerektiğini vurgulayan Sağlık Bakanı, İsrail güçlerinin ve yerleşimcilerin her gün bu tür saldırılar gerçekleştirdiğini kaydetti.

Nablus'ta araca saldırı

Filistin resmi ajansı WAFA'da yer alan haberde ise Yahudi yerleşimcilerin Batı Şeria'daki Nablus'ta bir Filistinlinin aracına taş ve şişelerle düzenlediği saldırıda, 2 kişinin yaralandığı belirtildi.

Yerleşimcilerin ayrıca bölgedeki zeytinliklere de saldırdığı aktarılan haberde, buradaki yaklaşık 50 zeytin ağacının zarar gördüğü kaydedildi.

Rusya'ya İHA'larla saldırılar düzenlendi

Rusya Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, Ukrayna'nın gece İHA'ları kullanarak Krasnodar bölgesi ve Adige Cumhuriyeti'nde sivil altyapıya yönelik saldırı girişiminde bulunduğu belirtildi.

Rusya Silahlı Kuvvetlerine ait elektronik harp birliklerince saldırının bastırıldığı aktarılan açıklamada, "Her iki İHA da kontrolünü kaybetti ve uçuş rotasından saptı. Bir İHA tarlaya düştü, rotasından sapan diğer İHA da saldırıya yöneldiği sivil altyapıya zarar veremedi." bilgisi paylaşıldı.

Moskova yakınlarında da bir İHA düştü

Moskova Bölgesi Valisi Andrey Vorobyev, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Kolomna şehri civarında bir İHA'nın düştüğünü belirterek, "Bu, Gubastovo köyü yakınlarında oldu. Hedef, muhtemelen sivil bir altyapıydı, o hasar görmedi. Herhangi bir zayiat ve yıkım yok." ifadesini kullandı.

Rusya Federal Güvenlik Servisinin (FSB) ve diğer yetkili organların durumla ilgilendiğini belirten Vorobyev, şehrin sakinlerinin güvenliğini etkileyen bir durum olmadığını kaydetti.

Belgorod Belediye Başkanı Valentin Demidov da gece bir İHA’nın şehirde bir apartmana çarptığını ve bina sakinlerinin güvenli yere alındığını bildirdi.

AB, Tunus'taki gelişmelerden endişeli

AB Komisyonu sözcülerinin basın toplantısında, Tunus ile ilgili soruyu yanıtlayan Dış İlişkiler Sözcüsü Nabila Massrali, "Tunus, zor bir durumdan geçerken meydana gelen olayları büyük endişeyle takip ediyoruz." dedi.

AB'nin Tunus ile derin ve yakın bir stratejik işbirliği bulunduğunu aktaran Massrali, "AB, Tunuslu makamların ülkenin karşı kaşıya bulunduğu zorluklara doğru karşılıklar vereceğini ümit etmektedir. Siyasi ve sosyal paydaşlar kapsayıcı şekilde birlikte çalışmalıdır." diye konuştu.

Massrali, AB'nin Tunus'taki yapısal değişikliklere yönelik çabaları desteklemeye hazır olduğunu belirterek, Tunus ile ilgili gelişmelerin 20 Mart'ta düzenlenecek AB Dışişleri Bakanları Toplantısı'nda ele alınacağını bildirdi.

Tunus'taki olaylar

Tunus'ta 11 Şubat'tan bu yana siyasiler, gazeteciler, aktivistler, hakimler ve iş insanlarını kapsayan gözaltı operasyonları düzenleniyor.

"Gözaltı dalgası", devlet güvenliğine karşı komplo kurmak suçlamasıyla Nahda Hareketi'nin eski yöneticilerinden Abdulhamid el-Celasi, İş ve Özgürlükler için Demokratik Blok Partisi yöneticilerinden Hiyam et-Turki ve iş insanı Kemal Latif'in gözaltına alınmasıyla başladı.

Nahda Hareketi, 14 Şubat'ta Nahda Genel Başkan Yardımcısı ve eski milletvekili Nureddin el-Bahiri ile Mozaik FM Genel Yayın Yönetmeni Nureddin Butar'ın gözaltına alındığını duyurdu. Gözaltı sürelerinin tamamlanmasının ardından Bahiri ve Butar’ın tutuklu yargılanmalarına karar verildi.

Nahda Hareketi lideri Raşid el-Gannuşi'nin 16 Şubat’ta gözaltına alınan eski Ofis Müdürü Fethi Kemmun’un ise 24 Şubat’ta "kara para aklama" suçlamasıyla tutuklu yargılanmasına karar verildiği duyuruldu.

22 Şubat'ta Cumhuriyet Partisi Genel Sekreteri İsam eş-Şabi, 24 Şubat’ta Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin üyelerinden Anayasa Profesörü Cevher bin Mübarek ile siyasi aktivist Şeyma İssa ve 25 Şubat’ta eski Demokratik Akım Partisi Genel Sekreteri Gazi eş-Şevaşi gözaltına alındı.

Cumhuriyet Partisi, 25 Şubat’ta yaptığı açıklamada, Şabi, Bin Mübarek, İssa, Şevaşi ve avukat Rıza Bilhac’ın tutuklandığını bildirdi.

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, ülkede bazı siyasilere yönelik gözaltıların "devletin güvenliğine karşı komplo kurma" ve ekonomik krizi körüklemeye yönelik adımlardan ötürü gerçekleştirildiğini söylemişti.

Tunus'ta siyasi ve ekonomik kriz

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, 25 Temmuz 2021'de ilan ettiği olağanüstü kararlarla parlamentonun çalışmalarını dondurmuş, iki ay sonra da yeni kararnamelerle yetkilerini genişleterek yürütme organını kendine bağlamıştı.

Said'in açıkladığı "siyasi krizden çıkış yol haritası" kapsamında ülkede 25 Temmuz 2022'de anayasa referandumu ardından da genel seçimler yapıldı.

Genel seçimlerin iki turunda da katılımın yüzde 11'de kalması, muhalefetin Cumhurbaşkanı Said'in meşruiyetini tartışmaya açmasına neden oldu.

Cumhurbaşkanı'nın kararlarının ardından yıllardır devam eden ekonomik krizin daha da derinleştiği Tunus'ta bazı kesimler, Said'in adımlarını "darbe" olarak nitelendiriyor ve ülkenin demokrasiden uzaklaştığını savunuyor.

Fransız Ulusal Meclisinde alkol yasağı tartışması: Sebep sarhoş milletvekilleri

Fransız basınında yer alan haberlere göre, son dönemde tartışmalı emeklilik reformunun görüşüldüğü Ulusal Mecliste, bazı milletvekillerinin uzun görüşmelerin molalarında meclis restoranında alkol aldıktan sonra kendilerinden geçtiği görüldü.

Alkollü bazı milletvekillerinin meclis binasında kustuğu, sızdığı ve genel kurul görüşmelerinde taşkınlığa varan davranışlar sergilediği belirtildi.

Ulusal Birlik (RN) Partisi Milletvekili Sebastien Chenu, başta olmak üzere bazı milletvekilleri mecliste belirli saatlerden sonra alkol tüketimine sınır konulmasını teklif ederken, Meclis Başkanı Yal Braun-Pivet, parti grubu başkanlarından, meclise gelirken kendilerine çekidüzen vermeleri konusunda milletvekillerine uyarıda bulunmalarını istedi.

Braun-Pivet ayrıca genel kurul görüşmeleri sırasında alkolün yasaklanması konusunun bir oturumda hususi olarak tartışılmasını önerdi.

Eski bakan teyit etti

Eski Ulaştırma Bakanı Jean-Baptiste Djebbari de BFMTV kanalında katıldığı programda, Ulusal Mecliste bu tür vakaların yeni olmadığını söyledi.

Djebbari, "Alkolü fazla kaçıranlar farkedilirse genel kurulda görevlilerce dışarı çıkarılır ya da içeri girmeleri engellenir. (Alkollü) Bazılarının çıkarıldığını gördüm." ifadesini kullandı.

- "Bu milletvekilleri bizi gerçekten umursamıyor"

Meclis görüşmelerine bazı milletvekillerin sarhoş katılması sosyal medyada da tepkiyle karşılandı.

Konuya ilişkin Twitter'dan yapılan paylaşımların altına bir kullanıcı, "Bu milletvekilleri bizi gerçekten umursamıyor. Hiçbir işe yaramıyorlar. Bunun kanıtı; hükümetin çoğunluğa bile sahip olmadan istediği yasaları (meclisten) geçirmesidir." yorumunu yaptı.

Bir kullanıcının da "oylamalar sırasında anlamsız kararların alınmasını şimdi anlamış olduk" ifadesini kullanması dikkati çekti.

İmran Han hakkında karar

Ulusal basındaki haberlere göre, Pakistan Adalet Hareketi (PTI) lideri Han, yabancı kaynaklardan yasaklanmış fon alınması, başbakanlığı döneminde yabancı devlet adamlarından alınan hediyelerin satılması, terör ve cinayete teşebbüsle ilgili yargılandığı davaların duruşmalarına katılmak için Lahor'daki evinden başkent İslamabad'a geldi.

Terörle Mücadele Mahkemesi, geçen sene Seçim Komisyonu önünde yaşanan şiddeti kışkırttığı gerekçesiyle hakkında terör davası açılan Han'a 9 Mart'a kadar gözaltına alınmasını engelleyecek şekilde geçici kefalet verdi.

Bankacılık Mahkemesi de yabancı kaynaklardan yasaklanmış fon alındığına ilişkin yargılandığı davada PTI liderine "geçici kefalet" verilmesine hükmetti.

Han, 2 duruşmaya katılmadı

Öte yandan, İmran Han, başbakanlığı döneminde yabancı devlet adamlarından alınan hediyelerin satılması ve cinayete teşebbüsle ilgili yargılandığı davaların duruşmalarına katılmadı.

Han'ın avukatı Ali Buhari, mahkemede yaptığı açıklamada, PTI liderinin bugün 2 mahkemeye katıldığını ve zaman olmadığı gerekçesiyle iki duruşmaya katılamayacağını söyledi.

İslamabad Yüksek Mahkemesi, Han'ın başbakanlığı döneminde yabancı devlet adamlarından alınan hediyelerin satılması ve cinayete teşebbüsle ilgili yargılandığı davaların duruşmalarını 9 Mart'a erteleyerek, eski Başbakan Han'a "geçici kefalet" verilmesini kararlaştırdı.

Geçici kefalet kararıyla Han'ın bir sonraki duruşmaya kadar gözaltına alınması engelleniyor.

Pakistan Müslüman Ligi-Navaz (PML-N) siyasetçilerinden Muhsin Şahnavaz Ranja, geçen sene Seçim Komisyonu önünde yaşanan arbedede PTI destekçileri tarafından saldırıya uğradığı gerekçesiyle İmran Han hakkında cinayete teşebbüsten dava açmıştı.

Federal Soruşturma Bürosu, Han'ı Ekim 2022'de anayasaya ve seçim kurallarına aykırı olarak yabancı kaynaklardan yasaklanmış fon aldığı gerekçesiyle dava etmişti.

Pakistan yasalarına göre başbakanlar, bakanlar, bürokratlar ve üst düzey devlet yetkilileri, yabancı devlet adamlarından aldıkları hediyeleri "Toshakhana" adı verilen departmana bildirmekle yükümlü. PTI hükümeti döneminde İmran Han’a sunulan hediyelerin bildirilmediği belirtiliyor.

Koalisyon hükümeti tarafından İmran Han’a karşı Seçim Komisyonuna ağustosta yapılan başvuruda, Han’ın 52 hediye aldığı, bunların birçoğunu sattığı öne sürülmüştü. Söz konusu hediyelerin Ağustos 2018 ila Aralık 2021 tarihleri arasında alındığı, piyasa değerinin yaklaşık 640 bin dolar olduğu kaydediliyor.

İmran Han hükümeti nisanda düşmüştü

Pakistan'da parlamentoda 10 Nisan 2022'de yapılan güven oylamasında 174 "hayır" oyuyla İmran Han hükümeti düşmüştü.

Ülkede 3 dönem başbakanlık yapan Navaz Şerif'in kardeşi Şahbaz Şerif, 11 Nisan'da Mecliste düzenlenen seçimde 174 oyla salt çoğunluğun desteğini alarak başbakan seçilmişti.

Polonya, Rusya'dan petrol ithalatını durduracak

Polonya'nın PAP haber ajansına göre, Varşova yönetimi, Rusya'nın Ukrayna'yı işgal etmesi nedeniyle ithalata son vermeyi öncelik haline getirdi.

Hükümet toplantısının ardından PAP'a konuşan Morawiecki, 2016'dan bu yana Rusya'dan petrol ithalatının azaltıldığını ve yılbaşında yüzde 10'a düşürüldüğünü belirtti.

Rusya'nın Ukrayna'ya açtığı savaş nedeniyle "Rusya'nın karbon yakıtlarına yönelik topyekun ambargonun ana başlatıcısının Polonya olduğunu" dile getiren Morawiecki, "Rusya'dan petrol ithalatımız şubat veya martta sıfıra inecek." ifadesini kullandı.

Polonya'nın en büyük petrol ve gaz şirketi PKN Orlen, 25 Şubat'ta Rusya'nın Druzhba boru hattından Polonya'ya petrol sevkiyatını askıya aldığını duyurmuştu.

PKN Orlen'e göre, Rus enerji şirketi Rosneft ile olan sözleşmenin sona erdiği şubatın başından bu yana Rus petrolü ithalatı, ülke ihtiyacının yalnızca yüzde 10'u düzeyinde bulunuyor.

PKN Orlen'in petrol ithalatının yüzde 90'ı Rusya dışındaki kaynaklardan karşılanıyor.

Avusturya istihbaratı WhatsApp ve Telegram'ı denetlemek istiyor

Avusturya Devlet Güvenlik ve İstihbarat Birimi (DSN) Başkanı Omar Haijawi-Pirchner, Der Standard gazetesine yaptığı açıklamada, kişilerin haberleşmek için telefon açmak yerine çoğunlukla haberleşme uygulamalarını kullandığını, güvenlik açısından bu uygulamaların denetlenebilmesi gerektiğini savundu.

Haijawi-Pirchner, suç örgütleri ile tehlikeli unsurların, bu uygulamalar üzerinden iletişim kurduğunu, istihbarat birimi olarak bu uygulamaları denetleyebilecek teknik imkana sahip olmadıklarını söyledi.

Bu uygulamaların sahip olduğu teknolojilere benzer bir sistemin, denetim amacıyla istihbarat biriminin bünyesinde bulunması gerektiğini ifade eden Haijawi-Pirchner, denetimsiz uygulamaları kullanan çeşitli aşırıcı grupların saldırı ihtimalinin çok yüksek olduğunu ileri sürdü.

St. Petersburg'daki havalimanı "uçan belirsiz nesne" gerekçesiyle kapatıldı

Rus haber ajansı RİA'da yer alan habere göre, Pulkovo Uluslararası Havalimanı saat 13.20'ye kadar kapatıldı.

Uçakların kalkış ve inişleri durdurulurken buna bölgede "uçan belirsiz bir nesnenin" neden olduğu belirtildi.

Şehir yetkilileri tarafından konuya ilişkin yapılan açıklamada, "Pulkova Havalimanı'nda geçici olarak uçak kabul edilmeyecek ve uçuş gerçekleştirilmeyecek" denildi.

Öte yandan, uçuş takip sitelerinin verilerine göre, St. Petersburg'a gitmek üzere havalanan birçok uçak ise rotasını değiştirmek ya da geri dönmek zorunda kaldı.

Uçuş takip sitelerinden yayınlanan son verilerde ise, St. Petersburg'taki uçuşların normale döndüğü görüldü. 

Rusya: ABD, Ukrayna'da zehirli kimyasal maddelerle kışkırtıcı eylemler planlıyor

Kirillov, başkent Moskova'da düzenlediği basın toplantısında, ABD'nin Ukrayna'daki eylemleri konusunda açıklamalarda bulundu.

Etkili bir Amerikan sivil toplum kuruluşunun 22 Şubat'ta Ukrayna'daki olaylarla ilgili konferans düzenlediğini anımsatan Kirillov, ABD'nin eski Moskova Büyükelçisi John Sullivan'ın bu konferansta konuşma yaptığına dikkati çekti.

Kirillov, "Sullivan, burada Rus güçlerinin özel askeri operasyon bölgesinde kimyasal silah kullanmayı planladığı yönünde açıklama yaptı. Bu bilgileri, ABD'nin ve suç ortaklarının zehirli kimyasal maddelerin kullanımıyla Ukrayna'da bir provokasyon gerçekleştirme niyeti olarak değerlendiriyoruz." dedi.

Bunun için hazırlıkların yapıldığını savunan Kirillov, şu ifadeleri kullandı:

"10 Şubat'ta yabancı uyruklu vatandaşların eşlik ettiği bir tren vagonundaki kimyasal maddeler Kramatorsk kentine ulaştırıldı. Bu vagon, Kramatorsk'taki 'Kuybışev' metalurji fabrikasına getirildi. Kimyasal maddeler, Ukrayna Güvenlik Servisi personeli ve Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin komuta temsilcilerinin kontrolünde vagondan indirildi. Vagonda, 16 mühürlü metal kutu vardı. Bunların yarısında kimyasal tehlike işareti, BZ yazısı ve iki çizgili kırmızı işaret bulunuyordu."

BZ kimyasal maddesinin, insanlarda yönelim ve hafıza bozukluğu ile halüsinasyonlara yol açtığını söyleyen Kirillov, söz konusu maddenin kullanımının Kimyasal Silahlar Sözleşmesi gereği yasaklı olduğuna dikkati çekti.

Lübnan'da sığınmacı kampında çıkan yangında anne ve çocuğu öldü

AA muhabirine konuşan görgü tanıklarının verdiği bilgiye göre, Lübnan'ın doğusunda Suriye sınırında yer alan Arsal bölgesindeki sığınmacı kampında henüz belirlenemeyen bir nedenle yangın çıktı.

Alevlerin hızla yayılması sonucu 5 çadır tamamen yandı.

Arsal beldesinden gelen itfaiye ekibinin çalışmalarıyla yangın söndürüldü.

Yangında yaralanan sığınmacı bir anne ile 3 yaşındaki çocuğu ise hastanede hayatını kaybetti.

Birleşmiş Milletler verilerine göre Lübnan'da kayıtlı 850 bin Suriyeli mülteci bulunuyor. Lübnan hükümeti ise bu sayının 1,5 milyon civarında olduğunu belirtiyor.

Elon Musk, yapay zeka teknolojisinde ChatGPT'ye rakip olmak için ekip kuruyor

Yahoo News'in konuyla bağlantılı kaynaklardan edindiği bilgilere göre, Musk, ChatGPT ile rekabet edebilecek bir ekip kurmak için Alphabet'in DeepMind yapay zeka biriminden yakın zamanda ayrılan araştırmacı Igor Babuschkin'i işe alıyor.

Musk ve Babuschkin'in yapay zeka araştırmalarını sürdürmek için bir ekip kurmayı tartıştıkları, ancak projenin henüz erken aşamalarda olduğu ve belirli ürünler geliştirmek için somut bir planın şimdilik ortaya koyulmadığı belirtildi.

Babushkin'in, Musk'ın yeni girişimine resmi olarak henüz imza atmadığı aktarıldı.

OpenAI tarafından geliştirilen ve komut üzerine metin, şiir ve hatta bilgisayar kodu yazabilen metin tabanlı bir sohbet robotu olan ChatGPT'nin kurucuları arasında yer alan Musk, 2018 yılında yönetim kurulundan ayrılmıştı.

Musk 3 Aralık 2022'de, Twitter'dan yaptığı paylaşımda, "ChatGPT korkutucu derecede iyi. Tehlikeli sayılabilecek güçteki yapay zekadan uzak değiliz." ifadelerine yer vermişti.

İran'dan hava savunma tatbikatı

İran devlet televizyonunun haberine göre, "Velayet Seması Savunucuları 1401" adı verilen tatbikat, Ordu ve Devrim Muhafızları Ordusu'ndan hava savunma birimlerinin katılımıyla başladı.

Tatbikata ilişkin bilgi veren Tuğgeneral Kadir Rahimzade, "Özel amaçlı müşterek hava savunma tatbikatının harekat aşaması, ülkenin kuzeybatısı, batısı ve merkezindeki hava sahasında yürütülecek. Tatbikatın son aşaması, ülke hava sahasının yaklaşık üçte ikisi, yani 1 milyon kilometrekareden fazla bir alanda gerçekleştirilecek." dedi.

Rahimzade, tatbikatta savaş uçakları, insansız hava araçları, radarlar, elektronik savaş ekipmanları ve iletişim sistemlerinin kullanılacağını ve 100'den fazla uçakla ülkenin nükleer, askeri ve ekonomik merkezlerine yönelik muhtemel bir saldırıya karşı hava savunma sistemlerinin performansının test edileceğini belirtti.

Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde Rubaya şehri isyancıların kontrolüne geçti

Ulusal basındaki haberlere göre, stratejik öneme sahip maden şehri Rubaya 2 gün süren çatışmaların ardından isyancı 23 Mart Hareketi (M23) grubunun eline geçti.

KDC’nın doğusunda birçok yerleşim yerinin kontrolünü ele geçiren M23 üyelerinin Rubaya şehrine girmesinin ardından güvenlik güçleri bölgeyi terk etmek zorunda kaldı.

Ülkenin doğusunda ilerleyişini sürdüren M23 üyeleri 25 Şubat’ta yine stratejik öneme sahip Mushaki şehrini ele geçirmişti.

Son günlerde saldırılarını artıran M23 üyeleri, bölgede birçok köy ve kasabanın kontrolünü elinde tutuyor.

KDC'nin doğusunda faaliyet gösteren isyancı M23'ün Kasım 2021'de tekrar başlayan saldırıları, bölgede yaşayan binlerce sivilin yerinden edilmesine ve Ruanda ile KDC arasında krize neden olmuştu.

KDC, Ruanda'yı altın, koltan ve kobalt gibi mineraller açısından zengin olan topraklarını kendi çıkarları için işgal etmeye çalışmakla ve M23 isyancılarını desteklemekle suçlarken Ruanda ise iddiaları reddediyor.

Yahudi yerleşimciler İsrail güçlerini taşladı

İsrail ordusunun Twitter hesabından yapılan açıklamaya göre, bir grup Yahudi yerleşimci, Nablus'un batısındaki El-Gaz kavşağında İsrail askerlerini taşladı.

Açıklamada, bir yerleşimcinin ise olay yerindeki bir İsrail subayını araçla ezmeye çalıştığı, askerlerin aracın tekerleklerine ateş açtığı ancak yerleşimcinin kaçmayı başardığı bilgisi verildi.

Bir diğer yerleşimci grup, Batı Şeria'daki Rimonim yerleşim birimi yakınlarında bir Filistinliye ait aracı taşladıkları sırada, buna engel olmaya çalışan bir komutanın üzerine yürüdü ve sözlü hakarette bulundu. İsrail güçleri, olaya karışan iki yerleşimciyi gözaltına aldı.

İsrail güçleri ve Yahudi yerleşimciler Nablus'ta Filistinlilere saldırdı

Şiddet eylemlerinin ve özellikle İsrail güçlerine yönelik olanların kınandığı açıklamada, İsrail ordusunun, Yahudiye ve Samiriye'de (Yahudilerce Batı Şeria için kullanılan isim) güvenliği, düzeni ve kanunu korumak için çalışmaya devam edeceği vurgulandı.

Öte yandan, İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, yerleşimcilerin İsrail güçlerine saldırılarını değerlendirdi.

Gallant, "Yahudi isyancıların İsrail askerlerine saldırmasının yanlış ve çok tehlikeli olduğunu ve kanuna aykırı hareket edenlere müsamaha gösterilmeyeceğini" ifade etti.

Batı Şeria'da gerilim tırmanıyor

Batı Şeria'nın kuzeyindeki Huvvara beldesinde pazar günü iki Yahudi yerleşimci silahlı saldırıda öldürülmüştü.

Akşam saatlerinde ise yüzlerce Yahudi yerleşimci, İsrail ordusunun gözetiminde Huvvara beldesine gelerek Filistinlilere karşı toplu intikam saldırıları düzenlemişti.

Yerleşimciler, beldede gece boyu onlarca evi ve arabayı kundaklamış, Filistinlilere saldırmış, evlerini taşlamıştı.

Huvvara yakınlarındaki Zatara köyünde Yahudi yerleşimcilerin saldırısı sonucu 5 çocuk babası bir Filistinli hayatını kaybetmiş, olaylarda birçok Filistinli ise yaralanmıştı.

Dün de Batı Şeria'nın Eriha kenti yakınlarında düzenlenen silahlı saldırıda bir Yahudi yerleşimci öldürülmüştü.

ABD Başkanı Biden: Siyahilerin tarihi önemlidir

Biden, Beyaz Saray’da, şubat ayı boyunca kutlanan “Siyahi Tarih Ayı” nedeniyle düzenlenen resepsiyona ev sahipliği yaptı.

Çoğu siyahi Kongre üyeleri ve siyahi toplum temsilcilerinden oluşan davetli grubuna seslenen Biden, “Tarih önemlidir, siyahilerin tarihi önemlidir. Amerikalıların, tarih konusunda sadece bilmek istediklerini değil, iyi, kötü, doğru, nasıl bir millet olduğumuzu öğrenmeye ihtiyacı vardır.” şeklinde konuştu.

Biden, siyahi topluma yönelik her tür ırkçılığa ve eşitsizliğe karşı olduklarını, siyahilerin oy hakkını savunduklarını kaydederek “Bu ulusun ruhunda dipdiri yaşadığı için gömülemeyecek, tüm Amerikan tarihini zenginleştiren siyahi kültürünün ve tarihinin canlılığını görüyoruz, biz buyuz.” ifadelerini kullandı.

İlk kez 1926'da bir hafta olarak gündeme gelen ve 1970'te resmen kabul edilen “Siyahi Tarih Ayı” her yıl şubat ayında kutlanıyor. Siyahi Tarih Ayı, Afrika’dan köle olarak getirilen ülkedeki Afro-Amerikalıların tarihini ve ABD’ye katkılarına dikkat çekip siyahi toplumu onurlandırmayı amaçlıyor.

2021 nüfus sayımına göre, ABD’de kendini “siyahi” olarak tanımlayan 50 milyon kişi yaşıyor ve bu ABD nüfusunun yaklaşık yüzde 15’ine tekabül ediyor.

Peskov'dan "START" mesajı: Washington görüşümüzü dinleyene kadar yokuz

Rus gazetelerinden İzvestiya'ya konuşan Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov, Stratejik Silahların Azaltılması Antlaşmasına ilişkin pozisyonlarını hatırlattı, "ABD bizim görüşümüzü dinleyene kadar START antlaşmasında kalmayacağız " dedi.

Peskov, Ukrayna'yı silahlandıran NATO'nun artık kendilerine muhalif gibi değil, bir düşman olarak hareket ettiğini söyledi.

Rus sözcü, Çin'in Ukrayna'ya ilişkin barış planı hakkında da "Çin'in ne dediği duyulmalı ancak nüanslar önemli." ifadesini kullandı.

Rusya Devlet Başkanı Putin geçen hafta, ülkesinin START Antlaşmasını askıya alacağını duyurmuştu. 

Antarktika'da deniz buzu rekor düşük seviyede

Colorado Üniversitesi'nin Ulusal Kar ve Buz Veri Merkezi (NSIDC), 21 Şubat'ta yapılan ölçümde, Antarktika'daki deniz buzunun 1,79 milyon kilometrekareye düştüğünü duyurdu.

Söz konusu seviyenin, 45 yıldır kayda geçen uydu görüntülerine göre en düşük seviye olduğu bilgisi verildi.

Daha önceki rekor düşük seviye, yeni yapılan ölçümün 136 bin kilometrekare üstündeydi.

NSIDC'den bilim insanları, sezon sonunda daha fazla erimenin mümkün olması nedeniyle verilen son rakamın ön bilgi olduğunu vurguladı.

Meksika'da zincirleme kaza: 2 ölü, 60 yaralı

Meksika basınında çıkan habere göre, Meksiko eyaletindeki Lerna-Xonacatlan otoyolunda zincirleme kaza meydana geldi.

Yetkililer, 2 otobüs ile 8 aracın karıştığı kazada, 2 kişinin yaşamını yitirdiğini, 60 kişinin de yaralandığını bildirdi.

Yaralılar çevredeki hastanelerde tedavi altına alınırken, araçlarda sıkışanlar itfaiye ekiplerinin çalışmasıyla kurtarıldı.

Kaza nedeniyle otoyol uzun süre trafiğe kapalı kaldı.

ABD'de federal kurumlara TikTok yasağı için mühlet

Konuya ilişkin kılavuz bildiride, ABD'ye ait verilerin güvende tutulması için tüm federal kurumlara ait telefon ve sistemlerden TikTok'un kaldırılması; internet trafiğinin söz konusu uygulamaya ulaşmasının engellenmesi talimatı verildi.

Bunun için kurumlara 30 günlük süre tanındı.

TikTok yasağı, geçen yılın sonunda Kongre tarafından kabul edilmişti. Benzer adımlar Kanada, Avrupa Birliği ve Tayvan tarafından da atılmıştı.

Öte yandan ABD eyaletlerinin yarısından fazlasında TikTok kullanımına yasak getirilmişti.

ByteDance şirketine ait TikTok, endişelerin yanlış bilgilendirmeden kaynaklandığını belirterek casusluk iddialarını reddediyor.

ABD ile Çin arasındaki gerilim, Çin'e ait "casus" balonun ABD tarafından tespit edilmesiyle arttı.

IEA: Uluslararası gaz piyasalarında Çin ve Rusya belirsizliği nedeniyle sıkışıklık sürüyor

Uluslararası Enerji Ajansı'nın (IEA) doğal gaz piyasasındaki 2022 gelişmelerini ve 2023'e ilişkin öngörüleri içeren Gaz Piyasası 2023 - 1. Çeyrek Raporu yayımlandı. Rapora göre, geçen yıl küresel doğal gaz tüketimindeki yüzde 1,6'lık azalışa rağmen, piyasadaki arz sıkışıklığı devam etti.

Enerji krizinin merkezindeki Avrupa'da ise doğal gaz talebi 2022'de yüzde 13 ile tarihteki en hızlı düşüşünü kaydetti. Söz konusu düşüşte, hükümetlerin enerji krizine karşı aldıkları acil önlemler, sanayi üretimindeki daralma, tüketicilerin tüketimlerini kısması ve ılıman hava koşulları etkili oldu.

Kuzey Amerika'nın doğal gaz tüketimi ise yüzde 4,4 yükseliş gösterirken, bu büyüme ABD'nin gaz tüketimindeki artış, Kanada'da gaz santrallerinin ve sanayi tüketiminin yükselmesinden kaynaklandı.

Asya'nın doğal gaz talebi ise Çin'deki COVID-19 kısıtlamaları ve ılıman hava şartlarına bağlı olarak yüzde 2 geriledi. Çin'in doğal gaz talebi 2022'de yüzde 1 azalırken, Japonya LNG ithalatındaki yüzde 3 daralmaya rağmen dünyanın en büyük LNG ithalatçısı unvanını korudu.

Geçen yıl LNG ticareti ise yüksek fiyatların etkisiyle tüm zamanların en yüksek seviyesini gördü ve bir önceki yıla göre ikiye katlanarak 450 milyar dolara ulaştı. Avrupa, Rus gazını LNG ile ikame etmesi nedeniyle, küresel LNG ticaretindeki büyümenin itici gücü oldu. Avrupa'nın gaz ithalatı 2022'de yüzde 63 büyüdü.

Rusya'nın Avrupa Birliği'ne (AB) doğal gaz tedariki 2022'de bir önceki yıla göre yarıdan fazla, yani 78 milyar metreküp azaldı.

Fiyatlar bu yaz sürdürülemez seviyeye ulaşabilir

Avrupa'da doğal gaz fiyatları ve Asya'da LNG fiyatları geçen yıl rekor seviyeye ulaştı. Avrupa'da fiyatların artışına Rusya'dan gaz tedarikinin düşmesi ve bu açığın LNG ithalatıyla kapatılması yol açtı.

IEA'ya göre, doğal gaz fiyatları tarihi seviyeleri görmesinin ardından son aylarda düşüşe geçmesine rağmen, bu durum özellikle Çin'in LNG talebindeki artışla değişebilir.

Dünyanın en büyük doğal gaz ithalatçısı olan Çin'in LNG talebinin COVID-19 kısıtlarının kaldırılmasıyla bu yıl yüzde 10 artması beklenirken, yine de öngörülere ilişkin belirsizlikler bulunuyor.

Fiyatların düşmeye devam etmesi ve genel ekonomik aktivitenin artması durumunda Çin'in LNG gaz talebindeki artışın yüzde 35'i bulabileceği tahmin ediliyor.

Çin'in gaz talebindeki muhtemel artışın uluslararası piyasalarda rekabetin kızışmasına ve bu yaz doğal gaz fiyatlarının sürdürülemez seviyelere ulaşmasına yol açabileceği öngörülüyor. Bu durum özellikle Avrupalı alıcılar için risk oluşturuyor.

"Çin, 2023'ün büyük bilinmezi"

Öte yandan, küresel gaz talebinin bu yıl yatay seyretmesinin beklenmesine rağmen, Rusya'dan gaz akışına yönelik belirsizlikler ve dalgalı fiyatların ekonomik etkileri nedeniyle, gaz piyasalarındaki sıkışıklığın devam edeceği öngörülüyor.

IEA Enerji Piyasaları ve Güvenliği Direktörü Keisuke Sadamori, rapora ilişkin değerlendirmesinde, geçen yılın küresel gaz piyasaları için olağanüstü bir dönem olduğunu belirterek, "Özellikle ılıman kış koşullarının ve talep düşüşünün yaşandığı Avrupa'da fiyatlar şu anda yönetilebilir seviyeye dönüyor. Çin, 2023'ün büyük bilinmezi. Küresel LNG talebinin COVID-19 öncesi seviyesine dönmesi sadece uluslararası piyasalardaki rekabeti kızıştıracak ve kaçınılmaz şekilde fiyatları yükseltecek." ifadelerini kullandı.

Hindistan tapınağı ritüeller için fil yerine robot kullanmaya başladı

Thrissur bölgesindeki Irinjadappilly Sree Krishna Tapınağındaki yetkililerin robot kullanma girişimi, herhangi bir şenlik için canlı hayvanları kullanmayı bırakma taahhüdünün bir parçası.

Robot model, tapınağa People for Ethical Treat of Animals (PETA) ve aktris Parvathy Thiruvothu tarafından bağışlandı.

Amaç ise, şenlikleri "zulümden arınmış bir şekilde" düzenlemeye yardımcı olmak.

Zincirlenmiş, eyerlenmiş ve süslenmiş filler, Kerala'daki tapınak festivallerinde önemli bir rol oynuyor.

Eyalet, ülkedeki yaklaşık 2 bin 500 tutsak filin yaklaşık beşte birine ev sahipliği yapıyor.

Hayvan refahı aktivistleri, uzun yıllardır fillere yapılan muameleyle ilgili endişelerini dile getiriyor.

Hayvan Hakları Araştırma Merkezi geçen hafta eyalet başbakanına memelilerde artan ölüm oranları hakkında bir yazı yazarak, 2018 ile 2023 yılları arasında Kerala'da 138 tutsak filin öldüğünü söyledi.

Tapınak rahibi Rajkumar Namboothiri, Indian Express gazetesine yetkililerin mekanik fili teslim almaktan mutlu olduklarını söyledi.

Namboothiri, "Diğer tapınakların da ritüelleri için filleri robotik fillerle değiştirmeyi düşüneceklerini umuyoruz" dedi.

Avrupa'nın rüzgar enerjisi kapasitesi 255 gigavata ulaştı

Avrupa Rüzgar Enerjisi Birliği WindEurope tarafından açıklanan rapora göre, toplam rüzgar enerjisi kurulu kapasitesinin 30 gigavatını deniz üstü (offshore) rüzgar santralleri, 225 gigavatını ise karasal rüzgar enerjisi santralleri oluşturdu.

Geçen yıl gerçekleştirilen 19,1 gigavatlık ilave kurulumun yüzde 87'sini (16,7 gigavat) karasal rüzgar santralleri oluştururken, bu santrallerin yüzde 92'si Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde kuruldu.

Rapora göre, Avrupa'daki rüzgar santralleri geçen yıl 487 teravatsaat elektrik üretti. AB ve Birleşik Krallık'ta üretilen toplam elektriğin yüzde 17'si ise rüzgar santrallerinden karşılandı.

Avrupa genelinde karasal rüzgar enerjisi santrallerinin kapasite faktörü 2022'de yüzde 40'a ulaşırken, bu oran deniz üstü rüzgar santralleri için yüzde 50 olarak gerçekleşti.

Açıklamada görüşlerine yer verilen WindEurope Üst Yöneticisi (CEO) Giles Dickson geçen yıl Avrupa genelinde 19,1 gigavatlık yeni rüzgar santralinin elektrik sistemine bağlandığını belirterek, "Özellikle son yıllarda rüzgar endüstrisinin yaşadığı zorluklar dikkate alınırsa ilave edilen kurulu güç kapasitesi bir çok açıdan iyi bir haber. Fakat Avrupa'nın 2030 iklim hedefleri dikkate alındığında daha fazla yatırım gerçekleştirmek zorundayız." ifadelerini kullandı.

ABD'den Çin'e çağrı: Pekin COVID-19’un kökeni hakkında daha dürüst olmalı

Burns’un açıklaması, ABD basınının aktardığına göre bir federal kurumun pandeminin muhtemelen Vuhan’daki virüs laboratuvarından kaynaklandığı sonucuna varmasından bir gün sonra geldi.

Çin ise bu iddialara “COVID-19 politize edilmemeli” diye yanıt verdi.

Washington ve Pekin arasında son yıllarda artan gerilim, ABD’nin Çin’e ait bir balonu vurmasının ardından zirveye ulaştı.

Pazartesi günü ABD Ticaret Odası’nın bir etkinliğinde konuşan Burns, “Çin üç yıl önce Wuhan’da neler yaşandığı ve COVID-19 krizinin kökenleri hakkında daha dürüst olmalı” ifadelerini kullandı.

ABD'den gelen laboratuvar iddiası

ABD basınında pazar günü çıkan haberlerde, ABD Enerji Bakanlığı’nın gizli bir istihbarat raporunda “düşük bir güven oranıyla” virüsün laboratuvardan yanlışlıkla sızdığı sonucuna vardığı yer almıştı.

Enerji Bakanlığı daha önceki açıklamalarında virüsün kökenine dair bir çıkarımda bulunamadıklarını söylemişti.

ABD’de çeşitli kurumlar bugüne kadar bu konuda farklı sonuçlara ulaştı.

2021’de Federal Soruşturma Bürosu (FBI) “orta güven oranıyla” virüsün laboratuvar kaynaklı olduğunu belirtmişti.

Bazı araştırmalar ise virüsün Wuhan’daki hayvan pazarında hayvanlardan insanlara sıçradığı sonucuna varmıştı.

Pazartesi akşamı bu konudaki soruları yanıtlayan Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Sözcüsü John Kirby, ABD hükümetinin bu konuda net bir kararı olmadığını söyledi:

Meksika Devlet Başkanı Lopez Obrador, Peru hükümetini "baskıcı" olmakla suçladı

Ulusal Saraydaki günlük basın toplantısında konuşan Lopez Obrador, Peru'nun eski Cumhurbaşkanı Pedro Castillo'nun haksızlığa uğradığını savunarak "Cumhurbaşkanı Castillo'nun görevden alınması, Peru halkının özgürlüğüne saygı gösterilmediğinin ve demokrasinin çiğnendiğinin göstergesidir." ifadesini kullandı.

Peru'nun mevcut Cumhurbaşkanı Boluarte'yi eleştiren Lopez Obrador, "Onu görevden alıp (Castillo) hapse atarak büyük bir adaletsizlik yapılıyor ve ardından devlet başkanı olarak atandığı için (Boluarte) sebep olduğu maskaralıkları kabul etmiyoruz. Otoriter ve baskıcı bir hükümet." değerlendirmesinde bulundu.

Lopez Obrador, Peru'nun doğal kaynaklarının yabancı oligarklar tarafından yağmalandığını ileri sürdü.

İki ülke ilişkileri Castillo'nun görevden alınmasından bu yana gergin bir süreçten geçiyor.

Peru Cumhurbaşkanı Boluarte, Meksika Devlet Başkanı Lopez Obrador'un, ülkesinin iç işlerine müdahale ettiğini ileri sürerek 26 Şubat'ta bu ülkedeki büyükelçisini süresiz geri çektiğini duyurmuştu.

Lopez Obrador, 25 Şubat'taki açıklamasında, Peru'nun eski Cumhurbaşkanı Pedro Castillo'nun Kongre tarafından haksız şekilde görevinden alındığını belirterek "Halk tarafından seçildi diye görevden alınmasını büyük bir haksızlık olarak görüyoruz. Ayrıca bir azınlık olan Peru'daki muhafazakarlar, anayasayı da ihlal etti." demişti.

Castillo'nun görevden alınması

Eski Cumhurbaşkanı Castillo, hükümeti devirmekle suçladığı Kongre tarafından "kalıcı ahlaki yetersizlik" suçlamasıyla 7 Aralık 2022'de görevinden azledilmişti.

Pedro Castillo, Kongreyi feshetme ve ulusal acil durum hükümeti kurma kararının ardından gözaltına alınmıştı.

Daha sonra Cumhurbaşkanı Yardımcısı Dina Boluarte, ülkenin yeni Cumhurbaşkanı olarak yemin etmişti.

İkna Odaları: 28 Şubat'ın utanç uygulaması

Yıl 1999...

28 Şubat’ın soğuk eli hayatın her alanına dokundu.

Hak ve özgürlükler, dayanağı bulunmayan hukuksuz uygulamalarla yok sayıldı. Okumak isteyen başörtülü genç kızların hayalleri üniversite kapılarında asılı kaldı.

İkna Odaları Nur Serter tarafından kuruldu

28 Şubat’ın utanç uygulaması İkna Odaları, dönemin İstanbul Üniversitesi Rektör Yardımcısı Nur Serter’in öncülüğünde kuruldu.

İlk uygulama İstanbul Üniversitesi Avcılar kampüsünde yapıldı.

Üniversiteye kayıt için giden başörtülü öğrenciler “bir görüşme yapmanız gerekiyor” diyerek bazen boş bir odaya bazen boş bir sınıfa çağrıldılar. Taahhüt imzalamaya zorlandılar.

"Odalarda öğretim görevlisi, psikolog ve kameraman bulunuyordu"

Araştırmacı Yazar Gülşen Demirkol Özer, öğrencilerin başlarını açmaları için değişik çabaları olduğunu şöyle aktardı:

“Üniversiteden bir öğretim görevlisi, yanında psikolog ve bir de kameraman. Böyle çok yaşlı görünüyorsun ama başında örtü olmasa daha güzel görünürsün. Zaten o okula bu şekilde giremezsin. Başını açman gerekiyor. Eğer maddi imkanlarında zorlanıyorsan sana biz destek oluruz, burs veririz diyorlar.”

Ailesinin aranmasıyla tehdit edilen de oldu, ‘Kur’anda böyle bir şey yok günah olmaz’ diyerek ikna edilmeye çalışılan da.

Odalara giren birçok kişinin isminin yanında T harfi eklenmiş

Hepsinin ortak özelliği başörtüleri ve isimlerinin yanına eklenen T harfiydi.

Demirkol, T harfiyle ilgili şunları söyledi:

“Bu odalara giren pek çok kişi bunu fark etmiş. İsminin karşısında büyük harfle "T" işareti var. Bu birçok şey olabilir, biz bunu hep söyledik. Türbanlı demiş olabilir, tesettürlü demiş olabilir, tehlikeli demiş olabilir, terörist de olabilir ama T harfiyle bir işaret konmuş.”

"İkna Odaları'nın ana fikri psikolojik olarak, yıldırarak vazgeçirmek"

Susturulamayan protestolar kapalı kapılar ardında engellenmeye çalışıldı.

Demirkol, ikna odalarının ana fikrinin aslında meydanda engellenemeyen başörtüsü talebinin, bireyleri tek başına psikolojik olarak, yıldırarak vazgeçirmek olduğunu belirterek, "O yüzden de buna belki sadece ikna odaları demek doğru değil. Psikolojik bir işkence yöntemi olarak ikna odaları demek gerekir" dedi.

Utanç verici uygulama pek çok yerde uygulandı

Utanç verici uygulama İstanbul Üniversitesi ile sınırlı kalmadı.

Araştırmacı Yazar Demirkol, diğer fakültelerde de buradaki uygulamadan esinlenerek pek çok uygulama yapıldığını aktararak şu ifadeleri kullandı:

"Bu uygulama fikir olarak hem üniversitelerde hem lise kademesinde pek çok yerde belki bazen iş yerlerinde kişileri tek başına bir odaya alarak vazgeçirmeye çalışma çabası anlamında pek çok yerde uygulandı."

Başörtüsünü çıkarmadığı için birçok genç kızın hayalleri yarım kaldı. En temel hakları olan eğitim ellerinden alındı. Kimi okuyabilmek için vatanından ayrıldı.

28 Şubat bin yıl sürmedi ama geriye kırık dökük hikayeler, telafisi imkansız vazgeçişler bıraktı.

Amazon, Amazon Air kargo uçaklarıyla Türkiye’ye ek yardım malzemeleri ulaştırdı

Amazon'dan yapılan açıklamaya göre, Avrupa ve ABD'nin dört bir yanındaki Amazon ekipleri tarafından hazırlanarak paketlenen toplamda 45 tondan fazla çadır, uyku tulumu, ısıtıcı, battaniye gibi temel ihtiyaç ve barınma malzemeleri, sahada çalışan STK’lar aracılığıyla deprem bölgesindeki ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmaya devam ediyor.

Amazon Air kargo uçaklarıyla gelen yardımlar, Amazon'un bölgeye yönelik desteklerinin devamı niteliğini taşıyor.

Şirket depremin ilk günlerinde felaketten etkilenen bölgelere on binlerce yardım malzemesi göndermiş, dört gün içinde İstanbul yakınlarında bir Afet Yardım Merkezi kurmuş ve bölgede çalışan sivil toplum kuruluşlarına toplam 600 bin dolar nakit bağışın taahhüdünde bulunmuştu. Amazon’un müşterilerin sahada yardım çalışmaları yapan kuruluşlara bağışta bulunmalarını kolaylaştırmak amacıyla 16 ülkedeki yerel Amazon web sitesi ve mobil uygulamasında başlattığı bağış kampanyaları da devam ediyor.

AWS, deprem bölgesi için teknik desteklerini sürdürüyor

Amazon Web Services (AWS), Türkiye'de meydana gelen yıkıcı depremin ardından yardım çalışmalarına destek veren yerel kuruluşlara bulut kredisi ve teknik destek sağladı. Teknik uzmanlar, AWS tarafından desteklenen Afetharita.com adlı bir haritalama uygulamasını hayata geçirdi. Uygulama, sosyal medya aracılığıyla gönderilen yardım taleplerini gösteren bir harita oluşturmak için yapay zeka kullanıyor.

AWS, AKUT Arama Kurtarma Derneği'nin Güvendeyim uygulamasını depremden birkaç gün sonra ölçeklendirerek bölgedeki insanların sevdiklerine güvende olduklarını bildirmelerine de yardımcı oldu. Uygulama şu ana kadar 1 milyondan fazla indirildi.

Teknoloji firması Başarsoft da Depremde Yardım İhtiyaçları Haritalandırma Portalı’nı oluşturmak için AWS’nin bulut bilişim kredilerinden yararlandı. Portal, arama çalışmalarının çöken binalar ve enkaz gibi kritik alanlara yönlendirilmesine yardımcı olmak için konum tabanlı sosyal medya paylaşımlarını kullanıyor. Uygulama ayrıca yardıma ihtiyacı olan kişilerin yerlerinin tespit edilmesini kolaylaştırıyor ve herkesin yardım talebinde bulunmasına olanak tanıyor.

Sırp ve Kosovalı liderler görüşmeye devam edecek

Brüksel'de, Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ile bir araya gelen Vucic ve Kosova Başbakanı Albin Kurti, toplantının ardından yerel basına açıklamalarda bulundu.

Toplantının oldukça zor geçtiğini söyleyen Vucic, "Önümüzdeki dönemde daha çok toplantı olacağını düşünüyorum. 18 Mart'ta, Borell'in bölgeye ziyareti sırasında Kuzey Makedonya'da yeniden bir araya gelmeye karar verdik." dedi.

Vucic, Sırp Belediyeler Birliğinin kurulması noktasında ısrarcı olduğunu vurgulayarak, "Sanırım Kurti, şimdi kabul etmek için hazır hissetmedi. Gelecekte kabul eder mi göreceğiz. Çözüme ulaşılabileceğini umuyorum ancak çok önceden imzalanıp yapılması gereken maddelerde takılı kalmaktan endişeliyim." diye konuştu.

Her yolun Sırp Belediyeler Birliğinin kurulmasına çıktığını yineleyen Vucic, "Süreç bazılarının düşündüğü gibi ilerlemiyor. Bu, ciddi, uzun ve zor bir süreç. Kolay olmayacak. Dolayısıyla bazı seyahat ve sorumluklarımı erteleyip hazırlanacağım." değerlendirmesinde bulundu.

"İlişkileri normalleştirmek için doğru yoldayız"

Kosova Başbakanı Kurti de Brüksel’de gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından yaptığı açıklamada, iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesine yönelik AB'nin önerisi olan Fransız-Alman Planı'nın içeriği üzerinde anlaştıklarını söyledi.

Bundan sonra odak noktasının bu planın uygulanması olacağını belirten Kurti, şunları kaydetti:

"(Bugünkü görüşme) AB önerisinin kabul edilebilir ve içeriğinin değişmeyeceğinin teyidiydi. Önümüzdeki süreç ise söz konusu önerinin uygulanması ile ilgili olacak. İlişkileri normalleştirmek için doğru ve tek yönlü bir yoldayız. Taraflar arasında eşitlik getiren bir anlaşmadır. Simetri, iyi komşuluk anlaşmasıdır. Bu metni imzalama yönünde istek ve ilgimi dile getirdim. Bence anlaştığımıza göre bu gece imzalanmamış olması zararlı."

Kurti ayrıca, mart ayında AB arabuluculuğunda üst düzey görüşmelerin yapılmasının planlandığını açıkladı.

Vucic ve Kurti, Kosova ile Sırbistan arasındaki ilişkilerin normalleşmesine yönelik AB'nin önerileri görüşmek üzere Brüksel'de Borell ile ayrı ayrı ve daha sonra üçlü toplantıda bir araya geldi.

Sırbistan, 2008'de tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Kosova'yı kendi toprağı olarak görüyor.

Belirli aralıklarla karşı karşıya gelen Sırbistan ve Kosova, AB arabuluculuğunda 2011'de başlatılan Belgrad-Priştine Diyalog Süreci kapsamında ilişkilerin normalleşmesi ve nihayetinde iki ülkenin birbirini tanıması için ortak bir yol bulmaya çalışıyor.​​​

Zelenskiy uçak istedi

Zelenskiy, halka hitap ettiği görüntülü mesajında, Rus ordusunun saldırılarının sürdüğünü, Rus kuvvetlerinin 27 Şubat sabah saatlerinde Ukrayna'nın çeşitli noktalarına insansız hava araçlarıyla (İHA) saldırılar düzenlediğini kaydetti.

14 İHA'dan 11'inin imha edildiğini, Ukrayna hava savunma kuvvetlerinin, Rus hava, füze ve İHA saldırılarına karşı mümkün olabilecek en etkili şekilde mücadele etmeye devam ettiğini dile getiren Zelenskiy, Ukrayna hava sahasının tamamen kontrol altına alınması için modern savaş uçaklarının şart olduğunu vurguladı.

Gelişmiş savaş uçaklarının alınması durumunda Rusya'nın saldırılarını daha etkili bir şekilde engelleyebileceklerine dikkati çeken Volodimir Zelenskiy, "Bu yüzden modern savaş uçaklarına ihtiyacımız var, böylece devletimizin tüm bölgesini Rus teröründen koruyabiliriz. Ortaklarımızla ilişkiler kapsamında havacılık tabusu kalktığında gökyüzünü tamamen koruyabileceğiz." diye konuştu.

Özelikle Donetsk'te yoğun çatışmaların sürdüğünü belirten Zelenskiy, Bahmut ile diğer şehirleri savunmaya devam eden Ukraynalı askerlere minnettar olduğunu sözlerine ekledi.

Kosova-Sırbistan müzakerelerinde ilerleme kaydedildi

Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksander Vucic ile Kosova Başbakanı Albin Kurti, Brüksel’de Borrell ile ayrı ayrı ve daha sonra üçlü toplantıda bir araya geldi.

Görüşmelerin ardından basına yaptığı açıklamada ilerleme kaydedildiğini belirten Borrell, "Aynı zamanda bugün taraflarca kabul edilenlerin uygulanması için daha fazla çalışmaya ihtiyaç var." dedi.

AB Yüksek Temsilcisi Borrell, "Anlaşmaya varmak önemli. Üzerinde anlaşmaya varılan şeyi uygulamak daha önemli." değerlendirmesinde bulundu.

Borrell, "(Liderlerin anlaşması) Bu önemli ve kayda değer bir gelişme çünkü geçen yazdan beri kriz yönetimi ile ilgileniyoruz, sadece krizlere odaklanıyoruz. Birbiri ardına gelen krizler neticesinde sahadaki gerilimi kontrol etmeye çalışıyoruz. Şimdi ise kriz yönetiminin nasıl yapılacağına geçiyoruz. Normalleşmeye yapısal bir çözüm arıyoruz." diye konuştu.

Liderlerin prensipte anlaştığı planın 27 AB üyesi ülke tarafından kabul edildiğini belirten Borrell, planla ilgili önerinin eylülde sunulduğunu, o dönemden itibaren yoğun bir diplomasi trafiği yürütüldüğünü söyledi.

Borrell, anlaşmanın kişilerin Kosova ve Sırbistan arasında kendi kimliklerini veya araç plakalarını kullanarak serbest hareket etmesini sağlayacağını, aynı zamanda ticari ilişkileri ve yatırımları kolaylaştıracağını ifade etti.

Anlaşmanın Kosova'da yaşayanlar için "daha fazla güvenlik, kesinlik ve öngörülebilirlik" getireceğini belirten Borrell, "Anlaşma, aynı zamanda temel teşkil edebilir ve geçmişin mirasının üstesinden gelmek için çok ihtiyaç duyulan bir güven olacaktır." diye konuştu.

Borrell, her iki tarafın da AB'nin koordinasyonu dışında, sahada gerginliğin yeniden artmasına yol açabilecek herhangi bir eylemden kaçınmayı kabul etmesinin olumlu bir gelişme olduğunu vurguladı.

AB Yüksek Temsilcisi, gelecek ayın ortasında liderlerin tekrar bir araya geleceğini duyurdu.

Sırbistan, 2008'de tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Kosova'yı kendi toprağı olarak görüyor.

Belirli aralıklarla karşı karşıya gelen Sırbistan ve Kosova, AB arabuluculuğunda 2011'de başlatılan Belgrad-Priştine Diyalog Süreci kapsamında ilişkilerin normalleşmesi ve nihayetinde iki ülkenin birbirini tanıması için ortak bir yol bulmaya çalışıyor.​​​

İtalya açıklarında meydana gelen faciada ölü sayısı 63'e yükseldi

İtalyan ANSA ajansının haberine göre, Crotone'a bağlı Steccato di Cutro beldesi sahilinde İtalyan Sahil Güvenlik ekipleri ve itfaiyesinin çalışmaları sonucunda 4 göçmenin cesedi daha denizden çıkarıldı. Böylece faciada hayatını kaybedenlerin sayısı 63’e çıktı.

180 ila 250 göçmen taşıdığı ifade edilen teknedeki 80 kişi kurtarılırken, göçmenlerin büyük kısmının Irak, İran, Afganistan ve Suriye’den geldiği kaydedildi.

İnsan kaçakçısı olduklarından şüphelenilen 4 kişinin gözaltına alındığı ifade edildi.

Diğer taraftan, cenazeler denizden çıkarılarak beldedeki spor salonuna getirilirken, salonun önüne çok sayıda kişinin ölen göçmenler anısına çiçek ve mumlar bıraktığı görüldü.

Crotone Cumhuriyet Savcılığının olayla ilgili soruşturma başlattığı bildirildi.

İçişleri Bakanı Piantedosi'nin faciaya dair sözleri polemik yarattı

İtalya İçişleri Bakanı Matteo Piantedosi'nin, düzensiz göçmenlerin yaşadığı faciaya ilişkin, "Söylenmesi gereken şey, bu kişilerin kalkış noktalarından hareket etmemesi gerektiğidir. Başka alternatif olamaz. Kurtarmak ya da kurtarmamak değil. Çaresizlik, bir kişinin çocuklarının hayatını tehlikeye atan bu seyahate çıkmasını asla haklı göstermez. Ben olsam böyle bir yolculuğa kalkışmazdım. İnsan kaçakçılığı uluslararası bir sorun, üzerine çalışıyoruz." değerlendirmesi tartışma konusu oldu.

Piantedosi’nin sözlerine, muhalefet partilerinden ve denizde göçmenleri kurtaran Avrupa merkezli sivil toplum kuruluşlarına (STK) kadar pek çok kesimden tepki ve eleştiri geldi.

STK’lerden Open Arms'ın Twitter hesabından “Bakana katılmıyoruz. En önemli şey insan hayatını kurtarmaktır.” paylaşımı yapıldı.

Muhalefetteki 5 Yıldız Hareketi (M5S), Piantedosi’nin sözlerini “insanlık dışı” bulurken, bir diğer muhalefet partisi Eylem’in (Az) lideri Carlo Calenda da bu sözleri "dayanılmaz" olarak nitelendirdi.

Sosyal medyada da pek çok kullanıcı, Piantedosi’yi istifaya davet etti.

Dünya Sağlık Örgütünden Yemen'deki sağlık altyapısı için yardım çağrısı

DSÖ'nün Yemen Temsilcisi Edhem Abdulmunim, yaptığı yazılı açıklamada, "Yemen, sağlık sisteminin potansiyel çöküşünü önlemek için uluslararası bağışçılardan ve diğer ortaklardan acil ve güçlü desteğe ihtiyaç duyuyor." ifadelerine yer verdi.

Yemen sağlık sisteminin 12,9 milyon kişiye en temel hizmetleri sunmaya devam edebilmesini sağlamak için 392 milyon dolarlık yeni bir finansmana ihtiyaç duyduğunu belirten Abdulmunim, DSÖ liderliğinde sağlık için yapılan taahhüt fonlarının şu ana kadar yalnızca yüzde 3,5'inin temin edildiğini kaydetti.

Söz konusu desteğin sağlanmaması durumunda Yemen'de acil sağlık müdahalelerini sürdüremeyeceklerini vurgulayan Abdulmunim, "Bu nedenle bağışçıları Yemen halkına hayat kurtaran temel sağlık hizmetlerini sağlama çabalarımızı desteklemeye devam etmeye çağırıyoruz." ifadelerini kullandı.

Yemen'deki iç savaş ve insani kriz

Yemen'deki İran destekli Husiler, Eylül 2014'ten bu yana başkent Sana ve bazı bölgelerin denetimini elinde bulunduruyor.

Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçleri ise Mart 2015'ten itibaren Husilere karşı Yemen hükümetine destek veriyor.

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği raporlarına göre, iç savaştan dolayı Yemen halkının yüzde 73'ü (yaklaşık 23,4 milyon) insani yardıma muhtaç hale geldi ve 4,3 milyon kişi yerinden edildi.

Ülkede 13 binden fazlası sivil olmak üzere 377 bin kişi çatışmalardan ötürü hayatını kaybetti.

BM, Batı Şeria'daki durumdan endişeli

Wennesland, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, İsrail işgali altındaki Batı Şeria'da artan şiddet olaylarına dikkati çekti.

BM Koordinatörü, "Batı Şeria'da kötüleşen güvenlik durumundan ve özellikle son 24 saatte Huvvara'da tanık olduğumuz şiddet olaylarından derin endişe duyuyoruz." ifadesini kullandı.

Wennesland, güvenliğin sağlanmasından ve bireylerin kendi adaletini sağlamasının önüne geçilmesinden güvenlik güçlerinin sorumlu olduğunun altını çizdi.

Huvvara beldesinde dün bir Filistinli tarafından düzenlenen silahlı saldırıda ölen iki İsrailli kardeşin ailesi ile Huvvara'da birçok kişinin yaralanmasına ve evlerin ateşe verilmesine neden olan Yahudi yerleşimcilerin misilleme saldırısı sırasında hayatını kaybeden Filistinlinin ailesine taziye dileklerini ileten Wennesland, şiddet olaylarının faillerinden hesap sorulması çağrısında bulundu.

Wennesland, şiddet, provokasyon ve kışkırtma eylemlerinin derhal durdurulması ve bu eylemlerin herkes tarafından kesin bir dille kınanması gerektiğini vurguladı.

İsrail ordusunun Nablus baskını gerilimi tırmandırdı

İsrail güçlerinin 22 Şubat'ta işgal altındaki Batı Şeria'nın kuzeyindeki Nablus'a birkaç noktadan düzenlediği baskın bölgede gerilimi yeniden tırmandırmıştı.

Nablus'un tarihi Eski Şehir bölgesindeki bir evin etrafını kuşatan İsrail askerleri, baskını protesto eden Filistinlilere gerçek mermiyle müdahalede bulunmuş, biri çocuk, ikisi yaşlı olmak 11 Filistinliyi öldürmüş, 6'sı ağır 100'den fazla Filistinliyi yaralamıştı. İsrail ordusu, haklarında yakalama emri olan silahlı üç Filistinliye operasyon düzenlediğini savunmuştu.

Batı Şeria'nın kuzeyindeki Huvvara beldesinde pazar günü iki Yahudi yerleşimci silahlı saldırıda öldürülmüştü. Akşam saatlerinde ise yüzlerce Yahudi yerleşimci, İsrail ordusunun gözetiminde Huvvara beldesine gelerek Filistinlilere karşı toplu intikam saldırıları düzenlemişti. Yerleşimciler, beldede gece boyu onlarca evi ve arabayı kundaklamış, Filistinlilere saldırmış, evlerini taşlamıştı.

Huvvara yakınlarındaki Zatara köyünde Yahudi yerleşimcilerin saldırısı sonucu beş çocuk babası bir Filistinli hayatını kaybetmiş, olaylarda birçok Filistinli de yaralanmıştı.

İsrail, Fas'ta büyükelçilik açacak

Fas ile İsrail arasındaki ilişkiler güçleniyor.

Her iki ülke normalleşmenin ardından ilişkileri geliştirme taahhüdü vermesi sonrası İsrail, Fas'ın başkenti Rabat'ta büyükelçilik açacağını açıkladı.

İsrail'in Rabat'taki İrtibat Ofisinden yaptığı açıklamada, Fas'ın başkentinde bir yıl içinde büyükelçiliğin açılacağı ve elçilik binasının inşaatının başlatıldığı belirtildi.

Öte yandan İsrail'in büyükelçilik inşası için Faslı şirketlerle 4 milyon ABD doları tutarında bir sözleşme imzaladı.

İrtibat Ofisinin açıklamasına göre Alona Fisher-Kamm, İsrail'in Rabat Büyükelçisi olarak belirlenirken Fas tarafı konuya ilişkin açıklama yapmayı reddetti.

Şu anda İsrail'in Rabat'taki İrtibat Ofisinin Müdürü olan Fisher-Kamm'ın gelecek yıl resmi olarak İsrail'in Rabat Büyükelçisi olacağı düşünülüyor.

Rabat yönetimi, ilişkileri büyükelçilik düzeyine taşımadan önce İsrail'in, Fas'ın Batı Sahra'daki egemenliğini tanımasını talep ediyordu. İsrail ise bu konuda henüz bir adım atmış değil.

Kaynak: Mepa News

ABD'de sert kış şartları etkisini sürdürüyor

ABD medyasındaki haberlerde, ülkenin orta güneyindeki Oklahoma, Teksas ve Kansas’ta dün geceden bu yana en az 9 hortum olayının meydana geldiği, 14 yerde dolu yağışının rapor edildiği belirtildi.

Hortumlarda şu ana kadar can kaybı yaşanmadığı, 12 kişinin yaralandığı, birçok ev ve iş yerinin zarar gördüğü kaydedildi.

Poweroutage.us sitesinde, şiddetli fırtına ve hava şartları nedeniyle ülke genelinde 227 bin hane ve iş yerine hala elektrik verilemediği, elektrik kesintilerinin yaklaşık yarısının Michigan eyaletinde yaşandığı aktarıldı.

Memphis ve Teksas’ta kategori 3 kasırga şiddetinde saatte 183 kilometre hıza varan fırtınanın kayıtlara geçtiği, birçok yerde ağaçların devrildiği, bazı yolların trafiğe kapatıldığı bildirildi.

Güneydeki kar ve yağmur fırtınasının bu akşam itibarıyla ülkenin orta kesiminden Indianapolis, Cincinnati ve Columbus bölgesine doğru kayacağı, o eyaletlerde de olası hortum ve kuvvetli rüzgarların yol açacağı hasar uyarısı yapıldı.

Oklahoma ve Ohio’yu etkileyen fırtına sisteminin, bugün kuzeydoğu bölgesine doğru ilerleyeceği, New York ve Boston şehirleri 10 santimetre ile yılın en fazla kar kalınlığını beklerken New York, Vermont, New Hampshire eyaletlerinin kuzey bölgelerinin 30 santimetreye kadar kar kalınlığı görebileceği ifade edildi.

Ülkenin batısı California'da hafta sonu yaşanan kış şartlarından sonra eyaletin kuzey bölgelerinde yeni bir kış hava sisteminin oluşmaya başladığı, Washington eyaletine kadar kuzey kısımlarında tekrar aşırı yağmur ve kar yağışı görüleceği bildirildi.

Bölgedeki Sierra Nevada dağlarında 2 metreye yakın kar beklenirken, şiddetli kış şartları nedeniyle ziyaretçilere kapatılan Yosemite Ulusal Park’ında kar kalınlığının 2 metreyi geçebileceği kaydedildi.

Ulusal Meteoroloji Servisi, kuzey California ile Sierra Nevada dağlarında ve civarında tipi uyarısında bulunurken, Idaho’dan Arizona’ya uzanan Rocky Dağları'nda da 60 santimetre civarında kar beklendiği tahmininde bulundu.

NATO'nun denizaltı savunma harbi "Dynamic Manta 2023" tatbikatı başladı

NATO Deniz Komutanlığından yapılan yazılı açıklamada, Sicilya Adası'nın doğu kıyılarında bu yıl 23'üncüsü icra edilmeye başlanan tatbikata, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 9 ülkeden, gemiler, denizaltılar, uçaklar ve çok sayıda personelin katıldığı belirtildi.

Açıklamada, Dynamic Manta tatbikatının amacının, tüm katılımcılara denizaltı savunma ve su üstü harbi becerilerinde birlikte çalışabilirliklerini ve yeterliliklerini artırmak için zorlu bir savaş eğitimi vermek olduğu ifade edildi.

İtalya'nın Katanya ve Augusta limanları ve Sigonella Hava Üssü ile ev sahipliği yaptığı tatbikatta, Türkiye'den Preveze sınıfı denizaltılardan TCG Preveze (S 353) ile beraber İtalya, Yunanistan ve ABD'den denizaltılar yer alıyor. Denizaltılar dışında tatbikata, NATO Daimi Deniz Grubu-2 bünyesinde görev yapan Türkiye'den TCG Barbaros fırkateyni (F 244) ile beraber Kanada, Yunanistan, İtalya, İspanya ve ABD'den su üstü gemilerinin katıldığı bildirildi. Ayrıca, Kanada, Fransa, Almanya, İngiltere, ABD ve İtalya'nın da deniz karakol uçaklarıyla tatbikata katılım sağladığı kaydedildi.

Sicilya Adası'nın doğu kıyılarında ve Akdeniz'in orta kesiminde icra edilecek olan tatbikat, 10 Mart'a kadar sürecek.

İngiltere ve AB, Kuzey İrlanda Protokolü konusunda anlaştı

İngiltere Başbakanı Rishi Sunak ve AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Brexit sonrası taraflar arasında sorun haline gelen Kuzey İrlanda Protokolü'nü görüşmek üzere Windsor'da bir araya geldi.

Görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında Sunak, Kuzey İrlanda Protokolü kapsamındaki anlaşmazlıkların çözümünde büyük bir atılıma imza attıklarını belirterek, "Bugünkü Windsor Çerçeve Anlaşması, Birleşik Krallık'ta ticaretin sorunsuz şekilde yapılmasını, Kuzey İrlanda'nın yerini ve Kuzey İrlanda halkının egemenliğini koruyor." dedi.

Sunak, sağlanan ilerlemeyle Kuzey İrlanda ile ticaret ve gümrük süreçlerine ilişkin belirsizliklerin giderilmesi için yollar bulduklarını ve üç büyük adım attıklarını ifade etti.

Bu adımlardan ilkinin Birleşik Krallık içinde ticaretin sorunsuz akışı olduğunu aktaran Sunak, Kuzey İrlanda'ya gidecek ürünlerin 'yeşil şerit', AB'ye gitme ihtimali bulunan ürünlerin ise 'kırmızı şerit' olarak ayrılacağını anlattı.

Sunak, 'yeşil şerit' ürünlerinde gümrük bürokrasisinin kaldırılacağını ve Kuzey İrlanda Protokolü'nde yer alan, ürünlerin kontrolünün İrlanda Denizi'nde yapılmasına ilişkin kararın artık uygulanmayacağını belirtti.

İkinci adımın ise Birleşik Krallık'taki ürünlerin Kuzey İrlanda'da da olacağını ilişkin olduğunu söyleyen Sunak, "Birleşik Krallık marketlerindeki tüm ürünler Kuzey İrlanda'da da olacak. Ayrıca, bugünkü anlaşma ilaçlar konusunda da bir dönüm noktası çünkü Birleşik Krallık otoritelerinin onayladığı ilaçlar Kuzey İrlanda'da da erişilebilir olacak." bilgisini paylaştı.

Sunak, üçüncü önemli adımın ise Kuzey İrlanda halkının egemenliğini korumaya yönelik olduğunu ifade ederek, Kuzey İrlanda Meclisi'nin bu yasalar ve yasaların uygulanması üzerinde söz sahibi olacağını, Belfast Anlaşması'nın korunacağını söyledi.

Windsor Çerçeve Anlaşması'nı bir "dönüm noktası" olarak tanımlayan Sunak, anlaşmanın uygulamada karşılaşılan problemlerin çözümüne katkı sunacağını aktardı.

"Anlaşma, yeni bir sayfa açıyor"

AB Komisyonu Başkanı von der Leyen ise Windsor Çerçeve Anlaşması'nın yeni bir sayfa olduğunu dile getirerek, "Bu anlaşma, uzun soluklu çözümler sunuyor ve bu çözümlerin Kuzey İrlanda halkının endişelerine cevap vereceğine inanıyoruz." dedi.

Von der leyen, Windsor Çerçeve Anlaşması'nın AB-İngiltere ilişkilerinde de daha güçlü bir dönemi başlattığını ifade etti.

Kuzey İrlanda Protokolü hakkında

Brexit anlaşmasının bir parçası olan Kuzey İrlanda Protokolü, Birleşik Krallık'ın parçası olan Kuzey İrlanda ile AB üyesi İrlanda Cumhuriyeti arasındaki ticareti düzenliyor.

Protokole göre, Brexit'e rağmen Kuzey İrlanda, AB'nin gümrük birliği kurallarına tabi olmaya devam ediyor. Birleşik Krallık'ın geri kalanıyla ticareti ise Kuzey İrlanda limanlarında gümrüğe tabi tutuluyor.

Katolik ayrılıkçılar ile İngiltere'yle birlik yanlısı Protestanlar arasındaki savaşı sona erdiren Belfast Anlaşması (Hayırlı Cuma Anlaşması) gereği, kontrollerin yapılabildiği fiziki bir kara sınırı oluşturulamıyor. Bu yüzden kontrollerin ancak denizde yapılması kararlaştırılsa da uygulanmasında sorunlar yaşanıyordu.

İngiltere ve Galler'de resmi evlenme yaşı yükseltildi

Buna göre 16 ve 17 yaşındakilerin, ebeveynlerinin rızası olsa bile evlenmeleri veya medeni birliktelik kurmalarına artık izin verilmeyecek.

Adalet Bakanlığı, Evlilik ve Medeni Birliktelik (Asgari Yaş) Yasası'na göre şartlar ne olursa olsun, isteyerek ya da zorla, savunmasız çocukları evlendirmek suretiyle istismar etmenin artık yasa dışı ve cezai bir suç olacağının altını çizdi. 

Konuyla ilgili bakanlıktan yapılan açıklamada "Bu değişiklik, çocuklarda kalıcı hasara yol açabilen zorla evlendirmelerin önünü kesecek ve hükümetin kadın ve kız çocuklarına yönelik şiddetle mücadele konusundaki kararlılığının bir parçasını oluşturacaktır." denildi.

Adalet Bakanı Dominic Raab da "Çocukları reşit olmayan kişilerle evlenmeye yönlendirenler artık haklı olarak yasaların tüm gücüyle karşı karşıya kalacaklar" şeklinde açıklamada bulundu.

18 yaş yaygın şekilde yetişkinliğe geçiş ve tam vatandaşlık haklarının kazanıldığı reşit olma yaşı olarak kabul ediliyor. 

Resmi rakamlar

Yasa gereği artık İngiltere ve Galler'de18 yaşın altındaki bir çocuk ya da gencin evlenmesine neden olmak yedi yıla kadar hapis cezası gerektiren suç haline geldi. Yasal olarak bağlayıcı olmayan törenlerle yapılan zorla evlendirme de suç kapsamına alındı.

Hükümetin zorla evlendirmelerle mücadele birimi, 2021 yılında 18 yaşından küçük mağdurları içeren 118 vakada destek sağladığını açıkladı. Ancak zorla evlendirme ve çocuk evliliklerin önlenmesi için çalışan sivil toplum kuruluşları resmi rakamın sorunun gerçek boyutunu yansıtmaktan çok uzak olduğuna dikkat çekiyor. 

Yeni yasa İskoçya ve Kuzey İrlanda'da geçerli değil

Değişiklikler, Kuzey İrlanda ve İskoçya'yı kapsamıyor. Her iki ülkede de evlilik için asgari yaş 16 olarak kabul ediliyor. Kuzey İrlanda'da 18 yaşın altındakiler için ebeveyn onayı gerekirken, İskoçya'da böyle bir izne gerek bulunmuyor.

Türkiye'de erginliğe ulaşma yaşı olan 18'den itibaren kişinin fiili ehliyete sahip olması sebebiyle evlenmesi yasal. 

Bununla birlikte, çocukların 17 yaşına bastıklarında ailelerinin veya yasal vasilerinin izniyle evlenebilmeleri mümkün. 

Öte yandan medeni hukuk, 16 yaşındaki çocuklar için 'istisnai durumlarda ve hayati önem arz eden bir gerekçenin olması şartıyla' mahkemeden alınan özel izinle evlenebilmelerine izin veriyor.

Kaynak: Euronews

ABD keşif uçağının Tayvan Boğazı'ndan geçişi Çin'i kızdırdı

Çin Halk Kurtuluş Ordusu (ÇHKO) Doğu Cephesi Komutanlığından yapılan açıklamada, "P-8A Poseidon" tipi denizaltısavar devriye uçağının Boğaz'ın üzerinde uçtuğu, askeri birliklerin uçağı tespit ederek izlediği belirtildi.

Açıklamada, uçuşun, "bölgesel duruma zarar verdiği", "Tayvan Boğazı'nda barış ve istikrarı tehlikeye attığı" ifade edildi.

Çin ordusunun teyakkuzda olduğunun vurgulandığı açıklamada, "ulusal egemenlik ve toprak bütünlüğünü kararlılıkla savunacağı" kaydedildi.

Tayvan Adası ve Tayvan Boğazı'nı kendi egemenlik alanı gören Çin, ABD'nin bölgedeki askeri varlığına karşı çıkıyor. ABD donanmasının bölgedeki seyir ve keşif faaliyetleri iki ülke arasında gerilime sebep oluyor.

Portekiz'deki grev tren seferlerinin yarıdan fazlasını iptal ettirdi

Portekiz demir yolu şirketi Comboios de Portugal (CP), grevden dolayı "çok ciddi sorunlar" yaşandığını, sadece 00.00 ile 08.00 saatleri arasında programlı olan ülke genelindeki 249 tren seferinden 143'ünün (yüzde 57,4) iptal edildiğini duyurdu.

Grevlerin şehirler arası olanlar dışında banliyö seferlerini de etkilediği, başkent Lizbon ile Porto gibi büyük şehirlerde sorunların daha da büyük olduğu belirtildi.

Demir yolu işçilerinin bağlı olduğu sendikalardan SINFA, ASCEF, ASSIFECO, FENTCOP, SINFB, SIOFA, STF, STMEFE ve Sinafe 27 Şubat-1 Mart, SNTSF ise 28 Şubat-2 Mart tarihlerinde greve gitme kararı almıştı.

Portekiz basınında yer alan haberlerde, ülke genelinde günlük 113 bin kişinin işe giderken, 47 bin öğrencinin de okula gitmek için tren kullandığını, grevlerin günlük yaşamı felç ettiği kaydedildi.

Ülkede günlük tren seferlerinin toplam sayısı 550'yi geçerken grevden dolayı sadece yüzde 25'lik asgari hizmet garanti ediliyor.

Portekiz'de maaş artışında anlaşma sağlayamayan demir yolu işçilerinin grevi belirli aralıklarla bir yıla yakın süredir devam ediyor.

Ukrayna, Rusya'nın 81 saldırısını püskürttüğünü duyurdu

Genelkurmay Başkanlığının açıklamasında, Rusların çabalarını Kupyansk, Liman, Bahmut, Avdiyivka ve Şahtersk yönlerinde taarruza geçmeye yoğunlaştırdığı belirtilerek, "Askerlerimiz dün işgalcilerin bu yönlerdeki 81 saldırısını püskürttü." denildi.

Açıklamada ayrıca, "Düşman, devletimizin kritik altyapısını imha etmeye çalışıyor, saldırıları sürdürüyor, ağır silahlarla sivil tesisleri ve apartmanları hedef alıyor." ifadesi kullanıldı.

Ukrayna hava kuvvetlerinin son 1 günde Rus askerleri ve teçhizatının yoğunlaştığı bölgeleri 4 kez vurduğu bildirilen açıklamada, Rusya’nın bir Su-25 tipi uçağının düşürüldüğü ifade edildi.

KKTC'de okullar kontrol ediliyor

Komitenin kararları doğrultusunda Gazimağusa kentinde bulunan Namık Kemal Lisesi ve Türk Maarif Kolejinin depreme dayanıklılıkları, taşıyıcı dirençleri ve diğer unsurlar teknik ekiplerce incelendi.

Başbakanlık Deprem Denetim Komitesine bağlı teknik ekiplerin kentteki diğer okullarda da kontroller gerçekleştirerek depreme karşı riskli olanları rapor edeceği öğrenildi.

KKTC Bakanlar Kurulu, ülke genelinde okullar ve hastaneler başta olmak üzere tüm kamu binalarının, Başbakanlık Deprem Denetim Komitesi tarafından depreme dayanıklılık incelemesine tabi tutulmasıyla ilgili karar almıştı.

Konuya ilişkin yazılı açıklama yapan KKTC Başbakanı Ünal Üstel, halka söz verdikleri gibi Gazimağusa ilçesinde Namık Kemal Lisesi ve Türk Maarif Kolejinde denetimlere başlayarak depreme karşı tedbirler konusunda ilk adımı attıklarını ifade etti.

Üstel, Başbakanlık yetkilileri ve Deprem Denetim Komitesinin ortak yürüttüğü çalışmalarla önce tüm okulları risk gruplarına göre ayıracaklarını, ardından çıkacak analiz sonuçlarına göre belirlenen eylem planını hemen uygulamaya koyacaklarını belirtti.

Yıkılma riski bulunan ilkokulda prefabrik sınıflarda eğitim veriliyor

Bu arada, İskele ilçesinde bir bölümünde yıkılma riski bulunan Yeniboğaziçi İlkokulunun öğrencileri, okul bahçesine kurulan prefabrik sınıflarda öğrenim görmeye başladı.

Türkiye'de yaşanan depremlerin ardından okul binasının riskli olması sebebiyle iş insanı Niyazi Akol'un destekleriyle yapılan prefabrik sınıfları ziyaret eden KKTC Milli Eğitim Bakanı Nazım Çavuşoğlu, Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat'ta meydana gelen depremlerin KKTC'de de tedirginlik oluşturduğuna dikkati çekerek, gerekli tedbirleri alacaklarını kaydetti.

Öğrenci ve öğretmenlerin güvenli sınıflarda ders yapabilmesi için çaba sarf ettiklerini dile getiren Çavuşoğlu, ilk etapta yapılacak acil çalışmalara devletin yanı sıra iş insanları ve vatandaşlardan da destek istedi.

Rusya, Kiev’de elektronik istihbarat merkezini vurdu

Konaşenkov, yaptığı açıklamada, Rus birliklerinin Ukrayna’da taarruzlarına devam ettiğini belirtti.

Rusya Silahlı Kuvvetlerinin operasyonel taktik ve hava kuvvetleriyle, füze ve topçu birliklerinin Ukrayna ordusuna ait atış pozisyonları, askeri birlikleri ve teknik araçlarının bulunduğu bölgeleri vurduğunu kaydeden Konaşenkov, “Kiev bölgesinde Brovarı’da Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’nin elektronik istihbarat merkezi yok edildi. Hmelnitski şehri yakınlarında ‘Batı’ özel operasyon merkezi imha edildi.” ifadelerini kullandı.

Konaşenkov, bugüne kadar Ukrayna ordusuna ait 390 uçak, 211 helikopter, 3 bin 248 insansız hava aracı, 406 hava savunma füze sistemi, 8 bin 58 tank ve zırhlı araç, 1045 çok namlulu roketatar, 4 bin 228 obüs ve havan topu, 8 bin 574 özel askeri aracı vurduklarını dile getirdi.

"İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ni yeniden canlandırmalıyız"

BM Cenevre Ofisi'nde başlayan BM İnsan Hakları Konseyinin 52'nci Oturumu'nun açılışına Guterres'in yanı sıra BM İnsan Hakları Konseyinin 2023 Dönem Başkanı ve Çekya'nın BM Cenevre Ofisi Nezdinde Daimi Temsilcisi Büyükelçi Vaclav Balek, BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Gambiya'nın BM Cenevre Ofisi Nezdindeki Daimi Temsilcisi ve BM İnsan Hakları Konseyi Başkan Yardımcısı Büyükelçi Muhammadou Kah, İsviçre Dışişleri Bakanı Ignazio Cassis, Türkiye'nin BM Cenevre Ofisi Nezdinde Daimi Temsilcisi Büyükelçi Güven Begeç ile diğer ülkelerin ve BM kurumlarının temsilcileri katıldı.

Guterres, yaptığı konuşmada, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 75 yıl önce kabul edildiğini ve bu beyannamenin ilk kez her zaman ve herkes için geçerli olan yetkileri tanımladığını kaydetti.

Rusya'nın, Ukrayna'ya saldırılarının bugün yaşanılan en büyük insan hakları ihlallerini tetiklediğini belirten Guterres, bunun, çok sayıda ölüm, yıkım ve yerinden edilmeye neden olduğuna dikkati çekti.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin yaşam, özgürlük ve güvenlik hakları, kanun önünde eşitlik, ifade özgürlüğü, sığınma talebinde bulunmak, sağlık, eğitim ve bunun gibi insan haklarını düzenlediğini dile getiren Guterres, şöyle devam etti:

"Ne yazık ki ortak projemiz olması gereken İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, çok sık kötüye kullanılıyor ve suistimal ediliyor. Bildirge, politik kazanç için sömürülüyor ve genellikle aynı kişiler tarafından görmezden geliniyor. Bazı hükümetler bunu parça parça yok ediyor, bazıları ise bir yıkım güllesi olarak kullanıyor. Bugün insan haklarına yönelik kamu ihmali ve özel küçümseme, bir uyarı işaretidir. Bu, tarihin doğru tarafında yer almak için bir andır. Herkesin, her yerde insan haklarını savunması için bir andır. Bugünün ve yarının yeni zorluklarıyla yüzleşmek için İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ni yeniden canlandırmalı ve tam olarak uygulanmasını sağlamalıyız."

Guterres, insan haklarının, dünyanın diğer sorunlarına çözüm bulunana kadar göz ardı edilemeyeceğini, insan haklarının, iklim krizinden teknolojinin kötüye kullanılmasına kadar birçok sorunun çözümü olduğunu vurguladı.

Mülteci ve göçmenlerin haklarının da insan hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine işaret eden Guterres, buna ayrımcılık yapılmadan saygı duyulması gerektiğinin altını çizdi.

"Aşırı yoksulluk ve açlık on yıllardır ilk kez artıyor"

Genel Sekreter, "Aşırı yoksulluk ve açlık on yıllardır ilk kez artıyor. Dünya nüfusunun yaklaşık yarısı olan 3,5 milyar insan, iklim değişikliğine bağlı yeryüzünün en sıcak noktalarında yaşıyor. Bu geniş alanlar, hızla insan hakları felaket bölgeleri haline geliyor. Buralardaki sel, kuraklık ve fırtınalar nedeniyle insanların iklim etkilerinden hayatlarını kaybetme olasılığının 15 kat daha fazla olduğu anlamına geliyor. Yüz milyon insan şiddet, çatışma ve insan hakları ihlalleri nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kaldı. Dünyanın dört bir yanında antisemitizm, Müslüman karşıtı bağnazlık, Hristiyanlara yönelik zulüm, ırkçılık ve beyaz üstünlükçü ideoloji ivme kazanmakta." diye konuştu.

İfade özgürlüğü konusunda da olumsuzluklar yaşandığının altını çizen Guterres, geçen yıl dünya genelinde öldürülen medya çalışanlarının sayısının korkunç şekilde yüzde 50 arttığına işaret etti.

Guterres, yeni teknolojilerin yanlış kullanılmasının, insan haklarını hayal bile edilemeyecek seviyede tehdit edebileceğini belirterek, gelecek nesillerin yanlış bilgi, dezenformasyon ve yalanlardan korunamayan bir dünyayı miras alabileceğine dikkati çekti.

Tarihten alınan derslere dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Guterres, "Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi etrafındaki küresel mutabakatı korumalı ve ilerletmeli, herkes için yeni bir insan hakları çağına geçmeliyiz." diye konuştu.

"İnsan hakları, ortak insanlığın ortak dilidir"

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Türk de insan haklarının, "ortak insanlığın ortak dili" olduğunu belirtti.

Türk, "İnsan hakları, bireyler olarak toplumlar içinde, ülkeler arasında, çevremiz ve dünyada birbirimizle nasıl etkileşim kurduğumuzla ilgilidir. İnsan hakları, güçlülerin çıkarlarına hizmet ettiği için değil, güçsüzlerin hayal gücünü ele geçirdiği için dikkate alınması gereken bir güçtür." dedi.

Dönüştürücü 21. yüzyıl insan hakları vizyonunu teşviki ve uygulamayı amaç edinmeleri gerektiğini vurgulayan Türk, bunun, çözüm odaklı, birleştirici ve doğrudan her insanın adalet ihtiyacına hitap etmesi gerektiğini söyledi.

Çekya'nın BM Cenevre Ofisi Nezdinde Daimi Temsilcisi Büyükelçi Balek'in başkanlık ettiği 52'nci oturum, 4 Nisan'da sona erecek.

Yahudi yerleşimciler, Huvara beldesini savaş alanına çevirdi

Batı Şeria'nın Nablus ve Ramallah kentlerini birbirine bağlayan ana yol üzerinde bulunan, yaklaşık 7 bin Filistinlinin yaşadığı Huvara beldesi, uluslarası hukuka göre yasa dışı sayılan çok sayıda Yahudi yerleşim birimleriyle çevrili bir bölge. Yahudi yerleşimciler, Batı Şeria'daki birçok yerleşim birimine ulaşmak için beldeden geçen ana yolu kullanıyor.

Filistinlilerin ev, iş yeri, hayvan ve araçlarına dün saldıran ve gece boyunca kundaklama eylemlerine girişen Yahudi yerleşimcilerin Huvara beldesinde verdiği zararın boyutu günün aydınlanmasıyla ortaya çıktı.

"Dehşet dolu bir gece yaşadık"

Huvara beldesinde gece Yahudi yerleşimciler tarafından evi yakılan Filistinli 60 yaşındaki Cemile Dumeydi, yaşadığı dehşet dolu geceyi AA muhabirine anlattı.

Kalp hastası olan yaşlı Filistinli, onlarca Yahudi yerleşimcinin taş ve göz yaşartıcı gazlarla evine saldırdığını ve evin bir kısmını ateşe verdiğini söyledi.

Yerleşimciler saldırdığında evde yalnızca kadın ve çocukların bulunduğunu aktaran Dumeydi, "Gerçekten dehşet dolu bir gece yaşadık. Evde sadece kadın ve çocuklar vardı. İlk yardım ekiplerinin eve girmesine izin verilmedi. Çığlık ve bağrışmalarla dolu bir gece yaşadık. " ifadelerini kullandı.

"Huvara beldesi gerçek bir savaş, zor bir gece yaşadı"

Filistin hükümetine bağlı Batı Şeria'daki Yerleşim Birimleri Dosyası Sorumlusu Gassan Dağlas da Yahudi yerleşimcilerin bölgedeki beldelerde gece boyunca 300'ün üzerinde saldırı düzenlediğini söyledi.

Yahudi yerleşimcilerin, İsrail güçlerinin korumasında düzenlediği saldırıları "organize bir savaş" olarak niteleyen Dağlas, "Huvara beldesi gerçek bir savaş, zor bir gece yaşadı." dedi.

Dağlas, uluslararası topluma seslenerek, Yahudi yerleşimciler ve İsrail güçlerini caydırmak için somut bir tutum sergileme çağrısında bulundu.

"Kimse güvende değil"

Huvara sakinlerinden Nehil Dumeydi ise Yahudi yerleşimcilerin saldırısında ailesine ait 4 aracın yandığını, evlerinin de ciddi hasar aldığını kaydetti.

Ailesinin mülkünde meydana gelen zararın milyonları aştığını söyleyen Filistinli Nehil, artık "Huvara'da kimsenin güvende olmadığını" dile getirdi.

"Filistinlilere yönelik bir soykırım"

Filistin Ulusal Direniş Hareketi'nin (El-Fetih) Huvara Temsilcisi Kemal Avde ise Yahudi yerleşimcilerin düzenlediği saldırıyı, bölgedeki "Filistinlilere yönelik bir soykırım" şeklinde nitelendirdi.

Çok sayıda yerleşimcinin İsrail güçlerinin korumasında beldelerine saldırdığını belirten Avde, "Yüzlerce silahlı yerleşimci Huvara'ya baskın düzenleyerek her şeyi yaktı. Geriye sağlam ne ev, ne dükkan, ne de ağaç kaldı." dedi.

Yılbaşından beri, sadece Huvara beldesine yerleşimcilerin 100'ün üzerinde saldırıda bulunduğunu söyleyen Kemal Avde, "Gerçekte olan şu; İsrail güçlerinin koruması altındaki Yahudi yerleşimciler tarafından öldürülüyoruz." ifadelerini kullandı.

Ateş çemberindeki belde: Huvara

İşgal altındaki Batı Şeria’da özellikle Nablus ve Nablus'a bağlı Huvara ve Burin gibi bölgelerdeki Filistinliler, çevredeki yasa dışı yerleşim birimlerinde yaşayan fanatik Yahudi yerleşimcilerin sık sık hedefi haline geliyor.

Çoğu ağır silahlı şekilde gezen Yahudi yerleşimciler, Filistinlilere karşı taşlı, sopalı ve biber gazlı saldırarak, ev ve araç kundaklama, zeytinlik ve tarlalara zarar verme ve yağmalama gibi şiddet eylemlerinde bulunuyor.

Yerleşimciler, zaman zaman silahlı gruplar halinde sokaklarda gördükleri Filistin bayraklarını indirip yerine İsrail bayrakları asarak bölgedeki Filistinlileri kışkırtıcı eylemler sergiliyor.

Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre, Yahudi yerleşimciler 2022'de Batı Şeria'da Filistinlilere ve mülklerine yönelik 849 saldırı gerçekleştirdi, bunlardan 228'inde yaralanmalar yaşanırken, 621'inde Filistinlilerin mülklerinde hasar meydana geldi.

İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs çevresinde yaklaşık 700 bin Yahudi yerleşimci yaşıyor. Uluslararası hukuka göre, Batı Şeria ve Doğu Kudüs'teki Yahudi yerleşim birimleri yasa dışı sayılıyor.

Yahudi yerleşimcilerin dün beldeye düzenlediği saldırılarda 1 kişi ölmüş, çok sayıda kişi yaralanmıştı.

Filistin Sağlık Bakanlığı, Yahudi yerleşimcilerin İsrail güçleri korumasında Huvara beldesine düzenlediği saldırıda başına taş isabet eden bir Filistinli ağır yaralandığını, yaralanan kişiler ile kundaklama sonucunda çıkan yangınlarda dumandan etkilenen 20 kişinin tedavi edildiğini duyurdu.

Bosna Hersek İslam Birliği, depremzedeler için 3,5 milyon avro topladı

Saraybosna'daki Bosna Hersek İslam Birliği Riyaset binasında düzenlenen basın toplantısında, Kahramanmaraş merkezli depremlerde zarar görenler için yapılan insani yardım çalışmaları anlatıldı.

Bosna Hersek İslam Birliği Başkanı Danışmanı Mustafa Prljaca, Türkiye'deki depremleri haber alır almaz yardım için camilerde yardım kampanyası düzenlenmesine karar verildiğini belirterek, bunun da daha önce eşi benzeri görülmemiş bir organizasyonla yapıldığını söyledi.

İnsanların yardım kampanyasına yoğun ilgi gösterdiğini aktaran Prljaca, depremden etkilenenlere yardım etmek vatandaşların için bilinçli şekilde hareket ettiğini dile getirdi.

Mustafa Prljaca, Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı ve Bosna Hersek'teki Türk kurumlarıyla toplanan fonların nasıl dağıtılacağı konusunda görüşmeler de yürüttükleri ifade etti.

Bosna Hersek İslam Birliği Sosyal İşler Daire Başkanı İbrahim Malanovic ise Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından Türkiye ve Suriye'de ortaya çıkan durumdan üzüntü duyduklarını vurguladı.

Deprem haberiyle birlikte acil toplandıklarını kaydeden Malanovic, İslam Birliği, sahadaki tüm teşkilatıyla koordine olarak manevi, ailevi ve dostane ilişkilerle bağlı oldukları ve acılarında kendilerini unutmayan Türkiye ve Suriye halklarına yardım için seferber olduğunu söyledi.

Bosna Hersek'teki yardım kuruluşu Merhamet Derneğinin 20 tırlık yardım konvoyunu Türkiye'ye gönderdiğini aktaran İbrahim Malanovic, yardım toplama çalışmalarının devam ettiğini anlattı.

Malanovic, İslam Birliği aracılığıyla 3,5 milyon avro yardım toplandığı bilgisini paylaşarak, destek veren herkese teşekkür etti.

Kazakistan, Almanya'ya petrol sevkiyatına başladı

Kazakistan Ulusal Petrol Taşımacılığı Şirketi'nden (KazTransOil) yapılan açıklamada, 25 Şubat'ta 20 bin ton Kazak petrolünün Almanya'ya ihracı için Polonya sınırındaki Adamova Zastava petrol terminaline sevkiyatının gerçekleştirildiği belirtildi.

Açıklamada, petrolün Adamova Zastava terminaline aktarılması için Rus petrol ve doğal gaz taşımacılığı şirketi Transneft'in boru hatlarına pompalandığı kaydedildi.

Ayrıca açıklamada KazTransOil'in Transneft ile 2023'te aynı güzergahla 1,2 milyon ton Kazak petrolünün Almanya'ya nakli için anlaştığı ifade edildi.

KazTransOil, bu yılın ilk çeyreğinde Almanya'ya 300 bin ton petrol göndermeyi planladıklarını açıklamıştı.

Daha önce Alman tarafı, Druzhba boru hattı üzerinden Almanya'nın doğusundaki Schwedt petrol rafinerisine Kazak petrolünün istikrarlı şekilde tedarik edilmesine ilişkin Kazakistan hükümeti ile görüşmeler gerçekleştirmişti.

Almanya'da grev nedeniyle 325'ten fazla uçuş iptal edildi

Birleşmiş Hizmet Sektörü Sendikasından (Ver.di) yapılan açıklamada, eyaletteki havalimanları, kreşler, belediye hastaneleri, çöp toplama merkezleri ve hafif raylı araçlar gibi kamusal yaşamın birçok alanında "24 saatlik uyarı grevi" gerçekleştirildiği belirtildi.

Açıklamada, bu grevlerle birlikte gün içinde birkaç protesto eyleminin de yapılmasının planlandığı kaydedildi.

Köln/Bonn ve Düsseldorf havalimanlarından yapılan açıklamada, çalışanların dün gece başlattığı grev nedeniyle iki havalimanında 325'ten fazla uçuşun iptal edildiği bildirildi.

Açıklamada, Düsseldorf Havalimanı'nda 205, Köln/Bonn Havalimanı'nda ise 120'den fazla uçuşun iptal edildiği belirtildi.

Anlaşma sağlanamadı

İşverenler, federal ve yerel yönetimlerdeki çalışanlar için ücretlerde yüzde 5 artış ve tek seferde toplam 2 bin 500 euro ek ödeme teklif etmiş ancak sendikalar, teklifi yetersiz bularak reddetmişti.

Sendikalar, ücretlerde yüzde 10,5 artış veya aylık en az 500 euro ek zam talep ediyor.

Ücretlere ilişkin görüşmelerin 27 Mart'ta devam etmesi planlanıyor.

Kırgızistan'da 5,1 ve 5,6 büyüklüğünde deprem

Kırgızistan Sismoloji Enstitüsünden yapılan açıklamada, Isık Göl bölgesinde yerel saatle 03.42'de 5,1 büyüklüğünde deprem meydana geldiği, depremin çevredeki köylerde hissedildiği belirtildi.

Yerel saatle 05.58'de Isık Göl bölgesinin Çin sınırı yakınlarında 5,6 büyüklüğünde ikinci depremin meydana geldiği aktarılan açıklamada, depremin yerin 35 kilometre derinliğinde kaydedildiği ifade edildi.

Kırgızistan Acil Durumlar Bakanlığı, ilk bilgilere göre can kaybı ve yıkım olmadığını açıkladı

Depremde kurtarma çalışmalarına katılan Filistinli, Neblus'daki saldırıda hayatını kaybetti

Beyta beldesi sakinlerinden olan Aktaş'ın, depremden sonra Türkiye'deki arama kurtarma çalışmalarında gönüllü olarak bulunduğu bilgisi paylaşıldı.

Olaylarda, biri bıçaklı diğeri sopalı saldırıya uğrayan 2 Filistinli de yaralandı. Yaralıların hastaneye kaldırıldığı belirtildi.

Onlarca Filistinlinin dumandan, bazılarının da biber gazlı saldırılardan etkilendiği kaydedildi.

Bölgede görev yapan ambulans ve itfaiye araçlarına taşlı saldırılar düzenlendiği ve araçlarda hasar meydana geldiği aktarıldı.

Aktaş'ın öldürülmesiyle birlikte, 2023'ün başından bu yana İsrail güçleri tarafından öldürülen Filistinli sayısı 66'ya yükseldi.

Brezilya'da sel ve toprak kaymalarında ölenlerin sayısı 65'e yükseldi

Sao Paulo eyaleti yetkililerinden yapılan açıklamaya göre, 18 Şubat'tan bu yana sel ve heyelanlar nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 65'e yükseldi.

Arama kurtarma çalışmalarının tamamlandığı eyalette hasar tespit çalışmaları başlatılacak.

Ulusal Meteoroloji Enstitüsünden 21 Şubat'ta yapılan açıklamada, şubat ayı boyunca beklenen yağışların 24 saatte eyalete düştüğü duyurulmuş, zararın büyük olduğu bilgisi verilmişti.

Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva, 21 Şubat'ta felaket bölgesini ziyaret etmiş, helikopterle havadan incelemede bulunmuştu.

Sel ve toprak kaymalarında 2 binden fazla kişinin evsiz kaldığı, 3 bin kişinin felaket bölgesinden tahliye edildiği açıklanmıştı.

Netanyahu, Batı Şeria’da yerleşim birimleri inşa planının dondurulmayacağını açıkladı

Netanyahu, Twitter hesabından, Ürdün'ün Akabe kentinde Filistin, İsrail, Ürdün, ABD, ve Mısır'ın katılımıyla düzenlenen güvenlik toplantısıyla ilgili paylaşımda bulundu.

Akabe toplantısı sonucunda İsrail’in Batı Şeria’daki yasa dışı yeni yerleşim birimleri inşasının 4 aylığına dondurulmasına karar verdiğine yönelik İsrail basınında çıkan haberlere değinen Netanyahu, haberleri yalanladı.

Netanyahu, “Yahudiye ve Samiriye'deki (Yahudilerce Batı Şeria için kullanılan isim) inşaat ve düzenleme, herhangi bir değişiklik olmaksızın orijinal planlama ve programa göre devam edecek. Herhangi bir dondurma yoktur ve olmayacaktır.” ifadesini kullandı.

İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir de daha önce yaptığı açıklamada, konuya ilişkin çıkan haberleri dolaylı olarak yalanlamıştı.

Ben-Gvir, Twitter hesabından, Akabe toplantısıyla ilgili yaptığı paylaşımda, "Ürdün'de olan Ürdün'de kalacak." ifadesini kullanmıştı.

Akabe’deki güvenlik toplantısı

Ürdün Dışişleri Bakanlığı, Akabe’deki güvenlik toplantısının kapanış bildirisini yayımlamıştı.

Bildiriye göre, Filistin yönetimi ile İsrail hükümeti, tek taraflı eylemleri 3 ila 6 ay arasında durdurmaya hazır olduklarını teyit etmişti.

Tek taraflı eylemlerin durdurulmasının, İsrail hükümetinin, 4 ay boyunca yeni yerleşim birimi inşaatını tartışmaya açmama ve 6 ay boyunca da kaçak yerleşim birimlerine onay vermemesini içerdiği kaydedilmişti.

Akabe toplantısının, İsrail ile Filistinliler arasında, barış görüşmelerinin sekteye uğradığı 2014 yılından bu yana gerçekleşen ilk aleni görüşme olduğu belirtiliyor.

Toplantının, yaklaşan ramazan ayı nedeniyle İsrail ile Filistin arasında özellikle son 2 ayda tırmanan gerilimi düşürmeyi amaçladığı vurgulandı.

Filistin ile İsrail arasındaki müzakereler, İsrail'in, eski tutukluların serbest bırakılması, yasa dışı yerleşim faaliyetlerinin durdurulması ve 1967 sınırlarında bağımsız Filistin devletinin kurulması şartlarını reddetmesi sebebiyle Nisan 2014'te askıya alınmıştı.

Filistin Sağlık Bakanlığının açıklamasına göre, İsrail ordusu ve Yahudi yerleşimcilerin açtığı ateş sonucu 2023'ün başından bu yana işgal altındaki topraklarda 63 Filistinli hayatını kaybetti.

Nijerya'da devlet başkanı seçimin ilk sonucu açıklandı

Ekiti Eyalet Seçim Komisyonu Temsilcisi Akeem Lasisi, yaptığı açıklamada, eyalette iktidar partisi Tüm İlericiler Kongresi (APC) adayı eski Lagos Valisi Bola Ahmed Tinubu'nun 201 bin 494 oy alarak birinci olduğunu belirtti.

Ana muhalefet partisi Halkın Demokratik Partisi (PDP) lideri Atiku Abubakar'ın 89 bin 554 oy aldığını kaydeden Lasisi, İşçi Partisi adayı (LP) Peter Obi'nin ise 11 bin 397 oy kazandığını söyledi.

Nijerya Bağımsız Ulusal Seçim Komisyonu (INEC) Başkanı Mahmood Yakubu, çoğu eyaletlerde seçim sonuçlarının geç toplandığını ifade etti.

Federal başkent bölgesi Abuja'nın yanı sıra geri kalan 35 eyaletin seçim sonuçlarının yerel saatle 11.00'de açıklanması bekleniyor.

Nijerya'da mevcut Devlet Başkanı Muhammed Buhari, iki dönemlik görev süresini tamamlaması nedeniyle anayasa gereği tekrar aday olamadı.

Başkanlık seçimi için 18 aday arasında iktidardaki APC adayı Tinubu, PDP lideri Abubakar ve LP adayı Obi'nin ismi öne çıkıyor.

Anayasaya göre 4 yıl için seçilen devlet başkanı, en fazla iki dönem görev yapabiliyor.

Afganistan'ın Tahran Büyükelçiliği Taliban'a devredildi

Taliban geçici hükümetinin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Abdul Kahhar Belhi, kişisel Twitter hesabından konuyla ilgili açıklamada bulundu.

Belhi, Afganistan'ın Tahran Büyükelçiliğine yeni maslahatgüzar ve diplomatların atandığını belirterek söz konusu görevlendirmelerle büyükelçilik faaliyetlerinin sürdürüleceğini ifade etti.

Afganistan'ın Tahran Büyükelçiliğindeki diplomatlar ise son bir hatıra fotoğrafı çektirerek büyükelçiliği boşalttı.

Türkmenistan, Pakistan, Rusya ve Çin'de bulunan Afganistan Büyükelçilikleri geçen yıl Taliban'a devredilmişti.

Dünya genelinde geriye kalan Afganistan Büyükelçiliklerinde ise önceki Afganistan hükümeti tarafından atanan diplomatlar bulunuyor.

Ülkelerindeki büyükelçilikler Taliban'a devredilen ülkeler dahil, dünyada hiçbir ülke Taliban yönetimini şu ana kadar resmi olarak tanımadı.

Taliban 15 Ağustos 2021'de Afganistan yönetimine gelmişti.

ABD'de ilaca dirençli "Shigella" uyarısı

Merkez'den yapılan açıklamada, Shigella bakterisinin ilaca dirençli varyantları için sınırlı antimikrobiyal tedavinin bulunduğu vurgulandı.

Bakterinin kolaylıkla; kişiden kişiye temas, yiyecek veya su yoluyla bulaşabileceği bilgisi verildi.

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi'ne (CDC) göre, Shigella, ülkede her yıl 450 bin civarında vakaya neden oluyor.

Enfekte olan kişilerin genellikle tedaviye ihtiyaç duymadan iyileştiği biliniyor ancak farklı rahatsızlıkları da olanların antibiyotikle tedavi edilmesi gerekebiliyor. CDC, Shigella'nın antimikrobiyal tedavisinin "XDR" varyantıyla sınırlı olduğuna dikkat çekiyor.

İsrailli yerleşimciler Batı Şeria'da Filistinlilere karşı toplu saldırılara girişti

Nablus'a bağlı Huvara beldesinde bir araca düzenlenen silahlı saldırıda 2 Yahudi yerleşimcinin öldürülmesinin ardından bölgede gerginlik hat safhaya çıktı.

Huvara ve çevresindeki yasa dışı Yahudi yerleşim birimlerinde yaşayan yüzlerce İsrailli yerleşimci sokaklara dökülerek Filistinlilere karşı organize saldırılar başlattı.

Ev ve iş yerleri kundaklandı

Yerleşimciler, bölgede molotofkokteylli saldırılar düzenleyerek Filistinlilere ait çok sayıda ev, iş yeri, mülk ve aracı ateşe verdi.

Bölgedeki çok sayıda noktadan alev ve duman yükseldi.

Filistin Kızılayından yapılan açıklamaya göre, biri gerçek mermiyle, diğer ikisi bıçaklı ve sopalı saldırıya uğrayan 3 Filistinli yaralandı. Yaralılar hastaneye kaldırıldı.

Onlarca Filistinli dumandan, bazıları da biber gazlı saldırılardan etkilendi.

Bölgede görev yapan ambulans ve itfaiye araçlarına taşlı saldırılar düzenlendi ve araçlarda maddi hasar meydana geldi.

Ayrıca, İsrail ordusu, Filistin Kızılayına ait ambulansların Huvara'ya girişine izin vermedi.

Nablus'ta gerginlik tırmanıyor

İşgal altındaki Batı Şeria’'nın kuzeyindeki Nablus kenti, son günlerde İsrail ordusu ve Yahudi yerleşimlerin yoğun şiddetine sahne oldu.

İsrail güçlerinin, 22 Şubat'ta Nablus kentine düzenlediği baskında, 11 Filistinliyi öldürmüş, 6'sı ağır 100'den fazla Filistinliyi de yaralamıştı.

Yahudi yerleşimciler dün de Nablus'a bağlı Burin köyünde Filistinlilerin evlerine saldırmış ve 2 otomobili ateşe vermişti.

Selfit'in batısındaki Er-Ras bölgesinde tarlasında çalışan bir Filistinli çiftçi de ailesiyle silahlı Yahudi yerleşimci bir grubun saldırısına uğramıştı.

Huvara beldesinde bugün bir araca düzenlenen silahlı saldırıda 2 Yahudi yerleşimci öldürülmüştü.

İşgal altındaki Batı Şeria’da özellikle Nablus ve Nablus'a bağlı Huvara ve Burin gibi bölgelerdeki Filistinliler, çevredeki yasa dışı yerleşim birimlerinde yaşayan fanatik Yahudi yerleşimcilerin sık sık hedefi haline geliyor.

Çoğu ağır silahlı şekilde gezen Yahudi yerleşimciler, Filistinlilere karşı taşlı, sopalı ve biber gazlı saldırılar, ev ve araç kundaklama, zeytinlik ve tarlalara zarar verme ve yağmalama gibi şiddet eylemlerinde bulunuyor.

Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre, Yahudi yerleşimciler 2022'de Batı Şeria'da Filistinlilere ve mülklerine yönelik 849 saldırı gerçekleştirdi, bunlardan 228'inde yaralanmalar yaşanırken, 621'inde Filistinlilerin mülklerinde maddi hasar meydana geldi.

İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs çevresinde yaklaşık 700 bin Yahudi yerleşimci yaşıyor. Uluslararası hukuka göre Batı Şeria ve Doğu Kudüs'teki Yahudi yerleşim birimleri yasa dışı sayılıyor.

Peru'da depremzedeler için toplanan yardım malzemesi Türkiye'ye gönderildi

Türkiye'nin Lima Büyükelçiliği tarafından afetzedeler için paketlenen koliler, Türk Hava Yolları (THY) kargo uçağıyla afet bölgesine yollandı.

Büyükelçilikten yapılan açıklamada, Türkiye ile Peru arasındaki 12 bin kilometreyi aşan coğrafi uzaklığa rağmen, Türk milletinin acısını derinden paylaşan Peru'daki Türkiye dostlarının kampanyaya büyük ilgi gösterildiği vurgulandı.

Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre, ülkede yaşayan Türk vatandaşları ile Peru halkının katkılarıyla toplanan 9,5 tonluk yardım malzemesinin içinde ısıtıcı, uyku tulumu, kışlık kıyafet ve 3 bin 958 adet battaniyenin yer alıyor.

Peru ile Türkiye arasında doğrudan uçuşların bulunmaması nedeniyle, malzemelerin Peru'dan LAS şirketinin kargo uçağıyla Kolombiya'nın başkenti Bogota üzerinden THY'nin tarifeli seferiyle Türkiye'ye ulaştırılacağı bilgisi paylaşıldı.

Büyükelçilik, toplanan yardımların Türkiye'ye gönderilmesinde kolaylaştırıcı rol üstlenen Peru makamlarına ve Jorge Chavez Uluslararası Havalimanını işleten Lima Airport Partners (LAP) firmasında çalışan Türk vatandaşlarına teşekkür etti.

Mısır Dışişleri Bakanı Shoukry Türkiye'ye geliyor

Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, Mısır Dışişleri Bakanı Sameh Shoukry'nin Kahramanmaraş merkezli meydana gelen depremler sonrasında dayanışma sergilemek ve taziyelerini iletmek amacıyla bugün Türkiye'yi ziyaret edeceği aktarıldı.

Shoukry'nin, Adana'yı ve Mısır'a ait bir yardım gemisinin varacağı Mersin Limanı'nı ziyaret etmesi ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile ikili bir görüşme gerçekleştirmesi bekleniyor.

Mısır Dışişleri Bakanlığı da Türkiye ve Suriye'ye yapılacak ziyaretin amacının, depremin ardından iki ülke ve kardeş halklarıyla dayanışma göstermek olduğunu açıkladı.

Meksika'da seçim kuruluna yönelik reform planı protesto edildi

Protestoyu organize edenler, Zocalo Meydanı'ndaki buluşmaya 500 binden fazla kişinin katıldığını duyurdu.

Hükümet kaynakları ise gösterici sayısının 90 bin olduğunu bildirdi.

Meksika Kongresi çarşamba günü, Obrador'un "verimsiz" olmakla suçladığı Ulusal Seçim Enstitüsü'nde (INE) büyük bir revizyona gidilmesini onaylamıştı.

Obrador, değişikliklerin Meksika demokrasisini zayıflatacağı iddialarını reddediyor.

İsrail'in aşırı sağcı Bakanı Ben-Gvir: Ürdün'de olan Ürdün'de kalacak

Ben-Gvir, sosyal medya hesabı Twitter üzerinden, Ürdün'ün Akabe kentinde Filistin, İsrail, Ürdün, ABD, ve Mısır'ın katılımıyla düzenlenen güvenlik toplantısıyla alakalı paylaşımda bulundu.

Aşırı sağcı İsrailli Bakan, "Ürdün'de olan Ürdün'de kalacak." ifadesini kullandı.

Filistin yönetimi ile İsrail hükümeti, Akabe'deki toplantının kapanış bildirisinde, tek taraflı eylemleri 3 ila 6 ay arasında durdurmaya hazır olduklarını teyit etmişti.

Tek taraflı eylemlerin, İsrail hükümetinin, 4 ay boyunca yeni yerleşim birimi inşaatını tartışmaya açmamasını ve 6 ay boyunca da kaçak yerleşim birimlerine onay vermemesini içerdiği aktarılmıştı.

Akabe toplantısının, İsrail ile Filistinliler arasında, barış görüşmelerinin sekteye uğradığı 2014 yılından bu yana gerçekleşen ilk aleni görüşme olduğu belirtiliyor.

Toplantının, yaklaşan ramazan ayı nedeniyle İsrail ile Filistin arasında özellikle son 2 ayda tırmanan gerilimi düşürmeyi amaçladığı ifade ediliyor.

Filistin ile İsrail arasındaki müzakereler, İsrail'in, eski tutukluların serbest bırakılması, yasa dışı yerleşim faaliyetlerinin durdurulması ve 1967 sınırlarında bağımsız Filistin devletinin kurulması şartlarını reddetmesi sebebiyle Nisan 2014'te askıya alınmıştı.

Filistin Sağlık Bakanlığının açıklamasına göre, İsrail ordusu ve Yahudi yerleşimcilerin açtığı ateş sonucu 2023'ün başından bu yana işgal altındaki topraklarda 63 Filistinli hayatını kaybetti.

AB ile İngiltere, Kuzey İrlanda protokolünü görüşecek

AB Komisyonu Başkanı von der Leyen, Sunak ile bugün İngiltere'de görüşeceklerini açıkladı.

Von der Leyen, İrlanda ve Kuzey İrlanda Protokolü hakkındaki karmaşık sorunların çözümü için yüz yüze çalışma kararı aldıklarını bildirdi.

İngiliz yetkililer, son günlerde protokolle ilgili AB ile anlaşmaya varmak üzere oldukları yönünde açıklamalar yapıyordu.

İngiltere Başbakan Yardımcısı Dominic Raab, BBC'ye yaptığı açıklamada, "Anlaşmaya varmak üzereyiz. Çok ilerleme kaydettik ama henüz anlaşmış değiliz." demişti.

İrlanda Başbakanı Leo Varadkar da önceki günkü açıklamasında Kuzey İrlanda konusunda yeni bir anlaşmanın sona doğru yaklaştığını söylemiş, anlaşmanın birkaç gün içinde duyurulabileceğini ifade etmişti.

Kuzey İrlanda Protokolü

Brexit anlaşmasının bir parçası olan Kuzey İrlanda Protokolü, Birleşik Krallık'ın parçası olan Kuzey İrlanda ile AB üyesi İrlanda Cumhuriyeti arasındaki ticareti düzenliyor.

Protokole göre, Brexit'e rağmen Kuzey İrlanda, AB'nin gümrük birliği kurallarına tabi olmaya devam ediyor. Birleşik Krallık'ın geri kalanıyla ticareti ise Kuzey İrlanda limanlarında gümrüğe tabi tutuluyor.

Katolik ayrılıkçılar ile İngiltere'yle birlik yanlısı Protestanlar arasındaki savaşı sona erdiren Belfast Anlaşması (Hayırlı Cuma Anlaşması) gereği, kontrollerin yapılabildiği fiziki bir kara sınırı oluşturulamıyor. Bu yüzden kontrollerin ancak denizde yapılması kararlaştırılsa da uygulanmasında sorunlar yaşanıyor.

İngiltere, ülkenin toprak bütünlüğünü tehdit ettiğini savunduğu protokolün geniş ölçüde değiştirilmesini istiyor. AB ise buna sıcak bakmıyor.

İtalya açıklarında batan teknede 59 düzensiz göçmen öldü

İtalyan İtfaiyesi (Vigili del Fuoco), Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, Crotone vilayetine bağlı Steccato di Cutro beldesi açıklarında göçmenleri taşıyan teknenin batmasının ardından başlatılan kurtarma operasyonuna devam edildiğini belirterek, bölgedeki ekiplerin 59 göçmenin cansız bedenine ulaştığı bilgisini paylaştı.

İtalyan basınına yansıyan haberlere göre, batan teknede bulunan Iraklı, Suriyeli, Afgan ve İranlı göçmenlerin sayısı 250.

Bazı haberlerde göçmenlerin bulunduğu teknedeki bir insan kaçakçısının da İtalyan Mali Polisi ve jandarma ekiplerince gözaltına alındığı bilgisi verildi.

Aralarında bebek ve çocukların da yer aldığı ölen düzensiz göçmenlerin sayısının 100'ü bulmasından ediliyor. 60 kişi ise kurtarıldı.

İtalya Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella, yaptığı açıklamada, düzensiz göçmenlerin yaşadığı faciadan duyduğu üzüntüyü dile getirerek, uluslararası topluma, göçmen akınının temel nedenleri olan savaşları ve zulümleri ortadan kaldırmak için güçlü taahhütte bulunması için çağrı yaptı.

Mattarella ayrıca Avrupa Birliği'ni, göç konusunu yönetmekte sorumluluk üstlenmeye çağırdı.

İsrail ve Filistin'den tek taraflı eylemleri 3-6 ay durdurma kararı

Ürdün Dışişleri Bakanlığı, Filistin, Ürdün, ABD, Mısır ve İsrail'in katılımıyla düzenlenen güvenlik toplantısının kapanış bildirisini yayımladı.

Bildiriye göre, Filistin yönetimi ile İsrail hükümeti, tek taraflı eylemleri 3 ila 6 ay arasında durdurmak için derhal harekete geçmeye hazır olduklarını teyit etti.

Tek taraflı eylemlerin durdurulması, İsrail hükümetinin, 4 ay boyunca yeni yerleşim birimi inşaatını tartışmaya açmama ve 6 ay boyunca da kaçak yerleşim birimlerine onay vermemesini içeriyor.

Daha önce varılan tüm anlaşmalara bağlı kalma, kapsamlı ve adil barışın tesisi için çalışma taahhütlerini yineleyen Filistin ile İsrail, bölgedeki tansiyonun düşürülmesi gerektiğini de vurguladı.

Toplantıda ayrıca, Kudüs'teki kutsal mekanların tarihi statüsünün korunmasının önemi ve Ürdün Haşimi Krallığı'nın bu mekanlar üzerindeki vesayet hakkı vurgulandı.

Katılımcılar, söz konusu hedeflerin gerçekleşmesi adına mart ayında Mısır'ın Şarm eş-Şeyh kentinde yeniden bir araya gelme konusunda anlaştı.

Aynı şekilde İsrail ile Filistin arasında güven tazeleyici adımların desteklenmesi konusunda fikir birliğine varıldı.

Katılımcılar ayrıca, uzun yıllardan sonra ilk defa gerçekleşen Akabe toplantısının önemini vurguladı ve bu minvalde toplantıları sürdürme kararı aldı.

Akabe toplantısı, İsrail ile Filistinliler arasında, barış görüşmelerinin sekteye uğradığı 2014 yılından bu yana gerçekleşen ilk aleni görüşme oldu.

Toplantının, yaklaşan ramazan ayı nedeniyle İsrail ile Filistin arasında özellikle son 2 ayda tırmanan gerilimi düşürmeyi amaçladığı ifade ediliyor.

Filistin ile İsrail arasındaki müzakereler, İsrail'in, eski tutukluların serbest bırakılması, yasa dışı yerleşim faaliyetlerinin durdurulması ve 1967 sınırlarında bağımsız Filistin devletinin kurulması şartlarını reddetmesi sebebiyle Nisan 2014'te askıya alınmıştı.

Filistin Sağlık Bakanlığının açıklamasına göre, İsrail ordusu ve Yahudi yerleşimcilerin açtığı ateş sonucu 2023'ün başından bu yana işgal altındaki topraklarda 63 Filistinli hayatını kaybetti.

Hırvatistan, Ukrayna'ya 14 helikopter göndermeye hazırlanıyor

Hırvatistan'ın önemli gazetelerinden Jutarnji List'de yer alan haberde, Hırvatistan Silahlı Kuvvetlerine bağlı 14 helikopterin Ukrayna'ya ulaştırılması için hazırlıkların başladığı kaydedilerek, ülkenin Ukrayna'ya 12 adet MI 8 MTV-1 tipi ve 2 adet MI 8 T tipi helikopter göndereceği bilgisi verildi.

Bulundukları hangarlarda gerekli bakımlardan geçen helikopterler, 10 gün içinde hazır olacak.

Helikopterler önce Polonya, ardından da Ukrayna'ya ulaştırılacak.

Bu arada, Hırvatistan hükümeti Ukrayna'ya sağlanan askeri desteği "gizli" tutarken, Başbakan Andrej Plenkovic, kasımda yaptığı açıklamada, 14 helikopterin Ukrayna'ya gönderileceğini duyurmuştu.

Ukrayna'ya askeri yardım gönderilmesine ilişkin karşıt görüşüyle bilinen Cumhurbaşkanı Zoran Milanovic ise durumu "umurumda değil" şeklinde değerlendirmişti.

ABD: COVID-19'un laboratuvardan sızıp sızmadığına ilişkin soruya 'kesin bir cevap' yok

CNN’e konuşan Sullivan’a, Wall Street Journal gazetesinde yer alan Enerji Bakanlığının "COVID-19 salgını büyük olasılıkla bir laboratuvar sızıntısından kaynaklandı" sonuçlu raporu soruldu.

Sullivan, istihbarat topluluğunda bu konuda değişik görüşler olduğunu, ancak emin olacak kadar yeterli bilgi bulunmadığını belirtti.

Başkan Joe Biden’ın, istihbarat birimlerini bu sorunun temeline inmek için defalarca yönlendirdiğini kaydeden Sullivan, "Daha fazla bilgi edinirsek, bunu Kongre ve Amerikan halkıyla paylaşacağız. Ancak şu anda istihbarat camiasından bu soruya dair 'kesin bir cevap' çıkmış değil." dedi.

Wall Street Journal, Enerji Bakanlığının yakın zamanda Beyaz Saray'a ve önemli Kongre üyelerine sağladığı gizli bir istihbarat raporuna göre, COVID-19 virüsünün büyük olasılıkla Çin'deki bir laboratuvardan kaza ile sızdığını düşündüğünü yazmıştı.

Hindistan'da Delhi Başbakan Yardımcısı gözaltına alındı

Hindustan Times'ın haberine göre, CBI, hakkındaki "yolsuzluk" ve "rüşvet" iddialarına dair Sisodia'yı ifade vermeye çağırdı.

Sisodia, yaklaşık 6 saat süren sorgusunun ardından gözaltına alındı.

CBI Sözcüsü RC Joshi, basına yaptığı açıklamada, Sisodia'nın soruşturmada büro ekipleriyle işbirliğine girmeyerek sorulara "kaçamak" cevap verdiğini kaydetti.

Söz konusu olay, Yeni Delhi'yi yöneten Aam Aadmi Partisi (AAP) ile iktidardaki Bharatiya Janata Partisi (BJP) arasındaki siyasi çekişmenin son hamlesi olarak görülüyor.

Eyalet Başbakanı Arvind Kejriwal ise Twitter'dan yaptığı paylaşımda, "Manish suçsuz. Halk Manish'in gözaltına alınmasından dolayı oldukça öfkeli. Halk her şeyi anlıyor ve buna cevap verecektir." ifadelerini kullandı.

Sisodia'nın yarın hakim karşısına çıkması bekleniyor.

Öte yandan, CBI'ya ifade vermeye gelen Sisodia da bina önünde yaptığı konuşmada, AAP liderlerine karşı sahte suçlamalar yapıldığını, Hindistan Başbakanı Narendra Modi'nin, Eyalet Başbakanı Kejriwal'den "korktuğunu" iddia etmişti.

Ukrayna'da Müşterek Kuvvetler Komutanı Moskalev görevden alındı

Ukrayna Devlet Başkanlığı'nın resmi internet sitesinde yer alan yazılı açıklamada, 113/2023 sayılı kararname ile Müşterek Kuvvetler Komutanı Moskalev'in görevden alındığı belirtildi.

Kararnamede, Moskalev'in yerine kimin atanacağı belirtilmedi.

Ukrayna basınında yer alan haberlere göre, Tümgeneral Moskalev 15 Mart 2022'de göreve atanmıştı.

Netanyahu, yerleşim birimleri inşa planında inat ediyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Twitter hesabından, Ürdün'ün Akabe kentinde Filistin, İsrail, Ürdün, ABD, ve Mısır'ın katılımıyla düzenlenen güvenlik toplantısıyla ilgili paylaşımda bulundu.

Akabe toplantısı sonucunda İsrail’in Batı Şeria’daki yasa dışı yeni yerleşim birimleri inşasının 4 aylığına dondurulmasına karar verdiğine yönelik İsrail basınında çıkan haberlere değinen Netanyahu, haberleri yalanladı.

Netanyahu, “Yahudiye ve Samiriye'deki (Yahudilerce Batı Şeria için kullanılan isim) inşaat ve düzenleme, herhangi bir değişiklik olmaksızın orijinal planlama ve programa göre devam edecek. Herhangi bir dondurma yoktur ve olmayacaktır.” ifadesini kullandı.

İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir de daha önce yaptığı açıklamada, konuya ilişkin çıkan haberleri dolaylı olarak yalanlamıştı.

Ben-Gvir, Twitter hesabından, Akabe toplantısıyla ilgili yaptığı paylaşımda, "Ürdün'de olan Ürdün'de kalacak." ifadesini kullanmıştı.

Akabe’deki güvenlik toplantısı

Ürdün Dışişleri Bakanlığı, Akabe’deki güvenlik toplantısının kapanış bildirisini yayımlamıştı.

Bildiriye göre, Filistin yönetimi ile İsrail hükümeti, tek taraflı eylemleri 3 ila 6 ay arasında durdurmaya hazır olduklarını teyit etmişti.

Tek taraflı eylemlerin durdurulmasının, İsrail hükümetinin, 4 ay boyunca yeni yerleşim birimi inşaatını tartışmaya açmama ve 6 ay boyunca da kaçak yerleşim birimlerine onay vermemesini içerdiği kaydedilmişti.

Akabe toplantısının, İsrail ile Filistinliler arasında, barış görüşmelerinin sekteye uğradığı 2014 yılından bu yana gerçekleşen ilk aleni görüşme olduğu belirtiliyor.

Toplantının, yaklaşan ramazan ayı nedeniyle İsrail ile Filistin arasında özellikle son 2 ayda tırmanan gerilimi düşürmeyi amaçladığı ifade ediliyor.

Filistin ile İsrail arasındaki müzakereler, İsrail'in, eski tutukluların serbest bırakılması, yasa dışı yerleşim faaliyetlerinin durdurulması ve 1967 sınırlarında bağımsız Filistin devletinin kurulması şartlarını reddetmesi sebebiyle Nisan 2014'te askıya alınmıştı.

Filistin Sağlık Bakanlığının açıklamasına göre, İsrail ordusu ve Yahudi yerleşimcilerin açtığı ateş sonucu 2023'ün başından bu yana işgal altındaki topraklarda 63 Filistinli hayatını kaybetti.

Belçika'nın Hatay'da kurduğu sahra hastanesinin personelinin bir kısmı ülkesine döndü

Personeli taşıyan uçak akşam saatlerinde Brüksel'deki Melsbroek Askeri Havaalanı'na indi.

Belçika İlk Yardım ve Destek Ekibi (B-FAST), Sağlık Bakanı Frank Vanderbroucke'nin de katılımıyla ekibin karşılanması için Binbaşı Housiau Kışlasında (Quartier Militaire Major Housiau) resepsiyon düzenledi.

Bakan Vanderbroucke ve B-FAST yetkilileri, personeli çiçeklerle karşıladı.

Ekipte yer alan Türk personelin, kendilerini bekleyen aileleriyle kucaklaştığı duygusal anlar kameralara yansıdı.

Hastane faaliyetini sürdürüyor

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nicolas Fierens Gevaert, AA muhabirine yaptığı açıklamada, daha önce planlandığı üzere 76 kişilik sağlık personelinin iki haftalık rotasyon kapsamında ülkeye geri döndüğünü söyledi.

Gevaert, dönen ekibin yerine daha önce 76 kişilik başka bir ekibin gittiğini ve hastanenin faaliyetinin aksamadan devam ettiğini aktardı.

Hatay'ın Kırıkhan ilçesindeki sahra hastanesinin ilk etapta günde 100 civarı hastaya bakmasının planlandığını belirten Gevaert, devlet hastanesinin de tahliye edilmesi sebebiyle dün itibarıyla hasta sayısının 200'ü aştığını dile getirdi.

Gevaert, bölgede ihtiyacın sürdüğünü, bu nedenle hastanenin faaliyetinin devam edeceğini bildirdi.

Bernie Sanders, Elon Musk'ın Twitter'a sahip olmasını sorun olarak görüyor

Sanders podcast programı The News Agents'ta, geçen yıl ekimde Twitter'ı 44 milyar dolara satın alan iş insanına dair soruya, "Jeff Bezos'un The Washington Post'a sahip olması, Elon Musk'ın Twitter'a sahip olması, diğer milyarderlerin Birleşik Devletler'deki medyanın çoğuna sahip olması bir sorun" diye cevap verdi.

Vermont senatörü, milyarderler "kendi çıkarlarını korumak istediğinden Birleşik Devletler'deki kurumsal medyanın doğasının diğer şeylerle beraber, milyarder sınıfının zenginliği ve gücü hakkında konuşmaktan kaçınmak" olduğunu söyleyerek devam etti.

Sanders şöyle ekledi:

Peki bu bir sorun mu? Evet, bu ciddi bir sorun.

Podcast sunucusunun Twitter'ın parçalanması gerekip gerekmediği sorusunu Sanders, ABD yönetiminin medya tekellerine karşı daha fazla önlem alması gerektiğini söyleyerek yanıtladı.

"Dürüst olmak gerekirse, Birleşik Devletler'de antitröst çabalar dediğimiz şeyde çok ama çok gevşek davrandık. Dolayısıyla medyanın da içlerinde yer aldığı, ardı ardına pek çok sektörde gördüklerimize, duyduklarımıza ve okuduklarımıza gittikçe daha az sayıda kişinin sahip olduğunu görüyorsunuz" diyen Sanders, ABD'nin "her alandaki tekelci işletmeleri parçalamada çok daha sert" davranması gerektiğini ekledi.

Sanders sözlerini "Halihazırda Birleşik Devletler'de, Amerikan halkının yüzde 90'ının gördüğünü, duyduğunu ve okuduğunu kontrol eden 8 medya konglomeratı (bünyesinde farklı alanlarda ticaret yapan kuruluşların yer aldığı şirketler grubu -ed.n.) var. Bu bir sorun mu? Bence evet" diye sürdürdü.

Vermont senatörü ve eski ABD Başkan adayı Sanders, halihazırda It's OK to be Angry About Capitalism (Kapitalizm Hakkında Öfkeli Olmak Sorun Değil) başlıklı yeni kitabının tanıtım turunda.

Sanders ve Musk, senatörün zenginlerden daha yüksek vergiler alınması talebinden dolayı daha önce çatışmıştı. Milyarderlerin var olmaması gerektiğini söyleyen Sanders, 2021'de Musk'ın vergilerinin incelendiği bir dönemde şu tweeti atmıştı:

Aşırı zenginlerin üzerlerine düşen payı ödemesini talep etmeliyiz. Nokta.

Musk ise "Hâlâ hayatta olduğunu unutup duruyorum" diye cevap vermişti.

Tesla'nın CEO'su, yanıt alamamasına rağmen Sanders'a tweet atmaya devam etmişti. Musk bir gün sonra "Daha fazla hisse satmamı ister misin Bernie? Söylemen yeter" demişti. Sonra bir tweet daha atan Musk şöyle yazmıştı:

Tamam, sence ne kadarı adil olur? Yüzde 53 makul görünüyor mu?

Kaynak: Independent Türkçe

Lübnan'da, Hocalı Katliamı’nın yıldönümünde kurbanlar için adalet istendi

Katliamın 31. yılı dolayısıyla Akkar vilayetindeki Türkmenlerin yaşadığı Kavaşra köyündeki Karabağ Zaferi Şehitleri Anıtı'nda anma töreni düzenlendi.

Anıtın önüne, Hocalı Katliamı'nda katledilenlerin sayısına atfen mumlarla "613" yazılıp "Hocalı için Adalet" ifadelerinin olduğu pankart ve çelenk konuldu. Katliam kurbanları için saygı duruşunda bulunulup, ruhlarına Fatiha ve dualar okundu.

Katliamın kınandığı törende, Türkmenler adına okunan ortak açıklamada, Lübnanlı Türkmenlerin daima Azerbaycan'ın yanında olduğu ve dayanışma içerisinde kalacağına vurgu yapıldı.

Açıklamada, Türkmenlerin dünyanın neresinde olursa olsun zulme karşı olup mazlumun yanında yer aldığı, Hocalı'nın da açık bir zulüm olduğu kaydedildi.

California'da şiddetli yağış ve kar fırtınası

ABD medyasında yer alan haberlerde, eyalette etkili olan olumsuz hava koşulları nedeniyle 126 binden fazla hanenin elektriksiz kaldığı belirtilirken, Los Angeles şehrinin bazı bölgelerinde şiddetli yağışın su taşkınlarına yol açtığı aktarıldı.

California’nın güneyinde yüksek kesimlerde başlayan kar fırtınasının, iki gün içinde ülkenin doğusuna ilerleyeceği kaydedilen haberlerde, 20 milyondan fazla kişinin şiddetli fırtınaya karşı uyarıldığı ifade edildi.

Yetkililer, eyaletin yüksek kesimlerindeki bazı otobanların “aşırı kar ve buzlanma” nedeniyle trafiğe kapatıldığı bilgisini paylaştı.

Meteoroloji uzmanları, bölgedeki fırtınanın bugünden itibaren Arizona, Texas, Oklahoma ve Kansas’a doğru ilerleyeceğini, alçak kesimlere yağmur, yüksek kesimlere de kar yağışının etkili olacağını belirterek, bazı alanlarda ise hortumların oluşabileceği uyarısında bulundu.

Aynı fırtına dalgasının bugünden sonra California'nın kuzey kesimlerinde de etkili olması ayrıca Wisconsin, Michigan gibi ülkenin orta kuzey ile New York ve Boston gibi kuzeydoğu eyaletlerinin de söz konusu soğuk hava dalgasının etkisi altına girmesi bekleniyor.

İsrailli yerleşimciler Filistinlilere karşı toplu saldırılara girişti

Nablus'a bağlı Huvara beldesinde bir araca düzenlenen silahlı saldırıda 2 Yahudi yerleşimcinin öldürülmesinin ardından bölgede gerginlik hat safhaya çıktı.

Huvara ve çevresindeki yasa dışı Yahudi yerleşim birimlerinde yaşayan yüzlerce İsrailli yerleşimci sokaklara dökülerek Filistinlilere karşı organize saldırılar başlattı.

- Ev ve iş yerleri kundaklandı

Yerleşimciler, bölgede molotofkokteyli saldırılar düzenleyerek Filistinlilere ait çok sayıda ev, iş yeri, mülk ve aracı ateşe verdi.

Bölgedeki çok sayıda noktadan alev ve dumanların yükseldiği anlar AA kameralarına yansıdı.

Filistin Kızılayından yapılan açıklamaya göre, biri gerçek mermiyle, diğer ikisi bıçaklı ve sopalı saldırıya uğrayan 3 Filistinli yaralandı. Yaralıların hastaneye kaldırıldığı belirtildi.

Onlarca Filistinlinin dumandan, bazılarının da biber gazlı saldırılardan etkilendiği kaydedildi.

Bölgede görev yapan ambulans ve itfaiye araçlarına taşlı saldırılar düzenlendiği ve araçlarda maddi hasar meydana geldiği aktarıldı.

Açıklamada ayrıca, İsrail ordusunun Filistin Kızılayına ait ambulansların Huvara'ya girişine izin vermediği belirtildi.

- Nablus'ta gerginlik tırmanıyor

İşgal altındaki Batı Şeria’'nın kuzeyindeki Nablus kenti, son günlerde İsrail ordusu ve Yahudi yerleşimlerin yoğun şiddetine sahne oldu.

İsrail güçlerinin, 22 Şubat'ta Nablus kentine düzenlediği baskında, 11 Filistinliyi öldürmüş, 6'sı ağır 100'den fazla Filistinliyi de yaralamıştı.

Yahudi yerleşimciler dün de Nablus'a bağlı Burin köyünde Filistinlilerin evlerine saldırmış ve 2 otomobili ateşe vermişti.

Selfit'in batısındaki Er-Ras bölgesinde tarlasında çalışan bir Filistinli çiftçi de ailesiyle silahlı Yahudi yerleşimci bir grubun saldırısına uğramıştı.

Huvara beldesinde bugün bir araca düzenlenen silahlı saldırıda 2 Yahudi yerleşimci öldürülmüştü.

İşgal altındaki Batı Şeria’da özellikle Nablus ve Nablus'a bağlı Huvara ve Burin gibi bölgelerdeki Filistinliler, çevredeki yasa dışı yerleşim birimlerinde yaşayan fanatik Yahudi yerleşimcilerin sık sık hedefi haline geliyor.

Çoğu ağır silahlı şekilde gezen Yahudi yerleşimciler, Filistinlilere karşı taşlı, sopalı ve biber gazlı saldırılar, ev ve araç kundaklama, zeytinlik ve tarlalara zarar verme ve yağmalama gibi şiddet eylemlerinde bulunuyor.

Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre, Yahudi yerleşimciler 2022'de Batı Şeria'da Filistinlilere ve mülklerine yönelik 849 saldırı gerçekleştirdi, bunlardan 228'inde yaralanmalar yaşanırken, 621'inde Filistinlilerin mülklerinde maddi hasar meydana geldi.

İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs çevresinde yaklaşık 700 bin Yahudi yerleşimci yaşıyor. Uluslararası hukuka göre Batı Şeria ve Doğu Kudüs'teki Yahudi yerleşim birimleri yasa dışı sayılıyor.

AB ile İngiltere liderleri Kuzey İrlanda protokolü için bir araya gelecek

AB Komisyonu Başkanı von der Leyen, Sunak ile yarın İngiltere'de görüşeceklerini açıkladı.

Von der Leyen, İrlanda ve Kuzey İrlanda Protokolü hakkındaki karmaşık sorunların çözümü için yüz yüze çalışma kararı aldıklarını bildirdi.

İngiliz yetkililer, son günlerde protokolle ilgili AB ile anlaşmaya varmak üzere oldukları yönünde açıklamalar yapıyordu.

İngiltere Başbakan Yardımcısı Dominic Raab, BBC'ye yaptığı açıklamada, "Anlaşmaya varmak üzereyiz. Çok ilerleme kaydettik ama henüz anlaşmış değiliz." demişti.

İrlanda Başbakanı Leo Varadkar da önceki günkü açıklamasında Kuzey İrlanda konusunda yeni bir anlaşmanın sona doğru yaklaştığını söylemiş, anlaşmanın birkaç gün içinde duyurulabileceğini ifade etmişti.

- Kuzey İrlanda Protokolü

Brexit anlaşmasının bir parçası olan Kuzey İrlanda Protokolü, Birleşik Krallık'ın parçası olan Kuzey İrlanda ile AB üyesi İrlanda Cumhuriyeti arasındaki ticareti düzenliyor.

Protokole göre, Brexit'e rağmen Kuzey İrlanda, AB'nin gümrük birliği kurallarına tabi olmaya devam ediyor. Birleşik Krallık'ın geri kalanıyla ticareti ise Kuzey İrlanda limanlarında gümrüğe tabi tutuluyor.

Katolik ayrılıkçılar ile İngiltere'yle birlik yanlısı Protestanlar arasındaki savaşı sona erdiren Belfast Anlaşması (Hayırlı Cuma Anlaşması) gereği, kontrollerin yapılabildiği fiziki bir kara sınırı oluşturulamıyor. Bu yüzden kontrollerin ancak denizde yapılması kararlaştırılsa da uygulanmasında sorunlar yaşanıyor.

İngiltere, ülkenin toprak bütünlüğünü tehdit ettiğini savunduğu protokolün geniş ölçüde değiştirilmesini istiyor. AB ise buna sıcak bakmıyor.

Pekin'de depremzedeler için "Şarkılar Türkiye İçin" konseri

Pekin'in en önemli performans mekanlarından, 500 kişi kapasiteli DDC Sahnesi'nde düzenlenen “Şarkılar Türkiye İçin” konserinde, Türk, Çinli ve diğer ülkelerden müzisyenlerden oluşan üç grup sahne aldı.

Depremzede çocukların eğitimine katkı amacıyla düzenlenen konsere Pekin'de yaşayan Çinliler ve yabancılar yoğun ilgi gösterirken, izleyiciler, felaketin acısını dile getiren, yas ve dayanışma duygularını ifade eden şarkılarla hüzünlendi.

Pekin'de gazetecilik yapan K. Emre Demir ve arkadaşlarının Türk Halk Müziği grubu, konserin açılışında, "depremde yaşamını yitiren ve kurtarılarak insanlara umut olan bebeklerin anısına" “Dandini Dandini Dastana” ninnisini icra etti.

"Maraş'tan Bir Haber Geldi"

Grup, ardından "Maraş'tan Bir Haber Geldi" türküsünü seslendirdi. Türk izleyiciler, "Maraş'tan bir haber geldi/Dediler ki Merik (Meryem) öldü/Keşke Merik Ölmeseydi/Kesileydi elim kolum." sözleriyle duygulandı.

Konserin organizasyonuna öncülük eden Demir, Maraş’tan gelen haberlerle 84 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının, hem ülke içindeki hem de dünyanın dört yanındaki insanların yüreğine ateş düştüğünü, bu yüzden bu şarkıyı programa dahil ettiklerini belirtti.

Dünyanın dört yanında yaşayan Türk vatandaşları gibi deprem haberini duyduklarında büyük şok yaşadıklarını ifade eden Demir, "Yurt dışında olduğunuzda acı katlanıyor çünkü elinizin kolunuzun bağlı kaldığı hissini yaşıyorsunuz. Ben ne yapabilirim, insanlara, kendi halkıma nasıl yardımcı olabilirim diye arayış içine giriyorsunuz." dedi.

Demir, kendisi gibi Pekin'de gazetecilik yapan Cenk Özkömürcü ile bir müzik dinletisi organize etmenin akıllarına geldiğini, hobi olarak müzikle uğraştıklarını, bu sayede şehirdeki pek çok müzisyeni tanıdıklarını, performans yapılabilecek mekanları bildiklerini, buradan yola çıkarak bir yardım konseri düzenlemeye karar verdiklerini söyledi.

Müziğe başvurarak yapabilecekleri bireysel katkılardan daha ciddi miktarda bağış toplayabileceklerini düşündüklerini dile getiren Demir, "Dedik ki hem Türkiye’nin yaşadığı bu acıya dair uluslararası farkındalığa, Çin’de yaşadığımız için bu toplumdaki farkındalığa hem de bir yönüyle kültürümüzün tanıtılmasına, sahneye konulmasına katkımız olsun ve bunu bir bağış toplama etkinliğine çevirelim." diye konuştu.

"Türk halkının yanında olmak için tereddütsüz geldiler"

Konser fikrini diğer müzisyenlere açtıklarında, onların da çok heyecan duyduklarını aktaran Demir, "Hepsi Türkiye’yi daha önce ziyaret etmiş, çok güzel hatıralarla ayrılmışlar. Bu zor zamanda Türk halkının yanında olmak için, hiç tereddütsüz, işlerini güçlerini bırakarak bu akşam buraya geldiler." ifadelerini kullandı.

Konserde ikinci sırada, deneysel folk türünde müzik yapan "Yuehuang" grubu çıktı. Grubun Çinli solistinin çaldığı bağlama, izleyici kitlesi içindeki Türklere tanıdık bir enstrümanın farklı ezgileri seslendirişine tanık olma fırsatı sağladı.

Demir, grubun ilginç hikayesini ve Türkiye ile ilgisini şöyle anlattı:

"Grubun kurucusu ve vokalisti Türkiye’ye seyahat ettiği zaman müzik enstrümanları satılan mağazada bağlamayı görüyor, çok ilgisini çekiyor, Çin’e getiriyor ve burada grubuyla performanslarında kullanıyor. Onlar da bizim için, bu akşam bağlamayla çaldıkları şarkılarını seslendirdiler."

Bağış için satılması amacıyla albümlerini getirdiler

Konserde, son olarak, Çin’in İç Moğolistan Özerk Bölgesi’nden, Moğolca rock müzik yapan, kendi geleneksel müziklerini rock formuna uyarlayan, “Tulehur” grubu sahneye çıktı.

Bu grubun da diğeri gibi konser teklifini tereddütsüz kabul ettiğini belirten Demir, "Hatta bir albümlerini CD’ye bastırmışlar, grubun solisti konserden önce geldi, 20 adet CD’yi bize verdi. 'Bunları konser çıkışında satalım ve gelirini de bağışlara katalım.' dedi. Bu dayanışma, gerçekten insanı duygulandırıyor." değerlendirmesinde bulundu.

Bağışlar depremzede çocukların eğitimine aktarılacak

Konserden elde edilecek gelirin, Darüşşafaka Cemiyetinin başlattığı, depremden etkilenen çocuklara eğitim olanağı sunmayı hedefleyen kampanyasına aktarılacağını dile getiren Demir, "Konserden elde edeceğimiz gelir uzun vadeli bir bağışa nasip olsun istedik. Müzik vesilesiyle, sanat vesilesiyle yapılan bu bağışların depremzede çocukların eğitimine gitmesine karar verdik." dedi.

Depremin ilk anından itibaren Türkiye’nin arkasında uluslararası dayanışmanın varlığını hissettiğini vurgulayan Demir, şunları kaydetti:

"Çin’deki arkadaşlarımızın ilgisi, bize sürekli 'Ne yapabiliriz?' diye sormaları, bize böyle bir konseri organize etme fikri verdi. Böylece Çinli dostlarımıza da yardım etme imkânı sunmuş olduk aslında. Müzik yalnızca bir eğlence aracı değil. İnsanlar acılarını, kederlerini de müzikle ifade ediyorlar. Bu konser, hem içimizdeki biriken acıyı ifade etme aracı hem de bağışa vesile oldu."

Hocalı Katliamı ve Kahramanmaraş merkezli depremlerde hayatını kaybedenler Hollanda'da anıldı

Hollanda Azerbaycan Türk Kültür Derneğince Lahey kentindeki Hocalı Soykırım Anıtı önünde düzenlenen anma programına, Türkiye’nin Lahey Büyükelçisi Selçuk Ünal, Azerbaycan'ın Lahey Büyükelçisi Rahman Mustafayev, Türkiye’nin Rotterdam Başkonsolosluğu Muavin Konsolosu Feyza Coşkunçay, Güney Hollanda Bölgesi Eyalet Meclis Üyesi Michel Rogier ve Hollanda Azerbaycan Türk Kültür Derneği Başkanı İlhan Aşkın'ın yanı sıra Türk ve Azerbaycanlılardan oluşan grup katıldı.

Katılımcılara güllerin dağıtıldığı program, saygı duruşu ve Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başladı.

Ardından anıta çelenk ve karanfiller bırakıldı.

Anma programında yapılan konuşmalarda, Hocalı'da hayatını kaybedenler rahmetle anılırken, katliamı yapanlar lanetlendi.

"Asrın felaketi" olarak nitelenen 6 Şubat'taki Kahramanmaraş merkezli depremlerde hayatını kaybedenlerin de anıldığı programda konuşan Ünal, Türkiye ve Azerbaycan’ın bir millet iki devlet olduğunu belirterek, iki devletin ortak tarihinin yüzyıllara dayandığını ve bu süreçte hep birbirlerine yardım ettiklerini söyledi.

Ünal, “31 yıl önce Hocalı’da katledilen Azerbaycanlı kardeşlerimizin acısını bugün de yüreğimizde hissediyoruz. Tarihe kara leke olarak geçen bu insanlık suçunu lanetliyoruz.” dedi.

Hocalı Katliamı'nda kaybolanların bir bölümünün akıbetinin halen aydınlatılmadığına işaret eden Ünal, “Bu kara lekenin sorumlularının ortaya çıkarılamaması ve kayıpların akıbetinin bilinememesi, insancıl hukuk açısından da kabul edilemez.” ifadesini kullandı.

Ünal, şunları kaydetti:

“Bu yüzyılın başında Ermeni güçlerinin tıpkı Hocalı’da yaptığı gibi Türk ve Müslüman ahaliye yönelik kıyımını engellemek için Nuri Paşa komutasındaki Kafkas-İslam Ordusu, kardeşlerimizin yardımına koşmuş, Bakü’yü kurtarmıştır. Azerbaycan’a topraklarının korunması ve kurtarılması amaçlı desteğimiz bugün de aynı şekilde devam etmektedir. Azerbaycan da yaşadığımız depremlerde dostluğunu göstermiş, ülkemizin yardımına süratle koşmuştur. Can Azerbaycan’a ve tüm kardeşlerimize şükranlarımızı sunuyoruz.”

Aşkın ise her yıl Hocalı Katliamı kurbanlarını anarak, bu ve buna benzer katliamların bir daha yaşanmaması için dua ettiklerini söyledi.

Hocalı’ya adalet istediklerini ifade eden Aşkın, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Biz Hocalıyı unutmadık ve unutturmayacağız. Hocalı’da aradığımız adaleti ömrümüzün yettiği kadar bekleyeceğiz. Maalesef bu adaletten halen faydalanamadık. Çünkü Avrupalı, Hocalı katliamını görmek ve duymak istemiyor. Nerede ezilen ve mağdur olan birileri varsa onların yanında olunması lazım. Ukrayna’da hemen müdahale edildi. Biz isterdik ki 1992’de Hocalı katliamına da duyarlı olunsaydı. Hollanda parlamentosu bir sürü mesele ile ilgileniyor. Bir gün de Hocalı’da ne oldu bununla ilgilenseler, orada ne olduğunu bizlerden dinleseler, kıyamet mi kopardı?"

Hocalı’da yaşanan katliamın unutulmaması ve daha fazla araştırılması gerektiğine vurgu yapan Rogier de Hocalı Soykırım Anıtı’nın Lahey’de bulunan Uluslararası Adalet Divanı’nın yakınında olması gerektiğini ve bunun için eyalet meclisine teklif sunacağını dile getirdi.

Almanya'da Ukrayna'ya silah gönderilmesini istemeyen binlerce kişiden protesto

Gösteri, birinci yılını tamamlayan Ukrayna'nın işgali karşısında Batılı müttefiklerin Kiev'e daha fazla silah sözü vermesi ve Rusya'ya karşı yeni yaptırımların açıklanmasının ardından gerçekleşti.

Geniş güvenlik önlemleri alan Berlin polisi gösteriye en az 10 bin kişinin katıldığı bilgisini paylaştı.

Tarihi Brandenburg Kapısı önünde Sol Parti Milletvekili Sahra Wagenknecht ve gazeteci-yazar Alice Schwarzer’in çağrısıyla toplanan göstericiler, Alman hükümetinin Ukrayna'ya daha fazla silah vermemesi çağrısında bulundu ve Rusya ile barış müzakeresi yapılmasını istedi.

"Barış isteyen silah satmaz"

Üzerinde "Müzakere et, tırmandırma", "Barış isteyen silah satmaz", "Silah yerine diplomasi" ve "Bizim savaşımız değil" yazılı dövizler taşıyan göstericiler, Ukrayna’ya daha fazla silah verilmesini desteklediği gerekçesiyle Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock aleyhine slogan attı.

Milletvekili Wagenknecht gösteride yaptığı konuşmada, Ukrayna’ya silah sağlanmasını eleştirerek, "Verilen her silah dünya savaşı tehlikesini artırıyor." dedi.

İki tarafı da müzakere yapmaya çağıran Wagenknecht, Ukrayna'daki korkunç acıların ve ölümlerin son bulması gerektiğini ifade etti.

Gösteriyi organize eden Wagenknecht ve Schwarzer, "Barış için Manifesto" başlığı altında Ukrayna'ya silah verilmesinin durdurulması ve savaşın sona ermesi için Rusya ile müzakereler başlatılması talebiyle çevrimiçi imza kampanyası başlatmıştı. İmza kampanyasına katılanların sayısı 25 Şubat itibarıyla 650 bini geçti.

Kaynak: Euronews

Amsterdam'da kira protestosu

Amsterdam'daki Dam Meydanı’nda düzenlenen protestoya katılan yüzlerce gösterici, hükümetten daha fazla konut yapılmasını ve düşük kiralı sosyal evlerin sayısının arttırılmasını talep etti.

Göstericiler, ünlü mağazaların bulunduğu alışveriş caddesi Kalverstraat üzerinden Amstel'deki belediye binasına kadar yürüdü. "Yaşam protestosu" adı verilen gösteride, artan konut fiyatları, kiraların yükselmesi, sosyal konut bekleme sürelerinin uzunluğu ve özel sektörde bütçeye uygun ev bulmanın zorluklarına dikkati çekti.

Gösteriyi organize eden kurumlar adına AA muhabirine açıklama yapan Mustafa Issaaviyen, konut sıkıntısı sebebiyle “kent hakkı” isimli bir inisiyatif başlattıklarını belirterek, "Yeni evlerin yapılması ve kiracıların hakkının korunmasıyla konut krizinin bitirilmesini istiyoruz." dedi.

Protestocular, üzerinde "Barınma hakkı insan hakkıdır", "Kiraların yükselmesini durdurun", "Özel sektöre düzenleme getirin", "Ticareti değil, toplumun barınmasını önceleyin" ve "Sadece var olma hakkımı istiyorum" yazan döviz ve pankartlar taşıdı.

Gösterideki konuşmalarda, ülkede yaklaşık 315 bin yeni konuta ihtiyaç duyulduğu kaydedilerek, Hollanda hükümetinin konut politikasını gözden geçirmesi istendi.

Dar gelirlilere ve öğrencilere yeterince konut sağlanmasını isteyen konuşmacılar, konutların özel şirketlerce satın alınarak kira sektörünün tekelleşmesinin önüne geçilmesini talep etti.

Konut satışları ve kiralamalarda ayrımcılık yapılmamasını isteyen göstericiler, hükümetin konut işlerinden sorumlu yetkililerini soruna çare bulmaya çağırdı.

İçlerinde bebekli ailelerin de bulunduğu protestocuların bir kısmı kartondan yaptığı maket evin üzerine, "Ancak bu eve param yetiyor" yazarak yükselen fiyatları karikatürize etti.

Yoğun güvenlik önlemleri altında geçen protesto, olaysız sona erdi.

Londra'da depremzedeler için kermes düzenlendi

Başkentteki Aziziye Camisi'nde düzenlenen kermeste, Londra'da yaşayan Türk kadınların hazırladığı yiyecek ve içecekler satışa çıkarıldı.

Ayrıca, kermes kapsamında sulu boyalarla çocukların yüzleri boyandı, resimler yapıldı.

Aziziye Camisi Başimamı Ebu Bekir Tezgel, AA muhabirine, kermesin Londra'daki hayırseverler tarafından düzenlendiğini ve kermesten elde edilen gelirin depremzedelere gönderileceğini anlattı.

Deprem bölgesine 43 bin sterlin nakdi yardımın yanı sıra 50 bin ton yiyecek ve giyecek yardımında bulunulduğunu aktaran Tezgel, "Bu kermesi şöyle bir niyetle yaptık, en azından İngiltere'de haftada bir ya da ayda bir dışarıda yeme alışkanlığımız var. Bu alışkanlığı da hayra çevirmek için kermesi düzenledik. Allahü Teala tüm hayırsever kardeşlerimizin hayrını kabul eylesin ve yerine ulaşıp depremzede kardeşlerimizin yarasına az da olsa merhem olsun." diye konuştu.

İran, Esed rejimine hava savunma sistemi verecek

İran'ın, İsrail'in hava saldırılarına karşı Suriye'ye Khordad 15 adlı hava savunma sistemi ve elektronik harp teçhizatı ihraç etme konusunda Esed rejimiyle anlaştığı duyuruldu.

Yerel kaynakların aktardığı bilgilere göre Esed rejiminden üst düzey askeri yetkililer kısa bir zaman önce İran'a bir ziyaret gerçekleştirdi.

Ziyaret kapsamında, İsrail'in hava saldırılarına karşı, İran'dan Suriye'ye hava savunma ve elektronik harp teçhizatı ihraç etme konusunda Tahran ile Şam yönetiminin anlaşmaya vardığı belirtildi.

İran Savunma Bakanı Muhammed Rıza Aştiyani, 22 Şubat'ta Suriyeli mevkidaşı Abbas ile Tahran'da bir araya geldiği görüşmede, "Suriye'nin savunma kabiliyetinin artırılması için tüm kapasitelerin" kullanılması gerektiğini söylemişti.

İran, Haziran 2019'da "Khordad 15" adı verilen yerli hava savunma sistemini tanıtmıştı.

İsrail, Suriye'deki savaşın başladığı tarih olan 2011 yılından bu yana ülkede İran için savaşan güçlere hava saldırıları gerçekleştiriyor.

Kaynak: Mepa News

Meksika muhalefeti Obrador'un seçim kurulunu küçültme planına tepkili

Kongre geçtiğimiz hafta Lopez Obrador'un uzun süredir yozlaşmış ve etkisiz olarak tanımladığı Ulusal Seçim Enstitüsü'nde (INE) köklü bir reform öngören tasarıyı onayladı. 

INE'nin bütçesi ve çalışan sayısında ciddi bir kesintiyi öngören tasarıya karşı çıkanlar ülkenin önde gelen şehirlerinde sokağa çıkmayı planlarken tasarının yüksek mahkemeye taşınmasına kesin gözüyle bakılıyor.

INE ve devamı olduğu kurum 2000 yılında ülkede on yıllardır süren tek parti yönetiminden çok partili rejime geçilmesi sırasında kilit bir rol üstlenmişti. 

Protestoların organize edilmesinde başı çeken politikacılardan olan Fernando Belaunzaran değişikliklerin seçim sistemini zayıflatacağını ve 2024 yılında yapılacak ve Lopez Obrador'un halefinin belirleneceği seçimlere gölge düşüreceğini savunuyor.

Belaunzaran "Normalde başkanlar kendilerinden sonra istikrar olmasını isterler ama bu başkan belirsizlik yaratıyor. Ateşle oynuyor," ifadelerini kullandı.

Meksika'da devlet başkanları altı yıllığına tek sefer seçilebiliyorlar.

69 yaşındaki solcu başkan Lopez Obrador 2018 yılında büyük bir zaferle kazanmadan önce iki defa başkanlığın INE tarafından kendisinden çalındığını iddi ediyor. INA ise bu iddiaları reddediyor.

INE'ye göre başkanın reform planı anayasaya aykırı ve kurumun bağımsızlığını tehlikeye atıyor.

Kaynak: Euronews

Hocalı Katliamı kurbanları anılıyor

Azerbaycanlılar, Ermenilerin Hocalı'da katlettiği 613 kişiyi anmak için Bakü'deki Ana Feryadı Anıtı'na akın etti.

Ana Feryadı Anıtı'nda ilk önce Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in katılımıyla resmi tören düzenlendi, ardından anıt halkın ziyaretine açıldı.

Azerbaycan bayrakları ve posterlerle anıta gelenler, karanfil bıraktı. Katliamdan kurtulmayı başaran Hocalılılar ve hayatını kaybedenlerin yakınları da anıtı ziyaret etti.

Şehit yakınları ve vatandaşlardan bazıları dua okurken bazıları da 31 yıl önce yaşanan acı olayı hatırlayarak gözyaşlarını tutamadı.

"Dünyanın sağır ve dilsiz olduğu katliamlara karşı uluslararası hukuk çalışmamıştır"

Türkiye'nin Bakü Büyükelçisi Cahit Bağcı, büyükelçilik çalışanları ve Bakü'deki Türk kurum ve kuruluşlarının temsilcileri de Ana Feryadı Anıtı'nı ziyaret ederek Hocalı Katliamı'nın kurbanlarını andı.

Büyükelçi Bağcı, ziyaret sonrasında basın mensuplarına yaptığı açıklamada 1. Karabağ Savaşı'nda Ermenilerin çok sayıda katliam yaptığını, o dönemde kaybolan 3 bin 860 Azerbaycanlının akıbetinin bugün de belli olmadığını söyledi.

Bağcı, "Dünyanın sağır ve dilsiz olduğu katliamlara karşı uluslararası hukuk çalışmamıştır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin aldığı 4 karar da uygulanmamıştır ancak 30 yılın acısı, sızısı ve yurt özlemi 44 günlük vatan muharebesi ile sevince, coşkuya ve zafere dönüşmüştür. Türkiye, Azerbaycan'ın haklı davasında her zaman olduğu gibi o gün de bugün de yanındadır ve arkasındadır. Bugün Türkiye ve Azerbaycan, 'Birlikte daha güçlüyüz.' diyerek ilişkilerini en ileri seviyeye taşımıştır." ifadelerini kullandı.

Hocalı'da neler oldu?

Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla Azerbaycan'a karşı toprak iddiasında bulunmaya başlayan ve saldırıya geçen Ermeniler, 1991'in son günlerinde ablukaya aldıkları, bölgenin tek havaalanına sahip ve stratejik önem taşıyan Hocalı'yı ele geçirmek için harekete geçti.

Aylar süren saldırılarını 25 Şubat 1992'de yoğunlaştıran Ermeniler, gece Sovyet Rus ordusunun o zaman Hankendi'de bulunan 366. motorize alayının da yardımıyla üç koldan saldırdı.

Sadece işgalle yetinmeyen Ermeniler, sivilleri toplu şekilde katlederek ve esirlere acımasızsa işkence yaparak 20. yüzyılın en kanlı katliamlarından birine imza attı. O dönemde çekilen görüntüler ve fotoğraflar, katliamın büyüklüğünü ortaya koyuyor.

Daha önce 7 bin kişinin yaşadığı Hocalı'da savunmasız durumdaki 106'sı kadın, 70'i yaşlı, 63'ü çocuk 613 Azerbaycan vatandaşı hayatını kaybetti. Katliamdan 487 kişi ağır yaralı kurtuldu, Ermeni güçleri 1275 kişiyi esir aldı, bunların 150'sinden hala haber alınamadı.

❌
❌