Özbek, sarı-kırmızılı kulübün Galatasaray Lisesi'nde gerçekleştirdiği eylül ayı olağan divan kurulu toplantısında açıklamalarda bulundu.
Yeni eğitim öğretim yılının hayırlı olmasını dileyen Özbek, "Galatasaray için eğitim ayrı bir öneme sahip olmuştur. Biz, kökleri eğitimden gelen ve bu kültürün içinden doğmuş bir spor kulübüyüz. Gençlerimizin iyi eğitim almasını, ülkesine ve topluma faydalı Atatürkçü bireyler olarak yetişmesini kıymetli görüyoruz." ifadelerini kullandı.
Galatasaray efsanesi Metin Oktay'ı anarak sözlerine devam eden Özbek, "Geçtiğimiz pazar günü kendisini kabri başında andık. Metin Oktay sadece attığı goller ve kazandığı başarılarla değil, Galatasaray'a olan bağlılığı, karakteri, centilmenliği ve duruşuyla bu camianın en büyük değerlerinden biri olmuştur. Onun Galatasaray sevgisi ve temsil ettiği değerler, bize yol göstermeye devam ediyor." diye konuştu.
Kulübün devam eden birçok projesi olduğunu aktaran Özbek, şunları söyledi:
"Leo Residence projesinde neredeyse sona geldik. Teslimatlara kısmen başladık. Diğer önemli projelerimizden bir tanesi de Aslantepe Vadisi. Yaklaşık 62 dönüm arazi üzerinde olan proje, Galatasaray için yüzyılın projesidir. Galatasaray Kulübünün öncü kimliği çerçevesinde sahip olması gereken tesislerin inşaatına başladık. Galatasaray Kulübü, bütün olimpik sporlarda öncü kimliğe sahiptir. Galatasaray, bu sporları Türkiye'ye getirmiş ve Türk gençlerine sevdirmiştir. Burada yapacağımız spor kompleksi, gelecekte basketbol, voleybol, yüzme ve salon sporlarına hizmet edecektir. İnşaatımız başarılı bir şekilde devam ediyor. Şu anda bazı kazık ve hafriyat çalışmalarını yapıyoruz. En kısa sürede projeyi bitirmeyi planlıyoruz. Kulübümüzün ihtiyacı olan tesisi bir an önce yapmamız lazım. Bu proje, getirisiyle kendisini 10 sene içinde amorti edecek. Bu projenin yaklaşık 3 senesi var."
Dursun Özbek, Florya'daki projenin de son durumuna değinerek "Florya, futbolumuzun büyüdüğü bir tesistir. 22 dönümü Galatasaray Kulübünün tapulu malıydı. Geriye kalan yaklaşık 42-43 dönümlük kısmı da kamuya ait bir arsaydı. 2017 yılında başkanlığım dönemindeki çalışmalarımda arazinin imar çalışmalarını tamamlamıştık. 2022'den itibaren arkadaşlarımla bir proje ortaya koyduk. 65 dönüm olan arsayı Galatasaray'a kazandıralım istedik. Buradan oluşacak gelirin tamamıyla kulübün geleceği için fon kuralım ve amatör branşlara destek olalım istedik. Bize ait olmayan kısmı satın alalım diye düşündük. Pazarlıklar sonucu burayı 1 milyar 85 milyon lira karşılığında satın aldık. Ödemesini de Galatasaray Gayrimenkul AŞ üzerinden oluşturduğumuz krediyle yaptık. Tapusunu Galatasaray Kulübüne devrettik. Galatasaray Kulübü, devraldığı bu gayrimenkulün borcunu üstlendi." diye konuştu.
Kemerburgaz'daki projenin de ilk fazını bitirdiklerini aktaran Özbek, "İkinci faz için ruhsat aşamasında ufak tefek sıkıntılarımız vardı. Onu geçtik. En kısa sürede Florya'da bulunan altyapımızı ve kadın futbol takımımızı buraya taşıyacağız. Her şeyi hazır." dedi.
Özbek, kulübün kafe projesi "Cafe il Gala"nın kendileri için çok önemli olduğunu aktararak "Birinci projeyi Mecidiyeköy'de açıyoruz. Mecidiyeköy'deki binamıza çok yakın olacak. Projenin inşaatına başlayacağız. İnşallah en kısa sürede 'Cafe il Gala' tesisimizi açacağız. Mecidiyeköy, bizim önemli merkezlerimizden bir tanesi. Bizim için bir diğer önemli yer de Beyoğlu. İstiklal Caddesi'nde bir mağazanın peşindeyiz. İkinci mağazayı da orada açacağız. Hedefimiz, 10 tane 'Cafe il Gala' mağazasına sahip olmak. Sonra Türkiye ve yurt dışı çapında 'franchise' vererek gelir elde etmeyi istiyoruz." diye konuştu.
Galatasaray Futbol Takımı'nın üst üste 4. kez Trendyol Süper Lig şampiyonluğu yaşadığını belirten Özbek, şunları kaydetti:
"Toplamda 26. şampiyonluğa ulaştık. Başta hocamız Okan Buruk olmak üzere teknik kadroma, futbolcularıma ve bu başarıda emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Şimdi önümüzde yeni hedefler var. Galatasaray olarak kazandığımız başarılarla yetinmedik. Her zaman daha büyüğünü hedefledik. Bu sezonda da hedefimiz çok açık. Üst üste 5. kez şampiyon olmak, 27. şampiyonluğumuza ulaşmak ve Avrupa'da Galatasaray'ın adına yakışır başarılar elde etmek istiyoruz."
"Transferlerde işin finansal boyutu da önemli"
Dursun Özbek, yaz transfer döneminde işin finansal boyutu nedeniyle oyuncuların kadroya dahil olmasında gecikmelerin yaşandığını söyledi.
Transfer döneminde birçok haberin yazıldığını kaydeden Özbek, "Ben ve arkadaşlarım, şampiyonluğumuzu elde ettiğimiz gün transferler için masaya oturduk. Bütçemizi ayarlayarak planlamamızı yaptık. Transfer döneminde geç kaldığımıza dair eleştiri aldık. Haklı olabilirler ama transfer döneminin başarılı yürütülebilmesi iki şeye bağlı. Biri yaptığımız transferlerin performansına bağlı. Biri de işin finansal boyutuna bağlı. Galatasaray'ın eksiklerini en iyi şekilde tamamlayacak transferler yapmak ve finansman boyutu itibarıyla kulübü zora sokmamak bizim için önemliydi. Bu yüzden gecikmeler oldu. Yaptığımız transferleri temmuz ayında yapsaydık, aradaki fark yaklaşık 50 milyon avro civarında olurdu. Yapılan eleştirilerden şikayet etmiyorum. Erken transfer yapmak ve oyuncuları kampa yetiştirmek önemli. Transferlerde işin finansal boyutu da önemli. Başarılı bir transfer dönemini geçirdiğimizi düşünüyorum." şeklinde görüş belirtti.
Hedeflerinin futbol takımıyla sınırlı olmadığını belirten Özbek, "Basketbol, voleybol, kadın futbolu ve diğer tüm branşlarımızda yetiştirici kulüp kimliğimizi koruyacağız. Galatasaray formasının olduğu her yerde şampiyonluk için mücadele eden takımlar oluşturmak istiyoruz. Bu hedeflere ulaşırken, en büyük gücümüz her zaman olduğu gibi Galatasaray camiasının birlik ve beraberliği olacaktır. Biz, geleceğin Galatasaray'ını inşa ediyoruz. Bir taraftan tesislerimizi tamamlayacak ve kulübün mali yapısını güçlendirecek, diğer taraftan da Galatasaray'ın alışık olduğu başarıların peşinden koşmaya devam edeceğiz." diye konuştu.
Güvenlik kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Kalın, Kabil ziyareti kapsamında, mevkidaşı İstihbarat Genel Direktörlüğü (GDI) Başkanı Abdulhak Vasık ile görüştü.
MİT Başkanı Kalın, Afganistan Geçici Hükümeti (AGH) Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Molla Abdul Gani Baradar, Savunma Bakanı Mevlevi Muhammed Yakub Mücahid, İçişleri Bakanı Siraceddin Hakkani ile bir araya geldi.
Görüşmelerde, Türkiye ile Afganistan arasında güvenlik ve istihbarat alanında işbirliğinin derinleştirilmesi amacıyla atılabilecek adımlar ele alındı ve ikili ilişkiler üzerinde değerlendirmelerde bulunuldu.
ABD/İsrail-İran Savaşı başta olmak üzere bölgesel ve küresel gelişmelerin ele alındığı görüşmelerde, terörle mücadele, insan kaçakçılığı ve uyuşturucu ticaretine karşı mücadele konularına da değinildi.
İran resmi haber ajansı IRNA'ya konuşan Kemalvendi, Grossi'nin İran'ın nükleer faaliyetleri hakkındaki açıklamalarına tepki gösterdi.
Kemalvendi, "Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Başkanı'na (Rafael Mariano Grossi) güvenimiz yok. Ancak Başkan, kendi yaklaşımında köklü bir değişikliğe gitmek isterse durum farklı olabilir. O, profesyonel bir çalışma yürütmekten çok siyasi hesaplar peşinde koşuyor. Açıklamaları da siyasi nitelikte." dedi.
Düşmanın saldırgan eylemlerini tamamlamak amacıyla bilgi elde etmeye çalıştığını öne süren Kemalvendi, bu koşullarda, nükleer tesislere ilişkin bilgilerin korunmasının özel önem taşıdığını belirtti.
Kemalvendi, UAEA’nın raporları ile Grossi’nin açıklama ve röportajlarının Avrupa ülkeleri, ABD ve özellikle İsrail’in İran’a yönelik siyasi baskılarına zemin hazırladığını savundu.
Grossi’nin görevini profesyonel şekilde yerine getirmediğini ileri süren Kemalvendi, UAEA Başkanının kurumu İsrail ve ABD’nin kontrolüne vermeye çalıştığını iddia etti.
İran'ın UAEA ile mevcut ilişkilerini, kurumun eski Başkanı Yukiya Amano dönemindeki ilişkilerle karşılaştıran Kemalvendi, Amano döneminde de İran ile UAEA arasında geniş kapsamlı temaslar bulunduğunu ancak dönemin başkanının sürekli röportaj vererek İran’a yönelik suçlamalarda bulunmadığını söyledi.
Kemalvendi, "Bizim söylediğimiz, UAEA’nın kendi konumuna, yani siyasi değil profesyonel ve teknik çalışmalar yürüttüğü konumuna dönmesi gerektiğidir." dedi.
UAEA Başkanı Grossi geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada, İran'daki nükleer tesislerin durumu hakkında bilgi sahibi olmadıklarını belirtmişti.
Grossi, "Bu raporlama döneminde Ajans, İran'dan beyan edilmiş nükleer malzeme veya tesislerin durumuna ilişkin hiçbir bilgi almadı ve sahada doğrulama faaliyeti yürütmek üzere bu tesislerin hiçbirine erişemedi." ifadelerini kullanmıştı.
UAEA Yönetim Kurulu, İran'ın nükleer faaliyetlerine ilişkin gerekli bilgi ve erişimi sağlamadığı gerekçesiyle ülkenin nükleer dosyasının Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine (BMGK) ve BM Genel Kuruluna sevk edilmesini öngören kararı kabul etmişti.
Bakan Lavrov, Yekaterinburg şehrinde düzenlenen Uluslararası Gençlik Festivali'ne katıldı.
Festivalde konuşan Lavrov, Ukrayna krizinin çözümüne yönelik müzakerelerin yeniden başlatılması ihtimaline ilişkin, "Müzakereler konusunda teklifler bekleyeceğiz. Ancak büyük beklentilerimiz yok. Hem ikili hem de üçlü formattaki müzakerelere hazırız. Müzakerelerden hiçbir zaman vazgeçmedik." ifadelerini kullandı.
Sergey Lavrov, müzakerelerin taraflar için uygun olan herhangi bir ülkede gerçekleştirilebileceğini söyledi.
Ukrayna krizinin temel nedenlerinin ortadan kaldırılması gerektiğini belirten Lavrov, Ukrayna konusunda belirledikleri hedeflerin bunu öngördüğünü kaydetti.
Lavrov, ABD ile temas halinde olduklarını dile getirerek, "Amerikalı meslektaşlarımız ikili diyaloğu yeniden başlatmayı teklif ediyor. Biz ayrıca temasları sürdürüyoruz. Ancak kapsamlı bir diyalog için ilişkilerin iyileştirilmesi gerekiyor." diye konuştu.
"Avrupalılarla güvenlik konusunda anlaşma yapmayacağız"
Avrupa ülkelerinin Ukrayna’ya askeri birlik konuşlandırmayı planladığına dikkati çeken Lavrov, "Bu, Avrupa'nın hibrit değil, doğrudan savaş ilan etmesi anlamına gelecek." dedi.
Lavrov, Rusya'nın Avrupa ile güvenlik konusunda anlaşması ihtimaline dair ise "Avrupalılarla devletin güvenliğiyle ilgili konularda herhangi bir anlaşma yapmayacağız." ifadelerini kullandı.
Avrupa'nın Rusya ile ilişkileri kopardığını belirten Lavrov, "Avrupa ülkelerinden biri bizimle ciddi diyalog kurmak istediğinde dinleyeceğiz, ancak kucağa atlamayacağız." şeklinde konuştu.
"Herhangi bir silahın uzayda konuşlandırılmasına karşıyız"
ABD’nin uzaya silah konuşlandırmasını değerlendiren Lavrov, "Nükleer silah dahil herhangi bir silahın uzayda konuşlandırılmasına karşı olduğumuzu söylüyoruz. Amerikalılar bunu istemiyor. Bu, iyi olmayan bir müzakere pozisyonu. Ancak biz olduğumuz yerdeyiz." dedi.
Lavrov, Rusya ile ABD arasında silahların kontrolüne ilişkin yeni bir anlaşma konusunda diyalog için zaman geldiğini söyledi.
"Erivan'ın AB konusunda karar alması gerekiyor"
Bakan Lavrov, Ermenistan'ın Avrupa Birliği'ne (AB) üyelik eğilimine değinerek, "Erivan'ın bu konuda karar alması gerekiyor. Eğer üyelik süreci başladıysa, Ermenistan'ın AB'ye üyelik hazırlığını finanse etmek istemiyoruz." ifadelerini kullandı.
Türkiye ve Sırbistan’dan örnek veren Lavrov, AB'nin Erivan'ı üyelik konusunda kandırabileceği öngörüsünde bulundu.
Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezinin (ÖSYM) internet sitesinden yapılan duyuruya göre, bugün başlayan başvurular, 24 Eylül'e kadar sürecek. Doktoralı diş hekimi olup uzman olmaya hak kazanmak isteyen adayların da DUS'a girmeleri gerekecek.
Adaylar başvurularını ÖSYM Başvuru Merkezleri, https://ais.osym.gov.tr veya ÖSYM Aday İşlemleri mobil uygulamasından yapabilecek.
Sınavlara ilişkin ayrıntılı bilgiye, 2026-DUS 2. Dönem Başvuru Kılavuzu ile 2026-STS Diş Hekimliği 2. Dönem Başvuru Kılavuzu'ndan ulaşılabilecek.
Devrik Esed rejimi döneminde muhalifler ile göstericilerin yargılandığı tartışmalı Terörle Mücadele Mahkemesi, Meclisteki oylamanın ardından yasal olarak kapatıldı.
Suriye'de 2011 yılında lağvedilen Yüksek Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin yerine istisnai bir alternatif olarak hayata geçirilen yapı, 26 Temmuz 2012 tarihli ve 22 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile faaliyete geçmişti.
Geniş yetkilerle donatılan ve "Terörle Mücadele Mahkemesi" olarak bilinen bu kurum, faaliyette olduğu dönem boyunca barışçıl göstericilerin ve muhalif isimlerin yargılandığı ana merci haline gelmesi nedeniyle yoğun tepkilerin hedefi olmuştu.
Eski Arama Kurtarma Derneği (AKUT) Başkanı Nasuh Mahruki'nin sosyal medya hesabından 15 Temmuz darbe girişimine yönelik yaptığı paylaşım nedeniyle yargılandığı davanın ilk duruşması görüldü. Bakırköy 57. Asliye Ceza Mahkemesi'nce adliyenin konferans salonunda görülen duruşmaya, tutuklu sanık Nasuh Mahruki ile tarafların avukatları hazır bulundu. Ayrıca duruşmaya çok sayıda izleyici de katıldı.
"BU PAYLAŞIM NETİCESİNDE BİR İNFİAL OLUŞTUĞUNA DAİR BİR TESPİT YOKTUR"
Duruşmada savunma yapan sanık Mahruki, yaptığı paylaşımın suç unsuru oluşturmadığını iddia ederek, "571 bin takipçimin olması suç mu? Ben burada herhangi bir suçlama görmüyorum. İddianamede, 15 Temmuz hain darbe girişimini oyun olarak tanımladığım söyleniyor. Bu paylaşım neticesinde bir infial oluştuğuna dair bir tespit yoktur. Benim paylaşımım içerisinde ve savunmamda tiyatro kelimesi geçmiyor ama evraklarda böyle dediğim yazıyor. Ben kendimi nasıl savunabilirim? Paylaşımım içerisinde bir oyun yada tiyatro kelimesi geçmiyor. Ben 15 Temmuza tiyatro demedim, CHP milletvekilleri bu hain darbe girişimine 'tiyatro' dediler ve tutuklanmadılar. Ben 15 Temmuz'a tiyatro demedim, diyemem de, çünkü değil. Buna rağmen 63 gündür tutukluyum" ifadelerini kullandı. Savunma yapan sanık avukatları, atılan tweetin bir suç unsuru oluşturmadığını belirterek, Mahruki'nin tahliyesini talep etti.
MÜTALAADA 4 YIL 6 AYA KADAR HAPİS CEZASI TALEBİ
Duruşmada esasa ilişkin mütalaasını açıklayan Cumhuriyet Savcısı sanık Mahruki'nin, ‘basın yoluyla halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik' suçundan 4 yıl 6 aya kadar hapis cezasıyla cezalandırılmasını ve tutukluluk halinin devamını talep etti. Son sözü sorulan Sanık Mahruki, önceki savunmalarını tekrar ettiğini belirterek tahliyesini talep etti.
1 YIL 3 AY HAPİS CEZASINA ÇARPTIRILAN MAHRUKİ, TAHLİYE EDİLDİ
Alınan savunmaların ardından kararını açıklayan mahkeme, sanık Nasuh Mahruki'nin ‘basın yoluyla halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik' suçundan 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmasına hükmetti. Mahkeme, bu cezada hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vererek, Mahruki'nin tahliyesine karar verdi.
İddianameden:
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nca hazırlanan iddianamede, Nasuh Mahruki ‘şüpheli' sıfatıyla yer aldı. İddianamede, Mahruki'nin sosyal medya hesabı üzerinden "15 Temmuz önceden fark edilmiş ancak rejim değişikliği için bir fırsat olarak görülerek bilerek engellenmemiş, kontrollü bir şekilde kalkışılmasına müsaade edilmiş bir darbe girişimidir. Baş planlayıcısı ABD'dir, Fil'i feda etmiş, Vezir'i almıştır, Erdoğan'ı Şah yapmış Türk milletini Mat etmiştir" şeklinde paylaşım yaptığı aktarıldı. İddianamede, Nasuh Mahruki'nin paylaşımında suç işleme kastının olmadığını beyan ettiği vurgulandı. Paylaşımın düşünce ve kanaat özgürlüğü sınırlarını aşan bir eylem olduğu aktarıldı
İddianamede, Mahruki'nin yaptığı paylaşımın düşünce ve kanaat özgürlüğü sınırlarını aşan bir eylem kapsamında kaldığı, toplum içinde infial oluşturacak nitelikte bulunduğu, şüphelinin eyleminin açık ve yakın tehlike oluşturduğu aktarıldı. Öte yandan iddianamede, şüphelinin halkın bir kesimini diğer kesimine karşı tahrik edecek nitelikte paylaşım yaptığı da anlatıldı.
4 YIL 6 AYA KADAR HAPİS CEZASI TALEBİ
Hazırlanan iddianamede, şüpheli Nasuh Mahruki hakkında ‘halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik' suçundan 4 yıl 6 aya kadar hapis cezasıyla cezalandırılması talep edildi.
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Kanada’nın AB’nin ilk ortak üyesi ) olması için çalışmak istediğini bildirdi.
Von der Leyen, Strazburg’da düzenlenen Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurulunda yaptığı yıllık "Birliğin Durumu" konuşmasında, AB ve Kanada arasındaki ilişkilere değindi.
HEDEF KRİTİK MADDENLER Mİ?
Kanada Başbakanı Mark Carney’nin de katıldığı oturumda, kendisinin varlığının, Avrupa ile Kanada halkları arasındaki kalıcı dostluğun simgesi olduğunu ifade eden von der Leyen, AB ile Kanada arasındaki Kapsamlı Ekonomik ve Ticaret Anlaşması (CETA) sayesinde mal ticaretinin 10 yıldan kısa sürede yüzde 75 arttığına dikkati çekti.
Ursula von der Leyen, tarafların yapay zeka, iklim değişikliği, Arktik, jeopolitik, savunma, kritik ham maddeler ve tedarik zincirleri gibi konularda ortak bir yaklaşıma sahip olduğunu kaydetti.
AB ile Kanada arasında ortak refah ve ekonomik güvenlik alanı oluşturulmasını, akıllı üretim ve teknoloji ittifakı kurulmasını, savunma sanayisi altyapılarının bütünleştirilmesini ve Arktik’in ortak bir amiral proje haline getirilmesini hedeflediklerini aktaran von der Leyen, enerji, kritik mineraller, bataryalar, yapay zeka, kuantum, siber güvenlik ve ekonomik güvenlik alanlarında da işbirliğini ilerletmek istediklerini belirtti.
Von der Leyen, Carney'e hitap ederek, "Bu nedenle Kanada’nın Avrupa Birliği’nin ilk ortak üyesi olmasının kapısını açmak için sizinle çalışmak istiyorum." ifadesini kullandı.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, ağustos ayına ilişkin KFE ve Yeni Kiracı Kira Endeksi (YKKE) verilerini açıkladı.
Türkiye'deki konutların kalite etkisinden arındırılmış fiyat değişimlerini izlemek amacıyla hesaplanan KFE (2023=100), ağustosta bir önceki aya göre yüzde 0,9 artarak 236,8 seviyesinde gerçekleşti.
Bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 23 artan KFE, aynı dönemde reel olarak yüzde 6,5 azaldı.
KFE ağustosta aylık bazda İstanbul'da yüzde 1,9, Ankara’da yüzde 1,5 ve İzmir’de yüzde 2,7 artış gösterdi.
Endeks değerleri ağustosta yıllık bazda İstanbul'da yüzde 26,3, Ankara'da yüzde 24,8 ve İzmir’de yüzde 23,3 arttı.
İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflamasına göre bölgelerin yıllık konut fiyat endeksi değişimleri incelendiğinde, ağustos ayında en yüksek yıllık artış yüzde 27 ile Bingöl, Elazığ, Malatya, Tunceli, Van, Bitlis, Hakkari, Muş bölgesinde, en düşük yıllık artış ise yüzde 13 ile Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ bölgesinde gözlendi.
Ağustos ayında bir önceki aya göre yüzde 2,3 artan YKKE, bir önceki yılın aynı ayına göre nominal olarak yüzde 26,4 yükselirken reel olarak yüzde 3,9 azaldı.
YKKE, ağustosta İstanbul'da yüzde 4,9, Ankara’da yüzde 2,6 ve İzmir’de yüzde 5,4 artış kaydetti.
Endeks değerleri bir önceki yılın aynı ayına göre, İstanbul'da yüzde 34,5, Ankara'da yüzde 28,3 ve İzmir’de yüzde 25,5 artış kaydetti.
İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflamasına göre bölgelerin yıllık yeni kiracı kira endeksi değişimleri incelendiğinde, ağustosta en yüksek yıllık artış yüzde 34,5 ile İstanbul bölgesinde, en düşük yıllık artış ise yüzde 17,3 ile Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ bölgesinde görüldü.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, görüşmeye ilişkin NSosyal hesabından paylaşımda bulundu.
Okonjo-Iweala ile bir araya geldiklerini kaydeden Kurum, "Yeşil dönüşümün küresel ticaret üzerindeki etkilerini, sürdürülebilir değer zincirlerinin geliştirilmesine yönelik fırsatları ve ağustos ayında uygulamaya aldığımız Emisyon Ticaret Sistemini ele aldık." ifadelerini kullandı.
Kurum, COP31'de DTÖ ile geliştirebilecekleri işbirliği alanlarını değerlendirdiklerini kaydederek, "Bu kapsamda, 13 Kasım’da DTÖ işbirliğiyle düzenleyeceğimiz Finans ve Ticaret Günü'nün; iklim, ticaret, finans ve yatırım başlıklarını somut adımlarla buluşturmasını hedefliyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
Bakan Kurum, IFRC Genel Sekreteri Chapagain ile Cenevre'de bir araya geldi
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Kurum, görüşmeye ilişkin NSosyal hesabından paylaşımda bulundu.
Jagan Chapagain ile Cenevre’de bir araya geldiklerini belirten Kurum, şu ifadeleri kullandı:
“Görüşmemizde Türkiye ile Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu (IFRC) arasındaki köklü işbirliğini güçlendirme imkanlarını, Gazze’de acil ihtiyaçların karşılanmasının yanı sıra önümüzdeki dönemde bölgedeki toparlanma sürecinde atabileceğimiz ortak adımları değerlendirdik. İstanbul’da kurulması planlanan İnsani Lojistik Merkezi’nin hayata geçirilmesi için yürütülecek çalışmaları, Antalya’da düzenleyeceğimiz COP31 kapsamında yürütülebilecek somut projeleri ve iklim eyleminin insani boyutunu ele aldık.”
Kurum, küresel insani krizlere karşı uluslararası dayanışmayı ve saha kapasitemizi artıracak adımları atmayı sürdüreceklerini de kaydetti.
Von der Leyen, Strazburg'da düzenlenen Avrupa Parlamentosu'nun (AP) genel kurul oturumundaki "Birliğin Durumu" konuşmasında, AB'nin uluslararası ticaret ve bağlantı projelerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Avrupa'nın refah ve güvenliğinin sadece kendi sınırları içinde inşa edilemeyeceğini belirten von der Leyen, AB'nin bu yıl Hindistan, Mercosur ülkeleri, Meksika, Avustralya ve Endonezya ile serbest ticaret anlaşmaları imzaladığını anımsattı.
AB'nin 80'den fazla ülkeyle ticaret anlaşması bulunduğuna dikkati çeken von der Leyen, birliğin bu alanda dünyadaki diğer aktörlerden daha geniş bir anlaşma ağına sahip olduğunu ifade etti.
AB Komisyonu Başkanı von der Leyen, "Bugün yeni bir uluslararası bağlantı projesini duyurmak istiyorum. Orta Koridor olarak adlandırdığımız bu proje, Güney Kafkasya ve Orta Asya'yı doğrudan Avrupa pazarına bağlayacak. Küresel Geçit aracılığıyla 12 milyar avroya kadar kamu ve özel sektör yatırımını harekete geçirmeyi hedefleyeceğiz. Amacımız güzergahları çeşitlendirmek, ticaret akışını üç katına çıkarmak ve 2030'a kadar yüklerin transit süresini önemli ölçüde azaltmak." değerlendirmesinde bulundu.
Von der Leyen, projenin hayata geçirilmesi amacıyla Bulgaristan Başbakanı ile Bölgesel Bağlantı Zirvesi düzenleyeceklerini sözlerine ekledi.
Orta Koridor, Çin ve Orta Asya'yı Hazar Denizi, Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye üzerinden Avrupa'ya bağlayan uluslararası ticaret güzergahı olarak biliniyor.
Güzergah, tarihi İpek Yolu'nun modern ulaşım ağlarıyla yeniden canlandırılmasını hedefliyor.
FNSS'den yapılan açıklamaya göre, PT Pindad ve Endonezya Savunma Bakanlığı arasında imzalanan sözleşmeyi takiben, PT Pindad ile FNSS arasında imzalanan KAPLAN Zırhlı Personel Taşıyıcı (KAPLAN ZPT) Geliştirme ve Üretim Sözleşmesi kapsamında ilk KAPLAN ZPT (HARIMAU APC) FNSS tesislerinde üretildi.
Aracın ön kabul testleri ise PT Pindad’ın katılımı ile Türkiye'de başarıyla gerçekleştirildi. Aracın Endonezya’ya sevkiyatı sonrasında son kullanıcı ile birlikte nihai kabul testleri gerçekleştirilecek. Endonezya’da, PT Pindad tesislerinde üretilecek olan ikinci aracın üretim faaliyetleri de eş zamanlı olarak sürdürülüyor.
KAPLAN MT (HARIMAU) Projesi’nde yakalanan başarının devamı niteliğindeki KAPLAN ZPT Projesi, FNSS’nin teknoloji transferi ve yerel üretim alanlarındaki tecrübesini ve başarısını bir kez daha ortaya koydu.
KAPLAN ZPT, geleceğin muharebe sahası gereksinimlerini karşılamak üzere FNSS tarafından tasarlanan bir zırhlı personel taşıyıcı olarak FNSS KAPLAN Paletli Zırhlı Araç Ailesi arasında yerini alacak. KAPLAN ZPT’nin tasarım mimarisi, gelişmiş balistik koruma, sınıfının en iyisi mayın koruma sistemleri ve ateş gücü ile muharebe sahasında üstün bir beka kabiliyeti sağlaması hedefleniyor.
Sınıfının en hızlısı
Araç, nişancı, sürücü ve komutan dahil olmak üzere toplam 13 personeli taşıma kapasitesine sahip bulunuyor.
Asfalt/stabilize yollarda veya engebeli arazi koşullarında yüksek hızda hareket edebilen araç, her türlü arazi ve iklim koşulunda operasyon yapabilecek.
Araç, Muharebe Yönetim Sistemi ve mürettebat için hem gündüz hem de gece görüşü sağlayan 360 derece durumsal farkındalık kameraları gibi farklı görev ekipmanlarının kolay entegrasyonuna izin veren açık mimarili bir araç elektroniği altyapısı barındıracak.
KAPLAN ZPT, muharebe sahasının değişen tehditlerine karşı eşsiz bir çözüm sunmak üzere modüler beka sistemleri ile donatılacak, muharebe sahasında balistik ve mayın tehditlerine karşı koruma sağlayacak. KAPLAN ZPT yüksek personel taşıma kapasitesinin yanı sıra sınıfının en hızlı aracı olarak tasarlanacak. KAPLAN ZPT ayrıca kullanıcı isterlerine bağlı olarak, tanksavar füzeleri ve roket güdümlü el bombalarına karşı aktif koruma sistemi seçeneği ile de sunulabilecek.
Modüler tasarımla farklı görevlerin üstesinden gelecek
Araç, insanlı veya insansız kule sistemleri için olası entegrasyon seçenekleri ile tasarlanacak. 30 veya 35 mm gibi hafif ve orta kalibrelerin yanı sıra 120 mm havan ve güdümlü tanksavar kuleleri ve silah sistemleri ile donatılabilen modüler bir araç olarak görev yapacak.
Modüler tasarım, KAPLAN ZPT'nin mekanize piyade, keşif, komuta kontrol, kuvvet koruma, tıbbi tahliye, kurtarma, istihkam, kayar köprü ve doğrudan veya dolaylı ateş desteği gibi çok çeşitli görevleri yerine getirmek üzere yapılandırılmasına olanak tanıyacak
Araçta FNSS tarafından Türk Deniz Kuvvetleri Deniz Piyade Tugayı hizmetine sunulan Zırhlı Amfibi Hücum Aracı (ZAHA), KAPLAN MT ve ZPTP paletli araç ailesinin diğer araç konfigürasyonları ile büyük oranda ortak parça ve alt sistemler kullanılacak olması KAPLAN ZPT için önemli bir avantaj olacak.
Filistin Esirler Cemiyeti, Filistin Esirler ve Serbest Bırakılanlar Heyeti ile Zamir Esirleri Koruma Kurumu tarafından konuya ilişkin ortak açıklama yapıldı.
Gözaltılar ve kötüleşen hapishane koşullarının gölgesinde Eylül 2026 itibarıyla İsrail hapishanelerindeki Filistinlilerin sayısının 9 bin 350'ye yaklaştığı aktarılan açıklamada, kadın esirlerin sayısının 90'a ulaştığı kaydedildi.
Açıklamada, Ofer ve Megiddo hapishanelerinde 350 çocuğun "idari tutuklu" olduğu, toplam idari tutuklu sayısının ise kadınlar ve çocuklar dahil 3 bin 176’yı geçtiği ifade edildi.
İsrail'in "yasa dışı savaşçılar" olarak sınıflandırdığı tutukluların sayısının, cezaevi idaresi verilerine göre 1393 olduğu ancak askeri kamplarda tutulanların bu sayıya dahil edilmediği vurgulanan açıklamada, hasta esirlerin durumunun kötüleştiği konusunda uyarıda bulunuldu.
Filistinli ve İsrailli insan hakları örgütlerine göre, İsrail hapishanelerindeki Filistinli tutuklular işkence, açlık ve tıbbi ihmale maruz kalırken, bu koşullar onlarca kişinin hayatını kaybetmesine yol açıyor.
İsrail'in "idari tutukluluk" uygulaması
"İdari tutukluluk" uygulaması, İsrail’in, işgal ettiği topraklardaki Filistinlileri, hiçbir suçlama yöneltilmeksizin tutuklaması anlamına geliyor.
Filistinliler, haklarındaki suçlamayı öğrenemeden ve kendilerini savunma hakkından mahrum bırakarak 6 aya kadar hapse atılabiliyor.
Bu süreden sonra askeri mahkemeye sevk edilen ancak suçlamalardan habersiz bir Filistinlinin tutukluluk süresi 5 yıla kadar defalarca uzatılabiliyor.
İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne yönelik saldırılarını başlattığı Ekim 2023'ten bu yana işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te Filistinlilere yönelik gözaltı, baskın ve saldırılarda artış yaşanıyor.
Miliband, eski bakan Rory Stewart ve eski Başbakan Tony Blair'in basın danışmanı Alastair Campbell'in hazırladığı "The Rest is Politics" podcast yayınına konuk oldu.
İngiltere'nin işgal altındaki Filistin topraklarını gasbeden İsrail yerleşimleriyle ticaret yasağı kararını açıklarken "etnik temizlik" ve "savaş suçları" ifadelerini kullanan Miliband, bu tanımlamaları yaparken kendisi gibi Yahudi olan ve Nazi toplama kamplarında babasıyla birlikte 60 akrabasını kaybeden annesinin Filistin konusundaki düşüncelerinden etkilendiğini anlattı.
Ed Miliband, "Bu açıklamayı yaparken çok düşündüm. Ne söylemeliyim, ne söylememeliyim, ne kadar ileriye gitmeliyim düşüncesiyle konuşmamla boğuştum. Annem olsa ne söylerdi diye düşündüm. Annem, 'Filistinlilerin yaşadıklarına bak. Bu zavallı insanların neler yaşadığına bak. Bunlar yanlış ve sen de bunu söylemelisin' derdi." ifadelerini kullandı.
İsrail'le ilişkileri güçlendirmek istediklerini de kaydeden Miliband, "Yapmak istediğimiz şey işgalin yasadışı olduğunu göstermektir." diye konuştu.
Hükümetin aldığı ticareti yasaklama kararını savunan Miliband, "Bu yaptırımlar kesinlikle işe yarayacak mı? Kesinlikle yarayacağını söyleyemem. Diğer uluslararası ortaklarımız da harekete geçmişken başarılı olma şansı var mı? Belki var. Buradaki niyetimiz de bu." dedi.
"Gazze için daha fazlasını yapamamanın hayal kırıklığını yaşıyorum"
Gazze'deki insani durumu "tarif edilemez derecede korkunç" olarak niteleyen Miliband, "Sözde çift kullanımlı mallara silah yapılabileceği gerekçesiyle uygulanan kısıtlamayla tamamen masum ürünlerin bölgeye girişi engelleniyor. Bu tamamen kasıtlı bir stratejiye benziyor. Gelecek hafta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda Ürdün'le birlikte bir konferans düzenleyerek Gazze'deki sağlık ve insani duruma dikkati çekeceğiz." değerlendirmesini yaptı.
Bakan Miliband, "Gazze için daha fazlasını yapamamanın hayal kırıklığını yaşıyorum. Gazze'ye yardım etme ihtimali oluşturmak için insani yardım hareketi başlattık. Daha fazlasını yapmak istedik, uluslararası insancıl hukukun ihlalleri nedeniyle yaptırımlar uyguladık. İsrail bölgeyi büyük oranda kontrol ediyor. 20 maddelik barış planı uygulanmıyor. Sahadaki durum korkunç." dedi.
İsrailli yetkililerin açıklamalarının yalnızca direnişçileri öldürme değil, tüm Gazze halkını yerinden etme mesajı taşıdığını da vurgulayan Miliband, 7 Ekim 2023 sonrası Gazze'de yaşananları hiçbir şeyin meşrulaştıramayacağının altını çizdi.
Ed Miliband, Gazze'de ilan edilen ateşkesin ardından 1200 Filistinlinin öldürüldüğünü de hatırlattı.
"Uluslararası toplum işgal devam ettikçe sessiz kalmayacak"
İsrail'de gelecek ay yapılacak seçimler öncesi İsrail halkına mesaj vermek istediklerini söyleyen Miliband, "Uluslararası toplum işgal devam ettikçe sessiz kalmayacak. Yerleşimci şiddeti ve terörizmiyle iki devletli çözümü ortadan kaldırma girişimlerine karşı pes etmeyeceğiz. İsrail'in güvenliği iki devletli çözümde. Bence (İsrail Başbakanı Binyamin) Netanyahu İsrail'i daha güvenli değil daha güvensiz hale getiriyor." ifadelerini kullandı.
İngiltere Dışişleri Bakanı Miliband, iki devletli çözüm olmadan istikrarlı bir Orta Doğu olamayacağını savunup, Gazze ve Batı Şeria'da yaşananlar karşısında dünyadaki insanların büyük bir rahatsızlık duyduğuna vurgu yaparak, "İsrail hükümeti dostlarını kaybediyor. Müttefik kazanmıyor. Müttefiklerini kaybetti. Tüm dünyada kaybediyor. Gazze ve Batı Şeria'da yaşananlar tüm dünyada insanları harekete geçirdi." diye konuştu.
ABD ile son dönemde yaşanan gerilimli ilişkilere değinen Miliband, ABD ile ittifakın önemli olduğunu, ancak Avrupa Birliği ve orta ölçekli güçlerle ilişkilerin de değişen dünyada İngiltere açısından önemli olduğunu vurguladı.
Miliband, Hürmüz Boğazı'nın açılmasının öncelikli diplomatik hedef olduğuna dikkati çekerek "Dışişleri Bakanı olarak halkın karşı karşıya olduğu hayat pahalılığıyla mücadele etmem gerek. Bunun en büyük nedenlerinden biri ise Hürmüz Boğazı'nın kapalı olmasıdır." dedi.
İngiltere, 11 ülkeyle birlikte 8 Eylül'de işgal altındaki Filistin topraklarını gasbeden İsrail yerleşimleriyle ticaret yasağı uygulama kararı açıklamıştı.
Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Bakan Fidan'ın, İranlı mevkidaşı Erakçi ile yaptığı telefon görüşmesinde, yaşanan son saldırılar çerçevesinde güncel gelişmeler ve devam eden müzakereler ele alındı.
Politico'nun yaptığı ankette, son günlerde yapay zekanın insanlığı yok edip edemeyeceğine ilişkin yürütülen tartışmalar ışığında ABD'lilerin görüşleri soruldu.
Ankete katılanların üçte biri, yapay zekanın insanlığı yok edebileceğine ilişkin riskin "orta seviyede" olduğu yönünde görüş bildirirken, yüzde 17'si bu riskin "neredeyse kesin", yüzde 20'si ise "ciddi derecede yüksek" olduğunu belirtti.
Ankette ayrıca katılımcıların siyasi görüşlerine göre bu riski değerlendirmeleri de incelendi.
ABD'de 2024'te düzenlenen seçimlerde Demokrat aday Kamala Harris'e oy verenlerin yüzde 70'i bu riski "ortalama seviyede" olarak nitelendirirken, bu oran Trump'a oy verenler arasında yüzde 60 olarak gerçekleşti.
Katılımcıların yüzde 48'i yapay zeka geliştirilmesinin durdurulmasından yana
Ankete göre, katılımcıların yüzde 48'i yapay zekanın "yeterince iyi bir seviyeye ulaştığını" ve riskleri azaltmak için geliştirilmesinin askıya alınması gerektiğini belirtirken, yüzde 31'i gelişmiş yapay zekanın önemli faydalar sağlayabileceği gerekçesiyle geliştirme çalışmalarının sürdürülmesinden yana olduğunu ifade etti.
Harris seçmenlerinin yüzde 58'i geliştirme çalışmalarının askıya alınmasını desteklerken, Trump seçmenlerinin yüzde 44'ü bu görüşe katılıyor.
Katılımcıların yaklaşık yarısı yapay zeka şirketlerinin yöneticilerinin, bu teknolojinin nihayetinde insanlığı yok edebileceği yönündeki uyarılarına samimiyetle inandıklarını belirtti.
Buna karşılık, yüzde 26'sı bu tür açıklamaların, yapay zeka ürünlerini daha güçlü veya önemli göstermek amacıyla yapılan bir pazarlama stratejisi olduğunu söyledi.
Anket, Londra merkezli "Public First" aracılığıyla 13-15 Eylül'de 2 bin 64 ABD'li yetişkinle internet üzerinden yapıldı.
Yapay zekanın gelişme hızının yavaşlatılmasına ilişkin tartışmalar sürüyor
ABD'de yapay zekanın hızla yaygınlaşmasıyla birlikte, bu teknolojinin tehlikeli boyuta ulaşmasından önce gelişiminin yavaşlatılmasına yönelik çağrılar son günlerde yoğunlaştı.
Anthropic CEO'su Dario Amodei, OpenAI CEO'su Sam Altman ve Tesla ve SpaceX'in CEO'su Elon Musk'ın da aralarında bulunduğu teknoloji sektörünün önde gelen isimleri, yapay zeka geliştirme çalışmalarının yavaşlatılması yönünde çağrı yapmıştı.
Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, yapay zekanın geliştirilmesini yavaşlatacak yeni düzenlemeler yerine inovasyonu teşvik eden bir yaklaşım benimsiyor.
Trump, yapay zeka teknolojisinin kontrolden çıkması yönünde "hastalıklı bir komplo yürütüldüğünü" ileri sürmüş, ayrıca bu alandaki çalışmaların yavaşlatılmasının Çin'e avantaj sağlayacağını savunmuştu.
Ukrayna ordusundan yapılan yazılı açıklamada, Rus ordusuna ait hedeflere yönelik bu gece saldırılar gerçekleştirildiği belirtildi.
Kırım'da yer alan Saki Askeri Havaalanı'nda konuşlu bir Su-24 tipi savaş uçağının da hedef alındığı aktarılan açıklamada, "Hasarın boyutu açıklığa kavuşturuluyor." ifadesi kullanıldı.
Açıklamada ayrıca, Ukrayna'nın Donetsk, Luhansk ve Zaporijya bölgelerinde Rusya'nın kontrolündeki noktalarda bulunan insansız hava araçları (İHA) merkezleri, mühimmat ve yakıt deposu gibi hedeflere de saldırıların düzenlendiği kaydedildi.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, BloombergHT ve HaberTürk ortak yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
Orta Vadeli Program'ın (OVP) kamu açısından bir politika taahhüdü içerdiğini, özel sektör açısından ise daha çok bir yol haritası ve rehber niteliğinde olduğunu vurgulayan Şimşek, "Temel hedefimiz dezenflasyondur. Dezenflasyon var. Arzuladığımız hızda mı, değil. Bir sürü iç ve dış faktör var. Özellikle bu aralar dış faktörler ön planda." dedi.
Dünyada bir enerji şoku yaşandığını, ayrıca bütün emtia fiyatlarında da ciddi artış olduğunu dile getiren Şimşek, bunun Türkiye'de de dünyada da enflasyonu olumsuz etkilediğini söyledi.
"OVP açısından en bağlayıcı hedef bütçedir"
Şimşek, OVP hedeflerine değinerek, şöyle konuştu:
"OVP açısından en bağlayıcı hedef bütçedir. Neden? Çünkü o, önemli ölçüde kamunun kontrolündedir. Gelirler değil ama giderler kamunun kontrolündedir. 2023'te biz bütçe açığı olarak yüzde 6,4'lük bir hedef koymuşuz, daha iyi bir performans göstermişiz, yüzde 5,1. 2024'te yüzde 6,4'lük bir hedef koymuşuz yüzde 4,7 ile çok daha iyi bir performans göstermişiz. 2025'te hedeften çok daha iyi bir performans sergilemişiz. Geçen sene bütçe açığını yüzde 2,9'a düşürmüşüz. Bize benzer ülkelerin ortalaması yüzde 5,9. Yani biz, bize benzer ülkelerin yarısı kadar bile açık vermemişiz. 2026'da eşel mobil sistemini uyguluyoruz. Şimdiye kadar gelirden ciddi feragat ettik. Türkiye ekonomisi dış şokların etkisiyle biraz daha yavaş gidiyor. Buna rağmen 2026 için yüzde 3,5'lik bütçe açığı hedefimiz vardı. Biz yüzde 3,5 değil, yüzde 3,1'lik performans göstereceğimizi söylüyoruz."
Geçen seneki OVP'de 2026 yılı için yüzde 3,8'lik büyüme öngörüldüğünü, yurt dışındaki bu kadar şoka rağmen büyümenin bu sene yüzde 3,3 civarı olmasını beklediklerini aktaran Şimşek, "Yaşanan şoka oranla buradaki sapma çok ciddi boyutlarda değil. Burada tutmayan net bir hedef var, o da enflasyon hedefi. Kısmen savaşın etkisi var ama Türkiye'de belli ki enflasyonda bizim öngördüğümüzden veya modelin öngördüğünden daha fazla atalet ve katılık var. Bu bir sorun tabii. O zaman daha çok zamana ihtiyaç var. Nitekim hedefler de bu çerçevede revize edildi." değerlendirmesinde bulundu.
"OVP hedefleri büyük oranda tutuyor"
OVP sayesinde birçok hedefin başarıldığına işaret eden Şimşek, kur korumalı mevduatın sona erdiğini, rezervleri endişe kaynağı olmaktan çıkardıklarını, mali disiplini tesis etme hedeflerini gerçekleştirdiklerini, büyümenin de dünyaya oranla makul olduğunu bildirdi.
Şimşek, "OVP hedeflerinin tutmadığı" yönündeki eleştirilere şu yanıtı verdi:
“OVP hedeflerinin tutmadığı yaklaşımı doğru değil, hedefler büyük oranda tutuyor. Hedeflerin bir kısmı niteliksel, bir kısmı sayısal hedeflerdir. Zaten bütün dünyada tam olarak mükemmel bir şekilde tutturulması söz konusu değil. Önemli olan yöndür ve yönde de bir değişiklik yoktur.”
"Enflasyon artış oranında ciddi yavaşlama var"
Dezenflasyonun 2024'ün ikinci çeyreğinden itibaren başladığını anımsatan Şimşek, "Bu sene savaş etkisi arındırılırsa çok büyük ihtimalle enflasyon yüzde 20-22 arası bir noktada olurdu. Geçen sene yüzde 31 civarıydı, bir önceki sene 44, daha önceki sene yüzde 65. Dolayısıyla, enflasyon artış oranında ciddi yavaşlama var. Bu da aslında programın sonuç verdiğini ortaya koyuyor. Sadece belki başlangıçta öngördüğümüz zaman çerçevesi bir miktar daha uzayacak." dedi.
Ölçüm metodolojisinin EUROSTAT'ta neyse Türkiye'de de öyle olduğunu belirten Şimşek, Türkiye İstatistik Kurumunun uluslararası normlarda veri ürettiğini söyledi.
"Seçim sürecinde de dezenflasyondan vazgeçmeyeceğiz"
Şimşek, dezenflasyon sürecine ilişkin şu mesajları verdi:
"Hayat pahalılığıyla mücadele bizim en büyük önceliğimiz. Biz seçim sürecinde de dezenflasyondan vazgeçmeyeceğiz. Çünkü dezenflasyon gelir dağılımını iyileştiriyor. Dezenflasyon demek hayat pahalılığıyla mücadele demek. Zaten vatandaşımız bunu istiyor. Dolayısıyla sürdürülebilir yüksek büyüme için dezenflasyona ihtiyacımız var. Seçim sonuçlarını etkileyecek en önemli faktör dezenflasyonun devam etmesidir. Vatandaşın çok daha güçlü şekilde hissettiği çerçevede enflasyonun yavaşlamasıdır. Onun için bu programın ana hedefi fiyat istikrarıdır. Bu konuda maliye politikası ve diğer alanlarda en güçlü desteği verdik, vermeye devam edeceğiz. Ücretli kesimin en az enflasyon oranında alım gücünün korunması kadar değerli ve önemli bir şey yok. Bu bizim temel hedefimizdir. Biz her zaman memura, emekliye, ücretlimize, kamu çalışanlarına en az enflasyon artışı kadar artış verdik, vermeye de devam edeceğiz. Bütün kamu çalışanlarının ve emeklilerimizin maaşları her zaman en az enflasyon kadar artacak."
"Tek yönlü piyasa varsa 'yönetilen kur rejimi' ile karşı karşıyasınız"
Türkiye'de normalde olması gerekenin "dalgalı kur rejimi" olduğunu vurgulayan Şimşek, bunun şokları absorbe etmeye, şoklara karşı doğru tepki vermeye zemin hazırladığını anlattı.
Şimşek, kur rejiminin günübirlik işlemesinin Merkez Bankasının uhdesinde olduğunu belirterek, şu değerlendirmede bulundu:
"Tek yönlü bir piyasa varsa o zaman 'yönetilen kur rejimi' ile karşı karşıyasınız. Uzun bir süredir çalkantılı dönemler hariç, genelde Türk lirasına rağbet var. Bırakırsanız piyasaya, Türk lirası o dönemlerde aşırı değerlenir. Yok eğer piyasada olursanız, onu da yönetmeniz gerekir. Şimdi şartlar bunu gerektiriyor. Aslında ideal olarak, enflasyonun tek hanelere doğru evrildiği bir ortamda, ihracatçıların zorunlu döviz satışı yükümlülüğü kaldırılarak daha esnek bir kur rejimine geçilebilir. Fakat henüz piyasada bu şartlar oluşmuş değil. Zamanı gelince bakarız. Ama kur tartışmaları bu ülkede her zaman olmuştur, yeni bir şey değildir. Kurla ilgili tartışmalar da baz yılınıza bağlı. 2010 yılını baz alın, 2010 eşittir 100 deyin. Hiçbir ölçümde şu anda reel kur 100'de değil, 100'ün altında. 2000 yılını baz alın, hangi veriyi ve seriyi kullanırsanız kullanın, reel kur 100'ün altında. Ama 2020'yi baz alırsanız reel kur 100'ün üstünde."
Rekabette dış talep etkisi
Şimşek, rekabet gücünü belirleyen faktörün sadece kur olmadığına dikkati çekerek, girdi maliyetlerinin önemli olduğunu bildirdi.
Orta Doğu kenara bırakılırsa rakiplere oranla sanayiye en ucuz doğal gazı ve elektriği Türkiye'nin verdiğini belirten Şimşek, diğer önemli faktörün de "dış talep" olduğunu ifade etti.
"Bu tartışmaları dış talepten bağımsız okursak yanlış okuruz." ifadesini kullanan Şimşek, şunları kaydetti:
"Orta Doğu bizim önemli bir pazarımız. Bu sene Orta Doğu ve Kuzey Afrika ekonomileri küçülüyor. Avrupa Birliği'nde, Avro Bölgesi'nde büyüme çok uzun süredir yüzde 1-1,5 arası. Bu sene dünya yüzde 3 civarı büyüyecekken bizim ticaret ortaklarımız yüzde 1,5-1,6 büyüyecek. Bunun etkisini ortaya koymak yorumcular açısından zordur ama bu da etkilidir. Mesela ikinci Çin şoku önemli bir gelişmedir. 2000'li yılların başında Çin, Dünya Ticaret Örgütüne girdiğinde daha çok düşük katma değerli, orta-düşük veya düşük teknoloji ürünlerinde ciddi bir kırılma yaşandı. Şimdi gelinen noktada geçen seneki ticaret savaşı ile birlikte dünyada ikinci şoktan bahsediliyor. Çünkü ABD'nin yükselttiği gümrük vergilerine karşı Çin üretimi azaltmadı, kapasiteyi düşürmedi. Tam aksine Afrika'ya ihracatını dolar bazında yüzde 27 artırdı. Asya zaten kendi pazarı. Avrupa Birliği'ne yüzde 13-14 artış var. Bunlar bizim de pazarlarımız, biz de oralara mal satıyoruz. Dolayısıyla Çin etkisi burada yine dikkate alınmıyor."
Güneydoğu Asya ülkesi Filipinler'in güneyindeki "Müslüman Mindanao'da bulunan Bangsamoro Özerk Bölgesi'nde" (BARMM) düzenlenen parlamento seçimlerinin sonuçları ve etkileri merak ediliyor.
Bölgede 14 Eylül'de yapılan ve özerklik sonrası ilk olma özelliği taşıyan seçimlerde Bangsamoro Federalist Partisi (BFP) ve Birleşik Bangsamoro Adalet Partisi (UBJP) ilk iki sırada yer aldı.
Filipinler Seçim Komisyonu (COMELEC) verilerine göre 80 üyeli parlamentoda BFP 31, UBJP 30, BARMM Büyük Koalisyonu (BGC) 15 sandalye elde etti.
Seçime katılım oranı yaklaşık yüzde 80 olarak kayıtlara geçerken, yeni bölgesel parlamento geçici olarak görev yapan Bangsamoro Geçiş Otoritesi (BTA) parlamentosunun da yerini alacak.
Filipinler'in toplam nüfusunun yüzde 4'üne denk gelen 4,5 milyon kişinin yaşadığı "Müslüman Mindanao'da bulunan Bangsamoro Özerk Bölgesi'nde" bu seçimde özerklik sonrası halk demokratik iradesini ilk kez sandığa yansıttı.
Seçimde, BARMM'nin temel yasası kabul edilen Bangsamoro Kapsamlı Anlaşması (CAB) uyarınca bölge parlamentosu ilk kez doğrudan halkın tercihiyle belirlendi.
Uzmanlar, seçim sonuçlarının koalisyon hükümetine işaret ettiğini bildirdi.
Üç aktörün belirleyiciliği
Hindistan ve Endonezya nezdinde eski Avrupa Birliği (AB) Delegasyonu üyesi ve halihazırda Moro Barış Süreci Üçüncü Taraf İzleme Heyeti (TPMT) Başkanı Alman diplomat Heino Marius, AA muhabirine açıklamasında, Bangsamoro'daki ilk seçimlerin "iki büyük güç odağının ortaya çıkışına" sahne olduğunu kaydetti.
Marius, UBJP'nin "Filipinler yönetimiyle temel yasayı müzakere edip imzalayan Moro İslami Kurtuluş Cephesi'ni (MİKC)" temsil ettiğini ve BFP'nin de MİKC'de mevcut "ana liderlikten kopup ayrılan üst düzey ve etkili siyasetçileri" temsil ettiğini belirtti.
BARMM Büyük Koalisyonunun da bölgede "köklü siyasi ailelerin nüfuzunda" olduğunu kaydeden Marius, "Gelecekteki yeni Bangsamoro hükümetini bu üç aktör belirleyecek." ifadesini kullandı.
Seçimlerle bölge halkının ilk kez demokratik iradesini sandığa yansıttığına işaret eden Marius, "artık CAB marjında barış sürecinin siyasi aşamasının nihayete erdiğini" belirtti.
Hükümet kurulabilmesi için aranan 41 sandalye şartını "hiçbir partinin tek başına elde edemediğine" dikkati çeken Marius, koalisyon seçeneğine "zorunlu olarak yönelineceğini" söyledi.
Marius, "Ortak geçmiş göz önüne alındığında ideal olan UBJP ile BFP arasında koalisyon kurulması. UBJP'nin hükümette yer alması barış sürecinin sürekliliğini destekler." dedi.
Belirleyici rol "BGC"
Seçim öncesi son dönemde UBJP ile BFP arasında "ciddi güvensizlik yaşandığının fark edildiğini" dile getiren Marius, iki parti arasında bir uzlaşmanın "mümkün olup olmadığına dair haklı şüpheler bulunduğuna" da dikkati çekti.
Marius, "Yeni hükümetin kurulmasına ilişkin başlıca aktörler arasında müzakereler yapılması gerekecek. Bu senaryoda BGC, hükümetin kurulmasında belirleyici rol oynayan taraf olarak öne çıkabilir." ifadelerini kullandı.
"CAB olmasaydı" vurgusu
Barış sürecinde MİKC mensuplarının silahsızlandırılması, kampların dönüştürülmesi, bölgede özel silahlı grupların dağıtılması dahil normalleşme aşamasında "yapılacak daha çok iş bulunduğunu" kaydeden Marius, "Dolayısıyla barış süreci henüz tamamlanmaktan çok uzak." dedi.
Marius, BARMM'in geleceğinin "bölgedeki tüm siyasi aktörlerin ortak sorumluluğunda" olduğunu belirterek, "Barış anlaşması, Manila hükümeti dahil tüm paydaşlarca sadık kalınması gereken siyasi bir taahhüt. CAB olmasaydı, Bangsamoro bugün sahip olduğu bölgesel özerklik düzeyine ulaşamazdı. Bu husus unutulmamalı." ifadelerini kullandı.
Seçmenin mesajı "birlikte çalışmak"
Mindanao State Üniversitesinde Moro tarihi üzerine çalışmalar yürüten Profesör Tirmizy Abdullah da seçmenin, bölgedeki siyasi hareketlere yönetme yetkisi verdiğini ancak "hiçbir partiye sınırsız veya denetimsiz bir yetki tanımadığını" kaydetti.
Tirmizy, "Bangsamoro için BFP ve UBJP'nin birlikte çalışma ihtimali, sıradan seçim siyasetinin ötesinde bir anlam taşıyor. Tek başına çoğunluğun sağlanamamış olması başlı başına bir mesaj. Birbirinizle çalışmayı öğrenmelisiniz." dedi.
BFP ve UBJP liderlerinin, "CAB'a giden uzun mücadele ve müzakerenin bir parçası" olarak görüldüğüne dikkati çeken Tirmizy, sonuçların, siyasi anlaşmazlıkların bölünme yoluyla değil, diyalogla çözülebileceğini gösterme fırsatı sunduğunu savundu.
Tirmizy, "Aralarındaki siyasi farklılıklar mutlaka onarılamaz bir bölünme olarak görülmemeli. Aksine seçim, mücadelelerindeki yoldaşlık ilişkilerini demokratik siyasi aktörler olarak yeni bir ilişki biçimine dönüştürme fırsatı sunabilir." dedi.
Manila ile "yeni ilişkiler"
BARMM'deki yeni yönetimin, Filipinler merkezi yönetimiyle kurulacak ilişkilerde "bağımlılık veya siyasi boyun eğme üzerine değil, barış anlaşmasının sadakatle uygulanması temeline dayanması" politikasını izlemesi gerektiğini kaydeden Tirmizy, şunları söyledi:
“Eski savaşçılar artık, kendi kaderini tayin etme mücadelesinin silahlı çatışmalarla değil, demokratik kurumlar, siyasi diyalog, iyi yönetim ve barışçıl müzakereler yoluyla ileriye taşınabileceğini gösterme fırsatına sahipler. Bana göre bu, tarihi nitelikteki bu seçimin sonuçlarıyla verilebilecek en güçlü mesaj olacak.”
Sürecin kaderinde "aşiretler"
Brüksel merkezli Uluslararası Kriz Grubu (ICG) Filipinler kıdemli analisti Georgi Engelbrecht de seçim sonucunda koalisyonun büyük olasılıkla kurulacağını belirtti.
Engelbrecht, "Sonuç olarak, bir koalisyonun oluşmasını beklememiz gerekiyor. Asıl soru, buna kimin liderlik edeceği. Ortada çeşitli senaryolar var." değerlendirmesinde bulundu.
BFP, UBJP ve BGC olmak üzere üç partinin "bir çatı altında birleşebileceği" ya da BFP ile BGC'nin ya da UBJP ile BGC'nin ittifak kurabileceği ihtimallerini sıralayan Engelbrecht, "Gelecek haftalarda pazarlıklar yapılacak. Sürecin kaderinde kilit aktörler, BGC bünyesindeki aşiretler olabilir. Bu süreçte Manila'nın da rol oynaması muhtemel." dedi.
Engelbrecht, "üç siyasi partinin hükümette paylaşımlı şekilde görev alabilecekleri süreli yönetim" şeklinde tanımlanabilecek sürpriz bir senaryonun da yaşanabileceğini kaydetti.
Mesele "demokratik zemin"
George Mason Üniversitesi Çatışma Analizi ve Çözümü araştırmacısı ve Mindanao bölgesinde yaklaşık 20 yıldır kalkınma uzmanı olarak çalışan Haironesah Marquez Domado da seçim sonuçları açısından en önemli konunun meşruiyet olduğunu vurguladı.
Domado, "Temel mesele bölgede güvenilir ve barışçıl ortamın sağlanması. Sonuçların kabullenilmemesi durumunda işin gerçek bir şiddet olayına dönüşebilme ihtimali var. Siyasi dönüşüm sürecinin parçası olarak şu an en önemli husus, (tarafların) bölgede süren çatışma ortamını demokratik zemine taşıyabilmeleri." ifadelerini kullandı.
Fransa'da gelecek yıl düzenlenecek cumhurbaşkanlığı seçimi için sosyal demokratlar ortak adaylarını ön seçimle belirleyecek.
Ulusal basındaki haberlere göre, sosyal demokratlar bloğunun ön seçim komisyonu 5 siyasetçinin ön seçim için adaylıklarının kabul edildiğini açıkladı.
Buna göre, Sosyalist Parti (PS) Genel Sekreteri Olivier Faure, PS Milletvekili Jerome Guedj, Sosyalist ve Cumhuriyetçi Sol Partinin kurucusu Emmanuel Maurel, merkez sol parti Place Publique Eş Başkanı Raphael Glucksmann ve sosyalistlerin 2007 seçimindeki eski cumhurbaşkanı adayı Segolene Royal sosyal demokratların ön seçiminde yarışacak.
Ön seçimde yarışmak için talep edilen koşulları karşılamasına rağmen şiddet uygulamakla suçlanan PS Milletvekili Philippe Brun'un ön seçim için adaylığı reddedildi.
Sosyal demokratların ön seçim sürecine katkı sağlayan partilerin üyeleri, 9-10 ve 16-17 Ekim tarihlerinde yapılacak 2 turlu ön seçimle bir platform üzerinden istedikleri bir adaya oy verebilecek.
Sürece dahil olan partilere üye olmayan ancak ön seçimde oy kullanmak isteyen vatandaşların ise 15 avro ödemesi gerekecek.
Brun, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından yaptığı açıklamada, partisinin tedbir amacıyla ön seçim adaylığını askıya aldığını ve bu seçime katılmasının yasaklandığını bu sabah şaşkınlıkla öğrendiğini belirtti.
Ciddi bir hata yaptığı için işten çıkardığı eski bir çalışanının dün yerel saatle 23.50'de partisinin yönetimiyle iletişime geçerek suç teşkil edebilecek olayları rapor ettiğini öğrendiğini aktaran Brun, neyle suçlandığını ve söz konusu olayların ne olduğunu bilmediğini ifade etti.
Eski sosyalist Cumhurbaşkanı Hollande'ın 2027 seçimlerine katılıp katılmayacağı belirsiz
Öte yandan, PS Milletvekili ve eski Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande'ın gelecek yıl düzenlenecek seçimde aday olup olmayacağı belirsizliğini koruyor.
Hollande, dün akşam konuk olduğu Fransız BFMTV kanalında, "Fransızların büyük bir kısmının, cumhurbaşkanlığı seçimlerini beklediğini hissediyorum." dedi.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar ülkede sosyal ve mali kriz çıkma ihtimali konusunda endişelerini dile getiren Hollande, Fransızların karşılaştığı sorunlarla ilgili çözümlerden biri olarak görülürse ülkesinin hizmetinde olacağını kaydetti.
Fransa'da 2 turlu cumhurbaşkanlığı seçimleri 18 Nisan ve 2 Mayıs 2027'de düzenlenecek.
İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya tutuklu sanık Seçil Erzan ve bazı müştekiler ile tarafların avukatları katıldı.
Duruşmada, Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) 1. Dairesi'nin 30 Haziran'daki kararıyla İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesinin 3 Temmuz itibarıyla faaliyetinin durdurulduğu, bu mahkemeye ait derdest, kesinleşmemiş, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen ancak yasal süresi henüz dolmayan, durma kararı verilen, infaz bekleyen, karar verilip kanun yolu incelemesi için Yargıtay veya bölge adliye mahkemesine gönderilen dosyalar ile arşiv dosyalarının İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesine devrine karar verilmesi tutanağa geçirildi.
Savunma yapan Erzan, hiç kimsenin iradesini fesada uğratmadığını, her şeyin kendi iradesi dışında baskı altında geliştiğini söyledi.
Müştekilere ödeme yapmak için her şeyini sattığını, faiz oranıyla kimsenin kandırılamayacağını belirten Erzan, söz konusu süreçte tehdit edilerek darbedildiğini, soruşturma sürecinde savcıya verdiği ifadelerinin bağlamından koparıldığını kaydetti.
Erzan, üzerine atılı suçlamaları kabul etmeyerek tahliyesini ve beraatine karar verilmesini istedi.
Söz alan bazı müşteki avukatları mahkemenin kararında direnmesini talep etti.
Görüşü sorulan cumhuriyet savcısı, Erzan'ın tutukluluk halinin devamına karar verilmesini istedi.
Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, Erzan'ın üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, sanığın üzerine atılı eylemlerde cezanın alt ve üst sınırı ve tüm dosya kapsamı birlikte dikkate alındığında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin mevcut olduğu, adli kontrol hükümlerinin de bu aşamada yetersiz kalacağı değerlendirildiğinden tutukluluk halinin devamına karar verdi.
Heyet Erzan'ın, katılanlar İsmail İbrahim Çağlar, Fernando Muslera, Musa Mert Çetin, Ömer Kahraman, Uğur Gözaçan, Nurettin Gözaçan, Fatih Altıntaş, Bülent Çeviker, İnci Çeviker, Mert Zeydanlı, Deniz Güzel, Volkan Bahçekapılı, Arda Turan, Evrim Pınar Güzel, Melis Özsüt Şener yönünden uzlaştırma raporlarının dönüşünün beklenilmesine ve akıbetlerinin sorulmasına hükmetti.
Duruşma, eksik hususların giderilmesi için 9 Ekim'e ertelendi.
Karar
Davayı 1 Aralık 2025'te karara bağlayan İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesi, sanık Seçil Erzan'ı 27 müştekiye karşı "nitelikli dolandırıcılık", "özel belgede sahtecilik" ile "güveni kötüye kullanma" suçlarından toplam 102 yıl 4 ay hapis ile toplam 753 bin 880 lira adli para cezasına çarptırmıştı.
Mahkeme heyeti, kararında, sanık Erzan hakkında "özel belgede sahtecilik" suçundan her bir katılana yönelik ayrı ayrı ceza istemiyle kamu davası açıldığını anımsatarak, bu suçun mağdurunun kamu olduğunu, sanığın eyleminin de tek olduğunun kabul edildiğini belirtmişti.
Kararda ayrıca "özel belgede sahtecilik" suçundan verilen 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar veren heyet, Erzan'ın bu suç yönünden 5 yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulmasına hükmetmişti.
Erzan'ın, katılanlar Nesrin Çakır, Kaan Sinih, Sevgi Sinih, Tursun Sinih, Erkan Karaca, Atilla Baltaş, Ercüment Gülen, Bakiye Gülen, Kemal Tanın Yılmaz, Merve Özer Yılmaz ile müşteki sanıklar Mojtaba Haghani, Nur Erkasap ve Süleyman Arslan'a yönelik eyleminden dolayı da beraatine karar verilmişti.
Diğer sanıklara verilen cezalar
Heyet, sanık Ali Yörük'ü, 4 müştekiye karşı "nitelikli dolandırıcılık" suçundan 15 yıl 1 ay 15 gün hapis ile 150 bin lira para cezasına, sanık Atilla Yörük'ü de 4 müştekiye karşı aynı suçtan 7 yıl 6 ay 17 gün hapis ile 75 bin lira para cezasına çarptırmıştı.
Sanık Nur Erkasap'ı 3 müştekiye karşı "nitelikli dolandırıcılık" suçundan 9 yıl 4 ay 15 gün hapis ile 79 bin 160 lira para cezasına çarptıran heyet, sanık Hüseyin Eligül'e de 3 müştekiye karşı aynı suçtan 5 yıl 2 ay hapis ile 7 bin 600 lira para cezası vermişti.
Heyet, sanık Nazlı Can'ı 3 müştekiye karşı "nitelikli dolandırıcılık" suçundan 4 yıl 5 ay 20 gün hapis ile 31 bin 500 lira para cezasına çarptırırken, sanık hakkında 6 müştekiye karşı bu suçtan beraat hükmü kurmuştu.
Sanık Süleyman Arslan da "tefecilik" suçundan 2 yıl 6 ay hapis ile 20 bin lirayla cezalandırılırken, Mojtaba Haghani, Asiye Öztürk, Mehmet Aydoğdu, Hakan Ateş, Rüya Sağır, Kerem Can ve Candaş Gürol'ün ise beraatine karar verilmişti.
İstinaf kararı
Gerekçeli kararın yazılmasının ardından dosya istinafa taşınmıştı.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesi, ilk derece mahkemesinin hüküm kurulurken birleşen dosya bilgilerine yer vermediği ve bunun da denetim güçlüğüne sebebiyet verdiği gerekçesiyle itirazları yerinde görmüştü.
Ceza Dairesi, sanık Erzan'ın yargılanması sırasında bazı usullerin uygulanmadığını belirterek, kararın bozularak dosyanın yerel mahkemeye geri gönderilmesine hükmetmişti.
Bazı sanıklar hakkında verilen hapis cezası kararlarını da bazı usullerin uygulanmadığı gerekçesiyle bozan daire, bir kısım sanıklar yönünde verilen kararları hukuka uygun bulmuştu.
Filistin Kızılayından yapılan açıklamada, İsrail askerlerinin El-Bire’ye düzenlediği baskın sırasında açtığı ateş sonucu yaralanan bir Filistinliye müdahale edildiği belirtildi.
Açıklamada, yaralının sırtına ve başına gerçek mermi parçalarının isabet ettiği, sağlık durumuna ilişkin ise henüz ayrıntı verilmedi.
Yerel kaynaklar, AA muhabirine, İsrail askerlerinin El-Bire’nin özellikle Eski Şehir bölgesine baskın düzenlediğini ve bir araca gerçek mermilerle ateş açtığını, aracın bunun üzerine devrildiğini aktardı.
El-Halil’de 6 Filistinli gözaltına alındı
İsrail ordusunun El-Halil kentindeki El-Arub Mülteci Kampı'nda evlere yönelik geniş çaplı baskınlar düzenlediği belirtildi.
Yerel kaynaklar, İsrail askerlerinin kampa baskın düzenleyerek çok sayıda Filistinlinin evini aradığını ve evlerde tahribata yol açtığını bildirdi.
Askerlerin evlerin eşyalarını kasıtlı olarak kırıp tahrip ettiği ve baskınlarda toplam 6 Filistinlinin gözaltına alındığı aktarıldı.
İşgal altındaki Batı Şeria’da, İsrail ordusunun farklı bölgelerde düzenlediği baskın ve operasyonların yanı sıra Filistinlilere ve mülklerine yönelik Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin saldırılarında da artış yaşanıyor.
Filistin resmi verilerine göre, ağustos ayında Filistin topraklarını gasbeden İsrailliler 628 saldırı gerçekleştirdi.
Söz konusu saldırıların 157’si Ramallah ve El-Bire, 137’si Nablus, 120’si El-Halil ve 73’ü Beytüllahim’de kaydedildi.
Resmi verilere göre, saldırıların 40’ı Tubas, 36’sı Cenin ve 31’i Kudüs’te gerçekleşti.
Valilikten yapılan açıklamaya göre, İstanbul'da pazartesi 2 milyon 800 bine yakın öğrenci ile 161 bin 453 öğretmen dersbaşı yapacak.
Bu kapsamda, 2026-2027 eğitim öğretim yılının huzur ve güven içerisinde geçirilebilmesi için kentte gerekli tüm tedbirler alındı.
İl Emniyet Müdürlüğünce sorumluluk alanındaki 719 noktada, 1483 ekip ve 2 bin 469 personel ile okul tedbirleri uygulanacak. Bu tedbirler, eğitim öğretim yılı boyunca uygulanmaya devam edecek.
Çocuk Şube Müdürlüğü personelinden oluşan 229 “Okul Kolluk Görevlisi” 239 okulda, 470 "Güvenli Eğitim Koordinasyon Görevlisi" 470 okulda görevlendirilirken, okullarda giriş ve çıkış saatlerinde 578 ekip sabit olarak görev yapacak.
Okullarda ve okul çevrelerinde meydana gelebilecek güvenlik sorunlarına müdahale edebilmek için kurulan Mobil Okul Timleri de 39 ilçede 45 ekiple görev yapacak.
Yoğunlaştırılmış güvenlik uygulamaları günlük 120 noktada, çocuk, asayiş, trafik, önleyici, narkotik şube ve ilçe emniyet müdürlükleri personelinden oluşan 341 ekiple eğitim öğretim dönemi boyunca aralıksız devam edecek.
Ekipler, ayrıca okul çevrelerinde bulunan ve öğrencilerin yoğun olarak bulundukları mekan ve işletmelerde asayiş ve denetim uygulamalarını aralıksız sürdürecek.
Trafikte denetimler aralıksız sürecek
Trafik Denetleme, Bölge Trafik ve İlçe Trafik Büro ekiplerince 14-25 Eylül arasında 499 noktada, 262 ekip, 157 motosikletli, 161 yaya, 41 çekici olmak üzere toplam 890 personelle trafik tedbirleri uygulanacak.
Trafik Şube Müdürlüğü ekipleri, ayrıca okul servislerine yönelik denetimlerine de eğitim öğretim yılı boyunca aralıksız devam edecek.
Önleyici Hizmetler Şube Müdürlüğü 8-19 Eylül arasında okul çevrelerinde bulunan önemli kavşak ve meydanlarda 10 ekip, okul önü ve çevrelerinde giriş-çıkış saatlerinde 100 motosikletli Yunus ekibiyle genel güvenlik ve asayişin sağlanması amacıyla tedbir uygulaması yapacak.
Önleyici Hizmetler Şube Müdürlüğü 100 personelle, 14-25 Eylül 2026 tarihlerinde 50 ekip okul çevrelerinde bulunan önemli kavşak ve meydanlar ile 100 noktada ring halinde bulunacak.
Jandarma sahada denetimleri artıracak
İstanbul İl Jandarma Komutanlığınca okulların açılacağı 14 Eylül ve sonraki günlerde, sorumluluk bölgesindeki okullarda ve okul çevrelerinde toplam 114 tim ve 335 personelle çok yönlü güvenlik, trafik ve asayiş uygulaması yapılacak.
Okul çevrelerinde ve öğrencilerin yoğun olarak bulunduğu yerlerde uyuşturucu/uyarıcı maddelerle mücadele başta olmak üzere öğrencilere alkol ve açık sigara satışının önlenmesine yönelik yapılan denetimler, okulların açılmasıyla birlikte yoğunluğu artırılarak devam edecek.
Jandarma ekipleri, giriş ve çıkış saatlerinde okul önlerinde görev yapacak.
İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri ise okulların açılacağı ilk gün 10.00-15.00 saatleri arasında okul kantinlerinde hijyen denetimleri gerçekleştirecek.
İlk güne mahsus saat düzenlemesi yapıldı
Okulların açılacağı ilk gün olan pazartesi, 19 bin civarında servis aracının ve çocuklarını ilk gün kendi araçlarıyla okullarına götürmek isteyen binlerce velinin trafiğe çıkacağı değerlendirildiği için lk güne mahsus saat uygulaması yapıldı.
Eğitim öğretimin ilk gününde servis ve okul güzergahlarının tespiti nedeniyle trafikte yaşanması muhtemel aksaklıkların önüne geçilebilmek adına 14 Eylül’de il genelindeki resmi ve özel ilkokul, ortaokul ve liselerde eğitim öğretimi 10.00-15.00 saatleri arasında yapılacak.
Öğrencilerin güvenli giriş çıkışlarının sağlanmasına ve okul bahçelerindeki güvenlik ve koordinasyona katkı sunmak için 3 bin 13 bahçe görevlisi de 14 Eylül'de göreve başlayacak.
Bahçe görevlileri, anaokulları dahil bütün okulların bahçelerinde güvenlik, koordinasyon ve işbirliği amacıyla görev yapacak. Bahçe görevlilerine yönelik eğitimler ise polisler tarafından verilecek.
Okullarda İstanbul Valiliği tarafından temin edilen dedektörler olacak
İstanbul’da bulunan tüm okullarda, bu sene İstanbul Valiliği tarafından temin edilen dedektörler olacak. Uygun görüldüğü zaman, riskli olan hususlarda dedektörle gerekli aramalar, incelemeler ve kontroller yapılacak.
İŞKUR üzerinden Toplum Yararına Program (TYP) kapsamında görevlendirilen 8 bin 500 temizlik personeli, pazartesi günü itibarıyla İstanbul’daki okullarda görev yapmaya başlayacak.
Görevlendirilen personel, öğrencilerimizin sağlıklı ve temiz bir ortamda eğitim görmelerine katkı sunmak amacıyla okullarda temizlik hizmetlerini yürütecek.
Irak yetkilileri Cuma günü, batıdaki Anbar vilayetinde 47 insansız hava aracı ve 46 füze ele geçirdiklerini açıkladı.
ABD merkezli sosyal medya şirketi Facebook'ta yapılan açıklamada, İçişleri Bakanlığı, Anbar il polis komutanlığına bağlı birimlerin istihbarat üzerine harekete geçerek terk edilmiş bir yer keşfettiğini belirtti.
Açıklamada, söz konusu yerin daha önce araç lastiği tamir atölyesi olarak kullanıldığı ve operasyonla ilgili insansız hava araçları, mermiler ve ekipmanlar içerdiği belirtildi.
Yapılan açıklamaya göre, olay yerinde yapılan aramada 47 insansız hava aracı ve bu araçlara takılmak ve kullanılmak üzere hazırlanmış 46 mermi ile kontrol cihazları, bataryalar, ekipman ve ilgili malzemeler ele geçirildi.
Bakanlık, bölgenin güvenliğinin sağlandığını ve oradaki tüm eşyaların ele geçirilerek güvenli bir şekilde depolandığını da sözlerine ekledi.
Açıklamada, yetkililerin materyallerin kaynağını ve bunlarla bağlantılı tarafları belirlemek ve gerekli yasal önlemleri almak için prosedürlere başladığı belirtildi.
Bu açıklama, Irak'ın silahların yalnızca devletin elinde bulunmasını sağlamaya çalıştığı bir dönemde geldi.
Irak ordusu sözcüsü Sabah el-Numan, 3 Haziran'da silahların tamamen devlet kontrolüne alınması amacıyla bir komite kurulduğunu ve komitenin çalışmalarına başladığını duyurdu.
Bu durum, Şii siyasi güçleri bir araya getiren Koordinasyon Çerçevesi'nin 1 Haziran'da yaptığı ve silahların tamamen devlet kontrolüne verilmesini ve resmi kurumların otoritesinin güçlendirilmesini desteklediğini ifade eden açıklamasının ardından geldi.
Devlet kontrolü dışındaki silahlar, Irak'ın başlıca güvenlik ve siyasi sorunlarından biri olmaya devam ediyor; bu durum, bazıları Halk Seferberlik Güçleri'nin parçası olan, diğerleri ise bağımsız olarak faaliyet gösteren silahlı grupların varlığıyla da bağlantılı.
Siyasi güçler ve kamuoyunun bazı kesimleri, Irak'ın iç istikrarı etkileyen aralıklı güvenlik gerilimleri, saldırılar ve çatışmalarla karşı karşıya kalmaya devam etmesi nedeniyle resmi güvenlik kurumlarının otoritesinin güçlendirilmesi çağrısında bulundu.
ABD Jeolojik Araştırma Kurumu'na (USGS) göre, Cuma günü Endonezya'nın Kuzeydoğu Java eyaletindeki Teluknaga yakınlarında 6,6 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi.
Deprem yerel saatle 04:23'te (Cuma 21:23 GMT) yaklaşık 358,6 kilometre (222,8 mil) derinlikte meydana geldi.
Olayda can kaybı veya önemli hasar olduğuna dair henüz bir bilgi yok.
Belçika Sağlık Bakanlığı Cuma günü yaptığı açıklamada, kuzey Belçika'da ilk kez yerel kaynaklı olduğu düşünülen beş Batı Nil virüsü vakasının tespit edildiğini ve bir kişinin hastaneye kaldırıldığını bildirdi.
Belga haber ajansının bildirdiğine göre, vakalar, Batı Nil virüsü enfeksiyonlarının kuşlarda ve atlarda da tespit edildiği Flaman bölgesindeki iki il olan Antwerp ve Flaman Brabant'ta belirlendi.
Doğrulama testleri halen devam etmektedir.
Beş kişiden dördünde nörolojik belirtiler görüldü, bir kişi ise hastaneye kaldırıldı.
Bakanlık, enfeksiyon ve hastalık riskinin düşük kaldığını belirtti.
Batı Nil virüsü esas olarak sivrisinek ısırıkları yoluyla bulaşır.
Enfekte olan kişilerin yaklaşık %80'inde belirti görülmezken, belirti gösterenlerde genellikle ateş, baş ağrısı, kas ağrısı veya yorgunluk gibi hafif semptomlar yaşanır.
Enfekte olan kişilerin yaklaşık %1'inde hastalık ağır seyreder ve yaşlılar ile bağışıklık sistemi zayıf olanlar daha yüksek risk altındadır.
Bakanlık, son zamanlarda kuşlarda ve atlarda tespit edilen vakaların, virüsün bölgedeki kuşlar ve sivrisinekler arasında dolaştığını gösterdiğini ve bu nedenle yerel kaynaklı enfeksiyonların ortaya çıkmasının beklenmedik bir durum olmadığını belirtti.
Sağlık Bakanlığı sözcüsü Anneleen De Sadeleer, "Ekim ayında sivrisinek sezonunun sonuna kadar ek vakalar bekliyoruz. Günler kısaldıkça ve sıcaklıklar düştükçe risk azalır" dedi.
De Sadeleer, tespit edilen enfeksiyon sayısının, artan test sayısı ve doktorlar arasındaki farkındalığın yanı sıra virüsün Avrupa'da daha geniş çapta yayılmasını da yansıtabileceğini söyledi.
Bakanlık, genel pratisyen hekimleri, hastaneleri ve diğer sağlık hizmeti sağlayıcılarını epidemiyolojik durum ve belirtiler hakkında bilgilendirmiştir.
Anvers ve Flaman Brabant'taki bakım evleri ve yaşlı bakım tesisleri de virüs ve sakinleri sivrisinek ısırıklarından korumak için alınacak önlemler konusunda bilgilendirildi.
Virüsü bulaştırma yeteneğine sahip sivrisinekler en çok alacakaranlıkta ve gece saatlerinde aktiftir.
Virüs insanlar arasında veya atlardan insanlara doğrudan bulaşmaz
Washington DC'deki Lincoln Anıtı Yansıtma Havuzu'nun tadilatı için görevlendirilen yüklenici firma, Trump yönetimine, onarım planındaki sorunlar ve işçi hataları nedeniyle havuzun yeni mavi astarının soyulup koptuğunu bildirdi. Bu bilgi, New York Times gazetesinin Cuma günü yayınladığı haberde yer aldı.
Bulgular, ABD Başkanı Donald Trump'ın, vandalizmin bıçak veya maket bıçağı kullanarak yapıyı tahrip ettiği yönündeki tekrarlanan iddialarıyla çelişiyor. Rapora göre, federal savcılar daha önce birkaç kişiyi vandalizmle suçlamıştı, ancak daha sonra hatalı bir kurulumun hasara neden olup olmadığı konusunda sorular ortaya çıkınca davaları düşürme kararı almıştı.
Projenin sorumluluğunu üstlenen Atlantic Industrial Coatings firması, hükümete sunduğu raporlarda, çalışanlarının bazı bölgelerde "insan hatası" nedeniyle yeterli astar uygulamadığını kabul etti. Ancak şirket, asıl sorunun onarım planıyla ilgili olduğunu belirtti.
Plan, iki kimyasal bileşiğin katmanlar halinde uygulanmasını gerektiriyordu, ancak malzemelerin uyumsuz olduğu ortaya çıktı. Rapora göre, üstteki bileşik alttaki katmanın dayanabileceğinden daha fazla ısındı ve bu da alttaki kaplamanın kabarmasına ve havuzun beton yüzeyinden ayrılmasına neden oldu.
Atlantic Industrial'ın yaptığı açıklamaya göre, bu sonuç beklenmedik oldu çünkü iki ürün bu şekilde birlikte nadiren kullanılıyordu.
Sorunlar, havuzun 4 Temmuz'dan (ABD'nin 250. yıldönümü) önce hazır hale getirilmesi amacıyla hızlandırılmış bir yenileme çalışmasından kaynaklanıyor. Rapora göre, hükümet Atlantic Industrial şirketine 14,7 milyon dolarlık ihalesiz bir sözleşme verdi ve bu sözleşmede, kısmen Trump'ın golf kulüplerinden birinin genel müdürü tarafından tasarlanan, denenmemiş bir onarım yöntemi kullanıldı.
Havuzdaki su boşaltılarak işçiler arızalı tesisatı onarmaya çalıştılar. Atlantic Industrial'ın yaptığı açıklamaya göre, onarımlar garanti kapsamında ve daha küçük, daha yakından denetlenen bir ekiple işi yeniden yapacaklar. Şirket ayrıca, kaplamada kullanılan kimyasalların üreticisinden bir danışmanla görüşmeyi planlıyor.
Onarım ekipleri ek zorluklarla karşılaştı. Ağustos ayında havuzun mavi astarının gevşemiş kısımlarını temizlemek için basınçlı suyla yıkama işleminden sonra, işçiler betona hala yapışık olan malzemeyi çıkarmak için jilet, çekiç ve levye kullanmak zorunda kaldılar.
İşçiler yeni kaplamayı uygulamaya başladığında, katmanlar arasında tekrar kabarcıklar oluştu. Rapora göre, Atlantic Industrial sonunda diğer malzemeye daha sıcak bileşiği uygulamayı bıraktı; bu da sorunu azalttı ancak tamamen ortadan kaldırmadı.
Şirket daha sonra başka bir olası neden daha belirledi: Washington'ın yaz sıcağında koruyucu kıyafetler giyen işçilerin terlemesi. Rapora göre, ter damlacıkları yeni uygulanan kaplama katmanlarının altında sıkışıp kalmış olabilir.
Atlantic Industrial, havuz kenarındaki silikonlarda bulunan kesiklerin vandalizm sonucu oluştuğunu ve bu durumun daha önce Milli Park Servisi çalışanları tarafından polise bildirildiğini söyledi. Ancak rapora göre, yüklenici firma bu kesikleri havuz tabanındaki kaplamanın yaygın olarak soyulmasına bağlamadı.
Bu yılın başlarında, Adalet Bakanlığı eski Olimpiyat kano sporcusu David Hearn ve üç kişiyi daha iddia edilen vandalizmle bağlantılı olarak suçladı. Savcılar daha sonra davaların düşürülmesini talep etti; Washington'daki ABD başsavcısı, İçişleri Bakanlığı'nın savcılara vandalizmin mi yoksa başarısız bir kurulumun mu sorumlu olduğuna dair yanıltıcı bilgiler verdiğini söyledi.
Dava dosyaları çökmeye başladıktan sonra bile Trump, vandalizmden sorumlu tutmaya devam etti. Ancak 9 Ağustos'taki bir sosyal medya paylaşımında, iddia edilen vandalizmle ilgili "hiçbir video veya kanıt" olmadığını kabul etti ve müteahhit hatalarının da hasara katkıda bulunduğunu itiraf etti.
Trump'ın "yakında" yeniden açılacağını söylediği havuz şu anda kapalı. Yetkililerin yenileme çalışmalarını tamamlamak için yaptığı son çalışmalara göre, ekipler mavi astarın büyük bölümlerini kaldırıyor ve yeni bir kaplama uyguluyor.
Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodymyr Zelenskyy Cuma günü, Rusya'nın bu kış Ukrayna'nın enerji sistemini hedef alması halinde misillemeyle karşılaşacağı uyarısında bulundu.
Zelenskyy, ABD'nin sosyal medya platformu X'te yaptığı paylaşımda, "Rusya, eğer bize saldırırlarsa -ki bu kış enerji sistemimize saldırmaya hazırlanıyorlar- aynı karşılığı alacağını biliyor. Eğer bize elektrik kesintilerine neden olurlarsa, biz de uygun şekilde karşılık vermeye çalışacağız" diye yazdı.
Zelenskyy, müzakerelerin Ukrayna'nın savaşı sona erdirmek için tercih ettiği yol olmaya devam ettiğini söyledi.
Ukrayna, Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri'nin katılımıyla olası bir üçlü görüşme için ilerleme kaydedilmesi, enerji konusunda ateşkes sağlanması, Karadeniz'in trafiğe açılması ve Rusya'da tutulan çocuklar da dahil olmak üzere esirlerin ve sivillerin değişiminin devam etmesi çağrısında bulundu.
Zelenskyy, savaşın uzamasının Rusya ve küresel ekonomi için, özellikle gıda ve enerji güvenliği açısından zorluklar yarattığı konusunda uyararak, Karadeniz'den tahıl ihracatındaki aksamaların savunmasız ülkelerdeki kıtlıkları daha da kötüleştirebileceğini söyledi.
“Bu, Hormuz gibi olacak, sadece tarımsal olacak. Ve bu ciddi bir sorun. Bunu çözmek sadece Ukrayna'nın sorumluluğunda olmamalı. Çünkü bu birçok ülke için bir meydan okuma,” dedi.
Zelenskyy ayrıca Kongre'nin merhum Senatör Lindsey Graham tarafından desteklenen yaptırım yasasını geçirmesi çağrısında bulundu ve ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin daha güçlü önlemler alması gerektiğini vurguladı.
"Yaptırımlar derhal uygulanmalı," dedi. "Bu, Amerika Birleşik Devletleri'nin Rusya'nın Ukrayna'ya karşı savaşı her gün finanse etme yeteneğinden mahrum bırakmak için sahip olduğu bir araçtır."
"Ve dürüst olmak gerekirse, bazen kararların neden hızlı alınamadığını anlamıyorum," dedi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Cuma günü yaptığı açıklamada, Avrupa'nın ülkelerini Rusya ile savaşa doğru ittiğini belirterek, Avrupa birliklerinin Ukrayna'ya konuşlandırılmasının Moskova ile savaş anlamına geleceği uyarısında bulundu. Bu açıklama, devlet haber ajansı Tass tarafından bildirildi.
"Şu anda Ukrayna'ya nasıl asker göndereceklerini konuşuyorlar. Bu da Rusya ile savaş anlamına geliyor," dedi gazetecilere.
Putin, Batı ülkelerini Ukrayna'yı "kullanarak" Rusya'yı "bitirmeye" çalışmakla suçladı.
"Güvenlik konusuna gelince, mesele açık: Bu, Rusya Federasyonu'nu 'bitirme' girişimidir. Önce Kafkasya'daki teröristler ve ayrılıkçılar aracılığıyla, sonra diğer araçlarla ve şimdi de Ukrayna'daki neo-Nazi rejimi aracılığıyla. Ama durmuyor," dedi.
Putin ayrıca Moskova'nın Avrupa ülkelerini tehdit etmediğini veya tehdit etmeye çalışmadığını söyledi.
Sözlerine göre, “Avrupa elitleri”, halklarını “Rusya'dan gelen hayali bir tehdit” ile korkutuyor ve Moskova'nın Avrupa ile çatışma için hiçbir gerekçesi yok.
“Avrupa ülkelerini tehdit etmiyoruz, tehdit etme niyetimiz de yok. Neden edelim ki? Avrupa ile herhangi bir çatışma için hiçbir gerekçemiz olmadığı gerçeğini kimse dikkate almıyor,” dedi.
Putin ayrıca, Avrupa'nın enerji politikası hatalarının tüketiciler için daha yüksek doğalgaz fiyatlarına yol açacağı konusunda uyarırken, Rusya'nın enerji kaynaklarını piyasa fiyatlarına göre sattığını söyledi.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Türk Devletleri ile İlişkiler Başkanı Kürşad Zorlu, partisinin Etimesgut İlçe Danışma Meclisi Toplantısı'na katıldı. AK Parti Etimesgut İlçe Başkanlığı'nda düzenlenen toplantı için binaya gelen Zorlu'yu, İlçe Başkanı Yasin Şankazan ile teşkilat üyeleri karşıladı.
Teşkilat mensuplarıyla selamlaşmasının ardından toplantı salonuna geçen Zorlu, ilçe teşkilatının son bir aylık faaliyetlerine ilişkin yapılan sunumun ardından partililere hitap etti.
Küresel bir güç mücadelesinin ortasında Türkiye'nin "güvenli liman" olarak geleceğe ilerlediğini belirten Zorlu, "Eğer ülkemizde bugün dünyaya kendisini ispatlamış, küresel ölçekte böylesine güçlü bir lider olmasaydı, bunları asla başaramazdık ve bugünlere gelemezdik." diye konuştu.
Zorlu, şöyle devam etti:
"Liderlik, normal zamanlarda, her şeyin iyi gittiği dönemlerde kendini göstermez. Lider, fırtınalı sularda gemiyi yüzdürmeyi başarıp hedefe götürebilme kabiliyetidir ve Cumhurbaşkanımız bu süreç içerisinde dünyada artık sadece kendi bölgemizde değil, Ukrayna savaşı başta olmak üzere Afrika'daki krizlere bakın, Kafkasya'daki gelişmelere bakın, hemen hemen dünyanın her bölgesinde artık arabulucu konumuna gelen ve sözüne itibar edilen, duruşuna güven duyulan bir lider konumundadır. İşte bu da bizim gururumuzdur. AK Parti olarak şunun da altını çizmek istiyorum: Bugün Türkiye'de yaşayan, mücadele eden ve sahada mücadele veren tek siyasi parti Adalet ve Kalkınma Partisi'dir."
Muhalefetin vatandaşları manipüle etmeye yönelik faaliyetler içerisinde bulunduğunu savunan Zorlu, "Ana muhalefet kendi içerisinden başka bir muhalefet çıkardı. Bir siyasi vakum içerisinde olduklarını görüyorum. Günümüzde bu vakumun üç önemli kavramı var; günümüze yansıyan ve ortaya çıkan, manipülasyon, dezenformasyon ve provokasyon." ifadelerini kullandı.
Zorlu, "Cumhurbaşkanımızın liderliğinde gururla ifade etmek isterim ki bizim temel hedefimiz, içeride birlik ve huzurumuzu sağlamak, dışarıda tam bağımsız, güçlü bir Türkiye'yi inşa edebilmektir." şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Rize'deki konuşmasında yaklaşan seçimlere ilişkin "İnşallah hep birlikte başarılı olacağımıza inanıyoruz." açıklamasını hatırlatan Zorlu, bu sözün parti teşkilatları açısından önem taşıdığını ifade etti.
Türk dünyasına yönelik çalışmalara değinen Zorlu, Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında ortaya konulan işbirliği modelinin önemine işaret ederek, şunları kaydetti:
"Gerçekten Türkiye'miz, bugün 8 Türk devleti, Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında dünyaya örnek bir birliktelik modelini ortaya koydu ve 29-30 Ekim tarihlerinde başkent Ankara'mızda Cumhurbaşkanımızın ev sahipliğinde 13. Devlet Başkanları Zirvesi'ni gerçekleştireceğiz ve bu zirveye uzun zamandır büyük bir heyecanla hazırlanıyoruz. Orada güzel müjdeleri inşallah Cumhurbaşkanımız verecek."
Zorlu, "TÜRKPOL" olarak adlandırılan Türk Polis Teşkilatına ilişkin çalışmalara da değinerek, Türk devletlerinin terör, uyuşturucu ve düzensiz göçle mücadele başta olmak üzere çeşitli güvenlik başlıklarında işbirliğini geliştirmeye başladığını söyledi.
Türk dünyasına ilişkin kitaplar özel okullara da dağıtılacak
Milli Eğitim Bakanlığınca hazırlanan "Türk Dünyası Kültür Atlası" ve "Türk Dünyası Hikayesi" adlı eserlerin ilk ve ortaöğretim öğrencileriyle buluşturulacağını, yalnızca devlet okullarında değil, özel okullarda da dağıtımının gerçekleştirileceğini bildirdi.
Kürşad Zorlu, "Milli Eğitim Bakanlığımızla görüştüm, bu kitapları inşallah sadece devlet okullarımızda değil, inşallah tüm özel okullarımıza da dağıtacağız, onlarla buluşturacağız." dedi.
Türk devletlerindeki vatandaşların karşılıklı sık şekilde seyahatte bulunmalarını istediklerini belirten Zorlu, şunları dile getirdi:
"Bu seyahatlerle ilişkili olarak müzelerimizi, tarihi yerlerimizi çok daha rahat bir şekilde gezebilelim. Bu konuda da kültür bakanlıklarımız çalışmalarını son aşamaya getirdi. İnşallah Türk devletleri arasında 'Türk Dünyası Ortak Müze Kart' uygulamasına geçeceğiz ve bu kartı aldığımızda inşallah tüm o devletlerimizdeki müzeleri, tarihi yerleri hep birlikte rahat biçimde gezme fırsatını bulacağız. Bunun gibi pek çok adımı atmaya hazırlanıyoruz.
Bir tanesini daha söyleyeyim, havalimanlarımızda ortak bir geçiş noktası kurulabilmesi için çalışıyoruz. Bunu Avrupa Birliği başardı, biz neden başarmayalım? Şimdi masamızda bunu çalışıyoruz. İnşallah bu müjdeyi de devlet başkanlarımızın zirvesinde vatandaşlarımızla paylaşma imkanımız olacak."
"Türk dış politikasının artık ana kolonlarından biri"
Türk dünyasında geliştirilen birlikteliğin başka oluşumlara karşı bir tehdit olmadığını vurgulayan Zorlu, Türkiye'nin çok yönlü dış politikasını sürdürdüğünü ifade etti.
Kürşad Zorlu, "Bu birliktelik hiçbir başka birlikteliğe elbette tehdit değil. Çünkü Türkiye'nin çok yönlü dış politikası Avrupa'dan Amerika'ya, Afrika'dan uzak mecralara kadar her yönüyle gelişmeye, genişlemeye devam ediyor. Ancak bizim gönül coğrafyamızdaki ilişkilerimiz ve burada kurmaya çalıştığımız birliktelikler, işte Türk dış politikasının artık ana kolonlarından biri haline gelmiştir." değerlendirmesinde bulundu.
AK Parti bünyesinde Türk dünyasıyla ilişkilerden sorumlu bir başkanlığın kurulmasını da bunun göstergelerinden biri olarak nitelendiren Zorlu, yaklaşık 1,5 yıldır yoğun çalışma yürüttüklerini, Türkiye'de ilk kez Türk dünyasına yönelik bir vizyon belgesi hazırladıklarını söyledi.
Zorlu, belgenin Türk devletlerinin dillerinde de yayımlandığını kaydetti.
TÜDSES'i bir ayda 90 bine yakın kişi indirdi
Geçen ay "Türk Dünyası Sivil Toplum Destek Sistemi (TÜDSES)" adlı platformu hayata geçirdiklerini belirten Zorlu, sisteme Türk dünyasından 1200'den fazla sivil toplum kuruluşunun entegre olduğunu aktardı.
Zorlu, "Şu an itibarıyla bir ay gibi kısa sürede 90 bine yakın insanımız telefonlarına bu TÜDSES'i indirdi. Gerçekten bu bizi mutlu ediyor." dedi.
Ahilik Haftası kapsamında da yeni bir çalışma açıklayacaklarını bildiren Zorlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başyazısını kaleme aldığı "Türkistan'dan Anadolu'ya Ahilik" adlı eser ile tanıtım filminin Ankara'da kamuoyuyla paylaşılacağını ifade etti.
Konuşmasının son bölümünde Etimesgut'a ilişkin değerlendirmelerde bulunan Zorlu, Cumhur İttifakı olarak ilçeyi yeniden kazanmayı hedeflediklerini belirterek, "Biz Cumhur İttifakı olarak Etimesgut'u arkadaşlar yeniden alacağız, yeniden hizmet siyasetini Etimesgut'a getireceğiz." şeklinde konuştu.
Eski Dünya Ticaret Merkezi'nin bulunduğu alandaki törende ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani ve eşlerinin yanı sıra, eski ABD başkanları Joe Biden, Barack Obama, George W. Bush, Bill Clinton ve eski New York belediye başkanları Rudy Giuliani ile Michael Bloomberg hazır bulundu.
Saygı duruşu ile başlayan törende, kurbanların yakınları sırayla ve yüksek sesle saldırılarda hayatını kaybedenlerin isimlerini okudu.
Geleneksel olarak siyasi konuşmaların yapılmadığı törende, saldırıda hayatını kaybedenlerden birinin yakını isimler okunurken "Derin devlet 25 yıldır o gün yaşananlar hakkındaki gerçeği saklıyor. Başkan (Donald) Trump, siz bizim son umudumuzsunuz. Kurbanların ailelerinden geriye kalanlar hala hayattayken, Suudi Arabistan'ı suçlayan sansürsüz dosyaları yayımlayın." ifadelerini kullandı.
Ayrıca bu yılki törenlerde ilk kez, İkiz Kuleler'in çöküşü sonrasında ortaya çıkan zehirli toz bulutlarına maruz kalarak daha sonra kanser ve diğer hastalıklardan hayatını kaybeden kişileri anmak için de saygı duruşunda bulunulması dikkati çekti.
Yaklaşık 5 saat süren törende, Başkan Yardımcısı JD Vance konuşma yapmazken, isimler okunurken aralarda müzik dinletileri yapıldı.
Giuliani'nin, Mamdani'nin 11 Eylül törenlerine katılmaması yönünde daha önce yaptığı açıklamalara rağmen tören sırasında ikilinin tokalaşıp ayaküstü kısa sohbet etmesi ABD medyasında ilgi gördü.
ABD Başkanı Donald Trump ise bu yıl, Virginia eyaletinin Arlington bölgesindeki Pentagon'da düzenlenen anma törenine katılmayı tercih etti.
Protestocular arasında arbede çıktı
ABD'nin New York kentinde, Jake Lang öncülüğündeki İslam karşıtı protestocular, Belediye Başkanı Zohran Mamdani'nin 11 Eylül saldırılarının yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen anma programına katılmasını protesto etmek amacıyla Belediye Binası'ndan 11 Eylül Anıtı'na yürüdü.
"Crusader March" (Haçlı Yürüyüşü) adı verilen gösteri sırasında protestocular, Ground Zero yakınlarında karşıt görüşlü grupla karşı karşıya geldi.
İki grup arasında çıkan arbede üzerine polis müdahalede bulunarak 2 protestocuyu gözaltına aldı.
11 Eylül 2001 saldırıları
New York, 11 Eylül sabahı, Manhattan Adası'nda bulunan şehrin sembol binaları İkiz Kuleler olarak bilinen Dünya Ticaret Merkezi'ne yönelik terör saldırılarıyla uyandı.
Newark, Boston ve Washington'dan havalanıp San Francisco ve Los Angeles'a giden 4 yolcu uçağının kaçırılmasının ardından Los Angeles'a giden American Airlines'a ait yolcu uçağı, yerel saatle 08.46'da New York’taki İkiz Kuleler'in kuzey yönündeki binasına çarptı.
Kuzey kulesi alevler içinde yanarken, United Airlines'a ait kaçırılan diğer bir uçak da ilk saldırıdan 17 dakika sonra saat 09.03'te canlı yayında güney kulesine çarptı.
İkiz Kuleler'e saldırıların ardından kaçırılan bir diğer uçak ise ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) binasına çarptı.
Kaçırılan Flight 93 adlı son uçak ise Pensilvanya'nın Shanksville yerleşkesi kırsalında F-16'lar tarafından düşürüldü.
11 Eylül saldırıları sonucu, uçakları kaçıran 19 saldırgan hariç, New York, Washington ve Pensilvanya'da toplam 2 bin 977 kişi hayatını kaybetti.
Aslen İngiltere'de işlenmiş olmasına rağmen yüzyıllar boyunca Fransa'da özenle muhafaza edilen 70 metre (230 fit) uzunluğundaki tarihi Bayeux Halısı, evi olan topraklara görkemli bir dönüş yapıyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Temmuz 2025'teki İngiltere devlet ziyareti sırasında iki ülke arasındaki sarsılmaz ortaklığın bir nişanesi olarak duyurduğu bu tarihi adım nihayet gerçekleşti. Dev şaheser, 10 Eylül'den itibaren Temmuz 2027'ye kadar Londra'daki British Museum'da kamuoyunun ziyaretine açık olacak.
BBC Kültür ve Medya Editörü Katie Razzall'ın da mercek altına aldığı, 1066 yılındaki Norman İstilası'nı ve kader belirleyici Hastings Muharebesi'ni ilmek ilmek anlatan bu eşsiz eserde, ziyaretçilerin mutlaka dikkat etmesi gereken ikonik sahneler şunlar:
Kral Harold'ın Gözünden Vurulduğu An
Halının şüphesiz en çok bilinen ve tarihe kazınan sahnesi, son Anglo-Sakson Kralı Harold'ın Hastings Muharebesi'nin en hararetli anında gözüne saplanan bir okla öldürüldüğü bölümdür. İngiltere'nin kaderini değiştiren bu trajik ölüm, eserin en dramatik ve çarpıcı görsellerinden birini oluşturur.
İşlemede, İngiliz halkının gökyüzünde beliren gizemli ve alevli bir yıldıza dehşet içinde parmaklarıyla işaret ederek baktığı ünlü bir sahne bulunur. Bugün Halley Kuyrukluyıldızı olarak bildiğimiz bu gök olayı, o dönemde Anglo-Saksonlar tarafından yaklaşan bir yıkımın (Norman İstilası) ilahi bir habercisi olarak yorumlanmıştır.
Manş Denizi'ni Aşan Norman Donanması
Fatih William'ın emriyle devasa bir donanmanın inşa ediliş süreci tüm detaylarıyla resmedilir. Ağaçların kesilmesinden gemilerin yapımına, ardından atlar, zırhlar ve silahlarla tıklım tıklım dolu Viking tarzı uzun gemilerin (longships) İngiltere kıyılarına doğru yelken açtığı sahneler, dönemin askeri lojistiğini adeta bir belgesel gibi aktarır.
Şövalyelerin ve Atların Kanlı Çarpışması
Eserin sonlarına doğru Hastings Muharebesi'nin kanlı ve kaotik atmosferi doruğa ulaşır. Zırhlı Norman süvarilerinin meşhur İngiliz kalkan duvarına (shield wall) amansızca saldırdığı, atların tepetaklak olduğu, kopan uzuvların ve savaş alanında yatan askerlerin resmedildiği sahneler, 11. yüzyıl savaş sanatının ne kadar acımasız olduğunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne serer.
Son yıllarda hızla artan ziyaretçi sayısıyla Avrupa'nın en popüler ve ekonomik tatil rotalarından biri haline gelen Arnavutluk, turizm sahnesinde sunduğu yepyeni konseptle dikkatleri üzerine çekiyor. Artık ülkeye giden turistlerin valizlerinde sadece mayoları değil, aynı zamanda tedavi planları da var.
Saç Ekimi ve Diş Tedavisinde Yeni Adres
Geleneksel tatil anlayışını uygun maliyetli tıbbi müdahalelerle harmanlayan Arnavutluk, özellikle estetik operasyonlar arayanların yeni gözdesi oldu. Ziyaretçiler artık sadece güzel plajların ve güneşin tadını çıkarmakla kalmıyor; aynı zamanda kendi ülkelerine kıyasla çok daha uygun fiyatlara yepyeni bir gülüşe veya gür saçlara kavuşmayı tercih ediyor.
Çifte Kazanç Sağlayan Turizm Modeli
Son beş yılda turizm sektöründe adeta bir patlama yaşayan ülke, tatil maliyetlerini tıbbi operasyonlarla birleştirerek eşsiz bir "fiyat-performans" fırsatı sunuyor. Sıcak kumsallarda dinlenirken aynı zamanda tedavi süreçlerini aradan çıkaran turistler, bu yenilikçi konsept sayesinde tek bir seyahatte iki farklı amaca ulaşmış oluyor. Arnavutluk'un bu hamlesi, ülkeyi sadece bir yaz rotası olmaktan çıkarıp, yıl boyu rağbet gören bir medikal turizm merkezine dönüştürüyor.
İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğünden yapılan açıklamada, 2026-2027 eğitim öğretim yılının 14 Eylül Pazartesi günü başlayacağı hatırlatıldı.
Kent genelinde 2 milyon 800 bin öğrenci, 161 bin 453 öğretmen ve 19 bin civarında okul servisinin yeni dönemin ilk günü trafiğe çıkacağı aktarılan açıklamada, velilerin de öğrencilerini araçlarıyla okullara götürmesiyle birlikte oluşabilecek yoğunluğun ulaşımda aksaklıklara yol açmaması amacıyla önemli bir düzenleme yapıldığı belirtildi.
Açıklamada, "Bu kapsamda, İstanbul'daki resmi ve özel tüm ilkokul, ortaokul ve liselerde 14 Eylül 2026 Pazartesi günü ilk derslerin 10.00-15.00 saatleri arasında yapılması kararlaştırıldı. Alınan kararla hem öğrencilerin ve öğretmenlerin okullarına güvenle ulaşabilmesi hem de şehir içi trafiğin düzenli ve kontrollü şekilde işlemesi hedefleniyor." ifadelerine yer verildi.
ABD tarihinin en ölümcül saldırıları olan 11 Eylül 2001 saldırılarının 25. yıldönümü, Cuma günü New York'ta düzenlenen bir törenle anıldı.
Tören, eski Dünya Ticaret Merkezi'nin bulunduğu alanda düzenlendi ve ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani'nin yanı sıra eski başkanlar Joe Biden, Barack Obama, George W. Bush ve Bill Clinton da törene katıldı.
Eski New York Belediye Başkanları Rudy Giuliani ve Michael Bloomberg de törene katıldı.
Tören, bir dakikalık saygı duruşuyla başladı, ardından kurbanların yakınları sırayla saldırılarda hayatını kaybedenlerin isimlerini yüksek sesle okudu.
Gelenek gereği, tören sırasında siyasi konuşma yapılmadı. Yaklaşık beş saat süren etkinlik boyunca aralıklarla müzik çalındı ve kurbanların isimleri okundu.
Bu yıl ilk kez, İkiz Kuleler'in yıkılmasının ardından zehirli toz bulutlarına maruz kalan ve daha sonra kanser ve diğer hastalıklardan hayatını kaybeden kişilerin anısına bir dakikalık saygı duruşu yapıldı.
Giuliani ve Mamdani arasındaki kısa etkileşim ABD medyası tarafından da kaydedildi. Giuliani'nin daha önce Mamdani'den 11 Eylül anma törenlerinden uzak durmasını istemesine rağmen, ikili tören sırasında el sıkıştı ve birkaç kelime alışverişinde bulundu.
Bu arada Başkan Donald Trump, Arlington, Virginia'daki Pentagon'da düzenlenen ayrı bir anma törenine katıldı.
Fenerbahçe, Cuma günü yaptığı açıklamada, Roma ile oynanan UEFA Şampiyonlar Ligi maçının ardından istifasını sunan teknik direktör İsmail Kartal'ın görevine devam edeceğini duyurdu.
Sarı-lacivert kulübün yaptığı açıklamaya göre, Kartal Cumartesi günü yerel saatle 11.30'da başlayacak olan takım antrenmanını yönetecek.
Fenerbahçe, Gaziantep FK ile yapacağı maç öncesi hazırlıklarına antrenmanla başlayacak.
Fenerbahçe Teknik Direktörü İsmail Kartal, takımının UEFA Şampiyonlar Ligi açılış maçında Roma ile 1-1 berabere kalmasının ardından Perşembe günü istifa ettiğini açıkladı.
65 yaşındaki Türk teknik direktör, maç sonrası basın toplantısında kararını doğrulayarak İstanbul kulübünün başındaki dördüncü dönemine son verdi.
Kartal, "Bu akşam itibariyle oyuncularımı tebrik etmek ve görevimden istifa ettiğimi duyurmak istiyorum," dedi.
Fenerbahçe taraftarlarına, yönetimine, oyuncularına, personeline ve medya mensuplarına teşekkür ettikten sonra soruları yanıtlamayı reddetti.
"Kulübümün önünü açmak için bu kararı aldım," dedi.
"Sevgili Fenerbahçe'me, oyuncularıma ve gelecekteki teknik direktörlere yardımcı olmak için, henüz vakit varken görevimden istifa ettim. Herkese iyi akşamlar dilerim, bir daha asla geri dönmeyeceğimi de belirtmek isterim," diye ekledi.
Kartal, Haziran 2026'da dördüncü kez teknik direktör olarak Fenerbahçe'ye geri döndü.
Son görev süresi boyunca, Türk kulübünü 2008-09 sezonundan bu yana ilk kez Şampiyonlar Ligi'ne geri döndürerek, 18 yıllık bir aradan sonra bu turnuvaya katılmalarını sağladı.
Kartal'ın istifasını açıklamasının ardından Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, maç sonrası düzenlediği basın toplantısında istifayı reddetti.
Yıldırım maçtan sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, "Hiçbirimiz istifa kararından haberdar değildik" dedi.
"İsmail Kartal görevine devam ediyor. Ancak tüm Fenerbahçe camiası teknik direktörün arkasında durmalı," dedi.
"Ben burada olduğum sürece İsmail Kartal baş antrenör. Ben ayrılmadığım sürece o da ayrılamaz."
Yıldırım, maç sırasında kendisine şişe atılmasının ardından istifa eden İsmail Kartal'ı desteklemeleri için tüm Fenerbahçe taraftarlarına çağrıda bulundu.
Fenerbahçe cuma günü yaptığı açıklamada, Kartal'a şişe atan taraftarın kimliğinin tespit edildiğini ve gelecekteki maçlara girişinin yasaklandığını bildirdi.
Kulüp, söz konusu kişinin İstanbul savcılığının talimatı üzerine yetkililere ifade verdiğini belirtti.
Fenerbahçe, "Söz konusu şahıs hakkında 6222 sayılı Kanun uyarınca stadyuma giriş yasağı getirilmiştir" açıklamasında bulundu.
Suudi Arabistan Cuma günü yaptığı açıklamada, bir gün önce Riyad ve Medine bölgelerinde meydana gelen ve çok sayıda kişinin yaralanmasına yol açan saldırıların ardından Doğu-Batı Petrol Boru Hattı'nı kapattığını bildirdi.
Enerji Bakanlığı'ndan bir yetkili kaynak yaptığı açıklamada, saldırıların Perşembe sabahı gerçekleştiğini söyledi.
Kaynak, saldırıların ardından boru hattının "tedbir amaçlı" olarak kapatıldığını söyledi.
Bakanlık, çok sayıda kişinin yaralandığını ve tıbbi müdahale gördüğünü belirtti ancak ölü sayısı veya yaralıların durumu hakkında bilgi vermedi.
Acil durum ve uzman teknik ekipler derhal olay yerine intikal ederek boru hattının güvenliğini sağlamak ve durumunu değerlendirmek için önlemler aldı.
Bakanlık, bundan sonraki gelişmelerin zamanı geldiğinde duyurulacağını belirtti.
Açıklamada saldırıları kimin gerçekleştirdiği veya saldırıların niteliği hakkında ayrıntılı bilgi verilmedi ve hiçbir grup saldırıların sorumluluğunu üstlenmedi.
Küresel ısınma ve iklim kriziyle mücadelede umut verici bir gelişme yaşandı. Cambridge Üniversitesi'nden bir grup araştırmacı, sadece çevreyi temizlemekle kalmayıp aynı zamanda enerji üreten devrim niteliğinde bir sistem geliştirmeyi başardı. Bu yenilikçi makine, havadaki zararlı karbondioksiti hapsederek "syngas" (sentez gazı) adı verilen kullanılabilir ve temiz bir yakıta dönüştürüyor.
Karbon Nötr Bir Gelecek İçin Büyük Adım
Geliştirilen bu teknolojinin en büyük özelliği, tamamen "karbon nötr" bir enerji döngüsü yaratması. Fosil yakıtların aksine doğaya fazladan sera gazı salınımı yapmayan sistem, tam tersine mevcut kirliliği emerek bunu sürdürülebilir bir enerji kaynağı olarak yeniden sisteme kazandırıyor. Uzmanlar, bu buluşun sanayi devriminden bu yana doğaya verdiğimiz zararı tersine çevirmek için tarihi bir dönüm noktası olabileceğini belirtiyor.
Halka İnmesi İçin Henüz Erken
Laboratuvar ortamında elde edilen bu büyük başarı bilim dünyasında büyük bir heyecan yaratsa da, araştırmacılar gerçekçi uyarılarda bulunmayı da ihmal etmiyor. Bu teknolojinin ticari olarak seri üretime geçmesi, maliyetlerinin düşürülmesi ve günlük hayatımızda (veya sanayide) yaygın olarak kullanılabilmesi için önünde hala aşılması gereken mühendislik engelleri bulunuyor. Ancak atılan bu başarılı adım, temiz enerjinin geleceğine dair bugüne kadar yakılan en güçlü umut ışıklarından biri olarak görülüyor.
Türk diplomatik kaynaklarının bildirdiğine göre, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Farhan El Suud, Cuma günü yaptıkları telefon görüşmesinde bölgedeki son gelişmeleri ve Suudi Arabistan'ı hedef alan son saldırıları ele aldılar.
Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı Cuma günü yaptığı açıklamada, bir gün önce Riyad ve Medine bölgelerinde meydana gelen ve çok sayıda kişinin yaralanmasına yol açan saldırıların ardından Doğu-Batı Petrol Boru Hattı'nın kapatıldığını bildirdi.
Bakanlık, saldırıların ardından boru hattının "tedbir amaçlı" olarak kapatıldığını açıkladı.
Bakanlık, çok sayıda kişinin yaralandığını ve tıbbi müdahale gördüğünü belirtti ancak ölü sayısı veya yaralıların durumu hakkında bilgi vermedi.
CNN'in Cuma günü, konuyla ilgili bilgi sahibi iki ABD'li yetkiliye atıfta bulunarak verdiği habere göre, Suudi Arabistan'daki önemli bir petrol boru hattı sistemine Perşembe günü füzelerle saldırı düzenlendi ve pompa istasyonlarında yangınlar çıktı.
Doğu-Batı petrol boru hattı, Suudi Arabistan'ın doğu petrol üretim bölgesinden Kızıldeniz'deki Yanbu limanına ham petrol taşıyarak ihracatın Hürmüz Boğazı'nı atlamasını sağlıyor.
ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) Cuma günü yaptığı açıklamada, geri çağrılan buzdağı marullarıyla bağlantılı bir Cyclospora salgınının sona erdiğini bildirdi.
ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA), Meksika'nın orta kesiminden ithal edilen ve Taylor Farms de Mexico tarafından geri çağrılan buzdağı marullarıyla ilişkili enfeksiyonlara yönelik soruşturmanın devam edeceğini açıkladı.
CBS News'e göre, CDC, salgından kaynaklanan bilinen bir hastalık riskinin artık bulunmadığını ve etkilenen tüm marulların piyasadan kaldırıldığına inanıldığını söyledi.
FDA, soruşturmasının federal, eyalet ve uluslararası ortaklarla işbirliği içinde devam edeceğini belirtti. Kurum, daha fazla bilgi edinildikçe ek güncellemeler sağlayacağını söyledi.
21 eyalette görülen yaklaşık 13.000 Cyclospora enfeksiyonu, marul kaynaklı salgınla bağlantılı olup, bu yıl ülke genelinde vakalarda alışılmadık derecede büyük bir artışa önemli ölçüde katkıda bulundu. Federal sağlık kurumlarına göre, 570'ten fazla kişi hastaneye kaldırıldı ve iki kişi hayatını kaybetti.
1 Mayıs'tan bu yana ABD genelinde laboratuvar onaylı yaklaşık 20.000 Cyclospora vakası bildirildi; bu sayı geçen yılın aynı döneminde kaydedilen sayının 16 katından fazla. Ayrıca 6.100 şüpheli vaka da bildirildi.
Michigan, salgından en çok etkilenen eyalet oldu ve hem en yüksek vaka sayısını hem de salgınla bağlantılı iki ölümü bildirdi.
Cyclospora, sindirim sistemini enfekte eden mikroskobik bir parazittir. CDC'ye göre, sulu ishalle karakterize edilen ve bazen sık ve şiddetli bağırsak hareketleriyle birlikte görülen bir bağırsak hastalığı olan siklosporiyaza neden olabilir.
Avrupa Parlamentosu (AP) Milletvekili Barry Andrews, bazı Avrupa ülkelerinin yasa dışı İsrail yerleşimlerinden gelen ürünleri yasaklama kararını memnuniyetle karşıladığını belirterek, AB'nin İsrail üzerindeki asıl etkili aracının ise AB-İsrail Ortaklık Anlaşması olduğunu ve anlaşmanın askıya alınmasına odaklanılması gerektiğini bildirdi.
AP'nin Filistin ile İlişkiler Delegasyonu Başkan Yardımcısı İrlandalı vekil Andrews, AA muhabiriyle paylaştığı yazılı açıklamada, "Bazı ülkelerin yasa dışı İsrail yerleşimlerinden gelen ürünleri yasaklama konusunda İrlanda ve İspanya örneğini izleyeceklerini bugün açıklamaları, gecikmiş ancak son derece memnuniyet verici bir adımdır." ifadesini kullandı.
Andrews, "Almanya ve İtalya gibi ülkeler artık Orta Doğu'da uluslararası hukuku görmezden gelme konusunda açıkça yalnız kalmış durumda." değerlendirmesinde bulundu.
Von der Leyen'e eleştiri
Andrews, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'i de eleştirerek, "AB Komisyonu Başkanı von der Leyen'in bir kez daha son derece yetersiz bir liderlik sergilemiş olması ayrıca üzücü." ifadesini kullandı.
Açıklamasında İrlanda hükümetine hitap eden Andrews, "İrlanda hükümetini takdir ediyorum ve şimdi onları bir adım daha atarak, İspanya'nın yaptığı gibi yasa dışı İsrail yerleşimlerinden sunulan hizmetlerin reklamını da yasaklamaya teşvik ediyorum." çağrısında bulundu.
AB'nin İsrail'e karşı kullanabileceği araçlara değinen Andrews, "Bildiğimiz üzere, İsrail'in soykırım politikaları karşısında Avrupa'nın asıl etkili aracı AB-İsrail Ortaklık Anlaşması'dır." ifadesini kullandı.
Andrews, "Filistin haritadan tamamen silinmeden önce bu anlaşmanın askıya alınması bizim odağımız olmalıdır." ifadesini de kullandı.
Kanada, Danimarka, Finlandiya, Fransa, İzlanda, İrlanda, Norveç, Polonya, Portekiz, İspanya, İsveç ve İngiltere dışişleri bakanları, yaptıkları ortak yazılı açıklamayla işgal altındaki Filistin topraklarıyla ticareti yasaklayacaklarını duyurmuştu.
Devrim Muhafızları Donanması tarafından yayımlanan yazılı açıklamada, bugün şafak vaktinde gerçekleştirilen "karmaşık bir operasyon" sonucunda ABD'ye ait gelişmiş bir su altı deniz aracının Hürmüz Boğazı girişinde tespit edilerek ele geçirildiği belirtildi.
Açıklamada, aracın ABD filosuna 2025 yılında teslim edilen, ileri denizaltı teknolojileriyle donatılmış "en modern akıllı ve insansız denizaltılardan biri" olduğu öne sürüldü.
Devrim Muhafızları Ordusu, denizaltının ele geçirildiğini gösteren görüntülerin ilerleyen saatlerde yayımlanacağını kaydetti.
İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband, İsrail'in Gazze'deki eylemlerine yönelik hazırlanan inceleme raporlarına ilişkin, "Bu raporların sonuçları, savaş suçlarının işlenmiş olabileceğine ilişkin giderek güçlenen kanıtlara işaret etmektedir." ifadelerini kullandı.
Miliband, İngiltere Parlamentosu'nda İsrail işgali altındaki Filistin topraklarıyla ticarete ilişkin yaptırım kararını açıklamasının ardından milletvekillerinin konuya ilişkin sorularını yanıtladı.
Geçen aylarda Londra'da yapılan bir emlak fuarında işgal edilen topraklarda inşa edilen mülklerin tanıtımının yapıldığını hatırlatan Miliband, "Bu bir daha yaşanmayacak. Yasa dışı yerleşim yerlerinin İngiltere'deki tanıtımı yasaklanacak." dedi.
"Yaptırımlar İsrail'i değil yasa dışı yerleşim yerleri ve bunların genişletilmesini hedef alacak." diyen Miliband, İsrail'le ticaretin devam edeceğini kaydetti.
Bu nedenle boykot kampanyalarına karşı çıktığını vurgulayan Miliband, işgal altındaki topraklarla ticareti hedef alan yasanın 6 ila 9 ay içinde yürürlüğe gireceğini ve daha fazla adımın bu yasayı takip edeceğini ifade etti.
"Savaş suçlarına ilişkin giderek güçlenen kanıtlar var"
Miliband, İsrail'in Doğu Kudüs'ü tamamen izole etme ve Batı Şeria'nın kuzey ve güneyini bölme amacı taşıyan E1 yasa dışı yerleşim projesini durdurmak için de hızlı adımlar atılması gerektiğinin altını çizdi.
İngiltere'nin daha önce Gazze'de kullanılabileceği gerekçesiyle İsrail'e yönelik 30 silah satış lisansını askıya aldığını hatırlatan Miliband, Filistin topraklarının işgalinde kullanılan tüm silah ve ekipmanların ihracat lisansı başvurularını reddedeceklerini duyurdu.
Miliband, bu yasakların işgal sürdükçe yürürlükte kalacağının altını çizerek Gazze'deki duruma dikkati çekti.
İnsani yardımların bölgeye girişinin rutin olarak engellendiğini kaydeden Miliband, "Uluslararası insancıl hukukun ciddi ve kasti ihlali, kanıtlandığı halde bir savaş suçudur." diye konuştu.
İsrail ordusunun Gazze'deki eylemlerinin incelendiğini aktaran Miliband, "Birçok kurum ve Birleşmiş Milletler bu eylemleri derinlemesine inceledi. Bu raporların sonuçları, savaş suçlarının işlenmiş olabileceğine ilişkin giderek güçlenen kanıtlara işaret etmektedir." ifadelerini kullandı.
Gazze'deki durumun daha korkunç hale geleceği uyarısı
Gazze'de ateşkesten bu yana 1200 Filistinlinin öldürüldüğünün altını çizen Miliband, "Gazze halkı tamamen önlenebilir bir felaketle karşı karşıya. Ne yazık ki bu, İsrail hükümetinin kararlarıyla bu hale geldi." dedi.
İngiltere'nin Gazze halkının ihtiyaçlarının karşılanması için üzerine düşeni yapacağını belirten Miliband, "İsrail yolunu değiştirmezse bölgedeki durumun daha da korkunç hale geleceği bir gerçek." değerlendirmesini yaptı.
Miliband, İsrail'den Gazze ve Batı Şeria konusunda yeni bir yaklaşım beklediklerini sözlerine ekledi.
"İngiltere'nin işgalde parmağı yok"
Miliband, yasanın 6 ila 9 ay içinde yürürlüğe girmesinin dini ürünlere uygulanan istisnanın kaldırılmasıyla ilgili olduğunu, Yahudi toplumuyla bu konunun ele alınacağını anlattı.
İsrail'in kendi güvenliğini tehlikeye attığına işaret eden Miliband, çok sayıda İngiliz siyasetçinin, gittiği yolu değiştirmesi için İsrail'e yalvardığını ancak gelinen noktada bugünkü kararların alınmak zorunda olduğunu söyledi.
Miliband, İsrail'le yapılan istihbarat ve güvenlik işbirliğinin Gazze'deki saldırılara destek verdiği yönündeki soruya verdiği yanıtta ise "İngiltere'nin hiçbir şekilde işgalde, Gazze'deki ve Batı Şeria'daki eylemlerde parmağı yok." dedi.
İsrail'in Filistin topraklarındaki işgaline karşı atılacak diğer adımlara ilişkin soruya da yanıt veren Miliband, "Bu sadece başlangıç." dedi.
İngiltere, Fransa, İspanya ve Kanada dahil 12 ülke, işgal altındaki Filistin topraklarıyla ticareti yasaklayacaklarını bugün duyurmuştu.
Türkiye'nin son 12 aylık inşaat malzemesi ihracatı temmuz itibarıyla 33,38 milyar dolar oldu.
Türkiye İnşaat Malzemesi Sanayicileri Derneği (Türkiye İMSAD) tarafından KPMG işbirliğiyle hazırlanan dış ticaret endeksinin temmuz sonuçları açıklandı.
Buna göre, haziranda 3,17 milyar dolar olan inşaat malzemesi sanayi ihracatı, temmuzda yüzde 1 artışla 3,20 milyar dolar olarak gerçekleşti.
Haziranda 5,19 milyon ton olan ihracat miktarı temmuzda yüzde 4,8 gerileyerek 4,94 milyon ton oldu. İnşaat malzemesi sanayinin ortalama ihracat birim fiyatı temmuzda kilogram başına ortalama 0,65 dolar olarak gerçekleşti. Haziranda kilogram başına ortalama 0,61 dolar olan ortalama ihracat birim fiyatı, temmuzda yüzde 6,1 artarak son iki aylık düşüşün ardından yeniden yükselişe geçti.
Temmuzda inşaat malzemesi ithalatı 1,44 milyar dolar olarak gerçekleşti. Böylece haziranda 1,48 milyar dolar olan ithalat tutarı, temmuzda yüzde 2,6 geriledi. Haziranda 462,2 bin ton olan ithalat miktarı, temmuzda yüzde 21,4 gerileyerek 363,5 bin ton oldu. İnşaat malzemesi sanayisinin ortalama ithalat birim fiyatı temmuzda kilogram başına ortalama 3,96 dolar olarak kayıtlara geçti. Haziranda kilogram başına ortalama 3,20 dolar olan ithalat birim fiyatı, temmuzda yüzde 23,9 artarak hazirandaki gerilemenin ardından yeniden yükselişe geçti.
Sektör ocak-temmuz döneminde yaklaşık 10,67 milyar dolar dış ticaret fazlası verdi
İnşaat malzemesi sanayisi temmuzda 3,20 milyar dolarlık ihracata karşılık 1,44 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirdi. Bu gelişmeyle sektörün dış ticaret fazlası yaklaşık 1,76 milyar dolar oldu. İhracat değerindeki sınırlı artışa karşın ithalat değerinin gerilemesi, dış ticaret dengesini ihracat lehine destekledi.
Ocak-temmuz döneminde inşaat malzemesi sanayi ihracatı toplam 19,51 milyar dolar, ithalatı ise 8,84 milyar dolar olarak gerçekleşti. Aynı dönemde ihracat miktarı 30,13 milyon ton, ithalat miktarı ise 2,48 milyon ton oldu.
Böylece sektör, yılın yedi ayında yaklaşık 10,67 milyar dolar dış ticaret fazlası verdi.
12 aylık ihracat 33,38 milyar dolar olarak gerçekleşti
İnşaat malzemesi sanayisinin 12 aylık dış ticaret performansında ihracat tarafındaki büyüme dikkati çekti. Ağustos 2025-Temmuz 2026 döneminde 12 aylık ihracat 33,38 milyar dolar ve 51,65 milyon ton olarak gerçekleşti. Yıllık ihracat değer olarak bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 10,5 artarken, miktar olarak da yüzde 2 yükseldi. Ortalama ihracat birim fiyatı aynı dönemde yüzde 8,3 artarak kilogram başına ortalama 0,65 dolar oldu.
İthalatta ise aynı dönemde 14,32 milyar dolarlık ve 4,24 milyon tonluk dış alım gerçekleşti. Yıllık ithalat değeri yüzde 16 artarken, ithalat miktarı yüzde 4,9 geriledi. Ortalama ithalat birim fiyatı yüzde 22 artarak kilogram başına ortalama 3,38 dolara yükseldi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İzmir'in kurtuluşunun 104. yıl dönümü dolayısıyla yaptığı yazılı açıklamada, 9 Eylül 1922'nin, emperyalizmin kanlı esaret hesabının İzmir'in masmavi semalarında boğulduğu, müstevlilerin ve aparatlarının Anadolu üzerindeki meşum emellerinin Türk süvarisinin nal sesleri altında ezildiği, üç yılı aşkın süren işgalin ay yıldızlı Türk bayrağının gölgesinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri" emriyle nihayete erdiği kutlu bir zafer günü olduğunu belirtti.
15 Mayıs 1919'da İzmir'e çıkan işgal kuvvetlerinin, Türk milletinin hürriyetinden vazgeçeceğini, vatan toprağını mukadderatına terk edeceğini sandığını ifade eden Bahçeli, Hasan Tahsin'in şahsında sembolleşen mukavemet ruhunun Adalar Denizi'ne gölge veren dağlarda efelerin cesaretiyle büyüdüğünü, Kuvayi Milliye'nin sarsılmaz azmiyle Anadolu'nun dört bir yanına yayıldığını ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk komutasındaki Büyük Taarruz'la milletin istiklal kararlılığına dönüştüğünü kaydetti.
Bahçeli, şöyle devam etti:
"26 Ağustos'ta kopan fırtına, 30 Ağustos'ta düşmanın belini kırmış, 9 Eylül sabahı İzmir'de zaferle müjdelenmiştir. Türk süvarisinin şehre girişini takip eden saatlerde Yüzbaşı Şerafettin Bey'in Hükümet Konağı'na çektiği al bayrak, işgalin kara hatırasını göklerden söküp atmış, İzmir yeniden Türk milletinin hür vicdanıyla buluşmuştur. 9 Eylül, Anadolu'nun parçalanabileceğini, Türk milletinin tarihten silinebileceğini, devletimizin prangalara mahkum edilebileceğini düşünenlere verilmiş tarihi bir cevap, Türk'ün vatansız bırakılabileceğini vehmedenlere indirilmiş bir tokat, emperyalizmin boyunduruğu altına girmiş mazlum milletler içinse bir umut ışığı olmuştur.
İzmir'de yükselen bayrak, büyük Türk milletinin esareti reddeden karakterinin, yoksulluk ve yoksunluğun, savaşın kanlı gölgesinin, umutsuzluğun sinsi pençesinin altında dahi devlet kuran iradesinin ve Mehmetçiğin istiklal uğruna ölümü hiçe sayan, şehadet şerbetinin tadına eren, cennet bahçelerine koşar adım giden imanının nişanesidir. Göklerimizi süsleyen bayrağımızın gölgesinde, minarelerde ezanımızın dinmeyecek sesinde, vatanımızda hür yaşamanın saadetinde bize düşen, istiklalimizin hangi bedellerle kazanıldığını unutmamak ve onu canımız pahasına da olsa ecdadın emanetine sadakatle yaşatmaktır."
Devlet Bahçeli, güzel İzmir'in kurtuluşunun 104. yıl dönümünü kutladığını belirterek, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere Milli Mücadele'nin tüm kahramanlarını, şehitleri ve gazileri rahmet, minnet ve hürmetle andığını kaydetti. Bahçeli, "9 Eylül kutlu, İzmir ilelebet Türk yurdu olsun." ifadesini kullandı.
Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Bakan Fidan, ABD'nin Ankara Büyükelçisi, Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Barrack ve ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Issa ile görüştü.
Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde, Trendyol 2026 CEV Avrupa Voleybol Şampiyonası'nda altın madalya kazanarak üst üste ikinci kez Avrupa şampiyonu olan A Milli Kadın Voleybol Takımı ve Akdeniz Oyunları'nda şampiyon olan milli voleybolcularla bir araya geldi.
Kabulde, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak ile Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanı Akif Üstündağ da hazır bulundu.
Konuya ilişkin yaptığı yazılı açıklamada von der Leyen, 3,2 milyar avroluk bir sonraki ödemenin Ukrayna'nın Rusya saldırılarına karşı hava sahasını daha iyi korumasını sağlayacağını ifade etti.
Von der Leyen, bu ödemenin hava savunması da dahil olmak üzere Ukrayna Destek Kredisi kapsamında halihazırda sağlanan 8,4 milyar avroya ek olarak yapılacağını kaydetti.
AB Komisyonu Başkanı, üye ülkelerin Ukrayna'nın Patriot hava savunma sistemleri için kritik ürünler satın almasına yönelik muafiyet konusunda anlaşmaya vardığını duyurdu.
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından yaptığı açıklamada, söz konusu anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını belirtti.
NATO müttefiklerinin son 1 yıl içinde Ukrayna için PURL (Ukrayna'nın Öncelikli İhtiyaçlar Listesi) ve ABD Yabancı Askeri Satışlar programlarına 10 milyar doların üzerinde kaynak tahsis ettiğini anımsatan Rutte, "NATO ve AB, Ukrayna'yı desteklemek için el ele çalışmaya devam edecek. Bu, Avrupa'nın sorumluluk üstlendiğini bir kez daha gösteriyor." ifadelerini kullandı.
Yılmaz, NSosyal hesabından yaptığı paylaşımda, KKTC Başbakanı Üstel ile Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve KKTC Başbakan Yardımcısı Fikri Ataoğlu'nun da katılımıyla baş başa ve heyetler arası görüşmeler gerçekleştirdiklerini belirtti.
Yılmaz, şunları kaydetti:
"Görüşmelerimizde, Girne açıklarında yaşanan ve hepimizi derinden üzen deniz faciasının ardından devam eden arama kurtarma çalışmalarının son durumunu ve bundan sonraki süreçte atılacak adımları ele aldık. Bunun yanı sıra KKTC ile ikili işbirliğimizin gündeminde yer alan konuları ve önümüzdeki döneme ilişkin ortak çalışmalarımızı değerlendirdik. Deniz Kuvvetleri Komutanımız Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, ilgili kurumlarımızın teknik heyetleri ve alanında uzman ekiplerin değerlendirmeleri doğrultusunda yürütülen çalışmalar tüm imkanlar seferber edilerek titizlikle sürdürülüyor."
Yılmaz, bu zorlu süreçte bekleyişleri süren ailelerin yanında olmaya, kayıp vatandaşlara ulaşılması için her türlü imkanın ve teknik kapasitenin seferber edilmesi yönünde tüm gayretleri göstermeye devam edeceklerini belirtti.
Hayatını kaybeden vatandaşlara Allah'tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına sabır ve başsağlığı dileyen Yılmaz, arama kurtarma çalışmalarında gece gündüz demeden görev yapan tüm ekiplere şükranlarını sundu.
Kanada, Danimarka, Finlandiya, Fransa, İzlanda, İrlanda, Norveç, Polonya, Portekiz, İspanya, İsveç ve İngiltere Dışişleri Bakanları, yaptıkları ortak yazılı açıklamayla işgal altındaki Filistin topraklarıyla ticareti yasaklayacaklarını duyurdu.
Açıklamada, İsrail'in Batı Şeria'daki eylemleriyle iki devletli çözümü baltalayan adımlar attığı belirtilirken, durumun her geçen gün daha da kötü hale geldiği kaydedildi.
Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin sebep olduğu şiddet olaylarına işaret edilen açıklamada, iki devletli çözüm fikrinin korunması gerektiği vurgulandı.
İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband da İngiltere Parlamentosu'nda yaptığı açıklamada, işgal altındaki Filistin topraklarından İngiltere'ye gelen malların ithalatının yasaklanacağını açıkladı.
Kendisinin de bir Yahudi olduğunu ve Tel Aviv'de yaşadığı çocukluk günlerini özlemle andığını kaydeden Miliband, İsrail'in 7 Ekim 2023'ten sonra kendisini savunma hakkını kullandığını savundu.
İran'ın İsrail'i ve Yahudileri tehdit etmeyi sürdürdüğünü öne süren Miliband, İranlı kurum ve kişiler ile İran'ın etkisindeki gruplara yaptırımlar uygulandığını kaydetti.
Miliband, İran'ın nükleer silaha sahip olmaması gerektiğini savunarak, İran'ın nükleer konusundaki ihlallerini Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne taşıyacaklarının altını çizdi.
İran ve Hizbullah'a yönelik yeni yaptırımlar açıklayan Miliband, "Bu tehditlerle mücadele, İsrail'le ortak ulusal güvenlik sorunlarımızdır. Bunlarla mücadelede işbirliğini sürdüreceğiz." dedi.
Miliband, İngiltere'de ve dünyada Yahudilerin korku içinde olduğunu, çocukların okullara korku içinde gittiğini savunarak, "Yahudi olmakla gurur duyuyorum. İsrail'e desteğim sarsılmazdır ancak bu durum, Filistin Devleti'ne desteğimle çelişmiyor." diye konuştu.
İki devletli çözümün hem Filistinliler hem de İsrailliler için tek yol olduğunun altını çizen Miliband, Gazze'de yaşananların ise "dünyanın ve İngiltere'nin vicdanından silinmeyecek bir leke" olduğunu söyledi.
Miliband, İsrail'in Batı Şeria'daki eylemlerinin "Filistin Devleti" fikrini yok etmeyi hedeflediğini de vurgulayarak, "İşçi Partisi hükümetinin tarihi bir adım atarak Filistin Devleti'ni tanımasından gurur duyuyoruz ancak İşçi Partisi yaşananlar karşısında hala yeterli adımları atmadı." ifadelerini kullandı.
"İngiltere yaptırımlarının tüm gücüyle karşı karşıya kalacaksınız"
Yaşananları kınamak dışında somut adımlar atacaklarını da kaydeden Miliband, bugün 770 bin İsraillinin işgal altındaki Filistin topraklarında inşa edilen yasa dışı yerleşim yerlerinde yaşadığını kaydetti.
İsrail devletinin ve Filistin topraklarını gasbetmek isteyen İsraillilerin saldırıları sonucunda yaklaşık 4 bin Filistinlinin kısa sürede yerlerinden edildiğini anlatan Miliband, İngiltere'nin uzun süredir işgal altındaki Filistin topraklarına inşa edilen yasa dışı yerleşim yerlerini kınadığını ancak bu işgalin yasa dışılığını tamamen sorgulamadığını da vurguladı.
Miliband, şunları kaydetti:
"Bugün, İngiltere hükümetinin resmi görüşünün, İsrail'in (Filistin topraklarındaki) işgalinin, kontrolü kalıcı hale getirmesi, egemenliğini kalıcı olarak genişletme niyeti taşıması ve yasa dışı yerleşimler yoluyla izlediği yayılmacı politika nedeniyle hukuka aykırı olduğu yönünde olduğunu açıklıyorum. Hükümet, işgalin hukuka aykırı olmasının işgal altındaki topraklarla kurmayı tercih ettiğimiz ekonomik ilişkilerde de karşılık bulması gerektiğine inanmaktadır. İngiliz halkının, iş yerlerimiz ve süpermarketlerimizde yasa dışı yerleşimlerden gelen ürünleri kabul ederek işgali desteklememizi istediğine inanmıyorum. Bu nedenle bugün, işgal altındaki topraklardaki yasa dışı yerleşimlerden gelen malların ithalatını yasaklayacağımızı açıklıyorum."
Miliband, kapsamlı bir yaptırım rejimi ortaya koyacaklarını da belirterek, "Yerleşimlerin genişletilmesine yönelik inşaat, altyapı, finansman veya gayrimenkul gibi hizmetler sağlayan belirli şirketler ve kişilere karşı da harekete geçeceğiz. Bu nedenle yasa dışı yerleşimleri finanse eden veya bunların kurulmasını ya da genişlemesini kolaylaştıranlara şunu söylüyorum: İngiltere yaptırımlarının tüm gücüyle karşı karşıya kalacaksınız." ifadelerini kullandı.
Gasbedilen Filistin topraklarında inşa edilecek yerleşim yerlerinin yasa dışı olduğunu yineleyen Miliband, bu yerlerin tanıtımının İngiltere'de teşvik edilmemesi gerektiğini söyledi.
Bloomberg: İngiliz diplomatlar ABD'ye "sembolik" olduğunu söyledi
Bloomberg'in haberinde, bu yaptırımların ABD-İngiltere ilişkilerine etkilerine dikkat çekilerek, şu ifadeler kullanıldı:
"İngiliz yetkililer, yaptırım duyurusunun (İngiltere Başbakanı Andy) Burnham'ın ABD Başkanı Donald Trump ile ilişkilerinde gerilemeye yol açabileceğinden endişe duyuyor. Konuya yakın kaynaklara göre, Trump yönetiminin tepkisini yumuşatmak adına İngiliz diplomatlar yaptıkları özel görüşmelerde, ABD'ye bu yaptırımlarının büyük oranda 'sembolik' olduğunu ve İngiltere'nin İsrail ile ticari ya da güvenlik alanındaki ilişkilerine somut bir etkisi olmayacağını bildirdi."
Fransa
Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot da ABD merkezli X şirketinin sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, işgal altındaki Filistin topraklarında yasa dışı yerleşim yerleriyle ticarete son vereceklerini belirtti.
Barrot, "Fransa, aynı yönde taahhütlerde bulunan 11 ülkeyle birlikte işgal altındaki Filistin topraklarındaki İsrailli yerleşim yerleriyle ticarete son verecek." ifadesini kullandı.
İşgal altındaki Batı Şeria'nın "patlama eşiğine" geldiği için böyle bir kararı aldıklarını belirten Barrot, bölgede uluslararası hukukun hiçe sayılarak Filistin topraklarının gasbının devam ettiğini, buradaki aşırıcı İsraillilerin Filistinlilere yönelik şiddet ve terör eylemlerinin arttığını vurguladı.
Barrot, bu durumun Filistinlilerin onuruna ciddi şekilde zarar verdiği ve İsrail'in güvenliğini "ipotek altına aldığı" değerlendirmesinde bulunarak, "Bu (durum) sürekli savaş haline tek alternatif olan iki devletli çözümü tehlikeye atıyor." değerlendirmesinde bulundu.
"İsrail'in güvenliği kesin bir şekilde sağlanmadıkça Orta Doğu'da kalıcı barışın olamayacağını" savunan Barrot, "İsrail makamları yasa dışı sömürgeciliğe ve onu takip eden kabul edilemez şiddete son vermeli. Fransa, ticaretiyle tıpkı İsrailliler gibi Filistinlilerin güvenliğini ve bölgedeki barış ve istikrarı tehdit eden bir durumu destekleyemez. Avrupa da aynı kararlılığı göstermeli." görüşlerini paylaştı.
Jerusalem Post gazetesinin haberine göre, bir güvenlik kaynağı, 7 Ekim 2023'ten kısa bir süre önce dönemin Şin-Bet Direktörü Ronen Bar'ın, Netanyahu'ya "deprem" ifadesini kullanarak Hamas'ın "şiddetli bir şeye" hazırlandığını söylediğini iddia etti.
Güvenlik kaynağı, Bar'ın 1 Ekim 2023'te Netanyahu ile bir araya geldiğini, Hamas'ın Gazze'deki lideri Sinvar’a nokta operasyon düzenlenmesini ve Filistinli grubun diğer üst düzey isimlerine yönelik suikastlar gerçekleştirilmesini önerdiğini savundu.
Hamas harekete geçmeden önce Sinvar ve diğer üst düzey yetkililere suikast düzenlenmesini öngören istihbarat raporunun Netanyahu'ya sunulduğunu, ancak Başbakan'ın bunu kabul etmediğini savunan güvenlik kaynağı, "Bu konuyla ilgili son zamanlarda ortaya çıkan haberler doğru." iddiasında bulundu.
İddialar İsrail'de tartışmalara yol açtı
İsrail basınında Netanyahu’nun 7 Ekim öncesinde BAE Devlet Başkanı Bin Zayid tarafından uyarıldığına dair iddialar tartışmalara yol açtı.
Netanyahu'nun seçimlerdeki en büyük rakibi ve anketlerde önde görünen Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, Demokratlar Partisi lideri Yair Golan ve eski İsrail Başbakanı Naftali Bennett'in aralarında bulunduğu çok sayıda siyasetçi Başbakan'a tepki gösteren açıklamalarda bulundu.
BAE liderinin Netanyahu'yu 7 Ekim'den 10 gün önce uyardığı öne sürülmüştü
İsrail'in Haaretz gazetesinin çok sayıda kaynak ve üst düzey yetkililere dayandırdığı araştırma haberinde, BAE liderinin, Eylül 2023 sonunda Netanyahu ile 45 dakikalık bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiği aktarılmıştı.
Doğrudan Bin Zayid'in danışmanına atıfta bulunulan ve telefon görüşmesi hakkında üç üst düzey yabancı yetkiliye bilgi verildiği belirtilen haberde, BAE liderinin İsrail Başbakanı'na, eski Hamas lideri Yahya Sinvar'ın Gazze Şeridi'nde İsrail'e büyük çaplı bir operasyon planladığı uyarısında bulunmasına rağmen Netanyahu'nun bu bilgiyi güvenlik yetkililerine aktarmadığı ve herhangi bir önlem almadığı ileri sürülmüştü.
İsrail Başbakanlık Ofisi ise söz konusu haberi yalanlayarak Netanyahu'nun Muhammed bin Zayid ile görüştüğünü reddetmişti.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 7 Ekim 2023’teki Aksa Tufanı’na ilişkin "Beni uyandırmadılar." diyerek kendisini savunurken, eski İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi ile İsrail İç İstihbarat Teşkilatı Şin Bet (Şabak) Başkanı Ronen Bar'ı birçok kez hedef almıştı.
Belediyeden yapılan açıklamaya göre, ilçede öğrencilerin okul ve okul çevresindeki güvenliğini artırmaya yönelik önemli bir adım atıldı.
Belediye tarafından İçişleri Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayi Başkanlığı işbirliğiyle yürütülen "Güvenli Şehir Esenler Projesi" kapsamında, ilçedeki 70 okulun tamamı kamera altyapısıyla güvenlik ağına dahil edildi.
Sistemle, okul çevresinde meydana gelebilecek olumsuzlukların daha erken fark edilmesi ve ihtiyaç halinde ilgili güvenlik birimlerinin hızlı şekilde harekete geçirilmesi amaçlanıyor.
Proje, yalnızca eğitim kurumlarını değil ilçenin genelini kapsayan bütünleşik bir güvenlik sistemi oluşturmayı hedefliyor. Proje kapsamında Esenler genelindeki 1291 cadde ve sokak ile parklar ve eğitim kurumları kamera altyapısıyla merkezi güvenlik ağına bağlandı.
Esenler Akıllı Şehir ve Afet Koordinasyon Merkezi üzerinden takip edilebilen sistemle, ilçenin farklı noktalarından elde edilen görüntüler merkezi sisteme aktarılarak gerekli durumlarda emniyet birimleriyle koordinasyon sağlanıyor.
Sistem, yaşanan olayların sonradan incelenmesinin yanı sıra olası risklerin erken fark edilmesi, caydırıcılığın artırılması ve güvenlik birimlerinin çalışmalarına destek olunması amacıyla da kullanılıyor.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Esenler Belediye Başkanı M. Tevfik Göksu, projenin öğrencilerin güvenliğine önemli katkı sağlayacağını, öğrencilerin güvenli bir ortamda eğitim alması ve okullarına güven içerisinde gidip gelmesinin kendileri için her şeyden önce geldiğini kaydetti.
Teknolojinin imkanlarını kullanarak Esenler'in tamamını kapsayan güçlü bir güvenlik ağı oluşturduklarını aktaran Göksu, "Hayata geçirdiğimiz bu entegrasyon sayesinde hem suç oranlarını minimize edeceğiz hem de afet ve kriz yönetimi süreçlerine hızlı müdahale edebilen güçlü bir şehir altyapısını İstanbul'a kazandırmış olacağız." ifadesini kullandı.
Küresel Sumud Filosu'nun 26 Fransız üyesini temsil eden avukatlar "Küresel Sumud Fransa" internet sitesinde ortak yazılı açıklama yayımladı.
Açıklamada, 26 kişinin, 2025 ve 2026'da Gazze'ye doğru giden insani yardım misyonlarına katıldığı sırada İsrail ordusu tarafından uluslararası sularda alıkonulduğu hatırlatılarak, bu kişilerin alıkonuldukları gemilerde ve İsrail'de özgürlükleri ile onurlarını ihlal eden bir dizi ağır olayın mağduru olduğu ifade edildi.
Söz konusu 26 kişinin bu süreçte "savaş suçlarına", "kasıtlı şiddete", "işkenceye", "cinsel saldırıya", "ölüm tehditlerine" maruz kaldığı iddiasıyla dün avukatları aracılığıyla bu suçların İsrailli failleri hakkında Fransa Ulusal Terörle Mücadele Savcılığına (PNAT) suç duyurusunda bulunduğu aktarılan açıklamada, suç duyurusuna konu olaylardan üst düzey İsrailli yetkililerin sorumlu olduğu kaydedildi.
Fransa'da, İsrail'in Küresel Sumud Filosu'ndaki Fransız aktivistlere kötü muamelesine ilişkin işkence ve savaş suçu iddialarıyla haziranda soruşturma başlatılmıştı.
İsrail ordusunun Küresel Sumud Filosu'na saldırıları
İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik ablukasını kırmayı ve yaşamsal insani yardım ulaştırmayı amaçlayan Küresel Sumud Filosu 2026 Bahar Misyonu, 29 Nisan gecesi Girit Adası açıklarında, Yunan kara sularından birkaç deniz mili açıkta İsrail ordusunun hukuk dışı müdahalesine maruz kalmıştı.
Gazze'ye 600 deniz mili uzaklıkta, uluslararası sularda düzenlediği saldırıda İsrail ordusu, 177 aktivisti alıkoyup kötü muamelede bulunmuştu.
İsrail ordusu, 44 ülkeden 428 aktivistin yer aldığı, 50 tekneden oluşan filoya 18 Mayıs'ta Gazze'ye doğru uluslararası sularda seyir halindeyken yeni bir saldırı düzenlemiş ve aktivistleri hukuka aykırı şekilde alıkoymuştu. Filoda 78 Türk katılımcı yer alıyordu.
İsrail ordusu, Ağustos 2025'te de 44'ten fazla ülkeden 500 aktivisti taşıyan 40'tan fazla tekneyle Gazze'ye yönelen Küresel Sumud Filosu'na benzer saldırıda bulunmuştu.
Discovery’nin belgeseli, saldırının ardından başlayan 88 saatlik askeri operasyonun nasıl planlandığını gözler önüne seriyor. Üst düzey Hintli yetkililer, Pakistan’da terör örgütlerine ait olduğu belirtilen barınma, eğitim, lojistik ve komuta merkezlerinin nasıl tespit edildiğini ve neden hedef alındığını anlatıyor.
Pahalgam saldırısından Sindoor’a
Hindistan, Keşmir’deki saldırıda 26 sivilin öldürülmesinin ardından Pakistan destekli TRF’yi sorumlu tuttu. Yeni Delhi yönetimi, saldırının ardından Pakistan’daki terör altyapısına yönelik askeri operasyon başlattı.
Belgeselde, istihbaratın toplanmasından hedeflerin belirlenmesine, operasyon emrinden ilk saldırıya kadar geçen süreç Hintli yetkililerin anlatımlarıyla aktarılıyor.
Pahalgam’da 26 can… Pakistan’da hedef alınan terör merkezleri… Ve 88 saatlik operasyon. Discovery, Sindoor Operasyonu’nun perde arkasını ekrana taşıyor.
🇮🇳 Sınır ötesi teröre karşı meşru müdafaa: Sindoor Operasyonu
İstanbul Kağıthane'deki evinde 51 yaşında hayatını kaybeden oyuncu Kılıç için, Ahmet Hamdi Akseki Camisi'nde cenaze töreni düzenlendi.
Öğle namazını müteakip düzenlenen törene, Kılıç'ın ailesi ve yakınlarının yanı sıra, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Karadağlı, sanatçı dostları, meslektaşları ve vatandaşlar katıldı. Törende, Kılıç'ın ailesi ve yakınları taziyeleri kabul etti.
Karadağlı, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Kılıç'ın vefatından büyük üzüntü duyduğunu belirterek, "Hepimizin başı sağ olsun, Çok zamansız bir gidiş oldu. Çok yetenekli, enerji dolu, çok sevilen bir oyuncu arkadaşımızdı, kardeşimizdi. Benim okulumdan, ben onun abisiyim. Allah gani gani rahmet eylesin." dedi.
Kılınan cenaze namazının ardından Kılıç'ın cenazesi, Karşıyaka Mezarlığı'nda defnedildi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, NSosyal hesabından Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2025 sonuçlarına ilişkin yaptığı paylaşımda, şu ifadelere yer verdi:
"PISA 2025 sonuçlarında Türkiye'nin fen bilimleri, okuma becerileri ve matematik alanlarının tamamında puanını anlamlı artıran tek OECD ülkesi olması, eğitimde kaydettiğimiz ilerlemenin önemli bir göstergesidir. Bu kıymetli başarıda emeği bulunan başta Milli Eğitim Bakanımız Sayın Yusuf Tekin olmak üzere öğretmenlerimizi, öğrencilerimizi ve tüm eğitim camiamızı yürekten tebrik ediyorum. İnsan gücümüz en büyük varlığımızdır. Bu nedenle, evlatlarımızın daha güçlü bir gelec
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, NSosyal hesabından, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın duyurduğu Yarısı Bizden Kampanyası'nın 1 yıl daha uzatılmasına ilişkin paylaşımda bulundu.
Bakan Kurum, "Siz istediniz, Yarısı Bizden'i 1 yıl daha uzattık. Yeni süre, 31 Aralık 2027. Evini dönüştürmek isteyen vatandaşlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz." açıklamasını yaptı.
Kampanya kapsamında bugüne kadar İstanbul'da 435 bin 683 bağımsız bölümün dönüşüm kapsamına alındığı bilgisini paylaşan Kurum, 108 bin 881 bağımsız bölümün ise dönüşümünün tamamlandığını bildirdi.
Kurum, bu yıl sonuna kadar 500 binden fazla konutun ise kampanya kapsamına alınmasının hedeflendiğini kaydetti.
Yarısı Bizden Kampanyası
İstanbul'da kentsel dönüşümü hızlandırmak için 22 Şubat 2024'te Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yürürlüğe giren Yarısı Bizden Kampanyası kapsamında vatandaşlara evlerini yeniden inşa ettirmeleri için 875 bin lira hibe, 875 bin lira kredi ve 125 bin lira da tahliye desteği olmak üzere 1 milyon 875 bin lira destek veriliyor.
Aynı koşullarda hak sahibinin bir dükkanı veya iş yeri için 437 bin 500 lira hibe ve 437 bin 500 lira kredi, 125 bin lira taşınma desteği sağlanırken, hak sahibinin diğer her bir dükkanı için 875 bin lira da kredi imkanı sunuluyor.
Alan bazlı site benzeri büyük dönüşümlerde ise TOKİ veya Emlak Konut inşaatları üstleniyor. Bu modelde her bir hak sahibi için 875 bin liralık hibe desteği ve 125 bin liralık taşınma desteği sağlanıyor. Hibe tutarı bina maliyetinden düşürülüyor, arta kalan borç ise yine uzun vadeli uygun ödeme koşullarıyla taksitlendiriliyor.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, "Terörsüz Türkiye yaklaşımının bütün bölgeye etki edeceğini, Iraklı kardeşlerimizin de en kısa zamanda terörden kurtulacağını ümit ediyoruz." ifadelerini kullandı.
Kurtulmuş, "Önümüzdeki aydan itibaren Irak'taki silahlı, milis grupların silahlarını Irak Merkezi Hükümetine devretmesiyle ilgili hazırlık da çok önemli." açıklamasını yaptı.
Cagnes-sur-Mer Belediye Başkanı Bryan Masson, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Bu sabah 2 kişi Renoir Müzesi'ne girerek 4 sanat eserini çaldı." ifadesini kullandı.
Masson, müzenin alarmının yerel saatle 05.48'de çaldığını ve 5 dakika sonra belediyeye bağlı polis ekiplerinin olay yerine intikal ettiğini aktararak, kentin güvenlik kameralarıyla tespit edilen 2 kişinin kaçtığını belirtti.
Faillerin polis tarafından aktif olarak arandığını kaydeden Masson, olayla ilgili açılan soruşturmanın devam ettiğini bildirdi.
Masson, "Renoir Müzesi'ne saldırmak, Cagnes-sur-Mer tarihinin ve mirasının bir bölümüne saldırmaktır." ifadesini kullanarak, ülkedeki müzeleri ve tarihi eserleri korumak adına devasa bir güvenlik projesinin başlatılması gerektiğini vurguladı.
Yerel basındaki haberlere göre, Masson, çalınan tabloların tahmini değerinin 9 milyon avro olduğunu belirterek, hırsızların kaçarken 4 tablodan ikisini geride bıraktığını kaydetti.
New York Times (NYT) gazetesinin haberine göre, ABD ile Kanada arasındaki ticaret geriliminin ardından Washington'ın getirdiği tarifelere karşılık Kanada da çeşitli ABD ürünlerine gümrük vergisi uygulamaya başladı.
Giyim, peynir, metal parçaları ve ahşap ürünler dahil ABD'nin 20 milyar dolar değerindeki ürünlerine yönelik uygulanan misilleme tarifeleri, bugün yürürlüğe girdi.
ABD yönetimi, 21 Temmuz'da Kanada'nın Amerikan ürünlerine yönelik "ayrımcı" uygulamalarda bulunduğunu öne sürerek, bu ülkeden ithal edilen bazı mallara yüzde 50 gümrük vergisi uygulanacağını duyurmuştu.
Kanada da 25 Ağustos'ta ABD'nin yaklaşık 20 milyar dolar değerindeki Kanada malına getirdiği yüzde 50'lik tarifelere cevap olarak, 8 Eylül'den itibaren ilgili ABD oranlarıyla eşleşecek şekilde, yüzde 15, 25 veya 50 gümrük vergisi uygulanacağını bildirmişti.
Bakan Gürlek, NSosyal hesabından, "Devletimiz suçun da haksız kazancın da peşindedir" başlığıyla yaptığı paylaşımda, vatandaşların huzurunu, emeğini ve alın terini hedef alan hiçbir suç yapılanmasına göz yummadıklarını belirtti.
Bu kapsamda, 4 ilin başsavcılıklarının koordinesinde gerçekleştirilen operasyonlara ilişkin bilgi veren Gürlek, şöyle devam etti:
"Bugün Antalya, Gaziantep, İstanbul ve İzmir cumhuriyet başsavcılıklarımızın koordinasyonunda kahraman polis teşkilatımızla gerçekleştirilen operasyonlarla nitelikli dolandırıcılıktan suç gelirlerinin aklanmasına, yasa dışı bahisten uluslararası uyuşturucu ticaretine kadar farklı suç alanlarında faaliyet gösteren organize yapılara yönelik dört ayrı soruşturma kapsamında toplam 137 şüpheli hakkında adli işlem başlatılmıştır."
Bakan Gürlek, Antalya'da önce düzenli ticaret yaparak piyasada güven kazanan, ardından esnaf ve firmalardan ileri vadeli çekler karşılığında milyonlarca lira değerinde mal temin edip bu malları çeklerin vadesi gelmeden düşük bedellerle elden çıkardığı değerlendirilen organize dolandırıcılık yapılanmasına darbe vurulduğunu ve 8 şüphelinin gözaltına alındığını bildirdi.
Gaziantep'te, yurt dışından yasa dışı yollarla getirilen dövizleri kişi, iş yeri ve şirketler üzerinden yeniden yurt dışına usulsüz şekilde kaçırdıkları tespit edilenlere ilişkin soruşturmaya dair bilgi veren Gürlek, "Hesaplarında 2021-2026 yılları arasında 122 milyar lirayı aşan para hareketliliği bulunduğu tespit edilen 33 şüpheliye yönelik operasyon gerçekleştirilmiştir. Soruşturma, kaçakçılık, suç gelirlerinin aklanması, resmi belgede sahtecilik ve vergi suçları kapsamında yürütülmektedir." ifadelerini kullandı.
İstanbul'da, vatandaşları yasa dışı bahis ağlarının içine çeken, internet üzerinden bahis oynatarak haksız kazanç sağlayan ve yasa dışı bahis sitelerine entegre ödeme panelleri kullandıkları tespit edilen suç örgütüne yönelik operasyonda ise 58 şüpheli hakkında işlem başlatıldığını aktaran Gürlek, "Yapılan aramalarda yasa dışı bahis organizasyonunda kullanıldığı değerlendirilen çok sayıda dijital materyal ele geçirilmiştir." bilgisini verdi.
İzmir'de ise Belçika merkezli yönetildiği ve uluslararası ölçekte uyuşturucu ticareti yaptığı belirlenen organize suç yapılanmasına yönelik 38 şüpheli hakkında işlem başlatıldığını belirten Gürlek, "Suçtan elde edildiği değerlendirilen yaklaşık 1 milyar lira değerindeki 87 taşınmaz, 18 araç, 4 özel tekne, 14 şirket ortaklık payı ile banka hesapları ve diğer mal varlığı unsurlarına yönelik el koyma işlemleri gerçekleştirilmiştir." açıklamasında bulundu.
"Haksız kazancın ekonomik sisteme sokulmasına müsaade etmeyeceğiz"
Bakan Gürlek, suç örgütlerinin yalnızca üyelerini değil, suçtan elde ettikleri gelirleri, kullandıkları şirketleri ve mal varlıklarını da yakından takip ettiklerini belirterek, şunları kaydetti:
"Suçun kazanca dönüşmesine ve haksız kazancın ekonomik sisteme sokulmasına müsaade etmeyeceğiz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde devletimiz, vatandaşın hakkını ve huzurunu korumak için bütün kurumlarıyla sahadadır. Suç işleyen de suçtan kazanç sağlayan da hukuk önünde hesabını verecektir."
Bakanlık, ağustos ayı ve yılın 8 ayına ilişkin faaliyet illerine göre ihracat verilerini açıkladı.
Buna göre İstanbul, geçen ay 5 milyar 503 milyon dolarla en fazla ihracat yapan il oldu. Kentin ihracatı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 13 arttı. İstanbul'u, 3 milyar 122 milyon dolar ve yüzde 16,6 yükselişle Kocaeli ile 1 milyar 842 milyon dolar ve yüzde 1,2 azalışla İzmir takip etti.
Kıymetli veya yarı kıymetli taşlar faslı, 1 milyar 585 milyon 465 bin dolarla İstanbul'un ihracatında ilk sırada yer aldı. Bu faslı, 444 milyon 940 bin dolarla örme giyim eşyası ve aksesuarları, 420 milyon 309 bin dolarla kazanlar-makineler izledi.
Kocaeli'de, motorlu kara taşıtları 1 milyar 16 milyon 136 bin dolarla en fazla dış satım yapılan sektör oldu. Bu faslı, 335 milyon 903 bin dolarla elektrikli makine ve cihazlar, 296 milyon 975 bin dolarla mineral yakıtlar ve yağlar takip etti.
İzmir'in ihracatında, mineral yakıtlar ve yağlar, 292 milyon 454 bin dolarla ilk sırada yer aldı. Söz konusu faslın ardından, 183 milyon 569 bin dolarla kazanlar-makineler, 180 milyon 198 bin dolarla demir ve çelik geldi.
İlk 3 ilin en fazla ihracat yaptığı ülkeler
İstanbul'un ihracatında, 986 milyon 101 bin dolarla İsviçre ilk sırada yer aldı. Bu ülkeyi, 479 milyon 727 bin dolarla ABD ve 336 milyon 420 bin dolarla Birleşik Arap Emirlikleri izledi.
Kocaeli, en fazla ihracatı 304 milyon 910 bin dolarla İngiltere'ye yaptı. Bu ülkenin ardından, 280 milyon 591 bin dolarla Almanya ve 179 milyon 400 bin dolarla ABD geldi.
İzmir'in en fazla ihracat yaptığı ülke, 177 milyon 652 bin dolarla Almanya oldu. Bu ülkeyi, 169 milyon 126 bin dolarla ABD, 144 milyon 824 bin dolarla İspanya takip etti.
İhracatını tutar bazında en çok artıran iller
Ağustosta, yıllık bazda ihracatını en fazla artıran iller sıralamasında İstanbul 634 milyon dolarlık artışla ilk sırada geldi. İstanbul'u, 467 milyon dolarla Mersin, 444 milyon dolarla Kocaeli izledi.
Böylece ocak-ağustos döneminde 25 il 1 milyar doların üzerinde ihracat yaptı, 56 il de ihracatını artırdı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla yayımlanan kararlara göre, Sayıştay Savcılığına Milli Emlak Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Akcan getirildi.
Kültür ve Turizm Bakanlığında açık bulunan Bitlis İl Kültür Turizm Müdürlüğüne Osman Fadıl Üner atandı.
Kararla birlikte, Mersin İl Kültür Turizm Müdürü Hakan Doğanay görevinden alınırken yerine, Malatya İl Kültür Turizm Müdürü Yener Oba getirildi. Abdullah Oğuz Aksaray İl Kültür Turizm Müdürlüğüne, Süleyman Demirtaş ise Samsun İl Kültür Turizm Müdürlüğüne atandı.
Milli Eğitim Bakanlığında açık bulunan Yükseköğretim ve Yurt Dışı Eğitim Genel Müdürlüğüne Faruk Berat Akçeşme getirildi.
Trump, sosyal medya hesabından konuyla ilgili paylaşımda bulundu.
Paylaşımda, ülkenin mevcut sınırlarının yanı sıra Kanada, Meksika, Grönland ve Küba dahil çevredeki bölgelerin de "ABD toprağı" olarak gösterildiği görüldü.
Söz konusu görsel, Trump'ın ABD'nin New Mexico eyaletinin adındaki "Mexico" kelimesinin üzeri çizilerek yerine "America" yazılan haritayı paylaşmasının ardından geldi.
Meksika'dan Trump'ın paylaşımına tepki
Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından yaptığı açıklamada, Trump'ın paylaşımına tepki gösterdi.
Sheinbaum, Meksika'nın "özgür, bağımsız ve egemen" bir ülke olduğunu belirterek, "hiçbir yabancı ülkenin himayesi altında olmadığını ve olmayacağını" ifade etti.
İstanbul'da başlayan Avrupa Sismoloji Komisyonu 40. Genel Kurulu ve ESC2026 Avrupa Sismoloji Kongresi, deprem bilimi alanında dünyanın farklı ülkelerinden bilim insanlarını bir araya getirdi.
AFAD Başkanı Pehlivan, kongre kapsamında AA muhabirine, İstanbul'un 2014 yılında düzenlenen 34. Genel Kurul'un ardından bu yıl ikinci kez organizasyona ev sahipliği yaptığını söyledi.
Pehlivan, afetlerin sınır tanımadığını ve deprem riskinin azaltılmasında bilimsel çalışmaların uluslararası işbirlikleriyle hayata geçirilmesinin hayati önem taşıdığını vurguladı.
Deprem bilimi alanındaki böylesine önemli bir bilimsel platforma ev sahipliği yapmaktan memnuniyet duyduklarını ifade eden Pehlivan, Türkiye'nin deprem başta olmak üzere birçok afetin yaşandığı bir ülke olduğuna dikkati çekti.
Pehlivan, "O yüzden AFAD olarak ilgili kurumlarımızla birlikte bir yandan bu konudaki idari çalışmaları, planlamaları, projeleri yürütürken bir yandan da bilimsel çalışmaları çok önemsiyoruz." diye konuştu.
Kongrede 60 ülkeden bine yakın katılımcının yer aldığını, yaklaşık 800 bildirinin sunulacağını aktaran Pehlivan, şöyle devam etti:
"Tabii en önemli mesajı bir kere afetlerin dünyanın ortak konusu olduğu ve afetlerin sınır tanımadığı, depremlerin, fayların sınır tanımadığı, bir ülkede olan bir afetin diğer ülkeleri de etkilediği, hem yapısal anlamda etkilediği hem de sosyal, ekonomik anlamda pek çok yönüyle etkilediği. Dolayısıyla bilimsel bir yaklaşımla afetler öncesinde neler yapılabileceği, birtakım ölçümlemeler, tespitler, bilimsel çalışmalar ve bunların elbette ki hayata geçirilmesi... Bunu yaparken de nasıl ki dünyanın ortak konusu, bilimsel çalışmalarda ve diğer projelerde de birlikte hareket edilmesi gereği burada vurgulanıyor."
"Bunu önlemenin yolu riski zamanında tespit etmek ve bertaraf etmek"
Kongrede sunulan bildirilerin daha önceki genel kurullarda olduğu gibi ortak bir bildirgeye dönüşeceğini belirten Pehlivan, şunları kaydetti:
"Elbette ki ele alınan konuların bir teorik boyutu var, bilimsel boyutu var ama biliyoruz ki ne kadar hayata geçirilirse, özellikle yapıların sağlamlığı, dirençli yapılar oluşturulması, bu bağlamda altyapısıyla, üstyapısıyla dirençli şehirler oluşturulması açısından vereceği mesaj önemli. Bununla birlikte bunların ilgililer tarafından, ilgili ülkeler tarafından hayata geçirilmesi elbette çok çok daha önemli, hayati önemi haiz. Zira nihayetinde afetler, daha doğrusu doğa olayları insan unsuru dahil olduğunda veya diğer canlılar dahil olduğunda afete dönüşebiliyor. Bunu önlemenin, etkisini azaltmanın yolu da riski zamanında tespit etmek ve bertaraf etmek.
Bu anlamda Sayın İçişleri Bakanı'mızın da teşvikleriyle bilim insanlarının, akademisyenlerin, mühendislerin, bu konudaki meslek kurumlarının, ilgili kurum kuruluşların, AFAD'ımızın katıldığı güzel bir organizasyon oluyor."
Kongrenin cuma gününe kadar devam edeceğini kaydeden Pehlivan, bilimsel çalışmaların yanı sıra bu çalışmaların ürüne dönüşen çıktılarının da katılımcılarla buluştuğunu ifade etti.
"1999 Marmara Depremi afet yönetimi açısından dönüm noktası oldu"
1999 Marmara Depremi'nin Türkiye'de afet yönetimi açısından bir dönüm noktası olduğuna dikkati çeken Pehlivan, "99 Depremi'nden sonra türlü çeşitli çalışmalar yapıldı ve atılan en önemli adımlardan birisi Sayın Cumhurbaşkanı'mızın başbakanlığı döneminde bir vizyoner yaklaşım ortaya koymak suretiyle AFAD'ımızın kurulmasıydı." diye konuştu.
Risk yönetimi anlayışının afet öncesi hazırlık, risk azaltma, kriz anında etkin müdahale ve sonrasında iyileştirme süreçlerini kapsadığını belirten Pehlivan, bilimsel altyapının güçlendirilmesi amacıyla üniversiteler ve araştırma kurumlarıyla işbirliklerini artırdıklarını söyledi.
Bu süreçte Bütünleşik Afet Yönetimi denilen bir anlayışa geçtiklerini dile getiren Pehlivan, "Bugün itibarıyla Türkiye genelinde 1104 deprem izleme istasyonuna ulaşmış durumdayız. Bu Avrupa'nın en yüksek kapasitesi anlamına geliyor." dedi.
İsrail ordusunun Lübnan'ın güneyinde son üç günde düzenlediği saldırılarda aralarında kadın, çocuk ve ambulans görevlisinin olduğu 27 kişinin hayatını kaybettiği, 69 kişinin yaralandığı belirtildi.
Lübnan resmi haber ajansı NNA'nın yayımladığı Sağlık Bakanlığının açıklamasında İsrail'in ülkeye üç günde düzenlediği saldırılardaki kayıplara ilişkin bilgi verildi.
Açıklamaya göre İsrail güçlerinin bugün Lübnan'ın güneyindeki Nebatiye kentine bağlı Kefr Rumman beldesine düzenlediği saldırıda ikisi bebek, ikisi sağlık çalışanı olmak üzere 12 kişi yaşamını yitirdi, 10'u yaralandı.
İsrail savaş uçaklarının Kefr Rumman'da Dani Ferhat isimli Lübnanlıya ait 3 katlı bir binayı bombalaması sonucu ikisi bebek, dördü kadın 11 kişi hayatını kaybetti; üçü çocuk, biri ambulans görevlisi 8 kişi yaralandı.
Beldede İsrail ordusuna ait insansız hava araçlarının sivil bir aracı hedef alması sonucu ise 1 sağlık çalışanı yaşamını yitirdi; 2 kişi yaralandı.
6 Eylül Pazar günü
İsrail ordusunun Lübnan'a dünkü saldırılarında ise 11 kişi hayatını kaybetti, 26'sı yaralandı.
Nebatiye kentine bağlı Arab Salim'e düzenlenen İsrail saldırısında 2 kişi yaşamını yitirdi, ikisi çocuk 6 kişi yaralandı.
Kefr Rumman beldesindeki saldırılarda 4 kişi yaralanırken Nebatiye el-Fevka'ya düzenlenen iki saldırıda 2 kişi öldürüldü, ikisi basın mensubu 5 kişi yaralandı. Nebatiye el-Fevka'ya düzenlenen başka bir saldırı 7 can kaybı ve bir kişinin yaralanmasıyla sonuçlandı.
Nebatiye kentindeki Rahibat Mahallesi'ni hedef alan İsrail saldırısında ise aralarında iki kadın ve bir çocuğun da bulunduğu 8 kişi yaralandı.
Nebatiye et-Tahta'daki saldırısı sonucu ise biri çocuk 2 kişi yaralandı.
5 Eylül Cumartesi günü
İsrail ordusunun Lübnan'a evvelsi gün gece yarısından sonra düzenlediği saldırılarda da 4 kişi yaşamını yitirdi, 33'ü yaralandı.
Nebatiye'deki saldırıda 1 kişi öldürülürken biri kadın 3 kişi yaralandı, Kefr Rumman'da ise 2 kişi hayatını kaybetti.
İsrail ordusunun Nebatiye'nin Meyfidun beldesinde sivil yerleşim yerine hava saldırısı düzenledi. Saldırıda evi bombalanan 18 yaşındaki bir kadın yaşamını yitirdi, üçü kadın ikisi çocuk 9 kişi yaralandı.
Nebatiye el-Fevka'ya düzenlenen saldırılarda 2; Kefur beldesinde 1, Zavtar Garbiyye'de 1 kişi yaralandı.
İsrail askerlerinin, Sur kentinin Ramadiye beldesine düzenlediği saldırıda üçü çocuk, dördü kadın, altısı ambulans görevlisi 16 kişi; Ayn et-Tine'deki saldırıda da 1 kişi yaralandı.
Lübnan'ın güneyinde işgalini genişleten İsrail ordusu, ateşkese rağmen bölgeyi sık sık hava saldırılarıyla hedef alıyor.
Lübnan Sağlık Bakanlığı yaptığı son açıklamada, İsrail'in 2 Mart’tan bu yana Lübnan'a düzenlediği saldırılarda 4 bin 362 kişinin hayatını kaybettiğini, 12 bin 378 kişinin yaralandığını bildirmişti.
Eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, kamuoyu araştırmalarında birinci sırada gösterilen "Yashar" Partisi adına 40 adaydan oluşan listesini Merkez Seçim Kurulu'na teslim etti.
Böylece Eisenkot, Naftali Bennett liderliğindeki "Together" (Birlikte) Partisi ile birleşmeyerek seçimlere bağımsız bir listeyle gireceğini netleştirmiş oldu.
Gelişmelerin ardından Bennett liderliğindeki "Together" Partisi de resmi aday listesini Merkez Seçim Kurulu'na sundu.
Söz konusu listede, muhalefet lideri Yair Lapid’in "Yesh Atid" (Gelecek Var) Partisinden isimlerin de yer aldığı bildirildi.
Sağ kanatta Ofer Winter sürprizi
Öte yandan aşırı sağcı Ofer Winter'in "Dini Siyonizm" partisinden bağımsız hareket etme kararı alması İsrail sağında sürpriz olarak değerlendirildi.
İsrail Kamu Yayın Kuruluşu KAN, Winter'in "Amcha Yisrael" Partisi listesini herhangi bir ittifak yapmadan sunduğunu duyurdu.
Aşırı sağcı Dini Siyonizm Partisi lideri ve Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, Winter'in bağımsız adaylık kararından üzüntü duyduklarını belirtti.
Smotrich, Winter'in birlik tekliflerini reddetmesinin düş kırıklığı yarattığını vurgulayarak, bu durumdan yalnızca sol kanat ile yargı mensuplarının kazançlı çıkacağını savundu.
İsrail'de Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki Likud Partisi, Dini Siyonizm Partisi ve Arap partilerinin de aralarında bulunduğu bazı siyasi yapılar henüz aday listelerini teslim etmedi.
27 Ekim'de gerçekleştirilecek genel seçimlerin, Netanyahu bloku ile muhalefet bloku arasında başa baş bir mücadeleye sahne olması bekleniyor.
İnsan hakları ve hukuk örgütü "Adalah", 7 Ekim 2023 sonrasında İsrail üniversitelerindeki Filistinli öğrencilerin karşılaştığı ayrımcı uygulamalara ilişkin bir rapor yayımladı.
Adalah'ın bu süreçte yaklaşık 40 akademik kurumdan onlarca öğrenciye açılan disiplin soruşturmalarını incelediği rapor, İsrail akademi dünyasının Yahudi ve Filistinli öğrenciler arasında "apartheid" niteliğinde iki ayrı disiplin sistemi oluşturduğunu ortaya koydu.
Rapora göre, İsrailli akademik kurumlar, 7 Ekim'i takip eden ilk günlerde siyasi baskı nedeniyle Filistinli öğrencilerin eğitimlerini askıya almaya, aleyhlerine disiplin işlemleri başlatmaya ve paylaşımlarını "teröre destek" olarak sınıflandırmaya başladı.
Bazı durumlarda, akademik kurumlar kendi öğrencilerini polise ihbar etti ve tutuklamalara yol açtı.
Kırka yakın akademik kurumdan 132 öğrenci bu konuda başvuru yaparken; öğrencilerin dörtte üçünden fazlasını kadınlar oluşturdu.
Adalah 100 öğrenciye hukuki temsil ve danışmanlık hizmeti sundu.
Seksenden fazla vakada akademik kurumlar herhangi bir soruşturma yapmadan Filistinli öğrencilere geçici uzaklaştırma uygularken, 20 vakada ise öğrenciler kalıcı olarak okuldan atıldı veya bir ila beş yıl uzaklaştırıldı.
İsrail hükümetinin politikasına, İsrail ordusuna veya Gazze'ye yönelik saldırılara ilişkin eleştiriler, 7 Ekim ile ilgili içerikler, Gazze Şeridi'ndeki vahim insani durum, Kur'an ayetleri dahil dini ifadeler, ve Filistin kimliğini simgeleyen görsel semboller öğrenciler hakkında disiplin işlemlerinin başlatılmasına neden oldu.
Raporda, bazı durumlarda, bir gönderiyi sadece beğenmek, profilde Filistin bayrağı veya "Filistin" kelimesini kullanmak, bir haber paylaşmak ya da Gazze sakinleri için dua etmenin bile bir şikayet veya disiplin işleminin başlatılması için yeterli olduğuna dikkati çekildi.
Kurumların Filistinli öğrencilerin akademik çalışmalarla ilgisi olmayan özel paylaşımları için de disiplin yetkilerini kullandığı belirtilen raporda, aşırı, kışkırtıcı ve ırkçı söylemlerin yer aldığı durumlarda bile Yahudi öğrencilere karşı aynı uygulamanın yapılmadığı vurgulandı.
Raporda, İsrail akademisinin, öğrencilerin eğitimlerini düzenleyen bir kurum olmaktan çıkıp, ifade özgürlüklerini denetleyen ve Filistin kimliğine, dine, dayanışmaya ve eleştiriye ilişkin hangi ifadelerin meşru olduğuna karar veren bir kuruma dönüştüğü savunuldu.
İsrail'de nüfusun yaklaşık yüzde 20'sini 1948 Arapları diye isimlendirilen Filistinliler oluşturuyor.
Filistinliler, Yahudi toplumunda radikalleşmenin yükselişi ve siyasi baskılar nedeniyle mevcut ayrımcı uygulamalara yenilerinin eklendiğini belirtiyor.
Milli Eğitim Bakanlığınca, 45 bin sözleşmeli öğretmen ataması kapsamında 2023 yılında atanan ve 3 yıllık yasal çalışma süresini Eylül ayı itibarıyla tamamlayarak kadroya geçecek öğretmenlerce beklenen mazerete bağlı yer değişikliği duyurusu yayımlandı.
Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Bakanlığa bağlı resmi eğitim kurumlarında görev yapan öğretmenlerden, "2026 Yılı Yaz Tatili Öğretmenlerin İller Arası Mazerete Bağlı Yer Değiştirme" işlemleri kapsamında ataması gerçekleşmeyenler, söz konusu dönemden sonra mazereti oluşanlar ile sözleşmeli öğretmenken ön başvurunun son günü olan 14 Eylül 2026 tarihi itibarıyla kadroya geçecek olan ve mazereti bulunan öğretmenlere yönelik "2026 Yılı Öğretmenlerin İller Arası Mazerete Bağlı Yer Değiştirme Duyurusu 2" yayımlandı.
Bu kapsamda başvurular iki aşamalı olarak gerçekleştirilecek.
Buna göre, atamalar 18 Eylül'de ilan edilecek, tebligat ve ilişik kesme işlemleri de aynı tarihten itibaren başlatılacak.
Bakan Tekin'den duyuruya ilişkin paylaşım
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, NSosyal hesabından yaptığı paylaşımda, öğretmenlerin mazeret durumlarını gözeterek iller arası yer değişikliği sürecine ilişkin yeni duyuruyu yayımladıklarını bildirdi.
Tekin, şunları kaydetti:
"Bu kapsamda, yaz tatili döneminde mazerete bağlı yer değişikliği gerçekleşmeyenler, sonrasında mazereti oluşanlar ve 14 Eylül itibarıyla kadroya geçecek sözleşmeli öğretmenlerimiz başvuruda bulunabilecek. Ön başvuruları 9-14 Eylül, tercih başvuruları ise 16-17 Eylül tarihlerinde alınacak. Atamalar ise 18 Eylül 2026 tarihinde gerçekleşecek. Öğretmenlerimiz ve ailelerimiz için hayırlı olsun."
17. dakikada ev sahibi ekibin kazandığı kornerde topun başına geçen Laçi'nin gönderdiği şut, ceza sahasında savunma tarafından kontrol edildi.
21. dakikada Olawoyin'in pasında ceza sahasının sağ çaprazında topla buluşan Ahmed Kutucu'nun şutunda, meşin yuvarlak az farkla auta çıktı.
25. dakikada Olawoyin'in ceza yayının önünden şutunda, kaleci Victor topu önleyerek gole izin vermedi.
45. dakikada konuk ekibin sağ taraftan kullandığı kornerde Hadergjonaj şutunu çekti. Savunma topu engelledi.
İlk yarı, golsüz sona erdi.
İkinci Yarı
52. dakikada Çaykur Rizespor atağında orta sahadan gönderilen pasla sağ kanatta topla buluşan Ahmed Kutucu'nun ceza sahasının sağ çaprazından şutunda, meşin yuvarlak az farkla auta çıktı.
57. dakikada konuk ekibin atağında ceza sahasının sağ çaprazından Makouta'nın pasında topla buluşan Ruan'ın şutunda savunmaya çarpan meşin yuvarlak kornere gitti.
70. dakikada Corendon Alanyaspor öne geçti. Konuk ekibin sağ taraftan kazandığı köşe atışını Hadergjonaj kullandı. Bu futbolcunun ön direğe ortasında topu uzaklaştırmak isteyen Ariss, kafayla ters bir vuruş yaptı. Meşin yuvarlak ağlarla buluştu: 0-1.
90+3. dakikada Ahmed Kutucu'nun ceza sahasının sağ çaprazından içeriye gönderdiği topa Sowe kafayı vurdu. Kaleci Victor gole izin vermedi.
Corendon Alanyaspor, karşılaşmadan 1-0 galip ayrıldı.
Trump, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Bombardier'in ürünlerinin ABD'ye satışına ilişkin açıklama yaptı.
Açıklamada şirketin gelirlerinin yüzde 50'den fazlasının ABD'den geldiğini ve ürünlerinin ise yeterince iyi olmadığını öne süren Trump, "Artık Bombardier ürünleri ABD'de satılmayacak." ifadesini kullandı.
Trump, Bombardier'in "Amerikalı alıcılar, şirketler ve havalimanlarından" geçindiğini savunarak, buna karşın Kanada'nın ABD'li bankaların ve şirketlerin ülkedeki faaliyetlerini engellediğini iddia etti.
Kanada'nın, ABD merkezli Gulfstream Aerospace şirketinin iş yapmasını engellediğini iddia eden Trump, bu durumu "tamamen haksız ve adaletsiz" olarak nitelendirdi.
Trump, "Önce Amerika" vizyonuna atıfta bulunarak "O dönem artık bitti. Pazarımıza girmek istiyorlarsa, burada yatırım yapmalı ve Amerika'yı bir kumbara gibi görmeyi bırakmalılar. Amerikan ürünlerini satın alın. Amerikan hava yollarıyla uçun. Amerikan içeceklerini için." ifadelerini kullandı.
Vakıftan yapılan açıklamaya göre, 6 derslikten oluşan okul, bölgede eğitime erişim sıkıntısı yaşayan 360 öğrenciye eğitim imkanı sağlayacak.
Açılış töreninde konuşan İHH Ankara Şube Başkanı Hacı Bayram Şahin, savaşın ilk gününden itibaren Suriye halkının yanında olduklarını ifade etti.
Şahin, vakfın eğitime yönelik yaptığı çalışmalara değinerek, "Eğitime her zaman büyük önem verdik. 2016 yılında bölgede kurduğumuz ilk üniversiteden mezun olan yüzlerce gencimiz bugün ülkelerine hizmet ediyor." dedi.
Suriye Milletvekili Ahmet Zeydan da Hayyan beldesinin ağır bedeller ödediğini ve altyapısının büyük zarar gördüğünü ifade ederek, "Çocukların yeniden gülümsediğini ve geleceğin inşa edildiğini görmek büyük bir mutluluk ve bizleri heyecanlandırıyor. Başta Türkiye olmak üzere İHH'ya şükranlarımızı sunarız." ifadelerini kullandı.
Tören, hatıra ağaçlarının dikilmesi ve öğrencilere kırtasiye setlerinin hediye edilmesinin ardından sona erdi.
New York kentinde düzenlenen turnuvaya teklerde ilk turda veda eden Zeynep, çiftlerdeki 3. tur maçında ABD'li ikili Robin Montgomery-Ashlyn Krueger ile karşılaştı.
Mücadeleyi 6-3 ve 6-2'lik setlerle 2-0 kaybeden Zeynep Sönmez-Tatjana Maria çifti, turnuvaya veda etti.
Çiftçi, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, okullarda öğrencilerin huzur ve güven içinde eğitim görmesinin en temel önceliklerinden biri olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
"Kabine Toplantımızın ardından Muhterem Cumhurbaşkanı'mız Recep Tayyip Erdoğan'ın vurguladıkları üzere, okul güvenliğine ilişkin tedbirlerimizi kararlılıkla uygulayacağız. Çocuklarımızın güvenliği, ailelerimizin huzuru ve şehirlerimizin emniyeti için tüm kurumlarımızla çalışmalarımızı sürdüreceğiz.
Huzur ve güvenliği hayatın her alanında kalıcı hale getirme irademizin en önemli hedeflerinden biri de 'Terörsüz Türkiye'dir. Muhterem Cumhurbaşkanı'mızın liderliğinde Türkiye Yüzyılı hedefleri doğrultusunda kararlılıkla ilerleyecek, süreci zehirleyecek hiçbir istismara asla müsaade etmeyeceğiz."
Türkiye Basketbol Federasyonundan yapılan açıklamaya göre Sinan Erdem Spor Salonu'nda oynanacak müsabaka, saat 20.00'de başlayacak.
İlki 1985'te oynanan Cumhurbaşkanlığı Kupası'nda statü gereği Türkiye Sigorta Basketbol Süper Ligi ve Ziraat Bankası Türkiye Kupası'nda şampiyonluğa ulaşan Fenerbahçe Tarfin ile Türkiye Sigorta Basketbol Süper Ligi'ni geçen sezon ikinci sırada tamamlayan ve Ziraat Bankası Türkiye Kupası finalisti olan Beşiktaş karşı karşıya gelecek.
Güney Kore'de yayın yapan JoongAng Daily gazetesinin haberine göre, "Gangnam Unni" isimli estetik cerrahi platformunu işleten Healing Paper şirketi, uygulamanın programlama arayüzünde olağan dışı erişim tespit edildiğini açıkladı.
Platforma düzenlenen siber saldırıdan çeşitli ülkelerden yaklaşık 220 bin kullanıcının etkilendiğini kaydeden şirket, bu kişilerden yaklaşık 160 bininin Güney Kore'de, 48 bininin Japonya'da bulunduğunu belirtti.
Şirket, kullanıcıların adları, telefon numaraları, e-posta adresleri, doğum tarihleri gibi kişisel bilgilerinin yanı sıra danışmanlık almak istedikleri işlemler, hastane ve doktor isimleri, randevu saatleri, danışmanlık sırasında yüklenen fotoğraflar ile ödeme detayları gibi hassas verilerin sızdırıldığını aktardı.
Söz konusu siber saldırıdan etkilenen erişim kanallarını engellediklerini ifade eden şirket, daha sonra farklı erişim yolları aracılığıyla da saldırı girişiminde bulunulduğunu tespit ettiklerini kaydetti.
Şirket, saldırının Kore İnternet ve Güvenlik Ajansına (KISA) bildirildiğini ve olaya ilişkin soruşturma başlatılmasının talep edildiğini duyurdu.
İsrail'in işgal altındaki Kudüs'teki hukuk dışı uygulamalarına ve politikalarına karşı uluslararası harekete geçilmesini sağlamakla görevli Kudüs'ten Sorumlu Arap Bakanlar Komitesi, Mısır'ın başkenti Kahire'de düzenlenen Arap Birliği Konseyi'nin bakanlar düzeyindeki 166. oturumu sonrasında açıklama yaptı.
Arap Birliği Genel Sekreteri Nebil Fehmi ve komite üyelerinin katılımıyla gerçekleşen toplantıya Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi başkanlık etti.
Açıklamaya göre, Komite, Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin terör eylemlerini durdurmaları ve İslam mukaddesatına saldırıların durdurulması için "kısıtlayıcı ve caydırıcı önlemler" uygulanması yönünde baskı yapmak amacıyla Arap ülkelerinin çabalarını ve etkili uluslararası taraflarla diplomatik temaslarını güçlendirme konusunda mutabık kaldı.
Komite ayrıca, işgal altındaki Kudüs'te gerçekleştirdiği ihlallerin hesabını İsrail'in vermesinin garanti altına alınması, söz konusu uygulamalara karşı uluslararası kararlı bir duruş alınması için çalışma çağrısında bulundu.
Açıklamada bu uygulamaların bölgedeki ve dünyadaki barış ve güvenliğe yönelik sonuçları konusunda uyarıda bulunuldu.
İhlalleri izleme platformu
Komite, Katar tarafından ibadet edenlere ve kutsal mekanlara yönelik İsrail ihlallerinin ortaya çıkarılması, belgelendirilmesi ve izlenmesi için bir medya platformunu da içine alan sürdürülebilir bir kurumsal çalışma mekanizması başlatılmasını memnuniyetle karşıladığını kaydetti.
Arap Birliği Genel Sekreterliği, üye devletlerle koordinasyon içinde, mekanizmanın aktif hale getirilmesini takip etmek, çalışma mekanizmalarını ve finans kaynaklarını belirlemekle görevlendirildi.
Ayrıca, Kudüs ve işgal altındaki Filistin topraklarındaki İsrail ihlallerini ortaya çıkarmak ve bunları durdurmak için uluslararası baskıyı harekete geçirmek amacıyla koordineli bir Arap ve uluslararası diplomatik ve medya kampanyası başlatılması, bunun uygulanmasına yönelik pratik bir plan geliştirilmesi ve finansman kaynaklarının belirlenmesi çağrısı yapıldı.
Ürdün'ün ev sahipliğinde 5 Ağustos'ta düzenlenen ve komite üyeleri ile Türkiye, Pakistan, Endonezya ve Malezya dahil olmak üzere İslam ülkelerinin katılımıyla gerçekleştirilen bakanlar toplantısında, ihlalleri belgelemek için bir medya platformu da içeren kurumsal bir mekanizma kurulması çağrısında bulunuldu.
Arap ve İslam dünyasından ortak girişim
Komite, İsrail'i Kudüs’teki kutsal mekanlara yönelik ihlallerini durdurmaya ve buralardaki mevcut tarihi ve hukuki statüye saygı göstermeye mecbur kılacak bir tutum oluşturmak amacıyla, başta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi olmak üzere uluslararası toplum nezdindeki girişimlerin yoğunlaştırılması konusunda mutabık kaldı.
Ayrıca, İsrail'in Kudüs'teki ve kutsal mekanlardaki ihlallerini belgelemek için bölgesel ve uluslararası örgütler nezdindeki çabaların sürdürüleceğini vurguladı.
İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ile koordinasyonun güçlendirilmesi ve bu kapsamda eylül ayı içinde New York'ta düzenlenecek Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Yüksek Düzeyli Haftası sırasında, Arap Birliği ile İİT arasında Kudüs konulu ortak bir bakanlar toplantısı yapılması kararlaştırıldı.
"E1" Projesi kapsamında 1.234 yerleşim birimi
Komite, İsrail makamlarının Doğu Kudüs'ün doğusundaki "E1" planı çerçevesinde 1.234 yeni yerleşim birimi inşası için ihale açılmasını "en güçlü ifadelerle" kınadı.
E1 Projesi'nin Batı Şeria'nın kuzeyi ile güneyi arasındaki coğrafi bütünlüğü bozduğunu, Doğu Kudüs'ü Filistin çevresinden kopardığını ve ayrıca bir Filistin devletinin kurulma ihtimalini de baltaladığını belirtti.
İsrail makamları, Doğu Kudüs ile "Ma'ale Adumim" Yahudi kaçak yapıları arasındaki bölgede yaklaşık 3 bin 400 yerleşim birimini kapsayan "E1" planı çerçevesinde 18 Ağustos'ta 1.234 birim için ihaleye çıkmıştı.
Söz konusu plan, Batı Şeria'nın coğrafi bütünlüğüne vereceği zarar nedeniyle uluslararası tepkilerle karşılaşıyor.
UNRWA merkezinin basılması kınandı
Komite, İsrail makamlarının işgal altındaki Kudüs'te bulunan Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı'na (UNRWA) ait Kalendiya Eğitim Merkezi'ne baskın düzenlemesini ve merkezi boşaltmasını kınadı.
Baskını "tehlikeli bir tırmanış, uluslararası hukukun açık bir ihlali ve BM kuruluşlarının dokunulmazlık ile ayrıcalıklarına yönelik bir saldırı" olarak nitelendiren Komite, Ajansın varlığını ve faaliyetlerini hedef alan İsrail'in "sistematik" adımlarını reddettiğini vurguladı.
İsrail güçleri 25 Ağustos’ta merkeze baskın düzenleyerek çalışanları dışarı çıkarmış, İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir de tahliye işleminin başladığını duyurmuştu.
Kalendiya Merkezi, BM ajansına ait en eski mesleki eğitim tesislerinden biri olarak biliniyor.
Mescid-i Aksa ve Haşimi Vesayeti
Mescid-i Aksa konusuna ilişkin olarak Komite, İsrail'in tarihi ve hukuki statükoyu değiştirmeyi amaçlayan "benzeri görülmemiş tırmanışı" kınadı.
Yahudi yerleşimcilerin ve İsrailli yetkililerin Mescid-i Aksa'ya yönelik baskınları ile içeride Yahudi ayinleri ve dualar edilmesini içeren eylemlerine tepki gösterildi.
Tüm alanlarıyla Mescid-i Aksa'nın (Harem-i Şerif) "yalnızca Müslümanlara ait bir ibadet yeri" olduğu yinelenen açıklamada, Kudüs'teki İslam ve Hristiyan kutsal mekanlarının korunmasında, kimliğinin ve tarihi-hukuki statüsünün muhafaza edilmesinde tarihi Haşimi Vesayetinin önemi vurgulandı.
Ürdün Vakıflar Bakanlığı'na bağlı Kudüs İslami Vakıflar İdaresi'nin, “Mescid-i Aksa'nın tüm işlerini yönetme ve girişleri düzenleme konusunda münhasır yetkili merci" olduğunun altı çizildi.
Komite, "İsrail'in Kudüs ve oradaki kutsal mekanlar üzerinde hiçbir egemenliği olmadığını" ve Doğu Kudüs'ün, iki devletli çözüm, uluslararası hukuk, Arap Barış Girişimi ve ilgili uluslararası referanslar uyarınca 4 Haziran 1967 sınırlarında kurulacak Filistin devletinin başkenti olduğunu bir kez daha vurguladı.
Sağlık sorunları yaşayan 84 yaşındaki Mladic'in, insanlığa karşı suçlar nedeniyle müebbet hapis cezası çektiği Hollanda'nın Lahey kentindeki cezaevinde ölmesinin ardından, cesedi Sırbistan'ın başkenti Belgrad'a resmi törenle getirildi.
Mladic için 5 Eylül'de dini tören düzenlendi. Sabah saatlerinde başlayan resmi tören kapsamında binlerce kişi cesedin bulunduğu Belgrad'daki Aziz Luka Kilisesi'ne geldi.
Binlerce kişi cesedin başında saygı duruşunda bulunurken, törene Sırbistan hükümetinin üst düzey yetkilileri, Bosna Hersek'teki iki entiteden biri olan Sırp Cumhuriyeti'ni (RS) temsilen yetkililer ve Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyinin Sırp üyesi Zeljka Cvijanovic de katıldı.
Daha önce başka bir programı sebebiyle cenazeye katılamayacağını açıklayan Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic, törende yer almadı.
Kilisedeki resmi törenin ardından Mladic'in cesedi, resmi üniformalı askerler tarafından cenaze arabasına konularak, binlerce kişinin eşlik ettiği kortejle birlikte Topcider Mezarlığı'na götürüldü.
Mezarlıkta toplanan binlerce kişi savaş suçlusu ve Srebrenitsa Soykırımı'nın baş sorumlusu Mladic için tezahüratta bulundu. Mladic'in cesedi, resmi törenle Topcider Mezarlığı'nda toprağa verildi.
Bosna Hersek başta olmak üzere Balkan ülkelerinin birçoğunun yetkilileri, Mladic'in resmi törenle gömülmesine tepki gösterdi.
Öte yandan Bosna Hersek'te kablolu televizyon hizmeti veren BH Telecom, RS'de yayın yapan Sırp Cumhuriyeti Radyo Televizyonunun (RTRS) yayınını, Mladic'in cenazesini canlı vermesi sebebiyle engelledi.
16 yıl saklanan savaş suçlusu Mladic kimdir?
Ratko Mladic, 1942 yılında Bosna Hersek'in doğusundaki Kalinovik yakınlarındaki Bozanovici köyünde doğdu. Askeri eğitimini Belgrad'da aldı ve Yugoslav Halk Ordusu'nda (JNA) aktif görev yaptı.
Mayıs 1992'de Bosna Hersek'te yeni kurulan Sırp Cumhuriyeti Ordusu Genelkurmay Başkanlığına getirildi ve 1996'ya kadar bu görevde kaldı.
Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTY) tarafından ilk kez 24 Temmuz 1995'te hakkında iddianame hazırlanan Mladic, Bosna Hersek'teki savaşın ardından Sırbistan'a kaçarak yaklaşık 16 yıl saklandı.
Sırbistan makamlarının Mladic'i bulamadıkları yönündeki açıklamalarına karşın, onun yıllarca devlet kurumlarındaki bazı kişiler tarafından korunduğu iddiaları gündeme geldi.
Yerel bir televizyon programındaki görüntülerde, Mladic'in arandığı dönemde kalabalık ortamlarda insanlarla görüştüğü, eğlendiği ve fotoğraf çektirdiği görüldü.
Mladic, 26 Mayıs 2011'de Sırbistan'ın Zrenjanin kenti yakınlarındaki Lazarevo köyünde yakalandı ve 31 Mayıs 2011'de Lahey'e gönderildi.
Yargılaması 16 Mayıs 2012'de başlayan Mladic, hakkındaki suçlamaları kabul etmedi.
Mladic, özellikle Temmuz 1995'te 8 bin 372 Boşnak sivilin katledildiği Srebrenitsa Soykırımı'nın baş sorumlusu ve azmettiricisi olarak kabul ediliyordu.
Hollanda'nın Lahey kentinde tutulduğu hapishanede son zamanlarda ciddi sağlık sorunları yaşayan Mladic, 27 Ağustos'ta öldü.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca lansmanı 12 Eylül'de yapılacak olan "İyilik Var" adlı gönüllülük platformunun çalışmaları kapsamında özel etkinlik düzenlendi.
Kuzguncuk'taki Yeni Sanat Vakfının atölyesinde gerçekleştirilen etkinlikte çocuklar, karikatürist Kaçan'dan animasyon ve karikatür gibi çizimlerin yanı sıra çizginin ne olduğuna dair bilgi alarak çizimler yaptı.
Kaçan, AA muhabirine, devlet koruması altındaki çocuklarla kendisinin de asıl mesleği olan çizgiyi anlatmak için bir araya geldiklerini söyledi.
Çok yetenekli ve çizgiyi seven çocukların eğitime katıldıklarını belirten Kaçan, "Bu gençlerimizin hayatlarının ilerleyen zamanlarında bir şekilde çizgiyle buluşmaları, başkalarının çizmiş oldukları içerikleri direkt kabul etmeleri değil kendi ürettikleri çizgileri kendi arkadaşlarıyla paylaşmaları için birtakım çalışmalar yaptık." dedi.
Kaçan, çizginin hayattaki her alanda yer aldığına işaret ederek, "O çizgiyi bir şekilde hayatımızın normallerinden biri haline getirmişler. Halbuki o kahramanları, o çizgileri bizim üretmemiz gerekirdi. Kendi ürettiğimiz çizgileri, kendi ürettiğimiz desenlerle genç kardeşlerimizin kendilerini ortaya koymalarını istiyorum. O yüzden onlarla bir çalışma yapıyoruz." diye konuştu.
"Başkalarından hep hazır almamak ve birtakım eserler üretmek gerek"
Devletin çocukların kendilerini geliştirebilmeleri için en büyük desteği verdiğini belirten Kaçan, şunları kaydetti:
"Devletimiz sağ olsun, bu konularda gençlerimizin, çocuklarımızın yanında. Tabii ki burada gönüllülük esastır. Sadece ben değil bir sürü arkadaşım da genç arkadaşlarımıza, kardeşlerimize kendi alanındaki ustalıklarından dersler vermiştir hatta burada arkadaşlarımızın önüne rahmetli Şafak Tavkul'un kitabını koydum. Şafak Tavkul da burada bir sürü genç kardeşimize resim dersleri vermiştir hatta ben bile resim hususunda Şafak Hoca'dan hep ders almışımdır çünkü karikatürist olarak yetiştiğim için resmin inceliklerini, ana kurallarını bilmeme rağmen meğerse bilmediğim çok şey varmış. Dolayısıyla bütün sanatçı kardeşlerimizin, ağabeylerimizin, küçüklerimizin, büyüklerimizin gönüllülük esasında genç arkadaşlarımıza tecrübelerini aktarmalarını ve onu paylaşmalarını rica ediyorum."
Kaçan, gençlerin yalnızca hazır içerikleri tükettiklerinde zihin dünyalarının bir şey üretemez hale geleceğine dikkati çekerek, "Başkalarından hep hazır almamak ve birtakım eserler üretmek gerek. Bunları ille de yayımlanacak, para kazanılacak ya da meslek olacak bir şey değil, kimi zaman da hobi olarak düşünebilirler. Biz de bu hususta elimizden geleni, vaktimiz olduğunca, dilimizin döndüğünce onlara anlatmayı ve sanat geçmişimizi genç kardeşlerimizle buluşturmayı bir görev edindik." ifadelerini kullandı.
Etimesgut Belediye Başkan Yardımcısı Taylan Özgüven hakkında, uyuşturucu madde kullandığı ihbarı üzerine soruşturma başlatıldı. Adli Tıp raporunda Özgüven'in saç örneğinde sentetik kannabinoid türü 5F-ADB ve MDMB-INACA tespit edildiği, kan, idrar ve tırnak örneklerinde ise uyuşturucu madde bulunmadığı belirtildi.
Piyasalara yönelik araştırmalar yapan Frankfurt merkezli Sentix, eylül ayına ilişkin Avro Bölgesi Genel Yatırımcı Güven Endeksi verilerini açıkladı.
3-5 Eylül 2026 tarihlerinde 209'u kurumsal olmak üzere 1052 yatırımcının katılımıyla gerçekleştirilen anket sonuçlarına göre, ağustosta 0,9 puan olan endeks, eylülde 4,2 puanlık artışla 5,1 puana yükseldi. Piyasalarda beklenti, endeksin 2 puana yükselmesi yönündeydi.
Yatırımcıların gelecek 6 aya yönelik öngörülerini ölçen Beklentiler Endeksi 10,3 puandan 13,8 puana çıkarken Mevcut Durum Endeksi ise eksi 8 puandan eksi 3,3 puana yükselerek Mart 2022'den bu yana en iyi seviyesine ulaştı.
Avro Bölgesi resesyon eğilimlerini tamamen geride bıraktı
Sentix Genel Müdürü Manfred Hübner, konuya ilişkin değerlendirmesinde, Avro Bölgesi'ndeki ekonomik yükselişin eylülde ivme kazanmaya devam ettiğini vurguladı.
“Avro Bölgesi’nin resesyon eğilimlerini tamamen geride bıraktığına” işaret eden Hübner, "Mevcut durum endeksindeki artışla birlikte beklentilerin 13,8 puana yükselmesi, Sentix tarafından ankete katılan yatırımcıların Avro Bölgesi'nde ekonomik toparlanmanın başladığına ve bunun devam edeceğine kesin gözüyle baktıklarını gösteriyor." ifadesini kullandı.
Hübner, Saksonya-Anhalt eyaletinde pazar günü yapılan ve Almanya'da sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin birinci parti çıktığı ancak salt çoğunluğu elde edemediği seçimlere de değinerek, "Seçimler yatırımcıları tedirgin etmemiş görünüyor." değerlendirmesinde bulundu.
Avro Bölgesi'nin en büyük ekonomisi olan Almanya da bu iyileşmeye önemli bir katkı sağladı. Almanya için Sentix Yatırımcı Güven Endeksi, ağustos ayındaki eksi 11,9 seviyesinden eksi 2,8 puana yükselerek Temmuz 2025'ten bu yana en yüksek değere ulaştı.
Kalibaf, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından yaptığı açıklamada, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth'in İran tankerlerini "imha edip batıracakları" yönündeki ifadelerine tepki gösterdi.
Bölgedeki petrol ve doğal gaz üretim zincirinin geniş bir alana yayıldığını ve erişilebilir durumda bulunduğunu belirten Kalibaf, şu ifadeleri kullandı:
“Bu sulardaki ve tesislerdeki Amerikan petrol ve doğal gaz şirketleri de aynı ölçüde savunmasız durumda. Varlıklarımıza saldırırsanız siz de saldırıya uğrarsınız. Bunu daha önce kanıtladık. Artık kullanılabilir durumda olmayan üslere sorun.”
ABD Savunma Bakanı Hegseth, 5 Eylül'de X hesabından yaptığı açıklamada, İran'ın ABD gemilerine ateş açması halinde İran petrol tankerlerini "imha edip batıracaklarını" ifade etmişti.
Hegseth ayrıca İran'ın petrol tankerlerinden oluşan filosunun savunmasız olduğunu, ABD uçakları, gemileri ve denizaltılarının bu filoya saldırabilecek kapasitede bulunduğunu savunmuştu.
Uraloğlu, yazılı açıklamasında, TCDD Taşımacılık AŞ tarafından hayata geçirilen "Boş Yer Takip Butonu" özelliğine ilişkin bilgi verdi.
TCDD Taşımacılık AŞ'nin dijital dönüşüm çalışmalarına bir yenisinin daha eklendiğini belirten Uraloğlu, "Trenlerde bilet bulamayan yolcuların iade, iptal veya başka nedenlerle yer açılması halinde otomatik olarak bilgilendirilmesini sağlayan 'Boş Yer Takip Butonu' özelliği hayata geçirildi." ifadesini kullandı.
Uraloğlu, yeni uygulamayla bilet bulamayan yolcuların seyahat etmek istedikleri tren için uyarı talebi oluşturabileceğine dikkati çekti. Söz konusu uygulamayla sağlanan avantajlara işaret eden Uraloğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Uygulamayla bilet bulamayan yolcularımız, trenler için sistem üzerinden e-posta adreslerini tanımlayarak, bilet satış ekranını sürekli kontrol etmesine gerek kalmayacak. Yolcularımızın iade, iptal veya başka nedenlerle yer açılması halinde anında haberdar olmalarını ve biletlerini kolayca satın almalarını sağlıyoruz. Dijital imkanları kullanarak vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştırmaya ve seyahat planlamalarını daha erişilebilir hale getirmeye devam ediyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
Bilet ve faturalara dijital erişimde
Uraloğlu, TCDD Taşımacılık AŞ'nin e-belge dönüşüm çalışmaları kapsamında, 1 Eylül 2026 itibarıyla e-bilet ve e-fatura uygulamalarının da hayata geçirildiğini anımsatarak, e-Bilet uygulamasıyla yolcuların bilet satın alma işleminin ardından kendilerine gönderilen "Yolculuk Bilgilendirme" e-postasındaki PDF dokümanda yer alan bağlantı üzerinden e-biletlerine ulaşabildiklerini aktardı.
"Uygulama fatura oluşturma, iletme ve arşivleme süreçlerinde zaman ve maliyet avantajı sağlıyor. Kağıt, baskı ve fiziksel arşivleme ihtiyacını azaltarak, hem maliyetlerimizi düşürüyor, hem de doğal kaynakların daha verimli kullanılmasına katkı sunuyoruz. Hedefimiz, dijital imkanlardan daha fazla yararlanarak, demir yolu hizmetlerimizi vatandaşlarımız her yerden, her zaman ulaşılabilir ve işlemleri daha hızlı, kolay, verimli ve çevreci hale getirmek. Bu
Avrupa Çelik, Boru ve Metal Dağıtım ve Ticaret Federasyonu (EUROMETAL) öncülüğündeki sektör temsilcileri, "Üretimi Avrupa'da Tutun" teması kapsamında Brüksel'de AB kurumlarının bulunduğu Schuman Meydanı'nda bir araya geldi.
Göstericiler, "Ucuz ithalatı durdurun", "AB'de üretimi koruyun", "AB çelik talebi huzur içinde yatsın", "Avrupa fabrikaları huzur içinde yatsın" yazılı pankartlar taşıdı.
Eylemciler, Avrupa'da üretim kapasitesi ve istihdam kaybına dikkati çekmek amacıyla AB Komisyonunun binası çevresinde üzerinde "Huzur içinde yatsın" yazılı 10 sembolik tabut taşıdı.
Göstericiler, AB'deki çelik fabrikalarının ucuz ithalat nedeniyle zor durumda olduğuna dikkati çekti.
EUROMETAL, Avrupa'daki üreticilerin AB'nin çevre ve iklim kurallarına uymak için yüksek maliyetlere katlandığını, buna karşılık AB dışından gelen bazı ürünlerin aynı yükümlülüklere tabi olmadığını savunuyor.
AB'ye ithal edilen çelik, kota, ticaret savunma önlemleri ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) kapsamında çeşitli kurallara tabi tutuluyor. Ancak çeliğin AB dışında işlenerek makine, otomotiv parçası veya diğer mamul ürünlere dönüştürülmesi halinde bu ürünler aynı kurallara tabi olmadan AB pazarına erişebiliyor.
Sektör temsilcileri, bu durumun ithal ürünlere maliyet avantajı sağladığını, Avrupalı üreticilerin rekabet gücünü azalttığını ve üretimin AB dışına kaymasına yol açabileceğini ifade ediyor.
Yayıncı kuruluşun sitesindeki bilgilere göre, bugün yeni grubun Brüksel saatiyle 09.00'da başlaması planlanan ilk toplantısı iptal edildi.
Brüksel merkezli Euractiv internet sitesine konuşan AB yetkilisi, bazı üye ülkelerin yeni girişimin "bu aşamada izlenmesi gereken doğru yol olmadığı" görüşünü dile getirdiğini aktararak "Bakanlarla yapılan görüşmelerin ardından girişimi sürdürmemeye karar verdik. Üye ülkelerle etkileşim kurmanın yeni yollarını değerlendiriyoruz." ifadelerini kullandı.
Haberde, girişimin Fransa, Almanya ve İtalya'nın karşı çıkmasıyla iptal edildiği öne sürüldü.
Grubun karar alma yetkisine sahip olmayacağı, daha ziyade danışma mercii olarak faaliyet göstermesi öngörülüyordu.
İptal kararı Kallas'a yönelik artan eleştirilerin ardından geldi
Girişimin üye ülkelerin itirazı üzerine iptal edilmesi, Kallas ve liderliğini yürüttüğü AB Dış İlişkiler Servisi'nin (EEAS) artan eleştirilerin hedefi olduğu bir dönemde geldi.
Eleştiriler, Kallas'ın zaman zaman AB'nin 27 üyesi arasında oluşan ortak görüşün ötesine geçen açıklamalar yapması, bazı başkentlerle yeterli istişare yürütmeden girişimlerde bulunması ve üye ülkeler arasında destek oluşturmakta zorlanmasına dayanıyor.
Haziran başında basına sızan Fransa hükümeti menşeli gayriresmi çalışma belgesinde, Kallas'ın görev ve yetkilerinin yeniden düzenlenmesine yönelik önerilere yer verilmişti.
Fransa ile beraber Almanya'nın da önerilere öncülük ettiği, kulislere yansıyan bilgiler arasında.
Savunmada çözüm üretilmesi için yeni üst düzey grup
Kallas, 1 Eylül'de düzenlenen gayriresmi AB Savunma Bakanları Toplantısı'nın ardından yaptığı açıklamada, NATO bünyesinde Avrupa'nın konvansiyonel askeri gücüne dair tespit edilen eksiklikleri giderme konusunda "yeterince hızlı davranmadıklarını" belirtmişti.
Gelecek hafta bazı AB ülkelerinin yanı sıra İngiltere ve Ukrayna'dan eski üst düzey siyasi ve askeri liderlerden oluşan yeni üst düzey grubun faaliyete geçeceğini kaydeden Kallas, amaçlarının "en parlak zihinlerle alışılmışın dışında çözümler üretilmesi" olduğunu belirtmişti.
Ayrıca Kallas, grubun Avrupa savunmasında atılması gereken adımlara yönelik somut öneriler içeren bir rapor hazırlayacağını da ifade etmişti.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Başbakanlığı, Ünal Üstel'in, Girne açıklarında meydana gelen deniz kazasının ardından kayıplara ulaşmak amacıyla sürdürülen arama çalışmaları ile operasyonda görev yapan TCG Alemdar ve TCG Işın'ın mevcut durumuna ilişkin açıklamasını yayımladı.
Açıklamaya göre Üstel, Girne açıklarında meydana gelen deniz kazasının ardından yürütülen arama çalışmalarının kesintisiz şekilde devam ettiğini belirterek, Türk Deniz Kuvvetlerine bağlı TCG Alemdar'ın bölgede arama faaliyetlerini sürdürdüğünü ifade etti.
Operasyonda görev yapan TCG Işın'ın ise yakıt ikmali amacıyla geçici olarak görev bölgesinden ayrıldığını ve yakıt ikmalinin tamamlanmasının ardından çalışmalarına devam edeceğini aktaran Üstel, her iki geminin de derin sularda yürütülen arama faaliyetlerinin sürdürülebilmesi için gerekli teknik imkan ve kabiliyetlere sahip olduğunu bildirdi.
Üstel, operasyonun sürekliliğinin sağlanması amacıyla gemilerin yakıt ikmali, bakım ve diğer teknik ihtiyaçlarının karşılanması gereken durumlarda, görev değişimlerinin dönüşümlü olarak gerçekleştirileceğini ve arama faaliyetlerinin kesintisiz şekilde sürdürüleceğini vurguladı.
Bununla birlikte, arama çalışmalarının daha da etkin hale getirilmesi amacıyla İstanbul’da, derin sularda arama ve kurtarma kabiliyeti yüksek özel şirketlerle yürütülebilecek çalışmalara ilişkin hazırlanan raporların bugün değerlendirildiğini kaydeden Üstel, "Dolayısıyla söz konusu olan arama çalışmalarının durdurulması değil, tam tersine mevcut imkanların daha da güçlendirilerek çalışmaların etkinliğinin artırılmasıdır. Hükümet olarak kayıplarımıza ulaşmak için gerekli tüm imkanların devreye alınmasına yönelik çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Arama faaliyetlerimiz 7 gün 24 saat esasına göre aralıksız devam etmektedir." ifadelerini kullandı.
Girne'de batan gemi
KKTC'deki Girne Limanı ile Mersin'deki Taşucu Limanı arasında sefer yapan "Filo Jet" isimli yüksek hızlı yolcu gemisi, 30 Ağustos Pazar günü öğle saatlerinde Girne'den hareket ettikten kısa süre sonra ön kısmından su almaya başlamış, Girne Limanı'na dönmeye çalıştığı sırada batmıştı.
KKTC Başbakanı Ünal Üstel, gemide toplam 267 yolcu ve mürettebatın bulunduğuna dikkati çekerek, geminin batmasının ardından 239 kişinin kurtarıldığını ifade etmişti.
Batan geminin enkazının Girne açıklarında 554 metre derinlikte bulunduğu bildirilirken, gemideki 14 yolcu hayatını kaybetti, 14 kişinin bulunması için de çalışmalar devam ediyor.
İstanbul Ticaret İl Müdürlüğü ekipleri, Avrupa Yakası'nda 22, Anadolu Yakası'nda 14 olmak üzere toplamda 36 ekiple denetime çıktı.
Ekipler tarafından, okul ve beslenme çantası, kalem, defter, silgi, makas, kalemtıraş, boya ve yapıştırıcı gibi ürünlerin fiyat etiketlerinin bulunup bulunmadığı incelendi. Ürünlerin alış-satış faturalarına bakılarak haksız fiyat artışı denetimi yapıldı.
Ayrıca, ürün güvenliği açısından tehlikeli ve riskli görülen ürünler kontrol edildi, ürünlerin üzerindeki etiketler ve tüketiciyi bilgilendirme amaçlı metinler incelendi.
İstanbul Ticaret İl Müdürü İsmail Menteşe, Şişli'de bir kırtasiyede katıldığı denetimin ardından yaptığı açıklamada, şunları söyledi:
"İstanbul'da 5 Ağustos'tan itibaren 885 kırtasiye ürünü satan işletmede denetim yaptık. Bu 885 işletmede yaklaşık 106 bin 901 ürünü hem fiyat etiketi açısından hem haksız fiyat açısından hem de ürün güvenliği açısından denetledik. Bu denetimlerimiz neticesinde yaklaşık 251 ürünün reyonla kasa arasındaki fiyatların uyuşmadığını gördük. Bunlara 997 bin 223 lira tutarında idari yaptırım uyguladık. Yine bu denetimlerin içerisinde 24 bin 378 ürünün de fiyatlarını yüksek bulduk. Haksız Fiyat Artışı (HFA) tutanağı düzenledik. Faturalarını istedik. Bunların alım ve satım faturalarını inceliyoruz. Neticelendiğinde de Bakanlığımız bu konuda kamuoyuna duyuru yapacaktır."
İsmail Menteşe, denetimler sonucunda Fiyat Etiketi Yönetmeliği'ne uyumun da arttığını belirterek, "2025-2026 yılı aralığında işletmelerimizin fiyat etiketine uyum oranının ciddi oranda yükseldiğini gördük. Geçen yıl ile bu yıl arasında fiyat etiketine uyum açısından yüzde 85'lik bir iyileşme var. Bu bizim açımızdan da sevindirici. Vatandaşlarımız açısından da sevindirici." diye konuştu.
Bursa
Osmangazi ilçesindeki bir kırtasiye ürünleri satış mağazasında denetim yapan ekipler, ürünlerde fiyat etiketi olup olmadığını kontrol etti.
Sırt çantası, boya ve defter gibi ürünlerin raf ve kasa fiyatlarını karşılaştıran ekipler, ürünlerin güvenlik standartlarına uygunluğunu inceledi, iş yeri yetkililerini bilgilendirdi.
Bursa Ticaret İl Müdürü İsmail Aslanlar, kırtasiye ürünlerine yönelik denetimlere ağustosta başladıklarını, okulların açılmasına sayılı günler kala denetimleri artırdıklarını bildirdi.
Raflarda etiketi olmayan veya etiket ile kasa fiyatında uyuşmazlık olan her bir ürün için 3 bin 973 lira idari para cezası kesileceğini ifade eden Aslanlar, Ticaret Bakanlığınca fahiş fiyat artışı yapan işletmelere 180 bin 617 liradan 1 milyon 806 bin 177 liraya kadar idari para cezası uygulanabildiğini aktardı.
Balıkesir
Balıkesir'in Altıeylül ilçesindeki kırtasiyeleri denetleyen ekipler, ürünlerde fiyat etiketi olup olmadığını kontrol etti.
Ekipler, boya, silgi, defter ve kalem gibi kırtasiye ürünlerinde raf ve kasa fiyatlarını karşılaştırdı.
Ürünlerin güvenlik standartlarına uygunluğunu da inceleyen ekipler, iş yeri yetkililerini bilgilendirdi.
Ticaret İl Müdürü İlhan Pehlivan, gazetecilere yaptığı açıklamada, yaklaşık 1 aydır kırtasiye denetimlerini sürdürdüklerini söyledi.
Malatya
Malatya'nın Yeşilyurt ilçesindeki market ve kırtasiyeleri denetleyen ekipler, ürünlerin güvenlik standartlarına uygunluğunu inceledi, iş yeri yetkililerini bu konuda bilgilendirdi.
Malatya Ticaret İl Müdür Vekili Songül Esen, gazetecilere, öğrencilerin ve velilerin ekonomik menfaatlerini korumak için denetim yaptıklarını söyledi.
Ekiplerin sahada olduğunu ifade eden Esen, şöyle konuştu:
"10 Ağustos itibarıyla 115 işletmede 8 bin 460 ürün denetlenmiş, 2 ayrı firmaya 4 farklı üründe idari para cezası uygulanmıştır. Vatandaşlarımız şikayetlerini ALO 175 Tüketici Hattı ile Haksız Fiyat Artışı (HFA) ve E-Devlet üzerinden iletebilirler. Ekiplerimiz tarafından ilgili işletmelere denetimlerimiz yapılacaktır."
Şanlıurfa
Şanlıurfa Ticaret İl Müdürlüğü ekipleri, yeni eğitim öğretim yılı dolayısıyla öğrencilerin sağlığı ve güvenliği ile tüketicilerin menfaatlerini korumak amacıyla kırtasiyelerde denetim yaptı.
Kent merkezindeki kırtasiyeleri dolaşan ekipler, satışı yapılan ürünlerin güvenlik standartlarına uygunluğunu inceledi.
Şanlıurfa Ticaret İl Müdürü İbrahim Akbaş, gazetecilere, toplumun menfaatlerini korumak için denetim yaptıklarını vurgulayarak, "Başta ürünlerin etiket ve kasa fiyatlarını kontrol ediyoruz. İş yeri çalışanlarını mevzuat konusunda bilgilendiriyoruz. Vatandaşlarımızın genel menfaati için denetimlerimizi aralıksız sürdürüyoruz." dedi.
Diyarbakır
Merkez Kayapınar ilçesindeki bir kırtasiyede inceleme yapan ekipler, ürünlerin fiyat etiketi ile raf ve kasa fiyatlarını karşılaştırdı.
Denetimlere katılan Ticaret İl Müdürü Zafer Atik, geçen aydan itibaren yoğun bir şekilde denetim yaptıklarını belirterek, "Amacımız tüketicilerimizin ekonomik menfaatlerini korumak. Kırtasiyelerde yaptığımız denetimlerde yaklaşık 204 esnafımıza ziyaret gerçekleştirdik. Bu ziyaretlerde 4 bin 357 ürünü kontrol ettik." dedi.
Atik, denetimleri sadece kırtasiye ürünlerine yönelik yapmadıklarını, aynı zamanda perakende satışa sunulan bütün ürün gruplarında gerçekleştirdiklerini belirterek, bu yılın başından itibaren 4 bin 151 firmada 76 bin 532 ürünü kontrol ettiklerini kaydetti.
Yapılan denetimlere ilişkin bilgi veren Atik, şu ifadeleri kullandı:
"Kural ihlali yapıldığını tespit ettiğimiz ürünlerle ilgili 8 milyon 128 bin 758 lira idari yaptırım kararımız oldu. Ticaret İl Müdürlüğü olarak hem esnafımıza rehberlik etmeye hem de tüketicilerimizin ekonomik menfaatlerini korumaya devam edeceğiz."
Sakarya
Adapazarı ilçesindeki kitapçılar çarşısındaki dükkanları denetleyen ekipler, ürünlerde fiyat etiketi olup olmadığını kontrol etti.
Ekipler, boya, silgi ve oyuncak türü kırtasiye ürünlerinde raf ve kasa fiyatlarını karşılaştırdı.
Ürünlerin güvenlik standartlarına uygunluğunu da inceleyen ekipler, iş yeri yetkililerini bilgilendirdi.
Kocaeli
Kocaeli Ticaret İl Müdürlüğü ekipleri, kentte başta zincir marketler ve kırtasiyeler olmak üzere perakende ürün satışı yapan işletmeleri denetledi.
İzmit ilçesinde bir kırtasiyede denetim gerçekleştiren ekipler, çanta, kıyafet ve kırtasiye malzemeleri başta olmak üzere okul ürünlerini sağlık ve etiket açısından inceledi.
Kocaeli Ticaret İl Müdür Vekili Yücel Ekmekçi, AA muhabirine, fiyat etiketlerinin kapsam ve biçim açısından okunabilir, düzgün ve anlaşılır olması, tüketiciyi aldatıcı veya yanıltıcı bilgiler içermemesi gerektiğini belirterek, etiketlerde ürünün üretim yeri ile Türkiye'de üretilen mallarda bakanlıkça tescil ve ilan edilen "Yerli Üretim" logosunun bulunmasının zorunlu olduğunu bildirdi.
Ekmekçi, fiyat etiketlerinde ürünün özellikleri ile KDV dahil satış fiyatının yanı sıra birim satış fiyatı ve birim satış fiyatının uygulanmaya başlandığı tarihin de yer alması gerektiğini ifade etti.
Konuya ilişkin gerekli incelemeleri yaptıklarını, Fiyat Etiketi Yönetmeliği'nin 5. maddesinde belirtilen aykırılıkların tespit edilmesi halinde tutanak düzenleyerek gerekli işlemleri uyguladıklarını anlatan Ekmekçi, "İşletmelerimizde kasada fiyat farkının mevcut olması durumunda, tüketicinin lehine olan fiyat üzerinden satışın gerçekleştirilmesi daha makul olur. Aksi durumda bununla ilgili idari işlem müdürlüğümüz tarafından uygulanmaktadır." dedi.
Ekmekçi, Fiyat Etiketi Yönetmeliği kapsamında Kocaeli'de 2026 yılında toplam 8 bin 383 firmada 80 bin 961 ürünün incelendiğini, 1679 firmada 4 bin 273 üründe aykırılık tespit edilerek gerekli idari işlemlerin uygulandığını bildirdi.
Temel amaçlarının velilerin, öğrencilerin ve tüketicilerin ekonomik menfaatlerini korumak olduğunu vurgulayan Ekmekçi, söz konusu denetimlerin, aynı zamanda adil ve şeffaf bir rekabet ortamının oluşmasına katkı sağlamak amacıyla devam ettiğini kaydetti.
Trabzon
Ortahisar ilçesindeki kırtasiyeleri denetleyen ekipler, ürünlerin güvenlik standartlarına uygunluğunu inceledi, iş yeri yetkililerini bu konuda bilgilendirdi.
Trabzon Ticaret İl Müdür Vekili Hakan Bayrak, yaptığı açıklamada, amaçlarının tüketicilerin herhangi bir usulsüz uygulamaya maruz kalmadan alışveriş yapmalarını sağlamak olduğunu söyledi.
Denetimlerde herhangi bir aykırılık tespit edilmesi durumunda ise ilgili firmaya gerekli uyarıları yaparak idari yaptırım sürecini başlattıklarını dile getiren Bayrak, şunları kaydetti:
“Bu zamana kadar 190 firma ve 21 bin 916 adet ürün denetledik. Toplamda 63 bin 568 lira idari para cezası kararı uygulandı. Ayrıca tüketicilerimiz, alışveriş süreçlerinde karşılaştıkları aykırılıkları şikayet etmek veya akıllarına takılan soruları sormak için illerimizdeki Ticaret İl Müdürlüklerimize başvurabilir ya da 'ALO 175 Tüketici Hattı' üzerinden bizlere ulaşabilirler.”
Ordu
Ordu'nun Altınordu ilçesindeki kırtasiyeleri denetleyen ekipler, ürünlerde fiyat etiketlerini kontrol ederek, raf ve kasa fiyatlarını karşılaştırdı.
Denetimlere katılan Ticaret İl Müdürü Şenel Çakır, yaptığı açıklamada, denetimlerde fiyat etiketi, kasa ve raf fiyat uyumu ile haksız fiyat artışına yönelik incelemeler yapıldığını dile getirdi.
Ticaret İl Müdürlüğünün yıl içerisinde kentte yaptığı denetimlere değinen Çakır, "1080 firmada denetim gerçekleştirilmiş, 91 bin 771 ürün denetlenmiş, 115 firmada 252 aykırılık tespit edilmiştir. Aykırılık tespit edilen ürünler için yaklaşık 1 milyon lira idari para cezası uygulanmıştır." bilgisini paylaştı.
“Katar’da Türkçe Öğretimi” başlıklı çalışma, Katar’daki Türkçe eğitiminin gelişimini ele alırken, bu eğilimin Türkiye-Katar ilişkilerinin toplumsal ve kültürel boyutuyla bağlantısını da ortaya koyuyor.
Türkiye’nin Katar’la geliştirdiği güçlü ilişkiler, iki ülke vatandaşlarının birbirlerinin kültürlerine olan ilgisini artırıyor. Katarlıların Türkiye’ye yönelik seyahatlerinin artması, Türk kültürünün daha fazla tanınması ve Türkiye ile Katar arasındaki eğitim ve kültür faaliyetlerinin yoğunlaşması Türkçe öğrenme talebini de destekliyor.
Kitapta Türkçe öğrenmenin, Türkiye ile Katar arasındaki kültürel yakınlaşmanın hem sonucu hem de bu yakınlaşmayı güçlendiren unsurlardan biri olduğu değerlendiriliyor.
Dr. Muhammed Mazhar Şahin, Türkçenin yabancı dil olarak öğretimini uluslararası ilişkiler perspektifinden değerlendirerek, dilin kültürel diplomasi açısından taşıdığı öneme dikkat çekiyor.
Türkçenin öğrenilmesiyle birlikte Türkiye’nin tarihi, kültürü ve toplumsal yaşamı hakkında daha fazla bilgi edinilmesinin mümkün olduğu belirtilirken, bunun iki toplum arasında uzun vadeli kültürel bağların oluşmasına katkı sağlayabileceği ifade ediliyor.
Kitap, Katar’da Türkçe öğretiminin mevcut yapısını ve bu alanda faaliyet gösteren kurumları inceleyerek, Türkçenin Katar’daki geleceğine ilişkin de önemli bir çerçeve sunuyor.
Avrupa futbolunun kulüp düzeyindeki en önemli organizasyonunun ilk haftasında 18 maç oynanacak.
Turnuvadaki Türk temsilcilerinden Galatasaray, 9 Ağustos Çarşamba günü deplasmanda Portekiz'in Sporting takımına konuk olacak. Fenerbahçe ise 10 Ağustos Perşembe günü sahasında İtalyan ekibi Roma'yı ağırlayacak.
Lig usulü 36 takımın mücadele edeceği sezonda 8 maç sonunda ilk 8'e giren ekipler, son 16 turuna yükselecek. 9 ile 24'üncü sırada yer alan 16 takım, çift maçlı elemelerde son 16 turuna çıkmaya çalışacak. Sıralamada ilk 24'ün dışında kalan takımlar ise organizasyona veda edecek.
Nepal'deki felaket için saygı duruşu
UEFA Şampiyonlar Ligi'ndeki maçlar öncesinde 26 Ağustos'ta Nepal'de yaşanan sel felaketinden etkilenenler için saygı duruşunda bulunulacak ve "Yalnız değilsin Nepal" yazılı pankart açılacak.
UEFA Başkanı Aleksander Ceferin, yaptığı açıklamada, "Tüm Avrupa futbol ailesi, bu haftaki maçlardan önce Nepal halkına en derin taziyelerimizi ve desteğimizi sunmak üzere bir arada duracak. Bu trajedi ve sonrasındaki süreçte kendilerine güç ve dayanıklılık diliyoruz." ifadelerini kullandı.
İlk haftanın programı
UEFA Şampiyonlar Ligi'nde ilk haftanın TSİ programı şöyle:
Yarın:
19.45 AEK (Yunanistan) - LASK (Avusturya)
19.45 Club Brugge (Belçika) - Aston Villa (İngiltere)
Ankara 2 No'lu Barosu tarafından Ankara Adalet Sarayı Konferans Salonu'nda düzenlenen 2026-2027 Adli Yıl Açılış Programı'naAdalet Bakanı Akın Gürlek'in yanı sıra AK Parti Genel Sekreteri Eyyüp Kadir İnan, MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Çelik, Ankara 2 No'lu Barosu Başkanı Gökhan Ağdemir ve yargı mensupları katıldı.
Törende konuşan Gürlek, Bakanlık ile barolar arasında sürekli istişare ve birlikte çözüm üretme anlayışını daima gündemde tuttuklarını, bu konuyu önemsediklerini söyledi.
Türkiye'nin geçmişte çok zor dönemlerden geçtiğini, cunta ve darbe dönemlerinde hukuk ve yargının milletin aleyhine işletildiğini belirten Gürlek, "FETÖ gibi yapıların, uluslararası güç odaklarının da desteğiyle milli güvenliğimizi hedef aldığını ve hukuk kurumlarımızı hak ve özgürlükleri kısıtlamaya yönelik süreçlerin aracı haline getirmeye çalıştığını gördük." diye konuştu.
FETÖ nedeniyle yargı sisteminde adeta bir "deprem" yaşandığını, yargı sisteminin yeniden inşa edildiğini dile getiren Gürlek, "Ülkemizde, her şeyde olduğu gibi mevcut zengin insan kaynağımızla yargıda da bağımsız ve vatandaşına hizmet odaklı yapılaşmayı tamamladık. Çarkları en etkin ve verimli şekilde işletmeyi başardık." dedi.
Türkiye'de günümüzdeki toplumsal huzurun, siyasi istikrarın ve sivil temsil kabiliyetinin her zaman var olmadığını, geçmişte onlarca yıl olağanüstü hal uygulamalarıyla yargının işlemez hale getirildiğini belirten Gürlek, böylece yargının vatandaşın değil, vesayetin hizmetine sunulmak istenen hukuk sistemlerine şahit olduğunu söyledi. Gürlek, "Bugün geldiğimiz nokta itibarıyla çok iyi bir konumdayız." dedi.
Bu konuda büyük bedeller ödendiğine işaret eden Gürlek, "Geçmişten bugüne kronikleşen, milletimizin kalkınmasının, huzurunun ve güvenliğinin ayağında bir pranga haline getirilen terör belasından kurtulduk. Bu tehdidi kalıcı olarak ortadan kaldırma konusunda da son derece kararlıyız. Bütün bu tecrübeler, devletimizin kurumları ile toplumumuzun bütün kesimleri arasındaki birlik ve dayanışmanın taşıdığı hayati önemi açıkça göstermektedir." değerlendirmesini yaptı.
Bakan Gürlek, ziyaret ettiği her ilde baro başkanları ve yönetimleriyle bir araya geldiğini, mesleki meseleleri doğrudan istişare ettiklerini bildirdi.
Ankara 2 No'lu Barosunun Türk Dünyası Hukuku İş Birliği Komisyonu vasıtasıyla yürüttüğü çalışmaları da yakından takip ettiğini dile getiren Gürlek, şöyle devam etti:
"Ortak tarih ve medeniyet değerlerini paylaştığımız Türk dünyasıyla siyasi, ekonomik ve kültürel bağlarımız güçlenirken barolarımız ve hukukçularımız arasındaki işbirliğinin eğitimden tahkime, mevzuat çalışmalarından karşılıklı tecrübe paylaşımına kadar geniş bir alanda geliştirilmesini önemli görüyorum. Adriyatik'ten Çin Seddi'ne kadar uzanan Türk dünyasında bu gönüllü elçilerimizin fedakar çalışmalarını yürekten alkışlıyorum. Bu alanda emek veren baro yönetimimizi ve bu çalışmalara katkı sunan bütün avukatlarımızı gönülden kutluyorum."
"Türk milleti, adalet ve hukuk nerede, kime lazımsa orada olmaya devam edecektir"
Gürlek, hakim, savcı ve avukatlardan oluşan adalet teşkilatının bütün çalışanlarının emeklerinin birbirini tamamladığını belirtti. Yargı mensuplarının hedefinin, hakkın sahibine zamanında teslim edildiği, vatandaşların hukuk güvenliği içerisinde yaşadığı bir düzeni birlikte inşa etmek olduğuna işaret eden Gürlek, Adalet Bakanlığına sunulacak yapıcı, uygulanabilir ve çözüm odaklı her teklife kapılarının açık olduğunu vurguladı.
Dünya hukuk düzeninin tarihi bir imtihandan geçtiğini dile getiren Gürlek, "İnsan haklarını, hukukun üstünlüğünü ve insanlık onurunu dillerinden düşürmeyen çoğu Batılı ülkenin ağır mağduriyetler karşısında sergilediği çifte standart, uluslararası hukuka duyulan güveni ciddi biçimde sarsmıştır." şeklinde konuştu.
Yakın coğrafyada on yıllardır göçe, soykırıma ve katliamlara maruz kalan insanlar olduğunu anımsatan Gürlek, "Bir damla insan kanının bir damla petrolden daha değersiz olduğunu ispatlarcasına adil bir dünya düzeninden mahrum bırakıldıklarına hep birlikte şahit olduk." dedi.
Zulüm ve haksızlık karşısında mağdurun kimliğine, inancına veya yaşadığı coğrafyaya göre farklı tutumlar sergilendiğini belirten Gürlek, bunun uluslararası hukukun evrensellik iddiasına zarar verdiğine dikkati çekti.
Uluslararası kuruluşların etkisiz kaldığı ve hukuk kurallarının güçlü devletlerin çıkarlarına göre farklı biçimlerde uygulandığını aktaran Gürlek, "Bu dönemde Türkiye, hukuk kurumlarımızın, barolarımızın ve avukatlarımızın katkısıyla insan hakları ihlallerine karşı tutarlı bir yaklaşım benimsemeye ve uluslararası hukukun etkin biçimde işletilmesi için çaba göstermeye devam etmektedir. Açıkça söylüyorum bu, Türk milletinin tarihinden devraldığı en önemli görevlerden ve taşıdığı asli sorumluluklardan biridir. Türk milleti, adalet ve hukuk nerede, kime lazımsa orada olmaya devam edecektir. Karşı karşıya olduğumuz bu tablo, adalet merkezli, tutarlı ve bağımsız bir duruşun önemini bir kez daha ortaya koymaktadır." diye konuştu.
"Siyasi istikrarı, gelişen ekonomisi, milli birlik ve kardeşlik iradesi, köklü devlet geleneği ve güçlü hukuk sistemiyle" Türkiye'nin, bölgesinde ve dünyada adalet arayanların umudu olmaya devam edeceğini vurgulayan Gürlek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bunun yolu öncelikle kendi iç cephemizi tahkim etmekten, birlik ve beraberliğimizi korumaktan ve ülkemizin güvenli geleceğini sağlam temeller üzerinde inşa etmekten geçmektedir. Kendi içerisinde güçlü, huzurlu ve dayanışma içinde olan bir Türkiye insanlığın barışına, bölgesel istikrara ve küresel adalete çok daha büyük katkılar sunacaktır. İç cephesi zayıf bir toplum, her zaman yok olmaya mahkum olur. Bundan yaklaşık yüz yıl önce, Milli Mücadelemize merkezlik eden Ankara'mızın yanı başına kadar ilerleyen işgalci güçler vardı. Onların top sesleri Polatlı'ya kadar dayanmıştı. İşte tarihimizden ibret almalı ve asla rehavete kapılmamalıyız. Şüphesiz güçlü bir Türkiye'nin üzerinde yükseleceği en sağlam zemin, adalet ve hukuk güvenliğidir."
"Hiç kimse kendisini imtiyazlı veya ayrıcalıklı bir konumda göremez"
Bakan Gürlek, hukuk karşısında herkesin eşit olduğunu ve hiç kimsenin kanunların yaptırımından muaf olamayacağını bildirdi.
Adaletin herkese lazım olan can suyu olduğunu dile getiren Gürlek, "Hiç kimse kendisini imtiyazlı veya ayrıcalıklı bir konumda göremez. Toplum vicdanı buna asla müsaade etmeyeceği gibi Türk yargısı da bu konuda tavizsiz biçimde görevini icra etmeye devam edecektir. Vatandaşlarımızın huzur ve güvenliği bizim en önemli önceliğimizdir. Onların vicdanı bizlerin gerçeği yansıtan en doğru terazimizdir." ifadelerini kullandı.
Gürlek, son zamanlarda topluma örnek olması gereken popüler kişiliklerin milli ve ahlaki değerleri zedelediğini, hukuksuzluğu özendiren yaşam tarzlarıyla özellikle genç nesilleri zehirlediklerini belirterek, "Gereken yasal işlemleri gerçekleştirerek bu sorunların üzerine kararlılıkla gittik. Kültürel ve ahlaki çöküntülere zemin hazırlayan her kişi ve kurum bizim yakından gözlemlediğimiz ve tedbir aldığımız öncelikli hedeflerimizdendir." diye konuştu.
İnsanların iyi niyetle yaptıkları sosyal dayanışma projelerini suistimal eden herkese karşı da hukukun üstünlüğünü ve milletin haklarını koruyan adımlar attıklarını ifade eden Gürlek, "Her alanda yasalarımızın etrafından dolanmaya çalışan kişi ve kurumlara karşı gereken önleyici tedbirleri aldık." dedi.
"Ortak akılla hareket etmeye devam etmeliyiz"
Adalet Bakanı Gürlek, hukuk düzeninin en önemli unsurlarından birinin avukatlık mesleği olduğunu, avukatlığın savunmayı temsil ettiğini söyledi.
Avukatlık mesleğini temsil eden kişi ve kurumların mesleki amaçlarından uzaklaşmamaları gerektiğinin altını çizen Gürlek, avukatların siyasi veya ideolojik çekişmelerin etkisi altında kalmadan bağımsızlıklarını, meslek etiğini ve hukukun üstünlüğünü her şartta korumalarının büyük önem taşıdığını vurguladı.
Avukatların görevlerini daha iyi şartlarda yerine getirebilmeleri için yürütülen çalışmaları büyük bir hassasiyetle takip ettiklerini anlatan Gürlek, "Yargılama faaliyetinin farklı noktalarında görev yapıyor olsak da hepimizin ortak amacı hakkı ortaya çıkarmak ve adaletin tecellisini sağlamaktır. Sorunlarımız da bu sorunlar için üreteceğimiz çözümler de ortaktır. Daha güçlü bir hukuk sistemi için aynı masa etrafında konuşmaya, birbirimizi dinlemeye ve ortak akılla hareket etmeye devam etmeliyiz." şeklinde konuştu.
Yargı Reformu Strateji Belgesi'nde savunmayı güçlendirmeyi ve avukatların adli süreçlere daha etkin katılımını sağlamayı temel hedefleri arasına aldıklarını anımsatan Gürlek, "Yeni Avukatlık Kanunu hazırlıklarından bilgi ve belgeye erişim yetkilerinin genişletilmesine genç, bağlı çalışan ve kamu avukatlarımızın desteklenmesinden CMK (Ceza Muhakemesi Kanunu) ve adli yardım hizmetleri ile çalışma şartlarının iyileştirilmesine kadar birçok alanda çalışmalarımızı sürdürüyoruz." ifadelerini kullandı.
Gürlek, avukatlık hizmetlerindeki vergi yükünün azaltılması, UYAP ve e-duruşma uygulamalarının geliştirilmesi, mesleki faaliyetleri nedeniyle avukatlara yönelik şiddetle mücadele ve avukatla temsilin yaygınlaştırılması yönündeki adımları da barolarla istişare içerisinde atmaya devam edeceklerini aktardı.
12. Yargı Paketi'nin ilk kısmının kanunlaşarak yürürlüğe girdiğini hatırlatan Gürlek, "İnşallah ekim ayında ikinci kısmını da gündeme getireceğiz. 24-25 maddeden oluşmasını öngördüğümüz bu pakete, avukatlarımızın yaşadığı sorunların da çözümüne yönelik bazı düzenlemeleri de eklemeyi temenni ediyoruz. Bu konuları Ankara 2 No'lu Baromuzun Sayın Başkanı ile de sürekli görüşüyor, avukatlarımızın talep ve beklentilerini istişare içerisinde değerlendiriyoruz." diye konuştu.
Avukatlardan silah ruhsatı ücretleri konusunda da talepler geldiğine işaret eden Gürlek, "Bu konuda Maliye Bakanlığımızla görüşmeler yaptık, sağ olsunlar onlar da bize yardımcı oldular. İnşallah ekim ayında gündeme gelecek pakette, silah ruhsatı ücretinin ilk başvuruda yarı oranında alınması, devamındaki yenilemelerde ise ücret alınmaması yönünde ortak bir mutabakata vardık." ifadelerine yer verdi.
Kira tespit davalarının 9 ayda tamamlanması hedefleniyor
Adalet Bakanı Gürlek, avukatların açtıkları davaların ne kadar sürede sonuçlanacağını bilmek zorunda olduğunu, bu nedenle hakim ve savcıların yargıda belirlenen hedef sürelere riayet etmeleri gerektiğini vurguladı.
"Kira tespit davalarının 9 ayda, tahliye davalarının ise 1,5 yılda tamamlanmasını hedefliyoruz." diyen Gürlek, boşanma davalarının uzamasını önleyecek tedbirlerin de gündemde olduğunu ifade etti.
"Süresiz nafaka" konusuna da değinen Gürlek, "Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında süresiz nafaka konusunda ihtiyaç duyulan yasal düzenlemeleri de ekim ayındaki paket kapsamında hayata geçirmeyi planlıyoruz. Avukatlarımızın zamanlarını ve mesailerini duruşma salonlarında ve adliye koridorlarında bekleyerek geçirmelerini istemiyoruz." dedi.
Adalet Bakanı Gürlek, "Güçlü Türkiye hedefi"ne ulaşmanın yollarından birinin güçlü bir hukuk düzeninden geçtiğine dikkati çekerek, "Adaletin Yüzyılı vizyonunu hayata geçirirken sivil, demokratik ve kuşatıcı bir anayasa hedefimizden vazgeçmeden hukuk devletimizi, demokrasimizi ve temel hakları daha ileriye taşımaya yönelik irademizi sürdüreceğiz." diye konuştu.
Fransa'nın Saint-Paul-de-Vence kasabasında sinema ve dizi sektörünün geleceğine ilişkin Işık Zirvesi başladı.
Macron ve Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae Myung'un eş başkanlığında düzenlenen zirvede, sinema ve dizi sektörünün karşı karşıya olduğu değişimler ele alınacak.
Zirveye, yaklaşık 60 ülkeden sinema, dizi ve oyun sektörlerinden isimlerin de yer aldığı 200'den fazla kişi katılıyor.
Macron, zirvenin açılışında yaptığı konuşmada, 19. yüzyılda, Louis ve Auguste Lumiere kardeşlerin tarihteki ilk hareketli görüntüleri perdeye yansıttığını hatırlatarak, "Teknik bir inovasyonun da ötesinde, dünyaya bakmanın, onu göstermenin, anlatmanın yeni bir şekli başlamıştı." dedi.
Fransız sinemasının ve Güney Kore dizilerinin sınırları aşarak dünyada parladığını söyleyen Macron, bu iki ülkeye ait film ve dizilerin, bir kültürün kendi özüne sadık kalarak küreselleşebileceğini gösterdiğini dile getirdi.
Macron, "Sinema ve görsel animasyonlar, kimsenin inkar edemeyeceği değişimlerden geçiyor." diyerek, yapay zekanın ve insanların dikkatinin sosyal medya platformlarınca ele geçirilmesinin "bir çağ değişiminin" göstergesi olduğunu ifade etti.
Mevcut çağda, görsellerin neredeyse sonu yokmuşçasına çoğaldığını belirten Macron, "Bu görseller, sinema perdelerimizde, televizyonlarımızda, oyun konsollarımızda ve akıllı telefonlarımızda hızla akıp geçiyor." şeklinde konuştu.
"Her şeye bakma uğruna sonunda hiçbir şey görmeme riskiyle karşı karşıyayız"
Macron, bu durumun insanların kültür, ilim ve sanatla olan bağını etkilediğini vurgulayarak, tarihte hiçbir zaman bugünkü kadar insanın, bu denli bilgiye, içeriğe ve esere erişemediğine işaret etti.
"Hiçbir zaman ekranlara bu kadar bakmamıştık. Ne var ki her şeye bakma uğruna sonunda hiçbir şey görmeme riskiyle karşı karşıyayız." değerlendirmesini yapan Macron, insanları içeriklere sürükleyen sosyal medya platformlarının, çocukların ve yetişkinlerin dikkatini yakalamayı ve geçici bir heyecan yaratmayı amaçlayan ekonomik bir modele sahip olduğunu belirtti.
Macron, bu modelin, insanların dikkatini paraya dönüştürmeyi amaçladığının altını çizerek, "Günümüzde toplumlarımızda okumak için zaman ayırmak giderek zorlaşıyor." dedi.
Bugünün dünyasında görsellerin sınır tanımadığını dile getiren Macron, çok taraflı işbirliği anlayışının sinema ve dizi gibi görsel sektörlere taşınması çağrısında bulundu.
Macron, görsel sektöre destek için "Işık Ortaklığı"nın kurulması amacıyla gelecek 5 yıl için toplam 1 milyar avroluk ortak bütçe ayıracaklarını kaydetti.
Premier Lig'de Manchester City, LaLiga'da Barcelona, Serie A'da Roma, Bundesliga'da Augsburg ve Ligue 1'de ise Monaco, puan tablosunun zirvesinde yer aldı.
LaLiga, Premier Lig ve Serie A'nın son şampiyonları, yeni sezonu kayıpsız başladı.
Premier Lig'de Arsenal, sezonun ilk 3 haftasında 9 puan toplarken LaLiga şampiyonu Barcelona ise sezona 4'te 4 galibiyetle başladı. Serie A'da son şampiyon Inter ise yeni sezondaki ilk 3 maçta 3 galibiyet aldı.
Öte yandan, Bundesliga'da son şampiyon Bayern Münih, yeni sezonda ilk 2 haftada 4 puan aldı.
Ligue 1'de son şampiyon Paris Saint-Germain (PSG) ise ilk 3 haftada sadece 2 puan toplayabildi.
Premier Lig
Premier Lig'in 3. haftasında, Manchester City sahasında Coventry City'i 1-0 mağlup etti ve lige 3'te 3 galibiyetle başladı.
Son şampiyon Arsenal ise konuk ettiği Chelsea'yi 2-1 yendi.
Ligin yeni ekiplerinden Hull City, sahasında Aston Villa ile 0-0 berabere kaldı.
Hull City, Premier Lig'de yeni sezonda gol yemeyen tek takım konumunda bulunuyor.
Türk iş insanı Acun Ilıcalı'nın sahibi olduğu Hull City, ilk haftada Manchester United'ı 2-0, ikinci hafta da da Coventry City'yi 1-0 mağlup etmişti.
Premeir Lig'in ilk 3 haftasının ardından Manchester City, 9 puan ve averajla zirvede yer alırken son şampiyon Arsenal, yeni sezona da 3'te 3 galibiyetle başladı ve 9 puan ve averajla ikinci sırada yer aldı. Hull City ise 7 puanla 3. sırada bulunuyor.
LaLiga
LaLiga'nın 4. haftasında son şampiyon Barcelona deplasmanda Valencia'yı 5-0 mağlup etti.
Son şampiyon Barcelona, Valencia karşısında aldığı bu sonuçla sezona 4'te 4 galibiyetle başladı.
Real Madrid ise deplasmanda Real Betis'e 1-0 yenildi ve yeni sezonda ilk puan kaybını yaşadı.
LaLiga'da son şampiyon Barcelona, sezona 4 maçta 4 galibiyetle başlayarak 12 puanla zirvede yer aldı. Alaves, 10 puanla ikinci, Real Madrid ise 9 puanla üçüncü sırada bulunuyor.
Serie A
İtalya Serie A'nın son şampiyonu Inter, 3. hafta maçında 2-0 geriye düştüğü karşılaşmada ağırladığı Napoli'yi 3-2 mağlup etti. Inter'in galibiyet golü, 90+1. dakikada Lautaro Martinez'den geldi.
Fenerbahçe'nin UEFA Şampiyonlar Ligi'ndeki rakiplerinden Roma konuk ettiği Atalanta'yı 2-1 yendi.
Juventus ise konuk ettiği Milan ile 1-1 berabere kaldı.
Serie A'nın ilk 3 haftasının ardından Roma, 9 puan ve averajla zirvede yer alırken son şampiyon Inter ise sezona 3'te 3 ile başladı ve ikinci sırada bulunuyor. Como, Juventus ve Milan ise 7'şer puana sahip durumda.
Bundesliga
Bundesliga'nın 2. haftasında Bayern Münih, deplasmanda Schalke ile golsüz berabere kaldı.
Son şampiyon Bayern Münih, yeni sezonun ilk haftasında aldığı galibiyetin ardından bu sezon ilk puan kaybını yaşadı.
Augsburg ise deplasmanda Eintracht Frankfurt'u 4-1 mağlup etti ve 2. hafta maçlarının ardından ligde zirvede yer aldı.
Bundesliga'da son şampiyon Bayern Münih, yeni sezonda ilk 2 haftada 4 puan topladı.
Ligue 1
Ligue 1'in 3. haftasında Monaco deplasmanda Paris Saint-Germain'i (PSG) 2-1 mağlup etti.
Monaco, bu galibiyetle sezona 3'te 3 ile puan kaybı yaşamadan başladı ve 9 puanla zirvede yer aldı.
Ligue 1'de son şampiyon PSG ise ilk 3 haftada sadece 2 puan toplayabildi.
Bekayi, başkent Tahran'da düzenlediği haftalık basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı.
İran ile Umman arasında Hürmüz Boğazı'nda güvenli rota belirlenmesi konusundaki anlaşmaya ilişkin Bekayi, şu ifadeleri kullandı:
"İki kıyıdaş ülke olan İran ve Umman, Hürmüz Boğazı'nda güvenli denizcilik rotası belirlenmesi konusunda ciddi müzakereler yürütmüş ve ilerleme kaydetmiştir. Önümüzdeki günlerde İran ile Umman arasındaki mutabakatın Uluslararası Denizcilik Örgütü'ne kaydedilmesi bekleniyor."
"Deniz ablukası uluslararası topluma saldırıdır"
Bekayi, ABD'nin İran'a uyguladığı deniz ablukası ve "dayattığı ekonomik savaşın" yalnızca İran'a karşı değil, tüm uluslararası topluma, serbest ticarete ve Birleşmiş Milletler Şartı'nın ilkelerine yönelik bir saldırı olduğunu öne sürdü.
Hürmüz Boğazı'nda artan gerilime de değinen Bekayi, son günlerde bölgede yaşananların bazı çevrelerce ifade edildiği gibi "tanker savaşı" değil, ABD ve İsrail’in saldırganlığı ile başlayan ve daha geniş anlamlar taşıyan bir durum olduğunu, boğazın yine bu iki ülkenin eylemleri nedeniyle güvensiz hale geldiğini söyledi.
Bölgede ve uluslararası sularda ticaret gemilerine yönelik saldırıların ABD tarafından başlatıldığını ve bu saldırıların "terörist bir eylem" olduğunu söyleyen Bekayi, İran'ın yasal olarak kendisini savunma hakkı bulunduğunu ve bu kapsamda gerekli önlemleri almaya devam edeceklerini belirtti.
Katar'da tutulduğu öne sürülen İranlı pilotlar meselesi
Bekayi, Katar'da tutulduğu öne sürülen 3 İranlı pilotun durumuna ilişkin de açıklamalarda bulundu.
Teknik bir heyetin pilotların durumuyla ilgili Katar'ı ziyaret ettiğine işaret eden Bekayi, teknik görüşmelerin ve müzakerelerin sürdüğünü, konuyu ciddiyetle takip ettiklerini dile getirdi.
Katar heyetinin cumartesi günü Tahran'da İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ile olumlu bir görüşme gerçekleştirdiğini belirten Bekayi, geçen hafta Umman ve Pakistan heyetlerinin de Tahran'a gelerek İranlı yetkililerle görüştüğünü, gerilimin azaltılmasını isteyen bölge ülkeleriyle temasların sürdüğünü kaydetti.
Güney Kore'nin Hürmüz Boğazı'ndaki olası askeri varlığı
Güney Kore'nin Hürmüz Boğazı'nda askeri varlık gösterme ihtimaline ilişkin de konuşan Bekayi, bu tür girişimlerin bölgedeki meseleleri daha da karmaşık hale getireceğini belirtti.
Bekayi, ABD'nin eylemlerine katılmanın saldırganlığa ortak olmak anlamı taşıyacağını söyledi.
Azerbaycan Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamaya göre Aliyev, Anayasa'nın ilgili maddelerini esas alarak Aziz Sancar'ın "Şöhret" nişanıyla ödüllendirilmesine ilişkin kararnameye imza attı.
Kararnamede, Sancar'ın Azerbaycan ile uluslararası bilimsel ve insani işbirliğinin güçlendirilmesine yönelik özel hizmetleri dolayısıyla ödüle layık görüldüğü belirtildi.
BBC'de ve IKBY yerel basınında yer alan haberlere göre, ABD'nin Peşmerge güçlerine yönelik yıllık 61 milyon doları bulan finansal yardımı içeren desteğinin 30 Eylül'de sona ereceği öne sürülüyor.
Peşmerge güçlerine yardımların kesileceği iddia edilen tarihte, Irak'taki ABD öncülüğündeki DEAŞ karşıtı Uluslararası Koalisyon'un da ülkedeki görev süresinin sona ermesi bekleniyor.
AA muhabirine konuşan uzmanlar, Peşmerge güçlerine yardımların kesilmesi ihtimalinin, ABD/İsrail ile İran arasındaki savaşta çok sayıda insansız hava aracı (İHA) ve füze saldırılarının hedefi olan IKBY'nin güvenliğini ve Washington-Erbil ilişkilerini nasıl etkileyebileceğini ele aldı.
"IKBY'yi saldırılara karşı daha savunmasız bırakacak"
Atlantik Konseyi Kıdemli Üyesi Omar Al-Nidawi, ABD'nin Peşmerge güçlerine yardımının sona ermesi ihtimaline ilişkin "Bu durum, Erbil'de Washington'ın müttefik olarak izlediği yol hakkındaki endişeyi muhtemelen artıracaktır." dedi.
Nidawi, bu duruma örnek olarak, "Iraklı Kürt liderlerin, 2025-2026 çatışmaları sırasında, Suriye merkezi hükümetini güçlendirmek lehine ABD'nin Suriyeli Kürtleri terk ettiği şeklinde gördükleri gelişmeleri endişeyle izlemelerini" gösterdi.
Iraklı Kürtler için en acil güvenlik endişesinin, "İran ve müttefik milislerin IKBY'ye yönelik insansız hava aracı ve füze saldırılarına karşı koruma sağlayacak hava savunma kapasiteleri olduğunu" ifade eden Nidawi, şunları söyledi:
"ABD, son kalan askerlerini çekerken ABD (hava savunma) sistemlerinin de kaybedilmesiyle birleşince, (Peşmergeye) yardım programının sona ermesi IKBY'yi saldırılara karşı daha savunmasız bırakacaktır."
Nidawi, "IKBY'nin, bölgedeki Kürt muhalif grupların varlığı gibi konularda İran'ın taleplerini karşılamak için artan bir baskı altında kalabileceği" görüşünü de paylaştı.
"Yardımlar hiçbir zaman uzun vadeli bir düzenleme olmadı"
Yeni Amerikan Güvenliği Merkezi (CNAS) Orta Doğu Güvenlik Programı üyesi Hamzeh Hadad ise "ABD ile Irak Kürdistanı arasındaki ilişkilerin değişeceğini düşünmüyorum. Günün sonunda, Irak'taki Kürt partilerinin ABD'ye ihtiyacı, ABD'nin onlara ihtiyacından daha fazla." diye konuştu.
Hadad, ABD’nin Peşmergeye yardımları konusunun, "güvenlik konusunda hiçbir zaman uzun vadeli bir düzenleme olmadığını" dile getirdi.
Yardımların kesilmesi ihtimalinin IKBY'yi güvenlik reformunu daha ciddiye almaya zorlayacağını söyleyen Hadad, Irak güvenlik güçleri ile daha fazla koordinasyon yapılması gerekebileceğinin de altını çizdi.
Hadad, "ABD'nin varlığı ve desteği, İran'ın ve Irak'taki silahlı grupların (IKBY'ye karşı) saldırılarını önlememiştir. ABD'nin daha az müdahil olması (Peşmergeye yardımların kesilmesi), Irak Kürdistanı'nın hedef olması için daha az bahane oluşturacaktır." değerlendirmesinde bulundu.
"IKBY, Peşmerge güçlerini finanse etmekte Bağdat'a daha bağımlı olacak"
IKBY başta olmak üzere Orta Doğu üzerine çalışmalar yapan gazeteci Paul Iddon, Peşmerge güçlerine yardımların durdurulmasının etkisinin mutlaka kötü olacağını düşünmediğini belirterek "Bu yardım başından beri, şu an sona eren (ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyon) DEAŞ karşıtı görev çerçevesinde sağlandı ve asla kalıcı olmayacaktı." diye konuştu.
IKBY yetkililerinin de bu durumu son haftalarda kabul ettiğini aktaran Iddon, koalisyonun muharebe görevinin resmi olarak Aralık 2021'de sona erdiğini ve dolayısıyla bunun "ansızın ve birdenbire ortaya çıkan bir gelişme olmadığını" söyledi.
Iddon, "Aynı zamanda, zamanlama Erbil için biraz endişe verici. Erbil, uzun süredir çoğu memur maaşını zamanında ödemek için mücadele ediyor ve Peşmerge Bakanlığı tarafından istihdam edilen Peşmerge birliklerini finanse etmek için Bağdat'a daha da bağımlı hale gelecek." ifadelerini kullandı.
"Koalisyonun çekilmesi, yardımların kesilmesinden daha çok IKBY güvenliğini etkileyecek"
"Koalisyon güçlerinin çekilmesi, en azından kısa vadede, (Peşmergeye) yardımların kesilmesinden daha çok IKBY güvenliğini etkileyecektir." diyen Iddon, Amerikan ve İngiliz hava savunma sistemlerinin, ABD/İsrail ile İran arasındaki savaş boyunca Erbil'e İHA'lara ve füzelere karşı fiilen önemli ölçüde koruma sağladığını ancak bunların çoğunun geri çekilmekte olduğunu dile getirdi.
Iddon, buna rağmen, bu sistemlerin "hiçbir zaman IKBY'nin stratejik savunmasını sağlamadığını" belirterek, ABD/İsrail-İran savaşı sırasında, füzelerle hedef alınan Peşmergelerin hayatını kaybettiğine ve IKBY liderlerinin konutlarının defalarca İHA'larla hedef alındığına işaret etti.
Koalisyon güçlerinin, Mart 2022 ve Nisan 2024'te İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından düzenlenen füze saldırılarına karşı da Erbil kentini "savunamadığını veya savunmadığını" söyleyen Iddon, şöyle konuştu:
"ABD'nin çekilmesinin, İran ve Iraklı milislerin IKBY'ye yönelik saldırılarında bir azalmaya yol açma ihtimali düşük de olsa var ancak ben buna güvenmezdim. İran/Devrim Muhafızları Ordusunun burada (IKBY'de) İranlı Kürt muhalif gruplara yönelik saldırılarını sürdüreceğini sanıyorum. Bence geri çekilmenin ardından, ara sıra Irak dışındaki üslerden kalkan ABD/koalisyon savaş uçaklarının, bölgeyi hedef alan Iraklı milislerin ve İran'ın insansız hava araçlarını düşürdüğünü göreceksiniz."
ABD-IKBY arasında gelecekte yeni bir güvenlik çerçevesi ihtimali olabilir
Bu durumun, ABD-IKBY ilişkilerinde muhtemelen başka bir geçiş evresi olduğunu kaydeden Iddon, iki aktörün büyük ihtimalle gelecekte yeni bir güvenlik çerçevesi altında faaliyet göstereceği yorumunu yaptı.
Iddon, "ABD yetkilileri, en büyük Amerikan konsolosluğunun Erbil'de inşa edilmesini, devam eden bağların bir kanıtı olarak sürekli vurguluyor. Yine de Irak'ta potansiyel bir güç boşluğu IKBY için endişe verici." ifadelerini kullandı.
Soruşturma kapsamında, 6 Şubat–31 Aralık 2023 tarihleri arasında depremzedelere ulaştırılmak üzere Ahbap Derneği tarafından 4,3 milyar TL bağış toplandığı, bu tutarın 4,2 milyar TL’sinin harcandığı ve 950 milyon TL’sinin nakit olarak çekildiği tespit edildi. Nakit çekimlerden birinin tek seferde 500 milyon TL olduğu belirlendi.
Yapılan incelemelerde, 29 şirket ve 7 şahıs şirketine toplam 1 milyar 757 milyon 547 bin 770 TL transfer edildiği tespit edildi.
Soruşturma kapsamında bazı yüksek tutarlı harcamaların karşılığında mal veya hizmet alınmadığı, nakliye işlemlerinden şahsi menfaat sağlandığı ve bazı yardımların kamu kurumlarına eksik teslim edildiği belirlendi.
Öte yandan, Ahbap Derneği’nin İzmit’teki depolarında depremzedeler için temin edilen yüzlerce çadır, tekerlekli sandalye, elektrikli bisiklet, kırtasiye ürünü ve çeşitli yardım malzemesinin kullanılmadan bekletildiği tespit edildi.
Söz konusu yardım malzemelerinin hak sahiplerine ulaştırılması için işlem başlatıldı.
Ahbaplar Suç Örgütü 5. Dalga Şüpheli Listesi:
1. Ahmet KAPTAN
2. Ali Suat TALAŞ
3. Ardıl Fırat YANBAK
4. Aytaç AĞADAĞ
5. Aziz Tunç BATM
6. Bayram CİNOĞLU
7. Bülent ÇEÇEN
8. Çağlar GÖKTAŞ
9. Cem ALTIN
10. Cemil YEŞİL
11. Cengiz KARA
12. Ceyhun ÇETİN
13. Dilek TOKDEMİR
14. Emre YILDIRIM
15. Enes Can TEKİN
16. Fatma Şahin İŞLER
17. Feriha ÇETİN SEVİNÇ
18. Hasan KURŞUNOĞLU
19. Hüseyin TEKİN
20. İbrahim ŞENEL
21. İbrahim Talha ALKAN
22. İsmail Tugay GÜZEL
23. İsmail Ulaş BARDAKÇI
24. Kadem Berker YAŞAR
25. Kadir YARALI
26. Kamil ZEYTİNCİ
27. Mehmet KARAKAYA
28. Mehmet ZEYTİNCİ
29. Mesut ALKAN
30. Mevlüt SARIBAŞ
31. Muhammed Caner BAHADIR
32. Murat KORAN
33. Niyazi ŞİMŞEK
34. Nurican OKTAY
35. Rahim YURT
36. Rahmi AKGÜN
37. Recep ŞARLAK
38. Rıdvan DEMİR
39. Selami DEMİR
40. Selçuk ASLAN
41. Senar BAHADIR
42. Serdar BİLECEN
43. Songül TOSUN
44. Şefik FERMANOĞLU
45. Şerafettin TEKİN
46. Tarık ALTUN
47. Timur ÖZDEMİR
48. Tuncer ŞİMŞEK
49. Ünal IRMAK
50. Vedat DEMİR
51. Yasin MİNTAŞ
52. Yasin TOZLU
53. Yusuf Esat ERİŞGEN
Trabzon'un Köprübaşı ilçesinde 2 Haziran 1948'de doğan Yazıcıoğlu, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. Yazıcıoğlu'nun 1968'de başlayan meslek hayatının ilk durağı Aydın oldu.
Burada kaymakam vekilliği yapan Yazıcıoğlu, daha sonra farklı illerde yürüttüğü kaymakamlık görevlerinin ardından 1984'te Tokat Valiliğine atandı. O tarihte 36 yaşında olan Yazıcıoğlu, Türkiye'nin en genç valisi olarak bilindi. Yazıcıoğlu, yaklaşık 5 yıl kaldığı kentte eğitim ve sağlık alanındaki çalışmalarıyla dikkati çekti.
Yazıcıoğlu, kaymakam vekilliği yaptığı Aydın'a 1989'da bu kez vali olarak döndü. Şehrin tarımı ve ekonomisi üzerinde duran Yazıcıoğlu, kentin jeotermal kaynaklarını bu potansiyelin önemli parçalarından biri olarak görüyordu.
Sıcak suyun, şehrin ısıtılmasından termal otellere kadar ekonomik değere dönüşmesi için çaba harcayan Yazıcıoğlu, bu konudaki projesini hayata geçiremeden 1991'de Erzincan'a atandı.
Yazıcıoğlu'nun Erzincan'daki görevinin ilk yılı bitmeden 13 Mart 1992'de büyük bir deprem meydana geldi. Yazıcıoğlu, bu süreçte şehrin yeniden ayağa kaldırılması ve vatandaşların yaralarının sarılması için yoğun çaba harcadı. Erzincan yıllarında üstlendiği bir başka iş ise bölge halkının uzun süredir beklediği köprüydü. Yaklaşık 30 yıldır yapılamayan köprünün tamamlanmasına öncülük eden Yazıcıoğlu, vatandaşların gönlünde taht kurdu.
Yazıcıoğlu, 1999'da merkez valiliğine, 2003'te de Denizli Valiliğine atandı.
Kapısı herkese açık olan Yazıcıoğlu, zaman zaman tebdilikıyafetle kurumlara yaptığı ziyaretlerle de adından söz ettirdi.
Adı yaşatılıyor
Denizli Valiliği görevini sürdürürken 2 Eylül 2003'te Eskişehir-Ankara kara yolu Temelli mevkisi yakınlarında trafik kazası geçiren Yazıcıoğlu, 8 Eylül 2003'te 55 yaşında hayatını kaybetti.
Görev yaptığı illerde "Süper Vali" ve "Efsane Vali" olarak hatırlanan, halkın büyük sevgisini kazanan Yazıcıoğlu'nun cenazesi, binlerce kişinin katıldığı törenle Aydın'ın Söke ilçesinde toprağa verildi.
Adı caddelere, okullara, hastanelere ve köprülere verilen Yazıcıoğlu, çalışkanlığı, görev yaptığı şehirlerdeki hizmetleri, dürüstlüğü, cesareti ve halka yakınlığıyla anılıyor.
Bakan Kurum, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, şu ifadelere yer verdi:
"Denizlerimizin mavisi gelecek nesillere ulaşsın diye Akdeniz’in en büyük çevre koruma seferberliğini başlatıyoruz. Fethiye'de deniz ekosistemini tehdit eden 16,2 milyon metreküp dip çamurunu temizliyoruz. Deniz çayırlarını koruyacak, çapa atmaya gerek kalmayacak, Mapa-Şamandıra Sistemini devreye alıyoruz. Kontrolsüz tekne bağlamanın önüne geçerek deniz trafiğini düzenliyoruz."
Davanın Kahramanmaraş 3. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki ilk duruşmasında, ölen saldırganın babası sanık Uğur Mersinli'nin tutukluluk halinin devamına, annesi sanık Peyman Pınar Mersinli'nin ise tahliyesine karar verilmişti.
Cumhuriyet Başsavcılığınca, annenin tahliyesine mevcut delil durumu dikkate alınarak itiraz edildi.
İtirazı bir üst mahkeme sıfatıyla değerlendiren Kahramanmaraş 4. Ağır Ceza Mahkemesi, Peyman Pınar Mersinli hakkında yeniden tutuklama kararı verdi.
Osmaniye'de gözaltına alınan Mersinli, işlemlerinin ardından yeniden cezaevine gönderildi.
İddianameden
Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 43 sayfalık iddianamede, tutuklu sanık Uğur Mersinli'nin 10 kişiye yönelik "olası kastla öldürme", 15 kişiye yönelik farklı niteliklerde "olası kastla yaralama" ile "Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'a muhalefet" suçlarından, tutuklu sanık Peyman Pınar Mersinli'nin ise "bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma" suçundan cezalandırılması isteniyor.
Kahramanmaraş'taki Ayser Çalık Ortaokulunda 15 Nisan'da öğrenci İsa Aras Mersinli tarafından gerçekleştirilen silahlı saldırıda öğretmen Ayla Kara ve 9 öğrenci hayatını kaybetmiş, 15 öğrenci yaralanmıştı.
Dün akşam saatlerinde İstanbul Kağıthane’deki evinde ölü bulunan oyuncu Serhat Kılıç’ın cenazesi, otopsi işlemleri için Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı.
Alınan bilgiye göre, oyuncu Serhat Kılıç’tan haber alamayan kız arkadaşı Özlem E. (50), Kılıç’ın yaşadığı eve geldi. Kapıyı çalan Özlem E., yanıt alamayınca eve kendisinde bulunan anahtarla girdi. Özlem E., Kılıç’ı salonda oturur halde hareketsiz buldu. İhbar üzerine olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Sağlık ekipleri tarafından yapılan kontrolde Kılıç’ın hayatını kaybettiği belirlendi.
Olay yeri inceleme ekipleri oyuncunun evinde ve çevresinde çalışma gerçekleştirdi. Öte yandan iddiaya göre polisin bilgisine başvurduğu Özlem E., erkek arkadaşı Kılıç’ın lenf kanseri olduğunu, perşembe gününden bu yana kendisinden haber alamadığını söyledi. Ayrıca, Kılıç’ın evinde uyuşturucu madde bulunurken, Kılıç’ın vefatı ’şüpheli ölüm’ olarak kayıtlara geçmişti. Kılıç’ın ölümüyle ilgili soruşturma başlatıldı.
Oyuncunun vefat haberini alan Serhat Kılıç’ın yakınları, evinin önüne geldi. Yakınları gözyaşlarına boğulurken, Kılıç’ın eski rol arkadaşı oyuncu Eren Vurdem de gelenler arasındaydı.
Öte yandan hayatını kaybeden oyuncunun cenazesi, kesin ölüm nedenin belirlenmesi için otopsi işlemleri yapılmak üzere Adli Tıp Kurumu Morguna kaldırıldı. Konuya ilişkin yürütülen çalışma sürüyor.
Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Ofisi'nde kulüplerin heyetleriyle ayrı ayrı görüştü.
İlk olarak Beşiktaş Kulübü Başkanı Serdal Adalı ile görüşen Erdoğan,
daha sonra Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım,
Galatasaray Kulübü Başkanı Dursun Özbek ve Trabzonspor Kulübü Başkanı Ertuğrul Doğan'ı yönetim kurulu üyeleriyle birlikte kabul etti.
Kabulde, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak da hazır bulundu.
Kabulde, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak da kabulde hazır bulundu.
"Tüm spor kulüplerimize başarılar diliyorum"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, NSosyal'deki hesabından yaptığı paylaşımda, "Bugün Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor kulüplerimizin değerli başkanlarıyla, yöneticileriyle bir araya geldik. Birkaç hafta önce başlayan Süper Lig'imizin dostluk, kardeşlik ve adil rekabet iklimi içerisinde süreceğine, kulüplerimizin Avrupa'da elde edeceği zaferlerle göğsümüzü kabartacağına yürekten inanıyor, tüm spor kulüplerimize başarılar diliyorum." ifadelerini kullandı.
Türk Yıldızlarının sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, "Milletimizden aldığımız güçle, ay yıldızlı bayrağımızı Romanya semalarında gururla dalgalandırdık." ifadesi kullanıldı.
Paylaşımda, Romanya semalarındaki gösteri uçuşundan görüntüler de yer aldı.
Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan "Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik", Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Buna göre, sulak alanlardan veya bunları besleyen kaynak, akarsu ve derelerden su almak için izin belgesi alınması gerekecek.
Sulak alanlar ile daimi veya mevsimsel akarsular üzerinde planlanan ve işletilen enerji, sulama ve içme suyu maksatlı su yapılarında, Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğünce hesaplanacak çevresel akış miktarı akarsu yatağına bırakılacak. Bu miktar, ilgili yönetmelikte belirlenen asgari seviyenin altında olamayacak.
Tescilsiz suni sulak alanların yönetimi, alanın biyolojik çeşitliliğinin korunmasına önem verilerek işleten kurum tarafından gerçekleştirilecek. Suni su çukurlarının kullanımı ve yönetimi, söz konusu alanı oluşturan veya buradan sorumlu olan kuruma ait olacak.
Faaliyet sahibinin organik üretim sertifikası sunması gerekecek
Alanın ulusal önemi haiz sulak alan olduğu tespit edilmesi halinde orman rejimine tabi olmayan alanlarda sulak alanın sınırları Ulusal Sulak Alan Komisyonunun kararıyla belirlenecek.
Sulak alan koruma bölgelerinin belirlenmesi aşamasında su ürünleri istihsal sahaları ve bu alanlarda getirilmiş olan düzenlemeler dikkate alınacak.
Özel mülkiyetteki parsellerde, sulak alan koruma bölgeleri onaylandıktan sonra tarımsal kullanım talep edilmesi halinde, drenaj yapılmadan organik tarım ve deniz yosunu üretimi izne tabi olacak ve bu amaçla su kuyusu açılabilecek. Organik tarım faaliyetlerinde Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik hükümleri uygulanacak ve faaliyet sahibinin organik üretim sertifikası sunması gerekecek.
Koruma bölgelerinin ilanından sonra yeni tarımsal alan açılamayacak
Sulak alan koruma bölgelerinin belirlendiği tarihte, kamuya ait arazilerde devam eden tarımsal faaliyetlere, kiralama süresi sonuna kadar izin verilebilecek. Bu sürenin ardından tarımsal kullanıma, organik üretim yapılması şartıyla devam edilebilecek.
Kamu mülkiyetinde bulunan arazilerde koruma bölgelerinin ilan tarihinden sonra yeni tarımsal alan açılamayacak.
Kontrollü kullanım bölgesi sınırları içerisinde yer alan organize sanayi, endüstri, serbest bölge veya ihtisas organize sanayi bölgelerinden kaynaklı, kümülatif etkinin tespiti için değerlendirme raporu hazırlanması gerekecek. Her tesis kendi faaliyetlerinden kaynaklanan yükümlülüklerden sorumlu olacak. Bu bölgeler içerisinde yer alan her faaliyet için ayrıca izin belgesi düzenlenmeyecek.
Sulak alanlar ile daimi veya mevsimsel akarsular üzerinde planlanan ve işletilen enerji, sulama ve içme suyu maksatlı su yapılarından, 30 Ocak 2002'den sonra işletmeye alınan ve özel sektör tarafından işletilenler için 2 yıl içinde ilgili Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğüne başvurularak izin belgesi alınması zorunlu olacak.
İzin belgesi 5 yıl geçerli olacak ve şartlara uyulması halinde yenilenebilecek. Bu süre içinde başvurmayan faaliyetler için idari yaptırım uygulanacak. Gerekli şartları yerine getiren işletmeler daha sonra izin belgesi için başvurabilecek.
Bakan Kurum, NSosyal hesabındaki paylaşımında, "Atmıyoruz. Topluyor, dönüştürüyor, çevreye de ekonomiye de katkı sağlıyoruz. DOA ile 200 milyon ambalaj topladık, geri dönüşüme kazandırdık. Sıfır Atık gibi DOA bilinci de dalga dalga büyümeye devam edecek." ifadelerini kullandı.
Kurum'un paylaştığı verilere göre, Türkiye genelinde 1 Temmuz itibarıyla ulusal entegrasyon süreci başlayan DOA sistemiyle 5 Eylül'e kadar 205 milyon 709 bin 303 DOA logolu PET, alüminyum ve cam içecek ambalajı toplandı. Sistemde kayıtlı kullanıcı sayısı 3 milyon 214 bin 992'ye ulaştı.
DOA ile Türkiye ekonomisine 30 milyar lira katkı sağlanacak
En çok ambalaj toplanan il, 46 milyon 678 bin 972 ambalajla Antalya oldu. Bunu 38 milyon 675 bin 928'le İstanbul, 24 milyon 339 bin 288'le İzmir, 18 milyon 723 bin 778'le Adana ve 16 milyon 712 bin 516'yla Ankara takip etti.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinasyonunda, Türkiye Çevre Ajansı (TÜÇA) tarafından yürütülen DOA sistemiyle artık içecek ambalajları çöp yerine DOA makinelerine atılıyor ve bu sayede geri dönüşümle ülke ekonomisine ham madde katkısı sağlanıyor.
Plastiklerin doğaya karışmasını da engelleyen bu sistemde vatandaşlara ise ambalaj başına 1 lira teşvik bedeli ödeniyor. Her yıl 25 milyar ambalajın toplanacağı bu sistemle Türkiye ekonomisine 30 milyar lira katkı sağlanması hedefleniyor.
Motor Sporları Merkezi'ndeki organizasyon kapsamında MXGP Türkiye, Dünya Motokros Şampiyonası MXGP, Dünya Gençler Motokros Şampiyonası MX2, Avrupa Motokros Şampiyonası EMX250 ve Avrupa Motokros Şampiyonası EMX125 serbest antrenman ve sıralama turları başladı.
Dünya Motokros Şampiyonas'ının 17. ayak yarışı, Afyonkarahisar'da düzenleniyor.
Türkiye Motosiklet Federasyonu Başkan Vekili Ogün Baysan, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, "Şimdi zamanlama yarışları başlayacak. Parkur bu yıl ilave ettiğimiz yeni figürlerle gerçekten çok iddialı, çok zor bir parkur haline geldi. 9 yıldır sürekli üstüne koyarak şampiyonayı geliştiriyoruz." dedi.
Baysan, organizasyonda hem festival hem yarış kısmının güçlenerek devam ettiğini belirterek, şöyle konuştu:
"Artık önümüzde onuncu yıl var. Onuncu yıl bizim için bir tarihten ibaret değil. Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal'ın da isteğiyle gelecek yıl festival 10 gün olacak. Biz de FIM'den gelecek yıl özellikle ilave yarışlar istedik. İnşallah kabul görür. Ama bu yıl bile 125 ve 250 Avrupa şampiyonalarını dahil ettik. Bu bir motosiklet organizasyonu. Bir yarıştan ziyade. Afyonkarahisar'ın dünyaya açılan bir kapısı oldu. Ülkeyi ve Afyonkarahisar'ı tanıtmanın en iyi yolu, spor turizminin en iyi yolu oldu. İstediğimiz rakamlara ulaştık."
İstedikleri noktada olduklarını vurgulayan Baysan, "Bu kadar yabancıyı burada en iyi şekilde ağırlıyoruz. Sadece yarış ve festival kısmı değil, esnafa, otele halka buranın çok farklı Anadolu'dan bir şehir olduğunu bütün dünyaya gösteriyoruz." diye konuştu.
Yemen'in batısındaki Taiz ve Hudeyde illerinde 4 Eylül'den itibaren yoğunlaşan çatışmalar, ülkenin farklı bölgelerindeki cephelerde yaşanan karşılıklı saldırılarla tırmanışa geçti.
Yerel basının askeri kaynaklara dayandırdığı haberlere göre çatışmalarda hükümet güçleri ve Husilerden onlarca kişi öldü ve yaralandı.
Çatışmalar sırasında sivil can kayıplarının da yaşandığı belirtilirken, tarafların kayıplarına ilişkin henüz resmi bir sayı açıklanmadı.
Temmuz ayında başlayan ve ağustosta farklı cephelere yayılan saldırılar, Nisan 2022'de Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğünde sağlanan ateşkesin ardından cephelerde oluşan görece sakinliği sona erdirdi.
AA muhabiri, çatışmaların yoğunlaştığı başlıca bölgeleri, bu noktaların askeri ve stratejik önemini ve son gelişmelerin siviller üzerindeki etkisini derledi.
Taiz'in batısında çatışmalar genişliyor
Son çatışmaların en yoğun yaşandığı bölgelerin başında Taiz'in batısındaki Kedha, Mekbene ve Cebel Habeşi cepheleri geliyor.
Bölgede 3 Eylül'de başlayan çatışmalar daha sonra Müzza ilçesine de yayıldı. Tarafların topçu, füze ve insansız hava araçları kullandığı çatışmalarda karşılıklı saldırılar yaşandı.
Yemen basını, çatışmaların Husilerin hükümet güçlerinin mevzilerine yönelik yoğun saldırılarıyla başladığını, bu saldırılar sırasında Taiz ve batı kıyısındaki bölgelere 14 balistik füze ve insansız hava aracı fırlatıldığını bildirdi.
Hükümet güçleri ise bazı mevzilerin Husilerin eline geçmesinin ardından karşı saldırıya geçtiğini ve Cebel Numan ile çevresindeki bazı noktaların yanı sıra Cebel Habeşi ilçesindeki El-Hazzan tepesinin bir bölümünü yeniden kontrol altına aldığını açıkladı.
Hükümet güçleri ayrıca Cebel Habeşi ve Mekbene cephelerinde bazı insansız hava araçlarını düşürdüğünü, Husilerin toplanma alanları ve takviye birliklerini topçu ve İHA'larla hedef aldığını duyurdu.
Bu cephelerin önemi, dağlık araziye sahip olmalarının yanı sıra Taiz kentini Kızıldeniz kıyısındaki Muha kentine bağlayan ana güzergaha yakın olmalarından kaynaklanıyor.
Hükümete bağlı Yemen televizyonunun haberine göre Husiler, Taiz ile Muha arasındaki ulaşım ağının önemli noktalarından El-Vaziiyye Köprüsü'nü de balistik füzeyle hedef aldı.
Hükümet güçleri, Husilerin Taiz'i batı kıyısından izole etmek, kente yönelik kuşatmayı sıkılaştırmak ve ardından Muha ile Babulmendeb yönünde ilerlemek istediğini belirtiyor.
Muha ve Babulmendeb hattı
Kızıldeniz kıyısındaki Muha, Babulmendeb Boğazı'na yakınlığı nedeniyle çatışmaların stratejik açıdan en önemli merkezlerinden biri olarak öne çıkıyor.
Kent, Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Tarık Muhammed Abdullah Salih'in liderliğindeki Ulusal Direniş Güçleri'nin kontrolünde bulunuyor. Bu durum Muha'yı Husilere karşı savaşan güçlerin batı kıyısındaki başlıca askeri konuşlanma noktalarından biri haline getiriyor.
Muha Limanı da Husilerin kontrolündeki Hudeyde Limanı'na karşı hükümetin kontrolündeki bölgeler için önemli ticari çıkış noktalarından biri.
Ağustos ayından bu yana kente ve limana balistik füzeler, İHA'lar ve bomba yüklü teknelerle çok sayıda saldırı düzenlendi.
Saldırılarda liman tesislerinin yanı sıra evler, ticari işletmeler, elektrik santralleri ve askeri noktalar hedef alındı, sivil ve askeri can kayıpları yaşandı.
Saldırıların limandaki ticari ve denizcilik faaliyetlerini durma noktasına getirdiği, hükümet kaynaklarının maddi zararı yaklaşık 79 milyon dolar olarak hesapladığı belirtildi.
Cuma günü Husilerin Muha kavşağı bölgesindeki bir lokantaya düzenlediği füze saldırısında bir sivilin öldüğü, en az 4 kişinin yaralandığı bildirildi. Husilerden saldırıya ilişkin henüz açıklama gelmedi.
Hudeyde'nin güneyindeki dağlık cepheler
Hudeyde'nin güneyindeki çatışmalar ise özellikle Dabas adı verilen geniş dağlık alan çevresinde yoğunlaşıyor.
Dabas'ın askeri önemi, Hays ve Carrahi ilçelerine hakim olması ve Kızıldeniz'in güney kıyılarına uzanan yol ve bölgelere yakın konumundan kaynaklanıyor.
Hükümet kaynakları, güçlerinin Hays cephesindeki Husilerin saldırılarını püskürttüğünü, Dabas Dağı ve çevresinde çatışmaların sürdüğünü açıkladı.
Çatışmalar ve topçu ateşi bölgede yeni bir göç dalgasına da yol açtı.
Hudeyde'deki hükümete bağlı Yerinden Edilen Kamplarını Yönetme Birimi, Hays, Carrahi ve Cebel Ras bölgelerindeki köy ve yerleşimlerden 57 ailenin, yaklaşık 400 kişinin ayrıldığını bildirdi.
Petrol zengini Marib yeniden hedefte
Yemen'in orta kesimindeki Marib, petrol ve doğal gaz kaynakları, hükümetin kontrolündeki enerji tesisleri ve hükümet güçlerinin önemli kalelerinden biri olması nedeniyle çatışmalarda kritik bir konuma sahip.
Son tırmanış sırasında Husilerin Seniyye, Ruveyk ve Sahn el-Cin kampları ile Harib ilçesindeki bazı noktaları füze ve İHA'larla hedef aldığı bildirildi.
Hükümet kaynakları, saldırıların Cev en-Nesim ve Bilil bölgelerindeki yerinden edilmiş kişilerin kaldığı kampların yakınlarına kadar ulaştığını ve sivil kayıplara neden olduğunu aktardı.
Husiler, saldırılarının "Suudi Arabistan takviyelerini" hedef aldığını savunurken, Yemen hükümeti saldırıların askeri ve sivil hedeflere yöneldiğini belirtiyor.
Hükümet, saldırıların Marib, Hadramevt ve Şebve çöllerinde silah kaçakçılığı ağlarına yönelik operasyonlarının ardından gerçekleştiğini ifade ediyor.
Hükümet güçleri de Marib'deki Husilerin mevzi, araç ve toplanma alanlarını topçu ve İHA'larla hedef aldığını duyurdu.
Marib, askeri öneminin yanı sıra insani açıdan da kritik bir merkez. Yemen hükümeti, 5 milyondan fazla kişinin yerinden edildiği ülkede vilayetin bu çerçevede 2 milyondan fazla kişiye ev sahipliği yaptığını belirtiyor.
Şebve'de petrol sahaları ve Marib'e uzanan cephe
Güneydoğudaki petrol zengini Şebve vilayetinde de Husiler, hükümet güçlerinin mevzilerine yönelik saldırılar düzenledi.
Hükümet kaynaklarına göre saldırılar, Marib sınırındaki Beyhan ilçesi ile Şebve'deki Ayn ve Marib'in Harib ilçesi çevresinde yoğunlaştı.
Petrol kaynaklarının yanı sıra coğrafi konumu ve Marib'e yakınlığı, Şebve'deki cepheleri çatışmaların seyri açısından stratejik hale getiriyor.
Hadramevt, Cevf ve Beyda'ya kadar uzanan gerilim
Askeri gerilim Taiz, Hudeyde, Marib ve Şebve ile sınırlı kalmadı.
Husiler, 6 Ağustos'ta doğudaki Hadramevt vilayetinde bulunan El-Aber askeri kampına saldırılar düzenledi. Aynı dönemde Marib'deki bazı askeri kampların da hedef alındığı bildirildi.
Güneybatıdaki Dali vilayetinde temmuz ayından bu yana karşılıklı saldırılar yaşanırken, hükümet güçleri kuzeydeki Cevf ve orta kesimdeki Beyda vilayetlerinde Husilerin mevzi ve toplanma alanlarına yönelik İHA ve topçu saldırıları düzenlediğini açıkladı.
Böylece çatışmalar, ülkenin yalnızca batı kıyısındaki hatlarda değil, askeri ve ekonomik açıdan önemli birçok temas noktasında yeniden yoğunlaştı.
Çatışmaların sivillere faturası ağırlaşıyor
Cephelerdeki hareketlilik, askeri hedeflerin yanı sıra sivil yerleşim alanlarını da etkiliyor.
Taiz'de Mekbene, Kedha ve cephe hatlarına yakın bölgelerde yaşayan onlarca aile çatışmalar nedeniyle evlerini terk ederek daha güvenli bölgelere yöneldi.
Daha önce yerinden edilen bazı ailelerin kaldığı Rahbe ve Raci kampları ile Hicab çevresindeki yerleşimlerde yaşayanların da yeniden göç etmek zorunda kaldığı bildirildi.
Cebel Habeşi, Dabab, Sayahi ve Huzran bölgelerindeki köy ve yerleşimlerin topçu ateşine maruz kaldığına ilişkin haberler, çatışmaların sivil nüfus üzerindeki baskısını artırdı.
Hudeyde'de ise yaklaşık 400 kişinin yeni göç dalgasına katılması, yıllardır süren savaş nedeniyle zaten ağır insani koşullar altında bulunan bölgelerde yeni barınma, gıda ve su ihtiyacı doğurdu.
Temmuzdan bu yana tırmanan gerilim
Son çatışma dalgasının, temmuz ayında başlayan karşılıklı saldırıların devamı olduğu belirtiliyor.
Yemen Savunma Bakanlığı, 13 Temmuz'da İran'a ait Mahan Air şirketinin bir uçağının gerekli izinleri almadan Sana Havalimanı'na inmesini engellemek amacıyla havalimanının pistini hedef aldığını açıkladı.
Husiler saldırının arkasında Suudi Arabistan'ın bulunduğunu öne sürerek "gerilimi azaltma döneminin sona erdiğini" duyurdu ve Suudi Arabistan'daki Abha Uluslararası Havalimanı ile Saudi Aramco'ya ait tesisleri füze ve İHA'larla hedef aldı.
Gerilim ağustosta Marib'deki Seniyye ve Ruveyk, Hadramevt'teki El-Aber kampları ve Muha Limanı'na kadar yayıldı. Ardından Kızıldeniz'deki ticari gemiler de saldırıların hedefi oldu.
Babulmendeb ve deniz ulaşımı açısından risk
Çatışmaların Kızıldeniz ve Babulmendeb Boğazı'na yakın bölgelerde yoğunlaşması, Yemen'deki gelişmelere bölgesel ve uluslararası bir boyut kazandırıyor.
Babulmendeb, Kızıldeniz ile Aden Körfezi'ni birbirine bağlayan ve küresel ticaret açısından önemli deniz geçişlerinden biri olarak öne çıkıyor.
Husiler, temmuz ayında Kızıldeniz'de Suudi Arabistan'a yönelik "deniz ablukası" ilan ettiklerini açıklarken, petrol tesisleri ve ticari gemilere yönelik saldırılar düzenledi.
BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg de ağustos ayında yaptığı açıklamada, Yemen'in, 2022'deki ateşkesin ardından geniş çaplı savaşa dönme riskinin en ciddi aşamasında olduğu uyarısında bulundu.
Grundberg, deniz taşımacılığına yönelik saldırıların Yemen'i bölgesel çatışmaların içine daha fazla çekebileceği uyarısında bulundu.
Taiz'in batısındaki dağlık alanlar ile Hudeyde'nin güneyindeki cephelerin Babulmendeb'e uzanan güzergahlara yakın olması da bu bölgelerdeki çatışmaların yalnızca kara hakimiyeti açısından değil, kıyı güvenliği, ikmal hatları ve deniz ulaşımı bakımından da önem taşımasına neden oluyor.
Husiler, son Taiz çatışmalarına ilişkin ayrıntılı bir açıklama yapmazken, daha önce Muha, Marib ve Hadramevt'teki saldırılarının "Suudi takviyeleri ve depolarını" hedef aldığını savunmuştu.
Yemen hükümeti ise kaybedilen mevzileri geri alma kararlılığını açıklarken Marib, Cevf, Beyda ve batı kıyısında Husilerin mevzi ve toplanma alanlarına İHA, topçu ve çok namlulu roketatarlarla saldırılar düzenlediğini duyurdu.
Yemen'de cephe hatlarının yeniden hareketlenmesi, 2022'de sağlanan ateşkesin ardından oluşan görece sakinliğin ne ölçüde korunabileceği ve çatışmaların bölgesel deniz güvenliğine etkisinin ne yönde gelişeceği sorularını yeniden gündeme getiriyor.
Ankara Sanayi Odasından (ASO) yapılan yazılı açıklamaya göre başkentin ihracatı, bu yılın 8 ayında geçen senenin aynı dönemine kıyasla 2 milyar 85 milyon dolar arttı.
Böylelikle bu dönemdeki dış satım yüzde 20,7 yükselişle 12 milyar 156 milyon dolara ulaştı.
Ülke ihracatındaki payı yüzde 6,5'ten yüzde 7,5'e çıkan Ankara, en çok dış satım yapan üçüncü il oldu. Başkentin yıllıklandırılmış ihracatı 19,57 milyar dolar olarak kayıtlara geçti.
Ankara'nın geçen ayki ihracatı 2025'in aynı ayına kıyasla yüzde 2,9 artışla 1 milyar 347 milyon dolara ulaştı. Böylece son üç yılın en yüksek ağustos ayı ihracatı gerçekleştirildi.
Ankaralı firmalar, ağustosta 168 ülkeye ihracat yaptı, ilk 10 pazarın toplam dış satımdaki payı yüzde 56,5 oldu.
Başkentin ihracatında ilk sıra elektrik-elektronik sektörünün
Bu yılın 8 ayında elektrik-elektronik sektörü 1 milyar 513 milyon dolarla Ankara'nın ihracatında ilk sırada yer aldı. Sektörün ihracatı, 2025'in aynı dönemine göre yüzde 82 arttı.
Bu sektörü, 1 milyar 294 milyon dolarla otomotiv endüstrisi, 1 milyar 218 milyon dolarla kimyevi maddeler, 1 milyar 157 milyon dolarla makine ve aksamları ve 1 milyar 50 milyon dolarla madencilik ürünleri izledi.
Ankara'nın ocak-ağustos döneminde en büyük ihracat pazarı 976,5 milyon dolarla ABD oldu. Bunu 885,4 milyon dolarla Slovakya, 861,9 milyon dolarla Ukrayna, 822 milyon dolarla Çin ve 768,1 milyon dolarla Birleşik Krallık takip etti. Aynı dönemde başkentten ihracatın yüzde 40,4'ü Avrupa Birliği (AB) ülkelerine yapıldı.
"Ülkemiz ekonomisine en yüksek katkıyı sunmak için çalışıyoruz"
Açıklamada görüşlerine yer verilen ASO Başkanı Seyit Ardıç, Ankara'nın organize sanayi bölgeleri, üniversiteleri, AR-GE merkezleri ve nitelikli insan kaynağıyla güçlü ekosisteme sahip olduğunu belirtti.
Savunma sanayisinin kalbi Ankara'nın, yüksek teknolojili üretimdeki kabiliyetini her geçen gün geliştirdiğinin altını çizen Ardıç, şunları kaydetti:
"Ankara sanayisinin üretim gücü ve teknolojik yetkinliği, ihracattaki yükselişe de güçlü biçimde yansıyor. Hedefimiz, savunma sanayisinde yoğunlaşan yüksek teknoloji kapasitemizi sanayimizin geneline yaymak, ürünlerimizin katma değerini ve ihracatımızın birim değerini daha da artırmaktır. Firmalarımızın teknolojik dönüşümünü hızlandıran, uluslararası pazarlara erişimini kolaylaştıran ve yeni işbirliklerine kapı açan projeler yürütüyoruz. Başkentimizin üretim ve ihracat gücünü büyüterek ülkemiz ekonomisine en yüksek katkıyı sunmak için kararlılıkla çalışıyoruz."
Rus basınında yer alan haberlere göre, Witkoff ve Kushner’ı taşıyan uçak başkent Moskova’daki Vnukovo Havalimanı’na iniş yaptı.
ABD’li temsilciler, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Özel Temsilcisi ve Rusya Doğrudan Yatırım Fonu (RDIF) Başkanı Kirill Dmitriyev tarafından havalimanında karşılandı.
Witkoff ve Kushner’ın Rus yetkililerle Ukrayna krizinin çözümüyle ilgili konuları ele almaları bekleniyor.
ABD’li temsilcilerin Moskova'daki temaslarının ardından Kiev’e geçeceği açıklanmıştı.
Trump'ın özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner, son olarak ocakta Moskova'yı ziyaret etmiş, Rusya Devlet Başkanı Putin tarafından kabul edilmişti.
Orman Genel Müdürlüğünce (OGM) hazırlanan "Orman Yangınlarıyla Mücadele Çalışmaları Hakkında Yönetmelik", Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Buna göre, ormanların yangına dirençli hale getirilmesi, orman yangınlarına daha etkili müdahale edilebilmesi amacıyla alınacak tedbirler ve yapılacak tesisler, orman idaresince belirlenerek bir plan dahilinde gerçekleştirilecek.
Hasat makinelerinden kaynaklı yangınların önlenmesi amacıyla makinelerin çalışmaları esnasında yangın söndürme tüpü, su tankeri benzeri önlemlerin alınıp alınmadığı, tarım ve orman il müdürlükleri ve kolluk kuvvetlerince denetlenecek. Gerekli tedbirleri almayanların çalışmalarına müsaade edilmeyecek.
Yangınların önlenmesi konusunda ilgili bakanlıklar ile kurum kuruluşlarca eğitim ve bilinçlendirme çalışmaları yapılacak.
Ormana girişlerin yasaklanması
Meteorolojik koşulların yangın riskini artırdığı kritik dönemlerde, orman idaresinin talebi üzerine mahallin en büyük mülki idare amirlerince ormanlara girişler yasaklanabilecek.
Yasağın hangi sınırları kapsadığı mahalli ve mutat vasıtalarla ilan edilecek. Yasaklı alanlara girilmemesi, orman idaresi ve kolluk kuvvetlerince takip ve kontrol edilecek.
Orman içinde veya bitişiğindeki konaklama yerlerinde orman yangınlarına karşı her türlü tedbir, sahipleri ve işletmecileri tarafından alınacak.
Yangının tespiti ve müdahale
Erken tespit ve müdahalede uydu sistemleri, insansız hava araçları, sensör ağları, yapay zeka destekli risk analizleri ve erken uyarı teknolojilerinden yararlanılabilecek.
Yangınlar, başlangıcından söndürülmesine kadar yangın amiri tarafından yönetilecek. Büyüme eğilimindeki olaylarda üst düzey orman yöneticileri sırasıyla koordinasyonu üstlenebilecek, büyük yangınlarda cephe amiri görevlendirilebilecek.
Valiler ve kaymakamlar, ihtiyaç halinde kamu kurumlarının araç, ekipman ve personelinin orman idaresinin yönetiminde çalışmasını sağlayacak. Askeri birlikler de mülki idare amirinin talebi üzerine imkanları ölçüsünde müdahaleye katılabilecek.
Söndürmeye katılan hava araçları için takip ve haberleşme sistemleri kullanılacak, ortak telsiz frekansı belirlenecek. Yangın bölgesinde uçuş güvenliğini tehdit eden dron ve benzeri araçların kullanılması kolluk kuvvetlerince engellenecek.
Yangın söndürme sırasında zarar gören ve gerekli belgelerle tespit edilen araç ve gereçlerin zararları devlet ormanlarında orman idaresince karşılanacak. Çalışmalar sırasında hayatını kaybeden veya yaralanan görevli ve gönüllüler ile kanuni mirasçıları ilgili kanun hükümlerinden yararlanabilecek.
Öte yandan, "Orman Yangınlarının Önlenmesi ve Söndürülmesinde Görevlilerin Görecekleri İşler Hakkında Yönetmelik" yürürlükten kaldırıldı.
Bakan Memişoğlu, NSosyal hesabından Halk Sağlığı Haftası dolayısıyla yaptığı paylaşımda, şunları kaydetti:
"Aşı, hastalıklara karşı en güçlü kalkanımız. 13 hastalığa karşı rutin aşılama hizmetlerimize kararlılıkla devam ediyor, aşı takvimimizi bilimsel gelişmeler doğrultusunda güncelliyoruz. Nitekim geçtiğimiz yıl 6'lı karma aşıya geçiş yaparak çocuklarımızın tek bir aşıyla hastalıklara karşı korunmasını sağladık. Önceliğimiz, aşıyla önlenebilir hastalıklara karşı evlatlarımızı korumak. Sağlıklı bir gelecek için aşılarımızı ihmal etmeyelim."
Fenerbahçe, 2026-2027 sezonu yaz transfer döneminde ezber bozan bir transfer politikası izledi.
Geçen yıllarda yaptığı çok sayıda takviyeyle kadrosunu sürekli yenileyen ancak aradığı istikrar ve başarıya ulaşamayan sarı-lacivertli takım, bu sezon transferde daha farklı ve seçici bir politika benimsedi.
Transfer dönemlerinde son yıllarda yalnızca yeni oyuncuların katılımıyla değil, kadrodaki büyük değişimlerle de gündeme gelen Fenerbahçe, bu sezon ihtiyaç duyulan bölgelere takviyeler yaparak kadro istikrarını korumayı seçti.
Fenerbahçe'de yapılan hamleler, teknik heyetin oyun planı ve kadronun ihtiyaçları doğrultusunda şekillenirken, bu sezon transfer dönemi bir "yeniden yapılanma" fırsatından ziyade eksikleri tamamlama süreci olarak değerlendirildi.
Uzun süredir aranan kadro istikrarı için transfer politikasında önemli bir değişime giden sarı-lacivertli yönetim, ihtiyaç dışı hamlelerden uzak durarak daha kontrollü bir transfer harekatını tercih etti.
Kadronun ihtiyaç analizi yapılırken her bölgeye alternatif oluşturmak yerine, takımın oyun yapısına doğrudan katkı sağlayabilecek oyuncular tercih edildi.
Son 8 yıla göre yaz transferi büyük ölçüde azaldı
Fenerbahçe, benimsediği yeni politika kapsamında transfer oranını büyük ölçüde azalttı.
Sarı-lacivertli takım, son 8 yıl baz alındığında yaz transfer döneminde sezon başına ortalama 12 transfer gerçekleştirirken, bu sezon transfer sayısını 5'te tuttu.
Fenerbahçe, söz konusu dönemde 2018-2019'da 11, 2019-2020'de 13, 2020-2021'de 18, 2021-2022'de 9, 2022-2023 ve 2023-2024'te 13'er, 2024-2025'te 8 ve 2025-2026'da 9 transfere imza atmıştı.
Sarı-lacivertli ekip, bu transfer dönemini ise 5 transferle kapattı.
İhtiyaca göre transfer
Fenerbahçe'de bu sezon kalabalık kadro yerine ihtiyaca göre şekillenen bir takım oluşturuldu.
Sarı-lacivertliler transferde önceliği, geçtiğimiz sezon eksik görülen bölgelere takviye yapmaya verdi.
Özellikle santrfor bölgesindeki eksiklik nedeniyle bu pozisyona yoğunlaşan Fenerbahçe yönetimi, kanat ve savunmaya da transfer gerçekleştirdi.
Sarı-lacivertlilerin yaptığı 5 transferden 3'ü bu sezon doğrudan ilk 11'de görev aldı. Sarı-lacivertlilerin ilk 11'de görev alan yeni transferlerinden Nathan Ake tüm müsabakalarda oynarken, Mason Greenwood ve Vedat Muric ise skor katkısıyla beğeni topladı.
Dünyaca ünlü Romelu Lukaku'yu santforda rekabete sokan Fenerbahçe, geleceğe yönelik transferi ise stoperde Kojo Oppong ile gerçekleştirdi.
Nicelik yerine nitelik ön plana çıktı
Fenerbahçe'nin son yıllardaki transfer politikası değerlendirildiğinde dikkati çeken en önemli noktalardan biri, oyuncu sayısındaki fazlalık oldu.
Bu sezon Avusturya kampına 36 oyuncuyla giden sarı-lacivertliler, kalabalık kadrosunu düşürmek amacıyla ciddi çalışma gerçekleştirdi.
Teknik heyetin oyun planı doğrultusunda belirlenen bölgeler için transfer çalışmaları yürütülürken, alternatif oluşturmak adına transfer yapma anlayışından mümkün olduğunca uzak duruldu.
Bu da Fenerbahçe'nin son yıllardaki transfer dönemlerinden farklı bir görüntü ortaya koymasını sağladı.
Bu sezon Mason Greenwood, Nathan Ake, Vedat Muric, Romelu Lukaku ve Kojo Oppong'u kadrosuna katan sarı-lacivertliler, Sidiki Cherif, Fred Rodrigues, Anderson Talisca, Cengiz Ünder, Çağlar Söyüncü, Sofyan Amrabat, Dominik Livakovic, İrfan Can Eğribayat, Omar Fayed, Diego Carlos ve Anthony Musaba ile yollarını ayırdı.
18 yıl sonra Şampiyonlar Ligi'ne girildi
Fenerbahçe, transferlerinin de katkısıyla 18 yıl aranın ardından UEFA Şampiyonlar Ligi'ne adını yazdırdı.
Devler Ligi'ne katılarak önemli bir geliri kasasına koyan sarı-lacivertliler, yeni sezonda sportif başarıyı ekonomik kazanımla da destekledi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ÖNDER İmam Hatipliler Derneği tarafından bu yıl 23'üncüsü Trabzon'da düzenlenen İmam Hatipliler Kurultayı'na video mesaj gönderdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ÖNDER'in yöneticilerini, programa katılan öğretmenleri, akademisyenleri ve gençleri selamladığı mesajında, "Sizlerin şahsında gerek 81 ilimizdeki gerekse dünyanın farklı ülkelerindeki imam hatipli kardeşlerimin tamamına selamlarımı iletiyorum." diye konuştu.
Kurultaya davet edilmesi dolayısıyla teşekkür eden Erdoğan, kurultayın imam hatip camiası başta olmak üzere ülke ve millet için hayırlara vesile olmasını diledi.
Erdoğan, gönüllü kuruluşlardan eğitim kurumlarına, akademisyenlerden öğrencilere, öğretmenlerden mezunlara, imam hatip davasına gönül verenleri Trabzon'da buluşturan ÖNDER'i tebrik ederken, "Kurultay kapsamındaki panel ve oturumlarda ortaya konulacak fikir ve önerilerin geçmişle birlikte bugünü ve geleceği de kuşatan teklif ve değerlendirmelerin ortak vizyonumuza katkı sunmasını temenni ediyorum. İmam hatip okullarımızın kurulması, yaşatılması, güçlendirilmesi, bu güzide eğitim yuvalarının daha fazla gencimize ulaşması için mücadele vermiş tüm büyüklerimizi rahmetle, minnetle yad ediyorum. 75 yıllık bu mücadelenin bugünkü neferleri, taşıyıcıları ve sancaktarları olan siz değerli kardeşlerime Allah'tan muvaffakiyetler niyaz ediyorum." ifadelerini kullandı.
“Bu gençliğin Türkiye'nin ve ümmetin teminatı olacağına yürekten inanıyorum”
İmam hatip okullarının başarılarına değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
“Şunu bugün bir kez daha ve büyük bir gururla ifade etmek isterim. Milletimizin kurduğu, yaşattığı ve bugünlere getirdiği imam hatipler, başarı çıtasını sürekli daha yükseğe taşıyarak yoluna devam ediyor. Savunma sanayisinden bürokrasiye, akademiden siyasete, özel sektörden sivil topluma kadar hemen her yerde imam hatip mezunu kardeşlerimiz büyük bir adanmışlıkla ülkemize hizmet ediyor. Önlerindeki suni engeller kaldırıldığında imam hatip mezunlarının neler başarabildiğine işte en son harp okullarımızın mezuniyet töreninde bir kere daha gururla şahit olduk. Liselere geçiş ve yükseköğretim kurumları sınavlarında okullarımız, aynı şekilde elde ettikleri başarılarla göz dolduruyor. Tüm bunları yasaklardan ve vesayetçi prangalardan kurtulan Türkiye'nin artık normalleştiğinin birer işareti olarak görüyoruz. Hangi okuldan mezun olursa olsun şuurlu, özgüvenli, donanımlı, milli ve manevi değerlerine bağlı bir neslin yetişmesinden ülkemiz ve geleceğimiz adına bu ülkenin Cumhurbaşkanı olarak büyük bahtiyarlık duyuyorum.”
İstiklal Marşı şairi merhum Mehmet Akif Ersoy'un, "Asım'ın nesli diyordum ya, nesilmiş gerçek. İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek." mısralarıyla müjdesini verdiği bu gençliğin Türkiye'nin ve ümmetin teminatı olacağına yürekten inandığını belirten Erdoğan, "Sizlerden de nerede okursa okusun, hangi görüşe, kökene, kültüre sahip olursa olsun hiçbir ayrım yapmadan Türkiye'nin bütün gençlerini kardeşçe kucaklamanızı, tüm gençlerimizi bağrınıza basmanızı rica ediyorum." dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin 86 milyon vatandaşıyla bir, beraber ve kardeş bir ülke olduğunun unutulmaması gerektiğini vurgulayarak, "İnşallah bu topraklarda nice asırlar boyunca kardeşçe yaşamaya devam edeceğiz. Rabbim emeklerinizi zayi etmesin. Mücadele ve mücahede azminizi mukavim eylesin diyorum. Bu düşüncelerle ÖNDER 23. İmam Hatipliler Kurultayı'nın tekrar hayırlara vesile olmasını diliyor, sizleri Allah'a emanet ediyorum." ifadelerini kullandı.
Üsküdar Belediyesi Başkan Vekili'ni seçmek üzere yapılan toplantı, meclise katılan üyelerde yeterli çoğunluk sağlanamadığı gerekçesiyle 8 Eylül Salı gününe ertelendi.
Belediye Meclisi, Meclis Birinci Başkanvekili Ali Aral'ın başkanlığında belediye binasındaki meclis salonunda toplandı.
Aral, yoklamanın ardından salonda 22 meclis üyesinin bulunduğunu belirterek, toplantının açılabilmesi için gerekli salt çoğunluğun sağlanamadığını ifade etti.
Toplantının ertelendiğini kaydeden Aral, "Biz, şu anda 22 kişiyiz. Bu sebepten ötürü toplantıyı 8 Eylül Salı günü sabah 09.00'a erteliyorum." dedi.
Salona basın mensupları alınmazken toplantı belediyenin internet üzerinden yaptığı çevrim içi yayından takip edildi.
Yoklama sırasında CHP Grubunun meclis üyelerinin toplantıya katılmadığı görüldü.
Gaziantep'in Nizip ilçesinde kullandığı motosiklet refüje ve ağaca çarpan 14 yaşındaki çocuk hayatını kaybetti. Bölgeye polis ve sağlık ekipleri sevk edildi.
Soruşturma kapsamında daha önce tanık olarak dinlenen doktor Nurettin Demirkol, beyanları ile 155 ihbar kaydı, HTS verileri ve diğer tanık anlatımları arasında çelişkiler tespit edilmesi üzerine “yalan tanıklık” suçundan şüpheli sıfatıyla yeniden ifade verdi.
Tutuklama talebiyle sevk edildiği Bakırköy 3. Sulh Ceza Hâkimliğinde sorgulanan Demirkol, “10 yıl önceki olayları net hatırlayamıyorum” savunması yaptı. Mahkeme ise HTS kayıtları, diğer tanıkların beyanları ve kolluk tutanaklarını dikkate alarak Demirkol’un tutuklanmasına karar verdi.
“İHBARI KİMİN YAPTIĞINI BİLMİYORUM” DEMİŞTİ
Dosyadaki en önemli çelişki, Arif Ahmet Denizolgun’un ölümüne ilişkin yapılan 155 ihbarı üzerinden ortaya çıktı. Demirkol, 26 Ağustos 2026 tarihinde tanık sıfatıyla verdiği ilk ifadesinde, sağlık ve kolluk ekiplerini kimin aradığını bilmediğini, Denizolgun’un özel doktoru olmadığını ve ölümü şüpheli olarak değerlendirmediğini söylemişti.
Ancak Riva Polis Merkezi Amirliğinin hazırladığı 155 Acil Çağrı çözüm tutanağında, ihbarın Demirkol’un kullandığı telefon üzerinden yapıldığı, arayan kişinin kendisini ailenin hekimi olarak tanıttığı ve ölümün şüpheli olduğunu söylediği belirlendi.
Savcılık bu çelişkiyi Demirkol’a doğrudan sordu. Demirkol ise “Olay günü ben mi aradım, başkası mı aradı hatırlamıyorum. Başkası benim telefonumdan da aramış olabilir.” savunmasını yaptı.
“TELEFONUMU ORTADA BIRAKTIM”
Savcılık, Demirkol’a olay günü polislerle birkaç kez görüştüğünü hatırlamasına rağmen, ilk ihbarı kendisinin yapıp yapmadığını neden hatırlamadığını da sordu.
Demirkol, yakın zamanda baktığı hastaları dahi hatırlamakta zorlandığını ileri sürerek, olayın üzerinden yaklaşık 10 yıl geçtiğine dikkat çekti.
Şüpheli ayrıca olay yerinde telefonunu “ortada bıraktığını”, çiftliğe gelip giden kişilerden birinin de telefonundan ihbar yapmış olabileceğini savundu.
“AİLE DOKTORU MUYUM BİLMİYORUM”
Soruşturmada dikkat çeken bir başka başlık da Demirkol’un Denizolgun’la doktor-hasta ilişkisine ilişkin ifadeleri oldu. Demirkol daha önce “özel doktoru değildim” demişti.
Ancak olay yerine giden polis ve olay yeri inceleme görevlilerinin anlatımlarında, olay yerinde kendisini “aile doktoru” olarak tanıtan bir kişinin bulunduğuna ilişkin kayıtların yer aldığı belirtildi.
Bu durum sorulduğunda Demirkol “Maktulü 2-3 kere muayene ettim. Ancak aile doktoru nasıl olunur bilmiyorum. Bu tabirden neyin kastedildiğini bilmiyorum.” şeklinde savunma yaptı.
HTS KAYITLARI DA MASADA
Başsavcılık, Demirkol’un ilk ifadesindeki konum bilgileriyle HTS kayıtlarının da örtüşmediğini değerlendirdi. Demirkol, 26 Ağustos’taki ifadesinde olay günü Kısıklı’daki ikametinde bulunduğunu söylemişti.
Ancak savcılık sorgusunda kendisine, 6 Eylül 2016 saat 18.12’den 8 Eylül 2016 saat 17.46’ya kadar Kısıklı bölgesinde baz kaydının bulunmadığı bildirildi. Demirkol bu duruma “Benim iki gün baz kaydımın olmaması mümkün değildir. O gün ikametimdeydim. Baz kayıtlarının neden bu şekilde çıktığını bilmiyorum.” cevabını verdi.
ÖLÜMÜ GÖRDÜKTEN SONRA HASTANEYLE ARDIŞIK GÖRÜŞMELER
Savcılık ayrıca Demirkol’un, olay yerine gittiğinde Denizolgun’un zaten hayatını kaybettiğini söylediğini ancak HTS kayıtlarında 7 Eylül 2016 günü 21.16-21.42 saatleri arasında Hisar Hastanesi adına kayıtlı telefonla art arda görüşmeler yaptığının görüldüğünü bildirdi.
Bu görüşmelerin nedeni sorulan Demirkol “O gün yaptığım görüşmeleri hatırlamıyorum.” dedi.
HİLMİ TUNA KURİŞ DETAYI
Dosyada öne çıkan bir diğer isim ise Hilmi Tuna Kuriş oldu. Demirkol, ilk ifadesinde çiftliğe gittiğinde Murat Bayrak ile yabancı uyruklu bir kişinin bulunduğunu söylemişti.
Ancak soruşturma dosyasındaki olay yeri inceleme raporunda Hilmi Tuna Kuriş’in de olay yerinde bulunduğuna ilişkin kayıt yer aldığı; HTS incelemesinde Kuriş’in 7 Eylül 2016 günü saat 20.56’da çiftliğin bulunduğu bölgeden baz verdiği tespit edildi.
Savcılık ayrıca Demirkol ile Hilmi Tuna Kuriş arasında aynı gece 21.13 ve devamında ardışık arama ve aranma kayıtları bulunduğunu belirledi. Bu kayıtlar sorulan Demirkol “O gün Hilmi Tuna Kuriş ile konuşup konuşmadığımı hatırlamıyorum. Gittiğimde orada olup olmadığını bilmiyorum.” dedi.
AHMET YUM, AHMET GÖKÇEN VE ALİHAN KURİŞ DE SORULDU
Savcılık sorgusunda Demirkol’a Ahmet Yum, Ahmet Gökçen ve Alihan Kuriş’in olay yerine gelip gelmediği de soruldu. Dosyadaki başka bir tanık anlatımında, olay yerine gelen adli tabibin doktorun yanında bir avukat bulunduğunu ve Alihan Kuriş’in olay yerinde olduğunu söylediği belirtildi.
Ayrıca Demirkol ile Ahmet Yum arasında 8 Eylül 2016 sabahı telefon görüşmesi kaydı bulunduğu kendisine hatırlatıldı. Demirkol ise bu isimlerin olay yerine gelip gelmediğini ve Ahmet Yum’la neden görüştüğünü hatırlamadığını savundu.
DEMİRKOL: “YALAN BEYANI KESİNLİKLE KABUL ETMİYORUM”
Mahkemedeki sorgusunda Demirkol savcılık ifadesini tekrar ederek, olayın üzerinden yaklaşık 10 yıl geçtiğini ve ayrıntıları hatırlamasının mümkün olmadığını söyledi. Demirkol, yıllarca doktorluk yaptığını, çok sayıda hasta ve ölüm vakası gördüğünü belirterek “Yalan beyanı kesinlikle kabul etmiyorum. Problem 10 sene önceki olayı net hatırlayamamamdan kaynaklıdır.” şeklinde savunma yaptı.
Tanık ve şüpheli ifadelerinin stres altında alındığını da söyleyen Demirkol; migreni bulunduğunu, ilaçlarını alamadığını ve ifade süreçlerinde fiziksel olarak zorlandığını ileri sürdü.
“MAKTULÜN AĞZINDA SIZINTI VARDI”
Mahkeme sorgusunda Denizolgun’un bulunduğu andaki durumuna ilişkin de ayrıntılar veren Demirkol, olay yerine ulaştığında Denizolgun’un hayatını kaybetmiş olduğunu söyledi.
Demirkol, maktulün ağzında bir sıvı bulunduğunu ancak bunun kan mı yoksa başka bir sıvı mı olduğunu ayırt edemediğini, adli tıp uzmanı olmadığı için bu konuda kesin değerlendirme yapamayacağını ifade etti.
Ayrıca ölümün yeni olmadığını, vücutta şişme, sertlik ve ölüm morluklarını andıran bulgular bulunduğunu söyledi.
MAHKEME TUTUKLADI
Bakırköy 3. Sulh Ceza Hâkimliği ise savunmayı yeterli görmedi. Mahkeme kararında; olay yerindeki kişilerin geliş ve gidiş saatlerine ilişkin HTS raporları, Demirkol’un tanık sıfatıyla verdiği ifadeler, diğer tanıkların beyanları, kolluk tutanakları arasında çelişkiler bulunduğuna dikkat çekti.
Hâkimlik, dosyada kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller bulunduğunu, adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağını değerlendirerek Nurettin Demirkol’un “yalan tanıklık” suçundan tutuklanmasına karar verdi.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturmasında Arif Ahmet Denizolgun’un ölümünün tüm yönleriyle aydınlatılmasına yönelik soruşturma sürüyor.
Okulların açılmasına yaklaşık bir hafta kaldı. Aylar sonra velilerin gündemine yine girecek olan kavram okul harçlığı...
Okul harçlığının basit bir para alışverişi olmadığına işaret eden Eğitim Danışmanı Gülcan Öncel, çocukların bu kavramla hayata dair çok önemli alışkanlıkları edineceğine değiniyor.
Okul harçlığı alan çocuğun o harçlığı kullanma seçimi ve sorumluluğunu üstlenmesini isteyen Öncel, "Harçlık miktarı çocuğun yaşına ve ihtiyaçlarına uygun belirlenmeli. Düzenli olarak verilmeli ve öngörülebilir olmalı. Bu şekilde çocuk bütçesini kendi ayarlayabilmeli ve kullanacağı miktarı seçebilmeli. Harçlığın tamamı harcanacak para olarak görülmemeli. Çocuk para biriktirebilmeyi de öğrenmeli." dedi.
Harçlığını erken bitiren çocuğa ek para verilmemesi gerektiğini söyleyen Öncel, "Çocukla birlikte sonuç konuşulmalı. Çocuğun parasını neden erken bitirdiği ve varsa hatasını anlaması sağlanmalı. Ayrıca çocuğun özgüvenini kıracak tavırlardan da kaçınılmalı. Çocuğa, parayı idare etme becerisinin hayatı boyunca lazım olacağı kavratılmalı." şeklinde konuştu.
"Okul Harçlığını Ödül Veya Ceza gibi Göstermeyin"
Çocuklara okul için verilen harçlığın kalem silgi gibi ihtiyaç olduğuna dikkati çeken Öncel, "Bazı velilerin okul harçlığını olumlu bir haber olduğunda artırıp olumsuz bir gelişmede kesmesi yanlıştır. Okul harçlığı ödül veya cezaya çevrilemez. Bu, çocuk bir şeyi yanlış yaptığında üzerindeki montunu almak gibi olur." dedi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen uyuşturucu ve fuhuş soruşturması kapsamında 21 şüpheliye yönelik eş zamanlı operasyon başlatıldı.
Kaçakçılık, Narkotik ve Ekonomik Suçları Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturma kapsamında ekipler, bu sabah belirlenen adreslere operasyon düzenledi.
Şüpheliler hakkında gözaltı, arama ve el koyma kararlarının uygulandığı bildirildi. Operasyonun devam ettiği öğrenildi.
Esenyurt’ta korsan taksicilik yaptığı belirlenen araca işlem yapan polis ekiplerine sürücü tarafından ateş açıldı. Saldırıda ağır yaralanan polis memuru Mehmet Ali Topatan, kaldırıldığı hastanede şehit oldu.
Olay, 4 Eylül 2026 saat 22.50 sıralarında Akevler Mahallesi Fatih Sultan Mehmet Caddesi üzerinde meydana geldi. Trafik uygulaması sırasında korsan taksicilik yaptığı tespit edilen araca işlem yapan ekiplerden polis memuru Mehmet Ali Topatan, araç sürücüsü Ekrem A.’nın silahlı saldırısında ağır yaralandı.
Saldırının ardından silahıyla intihar ettiği belirtilen Ekrem A. da ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.
Hastanede tedavi altına alınan polis memuru Mehmet Ali Topatan ise yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak şehit oldu.
Cevizlik Mahallesi Muhasebeci Sokak'ta bulunan 6 katlı otelin birinci katında henüz bilinmeyen nedenle yangın çıktı. Kısa sürede büyüyen ve üst katlara sıçrayan yangında alevler binanın dış cephesini kapladı.
İhbar üzerine adrese itfaiye, polis ve sağlık ekipleri sevk edildi.
Üst katlarda mahsur kalan 7 kişi itfaiye ekiplerince tahliye edildi. Yangında yaralanan 12 kişi, ambulanslarda ilk müdahale yapılarak hastaneye sevk edildi.
Yaklaşık bir saat süren çalışmaların ardından yangın kontrol altına alınarak söndürüldü.
Tarih, milletlerin yükseliş dönemlerini yalnızca kazandıkları savaşlarla değil, kurdukları güçlü eğitim kurumlarıyla da yazar. Bugün Türkiye, Cumhuriyet'in ikinci yüzyılına girerken yeni bir tarih sayfası açmaktadır. Bu yeni sayfanın adı Türkiye Yüzyılıdır. Ancak bu yüzyılın gerçek mimarları ne yalnızca fabrikalarda üretim yapanlar ne de laboratuvarlarda teknoloji geliştirenler olacaktır. Asıl mimarlar, üniversitelerde geleceği inşa eden gençler ve onları yetiştiren akademik kadrolardır.
İki binli yıllarla birlikte Türkiye, bölgesel ve küresel ölçekte dikkat çekici bir dönüşüm yaşadı. Savunma sanayiinden diplomasiye, ulaşımdan enerjiye kadar birçok alanda ortaya konan atılımlar, ülkemizin uluslararası sistemde daha etkin bir aktör hâline gelmesini sağladı. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın 2022 yılında ilan ettiği Türkiye Yüzyılı Vizyonu, bu dönüşümün yalnızca bugünü değil, gelecek nesilleri de kapsayan uzun vadeli yol haritasıdır.
Bu vizyon; savunmayı, teknolojiyi, kültürü, eğitimi ve kalkınmayı ortak bir hedefte buluştururken, bütün kurumlara olduğu gibi üniversitelere de tarihî bir sorumluluk yüklemektedir.
Üniversiteler yalnızca diploma veren kurumlar değildir
Artık çağımızın üniversitesi, diploma dağıtan bir bina olmaktan çıkmalıdır.
Üniversite; bilgi üreten, teknoloji geliştiren, patent alan, proje yazan, bulunduğu şehrin sorunlarına çözüm üreten ve topluma yön veren canlı bir ekosistem olmak zorundadır.
Türkiye Yüzyılı'nın güçlü üniversitesi;
araştırma ve inovasyonda öncü olmalıdır,
yapay zekâ ve dijital dönüşümün merkezinde yer almalıdır,
uluslararası bilim dünyasında görünürlüğünü artırmalıdır,
sanayiyle ve kamu kurumlarıyla güçlü iş birlikleri kurmalıdır,
bulunduğu bölgenin kalkınmasına doğrudan katkı sunmalıdır.
Çünkü güçlü üniversite, güçlü şehir demektir. Güçlü şehir ise güçlü Türkiye'nin temelidir.
Türkiye Yüzyılı aynı zamanda bir medeniyet iddiasıdır
Ancak burada önemli bir noktayı gözden kaçırmamalıyız.
Türkiye Yüzyılı yalnızca teknoloji üretme veya ekonomik büyüme hedefinden ibaret değildir. Aynı zamanda köklü bir medeniyet tasavvurunun geleceğe taşınmasıdır.
İşte bu noktada üniversitelerimizin görevi daha da büyümektedir.
Medeniyetinin asırlardır ürettiği ilim, hikmet ve ahlak mirası, çağın bilimsel birikimiyle buluşturulmalıdır. Kendi köklerinden beslenmeyen bir akademi, kalıcı bir gelecek inşa edemez. Aynı şekilde dünyaya kapanan bir üniversite de evrensel bilime katkı sunamaz.
Asıl başarı, yerelden güç alıp evrensele söz söyleyebilmektir.
Büyük Türkiye'nin anahtarı nitelikli insandır
Her vizyonun arkasında insan vardır.
Türkiye Yüzyılı'nın gerçek başarısı da yetiştireceğimiz insanın niteliğiyle doğru orantılı olacaktır.
Üniversitelerimiz yalnızca bilgi aktaran kurumlar değil; karakter inşa eden, sorumluluk duygusu kazandıran ve lider yetiştiren kurumlar olmalıdır.
Bugünün öğrencileri;
eleştirel düşünebilmeli,
sorgulayabilmeli,
problem çözebilmelidir.
yenilikçi fikirler üretebilmeli,
araştırma kültürüne sahip olmalı,
teknolojiyi yalnızca kullanan değil, geliştiren bireyler hâline gelmelidir.
Bütün bunlar yapılırken gençlerimize kendi tarihine güvenen, milletinin değerlerini bilen ve dünyayı okuyabilen bir perspektif kazandırılmalıdır.
Üniversite gençliği bu yüzyılın öznesi olmalıdır
Türkiye Yüzyılı hedefleri, üniversite gençliği tarafından benimsenmeden tam anlamıyla başarıya ulaşamaz.
Bu nedenle özellikle sosyal bilimlerin farklı disiplinlerinde yürütülen dersler, öğrencilerde tarih bilinci, medeniyet perspektifi ve gelecek tasavvuru oluşturacak şekilde zenginleştirilmelidir. Öğrenme çıktıları, yalnızca bilgi kazanımını değil; ülkenin geleceğine katkı sunacak beceri ve sorumlulukları da kapsamalıdır.
Çünkü gelecek, kendiliğinden kurulmaz.
Gelecek, bilinçle inşa edilir.
Son söz
Türkiye Yüzyılı'nın gerçek gücü laboratuvarlarda geliştirilen teknoloji kadar amfilerde yetişen insanla da ölçülecektir.
Bugünün üniversiteleri yalnızca bugünün öğrencilerini değil, yarının Türkiye'sini yetiştirmektedir.
Medeniyetimizden güç alan, bilimi rehber edinen, teknolojiyi üreten ve insanı merkeze koyan üniversiteler; Türkiye Yüzyılı'nın en sağlam teminatı olacaktır.
Çünkü bir milletin en büyük yatırımı, geleceğine yön verecek insanı yetiştirebildiği ölçüde anlam kazanır.
Berhan Şimşek ile Özlem Şanver arasında yaşanan tartışmaya ilişkin kesilmemiş güvenlik kamerası görüntüleri gündeme geldi. Görüntüler, olayın yalnızca tek taraflı bir müdahaleden ibaret olmadığı yönündeki değerlendirmeleri de beraberinde getirdi.
İddiaya göre olayın öncesinde Özlem Şanver bir tabak fırlattı. Ardından yaşanan gerilim sırasında Berhan Şimşek’in müdahalede bulunduğu görüldü.
Şimşek cephesi, söz konusu müdahalenin daha büyük bir kazanın yaşanmasını engellemeye yönelik olduğunu savunurken, Şanver’in de olay öncesindeki hareketlerinin tartışmanın seyrinde etkili olduğu ileri sürüldü.
Ortaya çıkan kesilmemiş görüntülerle birlikte, olayın her iki tarafın davranışları ve olayın bütünü üzerinden değerlendirilmesi gerektiği tartışması yeniden gündeme geldi.
Komedyen İmran Deniz Göktaş hakkında hazırlanan iddianame, İstanbul 14. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Göktaş’ın tutukluluk halinin devamına karar verilirken, ilk duruşmanın 28 Eylül 2026’da yapılması kararlaştırıldı.
Göktaş hakkında hazırlanan iddianame, mahkeme tarafından kabul edilerek 2026/473 Esas sırasına kaydedildi.
Mahkeme, sanığın tutukluluk halinin devamına karar verirken duruşmayı 28 Eylül 2026 tarihine bıraktı. Böylece Göktaş hakkındaki yargılama süreci resmen başlamış oldu.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Göktaş’ın 24 Haziran 2026’da YouTube hesabında yayımlanan “Ölü Deniz” adlı gösterisiyle ilgili soruşturmayı tamamladı. 500’ü aşkın CİMER başvurusu ile farklı illerden yapılan şikâyetlerin dosyada birleştirildiği belirtildi.
İddianamede Göktaş’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik sözlerinin hakaret niteliğinde olduğu, oruç tutan kişiler ve haşema giyen kadınlara ilişkin ifadelerinin ise halkın bir kesimini kin ve düşmanlığa tahrik etmeye elverişli bulunduğu değerlendirildi.
Gösteride “Daltonlar” olarak bilinen suç örgütüne ilişkin yapılan ve Telegram ile Bitcoin üzerinden tetikçilik anlatımının yer aldığı bölüm de iddianameye girdi. Savcılık, bu ifadelerin suç örgütünün eylemlerini övücü ve meşrulaştırıcı nitelikte olduğunu ileri sürdü.
3 ayrı suçtan ceza talebi
Savcılık, Göktaş’ın TCK 299 kapsamında Cumhurbaşkanına alenen hakaret, TCK 216/1 ve 218 kapsamında basın ve yayın yoluyla halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme, TCK 215 ve 218 kapsamında ise basın ve yayın yoluyla suçu ve suçluyu övme suçlarından ayrı ayrı cezalandırılmasını istedi.
İddianame İstanbul Asliye Ceza Mahkemesine gönderildi. İddianamenin kabul edilmesi halinde Göktaş hakkında kovuşturma süreci başlayacak.
Bursaspor, 5. haftada İstanbulspor’u 4-0 mağlup ederek çıkışını sürdürürken, transfer döneminin bitimine kısa süre kala hücum hattına takviye yaptı. Bursaspor, Hırvatistan Ligi ekiplerinden NK Istra 1961 forması giyen Ivan Saranic ile anlaşma sağladığını duyurdu. Türkiye Futbol Federasyonu’nun 1’inci Lig için belirlediği 6+2 yabancı kuralı kapsamında genç yabancı statüsünde yer alan 2003 doğumlu futbolcu, hücum hattında her iki kanatta da görev yapabiliyor.
Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Ankara Adliyesinde "şüpheli" sıfatıyla ifade verdi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca hakkında "yurt dışındaki şirketlere kayıt dışı para aktarıldığı" iddialarına ilişkin soruşturma başlatan Gökçek'in, avukatıyla geldiği Ankara Adliyesindeki ifade işlemleri tamamlandı.
Yaklaşık 2 saat ifade veren Gökçek, adliye çıkışında gazetecilere açıklamalarda bulundu.
Savcılığın yürüttüğü soruşturmanın tamamlanmasının ardından gerekli açıklamaları yapacağını belirten Gökçek, "İnşallah Allah kısmet ederse bu savcılığın yaptığı araştırma, soruşturma bitecek. Ondan sonra neticeyi alacağız. Ondan sonra merak etmeyin, hepinizle televizyonlarda bol bol konuşacağız. Melih Gökçek biliyorsunuz öyle konuşmayan adam değildir, çekinen adam da değildir." ifadelerini kullandı.
Hayatında ilk kez ifade vermediğini ve daha önce de çeşitli soruşturmalar geçirdiğini dile getiren Gökçek, belediye başkanlığı dönemlerini üç ayrı safhada değerlendirdi.
Gökçek, 1994'te ilk kez seçilmesini takip eden 9 yıllık muhalefet döneminde 500 civarında soruşturma ve inceleme geçirdiğini ifade ederek, bu incelemelerin tamamından takipsizlik kararı aldığını söyledi.
AK Parti ve Refah Partisi iktidarları döneminde de yaklaşık 100 soruşturma ve inceleme geçirdiğini kaydeden Gökçek, söz konusu ifadelerin İçişleri Bakanlığı ile savcılık arşivlerinde yer aldığını, bu dönemde de herhangi birşey çıkmadığını belirtti.
- "Şahsım adına herhangi bir endişem yok"
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş dönemine ilişkin iddialara da değinen Gökçek, kendisi hakkında 100'e yakın soruşturma açıldığı yönündeki beyanların gerçeği yansıtmadığını savundu.
Yavaş döneminde toplam 25 inceleme ve soruşturma geçirdiğini belirten Gökçek, şöyle devam etti:
"Bunun 21 tanesi bitti, 4 tanesinin neticesi bana gelmedi. Biten soruşturmaların bir kısmı İçişleri Bakanlığında, bir kısmı da savcılıklarda oldu. Bu soruşturmalar yapılırken bilirkişi raporları alındı. Hepsinde benim ifadem alındı. Mansur Yavaş, 'İfade vermeye bile gitmedi' diyerek yalan söylüyor. Yapılan incelemelerde ifadelerimiz alındı. Biten soruşturmaların hepsine istisnasız Mansur Yavaş itiraz ettirdi. İçişleri Bakanlığından gelenleri Danıştaya, savcılıklardan gelen kararlar için de bir üst mahkemeye itiraz ettiler. 21 dosya üst mahkeme ve Danıştayda da benim lehime onaylandı."
Gökçek, "Allah nasip ederse önümüzdeki günlerde buranın kararı çıkacak. Ben de merakla bekliyorum. Adaletten Allah'ın izniyle şahsım adına herhangi bir endişem yok. Ben doğruları söyleyen bir insanım. Allah nasip eder karar çıktıktan sonra hepinizin televizyonlarına bol bol çıkacağım hiç endişeniz olmasın. Melih Gökçek'in hayatta televizyonlarda tartışmaktan çekindiği vaki midir? Hiç duydunuz mu, gördünüz mü?" ifadelerini kullandı.
Gökçek, açıklamasının ardından adliyeden ayrıldı.
- Ahmet Gökçek ve Hülya Gökçek ifadeye çağrıldı
Öte yandan, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturmaya ilişkin yapılan açıklamada, şunlar kaydedildi:
"Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülmekte olan soruşturma kapsamında, eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Melih Gökçek'in şüpheli sıfatıyla ifadesi alınmış olup, soruşturma kapsamında Ahmet Gökçek ve Hülya Gökçek, şüpheli sıfatıyla ifadeleri alınmak üzere 7 Eylül Pazartesi günü saat 14.00'te Cumhuriyet Başsavcılığımızda hazır edilecektir."
Söz konusu suç örgütlerinin şiddet ve tehdit içeren yasa dışı eylemlerini sosyal medya ve çeşitli platformlarda öven, meşru kılan ya da bu yapılara katılmak istediklerini belirten 14 şüpheli teknik ve fiziki takibe alındı. Ekipler, 4 Eylül sabahı saat 06.00 sıralarında önceden belirlenen adreslere eş zamanlı baskın düzenledi.
Gerçekleştirilen operasyonda 10 zanlı yakalanarak gözaltına alınırken, firari durumdaki diğer şüphelilerin yakalanması için çalışmaların aralıksız sürdüğü bildirildi.
Uyuşturucu ve Dijital Materyallere El Konuldu
Adreslerde gerçekleştirilen aramalarda daralı ağırlığı yaklaşık 338 gram gelen yasaklı madde, satışa hazır hale getirilmiş 61 fişek 1 adet hassas terazi ele geçirildi. Şüphelilerin suç faaliyetlerini organize ettikleri değerlendirilen cep telefonlarına da incelenmek üzere el konuldu.
Sabıka Kayıtları Dikkat Çekti
Yakalanan ve aranan şüphelilerin büyük bölümünün geçmişte kasten yaralama, ruhsatsız silah bulundurma, uyuşturucu madde ticareti/kullanımı ve hırsızlık gibi çok sayıda suçtan adli kayıtlarının bulunduğu belirlendi. Emniyetteki işlemleri devam eden şüpheliler hakkında başlatılan çok yönlü adli tahkikat sürüyor.
Cumhurbaşkanımız Sayın @RTErdogan’ın liderliğinde; vatandaşlarımızın huzurunu ve güvenliğini tehdit eden yeni nesil suç örgütleriyle mücadelemizi kararlılıkla sürdürüyoruz. Gençlerimizi suça ve şiddete özendirmeye çalışan yapılara karşı adli ve güvenlik birimlerimiz güçlü bir koordinasyon içerisinde hareket ediyor.
Bu kapsamda bugün Antalya ve Kayseri Cumhuriyet Başsavcılıklarımızın, Antalya ve Kayseri İl Emniyet Müdürlüklerimizle koordinasyonunda yürütülen soruşturmalar kapsamında toplam 4 yeni nesil suç örgütüne yönelik 46 şüphelinin hedef alındığı operasyonlar gerçekleştirildi.
Antalya’da, üç ayrı yeni nesil suç örgütünün şiddet ve tehdit içeren yöntemlerini sosyal medya üzerinden övdüğü veya örgütlerin eylemlerinde yer almaya yönelik paylaşımlarda bulunduğu tespit edilen 14 şüpheliye yönelik operasyonda 10 şüpheli yakalandı. Aramalarda uyuşturucu madde ele geçirildi.
Kayseri’de ise 68 mağdura yönelik 89 ayrı suç eylemi gerçekleştirdiği tespit edilen yeni nesil bir suç örgütüne yönelik, 5 ilde düzenlenen eş zamanlı operasyonda 32 şüphelinin tamamı yakalanarak gözaltına alındı. Aramalarda silah, mühimmat, çek ve senetler, dijital materyaller ile uyuşturucu madde ele geçirildi.
Bu önemli operasyonları başarıyla yürüten Antalya ve Kayseri Cumhuriyet Başsavcılıklarımıza, Antalya ve Kayseri İl Emniyet Müdürlüklerimize ve süreçte emeği geçen tüm kamu görevlilerimize canı gönülden teşekkür ediyorum.
Gençlerimizi suç örgütlerinin ağına düşürmeye, şiddeti normalleştirmeye ve suçu bir güç ve itibar unsuru gibi göstermeye çalışan hiçbir yapıya müsaade etmeyeceğiz. Yeni nesil suç örgütleri ve bunların tüm yapılanmalarıyla mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.
Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, yurt dışına usulsüz yollarla para transferi yapıldığı iddialarına ilişkin yürütülen soruşturma çerçevesinde şüpheli sıfatıyla ifade vermek üzere Ankara Adliyesi’ne ulaştı.
Resen Soruşturma Başlatılmıştı
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, medyada yer alan ve Gökçek ailesinin yurt dışı kaynaklı şirketler üzerinden kayıt dışı mali hareketler gerçekleştirdiğini öne süren iddiaların ardından 29 Ağustos’ta resen inceleme başlatmıştı. Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu koordinesinde yürütülen dosya kapsamında ilk olarak konuyu gündeme getiren gazeteci Murat Ağırel tanık olarak dinlenmişti.
Almanya'daki Şirket Mercek Altında
Savcılık sürecinde bilgisine başvurulan gazeteci Murat Ağırel, Melih Gökçek'in eşi Hülya Gökçek ile oğlu Ahmet Gökçek’in Almanya'nın Düsseldorf merkezli kurduğu öne sürülen "HAMAG" şirketine dair topladığı tüm evrak ve verileri adli makamlarla paylaştığını aktarmıştı.
Tüm bu gelişmelerin ardından hakkında inceleme yürütülen Melih Gökçek, isnat edilen iddialara karşı savunmasını vermek üzere savcılıktaki yerini aldı.
Fink, Nuri Asan Tesisleri'ndeki basın toplantısında, 6 Eylül Pazar günü deplasmanda oynayacakları Kocaelispor müsabakasını değerlendirdi.
Tüm odak noktalarını Kocaelispor karşılaşmasına çevirdiklerini anlatan Fink, "Kulübümüz de zaten transfer dönemiyle alakalı elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor ve bu gece yarısına kadar da işleri yürüteceklerdir. Yarın zaten kimlerin bizimle birlikte devam edeceğini, kimlerin bize katılacağını net bir şekilde öğrenmiş olacağız. Ben de önümüzdeki karşılaşmaya en iyi şekilde odaklanmış durumdayım ve olabildiğince de iyi bir sonuç almak istiyorum." ifadelerini kullandı.
Elindeki oyuncularla takımı maça en iyi şekilde hazırlamaya çalıştığını aktaran Fink, "Transfer dönemlerinin hareketli geçmesi çok normal bir şey. Sonuç olarak biraz daha süreye ihtiyacımız var ve yeni bir kadro yapılanmasıyla yolumuza devam etmeye çalışıyoruz. Elliot Watt'ın ülkesinden kalma bir cezası var. Yaklaşık 2 hafta daha bizimle birlikte olamayacak. Ama zaten halihazırda iyi bir kadromuz olduğunu söyleyebilirim. Güçlü bir rakibe, iyi bir rakibe karşı oynayacağız. 6 puan toplamış bir rakibe karşı oynayacağız. Full bir statta oynayacağız ve çok iyi bir atmosfer bizi bekliyor olacak. Ama elimde bulunan kadroyla alakalı olumlu düşünceler içerisinde olduğumu da söylemem gerekiyor." değerlendirmesinde bulundu.
Kocaelispor'un kendi seviyelerine daha yakın bir takım olduğunu ifade eden Fink, "Biz de özgüvenli bir şekilde oynamaya çalışacağız. Yeni transferimiz Oscar bu karşılaşmada oynayabilecek. En azından kadroda kesin olacağını söyleyebilirim." diye konuştu.
"Diabate'yi başka takıma transfer ettik"
Marius Mouandilmadji'nin sakatlığının geçtiği bilgisini veren Fink, "Marius'un takımla çalışmaları oldu kısmen ama açıkçası onu riske etmek istemiyoruz. Çünkü riske edip tekrar sakatlanması durumunda daha uzun sürecek olan bir sakatlığa itmiş olacağız. Bu sebepten dolayı böyle bir risk almak istemiyoruz. Belki önümüzdeki hafta tekrardan bizimle birlikte olacak." dedi.
Fink, Ali Badra Diabate'nin takımdan ayrıldığını belirterek "Ali Badra Diabate'yi takımdan gönderdik, başka bir takıma transfer ettik." diyerek sözlerini tamamladı.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Tarihi Gediz (Buruncuk) Köprüsü’nün Açılış Töreni’nde konuştu. Bakan Uraloğlu, “Zamanla yorulup yıpranan ve donatılardaki korozyonla hasar gören köprümüzü restorasyon ve güçlendirme çalışmasıyla yeniden ayağa kaldırdık” dedi.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Tarihi Gediz (Buruncuk) Köprüsü’nün Açılış Töreni’nde konuştu. Bakan Uraloğlu, “Geçtiğimiz haftalarda Sakarya’da, bin beş yüz yıllık Tarihi Sangaryos Köprüsü’nü yeniden ayağa kaldırarak hizmete açmıştık. O gün Roma döneminin anıtsal mirasını taşıyoruz. Bugün ise zamanı biraz daha yakına, Erken Cumhuriyet dönemine geliyoruz. Tarihi Gediz Köprüsü’nün yeniden açılışında bulunmak bu bakımdan ayrı bir anlam taşıyor.” dedi.
Bakan Uraloğlu, Anadolu’nun binlerce yıllık medeniyetlerin izlerini taşıyan eşsiz bir hazine olduğunu dile getirerek “Sadece tek bir çağın değil; üst üste binen asırların emeğini, alın terini ve iradesini gözler önüne seren bir açık hava müzesidir. Hititlerden Friglere, Lidyalılardan Romalılara, Selçuklu’dan Osmanlıya onlarca tarihe mühür vurmuş devletin ortak hikâyesidir. İzmir de binlerce yıl öncesine uzanan kadim tarihiyle bu hikâyenin en dolu sayfalarından biridir” şeklinde konuştu.
-“Tarihi Gediz Köprüsü’nü Aslına Uygun Biçimde Restore Ederek Yeniden Sizlerin Hizmetine Sunmanın Onurunu Yaşıyoruz”
Erken Cumhuriyet döneminin izlerini taşıyan Tarihi Gediz Köprüsü’nün de yaklaşık bir asırdır bu bölgenin sosyal, ekonomik ve kültürel tarihine tanıklık ettiğini söyleyen Bakan Uraloğlu, “Bugün burada, 1933-1935 yılları arasında İzmir-Bergama eski devlet yolu üzerinde inşa edilen Tarihi Gediz Köprüsü’nü aslına uygun biçimde restore ederek yeniden sizlerin hizmetine sunmanın onurunu yaşıyoruz.” dedi.
Bakan Uraloğlu, kültürel değerlerine ve geçmişine sahip çıkmayan bir toplumun geleceğini sağlıklı inşa etmesinin mümkün olmadığını söyleyerek sözlerine şu şekilde devam etti:
“Bu topraklarda iz bırakan her dönem ister antik çağ ister Roma ister Selçuklu ister Osmanlı ister Cumhuriyet dönemi olsun… Hepsi Anadolu’nun ortak mirasıdır ve Anadolu, bir mirasın sahibi olmak değil; o mirası taşımayı bilmektir. Bu kapsamda Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı olarak biz; sadece yollar, köprüler, limanlar, demiryolu hatları inşa etmiyor; aynı zamanda bu toprakların hafızasını da koruyoruz. Tarihi yapılarımızı aslına uygun biçimde ihya etmek ve onları gelecek nesillere dimdik ayakta teslim etmek için gece gündüz gayretle çalışıyoruz. Bu gayret; tarihe olan borcumuzu ödemenin, geçmişin emanetine sahip çıkmanın ve milletimizin ortak mirasını yaşatmanın en somut ifadelerinden biridir. Böylece bu eserler yalnızca birer yapı olarak kalmıyor; turizme ve ticarete can katıyor, kültürel kimliğimizi de güçlendiriyor.”
-“Kültür Mirasımıza Kazandırdığımız Tarihi Köprülerin Sayısı 532’ye Ulaştı”
Uraloğlu, en son restorasyonu tamamlanan Tarihi Sangarios Köprsüyle birlikte Tarihi Hıdırlık Köprüsü, Malabadi Köprüsü, Kızılin Köprüsü, Taşköprü, Osmancık Koyunbaba Köprüsü, Diyarbakır Ongözlü Köprü gibi Türkiye’nin birçok noktasındaki tarihi köprüleri restore ederek kültür mirasına kazandırdıklarını vurguladı. Bakan Uraloğlu, “Restorasyonlarını tamamlayarak kültür mirasımıza kazandırdığımız tarihi köprülerin sayısı 532’ye ulaştı. 48 tarihi köprünün de restorasyon çalışmalarına devam ediyoruz. Bugün açılışını yaptığımız Tarihi Gediz köprüsü’nü de bu kararlı yürüyüşe ekleyerek hem teknik hem de manevi bakımdan anlamlı duraklarından birini daha milletimizin hizmetine sunuyoruz.” açıklamasında bulundu.
-Tarihi Gediz Köprüsü Bölgedeki En Önemli Ulaşım Yapılarından Biri
Menemen’in kuzeyinde, Gediz Nehri’nin iki yakasını birbirine bağlayan Tarihi Gediz Köprüsü’nün bölgedeki en önemli ulaşım yapılarından biri olduğunu söyleyen Uraloğlu, “166,5 metre uzunluğu, 6,7 metre genişliği ve 5 açıklığıyla üstten betonarme kemer sistemiyle, yani Bowstring sistemiyle inşa edilmiş bu köprü; 1935 yılında İzmir-Bergama eski devlet yolu üzerinde, bölgenin ulaşımını güçlendirmek amacıyla yapılmıştı. Tek yönlü taşıt trafiğine uygun biçimde inşa edilen bu yapı, ana yol güzergâhının değişmesinin ardından Yanıkköy, Doğa ve Belen köylerine hizmete devam ediyordu. Köprümüz yıllar boyunca doğal etkenlerin, yoğun kullanımın ve zamanın aşındırıcı etkilerine maruz kalarak yıpranmıştı. Biz de zamanla yorulup yıpranan ve donatılardaki korozyonla hasar gören köprümüzü, Karayolları Genel Müdürlüğümüz eliyle kapsamlı bir restorasyon ve güçlendirme çalışmasıyla yeniden ayağa kaldırdık.” dedi.
Bakan Uraloğlu, köprü aydınlatmasına ilişkin imalatları da onaylı proje kapsamında tamamlayarak köprüyü hem teknik hem de estetik bakımdan yeniden işlevsel bir kimliğe kavuşturduklarını belirterek “Menemen’in ve İzmir’in tarihi dokusuna katkı sağlayan bu yapıyı yeniden canlandırdık; bölgenin ulaşımına, turistik ve kültürel değerine yeni bir soluk kazandırdık. Bu çalışmamız İzmir’in ve Menemen’in tarihî dokusunun korunması, bölgenin ulaşım ve turizm potansiyelinin güçlendirilmesi ve gelecek kuşaklara değerli bir miras bırakılması demek. Bu mirası muhafaza etmek ve geliştirmek hepimizin ortak sorumluluğudur; biz de bu bilinci taşıyarak çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı olarak İzmir’de hayata geçirdiğimiz yatırımlarla değer katmaya devam ediyoruz.” şeklinde konuştu.
-İzmir’e 349 Milyar Liralık Yatırım
Son 24 yılda İzmir’in ulaşım ve iletişim altyapısına yaklaşık 349 milyar lira yatırım gerçekleştirdiklerini de belirten Bakan Uraloğlu, bitümlü sıcak karışım kaplamalı yollardan İzmir’i çevre illerine bölünmüş yollarla bağlamaya, meşhur Sabuncubeli Tüneli’ne kadar İzmir’e birçok yatırım yaptıklarını ve yapmaya devam ettiklerini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi'nde “Kitaba Vefa: Cilt Sanatı ve Restorasyon Sergisi” programında konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bir dönem milletimizin kökleriyle bağını kesmek isteyenlerin kitaplarımızı ve kütüphanelerimizi hedef alması boşuna değildir. En utanç verici kitap katliamları, milli iradenin ve demokrasinin askıya alındığı darbe dönemlerinde yaşanmıştır." ifadelerini kullandı.
Berhan Şimşek, hakkında yargıya intikal eden süreçler sonuçlanana kadar CHP Genel Başkan Yardımcılığından ve Merkez Yönetim Kurulu (MYK) üyeliğinden istifa ettiğini açıkladı.
Şimşek, CHP Muğla İl Başkanlığında düzenlediği basın toplantısında, hakkındaki hukuki süreçlere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Yargıya intikal eden süreçler sonuçlanana kadar başkan yardımcılığı görevini ve MYK üyeliğini sürdürmeme kararı aldığını belirten Şimşek, parti üyeliğinin ise devam edeceğini söyledi.
Şimşek, kararını şu sözlerle açıkladı:
"Ortada dökülüp saçılan bir durumun bulunması ve konunun yargıya intikal etmesi sebebiyle, bu davalar sonuçlanana kadar Merkez Yönetim Kurulu üyeliğinden istifa ediyorum. Bu kararımı Sayın Genel Başkanımızın şahsında bütün örgütümüze ve yol arkadaşlarıma ilan ediyorum. İlkelerimizden ve duruşumuzdan taviz vermeden yürüyüşümüz sürecek."
CHP Genel Başkan Yardımcısı Berhan Şimşek ile Özlem Şanver arasında geçtiğimiz yıl yaşanan darp olayına ilişkin güvenlik kamerası görüntüleri ortaya çıktı.
Görüntüler üzerine Berhan Şimşek istifa kararı aldı.
Balıkesir'in Sındırgı ilçesinde çıkan orman yangını söndürülmeye çalışılıyor.
İlçeye bağlı kırsal Çelebiler Mahallesi'nde orman dışı alanda başlayan yangın, ormanlık alana sıçradı.
İhbar üzerine bölgeye sevk edilen Orman Bölge Müdürlüğü ekipleri, 4 uçak, 4 helikopter, 20 arazöz, 10 su ikmal aracı ve 100 personelle yangına müdahale ediyor.
Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilen iki kaptan hakkında “taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma” suçundan tutuklama kararı verildi.
Mahkeme kararında, dosyadaki tutanaklar, bilirkişi raporu ve diğer deliller dikkate alınarak şüpheliler hakkında kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu, delillerin henüz tamamının toplanmamış olması nedeniyle delilleri karartma ve kaçma ihtimallerinin bulunduğu belirtildi. Adli kontrol tedbirlerinin bu aşamada yetersiz kalacağı değerlendirilerek iki şüphelinin ayrı ayrı tutuklanmasına hükmedildi.
Savunmalarında ise her iki kaptan da kazada kusurlarının bulunmadığını öne sürdü. Ahmet Erarslan, kaza sırasında istirahatte olduğunu ve geminin sevk ve idaresinin üçüncü kaptan Murat Evciman’da bulunduğunu belirtirken; Evciman, TUGBERK İMAMOĞLU’nun ani şekilde rota değiştirdiğini ve çarpışmanın bu nedenle meydana geldiğini savundu.
Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı da olan Fuat Tosyalı, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman'ın katılımıyla İSTE ev sahipliğinde düzenlenen "2. Uluslararası İskenderun Demir-Çelik Sempozyumu ve Fuat Tosyalı'ya Ekonomi Alanında Fahri Doktora Beratı Takdim Töreni"nde, iş hayatına nasıl başladığını anlattı.
Zengin olmayı değil, "fark yaratmayı" hayal ettiğini, yatırım yapılacaksa büyük düşünmekten, hedef konulacaksa iddialısını koymaktan ve dünyanın en iyileriyle rekabet edecek ölçüye talip olmaktan korkmadığını belirten Tosyalı, şöyle konuştu:
"Çünkü çelik sektöründe korkak hedeflerle küresel sonuçlara ulaşılabileceğine inanmıyorum. Elbette büyük hedef, daha büyük yatırım, daha fazla risk, daha ağır sorumluluklar getirir ama hedef doğru konulduğunda ülkenize bıraktığınız değer de aynı ölçekte büyür. Aynı zamanda şunu da çok erken öğrendim, hayal tek başına hiçbir şey ifade etmiyor. Fikir üretmek kolaydır, hedef açıklamak da kolaydır, zor olan o fikri projeye, projeyi yatırıma, yatırımı çalışan bir fabrikaya, o fabrikayı da rekabet eden, ihracat yapan ve kalıcı değer oluşturan bir yapıya dönüştürmektir."
Tosyalı, tüm dünyanın pandemi etkisiyle kapanmasına, tedarik zincirinin kopmasına ve üstelik bölgedeki büyük deprem felaketine rağmen Sarıseki'de 2,5 milyar dolarlık yatırımla yıllık 4 milyon ton yassı çelik kapasitesine sahip dünya ölçeğinde bir tesis kurduklarını ifade etti.
"Çeliğiniz yoksa bağımsızlığınız da yoktur"
Tosyalı'nın geldiği noktaya dair Fuat Tosyalı, "O küçücük dükkanımızdan başlayan yolculuğun 3 kıtaya yayılan bir üretim ağına dönüştüğünü görüyoruz. 2025'te 12 milyon 100 bin ton ham çelik üreterek dünya sıralamasında 32'nciliğe yükseldik. Türkiye'nin en büyük, Avrupa'nın ikinci büyük çelik üreticisi konumuna geldik." dedi.
Fuat Tosyalı, şimdiki hedeflerinin dünyanın ilk 20 çelik üreticisi arasında yer almak olduğunu söyledi.
Her yıl dünyanın dört bir yanına milyarlarca dolarlık ihracat yaptıklarını belirten Tosyalı, "Biz Akdeniz'i birbirinden kopuk ülkelerin bulunduğu bir coğrafya olarak değil, merkezinde Türkiye'nin olduğu, Avrupa'yı, Afrika'yı ve Asya'yı birbirine bağlayan büyük bir üretim, enerji ve ticaret havzası olarak görüyoruz." diye konuştu.
Tosyalı, bir ülkenin jeopolitik yükselişinin kalıcı olabilmesi için arkasında güçlü bir sanayi altyapısının da bulunmasının zorunlu olduğunu dile getirerek şöyle devam etti:
"Enerji tek başına enerji değildir, yalnızca bir savunma sanayisi anlam ifade etmiyor. Bunların her biri aynı zamanda ekonomik bağımsızlığın ve stratejik gücün unsurlarıdır. Unutmayın, çeliğiniz yoksa bağımsızlığınız da yoktur, çeliğiniz yoksa otomotivde, savunmada, enerjide, altyapıda, dış dünyaya bağımlısınız. O nedenle nitelikli çelik üretmek bizim için yalnızca ticari bir konu olmadı, aynı zamanda Türkiye'mizin sanayi kabiliyetini de derinleştirme hedefi oldu. Aynı bakışla yeşil dönüşümü de yalnız bir çevre mevzuatı olarak görmedik. Bu akımı önümüzdeki dönemin en önemli rekabet alanlarından biri olarak ele alıyoruz. Hidrojenle üretim teknolojilerine yatırım yapmamızın, yenilenebilir enerji kapasitemizi büyütmemizin, Türkiye'nin farklı bölgelerinde büyük ölçekli güneş enerjisi santralleri planlamamızın nedeni de bu. Geleceğin yeşil çeliğini dünün teknolojileriyle üretemezsiniz. Geleceğin rekabetine, bugünün konfor alanında kalarak da hazırlanamazsınız."
"Daha verimli olacağız, daha fazla teknoloji, yapay zekayı kullanacağız"
Tosyalı, aynı bakış açısıyla BMC'de de yeni Altay tankını seri üretime taşımanın ötesinde, motor ve güç gruplarında Türkiye'nin dışa bağımlılığını azaltacak kabiliyetler geliştirdiklerini ifade etti.
TOGG'da ise Türkiye'nin başka bir iddiasının parçası olduklarını belirten Tosyalı, şunları söyledi:
"Burada mesele yalnızca otomobil üretmek değildir, yazılımı, bataryası, mobilite ekosistemi ve teknolojisiyle yeni nesil bir küresel markayı Türkiye'den çıkarabilmektir. Bence önümüzdeki dönemin en önemli gündemi tam da burada belirleniyor. Dünya çok sert bir sanayi rekabeti yaşıyor. Çin, devasa üretim gücüne ulaştı ve adım adım tüm dünyayı teknolojik ve endüstriyel ürünlerde sessizce istila ediyor. Amerika, sanayiyi yeniden kendi topraklarına çekmeye çalışıyor. Avrupa, stratejik sektörlerini koruyor. Ülkeler, teşviklerini, gümrük politikalarını, enerji stratejilerini ve tedarik zincirlerini yeniden düzenliyor. Dünya genelinde düşen talep ve neredeyse her sektördeki kapasite fazlası, yıkıcı rekabeti yok edici rekabete dönüştürdü. Böyle bir dünyaya Türkiye'nin seyirci kalma şansı yok. Ülkemizin sanayicileri olarak bizim de sürekli şartlardan şikayet etme lüksümüz yok. Kurlardan mutlu olmayabiliriz, faizlerden şikayet edebiliriz, enerji maliyetlerinden, finansmana erişimden, Uzak Doğu kaynaklı haksız rekabetten yakınabiliriz. Bunların hepsi gerçek meselelerdir ve elbette stratejik sektörlerin haksız rekabete karşı doğru politikalarla korunması gerekir ama bütün stratejimizi şartların düzelmesini beklemek üzerine kurmamalıyız. Ülkemizin üretim gücü olan biz sanayiciler, yaşadığımız olumsuzlukların arkasına saklanamayız. Bizim işimiz şartları okumak, kendimizi dönüştürmek ve sonuç üretmektir. Daha verimli olacağız, daha fazla teknoloji, yapay zekayı kullanacağız, ölçeğimizi büyüteceğiz, enerjimizi dönüştüreceğiz, nitelikli ve yüksek katma değerli ürünlere odaklanacağız."
Tosyalı, yapay zekanın hayatlarına girmesiyle kendileri için çok yeni bir dönemin başladığını, bu alanda da Tosyalı Holding olarak büyük yatırımlar yaptıklarını dile getirdi.
Fuat Tosyalı, kendisini fahri doktora ünvanına layık gören İSTE'ye, annesi, babası ve diğer aile bireylerine teşekkür etti.
"Çelik sektörümüz dünyayla bütünleşmiş bir sektör"
Türkiye Çelik Üreticileri Derneği Genel Sekreteri Veysel Yayan da Türk çelik sektörünün dünyadaki örneklerine kıyasla hızlı gelişme gösterdiğini ifade etti.
Tosyalı Holding'in çelik üretimindeki önemine dikkati çeken Yayan, "Tosyalı Holding, tek başına bölgedeki üretimin yaklaşık yüzde 40'nı gerçekleştirmektedir. Türkiye'deki üretimin de yüzde 14'ün üzerinde, yüzde 15 küsürünün üzerinde tek başına göstermektedir. Bu rakamlar aslında dünya çelik üretimine de yansımıştır. Dünyada en çok çelik üreten kuruluşlar arasında 60'ıncı, 70'inci sıralardan 30'lu sıralara yükselmiştir." dedi.
Yayan, Türk çelik sektörünün dünyanın dört bir yanında yatırım yaptığını belirterek, "Avrupa'da, İspanya'da, Cezayir'de, Libya'da, Angola'da, Senegal'de başka ülkelerde yatırımlar yapıyor ve dünyanın 180'den fazla ülkesine ihracat yapıyor. Dolayısıyla çelik sektörümüz dünyayla bütünleşmiş bir sektör." diye konuştu.
Vali Mustafa Masatlı da Hatay'ın tarih boyunca ticaret yollarının kesiştiği, medeniyetlerin buluştuğu, sahip olduğu limanları, bereketli toprakları ve üretim kültürüyle bulunduğu coğrafyaya değer katan bir şehir olduğunu kaydetti.
Konuşmaların ardından İSTE Rektörü Prof. Dr. Mehmet Duruel, Fuat Tosyalı'ya cübbe giydirerek fahri doktora ünvanını verdi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum'un katılımıyla 8 Eylül'de, Muğla'nın Fethiye ilçesinde düzenlenecek program kapsamında, Fethiye Körfezi'nde dip çamuru temizliği başlatılacak, deniz çayırlarının korunmasına yönelik Mapa-Şamandıra Sistemi tanıtılacak.
AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, denizlerdeki kirliliğin düzenli olarak takip edilmesi amacıyla 2014'ten bu yana Denizlerde Bütünleşik Kirlilik İzleme Programı'nı (DEN-İZ) yürütüyor.
Türkiye'nin tüm denizlerinde 428 istasyonda sürdürülen program kapsamında kirleticiler, ötrofikasyon, biyoçeşitlilik ve deniz çöpleri çok bileşenli olarak izleniyor.
Programın 2026-2028 döneminde mikroplastik izleme ağı da genişletilerek, izleme noktası sayısı 40 istasyona çıkarıldı.
Sıfır Atık Mavi Hareketi
Deniz çöplerinin azaltılması ve kıyı ekosistemlerinin korunmasına yönelik çalışmalar da Sıfır Atık Mavi Hareketi kapsamında sürdürülüyor.
Emine Erdoğan'ın himayelerinde 10 Haziran 2019'da başlatılan Sıfır Atık Mavi Hareketi kapsamında yayımlanan "Deniz Çöpleri İl Eylem Planlarının Hazırlanması ve Uygulanması Genelgesi" doğrultusunda 28 kıyı ilinde deniz çöplerinin toplanmasına yönelik çalışmalar yürütülürken, ulusal düzeyde eğitim ve bilinçlendirme faaliyetleri de yaygınlaştırıldı.
2020-2024 yıllarında birinci 5 yıllık eylem planları uygulanırken, 2025-2029 dönemini kapsayan ikinci 5 yıllık Deniz Çöpleri İl Eylem Planları da 1 Ocak 2025 itibarıyla uygulamaya alındı.
Sıfır Atık Mavi Hareketi kapsamında yürütülen çalışmalarla bugüne kadar yaklaşık 375 bin ton deniz çöpü toplandı. Yalnızca 2026 yılında denizlerden toplanan çöp miktarı ise 55 bin tona ulaştı.
Bakan Kurum, İzmit Körfezi'ndeki çalışmaları dalış yaparak inceledi
Denizlerin ve su kaynaklarının korunmasına yönelik çalışmaların önemli ayaklarından birini de dip çamuru temizliği oluşturdu.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Kocaeli Büyükşehir Belediyesi işbirliğinde, Marmara Denizi Koruma Eylem Planı kapsamında 2022'de başlatılan İzmit Körfezi Doğu Baseni Dip Çamuru Temizleme Projesi'nin bugüne kadar yüzde 70'i tamamlandı.
Proje kapsamında denizden çıkarılan 2,4 milyon metreküp dip çamuru bertaraf edilirken, toplam 3,8 milyon metreküp dip çamurunun temizlenmesi hedefleniyor.
Bakan Kurum da haziranda İzmit Körfezi'nde dalış yaparak temizlik çalışmalarını ve deniz ekosistemindeki değişimi su altında yerinde inceledi. Çalışmaların ardından bölgede deniz çayırları, deniz yıldızları ve deniz patlıcanları başta olmak üzere çeşitli deniz canlılarının yeniden görülmesi, körfezdeki ekosistemin canlanmaya başladığını ortaya koydu.
Bakanlığın dip çamuru temizliğine yönelik çalışmaları Van Gölü'nde de sürüyor. Gölün korunması ve sürdürülebilir kullanımının sağlanması amacıyla Mart 2020'de ilgili kurum ve kuruluşların katılımıyla "Van Gölü Havza Koruma Eylem Planı ve Uygulama Programı" hayata geçirildi.
Plan kapsamında Van ve Bitlis'te dip tarama çalışmaları yürütülürken, Van'da bugüne kadar 2 milyon 206 bin 422 metreküp dip çamuru çıkarıldı. Toplam 2 milyon 780 bin metreküp dip çamurunun gölden uzaklaştırılması hedefleniyor.
Bitlis'in Tatvan ilçesinde de yaklaşık 600 bin metreküp dip çamurunun çıkarılmasının öngörüldüğü çalışmalar kapsamında, bugüne kadar 42 bin 915 metreküp dip çamuru çıkarıldı.
Türkiye'nin en kapsamlı dip çamuru temizliği Fethiye'de başlayacak
İzmit Körfezi ve Van Gölü'nde yürütülen dip çamuru temizliği çalışmalarının ardından Bakanlık, bu alandaki yeni uygulamasını Fethiye Körfezi'nde hayata geçirecek.
Bu kapsamda 8 Eylül'de Emine Erdoğan ile Bakan Kurum'un katılımıyla gerçekleştirilecek programda, Fethiye Körfezi'nde Türkiye'nin en kapsamlı dip çamuru temizliği başlatılacak.
Programda ayrıca Fethiye-Göcek Özel Çevre Koruma Bölgesi'nde deniz çayırlarının korunması amacıyla hayata geçirilen Mapa-Şamandıra Sistemi tanıtılacak.
Kurtulmuş, sosyal medya hesabından paylaştığı mesajda şunları ifade etti:
"Milli Mücadele'mizin siyasi istikametinin tayin edilmesinde önemli bir dönüm noktası olan Sivas Kongresi ile milletimiz, 107 yıl önce yurdumuzun bölünmez bütünlüğünü ve kayıtsız şartsız bağımsızlık hedefimizi tüm dünyaya ilan etmiştir. Sivas'ta alınan bu karar, milletimizin istikbalini ancak kendi elleriyle inşa edeceğinin ilanıdır aynı zamanda.
Bugün de aynı bilinç ve iradeyle birliğimize ve kardeşliğimize sahip çıkacak, coğrafyamızda emperyalist emellerin kök salmasına izin vermeyeceğiz. Sivas Kongresi'nin 107. yıl dönümünde başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Milli Mücadele'nin bütün kahramanlarını, aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi saygıyla ve şükranla yad ediyorum. Cenab-ı Allah milletimizin birliğini daim, aziz vatanımızı kıyamete kadar payidar eylesin."
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Samsun Şehir Hastanesi/Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tramvay Hattı'na ilişkin, "Özellikle sabah ve akşam iş ve okul yolculuklarının yoğun olduğu zamanlarda 1 saate yaklaşan yolculuk süreleri, tramvay hattımız devreye girdiğinde trafikten bağımsız, konforlu ve öngörülebilir şekilde yaklaşık 20 dakikada alınacak." dedi.
Uraloğlu, Samsun Şehir Hastanesi/Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tramvay Hattı Temel Atma Töreni'nde yaptığı konuşmada, hat ile kentin 35,5 kilometrelik raylı sistem ağını 48,8 kilometreye çıkaracaklarını söyledi.
Gün içinde Samsun Çarşamba Havalimanı Yeni İç ve Dış Hatlar Terminal Binası'nın temelini attıklarını belirten Uraloğlu, 42 metre uzunluğundaki 7 modüllü yeni tramvay araçlarını hizmete aldıklarını kaydetti.
Kent içi raylı sistemlerin trafik yoğunluğunun azaltılması, zaman tasarrufu sağlanması, karbon ayak izinin küçültülmesi ve kentlerin ekonomik gelişiminin desteklenmesi açısından önemli olduğunu ifade eden Uraloğlu, "Ülkemizde 1058 kilometrelik kent içi raylı sistem ağının 452 kilometresini bakanlık olarak biz inşa ettik. Bugün başladığımız Samsun hattımızla birlikte 145,2 kilometre hatta çalışmalarımız devam ediyor. Planlama aşamasında ise 253 kilometre hattımız bulunuyor." diye konuştu.
- Samsun'un raylı sistem ağı 48,8 kilometreye çıkacak
Samsun'da Ondokuz Mayıs Üniversitesi-Gar-Stadyum güzergahında hizmet veren 43 istasyonlu 35,5 kilometrelik tramvay hattının yeni projeyle 13,3 kilometre daha uzatılacağını aktaran Uraloğlu, yeni hattın Kılıçdede İstasyonu ile Samsunspor İstasyonu arasından mevcut sisteme bağlanacağını, Şehir Hastanesi, Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Kamu Kampüsü'ne raylı sistemle ulaşım sağlayacağını ifade etti.
Uraloğlu, "Şehir Hastanesi Tramvay Hattı üzerinde 10 istasyon planladık. Bu hatta ek olarak Kamu Kampüsü'ne hizmet edecek yaklaşık 3,7 kilometre uzunluğundaki kılçık hattımız üzerinde de 4 istasyon olacak. Bu istasyonları hem mevcut kent dokusuyla hem de planlanan ve geliştirilmekte olan diğer ulaşım projeleriyle entegre şekilde tasarladık. Yeni hattımızla Samsun'un raylı sistem ağını 35,5 kilometreden 48,8 kilometreye çıkaracağız. Yeni güzergahımız üzerinde 14 istasyon inşa ederek istasyon sayısını 57'ye yükselteceğiz." şeklinde konuştu.
- Yolculuk süresi yaklaşık 20 dakikaya inecek
Projenin her gün yaklaşık 40 bin personel, hasta ve ziyaretçi hareketi oluşturması öngörülen şehir hastanesine doğrudan hizmet vereceğini belirten Uraloğlu, hattın 322 bini aşkın nüfuslu İlkadım ile 100 bini aşkın nüfuslu Canik ilçelerine de çağdaş ve kesintisiz raylı toplu taşıma imkanı sunacağını bildirdi.
Samsunspor Tesisleri İstasyonu'ndan Şehir Hastanesi, Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Kamu Kampüsü yönlerine yaklaşık 9'ar kilometre yolculuk yapılabileceğini aktaran Uraloğlu, şöyle devam etti:
"Bugün bu güzergahlarda kara yoluyla katedilen mesafe yaklaşık 8 ila 10 kilometre civarında. Özellikle sabah ve akşam iş ve okul yolculuklarının yoğun olduğu zamanlarda 1 saate yaklaşan yolculuk süreleri, tramvay hattımız devreye girdiğinde trafikten bağımsız, konforlu ve öngörülebilir şekilde yaklaşık 20 dakikada alınacak. Hattımızın tamamlandıktan sonraki 30 yıllık projeksiyonda kara yolu bakım, işletme ve zaman kazancı gibi etkenlerden ekonomik kazancı yaklaşık 100 milyon dolar olacak."
Hattın yalnızca yeni bir ulaşım bağlantısı olmayacağını vurgulayan Uraloğlu, "Samsun'a zaman, konfor ve güvenlik kazandıran güçlü bir kentsel yatırım da olacak." ifadelerini kullandı.
- Samsun'a yaklaşık 120 milyar liralık yatırım
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı olarak son 24 yılda Samsun'un ulaşım ve iletişim altyapısına yaklaşık 120 milyar liralık yatırım gerçekleştirdiklerini bildiren Uraloğlu, Sinop ve Sarp'a bölünmüş yollarla bağlantı sağlayarak Karadeniz Sahil Yolu'nun bütünlüğünü sağladıklarını belirtti.
Samsun Batı Çevre Yolu, Samsun Şehir Hastanesi Yolu, Havza-Vezirköprü Yolu ve Çarşamba-Ayvacık Yolu'nun da aralarında bulunduğu 8 kara yolu projesindeki çalışmaların devam ettiğini aktaran Uraloğlu, lojistik yatırımlarına ilişkin şunları kaydetti:
"Gelemen'de 258 bin metrekare alana sahip lojistik merkezini hizmete alarak lojistik sektörüne 1,1 milyon ton ilave kapasite oluşturduk. Gelemen Lojistik Köyü ile Tekkeköy Lojistik Köyü arasındaki yaklaşık 7 kilometrelik iltisak hattı çalışmalarımızı da tamamlayarak iki lojistik merkezimizi entegre ettik. Havza OSB'yi demir yolu ağına bağlayacak yaklaşık 3 kilometre uzunluğundaki iltisak hattı yapım çalışmalarımıza da başladık."
- "Ankara-Samsun arası 2,5 saate inecek"
Samsun'un raylı sistemdeki gelişiminin kent içi yatırımlarla sınırlı olmadığını belirten Uraloğlu, 293 kilometrelik Ankara-Kırıkkale-Çorum-Samsun Hızlı Tren Hattı'ndaki çalışmalara ilişkin de bilgi verdi.
Hattın ilk etabı olan 120 kilometrelik Kırıkkale (Delice)-Çorum kesiminin yapımına başladıklarını, Çorum-Merzifon ve Merzifon-Havza kesimlerinin ihalelerini nisan ayında gerçekleştirdiklerini aktaran Uraloğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Havza-Samsun arası 70 kilometrelik kesimin de 2027 Yılı Yatırım Programı'na alınması için çalışmalara başladık. Yani raylar adım adım Havza'ya, oradan Samsun'a yürüyecek. Ankara merkezli bakıldığında bu hat, Türkiye'nin kuzeyine yapılan ilk hızlı tren yolcu taşımacılığı projesidir. Tamamlandığında Ankara-Samsun arası 2,5 saate inecek, yılda 12 milyon yolcu ve 14 milyon ton yük taşınacak."
Hattın Samsun Limanı'nı Mersin Limanı'na bağlayacağını ifade eden Uraloğlu, şunları kaydetti:
"Bu koridor, Karadeniz'i Akdeniz üzerinden dünyaya açacak, boğazlar üzerindeki yükü hafifletecek, ülkemizi küresel ticarette daha güçlü bir lojistik merkeze dönüştürecektir. Hattın devamındaki 509 kilometrelik Samsun-Sarp Demir yolu da gündemimizdedir. Bu projeyi hayata geçirdiğimizde Samsun üzerinden Karadeniz ile Akdeniz arasında yüksek kapasiteli, hızlı ve çevreci bir taşımacılık ağı kurmuş olacağız."
Uraloğlu, projenin hayata geçirilmesinde emeği geçenlere teşekkür ederek, Samsun'un ulaşım altyapısına yönelik yatırımların sürdürüleceğini sözlerine ekledi.
Bakan Uraloğlu, programının ardından Samsun Batı Çevre Yolu Şantiyesi'nde incelemelerde bulunarak çalışmalar hakkında brifing aldı.
Törene Samsun Valisi Orhan Tavlı, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı ve AK Parti Samsun Milletvekili Mehmet Muş, AK Parti Samsun milletvekilleri Çiğdem Karaaslan, Yusuf Ziya Yılmaz, Ersan Aksu, Orhan Kırcalı, Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, DHMİ Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Fatih Çakmak, AK Parti Samsun İl Başkanı Mehmet Köse, MHP Samsun İl Başkanı Burhan Mucur, kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri ile vatandaşlar katıldı.
*“İHBARI KİM YAPTI BİLMİYORUM” DEMİŞTİ: 155’İ BİZZAT DOKTOR DEMİRKOL ARAMIŞ!*
*ESKİ BAKAN DENİZOLGUN’UN ŞÜPHELİ ÖLÜMÜNDE KRİTİK KAYIT ORTAYA ÇIKTI*
*Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un şüpheli ölümüne ilişkin yürüttüğü soruşturmada dikkat çekici bir belge ortaya çıktı. İfadesinde yıllar önce acil ihbarı yapan kişinin kim olduğunu bilmediğini beyan eden Doktor Nurettin Demirkol’un, 8 Eylül 2016 gecesi 155 Polis İmdat hattını bizzat aradığı belirlendi. İhbar çözüm tutanağında Demirkol’un kendisini “Ben Doktor Nurettin Demirkol” diye tanıttığı ve ölümü “beklenmedik, şüpheli ani bir ölüm” sözleriyle bildirdiği görüldü.*
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un ölümüne ilişkin yürüttüğü soruşturmada, yıllar önce yapılan acil çağrı ihbarının çözüm tutanağı dosyaya girdi.
Soruşturma kapsamında ifade veren Doktor Nurettin Demirkol’un, olay tarihinde acil ihbarı kimin yaptığını bilmediğini beyan ettiği öğrenilmişti. Ancak 8 Eylül 2016 tarihli 155 Acil Çağrı İhbarı Çözüm Tutanağı, ihbarı yapan kişinin bizzat Demirkol olduğunu ortaya koydu.
*“BEN DOKTOR NURETTİN DEMİRKOL”*
Tutanağa göre ilk telefon görüşmesi saat **00.29’da** gerçekleşti. 155 operatörünün telefonu açmasının ardından ihbarcı kendisini açıkça “Ben Doktor Nurettin Demirkol.” sözleriyle tanıttı. Demirkol daha sonra operatöre, aile hekimi olduğu bir hastasının ani şekilde hayatını kaybettiğini söyledi.
İhbar tutanağına geçen ifadeye göre Demirkol, “Aile hekimi olduğum bir hastam var, ani olarak vefat etmiş. Hükümet tabibinin görmesi gerekiyor. Belki muhtemelen ölüm nedeni belli değil, hâkimin savcının görmesi gerekiyor.” dedi.
*ÖLÜM NEDENİNİN BELLİ OLMADIĞINI SÖYLEDİ*
155 operatörü Demirkol’dan olayın gerçekleştiği adresi istedi. Demirkol, olay yerinin Beykoz Riva’daki Öğümce Köyü olduğunu söyledi ancak açık adresi tam olarak bilmediğini ifade etti.
Bölgenin jandarma sorumluluk alanında olabileceğinin değerlendirilmesi üzerine operatör, Demirkol’dan 156 Jandarma hattıyla iletişime geçmesini istedi. İlk telefon görüşmesi bu şekilde sona erdi. Ancak Demirkol yalnızca birkaç dakika sonra 155’i ikinci kez aradı.
*4 DAKİKA SONRA 155’İ YENİDEN ARADI*
İhbar çözüm tutanağına göre ikinci görüşme saat **00.33’te** başladı. Demirkol bu kez de kendisini açık şekilde tanıtarak “Biraz önce aramıştım, Doktor Nurettin Demirkol. Vefat eden biriyle alakalı...” dedi.
Demirkol, jandarmayla görüştüğünü ancak bölgenin polis sorumluluk alanında olduğunun kendisine söylendiğini belirterek yeniden 155’ten yardım istedi.
*OPERATÖR SORDU: “BURADA ŞÜPHELİ ÖLÜM KONUSU MU VAR?”*
Görüşmenin en dikkat çekici bölümü ise 155 operatörünün ölümün niteliğini sormasıyla yaşandı. Operatör Demirkol’a “Burada şüpheli ölüm konusu mu var?” diye sordu.
Demirkol’un cevabı tutanağa şöyle geçti: “Şüpheli, beklenmedik ani bir ölüm; beklenmedik, şüpheli ani bir ölüm.”
Böylece Demirkol’un, olay gecesi yaptığı ihbarda ölümü yalnızca “ani ölüm” olarak değil, doğrudan **“şüpheli ölüm”** şeklinde nitelendirdiği de ortaya çıktı.
*“SAVCININ GÖRMESİ GEREKİYOR”*
Demirkol’un ilk görüşmede kullandığı bir başka ifade de soruşturma açısından dikkat çekti. Doktor Demirkol, ölüm nedeninin belli olmadığını belirterek “hâkimin, savcının görmesi gerekiyor”** ifadelerini kullandı.
155 operatörü de adres bilgisini aldıktan sonra ekiplerin olay yerine yönlendirilmesi için kaydı oluşturdu. Görüşmenin sonunda operatör, olay yerinin bulunamaması hâlinde Demirkol’un ihbar sırasında kullandığı telefon numarası üzerinden kendisine ulaşılacağını söyledi.
Demirkol ise “Tamam, bekliyoruz efendim.” yanıtını verdi. Arka plandaki bir kişinin “Abi ulaştınız mı?” sorusuna da Demirkol’un “Ulaştım” dediği tutanağa yansıdı.
Soruşturma kapsamında ifade veren Demirkol’un, yıllar önce acil ihbarda bulunan kişinin kim olduğunu bilmediğini beyan etmesine karşın, resmî 155 ihbar çözüm tutanağında iki ayrı telefon görüşmesinde de kendisini ismiyle tanıttığı görüldü.
Demirkol’un ayrıca ölümün nedeninin belli olmadığını söylemesi, savcının olayla ilgilenmesi gerektiğini belirtmesi ve ölümü iki kez “şüpheli, beklenmedik ani ölüm” şeklinde tanımlaması soruşturmadaki dikkat çekici ayrıntılar arasına girdi. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, eski Bakan Arif Ahmet Denizolgun’un ölümüne ilişkin soruşturmayı çok yönlü olarak sürdürüyor.
Güney Afrika Cumhuriyeti Meteoroloji Servisinden (SAWS) yapılan açıklamada, son tahminlerin, El Nino'nun daha da güçlenerek "en güçlü El Nino" olayına dönüşebileceğine işaret ettiği bildirildi.
Açıklamada, Pasifik Okyanusu’ndaki deniz yüzeyi sıcaklıklarının yükselmesiyle oluşan El Nino'da mevcut sıcaklık farkının 3 santigrat dereceyi aşmasının kuvvetle muhtemel olduğu belirtildi.
Ekim-Aralık 2026 dönemine ilişkin mevsimsel tahminlerde, Güney Afrika'nın büyük bölümünde normalin altında yağışların en olası senaryo olduğu kaydedilen açıklamada, buna karşılık sıcaklıkların da normalin üzerinde seyretmesinin beklendiği bildirildi.
Açıklamada, Kasım 2026-Ocak 2027 döneminde de benzer şartların beklendiğine işaret edilerek, ülkenin büyük bölümünde daha kurak ve sıcak koşulların en olası senaryo olduğu ifade edildi.
Yağışların azalması halinde sıcak hava dalgaları ve su kıtlığı riskinin artabileceği uyarısı yapılan açıklamada, "2026-2027 döneminde beklenen şiddetli El Nino'nun küresel ısınmayla birleşmesinin, 2027'nin kayıtlara geçen en sıcak yıl olmasına yol açması muhtemel." ifadeleri yer aldı.
El Nino nedir?
El Nino, ekvatoral Pasifik’in orta ve doğu kesimlerinde deniz yüzeyi sıcaklıklarının normalin üzerine çıkmasıyla gelişen bir hava olayı olarak tanımlanıyor.
El Nino olayı, ekvatoral Pasifik'in orta ve doğu kesimlerini kapsayan ve Nino 3.4 olarak adlandırılan bölgedeki deniz suyu sıcaklığının belli bir dereceye ulaşmasıyla başlıyor.
Samsun Sıfır Atık, Çevre ve İklim Değişikliği Konferansı’nda konuşan Uraloğlu, bölünmüş yolların 6 bin 101 kilometreden 30 bin 120 kilometreye çıkarıldığını belirterek, bu sayede yılda 6,57 milyon ton karbon emisyonunun atmosferden bertaraf edildiğini söyledi.
Uraloğlu, elektrikli araç sayısının 2026’nın ilk yarısı itibarıyla 450 bini aştığını, şarj soketi sayısının ise yaklaşık 47 bine ulaştığını açıkladı. Türkiye’nin soket başına düşen araç sayısında Avrupa’da lider olduğunu belirten Uraloğlu, akıllı ulaşım sistemleri için karayollarındaki fiber optik altyapının da 20 bin kilometreye çıkarılacağını duyurdu.
Bakan Uraloğlu ayrıca demiryolu ve denizyolu taşımacılığının payının artırılması, geri dönüştürülmüş malzeme kullanımı ve sıfır atık uygulamalarının yaygınlaştırılmasıyla ulaşım sektöründe karbon salımının azaltılmasının hedeflendiğini ifade etti.
Polonya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski, "Rusya tarafından gerçekleştirilen devlet terörizmini kesin bir şekilde kınadıklarını ifade etmek" amacıyla Rusya'nın Varşova Büyükelçisi Georgy Mikhno'nun Dışişleri Bakanlığına çağrıldığını bildirdi.
Polonya'nın haber ajansı PAP'ın haberine göre, Sikorski, Almanya'nın Weimar kentinde, "Weimar Üçgeni" girişimi kapsamında Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot ile düzenledikleri ortak basın toplantısında açıklamalarda bulundu.
Dünya düzeninin güvenliği açısından Rusya'nın "en ciddi tehditlerden biri" olmayı sürdürdüğünü ifade eden Sikorski, Moskova'nın uluslararası ilişkileri işbirliğine değil, hakimiyete dayandırmayı amaçladığını savundu.
Sikorski, sınırlarının cezasız bir şekilde test edilmesini ve topraklarındaki düşmanca eylemleri kabul etmediklerini belirterek, "Kundaklamalara, demir yoluna yönelik saldırılara, cinayetlere ve diğer provokasyonlara izin vermiyoruz. Polonya da Rusya Federasyonu'nun gerçekleştirdiği devlet terörizmini kesin bir şekilde kınadığımızı ifade etmek amacıyla Rusya Büyükelçisi'ni (Georgy Mikhno) çağırdı." ifadelerini kullandı.
Sikorski'den Avrupa Birliği ülkelerine biyometrik pasaport çağrısı
Sikorski ayrıca Rus diplomatların hareket özgürlüğünün akredite oldukları ülkelerle sınırlandırılması, Rus vatandaşlarına Schengen vizesi verilmesinin kısıtlanması, Avrupa Birliği'ne (AB) giriş yapan Ruslar için biyometrik pasaport zorunluluğu getirilmesi ve AB içinde görev yapan Rus diplomatların sayısına üst sınır getirilmesi çağrısında bulundu.
AB genelinde halen çok sayıda Rus diplomatın olduğuna işaret eden Sikorski, "Bunların 2 binden fazla olduğunu tahmin ediyoruz ve en az yüzde 40'ının diplomatik statüleriyle bağdaşmayan görevler yürüttüğünü değerlendiriyoruz." dedi.
Sikorski, söz konusu Rusların ülkelerinde terör faaliyetleri de yürüten istihbarat teşkilatlarına hizmet ettiğini belirterek, Almanya ile dayanışma içinde halkı korumak için gerekli tüm temel güvenlik önlemlerinin hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.
Leipzig-Halle Havalimanı'nda İHA bulunmuştu
Almanya'daki Leipzig-Halle Havalimanı'nda 4 Ağustos'ta Ukrayna'ya ait nakliye uçağının yakınında patlayıcı düzenek içerdiği değerlendirilen insansız hava aracı (İHA) bulunmuştu.
ABD istihbaratı, bulunan patlayıcı yüklü İHA'nın özelliklerinin Rus askeri istihbaratına "özgü" olduğunu iddia etmişti.
Almanya, bu olay nedeniyle Rusya'yı suçlamış ve Bonn'daki Rus Başkonsolosluğunun 18 Eylül itibarıyla kapatılması ve Berlin'deki Rus Evi ile ilgili sözleşmenin feshedilmesi gibi tedbirler aldığını açıklamıştı.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Almanya’nın kararlarına karşılık olarak Goethe Enstitüsünün Rusya’daki şubelerini kapatacaklarını bildirmişti.
Doğu Karadeniz İhracatçılar Birliği (DKİB) Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk İskender, yaptığı yazılı açıklamada, bu yılın 8 aylık döneminde Trabzon'dan 895 milyon 240 bin, Rize'den 129 milyon 827 bin, Gümüşhane'den 86 milyon 973 bin, Artvin'den ise 60 milyon 495 bin dolarlık ihracat gerçekleştirildiğini belirtti.
İhracatta geçen yılın aynı dönemine göre Trabzon'da yüzde 15, Gümüşhane'de yüzde 49, Artvin'de yüzde 30 oranında artış yaşandığını aktaran İskender, Rize'den gerçekleştirilen ihracatta ise yüzde 2'lik düşüş olduğunu ifade etti.
En fazla ihracat yapılan sektörlerin başında 575 milyon 749 bin dolarla fındığın geldiğini vurgulayan İskender, bunu 162 milyon 746 bin dolarla maden ve metaller, 154 milyon 164 bin dolarla su ürünleri ve hayvancılık mamulleri, 94 milyon 942 bin dolarla da yaş meyve ve sebzenin takip ettiğini aktardı.
Doğu Karadeniz'den söz konusu dönemde 126 ülkeye satış yapıldığına işaret eden İskender, en fazla ihracat yapılan ilk beş ülkenin ise İtalya, Rusya, Gürcistan, Almanya ve Çin olduğunu belirtti.
Geçen yılın aynı dönemine göre ihracat yapılan ülkelerden İtalya'ya yüzde 3, Rusya'ya yüzde 10, Gürcistan'a yüzde 16, Almanya'ya yüzde 42 ve Çin'e yüzde 61 oranında artış yaşandığına dikkati çeken İskender, geçen yılın aynı döneminden farklı olarak El Salvador, Gambiya, Sudan, Andorra, Maldiv Adaları ve Gabon'un da aralarında bulunduğu 12 ülkeye daha ihracat gerçekleştirildiğini kaydetti.
Karaman'da ayağına bir iş merkezinin yangın çıkış kapısı düşen genç kız yaralandı.
Tahsin Ünal Mahallesi Atatürk Bulvarı'ndaki iş merkezinin 2. katındaki yangın çıkış kapısı, dün, henüz bilinmeyen bir nedenle kaldırımda yürüyen Somalili Nujud Thabit'in (20) ayağına düştü.
Çevredekilerin ihbarı üzerine olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi.
Yaralanan Thabit, ambulansla Karaman Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırıldı.
Güvenlik kamerasınca kaydedilen görüntülerde, kapının Thabit'in ayağına düşmesi ve genç kızın yere oturması yer alıyor.
Nujud Thabit, gazetecilere, olayın markete gitmek için yürüdüğü sırada meydana geldiğini söyledi.
Kapının düşmesiyle büyük korku yaşadığını anlatan Thabit, şunları kaydetti:
"Pek bir şey hatırlamıyorum çünkü biraz panik halindeydim. Hastaneye götürdüklerinde baş parmağımın kırık olduğunu ve tel takılması gerektiğini söylediler. İki hafta sonra dikişler alınacak. İlk üç hafta ayağımı hareket ettirmemem gerektiğini, sonrasında yavaş yavaş yürüme başlamam gerektiğini söylediler. Sorumlulardan şikayetçiyim. En azından hastaneye gelirler diye bekledik ama kimse de gelmedi. Aslında şikayetçi olmayacaktım ama kontrol etmedikleri için, özür dilemedikleri için şikayetçi oldum."
Resmi Gazete'de yayımlanan ve Yükseköğretim Kanunu'na eklenen Geçici 85'inci madde kapsamında yürütülecek işlemlere ilişkin duyuru, AÖF'nin internet sitesinde yer aldı.
Buna göre öğrenci affından yararlanmak isteyen adaylar, af başvurularını 9 Aralık Çarşamba günü saat 17.00'ye kadar çevrim içi olarak yapabilecek.
Güz dönemi kayıtları 8 Ekim'de başlayacak
Af başvurusunu 2 Ekim 2026 Cuma günü saat 17.00'ye kadar tamamlayan adayların kayıt işlemleri, 8 Ekim Perşembe günü saat 10.00'da başlayacak ve 16 Ekim Cuma günü saat 17.00'de sona erecek.
3 Ekim-9 Aralık'ta af başvurusunu tamamlayan adayların kayıt işlemleri ise 2026-2027 Öğretim Yılı Bahar Dönemi için belirlenecek akademik takvimde ilan edilecek tarihlerde gerçekleştirilecek.
Af başvuru ve kayıt işlemleri, AÖF'nin internet sitesindeki kayıt bağlantısı üzerinden e-Devlet şifresiyle çevrim içi yapılacak. Posta veya kargo yoluyla başvuru ve kayıt kabul edilmeyecek.
Kayıt yaptıran öğrenciler, ders ekle-sil işlemlerini 8-19 Ekim'de Açıköğretim Fakültesi Öğrenci Bilgi Sistemi üzerinden öğrenci şifresi veya e-Devlet şifresiyle gerçekleştirebilecek.
Af kapsamında eğitimlerine yeniden devam edecek öğrencilerin daha önce başarıyla tamamladıkları dersler, intibak sürecinde belirlenen esaslar doğrultusunda değerlendirilebilecek.
Bu kapsamda öğrenciler, geçmişte başarıyla tamamladıkları derslerden her dönem için harf notu en yüksek iki dersi alan dışı seçmeli ders olarak intibak ettirebilecek.
Af kapsamındaki adaylara ikinci üniversite imkanı
Öğrenim hayatına yeniden dönmek isteyen adaylar, Anadolu Üniversitesi AÖF'nin sunduğu ikinci üniversite imkanından da yararlanabilecek.
Af kapsamında kendi üniversitesine kayıt olan adaylar, sınavsız olarak Anadolu Üniversitesi AÖF'de ikinci üniversite kapsamında öğrenim görebilecek.
Halen bir yükseköğretim programında öğrenim gören veya herhangi bir yükseköğretim programından mezun olan adaylar da sınava girmeden ikinci üniversite kapsamında AÖF programlarına başvurabilecek.
"2026-2027 Öğretim Yılı İkinci Üniversite" kapsamında AÖF'de 29 ön lisans ve 20 lisans olmak üzere toplam 49 program bulunuyor.
Teknoloji, iletişim, yönetim, sosyal bilimler, sağlık, turizm ve lojistik gibi alanlarda sunulan programların yanı sıra Yapay Zeka Destekli Kodlama ile Veri Görselleştirme ve Bilgi Tasarımı ön lisans programları da öğrencilerin tercihine sunuluyor.
İkinci üniversite kapsamında başvuru ve kayıt işlemleri 19 Ekim'e kadar çevrim içi gerçekleştirilecek.
Adaylar, af başvuru ve kayıt işlemlerine ilişkin ayrıntılı bilgilere Anadolu Üniversitesi AÖF'nin internet sitesinden, İkinci Üniversite kapsamındaki program ve başvuru süreçlerine ilişkin bilgilere ise Anadolu Üniversitesi İkinci Üniversite internet sayfasından ulaşabilecek.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, TCK’nın 299/1. maddesi kapsamında “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla hakkında soruşturma başlattığı feshedilen Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun, 7 Eylül Pazartesi günü ifade vereceği öğrenildi.
Davutoğlu’nun saat 15.00’te Ankara Adliyesi’ne şüpheli sıfatıyla giderek ifade vereceği belirtildi.
Mersin Adliyesinde, yargı hizmetlerinin daha hızlı, verimli ve erişilebilir şekilde sunulmasına katkı sağlamak amacıyla Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Bürosu açıldı.
Adliyenin 3. katında hizmet verecek büronun açılışı, Mersin Cumhuriyet Başsavcısı Yasin Emre ve Adalet Komisyonu Başkanı Serdar Ceylan tarafından gerçekleştirildi. Açılışın ardından ilk dilekçenin kabul edilmesiyle büro fiilen hizmete başladı.
Büro aracılığıyla yargısal süreçlerde yaşanan gecikmelerin nedenleri ve hangi aşamalardan kaynaklandığı tespit edilecek. Süreçleri olumsuz etkileyen hususlar belirlenerek çözüm önerileri geliştirilecek, alınan tedbirlerin sonuçları takip edilecek.
Çalışmalar kapsamında yargı süreçlerinin sistematik şekilde izlenmesi, gecikmelere ilişkin somut çözüm yollarının oluşturulması ve vatandaşlara sunulan adalet hizmetlerinin kalitesinin artırılması hedefleniyor.
Mersin Cumhuriyet Başsavcısı Yasin Emre ile Adalet Komisyonu Başkanı Serdar Ceylan da büronun, yargı süreçlerindeki aksaklıkların belirlenmesi ve çözüm yollarının geliştirilmesine önemli katkı sağlayacağını ifade etti.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Meteoroloji Genel Müdürlüğü Hava Tahmin Uzmanı Cengiz Çelik, AA muhabirine, hafta sonu beklenen hava tahminine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Yarın yurdun Balkanlar üzerinden gelen yeni bir serin ve yağışlı sistemin etkisi altına gireceğini bildiren Çelik, sistemin kuvvetli olmadığını, kuzey ve iç bölgelerde yerel gök gürültülü sağanaklardan sonra etkisini kaybedeceğini söyledi.
Trakya'nın batısında yarın sağanakların görüleceğine dikkati çeken Çelik, "Batı Karadeniz'in iç kesimleri, İç Ege ve Göller Yöresi'nde de yine özellikle öğle saatlerinden sonra gök gürültülü sağanak geçişleri var. Bu yağışlar yerel olmak üzere yine etkili olabilir. Buna karşı dikkatli olmak gerekiyor." dedi.
Çelik, Orta ve Doğu Karadeniz'in kıyı kesimlerinde ise yarın gök gürültülü yağış beklendiğini ifade etti.
Cumartesi günü İç Ege ve Göller Yöresi'nde kısa süreli yağış geçişlerinin olacağını kaydeden Çelik, "Hem cumartesi hem de pazar günü Orta ve Doğu Karadeniz kıyıları ile Doğu Anadolu'nun kuzeydoğusunda gök gürültülü sağanak bekliyoruz. Onun dışında ülkenin büyük kesimi, hafta sonu yağışsız ve az bulutlu hava yaşayacak." diye konuştu.
Üç büyükşehirde hava durumu
Yarın İstanbul'da parçalı bulutlu havanın beklendiğini dile getiren Çelik, havanın hafta sonu boyunca az bulutlu ve açık olacağını söyledi.
Ankara'nın kuzey ve batı çevrelerinde yarın kısa süreli gök gürültülü sağanakların görüleceğini belirten Çelik, "Merkezinde cuma günü için hava parçalı bulutlu olacak. Hafta sonunda ise Ankara il genelinde az bulutlu bir hava bekliyoruz." ifadesini kullandı.
İzmir'de ise 3 gün boyunca havanın az bulutlu olacağını bildiren Çelik, İstanbul'da en yüksek sıcaklıkların 29 ila 30, Ankara'da 30 ila 32, İzmir'de ise 34 ila 35 derece civarında seyredeceğini söyledi.
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, sosyal medya üzerinden tehdit içerikli ve dini değerlere yönelik paylaşımlarda bulunduğu belirtilen 15 yaşındaki Yusuf Alim Soydan hakkında soruşturma başlattı. Gözaltına alınan Soydan, “halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit” ve “müstehcenlik” suçlarından tutuklandı.
Başsavcılık açıklamasına göre Soydan’ın, sosyal medyada tehdit içerikli beyanlarda bulunduğu tespit edildi. Bunun üzerine hakkında “halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit”, “müstehcenlik” ve “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri aşağılamak” suçlarından soruşturma başlatıldı.
2 Eylül 2026’da yakalanarak gözaltına alınan Soydan’ın ikametinde yapılan aramada, Başsavcılığın açıklamasına göre çok sayıda çocuk pornografisi içeriği ile Kur’an-ı Kerim yakma videoları ele geçirildi.
Soydan, 3 Eylül’de tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildi. Hakimlik, şüphelinin “halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit” ve “müstehcenlik” suçlarından tutuklanmasına karar verdi.
Soruşturmanın İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca sürdürüldüğü bildirildi.
Gülistan Doku soruşturması kapsamında düzenlenen 5’inci dalga operasyonda gözaltına alınan eski Tunceli İl Jandarma Komutan Yardımcısı Albay Ali Kahraman ile eşi Burçin Hızlı Kahraman, savcılık ifadelerinin ardından tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi. Çift, adli süreç sonunda tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Soruşturmada, Gülistan Doku’nun 12.25’te son görüldüğü Sarısaltuk Köprüsü’nden çiftin aracının yaklaşık 2 dakika sonra geçmesi ve Burçin H.K.’nin aynı dakikalarda dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in eşi Handan Sonel’i araması soruldu. Çift, Gülistan’ı görmediklerini ve araçlarına almadıklarını savundu. Ali K., ailesiyle Tunceli’ye tatil için geldiğini, 5 Ocak’ta Pertek Vapur İskelesi’ne giderek Gaziantep’e döndüğünü ve kimseyi almadığını söyledi.
Burçin H.K., Handan Sonel’i teşekkür etmek ve annesinin selamını iletmek için aradığını, yaklaşık 12 dakikalık görüşmenin davette tanıştığı kadınlar hakkındaki “normal bir sohbet” olduğunu belirtti. Ali K. ise sonraki görüşmeleri “kadın dedikodusu” olarak nitelendirdi. Çiftin Sonel ve diğer şüphelilerle irtibatı ise Burçin H.K. tarafından “kötü bir tesadüf” olarak savunuldu.
Ali K., ilk ifadesinde güzergâhta yaklaşık 176 kamera bulunduğunu ve ölü nokta olmadığını söyledi; Sarısaltuk Viyadüğü çevresinde kamera bulunmadığı hatırlatılınca “yanılmış olabilirim” dedi. Ayrıca Tuncay Sonel’in, SIM kartla ilgili “sinyal tespiti” savunmasını inandırıcı bulmadığını söyledi ve Sonel’in korucuları manipüle edebilecek bir karaktere sahip olduğunu ileri sürdü.
Burçin H.K., Sonel hakkındaki adli süreç başladıktan sonra Handan Sonel’in Instagram’dan kendisine ulaşıp annesini başka numaradan aramasını istediğini, eşinin “arama” demesine rağmen ortak tanıdıklarının görüşmede sakınca görmemesi üzerine aradığını anlattı.
Çiftin olay günü telefonlarının belirli saatlerde sinyal vermemesi de soruldu. Ali K. telefonunun şarjının bitmiş olabileceğini, Burçin H.K. ise telefonların öğretmenevinde şarj edilmemiş olabileceğini söyledi. İkisi de telefonlarını bilinçli kapatmadıklarını savundu.
Tekirdağ'da, bilimsel adı "Cotylorhiza Tuberculata" olan "maviş denizanası" görüldü.
Piri Reis Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı, AA muhabirine, Tekirdağ kıyılarında görülen denizanası türünün bilimsel adının "Cotylorhiza Tuberculata" olduğunu belirtti.
Sarı, söz konusu türün Akdeniz'e endemik olduğunu ve Marmara Denizi'nde ilk kez 2021 yılında bilimsel olarak raporlandığını hatırlattı.
Su sıcaklıklarının yüksek seyrettiği aylarda türün Marmara Denizi'nde seyrek olarak görüldüğünü aktaran Sarı, "Zehiri az veya zehirsiz bir tür olarak bilinse de alerjik reaksiyon olasılığına karşı temastan kaçınılması tavsiye edilir." ifadesini kullandı.
Bu türün kollarının arasında çoğu zaman küçük balık yavrularının bulunduğunu belirten Sarı, "Denizlerin ısınmasının yanı sıra Marmara Denizi'ndeki kirliliğin azaltılmaması ve denizanası popülasyonunu kontrol eden büyük, etçil balıkların aşırı avlanmasının önüne geçilmemesi halinde denizanalarının farklı türleri daha sık görülmeye devam edecek." dedi.
İsrail ordusu, ateşkesi ihlal ederek Lübnan'ın güneyindeki Nebatiye iline bağlı Kefer Tebnit beldesini hedef aldı. Saldırı sonucu, bölgeden yoğun dumanlar yükseldi.
Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, "İşletmede Mesleki Eğitim Modeli sayesinde öğrencilerimiz henüz öğrenimleri devam ederken üretim disiplinini, iş sağlığı ve güvenliği kültürünü, çalışma hayatının işleyişini tecrübe etme fırsatı bulacaklar. İşletmeler ise gelecekte istihdam edebilecekleri öğrencileri yakından tanıma imkanına kavuşacaklar." dedi.
Özvar, Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Prof. Dr. Baki Komsuoğlu Kültür ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen "Yükseköğretimde Mesleki Eğitimin Yaygınlaştırılması Programı"nda, yükseköğretim sistemi ve sektörler arasında Türkiye'nin geleceğine dair ortak vizyonu ortaya koyan bu protokolün hayırlara vesile olmasını temenni etti.
Yükseköğretimin yalnızca eğitim ve öğretim faaliyetlerinin yürütüldüğü bir alan olmaktan çıktığını, ülkelerin beşeri sermayesini geliştiren, üretim yapısındaki dönüşümü destekleyen ve rekabet gücünü etkileyen stratejik bir konuma eriştiğini vurgulayan Özvar, "Bu nedenle yükseköğretim politikalarının mevcut ihtiyaçlara cevap vermenin yanında ekonomik ve teknolojik değişimleri, buna bağlı olarak ortaya çıkacak yeni iş gücü taleplerini de öngörmesi gerekmektedir. Yükseköğretim Kurulu olarak son yıllarda sistemimizi bu bakış açısıyla yeniden şekillendiriyor, nicelik odaklı büyüme anlayışını geride bırakarak niteliği esas alan kapsamlı bir dönüşüm süreci yürütüyoruz." diye konuştu.
Özvar, üniversitelerin başarısını yalnızca öğrenci ve mezun sayılarıyla ölçmediklerine değinerek, mezunların yetkinliklerinin iş gücü piyasasına uyumu, sektörlerin beklentilerine cevap verme düzeyleri ve ülkenin kalkınmasına sundukları katkıyı birlikte değerlendirdiklerini, bu kapsamda üniversite-sektör işbirliğini sistemin işleyişi bakımından yapısal bir gereklilik olarak gördüklerini ifade etti.
Hedeflerinin yükseköğretimin yetiştirdiği insan kaynağı ile sektörlerin ihtiyaç duyduğu beceriler arasında kalıcı ve sürdürülebilir bir uyum inşa etmek olduğunu anlatan Özvar, "Son yıllarda uygulamaya koyduğumuz politikalar bu hedef etrafında şekillenmektedir. Kıymetli katılımcılar, Muhterem Cumhurbaşkanım Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde son 25 yılda yükseköğretim altyapımıza çok büyük yatırımlar yapılmıştır. Bu yatırımlar neticesinde bugün küresel ölçekte rekabet edebilecek bir yükseköğretim sistemine sahibiz. Yükseköğretime erişimin genişletilmesinde önemli bir aşama kaydedilmiş olması önceliğin artık nicelikten niteliğe yönelmesini mümkün kılmıştır." değerlendirmesinde bulundu.
"Staj uygulamalarını eğitim sürecinin bütünleyici unsuruna dönüştürüyoruz"
Özvar, Yükseköğretim Kurulu olarak kontenjan planlamasını veriye dayalı, rasyonel ve sektörlerin ihtiyaçlarını gözeten bir yaklaşımla yaptıklarını, istihdam imkanı kalmayan veya sektörlerle bağı zayıflayan programların kontenjanlarını düşürdüklerini, bazılarını dönüştürüp ihtiyaç kalmayanları kapattıklarını, buna karşılık yapay zeka, dijital teknolojiler, ileri üretim sistemleri, yeşil dönüşüm, enerji, tarım teknolojileri ve sağlık gibi stratejik alanlardaki yeni programları desteklediklerini kaydetti.
Uzun yıllardır sürdürülen klasik staj uygulamalarının öğrencilerin mesleki gelişimini destekleme ve sektörlerin beklentilerini karşılama bakımından artık yeterli olmadığını dile getiren Özvar, şöyle devam etti:
"Staj uygulamalarının kısa süreli ve sınırlı bir deneyim olmaktan çıkararak eğitim sürecinin bütünleyici bir unsuruna dönüştürüyoruz. Meslek yüksekokullarında ve lisans programlarında öğrencilerimizin bir veya iki dönem boyunca doğrudan çalışma hayatının içinde bulunmalarını hedefliyoruz. Burada hedeflenen klasik anlamda uzatılmış bir staj değildir. Aksine kredilendirilen, ölçme ve değerlendirmeye tabi tutulan ve akademik açıdan düzenli biçimde izlenen yapılandırılmış bir eğitim sürecidir. Bu yapının uygulamadan ortak standartlara kavuşması amacıyla işletmede mesleki eğitim usul ve esaslarını da yayımlamış bulunmaktayız. Böylece ön lisans ve lisans programlarında en az bir yarı yıl süreyle yürütülecek işletmede mesleki eğitimin planlanması, izlenmesi ve değerlendirilmesiyle üniversitelerin, işletmelerin sorumlu öğretim elemanlarının ve öğrencilerin görev ve yükümlülüklerini açık bir çerçeveye kavuşturmuş olduk."
Özvar, teorik bilginin gerçek iş ortamında beceriye dönüşmesini güvence altına alıp, öğrencilerin akademik rehberlik ve eğitici personel desteğiyle izlenmesini sağlayacaklarını belirterek, "Kazanılan bilgi, beceri ve yetkinliklerin Türkiye Yeterlilikler Çerçevesi doğrultusunda ölçülmesini fevkalade önemi buluyoruz. Aynı zamanda üniversite sektör işbirliğini geçici uygulamalardan çıkararak kurumsal ve sürdürülebilir bir yapıya da bu vesileyle kavuşturmuş oluyoruz. İşletmede Mesleki Eğitim Modeli sayesinde öğrencilerimiz henüz öğrenimleri devam ederken üretim disiplinini, iş sağlığı ve güvenliği kültürünü, çalışma hayatının işleyişini tecrübe etme fırsatı bulacaklar. İşletmeler ise gelecekte istihdam edebilecekleri öğrencileri yakından tanıma imkanına kavuşacaklar. Yani bir öğrenciyi 20 gün tanımak var, asgari 4 ay tanımak var. Arada böylesine ciddi bir farktan söz ediyoruz." ifadelerini kullandı.
"Uygulamanın ilk aşaması 120 bin öğrenciyi kapsıyor"
Özvar, kapsamlı dönüşümü sağlıklı biçimde hayata geçirmek amacıyla Konya, Gaziantep, İstanbul, Bursa, Kocaeli, İzmir ve Ankara olmak üzere 7 ilde pilot uygulamayı başlattıklarını bildirerek, ilk aşamanın Türkiye genelinde yaklaşık 120 bin öğrencinin eğitim gördüğü 185 mesleki ön lisans programını kapsadığını kaydetti.
Pilot uygulamanın yalnızca üniversiteler ile işletmeler arasındaki bir çalışma olmadığına işaret eden Özvar, sürecin çok sayıda bakanlık, kamu kurumu, meslek kuruluşu ve sektör temsilcisinin katılımıyla yürütüldüğünü, Yükseköğretim Kurulu ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği arasında imzalanan protokolün de üniversite-sektör işbirliğinin daha sağlam, gerçekçi ve verimli bir zemine taşınması açısından önemli olduğunu ifade etti.
Özvar, eğitim programlarının yalnızca akademik bakış açısıyla hazırlanmasını yeterli görmediklerine dikkati çekerek, programların sektörlerin ihtiyaç duyduğu bilgi, beceri ve yetkinlikler dikkate alınarak tasarlanmasını ve sektör temsilcilerinin program geliştirme süreçlerine etkin biçimde katılmasını teşvik ettiklerini dile getirdi.
Sektör temsilcilerini müfredat geliştirmeye davet eden Özvar, "Kocaeli'de sanayi ve hizmetler sektöründe önemli hizmetler gerçekleştiren iş insanlarımıza buradan sesleniyorum. Gelin meslek yüksekokullarımızdaki müfredatı hep birlikte belirleyelim. Sektörün ihtiyaç duyduğu bilgi, beceri ve yetkinlikler konusunda bizlere lütfen bilgi ve tecrübelerinizle destek olun. Biz de sizden aldığımız bilgilerle, bu verilerle müfredatlarımızı yenileyelim. Biz Yükseköğretim Kurulu olarak sektör temsilcileriyle, meslek yüksekokullarımızın, hatta fakültelerimizin programlarını birlikte istişare etmeye hazır olduğumuzu hatta bir kısım illerimizle sektör temsilcilerimizle üniversitelerimizin meslek yüksekokulları ve onların programlarını birlikte tasarladığımızı buradan Kocaeli sakinlerine de duyurmayı arzu ediyorum. Yükseköğretim Kurulu ve üniversitelerimizin sizlerle işbirliğine hazır olduğunu bu vesileyle ifade etmek isterim." diye konuştu.
Özvar, işletmede mesleki eğitimi desteklemek amacıyla İstanbul Sanayi Odası, Ege Bölgesi Sanayi Odası, Gaziantep Sanayi Odası ve Bursa Sanayi ve Ticaret Odalarıyla işbirliği protokolleri imzaladıklarını aktararak, Kocaeli'de imzalanacak protokolle üniversiteler ile sanayi ve ticaret dünyası arasında sürdürülebilir işbirliği kurulmasını, işletmede mesleki eğitimin yaygınlaştırılmasını, eğitim programlarının sektörün ihtiyaçlarına göre güncellenmesini, yeni programlar açılmasını, ders içeriklerinin sektör temsilcileriyle zenginleştirilmesini ve öğrencilerin işletmelerde eğitici personel tarafından desteklenmesini hedeflediklerini sözlerine ekledi.
Kocaeli Valisi İlhami Aktaş, AK Parti Kocaeli Milletvekili Radiye Sezer Katıcıoğlu, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu ve Kocaeli Ticaret Odası Meclis Başkanı Hüseyin Gezer de katılımcılara hitap etti.
Daha sonra YÖK Başkanı Özvar, Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Zeytinoğlu ve KOTO Meclis Başkanı Gezer işbirliği protokolünü imzaladı.
Protokolle, öğrencilerin teorik eğitimlerini iş dünyasının uygulama deneyimiyle bütünleştirmelerine olanak sağlayan İşletmede Mesleki Eğitim (3+1) Modeli’nin Kocaeli’de daha etkin ve yaygın biçimde uygulanması hedefleniyor.
Programa, AK Parti Kocaeli Milletvekilleri Mehmet Akif Yılmaz ve Cemil Yaman, Yeni Parti Kocaeli Milletvekili Mühip Kanko, İYİ Parti Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan, akademisyenler ve iş insanları katıldı.
Toplam 16 kişi hakkındaki soruşturmada 9 şüphelinin Girne Kaza Mahkemesine getirilişi sırasında polisin geniş güvenlik önlemleri aldığı görüldü.
Hakimlik gözaltında bulunan kaptan M.Ö'nün yanı sıra kadın ikinci kaptan M.N.S. ve mürettebattan M.G, S.E, V.H, R.İ, Z.Ö. ve K.K. ile şirket çalışanı A.Ö'ye kazayla ilgili sorular sordu.
İfade veren polis memuru, kaza ile ilgili çok sayıda delil, belge ve ifadenin mevcut olduğunu aktarırken, mahkeme 9 şüphelinin alkol ve uyuşturucu test sonuçlarının henüz kendilerine ulaşmadığını açıkladı.
M.Ö'nün önceki ehliyetinin geçerlilik süresinin sonunda yeni kaptanlık ehliyetini Honduras'tan 3 bin 500 dolara aldığı, bunun KKTC tarafından denk kabul edildiği, bu anlamda bir yasal sorun bulunmadığı kayıtlara girdi.
İkinci kaptan uyardı
Geminin kadın ikinci kaptanı M.N.S. ifadesinde, kaza günü kaptanı sefere çıkmaması konusunda uyardığını, kaptanın buna rağmen sefer kararı verdiğini iddia etti.
M.N.S, sefer kararını kaptanın vermesine karşı çıkmasına rağmen yolcu gemisinin limandan çıktığını öne sürdü.
İkinci kaptan, gemi kaptanının geminin su aldığından haberdar olduğunu, buna rağmen sefere engel teşkil etmediği yönündeki değerlendirmesi sonucu hareket ettiği bilgisini de ifadesinde dile getirdi.
Mahkeme heyeti, geminin kara kutusunun henüz bulunamamasından dolayı kayıtların kendilerine ulaşmadığını kaydederek, kaptanın gemiden ayrılırken seyir defterini de yanına almadığının belirlendiğini açıkladı.
Gemiden acil yardım çağrısını yapanın ikinci kaptan M.N.S. olduğunu tespit eden mahkeme, geminin geçmişte yaptığı kazalar ve gördüğü onarımlar ile birlikte tüm izinlerinin dosyaya girdiğini belirtti.
Sunulan ilk bilirkişi raporlarında da geminin su almaya başladığı andan itibaren hız kesmesi durumunda batmadan limana dönme ihtimalinin yüksek olduğu değerlendirmesine yer verildi.
8'er gün ek gözaltı süresi
Soruşturmada 9 kişinin gözaltı sürelerinin 8'er gün daha uzatılmasına, gerekli ifadelerin alınmasına ve ilgili delillerin toplanmasına hükmedildi.
Ayrıca 2'si liman görevlisi ve 3'ü şirket çalışanı olmak üzere 5 şüphelinin mahkemeye gelmelerine gerek görülmezken polisin sunduğu raporda, aranan 2 şüphelinin KKTC dışında oldukları bilgisine yer verildi.
Girne açıklarında alabora olan gemi
KKTC'deki Girne Limanı ile Mersin'deki Taşucu Limanı arasında sefer yapan "Filo Jet" isimli yüksek hızlı yolcu gemisi, pazar günü öğle saatlerinde Girne'den hareket ettikten kısa süre sonra ön kısmından su almaya başlamıştı.
Girne Limanı'na dönmeye çalıştığı sırada alabora olan gemiden 239 kişi kurtarılmış, 9 kişinin cenazesine ulaşılmış, kayıp 19 kişi için arama çalışması başlatılmıştı.
Batan geminin enkazının, Girne açıklarında denizin 550 metre derinliğinde bulunduğu bildirilmişti.
Sakarya'da demir yolu hattının yer altına alınmasını içeren "Ray Dönüşümü ve Yeşil Koridor" projesi başlatıldı.
Mithatpaşa Mahallesi ve Adapazarı Tren Garı arasındaki yaklaşık 2,2 kilometre uzunluğundaki demir yolu hattının 1,6 kilometrelik kısmının yer altına alınmasını içeren projenin başlangıcı için tren garında program düzenlendi.
Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar, burada yaptığı konuşmada, Sakarya için tarihi bir gün yaşandığını söyledi.
Kentte istasyonla ilgili her zaman farklı fikirlerin bulunduğuna değinen Alemdar, "Demir yollarımızın bundan sonraki süreçte verecek oldukları hizmet noktasında tarihi bir ana şahitlik ediyoruz. Bir sürü konuşmalar, tartışmalar ve imza kampanyaları başlatıldı ama biz, gelişmiş ülkelerin gelişmiş şehirlerinde insana hizmet eden demir yollarının gücünü ve insana sağladığı faydayı hiç aklımızdan çıkarmadık. Sürdürülebilir, ucuz, güvenli ve kaliteli seyahati ancak demir yollarıyla verebiliyorsunuz." dedi.
Alemdar, yapılacak saha çalışmalarından vatandaşların mağdur olmaması için özen göstereceklerini dile getirerek, sözlerini şöyle tamamladı:
"Şu anda Mithatpaşa'ya kadar gelen trenlerimizdeki yolcuları servislerimizle alacağız. Vatandaşlarımızı mağdur etmeyeceğiz. Belki sabah saatlerinde gecikme olabilir, onu da arkadaşlarımız planlıyorlar. Aziz Duran Parkı'na gidecek güzergahta aynı zamanda Recep Tayyip Erdoğan Kampüsü'nde belediye binamız, kütüphanemiz, bilim merkezimiz var. En önemlisi, Şehir Müzesi'nin bulunduğu bir kampüse ve hizmet noktasına ulaşmış olacağız."
Konuşmasının ardından demir yolu personeliyle raylara inen Alemdar, burada rayı keserek çalışmayı başlattı.
İki yüklenici firma tarafından inşa edilecek projede, Aziz Duran Parkı ve Adapazarı Tren Garı olmak üzere 2 yer altı istasyonu bulunacak. Hattın üzerindeki alanda peyzaj düzenlemeleri, yürüyüş ve bisiklet yolları ile ağaçlandırma çalışmaları yapılacak.
Eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında verdiği ifadenin yaklaşık 3,5 saat sürdüğü ve 12 sayfa tuttuğu öğrenildi. Başsavcılığın, Şahin hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 220/7. maddesi kapsamında “örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme” ve 283/1. maddesi kapsamında “suçluyu kayırma” suçlarından, “yurt dışına çıkış yasağı” şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmasını talep ettiği öğrenildi.
Kuriş suç örgütü yöneticisi Hilmi Tuna Kuriş'in kaçırılmasına aracılık ettiği tespit edilen aracın tahsis sahibi eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin adli kontrol talebiyle nöbetçi sulh ceza hâkimliğine sevk edildi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen fuhuş ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama soruşturması kapsamında gözaltına alınan Yeni Parti İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt’un danışmanı Cem Tekinoğlu, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
Tekinoğlu’nun, “bir kimseyi fuhuşa teşvik etmek veya yaptırmak, aracılık etmek veya yer temin etmek” ile “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklamak” suçlarından tutuklandığı bildirildi.
Hakkındaki adli kontrol tedbirini ihlal ettiği gerekçesiyle tutuklanmasına karar verilen Arif Kocabıyık’ın mahkemedeki savunmasında dikkat çeken ayrıntılar ortaya çıktı. Kocabıyık, hakkında adli kontrol kararı bulunduğunu ve söz konusu dosyanın kendisine ait olduğunu kabul etti.
2018 yılından bu yana sokak röportajları yaptığını belirten Kocabıyık, tahliye edildikten yaklaşık 2,5 ay sonra sokak röportajlarını bıraktığını ve gezi videoları çekmeye başladığını söyledi. Yurt dışında da gezi videoları çekmek istediğini ifade eden Kocabıyık, ancak hakkında yurt dışına çıkış yasağı bulunduğunu belirtti.
Kocabıyık, “Muhammed” isimli ve soyadını bilmediğini söylediği bir kişinin yönlendirmesiyle yurt dışına çıkmaya karar verdiğini beyan etti. Söz konusu kişinin kendisini bir tırın yanına götürdüğünü anlatan Kocabıyık, hakkında yurt dışına çıkış yasağı bulunmasına rağmen tırın altına girdiğini açıkça kabul etti.
Tırın altında kendisinden başka bir kişinin daha bulunduğunu söyleyen Kocabıyık, tırın hareket etmesinden kısa süre sonra durduğunu ifade etti. Görevlileri gördüğünü belirten Kocabıyık, herhangi bir arama yapılmadan önce kendi isteğiyle tırın altından çıktığını savundu.
Görüntülerle İlgili İddiası
Basına yansıyan görüntülere de değinen Kocabıyık, görüntülerin olay anına ait olmadığını ileri sürdü. Söz konusu görüntülerin olaydan yaklaşık bir buçuk saat sonra çekildiğini iddia eden Kocabıyık, tırdan görevliler tarafından çıkarılmadığını, kendi isteğiyle çıktığını savundu.
Savunmasının Temelini Bu İddialar Oluşturdu
Kocabıyık’ın savunmasında, hakkında yurt dışına çıkış yasağı bulunduğunu bildiği ve buna rağmen bir tırın altına girerek yurt dışına çıkmaya teşebbüs ettiğini kabul ettiği görüldü.
Savunmasının temelini ise tırdan görevliler tarafından çıkarılmadığı, kendiliğinden çıktığı ve basına yansıyan görüntülerin olay anını göstermediği yönündeki iddiaları oluşturdu.
Kocabıyık’ın, hakkında bulunan adli kontrol tedbirine rağmen yurt dışına çıkmaya yönelik girişimini savunmasında açıkça anlatması dikkat çekti.
TFF'nin açıklamasında, Süper Lig'in üçüncü haftasında yaşanan çeşitli ihlaller sebebiyle TÜMOSAN Konyaspor, Kocaelispor, Galatasaray, Göztepe, Gaziantep FK, Çaykur Rizespor, Samsunspor, Fenerbahçe, Amed Sportif Faaliyetler, Trabzonspor ve Beşiktaş'ın disipline gönderildiği belirtildi.
Ayrıca TÜMOSAN Konyaspor'un futbolcusu Enis Bardhi'nin Kocaelispor maçındaki kural dışı hareketi nedeniyle tedbirli PFDK'ye sevk edildiği aktarıldı.
Göztepe Kulübü Başkanı Rasmus Froekiaer Ankersen'in ise kulübün resmi sosyal medya hesabından paylaşımındaki futbolun itibarını zedelemeye yönelik açıklamalar sebebiyle tedbirsiz disipline gönderildiği duyuruldu.
Samsunspor Kulübü Başkanı Yüksel Yıldırım'ın Fenerbahçe maçındaki hakaretinden PFDK'ye tedbirli sevk edildiği bildirildi. Aynı müsabakada Samsunspor Kulübü görevlisi Sadık Eren Aykut'un talimatlara aykırı hareketi nedeniyle tedbirli disipline gönderildiği bildirildi.
Öte yandan Eyüpspor Teknik Direktörü Özhan Pulat'ın Corendon Alanyaspor maçındaki sportmenliğe aykırı hareketinden dolayı tedbirli disipline gönderildiği aktarıldı.
Corendon Alanyaspor Kulübü idarecisi Mevlüthan Çavuşoğlu'nun ise sportmenliğe aykırı hareketinden dolayı tedbirli PFDK'ye sevk edildiği kaydedildi.
Yargıtay İsmail Rüştü Cirit Konferans Salonu'nda düzenlenen, 2026-2027 Adli Yıl Açılış Töreni'nde konuşan Kerkez, bir devleti güçlü kılanın vatandaşının o devletin adaletine duyduğu güven olduğunu bildirdi.
Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez, insanlığın geçmişten bugüne adaleti aradığını dile getirerek, "Adalet bugüne kadar haksızlığa uğrayanların hak arama mücadelesinde şekillenmiştir. Bugün itibarıyla adalet duygusu herkesin vicdanında tecelli etmeli, adaletin gerçekleşmesi için kimsenin haksızlığa uğramasına ihtiyaç duyulmamalıdır." ifadelerini kullandı.
Hakimlerin bağımsız ve tarafsız olma yetkilerinin, sorumluluklarının bulunduğunu vurgulayan Kerkez, verilen bir kararın da gerekçesiyle birlikte bütünlük kazanacağını ifade etti. Kerkez, hakimlerin zaman yönetimini çok iyi yapması gerektiğini belirterek, "Geciken adalet, adalet değildir." dedi.
Bilgi teknolojileri alanında son dönemlerdeki gelişmelerden yargının da etkilendiğini aktaran Kerkez, Türkiye'de yargının çeşitli uygulamalar aracılığıyla teknolojinin adaletin hizmetine sunulduğunu bildirdi.
Kerkez, yapay zekanın milyonlarca kararın taranmasına imkan tanıdığını ve kolaylık sağladığını ifade ederek, şöyle devam etti:
"Teknoloji ilerledikçe hukuk sisteminin güvenceleri ve kontrol mekanizmaları da gelişmek zorundadır. Yapay zeka destekli sistemlerin hangi verilerle çalıştığının bilinmesi, bu sistemlerin şeffaf ve denetlenebilir olması, kişisel verilerin korunması ve temel hakların gözetilmesi elzemdir. Yani teknoloji insanın yerinde değil, yanında olmalıdır. Çünkü, teknoloji hızlı olabilir ama sağduyu gösteremez. Veri sunabilir ama sorumluluk üstlenemez. Benzer kararları bulabilir ama vicdani kanaat oluşturamaz. Teknolojiden insan unsuruna, yargılamanın süresinden adalete erişime kadar bütün bu meseleler aslında aynı temel arayışın parçasıdır. O da daha güçlü, daha etkin ve daha güven veren bir adalet sistemi kurmaktır."
"Türk milleti adına taşıdığımız bu sorumluluğun ağırlığı hiçbir zaman değişmez"
Yargıtay Başkanı Kerkez, vatandaşların yararına kanun çıkarmanın yanında bu kanunların herkese eşit şekilde uygulanmasının önemine değinerek, "Hukuki güvenlilik ve belirlilik yalnızca kanunların açık olmasıyla değil, aynı hukuk kurallarının benzer olaylarda istikrarlı ve öngörülebilir biçimde anlam kazanır." dedi.
Yargıtay olarak, içtihat birliği sağlanması adına çalıştaylar düzenlediklerini anlatan Kerkez, bunlardan birinin de deprem davalarına ilişkin olduğunu söyledi.
Hakim ve savcıların omuzlarında ağır bir yük taşıdığını belirten Kerkez, "Makam değişebilir, yetki genişleyebilir ancak Türk milleti adına taşıdığımız bu sorumluluğun ağırlığı hiçbir zaman değişmez. Mesleğimizde alışkanlık dikkatin yerini alamaz, tecrübe de özeni azaltamaz." diye konuştu.
Kerkez, hakimlik mesleğinin hakkın, emanetin ve sorumluluğun makamı olduğu değerlendirmesinde bulunarak, "Bu makam için liyakat gerekir, ahlak gerekir, öngörü gerekir, cesaret gerekir, sabır gerekir, sağduyu gerekir ve bunların yanında tevazu gerekir. Çünkü bir hakim ne kadar güçlü yetkilere sahipse o yetkileri kullanırken o kadar ölçülü olması gerekir." ifadelerini kullandı.
"Yargıtay olarak sorumluluğumuzun farkındayız"
Kerkez, yeni adli yılda bütün yargı personeline ve savunmayı temsil eden avukatlara başarı dileğinde bulundu.
Yeni adli yıldaki hedeflerine ilişkin konuşan Kerkez, şöyle devam etti:
"Yeni adli yılda da hedefimiz çok açıktır; vatandaşımızın hakkına daha hızlı ve eksiksiz ulaşmasını sağlamak, yargılamaların makul sürede tamamlanması için daha fazla çalışmak, içtihat birliğini güçlendirmek, kararlarımızın niteliğini ve gerekçesini geliştirmek, meslek etiğini her şeyin üzerinde tutmak ve vatandaşımızın adalete duyduğu güveni her geçen gün daha da yükseltmek. Yargıtay olarak biz bu sorumluluğumuzun farkındayız."
Kerkez, milletin adalete olan inancını daha da güçlendirmek için aynı kararlılıkla çalışmaya devam edeceklerini vurgulayarak, "Millet olarak tarihimiz bize önemli bir hakikati öğretmiştir. Birlik, yalnızca aynı topraklarda yaşamak değil, birlik, ortak bir gelecek duygusuna sahip olmaktır. Birbirimizin hukukunu kendi hukukumuz kadar değerli görebilmektir. Bu anlamda önümüzdeki sürecin ülkemiz için çok güzel bir geleceği birlikte getireceğine yürekten inanıyorum." dedi.
Yeni adli yılın ülkeye, millete ve yargı camiasına hayırlı olmasını dileyen Kerkez, konuşmasını, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin, devlet halinde varlığı kabul olunmaz." sözüyle tamamladı.
"Toplumsal barışın güçlenmesi hepimizin ortak arzusu"
Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan ise bu adli yıla da çevresinde savaşların sürdüğü bir coğrafyanın tam ortasında girdiklerini belirtti.
Devleti güçlü kılan ve toplumu ayakta tutan asli unsurun, toplumsal bütünleşmenin tesisi, ihtilafları hukuk ve demokrasiyle çözebilme kudreti olduğunu ifade eden Sağkan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bugün Türkiye tam da bu kudretini ortaya koyacağı önemli bir eşiktedir. Terörün ülkemiz gündeminden çıkarılması ve toplumsal bütünleşmenin sağlanmasına yönelik irade, çatışma ve ihtilafların hukuk yoluyla geride bırakılabilmesi bakımından tarihsel bir imkandır. Zira yaklaşık 40 yıldır devam eden terör süreci, yalnızca şehitlerimiz, gazilerimiz, sivil kayıplarımız gibi korkunç sonuçlarıyla değil, aynı zamanda demokrasimizde ve hukuk pratiğimizde de derin krizlere yol açmasıyla olumsuz yönde belirleyici olmuştur.”
Sağkan, siyasi iradelerin çatışma süreçlerini sona erdirebileceğini ancak toplumsal bütünleşme ve bunun kalıcı olmasının, yurttaşların hak ve özgürlüklerini güvence altına alan bir hukuk düzeniyle sağlanabileceği yönünde görüş bildirerek, "Toplumsal barışın güçlenmesi ve şiddetin kalıcı biçimde sona ermesi hepimizin ortak arzusudur. Böylesine tarihi sonuçlar doğuracak bir sürecin hukuki zemininin de açık, öngörülebilir, denetlenebilir ve anayasal ilkelerle uyumlu olması beklenir. Bu sorumlulukla ifade etmek isterim ki böyle bir düzenlemeyi kalıcı kılacak olan, vaatlerden öte taşıdığı hukuki sağlamlık ve hukuk devleti güvencesidir." diye konuştu.
Törene, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, Danıştay Başkanı Zeki Yiğit, Adalet Bakanı Akın Gürlek, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, BBP Genel Başkanı Mustafa Destici ile bazı siyasiler ve yargı mensupları da katıldı.
Trabzonspor kulübü yaptığı açıklamada: "Gerçekleştirilen görüşmeler sonucunda Fatih Tekke ile Trabzonspor’un menfaatleri ve geleceğe yönelik hedefleri doğrultusunda karşılıklı anlaşarak yollarımızı ayırma kararı aldık." açıklamasını kamuoyuna duyurdu.
Rusya Merkez Bankası'ndan yapılan açıklamada, bankalardan nakit döviz çekimine yönelik kısıtlamaların 9 Mart 2027’ye kadar uzatıldığı bildirildi.
Batılı ülkelerin, yaptırımlar kapsamında Rus bankaları ve finans kuruluşlarına nakit dolar ve avro edinme yasağı getirdikleri hatırlatılan açıklamada, kısıtlamaları uzatma kararının da bu yasağın devam etmesi nedeniyle alındığı belirtildi.
Rusya Merkez Bankası, Batılı ülkelerin uyguladığı yaptırımlar nedeniyle Mart 2022'de aldığı kararla, ülkedeki vatandaşların bankalardaki döviz hesaplarından yalnızca ruble cinsinden nakit para çekmesine izin veriyor.
Şanghay İşbirliği Örgütünün (ŞİÖ) Devlet Başkanları Zirvesi'ne katılmak üzere Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'te bulunan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir araya geldi. Görüşmede, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın da yer aldı.
Sarı-lacivertli kulüpten yapılan açıklamada, "Futbolcumuz Jayden Oosterwolde, sol bacak arka adalesindeki sakatlığı sebebiyle bugün Finlandiya'da, sakatlığı konusunda uzman bir hekim tarafından başarılı bir operasyon geçirmiştir. Oyuncumuzun sağlık durumuna ilişkin yurt içi ve yurt dışında alanında uzman hekimlerle kapsamlı değerlendirmeler gerçekleştirilmiş; cerrahi ve cerrahi dışı tedavi seçenekleri tüm yönleriyle ele alınmıştır." denildi.
En uygun tedavi yöntemi olarak cerrahi operasyona karar verildiğinin aktarıldığı açıklamada, şunlar kaydedildi:
"Uzman görüşleri doğrultusunda yapılan değerlendirmeler ve futbolcumuzun da görüşü neticesinde, uzun vadede oyuncumuzun sağlığı ve sportif kariyeri açısından en uygun tedavi yönteminin cerrahi müdahale olduğuna karar verilmiştir. Futbolcumuzun tedavi ve rehabilitasyon süreci sağlık ekibimiz tarafından yakından takip edilecektir. Jayden Oosterwolde'ye geçmiş olsun dilek
Eski Başbakan Starmer, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda, bugün itibarıyla Londra'nın Holborn and St Pancras bölgesi milletvekilliğinden istifa ettiğini açıkladı.
Milletvekilliğini 11 yılın ardından bırakarak uluslararası ilişkiler ve savunma ile kadınlara ve çocuklara karşı şiddet konularına odaklanacağını belirten Starmer, bölgenin yerel sorunları için bugüne kadar yaptıkları karşısında gurur duyduğunu ifade etti.
Starmer, partisinin ve gönüllülerin başbakanlığa kadar her aşamada arkasında durduğunu, kendisinin yerine seçilmek için yarışacak İşçi Partisi adayına da tam destek vereceğini vurguladı.
Ekonomi politikaları, Jeffrey Epstein bağlantılı Peter Mandelson'u Washington Büyükelçisi ataması ve mayıstaki yerel seçim mağlubiyeti nedeniyle büyük eleştiriler alan ve görevi bırakmaya çağrılan Starmer, haziran ayında İşçi Partisi liderliğinden ayrıldığını ve yeni lider seçilene kadar başbakanlık görevini sürdüreceğini açıklamıştı.
İşçi Partisi, 17 Temmuz'da seçime tek aday olarak giren Makerfield Milletvekili ve eski Manchester Belediye Başkanı Andy Burnham'ın yeni lider olduğunu duyurmuştu.
Starmer, 20 Temmuz'da başbakanlıktan istifa etmiş, İngiltere Kralı 3. Charles da aynı gün hükümeti kurma yetkisi ve başbakanlığı Burnham'a vermişti.
İran devlet televizyonuna göre Bekayi, haftalık basın toplantısında ABD’nin Lark Adası’na yönelik saldırısının İran açısından yeni bir durum olmadığını belirtti.
"Silahlı Kuvvetlerimiz hiçbir saldırıyı karşılıksız bırakmayacak." ifadelerini kullanan İranlı Sözcü, Washington yönetiminin aşırı taleplerde bulunmayı alışkanlık haline getirdiğini ve müzakere kavramını "dikte" ile karıştırdığını söyledi.
İslamabad Mutabakatı’nın akıbeti, mevcut koşullara göre belirlenecek
İslamabad’da ABD Başkanı Donald Trump tarafından imzalanan mutabakatın geçerli olup olmadığı sorusu üzerine Bekayi, "ABD, mutabakat kapsamında taahhütlerini yerine getirmeyi kabul etti. Ancak imzadan yaklaşık 21-22 gün sonra bilinçli şekilde bu taahhüdü ihlal etti. Washington’un bu ağır ve kapsamlı ihlal nedeniyle hesap vermesi gerekir." dedi.
İran'ın zamanın gerekleri ve mevcut koşulları dikkate alarak İslamabad sürecinin nasıl devam edeceğine karar vereceğini vurgulayan Bekayi, ABD’nin yaptırımları ve deniz ablukasının sürdüğünü, Washington’un ekonomik savaşı da tırmandırdığını kaydetti.
Bekayi ayrıca Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’in İran ziyaretinin, Pakistan’ın dost ve komşu ülke olarak gerilimin azaltılmasına yönelik çabaları kapsamında gerçekleştiğini aktararak Münir’in İran’a ne olumlu ne de olumsuz bir mesaj getirdiğini söyledi.
"Kuh-e Keleng’de nükleer faaliyet yürütmüyoruz"
İranlı Sözcü Bekayi, İran ile Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) arasındaki temasların olağan çerçevede sürdüğünü dile getirdi.
İran’ın Viyana’daki UAEA temsilciliğinin gerektiğinde Ajansın ilgili taraflarıyla görüştüğünü belirten Bekayi, ancak İran ile UAEA arasında yeni bir müzakere sürecinin bulunmadığını ifade etti.
Kuh-e Keleng bölgesindeki nükleer faaliyet iddialarına ilişkin ise Bekayi, "Biz daha önce de bu bölgede nükleer faaliyet yürütmediğimizi söylemiştik." ifadesini kullandı.
Birleşmiş Milletler'e (BM) göre, ülkenin orta Kurdufan bölgesinde geçen seneden bu yana şiddetlenen çatışmalar nedeniyle 200 bini aşkın kişi daha yerinden edilirken Kuzey Kurdufan eyaletinin merkezi El Ubeyd çevresinde yoğunlaşan çatışmalarda kritik su ve elektrik altyapıları da hedef alındı.
BM Uluslararası Göç Örgütüne (IOM) göre, geçen hafta seller nedeniyle acil durum ilan edilen Kuzey Darfur eyaletini terk etmek zorunda kalanların sayısında artış yaşandı.
IOM Genel Direktörü Amy Pope, 19 Ağustos'taki açıklamasında, Sudan'da dünyanın en büyük yerinden edilme krizinin yaşandığına dikkati çekerek, tehlikenin görmezden gelinmeyecek boyutlara ulaştığını ve harekete geçilmezse yurdundan edilenlerin durumunun giderek kötüleşeceğini vurguladı.
Kriz derinleşiyor
Sudan'da Nisan 2023'ten bu yana ordu ile HDK arasında devam eden savaş nedeniyle on binlerce kişi hayatını kaybetti, yaklaşık 13 milyon kişi yerinden edildi.
IOM'un verilerine göre, ağustos ayının ilk yarısında, Etiyopya sınırı yakınındaki Mavi Nil eyaletinde yaklaşık 78 bin kişi evlerini terk etmek zorunda bırakılırken Batı Darfur eyaletinde de yaklaşık 18 bin kişi yerlerinden edildi.
Kuzey Darfur'daki Tavila bölgesinde etkili olan şiddetli yağışlar yaklaşık 1350 hanede hasara yol açarken binden fazla aile ise yaşadığı bölgeden ayrılmak zorunda kaldı. Bölgede yağışların yol açtığı seller nedeniyle çok sayıda kişi geçici barınaklara sığındı.
Öte yandan, son 18 ay içinde 4,5 milyondan fazla kişi evlerine dönerken bunların önemli bir kısmı başkent Hartum'a dönüş yaptı. Ancak birçok kişi, su, elektrik, sağlık ve eğitim gibi temel hizmetlerin ya tamamen yok olduğu ya da erişilmez durumda olduğu bölgelere dönmek zorunda kaldı.
Yerinden edilme krizi, özellikle Kuzey Kurdufan'ın merkezi El Ubeyd kentinde derinleşti.
Sudan Tribune gazetesine göre, Sudan İnsani Yardım Komisyonu 2022'de El Ubeyd kentinin nüfusunun yaklaşık 750 bin olduğunu açıkladı.
Komisyon, bu sayının bölgede 3,4 milyona yükseldiğini ve yerinden edilmiş kişilerin toplam nüfusun yaklaşık yarısını oluşturduğunu bildirdi.
Öte yandan, Sudan Doktorlar Ağı, Mavi Nil eyaletinin en büyük yerleşimlerinden biri olan Ed Damazin'e binlerce kişinin dönüş yaptığını belirterek, "HDK'nin Gisan bölgesine saldırıları, acil müdahale gerektiren kritik koşullardan dolayı yerinden edilen 5 binden fazla kişinin Ed Damazin'e kaçmasına yol açtı." ifadesini kullandı.
"Kayıp nesil"
Save the Children" insani yardım kuruluşunun Sudan Ülke Direktör Yardımcısı Francesco Lanino, AA muhabirine, Sudan'da yerinden edilen çocukların durumunu değerlendirdi.
Lanino, 2026'nın ilk yarısında yaklaşık 39 bin çocuğun El Ubeyd kentine ulaştığını bildirdi.
Bu çocukların sıcak çatışma bölgelerinden yanlarına hiçbir şey almadan aceleyle kaçtıklarını söyleyen Lanino, birçoğunun şiddet ve ölüme tanıklık ettiğini, aile yakınlarını kaybettiğini anlattı.
Lanino, Sudan'da 17 milyondan fazla çocuğun insani yardıma muhtaç olduğunu, bunlardan 8 milyonunun ise eğitim alamadığını vurgulayarak, bunun "kayıp bir nesle" işaret ettiğini söyledi.
Antalya 35. Asliye Ceza Mahkemesince, hakkında uygulanan adli kontrol tedbirini yurt dışına kaçmaya teşebbüs ederek ihlal ettiği tespit edilen Arif Kocabıyık’ın tutuklanmasına karar verildi. Kocabıyık, işlemlerinin tamamlanmasının ardından Edirne L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna teslim edildi.
Beyaz Saray, Venezuela'daki 65 milyar varilden fazla petrol rezervinin kontrolüne ilişkin Washington ile Caracas arasında imzalanan petrol anlaşmasına dair açıklama yaptı.
Açıklamada, anlaşmanın, "ABD'nin enerji üstünlüğünü güvence altına almak ve Venezuela'nın ekonomik toparlanmasını desteklemek" amacıyla imzalandığı belirtildi.
Anlaşmanın ABD'ye, rezerv büyüklüğü bakımından dünyanın en büyük ikinci özel petrol şirketi olması beklenen yeni Venezuelalı şirkette güçlü yönetim yetkileri ve ekonomik payın yanı sıra düşük maliyetle petrol satın alma hakkı da sağladığı ifade edildi.
Anlaşmanın ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Savunma Bakanı Pete Hegseth tarafından imzalandığı aktarılan açıklamada, Washington'ın, 65 milyar varilden fazla kanıtlanmış rezerve sahip 17 petrol sahası için 100 yıllık imtiyaz elde ettiği kaydedildi.
Açıklamada, Venezuela'daki milyonlarca varil ham petrolün, ABD'deki rafinerilerde işleneceği ve üretimde ise Amerikan sondaj ekipmanları ve altyapısının kullanılacağı vurgulandı.
Böylece ABD'de milyarlarca dolarlık yatırımın ve binlerce istihdamın destekleneceğine işaret edilen açıklamada, söz konusu anlaşma ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Venezuela'ya yönelik "istikrar, yeniden inşa ve demokratik geçiş planının önemli bir parçası" olarak nitelendirildi.
Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, İsrail makamlarının giriş izinlerini yenilememesi nedeniyle başta Hristiyan okullarında görev yapanlar olmak üzere bazı öğretmen ve eğitim personelinin okullarına ulaşamadığı belirtildi.
İsrail'in Kudüs'te eğitime yönelik baskılarının, eğitim sürecini "sistematik ve kesintisiz" biçimde hedef alan politikanın bir parçası olduğu uyarısında bulunuldu.
Bu politikanın İsrail müfredatının dayatılması ve öğretmenlerin okullarına ulaşmasının engellenmesini de kapsadığı belirtilen açıklamada, uygulamaların "ulusal kimliği silmeyi ve Filistin anlatısını değiştirmeyi" amaçladığı vurgulandı.
Kudüs'teki Filistinli öğrencilerin eğitim görme ve ulusal müfredatla öğrenim görme hakkının, uluslararası sözleşme ve anlaşmalarla güvence altına alınmış temel haklardan biri olduğu belirtildi.
Yeni eğitim-öğretim yılının bugün başladığı işgal altındaki Doğu Kudüs'te özel Filistin okulları, İsrail'in Batı Şeria'dan gelen öğretmen ve personele giriş izni vermemesini protesto ederek, ikinci bir duyuruya kadar eğitime başlamayacaklarını açıklamıştı.
Filistin yönetimine bağlı Kudüs Valiliği ise İsrail'in Kudüs Belediyesine bağlı okullarda 45 binden fazla Filistinli öğrenciye İsrail müfredatı dayatıldığını belirtmişti.
Chobani Stadı'ndaki imza törenine, sarı-lacivertli yöneticiler Önder Fırat ve Cihan Kamer ile Cabir Holding CEO'su Muhammed Uğur ve Cabir Holding CFO'su Tahsin Tuna katıldı.
İşbirliği kapsamında Cabir Holding logosu, Fenerbahçe Futbol A Takımı'nın yurt içi müsabakalarda giyeceği formaların sağ kolunda yer alacak.
Burada açıklamada bulunan Önder Fırat, "Önemli bir işbirliğine imza atıyoruz ancak bizim için bu sadece sponsorluk anlaşması değil. Bu imzanın anlamı çok daha ötensinde Fenerbahçe'de attığımız her adımın tek bir amacı var daha o da güçlü bir Fenerbahçe. Çünkü Fenerbahçe'nin yarıştığımız her branşta tek hedefi şampiyonluktur. Sahada oyuncularımız bu hedef için ter dökerken bizlerin hedefi de Fenerbahçe'nin marka değerini ve rekabet gücünü artırmaktır. Başkanımız sayın Aziz Yıldırım liderliğinde bu anlayışla hareket ediyoruz." diye konuştu.
Fenerbahçe'nin yarınlarını düşündüklerini aktaran Fırat, "Kulübümüze kalıcı değer oluşturacak işbirliklerini önemsiyoruz. 120 yıldır gururla taşıdığımız çubuklu, nesilden nesile aktarılan en önemli sembollerimizden biridir. Büyük hedeflere duyduğumuz inancı temsil eder. Bu formanın olduğu yerde hedef küçülmez. Fenerbahçe'nin sadece bugününü değil, yarınını da düşünüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
Cihan Kamer ise "Seçimler biteli yaklaşık 3 ay oldu. Yönetim olarak canla başla kadromuzu tüm branşlarda oluşturma mücadelelerimize başladık. Çok şükür 18 yıl sonra Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi'ne katılmayı hak etti. Kadro çalışmaları yapılırken her açıdan değerlendirme yapılıyor ama ekonomisi çok önemli artık. Futbol, basketbolda bu ekonomileri oluşturmak çok kolay değil. Eskisi gibi değil. Eskiden 13-14 sene önce yöneticilik yaparken Brezilya'dan 2 oyuncu almaya gittik. Biri Andre Santos biri Baroni'ydi. 11 milyon avro ikisinin değeri. 4 sene ödemeli. 750-800 bin avro maaşlar. Şimdi bir futbolcu için 40-50 milyon avro bonservis bedelleri, 8-10 milyon avro maaşlar ve yüzde 40 vergiler söz konusu. Bu ekonomiyi yönetmek çok kolay değil." ifadelerini kullandı.
"Çok güçlü bir kadro kurduk. Allah'ın izniyle Şampiyonlar Ligi'nde yolumuza devam etmeyi planlıyoruz ligde de şampiyonluk hedefimizi başarmak istiyoruz. Bizi bağlayan 10+4 kuralı var. 10 tane futbolcumuz zaten kadroda yerlerini aldılar. 4 tane genç oyuncu da tamamlandı. 10+4 kuralı geleceği biline biline önlem alınmamış. Federasyonumuza teşekkür ediyorum. Futbol ekonomisine, Türkiye ekonomisine çok önemli katkı sağladılar. Son değişiklikle elde kalan oyuncular lisanslanabilecek. Böylelikle kötü niyetli bir çok oyuncunun önüne geçilmiş oldu. 2-3 oyuncu son günü bekliyordu 'nasılsa lisanslarımız iptal edecekler kontratlarımızı ve cezalarını alacağız gidip istediğimiz takımlarda oynayacağız' diyenler vardı. Becao, Diego Carlos ve Çağlar Söyüncü ile yollarımızı bugün ayırmakla kadro planlamamızı tamamlamış olacağız. Oosterwolde'nin transferi gerçekleşmedi. Onu da kadromuzda değerlendireceğiz. Bugün bir ameliyat geçirecek. Sadece yapabileceğimiz 23 yaş altı çalışmamız var. Transfer sezonu bu hafta bitiyor. Avrupa'da bu gece bitiyor. 1-2 gün içinde genç 23 yaş altı oyuncu için çalışmalarımız sürecek. Bu gerçekleşmemesi halinde hiç önemli değil. Samsun maçında gördünüz Oğuz (Aydın) ön plana çıktı. Tüm oyuncularımız ön plana çıkacak."
Gönderilen oyuncuların transfer taksitlerini ödediklerinden yakınan Kamer, şöyle devam etti:
"Talisca'yı uğurlayacağız. Birçok maçta yer aldı, ter döktü, emek verdi. Taraftarın gönlünü kazanarak gidecek. Onu alkışlayarak uğurlayacağız inşallah, sonuçlanacağını umuyoruz. Biz kanatlarda da oynayabilecek 10 numara arayışındayız. Olursa bunu değerlendireceğiz. Olmazsa kendi kadromuzda oralarda kullanabileceğimiz oyuncular var. Üç günde bir maçlar olacak, kolay bir takvim değil. Bizi fazla sıkıntıya sokacak sakatlıklar yaşamadık. Asensio'nun yokluğu sorundu. Çok önemli bir oyuncu bizim için. Çağlar'ın İngiltere'de bir kulüple görüştüğünü biliyorum. Transfer sezonu Fenerbahçe için kapanmıştır."
Cihan Kamer, sözlerini taraftara verdiği şu mesajlarla tamamladı:
“Önümüzde derbi maçımız var arkasından Roma'yı misafir edeceğiz. Stadımızın hınca hınç dolacağını biliyoruz fakat Samsunpsor maçında yaşadığımız üzücü bir olayı hatırlatmak istiyorum. Sayın başkanımız son 5 dakika içinde çok üzüldü. Karşı takımın başkanına yapılan küfürlü tezahürat için aşırı üzüldü. Severiz sevmeyiz ama Samsun'da gayet güzel karşılandık, ağırlandık. 2-0 galipken böyle bir tezahürat bizim taraftarımıza hiç yakışmıyor. Biz tribünlerde küfür istemiyoruz. Başkanımız bu konuda inanılmaz kararlı. Stadımıza küfür girmeyecek. Coşkuyla destekleyeceğiz takımımızı. Çağlar ile ayırılışımızın bir sebebi de Çağlar'ın sokulduğu psikolojik durum. Biz 90 dakika pozitif destek bekliyoruz. İnşallah derbiyi de Roma maçını da kazanacağız.”
Uğur: "Fenerbahçe'nin yanında olmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz"
Muhammed Uğur, Fenerbahçe'nin yanında olmaktan memnuniyet duyduklarını dile getirdi.
Fenerbahçe'nin ülkenin en köklü kulüplerinden olduğunu hatırlatan Uğur, "Fenerbahçe ile olan birlikteliğimizi bir adım daha ileri taşıyoruz. Fenerbahçe'nin yanında olmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz. Cabir Holding olarak 50. yılı devirdik. Bunu bir sponsorluk anlaşması değil, 2 köklü yapının ortak değerlerde kurduğu yol arkadaşlığı olarak görüyoruz. Futbol A takımımızı Şampiyonlar Ligi başarısından dolayı yürekten kutluyorum." şeklinde görüş belirtti.
Tahsin Tuna da anlaşmanın iki taraf için de hayırlı olması temennisinde bulundu.
Konuşmaların ardından imzalar atıldı ve hatıra fotoğrafı çekilmesiyle etkinlik sona erdi.
Türkiye Futbol Federasyonunun açıklamasına göre, ligin 6. haftasındaki Trabzonspor-Galatasaray karşılaşması, 19 Eylül Cumartesi günü, saat 20.00'de Papara Park'ta oynanacak.
Süper Lig'in 5. ve 6. haftalarının programı şu şekilde:
Bakanlık, Türkiye'nin Artemis Mutabakatı'nı imzalaması hakkında yazılı açıklama yayımladı.
Açıklamada, Türkiye'nin, Ay keşiflerinin güvenliğini artırmayı ve dış uzayın barışçıl, sürdürülebilir ve faydalı kullanımını teşvik etmeyi amaçlayan ilkeler bütünü niteliğindeki Artemis Mutabakatı’nı dün imzaladığı kaydedildi.
"Türkiye, Artemis Mutabakatı'yla da ortaya konulan anlayış çerçevesinde uzayın barışçıl amaçlarla keşfi ve kullanımına yönelik uluslararası işbirliğini desteklemeyi, uzay teknolojileri ve keşfi alanındaki çalışmalara uluslararası hukuk temelinde kapsayıcı ve yenilikçi bir yaklaşımla katkı sunmayı sürdürecektir." ifadesinin kullanıldığı açıklamada, Türkiye'nin 5-9 Ekim tarihlerinde Antalya'da ev sahipliği yapacağı 77. Uluslararası Uzay Kongresi'nin de bu ortak vizyonun pekiştirilmesi için önemli bir zemin teşkil edeceği belirtildi.
Artemis Mutabakatı
Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Artemis Mutabakatı, ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) tarafından, 2020'de 7 ülkeyle (Avustralya, Kanada, İtalya, Japonya, Lüksemburg, BAE ve Birleşik Krallık) birlikte başlatılan Ay keşiflerinin güvenliğini artırmaya, dış uzayın sürdürülebilir ve faydalı kullanımını teşvik etmeye matuf, bağlayıcılığı olmayan ilkeler manzumesi niteliğinde bir belge.
Halihazırda 70 ülkenin imzacı olduğu Artemis Mutabakatı'nın imzalanmasıyla, Türkiye'nin Artemis Programlarında ortak ülke olarak yer alması mümkün olabilecek. Türkiye'nin Artemis Programı'na dahil olması, gelişmekte olan uzay sanayisinin küresel uzay ekonomisine entegrasyonu ve Milli Uzay Programı'nın ilerletilmesi için katkı sunacak.
Artemis Mutabakatı, Türkiye'nin 2022-2030 Milli Uzay Programı Strateji Belgesi'nde belirlenen, uzay teknolojileri ile sanayilerinde yerli ve milli kapasite-kabiliyetlerin geliştirilmesi maksadıyla bölgesel ve uluslararası işbirliklerinin güçlendirilmesi hedefiyle de örtüşüyor.
Bu bağlamda, Türkiye'nin Artemis Mutabakatı'na katılımı, Türkiye Uzay Ajansı ile TÜBİTAK-UZAY işbirliğinde yürütülen Türkiye'nin ilk Ay görevi olacak "Ay Araştırma Projesi (AYAP)" ve NATO’da uzay ve havacılık alanında devam eden projelerdeki işbirlikleri bağlamında katkı sağlayacak.
Türkiye'nin 5-9 Ekim 2026 tarihlerinde Antalya'da ev sahipliği yapacağı 77. Uluslararası Uzay Kongresi de Artemis Mutabakatı ile ortaya konan anlayışın pekiştirilmesi için önemli bir zemin teşkil edecek.
NSosyal hesabından paylaşımda bulunan Işıkhan, prim borçlarının tecil ve taksitlendirilmesinde vatandaşlara kolaylık sağladıklarını belirtti.
Bakan Işıkhan, paylaşımında şunları kaydetti:
"4 Haziran 2026-31 Ağustos arasında işverenlerin ve sigortalı çalışanların SGK borçlarına yönelik yeni bir tecil ve taksitlendirme düzenlemesini uyguladık. Tecile başvuran işveren ve 4/b'li sigortalı çalışan sayısı 148 bin 984, tecil edilen borç tutarı 183,3 milyar lira, toplam tahsilat 7,5 milyar lira (ilk taksit miktarı). İşverenler ile çalışanların yanında olmaya, üretim ve istihdamı desteklemeye devam edeceğiz."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konakladığı otelde Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile görüşmesinin ardından zirvenin gerçekleştirildiği Irıs Ordo Kongre Merkezi'ne geçti.
Erdoğan, burada Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov tarafından karşılandı. Liderler, daha sonra aile fotoğrafı çektirdi.
Aile fotoğrafı çekiminde, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sağında Tacikistan Cumhurbaşkanı İmamali Rahman, solunda ise Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev yer aldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, fotoğraf çekimi sırasında bazı liderlerle ayaküstü sohbet etti.
Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre, 26 Ağustos'ta "Lider Bordo Mavi" adlı Türk işletmeli geminin Karadeniz'de Tuapse açıklarında vurulması ve bu gemiyi çekmek üzere 27 Ağustos'ta gönderilen "Lider Kocatepe" gemisinin de hedef alınmasının akabinde Ukrayna'nın Ankara Büyükelçisi Celal, Bakanlığa çağrıldı.
Görüşmede, Türkiye'nin söz konusu saldırılara ilişkin tepkisi aktarılırken, Karadeniz'de can, mal, seyrüsefer ve çevre emniyetinin sağlanmasının zorunluluk teşkil ettiğine dair gerekli uyarılarda bulunuldu.
Kennedy Caddesi Bakırköy istikametinde seyreden İETT otobüsünün, Kazlıçeşme mevkisinde bir sitenin bahçe duvarına çarptığı kazaya ilişkin soruşturma sürüyor.
Soruşturma kapsamında, şerit değiştirmek için otobüsün önüne doğru manevra yapan otomobilin sürücüsü R.S.F. gözaltına alındı.
Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen şüpheli tutuklandı.
Ayrıca, polis ekiplerinin çalışmasında şüpheliye ve kazada yaralanan, hastanede tedavisi devam eden İETT otobüsünün şoförüne yapılan testlerde alkol çıkmadığı öğrenildi.
Kaza araç kamerasında
Öte yandan kazanın araç içi kamera görüntülerine ulaşıldı.
Kayıtlarda aynı istikamette seyreden otomobilin şerit değiştirmek için İETT otobüsünün önüne doğru manevra yaptığı, araca çarpmamak amacıyla sağa yöneldikten sonra kontrolden çıkan otobüsün sitenin önündeki kaldırımı da aşarak bahçe duvarına çarptığı görülüyor.
Ne olmuştu?
Dün Kennedy Caddesi Bakırköy istikametinde seyreden İETT otobüsü, Kazlıçeşme mevkisinde bir sitenin bahçe duvarına çarpmış, kazada 2 kişi hayatını kaybetmiş, 1'i ağır 16 kişi yaralanmıştı.
Güvenlik kamerasınca kaydedilen kaza anına ilişkin görüntülerde, aynı istikamette seyreden bir otomobilin şerit değiştirmek için İETT otobüsünün önüne doğru manevra yapması üzerine sağa yönelen otobüsün yoldan çıkarak sitenin bahçe duvarına çarpması yer almıştı.
İtalya'nın Milan takımında forma giyen Leao, Milano'dan hareket eden özel uçakla Atatürk Havalimanı Genel Havacılık Terminali'ne ulaştı. Yıldız futbolcuyu çok sayıda taraftar karşıladı.
Pasaport işlemlerinin tamamlanmasının ardından taraftarı selamlayan Leao, "üçlü" tezahüratı yaptırdı.
Basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Leao, "Burada olduğum için gerçekten çok mutluyum. Böylesine harika taraftarlara sahip olduğum için heyecanlıyım. Umarım tüm Galatasaray taraftarlarına gerçekten büyük sevinçler yaşatabilirim." dedi.
Sarı-kırmızılı futbolcu Victor Osimhen ile iyi arkadaş olduklarını aktaran 27 yaşındaki oyuncu, "Hem ligde hem de Şampiyonlar Ligi'nde birlikte Galatasaray için çok iyi şeyler başaracağımıza inanıyorum. Bunun için çok heyecanlıyım." diye konuştu.
Transfer sürecinin yaklaşık 3 aydır sürdüğünü vurgulayan Rafael Leao, "Hazirandan beri Galatasaray bastırıyordu. Bu anlaşmanın olması için çok uğraştılar, çabaladılar. Şu anda çok heyecanlıyım. Sezonun başlamasını ve maçlara çıkmayı sabırsızlıkla bekliyorum." ifadelerini kullandı.
Futbola ülkesinin Sporting takımında başlayan Leao, 2018'de 20 milyon avro bedelle Fransa temsilcisi Lille'e transfer oldu. Burada 1 sezon kalan yıldız kanat oyuncusu, yaklaşık 50 milyon avro bonservis karşılığında İtalya'nın Milan takımına geçti.
Sporting'de yarım sezonda 5 maça çıkan Leao, 2 kez fileleri havalandırdı. Lille'deki kısa sürede 26 resmi müsabakada 8 kez gol sevinci yaşayan Leao, Milan'daki 7 sezonda ise 291 resmi mücadelede 80 gol kaydetti.
TBMM Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, Kurtulmuş, Kazakistan'da anayasa reformu kapsamında oluşturulan 145 sandalyeli Kurultay'ın ilk başkanı seçilen Dadebay'a gönderdiği mektupta, kendisini tebrik ederek görevinde başarılar diledi.
Gücünü ortak tarih, dil, inanç ve kültürel değerlerden alan Türkiye-Kazakistan ilişkilerinin diğer tüm alanlarda olduğu gibi parlamentolar arası düzeyde de artan bir ivmeyle derinleşmekte olduğunu görmekten büyük memnuniyet duyduğunu belirten Kurtulmuş, bu kuvvetli işbirliğinin, müşterek çabalarla aynı kararlılık ve samimiyetle süreceğine inandığını ifade etti.
Kurtulmuş, Kazakistan'ın eski Meclis Başkanı Koşanov'a gönderdiği mektupta ise görev süresi boyunca Geliştirilmiş Stratejik Ortaklık düzeyindeki Türkiye-Kazakistan ilişkilerinin parlamentolar arası düzeyde derinleşmesine sağladığı katkılar ve sergilediği samimi dostluk için şükranlarını dile getirdi.
Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodymyr Zelenskyy, ABD'nin ülkesine Rusya'nın başkenti Moskova'da yapılan son görüşmeler hakkında bilgi verdiğini söyledi.
Cuma akşamı geç saatlerde yaptığı video konuşmasında Zelenskyy, Kiev'in aldığı bilgilerin "geçen gün" Moskova'da gerçekleşen görüşmelerle ilgili olduğunu belirterek, bu görüşmelerin bir "dizi" olduğunu ve Ukrayna'nın bu görüşmelerden önce ve sonra ABD ile görüştüğünü kaydetti.
Zelenskyy, "Bilgiler için ve Rusya ile yapılan görüşmenin gerekli tonu için teşekkür ederim. Adımların uyumlu olmasını ve Amerika'nın yapılması gerekenler ve başarılması gerekenler konusunda gerçekçi bir vizyon sunmasını değerli buluyoruz," dedi.
Rusya'nın savaşı sona erdirmesi gerektiğini ve bunun gerçekleşmesi için gerekli tüm koşulların yaratılması gerektiğini de sözlerine ekledi, ancak Rus başkentindeki toplantılara kimlerin katıldığını belirtmedi.
Kremlin Çarşamba günü, CIA Direktörü John Ratcliffe'in Salı günü Moskova'yı ziyaret ettiği yönündeki haberleri doğruladı. Bu, 2021'den bu yana bir CIA başkanının yaptığı ilk ziyaretti. Kremlin, ziyaretin güvenlik servisleri arasında temasları içerdiğini ve bu tür temasları "olumlu bir olgu, olumlu bir süreç" olarak nitelendirdi.
Flightradar24'e göre, ABD Hava Kuvvetleri'ne ait bir C-17A Globemaster III uçağının Salı sabahı Letonya'nın başkenti Riga'dan Moskova'daki Vnukovo Havalimanı'na uçmasının ardından bu haberler ortaya çıktı. Uçak, iki gün önce ABD'deki Camp Springs'ten, Beyaz Saray uçaklarının sıklıkla konuşlandığı Maryland'deki Joint Base Andrews yakınlarından gelmişti.
Flightradar24 verilerine göre, uçak Moskova'dan kalktı ve aynı akşam geç saatlerde Riga'ya geri döndü.
Çarşamba günü ilerleyen saatlerde ABD Başkanı Donald Trump, Ratcliffe'in Moskova ziyaretini "yarı rutin" olarak nitelendirdi.
Bir gün sonra, Beyaz Saray'da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in NATO topraklarına saldırmayacağına dair bir anlaşma yapıp yapmadığı sorulduğunda Trump şu yanıtı verdi: "Kendisiyle iyi görüşmelerim oldu. NATO topraklarına saldırmayacak."
Trump'a Rusya'ya NATO topraklarına saldırmaması konusunda bir uyarıda bulunmak isteyip istemediği sorulduğunda, "Bu konuda yorum yapmak istemiyorum, ancak saldırmayacaklar" dedi.
Dünya Sağlık Örgütü, Demokratik Kongo Cumhuriyeti'ndeki Ebola salgınının önemli ölçüde büyüdüğünü, Afrika ülkesinde 5.794 doğrulanmış vaka ve 2.786 ölüm bildirildiğini açıkladı.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Cuma günü geç saatlerde yayınladığı son haber güncellemesinde, salgının 14 Ağustos'taki önceki raporundan bu yana 54'ten 60 sağlık bölgesine yayıldığını belirtti.
Bu rakamlar, kabaca %48,1'lik bir ölüm oranına karşılık geliyor.
Birleşmiş Milletler sağlık ajansı, son üç ayda vakalardaki artışın ve coğrafi yayılımın genişlemesinin salgının boyutunda "önemli bir artış" anlamına geldiğini belirtti.
DSÖ, salgının uluslararası öneme sahip bir halk sağlığı acil durumu olmaya devam ettiğini belirtti. Kuruluş, vakaların tespitinde yaşanan gecikmelerin hane halklarında, topluluklarda ve sağlık tesislerinde bulaşma riskini artırdığı konusunda uyardı.
Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, etkilenen tüm ülkelerde toplamda 5.815 doğrulanmış vaka bildirildi; bunlardan 20'si Uganda'da ve biri Fransa'da.
Toplam 2.788 ölüm kaydedildi, bunlardan ikisi Uganda'da gerçekleşti. En az 1.314 hasta iyileşti.
DSÖ, sınır ötesi bulaşmanın önemli bir risk olmaya devam ettiğini belirtti.
Havaalanlarında, limanlarda ve resmi kara sınır geçiş noktalarında giriş ve çıkış taramaları ve gözetimi yapılıyor olsa da, kurum insanların hâlâ gayri resmi sınır geçiş yollarını kullanarak seyahat edebilecekleri konusunda uyardı.
Salgının nedeni, Ebola'nın şiddetli bir formu olan Bundibugyo virüs hastalığıdır.
DSÖ, hastalığın enfekte kişilerin kanı, salgıları, organları veya diğer vücut sıvılarıyla temas yoluyla, ayrıca kirlenmiş yüzeyler ve malzemeler aracılığıyla yayılabileceğini belirtiyor.
Sağlık kuruluşlarında enfeksiyon önleme ve kontrol önlemlerinin yetersiz kaldığı durumlarda ve ölü bireylerle doğrudan temas içeren güvenli olmayan defin uygulamaları sırasında bulaşma yoğunlaşabilir.
Seul Dışişleri Bakanlığı'na göre, Güney Kore Cumartesi günü Himalayalar ülkesini vuran ölümcül sel felaketinin ardından kaybolan dokuz Güney Kore vatandaşını aramak için Nepal'e bir kurtarma ekibi gönderdi.
Çarşamba sabahı Nepal'in Rasuwa bölgesini vuran ani selin ardından Korea South-East Power ve Doosan Energy enerji şirketlerinin çalışanlarıyla iletişim kesildi.
Bakanlıktan yapılan açıklamada, hidroelektrik santrali inşaatı üzerinde çalıştıkları belirtildi.
Yerel gazete Korea Herald'ın haberine göre, kurtarma ekibi kayıp işçilerin olduğu düşünülen bölgeleri aramak için iki kiralık helikoptere bindi.
Daha önce başka bir lokasyonda mahsur kalan diğer on Doosan çalışanı da kurtarılmıştı.
Güney Kore Dışişleri Bakanı Cho Hyun, işçilerin kaybolmasının ardından acil bir toplantı düzenledi.
Cho ayrıca Katmandu'daki Güney Kore Büyükelçiliğine, Nepal yetkilileriyle yakın koordinasyonu sürdürmesi ve kurtarılmayı bekleyen diğer Güney Korelilerin güvenliğini sağlaması talimatını verdi.
Medya raporlarına ve yerel yetkililere göre, Nepal ve Çin genelinde meydana gelen ani seller ve toprak kaymalarında 600'den fazla kişi hayatını kaybetti, yaklaşık 3.000 kişiden ise hala haber alınamıyor.
Gazze Sağlık Bakanlığı Cumartesi günü yaptığı açıklamada, İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik soykırım savaşında son 48 saatte dokuz Filistinlinin öldürülmesiyle ölü sayısının 73.449'a yükseldiğini bildirdi.
Bakanlık günlük istatistik raporunda, hastanelere dokuz cesedin yanı sıra bulunan bir Filistinlinin daha cesedinin getirildiğini, aynı dönemde 18 kişinin de yaralandığını belirtti.
Bakanlık, enkaz altında ve yollarda çok sayıda mağdurun bulunduğunu ve ambulans ile sivil savunma ekiplerinin onlara ulaşamadığını belirtti.
Filistinlilerin öldürülme veya yaralanma koşullarına ilişkin ayrıntı verilmezken, İsrail ordusu 10 Ekim 2025'ten beri yürürlükte olan ateşkes anlaşmasını ihlal etmeye devam ediyor.
Bakanlık, ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana İsrail'in ihlalleri sonucu ölü sayısının 1.313'e, yaralı sayısının ise 4.361'e yükseldiğini bildirdi.
Bakanlık, İsrail'in 8 Ekim 2023'ten bu yana Gazze'ye yönelik soykırım savaşında ölü sayısının 73.449'a, yaralı sayısının ise 174.472'ye ulaştığını da ekledi.
Çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere yaşanan kayıpların yanı sıra, İsrail Gazze Şeridi'nin sivil altyapısının yaklaşık %90'ını da yok etti; BM ise yeniden inşa maliyetini yaklaşık 70 milyar dolar olarak tahmin ediyor.
Bahçeli, 1699 Karlofça Antlaşması’yla başlayan toprak kayıplarının 93 Harbi, Balkan Harpleri ve farklı cephelerde yaşanan ağır kayıplarla derinleştiğini belirtti. Mondros’la Türk ordusunun dağıtılmak, Sevr’le vatanın parçalanmak ve İzmir’in işgaliyle Anadolu’nun kalbine kadar girilmek istendiğini ifade eden Bahçeli, mücadelenin elde kalan son vatanda hür yaşayıp yaşanamayacağı meselesine dönüştüğünü kaydetti.
Milli Mücadele’nin Anadolu’nun farklı bölgelerindeki direnişlerin Samsun, Havza, Amasya, Erzurum ve Sivas hattında ortak bir iradeye dönüşmesiyle Ankara’da devlet iradesine kavuştuğunu belirten Bahçeli, Sakarya Meydan Muharebesi’nin de Türk milletinin istikbalini yeniden bağımsızlık yönünde çevirdiğini ifade etti.
“BEKLEYİŞİN BİTTİĞİNİ İLAN ETTİ”
Bahçeli, Büyük Taarruz’un 26 Ağustos sabahı Kocatepe’de Türk topçusunun ateşiyle başladığını belirterek, Türk ordusunun dört gün boyunca düşman mevzilerini aşarak Dumlupınar’daki nihai hesaplaşmaya ilerlediğini aktardı.
30 Ağustos’un Türk tarihindeki önemine dikkat çeken Bahçeli, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın sevk ve idaresindeki Türk ordusunun Dumlupınar’da kesin zafer kazandığını belirtti. Zaferin ardından ordunun ilerleyişini sürdürerek 9 Eylül’de İzmir’e ulaştığını hatırlattı.
Bahçeli, mesajının en dikkat çeken bölümünde, “Kocatepe’de alınan karar, Dumlupınar’da verilen hüküm, İzmir’de nihayet bulan hakikat bellidir: Bu vatan üzerinde son söz Türk milletinindir!” ifadelerini kullandı.
MHP lideri, mesajının sonunda Gazi Mustafa Kemal Atatürk, İstiklal Harbi’nin kahraman silah arkadaşları, şehitler ve gazileri rahmet ve minnetle anarak 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutladı.
Gazze'deki Sağlık Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, İsrail'in Ekim 2023'ten bu yana süren saldırılarında yaşanan can kayıplarına ilişkin son veriler paylaşıldı.
Son 48 saatte Gazze'deki hastanelere 9'u yeni saldırılarda yaşamını yitiren, 1'i daha önceki saldırılarda hayatını kaybeden ve cenazesi enkazdan yeni çıkarılan 10 kişinin naaşıyla 18 yaralının getirildiği kaydedildi.
Gazze'de ateşkesin yürürlüğe girdiği 10 Ekim 2025'ten bu yana İsrail'in saldırılarında 1313 kişinin yaşamını yitirdiği, 4 bin 361 kişinin yaralandığı, enkaz altından ise 815 kişinin cenazesinin çıkarıldığı ifade edildi.
İsrail'in Ekim 2023'ten bu yana Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda toplam can kaybının 73 bin 449'a, yaralı sayısının 174 bin 472'ye yükseldiği bildirildi.
Gazze Şeridi'nde enkaz altında hala binlerce cenazenin bulunduğu belirtiliyor.
SPK'nin yayımladığı duyuruda, Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber'e yönelik, "Kurul Karar Organı'nın 28 Ağustos 2026 tarih ve 52/1589 sayılı kararı ile Kurulumuzun i-SPK.52.4 (20.06.2014 tarih ve 19/614 s.k.) sayılı İlke Kararı olarak kabul edilen Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber’in 'Tanımlar' başlıklı bölümü ile (1.2.), (2.), (4.2.3.), (4.2.5.1.), (4.2.5.2.), (4.3.), (4.4.), (4.9.), (6.1.), (6.8.), (9.5.), (12.5.) maddelerinde değişiklik yapılmasına ve Rehber’e (4.2.10.), (4.10.), (6.12.), (9.8.) maddelerinin eklenmesine karar verilmiştir." ifadelerine yer verildi.
Kurul, III-55.1 sayılı Portföy Yönetim Şirketleri ve Bu Şirketlerin Faaliyetlerine İlişkin Esaslar Tebliği'nin (PYŞ Tebliği) 41. maddesinin birinci fıkrası çerçevesinde, PYŞ Tebliği'nin "Portföy yönetim şirketinin kuruluş şartları" başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan başlangıç sermayesi tutarının ve "Sermaye yeterliliğine ilişkin yükümlülükler" başlıklı 28. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan asgari ödenmiş sermaye tutarının her birinin 2027 yılı için geçerli olmak üzere geniş yetkili portföy yönetim şirketleri için 500 milyon lira ve faaliyetleri sınırlı portföy yönetim şirketleri için 250 milyon lira olarak belirlendiğini de duyurdu.
Duyuruda, VII-128.1 sayılı Pay Tebliği'nin (Pay Tebliği) 27. maddesinin birinci fıkrası kapsamındaki kişiler tarafından, herhangi bir 12 aylık dönemde, fiili dolaşımdaki pay oranı yüzde 50'nin üzerindeki ortaklıklar için ortaklık sermayesini temsil eden payların veya oy haklarının yüzde 2'sinden fazlasının ve fiili dolaşımdaki pay oranı yüzde 50 ve bunun altındaki ortaklıklar için ortaklık sermayesini temsil eden payların veya oy haklarının yüzde 4'ünden fazlasının, özel emir, BİAŞ Toptan Satışlar Pazarı (TSP) veya virman/devir yöntemleri ile yapılan satışlar dahil, Borsa dışında satılamayacağı ve fiili dolaşımdaki pay oranı olarak, satışın yapıldığı tarihte geçerli olan fiili dolaşım oranının dikkate alınacağı kaydedildi.
Söz konusu oranları aşan tutarda payların anılan yöntemlerle devredilmek istenmesi halinde Pay Tebliği'nin 27. maddesinin beşinci fıkrası ile 15. maddesindeki şartlar uygulanmaksızın devir öncesi pay satış bilgi formunun düzenleneceği ve bu formun Kurul'un onayına sunulacağı belirtilen duyuruda, "Kurulca onaylı pay satış bilgi formu düzenlenmeden anılan devirler Borsada özel emre veya TSP işlemlerine konu edilemez, devredilemez/virman yapılamaz. Bu konudaki sorumluluk, payını devreden ortak ile devre aracılık eden yatırım kuruluşlarındadır. 29 Ağustos 2026 tarihinden önce Borsa dışında yapılan satışlar ise herhangi bir 12 aylık dönem içerisinde yapılabilecek satış oranı hesaplamalarına dahil edilmez." ifadelerine yer verildi.
Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Karadağlı, Kars ziyaretinde AA muhabirine yaptığı açıklamada, şehir için bir müjde vermek istediğini söyledi.
Kars Devlet Tiyatrosu Kafkas Sahnesi'ni yakın zamanda faaliyete geçireceklerini ifade eden Karadağlı, "Üç yıl önce valim, vekilim ile konuştuğumuz hayalimizi artık gerçeğe dönüştürüyoruz. Kars Devlet Tiyatrosu'nu kurup Kafkas Sahnesi'ni en yakın zamanda faaliyete geçireceğiz." dedi.
Bu gelişmenin kendisini de mutlu ettiğini ifade eden Karadağlı, şöyle konuştu:
"Tabii kendi evimde kendimi çok daha güçlü hissediyorum. Kars Devlet Tiyatrosu'nun kurulması benim ata toprağıma bir şekilde bu hizmeti getiriyor olmam, benim kendi hayatımdaki en önemli, dönüm noktalarından biri. Dolayısıyla şimdi çok hızlı bir şekilde artık aksiyon alıp ne gerekiyorsa Kars'a Devlet Tiyatroları'nın bir an önce gelmesi için hem valimiz hem vekilimizle çok güzel bir toplantı gerçekleştirdik. En kısa zamanda da Kars Devlet Tiyatrosu Kafkas Sahnesi'ni faaliyete geçireceğiz."
"Şehre çok yakışacak"
Vali Ziya Polat da 3 yıl önce götürdüğü sahne teklifini Karadağlı'nın kabul ettiğini anlattı.
Karadağlı'nın bunu Kars'ta açıklamak istediğini ve bunun için şehre geldiğini dile getiren Polat, şunları kaydetti:
"Kars'ı hem memleketini geziyor hem memleketinin ne kadar güzelleştiğini, sosyal alanda, kültürel alanda, sosyal alanda, turizm anlamında birebir şahit oldu. Gazi Kars'ın sosyal yaşantısı, kültürel faaliyetlerinin bol olduğu bir şehir, bu şehre Kafkas Sahnesi'nin çok yakışacağını hepimiz biliyoruz. Valiliğimiz olarak, kurum ve kuruluşlarımız olarak, vekilimiz burada, Bakanlığımızla hepsinin destekleriyle en yakın zamanda inşallah seyircimizin karşısına geçeceğimizi umut ediyoruz."
AK Parti Kars Milletvekili Adem Çalkın ise Kars'ta tarihi bir günü yaşadıklarını vurgulayarak "Kars Valisi Ziya Polat ile beraber ilk gittiğimizde Kars'ta bir Devlet Tiyatrosu açalım bununla ilgili Genel Müdürümüz zaten buranın bir evladı olarak hemen pozisyon aldı ve bugün çok şükür olgunlaştı. Bütün ekibiyle birlikte de Kars'a geldiler. İnşallah Kars'ımız için hayırlı olur, Kars medeniyetin beşiğidir, Kars hakikaten çok önemli bir şehirdir. Kültürün de turizmin de bu bölgedeki Kafkaslar'ın yıldızı olacak, bu da çok önemli bir adımdır." diye konuştu.
Orta ve güney bölgeleri Afrika kaynaklı aşırı sıcak hava dalgasının etkisi altında bulunan ülkenin, iki büyük adasında orman yangınları çıktı.
Yerel kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Sicilya Adası'nda Palermo yakınlarındaki Pianetto'da öğleden sonra çıkan orman yangınına itfaiye ekipleri ile orman işçileri arazözlerle karadan, jandarma da helikopterle havadan müdahale etti.
Ekipler, alevlerin bazı noktalarda evlere sıçramaması için yoğun çaba sarf etti.
Ulusal basında çıkan haberlere göre, hava sıcaklıklarının 46 dereceye kadar ulaştığı ülkenin batısındaki Sardinya Adası'nda da Arzana beldesi yakınlarında çıkan orman yangını endişeye yol açtı.
Yetkililer, alevler dolayısıyla risk altındaki bölgede bulunan 100'den fazla kişinin tahliye edilmesi talimatını verdi.
İtalyan itfaiyesi de karadaki ekiplere ek olarak, 2 yangın söndürme uçağı ve 6 helikopterle alevleri kontrol altına alma çalışmalarının sürdüğü bilgisini paylaştı
Güney Afrika Uluslararası İlişkiler ve İşbirliği Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, dosyanın, UAD’nin İç Yargısal Uygulamasına İlişkin Kararı’nın 11. maddesi kapsamında sunulduğu, söz konusu düzenlemenin ilgili komiteye, tarafların geçici tedbirlerin uygulanmasına ilişkin sunduğu bilgileri inceleme görevi verildiği aktarıldı.
Açıklamada, “Sözde ‘ateşkesin’ ilan edilmesinden bu yana İsrail ordusu tarafından her gün ortalama bir Filistinli çocuk öldürüldü.” ifadesi kullanılırken, Gazze’de hayatta kalan Filistinlilerin daha fazla travmaya maruz kaldığı, giderek daralan bir alana sıkıştırıldığı ve dayanılması güç yaşam koşullarına tabi tutulduğu belirtildi.
İsrail’in UAD kararlarına uymadığı vurgulandı
Divanın İsrail hakkında verdiği geçici tedbir kararlarının bağlayıcı olduğu vurgulanan açıklamada, “Ne yazık ki İsrail, söz konusu kararlara uymamıştır.” yorumunda bulunuldu.
Güney Afrika’nın, İsrail’in Divanın kararlarına tam ve derhal uymasını sağlamak amacıyla kendisine açık olan bütün yolları kullanmaya devam edeceği bildirildi.
Açıklamada, Güney Afrika’nın daha önce de İsrail’in UAD kararlarına uymasının sağlanması için BM Güvenlik Konseyine kanıt dosyaları, 2025’te ise Gazze’deki açlığa ilişkin dosyaları BM Genel Kurulu ve ECOSOC’a sunduğu hatırlatıldı.
İsrail’in yaklaşık üç yıldır Gazze’ye saldırılarında on binlerce kişinin ölümüne veya yaralanmasına neden olduğuna işaret edilen açıklamada, Filistinlilerin yerinden edildiği, keyfi gözaltı ve kötü muameleye maruz kaldığı kaydedildi.
Açıklamada ayrıca İsrail’in, eylemlerine ilişkin kayıt oluşmasını engellemek için yerel gazetecileri öldürdüğü, yabancı gazeteciler ile BM soruşturma organlarının Gazze’ye girişini engellediği ifade edildi.
UAD’nin geçici tedbirlerinin, Filistinlilerin Soykırım Sözleşmesi kapsamındaki haklarını korumanın yanı sıra nihai karar öncesi bu hakların ortadan kaldırılmasını önlemeyi amaçladığı belirtilerek “İsrail’in Divan tarafından verilen geçici tedbir kararlarına uymaması, bu tedbirlerin koruyucu işlevini zayıflatmakta ve Filistinli grubun daha fazla tahrip edilmesine yol açmaktadır.” ifadesine yer verildi.
Güney Afrika’nın İsrail’e karşı UAD’de açtığı soykırım davası
Güney Afrika Cumhuriyeti, 29 Aralık 2023'te, 1948 tarihli Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi'ni ihlal ettiği gerekçesiyle İsrail aleyhine Uluslararası Adalet Divanında dava açmıştı.
Güney Afrika, Gazze'deki insani durumun aciliyet teşkil etmesi nedeniyle UAD'den ihtiyati tedbirlere hükmetmesini talep etmişti.
Divan, 26 Ocak, 28 Mart ve 24 Mayıs 2024 tarihlerinde üç ayrı tedbir kararı almıştı.
Bu kararlarda İsrail'in, Soykırım Sözleşmesi'nin 2. maddesinde tanımlanan fiillerin işlenmemesi için gerekli tüm önlemleri alması, İsrail ordusunun soykırım fiillerini engelleyecek tedbirleri ivedilikle uygulaması, özellikle Refah'taki soykırım tehlikesi oluşturabilecek askeri operasyonları sonlandırması ve aldığı tedbirleri düzenli olarak Divan'a raporlaması istenmişti.
Bakanlıktan yapılan açıklamada, Rusya Silahlı Kuvvetlerinin Ukrayna'daki eylemleriyle ilgili bilgi verildi.
Açıklamada, Rus ordusunun Ukrayna'ya gece düzenlediği saldırılarda, başkent Kiev ve Kiev bölgesinde seyir füzesi parçalarının depolanması için kullanılan "Fim Servis" lojistik merkezinin, Batı ülkelerinden gelen askeri yüklerin dağıtımını yapan gümrük terminalinin bulunduğu lojistik merkezinin ve Fire Point şirketine ait mühimmat deposunun vurulduğu belirtildi.
İzmail Limanı'ndaki akaryakıt tankerleri için boşaltma alanlarının, Nikolayev Limanı'ndaki aktarma terminalinin, lojistik merkezlerinin, askeri ve yakıt depolarının da hedef alındığı kaydedilen açıklamada, saldırının havadan yüksek hassasiyetli silah ve insansız hava araçlarıyla (İHA) düzenlendiği ifade edildi.
Nepal'in Çin sınırına yakın bölgelerini etkileyen felaket nedeniyle sel sularına kapılanları kurtarmak için başlatılan çalışmalar devam ediyor.
CNN'in haberine göre Nepal polis yetkilileri, selde hayatını kaybedenlerin sayısının 616'ya çıktığını bildirdi.
Yetkililer, felakette 2 bin 301 kişinin yaralandığını duyurdu, medyada sınırın hem Nepal hem de Çin tarafında aralarında yabancıların da bulunduğu yaklaşık 2 bin 500 kişiden halen haber alınamadığı belirtiliyor.
Nepal'in Rasuwa bölgesinde 26 Ağustos'ta sel meydana gelmiş, sel suları nedeniyle düzinelerce köprünün yıkıldığı, yolların hasar aldığı ve arama kurtarma çalışmaları için helikopterlerin sevk edildiği bildirilmişti.
Nepal'deki sel nedeniyle Çin'in Tibet Özerk Bölgesi'nde hayatını kaybedenlerin sayısının 5'e yükseldiği bildirilmişti.
Uzmanlar, buzul çökmesine işaret ediyor
Sel öncesi bölgede ilk olarak deprem meydana geldiğini açıklayan ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi, verilerini güncelleyerek 5,2 büyüklüğündeki sismik hareketin kaynağının buzul çökmesi olduğunu ifade etmişti.
Merkezi Katmandu'da bulunan Uluslararası Dağlık Kalkınma Merkezi'nde görevli uzmanlar, selin bölgedeki dağlık alandan kopan buzul parçalarının tetiklediği çığ nedeniyle meydana geldiğini belirtmişti.
Lübnan resmi ajansı NNA'nın haberine göre İsrail ordusu, güneydeki Nebatiye vilayetine bağlı Beyt Yahun beldesinde sivil konutları ateşe verdi.
İsrail ordusunun ayrıca sabah saatlerinde aynı vilayette yer alan Ayta el-Cebel beldesinin dış kesimlerinde iki ayrı patlama gerçekleştirdiği belirtildi.
İsrail'in Lübnan'daki saldırıları
İsrail ordusu, Lübnan'a 2 Mart'ta yoğun hava saldırıları başlatarak ülkenin güneyindeki birçok beldeyi hedef almış ve işgal etmişti.
Lübnan Sağlık Bakanlığının verilerine göre, İsrail'in 2 Mart'tan itibaren düzenlediği saldırılarda 4 bin 350 kişi hayatını kaybetti, 12 bin 318 kişi yaralandı.
Lübnan hükümeti, saldırılar nedeniyle ülkede yerinden edilenlerin sayısının 1 milyonu aştığını açıklamıştı.
Lübnan ile İsrail arasında 17 Nisan'da yürürlüğe giren ateşkes daha sonra birkaç kez uzatılmıştı. Ancak İsrail ordusu, ateşkese rağmen çeşitli gerekçelerle Lübnan'ın güneyine saldırılarını sürdürüyor.
Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığının katkılarıyla, İstanbul Valiliği ve Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) işbirliğinde İstanbul Açık Deniz Yat Yarış Kulübü tarafından düzenlenen organizasyon, yarın saat 14.00'te Dolmabahçe Sarayı önünden start alacak. 58 takımın mücadele edeceği yarışta Türk bayraklarıyla donatılacak yelkenliler, İstanbul Boğazı'nda eşsiz görüntüler oluşturacak.
Yelkenler, 30 Ağustos Zafer Bayramı'nın şanlı mirasına saygı niteliği taşıyan özel etapta İstanbul Boğazı'nın zorlu rüzgarlarına karşı açılacak. Yaklaşık 600 sporcu, Dolmabahçe-Arnavutköy arasında mücadele edecek.
30 Ağustos Zafer Bayramı'nın coşkusunu İstanbul Boğazı'nın eşsiz atmosferiyle buluşturacak yarış, hem sporcular hem de İstanbul halkı için unutulmaz anlara sahne olacak.
Yemlihaoğlu: "Unutulmaz bir seyir zevki sunmayı hedefliyoruz"
İstanbul Açık Deniz Yat Yarış Kulübü Başkanı Ekrem Yemlihaoğlu, yelken tutkunlarına ve halka unutulmaz bir seyir zevki sunmak istediklerini söyledi.
Cumhurbaşkanlığı 7. Uluslararası Yat Yarışları'nın her etabının kendine özgü bir ruhu ve tarihi derinliği olduğunu vurgulayan Yemlihaoğlu, "Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının bizlere bıraktığı bu şanlı mirası, 30 Ağustos Zafer Bayramı'nda Mavi Vatan'ın kalbinde, İstanbul Boğazı'nda gururla anacağız. Her etabında farklı bir tarihi hikayeyi ve mücadele ruhunu yaşattığımız organizasyonumuzda yüzlerce sporcuyu aynı rotada buluşturmanın heyecanını taşıyoruz. İstanbul'un eşsiz zafer coşkusunu yelkenlerimize taşıyacağımız bu rotada, tüm yelken tutkunlarına ve halkımıza unutulmaz bir seyir zevki sunmayı hedefliyoruz." ifadelerini kullandı.
Yarışın ardından gözler büyük finale çevrilecek
Yarışların üçüncü etabı olan Zafer Kupası'nın 30 Ağustos Zafer Bayramı'nda tamamlanmasının ardından gözler sezonun büyük finaline çevrilecek.
Organizasyonun final etabı niteliğindeki Cumhuriyet Kupası, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nda yine İstanbul Boğazı'nda gerçekleştirilecek.
Sezon boyunca düzenlenen tüm etaplarda elde edilen puanların değerlendirileceği şampiyonluk yarışında sezon sonunda en yüksek puana ulaşan ekip, şampiyonluk kupasının sahibi olacak.
Kültür ve Turizm Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, İstanbul Park, beş yıllık anlaşma kapsamında 2031 sezonunun sonuna kadar Formula 1 yarışlarına ev sahipliği yapacak.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ile Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, 2027 sezonundan itibaren yeniden İstanbul Park'ta düzenlenecek Türkiye Grand Prix'sine yönelik hazırlıkları değerlendirmek üzere Atatürk Kültür Merkezi'nde bir araya geldi.
Toplantıda, Türkiye Grand Prix'sinin hazırlık süreci, organizasyonda görev alacak kurumlar arasındaki koordinasyon, ulusal ve uluslararası tanıtım çalışmaları ile önümüzdeki dönemde atılacak adımlar ele alındı.
Bakan Ersoy, toplantının ardından sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Formula 1'in yeniden İstanbul'a döneceğini duyurdu.
Ersoy, paylaşımında Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak ile Atatürk Kültür Merkezi’nde bir araya gelerek 2027'den itibaren İstanbul Park'ta düzenlenecek Türkiye Grand Prix'sine yönelik hazırlıkları değerlendirdiklerini belirtti.
Türkiye'nin uluslararası organizasyonlardaki deneyimini Formula 1 heyecanıyla yeniden buluşturmak için hazırlıkların sürdüğünü ifade eden Ersoy, İstanbul Park'ın yapılan beş yıllık anlaşma kapsamında 2031 sezonunun sonuna kadar Formula 1 yarışlarına ev sahipliği yapacağını bildirdi.
Hazırlık süreci tüm yönleriyle değerlendirildi
Toplantıya Kültür ve Turizm Bakanlığı Tanıtma Genel Müdürü Timuçin Güler, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı Genel Müdürü Sinan Seha Türkseven, Gençlik ve Spor Bakanlığı Spor Hizmetleri Genel Müdürü Prof. Dr. Veli Ozan Çakır, Spor Toto Teşkilat Başkanı Dr. Mehmet Ata Öztürk ile Gençlik ve Spor Bakanlığı Yatırım ve İşletmeler Genel Müdürü Prof. Dr. Süleyman Şahin katıldı.
Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu (TOSFED) Başkanı Eren Üçlertoprağı, TOSFED Genel Sekreteri Serhan Acar ve federasyonun başkan yardımcılarının da yer aldığı toplantıda, Türkiye Grand Prix’sinin en yüksek standartlarda gerçekleştirilmesi amacıyla yürütülen çalışmalar değerlendirildi.
Görüşmede, organizasyon kapsamında ilgili kurumların üstleneceği görevler, kurumlar arası koordinasyon ve yarışın ulusal ve uluslararası düzeyde tanıtımına yönelik çalışmalar üzerinde duruldu.
Formula 1, 2027’de İstanbul’a dönüyor
Formula 1 yönetimiyle yapılan beş yıllık anlaşma kapsamında Türkiye Grand Prix'si, 2027 sezonundan itibaren FIA Formula 1 Dünya Şampiyonası takvimine yeniden dahil olacak.
İstanbul Park, 2027-2031 yılları arasında Formula 1 yarışlarına ev sahipliği yapacak.
Türkiye, daha önce 2005-2011 ve 2020-2021 yıllarında Formula 1 yarışlarına ev sahipliği yapmıştı. İstanbul Park'ta yeniden gerçekleştirilecek organizasyonun, Türkiye'nin uluslararası spor organizasyonlarındaki konumunun güçlendirilmesine ve İstanbul'un küresel ölçekte tanıtımına katkı sağlaması bekleniyor.
Müdürlüğün, NSosyal hesabından yapılan paylaşımda, bir süredir devrede olan e-bilet uygulamasına ilişkin bilgi verildi.
Dijital dönüşümde yepyeni bir adım daha atıldığı belirtilen paylaşımda, "TCDD Taşımacılık olarak e-belge dönüşüm çalışmalarımız kapsamında 1 Eylül itibarıyla e-bilet uygulamasına geçiyoruz. Yolcularımız, bilet satın alma işleminin ardından kendilerine gönderilen 'Yolculuk Bilgilendirme' e-postasında yer alan PDF dokümanındaki bağlantıya tıklayarak e-biletlerine kolayca erişebilecek." ifadesi kullanıldı.
Paylaşımda, böylece biletlerin artık dijital, güvenli ve her an erişilebilir olacağı vurgulanarak şunlar kaydedildi:
"Biletinizi alın, 'Yolculuk Bilgilendirme' e-postanızı açın, PDF dokümanındaki bağlantıya tıklayın, e-biletinize kolayca ulaşın. Hedefimiz daha az kağıt kullanımı, kolay erişim, güvenli belge yönetimi ve daha güçlü bir dijital altyapı. Geleceğin demir yollarını bugünden inşa etmek için gelişmeye ve dönüşmeye devam ediyoruz."
Manchester Havalimanı, East Midlands Havalimanı ve Stansted Havalimanı'nı işleten MAG adlı şirketten yapılan açıklamada, saldırıdan araç parkı, özel yolcu salonu, hızlı geçiş rezervasyonları ve havalimanı içi Wi-Fi kayıtlarına ilişkin verilerin etkilendiği belirtildi.
Yaklaşık 8,7 milyon müşterinin verilerine erişildiği kaydedilen açıklamada, bilgisayar korsanlarının müşterilere ait e-posta adresleri, telefon numaraları, araç plaka bilgileri ve posta kodlarına ulaştığı ifade edildi.
Açıklamada, saldırı sırasında yolcu güvenliği ya da havacılık güvenliğinin hiçbir aşamada tehlikeye girmediği, havalimanı operasyonlarının da etkilenmediği aktarıldı.
Ayrıca, açıklamada, saldırının yapıldığı sistemde müşterilere ait banka ve ödeme bilgilerinin bulunmadığı ifade edildi.
MAG Sözcüsü, şirketin olaydan kaynaklanan riski derhal kontrol altına aldığını, müşterileri ile sistemlerini korumak için uzman danışmanlarla çalıştıklarını belirtti.
Sözcü, ilgili makamların bilgilendirildiğini ve bu makamlarla işbirliği yapıldığını kaydederek, müşteri otopark hizmetlerinin normal şekilde sürdüğünü bildirdi.
Londra'nın kuzeyindeki Stansted Havalimanı da müşterilerine gönderdiği e-postada, kendilerinden gelmiş gibi görünen beklenmedik e-posta, telefon araması ya da kısa mesajlara karşı dikkatli olunması çağrısında bulundu.
E-postada, "Ödeme ya da banka bilgileri istemek için sizinle beklenmedik şekilde asla iletişime geçmeyiz." ifadesi kullanıldı.
Türkiye Futbol Federasyonundan (TFF) yapılan açıklamaya göre TFF Riva Hasan Doğan Milli Takımlar Kamp ve Eğitim Tesisleri'ndeki kura çekimine, TFF 1. Başkan Vekili Mecnun Otyakmaz ile yönetim kurulu üyeleri Murat Şahin, Mustafa Temel Bozbağ, Ural Aküzüm, yetkililer ve kulüp temsilcileri katıldı.
Ziraat Türkiye Kupası 1. eleme turunda, Profesyonelliğe Geçiş Ligi ve Nesine 3. Lig'den 20'şer takım olmak üzere toplam 40 takım mücadele edecek.
Tek maç eleme usulüne göre bölgesel olarak oynanacak Ziraat Türkiye Kupası 1. eleme turu müsabakalarına, kurada küçük numaraları çeken takımlar ev sahipliği yapacak.
Kupada 15, 16 ve 17 Eylül'de oynanacak 1. eleme turu eşleşmeleri şöyle:
Galataspor-Yalova FK 77
İnkılap Futbol-Beykoz Anadoluspor
Uzunköprüspor-Kartal Bulvar Kartalimenspor
Altay-Söke 1970
Bucaspor 1928-Gaziemir G.O.G. Spor Yatırımları
Karaman FK-Kepezspor
Yeni Mersin İdmanyurdu-Bucak Belediye Oğuzhanspor
Osmanelispor-Eskişehir Anadolu Sportif Faaliyetler
Kırıkkale FK-Ejderoğlu Kırşehir
1923 Afyonkarahisarspor-Ürgüpspor
Amasyaspor FK-Çankırıgücüspor
Sinopspor-Arıt Kayadibispor
Tokat Belediyespor-Keşapspor
Orduspor 1967-Torul Belediyespor
Adanaspor-Yeni Malatyaspor
Kilis Birlikgücüspor-Kahta 02
Dersimspor-Gelecek Siirt 56
Cizre Belediyespor-Hakkari Zapspor
Gölespor-Kars 36
Bayburtspor-Borçkaspor
Müsabakalarını kazanan 20 takım tur, atlayarak Ziraat Türkiye Kupası 2. eleme turuna yükselecek.
Ailesiyle birlikte Atatürk Havalimanı Genel Havacılık Terminali'ne gelen Miretti'yi Beşiktaş Kulübü Yönetim Kurulu Üyesi Aykut Torunoğulları ile az sayıda siyah-beyazlı taraftar karşıladı.
Havalimanında basın mensuplarına açıklamalarda bulunan 23 yaşındaki orta saha oyuncusu, Beşiktaş'a gelmekten mutluluk duyduğunu belirterek, "Takımıma yardımcı olmak için yüzde yüzümü vereceğim. Başlamak için sabırsızlanıyorum ve hazırım. Kariyerimi geliştirmek istiyorum. Hocamız Vincenzo Italiano'yu İtalya'dan tanıyorum. Buraya gelmemde onun büyük etkisi oldu." ifadelerini kullandı.
Burada taraftarları selamlayan Fabio Miretti, "üçlü" çektirdikten sonra özel araçla havalimanından ayrıldı.
Genç futbolcu, geçen sezon İtalyan ekibi Juventus'ta tüm kulvarlarda çıktığı 31 maçta 1 gol kaydetti.
Almanya Başbakanı Merz, başkent Berlin'de Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Finlandiya Başbakanı Petteri Orpo ve Avusturya Başbakanı Christian Stocker ile Başbakanlık Ofisi'nde basına kapalı toplantı gerçekleştirdi. Hollanda ve İsveç liderlerinin de video konferans yöntemiyle katıldığı görüşmenin ardından liderler ortak basın toplantısı düzenledi.
Merz, egemen ve güçlü bir Avrupa'ya yönelik beklentilerine uygun bir AB bütçesi istediklerini söyledi.
AB'ye en fazla net mali katkı sağlayan bu 6 ülkenin, Birliğin 2028-2034 yıllarını kapsayan Çok Yıllık Mali Çerçevesi'ni ele aldığını belirten Merz, gelecek dönem için hazırlanacak bütçe konusunda "gerçekçilik ve reformlar" istediklerini vurguladı.
Merz, 20. yüzyılın bütçesiyle 21. yüzyılın zorluklarının üstesinden gelinemeyeceğini anlattı.
Başbakan Merz, AB'nin rekabet gücünü merkeze alan, siyasi önceliklerini yansıtan modern ve çok yıllık bir mali çerçeveye ihtiyaç duyduğunu belirterek "Egemen ve güçlü bir Avrupa'ya yönelik beklentilerimize uygun bir Avrupa bütçesi istiyoruz." ifadesini kullandı.
Avrupa'nın bu dünyada ancak kendi ekonomik gücüyle yerini koruyabileceğini söyleyen Merz, AB bütçesinin finanse edilebilecek durumda olması gerektiğini dile getirdi.
Merz, "Mevcut öneriler, (AB bütçesi için) yüzde 60'a varan bir artış öngörmekte. Tüm üye devletlerde bütçe konsolidasyonunun yaşandığı bu dönemde, bu maliyet kesinlikle karşılanamaz." değerlendirmesinde bulundu.
Bu nedenle, önerilerin birkaç yüz milyar avro kadar azaltılmasını istediklerini vurgulayan Merz, bu kesintilerin tüm alanlarda yapılması gerektiğinin altını çizdi.
Görüşmeye katılan ülkelerin ayrıca Ukrayna'ya yardımın yüzde 70'ini sağladığını aktaran Merz, "Cimri değiliz ancak komisyonun önerdiği gibi bu tür artışlar çağımıza uygun değil." dedi.
Danimarka Başbakanı Frederiksen de AB bütçesinin güvenliğe ve savunmaya öncelik vermesi gerektiğini belirtti.
Ukrayna'ya güçlü desteğin sürdürülmesini, AB sınırlarının korunmasını ve ekonominin güçlenmesini istediklerini aktaran Frederiksen, AB bütçesinin şu anki halinden daha büyük olabileceğini ancak halihazırda önerilen artışın çok yüksek olduğunu dile getirdi.
Finlandiya Başbakanı Orpo da AB bütçesinin modern olması ve Avrupa fonlarının mümkün olan en büyük etkiyi sağlayacak şekilde harcanmasını sağlaması gerektiğini ifade etti.
Ülkesinin Rusya ile 1340 kilometre uzunluğunda kara sınırına sahip olduğuna işaret eden Orpo, bunun güvenlik, altyapı ve ekonomi için somut sorunlar getirdiğini, yeni AB bütçesinin bu gerçeklikleri kabul etmesi gerektiğini kaydetti.
Avusturya Başbakanı Stocker da AB bütçesine ilişkin önerileri eleştirerek "Avusturya'daki insanlara ülkemizde bütçelerimizi kısarken, Brüksel'de tüm zamanların en büyük bütçesini tartıştığımızı açıklayamam." dedi.
Her avronun hedefine uygun bir şekilde harcanması gerektiğini vurgulayan Stocker, güçlü bir bütçenin otomatik olarak en büyük bütçe anlamına gelmediğini belirtti.
Stocker bütçe konusunda ihtiyaçlara ve verimliliğe işaret ederek "Buraya 'hayır' demek için gelmedik, ‘evet’ demek için geldik; ancak bu 'evet', daha iyi bir bütçeye ve daha iyi ifade edilmiş hedeflere yönelik bir ‘evet'tir." ifadelerini kullandı.
Ortak bildiri yayımlandı
Toplantının ardından 6 ülke tarafından yayımlanan ortak bildiride, yeni bütçede yapısal reformların şart olduğu ve ortak borçlanmanın mali sorunlara çözüm olamayacağı uyarısı yapıldı.
AB'nin mevcut çok yıllık bütçesi 1,4 trilyon avro seviyesinde bulunuyor. 1 Ocak 2028'de yürürlüğe girecek yeni mali çerçevenin kabul edilmesi için 27 üye ülkenin oy birliği gerekiyor.
ECB Yönetim Konseyinin Frankfurt'ta 22-23 Temmuz’da yapılan para politikası toplantısının tutanakları yayımlandı.
Tutanaklar, Avro Bölgesi'nde kalıcı ve yüksek seyreden enflasyonla mücadele kapsamında yeni bir faiz artışının masada olduğunu ortaya koydu.
Tutanaklarda, kararların gelecekteki veri akışına bağlı kalacağı vurgulanırken, "Enflasyon görünümünde belirgin bir iyileşme sağlanamadığı takdirde, yeni bir faiz artırımı yapılması gerekli görünmektedir." ifadesine yer verildi.
Diğer taraftan, tutanaklarda, orta vadeli enflasyon görünümünün iyileşme olasılığına pay bırakmak adına, Yönetim Konseyi'nin eylül ayında bir faiz artırımına gitme yönünde önceden verilmiş bir taahhüdünün bulunmadığı iletişiminin vurgulanması gerektiği belirtildi.
Bazı Konsey üyeleri, haziran ayı toplantısından bu yana gelen verilerin para politikasında sıkılaşmanın devam etmesini desteklediğini ve bu doğrultuda temmuz ayı toplantısında olası bir faiz artırımına karşı çıkmadıklarını belirtti.
Tutanaklara göre, ECB Yönetim Kurulu Üyesi Isabel Schnabel, Orta Doğu'da uzayan çatışmaların ve Avro Bölgesi ekonomisinin dirençli yapısının enflasyon üzerinde yukarı yönlü riskler barındırdığını belirterek daha yüksek bir politika faizine ihtiyaç duyulduğunu savundu.
ECB’nin bir sonraki faiz kararı, 10 Eylül'de Berlin'de gerçekleştirilecek toplantıda alınacak. Analistler, bu toplantıdan bir faiz artışı kararının çıkmasını yüksek ihtimal olarak değerlendiriyor.
Haziran ayında yaklaşık üç yıl aradan sonra ilk kez faiz artıran banka, temmuz toplantısında ise faizleri sabit tutarak duraklama kararı almıştı.
Banka, yüzde 2'lik enflasyon hedeflerken, Avro Bölgesi’nde temmuzda enflasyon oranı yüzde 2,9 oldu.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Başbakanı Ünal Üstel, İspanyol kulübü Barcelona'nın ülkesinde düzenleyeceği gençler için futbol eğitim kampının Rumların baskıları sonucu iptal edilmesine tepki göstererek, "Barcelona kampının iptalini başarı saymak izolasyonun itirafıdır." ifadelerini kullandı.
KKTC Başbakanlığından yapılan yazılı açıklamada Üstel, Barcelona'nın 11 Eylül'de KKTC'de yapacağını duyurduğu gençler için futbol kampının, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Rum Futbol Federasyonu ve aşırı sağcı Rum Ulusal Halk Cephesi (ELAM) girişimleri sonrasında iptal edilmesine sert tepki gösterdi.
Üstel, söz konusu kampın, siyasi bir faaliyet veya tanınma girişimi olmadığını, Kıbrıslı Türk çocukların ve gençlerin dünyaca tanınmış bir futbol akademisiyle buluşacağı bir spor etkinliği olduğunu hatırlatarak, şunları kaydetti:
"Kıbrıs Türk halkı bu adanın asli ve eşit sahibidir. Bu topraklarda özgürce yaşamak, gelişmek, spor yapmak, eğitim görmek, üretmek ve dünyayla buluşmak bizim en doğal hakkımızdır. Hiçbir siyasi baskı, hiçbir diplomatik girişim ve hiçbir izolasyon politikası bizi bu haklarımızdan vazgeçiremeyecektir.”
İspanyol kulübü Barcelona'nın KKTC'de gençler için düzenleyeceği futbol eğitim kampının Rumların baskıları sonucu iptal edilmesinin kabul edilemez olduğunu vurgulayan Üstel, "Barcelona kampının iptalini başarı saymak izolasyonun itirafıdır." değerlendirmesinde bulundu.
Üstel, Rumların KKTC'deki etkinlik ve gelişmeleri uluslararası kuruluşlara şikayet etmeyi alışkanlık haline getirdiğini de belirterek, KKTC’nin ana vatan Türkiye’nin desteğiyle dünyayla buluşmaya devam edeceğini sözlerine ekledi.
İsrail'de yayın yapan Maariv gazetesi, eski üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisine dayandırdığı haberinde, Netanyahu'nun iş ortağı Shlomi Fogel aracılığıyla halihazırda Hamas'ın Siyasi Büro Üyesi Gazi Hamed ile temas kurulduğunu ileri sürdü.
O dönemde Gazze'deki hükümette bakan yardımcısı olan Hamed ile Netanyahu arasındaki görüşmelerin devam eden 2014 Gazze Savaşı'nı sona erdirmek amacıyla Mısır'ın başkenti Kahire'de resmi müzakelerin sürdüğü sırada gerçekleştiği kaydedilen haberde, Kahire'deki resmi müzakere heyetinin bu gizli görüşmelerden haberdar olmadığı belirtildi.
İsrail ordu radyosunun haberinde ise 2014 Gazze Savaşı sırasında İsrail İç İstihbarat Servisi Şin-Bet (Şabak) Direktörü Yoram Cohen'in Fogel'i işaret eden "Başbakan ve Savunma Bakanı adına, ateşkes sağlamak için Mısır'da müzakereler yürüten birkaç üst düzey yetkiliden oluşan bir ekip var ve birdenbire ortaya çıkıyor ki aralarından bir Yahudi-İsrailli, Başbakan'ın ajanı." ifadelerine yer verildi.
Netanyahu'nun Hamas ile doğrudan temas kurmasını eleştiren Cohen, bu konuyu Netanyahu'nun kendisine açıp açmadığına dair soruyu yanıtsız bıraktı.
İsrail Başbakanlık Ofisi, basında çıkan bu iddiaların gerçeği yansıtmadığını savunarak Maariv'in haberini yalanladı.
Buna karşın söz konusu iddia, İsrail'de siyasi bir tartışmanın fitilini ateşledi. Muhalif liderlerler, habere ilişkin yaptıkları açıklamalarda Netanyahu'yu sert sözlerle eleştirdi.
Netanyahu'nun seçimlerdeki en büyük rakibi olarak gösterilen Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, habere ilişkin yaptığı açıklamada, "Binyamin Netanyahu'nun bir devlet soruşturma komisyonunun kurulmasını engellemek için canını dişine takarak mücadele etmesinin nedeni, her geçen gün daha da netleşiyor." ifadesini kullandı.
"İsrail Evimiz" Partisi Başkanı Avigdor Liberman ise Netanyahu'nun İsrail'in güvenliği için bir tehlike olduğunu savunarak Başbakan'ı "Netanyahu, Yahya Sinvar ile yazışmalar yaptı." iddiasıyla eleştirdi.
Eski İsrail Başbakanı ve Birlikte Listesi lideri Naftali Bennett ise "Ben kabinede Hamas tünellerini ortadan kaldırmak için mücadele ederken, Netanyahu hepimizin arkasından terör örgütünün liderlerine boyun eğmek için mücadele ediyordu." ifadelerini kullandı.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, Rus topraklarına yönelik saldırılara cevaben Ukrayna dışında İngiliz askeri tesislerinin hedef alınabileceğini belirterek "Ülkemizin sivil halkına karşı savaş suçu işleyenler, uygun şekilde cezalandırılacak." dedi.
Zaharova, başkent Moskova'da düzenlediği haftalık basın toplantısında, gündemdeki konulara dair değerlendirmelerde bulundu.
Fransa, İngiltere ve Almanya'nın Ukrayna konusunda gerginliği kışkırttığının altını çizen Zaharova, "Londra ve Paris, Ukraynalılara bazı askeri sistemleri devretme kararı alarak topraklarımıza düzenlenen saldırılar konusunda kendilerini aklamaya çalışıyor. Bu, işe yaramayacak. Paris, Londra, Berlin ve diğer ülkeler, terör saldırılarından doğrudan sorumlu." diye konuştu.
İngiltere'nin 2023'ten itibaren Ukrayna'ya "Storm Shadow" (Fırtına Gölgesi) seyir füzelerini sevk ettiğini dile getiren Zaharova, Londra'nın, bu füzelerin üretimi için gerekli bilgileri Kiev'e sağlamayı planladığına dikkati çekti.
Zaharova, Ukrayna ordusunun söz konusu füzelerle Rus topraklarına zaman zaman saldırılar düzenlediğine işaret ederek, "Ukrayna'nın Rus topraklarına İngiliz silahlarıyla düzenlenen saldırılara yanıt olarak Ukrayna'da ve ülke dışında bulunan İngiliz askeri tesisi ve teçhizatı hedef alınabilir. Ülkemizin sivil halkına karşı savaş suçu işleyenler, uygun şekilde cezalandırılacak." dedi.
İngiltere'nin Ukrayna'daki savaşta yer aldığını vurgulayan Zaharova, Londra yönetimine Rusya'ya karşı saldırgan yaklaşımdan vazgeçme çağrısında bulundu.
Zaharova, NATO askerlerinin Ukrayna'ya konuşlandırılması ihtimaline dair ise "Ukrayna'da özel askeri operasyonun sürdürülmesini ve uzun vadeli çözümü engelleyecek yabancı birliklerin konuşlandırılması kesinlikle kabul edilemez ve bu birlikler meşru askeri hedef haline gelecek." ifadelerini kullandı.
Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb'ın "Ukrayna'nın Rus altyapısına yönelik insansız hava araçları (İHA) saldırılarının Rusya için savaş maliyetini artırdığı ve bunun desteklenmesi gerektiği" yönündeki açıklamayı değerlendiren Zaharova, "Eğer Stubb, sivil unsurlara ve sivillere yönelik saldırıları haklı görüyorsa o, terörist." dedi.
Zaharova, "Finlandiya ve diğer dost olmayan ülkelerin hiçbir düşmanca eyleminin cevapsız kalmayacağını, buna Rusya'nın ulusal çıkarları doğrultusunda ölçülü karşılık verileceğini" vurguladı.
"Ukrayna tarafından krizin çözümüne yönelik yeni bir teklif alınmadı"
Mariya Zaharova, Ukrayna Devlet Başkanlığı Ofisi Başkanı Kirilo Budanov'un "Rus ve Ukrayna heyetlerinin eylülde bir araya gelebileceği" yönündeki açıklamasıyla ilgili "Bunu doğrulayamam. Kiev'in açıklamalarının birçoğu, medya etkisinin yaratılması amacıyla yapılıyor. Ukrayna tarafından krizin çözümüne yönelik yeni bir teklif alınmadı." ifadelerini kullandı.
Ukrayna ordusunun Zaporijya Nükleer Güç Santrali'ne ve yakınlarındaki Energodar kentine saldırılar düzenlediğine dikkati çeken Zaharova, "Kiev yönetimi, nükleer şantaj yapıyor, Avrupa'nın ve tüm dünyanın güvenliğini tehlikeye atıyor." değerlendirmesini yaptı.
"AB, Ermenistan'ı Rusya'ya karşı kullanıyor"
Ermenistan'da iktidara muhalif siyasi güçlere baskı kurulduğunu dile getiren Zaharova, Avrupa Birliği'nin (AB) buna göz yumduğunu, Ermenistan'ı Rusya'ya karşı kullandığını belirtti.
Sözcü Zaharova, Ermenistan'ın hem üye olduğu Avrasya Ekonomik Birliğinden (AEB) hem de AB entegrasyonundan yararlanmaya çalıştığını ve bunun etik dışı olduğunu vurguladı.
Şam mahkemesinin, devrik lider Beşşar Esed ile kardeşi Mahir Esed ve kuzeni Atıf Necib'in de aralarında bulunduğu 8 sanığı, sivillerin öldürülmesi ve ölümle sonuçlanan işkence suçlarından idama mahkum etme kararını da değerlendiren Zaharova, Esed'in Rusya'ya sığındığını hatırlattı.
Zaharova, "Esed'in ülkemizde kabul edilmesinde siyasi anlam yok. Bu karar, tamamen insani gerekçeler doğrultusunda alındı. Suriye'de iktidar değişikliği yaşanması nedeniyle onun (Esed) ve ailesinin hayatı tehlikede idi." ifadesini kullandı.
Lyon'dan hareket eden özel uçakla Sabiha Gökçen Havalimanı'na gelen sarı-lacivertli kafile, yoğun güvenlik önlemleri altında takım otobüsüne geçti.
Havalimanında bulunan Fenerbahçeli taraftarlar, futbolcularla fotoğraf çektirirken takımı tebrik etti.
Sarı-lacivertli kulübün başkanı Aziz Yıldırım ve yöneticilerin de yer aldığı kafile, Samandıra'da bulunan Fenerbahçe Can Bartu Tesisleri'ne hareket etti.
Bosna Hersek'teki Sırp Cumhuriyeti Radyo Televizyonunun (RTRS) haberine göre, uzun süredir sağlık sorunları yaşayan 84 yaşındaki Mladic, insanlığa karşı suçlar nedeniyle müebbet hapis cezasını çektiği Hollanda'nın Lahey kentindeki cezaevinde öldü.
Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTY), 2017'de Mladic'i soykırım, insanlığa karşı suçlar ile savaş hukukunu ihlal etmekten suçlu bularak müebbet hapse mahkum etmişti.
Mladic, Boşnak sivillere yönelik zulüm, imha, öldürme, sınır dışı etme ve zorla yerinden etme, Saraybosna Kuşatması sırasında sivillerin keskin nişancı ve topçu saldırılarıyla katledilmesi ve Birleşmiş Milletler (BM) askerlerinin rehin alınması suçlarından mahkum edilmişti.
İşlediği suçlar nedeniyle uluslararası kamuoyunda "Bosna Kasabı" olarak da anılan Mladic, mahkeme kararlarına ve çok sayıdaki delile rağmen Sırbistan'da ve Bosna Hersek'in Sırp Cumhuriyeti entitesinde bazı kesimlerce "kahraman" olarak görülüyordu.
16 yıl saklanan savaş suçlusu Mladic kimdir?
Ratko Mladic, 1942 yılında Bosna Hersek'in doğusundaki Kalinovik yakınlarındaki Bozanovici köyünde doğdu. Askeri eğitimini Belgrad'da aldı ve Yugoslav Halk Ordusu'nda (JNA) aktif görev yaptı.
Mayıs 1992'de Bosna Hersek'te yeni kurulan Sırp Cumhuriyeti Ordusu Genelkurmay Başkanlığına getirildi ve 1996'ya kadar bu görevde kaldı.
ICTY tarafından ilk kez 24 Temmuz 1995'te hakkında iddianame hazırlanan Mladic, Bosna Hersek'teki savaşın ardından Sırbistan'a kaçarak yaklaşık 16 yıl saklandı.
Sırbistan makamlarının Mladic'i bulamadıkları yönündeki açıklamalarına karşın, onun yıllarca devlet kurumlarındaki bazı kişiler tarafından korunduğu iddiaları gündeme geldi.
Yerel bir televizyon programındaki görüntülerde, Mladic'in arandığı dönemde kalabalık ortamlarda insanlarla görüştüğü, eğlendiği ve fotoğraf çektirdiği görüldü.
Mladic, 26 Mayıs 2011'de Sırbistan'ın Zrenjanin kenti yakınlarındaki Lazarevo köyünde yakalandı ve 31 Mayıs 2011'de Lahey'e gönderildi.
Yargılaması 16 Mayıs 2012'de başlayan Mladic, hakkındaki suçlamaları kabul etmedi.
Mladic, özellikle Temmuz 1995'te 8 bin 372 Boşnak sivilin katledildiği Srebrenitsa Soykırımı'nın baş sorumlusu ve azmettiricisi olarak kabul ediliyordu.
AB Komisyonu Baş Sözcüsü Paula Pinho, Komisyonun günlük basın toplantısında von der Leyen'in gelecek haftaki programına ilişkin bilgi verdi.
Pinho, von der Leyen'in 30-31 Ağustos'ta Grönland'da temaslarda bulunacağını belirterek burada Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ve Faroe Adaları Başbakanı Beinir Johannesen ile görüşeceğini söyledi.
Ziyaret kapsamında von der Leyen'in AB-Grönland Ortak Bildirisi'ni imzalayacağını aktaran Pinho, temasların Avrupa'nın Arktik bölgesine, bölgenin güvenliğine ve işbirliğine verdiği önemi ortaya koyduğunu ifade etti.
Pinho, von der Leyen'e ziyarette AB Komisyonunun Uluslararası Ortaklıklardan Sorumlu Üyesi Jozef Sikela ile AB'nin Arktik ilişkilerinden sorumlu özel danışmanı Jyrki Katainen'in eşlik edeceğini kaydetti.
Danimarka'ya bağlı özerk bölge Grönland, bir süredir ABD Başkanı Donald Trump'ın adayı kontrol etme yönündeki açıklamaları nedeniyle Washington ile Kopenhag ve Brüksel arasında gerilime konu oluyor.
Trump, Grönland'ın ABD'nin güvenliği açısından stratejik önem taşıdığını savunurken Danimarka ve Grönland yönetimleri adanın "satılık" olmadığını vurguluyor. AB yönetimi ise Grönland’ın geleceğine ilişkin kararların Danimarka ve Grönland halkına ait olduğunu vurgularken Arktik güvenliği ile kritik ham maddeler alanlarında bölgeyle işbirliğini artırıyor.
İBB Genel Sekreter Yardımcısı Pelin Alpkökin başkanlığında Afet Koordinasyon Merkezi'nde (AKOM) gerçekleştirilen toplantının gündem dışı bölümünde, 14 Eylül Pazartesi günü başlayacak yeni eğitim öğretim yılı dolayısıyla Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, İstanbul Valiliği, İBB, İstanbul Ticaret Odası, İstanbul Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği ile İstanbul Umum Servis Aracı İşletmecileri Esnaf Odasının yer aldığı eylem planına ilişkin sunum yapıldı.
Sunumda, okulların açılmasıyla İstanbul trafiğinde oluşabilecek yoğunluğun azaltılması, öğrencilerin okullarına güvenli ulaşması ve ulaşım sistemlerinin koordineli şekilde işletilmesine yönelik hazırlıklar paylaşıldı.
Toplu ulaşım 14 Eylül'de ücretsiz olacak
Plan kapsamında, okulların açılacağı 14 Eylül Pazartesi günü 06.00-16.00 saatlerinde, bilet entegrasyonuna dahil olan toplu ulaşım araçlarının ücretsiz hizmet vermesi öngörülüyor.
Okulların açılmasıyla yaklaşık 18 bin okul servis aracının trafiğe çıkması ve yaklaşık 300 bin öğrencinin servislerle taşınması bekleniyor.
Toplu ulaşım kullanımının artırılması amacıyla İETT, metrobüs ve Metro İstanbul'da 3 bin 665 ilave seferle kapasite artışına gidilmesi planlanıyor. Bu seferlerle toplu taşımaya yaklaşık 790 bin 830 yolcunun yönlendirilmesi, trafikten ise yaklaşık 674 bin 809 aracın çekilmesi hedefleniyor.
Trafik güvenliğinin artırılması amacıyla okul çevrelerinde çeşitli yol ve trafik düzenlemeleri de gerçekleştirilecek.
Ulaşım Daire Başkanlığı Trafik Şube Müdürlüğü tarafından bu yıl ocak ayında başlatılan sinyalizasyon bakım, onarım, yıkama ve programlama işlemleri, okulların açılış tarihine kadar tamamlanacak.
Ayrıca okul çevrelerindeki yaya geçitlerinin düşey işaretlerinin bakım ve onarımları, eğitim öğretim dönemi başlamadan önce bitirilecek.
Trafik Şube Müdürlüğünce hazırlanan "Ben Duyarlı Sürücüyüm" levhaları da sinyal direklerine bir hafta süreyle asılacak.
Okul servisleri ve okul çevresi denetlenecek
Okul servislerinin güvenli şekilde çalışması için öğrencilerin adres ve iletişim bilgilerinin okul müdürlüklerinden temin edilerek güzergahların belirlenmesi planlanıyor.
Servis araçları, şoförler ve rehber personelin ilgili mevzuata uygun çalışması için bilgilendirme yapılacak. Şoförlerin Toplu Taşıma Aracı Kullanım Belgeleri de İBB'nin ilgili sistemi üzerinden kontrol edilecek.
Servislerde taşıma sınırının üzerinde öğrenci taşınmaması ve öğrencilerin belirlenen indirme-bindirme noktaları dışında araçtan indirilmemesi sağlanacak.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü, 808 noktada 1496 ekip ve 3 bin 151 personel, 569 Çocuk Şube Müdürlüğü ekibi, 47 Mobil Okul Timi ve 331 ekipten oluşan yoğunlaştırılmış güvenlik uygulaması yapacak.
Trafik güvenliği açısından önem taşıyan 478 noktada ise 309 ekip, 177 motosikletli ve 39 yayadan oluşan toplam 866 personel görev alacak. Ayrıca maddi hasarlı kazalara 33 çekiciyle müdahale edilmesi, okul çevrelerindeki önemli kavşaklarda 10 ekip ile okul önü ve çevrelerinde 100 yunus ekibinin görevlendirilmesi planlanıyor.
İl Jandarma Komutanlığı da sorumluluk alanlarındaki okulların önleri ve yakınlarında trafik, emniyet ve asayiş tedbirleri alacak. Trafik güvenliği açısından önem taşıyan okullarda trafik jandarması ekipleri görev yapacak, okul servis araçları ve servis şoförlerinin kontrolleri okul önlerinde ve güzergahlarda gerçekleştirilecek.
İBB Zabıta Daire Başkanlığınca da 111 ekipteki 231 zabıta personelinin aktif olarak okullarda görev yapması, trafiğin yoğun olduğu kavşaklarda 8 çekici aracının hizmet vermesi ve sabah-akşam saatlerinde trafik denetimi ile yönlendirmelerin yapılması planlanıyor.
Yol bakım ve altyapı çalışmalarına bir hafta ara verilecek
Yol bakım ve altyapı çalışmaları kapsamında okulların açıldığı hafta şantiyelerde çalışma yapılmayacak. Mevcut çalışmaların okul açılışı öncesinde tamamlanması, trafik sirkülasyonunu etkileyebilecek ana arterlerdeki malzeme ve benzeri unsurların kaldırılması, hasar gören altyapılara anında müdahale edilmesi planlanıyor.
Devam etmesi zorunlu çalışmaların ise 22.00-05.00 saatlerinde gece vardiyasında sürdürülmesi, acil durumlar için 7 gün 24 saat nöbetçi ekip bulundurulması öngörülüyor.
Eğitim öğretim yılının başlamasıyla İBB ve eğitimle ilgili kurumların Ulaşım Yönetim Merkezi (UYM) ve AKOM'da saat 07.00 itibarıyla toplanarak üç gün boyunca görev yapması planlanıyor.
Bu süreçte kent içi trafik kameralarından İstanbul trafiği izlenecek ve yoğunluk oluşan arterlere ilgili birimlerin hızlı şekilde müdahale etmesi sağlanacak.
Adalar'daki tescil süresi dolan elektrikli araçlarda süre uzatımı yapılmayacak
Toplantıda, Toplu Ulaşım Hizmetleri Şube Müdürlüğünün Adalar'da elektrikli araçların 30 Temmuz'da dolan tescil süresinin 30 Eylül 2027'ye kadar uzatılması teklifi de konuşuldu.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı 1. Bölge Müdürü Serdar Yücel, yaklaşık 6 yıldır bu araçların tescillerinin UKOME kararı ile uzatıldığını hatırlatarak, görüşlerinin bundan sonraki zaman için tescilin uzatılmaması yönünde olduğunu ifade etti.
Toplam 60 elektrikli aracın tescil süresinin uzatılmasını içeren teklif, oy çokluğuyla reddedildi.
Ayrıca toplantıda, Milli Eğitim Bakanlığında görevli personele İBB Personel Kart kapsamında düzenleme yapılması teklifi oy birliğiyle kabul edildi.
TCMB, haftalık para ve banka istatistiklerini açıkladı.
Buna göre, 21 Ağustos itibarıyla Merkez Bankasının brüt döviz rezervleri 938 milyon dolar azalarak 74 milyar 228 milyon dolara geriledi.
Brüt döviz rezervleri, 14 Ağustos'ta 75 milyar 166 milyon dolar seviyesinde bulunuyordu.
Bu dönemde altın rezervleri de 5 milyar 886 milyon dolar artışla 108 milyar 334 milyon dolardan 114 milyar 221 milyon dolara çıktı.
Böylece Merkez Bankasının toplam rezervleri, 21 Ağustos haftasında bir önceki haftaya göre 4 milyar 949 milyon dolar artarak 183 milyar 500 milyon dolardan 188 milyar 449 milyon dolara yükseldi.
TCMB rezervleri Ocak 2024'ten bu yana şöyle (milyon dolar):
İran Meclis Başkanı Kalibaf, "Hükümet Haftası" dolayısıyla yazılı bir mesaj yayımladı.
Mesajında, ABD'nin ekonomik baskılarından kaynaklı sorunlara yer veren ve bu süreçte hükümete desteğin önemine işaret eden Kalibaf, şu ifadeleri kullandı:
"Savaşın ülke ekonomisi üzerinde sonuçları olduğu ve düşmanın İran milletine baskı uygulamak için tüm kapasitesini seferber ettiği durumda yürütme organları ülkeyi yönetmek için etkili çabalar sarf etmiş ve zayıflıkları gidermek için büyük çaba göstermektedir."
"Tam kapsamlı ekonomik savaş" halinde olduklarını söyleyen Kalibaf, hükümetin halk, özel sektör ve diğer alanların da desteğiyle "bu alanda da düşmanı yeneceğini" kaydetti.
Kalibaf, ülkenin mevcut zorluklarını aşmak için ulusal birlik, dayanışma ve işbirliğinin önemini vurguladı.
Katar Dışişleri Bakanlığının ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformunda yaptığı yazılı açıklamaya göre, Bakan Al Sani, İran'ın başkenti Tahran'da Erakçi ile bir araya geldi.
Görüşmede, bölgedeki son gelişmeler ile gerilimi azaltmak ve bölgesel güvenlik ile istikrarın güçlendirilmesine katkı sağlayacak şekilde diyalog için uygun koşulları oluşturmak amacıyla yürütülen çabalar ele alındı.
Görüşmede, Hürmüz Boğazı'nda geçici ortak bir deniz koridoru oluşturulmasını ve boğazın mayınlardan temizlenmesine yönelik ortak bir projenin hayata geçirilmesini içeren aşamalı çerçeveye ilişkin devam eden görüşmeler de ele alındı.
Komşu ülkelerin egemenliğine ve deniz ulaşımının serbestliğine saygı gösterilmesi gerektiğini vurgulayan Al Sani, gerilimin azaltılması ve anlaşmazlıkların diyalog yoluyla ele alınması için diplomatik çabaların sürdürülmesinin önemine dikkati çekti.
İran Dışişleri Bakanı Erakçi'nin de Katar'a, gerilimi azaltmaya ve diyaloğu desteklemeye yönelik devam eden girişimleri ve diplomatik çabalarından dolayı teşekkür ettiği aktarıldı.
Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Macid el-Ensari, Dışişleri Bakanı Al Sani'nin, 27 Ağustos'ta Tahran'ı ziyaret ederek, bölgedeki gerilimin düşürülmesi ve ABD-İran arasında diyalog için elverişli koşulların oluşturulması konularını ele alacağını söylemişti.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi de ziyaretin İran ile Katar arasındaki ikili ilişkilerin geliştirilmesi ve bölgesel barış ile güvenliğin güçlendirilmesine yönelik istişareler kapsamında gerçekleştirileceğini belirtmişti.
Pakistan ve Ummanlı yetkililer de İran'ı ziyaret etmişti
ABD-İran arasında 17 Haziran'da imzalanan ancak uygulanamayan mutabakatın arabulucusu Pakistan'ın Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Münir, 24 Ağustos'ta Tahran'ı ziyaret ederek, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai ile bir araya gelmişti.
İran ve Pakistan tarafından görüşmelerin verimli geçtiğine dair açıklamalar yapılmıştı.
ABD ile İran arasında savaş öncesindeki müzakerelerin arabulucusu ve İran'ın Hürmüz Boğazı konusunda görüşmeler yürüten Umman'ın Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi de 25 Ağustos'ta Tahran'ı ziyaret ederek, mevkidaşı Abbas Erakçi ile görüşmüştü.
Alman Haber Ajansının (DPA), Halle Savcılığına dayandırdığı haberinde, "Artgemeinschaft" derneğinin faaliyetlerini sürdürdüğü şüphesiyle 5 eyalette çeşitli adreslerde aramalar yapıldığı ifade edildi.
Haberde, aramaların 15 şüpheli hakkında yürütülen soruşturma kapsamında yapıldığı belirtilerek, şüphelilerin derneği desteklemekle suçlandığı kaydedildi.
Spiegel dergisinin internet sayfasında yer alan haberde de aramaların Saksonya-Anhalt, Berlin, Kuzey Ren-Vestfalya, Brandenburg ve Aşağı Saksonya eyaletlerinde yapıldığı aktarıldı.
Haberde, aramaların Saksonya-Anhalt eyalet meclisi seçimlerinde Gardelegen kentinden aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) Partisinden aday olan Simon Lansmann ve Sebastian Koch'u da kapsadığı ileri sürüldü.
Haziranda, Lansmann'ın ev sahipliğinde bir etkinlik yapıldığı hatırlatılan haberde, polisin burada girişleri kontrol ederek "Artgemeinschaft" derneğiyle bağlantılı kişileri tespit ettiği dile getirildi.
Etkinlikte "Artgemeinschaft" derneğinin ritüellerini güçlü bir şekilde anımsatan bir tören düzenlendiği ifade edilen haberde, burada Nazi Almanyası döneminde faaliyet gösteren Hitler Gençliği'ne (Hitlerjugend) ait bir şarkının söylendiği iddia edildi.
Almanya İçişleri Bakanlığınca Eylül 2023'te faaliyetleri yasaklanan "Artgemeinschaft" derneğinin ülkedeki anayasal düzene karşı olduğu belirtilmiş ve Neonazi, ırkçı, yabancı düşmanı ve demokrasi karşıtı bir dernek olduğu kaydedilmişti.
ABD Başkanı Trump, Glenn Beck adlı radyo yapımcısının programına telefonla bağlanarak gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
İran'la savaşın gidişatını değerlendiren Trump, bu süreçte iyi durumda ve Hürmüz Boğazı konusunda istedikleri noktaya yakın olduklarını ifade etti.
ABD'nin İran'ın nükleer silah üretmesine asla izin vermeyeceğini kaydeden Trump, "Bu durumun çok yakında sona ereceğini düşünüyorum. Venezuela'da zafer kazandık ve çok yakında burada da büyük bir zafer kazanacağız." değerlendirmesini yaptı.
Hürmüz Boğazı açık durumda
ABD Donanmasının Hürmüz Boğazı'nda tam kontrole sahip olduğunu savunan Trump, boğazdaki tüm mayınların da dün itibarıyla tamamen temizlendiğini belirtti.
"Boğaz şu anda açık durumda, dün gece 22 tekneyi imha ettik, ablukayı aşanlar var, donanmamız inanılmaz bir iş çıkardı, ordumuz da öyle. Boğaz açık ve dün 10 milyon varil petrol geçirildi." diyen Trump, Hürmüz Boğazı'ndan sadece ABD'nin izin verdiği gemilerin geçebildiğini savundu.
Hamaney ağır yaralandı iddiası
Öte yandan Trump, İran lideri Mücteba Hamaney'in ölüp ölmediğine ilişkin soruya, "Öldüğünü sanmıyorum. Çok ağır yaralandı. Vücudunun sol tarafı, kolu, bacağı, her yeri. Çok ağır yaralandı ama öldüğünü sanmıyorum." yanıtını verdi.
KKTC Cumhurbaşkanlığı tarafından konuyla ilgili yazılı açıklama yapıldı.
Buna göre Erhürman, İspanyol futbol takımı Barcelona'nın KKTC'de gençlere yönelik düzenleyeceği futbol eğitim kampının, Rum kesimindeki bazı çevrelerce engellenmesine yönelik birçok girişimi sosyal medya üzerinden gördüğünü belirterek, bir insan olarak herhangi bir Kıbrıslı Türk veya Kıbrıslı Rum gencin, Kıbrıs sorunu dolayısıyla dünyanın başka ülkelerindeki gençlerin sahip olduğu olanaklardan mahrum kalmasını istemeyeceğini vurguladı.
Kıbrıs'ta taraflar arasında güven yaratıcı önlemlerin önce gençlerin birbirlerine güveni sağlamakla başlayacağını vurgulayan Erhürman, şunları kaydetti:
"Festival iptal ettirmeyi, çocukların futbol oynamasını engelleme yönünde girişim yapmayı, ‘diplomatik zafer’ adıyla anabilirsiniz ama insani açıdan baktığınızda, bunun tüm insanlar ve insanlık açısından bir hezimet olduğu benim için yeterince açıktır."
Erhürman, bu tür organizasyonları siyasi bağlam içinde ele almayı doğru bulmadığını da belirterek, 2004’ten sonra Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyinin yetkili kurumlarından yapılan Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonun kalkması gerektiği yönündeki açıklamaları hatırlattı.
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Öztürkler'den Rumlara tepki
KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı Ziya Öztürkler de uluslararası toplumun Rum Yönetimi'nin Barcelona kampıyla ilgili tavrını görmesi gerektiğini aktardı.
Yazılı açıklamasında sporun birleştirici gücünden ve gençlerin dostluk içinde bir araya gelmesinden rahatsızlık duyulmasının kabul edilemez olduğuna vurgu yapan Öztürkler, "Rum tarafı ne yaparsa yapsın, Kıbrıs Türk halkının dünyayla buluşma, spor yapma, üretme ve geleceğini kendi elleriyle şekillendirme mücadelesine engel olamayacak." değerlendirmesinde bulundu.
Öztürkler, Rum yönetiminin, KKTC'de düzenlenmesi planlanan futbol eğitim kampının iptal edilerek, Güney Kıbrıs’a taşınması yönündeki girişimini eleştirerek, bunun Kıbrıslı Türk gençlere yönelik spor izolasyonlarının yeni bir örneği olduğuna dikkat çekti.
Meclis Başkanı Öztürkler, Rumların bu tutumu karşısında uluslararası toplumun sessiz kalmaması gerektiğini dile getirerek, Barcelona'nın gençler için düzenleyeceği futbol eğitim kampının iptal edilmesinin veya Güney Kıbrıs’a taşınmasının istenmesinin, Rum tarafının Kıbrıs Türk halkına yönelik tahammülsüzlüğünü bir kez daha gösterdiğini sözlerine ekledi.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, NSosyal hesabından yaptığı paylaşımda, "Sayın Cumhurbaşkanımız kardeş Suriye'nin üzerine karanlığın çöktüğü en zor günlerde, Suriyeli kardeşlerimizin tamamını terörden ve emperyalist saldırılardan korumak için büyük bir mücadele verdi." değerlendirmesinde bulundu.
Bu soylu mücadeleye yılların ve tarihin şahit olduğunu vurgulayan Çelik, Suriye'nin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün korunmasını her zaman desteklediklerini bildirdi.
Çelik, Suriye'nin geleceğe bir ve bütün olarak ilerlemesi gerektiğine işaret ederek, şunları kaydetti:
"SDG'nin feshedilmesinden sonra Suriye'nin iç bütünlüğünü güçlendirme açısından önemli bir eşik geçilmiş oldu. Şara yönetiminin kapsayıcı yönetim adımları, Suriye'nin geçmişin karanlıklarından kurtulması ve sağlam bir geleceğe ilerlemesi yönünde çok önemli mesafeler katetmesini sağlıyor.
'Terörsüz Türkiye' ve 'Terörsüz Bölge' hedeflerimiz, kendi çıkarları için yakın coğrafyamızı parçalamak ve yağmalamak isteyenlerin planlarını akamete uğratacak bir iradeyi temsil ediyor. Bu irade, yakın coğrafyamızdaki Kürt kardeşlerimiz için de aydınlık bir geleceği işaret ediyor. Suriye'nin ve komşu ülkelerin istikrarı, güvenliği, refahı için atılan her adımı, Cumhurbaşkanımızın inşa ettiği 'kardeşlik siyaseti'mizin gereği olarak desteklemeye devam edeceğiz."
İstanbul'dan 29 Ağustos'ta başlayacak ve 2 bin 378 kilometrelik bir parkurda gerçekleşecek TransAnatolia, 5 Eylül'de Ankara'da sona erecek.
TransAnatolia, İstanbul'un ardından Karadeniz'in yeşil dağlarını aşıp Bolu, Zonguldak, Ilgaz, Tokat ve Kapadokya'dan geçerek Ankara'da son bulacak.
Yaklaşık bir hafta boyunca devam edecek mücadelede yarışçılar, yalnızca hızla değil, navigasyon, strateji, dayanıklılık ve değişen arazi koşullarıyla da mücadele edecek.
TransAnatolia 2026'nın startı, 29 Ağustos Cumartesi günü saat 19.30'da İstanbul'daki Viaport Marina Tuzla'da gerçekleştirilecek.
Messe Frankfurt desteği ile bu yıl ilk defa gerçekleşecek "Festival of Motoring"de motor sporları tutkunları, hem yarışçıların hazırlık sürecine tanık olacak hem de festivalde sürprizlerle karşılaşacak.
Ayrıca 29 Ağustos Cumartesi günü saat 16.00'da İstanbul Park off road alanında düzenlenecek prolog etabı ile yarışmacıların start sıralaması belirlenecek.
Seyircilere açık olarak gerçekleştirilecek prolog etabında motor sporları tutkunları, yarışmacıların performansına canlı şahit olabilecek. Organizasyonun resmi web sitesinde ve sosyal medya hesaplarında yayımlanacak karekodla da seyirciler, 7 gün boyunca seyirci noktalarına ulaşabilecek.
16 yıllık macera
2010 yılında ilk kez düzenlenen TransAnatolia, geçen 16 yıl içerisinde Türkiye'nin doğal ve kültürel zenginliklerini uluslararası motor sporları dünyasına taşıyan organizasyonlardan biri haline gelirken 2026 edisyonunda ise yeni rota ve yeni etaplarla bu mirası geleceğe taşımaya devam ediyor.
TransAnatolia 2026'nın İstanbul'daki seremonik startı, hem yarışçıların hem de motor sporları tutkunlarının bir araya geleceği bir buluşmayla gerçekleştirilecek.
Son yıllarda özellikle "Doğaya Saygı" ilkesi ile yönetilen TransAnatolia Ralli Raid, yarış boyunca çevre ve doğa hassasiyetini en üst seviyede tutarak, kamp alanlarında ve parkurda doğaya zarar vermeyecek şekilde planlandı. Türkiye'de meydana gelen orman yangınları, organizasyon ekibinin de en öncelikli konusu. Bu nedenle uluslararası bir yarış statüsünde yer alan TransAnatolia'da Tarım ve Orman Bakanlığının verdiği izinler doğrultusunda, yarışın tüm etaplarında yangın riski ve ekosisteme zarar ihtimali en aza indirilirken, organizasyonun her adımı doğaya saygı ilkesiyle yürütülecek, ayrıca geçilen bölgelerde çöplerin toplanmasına destek verilecek.
TransAnatolia; Gençlik ve Spor Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, Orman Genel Müdürlüğü, Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu katkılarıyla gerçekleşiyor.
TransAnatolia, profesyonel motor sporlarının rekabetini Türkiye'nin doğal ve kültürel zenginlikleriyle bir araya getiren kendine özgü formatıyla öne çıkıyor.
Ralli kategorisindeki yarışçılar, yüksek standartta hazırlanan roadbook üzerinden etapları zamana karşı tamamlarken; raid kategorisindeki katılımcılar doğru parkur üzerinde kalarak puan toplamaya odaklanıyor. Motosiklet, otomobil, kamyon, SSV ve 4x4 kategorilerindeki yarışmacılar, Anadolu'nun farklı coğrafyalarında mücadele ediyor.
TransAnatolia 2026 kapsamında start alacak İtalya, Fransa, Romanya, İspanya, Slovenya, Hollanda, İsveç, İsviçre ve Arjantin'den yarışçılar; Türkiye'nin tek rally raid organizasyonunda buluşacak.
TransAnatolia 2026:
29 Ağustos-5 Eylül
Servis ve Festival Alanı: 28-29 Ağustos Viaport Asya AVM Otopark
Kültür ve Turizm Bakanlığınca hazırlanan Basit Konaklama Tesisleri ile Plaj İşletmelerinin Belgelendirilmesine İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, Resmi Gazete'de yayımlandı.
Düzenlemeyle, basit konaklama turizm işletme belgeleri, ölüme bağlı tasarruf veya miras yoluyla intikal haricindeki nedenlerle devredilemeyecek.
Belgenin bu hükme aykırı şekilde devredildiğinin tespiti halinde valilikçe işlem yapılacak.
Basit konaklama tesisleri için asgari nitelikler belirlendi
Yönetmeliğe eklenen yeni maddeyle basit konaklama tesislerinde aranacak asgari nitelikler de düzenlendi.
Buna göre, kapasitesi 25 oda ve üzeri olan tesislerin girişinde resepsiyon bulunması zorunlu olacak. Tesiste yiyecek ve içecek servisi yapılması halinde malzemelerin, saklama ve servis sırasında bozulmalarını önleyecek şekilde uygun ısıda muhafaza edilmesi gerekecek.
Tesislerde ilk yardım malzemeleri bulundurulacak ve ilk yardım sertifikası bulunan personel istihdam edilecek. Ayrıca tesislerin temizlik ve bakımlarının düzenli olarak yapılması ve haşerelerle düzenli mücadele yürütülmesi zorunlu olacak.
Yüzme havuzlarına yönelik şartlar
Düzenlemeyle yüzme havuzu bulunan basit konaklama tesislerinde de çeşitli standartlar getirildi.
Buna göre, havuzların zemin ve duvarlarının uygun ve nitelikli malzemeyle kaplı olması, çevresinde taşma oluğu veya aynı işlevi gören benzer sistemin bulunması ve suyun sürekli temizliğini sağlayacak filtrasyon ve dezenfeksiyon sisteminin kurulması gerekecek.
Havuz ve güneşlenme alanlarında kaymayı önleyici zemin kaplaması bulunacak. Havuzlarda emniyet basamakları ile derinliğin değiştiği her kademede ölçülerin gösterilmesi şartı aranacak.
Çocuklar için en fazla 50 santimetre derinliğinde ayrı bir havuz bulunması gerekecek. Havuz kullanım kurallarının Türkçe ve en az iki yabancı dilde belirtildiği levhanın bulunması, soyunma kabini ve duşun yer alması da zorunlu olacak.
Tesislerde havuz sayısı ve büyüklükleri dikkate alınarak en az iki sertifikalı cankurtaran bulundurulacak.
Sadece 12 yaş ve üzeri müşterileri kabul eden konaklama tesislerinde, bu pazarlama ve işletme politikasının müşterilere önceden bildirilmesi şartıyla çocuk havuzu aranmayacak. Ancak tesisin bu politikasını değiştirmesi halinde, yeni uygulamaya geçmeden önce çocuk havuzu yapılması gerekecek.
Eğlence havuzlarına da düzenleme yapıldı
Tesislerde kaydırak, şelale, dalga havuzu ve benzeri eğlence amaçlı su aktivitelerinin gerçekleştirildiği havuzların bulunması halinde de çeşitli güvenlik şartları uygulanacak.
Eğlence havuzlarının faal olduğu zamanlarda düzen ve emniyeti sağlamakla görevli personel bulundurulacak.
Havuz çevresinde kaymayı önleyici zemin kaplaması bulunacak, suyun sürekli temizliğini sağlayan sistem kurulacak ve havuz kullanım kuralları Türkçe ile en az iki yabancı dilde levhayla belirtilecek.
Odalarda bulunması gerekenler belirlendi
Yönetmelikle basit konaklama tesislerinin yatak odalarında bulunması gereken asgari donanımlar da belirlendi.
Buna göre, odalarda standartlara uygun yatak, kişi başı bir yastık, yastık kılıfı, el ve banyo havlusu, çarşaf, iklim koşullarına göre pike veya yorgan, yatak başucu sehpası veya benzeri düzenleme, genel aydınlatma, doğal havalandırma, priz, çöp kutusu, elbise dolabı veya benzeri düzenleme ile perde veya benzeri düzenleme bulunacak.
Oda kapılarında elektronik kilit bulunmaması halinde ilave kilit sistemi yapılacak.
Banyolarda ise suyun yayılımını engelleyici eşik veya benzeri düzenleme, duş kabini veya duş perdesi, vitrifiye, armatür, batarya, duş donanımı, ayna, çöp kutusu ve sabun bulundurulması gerekecek.
Yönetmelikle ayrıca plaj işletmeleri ve basit konaklama tesislerinin belirlenen nitelikleri sağlamasının zorunlu olduğu hükme bağlandı. Bu belgelere sahip tesislerin denetimlerinde Bakanlık kontrolörlerinin de görev alması düzenlendi.
Yeni asgari niteliklere ilişkin hükümler 1 Kasım'da yürürlüğe girecek.
TFF'den yapılan açıklamada, Trendyol Süper Lig kulüplerinin lig maçları kapsamında A takım listesine yazamadıkları A Milli Futbol Takımı'nda oynama uygunluğuna sahip futbolcu ve/veya yabancı uyruklu futbolcuları da Türkiye Kupası müsabakalarında oynatabileceğini duyurdu.
Alınan karar doğrultusunda Trendyol Süper Lig'deki 10+4 yabancı futbolcu kuralı, Ziraat Türkiye Kupası'nda uygulanmayacak ve kulüpler belirlediği 14 yabancı oyuncuyu yaşı fark etmeksizin oynatabilecek.
Açıklamada, "Trendyol Süper Lig kulüpleri tarafından müsabaka isim listesine 14'den fazla yabancı uyruklu futbolcu yazılamaz." bilgisi de verildi.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından yapılan açıklamaya göre Bakanlık ve Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı (T3 Vakfı) ana yürütücülüğünde gerçekleştirilen TEKNOFEST kapsamında TÜBİTAK, geleceğin kritik teknolojilerine odaklanan 16 yarışma düzenliyor.
Kocaeli'de Robotaksi-Binek Otonom Araç, Kuantum Teknolojileri, Uluslararası Elektrikli Araç ve Hyperloop Geliştirme yarışmalarının finalleriyle devam eden maraton, Malatya'da Uluslararası İnsansız Hava Araçları ve Liseler Arası İnsansız Hava Araçları yarışmaları, Ankara'da Dikey İnişli Roket Yarışması, Diyarbakır'da Havacılıkta Yapay Zeka, Çip Tasarım, Biyoteknoloji İnovasyon ve İlkokul Seviyesinde İnsanlık Yararına Teknolojiler yarışmaları, Şanlıurfa'da ise Blokzincir Yarışması finalleriyle sürecek.
Gençler 5 ilde kurulan final sahalarında yarışıyor
Yarışmalar kapsamında çok sayıda genç, geliştirdikleri yerli ve milli projelerle 5 ilde kurulan final sahalarında yarışıyor.
Bu doğrultuda, bugün sona erecek Kocaeli'ndeki Robotaksi-Binek Otonom Araç Yarışması 1201 başvuru ile kendi rekorunu kırdı.
Kuantum Teknolojileri Yarışması Donanım Kategorisi finalleri 28 Ağustos'a kadar Gebze Yerleşkesi'nde, Yazılım Kategorisi finalleri ise 30 Ağustos'a kadar Bilişim Vadisi'nde devam edecek.
315 başvuru alan Uluslararası Elektrikli Araç Yarışları finalleri 31 Ağustos-6 Eylül, 455 başvuruya ulaşan Hyperloop Geliştirme Yarışması finalleri ise 1-6 Eylül'de Gebze Yerleşkesi'nde yapılacak.
Malatya'da 880 başvuru alan Uluslararası İnsansız Hava Araçları Yarışması ve 6 bin 463 başvuru ile tarihi rekor kıran Liseler Arası İnsansız Hava Araçları Yarışması finalleri 8-13 Eylül'de Tulga Havalimanı'nda gökyüzünü renklendirecek.
Uzay teknolojilerine yön veren ve 333 başvuru alan Dikey İnişli Roket Yarışması, 14-18 Eylül'de TÜBİTAK SAGE Yerleşkesi'nde sahne alacak.
Diyarbakır'da 2 bin 918 başvuru alan Havacılıkta Yapay Zeka Yarışması, 849 başvuru alan Çip Tasarım Yarışması, 6 bin 809 başvuru alan Biyoteknoloji İnovasyon Yarışması ve 114 bin 597 başvuruyla rekor kıran İnsanlık Yararına Teknolojiler Yarışması-İlkokul Seviyesi finalleri 18-20 Eylül'de Mezopotamya Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi'nde yapılacak.
Çevrim içi değerlendirmeler tamamlandı
Şanlıurfa'da 17 bin 395 başvuruya ulaşan Blokzincir Yarışması finali ise 30 Eylül-4 Ekim döneminde GAP Havalimanı'nda düzenlenecek.
4 bin 969 başvuru alan Pardus Hata Yakalama ve Öneri Yarışması, 1499 başvuru alan 2242-Üniversite Öğrencileri Araştırma Proje Yarışmaları, 660 başvuru alan 2204-C Lise Öğrencileri Kutup Araştırma Projeleri Yarışması ve 1437 başvuru alan 2204-D Lise Öğrencileri İklim Değişikliği Araştırma Projeleri Yarışması kategorilerindeki değerlendirme süreçleri çevrim içi ortamda başarıyla tamamlandı.
Tüm kategorilerin şampiyonları, 30 Eylül-4 Ekim tarihlerinde Şanlıurfa GAP Havalimanı'nda düzenlenecek TEKNOFEST ödül töreninde kupalarına kavuşacak.
IAOM'dan yapılan açıklamaya göre, yıllık 32 milyon tonluk üretim kapasitesine sahip Türkiye un sektörü küresel un ticaretinden yüzde 23 pay alıyor ve 11 yıldır dünyanın un ihracat şampiyonu konumunda bulunuyor.
Türkiye, ABD merkezli, 130 yıllık IAOM'in Avrasya Bölgesi Başkanlığı’nı yürütüyor.
Avrasya bölgesi, 32 ülkeden oluşuyor, 2 milyarı aşkın nüfusu ve 7,1 trilyon dolarlık ekonomik büyüklüğüyle dünya buğday üretiminin yüzde 30’unu ve dünya un ihracatının yüzde 55’ini temsil ediyor.
5. IAOM Eurasia Konferansı ve Sergisi 28-29 Eylül'de ilk kez Özbekistan'ın başkenti Taşkent’te gerçekleştirilecek. Etkinlikte Rusya, Ukrayna, Orta ve Doğu Avrupa, Baltık ülkeleri, Kazakistan, Orta Asya cumhuriyetleri, ABD, Orta Doğu ve Afrika’dan 1000’in üzerinde sektör profesyoneli yer alacak.
Hububat, un, makarna, bulgur ve yem üreticileri ile değirmen makineleri, laboratuvar ekipmanları, lojistik, depolama ve paketleme tedarikçileri söz konusu etkinlikte buluşacak.
Eren Günhan Ulusoy, küresel tahıl piyasalarında Karadeniz merkezli tırmanan askeri gerilimin, Avrupa’da baş gösteren aşırı kuraklık ve Türkiye'nin mevcut tarım ve ticaret stratejilerine ilişkin değerlendirmede bulundu.
"Ukrayna ve Rusya'nın ihracat kapasitelerindeki aksaklık küresel piyasaları etkiliyor"
Ukrayna ve Rusya arasında yaşanan savaşın son dönemde liman altyapılarını ve yük gemilerini doğrudan hedef alan bir boyuta ulaştığını belirten Ulusoy, durumun 2022'deki ilk krizden daha hassas bir noktaya geldiğini vurguladı.
Ulusoy, 2022'deki savaşın ilk aşamasında Ukrayna limanlarının kapalı ve Rusya limanlarının açık olduğunu anımsatarak, "Ancak bugün gelinen noktada her iki ülkenin de lojistik ve liman altyapıları, İzmail ve Karadeniz hatları karşılıklı saldırıların hedefi durumunda. Bu durum riskin boyutunu tırmandırıyor." ifadelerini kullandı.
Dünya buğday tedarikinin yaklaşık yüzde 30'unu sağlayan bu iki ülkenin ihracat kapasitelerindeki aksaklığın küresel piyasaları doğrudan etkilediğini kaydeden Ulusoy, "ABD Tarım Bakanlığı'nın son tahminlerine göre yaşanan lojistik blokajlar nedeniyle Rusya’nın ihracat beklentisi 43-46 milyon ton, Ukrayna’nın ise 13,5 milyon ton seviyelerine çekilmiş durumda." değerlendirmesinde bulundu.
"Türkiye’de tahıl üretimi oldukça verimli geçti"
Eren Günhan Ulusoy, dünyadaki yükselen tansiyonun ve fiyat dalgalanmalarının aksine Türkiye'nin iç pazarda avantajlı bir konumda yer aldığını ifade ederek, Türkiye’de bu yıl tahıl üretiminin oldukça verimli geçtiğini kaydetti.
Yağışların geçen yıla göre yüzde 76 artmasıyla buğday üretiminde yeni bir rekorun kapıda olduğunu belirten Ulusoy, "Buğday rekoltesinin 24,5 milyon ton olması bekleniyor. Hem başarılı geçen yerli hasadımız hem de güçlü stok yapımız sayesinde Türkiye, dünyada yaşanan bu kısa vadeli tedarik krizinden tam anlamıyla izole durumda. İç pazarda kısa ve orta dönemde bir arz veya tedarik problemi beklemiyoruz." ifadelerini kullandı.
"Avrupa genelinde etkisini artıran şiddetli kuraklık rekolteleri düşürüyor"
Eren Günhan Ulusoy, Avrupa genelinde etkisini artıran şiddetli kuraklığın rekolteleri düşürdüğünü belirterek, "Avrupa'daki kuraklık rekolte kaybına yol açarken Türkiye'nin un ve unlu mamuller sanayisindeki üretim kapasitesi ve lojistik hakimiyeti bölgesel pazarlarda bizi bir adım öne çıkarıyor." değerlendirmesinde bulundu.
Ulusoy, küresel buğday ticaretinde Ukrayna ve Rusya’nın ihracattaki paylarının azalıp ABD, Kanada ve Kazakistan gibi oyuncuların devreye girdiğine, işlenmiş hububat ürünlerinde Türkiye'nin Avrupa'daki açığı kapatabilecek ve yeni pazarlardaki konumunu güçlendirecek en kritik aktör olduğuna işaret etti.
Kongre programı hakkında bilgi veren Ulusoy, şunları kaydetti:
"Kongre programımızı bu yıl ilk defa Avrasya bölge başkanlığına bağlı Özbekistan Taşkent’te yapma kararını aldık. Özbekistan, güçlü değirmencilik sektörü ve Kazakistan’dan sağladığı buğdayla komşu ülkelere yaptığı un ihracatıyla stratejik öneme sahip bir ülke. Karadeniz’deki sorun nedeniyle buğdayın yukarı yönlü hareket yaşadığı ve yeni rotaların belirlendiği bu zaman diliminde kongre programımız her zamankinden daha fazla önem teşkil ediyor."
Güldal, Altınordu ilçesinde fındık alımının devam ettiği depoda incelemelerde bulunan Vali Muammer Erol ve MHP Ordu Milletvekili Naci Şanlıtürk'e faaliyetler hakkında bilgi aktardı.
TMO'nun, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 15'inci kez fındık alımında görevlendirildiğini belirten Güldal, 2017'den itibaren de üst üste 10 yıl kesintisiz görevlendirildiklerini anlattı.
Güldal, bu süreçte fındık üreticisine, bölge ve ülke ekonomisine önemli katkılar sağladıklarını ifade ederek, "Verilen görevi, kurumsal olarak yerine getirmeye hakkıyla gayret ettik. Çok şükür bu süreklilik devam ediyor." dedi.
Geçen sezon kuraklık ve zirai don nedeniyle tarımsal ürünlerin rekoltesinin düştüğünü, bu sene ise ülke genelinde birçok üründe bereketli bir sezon yaşandığını vurgulayan Güldal, "Bu fındıkta da böyle. TMO'nun ana görevlerinin başında hububat ve bakliyat gelir. O ürünlerde hasat dönemini bitirmek üzereyiz. Çok bereketli ve yüksek verimli bir sezon geçirdik, çok yüksek alımlar yaptık." diye konuştu.
Güldal, fındık alımına 24 Ağustos'ta başladıklarına işaret ederek, şu değerlendirmede bulundu:
"Randevularımızı bir hafta önceden açmıştık. Üreticilerimiz randevu sistemini de öğrendiler. TMO'nun randevu sisteminden kendileri için uygun günlere randevu alarak ürünlerini getirmeye başladılar. İlk günlerde kurutmadan dolayı daha az ürün arzı oluyor ama ilerleyen günlerde bu miktar artacaktır. Hazırlığımızı yaptık, son üretici ürününü getirene kadar alıma devam edeceğiz."
Alım kriterlerinin daha önceden ilan edildiğini belirten Güldal, "TMO'nun eksperleri fındık alımında son derece yetkinler. Kendilerini çok iyi yetiştirdiler. Bu anlamda bir eksik ya da problemimiz yok." dedi.
Güldal, üreticilerden, geçen yılın fındığını, bu yılın mahsulüne karıştırmamalarını isteyerek, "Çünkü geri dönme durumu söz konusu olacaktır. Geçen yılın ürünleri kesinlikle alınmayacaktır." diye konuştu.
Ahmet Güldal, ürün bedeli ödemelerine ilişkin de şunları kaydetti:
"Bu yıl tüm ürünlerde 21'inci günden itibaren ürün bedellerini ödüyoruz. TMO'nun 31 Aralık tarihine kadar alım görevi var. Bize gelecek tüm ürünleri almak için depo, finans ve personel hazırlıklarını yapmış durumundayız. İnşallah 2026 yılı fındıkta başladığı gibi verimli ve bereketli bir sezon olarak geçer."
Milletvekili Şanlıtürk de üreticilere TMO'yu tercih etmeleri önerisinde bulundu.
Güldal, Altınordu ilçesinde fındık alımının devam ettiği depoda incelemelerde bulunan Vali Muammer Erol ve MHP Ordu Milletvekili Naci Şanlıtürk'e faaliyetler hakkında bilgi aktardı.
TMO'nun, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 15'inci kez fındık alımında görevlendirildiğini belirten Güldal, 2017'den itibaren de üst üste 10 yıl kesintisiz görevlendirildiklerini anlattı.
Güldal, bu süreçte fındık üreticisine, bölge ve ülke ekonomisine önemli katkılar sağladıklarını ifade ederek, "Verilen görevi, kurumsal olarak yerine getirmeye hakkıyla gayret ettik. Çok şükür bu süreklilik devam ediyor." dedi.
Geçen sezon kuraklık ve zirai don nedeniyle tarımsal ürünlerin rekoltesinin düştüğünü, bu sene ise ülke genelinde birçok üründe bereketli bir sezon yaşandığını vurgulayan Güldal, "Bu fındıkta da böyle. TMO'nun ana görevlerinin başında hububat ve bakliyat gelir. O ürünlerde hasat dönemini bitirmek üzereyiz. Çok bereketli ve yüksek verimli bir sezon geçirdik, çok yüksek alımlar yaptık." diye konuştu.
Güldal, fındık alımına 24 Ağustos'ta başladıklarına işaret ederek, şu değerlendirmede bulundu:
"Randevularımızı bir hafta önceden açmıştık. Üreticilerimiz randevu sistemini de öğrendiler. TMO'nun randevu sisteminden kendileri için uygun günlere randevu alarak ürünlerini getirmeye başladılar. İlk günlerde kurutmadan dolayı daha az ürün arzı oluyor ama ilerleyen günlerde bu miktar artacaktır. Hazırlığımızı yaptık, son üretici ürününü getirene kadar alıma devam edeceğiz."
Alım kriterlerinin daha önceden ilan edildiğini belirten Güldal, "TMO'nun eksperleri fındık alımında son derece yetkinler. Kendilerini çok iyi yetiştirdiler. Bu anlamda bir eksik ya da problemimiz yok." dedi.
Güldal, üreticilerden, geçen yılın fındığını, bu yılın mahsulüne karıştırmamalarını isteyerek, "Çünkü geri dönme durumu söz konusu olacaktır. Geçen yılın ürünleri kesinlikle alınmayacaktır." diye konuştu.
Ahmet Güldal, ürün bedeli ödemelerine ilişkin de şunları kaydetti:
"Bu yıl tüm ürünlerde 21'inci günden itibaren ürün bedellerini ödüyoruz. TMO'nun 31 Aralık tarihine kadar alım görevi var. Bize gelecek tüm ürünleri almak için depo, finans ve personel hazırlıklarını yapmış durumundayız. İnşallah 2026 yılı fındıkta başladığı gibi verimli ve bereketli bir sezon olarak geçer."
Milletvekili Şanlıtürk de üreticilere TMO'yu tercih etmeleri önerisinde bulundu.
Başbakanlık ofisinden yapılan açıklamaya göre, Netanyahu, dün akşam bir etkinlikte yaptığı konuşmada, İran ile mevcut duruma ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Netanyahu, 28 Temmuz'da Beyaz Saray'da Trump ile yaptığı görüşmeye atıfta bulunarak, "Üç olasılık hakkında konuştuk. Birinci olasılık, elbette (ABD-İran) bir anlaşma yapmanızdır. İyi bir anlaşma, buna bir itirazımız yok. Oradaki o grupla, o 'vahşilerle' bir anlaşma yapılıp yapılamayacağı konusunda şüphelerim var, sana (Trump) onlarla bir anlaşma yapmanın imkansız olduğunu söylüyorum." ifadelerini kullandı.
İkinci olasılığın askeri hamle olduğunu savunan Netanyahu, "Kendimizi koruyacağız, İran'ın bize saldırmasına izin vermeyeceğiz. Bize saldırırlarsa hayal bile edemeyecekleri bir darbe alacaklar." değerlendirmesinde bulundu.
Netanyahu, üçüncü olasılığın ise İran'a yönelik "kuşatmanın sıkılaştırılması" olduğunu savunarak, Trump'ın Tahran yönetimine yönelik ekonomik yaptırımına övgüde bulundu.
Son olarak Netanyahu, işgal altındaki Batı Şeria'da yasa dışı 104 yerleşim yeri ve 160 tarım merkezinin kurulmasından övgüyle söz ederken, "Bunun bir kısmı önceki Amerikan hükümeti döneminde yapıldı, bir kısmı da şimdiki Amerikan hükümeti döneminde yapıldı." ifadelerini kullandı.
23 Ağustos'ta başlayan oyunların son gününde atletizm, kick boks 3'e 3 ve 5'e 5 futbol ile senaryo oyunları pentatlonu ve performans müsabakalarının finalleri yapıldı.
Pekin Yerel Halk Hükümeti, Çin Medya Grubu, Dünya Robotik İşbirliği Örgütü ve RoboCup Asya-Pasifik Uluslararası Konseyi işbirliğiyle yapılan organizasyonda robotik şirketler, üniversiteler, araştırma enstitüleri, robot kulüpleri ve meraklılar tarafından geliştirilen 2 binden fazla insansı robot yarışıyor.
İnsansı robot teknolojisindeki ilerlemeleri pratik uygulamalarla sergilemeyi hedefleyen etkinlikte robotlar, atletizm, cimnastik, futbol ve kick boks gibi spor dallarının yanı sıra performans ve senaryo dallarında rekabet ediyor.
Performans dalında dans, senkronize hareket, senaryo dalında malzeme kullanma, sınıflama ve düzenleme becerileriyle ilgili müsabakalar yapılıyor.
Bu yıl ikinci kez düzenlenen oyunlara katılımın geçen yıla kıyasla arttığı gözleniyor. 2025'te 250 ekip 500 robot ile 26 dalda yarışırken bu yıl 666 ekip 2 bin 56 robot ile 51 dalda mücadele ediyor.
Dünya İnsansı Robot Oyunları, bu akşam yapılacak kapanış töreniyle sona erecek.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, NSosyal hesabından yaptığı paylaşımda, "Anadolu'nun harimiismetine uzanan kirli elleri topraklarımızdan söküp atmak üzere başlattığımız Büyük Taarruz'un 104'üncü seneidevriyesinde, Gazi Mustafa Kemal başta olmak üzere bağımsızlığımız için bedel ödeyen şehit ve gazilerimizi rahmetle ve şükranla yad ediyorum." ifadesini kullandı.
Fransız meteoroloji ajansı Meteo-France'tan yapılan açıklamada, Charente, Deux-Sevres, Indre-et-Loire'ın da aralarında olduğu toplam 12 ilde dolu ve şiddetli yağışlar görülebileceği, rüzgarın saatte 100 kilometreye ulaşabileceği belirtildi.
Meydana gelebilecek şiddetli hava olayları konusunda azami dikkat çağrısında bulunulan açıklamada, fırtına riski nedeniyle söz konusu illerde yerel saatle 18.00'den itibaren turuncu alarma geçileceği kaydedildi.
Fransa'nın güneyinde 24 Ağustos'ta etkili olan kasırga nedeniyle 39 kişi yaralanmıştı. Kasırga nedeniyle, Aude iline bağlı Pomas kasabasında yaklaşık 300 evde maddi hasar meydana gelmişti.
Korsika Adası'nda da yıldırım düşmesi sonucu Ajaccio kenti yakınlarında yangın çıkmıştı. Yangın nedeniyle yaklaşık 200 kişi tahliye edilmişti.
İranlı meyve satıcısı Salar Nevruzi, yaptırımların ülke ekonomisi üzerindeki etkisinin göz ardı edilemeyeceğini belirterek, "Yaptırımlar millet için zararlıdır. Bunu cahil olsa da herkes bilir. Hiç kimse acımasız yaptırımlardan muaf kalmıyor." dedi.
Ekonomik sorunların para arzı ve enflasyonla bağlantısına dikkati çeken Nevruzi, "Arz azaldığında, ulusal para kıtlaşır. Ulusal para çekildiğinde kaos, bölünme, sefalet, her türlü şey gelir." ifadelerini kullandı.
Taksi şoförü Muhammed Rıza Fellah da yaptırımların İran ekonomisi üzerindeki etkisini kabul ederek, "Yaptırımlar bütün ülkeleri baskı altında tutuyor. İran'ı da baskı altına aldılar ve almaya devam ediyorlar." diye konuştu.
"Yaptırımların gelirleri ciddi şekilde etkilediğini, üretime zarar verdiğini, fabrikaları etkilediğini ve gelecekteki yatırımlarımızı tehlikeye attığını biliyoruz. Bunların hepsini göz önünde bulunduruyoruz. Ama şu anda elimizdeki tek çare direnmektir." diyen Fellah, ekonomik sorunların yalnızca dış yaptırımlardan ibaret olmadığını, ülkedeki piyasa denetimi ve fırsatçılık sorunlarının da halkı etkilediğini savundu.
Herkesin her şeyi döviz üzerinden ölçtüğünü aktaran Fellah, "Neden bu kadar çok fırsatçı serbest bırakılıyor, neden piyasa düzenlemesi düzgün yapılmıyor?" sorusunu yöneltti.
"İran yıllardır farklı yaptırımlar altında"
İran’ın yaklaşık 47 yıldır farklı biçimlerde yaptırımlarla karşı karşıya olduğunu söyleyen öğrenci Meryem Kerimi de eski ABD Başkanı Barack Obama dönemindeki yaptırımlara da değindi. Dönemin yaptırım politikalarının İran ekonomisini ve toplumu zaman içerisinde yıpratmayı hedeflediğini belirten Kerimi, "Küçük küçük yaralar açmak, acı oluşturmak ve insanların bu acı nedeniyle zamanla yıpranmasını sağlamak amaçlanıyordu." ifadelerini kullandı.
Kerimi, yaptırımlar nedeniyle geçmişte ilaç tedarikinde de sorunlar yaşandığını ancak İran’ın bazı ilaçları yerli üretimle karşılamayı başardığını belirterek, "Tüm bu yaptırımlara rağmen, yaşadığımız zorluklarla birlikte bunları yerlileştirmeyi ve söz konusu ilaçları ülke içinde üretmeyi başardık." dedi.
Yaptırımların neden olduğu ekonomik zorlukların inkar edilemeyeceğini dile getiren Kerimi, İran'ın geçmiş deneyimlerinin krizlerle mücadelede önemli olduğunu savundu.
Kerimi, devletin kriz dönemlerinde halkın desteğini almasının önemine dikkati çekerek, "47 yıllık deneyimimiz bize şunu gösterdi. Her seferinde çok zor koşullarda kaldığımızda eğer devlet ve hükümet halkın desteğini alarak ve halkın ihtiyaçlarına dikkat ederek hareket ettiyse bu krizlerin üstesinden geldik." ifadelerini kullandı.
Ekonomik baskının toplum üzerindeki psikolojik etkilerine de değinen Kerimi, "Burada en önemli şey, halkın psikolojik güvenliğinin zarar görmemesidir. İnsanlarda umutsuzluk ve 'artık bunu aşamayız' duygusunun oluşmasına izin verilmemelidir." dedi.
Kerimi ayrıca hükümetin piyasa ve döviz alanındaki denetimlerini artırması gerektiğini belirterek, ihracat süreçlerinde de yetkililerin sorumluluklarını yerine getirmesi çağrısında bulundu.
"Riyal alıyorum ama dolar üzerinden harcama yapıyorum"
Bir diğer taksi şoförü Murteza Ahmedi ise yaptırımların etkisini kendi giderleri üzerinden anlattı. Ahmedi, "Bu yaptırımların etkisi oldu, evet. Ben kendim bir taksi şoförüyüm. İnsanlardan riyal olarak para alıyorum ama dolar üzerinden harcama yapıyorum." dedi.
Araç bakım maliyetlerinin yükseldiğini belirten Ahmedi, "Biz taksi şoförlerinin masrafları o kadar arttı ki kazancımız artık giderlerimizi karşılamıyor." diye konuştu.
Ahmedi, emekli maaşlarının ödenmemesinden ve temel tüketim ürünlerindeki fiyat artışlarından da şikâyet etti. "İki aylık emekli maaşımı bana ödemediler. 'Paramız yok, ödeyemiyoruz’ diyorlar. Neden paramız yok? Peki bu paralar nereye gidiyor?" diye soran Ahmedi, geçim maliyetlerinin hızla yükseldiğini söyledi.
Döviz kurundaki yükselişin araç parçaları üzerindeki etkisine de değinen Ahmedi, "Dolar şimdi 205 bin, 206 bin tümen olmuş. Ben arabamın parçasını 206 bin tümenlik dolarla almak zorundayım." ifadelerini kullandı.
Ahmedi, gelirlerinin artan maliyetlere yetişmediğini belirterek, "Bir tarafta pirinç, diğer tarafta et, bir tarafta ekmek. Devlet bu yıl ekmeğe üç kez zam yaptı. Üç kez ekmeğe zam yaptı. Yılın başından buraya kadar masraflar yüzde 400 arttı. Ama ben bu parayı kazanamıyorum. Hepimiz, taksi şoförleri ve halk, yaşam masraflarımızın altında ezilmiş durumdayız." dedi.
Petrol ihracatındaki sorunlara da değinen Ahmedi, "Amerika petrolünü satıyor, Suudi Arabistan petrolünü satıyor. Katar satıyor, Irak satıyor. Biz ise petrolümüzü satamıyoruz." diye konuştu.
Güzergahın Maçka'dan geçen bölümünde turizm çalışmaları yürütülüyor.
Maçka Kaymakamı Şahin Demir ve Maçka Belediye Başkanı Koray Koçhan, tarihi güzergahın önemli noktalarından İskobel ve Kofrakol yaylalarında incelemelerde bulundu.
Koçhan, Anabasis Yolu'nun Maçka'nın tarihi ve turistik değerleri arasında önemli bir yere sahip olduğunu söyledi.
İskobel Yaylası'nın tarihi açıdan önemine dikkati çeken Koçhan, "Ksenophon'un yazdığı On Binlerin Dönüşü adlı eserde anlatılan On Binler ordusunun denizi ilk kez gördüğü yerin bu bölge olduğu değerlendiriliyor. Denizi gördüklerinde burada yüksek bir taş yığını oluşturuyor, kalkanlarını kırıyor ve bu noktadan denize doğru yürüyüşlerine devam ediyorlar." dedi.
"Güzergah tarihi özelliğinin yanı sıra doğal güzellikleriyle de öne çıkıyor"
Koçhan, Anabasis Yolu'nun Maçka'ya kadar uzanan bölümünün yaklaşık 30 kilometrelik kesintisiz yürüyüş parkuru oluşturduğunu belirterek, güzergahın tarihi özelliğinin yanı sıra doğal güzellikleriyle de öne çıktığını ifade etti.
Yolun trekking ve kamp turizmi açısından önemli potansiyel taşıdığını dile getiren Koçhan, turizm rotasının oluşturulması için Tarım ve Orman Bakanlığı, Maçka Kaymakamlığı ile Maçka Belediyesinin işbirliğiyle proje hazırlandığını aktardı.
Koçhan, Anabasis Yolu'nu turizme kazandıracaklarını vurgulayarak, "Böylece binlerce yıl sonra insanları bu tarihi yürüyüş güzergahıyla yeniden buluşturmuş olacağız. Güzergahın önümüzdeki yıl tamamen hazır hale getirilmesini hedefliyoruz." diye konuştu.
Kofrakol Yaylası'nın da Sümela Manastırı'nı kuş bakışı gören önemli noktalardan biri olduğuna işaret eden Koçhan, güzergah boyunca kamp alanları oluşturulmasının planlandığını, yaklaşık iki üç gün sürecek yürüyüşlerle ziyaretçilerin bölgenin tarihi ve doğal güzelliklerini keşfedebileceğini sözlerine ekledi.
İran resmi haber ajansı IRNA'ya göre, Merkez Bankası'nda ekonomistlerle bir araya gelen Pezeşkiyan, ABD ile sorunun diplomatik çözüm ihtimalini ve bu ülkenin ekonomik baskılarını değerlendirdi.
Ekonomik baskılara karşı geri adım atmayacaklarını vurgulayan Pezeşkiyan, hükümetin ekonomi alanındaki kurumlarının öngördüğü tedbirlerin uygulanacağını belirtti.
Pezeşkiyan, "Temel prensibimiz, etkileşim ve müzakere yoluyla sorunları anlamak ve çözmektir ancak aynı zamanda, bugüne kadar yaptığımız gibi ve yapmaya devam edeceğimiz gibi, ekonomik baskılara karşı da kararlı duracağız." ifadelerini kullandı.
İran Cumhurbaşkanı, ABD'nin "savaşta hiçbir şey başaramadığı gibi İran'ın ekonomik baskıya da boyun eğmeyeceğini" savundu.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Malazgirt Zaferi'nin 955. yıl dönümüne ilişkin paylaşımda bulundu.
Kurtulmuş, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, şu ifadeleri kullandı:
"955 sene evvel Anadolu'nun kapılarını milletimize açan Malazgirt Zaferi'mizin yıl dönümü kutlu olsun. Sultan Alparslan'ın Anadolu'yu vatan kılma iradesiyle başlayan bu kutlu zafer, asırlara uzanan bir komşuluğun, kardeşliğin temellerini atmış, birlikte yürüyeceğimiz hedefimizi tayin etmiştir. Aynı inanç ve azimle yürüdüğümüz bu yolda, birliğimizi ve beraberliğimizi diri tutmayı en büyük istikamet olarak görmeye devam edeceğiz.
955 sene sonra da Sultan Alparslan'ın ve Selahaddin-i Eyyubi'nin torunları olarak, gönül birliği ve sarsılmaz bir inançla yeniden bu topraklarda güçlü ve büyük Türkiye'yi hep birlikte inşa edeceğiz. Malazgirt Zaferi'mizden bu yana aynı vatanın evlatları, aynı medeniyetin varisleri, aynı geçmişin paydaşları, müşterek geleceğimizin kaderdaşlarıyız. Kardeşliğimizi, birliğimizi, beraberliğimizi, dirliğimizi kimsenin bozmasına izin vermeyeceğiz. Sultan Alparslan'ı ve bu toprakları vatan kılmak uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle ve dualarla yad ediyorum."
Çamoba Mahallesi'ndeki sitenin yöneticisi Nihat Erkıvanç ve site sakinleri, Salah'ın Trabzonspor'a transferinin ardından Büyükşehir Belediyesinden duvara futbolcunun resminin yapılması için destek istedi.
Talep üzerine ressam Yıldıray Yıldırım, duvarın bir bölümüne Salah'ın bordo-mavili formayla resmini yaptı.
Salah'ın 10 numaralı formayla tasvir edildiği çalışmada, futbolcunun ismi ile "Trabzonspor" yazısına da yer verildi.
Duvarın diğer bölümünde ise aynı mevkideki Trabzon Botanik Parkı'nda da bulunan tavşan, kuş ve kurbağa gibi hayvan figürleri çizildi.
Yağlı boya ile hazırlanan çalışma, duvardaki görüntü kirliliğini ortadan kaldırırken, Salah'ın transferinin kentte oluşturduğu heyecanı da yansıttı.
Vatandaşlar resim önünde fotoğraf çektiriyor
Ressam Yıldıray Yıldırım, AA muhabirine, Trabzon'un farklı noktalarında kenti temsil eden kişi ve figürleri duvarlara resmettiğini söyledi.
Salah'ın transferinin ardından site yönetiminden gelen talep üzerine yaklaşık bir hafta önce çalışmaya başladığını belirten Yıldırım, futbolcunun kentin tanıtımına ve turizmine de katkı sunduğunu ifade etti.
Yıldırım, ziyaretçilerin duvardaki çizimleri gördüklerinde mutlu olduklarını dile getirdi.
Salah'ın önemli bir futbolcu olduğunu vurgulayan Yıldırım, "Bize hem çok çabuk adapte oldu hem de açıkçası şehri tanıtmamıza faydası oldu. Futbolu zaten tartışılmaz. Hem sempatik hem bizden biri olarak görüyoruz." diye konuştu.
Yıldırım, vatandaşların resim önünde fotoğraf çektirdiğini de kaydetti.
"Ortaya böyle şaheser bir Salah resmi çıktı"
Site yöneticisi Nihat Erkıvanç da transferin ardından Büyükşehir Belediyesinden duvara Salah'ın resminin yapılmasını talep ettiklerini belirtti.
Çalışmadan duyduğu memnuniyeti dile getiren Erkıvanç, "Ortaya böyle şaheser bir Salah resmi çıktı." dedi.
Erkıvanç, resmin yoldan geçenlerin ve bölgeyi ziyaret edenlerin dikkatini çektiğini vurgulayarak, duvarın ışıklandırılacağını da ifade etti.
Salah'ın Trabzon ve Trabzonspor ile özdeşleşmeye başladığına dikkati çeken Erkıvanç, Trabzonspor taraftarı olarak bu sezon lig şampiyonluğu hedeflediklerini kaydetti.
"İnşallah kulüpte başarılı olur, şampiyon olurlar"
Tatil için ailesiyle Suudi Arabistan'dan Trabzon'a gelen Ray El-Samma da kenti ve insanlarını çok beğendiğini söyledi.
Salah'ın değerli bir futbolcu olduğunu belirten El-Samma, Trabzonspor'un ilk maçında iyi bir performans sergilediğini dile getirdi.
El-Samma, Trabzon halkının futbolcunun gelişinden mutlu olduğuna işaret ederek, "İnşallah kulüpte başarılı olur, şampiyon olurlar." ifadesini kullandı.
Ömer Ertürk ise Salah'ın resmini duvarda görmekten mutlu olduğunu belirtti.
Ertürk, dünya yıldızı Salah'ın Trabzonspor'a transferinin kentin tanıtımına da katkı sağlayacağına inandığını dile getirdi.
Türkiye Futbol Federasyonunun (TFF) Riva'daki Hasan Doğan Milli Takımlar Kamp ve Eğitim Tesisleri'nde gerçekleştirilecek kura çekimi, saat 14.00'te başlayacak.
Kura çekimine bu sezon profesyonel takımı olmayan illerden 20 Profesyonelliğe Geçiş Ligi (PGL) takımı ve TFF 3. Lig'de mücadele edecek 20 ekip katılacak.
Tek maç usulüne göre oynanacak 1. eleme turunda kazanan 20 takım, 2. eleme turuna yükselecek.
İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki salonda pazartesi günü yapılan 60. duruşmada, davaya ilişkin kararını açıkladı.
Aziz İhsan Aktaş ile Baki Nugay'ın "örgüt kurma" suçundan beraatine karar veren mahkeme, 26 sanığın "örgüte üye olma", 4 sanığın ise "örgüte yardım etme" suçlarından beraatini kararlaştırdı.
Heyet, Rıza Akpolat'ın eşi tutuksuz sanık Yeşim Akpolat'ı "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama" suçundan 4 yıl 2 ay hapis ve 781 bin 200 lira adli para cezasına çarptırdı. Akpolat'ın kayınbiraderi tutuksuz sanık Kazım Gökhan Yankılıç'ı "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama" suçundan 5 yıl hapis ile 1 milyon 111 bin lira adli para cezasına çarptıran mahkeme, sanığa "resmi belgede sahtecilik" suçundan da 1 yıl 8 ay hapis cezası vererek, hükmün açıklanmasını geri bıraktı. Ayrıca heyet, Bebek, Ortaköy ile Beykoz'daki 3 taşınmaz ile bir otomobilin müsaderesine karar verdi.
Rıza Akpolat'ın akrabası olan tutuksuz sanık Burak Kangal'ı "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama" suçundan 3 yıl 4 ay hapis ile 625 bin lira adli para cezasına çarptıran mahkeme, Akpolat'ın baldızı tutuksuz sanık Çiğdem Yankılıç Kangal'ı da aynı suçtan 1 yıl 8 ay hapis ile 312 bin 500 lira adli para cezasına çarptırarak, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verdi. Heyet ayrıca, Beykoz'daki bir taşınmazın da müsadere edilmesini kararlaştırdı.
Görevinden uzaklaştırılan tutuklu sanık Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat'ı "ihaleye fesat karıştırma", "2 kez rüşvet" ve "aklama" suçlarından toplam 23 yıl 7 gün hapis cezasına çarptıran heyet, ayrıca 4 milyon 882 bin 500 lira adli para cezasına mahkum etti.
Aktaş ailesine verilen cezalar
Kararda, tutuksuz sanık Aziz İhsan Aktaş'a ait şirketler üzerindeki tedbirlerin kaldırılmasına ve iadesine hükmedilirken, "ihaleye fesat karıştırma" suçundan 2 yıl 8 ay 15 gün hapis cezası alan sanığın 2 yıl süreyle bütün kamu kurum ve kuruluşlarının ihalelerine katılmasının yasaklanmasına karar verildi.
Aziz İhsan Aktaş'ın kardeşi tutuksuz sanık Doğan Aktaş "ihaleye fesat karıştırma" suçundan 2 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı ve sanığın 2 yıl süreyle bütün kamu kurum ve kuruluşlarının ihalelerine katılmasının yasaklanması kararlaştırıldı.
Heyet, Aktaş'ın oğlu tutuksuz sanık Metin Aktaş ile akrabaları olan tutuksuz sanıklar Ayşegül Ünal ile Hamit Ünal'ı "ihaleye fesat karıştırma" suçundan 1'er yıl 8'er ay hapis cezasına mahkum ederek, haklarında hükmün açıklanmasını geri bıraktı.
Mahkeme, Aktaş'ın kardeşleri olan tutuksuz sanıklar Tekin ve Ramazan Murat Aktaş'ı aynı suçtan 2'şer yıl 1'er ay hapis cezasına çarptırarak, bu sanıkların 2 yıl süreyle bütün kamu kurum ve kuruluşlarının ihalelerine katılmasının yasaklanmasına hükmetti.
Heyet, Aktaş'ın kardeşi tutuksuz sanık Özkan Aktaş, yeğeni tutuksuz sanık Ferhat Aktaş ve akrabası tutuksuz sanık Üveys Ünal'ın üzerlerine atılı suçlardan beraatlerine karar verdi.
Mahkeme, tahliye edilen Adıyaman Belediye Başkan Yardımcısı Ceyhan Kayhan'ı "rüşvet almak" suçundan 5 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırdı. Heyet, Kayhan ile tahliye edilen Avcılar Belediye Başkan Yardımcısı Erhan Daka hakkında "yurt dışına çıkış yasağı" şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmasını kararlaştırdı.
Başka suçtan tutuklu Beşiktaş Belediye Başkan Yardımcısı Ali Rıza Yılmaz'ı "ihaleye fesat karıştırma" suçundan 2 yıl 8 ay 15 gün hapisle cezalandıran heyet, tutuksuz sanık iş insanı Baki Nugay'ın üzerine atılı bazı suçlardan beraatine, bazı suçlar içinse pişmanlık gösterdiğinin ve yetkili makamları bilgilendirdiğinin anlaşılması dolayısıyla ceza verilmesine yer olmadığına karar verdi.
Davada, görevlerinden uzaklaştırılan Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin ve Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar'ın da aralarında bulunduğu 71 sanığın farklı suçlardan değişen oranlarda hapisle cezalandırılmasına karar veren heyet, Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere'nin de arasında olduğu 127 sanığın üzerlerine atılı suçlardan beraatine karar verdi.
Bazı sanıklara verilen cezalarda hükmün açıklanması geri bırakılırken, bir kısım sanıklar için de bazı suçlardan ceza verilmesine yer olmadığına karar verildi.
Heyet, 2 sanığın ise dosyasının ayrılmasını kararlaştırdı.
Gerekçeli kararın bir suretinin Hazine ve Maliye Bakanlığına, ilgili belediyeler ile Valilik makamlarına gönderilmesine karar veren mahkeme, kararla ilgili istinaf yolunun açık olduğunu bildirdi.
Bu arada görevinden uzaklaştırılan Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar "rüşvet" suçundan 6 yıl 3 ay, aynı suçtan Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin 8 yıl 4 ay, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara 6 yıl 8 ay, Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar ise 5 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.
Ayrıca, görevinden uzaklaştırılan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer de "ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma" suçundan 8 ay 10 gün hapis cezasına mahkum edilip, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmişti.
UEFA'nın internet sitesinde yer alan bilgiye göre Meler, 7-0 Lech Poznan üstünlüğüyle sona eren ilk maçın rövanşında 27 Ağustos Perşembe günü İsviçre'nin Thun kentinde yapılacak mücadelede düdük çalacak.
TSİ 21.00'de başlayacak karşılaşmada Halil Umut Meler'in yardımcılıklarını İbrahim Çağlar Uyarcan ile Abdullah Özkara üstlenecek. Maçın dördüncü hakemi ise Cihan Aydın olacak.
Karşılaşmada Video Yardımcı Hakem (VAR) koltuğunda İtalya Futbol Federasyonundan Daniele Chiffi oturacak. Chiffi'nin yardımcılığını ise Onur Özütoprak yapacak.
Avrupa'nın farklı bölgelerinde etkili olan orman yangınları, yıllardır toprak altında veya yoğun bitki örtüsü içinde kalan 1. ve 2. Dünya Savaşı'ndan kalma bomba ve mühimmatı yeniden gün yüzüne çıkarıyor.
Ulusal basındaki haberlere göre, yüksek sıcaklıkların eski mühimmatın patlamasına yol açabildiği, yangınların bitki ve çalılıkları ortadan kaldırmasının daha önce görünmeyen savaş kalıntılarının ortaya çıkmasına neden olduğu belirtiliyor.
Belçika, iki dünya savaşından kalan patlamamış mühimmatın halen sıkça bulunduğu Avrupa ülkeleri arasında yer alıyor.
Liege bölgesinde bir haftanın ardından kontrol altına alınan yangından etkilenen alanlarda zaman zaman patlama sesleri duyulurken, acil durum ekipleri de çalışmalarını eski mühimmatın oluşturduğu tehdide göre uyarlamak zorunda kalıyor.
Belçika Savunma Bakanlığına bağlı Patlayıcı Mühimmat İmha Servisi (DOVO), ülke genelinde haftanın 7 günü günde ortalama 10 ihbar aldığını, bunların çoğunun 1. ve 2. Dünya Savaşı'ndan kalan tarihi mühimmatla ilgili olduğunu bildiriyor.
DOVO ekipleri, yılda ortalama 200 tondan fazla mühimmatı etkisiz hale getiriyor.
Özellikle ülkenin batısında, 1. Dünya Savaşı'nın yoğun çatışmalarına sahne olan bölgelerde, çiftçiler tarım çalışmaları sırasında halen bomba, top mermisi ve diğer mühimmat kalıntılarıyla karşılaşabiliyor. Bu durum, bölgede "demir hasadı" olarak adlandırılıyor.
Belçika'da iki dünya savaşından kalan mühimmatın halen yaygın biçimde bulunması nedeniyle son yangınların açığa çıkardığı patlayıcılar, hem bölge sakinleri hem de yangınla mücadele eden ekipler açısından ilave güvenlik riski oluşturuyor.
Belçika'da kayıtlara geçen en büyük orman yangını
Liege vilayetinde yer alan, ülkenin en büyük ve en eski doğa koruma alanlarından biri olan Hautes Fagnes'te 14 Ağustos'ta başlayan yangın, 7. gününde kontrol altına alınabilmişti.
Yaklaşık 3 bin hektarlık alanın zarar gördüğü ve söndürme çalışmalarının halen sürdüğü yangın, Belçika'daki "en büyük orman yangını" olarak kayıtlara geçmişti.
Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma kapsamında İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerince 19 Ağustos'ta düzenlenen operasyonda yakalanan 32 şüphelinin ardından 24 zanlı daha gözaltına alındı.
Yapılanmanın merkez Seyhan ilçesi Abidinpaşa Caddesi'ndeki sözde idari binasında, şifreli kapıyla korunan odaların olduğu, buradaki bazı bilgisayarların kasasının götürüldüğü, bazılarının da sabit diskinin söküldüğü belirlendi.
Binanın çevresindeki güvenlik kamerası kayıtlarını inceleyen ekipler, delilleri götüren şüphelileri tespit etti. Polisin araştırması sonucu bulunan bilgisayar kasaları ve sabit diskler incelemeye alındı.
Aralarında kapatılan Furkan Eğitim ve Hizmet Vakfının kurucu genel başkanı Alparslan Kuytul ile eşi Semra Kuytul'un da olduğu 56 şüpheli, İl Emniyet Müdürlüğündeki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi.
Operasyonu Bakan Gürlek duyurmuştu
Adalet Bakanı Akın Gürlek, 19 Ağustos'ta NSosyal hesabından yaptığı paylaşımda, kamuoyunda "Kuytulcular" olarak bilinen yapılanmaya yönelik Adana merkezli 6 ilde 49 adrese eş zamanlı operasyon düzenlendiğini, "suç örgütü kurma ve yönetme", "örgüt üyeliği", "suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama", "nitelikli dolandırıcılık", "resmi belgede sahtecilik" ve "Vergi Usul Kanunu'na muhalefet" suçlarından 32 şüpheli hakkında adli işlem başlatıldığını bildirmişti.
Soruşturma kapsamında örgüt lehine faaliyet yürüttüğü tespit edilen 349 sosyal medya hesabı hakkında "erişimin engellenmesi" kararı verildiğini bildiren Bakan Gürlek, 5 şirkete de yönetim kayyumu atandığını açıklamıştı.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Bakanlık, Türkiye'nin cari açığının kapatılması için yaptığı çalışmalara bir yenisini daha ekledi.
Türkiye, büyük bir kısmı çimento ve cam sanayisinde kullanılmak üzere yıllık 8,5 ila 10 ton lityum borat bileşiklerine ihtiyaç duyuyor ve bu miktarı önemli ölçüde ithal ediyordu.
Bakanlığın ilgili kuruluşu Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu (TENMAK), bu konuda yerlileştirme çalışmaları yürüttü. Çalışmaların ardından lityum borat bileşiklerinin yerli ve milli imkanlarla üretilmesi amacıyla TENMAK BOREN Lityum Borat Tuzları Üretim Tesisi kuruldu.
5 tonluk kapasite
Tesisin montajı, devreye alma ve performans testleri tamamlandı ve muayene kabul testlerine geçildi. Tesisin performans testlerinde lityum tetraborat ve lityum metaborat bileşikleri pilot ölçekte başarılı bir şekilde üretildi.
Lityum Borat Tuzları Üretim Tesisinde yıllık toplam 5 tonluk lityum borat bileşikleri üretilecek. Böylece, ihtiyaç duyulan maddelerin ciddi bir kısmı, yerli ve milli imkanlarla TENMAK tarafından üretilmiş olacak. Pilot üretimin başladığı tesis ile bu alandaki ithalatın azaltılması ve ekonomiye yıllık yaklaşık 5 milyon dolarlık bir katkı sağlanması bekleniyor.
Açıklamaya göre, yüksek katma değerli ve stratejik öneme sahip bu ürünlerin yerli imkanlarla üretilmesinin, ithalata bağımlılığın azaltılmasının yanı sıra Türkiye'nin uluslararası lityum borat pazarında etkin ve güvenilir bir üretici olarak öne çıkmasına önemli katkı sunacağı değerlendiriliyor.
Mahan Mahallesi yakınlarındaki ormanlık alanda henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı.
İhbar üzerine olay yerine Bilecik Orman İşletme Müdürlüğü ekipleri sevk edildi.
Yangın, 6 arazöz, 4 su tankeri, 2 helikopter ve 36 personelle kontrol altına alındı.
Bu arada, bölgedeki bir bağ evi, iş makinelerince açılan yol sayesinde yanmaktan son anda kurtarıldı.
Soğutma çalışmalarının devam ettiği bölgede, yangının çıkış sebebinin belirlenmesi için çalışma başlatıldı.
Kaş'ta çıkan orman yangını kontrol altında
Antalya'nın Kaş ilçesi İkizce Mahallesi'nde yerleşim yerinin yakınındaki ormanlık ve makilik alanda yangın çıktı.
İhbar üzerine bölgeye Antalya Orman Bölge Müdürlüğüne bağlı hava ve kara araçları ile itfaiye ekipleri sevk edildi.
Yangına, havadan 4 helikopter ve 1 uçakla, karadan ise 15 arazöz, 3 su ikmal aracı, 2 dozer ile 95 teknik personel ve yangın işçisiyle müdahale edildi.
Ekiplerin müdahalesiyle yangın kontrol altına alındı.
Kiraz, AA muhabirine, orman yangınlarına da neden olan tarlalardaki anız yakma uygulamasına ilişkin değerlendirmede bulundu.
Buğday ve arpada ürün biçildikten sonra bazı bölgelerde anız yakıldığına işaret eden Kiraz, bu uygulamanın toprağa, çevreye ve ülke ekonomisine ciddi zararlar verdiğini söyledi.
Kiraz, anız yakılması sonucu toprağın verimliliğini sağlayan faydalı mikroorganizmaların yok olduğunu, organik madde miktarının azaldığını, toprak yapısının bozulduğunu ve erozyon etkisinin arttığını bildirerek, "Anız yakmanın başlıca sebebi toprağı bir sonraki ekime kolay hazırlamak, zararlılarla mücadele gibi yanlış bir düşünce vardır. Ürünü hasat ederken sapların daha kısa kalacak şekilde biçilmesi gerekir." diye konuştu.
"Bitki artıklarını toprağa karıştırmak verimliliğe katkı sağlar"
Bitki artıklarının toprağa karıştırılmasının, hem toprak verimliliğini artırdığına hem de sürdürülebilir tarıma katkı sağladığına dikkati çeken Kiraz, çiftçilere şu uyarılarda bulundu:
"Tarladaki anızın yakılması yerine sürülerek toprağa karıştırılması, toprak sağlığı ve üretimin sürdürülebilmesi açısından çok önemlidir. Toprağa karışan anız gübreye dönüşerek toprak için büyük fayda sağlayacak, çürüyerek organik olarak gübreleşecektir. Çiftçimizin tarlayı sürüp o şekilde bırakması yeterli olacaktır. Anız yangınları yalnızca tarım arazilerine değil, ormanlara, yerleşim yerlerine, enerji nakil hatlarına ve canlı yaşamına da büyük tehdit oluşturmaktadır. Ayrıca meydana gelen yoğun duman, kara yollarında görüş mesafesini düşürerek trafik kazalarına neden olabilmekte ve insan sağlığını olumsuz etkilemektedir."
Kiraz, üreticilere "anız yakmayın" çağrısında bulunarak, toprak ve çevreyi koruyan tarımsal uygulamaların tercih edilmesinin önemli olduğunu kaydetti.
Yangın riskine karşı da gerekli tedbirlerin alınması gerektiğini belirten Kiraz, "Çiftçilerimizi, gelecek nesillere daha verimli ve sağlıklı tarım alanları bırakmaya davet ediyoruz. Toprak en değerli mirasımızdır. Anız yakmak, geleceğimizi yakmaktır." ifadelerini kullandı.
Anadolu Ajansının (AA) Global İletişim Ortağı olduğu TEKNOFEST Mavi Vatan, Milli Savunma Bakanlığı ve Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı (T3 Vakfı) ana yürütücülüğünde Gölcük Tersanesi Komutanlığı'nda düzenleniyor.
Etkinliğin üçüncü gününde, deniz ve hava gösterileri kapsamında "Mavi Vatan Yelken Kortej Geçişi" gerçekleştirildi.
Türkiye Yelken Federasyonu (TYF) ile Kocaeli Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü bünyesinde Kocaeli'de faaliyet gösteren yelken spor kulüplerinin sporcuları, Optimist, ILCA, Pirat sınıfı teknelerle Deniz Harp Okulu öğrencileriyle kortej geçişi yaptı.
İzmit Körfezi'nde toplanan yelkenliler, Deniz Harp Okulu öğrencilerinin kullandığı yelkenlileri takip ederek, etkinliğin yapıldığı alanın yakınından geçişi sürdürdü.
Program kapsamında "Mavi Vatan Yelken Kortej Geçişi"nin, etkinliğin son gününde de gerçekleştirilmesi planlanıyor.
Macron, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundan yaptığı açıklamada, Rusya'nın Ukrayna'da AVM'ye düzenlediği ve çok sayıda sivilin öldüğü saldırıların ardından Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile telefonda görüştüğünü belirtti.
Ukrayna'ya hava sahasını koruması için gerekli imkanların verilmesinin önemli olduğunu kaydeden Macron, Zelenskiy'ye "ülkelerine yönelik desteği güçlendireceklerini ve önleyici füzeler göndereceklerini söylediğini" bildirdi.
Macron, imkanı bulunan tüm ülkelerin bu çabaya katkı sağlamasının önemli olduğunu vurgulayarak, çatışmalara son verip barışı seçene kadar Rusya'ya yönelik baskının artırılması beklentisini ifade etti.
"Rusya, teröre başvurarak Ukrayna'ya boyun eğdirmeye çalışıyor, başaramayacak." değerlendirmesinde bulunan Macron, Ukrayna ile birlikte hukuk ve adaletin galip gelmesini sağlayacaklarını kaydetti.
Anadolu Ajansının (AA) Global İletişim Ortağı olduğu TEKNOFEST Mavi Vatan, Milli Savunma Bakanlığı ve Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı (T3 Vakfı) ana yürütücülüğünde Gölcük Tersanesi Komutanlığı'nda üçüncü gününde devam ediyor.
Türkiye'nin denizlerdeki gücünü, bağımsızlığını ve milli savunma kabiliyetlerini ortaya koyan TEKNOFEST Mavi Vatan'da, Türk savunma sanayisi ürünlerinin yanı sıra Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından gün boyu düzenlenen Gemicilik Yarışmaları da yoğun ilgi görüyor.
Denizcilik geleneğinin özünü yansıtan, cesaretin, takım ruhunun ve denizci disiplininin sergilendiği Gemicilik Yarışmaları kapsamında El İncesi Atma Yarışması'nın yarı final müsabakalarında Harp Filosu Komutanlığı, Milli Savunma Bakanlığı İzmir Tersanesi Komutanlığı, Deniz Teknik Komutanlığı ve Deniz Astsubay MYO Komutanlığı takımları karşılaştı.
Nişan kabiliyeti ve denizci reflekslerinin test edildiği, belirli mesafede bulunan hedefe, el incesi halatının isabetli ve düzgün fırlatılmasının amaçlandığı yarışmada, Milli Savunma Bakanlığı İzmir Tersanesi Komutanlığı ile Harp Filosu Komutanlığı takımları rakiplerini geçerek finale çıktı.
Yarı final müsabakalarının ardından Deniz Astsubay MYO Komutanlığı ise Deniz Teknik Komutanlığını yenerek organizasyonu 3. tamamladı.
Takımların 30 metrelik el incesini 25 metredeki hedefe doğru fırlattığı yarışma, yarın yapılacak final müsabakasıyla sona erecek.
Ağvar bölgesindeki yıkımları kayıt altına alan Filistinli aktivist Arif Deragime, saldırılara dair açıklama yaptı.
Deragime, İsraillilerin Batı Şeria'nın Kuzey Ağvar bölgesindeki Hadidiye'de Filistinli çobanlara saldırdığını ve hayvanlarını otlatmak için çadırlarının yakınındaki meralara ulaşmalarını engellediğini belirtti.
Bölgede son günlerde İsrailliler ile İsrail güçlerinin saldırılarının arttığına dikkati çeken Deragime, bu saldırılarla Filistinliler üzerinde baskı kurularak yaşadıkları yerleri terk etmeye zorlanmalarının amaçlandığını söyledi.
Nablus'ta bir Filistinli gözaltına alındı
İsrail ordusu, Batı Şeria'nın kuzeyindeki Nablus kentine baskın düzenledi.
Kentin Eski Şehir bölgesi ile çarşısında bazı ev ve iş yerlerine giren İsrail askerleri, Attallah Ebu Salih'i gözaltına aldı.
Sosyal medyada yayımlanan görüntülerde, İsrail askerlerinin Nablus kent merkezine düzenlediği baskın sırasında bir Filistinliyi darbettiği görüldü.
İsrail güçleri ayrıca kent merkezindeki Şehitler Kavşağı bölgesine de baskın gerçekleştirdi.
El Halil'de bir çiftçi gözaltına alındı
Batı Şeria'nın güneyindeki El Halil kentinde ise İsrail güçleri, Yatta'nın güneydoğusundaki Vadi Acayiş bölgesinde Filistinli çiftçi İbrahim Nevaca'yı gözaltına aldı.
Yerel kaynaklar, Nevaca'nın evinin yakınında hayvanlarını otlatırken gözaltına alındığını aktardı.
İsrail güçleri ayrıca El Halil'in güneyindeki Semu beldesine baskın düzenledi.
İsraillilerin ise Mesafir Yatta bölgesindeki Hallet el-Hums'ta Filistinli çiftçilere ait arazilere zorla girerek hayvanlarını otlattığı belirtildi.
Filistinlilere ait arazide düğün düzenlendi
İşgal altındaki Doğu Kudüs'ün kuzeybatısındaki Beyt Anan beldesine bağlı Huneydik bölgesinde de İsraillilerin, Filistinlilere ait ve İsrail makamlarınca el konulan arazide düğün yaptığı bildirildi.
Batı Şeria'da, İsrail'in Gazze Şeridi'ne saldırılarının başladığı 8 Ekim 2023'ten bu yana İsrail ordusu ile İsraillilerin Filistinlilere yönelik baskın ve saldırılarında artış yaşanıyor.
El-Mugayyir köyü giriş-çıkışlara tamamen kapatıldı
Yerel kaynaklardan alınan bilgiye göre İsrail güçleri, Mugayyir köyünün batı girişini kapattı. Doğu girişinin 8 Ekim 2023'te kapatılmasının ardından burası, köy sakinlerinin kullanabildiği tek geçiş noktası olarak kalmıştı.
İsrail güçleri, batı girişini de kapatarak Filistinlilerin köye giriş ve çıkışını tamamen engellemiş oldu.
Cenin ve El Halil'de 6 Filistinli gözaltına alındı
İsrail güçleri, Cenin kentinin kuzeydoğusundaki Fakua köyünde 2 Filistinliyi evlerine düzenlediği baskınlarla gözaltına aldı.
Köyde çok sayıda Filistinlinin evine de baskın düzenleyen İsrail askerleri, buralarda arama yaptı ve eşyaları tahrip etti.
Askerler, bazı köy sakinlerini sahada sorguladı.
İşgal altındaki Batı Şeria'nın güneyindeki El Halil kentinde ise 3'ü Sair beldesinden, biri Vadi Cuhayş mezrasından olmak üzere 4 Filistinli gözaltına alındı.
İsrail güçleri ayrıca El Halil kenti ile belde, köy ve mülteci kamplarının girişlerine askeri kontrol noktaları kurdu.
Ana ve tali yolların demir kapılar, beton bloklar ve toprak setlerle kapatılması nedeniyle kentte Filistinlilerin hareketlerine yönelik kısıtlamalar artırıldı.
İsrail'in 8 Ekim 2023'te Gazze Şeridi'ne yönelik saldırılarını başlatmasının ardından işgal altındaki Batı Şeria'da da gerilim ve şiddet giderek tırmandı. İsrail güçlerinin baskın ve saldırıları ile Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin Filistinlilere yönelik saldırıları belirgin şekilde arttı.
Aynı dönemde yasa dışı yerleşim noktalarının kurulması ve yerleşim yollarının açılması hız kazanırken, kontrol noktaları ve yol kapatmalarla Filistinlilerin hareket özgürlüğüne yönelik kısıtlamalar da ağırlaştı.
Valilikten yapılan açıklamaya göre, bugün saat 13.00 sıralarında Piraziz ilçesi Deregözü köyü civarlarında hava aracı olduğu değerlendirilen bir aracın düştüğüne yönelik ihbar alındığı belirtildi.
İhbarın alınmasının ardından olayın teyit edilmesi ve gerekli kontrollerin sağlanması amacıyla bölgeye ekiplerin sevk edildiği bildirilen açıklamada, "Olay, sağlık, jandarma, emniyet, AFAD ve itfaiye ekiplerimiz tarafından takip edilmektedir. Şu ana kadar yapılan çalışmalarda herhangi bir buluntu veya ize rastlanmamıştır. İhbarın teyidine yönelik arama-tarama çalışmaları devam etmekte olup, gelişmeler kamuoyuyla paylaşılacaktır." ifadelerine yer verildi.
Çoruh EDAŞ'tan Giresun'da elektrik dağıtım şirketine ait bir helikopterin düştüğü iddialarına ilişkin açıklama
Çoruh EDAŞ'ın Amerikan X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından yapılan açıklamada, Piraziz'de bir helikopter kazasının gerçekleştiğine ilişkin haberlerin takip edildiği belirtildi.
Olayla ilgili bilgilerin en kısa sürede netleşmesinin umulduğu kaydedilen açıklamada, "Haberlerde yer alan elektrik dağıtım şirketine ait bir helikopterin düştüğü bilgisinin doğru olmadığını, Çoruh EDAŞ tarafından bölgede helikopterle yürütülen bir faaliyet bulunmadığını kamuoyunun bilgisine sunarız." ifadelerine yer verildi.
Soruşturma kapsamında dün firari durumda bulunan ve yurt dışına çıkış hazırlığında olduğu belirlenen Hilmi Tuna Kuriş ile Erhan Yılmaz ve kaçış organizasyonuna yardım ettiği değerlendirilen Mehmet Özmen, Muğla'nın Marmaris ilçesine bağlı Bozburun bölgesinde yakalanmıştı.
Hakkında işlem yapılan şüpheliler arasında Tek Düzen uygulamasının kurucusu olduğu yönünde bilgiler bulunan şüpheli Osman Sert, Hisar Sağlık Yatırım AŞ (Hisar Hospital) Yönetim Kurulu üyeleri İsa Ateş ve Taner Çetin, Aurora Bilişim'in eski yetkilileri Süleyman Tunahan Akbulut ve Metin Surat ile Ali Kovan, Mehmet Ünal, İrfan Yılmaz ve Abdullah Özcan Yavuz da yer aldı. Şüphelilerin, söz konusu şirket ve yapılar üzerinden örgütle olan mali, ticari ve organizasyonel bağlantılarının ortaya çıkarılmasına yönelik incelemelerin sürdüğü belirtildi.
Aurora şirketi bağlantılı firari şüpheli Fahri Doğan'ın yakalanmasına yönelik çalışmaların devam ettiği öğrenildi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmanın, örgütün faaliyetleri, mali ilişkileri, şirket ve dernek bağlantıları, suçtan elde edildiği değerlendirilen mal varlıkları ile firari örgüt mensuplarına yardım ve yataklık eden kişi ve yapıların ortaya çıkarılması yönünden çok yönlü sürdürüldüğü kaydedildi.
Umurbey Mahallesi'nde yer alan anıt mezardaki törene, Celal Bayar'ın yakınları, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Bilgi ve İletişim Teknolojileri Başkanı Ömer İleri, Cumhurbaşkanlığı Güvenlik İşleri Genel Müdürü Hasan Yıldırım, TBMM Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanı Ahmet Özgür, Milli Saraylar İdaresi Başkan Yardımcısı Adnan Gayhan, Bursa milletvekilleri, siyasi parti başkan ve temsilcileri ile vatandaşlar katıldı.
Celal Bayar'ın özgeçmişinin okunması ve anıt mezara, Cumhurbaşkanlığı çelengi bırakılmasıyla devam eden tören, saygı duruşunda bulunulması, dua okunması ve Bayar ailesine taziyelerin sunulmasıyla sona erdi.
Törende, Bayar'ın doğduğu ve çocukluk yıllarının geçtiği, kapsamlı bakım ve düzenleme çalışmalarından geçirilen tarihi evin ziyarete açılışı da yapıldı.
Bakan Kacır, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundan yaptığı paylaşımda, KOBİ'lerin üretim gücünü ve rekabetçiliğini artırdıklarını, yatırımlarını büyüttüklerini, KOSGEB'in Kapasite Geliştirme Destek Programı'nın 2026 yılı 3'üncü dönem başvurularını başlattıklarını aktardı.
Kacır, programla 36 ay vadeli kredilerde 30 milyon liraya kadar finansman, 20 puan finansman desteği ve kefalet imkanı sağlandığını bildirerek, şunları kaydetti:
"Tedarikçi geliştirmeye yönelik savunma, uzay ve havacılık alanındaki projeleri 30 milyon liraya kadar, hızlı büyüyen veya teknogirişim rozetine sahip işletmelerin projelerini ise 20 milyon liraya kadar destekliyoruz. 2025'te uygulamaya aldığımız program kapsamında 3 bin 938 KOBİ'ye 64 milyar lira finansmana erişim imkanı sağladık. KOBİ'lerimizin yanında olmaya, büyümelerini desteklemeye devam edeceğiz."
Programa yönelik son başvuru tarihinin 15 Eylül olduğunu aktaran Kacır, detaylı bilgi ve başvuru için "http://kosgeb.gov.tr" internet adresinin ziyaret edilebileceği bilgisini verdi.
Türkiye Modern Pentatlon Pentatlon Federasyonunun açıklamasına göre İlke, 27-30 Ağustos tarihlerinde Çin'in Guiyang kentinde düzenlenecek organizasyonda Türkiye adına yarışacak tek isim olacak.
2022'de dünya 3'üncülüğü bulunan 29 yaşındaki İlke, İstanbul'un 3-9 Ağustos tarihlerinde ev sahipliği yaptığı Avrupa şampiyonasında Türkiye'ye turnuva tarihindeki ilk altın madalyasını kazandırmıştı.
Yeni sezon hazırlıklarına İstanbul'da başlayan sarı-lacivertli ekibin genel menajeri Derya Yannier, FB TV'ye yaptığı açıklamada, bu yıl ilk kez düzenlenecek Süper Kupa'ya katılacaklarını söyledi.
Avrupa Ligi'nin son şampiyonu Olympiakos da maç takviminde Süper Kupa müsabakasına yer verdi.
Avrupa Ligi'nden haziran ayı sonunda yapılan açıklamada, Süper Kupa organizasyonunun 18-19 Eylül tarihlerinde başlatılmasına onay verildiği bildirilmişti. Turnuvayla ilgili müsabaka formatı, katılacak takımlara ilişkin ayrıntılar ve nerede düzenleneceği henüz belli olmadı.
KKTC Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamaya göre Bakan Ertuğruloğlu, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı’nda denetlemeler yapmak üzere KKTC'de bulunan Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Metin Tokel'i kabul etti.
Görüşmede Orgeneral Tokel’e, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Sebahattin Kılınç eşlik etti.
Kabulde konuşan KKTC Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, Türk ordusunun bölgede güçlü bir rolü temsil ettiğini vurgulayarak, "Kıbrıs’taki Türk askeri varlığı hayati bir önem taşıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri, Kıbrıs'ta barış ve güvenliğin teminatıdır. Türk ordusunun Ada'daki varlığı, Kıbrıs Türk halkının huzurunun, varlığının, güvenliğinin ve geleceğinin en güçlü teminatıdır." ifadelerini kullandı.
Ziyaret anısına Ertuğruloğlu ile Orgeneral Tokel arasında karşılıklı plaket takdimi yapıldı.
The New York Times'a (NYT) konuşan yetkililer, ABD ordusu hakkında haber yapan devlet destekli haber kuruluşu "Stars and Stripes" gazetesine ilişkin ifadelerde bulundu.
Kaynaklar, gazetenin yayıncısı Max Lederer ve Genel Yayın Yönetmeni Erik Slavin'in yanı sıra kıdemli muhabirlerinden Lara Korte'nin Pentagon tarafından işten çıkarıldığını aktardı.
İşten çıkarılma gerekçesinin "itaatsizlik ve izinsiz medya görünümü" olduğunu kaydeden Slavin, "Buna göre, bir CBS röportajında, 'askeri personele yönelik haberlerin sansürlenmesinin kabul edilemez olacağını belirttiğim' için işten çıkarılıyorum." ifadesini kullandı.
Söz konusu işten çıkarmaların, gazetenin uzun süre Orta Doğu'da görev yapan USS Abraham Lincoln uçak gemisindeki "kötü koşullara" ilişkin haberinin ardından gelmesi ise dikkati çekti.
Gazetenin yayıncısı Lederer, hafta içinde yaptığı açıklamada, gazetenin gidişatı konusunda Pentagon yönetimi ile yaşadığı anlaşmazlığı gerekçe göstererek emekliye ayrılacağını bildirmişti.
İletişim Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, Türkiye Yapay Zeka Eylem Planı doğrultusunda geliştirilen platform, yapay zeka alanında nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesi ve kamu-üniversite işbirliğinin güçlendirilmesi hedeflerine hizmet ediyor.
Kamp kapsamında öğrencilere yapay zekaya giriş, bu teknolojilerin iletişim alanındaki uygulamaları ile içerik üretimi ve iletişim süreçlerinde etkin, güvenli ve etik kullanımına ilişkin eğitimler veriliyor.
Katılımcılar, edindikleri bilgi ve becerileri uygulamalı olarak ortaya koyacakları bir bitirme projesi hazırlayarak, programı tamamlıyor.
Tüm iletişim fakültelerine resmi yazı gönderildi
İletişim Başkanlığı, Türkiye genelinde iletişim fakültesi bulunan üniversitelerin rektörlüklerine resmi yazı gönderdi. Yazıda, kampın fakülteler aracılığıyla öğrencilere duyurulması talep edildi.
Böylece ülke genelindeki 100'e yakın üniversitenin iletişim fakültesi öğrencilerinin programdan yararlanması hedeflendi.
Yapay zeka teknolojilerinin haber üretiminden halkla ilişkilere, dijital medyadan reklamcılığa kadar iletişimin tüm alanlarını dönüştürdüğü bir dönemde kampın, geleceğin iletişimcilerini bu dönüşüme hazırlaması amaçlanıyor.
Kampa, "kamp.ciblab.dev" internet adresi üzerinden ücretsiz erişim sağlanabilecek ve platform 30 Eylül'e kadar kullanıma açık kalacak.
Kalibaf, sosyal medya hesabından paylaştığı mesajında, "Bölge genelinde yeni güvenlik düzenlemelerinin şekillendirilmesi ve ekonomik işbirliği konusunda komşu ülkelerden çok sayıda mesaj aldık." ifadelerini kullandı.
İran Meclis Başkanı mesajının devamında şunları kaydetti:
"ABD, İsrail uğruna uyguladığı zorbalık ve müttefiklerinin çıkarlarını tamamen hiçe sayması nedeniyle tüm müttefiklerinin güvenliğini öylesine büyük bir riske attı ki müttefikleri kısa bir süreliğine kendi varlıklarının tamamının tehdit altında olduğunu gördü."
Kalibaf, "gerçek anlamda barış ve güvenliğin, bölgesel ve bağımsız bir düzen tarafından sağlanacağı" değerlendirmesini yaptı.
Trump, yaptığı açıklamada, İran’a karşı "herhangi bir ülkeye şimdiye kadar uygulanan en ezici ekonomik operasyonu" başlattığını duyurmuş, bunu "Ekonomik D-Day" ve "benzeri görülmemiş ölçekte ekonomik savaş ve izolasyon" olarak tanımlamıştı.
ABD Başkanı Trump, İran’a herhangi bir şekilde destek sağlayan ülkelerin de ağır ekonomik sonuçlarla karşılaşacağını iddia etmişti.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ise Trump'ın yeni yaptırımlarının, Washington yönetimlerinin önceki yaptırımları gibi "başarısız" olacağını söylemişti.
Dış uzaydaki artan rekabet, Hindistan'a uzay keşfini çatışma yerine işbirliğinin yönlendirdiği bir anlatıyı şekillendirme konusunda eşsiz bir fırsat sunmaktadır. Güvenilir ve maliyet etkin bir uzay ulusu olarak tanınan Hindistan, teknolojik kazanımlarını bilimsel ilerlemeye, ekonomik büyümeye ve sürdürülebilir kalkınmaya katkı sağlayan kalıcı uluslararası ortaklıklara dönüştürecek güçlü bir konumdadır.
Hindistan'ın uzay yolculuğu kendine özgü bir nitelik taşımaktadır. Soğuk Savaş rekabetinin ürünü olan pek çok uzay programının aksine Hindistan'ın programı, ulusal kalkınmanın bir aracı olarak tasarlanmıştır. Dr. Vikram Sarabhai, Hindistan'ın uzay vizyonunu sıradan insanların yaşamını iyileştirecek pratik uygulamalar üzerine temellendirmiştir. Onun liderliğinde iletişim, hava tahmini, afet yönetimi, sağlık, tarım ve eğitim alanlarını güçlendirecek uydular geliştirilmiştir. Bu kalkınma odaklı felsefe, Hindistan'ın uzay programının temel taşı olmayı sürdürmekte ve yalnızca prestij değil uzay teknolojisinin pratik uygulamalarını arayan Küresel Güney ülkelerinin ihtiyaçlarıyla güçlü bir şekilde örtüşmektedir.
Hindistan'ın başarıları bugün kalkınma uygulamalarının çok ötesine geçmektedir. Chandrayaan misyonları, Mars Yörünge Aracı Misyonu, Aditya-L1 güneş gözlemevi ve yakında hayata geçirilecek Gaganyaan insanlı uzay uçuşu programı, Hindistan'ı gelişmiş ve güvenilir uzay misyonlarını hayata geçirebilen bir ülke olarak konumlandırmıştır. Chandrayaan-3'ün Ay'ın güney kutbu yakınına başarılı inişi, Hindistan'ı seçkin uzay güçleri arasına katarken dünya standartlarında inovasyonun görece mütevazı maliyetlerle gerçekleştirilebileceğini de kanıtlamıştır.
Hindistan'ın artan güvenilirliği, küresel uzay ekonomisinin hızla genişlediği bir döneme denk gelmektedir. Bugün 600 milyar ABD Dolarının üzerinde değere sahip olan ve 2035 yılına kadar 1,8 trilyon ABD Dolarına yaklaşması öngörülen sektör, uydu iletişimi, Yer gözlemi, navigasyon, iklim hizmetleri, geniş bant bağlantısı ile yörüngede bakım-onarım ve Ay keşfi gibi gelişmekte olan alanlardaki ticari faaliyetlerin etkisiyle giderek ivme kazanmaktadır. Pek çok ülke bu sektörde yer almayı hedeflemekle birlikte yerli kapasiteden yoksundur. Bu ülkeler yalnızca fırlatma hizmeti sağlayıcısı değil, güvenilir uzun vadeli ortaklar aramaktadır.
Hindistan bu gereksinimleri karşılayacak kapasiteye sahiptir. 2020 yılında uzay sektörünün liberalleştirilmesi, sektörü özel katılıma açarak ekosistemi köklü biçimde dönüştürmüştür. Hindistan Ulusal Uzay Teşvik ve Yetkilendirme Merkezi'nin (IN-SPACe) kurulması, NewSpace India Limited'in genişleyen ticari rolü ve özel girişimlerin büyümesi, dünyanın en dinamik gelişmekte olan uzay ekosistemlerinden birini ortaya çıkarmıştır. Hindistanlı girişimler, küresel yatırım ve müşteri çeken fırlatma araçları, uydu platformları, coğrafi uzamsal uygulamalar ve itki teknolojileri geliştirmektedir. Skyroot Aerospace, Pixxel ve Agnikul Cosmos gibi şirketler, Hindistanlı özel sektörün ileri uzay teknolojilerinde uluslararası alanda rekabet edebildiğini kanıtlamıştır.
Bir sonraki adım, bu ekosistemi uluslararası ölçeğe taşımaktır.
Hindistan, kendisini yalnızca düşük maliyetli bir fırlatma destinasyonu olarak konumlandırmak yerine uydu tasarımı, fırlatma hizmetleri, misyon operasyonları, yer istasyonları, astronot eğitimi, kapasite geliştirme ile tarım, afet yönetimi ve deniz güvenliği alanlarındaki aşağı yönlü uygulamaları kapsayan kapsamlı ortaklıklar sunacaktır. Bu tür entegre ortaklıklar, kalkınma önceliklerini karşılamak üzere erişilebilir, özelleştirilmiş ve güvenilir teknolojiler arayan Küresel Güney ve Hint-Pasifik ülkeleri için son derece değerli olacaktır.
Hindistan, bu tür işbirliğinin diplomatik değerini gözler önüne sermiştir. Güney Asya Uydusu aracılığıyla komşu ülkelere iletişim ve kalkınma imkânları sağlamıştır. Hindistanlı fırlatma araçları, dünya genelinde hükümetler, üniversiteler ve ticari operatörler adına yüzlerce yabancı uyduyu başarıyla yörüngeye yerleştirmiştir. Hindistan'ın Artemis Mutabakatları'na katılma kararı, Ay'ın uluslararası işbirliği yoluyla barışçıl keşfine iştirak etme iradesini ortaya koymaktadır. NASA, Avrupa Uzay Ajansı ve JAXA ile yürütülen işbirliği ise Hindistan'ın bilimsel ve teknolojik kapasitesini güçlendirmiştir.
Bu ortaklıklar, Hindistan'ın Küresel Güney'in önde gelen sesi olarak konumunu pekiştirmektedir. Hindistan, teknolojik bağımlılık yaratmak yerine erişilebilirlik, güvenilirlik ve karşılıklı saygıya dayalı kalkınma ortaklıkları sunmaktadır. Bu çerçevede uzay işbirliği, ikili ilişkileri güçlendirirken somut kalkınma faydaları da sağlayan giderek daha önemli bir Hindistan diplomasisi aracı haline gelmiştir.
Hindistan, tam potansiyelini gerçekleştirmek amacıyla reform ivmesini sürdürmeyi hedefleyecektir. Daha hızlı düzenleyici onaylar, girişim sermayesine daha geniş erişim, güçlendirilmiş fikri mülkiyet koruması ile araştırma kurumları, sanayi ve akademi arasında daha sıkı işbirliği vazgeçilmez gereklilikler olacaktır. Kamu alım politikaları, Hindistanlı girişimlerin ölçek büyütmesini, inovasyon yapmasını ve küresel tedarik zincirlerine entegre olmasını sağlayarak destek vermeye devam edecektir.
Hindistan, dış uzayın yönetişiminin şekillendirilmesinde daha etkin bir rol üstlenecek konumdadır. Yörünge yoğunluğu, uzay enkazı, sorumlu kaynak kullanımı ve gelişmekte olan uzay fırsatlarına adil erişim, giderek daha acil uluslararası sorunlar haline gelmektedir. Uzay faaliyetleri genişledikçe, sorumlu norm ve uygulamalar konusunda uzlaşı oluşturabilecek ülkelere duyulan ihtiyaç da artacaktır. Hindistan'ın dış uzayın barışçıl amaçlarla kullanımına yönelik köklü taahhüdü, büyüyen teknolojik kapasitesiyle birleşerek onu şeffaflığı, sürdürülebilirliği ve adil erişimi ön plana çıkaran kuralların geliştirilmesine anlamlı katkılar sunabilecek bir konuma taşımaktadır.
Önümüzdeki on yıl, yalnızca hangi ülkelerin uzayda öncü olacağını değil, uzayın nasıl yönetileceğini de belirleyecektir. Bilimsel kapasitesi, girişimci ekosistemi ve uluslararası güvenilirliğiyle Hindistan, köklü ve gelişmekte olan uzay ulusları arasındaki uçurumu kapatmak için eşsiz bir konumdadır. Kapsayıcılık, karşılıklı fayda ve inovasyon temelinde inşa edilmiş işbirlikçi ortaklıklar kurarak Hindistan, uzay programını küresel angajmanının önemli bir direğine dönüştürebilir.
Giderek ayrışan bir dünyada Hindistan'ın uzay sektörü, uzaydaki en büyük başarıların ulusları bir araya getirenler olduğunu güçlü biçimde hatırlatmaktadır. Bu, Hindistan'ın insanlığın yeni sınırına en kalıcı katkısı olarak tarihe geçebilir.
Özbek, sarı-kırmızılı kulübün internet sitesinden "Hedef 2027" başlığıyla yayımlanan mesajında, ligde bugün oynayacakları mücadeleyle yeni bir sezona başladıklarını kaydederek, "Dört yıl önce çıktığımız bu yolculukta üst üste dört şampiyonluğun gururunu ve mutluluğunu yaşadık. Bu dört senede hiç unutamayacağımız mutluluklar yanında üzüntüler ve endişeler de yaşadık. Ama her sezonun sonunda değişmeyen tek bir şey vardı: Galatasaray kazandı. Şimdi önümüzde tarih yazma fırsatı var. Bu sezon, hepimiz için Galatasaray tarihinin en önemli sezonlarından biri. Çünkü profesyonel lig tarihimizde ilk kez, üst üste beşinci kez şampiyon olma ve daha önce ulaşamadığımız bir başarıya ulaşma fırsatı önümüzde duruyor. Dört yıl boyunca yaptıklarımız artık geçmişin başarılarıdır. Kupalarımız müzemizde, şampiyonluklarımız tarihimizdeki yerini aldı. Şimdi sıra beşinci şampiyonlukta." ifadelerini kullandı.
Galatasaray'ı büyük yapan şeylerden birinin taraftarının hiçbir başarıyı yeterli görmemesi olduğunu belirten Dursun Özbek, mesajına şöyle devam etti:
"Biliyorum; bugün bazılarınız daha iyisini, daha fazlasını hayal ederek stadımıza geliyor, televizyon karşısında yerini alıyor. Bu hayalleri bundan yıllar önce sizinle birlikte kurmaya başlayan birisi olarak bundan en çok mutlu olan insan benim. Galatasaray'ı büyük yapan şeylerden biri de taraftarının hiçbir başarıyı yeterli görmemesidir. Sizden sadece bir şeyi hatırlamanızı istiyorum. Bu takım dört yıldır yalnızca rakiplerini yenmedi. Umutsuzluğu yendi. 'Bu kez olmaz' denilen düşünceleri yendi. 'Yapamazlar' diyenleri yendi. Sahada mücadele etti, kendisine karşı oynanan oyunları da yendi. Düştü, ayağa kalktı. Geride kaldı, yetişti. Yoruldu, mücadele etti ve sonunda dört kez üst üste o kupayı kaldırdı. Çünkü Galatasaray'ın en büyük gücü yalnızca sahaya çıkan on bir futbolcu değildir. Galatasaray'ın en büyük gücü, kendisine inanan milyonlardır. Bu takım en büyük başarılarını, camiasıyla tek yürek olduğunda kazandı."
Özbek, mesajında bu akşamki düdükle yeni bir hikayenin başlayacağını aktararak, "Ama biz ne istediğimizi çok iyi biliyoruz. Beşinci kez üst üste şampiyon olmak istiyoruz. Türkiye'de daha önce ulaşılmamış bu başarıya ulaşmak istiyoruz. Çocuklarımızın yıllar sonra anlatacağı,'Ben o beşinci şampiyonluğu yaşadım' diyeceği bir sezon istiyoruz. Bugün yönetimiyle, teknik heyetiyle, futbolcusuyla ve taraftarıyla Galatasaray'ın yanında olmanın günüdür. Sizlerin bazı adımları daha erken görmek istediğinizi de biliyoruz. Biraz daha sabır. Hepimizi heyecanlandıracak gelişmeler için artık çok fazla beklemeyeceğiz. Galatasaray'ın hedefleri ne kadar büyükse, bizim sorumluluğumuz da o kadar büyüktür. Bunun bilinciyle hareket ediyoruz. Bugünden itibaren hepimizin başka bir görevi daha var. Tribünde, sokakta, evde, dünyanın neresinde olursak olalım bu takıma yeniden o duyguyu hissettirmek... Biz buradayız. Biz inanıyoruz. Ve daha işimiz bitmedi. Dört şampiyonluk bize beşincisini garanti etmiyor. Ama bize bir şeyi hatırlatıyor: Şampiyon olmak Galatasaray'ın kimliğinde, özünde var. Bu kez yalnızca bir kupa için değil, tarihe geçmek için yola çıkıyoruz. Birlikte yazdığımız bu hikayenin en güzel cümlesi henüz yazılmadı. Şimdi sıra beşincide. Aynı umutla... Aynı inançla... Hedef 2027." şeklinde görüş belirtti.
Irak resmi ajansı INA'ya göre Hudeyr, Basra Valisi Esad el-İydani ile Feyha Petrol Sahası'ndaki merkezi gaz işleme tesisinin açılışı dolayısıyla düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu.
Hudeyr, ham petrol taşıyan 4 tankerin bulunduğunu belirterek, Petrol Pazarlama Şirketi (SOMO), Basra Petrol Şirketi ve diğer şirketlerdeki personelin ihracatı artırmak için "olağanüstü çaba" gösterdiğini söyledi.
Irak bütçesinin yüzde 85'ten fazlasının petrol ihracatına dayandığına işaret eden Hudeyr, ihracat kapasitesini artırmaya yönelik çalışmaların sürdüğünü kaydetti.
Irak'ın petrol üretimi, İran'a karşı ABD-İsrail savaşı nedeniyle yaklaşık yüzde 60 azalarak savaş öncesindeki günlük 3,3 milyon varilden 1,3 milyon varile gerilemiş, özellikle nisan, mayıs ve haziranda düşük seviyelerde seyretmişti.
Üretim temmuz ve ağustosta yeniden toparlanmaya başlamıştı.
Petrol ihracatında yeni güzergahlar
Hudeyr, petrol ihracat güzergahlarının çeşitlendirilmesine ilişkin de ABD'li Chevron ile Katarlı UCC şirketlerinin yer aldığı bir konsorsiyumun, ülkenin güneyindeki Basra'dan kuzeydeki Fişhabur'a uzanacak petrol boru hattını inşa edeceğini açıkladı.
Hadise'den Suriye'nin Banyas kentine uzanan başka bir boru hattının da planlandığını belirten Hudeyr, hükümetin stratejisinin petrol ihracatında birden fazla güzergah kullanılması olduğunu söyledi.
Hürmüz Boğazı'nın Irak için önemli ihracat güzergahlarından biri olmaya devam edeceğini aktaran Hudeyr, Türkiye'nin güneyindeki Ceyhan Limanı ile Suriye'deki Banyas Limanı'nın da alternatif çıkış noktaları arasında yer aldığını kaydetti.
Basra-Fişhabur hattının petrolün rafinerilere ulaştırılmasını sağlayacağını ve Ceyhan Limanı üzerinden ihracatın artırılmasına katkıda bulunacağını söyleyen Hudeyr, projenin geçmişte planlandığını ancak mali koşullar nedeniyle ertelendiğini belirtti.
Hudeyr, Petrol Bakanlığının söz konusu projeyle birlikte üretim ve ihracat altyapısının modernize edilmesi, gelirlerin artırılması ve istihdam yaratılmasına yönelik projeleri hayata geçirmeyi sürdürdüğünü ifade etti.
Gazda "kendi kendine yetme" hedefi
Irak Petrol Bakanı Hudeyr, doğal gaz alanında da ülkenin kendi kendine yeterliliğe ulaşması ve üretim ile ihracat kapasitesinin artırılmasının hedeflendiğini kaydetti.
Feyha Petrol Sahası'nda açılan merkezi gaz işleme tesisinin günlük 130 milyon fitküp kapasiteye sahip olduğunu belirten Hudeyr, sahanın petrol üretim kapasitesinin ise günlük 100 bin varil olduğunu aktardı.
Hudeyr, UEG şirketinin Irak'ın güneyindeki Feyha Petrol Sahası, Siba Gaz Sahası ve El Fav olmak üzere 3 sahada yatırım yaptığını belirtti.
Fav bölgesindeki ilk arama çalışmalarının petrol ve doğal gaz varlığına işaret ettiğini dile getiren Hudeyr, olası rezervlerin miktarına ilişkin ise bilgi vermedi.
Yaklaşık 145 milyar varil kanıtlanmış petrol rezervine sahip Irak, dünyanın önde gelen petrol üreticileri ve ihracatçıları arasında yer alıyor.
ABD, İran'la yürüttüğü müzakerelerin sonuçsuz kalmasının ardından 13 Nisan'dan bu yana Hürmüz Boğazı çevresindekiler dahil İran limanlarına abluka uyguluyor.
İran ise Hürmüz Boğazı'nı kapatarak gemilerin yalnızca kendi koordinasyonuyla geçişine izin verirken, 8 Nisan'dan bu yana aralıklarla devam eden ateşkesin kalıcı bir anlaşmaya dönüşmemesi halinde çatışmaların yeniden tırmanabileceği endişesi sürüyor.
ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a karşı başlattığı savaşta Tahran yönetimine göre 3 binden fazla kişi hayatını kaybederken, İran'ın İsrail ve bölgedeki Arap ülkelerine yönelik saldırılarında da bazı ABD ve İsrail vatandaşları yaşamını yitirdi.
Bakan Gürlek, NSosyal hesabından, son dönemde Türkiye'ye iade edilen "suçlulara" ilişkin açıklamada bulundu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde suç ve suçlularla mücadelede ulusal ve uluslararası işbirliğini daha da güçlendirdiklerini vurgulayan Gürlek, iade süreçlerini tavizsiz ve anbean takip etmeyi sürdürdüklerini belirtti.
"Suç işleyip yurt dışına kaçarak Türk adaletinden kurtulacağını düşünenlerin peşini bırakmıyoruz." ifadesini kullanan Gürlek, şu bilgileri verdi:
"1 Temmuz'da, 2026 yılının ilk yarısında 31 farklı ülkeden toplam 197 şahsın ülkemize iadesini gerçekleştirdiğimizin bilgisini paylaşmıştık. O tarihten bugüne kadar çalışmalarımız aralıksız devam etti. 1 Temmuz'dan itibaren 12 ülkeden 48 şahsın daha ülkemize iadesini sağladık. Böylece 2026 yılında ülkemize iade edilen şahıs sayısı 245'e ulaştı. Son 1,5 ayda ülkemize iade edilenlerin 24'ü Gürcistan'dan, 8'i Almanya'dan, 6'sı Yunanistan'dan getirildi. Organize suç örgütlerine yönelik mücadelemizde de önemli sonuçlar elde ettik."
Uzun süredir takip edilen dosyalarda da gelişme kaydedildiğini belirten Gürlek, "Redkitler suç örgütü lideri F.D. 13 Ağustos 2026 tarihinde ülkemize iade edildi. Son olarak 2020 yılında Arjantin'den iadesini talep ettiğimiz Camgözler suç örgütü yöneticisi S.K'nin ülkemize iadesine karar verildi. Dışişleri Bakanlığımızın 28 Temmuz 2026 tarihli bildiriminin ardından 31 Temmuz'da İçişleri ve Dışişleri Bakanlıklarımızla gerekli koordinasyon sağlandı ve şahsın Türkiye'ye getirilmesine yönelik seyahat programı oluşturuldu. S.K, 13 Ağustos'ta Arjantin'de teslim alındı, bu gece sularında İstanbul'a ulaşması planlanıyor." ifadesini kullandı.
Gürlek, şunları kaydetti:
"Aziz milletimiz müsterih olsun, suçlular için hiçbir ülke güvenli liman değildir. Nereye kaçarlarsa kaçsınlar, aradan ne kadar zaman geçerse geçsin Türk adaleti onların peşinde olacaktır. Bu süreçte yakın koordinasyon içinde çalıştığımız İçişleri Bakanlığımıza ve Dışişleri Bakanlığımıza, suçluların iadesi ve adli yardımlaşma süreçlerinde ülkemizle işbirliği yapan ülkelerin yetkili makamlarına teşekkür ediyorum."
ABD Ticaret Bakanlığı, temmuz ayına ilişkin perakende satış verilerini açıkladı.
Buna göre, perakende satışların tutarı temmuzda bir önceki aya kıyasla yüzde 0,6 azalarak 763,6 milyar dolara indi.
Ekim 2025'ten bu yana ilk kez azalış kaydeden perakende satışların bu dönemde yüzde 0,1 artması öngörülüyordu. Perakende satışların tutarı, haziran ayında yüzde 0,2 yükselmişti.
Perakende satışlar temmuzda yıllık bazda ise yüzde 5 artış gösterdi.
Söz konusu dönemde mağaza dışı perakendeciler, motorlu taşıt ve parça satıcıları, benzin istasyonları ile elektronik ve ev aletleri mağazalarındaki satışlar düştü.
Buna karşın, giyim mağazaları, sağlık ve kişisel bakım mağazaları, yapı malzemeleri ile bahçe ekipmanları mağazaları ile mobilya ve ev eşyası mağazalarındaki satışlarda artış görüldü.
Milyonları ekrana kilitleyen o görkemli dönem projeleri ve yüksek bütçeli dramalar, dışarıdan bakıldığında kusursuz birer tablo gibidir. Ancak o ihtişamlı sahnelerin arkasında; setin tozunu yutanların, gecesini gündüzüne katanların çok iyi bildiği yıpratıcı bir tempo ve sistemsel engeller vardır. Zırhını kuşanıp o sert sahnelerin içine bizzat giren Muhammed İnci, işin hem mutfağında bir yapımcı hem de önünde bir oyuncu olarak bu çarkın tüm ağırlığını omuzlayan bir isim.
İşte tam da bu yüzden, m.İnci Prodüksiyon’un vizyonunu ortaya koyarken sektöre net bir sınır çiziyor: Türk televizyon ve sinemasının omurgasını oluşturan büyük yapım ekollerinin kalitesinden asla ödün verilemez.
"Büyük Ekoller, Sektörel Engellere Kurban Edilemez"
Sektörün işleyişindeki yorucu süreçlerin, yaratıcı iradeyi kırmak için bir bahane olamayacağını belirten İnci, Türk yapım sektörünün dev isimlerine olan inancını şu net ifadelerle dile getirdi:
Bir projeyi ayakta tutan şey sadece tabelası değil, o projeye sinen ruhtur. Sektörün içinde karşılaşılan yorucu engeller veya operasyonel yükler insanı yorabilir; ancak vizyonumuzdan asla sapmayız. m.İnci Prodüksiyon olarak; Bozdağ Film, TIMS&B, Ay Yapım, TMC Film ve OGM Pictures gibi sektöre yön veren büyük yapım ekollerinin, ATV, TRT, Show TV ve Star TV gibi ana akım mecraların arkasındaki o dev vizyonun ve tavizsiz kalitenin sonuna kadar arkasındayız."
Sahanın Disiplini, Masanın Stratejisi
Magazin kulislerinin sığ gündemlerinden ve tüket-at popüler kültür anlayışından fersah fersah uzakta duruyor Muhammed İnci. O, sadece rolünü ezberleyip setten ayrılan biri değil; projenin ağırlığını sırtlayan, sahanın gerçekliğini yapım masasının stratejisiyle birleştiren bir vizyoner.
Kameranın karşısında hangi kararlı duruşu sergiliyorsa, yapımcı koltuğuna oturduğunda da aynı dikkati gösteriyor. Dijital dünyanın ve mekanik içeriklerin sektörü sarmaladığı bu dönemde o; insan emeğinin, gerçek mücadelenin ve büyük prodüksiyon gücünün inatçı savunucusu olmaya devam ediyor.
Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, öğretmenlerin bilgi, birikim, deneyim ve üretimlerini görünür kılmak amacıyla hayata geçirilen "ÖğretmenİZ" dergisi, öğretmenlerin kültürel, sanatsal ve edebi üretimlerini eğitim camiasıyla buluşturuyor.
Şimdiye kadar yayımlanan 10 sayıda 15 farklı kategoride öğretmenlerin eserlerine yer veren dergi, 297 öğretmenin yazı, şiir, öykü, deneme, seyahat yazısı, fotoğraf ve resim çalışmalarını okurlarla buluşturdu.
Dergi, kasımda öğretmenlik mesleğinin anlamına ve geleceğin dünyasına odaklanan iki özel sayıyla yayımlanmak üzere hazırlanıyor.
24 Kasım Öğretmenler Günü özel sayısı, "Bir Ömürlük İz" temasıyla öğretmenlik mesleğine odaklanacak. Özel sayıda öğretmenlerin kendi eserleri aracılığıyla mesleğe yükledikleri anlam, öğrencileriyle yaşadıkları unutulmaz anlar ve eğitim hayatında bıraktıkları izler ele alınacak.
Öğretmenlerin ilk derslerinden unutamadıkları öğrencilerine, meslek hayatlarında karşılaştıkları önemli dönüm noktalarından öğrencilerinin hayatlarında oluşturdukları değişimlere uzanan eserlerin yer alacağı sayıda anı, öykü, şiir, deneme ve köşe yazılarının yanı sıra resim, fotoğraf, başarı hikayeleri ve iyi uygulamalar da okurlarla buluşacak.
"Geleceğe Sözümüz Var" temasıyla iklim ve gelecek perspektifi yansıtılacak
COP31 özel sayısı ise "Geleceğe Sözümüz Var" temasıyla öğretmenlerin iklim, doğa, çevre, sürdürülebilirlik ve gelecek konularındaki düşünce ve üretimlerini bir araya getirecek.
9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya'da gerçekleştirilecek COP31 kapsamında Bakanlığın "Gençlik ve Eğitim" teması doğrultusunda hazırlanacak özel sayıda, öğretmenlerin geleceğin dünyasına ilişkin değerlendirmelerine ve eğitim perspektiflerine yer verilecek.
Özel sayıda iklim ve doğa konulu öykü ve anılar, şiir ve denemeler, iklim değişikliği ve yarının dünyasına odaklanan köşe yazıları, Yeşil Vatan, biyoçeşitlilik ve doğayla kurulan bağı yansıtan resim ve fotoğraflar ile iklim, çevre ve sürdürülebilirlik alanındaki başarı hikayeleri ve iyi uygulamalar okurlarla buluşacak.
Öğretmenlerin çocukları ve gençleri geleceğe hazırlama sorumluluğundan hareketle hazırlanan içeriklerle, eğitim dünyasının iklim ve sürdürülebilirlik gündemine ilişkin özgün bir bakış ortaya konulacak.
Özel sayılar için içerik gönderimleri 10 Eylül'e kadar ÖğretmenİZ sayfasının "İçerik Paylaş" sistemi üzerinden gerçekleştirilecek.
İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) verilerine göre, barajlardaki su seviyesi yaz aylarında yağışların azalmasının, sıcak havanın ve su tüketimindeki artışın da etkisiyle düşmeye devam ediyor.
Kentteki barajlar 11 Mayıs'ta yüzde 72,05'le yılın en yüksek doluluk seviyesine ulaşırken, doluluk oranı bugün itibarıyla yüzde 50'nin altına düşerek yüzde 49,94 olarak kaydedildi.
Doluluk oranı, Ömerli'de yüzde 71,05, Darlık'ta yüzde 67,7, Elmalı'da yüzde 80,7, Terkos'ta yüzde 42,12, Alibey'de yüzde 48,33, Büyükçekmece'de yüzde 35,05, Sazlıdere'de yüzde 28,37, Istrancalar'da yüzde 34,1, Kazandere'de yüzde 22,85, Pabuçdere'de yüzde 16,8 olarak ölçüldü.
Kente su sağlayan baraj ve göletler 868 milyon 683 bin metreküp biriktirme hacmine sahipken, su miktarı bugün itibarıyla 433,46 milyon metreküp olarak kaydedildi.
Barajlar dışında kente su sağlayan Melen ve Yeşilçay'dan da bu yıl 487,87 milyon metreküp su alındı.
İSKİ istatistiklerine göre, 14 Ağustos'taki baraj doluluk oranları 2016'da yüzde 57,14, 2017'de yüzde 66,82, 2018'de yüzde 68,35, 2019'da yüzde 63,59, 2020'de yüzde 52,67, 2021'de yüzde 62,92, 2022'de yüzde 62,12, 2023'te yüzde 33,81, 2024'te yüzde 53,02 ve 2025'te yüzde 47,32 olarak kaydedildi.
"Günde 3,5 milyon metreküpe yakın su kullanıyoruz"
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Toros, AA muhabirine, barajlardaki doluluk oranlarının son 10 yılın en düşük seviyelerinde olduğunu aktararak, "Son 10 yıldaki baraj doluluk oranlarına baktığımızda 2023'ün aynı döneminde yüzde 33,81, 2025'te yüzde 47,32, bu sene de yüzde 49,94. Yani son 10 yıldaki en düşük üçüncü yılımızı yaşıyoruz." dedi.
Barajlarda 433 milyon metreküp su bulunduğunu kaydeden Toros, "Günde yaklaşık 3-3,5 milyon metreküp su kullanıyoruz. Dün 3,46, bir gün önce 3,41 milyon metreküp su tüketmişiz. Yani günde 3,5 milyon metreküpe yakın su kullanıyoruz. Bu da 100 günde yaklaşık 350 milyon metreküpe denk geliyor." bilgisini paylaştı.
Toros, kentteki günlük su tüketiminin azaltılması gerektiğini belirterek, şöyle konuştu:
“En ekonomik çözüm, suyu verimli kullanmak. Mümkünse yağmur hasadı yapılmalı, parklarda, bahçelerde, sitelerde, apartmanlarda ve iş yerlerinde yağmur suyu yerinde biriktirilerek kullanılmalı. İstanbul'da milyonlarca ağaç var. Bu ağaçların diplerinde yağış sırasında biriken suyun yer altına sızması da son derece önemli. Havalar sıcak gidiyor. Sıcaklık hem insanların hem de bitkilerin su ihtiyacını artırıyor. Var olan suyumuzu daha idareli ve verimli kullanmak, yağan yağmuru da yerinde biriktirmek, bu iki konuda kamuoyunda sürekli farkındalık ve duyarlılık oluşturulması gerekiyor.”
Kentte kişi başı su tüketimine değinen Toros, "İstanbul'da kişi başı günlük su kullanımı şu anda yaklaşık 200 litre. Bunu 100 litreye düşürmemiz lazım ki her yaz ve sonbahar 'Acaba susuz kalacak mıyız?' endişesini yaşamayalım. Bunun için her birimizin suyun her damlasını daha verimli kullanma konusunda çaba göstermesi şart. Su çok değerli. Bu değeri korumak için hepimizin elinden geleni yapması lazım." ifadelerini kullandı.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Meteoroloji Genel Müdürlüğü Hava Tahmin Uzmanı Mehmet Özdemirci, AA muhabirine, hafta sonu beklenen hava tahminine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Yarın özellikle yurdun güney ve doğu kesimlerinde yağış beklendiğini belirten Özdemirci, Orta ve Doğu Karadeniz, Doğu Anadolu'nun kuzey ve batısı, Doğu Akdeniz, Batı Akdeniz'in iç kesimleri ile İç Ege'de aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak görüleceğini söyledi.
Yağışların Artvin ve Ardahan çevrelerinde yer yer kuvvetli olacağını bildiren Özdemirci, pazar günü de İç Ege, Akdeniz, İç Anadolu'nun kuzey ve batısı ile doğu kesimleri ve Orta ve Doğu Karadeniz'de sağanak beklendiğini aktardı.
Özdemirci, "Yağışların ülkemizin kuzeydoğu kesimlerinde, Rize, Artvin, Kars ve Ardahan çevrelerinde yer yer kuvvetli olmasını bekliyoruz." diye konuştu.
Pazartesi günü de yurdun güney ve doğu kesimleri başta olmak üzere birçok bölgede yağış görüleceğini dile getiren Özdemirci, İç Ege, Batı Akdeniz'in iç kesimleri, Doğu Akdeniz, İç Anadolu'nun kuzeybatısı ve doğusu, Orta ve Doğu Karadeniz ile Doğu Anadolu'nun kuzey ve batısında yağış beklendiğini ifade etti.
Sivas ve Kayseri çevrelerinde de yağış görüleceğini anlatan Özdemirci, Gümüşhane, Bayburt, Artvin ve Ardahan çevrelerinde yağışların yer yer kuvvetli olacağını kaydetti.
Özdemirci, hava sıcaklıklarının halen mevsim normallerinin biraz üzerinde seyrettiğini belirterek, önümüzdeki günlerde kuzey kesimlerde sıcaklıkların azalacağını ve yer yer mevsim normalleri civarına gerileyeceğini bildirdi.
Hafta sonu batı bölgelerinde kuvvetli rüzgarın da etkili olacağını bildiren Özdemirci, "Marmara Bölgesi genelinde, Kuzey ve Kıyı Ege'de kuzey ve kuzeydoğu yönlerden saatte 50 ila 70 kilometre hızla kuvvetli rüzgar bekliyoruz. Vatandaşlarımızı ve ilgilileri kuvvetli rüzgara karşı da uyaralım." dedi.
Üç büyükşehirde hava durumu
İstanbul'da hafta sonu yağış beklenmediğini vurgulayan Özdemirci, havanın parçalı ve az bulutlu olacağını, cumartesi ve pazar günü kuvvetli rüzgarın etkili olacağını, sıcaklıkların ise 29-30 derece civarında seyredeceğini aktardı.
Özdemirci, İzmir'de de yağış beklenmediğini, parçalı ve az bulutlu havanın hakim olacağını ifade ederek, hafta sonu yer yer kuvvetli rüzgar görüleceğini, sıcaklıkların ise 34-35 derece civarında olacağını bildirdi.
Ankara'da cumartesi ve pazar günü yağış beklenmediğini, havanın parçalı ve az bulutlu olacağını, sıcaklıkların 29-30 derece civarında seyredeceğini belirten Özdemirci, başkentte pazartesi öğle saatlerinden sonra yerel sağanak beklendiğini, sıcaklığın 30 derece civarında olacağını kaydetti.
Atiker, yayımladığı mesajda, geride kalan süreçte Konyaspor'un bugününü güçlendirmek, geleceğini daha sağlam temeller üzerine inşa etmek adına önemli adımlar attıklarını ifade etti.
Şimdi yeni hedeflerin, yeni mücadelelerin ve yazılacak yeni bir hikayenin olduğunu vurgulayan Atiker, şunları kaydetti:
"Bizim en büyük gücümüz bu armaya duyduğumuz sevgi, Konyaspor'umuza olan inancımız ve her şartta yanımızda duran büyük camiamızdır. Yönetim olarak sorumluluğumuzun ve bize duyulan güvenin farkındayız. Sahada futbolcularımızın mücadelesi, tribünde taraftarımızın desteği ve şehrimizin birlikteliğiyle Konyaspor'umuzu hep birlikte daha ileriye taşıyacağımıza yürekten inanıyorum. Yeni sezonun Konyaspor’umuza, güzel şehrimiz Konya'ya ve büyük Konyaspor taraftarına sağlık, başarı ve hayırlar getirmesini diliyorum. Hep birlikte, omuz omuza, daha güçlü bir Konyaspor için."
Şirketten yapılan açıklamaya göre, bu yıl organizasyon, CEV Trendyol EuroVolley 2026 Kadınlar Avrupa Voleybol Şampiyonası-(CEV Trendyol EuroVolley 2026 Women) adıyla düzenlenecek. Sponsorluk, Türkiye, Azerbaycan, Çekya ve İsveç'te gerçekleştirilecek turnuvanın tamamını kapsayacak.
Turnuva kapsamında grup aşamasından finale kadar toplam 25 karşılaşma İstanbul'da oynanacak. Farklı ülkelerin milli takımları, federasyon temsilcileri ve voleybol tutkunları şampiyona boyunca İstanbul’da ağırlanacak.
Yarı final ve final karşılaşmalarının da İstanbul'da gerçekleştirilmesiyle şehir, Avrupa kadın voleybolunun merkezine dönüşecek.
Trendyol, isim sponsorluğu kapsamında saha içinde farklı alanlarda görünürlük sağlamanın yanı sıra turnuvaya özel aktivasyonlar da gerçekleştirecek. İstanbul'da kurulacak Trendyol taraftar alanında, teknoloji ile sporu bir araya getiren özel deneyimler sunulacak. Böylece voleybolseverler, etkileşimli uygulamalar ve farklı etkinliklerle turnuva heyecanını saha dışında da yaşayabilecek.
Söz konusu işbirliği, Trendyol'un sporun farklı branş ve kademelerine yayılan uzun vadeli desteğinin yeni bir halkasını oluşturuyor.
Süper Lig ve 1. Lig'den Türkiye Futbol ve Voleybol Milli Takımlarına, olimpik ve paralimpik sporculardan Türkiye Voleybol Federasyonu ile voleybolun tabanını güçlendiren ve çocukların erken yaşta sporla buluşmasını destekleyen Fabrika Voleybol Okullarına kadar Türk sporunun farklı seviyelerinde yer alan Trendyol, Uluslararası Olimpiyat Komitesi ve EuroLeague Final Four gibi spor organizasyonlarındaki iş birlikleriyle de spora verdiği desteği küresel alana taşıyor.
CEV Trendyol EuroVolley 2026 Kadınlar Avrupa Voleybol Şampiyonası, 21 Ağustos'ta başlayacak ve 6 Eylül'e kadar sürecek.
Trendyol'dan kadın voleybolunun görünürlüğüne destek
Açıklamada görüşlerine yer verilen Trendyol Grubu Başkanı Çağlayan Çetin, Türk voleyboluna uzun süredir verdikleri desteği, CEV Trendyol EuroVolley 2026 Kadınlar Avrupa Voleybol Şampiyonası isim sponsorluğuyla uluslararası boyuta taşıdıklarını belirtti.
Turnuvanın bu yıl Trendyol isim sponsorluğuyla düzenlenecek olmasından gurur duyduklarını anlatan Çetin, "Türkiye'nin ev sahipliği yapacağı bu önemli organizasyonda Milli Takımımızın ve Türk voleybolunun yanında yer alırken, teknolojiyle sporu buluşturan deneyimlerle voleybolseverlerin turnuva heyecanını daha güçlü biçimde yaşamasına katkı sağlayacağız." ifadelerini kullandı.
CEV Başkanı Roko Sikiric, işbirliğinin, turnuvalarına artan ilginin bir göstergesi olduğunu vurgulayarak, Trendyol ile birlikte EuroVolley'in ve kadın voleybolunun görünürlüğünü daha da ileri taşıyacaklarına inandıklarını kaydetti.
Kayseri Büyükşehir Belediyesinin yatırımlarıyla kış turizminin önemli adreslerinden biri haline gelen Erciyes Kayak Merkezi, her yıl binlerce yerli ve yabancı turisti ağırlıyor.
"Erciyes Master Planı"nın hayata geçirildiği 2011 yılında kayak merkezinde 1000 olan yatak kapasitesi, özel yatırımcıların ilgisiyle 3 katına çıktı.
Erciyes AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Zafer Akşehirlioğlu, AA muhabirine, master planının başladığı yıllarda Erciyes Dağı'nda sadece küçük özel otellerin ve bazı kurumların misafirhanelerinin bulunduğunu söyledi.
Master planıyla Tekir Göleti etrafına otel arazilerinin oluşturulduğunu vurgulayan Akşehirlioğlu, "Master planıyla oluşturulan otel arsaları önce satışa çıkarıldı. Arsayı alan firmalar hemen inşaatlara başladılar. 2011 yılında master projenin başlangıcında burada kamu misafirhaneleri de dahil 1000 yatak sayısına sahiptik. Şimdi ise 21 otelde 3 binden fazla yatak sayısına ulaştık." diye konuştu.
Akşehirlioğlu, devam eden otel inşaatlarının bulunduğunu ve yatak kapasitesinin her yıl artacağını dile getirdi.
Erciyes'e gelen misafirlerin sadece dağdaki otel yatırımlarına değil, şehir otellerinin de gelişmesine katkı sağladığına dikkati çeken Akşehirlioğlu, şöyle devam etti:
"Kayak merkezimizin şehir merkezine yakınlığı nedeniyle şehirdeki otellerimiz de buraya hizmet veriyor. Erciyes'teki master planının hayata geçmesiyle şehir merkezinde de otel sayısı artmaya başladı. Özellikle Erciyes'te pik dönemlerde misafirleri şehir otellerine yönlendiriyoruz ancak şehir otellerinde de boş yer bulmak zor oluyor. Erciyes, mutlaka şehirde de otel yatırımlarını tetiklemiştir. Şehirde de şu anda 10 bin civarında yatak kapasitemiz var. Bu sayı da giderek artacak."
"Erciyes'te turizmi 12 aya yaymış bulunuyoruz"
Otel yatırımcılarının master planı sonrasında buraya ilgi göstermelerinin önemli nedenleri olduğunu vurgulayan Akşehirlioğlu, şunları kaydetti:
"Bütün sistemin tek bir elden yönetilmesi, tek muhatabın Kayseri Büyükşehir Belediyesi olması gibi unsurlar otel yatırımcısına burayı cazip kıldı. Biz otel dışındaki kısımları misafirler için en konforlu hale getirdik. Aynı Avrupa'daki gibi 19 mekanik tesisle 112 kilometre pistlerde gönüllerince kayabiliyorlar. Otelcilerimiz de hizmeti dört dörtlük verdikten sonra burada aslında her şey yolunda gitmiş oluyor. Otel yatırımcısının projeye inanmaları da çok önemliydi. Biz artık sadece bir kayak merkezi değil, bir destinasyonuz. Erciyes, kayak sezonundan sonra kapısını kapatan bir merkez değil. Erciyes, 12 ay istifade edilen dört mevsim açık bir yer. Dolayısıyla pist sezonu bittikten sonra da yazın gelen takımlarla otellerin açık kalması sağlanır. Dolayısıyla Erciyes'te turizmi 12 aya yaymış bulunuyoruz."
Hyundai Motor Türkiye İzmit Fabrikası'nda düzenlenen "Hyundai IONIQ 3 Seri Üretim Başlangıç Töreni"nde konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, yeni nesil mobilite teknolojilerinde öncü ülkeler arasında yer alma vizyonunun meyvesi olan yatırımın, sektöre, sanayi ve teknoloji üssü Kocaeli'ye, ülkeye ve millete hayırlı olmasını diledi.
Kacır, küresel ekonominin adeta kabuk değiştirdiği, yerleşik kabullerin çatırdadığı bir dönemden geçildiğini, uluslararası ticarette maliyet avantajını merkeze alan anlayışın yerini, tedarik güvenliğini, teknoloji yetkinliğini ve stratejik dayanıklılığı önceleyen yeni yaklaşıma bıraktığını belirterek, teknolojinin gelişim ivmesiyle ülkelerin kritik teknolojilerde kendi kabiliyetlerini ve kapasitelerini genişletecek politikaları benimsediğini söyledi.
Özellikle gelişmiş ekonomilerin üretim altyapılarını tahkim etmek, kritik teknolojilerde yetkinlik kazanmak ve stratejik yatırımları kendi coğrafyalarına çekmek için daha etkin ve müdahaleci uygulamaları devreye aldığına işaret eden Kacır, "Ancak bu ülkelerde uzun yıllar boyunca sürdürülen, sanayiyi zayıflatan politikaların yol açtığı kayıpların bugün atılan adımlarla ne ölçüde telafi edilebileceği ise belirsizliğini koruyor. Jeopolitik gerilimler, artan enerji maliyetleri, verimlilik sorunları ve rekabet baskısıyla karşı karşıya kalan sanayi üretim endeksi, pandemi öncesi döneme göre Almanya'da yüzde 11,5, İtalya'da yüzde 5,8, Fransa'da ise yüzde 3,3 aşağıda seyrediyor. Aynı dönemde Türkiye'nin sanayi üretimini yüzde 31 düzeyinde artırmış olması ise araştırma ve inovasyon kapasitemizi güçlendiren desteklerimizin, planlı sanayileşmeyi yaygınlaştıran adımlarımızın, nitelikli insan kaynağına yaptığımız yatırımların ve katma değerli üretimi önceleyen politikalarımızın önemini açıkça ortaya koyuyor." diye konuştu.
Kacır, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde son 23 yılda uygulanan üretim ve yatırım odaklı ekonomi modeli sayesinde ihracatı 36 milyar dolardan 278 milyar dolara, imalat sanayi katma değerini 41 milyar dolardan 250 milyar doların üzerine çıkardıklarını dile getirerek, ülkeyi dünyanın sayılı üretim ve teknoloji geliştirme üsleri arasına taşıdıklarını vurguladı.
Bakan Kacır, "Üretim kabiliyeti ve küresel değer zincirleriyle kurduğu güçlü bağlarla Türkiye, bugün Çin'den sonra Orta Avrupa ortasına kadar uzanan geniş kuşakta ürün ve pazar çeşitliliği açısından en önde gelen ihracatçı ülkedir. Bu başarıları 'Güçlü Sanayi, Güçlü Türkiye' vizyonumuzu sahiplenen, üreten, geliştiren, yeniliğe cesaret eden girişimcilerimiz, sanayicilerimiz, mühendislerimiz ve emekçilerimizle elde ettik. Son 23 yılda üretimini 357 bin adetten 1,5 milyon adede, ihracatını ise 4,8 milyar dolardan 41,5 milyar dolara yükselten otomotiv sektörümüz, Türk sanayisinin lokomotif, öncü sektörleri arasındadır." dedi.
Ana sanayide 60 bin, yan sanayide ise 250 bine yakın kişi istihdam eden sektörün, oluşturduğu geniş değer zinciri ve güçlü çarpan etkisiyle lojistikten yazılıma, demir-çelikten elektroniğe pek çok alanda üretimi, yatırımı ve istihdamı beslediğini ve ülke ekonomisine yüksek katma değer sağladığını dile getiren Kacır, şöyle devam etti:
"Ülkemiz açısından böylesine stratejik sektörün rekabet gücünü artırmak ve teknoloji geliştirme kapasitesini derinleştirmek üzere Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak çok boyutlu destek mimarisini devreye aldık. 2002 yılından günümüze yatırım teşviklerimizle otomotiv ana ve yan sanayi firmalarına ait toplam 1,5 trilyon lira yatırım büyüklüğüne ulaşan 3 bin 880 projeye destek olduk, önünü açtık. Küresel rekabetin yeni şartlarını ve ülkemizin stratejik önceliklerini esas alarak yenilediğimiz teşvik sistemimizde, otomotiv sanayinde nitelikli yatırımlara sunduğumuz desteklerin kapsamını ve ölçeğini büyüttük. Otomotiv sektöründe toplam 57,4 milyar liralık yatırım büyüklüğüne sahip 6 projeyi, ülkemizin yüksek teknoloji ve katma değer odaklı kalkınma hedeflerini destekleyen Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi Programı kapsamında uygun finansman imkanlarıyla buluşturduk. Tarihimizin en büyük ölçekli yüksek teknoloji destek programı HIT-30'un mobilite ve batarya üretimine yönelik çağrılarıyla sektörümüzün dönüşümünü hızlandıracak stratejik yatırımlara kapsamlı destekler sunuyoruz."
"İlk kez uluslararası bir otomotiv üreticisi ülkemizde tam elektrikli binek araç üretimine başlıyor"
Bakan Kacır, başarılı bir sanayi politikasının temelinde, doğru teşvik ve destek araçlarını geleceği öngören, değişimi zamanında okuyabilen ve dönüşüme yön veren güçlü vizyonla buluşturmanın olduğunu belirterek, küresel otomotiv endüstrisinde bir devrin kapanıp yeni bir devrin açıldığı tarihi dönüşüme şahitlik ettiklerini söyledi.
Batarya maliyetlerinin azalması, yeşil dönüşüm hedefleri ile bağlantılı ve otonom sürüş teknolojilerindeki hızlı ilerlemenin otomotiv sektöründe değer zincirinin tüm halkalarını yeniden tanımladığını ve kullanıcıların elektrikli ve bağlantılı araçlara talebini yükselttiğine dikkati çeken Kacır, Milli Teknoloji Hamlesi ile teknoloji geliştirme ve üretmede iddia sahibi ülke olarak, küresel otomotiv endüstrisindeki gelişmeleri Türk otomotiv sanayisi için fırsat penceresine dönüştürmeye kararlı olduklarını vurguladı.
Kacır, bu vizyonun en somut adımlarından biri olarak yerli ve milli otomobil Togg'u elektrikli ve akıllı mobilite platformu olarak hayata geçirdiklerini dile getirerek şunları söyledi:
"Togg'u hiçbir zaman salt otomobil projesi olarak görmedik. Batarya teknolojilerinden yazılıma, güç elektroniğinden şarj altyapısına ülkemizde bütüncül mobilite ekosisteminin oluşmasına öncülük edecek teknoloji hamlesinin kritik halkası olarak kurguladık. Bugün Togg, binlerce emekçimizin çalıştığı otomotiv sanayimizin rekabet gücünü koruma, sektörümüzü yeni nesil teknolojilerle dönüştürme ve Türkiye'yi mobilitenin geleceğinde söz sahibi ülkeler arasına taşıma irademizin en güçlü yansımalarından biridir. Kuşkusuz, yeni mobilite vizyonumuzun başarıya ulaşması, Togg ile başlayan dönüşümün sektörümüzün geneline yayılmasıyla, yani elektrikli araçlarda üretim ölçeğimizi büyütmemiz, yeni yatırımları ve teknolojileri ülkemize kazandırmamızla mümkündür. Türkiye'de halihazırda üretim yapan küresel otomotiv firmalarının yeni nesil mobilite yatırımlarını ülkemize yönlendirmesi, mevcut üretim kapasitelerini elektrikli ve akıllı araç teknolojileriyle yenilemeleri bu nedenle ülkemiz için son derece kıymetlidir, önemlidir."
Bakan Kacır, 30 yıla yakın süredir faaliyette olan Hyundai Türkiye İzmit tesislerinin, Hyundai'nin Güney Kore dışında ilk ve en uzun süredir faaliyet gösteren denizaşırı üretim tesisi olarak bugüne kadar 13 farklı modelin banttan inişine şahitlik ettiğini belirterek, sağladıkları yatırım teşvikleriyle üretim kapasitesini 2002'den bu yana yıllık 50 binden 230 bine yükselten Hyundai Türkiye'nin 250 milyon avroluk yatırımla ilk aşamada yılda 30 bin IONIQ3 üreteceğini ifade etti.
Bu yatırımın Türkiye'yi yeni nesil mobilite yolculuğunda müstesna konuma taşıyan iki önemli hususunun bulunduğunu söyleyen Kacır, "Birincisi, ilk kez uluslararası bir otomotiv üreticisi ülkemizde tam elektrikli binek araç üretimine başlıyor. İkincisi ise araç yatırımını tamamlayıcı olan Hyundai MOBİS'in batarya yatırımıdır. Hyundai Türkiye'nin IONIQ 3 yatırımı, yeni nesil mobilite vizyonumuzun küresel otomotiv üreticileri nezdinde karşılık bulduğunun, ülkemizin güvenilir ve ölçeklenebilir üretim merkezi olarak konumlandırıldığının ispatıdır. Türkiye'yi elektrikli araç ve batarya teknolojilerinde küresel üretim üssü haline getirme hedefimizde aşılmış çok kıymetli bir eşiktir." dedi.
Kacır, Türkiye'nin köklü sanayi birikimi, güçlü tedarik ekosistemi, gelişmiş lojistik altyapısı ve geniş pazarlara erişim imkanıyla, yeni nesil mobilite yatırımlarının ölçeklenebileceği müstesna adreslerden biri olduğunu vurgulayarak, Gümrük Birliği ve imzalanan serbest ticaret anlaşmalarıyla yatırımcılara 1 milyarlık nüfusa engelsiz erişim imkanı sunduklarını kaydetti.
"Avrupa değer zincirlerinin en önemli oyuncularından biriyiz"
Türkiye'nin, Avrupa değer zincirlerinin en önemli oyuncularından biri olduğunun altını çizen Kacır, "1,6 trilyon dolarlık ekonomi ve 86 milyonluk nüfusumuzla geniş bir iç pazara sahibiz. Bugün birçok gelişmiş ülkede dahi bulunmayan ulaştırma ağını son 23 yılda oluşturduk. Türkiye'nin yollarındaki araç sayısını 7 milyon 600 binden 33 milyon 600 bine yükselttik. Bu alanda elektrifikasyonu hızlandırdık. Halihazırda elektrikli araç sayımız 450 bini geçti. Bu yıl tam elektrikli araçların yerel pazarımızdaki payı yüzde 17'yi aştı. 2030 yılına geldiğimizde Türkiye'nin yollarında 1,5 milyondan fazla elektrikli araç olacak." ifadesini kullandı.
Kacır, bu yatırımın, yeni nesil mobilite ekosisteminde yeni projelerin önünü açacağına, yeni yatırım kararlarını cesaretlendireceğine inandığını, Türkiye ile Güney Kore arasındaki köklü dostluğun pekişmesine ve yeni ortaklıklarla taçlanmasına vesile olacağını belirterek, "Arzumuz, Hyundai'nin yatırım iradesinin Güney Kore'deki şirketler için örnek teşkil etmesidir. Zira iki ülke arasındaki yatırım işbirliğinde birlikte değerlendirebileceğimiz halen büyük potansiyel bulunuyor. Türkiye olarak yatırım yapan, üreten, teknoloji geliştiren, nitelikli istihdam oluşturan ve ülkemizi küresel değer zincirlerinde daha ileri noktalara taşıyan tüm yatırımcıların yanında olmaya devam edeceğiz." diye konuştu.
Törende, Hyundai Motor Türkiye CEO'su YongJin Alex Kim, Hyundai Motor Avrupa Başkanı ve CEO'su Xavier Martinet, Kibar Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kibar ve Güney Kore'nin Ankara Büyükelçisi Boo Sukjong da konuşma yaptı.
Törene, Kocaeli Valisi İlhami Aktaş, AK Parti Kocaeli Milletvekili Mehmet Akif Yılmaz, Yeni Parti Kocaeli Milletvekili Nail Çiler, Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Berna Abiş, siyasi partilerin il temsilcileri, Hyundai yetkilileri ve çalışanları katıldı.
Bakan Kacır, tören alanına seri üretimine başlanacak Hyundai IONIQ 3 ile geldi.
Törenin sonunda Bakan Kacır, Vali Aktaş, YongJin Alex Kim, Xavier Martinet ve Ali Kibar, Hyundai IONIQ 3'ün kaputuna imza attı.
Romanya Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, ülkenin Ukrayna ile sınırı yakınlarında bulunan Tulcea'daki Luncavita bölgesindeki ormanlık alana bir İHA'nın düştüğü belirtildi.
Sınıra 5 kilometre uzaklıkta bir alana düşen İHA'nın can kaybı veya maddi hasara neden olmadığı, alçak seviyede uçması nedeniyle radar sistemlerince tespit edilemediği kaydedildi.
Açıklamada, İHA'nın düşmesiyle oluşan patlamanın ardından çıkan yangına itfaiye ekiplerinin müdahale ettiği, İHA'nın hangi ülkeye ait olduğunun henüz bilinmediği ve saha çalışmalarının devam ettiği belirtildi.
Romanya Acil Durum Müdürlüğü ise İHA'nın düşmesinin ardından Tulcea bölgesinde 90 dakikalık "kırmızı uyarı" ilan edildiğini bildirdi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, NSosyal hesabından, Mısır'a gerçekleştirdiği ziyarete ilişkin paylaşımda bulundu.
Ziyaretin, iki ülkenin "mükemmel düzeyde" seyreden ikili işbirliği ve bölgedeki gelişmeleri ele almak bakımından son derece önemli bir fırsat teşkil ettiğini belirten Fidan, "Samimi misafirperverlikleri için başta değerli mevkidaşım ve kardeşim Bedr Abdulati olmak üzere tüm Mısırlı yetkililere teşekkür ediyorum." ifadesini kullandı.
Fidan, ziyaret kapsamında Mısırlı mevkidaşı Abdulati ile Türkiye-Mısır Ortak Planlama Grubu İkinci Toplantısı'na eş başkanlık ettiklerini vurgulayarak, "Ayrıca Mısır Genel İstihbarat Servisi Başkanı Hasan Reşad ve Arap Ligi Genel Sekreteri Nebil Fehmi’yle görüştük. İkili ticaretimizi artıracak, ekonomik ilişkilerimizi çeşitlendirecek ve ülkelerimiz arasındaki bağlantısallığı güçlendirecek anlaşmaları imzaladık." değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye ve Mısır'ın, tarihin ve coğrafyanın kendilerine yüklediği sorumluluğun bilinciyle hareket eden iki büyük devlet olduğuna işaret eden Fidan, "Ülkelerimiz arasındaki işbirliğinin güçlenmesi, yalnızca halklarımızın ortak menfaatlerine değil; bölgemizde barış, istikrar ve refahın tesisine de hizmet etmektedir. Bu anlayış ve Cumhurbaşkanlarımızın vizyonu doğrultusunda omuz omuza çalışmaya ve ilişkilerimizi karşılıklı güven ve ortak çıkarlarımız temelinde derinleştirmeye devam edeceğiz." ifadelerine yer verdi.
Turki Al-Sheikh, yaptığı yazılı açıklamada, 2027 İspanya Süper Kupa organizasyonunun İstanbul'da gerçekleştirilecek olmasından dolayı büyük memnuniyet duyduklarını belirtti.
İstanbul'un ev sahipliği yapacağı organizasyonun "harika bir ilişkinin sadece başlangıcı" olduğunun altını çizen Turki Al-Sheikh, "1,5 ay önce İstanbul'da kardeşim Bilal Erdoğan ile bir araya geldiğimizde, beraberimizde pek çok sürpriz getireceğimizin sözünü vermiştik. Öncelikle Yüce Allah'a şükrediyorum (Elhamdülillah); ardından bu etkinlikte bize destek veren, her türlü imkanı sağlayan ve bu işi yapmamız için onay veren Majesteleri Kral Selman'a ve liderimiz Majesteleri Prens Muhammed bin Selman'a teşekkürlerimi sunuyorum." ifadelerini kullandı.
Organizasyonun İstanbul'da düzenlenmesi noktasında verilen destekten dolayı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a teşekkür eden Turki Al-Sheikh, şöyle devam etti:
“Ayrıca, verdiği tüm destekler ve bu etkinliğin İstanbul'da düzenlenip burada büyük işlere imza atılması yönündeki talimatları için Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a şükranlarımı iletiyorum. Yine, bu sürecin her aşamasında emek veren, işlerin tamamlanmasını sağlayan ve İstanbul'daki organizasyonu kolaylaştıran kardeşim Bilal Erdoğan'a da teşekkür ediyorum. Söz veriyoruz; büyük bir başarıya sahne olacak muazzam bir etkinlik gerçekleştireceğiz. İnşallah şubat ayında sanatçıların da katılımıyla, sürprizlerle dolu harika bir gecede buluşacağız. Tekrar ifade etmek isterim ki bu, yüzlerce, hatta binlerce yıllık köklü ilişkilere sahip iki büyük ülke arasındaki pek çok sürprizin sadece başlangıcıdır.”
Açıklamada, Riyadh Season'ın, Türkiye Futbol Federasyonu işbirliğinde İspanya Futbol Federasyonu ile Suudi şirket Sela arasında yapılan anlaşma kapsamında İstanbul'da düzenlenecek organizasyona sponsor olduğu da duyuruldu.
Ayrıca İstanbul'da gerçekleştirilecek organizasyonun, ülkenin eğlence sektörünü düzenleyen ve geliştiren Suudi Arabistan Genel Eğlence Kurumu ve Riyadh Season'ın uluslararası spor etkinliklerindeki sürekli varlığının bir parçası olarak görüldüğü ifade edildi.
Atletico Madrid, Barcelona, Real Madrid ve Real Sociedad'ın mücadele edeceği organizasyonda maçlar, 2-7 Şubat'ta Atatürk Olimpiyat Stadı'nda oynanacak.
Kulüpten yapılan açıklamada, "2026-2027 sezonu öncesindeki transfer çalışmalarımız kapsamında Daron Russell ile anlaşma sağladık. Geçtiğimiz sezon U-BT Cluj-Napoca ile Romanya Ligi, Romanya Kupası ve Romanya Süper Kupası şampiyonluklarını yaşayan Russell, Romanya Ligi Finalleri MVP'si (En Değerli Oyuncu) seçildi. Russell'a ailemize 'hoş geldin' diyor, başarılı bir sezon diliyoruz." ifadeleri kullanıldı.
Romanya vatandaşlığı da bulunan 28 yaşındaki oyuncu, Türkiye'de daha önce Galatasaray MCT Technic, Manisa Büyükşehir Belediyespor ve Karşıyaka formalarını giydi.
İçişleri Bakanlığının açıklamasında, Emniyet Genel Müdürlüğü Interpol Europol Daire Başkanlığı, KOM ve İstihbarat Başkanlıkları, Dışişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı koordinesinde yürütülen çalışmalar sonucu kırmızı bültenle uluslararası seviyede aranan organize suç örgütü elebaşı Serkan Kurtuluş'un Arjantin'de yakalandığı ve bugün Türkiye'ye iade edildiği belirtildi.
Açıklamada, Kurtuluş'un "tasarlayarak öldürme", "kasten öldürme", "suç işlemek amacı ile örgüt kurma", "suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla birden fazla kişi tarafından silahla yağma", "silahla birden fazla kişiyle var olan suç örgütünün korkutucu gücünden yararlanmak suretiyle zincirleme şekilde tehdit" suçlarından arandığı ifade edildi.
"Çelik irademizden kurtulamazlar"
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, organize suç örgütü elebaşı Kurtuluş'un Türkiye'ye iadesine ilişkin NSosyal hesabından yaptığı açıklamada, şunları kaydetti:
"Nereye kaçarlarsa kaçsınlar çelik irademizden kurtulamazlar. Dünyanın öbür ucuna bile kaçsalar, çete elebaşlarını tek tek buluyor, ülkemize getiriyor ve yüce Türk adaletine teslim ediyoruz. Suç işleyip sınırlarımızın ötesine kaçarak kurtulacağını sananlar, bugün devletimizin nefesini enselerinde hissediyorlar. İçişleri Bakanlığı olarak hedefimiz net, irademiz çeliktendir. Sokaklarımızda milletimizin huzurundan başka hiçbir güce geçit vermeyeceğiz. Türkiye, suçluların sığınabileceği bir yer değil, adaletin ve güvenliğin kalesidir."
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, sosyal medya hesabından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın AK Parti'nin kuruluşunun 25. yılı dolayısıyla Suudi Arabistan merkezli Al Arabiya için kaleme aldığı "AK Parti, Milletle Birlikte Yazılan Çeyrek Asırlık Dönüşüm Hikayesi" başlıklı makalesine ilişkin paylaşım yaptı.
Makalenin Al Arabiya'da Arapça ve İngilizce yayımlandığını aktaran Duran, "Sayın Cumhurbaşkanımız, AK Parti'nin 25'inci kuruluş yılı vesilesiyle kaleme aldığı makalesinde, çeyrek asırlık siyasi yürüyüşü yalnızca bir partinin hikayesi olarak değil; milletle birlikte yazılan büyük bir Türkiye dönüşümünün tarihi olarak ortaya koydu. 'Artık Türkiye'de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.' sözüyle başlayan bu yürüyüşün en güçlü dayanağının millet iradesi olduğunu bir kez daha vurguladı." değerlendirmesini yaptı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın demokrasiden kalkınmaya, eğitimden sağlığa, savunma sanayisinden enerjiye ve ileri teknolojiye uzanan kazanımları hatırlattığını ve Türkiye'nin artık kendi hedeflerini belirleyen, kendi imkanlarına güvenen ve geleceğini kendi iradesiyle şekillendiren bir ülke olduğunun altını çizdiğini belirten Duran, şunları kaydetti:
"KAAN'dan TOGG'a, milli savunma sistemlerinden uzay programına uzanan atılımlar, Türkiye'nin stratejik bağımsızlık yolculuğunda ulaştığı seviyenin güçlü birer nişanesidir. Makalenin dikkat çeken mesajlarından biri de geçmişin başarılarıyla yetinmeyen, kendisini sürekli yenileyen bir siyaset anlayışıdır. Cumhurbaşkanımız; milletimizin değişen beklentilerinin, gençlerimizin gelecek arayışlarının ve ekonomik güçlüklerin açık yüreklilikle değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, 'Bizi geleceğe taşıyacak olan reform irademiz ve değişime öncülük etme kabiliyetimizdir.' mesajını verdi.
25 yıllık tecrübenin ardından istikamet yine millet, hedef ise Türkiye Yüzyılı… Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu vizyon; demokrasisi güçlü, ekonomisi üretken, teknolojide öncü, dış politikada etkili ve toplumsal dayanışması sağlam bir Türkiye’yi Cumhuriyetimizin ikinci asrında çok daha ileriye taşımaktır. Çeyrek asırlık birikim, şimdi Türkiye Yüzyılı'nın yeni atılımlarına dönüşüyor."
Meteoroloji Genel Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, Marmara'da rüzgarın, bugün öğle saatlerinden itibaren kuzey ve kuzeydoğu yönlerden 6 ila 8 kuvvetinde fırtına şeklinde eseceği tahmin ediliyor. Fırtınanın, cumartesi günü akşam saatlerinden sonra etkisini kaybetmesi bekleniyor.
Kuzey Ege'de ise yarın günün ilk saatlerinden itibaren kuzey ve kuzeydoğu yönlerden 6 ila 8 kuvvetinde fırtına şeklinde eseceği tahmin edilen rüzgarın akşam saatlerinden sonra etkisini kaybetmesi bekleniyor.
Orta Ege'nin açıklarında da rüzgarın bugün akşam saatlerinden sonra kuzey ve kuzeybatı yönlerden 6 ila 8 kuvvetinde, fırtına şeklinde esmesi, fırtınanın cumartesi günü gece saatlerinde sona ermesi öngörülüyor.
Vatandaşların ulaşımda aksamalar gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olması gerekiyor.
TÜBİTAK Gökyüzü Gözlem Etkinliği, Afyonkarahisar'ın tarihi ve doğal güzellikleriyle öne çıkan Emre Gölü'nde ziyaretçilerini ağırlıyor.
Gündüz güneşin üzerindeki lekelerin gözlemlendiği, gece ise Perseid meteor yağmurunun izlendiği etkinlik, yüzlerce gökyüzü meraklısına ev sahipliği yapıyor.
Katılımcılardan Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Öğretim Görevlisi Dr. Cihan Tuğrul Tezcan, AA muhabirine, etkinliğe ilk kez katıldıklarını ve ziyaretçilerin ilgisinden son derece memnun olduklarını söyledi.
Rasathanenin Fatih Gökmen tarafından 1920 yılında kurulduğunu dile getiren Tezcan, 20 santimetre açıklıktaki teleskopla gökyüzünün gözlemlenmesi için adım atıldığını anlattı.
Tezcan, kesintisiz gözlemlere ise 1947 yılında başlanabildiğini belirterek, "Kağıda güneşin görüntüsünü doğrudan yansıtarak, güneş lekelerini kağıdın üzerinde işaretliyoruz. 1947'den bu yana her gün yaptığımız bu kayıtları elimizde tutuyoruz, bu lekeleri tanımlayıp numaralandırıyoruz, uluslararası veri merkezlerine gönderiyoruz. Böylece güneş lekelerinin evrimsel yapısını, süreçlerini ve aktivite dönemlerini belirleyip inceleme şansı yakalıyoruz." diye konuştu.
Daha sağlıklı verilere ulaşılabiliyor
Kandilli Rasathanesinin tarihi misyonuna dikkati çeken Tezcan, kullandıkları geleneksel yöntemi uluslararası rasathanelerin de uyguladığına işaret etti.
Tezcan, bu yöntemle güneşe dair kaybolmayacak bir veri tuttuklarını vurgulayarak, şu bilgileri paylaştı:
"Arşivlerimizde bu verileri hem fiziksel hem de dijital olarak tutuyoruz. Teleskopla yeryüzünden doğrudan bir gözlem yapacağınız zaman hem göz sağlığınızı korumak hem çözünürlüğü yükseltmek hem de kameranın ömrünü uzatmak için filtreler kullanmamız gerekiyor. Ancak biz bu yöntemle beyaz ışığı doğrudan kullanarak yüzey lekelerini filtresiz şekilde yüksek çözünürlükle elde etmiş oluyoruz. Normalde sadece kameranın çözünürlüğüyle yetinmeniz gerekirken, biz bu geleneksel yöntemle optik sistemin kırınım limitini kullanarak gözlem yapıyoruz. Böylece daha sağlıklı verilere ulaşmış oluyoruz."
Adli Bilişim Uzmanı ve Diriliş Postası yazarı Prof. Dr. Ali Murat Kırık, araç ve konut ilanlarında kullanılan “Ödeme İste” yöntemiyle yapılan dolandırıcılıklara karşı vatandaşları uyardı.
Siber dolandırıcıların, kapora göndereceklerini söyleyerek karşı tarafın IBAN’ını “Ödeme İste” sistemine yazdığını belirten Kırık, talebi gören kişinin kapora alacağını düşünerek işlemi onaylaması halinde paranın kendi hesabından çıktığını söyledi.
Kırık, vatandaşların işlem öncesinde talebin açıklama bölümünü ve hesap bilgilerini mutlaka kontrol etmesi gerektiğini vurguladı. Kapora işlemlerinde açıklama kısmına ilan ve ödeme amacının açıkça yazılmasının önemine dikkat çekti. Dolandırıldığını fark edenlerin vakit kaybetmeden bankalarıyla iletişime geçmesi gerektiğini belirten Kırık, banka kayıtları, ekran görüntüleri ve diğer belgelerin saklanarak savcılığa suç duyurusunda bulunulmasını önerdi.
Güvenli alışveriş sistemlerinin “komisyon ödemeyelim” gibi bahanelerle devre dışı bırakılmaması gerektiğini de ifade eden Kırık, kendisini noter, savcı veya hakim olarak tanıtan kişilerin telefonla para ya da işlem onayı istemeyeceğini belirterek vatandaşların bu tür yönlendirmelere itibar etmemesi gerektiğini söyledi.
Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, 14 Ağustos 2001'de Türkiye'nin 39. partisi olarak Türk siyasi hayatına giren AK Parti, siyasetteki 25'inci yılını kutluyor.
AK Parti, Eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğindeki "Erdemliler Hareketi" tarafından kuruldu.
Erdoğan'ın kuruluş ilanındaki "Bugün Türk siyaset tarihine, hizmete sevdalı insanların kurduğu AK Parti'nin doğum günü olarak geçecek ve bugünden sonra, Türkiye'mizde artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak." vurgusu, Türk siyasi tarihinde yeni bir dönemin başlangıcı kabul edildi.
Kuruluş sürecinin tamamlanmasının ardından 16 Ağustos'ta düzenlenen AK Parti Kurucular Kurulu Toplantısı'nda Erdoğan, oy birliğiyle genel başkanlığa seçildi. Böylece AK Parti'nin, 4 başbakan ve 2 cumhurbaşkanı çıkararak seçim zaferleriyle şekillenen siyasi yolculuğu başlamış oldu.
AK Parti, kuruluşundan 15 ay sonra "Tek başına, iş başına" sloganıyla, siyasi yasaklı olması sebebiyle lideri Erdoğan'dan mahrum girdiği 3 Kasım 2002'deki genel seçimden yüzde 34,28'lik oy oranıyla birinci parti olarak çıktı ve Abdullah Gül'ün başkanlığında 58. Cumhuriyet Hükümeti kuruldu.
Siyaset yolu açıldı
Genel Başkan Erdoğan, Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 312. maddesinde yapılan değişiklikle siyasi yasağının kalkmasının ardından, 9 Mart 2003'te Siirt'te yenilenen seçimlerde milletvekili seçilerek TBMM'ye adımını attı.
Abdullah Gül başkanlığındaki 58. Hükümet'in istifası sonrasında, 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından hükümeti kurmakla görevlendirilen Erdoğan, 15 Mart 2003'te 59. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni kurdu ve başbakanlık koltuğuna oturdu.
Yeni seçimler, yeni başarılar
AK Parti, Erdoğan'ın başbakanlığında kurulan hükümetin ardından ilk seçim sınavını 2004 Mahalli İdareler Seçimleri'nde verdi.
Seçimlerden yüzde 41,7 oy oranıyla birinci parti olarak çıkan AK Parti, 12'si büyükşehir olmak üzere toplam 1750 belediyede yönetimi devraldı.
2007 genel seçimlerinde oy oranını yüzde 46,58'e yükselterek tek başına iktidarını koruyan AK Parti, 2009 yerel seçimlerini de en yüksek oy oranıyla tamamladı.
İktidar partisine kapatma davası
Eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın hazırladığı, Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan'ın da aralarında bulunduğu 71 kişi hakkında 5 yıl süreyle siyaset yasağı talebiyle birlikte AK Parti'nin kapatılmasını içeren iddianame, 14 Mart 2008'de Anayasa Mahkemesi'ne sunuldu.
Anayasa Mahkemesi'nin iddianameyi 31 Mart 2008'de kabul etmesiyle AK Parti açısından yeni bir süreç başladı.
Siyasi tarihe "Google iddianamesi" olarak geçen iddianamenin kabul edilmesinin ardından dava, 30 Temmuz 2008'de karara bağlandı.
Mahkeme üyelerinden 6'sı partinin kapatılması yönünde, 5'i ise buna karşı oy kullandı. Ancak Anayasa'da öngörülen nitelikli çoğunluk sağlanamadığından AK Parti hakkında açılan kapatma davası reddedildi.
2010 halk oylaması
AK Parti'nin önemli siyasi sınavlarından biri de 12 Eylül darbesinin 30'uncu yılına denk gelen ve 1982 Anayasası'nda değişiklik öngören düzenlemeye ilişkin 2010'daki halk oylaması oldu. Bu halk oylamasında sandıktan yüzde 57,88 oranında "evet" oyu çıktı.
2011 genel seçimlerinde AK Parti yüzde 49,83 oy oranını yakalarken 2014 yerel seçimlerinde ise yüzde 45,54 destek alarak 18'i büyükşehir olmak üzere toplam 818 belediye başkanlığını kazandı.
Halk iradesiyle seçilen ilk cumhurbaşkanı
Cumhurbaşkanı Gül'ün görev süresinin dolmasının ardından 10 Ağustos 2014'te yapılan seçimde Recep Tayyip Erdoğan, yüzde 51,79 oy oranıyla halk tarafından doğrudan seçilen ilk, Türkiye'nin ise 12. Cumhurbaşkanı oldu.
Erdoğan'ın cumhurbaşkanı seçilmesiyle AK Parti Genel Başkanlığı görevini Konya Milletvekili Ahmet Davutoğlu üstlendi.
Davutoğlu'nun genel başkanlığında ilk sınavını 7 Haziran 2015'teki genel seçimlerde ve ardından yapılan 1 Kasım 2015 erken seçimlerinde veren AK Parti, 1 Kasım'da tek başına iktidarı elde etti.
AK Parti'nin 22 Mayıs 2016'da düzenlenen 2. Olağanüstü Kongresi'nde, partinin kurucularından Binali Yıldırım Genel Başkan seçildi. Yıldırım, 65. Hükümeti kurarak Başbakan oldu.
FETÖ'nün 15 Temmuz darbe girişimi ve Cumhur İttifakı'nın doğuşu
Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016'daki Türkiye tarihinin en kanlı darbe girişimi, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Milletimizi, illerimizin meydanlarına, havalimanlarına davet ediyorum." yönündeki çağrısı üzerine vatandaşların tankların önüne geçerek demokrasiyi sahiplenmesiyle engellendi.
15 Temmuz sonrasında darbe girişimine karşı AK Parti ile MHP'nin sergilediği ortak dayanışma, Cumhur İttifakı'nın temelini oluşturdu.
AK Parti, 16 Nisan 2017'de yapılan halk oylamasıyla Türkiye için önemli bir adım attı.
Türkiye için yeni bir dönemin kapılarının aralandığı 16 Nisan 2017'deki halk oylamasının temelleri, Başbakan Binali Yıldırım dahil, 316 AK Parti milletvekilinin imzasını taşıyan Anayasa değişikliği teklifinin 10 Aralık 2016'da TBMM Başkanlığına sunulmasıyla atıldı.
Maddeler üzerinde yapılan oylamaların ardından 10 Şubat 2017'de Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anayasa değişikliğine ilişkin kanunu onaylayarak halkoyuna sunulmak üzere yayımlanması için Başbakanlığa gönderdi.
Halk oylaması, yüzde 51,41 oranında "evet" ve yüzde 48,59 oranında "hayır" oyuyla sonuçlandı. Böylece, Anayasa'daki, "Cumhurbaşkanı seçilenin partisi ile ilişiği kesilir" hükmü kaldırıldı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'a parti üyeliğinin yolu açıldı. Vatandaşlar verdikleri oylarla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçilmesine karar verdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2014 Cumhurbaşkanı Seçimi'nin ardından ayrıldığı AK Parti'ye 979 gün aradan sonra gelerek üyelik beyannamesini imzaladı ve üye oldu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, alınan olağanüstü kongre kararı sonrasında 21 Mayıs 2017'de yapılan 3. Olağanüstü Büyük Kongre'de 1414 geçerli oyun tamamını alarak 998 gün sonra yeniden AK Parti Genel Başkanlığına seçildi.
24 Haziran 2018 seçimleri
Siyasi partilerin seçim ittifakı yapmalarına imkan tanıyan 7102 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile Türkiye'de ilk kez siyasi partilerin ittifak kurarak seçime girmesinin önü açıldı.
AK Parti ve MHP arasında "Cumhur İttifakı" adı verilen ittifak ilk sınavını, 24 Haziran 2018'deki seçimde verdi.
Siyasi ittifak yapılan MHP'nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli'den gelen erken seçim teklifi sonrasında, Erdoğan ve partinin yetkili organları bu teklifi değerlendirdi ve seçimlerin 24 Haziran 2018'de yapılacağı açıklandı.
Seçmenler, ilk kez 24 Haziran'da hem cumhurbaşkanı hem de milletvekili seçimi için aynı gün sandık başına gitti.
Seçimlerde yüzde 52,59 oy alan Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin ilk Cumhurbaşkanı olurken AK Parti de milletvekili seçiminde yüzde 42,56 oyla 13. seçimini de birinci parti olarak tamamlamayı başardı.
TBMM'de 9 Temmuz'da yemin ederek görevine başlayan Erdoğan, yeni sistemin ilk Cumhurbaşkanlığı Kabinesi'ni de aynı gün açıkladı.
AK Parti 6. Olağan Büyük Kongresi'ni yaptı
AK Parti'nin 18 Ağustos 2018'de düzenlenen 6. Olağan Büyük Kongresi'nde geçerli oyların tamamını alan Erdoğan, 1380 oyla yeniden genel başkan seçildi.
Kongrede yapılan değişiklikle 24 Haziran seçimlerinde yapılan "siyasi parti seçim ittifakı" parti tüzüğüne girerken tüzüğe "Merkez Yürütme Kurulu üyeliği ile Cumhurbaşkanı Yardımcılığı veya Bakanlık görevi aynı kişide birleşemez." fıkrası eklendi.
Mahalli İdareler Genel Seçimlerinde de AK Parti ve MHP, "Cumhur İttifakı"nı devam ettirdi. Bu doğrultuda 30'u büyükşehir olmak üzere 51 ilde ittifak yapılırken 27 büyükşehirde AK Parti, Adana, Mersin ve Manisa büyükşehir belediyelerinde ise MHP aday gösterdi.
AK Parti, bu seçimde de ulaştığı yüzde 44,33 oy oranıyla birinci parti olmayı başardı.
Olağan kongre sürecine Kovid-19 engeli
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan'ın talimatıyla partinin 7. Olağan Büyük Kongre süreci sonbaharda başladı ancak martta Türkiye'de de etkili olmaya başlayan Kovid-19 salgını nedeniyle "İnandığın yolda yürü" temasıyla başlatılan kongre sürecine ara verildi.
Salgın şartlarının hafiflemesinin ardından kongre süreci devam etti ve 24 Mart 2021'de kongre yapıldı. Erdoğan, geçerli 1428 oyun tamamını alarak bir kez daha AK Parti Genel Başkanlığına yeniden seçildi.
14 Mayıs Cumhurbaşkanı ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde 10 Mart 2023'te açıklama yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anayasa'nın 116. maddesinin verdiği yetkiyle 18 Haziran'da yapılması gereken cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinin 14 Mayıs'ta yenilenmesi kararını imzaladı.
Cumhurbaşkanı Seçimi ve 28. Dönem Milletvekili Seçimi'nin yapıldığı 14 Mayıs'ta, Cumhur İttifakı'nın adayı Recep Tayyip Erdoğan, yüzde 49,52 oy aldı ancak ilk turda yüzde 50 artı 1 oy alamadığı için Cumhurbaşkanı seçilemedi. AK Parti ise aldığı yüzde 35,62 oyla parlamentoda 268 milletvekili çıkardı.
28 Mayıs'ta yapılan Cumhurbaşkanı Seçimi'nin ikinci turunda Recep Tayyip Erdoğan yüzde 52,18 oranında oy alarak Cumhurbaşkanı seçildi.
Kurulduğu günden bu yana girdiği tüm genel seçimlerde birinci parti olmayı başaran AK Parti, bu genel seçimi de kazanarak çok partili siyasi hayatın başladığı 1946'dan bu yana en uzun süre iktidarda kalan parti olma ünvanını sürdürdü.
Seçimlerin ardından AK Parti, 4. Olağanüstü Büyük Kongresi'ni 7 Ekim 2023'te yaptı.
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan, geçerli 1399 oyun tamamını alarak yeniden AK Parti Genel Başkanlığına seçildi.
Kongrede, yeni seçilen Merkez Karar ve Yönetim Kurulunda 49 yeni isim yer aldı. AK Parti Merkez Yürütme Kurulu'nda ise 18 isimden 14'ü yerini korudu.
31 Mart 2024 Mahalli İdareler Seçimleri
AK Parti, 31 Mart Mahalli İdareler Seçimleri'nde yüzde 35,49 oranında oy alarak 24 il ve 357 ilçe belediyesi kazandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, seçim sonuçlarının ardından yaptığı konuşmada, "Milletin sandıkta verdiği mesajları en isabetli, en objektif bir şekilde akıl ve vicdan terazimizde tartarak gerekli adımları mutlaka atacağız." ifadelerini kullandı.
Seçimin ardından AK Parti teşkilatlarından Adıyaman, Afyonkarahisar, Erzincan, Gaziantep, Kastamonu, Osmaniye, Zonguldak, Rize, Şanlıurfa, Mardin, Kahramanmaraş ve Batman il başkanları ile bazı ilçe başkanları değiştirilerek kadrolarda bir yenileme süreci başlatıldı.
AK Parti kadrolarında değişim
AK Parti, 23 Şubat 2025'te 8. Olağan Büyük Kongresi'ni gerçekleştirerek Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) ile Merkez Disiplin Kurulu, Siyasi Erdem ve Etik Kurulu ve Genel Merkez Parti İçi Demokrasi Hakem Kurulu üyelerini belirledi.
Yeni MKYK'de 36 isim görevini korurken 39 isim yeni parti yönetiminde yer almadı. Kurula 39 yeni ismin katılmasıyla birlikte MKYK'nin yüzde 52'si yenilenmiş oldu.
Kongrede, Tüzük Değişikliği Komisyonunca hazırlanan parti tüzüğünün 81. maddesine ilişkin de değişiklik yapıldı. Böylece Türk Devletleri ile İlişkiler, Sağlık Politikaları, Kültür ve Sanat Politikaları adlarında 3 yeni başkanlık kuruldu.
Öte yandan, AK Parti Çevre ve Şehircilik Politikaları Başkanı Sevilay Tuncer, 9 Nisan 2026’da görevini AK Parti MKYK üyesi ve İstanbul Milletvekili Nilhan Ayan'a devretti.
8. Olağan Büyük Kongresi'nin ardından AK Parti teşkilatlarında yenilenme süreci başladı. Adana, Adıyaman, Afyonkarahisar, Ardahan, Bitlis, Çanakkale, Diyarbakır, Elazığ, Giresun, Karaman, Muğla, Niğde, Ordu, Siirt, Tunceli olmak üzere, 15 il başkanı değiştirildi.
Terörsüz Türkiye süreci
MHP lideri Devlet Bahçeli'nin 22 Ekim 2024’teki çağrısıyla başlayan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sahiplenmesiyle yürüyen "Terörsüz Türkiye" hedefinde önemli bir mesafe alındı.
Bu kapsamda terörün Türkiye’nin gündeminden tamamen çıkartılması, toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi, milli birlik ve kardeşliğin pekiştirilmesi, özgürlük, demokrasi ve hukuk devleti alanlarında çalışmalar yapmak amacıyla Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş tarafından TBMM'de temsil edilen siyasi partilere gönderilen bir yazı ile kuruldu. Komisyon 5 Ağustos 2025’te çalışmalarına başladı.
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu, Komisyonun 18 Şubat 2026 tarihli 21'inci toplantısında oya sunularak nitelikli çoğunlukla kabul edildi.
"Terörsüz Türkiye" süreci kapsamında hazırlanan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi ise 5 Ağustos 2026'da TBMM Başkanlığına sunuldu.
Teklifle, PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararı'nın Resmi Gazete'de yayımlanmasını müteakip, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkumiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesi amaçlanıyor.
TBMM Adalet Komisyonunda 8 Ağustos'ta kabul edilen Kanun Teklifi, 10 Ağustos'ta TBMM Genel Kurulu'nda görüşmelerde 467 "kabul", 87 "ret", 7 "çekimser", 2 "mükerrer" oyla kabul edilerek yasalaştı.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türkiye’nin sivil havacılık alanında yakaladığı büyümeye ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bakan Uraloğlu, Türkiye’nin havalimanı altyapısı, yolcu kapasitesi ve uçuş ağıyla dünya ölçeğinde dikkat çeken bir seviyeye ulaştığını belirtti. Terminallerin Yıllık Yolcu Kapasitesi 26 AB Ülkesinin Toplam Nüfusunu Aştı
Türkiye genelinde havalimanı sayısının son 24 yılda 26’dan 58’e yükseldiğini belirten Uraloğlu, terminal alanlarının da 541 bin metrekareden 4,1 milyon metrekareye ulaştığını söyledi. Uraloğlu, bu doğrultuda havalimanlarının yıllık yolcu kapasitesinin de arttığını dile getirerek “Son 24 yılda havalimanlarımızın yıllık yolcu kapasitesini 55 milyondan 397,4 milyonun üzerine çıkardık. Böylece yıllık kapasitemiz, 26 Avrupa Birliği ülkesinin toplam nüfusundan daha fazla yolcuya hizmet verebilecek düzeye ulaştı” değerlendirmesinde bulundu.
“Günlük Uçuş Sayısı 6 Bin 800’ü Aştı”
Son 24 yılda hizmet verilen yolcu sayısının yaklaşık 34 milyondan 2025 yılının sonunda 247,1 milyona yükseldiğini kaydeden Uraloğlu, günlük yolcu trafiğinin ise 92 binlerden 677 bin seviyesine ulaştığını belirtti. Uçak trafiğinde de benzer bir sıçrama yaşandığını ifade eden Uraloğlu, “Toplam uçuş sayımız 532 binden 2,5 milyonun üzerine çıktı, günlük uçuş sayısı ise 6 bin 800’ü aştı.” bilgisini paylaştı.
Küresel Havacılıkta Üst Sıralara Yükseliş
Türkiye’nin havacılıkta sadece kapasite değil, küresel sıralamalarda da önemli bir yükseliş yakaladığını belirten Uraloğlu, “Dünya yolcu trafiğinde 18. sıradan 7. sıraya, Avrupa’da ise 7. sıradan 3. sıraya yükseldik” ifadelerini kullandı.
Genişleyen Filo ve Uçuş Ağı
Uraloğlu, toplam hava aracı sayısının 626’dan 2 bin 218’e çıktığını, büyük gövdeli uçak sayısının ise 150’den 800’e ulaştığını belirtti. Havayolu koltuk kapasitesinin 25 binlerden 157 binin üzerine çıktığını aktaran Uraloğlu, kargo kapasitesinin de 303 bin tondan 2 bin 903 tona yükseldiğini söyledi.
Uçuş yolları 80 Bin Kilometreye Yükseldi
Yurt dışı uçuş noktası sayısının 60’tan 356’ya ulaştığını kaydeden Uraloğlu, Türkiye’nin hava ulaştırma anlaşması bulunan ülke sayısının da 81’den 175’e çıktığını belirtti. Uraloğlu, “Hava sahasında tanımlı uçuş yollarımız da yüzde 91 artışla 41 bin 901 kilometreden 80 bin kilometreye yükseldi. Yani, bugün uçaklarımız, dünya üzerinde 80 bin kilometreyi bulan dev bir hava koridoru üzerinden uçuş gerçekleştiriyor” dedi.
“Pist Uzunluğumuz 241,4 Kilometreye Ulaştı”
Uçak park pozisyonlarının 332’den 1.739’a, seyrüsefer yardımcı cihazlarının ise 215’ten 589’a çıktığını belirten Uraloğlu, “Yaptığımız yatırımlarla 2002 yılında sivil havacılığımıza hizmet veren yaklaşık 149 kilometrelik pist uzunluğuna 92,4 kilometre daha ekledik. Pist uzunluğumuz 241,4 kilometreye ulaştı; bu da Ankara-Çorum arasındaki mesafeye denk geliyor.” diye konuştu.
Türkiye’nin havacılıkta ulaştığı bu kapasitenin sadece bugünün değil, geleceğin de altyapısını oluşturduğunu vurgulayan Uraloğlu, “Bu büyüme ile ülkemizi küresel hava ulaşım ağının merkezlerinden biri haline getirdik” dedi.
Panama'da düzenlenen "Amerikan Kartel Karşıtı Koalisyonu" toplantısına katılan Hegseth, UCM'ye ilişkin açıklamalarda bulundu.
Hegseth, toplantıya katılan Latin Amerika ülkelerine UCM'den ayrılmaları ve mahkemenin "ülkelerin egemenliğini ellerinden alma" girişimlerini reddetmeleri çağrısı yaptı.
ABD'nin bölgede uyuşturucu kaçakçısı olduğundan şüphelenilen kişilere yönelik askeri operasyonlarının uluslararası hukuk açısından tartışma konusu olmasına ilişkin ise Hegseth, söz konusu operasyonların "uluslararası insancıl hukuk kapsamında tamamen yasal" olduğunu savundu.
Kolombiya'dan "uyuşturucu terörizmiyle mücadelede ABD ile işbirliği" talebi
Bakan Hegseth, Kolombiya'nın "Amerika'nın Kalkanı" girişimine katılacağını da açıkladı.
Hegseth, Kolombiya Cumhurbaşkanı Abelardo de la Espriella liderliğindeki yeni hükümetin, "uyuşturucu terörizmiyle mücadele" kapsamında ülkede ortak askeri operasyonlar düzenlenmesi için ABD'den işbirliği talep ettiğini belirtti.
"Amerika'nın Kalkanı" girişimi, ABD Başkanı Donald Trump ile Latin Amerika ülkelerinin mart ayında Florida'da düzenlediği ve uyuşturucu kartelleriyle mücadelede ortak hareket edilmesinin ele alındığı zirvenin ardından ortaya çıkmıştı. Kolombiya'nın önceki Cumhurbaşkanı Gustavo Petro ise söz konusu zirveye davet edilmemişti.
ABD Başkanı Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başta olmak üzere Gazze'deki soykırım için birçok İsrailli yetkili hakkında tutuklama kararı çıkaran UCM'yi birçok kez eleştirmiş ve müttefiklerine UCM'den çekilme çağrısı yapmıştı.
ABD, UCM'nin kurucu anlaşması olan Roma Sözleşmesi'ne taraf değil.
Konuya ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı, Resmi Gazete'de yayımlandı.
Kararla, motorinde ÖTV düzenlemesi ve eşel mobil uygulamasında değişiklik yapıldı.
Buna göre, bugün itibarıyla motorin üzerinden alınan ÖTV tutarı, ağustos ayının kalan kısmı için sıfır olarak uygulanacak, sonraki aylarda ise yıl sonuna kadar her ay 3'er lira artırılarak belirlenecek. Dolayısıyla ÖTV olarak eylül ayında 3 lira, ekimde 6 lira, kasımda 9 lira, aralıkta 12 lira alınacak.
Belirlenen ÖTV tutarı, 1 Ocak 2027 tarihinden itibaren 13,9006 lira olarak uygulanacak ve eşel mobil uygulaması öncesi seviyeye çıkarılacak.
Eşel mobil sistemi, motorin türü mallar bakımından yürürlükten kaldırıldı
Motorinde ÖTV tutarları yeniden belirlendiği için eşel mobil uygulaması, motorin türü mallar bakımından yürürlükten kaldırıldı.
Kararla benzin ve LPG türü mallar bakımından mevcut eşel mobil sistemi uygulamasında değişiklik yapılmadı.
Bu mallarda yurt içi rafineri fiyatlarında artış yaşanması durumunda, 30 Eylül'e kadar fiyat artışlarının ÖTV'den karşılanma oranı yüzde 25 olacak, yurt içi rafineri fiyatlarında indirim yaşanması durumunda ise bu indirimin tamamı kadar ÖTV tutarlarında artış uygulamasına devam edilecek.
Eşel mobil sistemi öncesi ÖTV tutarlarına ulaşılmasa bile bu sistem 1 Ekim itibarıyla tamamen yürürlükten kaldırılarak serbest piyasa fiyatlamasına geçilecek.
Kararla dezenflasyon süreci destekleniyor
AA muhabirinin Hazine ve Maliye Bakanlığından edindiği bilgilere göre, uluslararası piyasalarda son dönemde yaşanan gelişmelerin etkisiyle motorinin pompa satış fiyatlarında benzine kıyasla önemli artışlar meydana geldi.
Kararla tüketiciler, nakliyeciler ve sanayicilerin üzerindeki fiyat baskısının azaltılması ve enflasyonla mücadele kapsamında motorin fiyatlarının aşağı çekilmesi amaçlanıyor.
Bu kapsamda, benzin ve LPG'de mevcut uygulamanın sürdürülmesine, motorin ÖTV'sinde ise kademeli ve kontrollü bir yaklaşım izlenmesine karar verildi.
Kararla, dezenflasyon sürecinin desteklenmesi yanında ekonomik aktivite ve rekabet gücü üzerindeki maliyet baskısının sınırlandırılması da hedefleniyor. Motorinin başta gıda, ulaştırma ve sanayi olmak üzere ekonominin geneline yayılan ikincil etkileri dikkate alınarak, fiyat artışlarının maliyetlere yansımasının sınırlandırılması ve Türkiye'nin rekabet gücünün korunması öngörülüyor.
Aynı zamanda, motorin fiyatlarında oluşabilecek aşırı dalgalanmaların enflasyon beklentilerini ve fiyatlama davranışlarını bozmasının önüne geçilmesi amaçlanıyor.
Bütçe disiplini ve mali sürdürülebilirlikten taviz verilmeyen uygulamayla, enflasyonla mücadele, reel sektörün rekabet gücü ve kamu maliyesi dengeleri birlikte gözetildi.
MSCI, küresel endekslerde 31 Ağustos seans kapanışından itibaren geçerli olacak değişiklikleri açıkladı.
Buna göre Türkiye küçük ölçekli şirketler endeksine Borusan Birleşik Boru Fabrikaları Sanayi ve Ticaret AŞ, Europower Enerji ve Otomasyon Teknolojileri Sanayi Ticaret AŞ, Kardemir Karabük Demir Çelik Sanayi ve Ticaret AŞ, Rönesans Gayrimenkul Yatırım AŞ, Tera Finansal Yatırımlar Holding AŞ ve Tera Yatırım Menkul Değerler AŞ eklendi.
Söz konusu endeksten Arçelik AŞ ve Katılımevim Tasarruf Finansman AŞ çıkarıldı.
Analistler, bazı uluslararası fonların portföylerini MSCI endeksine paralel yönettiklerini belirterek, bu fonların endeks değişimlerine göre pay piyasalarında pozisyon aldıklarını ifade etti.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, Amerikan X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından paylaştığı mesajında, Fransa'nın İran'daki protestocuların idam edilmesine yönelik eleştirilerine yanıt verdi.
Fransa'nın İsrail'in Gazze'deki soykırımı karşısındaki tutumunu hatırlatan Erakçi, "Fransa gibi ülkeler dünyaya insan hakları ve uluslararası hukuk hakkında vaaz vermeyi bırakmalı. İkiyüzlülük bariz ve utanç verici." değerlendirmesinde bulundu.
Erakçi, "İsrail’in Gazze’deki soykırımına ve İran’a saldırganlığa verdiğiniz destek kendinize atfettiğiniz her türlü ahlaki üstünlüğü yok etti." ifadelerini kullandı.
Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot, dün yaptığı açıklamada, Avrupa Birliği (AB) ve 26 ülkenin İran'da "protestocuların idam edilmesini ve keyfi gözaltıları" ortak bir açıklamayla kınadığını duyurmuştu.
Süleymancılar cemaatinin lideri Alihan Kuriş ve bağlantılı olduğu yapılara yönelik geniş çaplı bir soruşturma başlatıldı. Yürütülen soruşturma kapsamında harekete geçen güvenlik güçleri, örgüt lideri olduğu belirtilen Alihan Kuriş hakkında gözaltı kararı verildi.
'100 MİLYAR TL' YURT DIŞINA TRANSFER EDİLDİ
Ekonomik çıkar odaklı suç yapılanmasına yönelik düzenlenen operasyonda MASAK uzmanları tarafından yürütülen derinlemesine incelemelerde dudak uçuklatan rakamlara ulaşıldı. Alihan Kuriş'in yönettiği iddia edilen suç örgütüyle bağlantılı kişi ve şirketlerin hesap hareketleri incelendiğinde, 100 milyar TL’yi aşan devasa bir tutarın yurt dışına transfer edildiği ortaya çıkarıldı.
ŞİRKETLERE EL KONULDU
Bu çarpıcı tespitin ardından adli makamlar düğmeye bastı. Suç gelirlerinin aklandığına yönelik kuvvetli şüphe üzerine, bahsi geçen şirketlere el konulması kararlaştırıldı ve ilgili yapılar üzerinde diğer tüm adli koruma tedbirleri uygulamaya konuldu.
'İSRAİL BAĞLANTISI' İDDİALARI MERCEK ALTINDA
Yürütülen soruşturmanın uluslararası boyutuna dair de dikkat çekici iddialar gündeme geldi. MASAK ve soruşturma makamlarının, yurt dışı kaynaklı para transferlerini özel olarak mercek altına aldığı öğrenildi. Milyarlarca liralık para trafiğinin izini süren ekiplerin, hesap hareketlerinde İsrail bağlantılı transferler bulunduğu yönündeki ciddi iddiaları da soruşturma dosyası kapsamında derinlemesine araştırdığı bildirildi. Gözaltındaki şüphelilerin emniyetteki işlemleri sürüyor.
ABD'de dün açıklanan verilere göre, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) temmuzda aylık bazda yüzde 0,1, yıllık bazda yüzde 3,4 artarak piyasa beklentilerine paralel gerçekleşti.
Aylık enflasyonun alt kalemleri incelendiğinde, enerji grubundaki fiyat düşüşünün haziran ayına kıyasla ivme kaybettiği, ancak bu kalemdeki aşağı yönlü seyrin devam ettiği görüldü. Yıllık enflasyon ise son 4 ayın en düşük seviyesine inerken, çekirdek enflasyon yıllık bazda yüzde 2,5 ile şubat ayından bu yana en düşük seviyesini kaydetti.
Analistler, söz konusu verilerin enflasyonda yavaşlama trendinin tekrar rayına girdiğine dair görüşleri güçlendirdiğini ve ABD Merkez Bankasının (Fed) faiz artırımlarına yönelik beklentileri ötelediğini ifade etti.
Para piyasalarındaki fiyatlamalarda, Fed'in eylülde faiz artışına gitme ihtimali yüzde 50'nin altına inerken, yıl sonuna kadar bir faiz artırımı yapılabileceği ihtimali güç kaybetti.
Analistler, ABD'de tüketici enflasyonunun, Orta Doğu'da kalıcı barışın tesis edilmesine yönelik adımların güçlenmesi ve Hürmüz Boğazı üzerindeki jeopolitik risklerin azalması halinde enerji maliyetlerindeki gerilemenin etkisiyle yavaşlamayı sürdürebileceğini belirterek, bu anlamda ABD'de bugün Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) verisinin piyasalarda oynaklığı artırabileceğini söyledi.
Jeopolitik tarafta ABD ile İran'ın anlaştığına yönelik üçüncü taraflardan gelen açıklamalar dikkati çekti. Pakistanlı hükümet kaynakları, ABD ve İran'ın 17 Ağustos'ta süresi dolacak olan İslamabad Mutabakatı kapsamında 60 günlük ateşkesin uzatılması konusunda "anlaştığını" söyledi.
AA muhabirine konuşan kaynaklar, tarafların arabuluculara sürenin uzatılmasına ilişkin onaylarını ilettiğini aktarırken, ateşkesin 17 Ağustos'tan sonra ne kadar süreyle uzatılacağına ilişkin ise taraflarla temasların devam ettiğini belirtti.
ABD Başkanı Donald Trump ise ülkesinin Hürmüz Boğazı üzerinde "tam kontrole" sahip olduğunu belirtti.
ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki ablukasının herkes tarafından "çelikten duvar" olarak nitelendirildiğini ve İran'ın bu konuda yapabileceği bir şey olmadığını savunan Trump, "Donanmaları yok, hava kuvvetleri yok, kalan askerleri maaşlarını alamıyor. Devrim Muhafızları Ordusu kırıp geçirildi ve kaçıyorlar. Liderlikleri belirsiz. Paraları yok. Ülkeleri vuruluyor." ifadelerini kullandı.
İran'ın sahip olduğu tek şeyin "yalancı basın" ve "yüzde 300" enflasyon olduğunu ileri süren Trump, ülkenin daha da kötüye gittiğini savundu. İran yönetimi ise Trump'ın Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasına ilişkin açıklamalarına, "Şartlarımız kabul edilene kadar Boğaz yeniden açılmayacak." yanıtını verdi.
Söz konusu gelişmelerin ardından petrol fiyatları ve ABD'nin tahvil faizlerinde sınırlı bir geri çekilme izlendi. Devam eden bilanço sezonunda açıklanan şirketlerin finansal sonuçları da yatırımcıların odağında bulunurken, yapay zeka altyapısına yönelik talebin güçlü seyrettiğine işaret eden sonuçlar teknoloji hisselerindeki yükselişi destekledi.
Bulut bilişim şirketi CoreWeave'in hisseleri, ikinci çeyrek gelirinin geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık 2 katına çıkmasının ardından yüzde 19,3 değer kazandı.
Super Micro Computer'ın hisseleri de şirketin finansal sonuçlarının beklentileri aşması sonrası yüzde 19,02 yükseldi. Yapay zeka ile bağlantılı diğer şirketlerin hisselerinde de yükseliş görülürken, Nvidia hisseleri yüzde 3, Micron Technology hisseleri yüzde 4,9 ve Oracle hisseleri yüzde 5,4 değer kazandı.
Dolar endeksi yeniden kritik 100 seviyesinde
Bu gelişmelerle ABD'nin 10 yıllık tahvil faizi 2 baz puan düşüşle yüzde 4,68'e inerken, Orta Doğu'da uzlaşı sürecinin netlik kazanmaması ve Fed'in faiz patikasına ilişkin belirsizliklerle dolar endeksi yükselişini dün 3. işlem gününe taşıdı.
Endeks, yüzde 0,1 artışla 99,9 seviyesine çıkarken gün içinde 100 barajını aştı. Dolar endeksi yeni günde de yüzde 0,1 yükselişle 100 seviyesinde bulunuyor.
Altının onsundaki değerlenme ise dolardaki güçlenme ve tahvil faizlerindeki yüksek seyrin korunmasıyla hız kesti. Altının ons fiyatı yüzde 0,3 düşüşle 4 bin 394 dolarda alıcı bulurken, ekim vadeli Brent petrolün varil fiyatı da yüzde 0,3 azalışla 88,7 dolarda seyrediyor.
Söz konusu gelişmelerle S&P 500 endeksi yüzde 0,26, Nasdaq endeksi yüzde 0,54 yükselirken, Dow Jones endeksi yatay seyretti. ABD'de endeks vadeli kontratlar güne karışık başladı.
Avrupa borsaları İtalya hariç negatif seyretti
Orta Doğu'daki karmaşık süreçler, Rusya ile Ukrayna arasındaki gerilimin tırmanması ve enerji maliyetlerinin hala istenilen düzeyde gerilememesiyle Avrupa borsalarında dün İtalya hariç satıcılı bir seyir izlendi.
Bölgede açıklanan veriler, fiyat artışlarındaki enerji yükünün devam ettiğine işaret etti. Almanya'da yıllık enflasyon, enerji fiyatlarındaki artışın etkisiyle temmuzda yüzde 2,8'e yükseldi.
Bölgede enflasyon endişelerinin henüz yumuşamaması Avrupa Merkez Bankasına (ECB) yönelik beklentilerde hissediliyor. Para piyasalarında ECB'nin eylülde faiz artışı yapabileceği ihtimali yüzde 80 ile fiyatlanıyor. Öte yandan bölgede bugün sanayi üretimi verileri yatırımcıların odağında yer alıyor.
Jeopolitik tarafta ise Karadeniz'de Rusya ile Ukrayna arasındaki tansiyonun yükselmesi piyasalarda risk algısının artmasına neden oldu. Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU), Rusya'daki Novorossiysk Deniz Üssü'ne yönelik gerçekleştirilen saldırıda Rus donanmasına ait 2 fırkateyn ve 1 devriye botunun hedef alındığını bildirdi.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova ise Ukrayna'nın Azak Denizi ve Karadeniz'deki eylemlerinin küresel gıda güvenliğini baltaladığını belirterek, "Kiev yönetiminin küresel gıda pazarında kaos yaratmayı amaçlayan eylemleri, Batılı ülkelerin çıkarlarına hizmet ediyor." ifadesini kullandı.
Bu gelişmelerle, İngiltere'de FTSE 100 endeksi yüzde 0,1, Fransa'da CAC 40 endeksi yüzde 0,46 ve Almanya'da DAX 40 endeksi yüzde 0,23 düşerken, İtalya'da FTSE MIB 30 endeksi yatay seyretti. Avrupa'da endeks vadeli kontratlar güne pozitif seyirle başladı.
Asya borsaları pozitif seyrediyor
Asya tarafında alış ağırlıklı bir seyir izlenirken, ABD'de enflasyonun ılımlı seyretmesi ve Fed'e yönelik şahin beklentilerdeki zayıflama bölge piyasalarını destekliyor.
Japonya'da bugün açıklanan verilerde, üretici enflasyonu temmuzda aylık bazda yüzde 0,1, yıllık bazda yüzde 7,2 ile beklentilerin altında gerçekleşti. Yıllık ÜFE tahminlerin altında kalsa da önceki aya göre hızlandı.
Öte yandan Japonya hükümetinin, yenin değer kaybının fiyatları yukarı taşımasından duyulan endişeyle gerçekleştirilen son döviz müdahalesinin etkisini artırmak arzusuyla Japonya Merkez Bankasının (BoJ) faiz artırımını destekleyebileceği belirtiliyor. Para piyasalarındaki fiyatlamalarda, BoJ'un gelecek ay yüzde 75 ihtimalle politika faizini 25 baz puan artırması bekleniyor.
Söz konusu gelişmelerle kapanışa yakın Japonya'da Nikkei 225 endeksi yüzde 1,6, Güney Kore'de Kospi endeksi yüzde 4, Çin'de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,5 ve Hong Kong'da Hang Seng endeksi yüzde 0,1 yükseldi.
BIST 100 endeksi yaklaşık 2 ayın en güçlü günlük performansını sergiledi
Dün alış ağırlıklı bir seyir izleyen Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksi, günü yüzde 2,96 değer kazanarak 14.110,14 puandan tamamladı. Endeks, 15 Haziran'dan bu yana en yüksek günlük artışını gerçekleştirerek 14.000 puan seviyesini aştı.
Borsa İstanbul Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasası'nda (VİOP) BIST 30 endeksine dayalı ağustos vadeli kontrat ise dün akşam seansında normal seans kapanışına göre yüzde 0,37 yükseldi.
Öte yandan yurt içinde gözler Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) düzenleyeceği yılın 3'üncü Enflasyon Raporu bilgilendirme toplantısı ile "Ödemeler Dengesi" verilerine çevrildi.
AA Finans Ödemeler Dengesi Beklenti Anketi'ne katılan ekonomistler, cari işlemler hesabının haziranda 4 milyar 918,2 milyon dolar açık vereceğini tahmin etti. Ekonomistler, cari işlemler hesabının bu yıl ise 52 milyar 391 milyon dolar açık vereceğini öngördü.
Dolar/TL dünü 47,7640'tan tamamlarken, bugün bankalararası piyasanın açılışında önceki kapanışın hemen üzerinde 47,7740'tan işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde TCMB Enflasyon Raporu, cari işlemler dengesi ile para ve banka istatistiklerinin, yurt dışında ise ABD'de ÜFE ile İngiltere'de büyüme başta olmak üzere yoğun veri gündeminin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 14.200 ve 14.300 puanın direnç, 14.000 ve 13.900 puanın destek konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
09.00 İngiltere, 2. Çeyrek Gayrisafi Yurt İçi Hasıla
09.00 İngiltere, haziran ayı sanayi üretimi
09.00 İngiltere, haziran ayı dış ticaret dengesi
10.00 Türkiye, haziran ayı cari işlemler dengesi
10.00 Türkiye, temmuz ayı konut satış istatistikleri
10.30 Türkiye'de TCMB Enflasyon Raporu
12.00 Avro Bölgesi, haziran ayı sanayi üretimi
14.30 Türkiye, haftalık para ve banka istatistikleri
Bakan Memişoğlu, yaptığı yazılı açıklamada, organ bağışı süreçlerini e-Devlet ve e-Nabız üzerinden dijitalleştirerek vatandaşlar için çok daha kolay hale getirdiklerini anımsattı.
Memişoğlu, şunları kaydetti:
"O günden bugüne, 143 bin 887 vatandaşımız dijital vasiyetini oluşturarak bu iyilik hareketine katıldı. 2 milyon 510 bin 18 organ ve doku nice hayatlara umut olmak üzere bağışlandı."
Londra merkezli veri analiz şirketi Benchmark Mineral Intelligence, temmuz ayına ilişkin küresel elektrikli araç satış verilerini yayımladı.
Buna göre, dünyada temmuzda 1,85 milyon elektrikli araç satıldı. Bu rakam, yıllık bazda yüzde 9 artışa ancak aylık bazda yüzde 10 düşüşe karşılık geldi. Böylece, ocak-temmuz dönemindeki küresel elektrikli araç satışları, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4 artarak 11,5 milyona ulaştı.
Avrupa'da elektrikli araç satışları, temmuzda yıllık bazda yüzde 33 büyümeyle 450 bin oldu ancak satışlar, aylık bazda yüzde 17 geriledi. Avrupa'da ocak-temmuz dönemindeki satışlar, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 28 artarak 3 milyona ulaştı.
Avrupa'daki satışların temmuzda önceki aya göre düşüş göstermesinde tatil dönemi nedeniyle yaşanan durgunluk etkili oldu.
Çin'de elektrikli araç satışları, temmuzda yıllık bazda yüzde 5 düşüşle 980 bin, ocak-temmuz dönemindeki satışlar da yüzde 12 azalarak 5,9 milyon oldu. Yıla zayıf başlayan Çin pazarında iyileşme sinyalleri görülürken elektrikli araçlara yönelik vergi değişikliklerinin 2027'de satışları desteklemesi bekleniyor.
Kuzey Amerika'da ise satışlardaki küçülme temmuzda da devam etti ve yıllık bazda yüzde 27 düşüş yaşandı. Bölgede temmuzda 140 bin elektrikli araç satılırken ocak-temmuz dönemindeki satışlar, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 18 düşüşle 900 bin oldu.
Dünyanın geri kalanında ise elektrikli araç satışları temmuzda yıllık bazda yüzde 97 artarak 280 bine, ocak-temmuz dönemi satışları yüzde 96 büyümeyle 1,7 milyona ulaştı.
Benchmark Mineral Intelligence Kıdemli Elektrikli Araç Analisti George Whitcombe, elektrikli araç satışlarında bölgesel farkların belirgin olmaya devam ettiğini belirtti.
Avrupa’daki yasal düzenlemeler ve sübvansiyonların, bölgedeki güçlü büyümeyi desteklemeye devam ettiğini dile getiren Whitcombe, şu bilgileri paylaştı:
"Çin ise yıla yavaş bir başlangıç yaptıktan sonra toparlanma sinyalleri vermeye başladı. Temmuzda elektrikli araç satışları, geçen yılın aynı dönemine göre sadece yüzde 5 azaldı. Kuzey Amerika elektrikli araç pazarı, ikinci çeyrekte birinci çeyreğe kıyasla çok daha olumlu bir tablo sergilese de temmuzda yıllık bazda daha belirgin küçülme oranları yeniden ortaya çıktı. Aylık satışlar, ABD'de elektrikli araçların benimsenmesini desteklemek amacıyla uygulanan ve vergi indirimi yoluyla sağlanan federal desteğin Eylül 2025 sonunda kaldırılmasından önce görülen olağanüstü artışla karşılaştırılıyor."
Kolombiya Cumhurbaşkanı Abelardo de la Espriella, başkent Bogota'daki San Carlos Sarayı'ndan yaptığı açıklamada, depreme ilişkin son bilgilere yer verdi.
Felakette yaşamını yitirenlerin sayısının 265'e çıktığını vurgulayan De la Espriella, 3 bin 494 kişinin yaralandığını ve 496 kişinin de kayıp olduğunu bildirdi.
De la Espriella, depremden 52 bin 816 kişinin etkilendiğini belirterek, Cali, Pereira, Quibdo, Manizales ve Armenia kentlerinde kırmızı alarmın devam ettiğini aktardı.
Bu arada, Ulusal Adli Tıp ve Adli Bilimler Enstitüsü, son bülteninde Manizales, Pereira, Cali, Buga, Tulua, Buenaventura ve Quibdo gibi kentlerden getirilen toplam 202 cenazeden 122'sinin kimliğinin tespit edildiğini açıkladı.
Ülkede 10 Ağustos'ta meydana gelen 7,4 büyüklüğündeki depremde hayatını kaybedenler için 3 günlük "ulusal yas" ilan edildiği bildirilmişti.
Cumhurbaşkanı De la Espriella, depremde en çok can kaybının yaşandığı Pereira kentinde yaptığı açıklamada, ülkenin çeşitli bölgelerini etkileyen depremde evlerini kaybeden ailelere kira desteği sağlanacağını söylemişti.
İl Jandarma Komutanlığı KOM Şube Müdürlüğünün çalışması kapsamında Yenimahalle İlçe Jandarma ekiplerince GİMAT Toptancılar Sitesi'ndeki bir iş yeri ile deposuna operasyon düzenlendi.
Depoda yapılan aramada, piyasa değeri yaklaşık 27 milyon lira olan, farklı markaların isimlerini taşıyan sahte deterjan, şampuan, diş macunu ve güneş kremi olmak üzere 37 ton ürün ele geçirildi.
Gözaltına alınan 1 şüpheli hakkında adli işlem başlatıldı.
MHP Genel Başkanı Bahçeli, "Terörsüz Türkiye hedefi ile 'Terörsüz Bölge' ülküsünü aynı stratejik istikamette buluşturan bütüncül bir irade, nihayet hayat bulmuştur." dedi.
Bahçeli, "Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin üniter yapısının, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünün herhangi bir müzakerenin konusu haline getirilmesi mümkün değildir." açıklamasında bulundu.
UEFA Şampiyonlar Ligi 3. eleme turunda Sturm Graz'ı 2-0'ın rövanşında deplasmanda 1-0 yenerek tur atlayan Fenerbahçe'nin karşılaşmadaki tek golünü atan Anderson Talisca, Avrupa maçlarında 9'u Fenerbahçe formasıyla olmak üzere 16. golünü kaydederek tarihe geçti.
Liebenau Stadı'nda oynanan mücadelenin 66. dakikasında kazanılan penaltıda fileleri havalandıran Talisca, Fenerbahçe formasıyla Avrupa maçlarındaki 9. golünü kaydetti.
Türkiye'de ilk olarak Beşiktaş'ta forma giyen Talisca, siyah-beyazlı ekiple Avrupa arenasında 7 kez gol sevinci yaşamıştı. Toplamda 16 gole ulaşan Brezilyalı oyuncu, Fenerbahçe efsanesi Alex de Souza'yı geride bırakarak Avrupa maçlarındaki en golcü yabancı oyuncu ünvanını elde etti.
Fenerbahçe'nin bu sezon Gornik Zabrze ve Sturm Graz ile oynadığı 4 maçta da fileleri havalandıran Talisca, geçen sezon UEFA Şampiyonlar Ligi elemelerinde 1, UEFA Avrupa Ligi karşılaşmalarında ise 4 gol kaydetmeyi başarmıştı.
İran Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamaya göre Pezeşkiyan, Besic Sağlık Topluluğu Düşünce Kurulu üyeleriyle bir araya geldi.
Pezeşkiyan, görüşmede mahalle ve cami merkezli yönetim anlayışının uygulanması gerektiğini belirterek, "Halkı kendimizden uzaklaştırmamalıyız aksi takdirde zarar görürüz." dedi.
Sağlık alanında yoksulluk ve işsizlikle mücadele edenler, kadınların geçimini tek başına sağlayan haneler ve uzak bölgelerde yaşayanlar başta olmak üzere dezavantajlı gruplara öncelik verilmesi gerektiğini vurgulayan Pezeşkiyan, bu kesimlere yönelik hizmetlerin sağlık alanının öncelikleri arasında yer alması gerektiğini ifade etti.
Pezeşkiyan, "Mevcut savaş geçmiştekilerden daha karmaşık ve düşman, ülkeyi içeriden çökertmeyi hedefliyor. Bu nedenle görev ve konu odaklı ilerlemeliyiz." değerlendirmesinde bulundu.
Halkın sosyal faaliyetlere katılımının sağlanmasının önemini vurgulayan İran Cumhurbaşkanı, camilerin halka hizmet sunumunda merkezi bir rol üstlenebileceğini kaydetti.
NASA'dan yapılan açıklamaya göre, güneş tutulması yerel saatle 20.30'da ülkenin kuzeybatısında başlayacak ve dakikalar içinde Akdeniz ve Balear Adaları'na doğru yayılacak.
Ay'ın gölgesinde kalan kısımlarda sıcaklığın da 5 derece düşmesi bekleniyor.
Ay'ın Güneş'i kademeli olarak örtmesi ve ortaya çıkarması yaklaşık 2 saat sürecek olsa da, İspanya üzerinde tam tutulma süresi iki dakikadan az olacak.
Ayrıca Grönland, İzlanda ve Portekiz'in küçük bir kısmından da tam tutulma gözlemlenebilecek.
Bu, 1999'dan bu yana Orta veya Batı Avrupa'dan görülebilen ilk tam güneş tutulması olurken İspanya'dan görülebilen son tam güneş tutulması ise 1912 yılında gerçekleşmişti.
Ülkede Ağustos 2027 ve Ocak 2028'de yine tam güneş tutulmalarının gözlemlenmesi bekleniyor.
Trafik ve acil durum endişesi
Güneş tutulmasını gözlemlemek için çok sayda kişinin seyahat etmesinin, ülkenin yol ve acil durum sistemi üzerinde alışılmadık bir baskı oluşturması bekleniyor.
İspanya ulaştırma yetkilileri, bugün için özel önlemler aldı ve vatandaşları, güneş tutulmasının görüleceği güzergahta yer alan bölgelerde özel araçla gereksiz seyahatlerden kaçınmaya çağırdı.
Yetkililer, yollarda sürücülerin araçlarını aniden durdurması ve araçlarından güneş tutulmasını izlemeye veya fotoğraflamaya çalışmasıyla ilgili endişeli olduklarını belirtti.
Orman yangınları riski
İspanya Meteoroloji Ajansı, ülkede orman yangını riskinin "çok yüksek ya da aşırı yüksek" seviyede olduğunu duyurdu.
Yetkililer, halka ateş yakmamaları, mangal yapmamaları, sigara izmaritlerini atmamaları ve yangına neden olabilecek cam veya diğer nesneleri ortada bırakmamaları konusunda uyarıda bulundu, ayrıca birçok doğal alan da kullanıma kapatıldı.
Yerel basında, güneş tutulmasını gözlemlemek için açık alanlara gidecek olanlardan da yangın çıkmasına neden olacak davranışlardan kaçınmaları istendi.
Kuruldan yapılan açıklamaya göre, Başkanlıkça geliştirilen söz konusu sistem devreye alınarak merkezi risk analiz çalışmalarında kullanılmaya başlandı.
VDK-MİHENK, başta e-belgeler olmak üzere Başkanlığın kullanımında bulunan mali verilerin yapay zeka ve büyük veri analitiği yöntemleriyle değerlendirilmesine imkan sağlıyor. Sistem, çok sayıda ekonomik işlemi birlikte değerlendirerek mal ve hizmetlere ilişkin fiyat, maliyet, satış hacmi ve diğer ekonomik göstergeler arasındaki ilişkileri analiz ediyor.
Sistemle Başkanlığın risk analiz kapasitesinin özellikle transfer fiyatlandırması, emsallere uygunluk ve kazancın ilişkili kişiler arasında fiyatlama yoluyla aktarılmasına yönelik risklerin daha etkin belirlenmesini sağlayacak şekilde güçlendirilmesi hedefleniyor.
Yalnızca emsallerine göre yüksek fiyatlanan işlemleri değil, emsallerine göre düşük fiyatlanan işlemleri de analiz edebilecek şekilde tasarlanan sistem, emsal analizlerini sınırlı sayıdaki örnek veya münferit işlemler yerine çok sayıda gerçek ekonomik işlemden oluşan veri setleri üzerinden gerçekleştirebiliyor.
Coğrafi ve sektörel farklılıklar analizde dikkate alınabilecek
Sistem, karşılaştırılabilirlik analizlerini zenginleştirecek farklı veri kırılımlarından da yararlanabilecek şekilde geliştirildi. Sistem teknik olarak Türkiye geneli yanında il, ilçe ve bölge düzeyinde karşılaştırma yapılmasına da imkan sağlıyor. Bu kabiliyet, bir bölgedeki fiyatın doğru veya yanlış olduğunun belirlenmesi amacıyla değil, transfer fiyatlandırması analizlerinde farklı coğrafi ve ekonomik şartların karşılaştırılabilirlik üzerindeki etkisinin daha sağlıklı değerlendirilmesi amacıyla kullanılacak.
İkinci fazda sektörel kar marjı analizleri devreye alınacak
VDK-MİHENK'in geliştirme çalışmalarının ikinci fazında sektörel kar marjı analizleri devreye alınacak. Bu sayede analizler, yalnızca mal veya hizmetlerin işlem fiyatları üzerinden değil, mükelleflerin ve işlem gruplarının karlılık göstergeleri üzerinden de gerçekleştirilebilecek.
Sistemle Başkanlığın kullanımında bulunan mali verilerin yapay zeka ve büyük veri teknolojileri kullanılarak daha etkin biçimde analiz edilmesi, özellikle transfer fiyatlandırması ve emsallere uygunluk açısından vergisel risk taşıyabilecek işlemlerin daha isabetli şekilde belirlenmesi ve denetim kaynaklarının riskli alanlara yönlendirilmesine katkı sağlanması amaçlanıyor.
VDK-MİHENK tarafından üretilen analiz ve göstergeler nihai bir vergisel tespit değil, merkezi risk analiz çalışmalarına veri sağlayan analitik çıktılar niteliğinde olacak.
Bir işlemin emsallerinden ayrışmasının ekonomik veya ticari gerekçeleri bulunabileceği gözetilerek, risk değerlendirmelerinde işlemin bütün özellikleri dikkate alınacak.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, İletişim Başkanlığında düzenlenen "Dijital Çağda Kamu İletişimi" programında yaptığı konuşmada, dijitalleşmenin kamu yönetimindeki etkilerini değerlendirmek, kamu iletişiminin geleceğine ilişkin bir vizyon ortaya koymak ve kamu kurumlarının dijital dönüşüm sürecini daha güçlü bir zemine taşımak amacıyla bir araya geldiklerini belirtti.
Büyük dönüşümlerin insanın bilgiyle, hakikatle ve birbirleriyle kurduğu ilişkinin değişmesiyle başladığını dile getiren Duran, bu çerçevede matbaanın icadının bilgiye erişimin sınırlarını değiştirdiğini, Sanayi Devrimi'nin üretim biçimlerini dönüştürdüğünü, radyo ve televizyonun kitle iletişimini yeniden tanımladığını söyledi.
Bugünse dijital teknolojiler ve yapay zekanın, iletişim araçlarıyla birlikte düşünme biçimlerini, karar alma süreçlerini ve kamu yönetiminin işleyişini yeniden şekillendirdiğini ifade eden Duran, "İçinde bulunduğumuz dönem, ilk bakışta, basit bir teknolojik yenilenme süreci gibi görülebilir ancak hakikat böyle değildir. Çünkü bilgiyle, hakikatle ve çevremizle ilişkimizi yeniden belirleyen tarihi bir dönüşümün içinden geçiyoruz. Elbette bu köklü dönüşüm, devlet-vatandaş ilişkisini de değiştirip dönüştürüyor." diye konuştu.
Gelinen noktada devletlerin artık sadece fiziki sınırlarını değil, dijital varlıklarını, bilgi güvenliklerini ve hakikat alanlarını da korumak zorunda olduğunu vurgulayan Duran, bu dönemde gücün ölçüsünün, tek başına ekonomik kapasite, askeri imkanlar veya teknolojik üstünlükle ölçülemediğini belirtti. Duran, asıl gücün doğru bilgiyi üretebilme, güvenilir bilgiye sahip olabilme ve toplumla güven esasına dayalı bir iletişim kurabilme kabiliyeti olduğunu söyledi.
Duran, bu nedenlerden dolayı kamu iletişiminin, bugün devlet yönetiminin tamamlayıcı unsurlarından ve stratejik sütunlarından biri olduğunu aktardı.
"Vatandaşla iletişimi tek bir mecra ile sınırlı tutmamız düşünülemez"
İletişimin, stratejik olarak planlanıp uygulandığı kamu hizmetinin ayrılmaz bir parçası olduğuna dikkati çeken Duran, iletişimin devlet aklının topluma yansıması, kamu vicdanının sesi, vatandaşla kurulan güven köprüsü olduğunu ifade etti.
Duran, iletişimin sağlıklı işlememesininse bilgi akışını bozacağını, dezenformasyon, manipülasyon, malenformasyon gibi iletişim sıkıntılarına yol açacağını, bunun da vatandaşla kamu arasında güveni zedeleyeceğini kaydetti.
Güven zedelenirse kamu otoritesinin yara alacağını, hakikat örselenirse dayanışma zayıflayacağını anlatan Duran, bu nedenle iletişimin, iletişim profesyonelleri, medya kuruluşları ve basın mensuplarının yanı sıra tüm kademelerdeki kamu yöneticilerinin ortak sorumluluğu olduğunu söyledi.
Vatandaşların kamu hizmetlerini yalnızca hizmet binalarında değil, dijital platformlarda da deneyimlediğini dile getiren Duran, sözlerini şöyle sürdürdü:
"2026 yılı dijital medya kullanım verilerine göre Türkiye'de yaklaşık 62,3 milyon aktif sosyal medya kullanıcısı bulunmakta. Bu sayı toplam nüfusumuzun yüzde 70,9'una karşılık gelmektedir. Hal böyleyken kamu yönetimi açısından vatandaşla iletişimi tek bir mecra ile sınırlı tutmamız elbette düşünülemez. Kamu yöneticileri olarak, vatandaşımızın olduğu her alanda, her platformda olmak, iletişim kanallarını açık ve aktif tutmak zorundayız. Öte yandan bir kamu kurumunun sosyal medya hesabının işlevi, sadece yapılan duyuruyla sınırlı tutulamaz. O hesap, vatandaşın devleti gördüğü bir penceredir. Hamdolsun Türkiye, birçok alanda olduğu gibi iletişim alanında da çehresini yenilemiş ve geliştirmiştir. Artık Türkiye'de bir vatandaşımız, devletiyle istediği an iletişim kurabilir hale gelmiştir.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın da ifade ettiği gibi 'Toplumun bir kesiminin kendisini öz yurdunda garip hissettiği dönemlerden, siyasetin ve kamu idaresinin vatandaşla göz hizasında iletişim kurduğu bir olgunluk seviyesine ulaştık.' Millet-devlet iletişimi anlamında oluşan bu olumlu tabloyu muhafaza etmek ve daha da geliştirmek bizlere sorumluluk yüklemektedir. Kamu yöneticilerine ve iletişimcilerine sorumluluk yüklemektedir. Türkiye Yüzyılı vizyonu için güven üreten kurumlar, etkin kamu yönetimi ve vatandaş odaklı hizmet anlayışı çerçevesinde güvenilir kamu iletişimini esas alıyoruz."
"Artık dezenformasyon, basit bir yanlış bilgilendirme meselesi değil"
İletişim Başkanı Duran, dijitalleşmenin, kamu yönetimi açısından çok büyük fırsatlar sunduğunu ancak her büyük imkanın, aynı zamanda büyük sorumluluklar da doğurduğunu vurguladı.
Bilginin artık saniyeler içerisinde milyonlarca insana ulaşabildiğini anlatan Duran, şöyle devam etti:
"Ne var ki aynı hız, yanlış bilgilerin, manipülasyonların ve dezenformasyon faaliyetlerinin de yayılmasına eşlik edebiliyor. Özellikle yapay zeka teknolojilerindeki gelişmeler, iletişim ekosistemini yeni bir safhaya taşımıştır. Gerçeğinden ayırt edilmesi güç görüntüler, sentetik ses kayıtları, algoritmalar tarafından yönlendirilen bilgi akışları… Tüm bu hususlar, iletişim alanının en büyük sorunları haline geldi. Bu alanın daha da büyüyeceğini düşünüyoruz. Maalesef bu sorunlar kamu düzenini, toplumsal huzuru ve milli güvenliği de doğrudan etkilemektedir. Artık dezenformasyon, basit bir yanlış bilgilendirme meselesi değildir."
2025 yılı Küresel Risk Raporu'nun en önemli kısa vadeli küresel risklerden biri olarak dezenformasyonu gösterdiğine işaret eden Duran, 2027'de ise dezenformasyonun en büyük küresel risklerden biri haline gelebileceğinin öngörüldüğünü aktardı.
Dezenformasyonun, ekonomik istikrarı hedef alan, toplumsal kutuplaşmayı derinleştiren, krizleri zorlaştıran, devlet ile millet arasındaki güven bağını zayıflatmayı amaçlayan organize faaliyetlere dönüşebildiğini herkesin gördüğünü belirten Duran, bu sorunların önüne geçmenin doğru bilgi üretmekle, hakikati koruyabilmekle mümkün olduğunu söyledi.
Hakikatin korunmasının ise yalnızca teknik tedbirlerle olmadığının altını çizen Duran, "Güçlü kurumsal yapılanma gerektirir. Çok yönlü ve şeffaf bir yönetim anlayışıyla ancak mümkün olur. Vatandaşın güvenini önceleyen bir kamu kültürüyle mümkündür. Hepsinden önemlisi, ancak samimi bir iletişim anlayışıyla mümkün olur." diye konuştu.
"En önemli ilke doğru bilgiyi, doğru zamanda ve doğru üslupla vatandaşımıza ulaştırabilmek"
Bugün tanıtımı gerçekleştirilen "Mülki İdare Amirlerine Yönelik Sosyal Medya Rehberi"nin de kamu kültürüne katkı sunmak amacıyla ortaya konduğuna değinen Duran, bu rehberin sosyal medya kullanımına ilişkin hem teknik tavsiyelerde bulunduğunu hem de kamu yönetiminin dijital çağda ihtiyaç duyduğu ortak iletişim kültürünü ortaya koyduğunu aktardı.
Tarihsel süreklilik içerisinde biriken devlet aklının ve kamu yönetimi anlayışının ortak değerlerini koruyarak geniş bir perspektif sunduğunu ifade eden Duran, şunları kaydetti:
"Karşı karşıya kaldığımız risklerin ne olduğunu, olası sonuçlarını ve alınabilecek önlemleri tartışarak hepimiz için risk iletişimini anlaşılır kılmaktadır. Kurumlara duyulan güveni korurken gereksiz panik oluşturmak ya da önemli bir konuda kayıtsız kalmayı gerektiriyor ya da gerçeği ıskalamayı. Burada bir denge kurulması gerekiyor. Rehberimizin önemle ele aldığı başlıklardan biri de risk iletişimiyle beraber okunması gereken kriz iletişimidir. Hepimizin bildiği gibi kriz zamanları, kurumların yalnızca operasyonel kapasitesini değil, iletişim kapasitesini de sınayan dönemlerdir. Bilgi boşluğu oluştuğunda, o boşluk çoğu zaman hakikatle değil söylentiyle, dezenformasyonla doldurulur. Bu nedenle kriz iletişiminde en önemli ilke hiç boşluk bırakmadan, doğru bilgiyi, doğru zamanda ve doğru üslupla vatandaşımıza ulaştırmak olarak görüyoruz. İnanıyorum ki bugün kamuoyunun istifadesine sunduğumuz bu rehber, mülki idare amirlerimizin başvuru kaynağı haline gelecektir. Bunun yanı sıra kamu yönetimimizde ortak iletişim kültürünün gelişmesine önemli katkılar sağlayacaktır."
"Dijital platformlardaki yanlış ve yanıltıcı bilgileri yakından takip ediyoruz"
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak vatandaşlarla devlet arasında sağlıklı iletişimi güçlendirecek çalışmaları devam ettirdiklerine değinen Duran, İçişleri Bakanlığı başta olmak üzere ilgili tüm kamu kurum ve kuruluşlarla güçlü bir koordinasyon içerisinde hareket ettiklerini, stratejik iletişim kapasitesini güçlendirecek ortak projeleri, eğitim programlarını ve rehber çalışmaları hayata geçirdiklerini belirtti.
Duran, bu doğrultuda CİMER aracılığıyla vatandaşların talep, görüş ve önerilerini kamu yönetimine doğrudan ulaştırabilecekleri güçlü bir katılım mekanizmasını oluşturduklarını, bunu etkili şekilde işlettiklerini ve devlet ile millet arasındaki iletişim kanallarını daha etkin hale getirdiklerini söyledi.
İletişim Başkanı Duran, "Dezenformasyonla Mücadele Merkezimiz aracılığıyla dijital platformlarda yayılan yanlış ve yanıltıcı bilgileri yakından takip ediyor, kamuoyunu doğrulanmış bilgilerle buluşturmanın mücadelesini veriyoruz. Yeni İletişim Teknolojileri ve Aile El Kitabı, Doğru Habercilik ve Medya Etiği, Sosyal Medya Kullanım Kılavuzu gibi yayınlarımızla vatandaşlarımızın dijital dünyadaki bilinçli, güvenli ve sorumlu kullanım kapasitesini güçlendirmeye çalışıyoruz. İletişim Başkanlığı olarak tüm paydaşlarımızla dayanışma içinde çalışmayı ve güven veren kamu iletişimi anlayışını daha da güçlendirmeyi amaçlayan projelerimizi hayata geçirmeye devam edeceğiz." değerlendirmesini yaptı.
Bir dizi ziyaret için Malatya'ya gelen Bakan Göktaş, Malatya Valiliğini ziyaret etti, Valilik Şeref Defteri'ni imzaladı.
Göktaş, burada yaptığı konuşmada, terörün geçmişte kaldığı bir Türkiye hedeflediklerini söyledi.
Terörsüz Türkiye'nin, Türkiye Yüzyılı'nın stratejik önceliklerinden biri olduğunu belirten Göktaş, şöyle konuştu:
"Terörün olmadığı, ailelerin huzurla yaşadığı bir Türkiye'yi el birliğiyle inşa etmeye devam edeceğiz. Biliyorsunuz terör, en çok aileleri parçaladı, çocukları yetim bıraktı, anneleri evlatlarından ayırdı, pek çok ailenin yüreğine ve bağrına ateş düşürdü. Biz huzurun olduğu bir Türkiye'yi el birliğiyle inşa etmeye devam etmek istiyoruz. Terörün olduğu yerde huzur olmaz. Terörün olmadığı yerde huzur olur, barış olur, güçlü aile olur. Biz her ailenin güçlendiği ve özellikle gençlerimizin huzurlu bir Türkiye'ye her geçen gün güvenerek bir Türkiye'yi onlarla beraber inşa etmek istiyoruz. Gençlerimizin enerjisini yatırıma, yeni projelere akıtmasını ve yeni projelerle Türkiye Yüzyılı'nı inşa etmeye devam etmek istiyoruz. Aileler güçlenir, güçlü aileler güçlü Türkiye demektir. Terörsüz Türkiye de bu kapsamda bu alanda yürüttüğümüz bir yol haritasıdır. İnşallah terörün olmadığı bir Türkiye'yi el birliğiyle inşa etmeye devam edeceğiz."
Şehit yakınları ve gazilere yönelik düzenlemeler
Bakan Göktaş, geçen günlerde önemli bir kanunun hayata geçtiğini dile getirdi.
Bu kanunla geniş bir kesimin haklarına yönelik ciddi iyileştirmeler yapıldığını aktaran Göktaş, şöyle devam etti:
"Malul sayılmayan er gazilerin özellikle bu çalışmayı beklediğini ifade etmek istiyorum. Malul sayılmayan er gazilere yönelik de ilk defa bir gazilik ile aylık hakkı tanındı. 15 Temmuz gazilerimize yönelik de bir aylık bağlandı. Diğer yandan şehit anne ve babalarına yönelik de önemli bir aşamaya getirdik ve önemli bir iyileştirme yaptık. Diğer yandan sosyal haklar kapsamında da pek çok çalışmayı sürdürmeye devam edeceğiz. AK Parti olarak, Cumhurbaşkanı'mızın liderliğinde dün olduğu gibi bugün ve yarın da şehit yakınlarımızın, gazilerimizin yanında olmayı sürdüreceğiz. Biz sadece bugünün değil, yarınların Türkiye'sini de onlarla beraber inşa edeceğiz."
Malatya'daki yatırımlar
Göktaş, Bakanlık olarak son 24 yılda Malatya'ya 20,2 milyar liralık destek sağladıklarını belirterek, kentte 26 kuruluş, 4 aile destek merkezi, 27 kadın kooperatifi ve 4 sosyal hizmet merkeziyle hizmet verdiklerini söyledi.
2026 yılında 2 bin 484 çocuğa Sosyal ve Ekonomik Destek (SED) ödemesi kapsamında 138,4 milyon lira destek sağlandığını aktaran Göktaş, evde bakım yardımı kapsamında da 6 bin 279 haneye destek verildiğini ve yılbaşından bu yana Malatya'ya 512,5 milyon liralık kaynak aktarıldığını kaydetti.
Aile ve Gençlik Fonu'ndan 7 bin 900 Malatyalının yararlandığını belirten Göktaş, doğum yardımları kapsamında ise 9 bin 743 anneye destek sağlandığını ve 5 bin 825 ailenin düzenli ödemelerden yararlandığını ifade etti.
Göktaş, Malatya'ya doğum yardımı kapsamında 189,2 milyon lira destek sağlandığını bildirdi.
Daha sonra Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er'i ziyaret eden Göktaş, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Malatya Büyükşehir Belediyesi arasında "Engelsiz Yaşam Merkezi" protokolünü imzaladı.
Bakan Göktaş, daha sonra AK Parti İl Başkanlığını ziyaret etti.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen "Yasa Dışı Sanal Bahis ve Kumar Eylem Planı İzleme ve Koordinasyon Toplantısı"na başkanlık etti.
Toplantıya, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, TBMM Adalet Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel ve bazı bakan yardımcıları ile ilgili kurum ve kuruluşların temsilcileri katıldı.
Açılışta konuşan Yılmaz, yasa dışı bahis ve kumar faaliyetlerinin bugün yalnızca bir asayiş meselesi değil, mali sistemin güvenliği, suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesi, organize suçla mücadele, çocukların, gençlerin korunması ve toplumsal refah açısından çok boyutlu bir sorun alanı haline geldiğini belirtti.
Bu faaliyetlerin, bireyleri ve aileleri ekonomik ve sosyal bakımdan ağır sonuçlarla karşı karşıya bırakırken suç örgütlerine de yeni kazanç alanları açtığına dikkati çeken Yılmaz, "Yasa dışı odakların hamlelerini boşa çıkarmak adına, süreçleri önceden şekillendirilen proaktif bir mücadele stratejisini sahada kararlılıkla uyguluyoruz." diye konuştu.
Yılmaz, bu anlayışla 1 Kasım 2025'te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından imzalanan Cumhurbaşkanlığı Genelgesiyle yürürlüğe giren "Sanal Ortamda Yasa Dışı Bahis, Şans Oyunları ve Kumarla Mücadele Eylem Planı" ile mücadeleye ilişkin farklı kurum ve kuruluşlarca yürütülen çalışmaların ortak bir çerçeve ve koordinasyon mekanizması içerisinde ele alınmasının sağlandığını anımsattı.
"Uluslararası işbirliği alanındaki çalışmalar sürdürülmektedir"
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bağımlılığın her türüne karşı ortaya koyduğu kapsayıcı ve kararlı duruşun, bu çok boyutlu mücadelede temel stratejik doğrultuyu belirlediğini dile getiren Yılmaz, şöyle devam etti:
"Eylem Planımızın uygulanması süreci MASAK tarafından 2 aylık olarak izlenmekte, Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında 4 ayda bir izleme ve koordinasyon toplantıları yapılmaktadır. Eylem Planının uygulanmaya başlanmasından bu yana birçok alanda önemli adımlar attık ve somut kazanımlar sağladık. Bu kapsamda, sanal ortamda yasa dışı faaliyetlerin tespit edilmesi ve erişimin engellenmesine yönelik kapsamlı teknik çalışmalar yapılarak, yasa dışı platformların kullandığı internet siteleri, sunucular ve bağlantı adreslerine yönelik müdahale kapasitesi geliştirilmiştir. Suç faaliyetlerinde kullanılabilen mobil hatların kontrolüne yönelik olarak da yeni tedbirler alınmıştır. Bir kişi adına çok sayıda hat açılmasının sınırlandırılması, yabancılara ilişkin abonelik limitlerinin belirlenmesi, kimlik doğrulama süreçlerinin güçlendirilmesi ve abonelerin daha etkin denetlenmesi yönünde düzenlemeler hayata geçirilmiştir.
Benzer şekilde, yasa dışı bahis ve kumar sitelerine yönlendirmede kullanılan toplu SMS uygulamalarına ilişkin tedbirler geliştirilmiş, özellikle kaynağı belirsiz ve yurt dışı bağlantılı mesaj trafiğinin sınırlandırılmasına yönelik düzenlemeler yapılmıştır. Finansal sistem tarafında ise kiralık hesaplar, yasa dışı ödeme altyapıları ve suç gelirlerinin transferinde kullanılan yöntemlere ilişkin denetim ve veri toplama faaliyetleri artırılmıştır."
Yılmaz, riskli hesapların tespit edilmesi, kısıtlanması veya kapatılması ve ilgili kuruluşlardan düzenli bilgi alınmasına yönelik mekanizmaların geliştirilmesine devam edildiğini belirterek, kolluk ve adli süreçlerde de yasa dışı bahis ve kumar faaliyetlerine yönelik operasyonlar, soruşturmalar ve teknik çalışmaların yoğun şekilde sürdürüldüğünü bildirdi.
Bu kapsamda yalnızca münferit hesap ve sitelere değil, yasa dışı faaliyetlerin arkasındaki ödeme altyapıları ve organize yapılara yönelik çalışmaların da yürütüldüğünü anlatan Yılmaz, şunları kaydetti:
"Toplumsal farkındalık alanında ise çocukların ve gençlerin korunması, dijital okuryazarlık, ebeveyn farkındalığı ve kumar bağımlılığına yönelik eğitim ve araştırma faaliyetleri gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, lisanslı uygulamalarda yaş kontrolü ve kimlik doğrulama mekanizmalarının geliştirilmesine yönelik adımlar atılmıştır. Yasa dışı bahis ve kumarın büyük ölçüde sınır aşan niteliği dikkate alınarak uluslararası işbirliği alanındaki çalışmalar da sürdürülmektedir. Sorunun kaynağı olan ülkeler ve yabancı otoriteler nezdinde girişimlerde bulunulmuş, konu Birleşmiş Milletler ve Türk Devletleri Teşkilatı gibi uluslararası platformlarda gündeme taşınmış ve mali istihbarat işbirliğinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar titizlikle yürütülmüştür."
"Mücadelemizi bütün kurumlarla eşgüdüm içinde sürdürmeye devam edeceğiz"
Bu tehdidi ortadan kaldırmaya yönelik güçlü iradenin bir yansıması olarak, mücadelenin boyutunu ve etki alanını sürekli artırmayı hedeflediklerini vurgulayan Yılmaz, "Yasa dışı faaliyetlerin yöntemlerini sürekli değiştirmesi, teknolojik imkanlardan yoğun biçimde yararlanması ve farklı finansal araçlara hızla yönelmesi, mücadele kapasitesinin de sürekli geliştirilmesini gerekli kılmaktadır." şeklinde konuştu.
Yılmaz, toplantıda ele alınacak gündem başlıklarına ilişkin şu bilgileri paylaştı:
"Bunlardan ilki, düzenleme çalışmalarımızda gelinen aşamadır. Belli düzenlemeler yaptık. Gündemimizde yeni mevzuat ihtiyacına ilişkin değerlendirmeler söz konusudur. Bunları MASAK başta olmak üzere kurumlarımızdan dinleyeceğiz ve elbette yasal olanlarını Meclisimizin takdirine, bilgisine getireceğiz. Diğer düzenlemelerle ilgili de idari olarak üzerimize düşeni yapacağız. İkinci önemli başlığımız ise yapay zeka tabanlı yasa dışı bahis ve kumar tarama ve tespit sistemi olacaktır. Yasa dışı platformların kısa süre içerisinde adres ve teknik altyapı değiştirebileceği dikkate alındığında, mevcut tespit yöntemlerinin yapay zeka gibi teknolojik imkanlarla desteklenmesi ve güçlendirilmesi gerekmektedir. Yapay zeka ve veri analitiğinin bu alanda nasıl daha etkin kullanılabileceğinin ve kurumlarımız arasında ortak bir tespit, tarama ve mücadele kapasitesinin nasıl geliştirilebileceğinin yol haritasını hep birlikte değerlendireceğiz. Toplantımızda üçüncü gündem maddemiz olarak, lisanslı ve yasa dışı platform kullanımına ilişkin analizler ile reklamların etkisi ele alınacaktır."
Bu çalışmaların özellikle bağımlılık riskinin azaltılması, gençlerin korunması ve reklam politikalarının yarattığı etkiler açısından değerlendirilmesi bakımından yol gösterici olmasını beklediklerini dile getiren Yılmaz, Eylem Planının gelecek dönemde devam eden çalışmalarının tamamlanmasının, kurumlar arasındaki bilgi paylaşımının hızlandırılmasının ve ihtiyaç duyulan hukuki ve teknik düzenlemelerin hayata geçirilmesinin önem taşıdığını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, bugünkü toplantının, bu alanlarda gelinen aşamaların değerlendirilmesine, güncel ihtiyaçlar ve gelişmeler dikkate alınarak gelecek dönemde atılacak adımları daha netleştirmesine katkıda bulunmasını hedeflediklerini belirterek, "Çok boyutlu mücadelemizi bütün kurumlarla eşgüdüm içinde, birlikte sürdürmeye devam edeceğiz." dedi.
Başkent Moskova'daki Taganskiy Bölge Mahkemesi, Telegram ve Google aleyhine açılan davaları karara bağladı.
Söz konusu platformlardaki yasaklı içerikler kaldırılmadığı için yasalara uyulmadığına kanaat getiren mahkeme, Telegram’ın 18,4 milyon ruble, Google’ın da 7,6 milyon ruble para cezası ödemesine hükmetti.
Rusya'da Google ve Telegram’ın yanı sıra, Instagram, YouTube, X ve TikTok gibi diğer yabancı internet platformlarına yasaklı içeriklerin kaldırılmaması ve ülkedeki yasal yükümlülüklerin yerine getirilmemesi gibi gerekçelerle daha önce de para cezaları uygulanmıştı.
Türk Hava Yollarının (THY), İtalya Serie A ekiplerinden Juventus'un Avustralya turnesi kapsamında gerçekleştirdiği özel charter operasyonu, şirket tarihinin en uzun aktarmasız uçuşu olarak kayıtlara geçti.
Uçuş takip sitesi Flightradar24'ten edinilen bilgiye göre, Juventus kafilesini Avustralya'nın Perth kentinden İtalya'nın Torino kentine taşıyan TC-LJE kuyruk tescilli Boeing 777-300ER tipi uçak, yaklaşık 13 bin 800 kilometrelik mesafeyi aktarmasız katetti.
Perth'ten havalanan uçak, yaklaşık 16 saat 27 dakikalık uçuşun ardından Torino'ya ulaştı.
Söz konusu operasyon, uçuş süresi ve katedilen mesafe açısından THY'nin bugüne kadar gerçekleştirdiği aktarmasız uçuşlar arasında yeni bir rekor olarak kayıtlara geçti.
Juventus, Perth'te Inter ile oynanan "Derby d'Italia" karşılaşmasının ardından Avustralya programını sürdürmüş, dönüş yolculuğu için THY'den özel charter hizmeti almıştı.
Operasyonda kullanılan TC-LJE kuyruk tescilli uçak, Juventus kafilesini almak üzere daha önce İstanbul'dan Perth'e TK3700 sefer sayısıyla yaklaşık 14 saat 30 dakikalık pozisyon uçuşu gerçekleştirmişti.
Gazze'deki Sağlık Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, İsrail'in Ekim 2023'ten bu yana devam eden saldırılarında yaşanan can kaybı ve yaralanmalara ilişkin son veriler paylaşıldı.
Açıklamaya göre, son 24 saatte, daha önceki saldırılarda yaşamını yitiren 1 kişinin naaşı enkaz altından çıkarıldı, son saldırılarda ise 2 kişi yaralandı.
Gazze'de ateşkesin yürürlüğe girdiği 10 Ekim 2025'ten bu yana İsrail'in saldırılarında 4 bin 148 kişinin yaralandığı, 1259 kişinin hayatını kaybettiği, enkaz altından ise 808 kişinin cenazesinin çıkarıldığı belirtildi.
İsrail'in Ekim 2023'ten bu yana Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda toplam can kaybının 73 bin 388, yaralı sayısının ise 174 bin 259 olduğu ifade edildi.
Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre, ziyaret kapsamında Bakan Fidan ile Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati eş başkanlığında Türkiye-Mısır Ortak Planlama Grubu (OPG) İkinci Toplantısı düzenlenecek.
İlgili kurumlardan yetkililerin de katılımıyla yapılacak toplantıda, 4 Şubat'ta iki ülke cumhurbaşkanlarının eş başkanlıklarında Kahire'de düzenlenen Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi (YDSK) İkinci Toplantısı'nın sonuçları ile 2028'de Türkiye'de tertiplenmesi öngörülen YDSK Üçüncü Toplantısı'nın hazırlıkları ele alınacak.
Bakan Fidan'ın ziyaret kapsamında ayrıca, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi tarafından kabul edilmesi ve üst düzey Mısırlı yetkililerle görüşmeler gerçekleştirmesi öngörülüyor.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın ziyaret kapsamında gerçekleştireceği görüşmelerde Türkiye-Mısır ilişkilerini siyasi, ekonomik, ticari ve askeri boyutlar başta olmak üzere kapsamlı şekilde ele alması, müzakereleri devam eden anlaşmaların güncel durumunu gözden geçirmesi, ikili ticaret hacminin 15 milyar dolar seviyesine çıkarılması yönündeki ortak hedef doğrultusunda, ilgili kurum ve kuruluşların yanı sıra iş çevreleri arasında temasların yoğunlaştırılmasına ve karşılıklı yatırımların teşvikine yönelik iradeyi teyit etmesi bekleniyor.
Ulaştırma, bağlantısallık ve enerji alanlarının iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin derinleştirilmesi açısından önemli fırsatlar barındırdığına işaretle, hidrokarbonlar, elektrik şebekelerinin entegrasyonu, enerji altyapısı ve madencilik başta olmak üzere çeşitli alanlardaki işbirliği imkanlarını ele alacağı belirtilen Fidan'ın, askeri ve savunma sanayisi alanlarındaki mevcut işbirliğinin daha ileri bir seviyeye taşınmasını teminen atılabilecek adımları değerlendirmesi ve Türkiye ile Mısır arasında çok yönlü gelişen ilişkilerin bölgede barış, istikrar ve refaha yaptığı katkıdan duyulan memnuniyeti ifade etmesi öngörülüyor.
Bakan Fidan'ın görüşmelerde bölgesel meselelerin diyalog ve diplomasi yoluyla, bölgesel sahiplenme ve ortak sorumluluk anlayışı temelinde ele alınmasının ve bu doğrultudaki müşterek gayretlerin önemine işaret etmesi, bu kapsamda, gerek ikili düzeyde gerekse Türkiye, Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlarını bir araya getiren R4 girişimi gibi çok taraflı platformların çatısı altında ortak çabaların sürdürülmesi konusundaki kararlılığı vurgulaması bekleniyor.
Hürmüz Boğazı, Gazze, Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz de gündeme gelecek
ABD ile İran arasında ateşkesin yeniden tesis edilmesi ve Hürmüz Boğazı'nın en kısa sürede açılması hedefiyle yürütülen diplomatik faaliyetlerin desteklendiğini, Mısır'ın bölgedeki çatışmaların sona erdirilmesine yönelik yapıcı girişimlerinin takdirle karşılandığını belirtmesi öngörülen Fidan'ın, Gazze'de devam eden saldırıların bir an önce durdurulması, ateşkesin tam olarak uygulanması ve insani yardımların kesintisiz, engelsiz ve sürekli biçimde ulaştırılmasının taşıdığı hayati öneme dikkati çekmesi bekleniyor.
Fidan'ın öte yandan Gazze Barış Planı'nın ikinci aşamasının uygulanmasına ilişkin görüş alışverişinde bulunması, İsrail'in, Filistin'e yönelik saldırılarının yanı sıra Lübnan ve Suriye'ye yönelik saldırgan eylemlerinin bölgesel istikrar bakımından doğurduğu riskleri ele alması ve uluslararası toplumun söz konusu gelişmeler karşısında daha güçlü bir tutum sergilemesini teminen atılabilecek adımlara ilişkin istişarede bulunması öngörülüyor.
Suriye'nin toprak bütünlüğü ve birliği temelinde kalıcı istikrar ve güvenliğin tesisine yönelik yürütülen çabalar ve temaslar hakkında görüş teatisi yapacağı belirtilen Fidan'ın, Libya'nın toprak bütünlüğü ve siyasi birliğini esas alan bir anlayışla, ülkede kalıcı istikrar ve güvenliğin sağlanmasına yönelik ortak çabaların sürdürülmesi gerektiğini ifade etmesi ve Mısır'la bu konuda süregelen yakın istişare ve temaslardan duyulan memnuniyeti dile getirmesi bekleniyor.
Bakan Fidan'ın Doğu Akdeniz'de kalıcı barış ve istikrarın tesis edilmesi, bölgesel refah ve işbirliği imkanlarının güçlendirilmesi bakımından iki ülkenin üstlenebilecekleri roller ve sunabilecekleri katkılara ilişkin değerlendirmelerde bulunması, ayrıca Sudan'ın egemenliği, birliği ve toprak bütünlüğüne yönelik Türkiye'nin açık desteğinin altını çizmesi, Sudan'da kalıcı barış ve istikrarın sağlanmasını teminen diyaloğun ve diplomatik çabaların önemine bir kez daha dikkati çekmesi öngörülüyor.
Türkiye-Mısır ilişkileri
Türkiye ile Mısır arasındaki ikili ilişkiler artan üst düzey temas ve karşılıklı ziyaretlerle ivme kazanırken, Bakan Fidan ve mevkidaşı Abdulati, ikili ve bölgesel meselelerde düzenli istişare ve yakın koordinasyonu sürdürüyor.
Bakan Abdulati, 12 Kasım 2025 tarihinde OPG Birinci Toplantısı vesilesiyle Türkiye'ye ziyaret gerçekleştirmiş, ayrıca 17-19 Nisan tarihlerinde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu'na katılmıştı.
Bakan Fidan ise son olarak 20-21 Haziran tarihlerinde Türkiye-Mısır-Pakistan-Suudi Arabistan Dışişleri Bakanları Dördüncü Toplantısı'na katılmak üzere Kahire'yi ziyaret etmişti.
Mısır, Türkiye'nin Afrika kıtasındaki başlıca ticaret ve ihracat ortakları arasında ilk sırada yer alıyor. 2025'te 8 milyar dolar seviyesinde gerçekleşen ikili ticaret hacminin, gelecek dönemde iki ülkenin cumhurbaşkanları tarafından belirlenen 15 milyar dolar seviyesine taşınması hedefleniyor.
Türkiye'nin Mısır'daki yatırımları da ikili ekonomik ilişkilerin güçlü ve uzun vadeli niteliğini ortaya koyarken, Türk yatırımlarının toplam değeri 4 milyar doları aştı. Öte yandan Türk sermayeli şirketler de bugün yaklaşık 100 bin Mısırlının istihdamına katkı sağlıyor.
Türkiye-Mısır ilişkilerinde son dönemde yakalanan ivme, yalnızca ikili işbirliğinin derinleşmesine değil, aynı zamanda bölgesel barış ve istikrarın tesisine yönelik ortak çabaların güçlendirilmesine de zemin hazırlıyor, iki ülkenin bölgesel gelişmeler karşısındaki ağırlığı ve yapıcı rolü bu vesileyle daha da pekişiyor.
Türkiye-Mısır Ortak Planlama Grubu
Türkiye-Mısır Ortak Planlama Grubu, 14 Şubat 2024'te Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyinin kurulmasına ilişkin imzalanan ortak bildiri çerçevesinde oluşturulmuştu.
Dışişleri Bakanları eş başkanlığında toplanan OPG, YDSK toplantılarının hazırlıklarını yürütme ve iki ülke arasındaki işbirliği alanlarında koordinasyonu güçlendirme amacıyla faaliyet gösteriyor.
OPG Birinci Toplantısı, Dışişleri Bakanı Fidan ve Bakan Abdulati eş başkanlığında 12 Kasım 2025'te Türkiye'de düzenlenmişti.
Düşünce kuruluşu Verdant tarafından yapılan analize göre, İngiltere'de sıcak hava dalgaları mayısta başladı ve temmuz sonuna kadar toplam dört sıcak hava dalgası yaşandı.
Sıcak hava dalgalarının ülke ekonomisine zararının mayısta 510 milyon sterlin, haziranda 2,36 milyar sterlin ve temmuzda 1,5 milyar sterlin olduğu tahmin edildi.
Sıcak hava dalgaları nedeniyle ortaya çıkan üretim kayıpları söz konusu ekonomik zarara yol açarken, kayıplar ağırlıklı olarak ülkenin güneydoğusu, Londra ve bazı bölgelerde görüldü.
İngiltere’nin Surrey bölgesindeki Epsom Common’da bulunan Stew Göleti, uzun süredir etkili olan sıcak hava ve kuraklık nedeniyle büyük ölçüde kurudu.
Analize göre, aşırı sıcaklar karşısında gerekli önlemlerin alınmaması ve sıcak hava dalgalarının şiddetlenmesi halinde bu tür olaylardan kaynaklanan ekonomik kayıpların 2030'a kadar 25,6 milyar sterline ulaşabileceği hesaplanıyor.
Verdant Eş Direktörü ve raporun yazarı James Meadway, bulgulara ilişkin değerlendirmesinde, iklim değişikliğinden kaynaklanan ekonomik kayıpların artmaya başladığını ve bu kayıpların gelecek yıllarda şiddetlenebileceğini belirterek, "Hükümetin işçileri ve işletmeleri aşırı sıcakların ağır etkilerinden korumak amacıyla harekete geçmesi çoktan gecikti." ifadesini kullandı.
İngiltere'de bu hafta yılın beşinci sıcak hava dalgası yaşanırken, sıcaklığın yarın 36-37 dereceyi aşabileceği öngörülüyor.
Bu hafta ayrıca İngiltere Çevre Ajansı ülkenin yüzde 71,3'ü için resmen kuraklık ilan etti.
Pakistanlı hükümet kaynakları, ABD ve İran arasındaki ateşkesin uzatılmasına dair açıklamada bulundu.
Kaynaklar, ABD ve İran'ın, 17 Ağustos'ta süresi dolacak olan mutabakat kapsamında 60 günlük ateşkesin uzatılması konusunda "anlaştığını" kaydetti.
Arabuluculuk sürecine yakın bir kaynak, tarafların, arabuluculara sürenin uzatılmasına ilişkin onaylarını ilettiğini aktarırken, ateşkesin 17 Ağustos'tan sonra ne kadar süreyle uzatılacağına ilişkin ise taraflarla temasların devam ettiğini belirtti.
ABD ve İsrail'in İran'a saldırılarıyla başlayan savaşı sonlandırmak için Washington ile Tahran, 17 Haziran'da İslamabad Mutabakatı'nı imzalamış, mutabakatla nihai anlaşma için 60 günlük müzakere süresi öngörülmüştü.
İranlı komutan, ABD'nin ülkeye karadan saldıracağı yönündeki iddiaları "hayal ürünü" olarak nitelendirdi
İran Sınır Muhafızları Komutanı Tuğgeneral Ali Ekber Cavidan, ABD'nin ülkeye kara saldırısı düzenleyeceği yönündeki iddiaları "hayal ürünü" olarak nitelendirdi.
Tesnim Haber Ajansına konuşan Cavidan, ABD'nin ülkeye kara saldırısı planladığına dair iddiaları değerlendirdi.
Böyle bir ihtimalin olmadığını savunan Cavidan, "Bu tür açıklamalar çoğunlukla hayal ürünüdür ve düşmanlar tarih boyunca bu tür iddiaları birçok kez dile getirmiştir. Düşmanların hareketleri ülkenin otoritesini ve güvenliğini asla sarsamaz." ifadelerini kullandı.
ABD ve İsrail'in başlattığı savaşa işaret eden Cavidan, saldırılarda ülkede birçok komutan ve generalin öldüğünü ancak silahlı kuvvetlerin otoritesine, yapısına veya operasyonel kapasitesine hiçbir zarar gelmediğini iddia etti.
Sınır muhafızlarının herhangi bir saldırıya "tam hazırlıklı" olduğunu dile getiren İranlı komutan, "Ülkenin sınırları güvenli ve istikrarlıdır ve sınır muhafızları konuşlanmıştır. İran topraklarına yönelik herhangi bir saldırıya izin vermeyeceklerdir." değerlendirmesinde bulundu.
ABD, 17 Haziran'da imzalanan mutabakata rağmen 8 Temmuz'da İran'a yeniden saldırılar başlattığı dönemde İran'ın güneyindeki köprüler ve geçitler dahil sivil altyapıyı hedef almıştı. ABD'nin bu eylemlerle İran'a güneyden bir kara saldırısına zemin hazırlamaya çalıştığına dair iddialar uluslararası basında yer almıştı. ABD Başkanı Donald Trump da İran'ın Basra Körfezi'ndeki ana petrol terminali Hark Adası'nı "ele geçirmek" istediğini ifade etmişti.
Ziraat Bankası, yılın ikinci çeyreğine ilişkin finansal sonuçlarını paylaştı.
Buna göre, Banka, yılın ikinci çeyreğinde de büyümesini sürdürerek aktif büyüklüğünü 9,1 trilyon lira seviyesine taşıdı.
Benimsediği müşteri ağırlıklı bilanço stratejisi ile temel bilanço kalemlerinde istikrarlı ve dengeli gelişimini sürdüren Banka, yılın ilk yarısında ulaştığı 74,2 milyar lira tutarındaki net kar ile özkaynaklarını güçlendirmeye, başta ana misyonu olan tarımın finansmanı olmak üzere, yatırımı, istihdamı, üretimi ve ihracatı desteklemeye devam etti.
Ziraat Bankası yılın ilk yarısında gerek yurt içi gerekse yurt dışı hizmet ağında sürekli olarak büyüyen finansal kapsayıcılığını geliştirmek üzere yatırımlarına devam ederken ulaştığı yaklaşık 26 milyon aktif mobil bankacılık müşterisi ve geniş ürün seti ile müşterilerinin finansal ihtiyaçlarını karşılamayı sürdürdü.
Yılın ilk yarısı itibarıyla toplam kredi hacmini yaklaşık 7 trilyon lira seviyesine taşıdı
Uygulanmakta olan Orta Vadeli Program (OVP) ile uyumlu olarak benimsediği seçici kredi politikası ile başta tarım olmak üzere, birçok sektöre destek veren Banka, bu yılın ilk yarısı itibarıyla nakdi kredi hacmini 4,9 trilyon lira, gayri nakdi kredi hacmini 2 trilyon lira olmak üzere toplam kredi hacmini yaklaşık 7 trilyon lira seviyesine taşıdı. Bankanın uyguladığı makroihtiyati politikalara uyumlu kredi politikası doğrultusunda TL kredilerin toplam krediler içindeki payı yüzde 66 olarak gerçekleşti.
Banka, kredi büyümesini sürdürürken benimsediği etkin kredi değerlendirme süreçleri ve etkin risk yönetimi politikası ile takip oranını yüzde 1,9 gibi sektörün oldukça altında bir oranda tuttu.
Ana fonlama kaynağını 5,7 trilyon lirayı aşan tabana yaygın mevduat ile oluşturan Banka, küresel belirsizliklerin baskın olduğu ikinci çeyrekte de yurt dışı fonlama tarafında aktif pozisyonunu korudu.
Tarım kredisi hacmi yılın ilk yarısında 1 trilyon lira seviyesine ulaştı
Banka, bu dönemde de, kırsal kalkınmaya, kadın ve genç çiftçilere, kooperatifleşmeye, karbon ayak izini azaltan çevreci uygulamalara, ulusal gıda arz güvenliğine ve kırsal ekonomiye sağladığı katkıyı artırmaya devam ederek, tarım kredisi hacmini 2026’nın ilk yarısında 1 trilyon lira seviyesine ulaştırdı.
Ziraat Finans Grubu’nu sadece Türkiye’de değil, bölgede de referans ve lider bir finansal güç haline getirme vizyonu doğrultusunda 145 ülkede 1800’e yakın muhabir banka ve 20 ülkedeki iştirak/şube yapılanmasıyla hizmet veren Banka, Arnavutluk Tiran Şubesi’nin faaliyete geçmesiyle küresel coğrafi varlığını 21 ülkeye çıkardı. Banka Orta Koridor, Çin-Avrupa Deniz Yolu ve BRICS Kuşağı dahil 12 küresel ticaret koridorunun tamamında yüzde 20’yi aşan bir dış ticaret pazar payına ulaştı ve Türkiye ihracatının yüzde 25’ine tek başına aracılık etti.
"Üreticimizi, ihracatçımızı, girişimcimizi faaliyet gösterdiğimiz her coğrafyada desteklemeye kararlılıkla devam edeceğiz"
Açıklamada görüşlerine yer verilen Ziraat Bankası Genel Müdürü Alpaslan Çakar, yılın ikinci çeyreğine ilişkin yaptığı değerlendirmede, küresel ölçekte belirsizliklerin devam ettiği, sıkı parasal koşulların ve bankacılık sektöründe yükselen fonlama maliyetlerinin karlılık ile özkaynaklar üzerinde belirgin bir baskı oluşturduğu zorlu bir dönem olduğunu dile getirdi.
Çakar, bu konjonktürde Bankanın, güçlü finansal yapısı, yaygın hizmet ağı ve proaktif bilanço yönetimi sayesinde son derece başarılı bir performans sergilediğini ifade ederek, şunları kaydetti:
"Bu dönemde aktif büyüklükten kredilere, mevduattan özkaynaklara ve dijital bankacılığa kadar birçok temel alanda sektöre yön veren ve liderliğini açık ara sürdüren banka konumumuzu pekiştirdik. Jeopolitik ve ekonomik dengelerin yeniden şekillendiği bu dönemde, yatırımı, üretimi, istihdamı ve ihracatı merkeze alan anlayışla Türkiye’nin önünde oluşan yeni fırsat alanlarını en etkin biçimde değerlendirerek, ülkemizin stratejik önceliklerine katkı sunmaya devam edeceğiz. Yurt içindeki açık ara güçlü konumumuzu sürdürürken uluslararası alanda da yeni coğrafyalarda büyüyoruz. Nihai hedefimiz, Ziraat’i yalnızca Türkiye’nin değil, faaliyet gösterdiğimiz ülkelerde de güven duyulan, referans alınan markalardan biri haline getirmektir. Dünyada çok önemli ekonomik dönüşümün yaşandığı ve rekabetin yeniden tanımlandığı bu dönemde üreticimizi, ihracatçımızı, girişimcimizi faaliyet gösterdiğimiz her coğrafyada desteklemeye kararlılıkla devam edeceğiz."
Sırbistan medyası, Prahovo'nun üzerine kurulduğu Tuna Nehri'nde son günlerde yaşanan aşırı sıcaklıklara bağlı olarak su seviyesinin düşmesiyle bölgede İkinci Dünya Savaşı'nda batan bir Alman savaş gemisinin, nehrin yüzeyinde gövde kısmına kadar görünür hale geldiğini belirtti.
Geminin 1944'te, eski Sovyetler Birliği güçlerinden geri çekilirken Nazi Almanyası'nın Karadeniz filosundan biri olduğu ifade edildi.
Söz konusu gemi kalıntısının, paslanmasına rağmen neredeyse bütünlüğünü koruması dikkati çekti.
Yüksek sıcaklıklara bağlı yaşanan kuraklık nedeniyle Tuna Nehri'nde suların
ASELSAN'dan yapılan açıklamaya göre, şirket tarafından geliştirilen söz konusu sistemler, denizaltı savunmasında bütünleşik bir çözüm sunuyor.
ASELBUOY P, su altı tehditlerinin tespitine yönelik pasif akustik algılama kabiliyeti sağlarken ASELBUOY POD ise sonoboyların farklı hava platformlarından güvenli ve etkin şekilde su altına bırakılmasına imkan tanıyor.
Söz konusu iki sistemin birlikte kullanımıyla özellikle insansız hava platformları, denizaltı tehditlerine karşı etkin bir yetenek kazanıyor.
ASELBUOY P denizin altındaki tehditleri tespit ediyor
Deniz karakol uçakları, insansız hava araçları (İHA) ve helikopterler gibi farklı platformlardan bırakılabilen ASELBUOY P, görev bölgesine intikalinin ardından hassas su altı sensörü ile akustik ortamı dinleyerek denizaltıları tespit ediyor.
Sistem, elde ettiği verileri su yüzeyindeki şamandırada bulunan haberleşme sistemi üzerinden gerçek zamanlı olarak hava ve su üstü platformlarına aktarıyor. Sistem, operasyonel unsurların su altındaki tehditlere dair akustik durumsal farkındalığının artırılmasına önemli bir katkı sağlıyor.
ASELBUOY POD sonoboyları güvenli şekilde bırakıyor
"Suda yüzen dinleme cihazı" olarak bilinen sonoboyların İHA platformlarına entegrasyonu için geliştirilmiş modüler bir atıcı sistem olan ASELBUOY POD, şamandıraların su altına güvenli, kontrollü ve görev gereksinimlerine uygun şekilde bırakılmasını sağlıyor.
Farklı platformlara uyarlanabilen yapısıyla görev ihtiyaçlarına göre kullanılabilen sistem, farklı sonoboy tiplerinin bırakılmasına da imkan sağlayarak operasyonel esneklik imkanı sunuyor.
Mavi vatanın su altı güvenliği için geliştirilen sonoboy teknolojileri
ASELSAN'ın yerli ve milli mühendislik gücüyle geliştirdiği ASELBUOY P ve ASELBUOY POD, Türkiye'nin denizaltı savunma harbi alanındaki kabiliyetlerini artırıyor.
Farklı hava platformlarında kullanılabilen söz konusu çözüm ailesi, mavi vatanın güvenliğine katkı sağlamasının yanında Türkiye'nin su altı teknolojilerindeki yetkinliğini de daha ileriye taşıyor.
Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev, Rusya’nın, mütekabiliyet ilkesi kapsamında "düşman ülkelere" ait ticari gemileri, karşı tarafın çıkarları doğrultusunda yük taşıdığına ilişkin yeterli şüphe bulunması halinde Rus veya tarafsız sularda hedef alma hakkına sahip olduğunu bildirdi.
Medvedev, yaptığı yazılı açıklamada, Batılı ülkelerin Rusya’nın "gölge filosu" şeklinde nitelendirilen gemilerine yönelik uygulamalarını değerlendirdi.
Söz konusu filonun, Rus bayrağı taşımamasına rağmen Rusya’nın çıkarları doğrultusunda yük taşıyan ticari gemilerden oluştuğunu belirten Medvedev, bu gemilerin vergi avantajları nedeniyle Panama, Liberya ve Marshall Adaları gibi ülkelerde kayıtlı olduğunu ifade etti.
Avrupa ülkelerinin bu tür gemileri alıkoyma hakkının bulunmadığına dikkati çeken Medvedev, Batılı ülkelere ait çok sayıda ticari geminin de benzer şekilde yabancı bayrak altında faaliyet gösterdiğini vurguladı.
Rus ordusunun faaliyetlerini Karadeniz havzasının dışına genişletebilecek kapasiteye sahip olduğuna işaret eden Medvedev, "Rusya, mütekabiliyet ilkesi kapsamında, karşı tarafın çıkarları doğrultusunda yük taşıdığına dair yeterli şüphe bulunan düşman ülkelere ait ticari gemileri Rus veya tarafsız sularda hedef alma hakkına sahiptir." ifadesini kullandı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, bugün yaptığı açıklamada, Rus gemilerinin alıkonulmasına karşılık verileceğini söylemişti.
Uraloğlu, köprü yatırımlarına ilişkin yaptığı değerlendirmede, 2002 yılında Türkiye’de 311 kilometre uzunluğunda 5 bin 967 köprü bulunduğunu hatırlattı. Son 24 yılda gerçekleştirilen yatırımlarla ulaşımda fiziki engellerin önemli ölçüde ortadan kaldırıldığını belirten Uraloğlu, ülkenin dört bir yanının modern ulaşım yapılarıyla birbirine bağlandığını ifade etti.
“Son 24 yılda 519 kilometre uzunluğunda 4 bin 272 yeni köprü inşa ederek köprü sayısını 10 bin 239’a, toplam uzunluğu ise 830 kilometreye yükselttik” diyen Uraloğlu, Türkiye’deki tüm köprülerin uç uca eklenmesi halinde Ankara’dan Şanlıurfa’ya kadar uzanan bir mesafeye ulaşacağını söyledi.
Mühendislikte dünya ölçeğinde projeler
Köprü yatırımlarının yalnızca ulaşım altyapısını güçlendirmekle sınırlı kalmadığını belirten Uraloğlu, Türkiye’nin büyük mühendislik projeleriyle uluslararası alanda da öne çıktığını kaydetti.
Uraloğlu, 1915 Çanakkale Köprüsü’nün 2 bin 23 metrelik ana açıklığıyla dünyanın en geniş ana açıklığa sahip asma köprüsü olarak tarihe geçtiğini belirtti. Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün ise üzerinden raylı sistem geçen en uzun asma köprü konumunda olduğunu ifade etti.
Elazığ’daki Kömürhan Köprüsü’ne de değinen Uraloğlu, ters Y tipi kule tasarımına sahip yapının 660 metre uzunluğunda olduğunu bildirdi. Köprünün 168,5 metrelik tek pilonu ve 380 metrelik orta açıklığıyla dünya literatüründe dördüncü sırada yer aldığını belirtti.
Eğiste Hadimi Viyadüğü Türkiye’nin en yüksek ayaklı köprüsü
Uraloğlu, Konya ile Antalya arasındaki ulaşımda önemli bir rol üstlenen Eğiste Hadimi Viyadüğü’nün de dikkat çekici özelliklere sahip olduğunu söyledi.
Toplam 1.372 metre uzunluğunda projelendirilen viyadüğün, yükseklikleri 42 ile 166 metre arasında değişen 8 orta ve 2 kenar ayak üzerine inşa edildiğini aktaran Uraloğlu, yapının dengeli konsol yapım metoduyla Türkiye’nin en yüksek ayaklı ve en uzun dengeli konsol köprüsü olduğunu ifade etti.
Tarihi miras için dünyada örnek proje
Köprü yatırımlarında kültürel mirasın korunmasına da önem verdiklerini vurgulayan Uraloğlu, Menemen-Aliağa-Çandarlı Otoyolu kapsamında Neonteikhos Antik Kenti’nde bulunan tarihi yol ve kalıntıların korunması amacıyla özel olarak tasarlanan çelik arkeolojik köprünün dünyada ilk ve tek uygulama olduğunu belirtti.
Uraloğlu, söz konusu projenin Amerika merkezli National Corrugated Steel Pipe Association tarafından 2021 yılında “Yılın En İyi Özel Uygulama Projesi” ödülüne layık görüldüğünü kaydetti.
Bakan Uraloğlu, Türkiye’nin son 24 yılda gerçekleştirdiği köprü yatırımlarıyla ulaşım ağını güçlendirirken, mühendislik kapasitesini ve tarihi mirasın korunmasına yönelik uygulamalarını da uluslararası ölçekte ileri taşıdığını ifade etti.
Sarı-kırmızılılar, önemli rakipleri Fenerbahçe ve Beşiktaş gibi ligde tüm sezonlarda yer aldı ve 26 kez ile en fazla şampiyonluk yaşayan takım olma başarısı gösterdi.
Ligdeki en kötü derecesi 2021-2022 sezonunda 13'üncülük olan Galatasaray, en farklı galibiyetlerini 8-0 ile Altınordu ve MKE Ankaragücü karşısında aldı, en farklı yenilgiyi ise 6-0 ile Fenerbahçe karşısında yaşadı.
Galatasaray, lig tarihinde oynadığı 2 bin 266 maçta 1308 galibiyet, 554 beraberlik, 404 yenilgi yaşarken, 4 bin 66 gol atıp kalesinde 1993 gol gördü.
Galatasaray'ın "en"leri
Sarı-kırmızılı takımın lig tarihindeki "en"leri şöyle:
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun'un 467 oyla kabul edilmesine ilişkin, "Milletin, Terörsüz Türkiye'ye verdiği desteğin siyasete yansımasıdır. Barış ve esenlik havasını toplumun tamamı satın aldı. Bunun siyasete yansımasıdır." dedi.
Kurtulmuş, şunları kaydetti:
"Rapor süreçlerinin hiçbirisinde devletin temel nitelikleriyle ilgili tartışma gündeme gelmemiştir. Şehitlerimizin, gazilerimizin, maşeri vicdanın, büyük çoğunluğun kabul edeceği bir şekilde dengeyi oluşturmaya çalıştık. Milli hassasiyetin ve devlet yapısının tamamının korunabildiği ortak bir kararlılıkla yürütülmüştür. Onun için büyük bir destek sağladı. Ortaya koyduğumuz Türkiye modeli tamamlandığında bütün dünyaya örnek olacak, fakültelerde ders olarak okutulacaktır. Böylesine zor bir coğrafyada, iddiası olan bir ülke olarak Türkiye, iç kalesini tahkim etmek mecburiyetindedir. Bu süreç böyle başlamıştır. Raporun kapıyı araladığını, büyük oyla kabul edilen yasanın da kapıyı tamamen açtığını görüyorum. Bu yol birliğin, kardeşliğin yoludur."
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, "Eski dönemin alışkanlıkları üzerinden siyaseti konuşma devri artık geride kalmalıdır. Husumete ya da karşıtlıklara dayalı bir dilin bırakılması gerektiğini düşünüyorum. Herkes yeni dönemin hassasiyetine uygun, barış ve kardeşlik diliyle konuşmak durumundadır.Önceki ezberlerine göre yapılan siyasetin bundan sonra bir karşılığı olmayacak. Herkesin sadece kendi yankı odalarında değil, şehrin meydanlarında, sokaklarında herkesi kuşatan, herkese söz söyleyen bir sözü kurması ve siyaset geliştirmesi gerekir." diye konuştu.
"(Terörsüz Türkiye) Türkiye'de ilk sefer siyasi, fikri olarak bu kadar büyük bir ittifak ortamı oluşmuştur. Bunun kıymetini bilmek lazım." ifadesini kullanan Kurtulmuş, şunları söyledi:
"(Çerçeve yasa) Milli egemenliğimizi, birliğimizi, bütünlüğümüzü, ulus devlet, üniter yapımızı bozacak bir tek cümle yoktur. Bu bir genel af değil. Tek tek her bir dosyayla ilgili Kurul'da kararlar verilecek ve Kurul'un verdiği kararlar çerçevesinde uygulama gerçekleşecek. Mühim olan bir daha bu memlekette hiç bir Kürt gencinin 'Dağa çıkmam gerekir' demeyeceği bir fikri, siyasi olgunluğun sağlanması, bir bütünleşmenin temin edilmesidir."
TBMM Başkanı Kurtulmuş, “Yeni bir anayasa yapmak Türkiye'nin boynuna borçtur. Bu bir siyasi sorumluluktur, siyasetin topluma karşı bir sorumluluğudur. Artık siyasi iklimin olgunlaştığını, Türkiye'nin yeni, sivil anayasa yapmaya muktedir olduğunu düşünüyorum. Bu tablo, böyle davranılmasını cesaretlendirecek bir tablodur.” dedi.
Kurtulmuş, "Eski dönemin kazananı elleri kirli, heybelerinde kan dolu emperyalistler oldu. Bu oyunu bozacağız. 467 oyun bendeki karşılığı budur. Bu iradeyi Türkiye ortaya koydu. (Çerçeve yasa) Milletimiz müsterih olsun. Bu kadar büyük titizlikle hazırlanan, büyük ittifakla kabul edilen bir yasa asla milli menfaatlerimize zarar vermeyecektir." ifadelerini kullandı.
Zonguldak'ta tutkusu olan oto tamirciliği yapmak için maden işçiliğinden vazgeçen üniversite öğrencisi, kendi dükkanında dede mesleğini sürdürüyor. Devrek ilçesinde, çocuk yaşlarda okuldan arta kalan vakitlerinde dedesinin ve babasının oto tamirhanesinde çırak olarak çalışan 25 yaşındaki Sefer Can Karaman, zamanla mesleğin inceliklerini öğrendi.
Lise eğitiminin ardından 2021 yılında girdiği üniversite sınavında Sakarya Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünü kazanan Karaman, dönem sonlarında geldiği memleketinde tamirhanede çalışmaya devam etti. Eğitimini sürdürdüğü sırada Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) işçi alımı ilanına başvuran Karaman, kurada isminin çıkmasıyla Üzülmez Müessese Müdürlüğünde pano üretim işçisi olarak çalışmaya başladı.
Yaklaşık 2 yıl boyunca bir yandan yer altının zorlu koşullarında çalışan, diğer yandan da mesai sonrası kendi imkanlarıyla açtığı dükkana gelerek tutkusu olan araç tamirini yapmaya devam eden Karaman, bir süre sonra ata mirası oto tamirciliği işini daha çok sevdiğine kanaat getirerek maden işçiliğini bıraktı.
İlçedeki eski sanayi sitesinde 160 metrekarelik dükkanda kuzeniyle ata mesleğini sürdüren Karaman, eski model karbüratörlü araçların tamir, bakım ve onarımının yanı sıra yarış pistleri için araçları modifiye ediyor.
"Bu mesleği daha çok sevdiğime kanaat getirdim"
Sefer Can Karaman, AA muhabirine, dedesinin ve babasının yanında araçların parçalarını taşıyarak, yıkayarak ve vida söküp takarak bu işe başladığını söyledi.
Tecrübe kazandıkça daha farklı işler yapmaya başladığını belirten Karaman, "Üniversite çağıma geldiğimde artık 'usta' denilecek kıvama geldim çünkü araçları kendim alıp teslim edebiliyordum. Daha sonra merak beni başka, modifiye gibi farklı arayışlara itti." dedi.
Karaman, tamirhanede çalışırken üniversite sınavına girip gazetecilik bölümünü kazandığını, ara dönem ve yaz döneminde de dükkana gelip çalışmaya devam ettiğini anlattı. Çocukluktan beri bir an önce hayata atılma gayesi olduğunu dile getiren Karaman, üniversite eğitimine devam ettiği sırada TTK işçi alımı ilanına başvurduğunu ve işe alındığını söyledi.
Karaman, ilk başlarda madenciliğin kendisine güzel geldiğini ancak tamirhaneye gitmeye de devam ettiğini, iki işi birlikte yapmaya çalıştığını belirtti.
Zamanla oto tamirciliğinin ağır bastığını söyleyen Karaman, şöyle devam etti: "Bu mesleği daha çok sevdiğime kanaat getirdim. Sonra TTK'yi bırakıp kendi işime yöneldim, sadece kendi işimi yapıyorum. Elimde altın bilezik olan bu mesleğim varken kömür işçiliği daha zor geliyor. Oradan çıkıp buraya geldiğinizde ustasınız, orada çırak gibi çalışıyorsunuz. Bu da insanı zorluyor. Bu nedenle sadece oto tamirciliğine devam etme kararı aldım. Yaklaşık 10 ay önce kendi tamirhanemi açtım. Kuzenimle çalışıyorum."
"Birçok ilden tamir için araç getiriliyor"
Karaman, özellikle eski model karbüratörlü araçların tamir, bakım ve onarımını yaptığını, birçok kentten kendisine tamir için araç getirildiğini, her araçla yakından ilgilendiğini anlattı. Motor sporları için araç modifiyesi de yaptıklarını dile getiren Karaman, bunun için çeşitli ülkelerden ve kentlerden parçalar getirttiğini belirtti.
Karaman, her zaman işini en iyi şekilde yapma hedefinin olduğunu dile getirerek, "Gazeteciliğe yöneldim, tamirciliği hiç bırakmadım. Kendimi bir anda madenci olarak buldum.
Daha sonra anladım ki dede ve baba mesleğini yapmadan duramıyorum. Madencilik yaparken bile gece vardiyasından çıkıp gelip araba tamir ediyordum. Benim tutkum oto tamirciliği, bundan vazgeçemiyorum." dedi.
Her işin severek yapılması gerektiğine işaret eden Karaman, iş küçük görülmeyip en iyi şekilde yapıldığında başarılı olunacağını kaydetti.
Gaziantepli öğrenciler, NASA tarafından düzenlenen Uluslararası Uzay Yerleşimi Tasarım Yarışması'nda (International Space Settlement Design Competition) "Venüs'e İnsanlı Uzay Aracı Tasarımı" projesiyle dünya ikincisi oldu.
Gaziantep'te özel bir okulda öğrenim gören Gülce Erayman, Fatma Önkol, Ceylin Erayman ve Benan Özcan'dan oluşan "Adadan NASA'ya" adlı topluluk, Kasım 2025'te düzenlenen Uluslararası Uzay Yerleşimi Tasarım Yarışması'na davet edildi.
Öğrenciler, "Venüs'e İnsanlı Uzay Aracı Tasarımı" projesiyle katıldıkları yarışmada, uluslararası öğrencilerin de yer aldığı 12 kişilik takıma dahil oldu ve ilk 4 takım arasına girdi.
ABD'nin Florida eyaletinde 29 Temmuz-3 Ağustos tarihlerinde düzenlenen finalde Türkiye'yi temsil eden öğrenciler, projeleriyle dünya ikinciliği elde etti.
Takım kaptanı Gülce Erayman, AA muhabirine, Türkiye'yi büyük bir uzay yarışmasında temsil etmenin gururunu yaşadıklarını söyledi.
Erayman, bazı olumsuzluklar nedeniyle finale çevrim içi katılmak zorunda kaldıklarını belirtti.
ABD'ye gidememeleri nedeniyle takım arkadaşları ve danışman hocalarla sürekli iletişim halinde kaldıklarını ifade eden Erayman, projede hazırladıkları bölümleri diğer takım arkadaşlarına aktardıklarını ve Florida'daki finalde takım arkadaşlarının kendilerini temsil ettiğini söyledi.
"Çok gurur verici"
Takım üyesi Fatma Önkol, projelerine güvendikleri için elde ettikleri ikinciliğin kendilerini şaşırtmadığını belirtti.
Bir yıl boyunca proje üzerinde çalıştıklarını dile getiren Önkol, şunları kaydetti:
"İkinci olmak gurur verici ama 2,5 puanla birinciliği kaçırdık. Aslında gidemememiz takımımıza bir dezavantaj oluşturdu. Çünkü 12 kişilik bir takımda 8 kişi yarıştı. Bunun dezavantaj oluşturduğunu düşünüyorum. Türkiye'yi de temsil etmiş bulunuyoruz. Çok gurur verici."
“Kapımız her türlü uzaya çıkıyor”
Önkol, aynı yarışmanın gelecek yıl düzenlenecek programı için de davet aldıklarını ifade etti.
Önlerinde daha çok yol olduğunu ve farklı yarışmalara katılmak için çalışacaklarını belirten Önkol, "Kapımız her türlü uzaya çıkıyor. Her türlü uzay araçları hakkında projeler yapmayı planlıyoruz. Amacımız dünya ikinciliği kazandığımız projenin üzerine bir şeyler eklemek değil, daha fazla yeni projeler yapmak." dedi.
Takımın diğer üyesi Ceylin Erayman da elde ettikleri başarıdan dolayı mutlu olduklarını belirtti.
Türkiye'yi bu tür yarışmalarda temsil etmeye devam etmek istediklerini dile getiren Erayman, şunları kaydetti:
"Finaller, 29 Temmuz'dan 3 Ağustos'a kadar sürdü. Bu süreçte proje savunmaları, tanışma ve tanıtım gibi etkinlikler vardı. Finallerde jüri olarak yarışmanın CEO'su ve oradaki NASA mühendisleri vardı. Projeler hakkında sorular sorup kontrolleri yaptılar."
“Dijital Çağda Kamu İletişimi” programında konuşan Duran, Türkiye’de yaklaşık 62,3 milyon aktif sosyal medya kullanıcısı bulunduğunu açıkladı. Kamu iletişiminin devlet yönetiminin stratejik sütunlarından biri olduğunu ifade eden Duran, iletişim kanallarının sürekli açık tutulması gerektiğini söyledi. Özellikle kriz dönemlerinde iletişim kapasitesinin sınandığını belirten Duran, bilgi boşluğunun söylentiler ve yanlış bilgilerle doldurulabileceği uyarısında bulundu.
Hakikatin korunmasının yalnızca teknik tedbirlerle sağlanamayacağını vurgulayan Duran, bunun vatandaşın güvenini önceleyen bir kamu iletişimi kültürüyle mümkün olduğunu dile getirdi. Duran, “Güven zedelenirse kamu otoritesi yara alır, hakikat örselenirse toplumsal dayanışma zayıflar.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye’nin iletişim alanında da çehresini yenilediğini belirten Duran, dijital ortamda güvenli kamu iletişiminin esas alınacağını söyledi. Duran, Türkiye’nin içinde bulunduğu dönüşümün yalnızca teknolojik bir değişim olmadığını belirterek, “Tarihi ve köklü bir dönüşüm sürecinden geçiyoruz.” dedi.
TÜBİTAK'tan edindiği bilgiye göre, ilk kez 1998 yılında TÜBİTAK Bilim ve Teknik Dergisi öncülüğünde Antalya Saklıkent'te düzenlenen etkinlik, her yıl genişleyen katılımcı kitlesi ve zenginleşen programıyla devam ediyor.
Türkiye'nin en kapsamlı ve popüler gökbilim etkinliği, 28. yılında, 15 Ağustos'a kadar, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ile TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Orhan Aydın'ın katılımıyla Afyonkarahisar'ın tarihi ve doğal güzellikleriyle öne çıkan Emre Gölü'nde devam edecek.
Bilimi, doğayı ve gökyüzünü bir araya getiren, her yaştan katılımcıya açık ve ücretsiz gerçekleştirilen etkinliğe bu yıl yaklaşık 19 bin kişi başvurdu. Başvuruların çoğunu aileler oluştururken, Türkiye'nin 81 ilinden müracaat yapıldı. Bir aylık bebekten 75 yaşındaki gökyüzü meraklısına kadar farklı yaş gruplarından kişiler başvuranlar arasında yer aldı.
Başvurulardan kura yöntemiyle belirlenen katılımcıların yanı sıra akademisyenler, astronomlar, bilim iletişimcileri, gönüllüler ve görevlilerden oluşan yaklaşık 1500 kişi etkinlik kapsamında Afyonkarahisar'da bir araya geldi.
Gündüz güneş, gece gökyüzü gözlemlenecek
Etkinlikte, gündüz saatlerinde güneş gözlemleri, TÜBİTAK atölyeleri, deneyler, bilim gösterileri ve bilgi yarışmaları gerçekleştirilecek.
Katılımcılar, gece olunca uzmanlar eşliğinde profesyonel teleskoplarla gezegenleri, yıldız kümelerini, bulutsuları ve galaksileri gözlemleme imkanı bulacak. Gökyüzü meraklıları, etkinlik süresince Perseid meteor yağmurunu da izleyebilecek.
Program kapsamında Milli Uzay Programı'nın hedefleri, Türkiye'nin insanlı uzay misyonları, derin uzay çalışmaları ve evrenin gizemleri düzenlenecek konferans, sunum ve söyleşilerde ele alınacak.
Türkiye'nin ilk astronotu Alper Gezeravcı ile ilk yörünge altı bilim misyonunu gerçekleştiren Tuva Cihangir Atasever de etkinlikte katılımcılarla bir araya gelerek uzay görevlerine ilişkin deneyimlerini ve yürütülen bilimsel araştırmaları anlatacak.
Türkiye'nin ilk kez ev sahipliği yapacağı 77. Uluslararası Uzay Kongresi'ne (IAC 2026) ilişkin bilgilendirmelerin de yapılacağı etkinliğin 3. günü, tüm vatandaşların katılımına açık olacak.
İlk gün "kozmik depremler" anlatılacak
Katılımcıların alana yerleşimi ve TÜBİTAK atölyeleriyle başlayan organizasyonun ilk gününde Prof. Dr. Faruk Soydugan, "Yıldızların İzinde: Evren ve Kozmik Depremler" başlıklı konferans verecek.
Resmi açılış programının ardından katılımcılar, teleskoplarla gerçekleştirilecek gece gözlemlerinde gök cisimlerini inceleyecek.
Etkinliğin 2. günü olan 13 Ağustos'ta bilim gösterileri, atölyeler ve bilgi yarışmaları düzenlenecek. Türkiye Uzay Ajansı (TUA) Başkan Yardımcısı Fatih Dulkan, "Milli Uzay Programı: Türkiye'nin Uzaydaki Gelecek Vizyonu" başlıklı sunumunu gerçekleştirecek.
Tuva Cihangir Atasever de yörünge altı bilim misyonunu ve bu kapsamda yürütülen deneyleri katılımcılarla paylaşacak. IAC 2026 bilgilendirmesi ve TÜBİTAK UZAY sunumu da yapılacak, Afyon Kocatepe Üniversitesi Korosu konser verecek, Perseid meteor yağmuru eşliğinde gece gözlemleri gerçekleştirilecek.
Alper Gezeravcı, ISS görevini anlatacak
Tüm bölge halkının katılımına açık 14 Ağustos'taki programda Alper Gezeravcı, Uluslararası Uzay İstasyonu'nda (ISS) gerçekleştirdiği görevini "ISS Görevi" başlıklı konferansında anlatacak.
Türkiye'nin ulusal gözlemevleri ile kara delikler ve ötegezegenler konularında bilim söyleşilerinin gerçekleştirileceği program, resmi kapanış töreni ve Afyonkarahisar Belediyesi Kent Orkestrası konseriyle devam edecek.
Gün sonunda profesyonel teleskoplarla gece gözlemleri yapılacak. Dört günlük bilim etkinliği, 15 Ağustos Cumartesi günü düzenlenecek kültürel geziyle sona erecek.
Etkinlikle katılımcıların astronomi ve uzay bilimleri alanında bilgi edinmesi, özellikle çocukların ve gençlerin bilimsel meraklarının geliştirilmesi, keşfetmeye teşvik edilmesi ve geleceğin bilim insanlarına ilham verilmesi amaçlanıyor.
Türkiye'de kentsel dönüşüm sürecini hızlandırmak amacıyla vatandaşlara hibe ve kredi imkanlarının yanı sıra kira ve taşınma yardımı ile vergi ve harç muafiyetleri gibi çeşitli destekler sunuluyor.
Anadolu Ajansının (AA) "Kentsel Dönüşüm" başlıklı dosya haberinin ikinci bölümünde, vatandaşların kentsel dönüşüm sürecinde yararlanabileceği hibe, kredi, kira yardımı ile vergi ve harç muafiyetleri gibi destek ve avantajlar ele alındı.
Bu desteklerin başında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına bağlı Kentsel Dönüşüm Başkanlığı koordinesinde başlatılan ve İstanbul'un tüm ilçelerini kapsayan "Yarısı Bizden" kampanyası geliyor.
Vatandaşlara ev ve iş yerlerinin dönüşümü için hibe, kredi ve taşınma yardımını kapsayan kampanyadan riskli konut sahiplerinin tümü faydalanabiliyor.
Yıl sonuna kadar riskli yapı ilan edilen tüm konut ve iş yeri sahiplerinin yararlanabileceği kampanya kapsamında vatandaşlara evlerini yeniden inşa ettirmeleri için 875 bin lira hibe, 875 bin lira kredi ve 125 bin lira tahliye desteği olmak üzere toplam 1 milyon 875 bin lira destek veriliyor.
Finansman desteğinden faydalanan vatandaşlar evlerini yüklenici firmalarla yeniden inşa ettirebiliyor.
Aynı koşullarda hak sahibinin bir dükkanı veya iş yeri için 437 bin 500 lira hibe, 437 bin 500 lira kredi ve 125 bin lira taşınma desteği sağlanıyor. Hak sahibinin diğer her bir dükkanı için 875 bin lira kredi imkanı sunuluyor.
Alan bazlı site benzeri büyük dönüşümlerde ise TOKİ veya Emlak Konut inşaatları üstleniyor. Bu modelde her bir hak sahibi için 875 bin liralık hibe desteği ve 125 bin liralık taşınma desteği sağlanıyor. Hibe tutarı bina maliyetinden düşürülüyor, arta kalan borç ise yine uzun vadeli uygun ödeme koşullarıyla taksitlendiriliyor.
Resmi Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile 31 Aralık 2026'da sona erecek kampanya ile ilgili vatandaşların lehine önemli bir düzenleme yapıldı. Bu değişiklikle ev ve iş yerini yenilemek isteyen vatandaşlar için riskli yapıların yıkım, ruhsat, kat irtifakı ve hak sahipliği tespiti gibi süreçlerin de zaman aldığı dikkate alınarak hak kaybı yaşamamaları için 31 Aralık 2026'ya kadar riskli yapı ilan edilen tüm bağımsız bölümlerin kampanyadan faydalanmasının önü açıldı. Bu sayede 2025 ve 2026 yıllarında riskli yapısı onaylanan konut ve iş yeri sahiplerinin tamamı "Yarısı Bizden" kampanyasından faydalanabilecek.
Ev ve iş yerlerinin dönüşümü için 3 milyon liraya varan kredi desteği
Kentsel dönüşümle ev ve iş yerlerini yenilemek isteyen İstanbullular, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı koordinasyonunda, Dünya Bankası finansmanıyla yürütülen "İklim ve Afetlere Dayanıklı Şehirler Projesi (İADŞP)" kapsamında 3 milyon liraya varan kentsel dönüşüm kredisinden faydalanabiliyor.
Proje kapsamında İstanbul'da Dünya Bankası aracılığıyla ilk yıl ödemesiz, 180 ay vade, aylık yüzde 0,69 faiz oranıyla 3 milyon liraya kadar finansman imkanı sunuluyor.
Bazı gruplara faiz indirimi de uygulanıyor. Buna göre, riskli yapıdaki bağımsız birim dışında tapuda kayıtlı başka konutu bulunmayan maliklere, orta ve düşük gelirli hanelere, şehit aileleri, harp ve vazife malulleri ile dul ve yetimler, emekliler, en az yüzde 40 engelli vatandaşlar ve hanehalkı reisi kadın olan hanelere yönelik faiz indirimleri uygulanıyor.
Faiz indiriminde ayrıca binanın enerji verimliliği de dikkate alınıyor. A sınıfı enerji kimlik belgesine sahip binalar için yıllık yüzde 0,50, B sınıfı enerji kimlik belgesine sahip binalar için ise yıllık yüzde 0,25 indirim yapılıyor.
Birden fazla kategori kapsamında bulunan vatandaşlar, indirimlerden birlikte yararlanabiliyor. Bu indirimlerin tüm koşullarını sağlayan hak sahipleri için faiz oranında yıllık toplam yüzde 1,25'e varan indirim uygulanabiliyor.
Proje İstanbul dışında 5 ilde daha uygulanacak
İklim ve Afetlere Dayanıklı Şehirler Projesi'ne başvurmak için devam eden icra, takip veya haciz kaydının bulunmaması şartı aranacak. Kredinin aylık taksit tutarının, belgelendirilmiş hanehalkı aylık gelirinin yüzde 70'ini aşmaması gerekecek.
Proje, Türkiye'de seçilen illerde sismik ve iklim koşullarına dayanıklı konut, kentsel altyapı ve hizmetlere erişimi artırmayı amaçlıyor.
İADŞP, ilk etapta İstanbul, İzmir, Kocaeli, Sakarya, Manisa ve Tekirdağ illerini kapsayacak. Bu illerdeki riskli yapı maliklerine uygun maliyetli finansman sağlanarak bu binaların depremlere ve iklim değişikliğine dayanıklı yapılara dönüşmesi hedefleniyor. İstanbul'un yanı sıra İzmir, Kocaeli ve Sakarya'da da başvuru süreci başladı.
Vatandaşlar, başvurularını yapabilecekleri irtibat ofislerinin bilgisine "kentseldirenclilik.csb.gov.tr" internet adresinden ulaşabilecek.
Yapı ruhsatı ve iskanda indirim imkanı
Sunulan destekler arasında "yapı ruhsatı harcı muafiyeti" de bulunuyor. Buna göre, kentsel dönüşüm kapsamında yeniden yapılacak binalar için belediyelerin aldığı inşaat (yapı) ruhsatı harcında indirim ve çeşitli muafiyetler uygulanıyor.
"Yapı kullanma izin belgesi (iskan) harcı muafiyetinde" ise inşaat tamamen tamamlandıktan ve yapı denetim firmalarının verdiği yapı seviye tutanağı yüzde 100 uygunluk seviyesine ulaştıktan sonra alınan iskan harcında da indirim imkanı sunuluyor.
"Tapu harcı muafiyeti" kapsamında kentsel dönüşüm kapsamına giren bir yapıda inşaatı yapan yüklenicinin hak ettiği bağımsız bölümlerin ilk satışındaki yüzde 4 alım-satım harcı ödenmiyor. Ayrıca riskli yapı tespiti yapılıp kat irtifakı kurulana kadarki süreçte bağımsız bölümünü satmak isteyen mülk sahipleri için de yüzde 4'lük alım-satım harcında istisna bulunuyor. Kat irtifakı kurulduktan (bağımsız bölümler resmi olarak belli olduktan) sonra bu muafiyet ortadan kalkıyor.
Belediye harçlarında kentsel dönüşüm muafiyeti
Kentsel dönüşüm kapsamında noter harcı ve damga vergisine ilişkin de muafiyetler bulunuyor. Bu çerçevede dönüşüm sürecindeki yapıların noter sözleşmelerinde ve bazı resmi işlemlerde damga muafiyeti imkanı bulunuyor ve harçlarda indirim yapılıyor.
"Damga vergisi istisnasında" dönüşüm nedeniyle ilgili kanun maddesine göre düzenlenen birçok sözleşme ve resmi evrak damga vergisinden muaf tutuluyor.
"Belediyeler tarafından alınan çeşitli imar ve işlem harçlarından muafiyet" de önemli bir avantaj sunuyor. İmarla ilgili bazı belediye ücretleri ve harçları da dönüşüm işlemleri kapsamında alınmıyor. Ancak bu muafiyetler genel olarak mevcut inşaat alanının 1,5 katına kadar olan bölüm için uygulanıyor. Bunun üzerindeki ilave alanlar için normal harçlar isteniyor ve muafiyet uygulanmıyor.
KDV avantajı ve kira yardımı imkanı da bulunuyor
Kentsel dönüşüm kapsamında belirli şartları sağlayan projelerde KDV yönünden de çeşitli istisna ve indirimler uygulanabiliyor. Bu durum projenin niteliğine göre değişiyor.
Öte yandan, "Yarısı Bizden" kampanyasından bağımsız olarak, 6306 sayılı Kanun kapsamında riskli yapılarını tahliye eden hak sahipleri ile belirli şartları taşıyan kiracılara kira veya tahliye yardımı sağlanıyor. Yardım tutarları illere göre farklılık gösterebilirken, genellikle her yıl güncelleniyor.
AK Parti Kurucular Kurulu Üyesi Hayati Yazıcı, partisinin 25. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla AA muhabirine yaptığı açıklamada, partinin kurulduğu 2000'li yılları "Türkiye'nin zorlu yılları" olarak tanımladı.
Yazıcı, İstanbul Belediye Başkanlığı dönemindeki icraatlarıyla, halkla sağladığı iletişimle, sorun çözmedeki yetkinliği ve kapasitesiyle öne çıkan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde milletin sorunlarına çözüm üretmek üzere böyle bir dönemde harekete geçtiklerini söyledi.
Partinin kuruluş sürecini ve bu süreci başlatan siyasi kadroyu tanımlamak için kullanılan "Erdemliler Hareketi"nin toplumda bir heyecan uyandırdığını belirten Yazıcı, 14 Ağustos 2001'de belirledikleri hedeflerin birçoğunu gerçekleştirdiklerini bildirdi.
Bu kapsamda AK Parti'nin "Kalkınma ve Demokratikleşme Programı"na işaret eden Yazıcı, kamu yönetiminden sosyal politikalara kadar hiçbir alanı boş bırakmadan, kapsayıcı bir şekilde bütün sorun alanlarına vurgu yapan bir programla milletin önüne çıktıklarını kaydetti.
Hayati Yazıcı, seçim beyannamelerinde de bu programı detaylandırdıklarını ve bunları eylem planlarına dönüştürdüklerini belirtti.
Partinin kuruluş günündeki atmosfere de değinen Yazıcı, çok heyecanlı ve öz güveni yüksek bir kurucu kadro olduklarını dile getirdi.
Birbirine kenetlenmiş bir kadroyla yola çıktıklarını belirten Yazıcı, "İş görme biçimi itibarıyla kolektif akıl egemen. Konuları özgürce tartışıyoruz, mevcut durumu analiz, müzakere ediyoruz. Sonuçta karara bağlıyor, karara bağladığımız konuları da icra etmek üzere hükümetin faaliyet alanına sevk ediyoruz." diye konuştu.
Bir mesaiye bağlı olmaksızın, gece gündüz demeden, milletten aldıkları yetkinin hakkını verme hedefi doğrultusunda ekip olarak çalıştıklarını aktaran Yazıcı, ilk büyük icraatlarının "13 yılı aşkın süre devam eden olağanüstü hal yönetimini sonlandırmak" olduğunu vurguladı.
"Türkiye büyük ve güçlü bir ülke"
AK Parti'nin kuruluşunun üzerinden geçen 25 yılda kesintisiz iktidarda kalmasının dünyada emsalinin olmadığını vurgulayan Yazıcı, bu süreçteki 19 seçimde ise birinci parti olduklarının altını çizdi.
AK Parti'nin siyaset anlayışının "kapsayıcı ve kuşatıcı" olduğunu vurgulayan Yazıcı, "Biz milletin olduğu yerde duran bir partiyiz. Türkiye söz konusu olduğunda 86 milyonun tamamı bizim hedef kitlemiz." diye konuştu.
Demokrasi çıtasını yükseltmek için önemli adımlar attıklarını kaydeden Yazıcı, AK Parti'nin icraatlarının merkezinde "insan" olduğunu ifade etti.
Ulaştırmadan sanayiye, eğitimden sosyal politikalara birçok alanda gelinen aşamayı anlatan Yazıcı, savunma sanayisi alanında Türkiye'ye devrim niteliğinde kazanımlar sağladıklarını dile getirdi.
Türkiye'nin savunma alanında ihtiyaçlar bakımından yüzde 80 olan dışa bağımlılık oranını yüzde 20'ye indirdiklerini aktaran Yazıcı, "İnşallah hedefimiz bunu daha da aşağıya indirmek, belki de sıfırlamak. Türkiye büyük, güçlü bir ülke." dedi.
"Türkiye'nin demokrasi çıtasını da bu anlamda yükselttik"
Vesayetçi yapıları bir bir tasfiye ettiklerini hatırlatan Yazıcı, "Çünkü hep şuna inandık, egemenlik milletindir." ifadesini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 15 Temmuz hain darbe girişimi gecesi başta olmak üzere birçok konuşmasında "Milletin gücünden başka güç tanımıyoruz." vurgusu yaptığını hatırlatan Yazıcı, "Vesayetçi unsurları, dikleşmeden dik durarak, yeri geldiğinde ayağımızı yere vurarak bir bir temizledik, tasfiye ettik. 'Egemenlik millete ait, herkes buna saygı gösterecek' dedik. Türkiye'nin demokrasi çıtasını da bu anlamda yükselttik." diye konuştu.
"İyileştirmelerimizi, imkanlarımızı artırmak suretiyle gerçekleştireceğiz"
"Bütün bunları söylerken, 'Her şeyi yaptık, Türkiye'nin başka bir ihtiyacı yok' iddiası içinde değiliz." ifadesini kullanan Yazıcı, şöyle devam etti:
"Zaman değişiyor, ihtiyaçlar farklılaşıyor. Bugün de yaşadığımız bazı sorunlar var. Enflasyonla kararlı bir biçimde mücadelemizi sürdürüyoruz. Onun da belini kırdık, inşallah onun olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak için gece gündüz demeden koşuyoruz. Dezavantajlı kesimlerimiz var, emeklilerimiz var. O anlamda iyileştirmelerimizi, imkanlarımızı artırmak suretiyle gerçekleştireceğiz."
Yazıcı, "Türkiye Yüzyılı" vizyonu doğrultusunda savunma sanayisi, adalet, ulaştırma, teknoloji, tarım ve sosyal politikalar başta olmak üzere birçok alandaki hedefleri Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde hayata geçirmeyi sürdüreceklerini dile getirdi.
"İmkanlarımızı Türkiye'yi bu terör belasından kurtarmak için teksif ettik"
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Yazıcı, "Terörsüz Türkiye" çalışmalarına da değindi.
Türkiye'nin 40 yılı aşkın süredir kararlı bir şekilde terörle mücadele ettiğini anlatan Yazıcı, "Terörle mücadeleyi, Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin hepsinin yaptığı kanısındayım. Ama biz çok daha kararlı, çok daha güçlü bir şekilde imkanlarımızı Türkiye'yi bu terör belasından kurtarmak için teksif ettik." diye konuştu.
"Bizim en kıymetli hazinemiz kardeşliğimiz" diyen Yazıcı, Türkiye'nin gündeminden terörü çıkarmanın her zaman en önemli hedeflerinden biri olduğunu söyledi.
"Bu beladan kurtulmak için yapacaklarımızın artık sonuna yaklaştık"
Terörsüz Türkiye sürecinde gelinen aşamayı ve bu kapsamdaki yasal çerçeveyi de değerlendiren Yazıcı, "Şehitlerimizin ruhlarını incitmeden, kahraman gazilerimizi üzmeden Türkiye'yi bu beladan kurtarmak için yapacaklarımızın artık sonuna yaklaşmış durumdayız." dedi.
"Türkiye, bu illetten kurtulması halinde çok büyük bir imkana kavuşmuş olacak." diyen Yazıcı, şunları kaydetti:
"Hem kaynak tasarrufu yapmış olacak hem de birlik ve bütünlüğü gibi parayla, maddi şeyle ölçülmeyen büyük bir hazineye kavuşmuş olacak. Bu da Türkiye açısından çok kıymetli. Bunun sadece Türkiye için değil, bölge için çok olumlu sonuçları olacak. Daha güçlü bir Türkiye'nin dünya barışına katkısı daha fazla olacak. Bunun da etkisi bütün dünya ölçeğinde olacak diye düşünüyorum. Bunu da başaracağımıza inanıyorum."
Yazıcı, AK Parti'nin 14 Ağustos'ta 25. kuruluş yıl dönümünü kutlayacağını belirterek, 23,5 yıllık kesintisiz iktidar sürecinde emeği geçen herkese teşekkür etti, en büyük desteğin ve takdirin milletten geldiğini söyledi.
Milletin sandıkta muhasebe yaparak iş üreteni ödüllendirdiğini dile getiren Yazıcı, bu güvenin kendileri için en büyük motivasyon kaynağı olduğunu kaydetti.
AA'nın Süper Lig'in 2026-2027 sezonu öncesi lig tarihi ve istatistiklerine yönelik hazırladığı dosya haberlerin bu bölümünde, lig tarihinde atılan "en erken" goller yer alıyor.
2021-2022 sezonunun 6. haftasında, 22 Eylül 2021'de Kalyon Stadı'nda yapılan Gaziantep FK-İstanbul Başakşehir (1-0) maçının henüz 10. saniyesinde fileleri havalandıran Muhammet Demir, lig tarihinin de bilinen en erken golünü kaydetti.
Ligde bundan önce bilinen en erken golü ise 2008-2009 sezonunun 13. haftasında, 29 Kasım 2008'de Eskişehirspor ile Denizlispor arasında oynanan ve ev sahibi takımın 4-3 kazandığı maçın 12. saniyesinde fileleri havalandıran Denizlispor'un Trinidad ve Tobagolu futbolcusu Darryl Bevon Roberts atmıştı.
İlk 30 saniyede atılan diğer goller
Türkiye'nin en üst kademe liginde bu iki golün yanı sıra ilk 30 saniye içinde atılan diğer goller şöyle:
13. saniye: 2022-2023 sezonu Galatasaray-Trabzonspor (Maxi Gomez-Trabzonspor)
15. saniye: 2005-2006 sezonu Sivasspor-Kayserispor (İlhan Parlak-Kayserispor), 2025-2026 sezonu Göztepe-Antalyaspor (Juan Santos da Silva-Göztepe)
17. saniye: 2007-2008 sezonu Trabzonspor-Gaziantepspor (Umut Bulut-Trabzonspor)
18. saniye: 2001-2002 sezonu Galatasaray-Göztepe (Vedat İnceefe-Galatasaray)
20. saniye: 2007-2008 sezonu Sivasspor-Kasımpaşa (Musa Aydın-Sivasspor), 2009-2010 sezonu Kasımpaşa-Kayserispor (Yekta Kurtuluş-Kasımpaşa), 2015-2016 sezonu Kasımpaşa-Osmanlıspor (Andre Castro De Pereira-Kasımpaşa), 2023-2024 sezonu Adana Demirspor-Antalyaspor (David Akintola-Adana Demirspor)
21. saniye: 1995-1996 sezonu Beşiktaş-Fenerbahçe (Elvir Bolic-Fenerbahçe)
22. saniye: 2005-2006 sezonu Denizlispor-Beşiktaş (Alessandro Andrade de Oliveira-Denizlispor), 2008-2009 sezonu Denizlispor-Gençlerbirliği (James Troisi-Gençlerbirliği), 2008-2009 sezonu Kocaelispor-Gaziantepspor (Ahmet Dursun-Kocaelispor), 2010-2011 sezonu Manisaspor-Kardemir Karabükspor (Joshua Simpson-Manisaspor)
23. saniye: 2024-2025 sezonu Beşiktaş-Antalyaspor (Braian Samudio-Antalyaspor)
24. saniye: 1998-1999 sezonu Kocaelispor-Adanaspor (Ali Asım Balkaya-Adanaspor), 2007-2008 sezonu Konyaspor-Manisaspor (Filip Holosko-Manisaspor)
25. saniye: 2006-2007 sezonu Gençlerbirliği-Trabzonspor (Okan Öztürk-Gençlerbirliği), 2024-2025 sezonu Konyaspor-Fenerbahçe (Pedrinho-Konyaspor)
26. saniye: 2009-2010 sezonu Sivasspor-MKE Ankaragücü (Yannick Kamanan-Sivasspor), 2013-2014 sezonu Kasımpaşa-Konyaspor (Hasan Kabze-Konyaspor), 2019-2020 sezonu MKE Ankaragücü-Göztepe (Halil Akbunar-Göztepe)
27. saniye: 2007-2008 sezonu Sivasspor-Kasımpaşa (Musa Aydın-Sivasspor), 2020-2021 sezonu Galatasaray-Gençlerbirliği (Mbaye Diagne-Galatasaray)
28. saniye: 2011-2012 sezonu Samsunspor-Kayserispor (James Troisi-Kayserispor), 2018-2019 sezonu Yeni Malatyaspor-Göztepe (Ömer Şişmanoğlu-Yeni Malatyaspor), 2020-2021 sezonu Medipol Başakşehir-Gençlerbirliği (Sefa Yılmaz-Gençlerbirliği)
30. saniye: 2002-2003 sezonu Gaziantepspor-Elazığspor (Erdal Güneş-Gaziantepspor), 2007-2008 sezonu Ankaraspor-Kayserispor (Gökhan Ünal-Kayserispor), 2017-2018 sezonu Galatasaray-Yeni Malatyaspor (Younes Belhanda-Galatasaray)
Ege İhracatçı Birliklerinden (EİB) yapılan açıklamaya göre, 1 Ocak-10 Ağustos 2025'te 6 bin 40 ton kiraz ihracatı karşılığında 47 milyon 728 bin dolar elde etti.
Bu yılın aynı döneminde 68 bin 737 ton kiraz ihraç ederek 235 milyon dolar gelir elde eden Türkiye, ihracat miktarını 11 kat, döviz gelirini ise 4 kat yükseltti.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Cengiz Balık, Türkiye'nin kiraz üretiminde dünyada ilk sırada, ihracatta ise ilk 3-4 ülke arasında yer aldığını belirtti.
Kiraz üretiminin 2025 yılında çiçeklenme döneminde yaşanan don olayından olumsuz etkilendiğini aktaran Balık, bu nedenle geçen yıl ihracatta büyük düşüş yaşandığını, bu yıl ise güçlü bir toparlanma sağlandığını ifade etti.
Bu yıl ihracatta dikkat çekici bir performans sergilediklerini belirten Balık, "2026 yılının geride kalan diliminde 68 bin tonu aşan kiraz ihracatı karşılığında 235 milyon dolar döviz geliri elde ettik. Geçen yılın aynı dönemine göre ihracat miktarında yaklaşık 11 katlık, ihracat değerinde 4 katlık artış yaşadık." ifadelerini kullandı.
Pazar sayısı 52'ye çıktı
İhracatta pazar çeşitliliğinin de arttığını aktaran Balık, 2025 yılında 34 ülkeye kiraz ihraç edilirken bu yıl ülke sayısının 52'ye yükseldiğini belirtti.
Ülke bazında ihracatta Almanya'ya 74 milyon, Rusya Federasyonu'na 67,5 milyon, Polonya'ya 29 milyon ve Irak'a 26,5 milyon dolarlık ihracat yapıldığını bildiren Balık, iklim koşullarında olumsuzluk yaşanmaması halinde 2027 yılında kiraz ihracatında 250 milyon dolara ulaşmayı hedeflediklerini ifade etti.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), haziran ayına ilişkin kümes hayvancılığı üretimi istatistiklerini açıkladı.
Buna göre, haziranda 232 bin 238 ton tavuk eti üretildi. Üretim, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 14,7, bir önceki aya göre yüzde 14,8 arttı.
Tavuk yumurtası üretimi, haziranda aylık bazda yüzde 1 azalırken, yıllık bazda yüzde 21 yükseldi. Bu dönemde 1 milyar 838 milyon 966 bin tavuk yumurtası üretildi.
Haziranda kesilen tavuk sayısı, yıllık yüzde 14,4 yükselişle 123 milyon 325 bin olarak kayıtlara geçti. Ocak-haziran döneminde de geçen yılın aynı dönemine kıyasla tavuk yumurtası üretimi yüzde 18,6, kesilen tavuk sayısı yüzde 1,2, tavuk eti üretimi yüzde 0,3 arttı.
Trabzon'un Maçka ilçesi ile Gümüşhane'nin Torul ilçesi sınırında yer alan yayla, yaz aylarında serin havası ve doğal güzellikleriyle ilgi görüyor.
Bölgede her mevsim etkili olan sis adeta yaylanın yüksek kesimlerini kaplıyor. Sis bulutları arasında kalan dağlar ve yayla yolları da güzel görüntüler oluşturuyor.
Doğa ve fotoğraf tutkunlarının uğrak noktaları arasında yer alan Camiboğazı Yaylası'na gelen ziyaretçiler, sisli havada yürüyüş yaparak doğal güzellikleri gözlemleyebiliyor.
Sisli havada ilerleyen koyun sürüleri de yayladaki doğal yaşamdan görülmeye değer manzaralar sunuyor.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), haziran ayına ilişkin dış ticaret endekslerini açıkladı.
Buna göre ihracat birim değer endeksi, haziranda geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 12,6 yükseldi.
Endeks, Haziran 2025'e göre gıda, içecek ve tütünde yüzde 5,9, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 4,8, yakıtlarda yüzde 40,7, imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 11,6 arttı.
İthalat birim değer endeksi de haziranda yıllık bazda yüzde 12,9 artış kaydetti.
Endeks geçen yılın aynı ayına göre gıda, içecek ve tütünde yüzde 3 azalırken, yakıtlarda yüzde 39,3, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 9,1, imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 6,6 artış gösterdi.
Miktar endeksleri
İhracat miktar endeksi, haziranda geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 8,1 arttı. Endeks bu dönemde yakıtlarda yüzde 29,6 azalırken, gıda, içecek ve tütünde yüzde 19,1, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 25,8 ve imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 9,7 artış kaydetti.
İthalat miktar endeksi haziranda yıllık bazda yüzde 9 arttı. Endeks, geçen yılın aynı ayına göre yakıtlarda yüzde 7,5 azalırken, gıda, içecek ve tütünde yüzde 46,8, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 25,9 ve imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 13,9 artış gösterdi.
Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış veriler
Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ihracat miktar endeksi, mayısta 147,5 iken haziranda yüzde 5,5 azalarak 139,5 oldu. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise endeks, Haziran 2025'te 148,9 iken Haziran 2026'da yüzde 5,7 azalışla 140,5 olarak gerçekleşti.
Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ithalat miktar endeksi, mayısta 116,3 iken haziranda yüzde 8,3 artışla 126 olarak kayıtlara geçti. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre endeks, geçen yıl haziranda 130,9 iken bu yılın aynı ayında yüzde 2,5 azalışla 127,6 oldu.
İhracat birim değer endeksinin ithalat birim değer endeksine bölünmesiyle hesaplanan ve Haziran 2025'te 90,3 olarak elde edilen dış ticaret haddi, 0,2 puan azalışla Haziran 2026'da 90,1 olarak kaydedildi.
TEKNOFEST'ten yapılan açıklamaya göre, sporcular, Gölcük'te Değirmendere İskelesi'nden başlayarak Donanma Kayıkhanesi'nde sona erecek 1500 metrelik parkurda mücadele edecek.
Sporcular, 22 Ağustos Cumartesi günü gerçekleştirilecek yarış kapsamında sabah saatlerinde Donanma Komutanlığı Yelken ve Su Sporları Tesisleri'nde toplanarak numaralandırma ve hazırlık işlemlerini tamamlayacak. Ardından organizasyon tarafından sağlanacak otobüslerle yarışın başlama noktası olan Gölcük Değirmendere İskelesi'ne götürülecek.
Başlangıç alanındaki son bilgilendirmenin ardından yarışa, erkek sporcular saat 10.30'da, kadın sporcular 10.45'te başlayacak.
Lisanslı sporcular katılabilecek
Yarışmaya, 13 yaş üstü kadın ve erkek lisanslı sporcular katılım sağlayabilecek. Etkinlikte yer alabilmek için Türkiye Yüzme, Türkiye Triatlon ve Türkiye Modern Pentatlon federasyonları tarafından verilen 2025-2026 vizeli lisanslara veya ferdi lisansa sahip olma şartı aranacak. Farklı federasyonlara ait lisanslarla yarışmaya katılım sağlanamayacak.
Başvurular 20 Ağustos'ta sona erecek
TEKNOFEST 2026 Mavi Vatan Açık Su Yüzme Yarışları için başvurular, 20 Ağustos Perşembe günü saat 17.00'ye kadar organizasyonun resmi internet sitesi "www.teknofest.org" üzerinden yapılabilecek. Yarışa ilişkin kontrol listeleri 21 Ağustos Cuma günü ilan edilecek.
Yarışın tamamlanmasının ardından ödül töreni, saat 13.30'da bitiş noktası olan Donanma Kayıkhanesi'nde düzenlenecek.
Organizasyon sonunda dereceye giren sporculara madalyanın yanı sıra çeşitli ödüller takdim edilecek. Bu kapsamda birinciye akıllı saat, ikinciye akıllı bileklik, üçüncüye ise su geçirmez kulaklık hediye edilecek.
Fevzi Çakmak Mahallesi Yeni Hal Yolu Atışalanı Sapağı'nda Özcan Çakır yönetimindeki 34 HJA 550 plakalı minibüs, trafikte makas atarak ilerlediği sırada aynı istikamette seyir halinde olan Bayram A'nın idaresindeki 34 PUE 509 plakalı otomobil ile Muhammet K'nin kontrolündeki 57 AK 732 plakalı otomobile çarptı.
Kontrolden çıkarak bariyerlere çarpan minibüs, daha sonra devrildi.
İhbar üzerine olay yerine çok sayıda polis, sağlık ve itfaiye ekibi sevk edildi.
Kazada, minibüs sürücüsü Özcan Çakır olay yerinde hayatını kaybederken, diğer araç sürücüleri Bayram A. ve Muhammet K. ile araçlarda bulunan Furkan A, Harun K. ve Miraç A. yaralandı.
Yaralılar, sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından ambulanslarla hastaneye sevk edildi.
Bakan Işıkhan, NSosyal hesabından yaptığı paylaşımda, şunları kaydetti:
"Kayıtlı istihdamımızı büyütüyor, çalışma hayatımızı güçlendiriyoruz. Kadınlar, gençler ve engelli vatandaşlarımız başta olmak üzere dezavantajlı grupların iş gücüne katılımlarını desteklemek, yatırım ortamının güçlendirilmesini sağlamak için politikalarımızı uygulamaya devam ediyoruz. Son 2 yılda 15 farklı sigorta prim teşviki uyguladık. 2025 yılında 435,6 milyar lira, bu yılın ilk 5 ayında 180,8 milyar lira destek sağladık."
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, NSosyal hesabından yaptığı paylaşımda, başvuruların e-Devlet kapısı üzerinden arama bölümüne "3713 Sayılı Kanun Kapsamında Terörle Mücadelede Yaralanıp Malul Sayılmayanlara İlişkin" yazılarak gerçekleştirebileceğini belirtti.
TSK, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığının erbaş ve erler dahil askeri personelinin, Milli İstihbarat Teşkilatı personelinin, Emniyet Teşkilatının Emniyet Hizmetleri Sınıfı personelinin ve güvenlik korucularının başvuruda bulunabileceğini aktaran Göktaş, şunları kaydetti:
"TBMM Genel Kurulumuzda kabul edilerek yasalaşan yeni Kanunumuz kapsamında, terörle mücadelede yaralanan ancak malul sayılmayan vatandaşlarımıza yönelik başvurular 1 Eylül tarihinde başlıyor. Başvurular, olay tarihinde mensubu olunan kurumlara yapılacak. Vatanımız uğruna fedakarlık gösteren kahramanlarımızın her daim yanında olmaya, ihtiyaçlarına çözüm üretmeye devam edeceğiz."
Xinhua ajansının haberine göre, şiddetli rüzgar ve sağanağın etkili olduğu Pekin'de yetkililer, kent sakinlerinin olumsuz hava koşullarından etkilenmemesi için bazı önlemler aldı.
Yetkililer, kent genelinde 151 turistik ve 157 kamp alanının ziyarete kapatıldığını, Pekin'in kırsal bölgelerindeki 4 binden fazla konaklama tesisinin faaliyetlerini durdurduğunu bildirdi.
Şiddetli yağışlar nedeniyle 250 otobüs güzergahında seferlere ara verilirken, turistik tekne seferleri de askıya alındı. Sel ve heyelanların yaşanabileceği dağlık kesimlerde ikamet edenler ile bakım merkezlerinde kalan 5 binden fazla yaşlı güvenli bölgelere tahliye edildi.
Çin'de Dolphin Tayfunu'nun etkisinin zayıflamasına rağmen ülkenin doğu ve orta kesimlerinde şiddetli yağış ve kuvvetli rüzgarlar nedeniyle birçok bölgede alarm verilmişti.
Ayrıca tayfunun etkili olduğu Cıciang, Şanghay ve Fucien'de 1 milyondan fazla kişi güvenli bölgelere yerleştirilmişti.
Pekin'de ise dün şiddetli yağışlar nedeniyle 2. seviye sel acil durum planı devreye sokulmuştu.
Dün satış ağırlıklı bir seyir izleyen Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksi, günü yüzde 0,78 değer kaybederek 13.704,52 puandan tamamladı.
Endeks, bugün açılışta önceki kapanışa göre 0,46 puan artışla 13.704,98 puana çıktı. Bankacılık endeksi yüzde 0,19, holding endeksi yüzde 0,29 değer kaybetti.
Sektör endeksleri arasında en fazla kazandıran yüzde 0,34 ile finansal kiralama faktoring, en çok gerileyen ise yüzde 0,78 ile ticaret oldu.
Küresel piyasalarda, Orta Doğu'da kalıcı uzlaşı sağlanamamasıyla jeopolitik belirsizliklerin sürmesine karşın teknoloji şirketlerinin bilançolarından gelen olumlu sinyaller risk iştahını destekledi. ABD'de bugün açıklanacak enflasyon verileri yatırımcıların odağına yerleşti.
Analistler, bugün yurt içinde veri gündeminin sakin olacağını, yurt dışında ise ABD'deki enflasyon verilerinin yanı sıra ABD'de haftalık mortgage başvuruları ve bütçe dengesinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 13.800 ve 13.900 puanın direnç, 13.600 ve 13.500 puanın destek konumunda olduğunu kaydetti.
Samsunspor Başkan Vekili Veysel Bilen, Nuri Asan Tesisleri'nde basın mensuplarına yaptığı açıklamada, 2026-2027 sezonunun bir önceki sezondan daha zor olacağına inandıklarını söyledi.
Takımın Samsun ve Hollanda'daki iki kamp dönemini kazasız ve sakatsız tamamladığını belirten Bilen, "Hollanda'da sonra dönüşte Türkiye'de oynadığımız hazırlık maçlarıyla beraber lige hazır hale geldiğimizi düşünüyorum. Geçen sezon evimizde Göztepe galibiyetiyle sezonu tamamlamıştık. Bu yıl Adnan Süvari Sezonu'nda yine Göztepe ile lige başlıyoruz." dedi.
Göztepe ile zorlu bir mücadeleye gireceklerini vurgulayan Bilen, şöyle devam etti:
"Hedefimiz evimizde kazanarak lige başlamak. Kadromuzda giden arkadaşlarımız oldu. Onlara verdikleri emekleri dolayısıyla tekrar teşekkür ediyoruz. Yeni gelen arkadaşlarımıza 'hoş geldin' diyoruz. Onlar da zaten Samsun'a ve takıma süratle adapte oldu. Bir kolej takımı hüviyetinde çalışmalarımızı sürdürdük. En önemlisi hocamızın görevine devam ediyor olması. Teknik ekipte herhangi bir değişiklik olmamış olması Samsunspor açısından önemli. Gelen arkadaşlarımızı eksiklerimizin giderilmesi anlamında takıma pozitif etki edecek oyuncular olarak değerlendiriyoruz. Yine transfer politikamız doğrultusunda gelen arkadaşlarımız genç ama genç olduğu kadar da tecrübeli oynayan arkadaşlarımız. Mutlaka Samsun'a ve Türkiye'ye alışma dönemleri olacaktır. Buna ne kadar süratle geçiş yapabilirsek ligde de o denli başarılı olacağımıza inanıyoruz."
Bilen, Samsunspor'un olduğu her yerde mücadele ve başarının esas olduğunu ifade ederek teknik ve yönetim olarak bu yıl da başarılı olmak istediklerini kaydetti.
En büyük destekçilerinin taraftar olduğunu vurgulayan Bilen, "Özellikle kendi evimizde güzel sonuçlar alabildiğimizi gördüğümüzde bunun hep arkasında seyirci desteğinin yoğun olduğu haftalara şahit olduk. Bu anlamda da taraftarlarımızı stada bekliyoruz. Oyuncu arkadaşlarımızın mücadelelerine ortak olmalarını istiyoruz ve davet ediyoruz. Bu güçler bir araya geldiği zaman, sahada mücadele eden kardeşlerimize destek verdiğimiz sürece inanıyorum ki sezon bittiğinde Samsunspor hedeflediği noktada ligi bitirecektir." diye konuştu.
Samsunspor olarak tam anlamıyla lige hazırlandıklarını dile getiren Bilen, gelişimini de sürdüren bir Samsunspor olmayı hedeflediklerini sözlerine ekledi.
Husilere bağlı SABA haber ajansında yayımlanan Askeri Sözcü Yahya Seri'nin açıklamasında, Muha bölgesi ile Marib'deki Tedavin Askeri Kampı'nda askeri yığınakların, silah depolarının ve komuta merkezlerinin çok sayıda balistik füze ve İHA ile hedef alındığı belirtildi.
Seri, hedef alınan unsurların "Suudi Arabistan'a ait olduğunu" öne sürdü.
Saldırıların "hedeflerini tam isabetle vurduğunu" savunan Seri, aralarında Suudi Arabistan vatandaşlarının da bulunduğu "onlarca kişinin öldüğünü ve yaralandığını" iddia etti.
Suudi Arabistan'dan Husilerin iddialarına ilişkin henüz açıklama yapılmadı.
Riyad yönetimi, Yemen'de askeri gücü bulunmadığını, rolünün meşru hükümete bağlı güçleri desteklemek ve sınırlarını güvence altına almakla sınırlı olduğunu belirtiyor.
Yemen'in çeşitli bölgelerinde son günlerde Husiler ile hükümet güçleri arasında çatışmalar yaşanıyor.
İran destekli Husiler, 2014'ten bu yana başkent Sana dahil Yemen'in bazı bölgelerinin kontrolünü elinde tutuyor. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon ise 2015'ten bu yana Yemen hükümetine destek veriyor.
Yemen'deki Husilerin Babu'l Mendeb'de ticari gemi ve kurtarma ekiplerine saldırılarında 7 kişi öldü
Yemen hükümetine bağlı Ulusal Direniş Güçlerinden yapılan açıklamada, Yemen'e ait "Tihame" adlı ticari geminin Husiler tarafından hedef alınması sonucu mürettebattan 4 Pakistanlı ve 1 Endonezyalı olmak üzere 5 kişinin hayatını kaybettiği, 7 kişinin yaralandığı belirtildi.
Geminin mürettebatını kurtarma ve gemiyi çekme çalışmalarına katılan Deniz Kuvvetleri ve Sahil Güvenlik ekiplerinin de insansız hava aracıyla (İHA) hedef alındığı aktarılan açıklamada, bu saldırıda 2 deniz kuvvetleri personelinin yaşamını yitirdiği, 4 kişinin yaralandığı kaydedildi.
Böylece saldırılarda hayatını kaybedenlerin sayısı 7'ye, yaralıların sayısı ise 11'e yükseldi.
Yemen Sahil Güvenlik Güçleri tarafından daha önce yapılan açıklamada, "Tihame" adlı ticari geminin Husiler tarafından art arda füzelerle hedef alındığı, saldırı sonucu gemide yangın çıktığı ve ciddi hasar meydana geldiği belirtilmişti.
Açıklamada, saldırılardaki ilk belirlemelere göre 6 kişinin hayatını kaybettiği, 10 kişinin yaralandığı bildirilmişti.
Sahil Güvenlik güçlerinin, silahlı kuvvetlere bağlı kurtarma ekipleriyle koordinasyon halinde ölü ve yaralıları tahliye ettiği, Pakistanlı ve Endonezyalı denizcileri kurtardığı ifade edilmişti.
Yemen Ulaştırma Bakanlığından yapılan açıklamada da Husilerin "Tihame" adlı ticari gemiyi Babu'l Mendeb Boğazı'nda seyrettiği sırada art arda 3 balistik füzeyle hedef aldığı belirtilmişti.
Kurtarma ekiplerinin mürettebata ulaşarak yaralıları tahliye etmeye çalıştığı sırada Husilerin gemiye bir füze daha fırlattığı ve bunun kurtarma çalışmalarını engellemeye yönelik olduğu kaydedilmişti.
Bakanlık, saldırıyı kınayarak "terör suçu" olarak nitelendirmişti.
Saldırı deniz taşımacılığı için tehdit oluşturuyor
Bakanlığın açıklamasında, geminin hedef alınmasının Husilerin "tırmandırıcı bir yaklaşım" izlediğini gösterdiği ifade edilmişti.
Saldırıların hükümetin kontrolündeki bölgelerde bulunan liman ve sivil tesislerin yanı sıra bu bölgelere giden ticari gemileri de tehdit ettiği belirtilerek, bunun milyonlarca Yemenlinin gıda ve tüketim ürünlerine erişimi açısından risk oluşturduğu vurgulanmıştı.
Uluslararası topluma ve deniz taşımacılığı alanında faaliyet gösteren kurum ve kuruluşlara saldırılara karşı tutum alma çağrısı yapılan açıklamada, Kızıldeniz, Babu'l Mendeb Boğazı ve Aden Körfezi'nde seyrüsefer özgürlüğü ile gemi mürettebatlarının güvenliğinin sağlanması istenmişti.
Ulusal Direniş Güçleri de Husilerin sabahtan bu yana Yemen'in batı sahilindeki bölgeleri 10 füze ve 4 İHA ile hedef aldığını bildirmişti.
Babu'l Mendeb ve çevresinde 20 Temmuz'dan bu yana gerilim artarken Husiler, Suudi Arabistan bağlantılı gemilere yönelik "deniz ablukası" ilan etmişti.
Suudi Arabistan da Babu'l Mendeb Boğazı'nda seyrüsefer güvenliğini sağlamak amacıyla aralarında ABD, Yemen, Kuveyt, Umman, Ürdün, Sudan, Fas, Maldivler, Bangladeş ve Yeni Zelanda'nın bulunduğu ülkelerden oluşan savunma amaçlı deniz koalisyonu kurulduğunu açıklamıştı.
ABD basınında yer alan haberlere göre, Pentagon, 2025 yılında Yemen'deki Husilere yapılan saldırılara dair Senato Silahlı Hizmetler Komitesine 12 sayfalık bir rapor sundu.
Raporda, Nisan 2025'te Yemen'de düzenlenen üç ayrı hava saldırısının ayrıntıları da yer aldı.
6 Nisan 2025'te başkent Sana'ya düzenlenen saldırıda 5 sivilin yaşamını yitirdiği ve 17 Nisan 2025'te Ras Isa Limanı'na yönelik hava saldırısında 80 sivilin hayatını kaybettiği bilgisine yer verilen raporda, 28 Nisan 2025'te Saada ili yakınlarında yapılan saldırıda da 47 sivilin öldüğü kaydedildi.
Raporda, geçen yılki saldırılarda toplamda 153 sivilin hayatını kaybettiği ve 243 sivilin yaralandığı ifade edilerek, ABD ordusunun dahil olduğu 15 farklı saldırıya ilişkin incelemelerin sürdüğü belirtildi.
Öte yandan raporda, ABD'nin Karayipler ve Pasifik'te uyuşturucu kaçakçılığı şüphesi taşıyan teknelere düzenlediği operasyonlarda 1 Şubat itibarıyla sivil can kaybı olmadığı ifade edildi.
HRW'den soruşturma çağrısı
İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Ras Isa Limanı'na yapılan saldırının savaş suçu kapsamında soruşturulması gerektiği çağrısında bulundu.
Yemen'deki savaşla ilgili verileri toplayan bağımsız kuruluş Yemen Data Project ise ABD saldırılarında hayatını kaybeden sivil sayısını 238 olarak açıkladı.
Tüpraş Stadı'nda saat 20.00'de başlayacak müsabaka, S Sport'tan canlı yayımlanacak.
Karşılaşmada İsviçreli hakem Urs Schnyder düdük çalacak. Schnyder'in yardımcılıklarını aynı ülkeden ikiz kardeşler Marco Zürcher ve Benjamin Zürcher üstlenecek.
Siyah-beyazlı takım, 1-0 kazandığı deplasmandaki ilk maçın rövanşını sahasında da kazanarak play-off turuna yükselmeyi hedefliyor.
Tek eksik Ouattara
Siyah-beyazlılarda Hradec Kralove karşılaşması öncesinde tek eksik bulunuyor.
Beşiktaş'ta ilk maçta ikinci sarıdan kırmızı kartla oyundan atılan Kassoum Ouattara, cezası nedeniyle rövanşta görev yapamayacak.
Kalesini gole kapattı
Beşiktaş, bu sezon oynadığı üç resmi maçta da kalesinde gol görmedi.
Vincenzo Italiano yönetiminde Midtjylland maçlarını 1-0 ve 2-0 kazanan siyah-beyazlılar, 3. eleme turu ilk karşılaşmasında da Hradec Kralove'u 1-0 yendi.
Takım savunmasının yanında Tiago Djalo ve Emirhan Topçu'nun formu, kalede ise Alexander Nübel'in önemli kurtarışları rakiplere gol sevinci izni vermedi.
UEFA listesi
Beşiktaş'ın UEFA'ya bildirdiği oyuncu listesinde şu isimler bulunuyor:
Alexander Nübel, Doğan Alemdar, Emre Bilgin, Kassoum Ouattara, Emmanuel Agbadou, Felix Uduokhai, Taylan Bulut, Rıdvan Yılmaz, Tiago Djalo, Emirhan Topçu, Yasin Özcan, Amir Murillo, Wilfred Ndidi, Amir Hadziahmetovic, Salih Özcan, Milot Rashica, Kartal Kayra Yılmaz, Orkun Kökçü, Junior Olaitan, Vaclav Cerny, Leandro Trossard, İlhan Fakılı, Hyeon-Gyu Oh, Mustafa Erhan Hekimoğlu ve Semih Kılıçsoy.
B listesinde ise Mehmet Tuğra Yeşilyurt, Emir Yaşar, Mustafa Azem Yortaç, Cumali Gürsel, Asım Efe Işık, Ali Pağda, Ozan Sevim, Fahri Kerem Ay ve Ahmet Sami Bircan yer aldı.
Siyah-beyazlılar, galibiyet veya beraberlikte tur atlayacak
Siyah-beyazlı ekip, Çekya takımı karşısında alacağı tüm galibiyet ve beraberliklerde adını play-off turuna yazdıracak.
Hradec Kralove'un müsabakada alacağı tek farklı galibiyetler ise maçı uzatmaya götürecek.
Konuk ekip, karşılaşmayı iki ya da daha farklı kazanması durumunda bir üst tura adını yazdıracak.
Kazanırsa play-off'ta rakip Kauno Zalgiris
Beşiktaş'ın UEFA Avrupa Ligi 3. eleme turunda Hradec Kralove'u geçmesi halinde play-off turu aşamasında rakibi de belli oldu.
Siyah-beyazlılar, Çekya ekibini geçmesi durumunda UEFA Şampiyonlar Ligi 3. eleme turunda Dinamo Zagreb'e oynadığı iki maçı da kaybeden Litvanya temsilcisi Kauno Zalgiris ile play-off turunda karşılaşacak.
Litvanya takımı, Dinamo Zagreb'e turu 5-0 ve 2-1'lik yenilgilerle kaybetti.
Elenirse Konferans Ligi'nde Panathinaikos'un rakibi olacak
Siyah-beyazlı ekip, UEFA Avrupa Ligi'nden 3. eleme turunda elenirse yoluna Konferans Ligi play-off'unda devam edecek.
Beşiktaş, Hradec Kralove'a turu kaybettiği takdirde Konferans Ligi üçüncü eleme turunda CSKA 1948'i 1-1 ve 2-1'lik skorla eleyen Panathinaikos ile play-off'ta karşı karşıya gelecek.
Ticaret ile Tarım ve Orman bakanlıklarınca hazırlanan "Tarım ve Orman Bakanlığı Kontrolüne Tabi Belirli Ürünlerin Girişine Yetkili Gümrük İdareleri İle Resmi Kontrollerini Yapmaya Yetkili İl Tarım ve Orman Müdürlüklerinin Belirlenmesine Dair Tebliğ'de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ" Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Tebliğle, bitki koruma ürünleri, gıda, gıda ile temas eden madde ve malzeme ve yemlerin gıda veya yem güvenilirliğine ilişkin resmi kontrolleri yapmaya yetkili il tarım ve orman müdürlükleri belirleniyor.
Buna göre, gıda maddelerinin resmi kontrollerini yapacak yetkili idareler arasında Denizli İl Tarım ve Orman Müdürlüğü eklendi.
ABD ile İran'ın merkezde yer aldığı, diğer ülkelerin de dahil olduğu Orta Doğu'daki diplomatik süreç, piyasaların yönü üzerinde etkili olmayı sürdürüyor.
Dün Katar'ın, Umman ile İran arasında devam eden Hürmüz Boğazı'na ilişkin görüşmelerin ileri bir aşamaya ulaştığını açıklamasının ardından ABD askeri güçlerinin Hürmüz Boğazı'nda bir gemiye daha müdahale etmesi bölgede kalıcı barışı kapsayacak bir anlaşmaya yönelik soru işaretleri artırdı.
Enerji tedarikinde kritik değere sahip Hürmüz Boğazı, jeopolitik risklerin gölgesinde kalmaya devam ederken, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Rızai, Washington'ın Tahran'ın şartlarını kabul etmemesi halinde söz konusu boğazın açılmayacağını söyledi.
Söz konusu gelişmenin ardından arz endişelerinin yeniden güçlenmesiyle birlikte petrol fiyatlarında yukarı yönlü hareket gözlendi.
Bölgedeki jeopolitik gelişmelere ve haber akışına duyarlı şekilde seyreden petrol fiyatlarındaki yüksek oynaklık, enerji maliyetleri üzerinden enflasyonist baskıların artmasına neden olarak merkez bankalarının enflasyonla mücadele süreçlerini karmaşık hale getiriyor.
Bu durum aynı zamanda piyasalardaki belirsizliği artırarak yatırımcıların geleceğe yönelik fiyatlama ve pozisyonlanma kararlarını zorlaştırıyor. Küresel çapta ekonomiler üzerindeki fiyat baskıları sürerken, ABD'de bugün açıklanacak enflasyon verileri yatırımcıların odağına yerleşti.
Ülkede haziran ayında yavaşlama eğilimine giren enflasyonun temmuz ayında da hız kesmeye devam etmesi bekleniyor. Analistler, piyasalarda ABD'de temmuz ayında yıllık enflasyonun yüzde 3,4, aylık enflasyonun ise yüzde 0,1 olarak gerçekleşmesinin beklendiğini söyledi.
Analistler, ülkede açıklanacak enflasyon verilerinin ABD Merkez Bankasının (Fed) yıl sonuna kadar nasıl adımlar atacağına dair sinyaller verebileceğini söyleyerek verinin ardından piyasalarda sektör ve hisse bazlı oynaklıkların oluşabileceği konusunda uyarıda bulundu.
Bu süreçte Fed yetkililerinin açıklamaları da yakından takip ediliyor. Chicago Fed Başkanı Austan Goolsbee, ekonominin şu anda karşı karşıya olduğu en büyük sorunun enflasyon olduğunu belirtti.
Yapay zeka temasına yönelik iyimserlikler tazelendi
Öte yandan, Orta Doğu'ya ilişkin riskler varlığını korurken, teknoloji sektöründe artan iyimserlikler piyasalarda risk iştahını desteklemeye devam ediyor. Dün piyasa kapanışının ardından yapay zeka ve veri merkezleri için yüksek performanslı sunucu sistemleri üreten ABD merkezli teknoloji şirketi Supermicro (SMCI), dördüncü çeyrek finansal sonuçlarını açıkladı. Bilançoda siparişlerde artış, kar oranındaki toparlanma ve güçlü 2027 beklentisi öne çıktı.
Özellikle 2027 rehberliğinin çok güçlü gelmesi yapay zeka temasına yönelik iyimserlikleri tazeledi. Yapay zeka için bulut veri merkezi şirketi CoreWeave bilançosunun yapay zeka odaklı bulut hizmetlerine yönelik talebinin güçlü kaldığı sinyalleri piyasaları destekleyen başka bir gelişme olarak öne çıktı.
Bu gelişmelerle ABD'nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 4,69'da, dolar endeksi yüzde 0,1 artışla 99,8 seviyesinde bulunuyor. Fed'in adımlarına yönelik belirsizlikler ve dolar endeksinin 100 seviyesinin altında kalmasından destek bulan altının ons fiyatı, yüzde 0,8 artışla 4 bin 401 dolardan alıcı buluyor.
Ekim vadeli Brent petrolün varil fiyatı ise yüzde 0,6 artışla 89,4 dolarda seyrediyor.
Söz konusu gelişmelerle S&P 500 endeksi yüzde 0,32, Nasdaq endeksi yüzde 0,60 ve Dow Jones endeksi yüzde 0,34 düştü. ABD'de endeks vadeli kontratlar güne pozitif başladı.
Avrupa borsaları karışık seyretti
Ağırlıklı olarak Orta Doğu'daki gelişmeler ve petrol fiyatlarının seyriyle yönlenen Avrupa borsaları dün karışık seyretti. Bölgede tahvil faizlerindeki yükselişler yavaşlarken, İngiltere'nin 10 yıllık tahvil faizi yüzde 5 sınırında kalmaya devam etti. Bununla birlikte, petrol fiyatlarının yüksek seviyelerde kalmasının, enerji şirketlerinin karlılık beklentilerini desteklemesiyle bu hisselerdeki alıcılı seyir sürdü.
Öte yandan Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, Avrupa'da etkili olan kuraklık ve nehirlerdeki düşük su seviyeleri nedeniyle elektrik arzının sıkışık olduğunu bildirdi.
AB Komisyonu Sözcüsü Eva Hrncirova, Brüksel'de düzenlenen günlük basın toplantısında, Avrupa'da kuraklığın ve nehirlerdeki düşük su seviyelerinin elektrik arz güvenliğine etkisine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Hrncirova, "Kuraklık ve nehirlerdeki düşük su seviyeleriyle bağlantılı olarak elektrik arz güvenliği durumunu yakından takip ediyoruz." diye konuştu.
Bu gelişmelerle, İngiltere'de FTSE 100 endeksi yüzde 0,17 ve Fransa'da CAC 40 endeksi yüzde 0,13 düşerken, İtalya'da FTSE MIB 30 endeksi yüzde 0,08 ve Almanya'da DAX 40 endeksi yüzde 0,26 yükseldi. Avrupa'da endeks vadeli kontratlar güne negatif seyirle başladı.
Asya borsaları Hong Kong hariç pozitif seyrediyor
Asya tarafında Hong Kong hariç alış ağırlıklı bir seyir izlenirken, güçlü sinyaller veren şirket bilançolarıyla bölge piyasalarında teknoloji şirketlerindeki yükseliş dikkati çekti.
Güney Kore'de teknoloji şirketi LG Electronics hisseleri yüzde 10, yarı iletken şirketi SK Hynix yüzde 5,4 ve Samsung Electronics hisseleri de yüzde 6,5 yükseldi. Japonya'da yarı iletken sektöründe de yükselişler göze çarptı. Buna göre, Kioxia Holdings hisseleri yüzde 4,4, Tokyo Electron hisseleri yüzde 2,3 değer kazandı.
Ancak yükselen petrol fiyatları, ABD-İran anlaşmasındaki belirsizlik ve ABD'de bugün açıklanacak enflasyon verileri yatırımcıların bir kısmını temkinli duruşa yönlendiriyor.
Söz konusu gelişmelerle kapanışa yakın Japonya'da Nikkei 225 endeksi yüzde 0,8, Güney Kore'de Kospi endeksi yüzde 3,5, Çin'de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,2 yükselirken, Hong Kong'da Hang Seng endeksi yüzde 1,2 düştü.
BIST 100 endeksi geriledi
Dün satış ağırlıklı bir seyir izleyen Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksi, günü yüzde 0,78 değer kaybederek 13.704,52 puandan tamamladı.
Borsa İstanbul Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasası'nda (VİOP) BIST 30 endeksine dayalı ağustos vadeli kontrat ise dün akşam seansında normal seans kapanışına göre yüzde 0,11 düştü.
Dolar/TL dünü 47,7300'dan tamamlarken, bugün bankalararası piyasanın açılışında önceki kapanışın yüzde 0,1 üzerinde 47,7560'tan işlem görüyor.
Analistler, bugün yurt içinde veri gündeminin sakin olacağını, yurt dışında ise ABD ve Almanya'da enflasyonun yanı sıra, ABD'de haftalık mortgage başvuruları ve bütçe dengesinin takip edileceğini belirterek, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 13.600 ve 13.500 puanın destek, 13.800 ve 13.900 puanın direnç konumunda olduğunu kaydetti.
Piyasalarda bugün takip edilecek veriler şöyle:
09.00 Almanya, temmuz ayı Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE)
14.00 ABD, haftalık mortgage başvuruları
15.30 ABD, temmuz ayı Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE)
ABD Başkanı Trump, Ohio'dan Washington'a dönüşünde basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.
Trump, İran'ın müzakereler boyunca kendilerine defalarca "yalan söylediğini" iddia ederek, bu süreçte Tahran'a güvenmediğini dile getirdi.
ABD Başkanı, "İran'a güvenmiyorum. Neden sanki İran'a güveniyormuşum gibi konuşuyorsunuz? İran'a güvenecek en son kişi benim. Bana sürekli yalan söylediler." diye konuştu.
Hürmüz Boğazı'nın tamamen ABD Donanması tarafından kontrol edildiğini savunan Trump, "Şu anda Hürmüz Boğazı üzerinde tam kontrolümüz var. Kontrol onlarda değil, tam kontrol bizde. Orası bizim." değerlendirmesini yaptı.
“Benden farklı bir uçakla gitmemi istediler”
Öte yandan Trump, geçen ay NATO Zirvesi'nin ardından Türkiye'den ayrılırken Gizli Servis'in "güvenlik endişelerini" gerekçe göstererek kendisini farklı bir uçak kullanmaya yönlendirdiği iddialarını doğruladı.
Trump, konuyla ilgili bir soruya, "Bu tamamen Gizli Servis'e bağlı. Ben sadece onlar ne diyorsa ona uyarım. Dolayısıyla Gizli Servis ve ordunun yönlendirmesine uyarım. Benden farklı bir uçakla gitmemi istediler, o da güvenlik açısından eşdeğer bir seçenekti." yanıtını verdi.
Kendisine birçok yerden farklı tehditlerin olduğunu ifade eden Trump, "Bunu yapmamı istediler, ben de yaptım. Ne derlerse onu yaparım. Sanırım bir tehdit vardı. Bu konuda pek fazla soru sormadım. Çok fazla tehdit alıyorum." değerlendirmesinde bulundu.
Dibeybe, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, petrol ve sanayi tesislerinin İHA'larla hedef alınmasının ülkenin güvenliği ve ekonomisine yönelik ciddi bir tehdit olduğunu ifade etti.
Saldırıların kaynağının belirlenmesi için soruşturma başlatıldığını aktaran Dibeybe, sorumluların tespit edilerek hesap vereceklerini kaydetti. Dibeybe, "(İHA'lar ile düzenlenen saldırılar) Ciddi bir suç. Petrol tesislerine saldırılar karşılıksız kalmayacak." ifadelerini kullandı.
Libya Ulusal Petrol Kurumu da Zaviye Petrol Kompleksi'nin son günlerde 5'inci kez İHA saldırısına uğradığını, son saldırıda bir yakıt tankında yangın çıktığını ve yangının kontrol altına alındığını duyurdu.
Öte yandan Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu (UNSMIL), Zaviye ve Surman kentlerinde devam eden çatışmaları kınayarak taraflara çatışmaları derhal durdurma çağrısında bulundu.
Aliyev, Azerbaycan Devlet Televizyonu'na (AZTV) verdiği röportajda, Zengezur Koridoru'nun açılması ve bölgede yürütülen altyapı çalışmaları hakkında değerlendirmelerde bulundu.
Aliyev, "Azerbaycan'ın ana bölümünü onun ayrılmaz parçası olan Nahçıvan'la birleştirmek bizim uzun yıllardır arzumuzdu. Artık hedefimize çok yaklaştık." dedi.
İkinci Karabağ Savaşı'nın sona ermesinin ardından imzalanan üçlü bildiride Azerbaycan'ın ana bölümü ile Nahçıvan'ı birbirine bağlayan koridora ilişkin hüküm bulunduğunu hatırlatan Aliyev, buna karşın savaşın sona ermesinden sonraki 5 yıl içinde Zengezur Koridoru'nun açılması yönünde Ermenistan tarafından herhangi bir pratik adım atılmadığını söyledi.
Aliyev, 8 Ağustos 2025'te ABD'nin başkenti Washington'da gerçekleştirilen tarihi zirvede meselenin çözüme kavuşturulduğunu anımsatarak, "TRIPP adını taşıyan bu projenin uygulanmasına artık başlanmıştır." ifadelerini kullandı.
Azerbaycan'ın İkinci Karabağ Savaşı'nın hemen ardından hem demir hem de kara yollarının yeniden inşasına başladığını aktaran Aliyev, Nahçıvan yönünde gerçekleştirilen çalışmaların da sürdüğünü dile getirdi.
Aliyev, Azerbaycan tarafındaki demir yolunun gelecek yıl Ermenistan sınırına ulaşacağını, Ermenistan bölümünün hazır olmaması nedeniyle kendi taraflarındaki çalışmaları daha fazla hızlandırmaya ihtiyaç duymadıklarını ifade etti.
Cumhurbaşkanı Aliyev, Zengezur Koridoru'nda en az 15 milyon ton yük taşınmasını hedeflediklerini bildirdi.
Zengezur Koridoru'na başlangıçta öncelikle ulaşım güzergahı olarak yaklaşıldığını vurgulayan Aliyev, projenin kapsamının daha geniş bir çerçevede ele alınmaya başlandığını belirtti.
Azerbaycan'ın ana bölümünden Nahçıvan'a Ermenistan üzerinden elektrik hatlarının döşenmesine yönelik projenin hazır olduğunu anlatan Aliyev, işgalden kurtarılan Cebrayıl'da büyük bir trafo merkezinin inşa edildiğini ve bu tesisin yüksek miktarda elektrik enerjisinin iletilmesi amacıyla tasarlandığını kaydetti.
Aliyev, Ermenistan topraklarında elektrik direklerinin kurulacağı noktaların Azerbaycanlı uzmanların yaptığı incelemeler sonucunda belirlendiğini, Ermenistan'ın da bu konuda adım atmasını beklediklerini dile getirerek, şunları söyledi:
"Ermenistan bunu öncelikle kendisi için gerekli görebilir. Çünkü bugün onların temel enerji kaynağı nükleer santraldir. Bu santralin işletilmesi onların elinde değil. İkincisi, bu santral eskimiştir ve bütün bölge için tehlike kaynağıdır. Santralin er ya da geç kapatılması gerekecek."
Azerbaycan ve Türkiye'nin söz konusu nükleer santrale ilişkin endişelerini çeşitli uluslararası platformlarda dile getirdiğini hatırlatan Aliyev, santralin faaliyetinin sona ermesi halinde Ermenistan'ın enerji alanında ciddi sorunlarla karşılaşabileceğini savundu.
Azerbaycan'ın enerji hatlarının Rusya, İran ve Gürcistan'a, Gürcistan üzerinden de Türkiye'ye bağlandığını ifade eden Aliyev, "Ermenistan topraklarından Nahçıvan'a, oradan Türkiye'ye ve Avrupa'ya uzanacak enerji koridoru, bir kriz ortaya çıkması halinde Ermenistan'ın enerji sisteminin ayakta kalmasını sağlayabilir." dedi.
Aliyev, söz konusu enerji bağlantısının Zengezur Koridoru'nun ayrılmaz unsurlarından biri olacağını vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı:
"Bu proje sadece demir yolu ve kara bağlantısından oluşmayacak. Hatta buradan fiber optik kablo, ardından elektrik hatları, gelecekte ihtiyaç olması halinde petrol ve doğal gaz boru hatları da geçebilir. Dolayısıyla Zengezur Koridoru'na bugün daha geniş açıdan bakıyoruz."
Buna göre, TBMM'nin, 10 Ağustos Pazartesi gününden itibaren 1 Ekim Perşembe günü saat 14.00'te toplanmak üzere tatile girmesine, Genel Kurulun 10 Ağustos tarihli 125'inci birleşiminde karar verildi.
Avrupa futbolunun kulüp düzeyindeki bir numaralı turnuvasının üçüncü eleme turunda 10 rövanş karşılaşması oynandı.
Fenerbahçe, 2-0 galip geldiği ilk maçın rövanşında konuk olduğu Sturm Graz'ı 1-0 yenerek play-off turuna kaldı.
Olimpik Lyon ise 2-1 yenildiği müsabakanın rövanşında ağırladığı Sparta Prag'ı 3-0 mağlup etti. Bu sonuçla Lyon, play-off turunda Fenerbahçe ile eşleşti.
İlk maçı 5-0 kazanan Dinamo Zagreb, rövanşta da Kauno Zalgiris'i 2-1 yenerek tur atladı. Bu sonucun ardından Beşiktaş, Avrupa Ligi'nde Hradec Kralove'yi elemesi halinde Avrupa Ligi play-off turunda Kauno Zalgiris ile eşleşecek.
Levski Sofya, Bodo/Glimt, Sabah, NEC Nijmegen, Hapoel Beer-Sheva, Slovan Bratislava ve Celje, tur atlayan diğer takımlar oldu.
Ligde play-off turu maçları, 18-19 ve 25-26 Ağustos'ta oynanacak.
İsrail devlet televizyonu KAN'ın haberine göre, Cooper, ABD'nin İsrail'in Kiryat Gat kentinde Gazze Şeridi'ndeki ateşkesi denetlemek için kurduğu Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'ni ziyaret etti.
Cooper'ın Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi'nde konuşlandırılan ABD askerleri ve çok uluslu güç temsilcileriyle bir araya geldiği ifade edildi.
Karargahtaki temsilcilere Cooper'ın "ABD'nin 15 maddelik ateşkes anlaşmasına bağlı olduğunu ve mutabakatlar doğrultusunda bunu uygulamak için çalışacağını söylediği" öne sürüldü.
İsrail ve ABD'li yetkililerden konuya ilişkin henüz açıklama yapılmadı.
Barış Kurulu’na yetki veren Birleşmiş Milletler kararı, Gazze için bir "Uluslararası İstikrar Gücü" kurulmasını onaylamıştı ve bu birlikleri hangi ülkenin sağlayacağına dair farklı haberler çıkmıştı.
Fas küçük bir birlik sözü verdi ancak Uluslararası İstikrar Gücü'nün yasal çerçevesi henüz netleşmedi ve konuşlanmanın ne zaman başlayacağı belirsizliğini koruyor.
İsrail Başbakanı Netanyahu, daha önce yaptığı açıklamada, Gazze'de ateşkesin ikinci aşamasının uygulanmasına ilişkin 15 maddelik planı kabul etmediklerini ve Hamas tamamen silahsızlandırılmadan İsrail ordusunun Gazze Şeridi'nde işgal ettiği bölgelerden çekilmeyeceğini söylemişti.
Gazze'de ateşkes anlaşmasının ilk aşaması 10 Ekim 2025'te yürürlüğe girmişti.
Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, dış ticaret işlemlerinde vergi kayıp ve kaçağının önlenmesi, kamu gelirlerinin korunması ve gümrük işlemlerini mevzuata uygun şekilde gerçekleştiren dış ticaret erbabının haklarının gözetilmesinin amaçlandığı belirtildi.
Bu kapsamda geçmiş dönemlere ilişkin gümrük ve dış ticaret işlemlerinin denetiminin etkin ve kararlı şekilde sürdürüldüğüne işaret edilen açıklamada, Ticaret Araştırmaları ve Risk Değerlendirme Genel Müdürlüğü koordinasyonunda, risk analizleri ve kontrol çalışmaları yapıldığına değinildi.
Açıklamada, söz konusu çalışmalarda ileri veri analitiği tekniklerinden yararlanıldığı da vurgulandı.
Gümrük ve Dış Ticaret Bölge Müdürlüğü bünyesindeki kontrol şubelerince, ikincil kontrol beyanname incelemeleri yapıldığı bildirilen açıklamada, 3 bin 223 firma tarafından tescil edilen 19 bin 638 gümrük beyannamesinin kontrol edildiği belirtildi.
Açıklamada, bu incelemeler sonucunda 7,2 milyar liralık ek tahakkuk ve ceza kararı düzenlendiği bilgisi verildi.
"Tutar, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 29 arttı"
Bakanlık müfettişlerince yapılan sonradan kontrol firma denetimleri kapsamında ise 145 firmanın denetlendiğine dikkat çekilerek, şunlar kaydedildi:
"Söz konusu denetimler sonucunda 1,7 milyar lira ek tahakkuk ve ceza kararı düzenlendi. Böylece, bu yılın ilk 7 ayında gerçekleştirilen sonradan ve ikincil kontrol denetimleri sonucunda toplam 8,9 milyar lira ek tahakkuk ve ceza kararı düzenlenmiş oldu. Söz konusu tutar, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 29 artış gösterdi. Bakanlık, dış ticaret işlemlerinin mevzuata uygun şekilde gerçekleştirilmesini sağlamak, vergi kayıp ve kaçağını önlemek ve kurallara uygun faaliyet gösteren firmaların haklarını korumak amacıyla geçmiş dönem gümrük ve dış ticaret işlemlerine yönelik kontrollerini etkin şekilde sürdürecektir."
Kathimerini gazetesi, "Mekke Anlaşması ve Atina" başlıklı haberinde, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan anlaşmanın Atina'yı nasıl etkilediğini değerlendirdi.
"Atina için yan etkiler"
Haberde, "Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) olasılığından uzaklaşılması da dahil olmak üzere Atina için 'yan etkiler' içermektedir. Ayrıca İsrail'in, Yunanistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Hindistan'a 'karşıt birliktelik' mantığıyla aralarındaki işbirliğinin derinleştirilmesi için baskı yapacağı tahmin ediliyor." ifadelerine yer verildi.
İmzalanan anlaşmanın Atina'yı Orta Doğu-Kuzey Afrika bölgesindeki bölgesel stratejisini yeniden düzenlemek durumunda bıraktığı kaydedilen haberde, "Şimdi Atina'nın karşı karşıya kalacağı zorlu ikilemlerden biri de Yunanistan, BAE ve Hindistan'a ilişkilerini derinleştirmek için daha çok baskı yapacak olan İsrail'in izlediği son derece agresif taktiktir." denildi.
Yunanistan'ın dahil olduğu planlara zarar
Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın Yunanistan'ın dahil olduğu farklı orta ve uzun vadeli planlara da zarar verdiği ifade edilen haberde, bu planlardan en çok bilineninin Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) olduğu belirtildi.
Haberde, "Yunanistan ve İsrail, Hindistan ve BAE ile birlikte başta gayet iyimser olan bu projeye yatırım yapmıştı. Son gelişme ise IMEC'in de EastMed'in kaderine sahip olacağı yönündeki değerlendirmeyi doğruluyor. Yani maliyet ve jeopolitik değişimler nedeniyle gerçekleşmeyecek." değerlendirmesi yer aldı.
Bu anlaşmanın diplomatik açıdan da Türkiye'nin Suriye'deki konumunu güçlendirdiğine vurgu yapılan haberde, Yunanistan Savunma Bakanlığından sızan bilgilere göre, Yunanistan’ın Suudi Arabistan’a verdiği Patriot savunma sistemlerine ilişkin anlaşmanın da artık yıllık olarak değil, aylık olarak güncelleneceğinin belirtildiği aktarıldı.
Sarı-lacivertli takımın konakladığı otel önünde basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Mosturoğlu, 4 Nisan olayıyla ilgili bilgi vermek istediğini söyledi.
Bu akşam önemli bir maç oynayacaklarını ifade eden Mosturoğlu, şöyle konuştu:
"Sayın Adalet Bakanımız Akın Gürlek, bu sabah 4 Nisan şüphelilerinden bir bölümünün gözaltına alındığına, yeni deliller çerçevesinde bu soruşturmanın geliştirileceğine dair açıklama yaptı. Kendisine müteşekkiriz. Camiamızın uzun süredir beklediği, akamete uğraması sebebiyle üzüldüğü hukuki bir süreç. En azından bu şekilde bir gelişme kaydetti. Sayın Akın Gürlek'in faili meçhul suçlar araştırma birimini kurmasıyla beraber Adalet Bakanlığında bu ve bunun gibi benzeri faili meçhul suçların üzerine gidiliyor. Camiamızın da Türk spor kamuoyunun da merakla beklediği, arka planını, faillerini öğrenmek istediği bir olaydı. Umuyorum ve diliyorum ki bu aşamadan sonra failler bir an önce adaletin önüne çıkarılır, yargılamaları son bulur ve kamuoyu vicdanı da bir şekilde tatmin olur diye düşünüyorum."
Mosturoğlu, Kulüp Başkanı Aziz Yıldırım'ın şikayeti sonrası savcılığın başlattığı sosyal medya soruşturmasına ilişkin soruya ise şu yanıtı verdi:
"Sayın Adalet Bakanımız ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı uzun bir müddettir sosyal medyadaki bu tip eylemlerle ilgili ciddi bir mücadele sergiliyor. Siz sadece bu yakın olaydan dolayı haberdar oldunuz ama inanın bununla ilgili çok önemli çalışmalar var. Ben önümüzdeki günlerde o konuda daha önemli adımlar atılacağını ve kamuoyunun bilgilendirileceğini düşünüyorum. Bizim bir de 12 Mayıs hadisemiz var. Onunla ilgili de beklentimiz büyük. Katıldığımız bütün yayınlarda ifade ettik. O hadiseyle ilgili bir soruşturma yürütüldü ve büyük ölçüde o dosya tamamlandı. Anadolu Adliyesi'nden Çağlayan Adliyesi'ne geçti ve dosya kapandı. O dosyada failler belli. 12 Mayıs hadisesini neden yaptıkları, FETÖ terör örgütü lehine yaptıkları, katılan kamu görevlilerinin FETÖ ile bağlantıları tespit edildi. Bizim Sayın Bakanımızdan arzumuz, isteğimiz, ricamız o dosya üzerinde de faili meçhul kalmaması. O dosyanın da bir an önce aydınlatılması camiamızın büyük beklentileri arasında. Bu vesileyle tekrar Sayın Cumhurbaşkanımıza, Sayın Adalet Bakanımıza ve Sayın İçişleri Bakanımıza çok teşekkür ediyorum. Bu süreçte görev yapan Sayın Aziz Yıldırım dönemindeki hukukçularımıza, Sayın Ali Koç dönemindeki hukukçularımıza, Alper Alpoğlu'na teşekkür ederim. Gerçekten iyi bir ekip çalışması yapıldı ve o çalışma sürüyor."
Konuya ilişkin hukuki sürecin başında olduklarını anlatan Mosturoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
"Süre 11 yıl olmasına rağmen maalesef hukuki sürecin başındayız. Bunun sebebi de bu dosyada görev alan kamu görevlilerinin FETÖ bağlantıları, önceki soruşturma makamının da benzer şekilde FETÖ bağlantısı ve iltisakı. Bu büyüklükte bir olayın bu 5 kişiyle sınırlı kalmayacağını düşünüyoruz ve biz arkasında örgüt yapılanması olduğunu düşünüyoruz. Biz de dosyayı açtığımızda, ilk suç duyurusunda bulunduğumuzda dilekçeye bunları yazdık. Genişlemesi ihtimalinin çok yüksek olduğunu düşünüyorum. Tazminat konularında çalışmalarımız var, hazırız ama bu dosyanın ilerlemesi lazım. Faillerin belirlenmesi lazım ki biz ona göre aksiyonlarımızı alalım. 3 Temmuz 2011'den beri bugüne kadar 15 yıllık süreç içinde atılması gereken bütün hukuki adımlar atılmıştır, atılması ileriki günlerde mümkün olacak adımların hazırlığı da mevcuttur. Yönetimler kim olursa olsun bunlar yapılacaktır."
Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlenen Nüfus Politikaları Kurulu toplantısına başkanlık etti.
Toplantıya, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya, AK Parti Genel Merkez Kadın Kolları Başkanı Tuğba Işık Ercan ve bazı bakan yardımcıları ile ilgili kurum ve kuruluşların temsilcileri katıldı.
Açılışta konuşan Yılmaz, toplantının tematik odağında "Nüfus Politikaları Bağlamında Erişilebilir Çocuk Bakım Hizmetleri ve İş-Aile Yaşam Dengesi" konusunu ele alacaklarını belirtti.
Bugün pek çok ülkenin karşı karşıya olduğu nüfusun kendini yenileyememesi konusunun, uzun vadeli ve kapsamlı politikalar gerektiren küresel bir sorun haline geldiğine dikkati çeken Yılmaz, Türkiye İstatistik Kurumunun son verilerinin küresel ölçekte yaşanan bu eğilimin ülkedeki seyrini de açık biçimde ortaya koyduğunu ifade etti.
Yılmaz, 2025 sonu itibarıyla 86 milyon 92 bine ulaşan ülke nüfusunun yıllık artış hızının binde 5 seviyesinde gerçekleştiğini dile getirerek, "Toplam doğurganlık hızımız ise 2025 yılında 1,42 çocuğa gerileyerek Cumhuriyet tarihinin kayda geçen en düşük seviyesine inmiştir. Doğurganlık hızı 1,50'nin altında kalan il sayısı 2017'de dört iken 2025'te 59'a çıktı." diye konuştu.
"Nüfus politikalarımızda uzun vadeli ve bütüncül bir dönemin çerçevesini çizdik"
Doğurganlık hızının üç çocuk ve üzerinde olduğu tek ilin Şanlıurfa olmasının, 76 ilde ise doğurganlık hızının 2,1'in altında seyretmesinin düşüşün ülke genelinde ulaştığı boyutu ortaya koyduğuna işaret eden Yılmaz, TÜİK çalışmalarında mevcut düşüş eğiliminin devam etmesi halinde yüzde 24,8 olan çocuk nüfus oranının, 2100 yılında yüzde 9,9'a kadar gerileyeceğinin öngörüldüğünü bildirdi.
Yılmaz, ortanca yaş 34,9'a yükselirken, yaşlı nüfus oranının yüzde 10 ve üzerinde olduğu il sayısının da 62'ye ulaştığını belirterek, şöyle konuştu:
"Bu eğilimin yönünü değiştirmek, doğurganlıktaki düşüşün sebeplerini doğru tespit etmekten ve doğru politika araçlarını birlikte kullanmaktan geçiyor. Nakit desteklerini en yüksek düzeye çıkaran ülkelerde dahi kalıcı bir dönüş sağlanamaması, ekonomik desteklerin tek başına yeterli olmadığını gösteriyor. Çünkü aile kurma ve çocuk sahibi olma kararı ekonomiden konuta, çalışma hayatından eğitime, sağlıktan kültürel iklime kadar pek çok etkenin birlikte belirlediği kararlardır. Bu anlayışla, Sayın Cumhurbaşkanımızın 2026-2035 dönemini Aile ve Nüfus On Yılı ilan etmesiyle, nüfus politikalarımızda uzun vadeli ve bütüncül bir dönemin çerçevesini çizdik. Çocuk sahibi olmayı teşvik eden politikalar kadar, ailelerin çocuklarını güvenle büyütebilecekleri ve ebeveynlerin çalışma hayatından kopmadan yaşamlarını sürdürebilecekleri bir ekosistem oluşturmak temel önceliğimizdir. 7 alandan oluşan Nüfus Eylem Planımız kapsamında oldukça kısa bir sürede 13 önemli faaliyeti, programı uygulamaya koyduk."
Bu kapsamda, analık iznini doğum öncesi 8 hafta ve doğum sonrası 16 hafta olmak üzere toplam 24 haftaya çıkardıklarını, çoğul gebeliklerde ise bu süreyi 26 haftaya yükselttiklerini hatırlatan Yılmaz, babalara verilen mazeret iznini ise tüm sektörlerde 10 güne yükselttiklerini ifade etti.
Yılmaz, doğum veya evlat edinme sonrasında anne ve babalara, çocuk ilköğretime başlayana kadar haftalık 20 saat yarım zamanlı çalışma imkanı getirdiklerini belirterek, tek seferlik doğum yardımı ödeme tutarını 5000 Türk lirasına yükselttiklerini, ikinci çocuklar için beş yaşını dolduruncaya kadar aylık 1500 Türk lirası, üçüncü ve sonraki çocuklar için aylık 5000 Türk lirası düzenli ödeme uygulamasını hayata geçirdiklerini kaydetti.
"Erişilebilir çocuk bakımını yaygınlaştırmak temel önceliklerinden biri olacaktır"
Aile ve Gençlik Fonu kapsamında, 2026 yılı itibarıyla tüm illerde 18-25 yaş aralığındaki gençlere 250 bin lira, 26-29 yaş aralığındaki gençlere 200 bin lira faizsiz kredi desteği sunduklarını anımsatan Yılmaz, bugüne kadar 250 bine yakın gence evlilik öncesi eğitim verdiklerini, 186 bin civarında kredi ödemesi gerçekleştirdiklerini, 16 bin 874 çiftin 17 bin 144 çocuğunun dünyaya geldiğini söyledi.
Yılmaz, yüzyılın konut projesi olarak adlandırılan 500 bin konutluk proje kapsamında 18-30 yaş arası gençlere yüzde 20, üç ve daha fazla çocuk sahibi ailelere yüzde 10 kontenjan ayırdıklarını belirterek, özel öğretim kurumlarının eğitim ücretlerindeki yıllık artışa üst sınır getirerek ailelerin eğitim yükünü hafifletmeyi amaçladıklarını bildirdi.
Aile Eğitim Programı kapsamında bu yıl 1 milyon 205 bin vatandaşa ulaştıklarını aktaran Yılmaz, kamu kurumlarında çocuk bakımevi açılması için aranan asgari çocuk sayısını 50'den 30'a indirdiklerini, personelin ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde 7 gün 24 saat esasına göre hizmet verebilecek çocuk bakımevlerinin açılmasının önünü açtıklarını ifade etti.
Yılmaz, 150 bağımsız bölümün üzerindeki konut projelerinde 0-66 aylık çocuklar için gündüz bakımevi alanı ayrılmasını zorunlu hale getirdiklerini hatırlatarak, şöyle devam etti:
"10 yaş altı çocuğu bulunan hanelerimizin yüzde 83,6'sının hane dışından bakım hizmeti almadığı ülkemizde, erişilebilir çocuk bakımını yaygınlaştırmak önümüzdeki dönemin önemli çalışma alanlarından ve temel önceliklerinden biri olacaktır. Özellikle kadınların aile hayatı ile çalışma hayatı arasında bir tercih yapmak zorunda kalmadığı, anne ve babaların bakım sorumluluğunu daha dengeli paylaşabildiği bir yapıyı güçlendirmeyi öngörüyoruz.
2025-2028 Ulusal İstihdam Stratejimizde kadınların iş gücü piyasasına katılım ve istihdam oranlarının artırılması ve çalışma hayatında kadın erkek fırsat eşitliğinin güçlendirilmesi temel politika alanlarımızdan biri olarak belirlenmiştir. Bu doğrultuda 2028 yılı için kadınların iş gücüne katılımını yüzde 40'ın üzerine yükseltmeyi hedefliyoruz. Ancak bu hedefi yalnızca kadınları iş gücü piyasasına kazandırmak şeklinde değerlendirmiyoruz. Kadınların çalışma hayatına katılımını sürdürülebilir hale getirecek koşulları da bununla birlikte oluşturuyoruz. Çocuklarımızın sağlıklı ve güvenli bir ortamda yetişmesi için attığımız adımları dijital mecraları da kapsayacak şekilde sürdürüyoruz."
"Doğurganlığı azaltmaya ve cinsiyetsizleştirmeye yönelik kampanyalar yürütülmektedir"
Resmi Gazete'de 1 Mayıs'ta yayımlanan düzenlemeyle sosyal ağ sağlayıcılarının 15 yaşını doldurmamış çocuklara hizmet sunmasının yasaklandığını ve yaş doğrulamasının zorunlu hale getirildiğini anımsatan Yılmaz, sanal oyunların yaşa uygun derecelendirilmesi ve ebeveyn onay mekanizmalarının kurulmasının zorunlu tutulduğu bilgisini verdi.
Yılmaz, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde Aile Enstitüsünü de kurduklarını dile getirerek, şunları kaydetti:
"Küresel ölçekte, bilhassa medya ve sosyal medya üzerinden doğurganlığı azaltmaya ve cinsiyetsizleştirmeye yönelik kampanyalar yürütülmektedir. Biz ise kendi medeniyetimizin ve değerlerimizin bize çizdiği istikamette çocuğu bereket, aileyi huzur ve güven kaynağı, güçlü nesilleri milletimizin en büyük zenginliği olarak görüyoruz. Bu anlayışı aşındırmaya çalışan bir dilin, aile ve nüfus politikalarımıza yön vermesine asla izin veremeyiz.
Hem merkezi hem de yerel düzeyde kamu kurum ve kuruluşlarımızın aileyi koruyucu ve nüfusu artırıcı yaklaşımla hareket etmesini, bu hususun yatay bir öncelik alanı olarak diğer politika alanlarında da gözetilmesini önemsiyoruz. Bu alanda kavramlarımıza sahip çıkmak ve farkındalığı artırmak için mayıs ayının son haftasını Milli Aile Haftası olarak ilan ettik."
Türk Devletleri Teşkilatının çalışma alanlarına sosyal politika başlığının dahil edildiğini, ilk kez Türkiye'de gerçekleştirilen Sosyal Politikalar Bakanlar Toplantısı'nda ailenin korunmasına ilişkin ortak bir bildiri imzalandığını hatırlatan Yılmaz, Ekonomik İşbirliği Teşkilatının öncelikleri arasına aile ve nüfus gündemini yerleştirdiklerini, Türkiye öncülüğünde 57 üyeli İslam İşbirliği Teşkilatı nezdinde Aile ve Nüfus On Yılı ilan edilmesine ilişkin önerinin uzmanlar düzeyinde kabul edildiğini bildirdi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ev sahipliğinde 26-27 Ekim'de İstanbul'da düzenlenecek Uluslararası Aile ve Nüfus Konferansı ile bu birikimi uluslararası akademik zemine taşıyacaklarını belirterek, "Nüfus meselesinde atacağımız her adımı, güçlü aile yapımızı koruma ve milletimizin geleceğini güvence altına alma sorumluluğuyla ele alıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın 'varoluşsal bir mesele' olarak nitelendirdiği bu alanda, devletimizin bütün imkanlarını seferber etmeye, akademi dünyamız, yerel yönetimlerimiz, sivil toplumumuz, iş dünyamız, medyamız ve milletimizle birlikte kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz." dedi.
JPMorgan'ın uluslararası medya kuruluşlarında yer alan analizine göre, küresel gaz türbini siparişleri ikinci çeyrekte yaklaşık 38 gigavat seviyesinde gerçekleşti.
Siparişler, bir önceki çeyreğe göre yüzde 29, geçen yılın aynı dönemine göre ise yüzde 71 arttı.
Üç büyük gaz türbini üreticisi arasında ikinci çeyrekte en fazla yeni siparişi Siemens Energy aldı. Şirketin yeni siparişleri toplam 12,5 gigavata ulaşırken, General Electric 11,3 gigavat, Mitsubishi Power ise 5,3 gigavatlık sipariş aldı.
ABD, ikinci çeyrekte küresel gaz türbini siparişlerinde başı çekerken, ülkenin toplam siparişlerin yaklaşık yarısını oluşturduğu kaydedildi.
Önümüzdeki 10 yılda büyümenin yıllık ortalama yaklaşık yüzde 2 seviyesinde gerçekleşmesi beklenirken, yeni elektrik üretim kapasitesinin devreye alınması, yapay zekadaki ilerleme ve imalat sanayisinin ülke içinde yeniden konumlandırılmasını desteklemek açısından kritik önem taşıyor.
Analize göre, bu durum, gaz türbini üreticilerinin söz konusu ekipmanları stoklarında bulundurmaması nedeniyle tedarik sıkıntılarına ve uzun bekleme sürelerine yol açıyor.
Gaz türbini, doğal gazın yanmasıyla oluşan enerjiyi türbin ve jeneratör aracılığıyla elektriğe dönüştüren elektrik üretim ekipmanı olarak kullanılıyor.
AB Komisyonu, Ambalaj ve Ambalaj Atıkları Tüzüğü kapsamındaki ilk kuralların 12 Ağustos'tan itibaren AB genelinde uygulanacağını duyurdu.
Yeni düzenleme ile gıdayla temas eden ambalajlarda "sonsuz kimyasallar" olarak da bilinen perfloroalkil ve polifloroalkil maddelerin (PFAS) kullanımına kısıtlamalar getirilecek.
Çevrede ve insan vücudunda uzun süre kalan PFAS'ın belirlenen sınırların üzerinde bulunduğu gıda ambalajları artık AB pazarına sunulamayacak.
Suya ve yağa dayanıklılık sağlamak amacıyla kullanılan PFAS'a paket servis kapları, fast-food ambalajları, mikrodalga patlamış mısır paketleri, fırın kağıtları ve pizza kutuları gibi çeşitli gıda ambalajlarında rastlanabiliyor. AB Komisyonu, söz konusu maddelerin kullanımının sınırlandırılmasıyla insan sağlığını korumayı ve çevreye salımını azaltmayı amaçlıyor.
Ambalajlarda bilgiler yer alacak
Yeni kurallarla AB ülkelerinde ambalaj sektöründe kullanılan bazı tanımlar da uyumlaştırılacak.
Ambalajlarda üretici sorumluluğu kapsamında yükümlülük taşıyan üretici ve imalatçılara ilişkin tanımlar AB genelinde ortak hale getirilecek.
Ambalajlarda üreticinin veya ithalatçının belirlenmesini ve gerektiğinde iletişime geçilmesini sağlayacak belirli işaret ve bilgilerin bulunması şart olacak.
Düzenleme, AB pazarına sunulan, boş veya dolu, kullanılan malzemeden bağımsız bütün ambalajları kapsıyor. AB içinde üretilenlerle birlikte üçüncü ülkelerden ithal edilen ambalajlar da aynı kurallara tabi olacak.
Söz konusu tüzük kapsamındaki diğer yükümlülükler ise aşamalı biçimde devreye girecek.
AB genelinde tüketicilerin ambalaj atıklarını doğru biçimde ayrıştırmasını kolaylaştıracak uyumlaştırılmış etiketleme sistemi 2028'den itibaren uygulanacak.
Ambalajların geri dönüştürülebilirliği, yeniden kullanım hedefleri ve plastik kullanımının azaltılmasına ilişkin yükümlülüklerin büyük bölümü ise 2030'dan itibaren geçerli olacak.
Bu kapsamda ambalajlardaki gereksiz boş alanların sınırlandırılması, yeni plastik ambalajlarda belirli oranlarda geri dönüştürülmüş plastik kullanılması ve bütün ambalajların geri dönüştürülebilir olması gerekecek.
Otel ve restoranlarda kullanılan bazı küçük tek kullanımlık plastik ambalaj formatlarına yönelik kısıtlamalar da 2030'dan itibaren uygulamaya girecek.
Yerel ve ulusal 300'ü aşkın Fransız basın kuruluşunu temsil eden APIG'den yapılan açıklamaya göre, kuruluş, Google arama motorunda yapay zeka tarafından oluşturulan özetlerin kullanılmasına karşı harekete geçti.
APIG, Google yapay zeka özetlerinin internet kullanıcılarının arama davranışlarını etkilemesi ve haber kaynaklarına doğrudan erişimleri azaltması nedeniyle rekabet kurumuna şikayette bulundu.
Fransız basın kuruluşları, yapay zeka teknolojilerine karşı arama motorlarındaki görünürlüklerini ve gelirlerini korumak istiyor.
Yapay zeka destekli arama motorları dijital dünyada bir dönüşüm yaratırken, internet kullanıcıları web sitelerine direkt girmeden aradıklarını bulabiliyor. Bu durum haber-medya sitelerine tıklanma oranlarını düşürüyor.
Antrenörlük kariyerine Almanya'da başlayan ve Türkiye'de Eskişehirspor, Göztepe, Yeni Malatyaspor ve Akhisarspor'da çalışan Serhat Umar, yaklaşık 5 yıldır Skibbe'nin ekibinde baş yardımcı antrenör olarak görev yapıyor. Japonya'nın önemli takımlarından Vissel Kobe'de Alman çalıştırıcının yardımcılığını yapan Umar, Türkiye Futbol Federasyonunun (TFF) kursunu tamamlayarak UEFA Pro Lisansı aldı.
Genç teknik adam, kariyer hedefi, Türk ve Japon futboluyla ilgili AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
TFF Antrenör Eğitim Müdürü Emre Aydemir gözetiminde verimli bir pro lisans süreci geçirdiklerini aktaran Serhat Umar, "Birkaç hafta önce UEFA Pro Lisansı aldık. Emre Aydemir hocamızın gözetiminde çok verimli ve uyumlu bir Pro Lisans senesi geçirdik. Çok değerli hocalardan oluşan bir Pro Lisans'tı. Birbirimize çok şeyler kattık. Emre Aydemir ve Mustafa Gülen hocama teşekkür ediyorum." dedi.
Teknik direktörlük yapmak için pro lisansı almayı beklediği belirten 43 yaşındaki çalıştırıcı, "Benim hedefimde yardımcı hoca olarak çalıştığım dönemde en verimli şekilde teknik direktörlerime destek olmak vardı. Bununla birlikte her teknik direktörden de bir şeyler kaptım ve kendi felsefemi oluşturdum. Profesyonel liglerde yardımcı antrenörlükte yaklaşık 11 sene oldu. Yardımcı antrenör olarak 400'ün üzerinde maça çıktım. Hazır olduğumu düşünüyorum. Her zaman yüzde 100 hazır olmayı ve mutlaka Pro Lisans'ımın olmasını istiyordum. Teknik direktörlüğe daha önce başlamak istemedim. Şu an kendimi hazır buluyorum. Skibbe hocayla da sürekli konuşuyoruz. O da beni bu konuda her zaman destekliyor. İnşallah önümüzdeki dönemlerde artık ben de teknik direktör olarak yoluma devam edeceğim." diye konuştu.
Umar, kariyerine Avrupa'da veya Japonya'da devam etme konusunda kendisini şartlamadığını anlatarak "Japonya'da 4,5 sene oldu. Tabii ki ailemi de özlüyorum. Anne, baba, ablalarım hepsi Avrupa'da yaşıyor. Yalnız ve uzak kalmak da pek kolay değil. Tabii ki ekmek parası ve belirli hedeflerle buraya geldik. Hayırlısı neyse o olsun. Benim için önemli olan gittiğim kulübe bir şeyler verebilmek, oradaki futbolcuları geliştirebilmek, onlara yardımcı olabilmek. Tabii ki bunu ileride kendi ülkemde de yapmak isterim. Hem Japonya hem Almanya'da gördüğüm, öğrendiğim şeyleri kendi ülkeme de vermek, Türk futboluna da katkıda bulunmak isterim. Nerede vizyonum ile felsefeme uygun iyi bir proje ve teklif gelirse bakacağız." ifadelerini kullandı.
"Türk futbolunu çok yakından takip ediyorum"
Serhat Umar, Türkiye ile büyük bir saat farkı olmasına rağmen Türk futbolunu yakından takip ettiğini dile getirdi.
Türk futbolunun son yıllarda çok geliştiğini vurgulayan Umar, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Türk futbolunu çok yakından takip ediyorum. Maçlar genelde burada gece 04.00'te oluyor. Birçok maçı izleyemiyorum ama özetlere bakma şansım oluyor. Çeşitli yazılımlardan da takip edebiliyorum. Bence Türk futbolunda özellikle 'Dört büyükler'de büyük gelişim oldu. Yapılan transferlerin kalitesinde artış oldu. Türk futbolcularımız da kendilerini geliştirmeye başlamış. Orada da bir gelişim görüyorum. Onu da göz ardı etmemek gerekiyor. Milli takımımız, çoğu Avrupa'da oynayan futbolculardan kurulu ama Türkiye'de yetişip Avrupa'ya giden birçok futbolcu kardeşimiz var. Bence Türk futbolu altyapısına biraz daha önem gösterirse bu süreci daha çabuk atlatmış oluruz, daha çok futbolcu yetiştiririz. Burada da ufak bir gelişim görüyorum ve başarılı buluyorum. Biraz daha Konferans Ligi, Avrupa Ligi ya da Şampiyonlar Ligi'nde şansımız yaver giderse bence Türk futbolu ileride daha iyi yerlere gelebilir."
"Okan Buruk ve Fatih Tekke'yi çok başarılı buluyorum"
Umar, Türkiye'de genç teknik direktörlerin çok iyi işler yaptığını belirterek kulüp yöneticilerinden sabırlı olmalarını istedi.
Galatasaray ile üst üste 4 sezon Süper Lig şampiyon olan Okan Buruk ile Trabzonspor'un başında geçen sezon Türkiye Kupası'nı kazanan Fatih Tekke'yi başarılı bulduğunu belirten Umar, şunları kaydetti:
"Okan Buruk ve Fatih Tekke'yi çok başarılı buluyorum. Yurt dışında da Arda hoca var. Burak Yılmaz, Gökhan Gönül, Mehmet Topal, Gökdeniz Karadeniz, Serdar Topraktepe var. Serdar hoca Beşiktaş'ta görev aldı ve işlerini de başarılı yaptı. Kendi teknik direktörlerimize biraz daha güvenebilsek ve sabredebilsek çok farklı olur. En önemlisi o sabır olayı. Japonya'yla Türkiye arasındaki en büyük farklardan bir tanesi de teknik direktörlere tanınan zamanın farkı. Burada çok uzun bir zaman tanıyorlar. Avrupa'da bile kulüpler bu kadar sabırlı değil. Japonya bu konuda örnek gösterebileceğim ülkelerden bir tanesi. Teknik direktörlere o zamanı tanıyorlar ve sonunda inanılmaz verim alıyorlar. Çünkü bir teknik direktörün zamana ihtiyacı var. Kendi felsefesini, düşüncelerini takıma aktarması, o takımdan da o verimi alabilmesi için belirli bir zaman geçmesi gerekiyor. Bence Türkiye'nin genç teknik adamlara önem vermesi gerekiyor. Burada da bizim yöneticilerimize çok büyük bir görev düşüyor. Lütfen sabırlı olalım. Türk teknik adamlara, genç teknik adamlara güvenelim. Onlar da kendilerini yetiştiriyorlar, yurt dışında staj yapıyorlar. Önceden çalıştıkları teknik adamlardan bilgiler alıyorlar. Artık her şey globalleşti. İnternet üzerinden çoğu şeyi daha çabuk benimseyebiliyoruz ve öğrenebiliyoruz. Buna Selçuk İnan'ı da katmak isterim. Selçuk hoca da Kocaelispor'da gayet başarılı bir dönem geçirdi. Okan hoca ve Fatih hoca, üst düzey başarılara imza atmış teknik direktörler. Okan hoca bunu sadece Galatasaray'da ispatlamadı. Akhisarspor'la zamanında kupayı kazanmıştı. Ondan sonra Başakşehir'le şampiyon oldu. Bu kolay iş değil. Bu başarılı bir teknik adam olduğunun göstergesi."
"Türkiye'nin Japon futboluna daha fazla yönlenmesi gerekiyor"
Serhat Umar, Türk kulüplerinin Japonya'dan veya Uzak Doğu takımlarından daha fazla transfer yapması gerektiğini söyledi.
Türk futbolunda forma giyen Uzak Doğu oyuncu sayısının az olduğunu vurgulayan Umar, "Birkaç takım Uzak Doğu'dan transfer yaptı. Mesela Göztepe, Tokyo'nun kaptanı Matsuki'yi almıştı. Southampton alıp Göztepe'ye kiralanmıştı. Gayet başarılı, iyi bir futbolcuydu. Göztepe, bunun da verimini aldı. Şu an Beşiktaş'ta oynayan Güney Koreli forvet Oh, Alanyaspor'da Güney Koreli Ui-jo vardı. Uzak Doğu'nda alınan futbolcuların sayısı bence düşük. Bunun nedenini pek anlamış değilim. Mesela Galatasaray da Nagatomo'yu zamanında transfer etmişti ve çok da memnun kalmışlardı. Beşiktaş'a Kagawa gelmişti. O da gayet iyi oynadı. Bence Türkiye'nin Japon futboluna daha fazla yönlenmesi, buradan transferi düşünmesi gerekiyor. Almanya, İngiltere, Belçika, İspanya ve Portekiz, Japonya'dan transfer ettiği futbolculardan çok memnun kalıyor. Türkiye'nin buna daha çok önem göstermesi gerekiyor. Eğer Japonya'dan futbolcu transfer ediyorlarsa tek bir değil, iki oyuncu alırlarsa uyumları daha rahat olur. Çünkü çok uzak bir ülkeden geldikleri zaman kendi kültürüne yakın kültür bulamadıklarında bocalıyorlar. Buna önem gösterirlerse çok büyük verim alırlar." şeklinde görüş belirtti.
Umar, Japon futbolu hakkında yaptığı değerlendirmede, "Japonlar, futbolda gayet başarılılar. Hep üst düzey futbolcu yetiştirmeye çalışıyorlar. İş ahlakı dendiğinde Japonya zirvededir. Futbolda da böyleler. Futbolcular gayet disiplinli, işlerine bağlı. Bu da tabii ki teknik direktörlerin işini çok kolaylaştırıyor. Bence Japonya teknik ve dinamizm açısından çok başarılı. Sürekli Japonya'dan Avrupa'ya futbolcular transfer oluyor. Japonların kendi ülkelerine bağlılığı da çok yüksek. Onun için bu sayı şu an az gözükebilir ama bu kültür açısından öyle. Çünkü kendi ülkelerini çok seviyorlar, burada kalmayı tercih ediyorlar. Çünkü ülke güvenli ve temiz. Ahlak konusuna da çok dikkat ediyorlar. Tabii ki Avrupa'nın birçok ülkesi artık eskisi gibi güvenli değil. Buna da çok önem gösterdikleri için belki çok sayıda Japon futbolcu transfer olmuyor ama bence ileriki senelerde bu daha da artacak." ifadelerini kullandı.
"Skibbe hocayla benim hukukum 16 sene evveline kadar dayanıyor"
Umar, bir dönem Türkiye'de Galatasaray ve Eskişehirspor'u çalıştıran Michael Skibbe ile tanışıklığının 16 sene öncesine dayandığını söyledi.
Kendisinin Almanya Futbol Federasyonunda çalıştığı dönemde Skibbe'nin yanında staj yaptığını hatırlatan Umar, şöyle konuştu:
"Skibbe hocayla benim hukukum 16 sene evveline kadar dayanıyor. Ben o zamanlar Almanya Futbol Federasyonunda çalışıyordum. Skibbe hocayla Frankfurt'ta tanıştık. O da Eintracht Frankfurt takımında teknik direktör olarak çalışıyordu. Onun yanında staja başlamıştım. 2010 ile 2014 yıllarında hocanın gittiği çeşitli takımlarda aralıklı olarak staj yaptım. 2015 yılında Eskişehirspor'da Skibbe hocanın başyardımcısı oldum. Eskişehirspor o zamanlar Süper Lig'deydi. Sonra Skibbe, Yunanistan Milli Takımı'nın başına geçmişti. Ben de o arada başka takımlarda çalışmaya başladım. Yaklaşık 5 yıl Türkiye'de çalıştım. TFF 1. Lig'de Göztepe'de Yılmaz Vural'la çalıştım. Finalde Eskişehirspor'a karşı kazanıp Süper Lig'e çıkmıştık. Ondan sonra Erol Bulut'la birlikte Yeni Malatyaspor'da çalışmıştım. Sonra tekrar Yılmaz hocayla birlikte Akhisar Belediyespor, sonra Kenan Koçak hocayla Hannover 96'da Bundesliga 2'de görev aldım. Bu süreçte Skibbe ile irtibat halindeydik. Kendisi Japonya'nın Sanfrecce Hiroshima takımından teklif almış. Bana, 'Hiroşima'ya benimle gelir misin?' dedi. Benim için değişik bir teklifti. Japonya çok uzak ama kabul ettim. Yaklaşık 4,5 sene oldu. Dört sene Sanfrecce Hiroshima'da çalıştık. Gayet başarılıydık ve 3 kupa kazandık. Ocak ayında Vissel Kobe'den teklif geldi. Oraya geçiş yaptık ve bu altı aylık bölümde Vissel Kobe ile de şampiyon olduk. Burada 6 aylık bir vizyon ligi konsepti vardı. Japonya fikstürünü değiştirdi. Yaz ayından itibaren artık Avrupa gibi olacak. Lig, ağustosta başlayıp haziran başında bitecek. Daha evvel şubat ayında başlayıp aralıkta bitiyordu. Bu değişim sürecindeki 6 aylık bölümü 100. Vizyon Ligi olarak bir yarım sezonluk bir organizasyonla geçirdik. Orada da şampiyon olduk."
Skibbe'nin Türk futbolunu hala yakından takip ettiğini anlatan Umar, "Hoca, Türkiye Ligi'ni çok yakından takip ediyor. Türkiye'yi çok seviyor. Her sene Türkiye'ye tatile gitmeye de çalışıyor. Galatasaray'ı ve Eskişehirspor'u çok seviyor. Halen onlar ile alakalı şeyler soruyor. 'Eskişehirspor ne durumda?' diye soruyor. Galatasaray'ın her sene şampiyon olmasına da seviniyor. Hoca ileride yeniden Türkiye'de çalışmayı isterdi ama onun hedefinde şu an burayı bitirmek var. Geçenlerde yine konuşuyorduk, '40 yıldan beri teknik direktörüm. Yavaş yavaş ben de artık hayatın tadını çıkarmaya başlamak istiyorum.' dedi. Skibbe hoca Japonya macerasını bitirdikten sonra biraz dinlenmek istiyor. Skibbe, İstanbul'u da inanılmaz seviyor. Sanfrecce Hiroshima ile Antalya'ya iki kere kampa gelmiştik. Oradan da İstanbul'a götürdük takımı. Gayet güzel bir zaman geçirmiştik. Zaten benim vatanımla hiçbir zaman bağım kopamaz ama Türkiye Skibbe hocanın da ikinci vatanı." değerlendirmesinde bulundu.
Bölgede zaman zaman etkili olan yağış, ayçiçeğinde kuraklık stresini ortadan kaldırırken üreticilerin verim ve kalite beklentisini artırdı.
Edirne Ziraat Odası Başkanı Hüseyin Arabacı, AA muhabirine, kentte yaklaşık 1 milyon 300 bin dekar alanda ayçiçeği ekimi yapıldığını söyledi.
Ayçiçeğinde henüz verim açısından net bir tablo oluşmadığını belirten Arabacı, ekim zamanı ve bölgesel yağış farklılıklarının ayçiçeği gelişimini etkilediğini dile getirdi.
Arabacı, bazı bölgelere son dönemde 20-30 kilogram yağış düşerken bazı alanların çok az yağış aldığını ifade etti.
Son yağışların ayçiçeği için olumlu olduğunu ancak yüksek sıcaklıkların bitkiyi yeniden olumsuz etkilediğini belirten Arabacı, "Bir hafta öncesine kadar yağan yağmurlarla ayçiçekleri toparladı diye düşünüyorduk. Kafa yapısı güzelleşmeye başladı ancak son günlerdeki sıcaklarla birlikte kafalar solmaya başladı. Önemli olan tanenin ne kadar dolduğu. Bunu da hasat döneminde göreceğiz." diye konuştu.
Arabacı, bu yıl ayçiçeğinde geçen yıllardaki kuraklığa bağlı kayıpların yaşanmayacağını ancak her bölgede yüksek verim beklentisinin gerçekçi olmadığını dile getirerek, "Geçtiğimiz birkaç yıl kurak geçti, hatta bazı yerlerde hiç ürün alınamadı. Bu yıl tablo daha iyi ancak dekarda 250-300 kilogram verim beklentisinin her yerde gerçekleşeceğini düşünmüyorum. Birçok bölgede verim bunun altında kalacaktır. Kesin tablo hasatla birlikte ortaya çıkacak." ifadesini kullandı.
Kırklareli Ziraat Odası Başkanı Ekrem Şaylan, ayçiçeğinin bölge için stratejik bir ürün olduğunu belirtti.
Yağış rejimindeki düzensizlik ve kuraklığın geride kaldığını ifade eden Şaylan, bu yıl ayçiçeğinde gelişimin son derece iyi olduğunu, yüksek verim beklendiğini söyledi.
Üreticilerin güzel bir sezon geçireceğine inandıklarını belirten Şaylan, "Ayçiçeği geçen yıla göre bu yıl daha iyi olacak. Bu sene üreticilerimizin güzel bir yıl geçireceğini umuyoruz." diye konuştu.
"Dekarda 225 kilogramın üzerinde verim alıyoruz"
Tekirdağ Tarım ve Orman Müdürü Mehmet Aksoy da kentte bu yıl verimin yüksek olmasının beklendiğini söyledi.
Aksoy, Tekirdağ'ın Türkiye'de en fazla ayçiçeği üretimi yapılan illerin başında geldiğini belirtti.
Trakya'yı ayçiçeği üretiminde "yağ ambarı" olarak gördüklerini ifade eden Aksoy, kentte yaklaşık 1 milyon 700 bin dekar alanda ayçiçeği ekimi yapıldığını dile getirdi.
Aksoy, şunları kaydetti:
"Bütün ürünlerde olduğu gibi ayçiçeğinde de verimin yüksek olmasını bekliyoruz. Ekiplerimiz sahada gözlem yapmaya ve üreticilerimizle görüşmeye devam ediyor. Standart olarak ayçiçeğinde dekarda 225 kilogramın üzerinde verim alıyoruz ancak bu yıl verimin daha da yüksek olacağını öngörüyoruz."
Tirilye Mahallesi Çamlık Tepesi mevkisinde içinde büyük kaya parçalarının da bulunduğu kütle, Marmara Denizi'ne kaydı.
Toprak kayması sırasında sahilde bulunan vatandaşlar, durumu yetkililere bildirdi. Olay yerine gelen jandarma ve deniz polisi bölgede gerçekleştirdikleri çalışmalarda herhangi bir can kaybının yaşanmadığını belirledi.
Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç da toprak kaymasının olduğu alanda inceleme yaptı. Dalgıç, gazetecilere yaptığı açıklamada, bölgede herhangi bir can kaybı veya yaralanma olmadığını belirterek, "Çok dik yamaçlar. Zaman zaman bu tür olaylarla karşılaşıyoruz. Topraktan parçalar kopuyor. Çok önemli bir durum yok. Burası yüzme alanı olarak kullanılan bir bölge değil. Herhangi bir tehlike bulunmuyor." ifadelerini kullandı.
Bu arada, içinde büyük kaya parçalarının da bulunduğu kütlenin denize kaydığı anlar, bir vatandaş tarafından cep telefonu kamerasıyla kaydedildi.
Erdoğan, sosyal medya hesabından yayımladığı mesajda, "Vatan için, bayrak için toprağa düşen iki kahramanımızı, Eren Bülbül evladımız ile Jandarma Astsubayımız Ferhat Gedik'i şehadetlerinin 9'uncu yılında rahmetle yad ediyorum. Ruhları şad, mekanları cennet olsun." ifadesine yer verdi.
Bülbül'ün ilçeye bağlı Köprüyanı Mahallesi'ndeki mezarı başındaki anma programında, Kur'an-ı Kerim okundu, dua edildi.
Anne Ayşe Bülbül ile Vali Tahir Şahin, Maçka Kaymakamı Şahin Demir, İl Emniyet Müdürü Ali Loğoğlu ve İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Bahittin Murat Yakın, Eren Bülbül'ün mezarına karanfil bıraktı. Ayşe Bülbül, gazetecilere yaptığı açıklamada, acısının ilk günkü gibi taze olduğunu söyledi.
Eren gibi bir evladın annesi olmaktan gurur duyduğunu belirten Bülbül, "İyi ki bu şekilde yavrumu vatanı, milleti, şu başında dalgalanan bayrağı için şehit verdim." dedi.
Bülbül, evlat acısının çok zor olduğunu, 9 yıldır bir an aklından çıkaramadığını ifade ederek, "Yavrumu ne bir saat, ne bir saniye, ne bir dakika unutmadım, unutamam. Eren benim gönlümde, gözümün önünde, kalbimde." diye konuştu.
Saldırı sırasında şehit olan Jandarma Astsubay Kıdemli Başçavuş Ferhat Gedik'i de rahmetle anan Bülbül, "Evladımla bir yolda yürüdü, şehadete eriştiler. İkisinin de Allah'ım rahmetini bol eylesin." ifadelerini kullandı.
Ayşe Bülbül, bir gazetecinin "Terörsüz Türkiye için adımlar atılıyor, bu konuda neler söylemek istersin?" sorusuna, "Allah'ım hiç kimseye evlat acısı yaşatmasın. Tabii ki terör olayı bitsin. Terör olayının bitmesine hiç kimse 'Niye bitecek, niye oluyor' diyemez." yanıtını verdi.
Bülbül, Terörsüz Türkiye sürecinin başından itibaren şehit haberleri gelmediğini, rahat bir nefes aldıklarını kaydetti.
Dün tarihi bir gündü. Terörsüz Türkiye'nin yasal zemini oluştu. 467 kabul oyu siyasi tarihimiz açısından çok önemli bir niteliğe işaret ediyor. Sadece sayısal bir nitelik olarak göremeyiz, siyasal anlamı da büyük.
Bütün bu süreç içerisinde pekçok tartışma oldu, süreci destekleyenler kadar yapıcı eleştirilerin sözleri de kıymetlidir. Yapıcı eleştirileri dikkatle dinledik. Bütün bunlar yol haritamız için katkı sağladı. Meclis açısından 467 gibi oranla sağlanmış olması Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nde Meclis geriye itildi gibi tartışmaların ne kadar boş olduğunu gösterdi.
AB Komisyonu Sözcüsü Eva Hrncirova, Brüksel'de düzenlenen günlük basın toplantısında, Avrupa'da kuraklığın ve nehirlerdeki düşük su seviyelerinin elektrik arz güvenliğine etkisine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Hrncirova, "Kuraklık ve nehirlerdeki düşük su seviyeleriyle bağlantılı olarak elektrik arz güvenliği durumunu yakından takip ediyoruz." diye konuştu.
Özellikle Macaristan, Romanya ve Güneydoğu Avrupa'daki gelişmeleri gözlemlediklerini belirten Hrncirova, elektrik arz güvenliğine ilişkin ayrıntılı bilgilerin ilgili ülkelerdeki elektrik iletim sistemi operatörlerinde bulunduğunu anımsattı.
Hrncirova, AB Komisyonunun söz konusu operatörlerle koordinasyon ve yakın temas içinde olduğunu belirtti.
AB Elektrik Koordinasyon Grubu'nun bugün gerçekleştirdiği toplantıda da bu konunun ele alındığını aktaran Hrncirova, "Genel olarak, su seviyeleri nedeniyle durum sıkışık. Ancak durum güvenli ve istikrarlı." değerlendirmesinde bulundu.
Avrupa'da son dönemde etkili olan yüksek sıcaklıklar ve yağış yetersizliği, birçok nehirde su seviyelerinin ve debilerin önemli ölçüde gerilemesine neden oldu.
Düşük su seviyeleri, özellikle hidroelektrik üretimi ile soğutma için nehir suyuna ihtiyaç duyan nükleer ve termik santrallerin faaliyetleri açısından risk oluşturuyor.
Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Macid el-Ensari, başkent Doha'da düzenlediği basın toplantısında, ABD-İran gerilimi, İran ve Umman arasındaki Hürmüz Boğazı görüşmeleri ile bölgedeki son gelişmeler ve Gazze'deki ateşkes durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Ensari, Katar’ın arabulucu olarak önceliğinin Hürmüz Boğazı’nın mümkün olan en kısa sürede yeniden açılması olduğunu belirterek, Umman ve İran’dan görüşmelere ilişkin olumlu geri dönüşler aldıklarını ifade etti.
Katar’ın, Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini ve deniz ulaşımının serbestisini güvence altına alan, Boğaz'ın siyasi baskı aracı olarak kullanılmasını engelleyen her türlü formülü desteklediğini kaydeden Ensari, ABD ile İran arasındaki müzakerelerin ise sürdüğünü belirtti.
Ensari, şu ifadeleri kullandı:
"Bölgede gerilimin durdurulması için taraflarla yürüttüğümüz diplomatik çabalar sürüyor. Önceliğimiz gerilimi bir an önce durdurmak, diplomasi masasına geri dönmek ve Hürmüz Boğazı'nın eskiden olduğu gibi sorunsuz şekilde serbest geçişlere yeniden açılması."
"Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı memnuniyetle karşılıyoruz"
Ensari Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı memnuniyet ile karşıladıklarını ifade ederek "Bölgenin güvenliği ortak bir sorumluluktur ve ortak bölgesel koordinasyon gerektiriyor." diye konuştu.
Sözcü Ensari, Katar’ın bölgede güvenlik ve istikrarı güçlendirecek her türlü bölgesel işbirliğini memnuniyetle karşıladığını belirtti.
"Gazze Anlaşması'nın uygulanması için çabalarımız sürüyor"
Gazze'deki ateşkes sürecine dair ise Ensari, arabulucu ülkeler Katar, Mısır ve Türkiye'nin ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının en kısa sürede uygulanması için çalışmalarının sürdüğünü belirtti.
İsrail’in, Gazze ve Batı Şeria’daki uygulamalarına karşı uluslararası toplumun net bir tutum ortaya koyması gerektiğini vurgulayan Ensari, İsrail’in Gazze Anlaşması'nı uygulama konusunda "oyalama politikası" yürüttüğünü vurguladı.
Ensari, anlaşmanın hayata geçirilmesi için uluslararası toplumun İsrail’e baskı yapmasını beklediklerini kaydetti.
İran ve Umman arasında Hürmüz Boğazı görüşmeleri
İran ve ABD arasında 14 Haziran'da Pakistan arabuluculuğunda varılan mutabakatın ilk aşamasında ABD'nin İran'a ait dondurulmuş varlıkları serbest bırakması karşılığında Hürmüz Boğazı'nın açılması ve İran'ın bu stratejik su yolundan geçişlerden 60 gün boyunca ücret almaması kararlaştırılmıştı.
ABD, mutabakatın imzalanmasının ardından İran'ın dondurulmuş varlıklarını serbest bırakmamış ve Hürmüz Boğazı'ndan geçişler için Umman kara sularından alternatif rota belirlemişti.
ABD'nin bu adımlarını mutabakatın ihlali sayan İran, Boğaz'dan geçişleri kısıtlayarak "izinsiz geçiş yapmaya çalışan" bazı gemileri vurmuştu. Mutabakata rağmen iki ülke arasındaki gerginlik 8 Temmuz'da şiddetli çatışmaların başlamasına yol açmış ve yaklaşık iki hafta devam etmişti.
İran, Hürmüz Boğazı'na kıyısı bulunan Umman ile Boğaz'da gemiler için güvenli geçiş yolları belirlenmesi amacıyla yeniden görüşmelere başlamıştı. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Umman ile yürütülen teknik ve siyasi görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini açıklamıştı.
Yunanistan İtfaiye Teşkilatından yapılan açıklamaya göre, İyon Denizi'ndeki Zakintos Adası'nın Volimes bölgesindeki ormanlık alanda yangın çıktı.
İtfaiye ekiplerinin başlattığı yangın söndürme çalışmalarına gönüllü ekipler de destek verdi.
Yunanistan Sivil Koruma Genel Sekreterliğinin bölge sakinlerinin cep telefonlarına gönderdiği acil kodlu mesajda, yetkililerin talimatlarına riayet edilmesi ve bölgenin tahliye edilmesi istendi.
İçişleri Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, "Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin koordinasyon toplantısı, yarın saat 15.00'te GAMER Toplantı Salonu'nda gerçekleştirilecek.
TBMM Başkanı Kurtulmuş ile 81 ilin valisinin katılacağı toplantıda, "Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin koordinasyon başlıkları ele alınacak.
Toplantıda, sürecin illerdeki takibi, toplumsal entegrasyon ve rehabilitasyon ile kamu düzeninin etkin şekilde yürütülmesine ilişkin konular değerlendirilecek.
Valiler ve güvenlik birimlerinin sahada karşılaşabileceği olası sorunlar ile provokasyon ve dezenformasyon girişimlerine karşı alınabilecek tedbirler de gündeme alınacak.
Bakanlıktan yapılan açıklamada, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklarının 2026 yılı 2 dönem sözleşmeli er temini, 2026 yılı 3 dönem uzman erbaş temini ve 2026 yılı 4 dönem teknik sınıf uzman erbaş temini başvurularının, son gün olan 9 Ağustos'tan 17 Ağustos'a 2026'ya kadar uzatıldığı belirtildi.
Başvuruların, "https://personeltemin.msb.gov.tr" adresi üzerinden alınacağı kaydedildi.
Bakan Gürlek, NSosyal hesabından yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, ülke vicdanında yara bırakan olayların aydınlatılması ve adaletin eksiksiz şekilde tecelli etmesi için çalışmalarını kararlılıkla sürdürdüklerini belirtti.
Fenerbahçe Spor Kulübü futbol takımını taşıyan otobüse 4 Nisan 2015'de Trabzon'da gerçekleştirilen silahlı saldırının hafızalardaki yerini koruduğunu ifade eden Gürlek, otobüs şoförünün ağır yaralandığı, futbolcuların ve kulüp görevlilerinin büyük bir tehlike atlattığı bu saldırının milletin vicdanında bir yara olarak kaldığını belirtti.
Gürlek, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde kurulan Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığının çalışmaları kapsamında dosyanın yeniden ele alındığını hatırlatarak, yeni teknolojik imkanlar ve güncel inceleme yöntemleri kullanılarak bütün delillerin tekrar değerlendirildiğini ifade etti.
Gürlek, şunları kaydetti:
"Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülen soruşturma kapsamında yapılan yeni HTS ve baz istasyonu analizlerinden elde edilen delil ve bulgular doğrultusunda, Trabzon İl Emniyet Müdürlüğümüzce bu sabah 5 şüpheliye yönelik operasyon gerçekleştirilmiş, şüphelilerin adreslerinde arama ve el koyma işlemleri ile gerekli adli işlemler başlatılmıştır. Bu soruşturmanın tek amacı, 11 yıl önce gerçekleştirilen bu menfur saldırının arkasındaki kişi veya kişileri somut delillerle ortaya çıkarmaktır. Hangi takıma, hangi sporcuya veya hangi taraftar grubuna yönelirse yönelsin, spor alanındaki şiddete karşı tavrımız nettir.
Bu vesileyle Ceza İşleri Genel Müdürlüğümüze, özellikle Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığımıza, soruşturmayı titizlikle yürüten Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığımıza, görev alan Cumhuriyet savcılarımıza, Trabzon İl Emniyet Müdürlüğümüze ve emeği geçen tüm kamu görevlilerimize teşekkür ediyorum. Türk futbol camiasının ve milletimizin yıllardır cevabını beklediği soruların aydınlatılması için süreci sonuna kadar takip edeceğiz. Ne herhangi bir kişi veya topluluğun haksız yere töhmet altında bırakılmasına ne de herhangi bir saldırının faili meçhul kalmasına izin vermeyeceğiz."
Romanya Su Yönetimi Ulusal İdaresinden yapılan açıklamaya göre, Tuna Nehri'nin Çernavoda'daki su seviyesi dün eksi 227 santimetreye geriledi.
Romanya'nın ulusal haber ajansı Agerpres'in haberine göre, santralin işletilmesi için gereken asgari seviye eksi 230 santimetre olarak belirlenirken mevcut seviye, ikinci reaktörün çalışmaya devam etmesini güçleştiriyor.
Santrale su sağlayan kanala daha fazla su yönlendirilmesi amacıyla Tuna Nehri'ne kaya yüklü mavnaların batırılmasının ardından su seviyesinde geçici yükseliş yaşanmıştı. Romanya'nın Antena 3 televizyonunun haberine göre, hafta sonu 4 santimetre yükselen nehir seviyesi daha sonra 5 santimetre düştü.
Tuna'daki düşüş elektrik sistemine baskıyı artırıyor
Romanya makamları, faaliyetteki reaktörün çalışma süresini uzatmak amacıyla Tuna boyunca acil önlemler alırken son hidrolojik veriler, santralin işletme marjının hızla daraldığına işaret ediyor.
Yetkililer, Tuna Nehri'nin Çernavoda'daki seviyesinin 14 Ağustos'a kadar günde yaklaşık 2 santimetre düşmeye devam edeceğini, ardından düşüş hızının günde 1 santimetreye gerileyeceğini öngörüyor. Nehir seviyesinin 16 Ağustos'ta yaklaşık eksi 236 santimetreye ulaşması bekleniyor.
Çernavoda Nükleer Santrali'nde halihazırda iki reaktörden biri devre dışı durumda. Bu nedenle 680 megavatlık nükleer elektrik üretim kapasitesi kullanılamıyor.
Kötüleşen hidrolojik koşullar, yaz aylarında yaşanan yüksek talep ve Tuna Nehri'ndeki olağanüstü düşük su akışının da etkisiyle Romanya'nın elektrik sistemi üzerindeki baskı artıyor.
Romanya hükümeti, mevcut üretimin öngörülen talebi karşılamaya yetmemesi halinde şebeke işletmecisi Transelectrica'nın bazı büyük sanayi tüketicilerinin elektriğini 24 saat önceden bildirmek kaydıyla kesmesine olanak sağlayan bir mekanizma devreye aldı. Haneler ile hastaneler ve bazı enerji altyapıları gibi faaliyetlerinin kesintiye uğramaması gereken tesisler uygulamadan muaf tutuluyor.
AK Parti Kurucular Kurulu üyesi ve Kayseri Milletvekili Ayşe Böhürler, "Terörsüz Türkiye" sürecinin, partisinin kuruluşundan itibaren emek verdikleri bir konu olduğunu belirterek, "Daha 'AK Parti' adı yokken, Afyon'daki ilk kuruluş toplantımızda dahi 'Annelerin ağlamamasını nasıl sağlarız' diye konuşmuş bir partiyiz. O yüzden bunun başarıya ulaşması, bizim için ülkenin birliği ve bütünlüğü açısından çok önemli." dedi.
AK Parti'nin 25. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla AA muhabirine değerlendirmede bulunan Böhürler, kurulduğu günden bu yana girdiği her genel seçimden birinci çıkan partisinin bu başarısını besleyen vizyonu anlattı.
Böhürler, AK Parti'nin kuruluşunda Türkiye'nin ve dünyanın içinde bulunduğu konjonktüre dikkati çekerek, 12 Eylül sonrasındaki Türkiye'nin kendisinin gençlik yıllarına denk geldiğini söyledi. Böhürler, "Bu süreç içinde, dindar kesimin ve Türkiye'nin farklı kesimlerinin üzerinde kurulan baskıyı yakından yaşayıp, bu baskıya itiraz eden ve bu baskının değişmesi için mücadele eden bir kuşağın temsilcileriyiz." diye konuştu.
Başörtülülerin üniversitede okumasına engel olunmasına, kamusal alanda çalışamamasına ve mesleklerini yapamamasına tepki göstererek eylem yaptıklarını ve yazılar kaleme aldıklarını anlatan Böhürler, "12 Eylül sonrasında Türkiye'yi anlamadan AK Parti'nin kuruluş gerekçelerini anlamamız mümkün değil." ifadesini kullandı.
"28 Şubat'ın sadece bize değil, Kürt kesime de etkisi olmuştur"
Profesyonel bir medya mensubu olarak 28 Şubat sürecine tanıklık ettiğini dile getiren Böhürler, "28 Şubat'ın sadece bize değil, Kürt kesime de etkisi olmuştur. Özellikle 1990 ile 2000 arasında geçen o 10 yıldaki siyasi istikrarsızlık, ekonomik sorunlar, faili meçhuller ve hem dindar kesime hem Kürtlere yapılan birçok eziyeti yakından görmüş bir kuşağız." dedi.
Böhürler, AK Parti Kurucular Kurulu üyesi olduğunda, Türkiye'nin her yerini dolaşmış, dip yoksulluğu, çaresizliği, sosyal güvenlik kurumlarının işlememesini, engelli haklarının olmamasını, yasal eksiklikleri, töre cinayetlerini çok yakından görmüş bir medya mensubu olduğunu söyledi.
"İstikrarsız ortamda yeni bir parti, yeni bir bakıştı AK Parti"
Ayşe Böhürler, 1990-2000 yılları arasındaki hükümet değişikliklerine dikkati çekerek, "Böyle bir istikrarsız ortamda yeni bir parti, yeni bir bakıştı AK Parti." dedi.
AK Parti kurulmadan 1 yıl önce ekibe dahil olduğunu belirten Böhürler, bu süreçte parti programı, tüzüğü gibi konulara kafa yoran bir ekipte yer aldığını anlattı.
Partinin kurulmasından hemen önce kurucu adayların toplandığı Afyonkarahisar Toplantısı'nın önemine işaret eden Böhürler, bu toplantının akabinde "Tayyip'in Merveleri", "Tayyip'in partisi" şeklinde manşetler atıldığını aktardı.
Türkiye'nin siyasi elitlerinin, "hem dindar kesimin iş dünyası dahil olmak üzere ezilmesine destek verdiği hem de siyaseten güçlenmesine imkan sağlamamaya çalıştığı" değerlendirmesinde bulunan Böhürler, o dönemde medyanın ise büyük bir güç olduğunu vurguladı.
Böhürler, AK Parti'nin kuruluşunda ismi açıklandığında "Başörtülü, bir siyasi partiye kurucu olamaz" gerekçesiyle, sonrasında ise "Başörtülü bir hakim olabilir" açıklamasından dolayı siyasi yasaklı olması için hakkında dava açıldığını anlattı.
Böyle bir sürecin içinde AK Parti'nin kurulduğuna dikkati çeken Böhürler, bu süreci anlamadan AK Parti'nin kuruluşunu anlamanın çok kolay olmadığını ifade etti.
"Davamız Türkiye'ydi, Türkiye merkezli bir siyaset üretmekti"
Böhürler, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Pınarhisar Cezaevi'nden çıktıktan sonra parti çalışmalarının daha da hızlandığını aktararak, "Toplumun farklı siyasi eğilimlerini bir araya getiren ortak Türkiye ülküsünde" bir parti kurmak istediklerini söyledi.
"Davamız Türkiye'ydi, Türkiye merkezli bir siyaset üretmekti." diyen Böhürler, "'Türkiye merkezli bir siyaseti nasıl üretiriz' kaygısını güden ve toplumun dışlanmış, aşağılanmış kesimlerine itibar sağlamaya çalışan bir siyasi hareket olarak kendimizi tanımlıyorduk." ifadelerini kullandı.
O yıllarda Türkiye'nin ekonomik göstergelerinin 1980'deki seviyelere kadar gerilediğini kaydeden Böhürler, "AK Parti iktidara geldiğinde bu eksi 20 yılı tamamlamaya çalıştı. Ondan sonra yeni hedeflere doğru yol aldı." dedi.
Böhürler, AK Parti iktidarında kadın-erkek eşitliğinin Anayasa güvencesi altına alındığını, töre cinayetlerinin bitirildiğini, kadın istihdamının desteklendiğini, kız çocuklarının eğitimine destek verildiğini söyledi.
"AK Parti'nin ilk 10 yılı bu güç ile mücadeleyle geçmiştir"
O yıllarda askerin, tüm siyasi yapıların üzerinde ayrı bir etkisi, gücü olduğuna işaret eden Böhürler, "AK Parti'nin ilk 10 yılı bu güç ile mücadeleyle geçmiştir. Hatta 15 Temmuz 2016'ya kadar olan süre bu mücadelenin bir sonucudur. Askeri vesayet, AK Parti'yi 15 Temmuz darbesinde alt etmeye çalışmıştır." yorumunu yaptı.
Böhürler, "askeri vesayetin Türk siyasetinin üzerinde 'Demokles'in Kılıcı' gibi durmasını" AK Parti'nin kaldırdığını dile getirdi.
AK Parti'nin Anadolu'nun her köşesine hizmeti yaydığını anlatan Böhürler, "En önemlisi özgüven. Türkiye'ye Cumhurbaşkanımızın nezdinde bir istikrarlı liderlik, bunu getirdi. Bu toprakların halkına bir özgüven sağladı." diye konuştu.
Böhürler, AK Parti'nin, devletin millete hor bakmasının önüne geçtiğini, millete hizmet eden bir devlet anlayışını getirdiğini belirterek, yapılan birçok yol, köprü, havalimanının partinin kuruluşunda hayal edildiğini de sözlerine ekledi.
"Lider, devlet ve millet"
AK Parti'nin, Cumhuriyet'in siyasi dogmatik yapısını, skolastik devlet yönetimi anlayışını kırdığını kaydeden Böhürler, "AK Parti, yeni dünyayı anlamış ve bu yeni dünyaya göre ülkesini konumlandıran bir yönetim felsefesi getirmiştir." ifadesini kullandı.
Böhürler, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ilkelerinden taviz vermeden gelişen koşullara göre politika üretebilme becerisini, liderliğinin temel unsurlarından biri olarak niteleyerek, "AK Parti, güçlü bir liderlik ortaya koymuştur, güçlü bir devlet yapısı kurmaya gayret etmiştir, güçlü bir millet oluşturmak istemiştir. Bu üç unsur, lider, devlet ve millet. Lider olmadan devleti güçlendiremezsiniz. Lideriniz güçlü olmadan devletiniz güçlü olmaz. Devletiniz güçlü olmadan da milletinizi güçlendiremezsiniz. Bu üç unsuru temel bir eksen olarak ortaya koymuştur." değerlendirmesinde bulundu.
"Cumhurbaşkanımız istişare kültürüne her zaman önem verir, en aykırı fikirleri dinler"
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın istişare kültürüne verdiği öneme de değinen Böhürler, "Cumhurbaşkanımız istişare kültürüne her zaman önem verir, en aykırı fikirleri dinler. Herkes böyle çok farklı bir profil çiziyor ama ben çok uzun süre kendisiyle yakın çalışmış ve halen de bu çalışmaların içinde birisiyim. Her zaman dinler, son derece sohbet ehlidir. Bu anlamda farklı sohbet halkaları da vardır. Sizi duyar." dedi.
Böhürler, kendisinin AK Parti Merkez Karar Yönetim Kurulu üyeliği de yaptığını hatırlatarak, "Yakın çalışma sürecinde de çok kriz anlarımız yaşandı. Her şeyin bittiğini düşündüğümüz anlar oldu. Siyasetin çok tökezlediği zamanlar oldu. Önümüze çok fazla engelin çıktığı, bazen yorulduğumuz, bezdiğimiz zamanlar da oldu. Bütün yorucu süreçlerde Cumhurbaşkanımızın cesareti, direnci, bizi motive etmesi, hiçbir zaman 'yorgunluk' sözüne itibar etmemesi, hep daha iyiye doğru ilerlemeye teşvik etmesi, AK Parti'nin başarısının arkasındaki en önemli sebeplerden birisidir." değerlendirmesinde bulundu.
"Ülkemizin dayanıklılığını artırmak, yeni dönem en büyük hedefimiz"
Ayşe Böhürler, 25. yılını kutlayan AK Parti'nin bundan sonraki temel hedeflerine ilişkin şunları söyledi:
"(En temel hedef) Bu yüzyılda ayakta kalmak. 21. yüzyılın çok zor ilk 25 yılını geçirdik. Buna rahmetli Aytunç Altındal, 'enigmatik çağ' diyordu. Yani belirsiz, bilinemez bir çağ. Bu enigmatik çağın içinde Türkiye olarak bir güç olarak damgamızı vurduk. Şimdi bu ilk etaptı. Bu güçlü millet meselesini inşa etmek için önümüzde uzun bir dönem var. Güçlü lider, güçlü devlet ve güçlü millet için gayret ediyoruz. Şimdi bunun için biraz daha çok çaba sarf etmemiz lazım. Milletimizi güçlendirmenin yolunu bulmamız lazım."
Aynı zamanda TBMM'de Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyesi olan Böhürler, "Terörsüz Türkiye" sürecinin önemine işaret ederek, "Terörsüz Türkiye projesi çok önemli bir projedir. Bu, bizim kuruluştan itibaren emek verdiğimiz bir konudur. Daha 'AK Parti' adı yokken, Afyon'daki ilk kuruluş toplantımızda dahi 'Annelerin ağlamamasını nasıl sağlarız' diye konuşmuş bir partiyiz. O yüzden bunun başarıya ulaşması, bizim için ülkenin birliği ve bütünlüğü açısından çok önemli. Ülkenin birliği, bütünlüğü kadar ülkede yaşayan her kesimin huzuru açısından da çok önemli." yorumunu yaptı.
Böhürler, bölgede yaşanan gelişmelere ve savaşlara da değinerek, "Ülkeyi bir bütün güçle bu coğrafyada ayakta tutmak zorundayız." ifadesini kullandı.
Türkiye'nin bugün önüne çıkacak her türlü sürprize hazır hale gelmek zorunda olduğunu belirten Böhürler, "Ülkemizin dayanıklılığını artırmak, yeni dönem en büyük hedefimiz." dedi.
"Ülkemizin, milletimizin, halkımızın refahını sağlamak, en büyük amacımız." açıklamasında bulunan Böhürler, "Bunun için gerçekten büyük bir çaba sarf ediyoruz. Ama onunla birlikte ülkenin her kesiminde bir güçlenme sağlamak, dayanıklılığımızı artırmak, bölgede uzun vadeyle etki sağlayacak bir devlet konumumuzu pekiştirmek istiyoruz." diye konuştu.
Bankadan yapılan yazılı açıklamada, ülkede kripto para birimlerinin borsalarda işlem görmesine yönelik düzenlemelere ilişkin bilgi verildi.
Rus borsalarında bitcoin, ethereum ve tetherin halka açık şekilde işlem görebileceği, nitelikli yatırımcıların borsa ve tezgah üstü piyasalarda işlem görecek tüm kripto paraları herhangi bir miktar sınırlaması olmadan satın alabileceği belirtildi.
Açıklamada, "İşlem yapmadan önce tüm yatırımcıların teste tabi tutulması ve kripto varlıklara yatırımın taşıdığı riskler konusunda bilgilendirilmesi gerekecek." ifadesine yer verilerek, nitelikli olmayan yatırımcıların yapacağı kripto para alımlarının yıllık 300 bin rubleyle (yaklaşık 3650 dolar) sınırlandırılacağı kaydedildi.
Batılı ülkelerin Rus finans kuruluşlarına yönelik yaptırımları nedeniyle Rusya'da kripto paralar ve kripto para madenciliği hızla popülerlik kazanmıştı.
Gazze'deki Sağlık Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, İsrail'in Ekim 2023'ten bu yana devam eden saldırılarında yaşanan can kaybı ve yaralanmalara ilişkin son veriler paylaşıldı.
Açıklamaya göre, son 24 saatte daha önceki İsrail saldırılarında ağır yaralanan 1 kişi yaşamını yitirdi, son saldırılarda ise 1 kişi yaralandı.
DSÖ: Gazze'deki binlerce hasta tıbbi tahliye bekliyor
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Sözcüsü Tarik Jasarevic, AA muhabirinin "Gazze'de ateşkese rağmen tıbbi tahliyeler konusunda sorunların devam ettiğini görüyoruz. Buradaki birçok hasta da tedavi olmak için yardım çağrısında bulunuyor. Tıbbi tahliyelerle ilgili son durum nedir? Kaç kişi tıbbi tahliye bekliyor?" sorusunu yazılı yanıtladı.
Gazze'de Ekim 2023'ten bu yana 6 bin 186'sı çocuk olmak üzere 12 bin 913 hastanın tıbbi tahliyesinin gerçekleştiğini belirten Jasarevic, 16 bin refakatçinin de tahliye edildiğini aktardı.
Jasarevic, tıbbi tahliyelerin haftada 3-4 kez gerçekleştirildiğinin altını çizerek, "Geçen hafta, 2-8 Ağustos tarihlerinde 101 hasta ve 164 refakatçi tahliye edildi. Binlerce hasta hala tıbbi tahliye bekliyor." ifadelerine yer verdi.
Gazze'de ateşkesin yürürlüğe girdiği 10 Ekim 2025'ten bu yana İsrail'in saldırılarında 4 bin 146 kişinin yaralandığı, 1259 kişinin hayatını kaybettiği, enkaz altından ise 807 kişinin cenazesinin çıkarıldığı belirtildi.
İsrail'in Ekim 2023'ten bu yana Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda toplam can kaybının 73 bin 387, yaralı sayısının ise 174 bin 257 olduğu ifade edildi.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketinin (PTT AŞ) 2026 yılının ilk yarısındaki kargo operasyonlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Bakan Uraloğlu, PTT AŞ tarafından yılın ilk altı ayında toplam taşınan posta ve kargo gönderisi sayısının 210 milyona ulaştığını belirterek, kargo gönderi hacminin geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 17 arttığını ifade etti.
Günlük Kargo Trafiği 1 Milyonu Aştı
PTT AŞ'nin artan gönderi hacmine karşı operasyonel kapasitesini geliştirmeye devam ettiğini belirten Uraloğlu, teslimat süreçlerinde hız ve verimliliğin ön planda tutulduğunu söyledi.
Ocak-Haziran döneminde günlük ortalama 1 milyonun üzerinde kargo kabul ve teslimatı gerçekleştirildiğini aktaran Uraloğlu, yoğun dönemlerde bu rakamın 3 milyonun üzerine çıktığını kaydetti.
Uraloğlu, artan gönderi trafiğine rağmen kargo gönderilerindeki teslimat oranının yüzde 95'e yaklaştığını bildirdi.
En Fazla Gönderi İstanbul'dan Kabul Edildi
PTT AŞ'nin operasyonel verilerine göre 2026 yılının ilk yarısında en fazla gönderi kabul edilen il İstanbul oldu. İstanbul'u Ankara, İzmir, Kocaeli ve Bursa takip etti.
En fazla gönderi teslimatının gerçekleştirildiği iller ise İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa ve Antalya olarak sıralandı.
Yaklaşık 300 Bin Gönderide NFC ile Tahsilat
PTT AŞ'nin operasyonel kapasitesindeki artışta dijital dönüşüm çalışmalarının da önemli rol oynadığını belirten Uraloğlu, yeni teknolojilerin teslimat süreçlerine entegre edildiğini ifade etti.
Bu kapsamda, kargo ücretinin alıcı tarafından ödendiği veya teslimat sırasında tahsilat yapılması gereken gönderiler için NFC destekli tahsilat uygulaması hayata geçirildi. El terminalleri üzerinden kredi kartıyla ödeme yapılmasına olanak sağlayan uygulama, 2026 yılının ilk yarısında yaklaşık 300 bin gönderinin teslimatında kullanıldı.
Teslimat Tercihlerinde Esneklik Sağlandı
PTT AŞ'nin "SMS ile Talimat" hizmetiyle gönderi sahiplerine farklı teslimat seçenekleri sunulduğu belirtildi.
Bu hizmet kapsamında müşteriler gönderilerinin komşuya, kapıya, bina görevlisine veya güvenliğe bırakılmasını tercih edebilirken, gönderilerin Kargomat'a ya da PTT iş yerine bırakılması da mümkün hale geldi.
Canlı Takiple Gönderiler Anlık İzlenebiliyor
Teslimat süreçlerinde hız ve verimliliğin artırılması amacıyla Araç Takip Sistemi entegrasyonunun tamamlandığını belirten Uraloğlu, Canlı Takip Hizmeti'nin de devreye alındığını açıkladı.
Yeni uygulamayla birlikte alıcılar, gönderilerinin dağıtım durumunu ve konum bilgilerini anlık olarak takip edebiliyor. Böylece dağıtım süreçlerinde uçtan uca görünürlük sağlanması hedefleniyor.
E-Ticaret Trafiğine Yönelik Altyapı Güçlendiriliyor
PTT AŞ'nin e-ticaret sektöründeki büyümeye paralel olarak artan kargo trafiğine yönelik altyapı yatırımlarını sürdürdüğünü belirten Uraloğlu, özellikle yıl sonu kampanya dönemlerinde yoğunlaşan gönderi trafiğine karşı hazırlıkların devam ettiğini söyledi.
Dijital dönüşüm kapsamında çağrı merkezi hizmetlerinde de dijital kanalların kullanımının yaygınlaştırıldığını aktaran Uraloğlu, müşteri taleplerinin daha hızlı sonuçlandırılması ve hizmet süreçlerinin daha verimli yönetilmesine yönelik çalışmaların sürdüğünü ifade etti.
PTT AŞ'nin 2026 yılının ilk yarısındaki verileri, Türkiye'de kargo ve e-ticaret kaynaklı gönderi trafiğinin artmaya devam ettiğini ortaya koyarken, şirketin dijital takip, temassız tahsilat ve esnek teslimat seçenekleriyle operasyonel kapasitesini güçlendirdiği görüldü.
İsterseniz bunu ayrıca ajans haberi formatında daha kısa, yerel gazete üslubunda veya SEO uyumlu internet haberi olarak da düzenleyebilirim.
Real America's Voice programında röportaj veren Trump, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
İranlıları "zor müzakereciler" olarak nitelendiren Trump, taraflar arasında varılan bazı uzlaşıların İranlı yetkililer tarafından daha sonra kamuoyu önünde reddedildiğini savundu.
İran konusunda izleyebilecekleri üç yol olduğunu vurgulayan Trump, mevcut yaklaşımlarını sürdürerek müzakereler kapsamında İran üzerindeki baskının devam etmesini sağlayabileceklerini, saldırıları önemli ölçüde artırabileceklerini veya ekonomik baskıyı daha da güçlendirebileceklerini belirtti.
Trump, İran ekonomisinin "zor durumda" olduğunu, ülkede enflasyonun yüzde 300'e ulaştığını ve para birimlerinin büyük ölçüde değer kaybettiğini öne sürdü.
ABD'nin İran'ın mali kaynakları üzerinde kontrol sahibi olduğunu savunan Trump, ekonomik baskının halihazırda ABD'nin İran'a yönelik politikasının parçası olduğunu kaydetti.
Trump, "İran'ın nükleer silahlara sahip olmasını engelledim. Eğer yapmasaydım şu an nükleer silahları olacaktı ve siz de onlara 'Beyefendi' diye hitap etmek zorunda kalacaktınız." dedi.
ABD'nin mühimmat stokları
ABD'nin mühimmat stoklarına değinen Trump, stoklarla ilgili sorun olmadığını ve mühimmat üretiminin hızla sürdüğünü belirtti.
Trump, stoklardaki azalmanın eski Başkan Joe Biden döneminde Ukrayna'ya yapılan askeri yardımlardan kaynaklandığını savunarak, "Asıl neden, Biden'ın Ukrayna'ya 300 milyar dolarlık destek sağlaması." ifadesini kullandı.
Kendi başkanlığında Ukrayna'ya sağlanan yardımlara ilişkin farklı yaklaşım benimsediklerini aktaran Trump, ABD'nin Avrupa Birliği'ne (AB) mühimmat ve savaş uçakları sattığını, AB ülkelerinin ise satın aldıkları askeri ekipmanları Ukrayna'ya gönderebildiğini söyledi.
Trump, ilk başkanlık döneminde ABD'nin mühimmat stoklarının dolu olduğunu, Biden yönetiminin ise bu stokları büyük ölçüde tükettiğini iddia ederek, "Obama da orduya hiç harcama yapmadı." dedi.
Öte yandan, ABD'nin Çin'in ilerisinde olduğunu savunan Trump, "O kadar öndeyiz ki herkesten çok çok ilerideyiz." ifadesini kullandı.
Trump, ülkesindeki "çok pahalı ve kötü enerji üreten" rüzgar türbinlerini kaldırdığını belirterek, "Rüzgar türbinlerini kim üretiyor biliyor musunuz? Çin. Kullanmıyorlar ama üretiyorlar." şeklinde konuştu.
Yaklaşık 20-25 yıl öncesine kadar, Washington'daki en güçlü lobinin İsrail lobisi olduğunu kaydeden Trump, şu anki durum için "(Senato Azınlık Lideri Chuck) Schumer gibi adamlara bakın. O adeta bir Filistinli haline geldi." diye konuştu.
Her yıl 12 Ağustos'ta kutlanan "Dünya Fil Günü", dünyanın en büyük kara memelileri fillerin karşı karşıya olduğu tehditlere dikkati çekerken doğal yaşam alanlarının korunması ve yasa dışı fildişi ticaretinin önlenmesi konusunda farkındalık oluşturmayı da amaçlıyor.
İlk kez 12 Ağustos 2012'de Kanadalı film yapımcısı Patricia Sims ve Tayland'daki "Elephant Reintroduction Foundation" öncülüğünde hayata geçirilen gün, zaman içinde 100'den fazla yaban hayatı kuruluşunun desteklediği küresel harekete dönüştü.
Dünya Fil Günü'nün bu yılki teması, "Fillerin geleceği için küresel dayanışma" olarak belirlendi.
Tema kapsamında, fillerin korunmasında ülkelerin, yerel toplulukların ve kuruluşların ortak hareket etmesinin önemi vurgulanırken, kaçak avcılık ve habitat kaybı gibi tehditlere karşı daha güçlü adımlar atılması çağrısında bulunuluyor.
Filler doğanın "ekosistem mühendisleri"
AA muhabirinin "Dünya Fil Günü" kapsamında derlediği bilgilere göre, ekosistemin işleyişinde önemli rol oynayan filler, yaşam alanlarının şekillenmesindeki rolleri nedeniyle bilim insanları tarafından "ekosistem mühendisleri" olarak adlandırılıyor.
Uzun mesafeler boyunca hareket edebilen filler, yedikleri bitkilerin tohumlarını dışkıları aracılığıyla farklı bölgelere taşıyarak ormanların ve bitki örtüsünün yenilenmesine katkı sağlıyor.
Ağaçları ve yoğun bitki örtüsünü aşarak açtıkları yollar ise güneş ışığının orman zeminine ulaşmasını sağlıyor ve daha küçük bitki ve hayvanlara yaşam alanı oluşturuyor.
Filler ayrıca, kurak dönemlerde suya ulaşmak için açtıkları çukurlarla diğer hayvanların da yararlanabileceği su kaynaklarının oluşumuna katkı sağlıyor.
Bu nedenle bilim insanları, fil popülasyonlarının ortadan kalkmasının bitkilerin yayılmasından diğer hayvanların yaşam alanlarına kadar ekosistemin birçok unsurunu etkileyebileceğini belirtiyor.
Uluslararası Doğayı Koruma Birliği (IUCN), halihazırda yaşayan üç fil türünü Afrika orman fili, Afrika savan fili ve Asya fili olarak sınıflandırıyor.
Canlıların doğadaki durumunu ve yok olma riskini değerlendiren IUCN'nin Kırmızı Listesi'ne göre, Afrika orman fili "kritik tehlikede", Afrika savan fili ile Asya fili ise "tehlikede" kategorisinde bulunuyor.
Kaçak avcılık ve yaşam alanı kaybı fil nüfusunu tehdit ediyor
IUCN verilerine göre, yaklaşık bir asır önce Afrika ve Asya'da milyonlarca fil yaşarken bugün vahşi doğadaki Afrika fillerinin sayısının yaklaşık 400 bine, Asya fillerinin sayısının ise yaklaşık 40 bine gerilediği tahmin ediliyor.
Fillerin karşı karşıya olduğu en büyük tehditlerin başında ise fildişi için yapılan kaçak avcılık geliyor.
Beslenmek ve kendilerini korumak için kullandıkları dişleri filleri, yasa dışı fildişi ticareti nedeniyle avcıların hedefi haline getiriyor.
Kaçak avcıların fildişi, et ve diğer vücut parçaları için Afrika'da her gün yaklaşık 100 fili öldürdüğü, bunun yılda 35 binden fazla filin kaybı anlamına geldiği tahmin ediliyor. Bu kaybın fillerin doğal üreme hızını aşması, popülasyonların kendini yenilemesini de güçleştiriyor.
Kaçak avcılıkla mücadele çalışmaları kapsamında ABD'nin 2016'da fildişi ticaretini büyük ölçüde yasaklamasının ardından Çin de 2017'nin sonunda ülke içindeki fildişi pazarını kapattı.
Ormansızlaşma, tarım alanlarının genişlemesi ve altyapı projeleri nedeniyle doğal yaşam alanlarının giderek daralması da fil popülasyonları üzerindeki baskıyı artırıyor. İnsan yerleşimlerinin fillerin yaşam alanlarına doğru genişlemesi ise insan-fil çatışmalarını beraberinde getiriyor.
Kurtulmuş'u iktidar kulisine girişte, AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala ve AK Parti Grup Başkanvekili Abdullah Güler karşıladı.
Kurtulmuş, düzenlemenin yasalaşmasının ardından Başkanlık Divanı'nın arkasında bulunan makamında, MHP Genel Başkanı Bahçeli, AK Parti Grup Başkanı Güler, AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, MHP ve AK Parti grup başkanvekilleri ve bazı milletvekilleriyle bir süre sohbet etti.
MHP Genel Başkanı Bahçeli, Genel Kurul'dan ayrılırken Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin yasalaştığının anımsatılması üzerine, "Hayırlı uğurlu olsun" ifadesini kullandı.
Öte yandan Bahçeli'nin, TBMM Başkanı Kurtulmuş'a, üzerinde TBMM binasının kabartma tasviri ve Meclis ambleminin yer aldığı özel tasarım bir tablo hediye ettiği belirtildi.
Klasik motiflerle süslenen tabloda "Birliğin Gücü, Milli İradenin Kararı" ile alt bölümündeki plakette, "Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş'a tebrik ve teşekkürlerimi saygılarımla sunarım." ifadeleri ve "10.08.2026" tarihi yer aldı. Hediyenin, TBMM Başkanı Kurtulmuş'un Meclis çalışmaları konusundaki gayretleri ile "Terörsüz Türkiye" hedefi doğrultusundaki çalışmalarına yönelik takdir ve teşekkürün bir ifadesi olarak Bahçeli tarafından takdim edildiği bildirildi.
Anadolu Ajansının (AA) "Kentsel Dönüşüm" başlıklı dosya haberinin ilk bölümünde, İstanbul başta olmak üzere Türkiye genelinde kentsel dönüşüme giren bağımsız birim sayısı, dönüşümün en hızlı olduğu ilçe ve bölgeler ile kentsel dönüşüme en çok ihtiyacı olan yerler ele alındı.
Kamuoyunda "Kentsel Dönüşüm Kanunu" olarak bilinen 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun'un 2012 yılında yürürlüğe girmesiyle Türkiye'de kentsel dönüşüm sürecinde yeni bir dönem başladı.
Kanunla birlikte yalnızca alan bazlı değil, bireysel yapıların da dönüşümünün önü açılırken, riskli yapı tespitinden yıkım ve yeniden inşa süreçlerine kadar birçok aşama hız kazandı. Böylece ekonomik ömrünü tamamlayan veya deprem riski taşıyan binaların yenilenmesi daha etkin ve sistematik şekilde yürütülmeye başlandı.
Türkiye genelinde 2012'den itibaren Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'na bağlı Kentsel Dönüşüm Başkanlığı tarafından toplam 2 milyon 737 bin bağımsız bölüm dönüşüm kapsamına alındı. 2 milyon 369 bin bağımsız bölümün dönüşümü tamamlanırken, 368 bin konut ve iş yerinde dönüşüm devam ediyor.
İstanbul'da dönüşüm kapsamındaki bağımsız bölüm sayısı 1,3 milyona yaklaştı
Kentsel dönüşüm kapsamına alınan bağımsız birim sayısının yaklaşık yüzde 47'sinin İstanbul'da yer aldığı görüldü. 2012'den bu yana megakentte dönüşüm kapsamına alınan bağımsız bölüm sayısı 1 milyon 274 bine yükseldi.
Bunlardan 998 bininin dönüşümü tamamlanırken, 276 bin konut ve iş yerinde dönüşüm devam ediyor. Kentsel Dönüşüm Başkanlığı koordinesinde "Yarısı Bizden" kampanyasından yararlanan bağımsız bölüm sayısı ise 376 bin 212'ye ulaştı.
İstanbul, İzmir ve Ankara dönüşümde öne çıkıyor
Kentsel Dönüşüm ve Şehircilik Vakfı (KENTSEV) Başkanı Haldun Ersen, AA muhabirine yaptığı açıklamada, son yıllarda başta Kahramanmaraş merkezli olmak üzere yaşanan depremlerin kentsel dönüşüme ilgiyi artırdığını, sunulan desteklerin de burada önemli rol oynadığını söyledi.
Türkiye genelinde yaklaşık 6 milyon bağımsız bölümün riskli yapı stoku içerisinde bulunduğunun, bunların 2 milyona yakınının acilen dönüştürülmesi gerektiğinin açıklandığını anlatan Ersen, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İstanbul'da ise 1,5 milyon riskli bağımsız birimden acil dönüşüm ihtiyacı olanların sayısı yaklaşık 600 bindi. Bunlardan ne kadarı şu ana kadar dönüşüm kapsamına alındı tam bilmiyoruz. Türkiye genelinde en çok dönüşüm yapılan iller İstanbul, İzmir, Ankara, Antalya, Konya ve Elazığ olarak sıralanıyor. İstanbul'da Bahçelievler, Küçükçekmece, Kadıköy, Kartal, Maltepe ve son zamanlarda Güngören ile Zeytinburnu ön plana çıkıyor."
Haldun Ersen, kentsel dönüşümün daha çok hızlanması gerektiğine işaret ederek, bazı illerde ve bölgelerde henüz istenilen hızın yakalanamadığını söyledi.
Ersen, "İstanbul, Adana, Bingöl, İzmir ve Yalova gibi illerde kentsel dönüşümü hızlandırmamız gerekiyor. İstanbul özelinde bakacak olursak özellikle Bakırköy, Avcılar, Esenyurt, Büyükçekmece, Beylikdüzü ve Fatih'te kentsel dönüşüme ağırlık verilmesi gerektiğini düşünüyoruz." ifadelerini kullandı.
Vatandaşların dönüşüm talebi arttı
Şehircilik, Kentsel Dönüşüm ve Entegre Tesis Yönetim Derneği Başkanı Hüseyin Kılınçarslan da son yıllarda kentsel dönüşüm hızlansa da rakamların istenilen seviyelerde olmadığını belirterek, "İstanbul başta olmak üzere İzmir, Ankara, Bursa ve Kocaeli gibi illerde dönüşüm ihtiyacı hala oldukça yüksek. Her ilin kendine göre farklı bir sorunu var. Kimi yerde eski yapı stoku, kimi yerde deprem riski, kimi yerde ise hızlı ve plansız yapılaşmanın getirdiği sorunlar karşımıza çıkıyor." dedi.
Vatandaşların dönüşüm talebinin eskiye nazaran daha yüksek olduğunu dile getiren Kılınçarslan, "Özellikle eski yapıların fazla olduğu bölgelerde vatandaş artık binasının durumunu daha fazla sorguluyor. Bunun en önemli nedeni de deprem gerçeği. Çünkü insanlar artık 'bina eski ama bugüne kadar bir şey olmadı' düşüncesinin güvenli olmadığını daha iyi anlıyor." diye konuştu.
"Terk edilmiş yapılar deprem yaşanmadan da tehlike oluşturabiliyor"
Hüseyin Kılınçarslan, kontrol edilmeyen, terk edilmiş ve zamanla yıpranmış yapıların deprem yaşanmadan da ciddi can güvenliği riski oluşturabileceğini, bu yapıların tespit edilip kayıt altına alınması ve teknik olarak incelenmesi gerektiğini söyledi.
Bir binanın tehlike oluşturması için mutlaka büyük bir deprem olması gerekmediğini vurgulayan Kılınçarslan, "En ufak sarsıntıda, hatta sarsıntı olmadan da sıva, beton veya yapı parçalarının kopması ve kısmi çökmeler yaşanabilir. Boş, kullanılmayan veya terk edilmiş yapıları 'hayalet binalar' olarak nitelendiriyorum. Bu yapıların tespit edilmesi, kayıt altına alınması ve gerekiyorsa çevresinde güvenlik önlemlerinin alınması gerekiyor." dedi.
Kentsel dönüşümün yalnızca yeni bina yapmak olmadığını vurgulayan Kılınçarslan, sahada gözden kaçan ve kontrol edilmeyen yapıların da sisteme dahil edilmesi gerektiğini ifade etti.
Kılınçarslan, "Hangi binaların riskli olduğunu, hangilerinin kontrol edilmediğini bilmemiz gerekiyor. Bir binanın yıkılmasını beklemek yerine tehlikeyi önceden tespit edip müdahale etmeliyiz. Özellikle İstanbul ve Marmara Bölgesi için artık zaman kaybetmeden kontrol edilmeyen yapıları da sisteme dahil etmeliyiz." diye konuştu.
Petrol fiyatları, ABD ile İran arasında hızlı bir anlaşmaya varılacağına yönelik beklentilerin zayıflaması ve Hürmüz Boğazı'nın normal deniz trafiğine açılmasına ilişkin belirsizliğin sürmesiyle yükselişini hızlandırdı.
ABD Başkanı Donald Trump, İran'a yönelik olası geniş çaplı bir saldırı seçeneğini gündemde tutarken, Tahran'ın savaş tazminatı talebine karşılık İran'ın "son 50 yılda Orta Doğu'ya verdiği zararlar" nedeniyle tazminat ödemesi gerektiğini savundu.
İran'ın ciddi ekonomik sıkıntılar yaşadığını ve askerlerinin maaşlarını ödemekte zorlandığını öne süren Trump, buna karşın Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nda askeri açıdan tehdit oluşturabilecek kapasiteye sahip olduğunu ifade etti.
Hürmüz Boğazı'nın açık olduğunu ve ABD donanmasının kontrolünde bulunduğunu belirten Trump, yalnızca ABD'nin izin verdiği tankerlerin geçişine müsaade edildiğini, diğer gemilerin ise ablukayla karşı karşıya kaldığını söyledi.
Analistler, Hürmüz ve Bab el-Mendeb'deki güvenlik risklerinin enerji arzı ile tanker taşımacılığı üzerindeki baskıyı kısa vadede sürdürebileceğine işaret ediyor. Ayrıca, Suudi Arabistan'daki Cizan rafinerisinin yeniden faaliyete geçişinin ertelenmesinin de bölgedeki petrol arzına ilişkin endişeleri artırdığı belirtiliyor.
ABD ile İran arasındaki müzakerelerde tarafların uzlaşmaya yanaşmaması halinde petrol piyasasında yüksek oynaklığın bir süre daha devam edebileceği öngörülürken, Brent petrolün varil fiyatının 75-95 dolar aralığında seyretmesi bekleniyor.
Brent petrolde teknik olarak 90,22 doların direnç, 88,64 doların ise destek bölgesi olarak izlenebileceği belirtiliyor.
İran resmi haber ajansı IRNA'nın haberine göre Erakçi, Sağlık Bakanlığında düzenlenen, savaşta hasar gören altyapının yeniden inşası için diplomasi ve sağlık alanındaki işbirliğine yönelik mutabakat zaptının imza töreninde konuştu.
İran'ın ABD ve İsrail'in saldırılarıyla başlayan savaşta kendisini kanıtladığını ve "yenilmez bir güç" olduğunu gösterdiğini savunan Erakçi, şunları kaydetti:
“Diğer ülkelerin yetkililerinden, 'İranlılar bir mucize yarattı ve tüm dünyayı şaşırttı' ifadelerini defalarca duydum. Kimse İran'ın ABD'ye böyle karşı koyacağını ve nihayetinde düşmanı müzakere talep etmeye zorlayacağını düşünmemişti.”
ABD Başkanı Donald Trump'ın savaşın başında İran'a "koşulsuz teslimiyet" çağrısında bulunduğuna işaret eden Erakçi, "Koşulsuz teslimiyet diye mesaj yayımladı ve aynı düşman 20 gün sonra müzakereler için yalvarıyordu." dedi.
Erakçi, "İran milleti diplomasi alanında haklarını nasıl savunacağını gösterdi. Bunu çeşitli yetkililerden duydum, 'hem savaşı hem de diplomasiyi kazandınız' diyorlar." değerlendirmesinde bulundu.
Konya Ovası'nda iklim değişikliği, kuraklık ve kontrolsüz yer altı suyu kullanımıyla oluşan obruk sayısı her geçen yıl artıyor.
Konya AFAD İl Müdürlüğü bünyesinde 2020'de başlatılan "Obruk Duyarlılık Haritası" projesinde yapay zeka, Coğrafi Bilgi Sistemi ve uydu görüntüleri kullanılarak bölgedeki obruk envanteri güncelleniyor.
Daha önceki yıllarda 576 obruğun kayıt altına alındığı Konya'da AFAD projesinin başlangıcından bugüne kadar 126 obruk oluştu.
Kentte 2020'de 28, 2021'de 28, 2022'de 14, 2023'te 12, 2024'te 32, 2025'te 10, bu yıl ise 2 obruk oluştuğu belirtildi.
AFAD'ın duyarlılık haritaları risk yönetiminde yol gösteriyor
Jeoloji Mühendisleri Odası Konya Şube Başkanı Şükrü Arslan, AA muhabirine, Konya, Karaman ve Aksaray'ı kapsayan Konya Kapalı Havzası'nda yer altı suyunun bilinçsiz kullanımının obruk oluşumlarını hızlandırdığını söyledi.
AFAD koordinasyonunda yürütülen envanter ve duyarlılık haritalama çalışmalarının önlem alınması ve afet riskinin azaltılması açısından önemini vurgulayan Arslan, Konya AFAD İl Müdürlüğünün başlattığı proje kapsamında bölgedeki obruk envanterinin düzenli olarak güncellendiğini kaydetti.
Arslan, projede, obruk oluşumuna etki eden ana ve tali faktörlerin analiz edilerek yapay zeka destekli haritalama yöntemleriyle duyarlılık haritaları oluşturulduğunu, bu çalışmaların erken önlem ve risk yönetimi açısından büyük önem taşıdığını kaydetti.
Obrukların AFAD'ın obruk envanter çalışmaları kapsamında saha taramalarıyla belirlendiğini anlatan Arslan, envanterin son yıllarda gelişen uydu teknolojilerinden alınan görüntü analizleri sayesinde güncellendiğini dile getirdi.
Arslan, daha önce oluşmasına rağmen kayıt altına alınmayan çok sayıda obruğun uydu görüntüleriyle tespit edilip envantere eklendiğini belirterek, şöyle konuştu:
"AFAD verilerine göre, Konya Kapalı Havzası'nda 739 obruk bulunmaktadır. Obrukların 702'si Konya'da, 29'u Karaman'da, 8'i de Aksaray'da. Konya'da bulunan 702 obruğun 380'i kuyu tipi obruk sınıfına girmektedir. Bu obrukların da hemen hemen hepsi son 30-35 yılda oluşmuş obruklardır. Envanter güncelleme çalışmaları kapsamında teknoloji de kullanılarak daha önceden oluşmuş obruklar tespit edildi. Yani bu obruklar aslında bundan yıllarca öncesinde oluşmuş."
Konya Kapalı Havzası'nda yüzlerce yıl önce oluşmuş ana kaya çökme obruklarının da bulunduğunu dile getiren Arslan, bölgede yaklaşık 50 ana kaya obruğu tespit edildiğini ifade etti.
Arslan, son yıllarda yeni oluşan obruk sayısında azalma gözlendiğine işaret ederek, geçmişte yılda ortalama 20 civarında obruk oluşurken bugün bunun 10'lu rakamlara gerilediğini sözlerine ekledi.
Anadolu'nun en büyük Türk-İslam mezarlıklarından biri olan, yaklaşık 700 yıl önce yaptırılan Halime Hatun Kümbeti'nin de içinde bulunduğu tarihi alanda, Kültür ve Turizm Bakanlığının izniyle 2022'de başlatılan kazı ve restorasyon çalışması devam ediyor.
"Geleceğe Miras" projesi kapsamında geçen yıl Cumhurbaşkanlığı kararıyla kazı statüsüne alınan Selçuklu Mezarlığı'nda, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ercan Çalış'ın başkanlığında sanat tarihi, arkeoloji, epigrafi, mimarlık ile restorasyon ve konservasyon alanlarından 15 kişilik uzman ekip görev yapıyor.
Her biri sanat eseri niteliği taşıyan, boyları 2,5 metreye varan, üzerlerindeki yazı ve geleneksel motiflerle ilgi çeken 1000'in üzerinde mezar taşının tespit edildiği 50 dönümlük alanda bu yıl gün yüzüne çıkarılan 35 mezar taşının blokaj işlemi tamamlandı.
Yüzeylerindeki biyolojik oluşumların tahribata neden olduğu 5 mezar taşındaki likenler temizlendi, 4 mezar taşı kayıt altına alındı.
Geçen yıl Kültür ve Turizm Bakanlığının desteği ve Van Valiliğinin öncülüğünde yapılan çalışmayla yürüyüş yolundaki eskiyen ve bozulan traversler yenilendi, çevre düzenlemesi yapıldı.
Mezar taşları hassas dokunuşlarla temizleniyor
Çalışmaların en hassas aşamalarından birini, mezar taşlarının yüzeyini kaplayan likenlerin temizlenmesi oluşturuyor.
Tarihi dokuya zarar vermemek için cerrahi operasyonlarda kullanılan bisturilerden yararlanan uzmanlar, hassas dokunuşlarla taşların üzerindeki likenleri temizleyerek okunamayan kitabeleri, geometrik ve bitkisel desenleri yeniden görünür hale getiriyor.
Temizliği tamamlanan mezar taşlarındaki kitabeler, akademisyenlerce çözümlenerek kayıt altına alınıyor.
Doç. Dr. Ercan Çalış, AA muhabirine, 2022'de başlatılan restorasyon ve kazı çalışmalarının devam ettiğini söyledi.
Projenin titizlikle yürütüldüğünü ve taşların özgün özelliklerinin korunduğunu belirten Çalış, şunları kaydetti:
"Kelimenin tam anlamıyla toprağın kalbine neşter vuruyoruz. Bir cerrahın yaptığı hassas çalışmayı biz burada sahada, toprak, tarih ve kültür üzerinde gerçekleştiriyoruz. Toprağın altında bulunan tarihimizi, kültürümüzü ve sanatımızı gün yüzüne çıkarıyoruz. Taşların üzerinde birikmiş çeşitli katmanlardan oluşan likenleri özenle temizliyoruz. Alana genel olarak bakıldığında burası adeta bir açık hava müzesi gibi. Biz de bu açık hava müzesini, daha görünür hale getirmeye, daha iyi anlamlandırmaya ve gelecek nesillere aktarmaya çalışıyoruz."
"Burada hummalı bir çalışma söz konusu"
Bir yandan kazı ve restorasyon çalışmalarını yürütürken diğer yandan kitabeleri okuyup çözümlediklerini, motifleri de anlamlandırdıklarını ifade eden Çalış, kitabelerin yalnızca mezarda yatan kişinin kimliğine ilişkin bilgi vermediğini, aynı zamanda tarihi yansıtan önemli belgeler olduğunu belirtti.
Kitabelerin dönemin siyasi, dini ve kültürel yapısına ışık tutan kaynaklar olduğuna dikkati çeken Çalış, "Biz bunları anlamlandırıyor ve gün yüzüne çıkarıyoruz. Aynı şekilde motifler de böyledir. Gevaş Selçuklu Mezarlığı'nı diğer mezarlıklardan ayıran en önemli özelliklerden biri, çok zengin bir motif programına sahip olmasıdır. Burada hummalı bir çalışma söz konusu. Şu an arkeolog, epigraf, mimar, restoratör ve sanat tarihçilerinden oluşan 15 kişilik ekiple çalışma yürütüyoruz." diye konuştu.
Çalış, bu yıl yapılan çalışmalarda alandaki 4 mezar taşının ilk kez kayıt altına alınmasının önemli gelişmelerden biri olduğunu vurguladı.
Toprağın altında bulunan taşları gün yüzüne çıkardıklarını dile getiren Çalış, şu bilgileri verdi:
"Bu taşlar çok erken dönemlerde tamamen toprağın altında kalmış ama özgün hallerini büyük ölçüde koruyordu. Bizim için çok önemli bir bilgi kaynağı niteliği taşıyor. Ait oldukları dönemi pek çok açıdan analiz etmemize imkan sağlıyor. 2022'den bu yana yürüttüğümüz çalışmalarda ilk etapta yaklaşık 700 mezar taşı tespit etmiştik. Gelinen noktada ise bu sayı 1000'in üzerine çıktı. Burada önemli olan sadece sayı değildir çünkü Gevaş Selçuklu Mezarlığı'nda birbirinin aynısı mezar taşlarına çok nadir rastlanmaktadır. Her taş farklı bir süsleme programına, kompozisyona ve kendine özgü özelliklere sahip. Dolayısıyla ayağa kaldırdığımız her bir taş aslında bir insandır. Ait olduğu dönemi bütün zenginliğiyle günümüze taşıdığımızı söyleyebiliriz."
"Alan belirleme çalışmalarımızı ekibimizle büyük bir titizlikle sürdürüyoruz"
Kazı başkan yardımcısı ve Van YYÜ Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Gülcan Özbek ise alanda kazı çalışmalarına başlamadan önce karolaj ızgara sisteminin oluşturulduğunu anlattı.
Özbek, "Karolaj sistemi sayesinde taşların belgelenme sürecinin doğruluğunu sağlayabiliyoruz. Alan belirleme çalışmalarımızı büyük bir titizlikle sürdürüyoruz. Zemindeki her taşı adeta bir doktorun hassasiyetiyle temizliyor, üzerlerindeki bilgileri ise cerrahi titizlikle ortaya çıkararak kayıt altına alıyoruz." dedi.
CGTN'in haberine göre, Dolphin Tayfunu'nun beraberinde getirdiği şiddetli yağışlar yaşamı olumsuz etkilemeye devam ediyor.
Yetkililer, Pekin'in çoğu bölgesinde 6 saat içinde 100 milimetreden fazla yağış beklendiğini aktararak, 24 saat içinde ise yağış miktarının 150 milimetreyi bulmasının öngörüldüğünü belirtti.
Yarına kadar şiddetli yağış beklenen Pekin'de 2. seviye sel acil durum planının devreye sokulduğunu bildiren yetkililer, beklenen yağış öncesinde drenaj ekipmanları ve sel bariyerlerinin hazırlanmasının yanı sıra, sel riski altındaki bölgelerde yaşayanların da tahliye edildiğini ifade etti.
1 milyondan fazla kişi güvenli bölgelere yerleştirilmişti
Çin'de Dolphin Tayfunu'nun etkisinin zayıflamasına rağmen ülkenin doğu ve orta kesimlerinde şiddetli yağış ve kuvvetli rüzgarlar nedeniyle birçok bölgede alarm verilmişti.
Ayrıca tayfunun etkili olduğu Cıciang, Şanghay ve Fucien'de 1 milyondan fazla kişi güvenli bölgelere yerleştirilmişti.
Doğu Karadeniz İhracatçılar Birliği Su Ürünleri Sektör Komitesi Başkanı Hasan Kuzuoğlu, AA muhabirine, bölgeden 15 ülkeye 14 bin 358 ton somon ihraç edildiğini söyledi.
Söz konusu dış satımdan 95 milyon 290 bin 222 dolar gelir sağlandığını belirten Kuzuoğlu, Rusya'nın somon dış satımında ilk sırada yer aldığını ifade etti.
Kuzuoğlu, Rusya'ya bu dönem 58 milyon 689 bin 208 dolarlık dış satım yapıldığını aktararak, "Rusya'yı 26 milyon 829 bin 736 dolarla Belarus, 4 milyon 253 bin 305 dolarla Japonya takip etti. Bölgeden ayrıca Filipinler, Fransa, Litvanya ve Lübnan'a da bu dönemde ihracat yapıldı." dedi.
Bölge ihracatının 68 milyon 449 bin 357 dolarının Trabzon'dan gerçekleştirildiğini vurgulayan Kuzuoğlu, kentten Rusya başta olmak üzere 14 ülkeye 10 bin 55 ton Türk somonu satıldığının altını çizdi.
Kuzuoğlu, bölge ve Trabzon açısından somon ihracatına ilişkin beklentilerinin yüksek olduğuna işaret ederek, yıl sonu ihracat rakamlarının çok daha iyi seviyelere ulaşacağına inandığını kaydetti.
AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala, "Bugüne kadar yaptığımız reformlarla Türkiye'yi orta gelir grubundan üst gelir grubuna çıkardık. Üst gelir grubunda kalıp ilerleyebilmenin yolu, daha ince işçilik gerektiren reformları yapmaktan geçiyor. Bu reformları da hazırladık. AK Parti olarak, bunları da yapıp yolumuza devam edeceğiz ki Türkiye Yüzyılı vizyonuyla milletimizi buluşturalım." dedi.
Ala, AK Parti'nin 25. kuruluş yıl dönümü kapsamında AA muhabirinin sorularını yanıtladı, açıklamalarda bulundu.
AK Parti'nin kurulduğu günlerde Türkiye'de havanın kurşun gibi ağır olduğunu, 28 Şubat darbesinin bütün etkilerinin devam ettiğini belirten Ala, o dönem siyasetin darmadağın olduğunu ve ekonomide büyük krizin yaşandığını söyledi.
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, partinin kuruluş programında, "Türkiye'de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak." vurgusunda bulunduğunu hatırlatan Ala, "Milletin adeta kendisi AK Parti'yi kurdu, daha önce yaptıklarıyla, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nda ortaya koyduğu performansla bütün Türkiye'de adını duyurmuş olan hizmet eri ve dirayet sahibi Recep Tayyip Erdoğan'ı da liderliğe oturttu ve o günden bugüne de Türkiye'de hakikaten çok şey değişti, değişiyor ve hiçbir şey eskisi gibi olmadı." diye konuştu.
Ala, AK Parti'nin, çeyrek asırlık süreçte kesintisiz iktidar dönemi yaşamasının ardındaki en önemli hususun ne olduğuna ilişkin soru üzerine, "Millete dayanması, milletin iradesini her şeyden üstün tutması ve millete hizmeti ibadet kabul etmesidir. Cumhurbaşkanımızın deyimiyle 'Hak ne diyor, halk ne diyor' diye bakıp başka kimsenin ne dediğine de bakmaması. Bütün bu başarıların arkasındaki saiktir. Samimiyeti, dirayeti ve iradesi, her krizde milleti adres göstermesi. Milletten aldığı iradeyi, hiçbir tehdide boyun eğmeyerek, statükonun ve vesayet odaklarının iradesine teslim etmemesi. Özetlersek, milletin iradesini, devlet idaresine hakim kılması, tehditlere karşı dirayetli duruşu ve fırsatları milletiyle buluşturmasıdır." ifadelerini kullandı.
"Yaptığımız düzenlemeler devlet kurumlarını güçlendirdi, millet iradesini idareye hakim kıldı"
AK Parti'nin, birçok alanda büyük yatırımlara ve reformlara imza attığını ifade eden Ala, Avrupa Birliği müzakerelerinin başlatılmasının, 28 Şubat düzenlemelerinin tarihin çöplüğüne atılmasının, Ayasofya'nın ibadete açılmasının, başörtüsü yasağının kaldırılmasının önemine işaret etti.
Geçmişte haftalarca konuşulan Yüksek Askeri Şura Toplantısı'nın, geçen günlerde bir gün içinde yapılıp tamamlandığını anımsatan Ala, "Şura'nın yapısı değişti, sivil irade hakim oldu. Ordumuz da güçlendi, bugün 18 bölge ve ülkede barış ve huzura katkıda bulunuyor. Siyaset de güçlendi, Sayın Cumhurbaşkanımız bölgesel ve küresel sorunlara vaziyet ediyor. Bugün uluslararası alanda hangi sorun olsa ilk başvurulan kişi, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan oluyor. Yaptığımız düzenlemeler hem devlet kurumlarını güçlendirdi hem de millet iradesini güçlendirerek idareye hakim kıldı." değerlendirmesinde bulundu.
Ala, savunma sanayisindeki atılımlara dikkati çekerek, şu ifadeleri kullandı:
"Türkiye, daha önce parasıyla satın alamadığı ürünleri kendi üretir hale geldi ve dünyada ihracat yapabilen ilk 5 ülke arasına girdi. Ekonomide gayrisafi milli hasıla 238 milyar dolardan 1,6 trilyon doların üzerine çıkarıldı ve Türkiye, trilyon dolarlık ekonomiler arasına girdi. Tabii yapılacak çok şey var. Ekonomide, siyasette, sosyal alanda çok daha fazlasını yapacağız. Ama 25 yıl gerçekten dolu dolu geçti ve 100 yıllık bir 25 yıl yaşadık. Birçok ülkenin 100 yılda yapamadığı şeyleri bu 25 yıla sığdırabildik. Marmaray, Avrasya Tüneli, İstanbul Havalimanı, Körfez Geçişi ve Çanakkale Köprüsü gibi büyük projeler hayata geçirildi, hızlı treni getirdik ve bölünmüş yollarla Türkiye'yi birbirine bağladık."
Eskiden her hükümetin başının belası olan Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) son taksitini 2013'te AK Parti'nin ödediğini hatırlatan Ala, "Artık IMF ile bir işimiz yok, kendi politikalarımızı izliyoruz. İhracatımızı, 38 milyar dolardan 270 milyar doların üzerine çıkardık. Her alanda ciddi atılımlar gerçekleştirildi. Ama en önemli değişimlerden biri olarak, vesayetin yerine siyaseti geçirdik. Kurumlarımız da siyaset de güçlendi. Artık milletimiz bir meseleyle karşılaştığında siyaset dışı organizasyonlardan değil, siyasetten medet umuyor." diye konuştu.
"AK Parti, birçok alanda çok büyük başarıların adıdır"
Ala, daha yapılacak çok şey olduğunu belirterek, "Dış politikada Türkiye, bugün en etkili ülkelerden, devletlerden biri ve Sayın Cumhurbaşkanımız en etkili liderler diplomasisi yürüten bir lider. O bakımdan AK Parti, birçok alanda çok büyük başarıların adıdır. AK Parti, siyasette bir markadır. Bütün bu reformları, bu değişimleri yaparken en önemli şey de AK Parti'nin hep adresi sandık olarak göstermesidir." ifadelerini kullandı.
Türkiye'deki reformların, İslam dünyası ve gelişmekte olan ülkeler için örnek olduğunu vurgulayan Ala, "Türkiye'de 86 milyonun siyasete olan güveni artmıştır, kimse siyaset dışında bir mekanizmadan medet ummamaktadır. Herkesin lehine bir sistem inşa ediyoruz. Türkiye Yüzyılı hedeflerini de önümüze koyarak, oraya doğru emin adımlarla yürüyoruz." dedi.
Ala, "Partinin kuruluşundan bu yana geçen sürede Türkiye ve AK Parti için kritik virajlar nerelerdi?" sorusunu şöyle yanıtladı:
"Bence en önemli husus, cumhurbaşkanını halkın seçmesini sağlayan anayasa referandumudur. Çünkü ondan sonra milletin iradesi, tam anlamıyla devlet idaresine hakim olmuştur. Eskiden devlet, cumhurbaşkanı ve kurumlar aracılığıyla yönetilirdi, hükümetler sadece altyapı işlerine bakardı. Aslında partiler hükümet olurdu ama iktidar olamazlardı. AK Parti'nin yaptığı değişikliklerle artık partiler hem hükümet oluyor hem de iktidar oluyor. Bu ayrım ve bütünleşme çok önemlidir. Yani hükümetlerin iktidar olmasını sağlayan düzenlemeleri biz yaptık. Siyaseti garantiye aldık."
Siyasetin kurumsallaşması ve idareyi yönetir hale gelmesiyle Türkiye'de diğer reformların yapılabilmesinin sağlandığını ifade eden Ala, yaşanan her krizi sandıkla çözmeyi başardıklarını söyledi.
Ala, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğiyle 17/25 Aralık operasyonları, 15 Temmuz darbe girişimi gibi olayların bertaraf edildiğini dile getirerek, "15 Temmuz gecesi Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu liderlik, dirayet, milletimizin ona güvenip sokağa çıkması, kadrosunun onunla birlikte hareket edip devleti uçurumun kenarından alması çok önemli dönüm noktalarından birisidir. Artık hiç kimse Türkiye'de millet iradesini gasba yeltenemez." dedi.
"Bu darbe anayasası Türkiye'ye yakışmıyor"
AK Parti'nin, hayata geçirmek isteyip geçiremediği reform olup olmadığına ilişkin soruna Ala, "Yeterli Meclis çoğunluğumuz olmadığı için başarmak istediğimiz ama başaramadığımız ve sürekli söylediğimiz bir sivil anayasa var. Bu sivil anayasa konusunu kurulduğumuz günden beri gündeme getiriyoruz. Başka partilerin, muhalefetin de sayısal ve siyasal desteğine ihtiyacımız var. Bu darbe anayasası Türkiye'ye yakışmıyor. Ama bunu biz tek başımıza çoğunluğumuz yetmediği için değiştiremeyiz. Zaten tek bir partinin değiştirmesini de tercih etmeyiz." yanıtını verdi.
Mevcut anayasanın kriz ürettiğini, çözüm üretmediğini ifade eden Ala, "Oysa anayasa, toplumun önünü açmalı, özgürlükleri garanti altına almalı, işleyen bir devleti tesis etmeli. Mekanizmaların verimli şekilde çalışmasını mümkün kılmalı. Bütün 86 milyonun şemsiyesi olmalı. Bu darbe anayasasının böyle olmadığı zaten bugüne kadar yapılan birçok değişiklikle tescil edilmiş durumdadır. Ruhuyla, maddeleriyle ve sonucuyla milletimizin layık olduğu sivil bir anayasayı yapıp milletimize henüz sunamadık. Bunu yapmak istiyoruz." ifadelerini kullandı.
Efkan Ala, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugüne kadar sosyal, siyasal, güvenlik, ekonomi alanlarında yaptığımız reformlarla Türkiye'yi orta gelir grubundan üst gelir grubuna çıkardık. Üst gelir grubunda kalıp ilerleyebilmenin yolu, daha ince işçilik gerektiren reformları yapmaktan geçiyor. Bu reformları da hazırladık ve AK Parti olarak bunları da yapıp yolumuza devam edeceğiz ki Türkiye Yüzyılı vizyonuyla milletimizi buluşturalım. Burada ince işçilik gerektiren çok alanlı, eş zamanlı yapılması gereken reformlar var. Dünyayla rekabet edeceksiniz. Yeni, büyük, yüksek teknolojilerle rekabet eden ortamlar oluşturacaksınız. Gençlerinizin kapasitelerini tam kullanacakları iklimi oluşturacaksınız. Bunların hepsi her alanda yapılacak reformlarla mümkün. Bu reformları gerçekleştirdiğimizde Türkiye, her açıdan en kalkınmış, gelişmiş, müreffeh ilk 10 ülke arasına girme hedefiyle buluşacaktır."
Sivil anayasayla ilgili çalışmaların hangi aşamada olduğuna dair soru üzerine Ala, "Sayın Cumhurbaşkanımız bir heyet oluşturmuştu. Ben de o heyetteyim. Biz çalışmalarımızı sonuçlandırdık. Bundan sonra da diğer partilerle, toplum kesimleriyle konuşarak yeni sivil bir anayasayı milletimizle buluşturma çabamıza devam edeceğiz. Umarım sonuçlandırırız." dedi.
Ala, bu konuda bir takvim olup olmadığına ilişkin de "Bu, Meclis çoğunluğuna bağlı. Biz kendi açımızdan bize düşen kısmını yaptık. Daha da zenginleştireceğiz, test edeceğiz, iklimini oluşturacağız. Diğer paydaşlarımızla Türkiye'nin yeni anayasayla buluşmasını sağlamak için elimizden geleni yapacağız." açıklamasında bulundu.
Partinin gelecek vizyonuna ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Ala, "Milletimizin iradesini hatırımızdan hiç çıkarmadan, güvenine mahcup olmamayı ilke edinerek çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bundan sonra da milletimizin huzuru ve güvenliği için çalışacağız. Türkiye Yüzyılı hedefini ve vizyonunu Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında ortaya koyduk. Dünyanın en gelişmiş ülkeleri arasında yer almayı istiyoruz, bunun için gerekli adımları atacağız, atıyoruz. Bu reformları yapacağız ki Türkiye, tarihine yakışır bir vakurluk içerisinde geleceğini inşa edebilsin." diye konuştu.
İçişleri Bakanlığının açıklamasına göre, "uyuşturucu satıcıları ve yasa dışı kenevir ekimi" ile mücadele kapsamında yürütülen çalışmalarda bazı şüphelilerin sosyal medya ve mesajlaşma uygulamaları üzerinden uyuşturucu madde sattıkları, yasa dışı kenevir ve skunk ekimi yaptıkları, uyuşturucu madde ticaretini organize şekilde yürüttükleri tespit edildi.
Şüphelilere yönelik narkotik analiz ve takip timlerinin katılımıyla 28 ilde operasyonlar düzenlendi.
Operasyonlarda 96 şüpheli yakalandı ve 104 kilogram uyuşturucu ile 294 bin uyuşturucu hap ele geçirildi. Ayrıca 2 milyon 200 bin kök kenevir ve skunk bitkisi imha edildi. Yakalanan şüphelilerden 69'u tutuklandı. 27'si hakkında adli kontrol hükümleri uygulandı.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Karadeniz'de bulunan Sakarya Gaz Sahası'nda günlük 9,5 milyon metreküplük doğal gaz üretimi tüm hızıyla sürerken, burada üretimi iki katına çıkaracak olan Türkiye'nin ilk yüzer üretim platformu Osman Gazi'nin hazırlık çalışmalarında sona yaklaşıldı.
Bu kapsamda, acil durumlarda açığa çıkan hidrokarbon gazlarının güvenli şekilde uzaklaştırılmasını ve tahliye edilen gazları yüksek sıcaklıkta kontrollü şekilde yakarak tesis içindeki basıncın güvenli sınırlar içinde tutulmasını sağlayan alev kulesinin platforma montajına ilişkin kritik bir operasyon yürütüldü.
Dev vinçler kullanıldı
"Flare Tower" olarak da bilinen alev kulesi modülünün platforma montajlanması için biri 3 bin 500 ton, diğeri 800 ton kaldırma kapasitesine sahip iki dev vinç kullanıldı. Kaldırma işleminin ardından 96 metre yüksekliğinde, yaklaşık 65 metrekare taban alanına sahip ve 260 ton ağırlığındaki alev kulesi, platformdaki yerine yerleştirildi.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, sosyal medya paylaşımında şunları kaydetti:
"Karadeniz'de doğal gaz üretimimizi yeni bir aşamaya taşıyacak olan Osman Gazi Yüzer Üretim Platformu'muz kritik görevi için artık gün sayıyor. Filyos Limanı'ndaki hazırlıklarda son aşamaya gelinirken son olarak platformun en kritik parçalarından biri olan 96 metre yükseklikte ve 260 ton ağırlığındaki alev kulesi de başarılı bir şekilde platforma entegre edildi. Eylül ayı sonunda görev yerine uğurlamayı, yılın son çeyreğinde ise devreye almayı planladığımız Osman Gazi ile Sakarya Gaz Sahası'ndaki günlük üretimimizi iki katına çıkaracağız. Böylece 8 milyon hanenin doğal gaz ihtiyacını Karadeniz'den karşılayacağız. Hedefimiz, 2028'de ikinci yüzer üretim platformumuzu da devreye alarak günlük üretimimizi 45 milyon metreküpe çıkarmak ve 17 milyon hanenin doğal gazını Karadeniz'den karşılamak."
Belga haber ajansının Avrupa Birliği'nin (AB) Dünya Gözlem Programı Copernicus verilerine dayandırdığı haberine göre, Avrupa'nın önde gelen nehirlerinde su akışları tarihi düşük seviyelere geriledi.
İngiltere'deki Thames Nehri'nin izlenen kesimlerinin yaklaşık yüzde 95'inde, Ren'in yüzde 85'inde ve Tuna'nın yüzde 65'inde 1992'den bu yana temmuz ayları için en düşük debiler belirlendi.
Fransa ve İsviçre'den geçen Rhone Nehri'nin yaklaşık yüzde 30'unda, İtalya'nın en büyük nehri Po'nun ise yaklaşık yüzde 40'ında aynı dönemin en düşük temmuz debileri ölçüldü.
Nehirlerdeki olağanüstü düşük debiler, Avrupa'nın geniş kesimlerini etkileyen uzun süreli kuraklık ve art arda sıcak hava dalgalarının yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.
Avrupa Kuraklık Gözlemevinin (EDO) yayımladığı hidrolojik kuraklık göstergeleri de Avrupa'daki nehirlerin düşük su ve akış koşullarını ortaya koydu.
Buna göre, Ren Nehri'nin İsviçre dağlarından Almanya'nın batısına kadar uzanan geniş bölümünde haziran başından bu yana hidrolojik kuraklık koşulları görüldü.
Tuna Nehri de özellikle Macaristan'dan geçen kesimlerinde uzun süre düşük akış koşullarından etkilendi.
Fransa'da Loire Nehri'nin Orleans'tan Atlas Okyanusu'na kadar uzanan bölümündeki debi, haziranın ikinci yarısından temmuz sonuna kadar "aşırı düşük" seviyelerde seyretti.
Avrupa'nın büyük nehirleri, kıtanın su kaynaklarının yanı sıra tarım, enerji üretimi, sanayi ve yük taşımacılığı açısından da kritik önem taşıyor.
Özellikle Ren ve Tuna, Avrupa'nın başlıca iç su yolu taşımacılığı güzergahları arasında bulunurken, nehirlerdeki düşük su seviyeleri gemilerin taşıyabileceği yük miktarının azalmasına ve taşımacılık maliyetlerinin yükselmesine yol açıyor.
Nehir debilerindeki düşüş, hidroelektrik üretimini, termik ve nükleer santrallerin soğutma suyu teminini de sıkıntıya sokabiliyor.
Süper Lig'in yeni sezonu, 14 Ağustos Cuma günü son şampiyon Galatasaray ile ligin yeni ekiplerinden Çorum FK arasında oynanacak karşılaşmayla başlayacak.
Ligde mücadele eden 18 takım, maçlarını 18 farklı statta oynayacak.
Yeni sezonda lig müsabakaları 13 ildeki statlarda gerçekleştirilecek.
Süper Lig'de İstanbul'dan 6, Ankara, İzmir, Trabzon, Konya, Antalya, Kocaeli, Samsun, Gaziantep, Rize, Erzurum, Diyarbakır ve Çorum'dan birer ekip mücadele edecek.
En fazla seyirci kapasitesine sahip statlar
Galatasaray'ın iç saha maçlarını oynadığı RAMS Park, Süper Lig'in 2026-2027 sezonunda en fazla seyirci kapasitesine sahip stadı konumunda bulunuyor.
2011 yılından bu yana hizmet veren RAMS Park, 53 bin 387 seyirci kapasitesiyle yeni sezonda da sarı-kırmızılıların maçlarına ev sahipliği yapacak.
Fenerbahçe'nin iç saha müsabakalarını oynadığı Chobani Stadı da ligin en fazla seyirci kapasitesine sahip ikinci stadı olarak dikkati çekiyor. Sarı-lacivertli ekibe ev sahipliği yapan stat, yeni sezondaki maçlarda 47 bin 911 taraftarı ağırlayabilecek.
Beşiktaş'ın rakiplerini konuk ettiği Tüpraş Stadı ise 42 bin 684 kişi kapasitesiyle yeni sezonda taraftarlarını bekleyecek.
En az seyirci kapasitesine sahip statlar
İstanbul'daki Esenyurt Necmi Kadıoğlu Stadı, yeni sezonda maç yapılacak yerler arasında en az kapasiteye sahip stat oldu.
Süper Lig'de bu sezon Eyüpspor'un iç saha maçlarına ev sahipliği yapacak stadın 4 bin 274 seyirci kapasitesi bulunuyor.
Süper Lig'de 11. sezonuna hazırlanan Corendon Alanyaspor'un müsabakalarını yaptığı Alanya Oba Stadı 9 bin 785, ligin yeni takımlarından Çorum FK'nin rakiplerini konuk edeceği Çorum Şehir Stadı 13 bin 119, Kasımpaşa'ya ev sahipliği yapan Recep Tayyip Erdoğan Stadı da maçlarda 13 bin 797 seyirciyi ağırlayabilecek.
Modern statlar
Süper Lig maçları, 2026-2027 sezonunda son yıllarda yapılan ve yenilenen modern statlarda oynanacak.
RAMS Park, Tüpraş Stadı, Başakşehir Fatih Terim Stadı, Papara Park, Gürsel Aksel Stadı, Alanya Oba Stadı, Gaziantep Stadı, MEDAŞ Konya Büyükşehir Stadı, Samsun Yeni 19 Mayıs Stadı, Eryaman Stadı, Kocaeli Stadı, Çaykur Didi Stadı, Diyarbakır Stadı ve Çorum Şehir Stadı 2008 yılı sonrasında açılan tesisler olarak ön plana çıkıyor.
İstanbul'daki Chobani Stadı ve Recep Tayyip Erdoğan Stadı da son dönemde yapılan yenileme çalışmalarıyla Türk futboluna hizmet veriyor.
Statlar ve kapasiteleri
Türkiye Futbol Federasyonu verilerine göre, Süper Lig'de 2026-2027 sezonunda oynanacak maçların yapılacağı statların seyirci kapasiteleri şu şekilde:
Takım
Stat
Kapasite
Galatasaray
RAMS Park
53387
Fenerbahçe
Chobani
47911
Beşiktaş
Tüpraş
42684
Konyaspor
MEDAŞ Konya Büyükşehir
41135
Trabzonspor
Papara Park
41061
Kocaelispor
Kocaeli
34829
Samsunspor
Samsun Yeni 19 Mayıs
34346
Amed Sportif Faaliyetler
Diyarbakır
30480
Gaziantep FK
Gaziantep
30320
Göztepe
ISONEM Park Gürsel Aksel Spor ve Sağlıklı Yaşam Merkezi
AA muhabirinin yaptığı derlemeye göre, düzenleme, 467 "kabul", 87 "ret", 7 "çekimser", 2 "mükerrer" oyla kabul edildi.
AK Parti'den 268, DEM Parti'den 55, MHP'den 44, Yeni Parti'den 35, CHP'den 29, Yeni Yol Partisi'nden 16, Bağımsızlardan 7, HÜDA PAR'dan 4, TİP'ten 3, EMEP ve DBP'den 2'şer milletvekili "kabul" oyu kullandı. DSP Genel Başkanı Önder Aksakal ile Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan ile birlikte "kabul" oyu veren milletvekili sayısı 467'ye ulaştı.
Meclis İçtüzüğü gereği oy kullanamayan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ve birleşimi yöneten Meclis Başkanvekili Celal Adan'ın dışında oylamaya katılmayan milletvekili sayısı, CHP'den 14, AK Parti'den 8, MHP'den 1, Yeni Parti'den 2, Yeni Yol Partisi'nden 1, DEM Parti'den 1 ve Bağımsızlardan 2 olarak kayıtlara geçti.
İYİ Parti'deki 29 milletvekilinin tümü, Yeni Parti'den 54, CHP'den 2, Demokrat Parti'den 1 ve Bağımsızlardan 1 milletvekili olmak üzere toplam 87 milletvekili "ret" oyu kullandı.
Oylamadaki 7 "çekimser" oyu ise Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan ve 3 Yeniden Refah'lı milletvekili ile Yeni Yol Partisi'nden 3 milletvekili kullandı.
Öte yandan oylamada 2 milletvekilinin mükerrer oy kullandığı belirlendi.
TBMM Genel Kurulu Anayasa'da başkaca bir hüküm yoksa toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar verebiliyor ancak karar yeter sayısı hiçbir şekilde üye tamsayısının dörtte birinin bir fazlasından az olamıyor.
Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre Fidan, bugün başlayacak ve 2 gün sürecek Libya ziyareti kapsamında Trablus ve Bingazi'de görüşmelerde bulunacak.
Fidan'ın ziyaret kapsamında yapacağı görüşmelerde, Türkiye-Libya ilişkilerinin, tarihi kardeşlik bağları temelinde, siyasi, ticari, enerji, askeri ve savunma boyutları başta olmak üzere her alanda karşılıklı yarar anlayışıyla güçlendirilmesine yönelik gündem maddelerini etraflıca ele alması bekleniyor.
Libya'daki siyasi süreç bağlamında yaşanan güncel gelişmeler hakkında görüş alışverişinde bulunması planlanan Fidan'ın, Libya'nın istikrarına atfedilen önemin altını çizerek ABD'nin girişimlerinin ve Birleşmiş Milletler (BM) Siyasi Süreci'nin yakından takip edildiğini belirtmesi öngörülüyor.
Fidan'ın, Libya'da kalıcı barış sağlanması ve sükunetin korunması önceliği temelinde, Libyalıların sahipliğinde ve öncülüğünde atılacak adımlara Türkiye'nin sağlayabileceği katkılara dair istişarede bulunması bekleniyor.
Türkiye'nin "Tek Libya" politikası çerçevesinde Libya'da Batı, Doğu ve Güney arasında ayrım gözetmeyen yaklaşımının bir tezahürü olarak, Libyalı yetkililerle sürdürülen diyaloğun güçlendirilmesine yönelik iradeyi vurgulaması planlanan Fidan'ın, iki ülkenin Doğu Akdeniz'deki ortak hak ve çıkarlarının kazan-kazan anlayışı doğrultusunda korunmasının öneminin altını çizmesi öngörülüyor.
Fidan'ın, Türkiye'nin Libya ile enerji alanındaki mevcut işbirliğinin karşılıklı yarar temelinde daha da geliştirilmesinin ve yeni projelerin hayata geçirilmesinin arzu edildiğini belirtmesi bekleniyor.
Libya'da, müteahhitlik sektörü başta olmak üzere kayda değer varlık gösteren Türk firmalarının faaliyetlerinin güvenli ve sürdürülebilir biçimde devamının, ekonomik ve ticari işbirliğinin daha ileri seviyeye taşınması ve derinleştirilmesine katkı sağlayacağını ifade etmesi öngörülen Fidan'ın Filistin meselesi ile Körfez ve Hürmüz Boğazı'ndaki durum başta olmak üzere, bölgesel ve küresel gelişmelerle ilgili fikir alışverişinde bulunması planlanıyor.
Fidan'ın bölgesel meselelerin bölgesel sahiplenme ve ortak çabalar temelinde, diyalog ve diplomasi yoluyla ele alınmasının önemini vurgulayarak, bu kapsamda askeri ve savunma işbirliğinin stratejik rolüne işaret etmesi bekleniyor.
Bakan Fidan'ın Filistin'de sürdürülebilir barış için çabaların güçlendirilerek devam ettirilmesi ve uluslararası toplumun bu konuda ilkeli, kararlı ve ortak bir tutum sergilemesi gerektiğinin altını çizmesi öngörülüyor.
Türkiye-Libya ilişkileri
Türkiye ile Libya arasında köklü tarihi, kültürel ve beşeri bağlar bulunuyor. İki ülke ilişkileri, Libya'da kalıcı barış, istikrar ve güvenliğin teminine katkı sağlanması hedefi doğrultusunda, karşılıklı yarar temelinde, mümkün olan tüm alanlarda geliştiriliyor.
Bu kapsamda, iki ülke arasında karşılıklı üst düzey ziyaretler ivme kazanarak devam ediyor.
Son olarak, Libya Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdulhamid Dibeybe 18 Nisan 2026'da Antalya Diplomasi Forumu kapsamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kabul edilmişti.
Türkiye, "Tek Libya" politikası çerçevesinde Libya'nın birliği, bütünlüğü ve beraberliğinin korunmasına öncelik vererek, Libya'da kalıcı istikrarın tesisi ve sükunetin korunması için aktif çabalarını sürdürüyor. Bu yaklaşım temelinde Türkiye, Libya'da Batı, Doğu ve Güney arasında ayrım gözetmeksizin, tüm taraflarla diyaloğu sürdürürken ilişkilerini her alanda daha ileri taşımak için Libyalılarla birlikte çalışıyor.
Libya'da muteber, adil ve şeffaf seçimlerin düzenlenmesi yönündeki BM çabalarına destek vererek tüm Libyalı paydaşlar ve uluslararası toplumla işbirliği sergileyen Türkiye, Libya halkının hak ettiği müreffeh ve birleşik bir Libya hedefi doğrultusundaki siyasi çabalar kapsamında atılacak adımların, Libyalıların sahipliğinde ve öncülüğünde yürütülmesinin önemini vurguluyor.
Türkiye ayrıca, "Tek Libya" politikası çerçevesinde, askeri kurumların birleştirilmesi hedefine yönelik çabalarını da sürdürüyor. Bu kapsamda, Libya'nın batısı ve doğusundan unsurların 11 Nisan-21 Mayıs 2026 tarihlerinde düzenlenen EFES 2026 tatbikatına aktif katılım sağlaması, "bu yönde atılmış kayda değer bir adım" olarak değerlendiriliyor.
Ekonomik ilişkiler
İki ülke arasındaki ticaret hacmi 2025'te 3,5 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmişti. Libya, mevcut kırılgan koşullara rağmen Türk özel sektörü için önemli bir pazar olmayı sürdürüyor.
İkili ekonomik ilişkiler, başta müteahhitlik sektörü olmak üzere, çeşitli alanlarda da gelişmeye devam ediyor. Bu kapsamda, 24 Ocak 2026'da Libya'nın başkenti Trablus'ta "Türkiye-Libya 22. Karma Ekonomik Komisyon Toplantısı" düzenlenmişti.
Türk müteahhitlik sektörü ilk yurt dışı projesini 1972'de Libya'da üstlenmişti. Türk şirketleri Libya'da bugüne kadar 31 milyar dolar değerinde 633 projeye imza attı.
Libya, Türkiye'nin bu bakımdan en çok proje üstlendiği dördüncü ülke konumunda bulunuyor. Türk şirketlerinin Libya'da devam eden proje sayısı 40'tan fazlayken, bunların toplam bedeli 2,3 milyar doları aşıyor.
Türkiye ile Libya arasında her geçen gün gelişen ilişkiler, enerji sektöründe de yeni fırsatlar yaratıyor. Nitekim, Şubat 2026'da Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), Libya'da 17 yıl aradan sonra düzenlenen ilk ruhsatlandırma ihalesinde iki petrol sahasını ortak işletmeye hak kazanmıştı. Söz konusu sahalara dair anlaşma, 15 Haziran 2026'da Trablus'ta imzalanmıştı.
Alman Bild gazetesinin haberine göre, Thüringen eyaletindeki Sandberg Tüneli'nde gerçekleştirilen tatbikatta 100 yolcusu bulunan hızlı trenin tünelde alev aldığı senaryosu işlendi.
Tatbikat planında ilk ekiplerin 10 ila 25 dakika içinde bölgeye ulaşması öngörülse de ekipler, yapılan acil çağrıdan 122 dakika sonra olay yerine ulaştı.
Gecikmenin nedeni, kontrol merkezlerindeki uyarıların faks yoluyla iletilmesi olarak gösterildi.
Ilm kenti kaymakamı Petra Enders, faks cihazlarının kullanımını eleştirerek "Faksın artık çağa uygun olmadığını düşünüyorum." dedi.
Thüringen İçişleri Bakanı Georg Maier, yaşanan gecikmeye tepki göstererek "Çok sinirlendim. Güzelleştirecek bir şey yok. Şimdi nedenlerden ders çıkarmalıyız." ifadelerini kullandı.
Tatbikata katılan bir itfaiye uzmanı ise gecikmenin gerçek bir olayda ağır sonuçlara yol açabileceğini vurgulayarak "Bu gerçek bir olay olsaydı, çoktan herkes ölmüş olurdu." değerlendirmesinde bulundu.
Tatbikatta kurtarma ekiplerinin trene girişinde de sorun yaşandığı bildirildi.
İlk ekiplerin, kilitli tren kapılarının önünde kaldığı ve hızlı trenlerde kullanılan özel anahtara sahip olmadıkları belirtildi.
Tatbikatın ardından yaşananlar, Almanya'da özellikle demir yolu tünellerinde meydana gelebilecek büyük çaplı kazalara müdahale kapasitesinin yeniden değerlendirilmesi yönündeki çağrıları artırdı.
Transferin ardından kombine satışlarında da tarihi rekor kırıldı. Trabzonspor, 2026-2027 sezonunda 20 bine dayanan kombine satışına ulaşarak kulüp tarihinin en yüksek rakamını gördü. Kulübün yeni hedefi ise 25 bin kombine olarak açıklandı.
Salah etkisi yalnızca kombine ve forma satışlarıyla sınırlı kalmadı. Dünya yıldızının Trabzonspor’a gelişi, kulübün marka değerini, taraftar ilgisini ve ticari görünürlüğünü de artırdı. Transferin ardından satışlardaki yükselişin sezon boyunca devam etmesi bekleniyor.
Mohamed Salah, Trabzonspor ile iki yıllık sözleşme imzaladı. KAP’a bildirilen anlaşmaya göre yıldız futbolcu sezon başına 17 milyon avro garanti ücret alacak. Bu tutarın 10 milyon avrosu yıllık ücret, 7 milyon avrosu ise imza ödemesinden oluşuyor. Salah ayrıca kendi adına satılan ürünlerden yüzde 20 pay alacak.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), haziran ayına ilişkin ciro endekslerini açıkladı.
Buna göre, mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış toplam ciro endeksi, haziranda aylık bazda yüzde 0,3 azaldı.
Takvim etkisinden arındırılmış sanayi, inşaat, ticaret ve hizmet sektörleri toplam ciro endeksi, aynı ayda yıllık bazda yüzde 25,8 yükseliş gösterdi.
Sanayi ve inşaat endeksleri
Sanayide takvim etkisinden arındırılmış ciro endeksi, haziranda yıllık bazda yüzde 26,7 arttı. Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış sanayi ciro endeksi de söz konusu ayda bir önceki aya göre yüzde 2,7 azalış kaydetti.
İnşaat sektöründe takvim etkisinden arındırılmış ciro endeksi, haziranda yıllık bazda yüzde 29,9 artarken, mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış inşaat ciro endeksi ise mayıs ayına kıyasla yüzde 0,7 düştü.
Ticaret ve hizmet endeksleri
Takvim etkisinden arındırılmış ticaret ciro endeksi, haziranda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 23,5, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış ticaret ciro endeksi de bir önceki aya kıyasla yüzde 0,5 artış gösterdi.
Hizmet sektöründe takvim etkisinden arındırılmış ciro endeksi, haziranda geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 31,3, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış hizmet ciro endeksi bir önceki aya göre yüzde 0,8 yükseldi.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, NSosyal hesabında yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, Adalet ve İçişleri Bakanlıklarının güçlü koordinasyonuyla suç ve suçlularla mücadeleyi sürdürdüklerini, Cumhuriyet başsavcılıkları, kolluk kuvvetleri ve ilgili kamu kurumlarının omuz omuza çalıştıklarını belirtti.
Vatandaşların mağduriyetine yol açan, haksız kazanç sağlamayı amaçlayan ve kişisel verileri hukuka aykırı şekilde kullandığı değerlendirilen yapılara karşı tavizsiz mücadele ettiklerini vurgulayan Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca koordine edilen soruşturmada, İstanbul İl Jandarma Komutanlığınca vize danışmanlığı adı altında faaliyet gösteren bazı kişi ve şirketlerin, konsolosluklarla yetkili aracı kurumların çevrim içi randevu sistemlerine "bot" olarak tabir edilen yazılımlar aracılığıyla erişerek randevuları toplu şekilde aldıkları ve vatandaşların doğrudan randevu almasını fiilen imkansız hale getirdiklerinin araştırıldığını aktardı.
Bakan Gürlek, şunları kaydetti:
"Soruşturma kapsamında belirli sürelerde vize veya randevu temin etme garantisi verilerek vatandaşlardan 'yazılım', 'danışmanlık' ve 'hizmet bedeli' adı altında yüksek tutarlarda para tahsil edildiği, taahhüt edilen hizmetlerin yerine getirilmediği hallerde ücret iadelerinin yapılmadığı ve başvuru sahiplerine ait kişisel verilerin özel dijital sistemlere aktarıldığı yönünde önemli bulgular elde edilmiştir. Hazine ve Maliye Bakanlığımız Vergi Denetim Kurulu Başkanlığınca yapılan incelemelerde Ocak 2024-Temmuz 2026 döneminde soruşturmaya konu şirket yapılanmalarına ait hesaplarda 2 milyar 841 milyon lirayı aşan para hareketi bulunduğu ve 41 bini aşkın kişiden yaklaşık 918 milyon lira tahsil edildiği tespit edilmiştir. Tahsilatların önemli bir bölümünün şirket ortakları ve çalışanlarının hesaplarına yönlendirildiği yoğun nakit, kripto varlık ve kıymetli maden hareketleri bulunduğu belirlenmiştir. Bu kapsamda bugün İstanbul, Ankara, Antalya, Balıkesir, Bursa ve İzmir'de 63 adrese eş zamanlı operasyon düzenlenmiş 49 şüphelinin yakalanmasına yönelik adli işlemler gerçekleştirilmiştir. Aramalarda ele geçirilen dijital materyaller ve belgeler üzerindeki incelemeler devam etmektedir.
Soruşturmayı titizlikle yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımıza, İstanbul İl Jandarma Komutanlığımıza operasyonlarda ve soruşturmada görev alan Cumhuriyet savcılarımıza, jandarma mensuplarımıza, Hazine ve Maliye Bakanlığımızın ilgili birimlerine ve emeği geçen tüm kamu görevlilerimize teşekkür ediyorum. Vatandaşlarımızın yetkili kurumların sunduğu hizmetlere erişimini engelleyip bunu haksız kazanç kapısına dönüştürmeye çalışan yapılara karşı mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz. İnsanlarımızın emeğini, parasını ve kişisel verilerini istismar eden hiçbir girişimin adaletten kaçmasına müsaade etmeyeceğiz."
Beyaz Saray'dan yapılan açıklamaya göre, Trump, hükümetin çocukluk dönemi aşılarına ilişkin önerilerinde değişiklik öngören kararnameyi imzaladı.
Kararname kapsamında, ebeveynlere aşılar hakkında daha çok bilgi içeren öneriler ve seçenekler sunulması öngörülüyor.
Tüm çocuklar için 18 hastalığa karşı planlanan mevcut aşı önerileri değiştirilerek, yeni tavsiyelerde hedef alınan hastalık sayısı 11'e düşürülüyor.
Kızamık, kabakulak ve kızamıkçığa karşı kombine halde yapılan MMR aşısının ise ebeveynlere zamanlama konusunda seçenek sunmak amacıyla üç ayrı aşıya ayrılması ve farklı randevularda yapılması öneriliyor.
Kolombiya Başkentler Birliği (Asocapitales), ülkeyi vuran 7,4 büyüklüğündeki depremin ardından son duruma ilişkin açıklamada bulundu.
Açıklamada, depremde ölenlerin sayısı 132'ye yükselirken, 700'den fazla kişi ise yaralandı.
Ulusal basına göre, depremde en fazla can ve mal kaybının yaşandığı Pereira, Cali, Quibdo, Manizales ve Armenia'da kırmızı alarm ilan edilirken, söz konusu kentlerde güvenlik gerekçesiyle sokağa çıkma yasağı uygulamaya konuldu.
Arama-kurtarma çalışmalarının aralıksız sürdüğü kentler arasında en fazla can kaybı, 60 kişinin hayatını kaybettiği Pereira'da yaşandı.
Basına göre, 188 kişi için kayıp başvurusunda bulunulurken, can kaybının daha da artmasından endişe ediliyor.
Ülkenin üçüncü büyük kenti Cali'de deprem nedeniyle bazı yolların çöktüğü ve 10 hastanenin hizmet veremediği bildirilirken, başkent Bogota ile Medellin'den arama-kurtarma ekipleri bölgeye destek için sevk edildi.
Quibdo ve Manizales'te ise deprem, su, elektrik, telekomünikasyon ve ulaşım hizmetlerinde kesintilere neden oldu.
Cali'de sokağa çıkma yasağı ilan edildi
Cali Belediye Başkanı Alejandro Eder, basına yaptığı açıklamada, güvenlik ve yağma olaylarını önlemek amacıyla sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini, kararın acil durum ve kurtarma ekiplerinin çalışmalarını daha güvenli ve hızlı yürütmesini sağlamak için alındığını söyledi.
ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi (USGS), merkez üssü Kolombiya'nın batısındaki San Jose del Palmar kasabasının yaklaşık 5 kilometre doğusunda 7,4 büyüklüğünde deprem meydana geldiğini açıklamıştı.
Güney Amerika ülkesi Kolombiya'da 7,4 büyüklüğünde deprem meydana geldi. ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi (USGS), merkez üssü Kolombiya'nın batısındaki San Jose del Palmar kentinin yaklaşık 5 kilometre doğusu olan 7,4 büyüklüğünde deprem meydana geldiğini açıkladı. Depremde ilk belirlemelere göre 22 kişi hayatını kaybetti.
Venezuela, Ekvador ve Panama'da da hissedilmişti
Deprem, Kolombiya'nın yanı sıra Venezuela, Ekvador ve Panama'nın çeşitli bölgelerinde de hissedilmişti.
Merkezi Venezuela'da bulunan Telesur internet sitesinin haberine göre, Kolombiya'daki deprem nedeniyle Venezuela'da bazı binaların dış cepheleri kısmen yıkıldı, bir katedral ve bir havalimanı hasar görmüştü.
Voronej Valisi Aleksandr Gusev, yaptığı yazılı açıklamada, gece saatlerinde bölge üzerinde 15 İHA'nın hava savunma sistemlerince düşürüldüğünü bildirdi.
Düşen İHA parçaları nedeniyle 1 kişinin öldüğünü aktaran Gusev, saldırıda 2 kişinin de yaralanarak hastaneye kaldırıldığına işaret etti.
İHA'ların düşmesi sonucu "büyük bir şirkete ait" iki depoda da yangın çıktığını belirten Gusev, "Bir tesiste yangın 16 bin metrekarelik alanda kontrol altına alındı, diğerinde ise 20 bin metrekarelik alandaki yangını söndürme çalışmaları sürüyor." ifadesini kullandı.
Saldırıda ayrıca 3 kamyon ve 1 otomobilin İHA parçaları nedeniyle hasar gördüğü açıklandı.
Rusya'nın en büyük e-ticaret platformu Wildberries’ten yapılan açıklamada, bölgede şirkete ait tesislerin güvenlik gerekçesiyle tahliye edildiği kaydedildi.
Rusya: Moskova bölgesine 237 İHA gönderildi
Rusya'nın başkenti Moskova'nın Belediye Başkanı Sergey Sobyanin, sosyal medya üzerinden konuya ilişkin açıklama yaptı.
Moskova bölgesini çok sayıda İHA’nın hedef aldığını belirten Sobyanin, "Dün akşam saat 20.30'dan bugün sabah saat 08.30'a kadar Moskova bölgesine doğru 237 İHA uçtu. Bunların birçoğu, bölge sınırında hava savunma sistemlerince etkisiz hale getirildi. Başkent Moskova'ya doğru uçan 13 İHA yok edildi." ifadelerini kullandı.
Rusya Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada da dün yerel saatle 20.00'den bugün 08.00'e kadar Ukrayna'ya ait 396 İHA'nın Moskova dahil çeşitli bölgeler üzerinde hava savunma sistemlerince yok edildiği kaydedildi.
Gannuşi’nin savunma heyetinden yapılan yazılı açıklamada, Mornegiyye Cezaevi yönetiminin Gannuşi’nin avukatlarına, müvekkillerinin 6 Ağustos’ta başladığı açlık ve ilaç grevini sonlandırdığı bilgisini verdiği belirtildi.
Gannuşi’nin, hastanedeki sağlık ekibinin talebi üzerine grevi sonlandırdığı aktarıldı.
Savunma heyeti, Gannuşi’nin hastanede avukatları ve ailesiyle görüşme hakkının bulunduğunu belirterek, kendisini ziyaret etmelerine izin verilmesi çağrısında bulundu.
Heyet ayrıca Gannuşi üzerindeki tecridin kaldırılmasını ve avukatları ile ailesiyle görüşmesine izin verilmesini talep etti.
Gannuşi’nin savunma heyetinin yaptığı önceki açıklamada, 85 yaşındaki Gannuşi’nin 29 Temmuz’da hastaneye sevk edildiğini ve o tarihten bu yana “tam tecrit” altında tutulduğunu bildirmişti.
Savunma heyeti, Gannuşi’nin avukatları ve ailesinin kendisini ziyaret etmesine veya sağlık durumuyla ilgili bilgi almasına izin verilmediğini belirterek, Gannuşi’nin bu durumu protesto etmek amacıyla 6 Ağustos’ta açlık ve ilaç grevine başladığını açıklamıştı.
Gannuşi, 17 Nisan 2023'te gözaltına alınmasının ardından "devlet güvenliğine karşı kışkırtma" suçlamasıyla tutuklanmış, ilerleyen süreçte farklı davalarda hakkında çeşitli hapis cezaları verilmişti. Gannuşi ise suçlamaların siyasi olduğunu belirterek reddediyor.
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said daha önce yaptığı açıklamalarda, yargının bağımsız olduğunu ve muhaliflere yönelik siyasi yargılama iddialarını reddetmişti.
Şampiyonanın ilk gününde 6 Türk atlet mücadele etti.
Türkiye Atletizm Federasyonundan yapılan açıklamaya göre erkekler 400 metrede Kubilay Ençü, 46.13'lük derecesiyle serisinde 6'ncı, genel sıralamada 14'üncü oldu.
Erkekler 800 metrede Ömer Faruk Bozdağ, 1:48.41'lik derecesiyle serisini 6'ncı, genel sıralamayı 27'nci tamamladı.
Gülle atma elemelerinde ise Ali Peker, 18,53 metrelik derecesiyle grubunda 12'nci, genel sıralamada 24'üncü sırada yer aldı.
Çekiç atma elemelerinde Halil Yılmazer 69,53 metreyle grubunda 13'üncü, genel sıralamada 27'nci, Özkan Baltacı ise 68,90 metreyle grubunda 15'inci, genel sıralamada 28'inci oldu.
Tuğba Danışmaz finale yükseldi
Kadınlar üç adım atlama elemelerinde yarışan Tuğba Danışmaz, 14,23 metrelik atlayışıyla finale yükseldi.
Tuğba 13 Ağustos Perşembe günü saat 21.40'ta finalde yarışacak.
Türkiye, şampiyonada 50 sporcuyla mücadele ediyor.
Bakan Kurum, NSosyal'deki hesabından yaptığı "Acımızı kalbimize gömüp, yüzleri güldürmek için verdiğimiz emeğin hikayesi..." başlıklı paylaşımında, Bozkurt'ta 5 yıl önce yaşanan sel felaketinin ardından beklemeden yaraları sarmaya, hasarları onarmaya, kayıpları telafi etmeye başladıklarını anımsattı.
Kurum, "Çok şükür bu zorluğun da altından kalktık, el ele verdik bir kez daha zoru başardık. Şimdi Bozkurt'umuz konutuyla, iş yeriyle, köprüsüyle, hastanesiyle, yeşil alanıyla bakmaya doyulmaz bir yer oldu." ifadesini kullandı.
Kurum'un, bölgenin öncesini ve sonrasını gösteren videolu paylaşımında, ilçede yaşayan vatandaşların görüşlerine de yer verildi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde Avusturya Başbakanı Christian Stocker ile ortak basın toplantısı düzenliyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Avusturya ile yeşil enerji, kritik mineraller, yüksek teknoloji, ulaştırma ve savunma sanayi alanlarında önemli işbirliği potansiyeline sahibiz." dedi.
Erdoğan, "(Avusturya ile) Orta Koridoru güçlendirecek stratejik nitelikte işbirliğini birlikte hayata geçirebileceğimize inanıyoruz." diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Gümrük Birliği'nin güncellenmesi ve vize serbestisi diyaloğu başta olmak üzere Avrupa Birliği'nin atacağı adımların hepimizin menfaatine olduğunu vurguladım." ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, teklifin TBMM Adalet Komisyonu’nda kabul edilerek Genel Kurul gündemine gelmesinin, yaklaşık 50 yıllık sistematik terör sorununun tasfiyesine yönelik tarihi bir adım olduğunu ifade etti. Meclis’in kurduğu Terörsüz Türkiye Komisyonu’nun çalışmaları ve hazırladığı raporun ardından ortaya çıkan kanun teklifinin, günlük parti siyasetinin ötesinde devlet politikası ve ülke ihtiyaçları doğrultusunda şekillendiğini vurguladı.
367 milletvekilinin imzasının olağan dışı yasama faaliyetinin en önemli göstergelerinden biri olduğunu belirten Uçum, Genel Kurul’da daha yüksek bir mutabakatla kanunun kabul edilmesini beklediğini kaydetti.
Uçum, kanunun ardından sürecin hızla uygulanması, silah bırakmanın somut adımlarının tamamlanması ve örgütün bakiye unsurlarının tasfiye edilmesinin önemine işaret ederek, “Geri dönüşü olmayan nokta aşıldı” değerlendirmesinde bulundu. TBMM’nin yürüttüğü çalışmaların Meclis tarihine önemli bir sayfa olarak geçeceğini belirten Uçum, Türkiye’nin önünün açık olduğunu ifade etti.
İSKİ'den yapılan açıklamaya göre, Kocamustafapaşa Mahallesi'ndeki Sarayburnu-Münzevi Samatya isale hattında, deprem riskine karşı altyapının dayanıklılığını artırmak amacıyla esnek boru bağlantı parçası montajı ve iyileştirme çalışmaları gerçekleştirilecek.
Bu kapsamda, yarın 22.00 ile 12 Ağustos Çarşamba günü saat 06.00 arasında Cerrahpaşa, Haseki Sultan, Kocamustafapaşa, Sümbülefendi, Yedikule, Silivrikapı ve Seyyid Ömer mahallelerinde su kesintisi yapılacak.
Stocker'in makam aracını, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi önündeki caddede karşılayan süvariler, araca protokol kapısına kadar eşlik etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Stocker'i, Külliye'nin ana giriş kapısında karşıladı. Erdoğan ve Stocker'in tören alanındaki yerlerini almalarının ardından bando iki ülkenin milli marşlarını çaldı.
Törende, tarihteki 16 Türk devletini temsil eden bayraklara ve askerlere yer verildi, 21 pare top atışı yapıldı.
Stocker, Muhafız Alayı Tören Kıtası'nı "Merhaba asker" diyerek selamladı. İki lider birbirlerine heyetlerini takdim etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Stocker, merdivenlerde Türk ve Avusturya bayrakları önünde tokalaşarak basın mensuplarına poz verdi.
İkili ve heyetler arası görüşmeye geçen Erdoğan ve Stocker, görüşmelerin ardından ortak basın toplantısına katılacak.
Törende, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç ve Ankara Valisi Yakup Canbolat da yer aldı.
Başkent Mogadişu'da yapılan seçimde 171 milletvekili oy kullandı.
Nur, Somali siyasetinde Cumhurbaşkanlığı makamından sonra en yüksek makam olarak kabul edilen Meclis Başkanlığı seçiminde, milletvekili Abdülkadir Omar Maalin'i geride bıraktı. Oyların 142'sini alan Nur, Somali Parlamentosu Halk Meclisinin yeni başkanı oldu.
Parlamento, Halk Meclisi ve Senato olmak üzere iki kanattan oluşuyor. Halk Meclisi, yasama faaliyetlerinin yürütülmesinin yanı sıra hükümetin denetlenmesinde ve ülkenin siyasi karar alma süreçlerinde önemli rol üstleniyor.
Meclis Başkanlığı seçiminde adaylara verilen konuşma hakkı kapsamında milletvekillerine hitap eden Nur, geçmişteki görevlerinden edindiği tecrübeler doğrultusunda diplomasi bilgisini kullanarak Somali Parlamentosunu dünya standartlarına ulaştırmak istediğini söyledi.
Nur, "Milletvekili, bildiğimiz gibi demokrasinin omurgasıdır. Başta parlamento binası olmak üzere tüm gereken işleri hızlı bir şekilde yapacağız." ifadelerini kullandı.
Ülkede Parlamento seçimleri dört yılda bir yapılıyor.
Türkiye mezunu Abdülkadir Muhammed Nur
Abdülkadir Muhammed Nur, 21 Ekim 1985'te Somali'nin Baidoa kentinde dünyaya geldi.
Nur, Somali'nin Ankara Büyükelçiliğinde 2012-2016 yıllarında çeşitli seviyelerde diplomatik görevlerde bulundu.
Türkiye'de görev aldığı sırada Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) bursuyla Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde eğitim alan Nur, 2016'da buradan mezun oldu.
Türkiye mezunu Nur, Somali'nin Ankara Büyükelçiliği ile Somali Ulusal İstihbarat ve Güvenlik Ajansında çalıştı. Nur, sonrasında Savunma Bakanı, Adalet Bakanı ve Limanlar ve Deniz Ulaştırma Bakanı olarak görev yaptı.
İngiltere Meteoroloji Ofisi (Met Office) yarın itibarıyla başlaması beklenen sıcak hava dalgasına ilişkin uyarı yayımladı.
Buna göre, bu hafta İngiltere'nin güneyi ve orta bölgeleri başta olmak üzere büyük kısmında sıcak hava dalgası yaşanacak.
Sıcaklıkların yarın itibarıyla yeniden yükselmeye başlayacağı ve perşembe günü 36 dereceyi aşabileceği tahmin ediliyor.
Yüksek sıcaklıklara kuru hava koşulları da eşlik edecek.
Met Office Baş Hava Tahmincisi Jason Kelly, beklenen sıcak hava dalgasına ilişkin değerlendirmede, bu hafta sıcak hava dalgasının İngiltere ve Galler'i geniş çapta etkileyeceğini belirterek, "Bu haftaki sıcaklığın sebebi yüksek basınç. Yüksek basınç önümüzdeki bir gün içinde baskın hale gelecek, bol güneş ışığı getirecek ve sıcaklıkların gün geçtikçe artmasına neden olacak. Güney veya güneydoğu rüzgarları da Avrupa üzerindeki sıcak hava koşullarını etkileyecek ve bu da bu hafta birçok bölgede dikkat çekici bir sıcaklık artışı yaşanacağı ve sıcaklığın muhtemelen perşembe günü zirveye ulaşacağı anlamına geliyor." ifadelerini kullandı.
İngiltere Sağlık Güvenliği Ajansı da yüksek sıcaklıkların sağlık etkileri nedeniyle uyarı yayımladı.
Aşırı sıcakların İngiltere'de bu hafta cuma gününden sonra etkisini azaltması beklenirken yüksek basıncın gelecek hafta başına kadar kalacağı tahmin ediliyor.
Belçika Kraliyet Meteoroloji Enstitüsünden (RMI) yapılan açıklamada, sıcaklıkların perşembe ve cuma günleri yerel olarak 35 dereceye kadar çıkmasının beklendiği ifade edildi.
Açıklamada, ülkenin büyük bölümünde cumartesiye kadar sarı alarm verildiği bildirildi.
Sarı alarm, yüksek sıcaklıkların günlük yaşam ve özellikle sıcak havaya karşı hassas gruplar açısından risk oluşturabileceği anlamına geliyor.
Yetkililer, özellikle yaşlılar, çocuklar ve hassas grupların yüksek sıcaklıklara karşı dikkatli olmalarını ve günün en sıcak saatlerinde gerekli tedbirleri almalarını tavsiye ediyor.
MEB Personel Genel Müdürlüğünün internet sitesinde yer alan duyuruya göre, öğretmenler başvurularını, 12-14 Ağustos tarihleri arasında yapabilecek. Atamalar ise "personel.meb.gov.tr" adresinden 17 Ağustos'ta ilan edilecek.
Yer değişikliği gerçekleşen öğretmenlerin görev yerleri valiliklerce belirlenecek, ayrılma işlemleri ise görev yerlerinin belirlenmesinin ardından gerçekleştirilebilecek.
ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezi (USGS), merkez üssü Kolombiya'nın batısındaki San Jose del Palmar kentinin yaklaşık 5 kilometre doğusu olan 7,4 büyüklüğünde deprem meydana geldiğini açıkladı.
Açıklamada, depremin derinliğinin 107 kilometre olduğu bilgisi paylaşıldı.
Choco yönetim bölgesi başta olmak üzere Barranquilla, başkent Bogota, Medellin, Manizales, Pereira ve Bucaramanga gibi ülkenin çeşitli kentlerinde hissedilen deprem büyük paniğe neden oldu.
Olası can ve mal kayıpları ile hasar tespitine yönelik çalışmalar sürüyor.
TFF'nin Riva'da bulunan Hasan Doğan Milli Takımlar Kamp ve Eğitim Tesisleri'ndeki lansmanına TFF Genel Sekreteri Abdullah Ayaz, yönetim kurulu üyeleri ve davetliler katıldı.
Organizasyonda açıklamalarda bulanan TFF Genel Sekreteri Abdullah Ayaz, TFF Fantezi Lig'in futbolun dijital dönüşümünde yeni bir dönem başlatacağının altını çizdi.
Projenin kulüplere yeni fırsatlar sunacağını dile getiren Ayaz, "Dünyada milyonlarca futbolseverin takip ettiği fantezi futbol ligini hayata geçiriyoruz. Özellikle genç nesiller futbolu telefonlarında, bilgisayarlarında ve dijital platformlarda deneyimliyor. Biz de bu oyunun, futbolun tam merkezinde olmasını istediğimiz için federasyon olarak harekete geçtik. Uygulama sayesinde taraftarlar yalnızca maçları takip etmeyecek, takımlarını kuracak, lig heyecanını sezon boyu yaşayacak. Dijital dünyada büyüyen ekonomi, kulüplerimize de ekonomik katkı sağlayacak. Dijital etkileşim, dünya futbolunu geliştiriyor. Dijital temas, kulüplerin toplam gelirlerinin yüzde 44'üne ulaştı. Yurt dışında yaşayan futbol tutkunlarını da TFF Fantezi Lig'in bir parçası haline getireceğiz. Uygulamamıza bugünden itibaren hem mobil uygulamalar hem de internet üzerinden erişim sağlanabilecek. Bu projenin hayata geçirilmesinde bizlere güvenen Süper Lig kulüplerine ve emeği geçenlere teşekkür ediyorum." ifadelerini kullandı.
Abdullah Ayaz'ın ardından TFF Dijital Ligler Müdürü Polat Güngör, oyunla ilgili detaylı bilgileri katılımcılara aktardı.
TFF Fantezi Lig'de kullanıcılar kendilerine verilen 100 milyon TL'lik sanal bütçeyle her hafta kadro kuracak. Kurdukları kadrolardaki oyuncuların o hafta Süper Lig'deki performansları, takımın toplayacağı puanı etkileyecek.
Kullanıcılar, haftalık ve genel ödüller kazanma şansı yakalayacak. Oyunda başarılı olanlar, A Milli Futbol Takımı'nın UEFA Uluslar A Ligi'nde İtalya, Fransa ve Belçika ile oynayacağı mücadeleleri tribünden izleme şansı yakalayacak. Ayrıca sezon genelini ilk 3'te tamamlayanlar için de sürpriz hediyeler olacak.
Toplantı, A Milli Futbol Takımı'nın yıldız oyuncuları Arda Güler, Hakan Çalhanoğlu ve Kenan Yıldız'ın yer aldığı reklam filminin oynatılmasıyla tamamlandı.
Gaziantep'te sıcak hava nedeniyle kentin işlek cadde ve sokaklarında sakinlik yaşandı.
Güneşin etkisini artırdığı öğle saatlerinde vatandaşlar gölgelik alanlarda serinlemeye çalıştı.
Şanlıurfa
Türkiye'nin en sıcak kentleri arasında yer alan Şanlıurfa'da termometre 47 dereceyi gösterdi.
Sıcak havadan korunmak isteyen vatandaşlar, Balıklıgöl Yerleşkesi, park ve yeşil alanlarda vakit geçirmeyi tercih ediyor.
Bazı vatandaşların güneşten korunmak için şemsiye ve şapka kullandığı, bazı çocukların ise Balıklıgöl Yerleşkesi'ndeki Hasan Paşa Cami avlusundaki su kanalına girerek serinlemeye çalıştığı görüldü.
Yüksek sıcaklık nedeniyle kentteki bazı bölgelerde sakinlik gözlendi.
Malatya
Malatya'da sıcak hava günlük yaşamı olumsuz etkiledi.
Kent merkezindeki Kışla ve İnönü caddeleri ile İnönü Kapalı Çarşısı çevresinde insan yoğunluğu azalırken, bazı vatandaşlar bina gölgelerinde bekleyerek sıcaktan korunmaya çalıştı.
Battalgazi ilçesine bağlı Kernek Parkı'nda ise sıcaktan bunalan vatandaşlar ve çocuklar, süs havuzunda serinledi.
Kahramanmaraş
Sıcak havanın etkili olduğu Kahramanmaraş'ta termometreler 38 dereceyi gösterdi.
Kahramanmaraş'ta mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklık ve nem oranındaki artış nedeniyle vatandaşlar, serinlemek için park, Tarihi Kapalı Çarşı, dere yatağı, havuz ve gölge alanları tercih etti.
Bazı vatandaşlar serinlemek için yüksek kesimleri ve baraj kenarlarını tercih ederken, bazı çocuklar da Dulkadiroğlu ilçesindeki Erkenez Çayı kenarında biriken suda serinlemeyi tercih etti.
Kilis
Kilis'te hava sıcaklığı 36 derece olarak ölçüldü.
Öğle saatlerinde etkisini artıran sıcaklık nedeniyle Cumhuriyet Caddesi ve Cumhuriyet Meydanı başta olmak üzere kentin yoğun noktalarında sakinlik yaşandı.
Vatandaşların bir bölümü parklar ve gölgelik alanları tercih ederken, bazıları da çeşmelerde yüzlerini yıkayarak serinlemeye çalıştı.
Karatepe'nin saklanmasına yardım ettiği gerekçesiyle Muğla'nın Menteşe ilçesinde gözaltına alınan ablası A.A.K'nin emniyetteki işlemleri tamamlandı.
Zanlı, güvenlik önlemleri altında Muğla Adliyesi'ne getirildi.
Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde Afyonkarahisar, Eskişehir ve Muğla emniyet müdürlüklerince yürütülen ortak çalışma sonucu 1 Ağustos'ta Afyonkarahisar'da yakalanan Karatepe, Muğla'ya getirilmiş ve 5 Ağustos'ta tutuklanmıştı.
Soruşturma kapsamında incelenen dijital materyallerde Karatepe'ye saklandığı süre içinde yiyecek temin ettiği, maddi destek gönderilmesine ve gizlenmesine yardımcı olduğu belirlenen ablası A.A.K, 7 Ağustos'ta gözaltına alınmıştı.
Zanlının Muğla'da kaldığı otel odası ile aracında ve Eskişehir'deki adresinde arama yapan güvenlik güçleri, bulunan dijital materyallere el koymuştu.
Umman resmi haber ajansı ONA'nın haberine göre, Çevre Kurumu ve Ulaştırma, Haberleşme ve Bilgi Teknolojileri Bakanlığı, geminin neden olduğu petrol sızıntısına müdahale ve geminin güvenliğinin sağlanması için ilgili kurumlarla koordineli çalışmalarını sürdürüyor.
Çevre kurumundan yapılan açıklamada, uydu görüntüleri ve teknik analizler sonucunda deniz yüzeyinde petrol kirliliğinin devam ettiğinin tespit edildiği, kirlilik alanının yaklaşık 390 kilometrekare olduğu belirtildi.
Kirlilik alanının Hallaniyat Adaları'nın kuzeydoğusundan ana kara kıyılarına doğru uzandığı ve kıyıya en yakın noktada yaklaşık 7 kilometre mesafede bulunduğu aktarıldı.
Açıklamada, petrol sızıntısının mevcut hava ve deniz koşullarına bağlı olarak genel olarak kuzeydoğu yönünde hareket ettiği, mevcut modellemelere göre 48 saatte yaklaşık 121 kilometre ilerlemesinin öngörüldüğü ifade edildi.
Kirliliğin hareketi, yayılımı ve çevre üzerindeki muhtemel etkilerinin uydu görüntüleri, hava araçları, deniz ve saha çalışmalarıyla sürekli takip edildiği ifade edildi.
Gemideki petrolün güvenli şekilde tahliye edilmesi planlanıyor
Ulaştırma, Haberleşme ve Bilgi Teknolojileri Bakanlığından yapılan açıklamada da geminin gövdesindeki hasarın ve petrol sızıntısının kaynaklarının belirlenmesi için teknik incelemelerin sürdüğü aktarıldı.
Çalışmalar kapsamında geminin durumunun güvence altına alınması, petrol yükünün güvenli şekilde gemiden tahliye edilmesi ve daha sonra geminin denizden çıkarılmasının planlandığı belirtildi.
Açıklamada, geminin bulunduğu bölgede hava ve deniz koşullarının müdahale çalışmalarını zorlaştırdığı, ekiplerin uçaklarla havadan gözetleme, dalış ve saha çalışmaları yürüttüğü ifade edildi.
Umman makamları, petrol sızıntısının hareketini ve çevresel etkilerini takip etmek amacıyla çalışmaların 24 saat sürdüğünü kaydetti.
Filistin resmi haber ajansı WAFA'nın haberinde, 116 fanatik İsraillinin, Mescid-i Aksa'nın güneybatısında yer alan El-Meğaribe (Fas) Kapısı'ndan Aksa'ya baskın düzenlediği belirtildi.
Söz konusu fanatik İsraillilerin, Mescid-i Aksa'nın avlusunda kışkırtıcı eylemlerde bulunduğu ve dini ritüeller gerçekleştirdiği ifade edildi.
Mescid-i Aksa'ya yönelik ihlaller arttı
İsrail'in Gazze'deki saldırıları sürerken, fanatik Yahudilerin, işgal altındaki Doğu Kudüs'te bulunan Mescid-i Aksa'ya baskınları son dönemde giderek arttı.
Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonda kritik görevlere getirilen aşırı sağcı bakanlar, Mescid-i Aksa'da "Yahudilerin ibadet etmesi ve Mescid-i Aksa'nın yerine bir Yahudi tapınağı inşa edilmesi gerektiğini" açıktan dile getiriyor.
Mescid-i Aksa, İsrail ile Ürdün arasında 26 Ekim 1994'te imzalanan barış antlaşmasına göre Ürdün Vakıflar, İslami İşler ve Mukaddesat Bakanlığına bağlı Kudüs İslami Vakıflar İdaresinin himayesinde bulunuyor.
Yahudiler, 2003'ten bu yana İdarenin izni olmadan İsrail'in tek taraflı kararıyla polis eşliğinde kutsal mabede giriyor. Bu girişleri "baskın" olarak nitelendiren Kudüs İslami Vakıflar İdaresi, Müslümanların egemenliğinin ihlal edildiğini vurguluyor.
İsrailliler, içinde Kıble Mescidi ile Kubbetü's-Sahra'nın yanı sıra müze, medreseler ve büyük avlunun yer aldığı Mescid-i Aksa Külliyesi altında, "Süleyman Mabedi kalıntılarının bulunduğu" iddiasıyla kazı çalışmaları yapıyor.
İsrail yönetimi, Mescid-i Aksa'da "sadece Müslümanların ibadet edebildiği diğer dinlerin mensuplarınınsa yalnızca ziyarette bulunabildiği" yönündeki tarihi statükonun korunduğunu savunuyor.
Ancak fanatik Yahudilerin İsrail polisi korumasında Aksa'ya düzenledikleri baskınlarda dua etmeleri ve dini ritüelleri yerine getirmeleri sıkça kameralara yansıyor.
İsrail içindeki Ultra-Ortodoks Yahudi din adamlarının çoğunluğu ise Yahudilerin Mescid-i Aksa'ya girmesinin dinen yasak olduğunu vurguluyor.
Ulusal basında yer alan haberlere göre, tayfunun etkisi zayıflasa da ardından gelen şiddetli yağışlar yaşamı olumsuz etkiliyor.
Çin Ulusal Meteoroloji Merkezi, Dolphin için mavi alarmı sürdürürken ülkenin doğu kıyılarında salıya kadar kuvvetli rüzgarların etkili olacağını bildirdi.
Pekin Meteoroloji Gözlemevi ise turuncu yağış alarmı yayımlayarak 13 Ağustos'a kadar şiddetli ve aşırı yağış beklendiğini duyurdu. Kent yönetimi, halka nehirlerden uzak durmaları ve dağlık bölgelere gitmemeleri uyarısında bulundu.
Pekin'in bazı bölgelerinde sağanak nedeniyle kırmızı alarm verilirken dağlık kesimlerde ani sel ve heyelan riskinin yüksek olduğu belirtiliyor.
Şanghay'da 215 binden fazla kişi tahliye edildi
Dolphin Tayfunu nedeniyle Şanghay'da 215 binden fazla, Fucien eyaletinde de yaklaşık 168 bin kişi riskli bölgelerden tahliye edildi.
Yetkililer, halktan tehlikeli bölgelerden uzak durmalarını, resmi uyarıları takip etmelerini ve gerekli güvenlik önlemlerini almalarını istedi.
Bu arada Şanghay'daki iki havalimanında tayfun nedeniyle yaklaşık 950 uçuş iptal edildi.
Çin'de dün tayfunun etkili olduğu Cıciang, Şanghay ve Fucien'de 1 milyondan fazla kişi güvenli bölgelere yerleştirilmişti.
BAİB Başkanı Mehmet Ali Can, Antalya Gazeteciler Cemiyeti Sosyal Tesisleri'nde düzenlediği basın toplantısında, Türkiye'nin ve Batı Akdeniz'in temmuz ayı ihracat rakamları ile ihracatı artırmaya yönelik çalışmaları değerlendirdi.
Bölge ihracat performansına ilişkin bilgi veren Can, BAİB'in temmuz ayında tüm zamanların en yüksek aylık ihracat rakamına ulaştığını bildirdi.
Haziranda 274 milyon dolarla aylık ihracat rekoru kırdıklarını aktaran Can, "Temmuz ayında 291 milyon dolarlık ihracatla tüm zamanların en büyük aylık ihracatını yapmış bulunmaktayız. Böylelikle son iki ayda üst üste ay bazında rekorumuzu kırmış olduk." dedi.
BAİB'in temmuzda ihracatını geçen yılın aynı ayına göre yüzde 33 artırdığını belirten Can, birlik olarak Türkiye'deki 13 ihracatçı birliği arasında en yüksek artışı gerçekleştirdiklerine dikkati çekti.
Can, yıllık ihracatta da yüzde 10,28'lik artış yakaladıklarını anlatarak, şunları kaydetti:
"Ocak-temmuz dönemindeki ihracat rakamımız 1 milyar 763 milyon dolar seviyesine geldi. 5 Ağustos itibarıyla yıllık ihracatımız 1 milyar 793 milyon doları buldu. Bu rakam neden önemli. 2019'da yıllık bazda o dönemin rekoru 1 milyar 791 milyon dolardı. Biz bu rakamı, 7 ay 5 gün gibi bir sürede 2026 yılında yakalamış olduk. 250 milyon dolar ortalama aylık bir performansımız gözüküyor. Böyle devam edersek yıl sonu itibarıyla 3 milyar doları yakalamayı umut ediyoruz."
Yaş meyve ve sebze ilk sırada
Mehmet Ali Can, temmuz ayında Batı Akdeniz'in sektör bazında ihracatında 73 milyon dolarla yaş meyve ve sebzenin ilk sırada yer aldığını, bu sektörü 55 milyon dolarla madencilik ürünleri ve 30 milyon dolarla kimyevi maddeler ve mamullerinin takip ettiğini söyledi.
Ocak-temmuz döneminde, yaş meyve ve sebze ihracatının yüzde 25 artışla 564 milyon dolara ulaştığını belirten Can, bu sektörde biberin 179 milyon dolarlık ihracatla ilk sırada bulunduğunu dile getirdi.
Ülke bazında aynı dönemde Almanya'nın 157 milyon dolarla ilk sırada yer aldığını ifade eden Can, ABD'nin 133 milyon dolarla ikinci, Rusya, Çin ve Romanya'nın ise sırasıyla diğer önemli pazarlar olduğunu vurguladı.
Can, Ticaret Bakanlığının ihracatçılara yönelik döviz dönüşüm desteğini 6 ay daha uzatmasının önemli olduğunu belirterek, yüzde 3'lük desteğin ihracatçıların rekabet gücünü korumasına katkı sağladığını ifade etti.
Reeskont kredi limitinin günlük 5 milyar liraya yükseltildiğine işaret eden Can, uygun maliyet nedeniyle kredilere yoğun talep bulunduğunu sözlerine ekledi.
DMM'nin NSosyal hesabından yapılan açıklamada, bazı sosyal medya mecralarında ve basın yayın organlarında yer alan, "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin kasıtlı bir zamanlamayla Sevr Antlaşması'nın yıl dönümünde TBMM Genel Kurulu'na getirildiği" yönündeki iddiaların asılsız olduğu ve kamuoyunu manipüle etmeyi amaçladığı belirtildi.
Açıklamada, şunlar kaydedildi:
"Gazi Meclisimiz, Sevr dayatmasını yırtıp atan, Milli Mücadele'yi zafere ulaştıran birlik ve beraberliğimizin nişanesi, millet iradesinin tecelligahıdır. TBMM'nin çalışma takvimi de anayasal usuller ve yasama süreçleri çerçevesinde yürütülmektedir. Bu süreçlerin, art niyetli sembolik eşleştirmelerle ilişkilendirilmeye çalışılması, toplumun sarsılmaz bütünleşmesini ve kamuoyunu yanıltmayı hedefleyen açık bir provokasyondur. Yüz yıl önce emperyalist dayatmalara karşı tek yürek olan aziz milletimiz, bugün de Terörsüz Türkiye hedefi etrafında kenetlenmiş, dayanışmasını her alanda pekiştirmeye kararlılıkla devam etmektedir. Söz konusu kanun teklifi iç cephemizin tahkim edilmesini, milli dayanışmamızın daha da perçinlenmesini amaçlayan tarihi bir adımdır.
Bin yıllık kardeşliğimizi, ortak geleceğimizi ve milli birlikteliğimizi hedef alan bu tür fitne odaklarına karşı vatandaşlarımızın hassas olması, asılsız iddialara itibar etmeyerek yalnızca resmi açıklamaları dikkate alması büyük önem taşımaktadır."
Gözlemevi tarafından yayımlanan raporda, temmuz ayında içme suyu temininde yaşanan aksaklıklara ilişkin 608 bildirim kaydedildiği, bunun yılın başından bu yana en yüksek aylık sayı olduğu belirtildi.
“Susuzluk Haritası” başlıklı raporda, söz konusu bildirimlerin 549’unun plansız kesintiler ve su dağıtımındaki düzensizliklerle ilgili olduğu ifade edilerek, bu durumun yaz döneminde su temin sistemine yönelik baskının arttığını gösterdiği vurgulandı.
Rapora göre, bildirimler özellikle kıyı şeridi ve turistik bölgelerde yoğunlaştı. Bu durumun, yaz aylarında artan nüfus ve tüketim baskısıyla bağlantılı olduğu kaydedildi.
Öte yandan, su kriziyle bağlantılı protesto eylemlerinin sayısı da temmuz ayında 34’e yükseldi. Bu sayı, haziran ayında 23 olarak aktarılmıştı.
Tunus Su Gözlemevi, suya erişim hakkının güvence altına alınması ve kaynakların daha etkin dağıtımı için acil müdahaleler ve sürdürülebilir çözümler çağrısında bulundu.
Resmi verilere göre, ülkedeki baraj doluluk oranı yüzde 60 seviyesinde olmasına rağmen bazı bölgelerde içme suyu kesintileri ve dağıtım sorunları devam ediyor.
Bu gelişmeler, temmuz sonunda hava sıcaklıklarının yer yer 50 dereceye yaklaştığı aşırı sıcak hava dalgasıyla aynı döneme denk geldi.
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, ülkede yaşanan su ve elektrik kesintileri ile orman yangınlarını “olağan dışı olaylar” olarak nitelendirerek, devletin bu durumlar karşısında “seyirci kalmayacağını” ifade etmişti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 10 Ağustos 2014'teki seçimle başladığı cumhurbaşkanlığı görevinde 12 yılı tamamladı.
AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, cumhurbaşkanının doğrudan halk tarafından seçilmesini içeren 2007'deki Anayasa değişikliğinin ardından 10 Ağustos 2014'te Türk halkı, ilk kez cumhurbaşkanını belirlemek için sandık başına gitti.
Seçimde oyların yüzde 51,79'unu alan Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti'nin 12. Cumhurbaşkanı oldu. Erdoğan, geçerli 40 milyon 545 bin 911 oydan 21 milyon 143'ünü alarak göreve geldi.
İlerleyen dönemde sistem değişikliği tartışmalarının gündemde olduğu Türkiye, 16 Nisan 2017 Pazar günü Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ni öngören anayasa değişikliğini oylamak için yeniden sandık başına gitti. Halk oylamasında yüzde 51,41 "evet", yüzde 48,59 "hayır" oyu kullanıldı. Anayasa değişikliği, kesin sonuçların 27 Nisan'da Resmi Gazete'de yayımlanmasının ardından yürürlüğe girdi.
Yeni sistemin ilk cumhurbaşkanı ile 27. Dönem Parlamento üyelerinin belirlenmesi için 24 Haziran 2018'de seçim yapıldı.
Cumhurbaşkanı Seçimi'nde 6 aday yarıştı. AK Parti ve MHP'nin kurduğu "Cumhur İttifakı" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı, CHP Muharrem İnce'yi, HDP ise Selahattin Demirtaş'ı cumhurbaşkanı adayı olarak gösterdi. Seçmenlerin imzasıyla cumhurbaşkanı adayı olmak üzere başvuran ve gerekli 100 bin imzayı toplayan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ve Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek de cumhurbaşkanı olabilmek için yarıştı.
Seçimin kazananı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhur İttifakı oldu.
Yeni sistemde ikinci dönem
Yeni sistemin ilk Cumhurbaşkanı Erdoğan, TBMM'de yemin ettikten sonra Külliye'de tören düzenlendi. Yeni sistemin ilk kabinesi de Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından 9 Temmuz 2018'de onaylandı.
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin ikinci seçimi ise 2023'te yapıldı. Erdoğan, 14 Mayıs'ta yapılan Cumhurbaşkanı Seçimi'nde Kemal Kılıçdaroğlu, Sinan Oğan ve Muharrem İnce ile seçim yarışına girdi ancak adaylardan İnce, seçime 3 gün kala adaylıktan çekildi.
İlk turda geçerli 54 milyon 796 bin 49 oydan 27 milyon 133 bin 849'unu alan Erdoğan, yüzde 49,52 ile seçimi önde tamamladı. Kılıçdaroğlu, 24 milyon 595 bin 178 oy ile yüzde 44,88, Oğan, 2 milyon 831 bin 239 oy ile yüzde 5,17 ve adaylıktan çekilmesine rağmen seçim pusulasında yer alan İnce, 235 bin 783 oy ile yüzde 0,43 oy oranına ulaştı.
Adaylar yüzde 50'den 1 oy fazlasını alamadığı için 14 Mayıs seçimlerinde en fazla oyu alan Erdoğan ile Kılıçdaroğlu, 28 Mayıs'ta yapılan Cumhurbaşkanı Seçimi'nin ikinci turunda yeniden seçmenin karşısına çıktı.
Seçimin ikinci turunda yüzde 52,16 ile 27 milyon 725 bin 131 oy alan Recep Tayyip Erdoğan, yeniden Cumhurbaşkanı oldu. Rakibi Kemal Kılıçdaroğlu ise yüzde 47,84 ile 25 milyon 432 bin 951 oy aldı.
Bu seçimle yeni sistemde ikinci dönemine başlayan Erdoğan, Cumhurbaşkanlığına ilk seçildiği 10 Ağustos 2014'ten bu yana görevde 12 yılı geride bıraktı.
Türkiye, savunma sanayisinde aktör ülke oldu
Bu dönemde dış politikada başta İsrail'in Gazze'ye saldırıları, Rusya-Ukrayna Savaşı ve İsrail ile ABD'nin İran'a saldırısı gibi konularda yoğun diplomasi yürüten Türkiye, Azerbaycan'ın Karabağ Zaferi'nin en önemli destekçisi oldu.
Yurt içinde ise 6 Şubat 2023'te "asrın felaketi" olarak nitelenen Kahramanmaraş merkezli depremlerin izlerini silmeye çalışan Türkiye, deprem bölgesinde 455 binden fazla bağımsız bölümün inşasını tamamladı.
Öte yandan, savunma sanayisi alanında güvenilir aktöre dönüşen Türkiye, üretim kapasitesiyle dünyadaki ilk 15 ülke arasında yer aldı.
NATO Zirvesi, Türkiye'nin ev sahipliğinde gerçekleştirildi
Türkiye'nin ev sahipliğinde 7-8 Temmuz'da Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde gerçekleştirilen 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nde Cumhurbaşkanı Erdoğan, yoğun diplomasi trafiği yürüttü. 32 müttefik ülkenin liderlerini bir araya getiren zirve kapsamında Erdoğan, liderlerle ikili görüşmeler gerçekleştirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 7 Ağustos'ta Mekke'de Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan üçlü savunma anlaşmasını imzaladı.
Uluslararası basında geniş yer bulan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, herhangi bir ülkeyi hedef almayan, külfet paylaşımı ve ortak güvenlik anlayışı temelinde bölgesel ve küresel barış, istikrar ve refahın korunmasına yönelik taahhütleri güçlendirmeyi amaçlayan savunma odaklı işbirliği niteliği taşıyor.
"Terörsüz Türkiye" çalışmaları
Güvenlikten demokrasiye, ekonomiden teknolojiye, savunma sanayisinden dış politikaya kadar birçok alanda tarihi atılımlar gerçekleştiren Türkiye, "Terörsüz Türkiye"nin adımlarını da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğinde Cumhur İttifakı'yla attı.
Mecliste "Terörsüz Türkiye" süreci kapsamında kurulan komisyon, "Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu" adı altında çalışmalarına başladı. 8 Ağustos'ta "Terörsüz Türkiye" süreci kapsamında hazırlanan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, TBMM Adalet Komisyonunda kabul edildi.
TÜRKPATENT verilerinden derlediği bilgilere göre, bu yılın ocak-haziran döneminde, Milli Teknoloji Hamlesi doğrultusunda hayata geçirilen çalışmalar ve Türkiye'de sınai mülkiyet ekosisteminin güçlenmesi, patent rakamlarında da belirgin bir artış olarak yansıdı.
Bu doğrultuda, 2026 yılının ilk altı ayında TÜRKPATENT'e yapılan yerli patent başvuruları, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 31 artarak, 3 bin 538'den 4 bin 641'e yükseldi. Yerli faydalı model başvuruları ise 2025'in aynı dönemine göre yüzde 23 artışla 1638'den 2 bin 21'e ulaştı.
TÜRKPATENT'e söz konusu dönemde, 76 bin 215 marka, 16 bin 567 yerli tasarım ve 173 coğrafi işaret başvurusu gerçekleştirildi. Yerli patent tescilleri geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 13 artarak 1726'ya, faydalı model tescilleri ise yüzde 53 artışla 1395'e yükseldi. Yılın ilk 6 ayında, 49 bin 694 yerli marka ve 11 bin 608 yerli tasarım ve 66 ulusal coğrafi işaret tescillendi. Söz konusu dönemde, 99 bin 617 yerli sınai mülkiyet hakkı başvurusu yapılırken 64 bin 489 yerli sınai mülkiyet hakkı tescil edildi.
Tescil almaya hak kazanan lezzetler
Türkiye'de tescillenen coğrafi işaretlere bakıldığında ise ocakta, Niğde geven balı, Seydişehir çileği, Hatay yoğurtlu kebap, Hatay mahulta çorbası, Hatay tepsi kebabı, Bilecik papaz yahnisi, Erzincan ekşisu doğal maden suyu, Nuzumla kilimi, Çorum şekerlemesi ve Çerkeş çiçek balı tescil aldı.
Hatay'ın sarma içi, kısırı, abugannuşu, haytalısı ve haydarisinin tescillendiği şubat ayında, Erzincan sütlacı, Palu tava, Ordu dağ çileği reçeli, Tekirdağ ramazan çöreği, Siirt pırtike çorbası, Sivas kellesi ve Haymana sucuğunun da tescili yapıldı.
Mart ayında Çorum su böreği, Afyon palize/Afyonkarahisar palize, Savaştepe kalemköy üzümü, Gaziantep leblebili kıtır helva, Kırklareli köftesi ve Ahmetbey köftesi coğrafi işaret tescili alırken "Türk Kahvesi" de Türkiye'de Geleneksel Ürün Adı olarak tescil almaya hak kazandı.
Çorum simidi, Karaman hacı lokuru, Erzincan geven balı, Çilimli gözlemesi, Trabzon fanilası, Kayseri purov mantısı, Kayseri pöç kebabı, Avşar üzümü, Cembeli tatlısı nisanda tescillenirken, Osmancık domates kavurması, Erzurum paça çorbası, Ordu çakıldak fındığı, İskilip su kabağı yemeği, İskilip tepsisi, Arapgir gelin kız helvası, İbradı enek pekmezi, Gaziantep-Antep yemenisi, Şemdinli balı, Hatay zahterli kahkesi mayısta tescil alan ürünler oldu.
Haziranda ise Kahta patlıcanlı ayran çorbası/Kahta balcanı dev çorbası, Antakya kerebici, Polatlı işkembe çorbası, Hatay keşşir dolması, Hatay adesiye yemeği, Safranbolu yazıköy üzüm sirkesi, Adıyaman tene helvası, Beytüşşebap sehleber kebabı, Gökova susamı, Çanakkale meşe balı, Hatay müşebbek tatlısı, Hatay arap kebabı, Eminönü balık ekmek, Zivzik narı, Bafra pirinci tescil almaya hak kazandı.
Türkiye'de 1881 coğrafi işaretli ürünün tescili yapıldı
Tescil edilen coğrafi işaretlerin bölgelere göre dağılımına bakıldığında, Karadeniz Bölgesi 369 coğrafi işareti tesciliyle ilk sırada yer aldı.
Karadeniz'i, 304 tescil ile İç Anadolu, 299 ile Güneydoğu Anadolu, 262 ile Ege, 238 ile Doğu Anadolu, 211 ile Akdeniz ve 198 ile Marmara bölgeleri izledi.
Böylece, Türkiye'de 1881 coğrafi işaretli ürünün tescili yapılmış oldu.
Avrupa Birliği'nde (AB) tescilli coğrafi işaretli ürün sayısı ise son dönemde Adana şalgamı ve Kayseri pastırmasının da eklenmesiyle 46 olmuştu.
Öte yandan, Isparta gülyağı, Delice doğal kaynak tuzu, Afyon kaymağı, Manisa sultani çekirdeksiz üzümü, Milas çekişke zeytini, Muğla çam balı, Antep-Gaziantep muskası ve Afyon-Afyonkarahisar manda yoğurdunun AB'de tescil süreci devam ediyor.
NSosyal hesabından açıklama yapan Ersoy, şunları kaydetti:
"Kıymetli adaylar, YKS tercih işlemleri bugün 23.59 itibarıyla sona erecek, son kontrollerinizi yapmakta fayda var. Onay sürecini lütfen son dakikalara bırakmayın, ÖSYM aday işlemleri uygulaması üzerinden tercih sürecini tamamlayın. Tercihlerinizin hayırlı olmasını diliyorum."
Sakarya'nın Karasu, Kocaali ve Kaynarca sahillerinde olumsuz hava ve deniz koşulları etkili oluyor.
Kaymakamlıklarca olumsuz şartlar nedeniyle ilçelerde denize girişler yasaklandı.
Sahillerde görev yapan Sakarya Büyükşehir Belediyesi cankurtaran ekipleri, bayrakları kırmızıya çevirerek insanları yasağa uymaları konusunda uyarıyor.
Kocaeli
Kocaeli'nin Kandıra ilçesinde olumsuz hava ve deniz koşulları sebebiyle Kovanağzı, Kerpe, Miço plajları hariç, tüm sahillerde denize girmek yasaklandı.
Kaymakamlıktan yapılan açıklamada, cankurtaran hizmeti verilen ve yasaklama olmayan bölgelerde, duba ve mantarlarla çevrilen alanda denize girilmesi istendi.
Sakarya'nın Karasu, Kocaali ve Kaynarca ilçeleri ile Kocaeli'nin Kandıra ilçesinde tüm plaj ve sahillerde dün de elverişsiz şartlar nedeniyle denize girişler yasaklanmıştı.
Düzce
Düzce'nin Akçakoca ilçesinin sahil kesimlerinde elverişsiz hava ve deniz koşulları etkisini gösteriyor.
Olumsuz şartlar nedeniyle ilçedeki tüm plaj ve sahillerde denize girmek yasaklandı.
Sahillere kırmızı bayrak çeken cankurtaran ekipleri, denize girilmemesi yönünde uyarılarda bulunuyor.
İran devlet televizyonuna göre, Bekayi, düzenlediği haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
Hürmüz Boğazı konusunda Umman ile yürütülen müzakerelere değinen Bekayi, Tahran'ın şu anda Washington ile herhangi bir müzakere yürütmediğini ancak aracı ülkeler üzerinden karşılıklı mesaj alışverişinde bulunulduğunu ifade etti.
ABD'yle müzakerelerin Umman'la müzakerelerin gidişatına bağlı olduğuna işaret eden İranlı Sözcü, Umman ile görüşmelerde bu aşamada Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilerden ücret alınması konusunu değerlendirmediklerini belirtti.
Umman ile müzakerelerin yapıcı ve olumlu ilerlediğini dile getiren Bekayi, "ABD’nin mevcut politikasını ve deniz ablukasını sürdürmesi halinde Hürmüz Boğazı güvenli bir geçiş güzergahı olmayacaktır." dedi.
Bekayi, deniz ablukasının kaldırılması ve ABD'nin saldırılarını engellemek için sadece diplomasinin yeterli olmadığını ve askeri seçeneklerin de kullanıldığını vurguladı.
Son birkaç ay içinde Minab, Lamerd ve Hürmüz bölgelerinin öne çıktığını ancak bu 3 bölgenin, ABD ve İsrail tarafından gerçekleştirilen diğer binlerce savaş suçu vakasını gözden kaçırmaya yol açmaması gerektiğini söyleyen Bekayi, "Lamerd’deki suçlarla ilgili her gün olayın yeni bir boyutu ortaya çıkıyor. Fosfor kullanımı da bunlardan biri. Bu hususları ilgili uluslararası mercilere ilettik." dedi.
Öte yandan İranlı Sözcü, Pakistan'ın İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ve Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi'yi davet ettiğini ve ziyaretin uygun koşullar altında gerçekleşeceğini kaydetti.
South China Morning Post (SCMP) gazetesinin haberine göre, Hong Kong Gözlemevinden, tayfun kategorisinden düşen Dolphin Tropikal Fırtınası nedeniyle bölgede etkili olan aşırı sıcaklara ilişkin açıklama yapıldı.
Bazı bölgelerde sıcaklığın 37 dereceye ulaşacağı tahminine yer verilen açıklamada, sıcak hava dalgasının 13 Ağustos'a kadar sürebileceği uyarısında bulunuldu.
Açıklamada, dün Hong Kong'da sıcaklığın 36,9 dereceye ulaştığı ve kayıt alınmaya başladığı 1884'ten bu yana en yüksek sıcaklık rekorunun kırıldığı belirtildi.
Halka bol su içmeleri ve aşırı sıcaklara karşı dikkatli olmaları çağrısında bulunulan açıklamada, gelecek günlerde sık sık yağmur yağmasının beklendiği kaydedildi.
Yunanistan İtfaiye Teşkilatından yapılan açıklamada, yangına 197 itfaiyeci, 42 araç, 2 uçak, 7 helikopter ve gönüllü ekiplerin müdahale ettiği belirtildi.
Açıklamada, yangınla mücadele çalışmalarına Avrupa İtfaiyecileri Ön Konuşlandırma Programı kapsamında Yunanistan'da bulunan Fransa'dan 23 itfaiyeci ve 4 araç ile Romanya'dan 24 itfaiyeci ve 5 aracın da katıldığı ifade edildi.
Şiddetli rüzgarın etkisiyle alevlerin yerleşim bölgesinden uzaklaşarak dağlık alana ve bir vadiye doğru ilerlediği, bunun da söndürme çalışmalarını güçleştirdiği aktarılan açıklamada, Agios Stylianos yerleşim yerinin tahliye edildiği bildirildi.
Yangının Agios Stylianos yerleşiminin çevresindeki iki işletmede hasara yol açtığı, hasarın boyutunun yangının söndürülmesinin ardından belirleneceği kaydedildi.
Doğu Attika bölgesinde bugün yangın riskinin "çok yüksek" seviyede olduğu belirtildi.
Filipinler Haber Ajansının (PNA) haberine göre, Sivil Savunma Ofisi yetkilisi Lawrance Mina, ülkede etkili olan Luis ve Maymay tropikal siklonları ve muson yağmurlarına ilişkin açıklama yaptı.
Mina, şiddetli yağışlarla bağlantılı yıldırım isabet etmesi ve toprak kayması gibi olaylarda 12 kişinin hayatını kaybettiğini, 11 kişinin yaralandığını, 8 kişinin kaybolduğunu belirtti.
Ülkede 384 bin 520 ailenin yani yaklaşık 1,3 milyon kişinin şiddetli hava koşullarından olumsuz etkilendiği bilgisini paylaşan Mina, 58 bin 650 kişinin halen tahliye merkezlerinde bulunduğunu ifade etti.
Meteoroloji Genel Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, öğle saatlerinden sonra Doğu Anadolu'nun kuzeydoğusunda görülecek gök gürültülü sağanağın, Erzurum, Kars, Ardahan, Ağrı ve Iğdır çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.
Ani sel, su baskını, yıldırım, yerel dolu ve yağış anında kuvvetli rüzgar gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerekiyor.
Şimşek, NSosyal hesabından, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan haziran ayına ilişkin sanayi üretim endeksi verilerini değerlendirdi.
Zorlu küresel koşullara rağmen sanayi üretiminin ikinci çeyrekte yıllık yüzde 1,9 büyüdüğüne dikkati çeken Şimşek, "Bu dönemde yüksek teknoloji sektörlerinde üretim yüzde 3,9 arttı, orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi ihracatı içindeki payı haziran itibarıyla yüzde 44,5'e ulaştı." ifadesini kullandı.
Şimşek, şunları kaydetti:
"Katma değerli üretimdeki güçlü artış ve ihracat kompozisyonundaki iyileşme, sanayideki dönüşümün somut göstergeleridir. Verimlilik odaklı politikalarımızla küresel değer zincirlerinde daha üst basamaklara çıkmayı sürdüreceğiz."
Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, İzmir ve Muğla İl Jandarma Komutanlıkları ile Sahil Güvenlik Ege Deniz Bölge Komutanlığınca, göçmen kaçakçıları ve yasa dışı yollarla yurt dışına çıkmaya çalışan düzensiz göçmenlere yönelik operasyon düzenlendi.
Jandarma ekiplerince karadan, Sahil Güvenlik botlarınca denizden gerçekleştirilen arama ve tarama faaliyetleri sonucu İzmir ve Muğla'da göçmen kaçakçılığı ağları ortaya çıkarıldı.
Göçmen kaçakçılığı iddiasıyla 9 şüphelinin gözaltına alındığı operasyonda, 132 düzensiz göçmen de yakalandı. Bu kapsamda, göçmen kaçakçılığı iddiasıyla gözaltına alınanlardan 4'ü tutuklandı. Diğerlerinin işlemleri devam ediyor.
Yakalanan düzensiz göçmenler, İl Göç İdaresi Müdürlüklerine teslim edildi ve bu kişiler için sınır dışı işlemleri başlatıldı.
Trabzonspor Sportif Yatırım ve Futbol İşletmeciliği Ticaret AŞ'den Borsa İstanbul'a gönderilen ve Kamuyu Aydınlatma Platformunda da (KAP) yer alan açıklamada, "Şirketimiz ile profesyonel futbolcumuz Salih Malkoçoğlu arasındaki 3 Temmuz 2023 başlangıç ve 30 Haziran 2028 bitiş tarihli profesyonel futbolcu sözleşmesi karşılıklı olarak feshedilmiştir. Yapılan anlaşmaya göre oyuncuya herhangi bir fesih tazminatı ödenmeyecektir." ifadeleri kullanıldı.
Açıklamada, futbolcunun Al Jazira Kulübüne transferi konusunda anlaşma sağlandığı belirtilerek, şunlar kaydedildi:
"Buna göre Al Jazira Kulübü ile sözleşme fesih bedeli olarak 3 milyon 750 bin avro garanti bedel ve 600 bin avro şarta bağlı bonus olmak üzere, toplamda 4 milyon 350 bin avro bedelli anlaşma yapılmıştır. Anlaşmaya göre ayrıca, oyuncunun başka bir kulübe transferi halinde elde edilecek net transfer bedelinin yüzde 15'i kulübümüze ödenecektir."
Rekabet Kurumunun internet sitesinden yapılan açıklamada, Kurulun 8 Aralık 2021'de ilaç sektöründeki yapısal rekabet sorunlarının tespiti ve rekabetçi çözüm önerilerinin getirilmesi amacıyla sektör incelemesi başlattığı belirtildi.
İlaç sektörünün, yapısal nitelikleri ve diğer sektörlerden ayrışan yönleriyle tüm dünyada rekabet otoritelerinin öncelik verdiği sektörler arasında yer aldığına işaret edilen açıklamada, sektördeki rekabet sorunlarının öncül biçimde tespit edilmesi ve değerlendirilmesinin sektörün rekabetçi yapısının güçlendirilmesine ve tüketici refahının artırılmasına katkı sağlayacağı vurgulandı.
Açıklamada, bu kapsamda yayımlanan "İlaç Sektör İncelemesi Ön Raporu"nda, öncelikle sektörün genel görünümüyle söz konusu sektöre ilişkin sayısal ve istatistiki verilerin incelendiği bildirilerek, "Son 10 yıllık dönemde Rekabet Kurumunun ilaç sektörüne ilişkin yürüttüğü faaliyetler özetlenmiştir. Ardından, ilaç sektöründeki tedarik zinciri ve düzenlemelerin yoğunlaştığı alanlar esas alınarak üretim, pazara giriş ve dağıtım aşamalarında rekabetçi yapıya ilişkin değerlendirmelere yer verilmiştir." ifadeleri kullanıldı.
"İlaç sektörünün dinamik yapısı dikkate alındı"
Üretim aşamasındaki rekabet bakımından ilaç sektörünün dinamik yapısının dikkate alınarak patent koruması ile fikri mülkiyet ve rekabet hukuku arasındaki ilişkinin ele alındığına işaret edilen açıklamada, sektördeki fikri mülkiyet korumasının teşvikiyle ortaya çıkan dinamizmle pazara giriş koşullarının serbestliği arasındaki dengeye ilişkin değerlendirmelerde bulunulduğu belirtildi.
Açıklamada, pazara giriş sürecinde öncelikle sektörde sağlık, güvenlik ve erişilebilirliği düzenleyen mevzuata ve bu mevzuatın rekabetçi yapıyla temas ettiği noktalara değinildiği ifade edilerek, şunlar kaydedildi:
"Son dönemde düzenleme çerçevesindeki çeşitli teşebbüs davranışlarının pazara giriş koşulları üzerindeki etkisi incelenmiştir. İlaç sektörünün dağıtım seviyesi incelendiğinde ise kamuda ilaç tedarik yöntemlerinin dönüşümüyle dağıtım seviyesindeki çeşitli dikey ilişkilerin sağlıklı ve rekabetçi ilaç tedariki üzerindeki etkileri ele alınmıştır. Sonuç itibarıyla ilaç sektöründe ortaya çıkabilecek atipik rekabet ihlalleri, münhasırlık uygulamaları, kamuda ilaç tedarikinde rekabetçi süreçlerin nasıl geliştirilebileceği, fikri mülkiyet haklarının kullanımı, düzenleyici çerçeve ya da düzenleyici çerçevenin manipülasyonu yoluyla ortaya çıkabilecek rekabet sorunları analiz edilmiştir. Raporda, iyileştirmeye açık alanlar işaret edilerek bu alanlarda mevcut idari, hukuki, ekonomik veya kurumsal çerçeveyi yıkmayı gerektirmeyen, uygulanabilir ve hedefe odaklı çözüm önerilerinde bulunulmuştur."
Vatandaşlar, söz konusu raporun bulgu, tespit, değerlendirme ve politika önerilerine yönelik görüşlerini, kuruma posta yoluyla veya "ilac@rekabet.gov.tr" e-posta adresi üzerinden iletebilecek.
Genel Kurulda, İYİ Partinin, "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin Anayasa'ya aykırı olduğuna", AK Parti'nin Genel Kurulun gündem ve çalışma saatlerine ilişkin grup önerileri ayrı ayrı görüşüldü.
Partisinin grup önerisi üzerinde söz alan İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez, AK Parti milletvekillerinin, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin metnini görmeden imzaladıklarını iddia etti.
Teklifin TBMM Adalet Komisyonunda aceleyle görüşüldüğünü öne süren Çömez, "Teklif, açıkça Anayasa'ya aykırı. Açıkça Anayasa'ya aykırı işlem yapıyorsunuz." dedi.
Yeni Yol Partisi Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ, Türkiye'nin sosyal ve demokratik devlet haline getirilmesi gerektiğini ifade etti.
Bugüne kadar çok sayıda darbe yaşandığını dile getiren Özdağ, "Türkiye'de silahlar bırakılsın. Silahların bırakılmasıyla beraber Türkiye'nin demokratik olması gerekiyor." değerlendirmesinde bulundu.
TBMM Adalet Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel ise terörün ortadan kaldırılması konusunda kritik bir eşikte bulunulduğunu vurguladı.
Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin, güçlü mutabakatın somut göstergesi olduğunu ifade eden Yüksel, "Teklifin ruhunda büyük mücadelelerde aynı safta duran Türk'ün, Kürt'ün, Arap'ın, Laz'ın, Çerkez'in, Abaza'nın kardeşliği vardır. Milletimiz, Sevr'i nasıl tarihin çöplüğüne attıysa terörü de tarihin çöplüğüne atacaktır." diye konuştu.
Teklifin, Genel Kurulda görüşülmesine yönelik Anayasa'ya aykırılık bulunmadığını dile getiren Yüksel, silahların bırakılmasının, örgütün varlığına son verilmesinin, bunların tespit ve teyidinin kritik eşik olduğunun altını çizdi. Yüksel, Türkiye'nin terörle mücadelede ağır bedeller ödediğini kaydetti. Yapılan oylamada İYİ Partinin grup önerisi kabul edilmedi.
AK Parti'nin kabul edilen önerisine göre, Genel Kurul, bugün Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin görüşmelerine başlayacak. Genel Kurul, bu teklifin görüşmelerinin tamamlanmasıyla 1 Ekim'e kadar tatile girecek.
Daha sonra Genel Kurulda, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin görüşmelerine geçildi.
Bakanlığın NSosyal hesabından yapılan paylaşımda, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler gelir, başka komutanlar hakim olabilir." sözü yer aldı.
Paylaşımda, şu ifadelere yer verildi:
"Çanakkale destanımızın dönüm noktalarından olan Anafartalar Zaferi'nin 111'inci yıl dönümünde, canıyla, kanıyla yılmadan mücadele ederek düşmana geçit vermeyen Anafartalar Kahramanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere tüm kahramanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyoruz."
TBMM Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Celal Adan başkanlığında toplandı.
Adan, birleşimin açılışında, 20 milletvekiline yerlerinden gündem dışı söz verdi.
"Terörsüz Türkiye" süreci kapsamında hazırlanan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin görüşüleceği oturuma MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu da katıldı.
AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, CHP Grup Başkanı Faik Öztrak, Yeni Yol Partisi Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ, oturum öncesinde Bahçeli'nin yanına giderek tokalaştı.
Türk bayraklı atkı takarak oturuma katılan İYİ Parti milletvekilleri, sıralarına Türk bayrağı koydu.
Siyasi partilerin grup başkanvekilleri değerlendirmelerde bulundu
TBMM Genel Kurulu'nda, siyasi partilerin grup başkanvekilleri yerlerinden söz alarak değerlendirmelerde bulundu.
Yeni Yol Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya, Terörsüz Türkiye sürecine katkıları dolayısıyla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan ile siyasi partilerin genel başkanlarına teşekkür etti.
Sürecin başarıya ulaşması temennisinde bulunan Kaya, "Önümüzde çok uzun, meşakkatli bir yol olduğunu, bu uzun ve meşakkatli yolun siyasal kamplaşma ve kutuplaşmalarla değil, tam tersine demokratik siyasal bir düzeni inşa etmekle aşılabileceğine inanıyor, sürece katkısı olan herkese tekrar teşekkür ve saygılarımı sunuyorum." diye konuştu.
İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez, Türkiye'nin terörsüz ve teröristsiz olması gerektiğini söyledi.
Terörün arkasında duranları, terörle arasına mesafe koyamayanları kınadığını ifade eden Çömez, "barış" kavramının bazı kesimler tarafından istismar edildiğini savundu.
Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin Sevr Antlaşması'nın imzalandığı 10 Ağustos'ta görüşülmek istendiğini söyleyen ve bu durumu eleştiren Çömez, "Bu güzel ülkede herkesin dostça, kardeşçe yaşayabileceği atmosferi temin etmek için İYİ Parti olarak elimizden geleni yaptık, bundan sonra da yapmaya devam edeceğiz." dedi.
CHP'den destek açıklaması
CHP Grup Başkanvekili Rahmi Aşkın Türeli, parti olarak bugüne kadar silahı, şiddeti bitirecek, hukuk devletini sağlayacak çözüm önerileri sunduklarını ve bu yöndeki adımları desteklediklerini belirtti.
TBMM'de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun tarihi sorumluluğun yansıması olduğunu vurgulayan Türeli, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin komisyon raporu doğrultusunda hazırlandığını hatırlattı.
CHP olarak konuyu devlet meselesi olarak değerlendirdiklerini aktaran Türeli, "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'ne, terörün kalıcı olarak sona erdirilmesi, silahların devreden çıkarılması, demokratik siyasetin güçlenmesiyle birlikte Cumhuriyet'imizin demokrasiyle taçlandığı yeni dönemin başlayacağı düşüncesiyle destek vereceğiz." ifadesini kullandı.
DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin, Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında önemli bir adım olduğunu belirtti.
Sürecin yalnızca bir siyasi partinin değil, herkesin ortak sorumlulukları arasında yer aldığını vurgulayan Koçyiğit, "Bu nedenle bütün siyasi partilere ve bütün milletvekili arkadaşlarımıza çağrımızdır, gelin bu tarihi sürece hep birlikte katkı sunalım. Farklılıklarımızı koruyarak ortaklaşabileceğimiz alanları büyütelim. Eleştirilerimizi, süreci güçlendiren önerilere dönüştürelim. Barışın toplumsal iradesini, Meclisin ortak iradesiyle buluşturalım çünkü barışın kazananı 86 milyonuyla bir bütün Türkiye olacaktır." şeklinde konuştu.
“Silahların susması, terörün kalıcı bitmesi adına atılabilecek her adımı benimsiyoruz”
Yeni Parti Grup Başkanvekili Murat Emir, terörün kalıcı olarak sona erdirilmesi, silahların susması ve demokrasi adına TBMM'de Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu kurulduğunu anımsattı.
Komisyonun önemli çalışmalar yaptığını ve raporunu sunduğunu aktaran Emir, raporun 6. bölümünde yer alan terörün bitirilmesine ilişkin adımlar çerçevesinde Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin hazırlandığını belirtti.
Raporun 7. bölümünde yer alan "demokrasi" konusunda ise herhangi bir adım atılmadığını ileri süren Emir, sürekli olarak "Bir daha şehitler olmasın, kan akmasın" dediklerini söyledi.
Emir, iktidarın Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uymadığını savunarak, şöyle devam etti:
“Biz silahların susması, terörün kalıcı bitmesi adına atılabilecek her adımı, gelebilecek her öneriyi benimsiyoruz, ciddiye alıyoruz, önemsiyoruz. Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi ile ilgili olarak bugüne kadar eleştirilerimizi, önerilerimizi gündeme getirdik. Üzülerek söylemeyelim ki teklifin geliş biçimi, hazırlanış biçimi, komisyonda noktasına, virgülüne dahi dokundurulmamış, ortak akıl çalıştırılmamış, önemli eksiklikler olmuştur. Partimizin tutumunu Genel Başkanı'mız ayrıntılı değerlendirecek, hem milletimizle hem Meclis'imizle paylaşacaktır.”
AK Parti Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül, bugünün, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın doğrudan halk tarafından seçilmesinin yıl dönümü olduğunu anımsatarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, milletten aldığı yetki ve güçle hem bölgesel hem küresel krizlerde hem de ülkenin huzuru ve refahı için milletin yanında olduğunu belirtti.
Bugünün aynı zamanda Anafartalar Zaferi'nin de yıl dönümü olduğunu anımsatan Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bugün '10 Ağustos' dediğimizde Anafartalar Zaferi'nin 111. yılında Çanakkale destanını hatırlıyoruz. Orada Diyarbakırlı, Ağrılı, Karslı, İzmirli, Trabzonlu yiğitlerin nasıl omuz omuza vererek bu aziz millet için şehit olduklarını, bu aziz millet için bir Cumhuriyet, bir devlet kurduklarına şahit olduğumuz tarihi bir gündür. O yüzden başta Anafartalar Komutanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, tüm şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Bugün, işte 'Sevr'in yıl dönümüymüş ve bugüne getirmişiz'. Bugün bizim için anlamlı olan gün Çanakkale'de destan yazılan Anafartalar destanıdır, Çanakkale ruhudur.”
Sevr'in emperyalistlerin bir projesi olduğuna işaret eden Gül, "Sykes-Picot ile özellikle bu meseleleri bölgede kaşımak, Türkiye'yi zayıflatmak üzere emperyalistlerin kurduğu bir oyundu. Gazi Meclis bu kağıt parçasını aldı ve yırttı. Bugün Gazi Meclis, emperyalistlerin kardeşliğimizi bozma çabasını da çıkaracağı kanunla paçavraya çevirecek, tarihin çöp tenekesine atacaktır." değerlendirmesinde bulundu.
Genel Kurulda daha sonra siyasi partilerin grup önerilerinin görüşülmesine başlandı.
Uludağ'ın zirvesindeki Göller Bölgesi'nde, buzul aşındırmasının etkisiyle oluşan 7 göl bulunuyor.
Aynalı, Karagöl, Buzlu, Kilimli, Heybeli, Kovukdere ve Çayırlıdere Gölü, milyonlarca yıllık jeolojik sürecin izlerini taşıyor.
Zengin jeomorfolojik ve tektonik yapının sonucunda oluşan yüzeysel ve yer altı sularıyla beslenen bu göller, dağcılık sporunu ve doğa yürüyüşünü sevenler için farklı olanaklar tanıyor.
Buzul aşındırmasının şekillendirdiği 7 göl, Uludağ'ın geçmişten günümüze uzanan doğal mirasını da gözler önüne seriyor.
Bursa'da Uludağ'ın zirvesinde yer alan "Göller Bölgesi", doğal güzelliğinin yanı sıra milyonlarca yıllık jeolojik oluşumuyla dikkati çekiyor. Buzul aşındırmasıyla oluşan Göller Bölgesi'ndeki 7 gölden biri olan Karagöl, Uludağ'ın geçmişten günümüze uzanan doğal mirasını gözler önüne seriyor.
"Bunların ivedilikle korumaya alınması önem arz ediyor"
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Jeoloji Mühendisleri Odası Güney Marmara Şube Başkanı Mehmet Yıldız, AA muhabirine, Uludağ'daki göllerin önemini anlattı.
Yıldız, göllerin tamamının milyonlarca yılda oluştuğuna dikkati çekerek, "Kısa sürelerde ya da yapay bir oluşum değil. Bunlar jeomiras niteliği taşıyan doğal oluşumlardır. Milyon yıllar içerisinde meydana gelmektedir." dedi.
Jeomiras kavramının henüz ülkede tam anlamıyla oturmadığını belirten Yıldız, şöyle devam etti:
"Dünyada her yıl ilk 100 olarak UNESCO'nun da içerisinde olduğu bir liste açıklanır. Burada ilk 100'e giren Türkiye'den bazı örnekler var. Nemrut Dağı gibi, Kapadokya gibi. Yine Salda Gölü bu şekilde. Marmara Bölgesi'nde de Uludağ'da da buna aday olabilecek çok fazla yapı var. Göller de sadece bunlardan bir tanesi. Geçmişin bize vermiş olduğu jeolojik evrimi anlayabilmemiz, gelecekte de benzer çalışmaları yürütebilmemiz için bunların ivedilikle korumaya alınması, jeomiras niteliği kazandırılması önem arz etmektedir."
Göllerdeki su seviyesi bu sene artış gösterdi
Mehmet Yıldız, 2023'te oda olarak Jeolojik Mirası Koruma Derneği (JEMİRKO) üyeleriyle Göller Bölgesi'nde çalışma yaptıklarını, burasının jeomiras statüsüne alınması için çalışma yürüttüklerini belirtti.
Göllerin oluşum aşamalarını anlatan Yıldız, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Uludağ, bilindiğinin aksine volkanik bir dağ değil, bir tektonik ve magmatizmanın etkisiyle oluşmuş bir dağ. Burada hiçbir zaman volkan oluşmamış. Yani bir patlama meydana gelmemiş. Bu sebeple bir krater gölümüz bulunmamakta. Görmüş olduğumuz bu göller ise buzul aşındırmasıyla, jeolojik birimlerin aşınması sonucu ve önünde de moren birikintilerin oluşması sonucu yüzey suları ve yer altı sularının bu teknelere dolması sonucu oluşmuş."
Yıldız, kış aylarında Uludağ'ın zirvesindeki yoğun kar yağışı ve bahar yağmurlarının etkisiyle göllerdeki su seviyesinin son yıllara oranla arttığına değindi.
Kar yağışının doğanın doğal depolama sistemi olduğunu vurgulayan Yıldız, şunları kaydetti:
"Bu mevsimde bile çıktığınız zaman halen erimemiş kar kütlelerini görebiliyorsunuz. Devamlı bir beslenme, tüketimin arttığı, atmosferik yağışların da düştüğü bu dönemlerde, sürekli bir beslenme imkanı sunuyor. Hem yer altı sularımızda hem de pınarlarımızdaki suların artmasıyla bölgeye çıktığınız zaman buradaki suyun önceki 5 yıla göre çok daha fazla olduğunu görebiliriz ancak oradaki jeolojik yapıyla alakalı suyun derinliği değişebilir. Örneğin Kilimli Göl 4,5 metre yüksekliğindeyken diğer bir gölümüzün etrafındaki duvarlar 300 metre yüksekliğinde."
Bozkurt'ta şiddetli yağışın ardından 11 Ağustos 2021'de Ezine Çayı'nın taşması sonucu 65 kişi yaşamını yitirdi, 7 kişi kayboldu, iş yerleri ile çok sayıda ev su ve balçık altında kaldı, onlarca binada zarar oluştu ve altyapı kullanılamaz hale geldi.
Sel felaketinin ardından yaraların hızla sarılmaya başlandığı ilçeye, TOKİ tarafından iş yerleri ve konutlar inşa edildi, sel riskini önlemek için Ezine Çayı'nın yatağı genişletildi, istinat duvarları yapıldı.
Selin yok ettiği yeşil alanlar ise tekrar eski görüntüsüne kavuşturularak ilçenin sosyal donatı alanları genişletildi.
İlçede son bir yılda ise Devlet Hastanesinin yapımında sona gelindi. Otel projesi ve TOKİ tarafından yapımı devam eden 36 konut ile 24 dükkanın inşaat çalışmalarının bitmesiyle ilçede planlanan çalışmalar tamamlanacak.
Bozkurt Belediye Başkanı Muammer Yanık, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye'nin son yıllardaki en büyük sel felaketini yaşadıklarını söyledi.
Sel felaketinde hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet dileyen Yanık, "Başta Cumhurbaşkanımız sahaya bizzat girerek bütün bakanlarımızla birlikte hızlı bir reaksiyon gösterildi. Bu belki dünyada en hızlı reaksiyonlardan birisidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nden başka bir devletin de bunu yapacağını düşünmüyorum." dedi.
"Selin izleri tamamen kayboldu"
Selin ardından ilçenin yüzde 70'inin tahribata uğradığını hatırlatan Yanık, şöyle devam etti:
"Hem altyapısı hem üstyapısı noktasında o günden bugüne kadar barınmayla ilgili 700'e yakın konut burada inşa edildi. Vatandaşlarımız yeni konutlarına geçti. Tahrip olan okullarımız yenilendi. Gençlik ve Spor Bakanlığımız kendi tesislerini burada tekrar yeniledi. Kaymakamlığımız yenilendi. Bunun yanında bütün kentsel dönüşüm kapsamında ilçede esnaflarımızın yüzde 90 dükkanları tahrip olmuştu. Onlar yenilendi. Sanayimiz ve iki büyük fabrika tekrar inşa edilerek bugün tamamen dolu bir şekilde bütün dükkanlarımız faaliyetlerini yürütmekte. Bunun dışında altyapı, üstyapı tamamen yenilendi. Altyapıda doğal gazımız geldi. Cumhurbaşkanımızın burada o sözü vermesiyle birlikte vatandaşımız iki yıl içerisinde temiz bir enerjiye kavuştu. Çevre ve Şehircilik ile Belediye olarak kanalizasyon ve yağmurlama sistemi tamamen yenilendi. Üst yapıyı da tamamlamamızla birlikte ilçemizin sosyal tesislerini tamamen yeniledik. Şu an vatandaşlarımız bu tesislerde ve ilçemizde sorunsuz bir şekilde yaşantısına devam etmekte. Yani selin izleri tamamen kayboldu."
İlçede yeniden sel felaketinin yaşanmaması için de tüm tedbirlerin alındığını vurgulayan Yanık, şunları kaydetti:
"Selin ardından çalışmaların şu an yüzde 98'i tamamlanmış durumda. Tekrar ikinci bir etap olarak ilçemizde 36 TOKİ konutu ve 24 dükkanımız ve otel projesi ihale oldu. Onlar da yüzde 95 bitmiş durumda. İnşallah bu sene tamamlanacak. Aynı zamanda devam etmekte olan Devlet Hastanemiz var. O da yüzde 100'e yakın noktada. İnşallah yakında açılışı yapılarak yeni modern bir binada vatandaşlarımıza sağlık hizmeti sunacak. Onların da tamamlanmasıyla birlikte ilçemizdeki yapılacak ve planlanan her şey yüzde 100 tamamlanmış olacak. Bu kısa zaman içerisinde ilçe tekrar devletimizin büyük gücüyle küllerinden doğdu. Ben buradan başta Sayın Cumhurbaşkanımız, bakanlarımız, devletimize, milletimize, bize yardıma koşan herkese ilçem ve şahsım adına şükranlarımı sunuyorum."
"İlçe güzel oldu, devletimizden Allah razı olsun"
Bozkurt sakinlerinden Salih Şenol ise yaşadıkları sel felaketini unutamadığını söyledi.
Evde oturdukları sırada bir anda sel felaketiyle karşı karşıya kaldıklarını anlatan Şenol, "Bir baktım dünya kopmuş geliyor. Eve girdik, evde bekledik. Ertesi güne kadar bekledik. İkinci kattan bizi kepçeyle aldılar. Beş yıl geçti hiç unutamıyorum, aklıma geldiği zaman uykularım bile kaçıyor." dedi.
İlçede yapılan hizmetlerden dolayı mutluluk duyduklarını ifade eden Şenol, "İlçe güzel oldu, devletimizden Allah razı olsun. Devletimiz yaptı, bu hale geldi. Her şey güzel oldu. Gördüğün ne varsa değişti. Komple değişti. En azından bir doğal gazımız geldi. Her şey tamam oldu, bir hastanemiz kaldı." diye konuştu.
Akif Karaaslan ise sel felaketi sırasında ilçede her şeyin sular altında kaldığına işaret ederek, "Her şeyimizi yaptılar. Doğal gazımızı verdiler, binalarımızı yapıp verdiler." ifadelerini kullandı.
Bakan Uraloğlu, Çukurova Uluslararası Havalimanı’nın iki yılda 10,57 milyondan fazla yolcuya hizmet verdiğini belirterek, “Havalimanımızın hizmete açıldığı günden bu yana yaklaşık 68 bin uçak iniş-kalkış gerçekleştirdi. Çukurova Uluslararası Havalimanı, bölgenin hava ulaşımındaki ihtiyaçlarını karşılamanın yanı sıra Türkiye’nin uluslararası havacılık bağlantılarının güçlendirilmesine de önemli katkı sağlıyor.” ifadelerini kullandı.
YOLCU TRAFİĞİ İLK 7 AYDA 3 MİLYON 41 BİN 909’A ULAŞTI
Çukurova Uluslararası Havalimanı’nın 2026 yılının ilk 7 ayındaki performansına ilişkin de değerlendirmede bulunan Uraloğlu, havalimanındaki yolcu ve uçak trafiğinin artarak devam ettiğini ifade etti.
Bakan Uraloğlu, “2026 yılının Ocak-Temmuz döneminde havalimanımızda toplam 19 bin 238 uçak iniş-kalkış gerçekleştirdi. Aynı dönemde 3 milyon 41 bin 909 yolcu havalimanımızı kullandı. Bu rakamlar, Çukurova Uluslararası Havalimanı’nın bölge ve ülkemiz açısından taşıdığı önemi bir kez daha ortaya koyuyor.” dedi.
Çukurova Uluslararası Havalimanı’nın teknik kapasitesi ve bölgeye sağladığı ulaşım imkânlarına da değinen Uraloğlu, havalimanının yıllık 9 milyon yolcu kapasitesine ve 110 bin metrekare terminal alanına sahip olduğunu kaydetti.
Ana pistin 3 bin 500 metre uzunluğunda ve 60 metre genişliğinde olduğunu belirten Uraloğlu, bu pist sayesinde en geniş gövdeli uçakların dahi havalimanına güvenli şekilde iniş-kalkış yapabildiğini ifade etti.
Uraloğlu, Çukurova Uluslararası Havalimanı’nın yalnızca bir ulaşım yatırımı olmadığını vurgulayarak, “Başta Mersin ve Adana olmak üzere Osmaniye ve Niğde’ye de yakınlığıyla bu şehirlerde yaşayan 5 milyonun üzerindeki vatandaşımıza hizmet veren havalimanımız, bölgenin ekonomik ve sosyal gelişimine de önemli katkılar sunuyor. Çukurova Uluslararası Havalimanımız aynı zamanda Türkiye’nin Ortadoğu ülkelerine açılan en önemli kapılarından biridir.” değerlendirmesinde bulundu.
Ayşe ve Hasan Bülbül çiftinin çocuğu olarak 1 Ocak 2002'de dünyaya gelen Eren Bülbül, Maçka ilçesine bağlı Köprüyanı Mahallesi'ndeki tek katlı evde büyüdü.
Köprüyanı İlkokulu ve Çatak İlköğretim Okulu'ndaki eğitiminin ardından Maçka Anadolu İmam Hatip Lisesi'ne giden Bülbül, 2016'da babasını kaybetti.
Bülbül, babasının vefatının ardından okuldan geri kalan zamanlarda yevmiye usulüyle bahçe işlerinde çalışarak ailesinin geçimine katkı sağladı.
Kısa süren yaşamında annesi ve 12 kardeşiyle ekonomik zorluklar çeken Eren, çevresinde Trabzonspor'a olan tutkusuyla da tanınıyordu.
Eren, Maçka kırsalındaki evlerinin bulunduğu alanda 11 Ağustos 2017'de terör örgütü PKK mensuplarıyla sağlanan sıcak temas sırasında teröristlerce açılan ateş sonucu ağır yaralanmasının ardından kaldırıldığı Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi'nde yaşamını yitirdi.
Bülbül'ün cenazesi, 12 Ağustos 2017'de Maçka Merkez Camisi'nde ikindi vakti kılınan cenaze namazının ardından, babasının da mezarının bulunduğu Köprüyanı Mahallesi'ndeki evlerinin yakınındaki aile kabristanında toprağa verildi.
Kıdemli Başçavuş Ferhat Gedik, doğum gününde son yolculuğuna uğurlandı
Saldırı sırasında Eren'i korumak için üzerine kapanarak siper olan 41 yaşındaki Jandarma Astsubay Kıdemli Başçavuş Ferhat Gedik de şehit oldu.
Hatay'ın İskenderun ilçesinde 1976'da dünyaya gelen Gedik, doğum günü olan 12 Ağustos'ta memleketinde son yolculuğuna uğurlandı.
İki çocuk babası Gedik, Ankara'ya tayini çıkmasına rağmen bölgeyi sevdiği için görev süresini uzatmıştı.
Eren Bülbül ve Ferhat Gedik'in adı yaşatılıyor
Küçük yaşta şehadetiyle Türkiye'yi yasa boğan Eren Bülbül'ün sosyal medyadaki son fotoğrafları ve paylaşımları Türkiye'nin hafızasında yer etti.
Sosyal medyada, köyünde sırtında odun taşırken görülen fotoğrafı ve "Biri de çıkıp demiyor ki Eren iyi ki varsın" paylaşımıyla Eren, milyonların gönlünde yer edindi.
Eren'in ismi, yeğeninin yanı sıra çok sayıda çocuğa verildi. Gençlik merkezine, okullara, camilere, kütüphanelere ve bir tünele verilen Eren Bülbül adı, birçok şehirde ve bazı ülkelerde farklı mekanlarda da yaşatılıyor.
Şehit Eren Bülbül'ün adı, o dönem eğitimini sürdürdüğü Maçka Anadolu İmam Hatip Lisesi'ne de verilerek, okulun adı Maçka Şehit Eren Bülbül Anadolu İmam Hatip Lisesi olarak değiştirildi.
Maçka Belediyesince ilçe merkezinde yaptırılan camiye "Eren Bülbül Camisi" adı verildi. Yine ilçe yolu güzergahındaki bir tünele "Eren Bülbül" adı verilirken, ilçeye bağlı Başar Mahallesi'ndeki ilkokulda "Şehit Eren Bülbül" adına kütüphane ile Bekçiler mevkisinde hatıra ormanı oluşturuldu.
Türk Hava Yollarının filosuna katılan ve Eren Bülbül anısına "Maçka" ismi verilen B787-9 (Dreamliner) tipi uçağın ilk seferi, 8 Temmuz 2019'da Trabzon'a yapıldı.
Somali'de açılan "Eren Bülbül Yetimhanesi"nde adı yaşatılan şehit Eren Bülbül'ün "kara lastik"leri ise Bolu'nun Gerede ilçesindeki Yaşayan Ayakkabı Müzesi'nde sergileniyor.
Trabzon'da Aydınlıkevler İmam Hatip Ortaokulu'nda oluşturulan kütüphaneye de şehit Eren Bülbül'ün adı verildi. Dönemin Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu'nun katılımıyla Ocak 2021'de Trabzon'un Ortahisar ilçesinde Şehit Eren Bülbül Gençlik Merkezi hizmete açıldı.
Baykar Yönetim Kurulu Başkanı ve Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Selçuk Bayraktar da Haziran 2019'da sosyal medya hesabından eğitimde kullandıkları Bayraktar TB2 SİHA'lardan birine Eren'in adını verdiklerini duyurdu.
İçişleri Bakanlığınca Ocak 2021'de, bu toprakların vatan olarak kalması için canlarını feda eden bütün şehitlerin ve özellikle 11 Ağustos 2017'de bölücü terör örgütü mensuplarınca şehit edilen Eren Bülbül'ün aziz hatırasına ithafen "Eren Operasyonları" başlatıldı.
Şehit Eren Bülbül anısına farklı dönemlerde voleybol, futbol ve wushu turnuvaları düzenlendi.
Gümüşhane'den geçici görevle Trabzon'a gelen, Ankara'ya tayini çıkmasına rağmen bölgeyi sevdiği için görev süresini uzatan ve hain saldırıda şehit olan Jandarma Astsubay Kıdemli Başçavuş Ferhat Gedik'in adı da Maçka ve Gümüşhane'de yaşatılıyor.
Ortahisar-Maçka kara yolundaki bir tünele "Şehit Jandarma Başçavuş Ferhat Gedik Tüneli" adı verildi.
Şehit Gedik'in Gümüşhane'de görev yaptığı sırada çocuklarının eğitim gördüğü Dumlupınar İlkokulu ve Ortaokulu öğrencileri tarafından Gedik anısına hatıra ormanı oluşturuldu.
Şehit Eren Bülbül ve Astsubay Kıdemli Başçavuş Ferhat Gedik'in öyküsünü anlatan ve 1 Ocak 2022'de vizyona giren TRT ortak yapımı "Kesişme: İyi ki Varsın Eren" filmi, Türkiye'nin yanı sıra yurt dışında da ilgiyle izlendi.
Muğla'nın Ortaca ilçesinde Eylül 2024'te hizmete açılan ve içerisinde dinlenme alanı ile kütüphane bulunan Sarıgerme Şehit Eren Bülbül Meydanı'na Eren Bülbül'ün ismi verildi.
Bülbül ve Gedik'in kanı yerde kalmadı
Eren Bülbül ve Astsubay Ferhat Gedik'in şehit edildiği saldırıyı gerçekleştiren grupta yer aldıkları belirlenen terör örgütü mensuplarına yönelik Giresun'un Güce ilçesi kırsalında 31 Mayıs 2018'de gerçekleştirilen operasyonda, gri kategorideki "Soreş" kod adlı Barış Coşkun ve "Berhudan" kod adlı Bedrettin Çeliker etkisiz hale getirilmişti.
Hain saldırının faili "Zeynel" kod adlı terörist Mehmet Yakışır ise güvenlik güçlerince 15 Temmuz 2018'de Gümüşhane'nin Kürtün ilçesinde gerçekleştirilen operasyonda ölü ele geçirilmişti. İçişleri Bakanlığının "Terörden Arananlar Listesi"nde kırmızı kategoride yer alan Yakışır'ın terör örgütü PKK'nın sözde Karadeniz bölge sorumlusu olduğu bildirilmişti.
Karluna firmasından yapılan açıklamaya göre Dağlıoğlu, İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi'ndeki AR-GE ve Ön Seri Üretim Fabrikası'nda, şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Karabağlı ve İcra Kurulu Başkanı Mert Karabağlı'dan batarya teknolojisi ile üretim süreçleri hakkında bilgi aldı.
Seri üretim ve sipariş toplama aşamasına gelinen "Pratik" hafif ticari araç modeli ile birlikte üretime hazırlanan golf araçlarının test sürüşünü yapan Dağlıoğlu, bir yıl önce henüz araştırma geliştirme aşamasında olan projenin seri üretim ve satış aşamasına gelmesinin mutluluk verici olduğunu belirtti.
Bir süre önce Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Yönetim Kurulu Başkanlığı için adaylığını açıklayan Karluna Yönetim Kurulu Başkanı Karabağlı ise şirketin geldiği noktayı ve gelecek hedeflerini paylaştı.
Dağlıoğlu'nun geçen yıl yaptığı ziyaretten bu yana önemli aşamalar kaydettiklerini belirten Karabağlı, aracın tüm test süreçlerinin tamamlandığını, belgelendirme süreçlerinin ardından plaka takma aşamasına gelineceğini aktardı.
Dağlıoğlu, daha sonra Tire Organize Sanayi Bölgesi'ne geçerek Tire Süt Kooperatifi'nin süt ve et işleme tesislerini gezdi, kooperatif başkanı Osman Öztürk'ten bilgi aldı.
Emlak Katılım, katılım finans ilkeleri doğrultusunda reel ekonomiye sağladığı kaynak ve müşteri odaklı büyüme yaklaşımıyla 2026 yılının ilk yarısında da güçlü performansını sürdürdü. Faaliyet alanlarını çeşitlendirmeye devam eden banka, etkin bilanço yönetimi ve verimlilik odaklı stratejileriyle sürdürülebilir büyümesini desteklerken mali yapısını daha da güçlendirdi.
Geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre %75 artışla ülke ekonomisine 362 Milyar TL kaynak sağlayan Emlak Katılım, aynı dönemde net kârını %17 oranında artırarak 8.9 Milyar TL’ye çıkardı. Aktif büyüklüğünü %56 artışla 464 Milyar TL’ye ulaştıran Emlak Katılım, toplanan fonlarını %53 artışla 344 Milyar TL’ye yükseltti. Emlak Katılım’ın kullandırılan fon büyümesi aynı dönemde %89 düzeyinde gerçekleşirken %17,80 sermaye yeterliliği oranı ile sektördeki sağlam duruşunu pekiştirdi. Güçlü sermaye yapısı ve etkin risk yönetimiyle desteklenen istikrarlı operasyonel faaliyetleri sayesinde 2026 yılı ilk yarısında özkaynak kârlılığını %48,70 seviyesinde tamamladı.
SUKUK ALANINDA %125’LİK GÜÇLÜ BÜYÜME
Emlak Katılım’ın 2026 yılının ikinci çeyreğinde yurt içinde ihraç etmiş olduğu kira sertifikası ihraç hacmi, bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yaklaşık %155’lik bir artışla 26.2 Milyar TL olarak gerçekleşti. Banka, aracılığını üstlendiği şirket sukuku ihraçlarında 2026 yılı ikinci çeyreğinde 12.3 Milyar TL sukuk ihracı gerçekleştirdi. Emlak Katılım, dolaşımdaki 15.5 Milyar TL tutarındaki sukuk bakiyesi ile %17’lik pazar payını koruyarak sektörün pazar liderleri arasında yer almaya devam etti.
Videoda, ödemeler dengesi konuşulurken en çok merak edilen kalemlerden birinin "net hata ve noksan" olduğu, dönem dönem özellikle yüksek değerli istatistikler yorumlanırken bu konunun sıkça gündeme geldiği ifade edildi.
Ödemeler dengesinin binlerce parçalık dev bir yapboza benzetilebileceği kaydedilen videoda, "Yapbozun parçaları, yani veriler farklı yerlerden ve farklı zamanlarda gelir. Bazı parçaların yeri hemen bulunur, bazıları ise doğru yerini bulana kadar yerleştirilemez. Net hata ve noksan da buna benzer. Kayıp bir parça değil, henüz tam yerine oturtulmamış, eşleşmeyi bekleyen bilgidir." ifadeleri kullanıldı.
Videoda, ödemeler dengesinin, ihracat, ithalat, turizm ve yatırımlar gibi işlemlere ilişkin verileri farklı kaynaklardan bir araya getirdiği belirtilerek bu verilerin aynı anda gelmeyebileceği veya tam olarak eşleşmeyebileceği, aradaki farkın "net hata ve noksan" olarak kaydedildiği bildirildi.
Bu farkın birçok nedeninin olabileceği, veri kaynaklarının kapsam ve ölçüm yöntemlerinin farklılaşabileceği, bilgilerin gecikmeli gelebileceği veya sonradan güncellenebileceği anlatılan videoda, bu konuda bir örnek de paylaşılarak, şu bilgilere yer verildi:
"Örneğin, ihracat bedeli ülkeye gelmiş ancak mal henüz gümrük kayıtlarına yansımamış olabilir. Kayıt tamamlandığında fark kapanır. Bu nedenle zamanlama kaynaklı farkların zaman içinde birbirini dengelemesi beklenir. Nakit döviz hareketleri de bu kalemi etkileyebilir. 'Yastık altı' dövizin banka hesabına yatırılması yeni bir sınır ötesi işlem değildir ancak kaynağı mevcut verilerle belirlenemeyebilir. Bu da net hata ve noksanı artırır. Bankadan çekilen nakit döviz ise ters yönde etki yaratabilir."
"Net hata ve noksanda noksan olan para değil, açıklanamayan bilgidir"
Videoda, yerleşiklerin yurt dışındaki hesaplarına ilişkin bilgilerin de kapsam ve raporlama güçlükleri nedeniyle eksik veya gecikmeli yansıyabileceği aktarılarak, şu ifadeler kullanıldı:
"Açıklanamayan hareketlerin net sonucu giriş yönündeyse net hata noksan artar, çıkış yönündeyse net hata noksan azalır. Veriler güncellendikçe, yöntemler geliştikçe ve yeni kaynaklar elde edildikçe farkların bir bölümü ilgili işlem kalemlerine aktarılır. Kısacası, net hata ve noksanda noksan olan para değil, henüz mevcut veri kaynakları ile açıklanamayan bilgidir."
Işıkhan, NSosyal hesabından yaptığı paylaşımda, kamu istihdam kurumu İŞKUR aracılığıyla vatandaşların iş gücüne katılımını kolaylaştırdıklarını ve istihdamı güçlendirdiklerini belirtti.
Işıkhan, paylaşımında, şu ifadelere yer verdi:
"Kamu istihdam kurumumuz Türkiye İş Kurumu aracılığıyla, vatandaşlarımızın iş gücüne katılımını kolaylaştırıyor, istihdamımızı güçlendiriyoruz. Ocak-temmuz ayları arasında, 848 bine yakın işe yerleştirmeye aracılık ettik. 450 binden fazla iş yeri ziyareti ve 2 milyona yakın bireysel görüşme gerçekleştirdik. 1 milyon 400 binden fazla açık iş (işveren tarafından talep edilen-ihtiyaç duyulan eleman) tespit ettik. İş gücü piyasasının ihtiyaçlarını tespit etmeye ve vatandaşlarımızın niteliklerine uygun işlerle buluşmasına katkı sağlamaya devam edeceğiz. Unutma İŞKUR'da iş var."
Kurtulmuş, sosyal medya hesabından paylaştığı mesajında, "Emperyalistlerin Çanakkale'yi geçme hayallerini yerle yeksan eden Anafartalar Zaferi'nin 111'inci yıl dönümünde, Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere tüm kahramanlarımızı, aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi saygıyla anıyorum." ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, NSosyal hesabından yaptığı paylaşımda, 10 Ağustos 2014'ün Türk demokrasi tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olduğunu belirtti.
İletişim Başkanı Duran, şunları kaydetti:
"Aziz milletimiz, Cumhuriyet tarihinde ilk kez cumhurbaşkanını doğrudan kendi oylarıyla seçerek milli iradenin devlet yönetimindeki belirleyici rolünü en güçlü şekilde ortaya koymuş, demokrasimize yeni bir ufuk kazandırmıştır. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın halkın doğrudan oylarıyla seçilen ilk Cumhurbaşkanı olmasıyla başlayan bu yeni dönem, Türkiye'nin kendi önceliklerini belirleyen, kendi kararlarını alan ve geleceğini millet iradesiyle şekillendiren güçlü bir yürüyüşün miladı olmuştur. Bugün Türkiye Yüzyılı vizyonuyla sürdürülen bu yürüyüş, savunma sanayisinden yerli ve milli teknoloji hamlesine, Mavi Vatan ve enerji alanındaki atılımlardan uzay teknolojilerine kadar birçok stratejik alanda ülkemizi daha güçlü yarınlara taşımaktadır.
Milletimizin ortaya koyduğu bu güçlü irade, yalnızca kalkınma hamlelerine değil, milli birlik ve beraberliğimizi pekiştiren, huzur ve güvenliği esas alan Terörsüz Türkiye hedefine de ilham vermektedir. Güçlü devlet, güçlü millet anlayışıyla Türkiye, bölgesinde ve dünyada daha etkin, daha bağımsız ve daha güçlü bir konuma kararlılıkla ilerlemektedir."
Duran, mesajında, Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde atılan adımlar ve hayata geçirilen icraatlardan örneklerin yer aldığı videoyu da paylaştı.
Milli Eğitim Bakanlığından yapılan yazılı açıklamaya göre, LGS'nin 5 Ağustos'ta açıklanan yerleştirme sonuçlarının ardından yerleştirmeye esas birinci nakil sonuçları "meb.gov.tr" adresinde yayımlandı.
Yerleştirmeye esas ikinci nakil tercih başvuruları ise 10-12 Ağustos arasında alınıp, sonuçları 14 Ağustos'ta ilan edilecek.
Hiçbir yere yerleşemeyen öğrencilerin boş kalan kontenjanlara başvuruları 17-26 Ağustos arasında il/ilçe öğrenci yerleştirme ve nakil komisyonlarınca alınacak ve 28 Ağustos'ta yerleştirme süreci tamamlanacak.
Sarı-lacivertliler, Avrupa kupalarında çıktığı 303 müsabakada 120 galibiyet elde ederken 66 beraberlik yaşadı. Sahadan 117 kez mağlup ayrılan Fenerbahçe, 303 mücadelede rakip fileleri 413 kez havalandırdı, kalesinde ise 424 gol gördü.
Şampiyonlar Ligi elemelerinde 46. maç
Fenerbahçe, Avrupa futbolunun 1 numaralı organizasyonunun elemelerinde yarın 46. maçını oynayacak.
UEFA Şampiyonlar Ligi elemelerindeki 45 karşılaşmada 17 galibiyet elde eden sarı-lacivertliler, 14 maçta berabere kaldı. Fenerbahçe, 14 müsabakayı ise mağlubiyetle tamamladı.
Sarı-lacivertliler, söz konusu 45 maçta rakip fileleri 66 kez havalandırırken, kalesinde 52 gol gördü.
Avrupa kupaları performansı
Fenerbahçe'nin Avrupa kupalarındaki performansı şöyle:
Murphy, NBC News kanalında katıldığı programda, ABD ve İsrail'in İran'a saldırılarıyla başlayan savaşa ilişkin Trump yönetimini eleştirdi.
İran ile masadaki olası anlaşmanın Tahran yönetimine Hürmüz Boğazı'nın açılması için yıllık 100 milyar dolar ödemeyi öngördüğünü ileri süren Murphy, "Donald Trump, bu savaşı kaybetti. Amerika daha zayıf, İran daha güçlü bir durumda. (Hürmüz) Boğazı yeniden açmanın maliyeti gün geçtikçe artıyor." diye konuştu.
Murphy, söz konusu paranın ödenmesinin İran için "zafer" olacağını, böylece "ordularını ve bölgedeki vekil güçleri destekleyebileceklerini" savundu.
İran'a yönelik saldırıların sona ermesi gerektiğini, ABD'nin bu süreçte "zayıf düştüğünü" dile getiren Murphy, "Bu savaşın sona ermesi ve Boğaz'ın açılması için kötü bir anlaşmayı desteklemeye hazırım çünkü elimizdeki tek anlaşma seçeneği bu." ifadesini kullandı.
Murphy, ABD'nin "saldırılarını sürdürebilmesi amacıyla" mühimmat stokunun yenilenmesi için fonlamayı desteklemeyeceğini ancak İran ile anlaşmaya varılması ve saldırıların sona ermesi halinde mühimmatın yerine konulması için çalışmaya hazır olacağını söyledi.
Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, 14 Eylül'de başlayacak yeni eğitim ve öğretim yılı öncesinde, öğrencilerin sağlığı ve güvenliği ile tüketicilerin ekonomik çıkarlarının korunması amacıyla ülke genelinde denetimlere hız verildiği belirtildi.
Kırtasiye ürünlerine yönelik denetimlerde, okul ve beslenme çantası, kalem, defter, silgi, makas, kalemtıraş, boya ve yapıştırıcı gibi ürünlerin incelendiği aktarılan açıklamada, ayrıca okul kıyafetlerinin, yasaklı veya kısıtlanmış kimyasallar, kordon ve bağcık gibi unsurlar bakımından kontrol edildiği bildirildi.
Açıklamada, tehlikeli ve riskli görülen ürünlerin akredite laboratuvarlarda teste tabi tutulduğuna, etiketler ve tüketiciyi bilgilendirme amaçlı metinlerin kontrol edildiğine işaret edildi.
Güvensiz olduğu tespit edilen ürünlerin piyasaya arzının yasaklanarak toplatılacağının, ilgili imalatçı ve ithalatçılara idari yaptırım uygulanacağının altı çizilen açıklamada, "Güvensiz ürünlere ilişkin bilgiler, Güvensiz Ürün Bilgi Sistemi (GÜBİS) üzerinden tüketicilerimizin erişimine sunulacaktır. Vatandaşlarımız, 'https://gubis.ticaret.gov.tr/' adresinden ilgili sisteme ulaşabilmektedir." ifadeleri kullanıldı.
"Oyuncak niteliğindeki kırtasiye ürünlerinde CE işareti kontrol edilmeli"
Açıklamada, vatandaşların, kırtasiye ürünlerinde imalatçı veya ithalatçının açık ad ve adresinin bulunmasına, marka ve model bilgilerinin belirtilmesine ve Türkçe uyarıların yer almasına dikkat etmesi gerektiği uyarısında bulunuldu.
Tüketicilerin oyuncak niteliğindeki kırtasiye ürünlerinde yaş uyarıları ve CE işaretini kontrol etmesinin önem taşıdığına dikkat çekilen açıklamada, şunlar kaydedildi:
“Çocuk kıyafetlerinde Türkçe ve okunabilir içerik etiketlerinin yanı sıra kordon ve bağcık gibi risk oluşturabilecek unsurlara dikkat edilmelidir. Okul alışverişlerinin yoğunlaştığı zincir market, kırtasiye ve diğer perakende işletmelerde fiyat etiketi denetimleri de yaygın ve yoğun şekilde gerçekleştirilmektedir. Bakanlığımız, çocuklarımızın sağlık ve güvenliğinin korunması ve tüketicilerimizin mağduriyet yaşamaması amacıyla denetimlerini kararlılıkla sürdürecektir.”
Yumaklı, NSosyal hesabından konuya ilişkin paylaşımda bulundu.
Tarıma elverişsiz alanları yüksek teknoloji gücüyle bereketli üretim merkezlerine dönüştürdüklerini ifade eden Yumaklı, şunları kaydetti:
"Adana Karataş Sera Organize Tarım Bölgemizde 1,2 milyar liralık yatırımla modern topraksız tarım dönemini başlattık. Yıllık 100 bin ton üretim kapasitesi, 5 bin vatandaşımıza istihdam imkanı ve yıl sonuna kadar 650 dekar alanda üretim hedefimizle ülkemizin gücüne güç katıyoruz. Hayırlı, bereketli olsun."
Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, Rusya'dan 31 vatandaşının tahliye edildiği belirtilerek, "Resmi verilere göre 459 Peru vatandaşının savaşa katıldığı, ne yazık ki bunlardan 11'inin yaşamını yitirdiği, 114'ünün kaybolduğu ve 3'ünün Ukrayna ordusu tarafından esir alındığı tespit edildi." ifadelerine yer verildi.
Açıklamada, Peru'nun Rusya Büyükelçiliği Konsolosluk Şubesi'nin mağdur durumdaki iki gencin yurda iade sürecini yönettiği, Temmuz ayı sonunda 2 Peru vatandaşının daha konsolosluk işlemleri tamamlanarak ülkeye dönüşlerinin sağlandığı belirtildi.
Rusya-Ukrayna savaşı için verilen sahte iş ilanlarına dikkati çekilen açıklamada, insan ticareti çetelerinin ağına düşme riski nedeniyle bu tür tekliflere itibar edilmemesi ve yabancı bir devletin ordusunda görev alabilmek için devletten resmi izin alınmasının zorunlu olduğu hatırlatıldı.
Açıklamada, bu süreçte rol oynayan insan kaçakçılarının Başsavcılığa ve Emniyet Teşkilatına ihbar edilmesi gerektiği vurgulanırken, mağdur ve yakınlarının Ukrayna bölgesine de bakan Moskova ve Varşova konsolosluklarıyla iletişime geçebileceği ifade edildi.
En az 150 Peru vatandaşının öldüğü iddiası
Ulusal basında çıkan habere göre, Rus ordusuna katılan Peru vatandaşlarının aileleri, Lima'daki Rusya Büyükelçiliği önünde yakınlarının, özellikle yaralıların, ülkeye getirilmesini ve akıbetleri hakkında bilgi verilmesini talep etti.
Ailelerin sözcüsü, en az 150 Perulunun hayatını kaybettiği yönünde bilgi aldıklarını ancak bu sayının henüz resmi olarak doğrulanmadığını belirtti.
Peru hükümeti ise kayıp vatandaşların bulunması için Uluslararası Kızılhaç Komitesi'nden yardım talep etti.
Trump, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Scharf'ın, 1 Eylül'den itibaren görevini David Warrington'dan devralacağını bildirdi.
40 yaşındaki Scharf'ın daha önce federal savcı olarak görev yaptığını ve aralarında ABD Yüksek Mahkemesindeki davaların da bulunduğu çok sayıda hukuki süreçte kendisini temsil ettiğini belirten Trump, Scharf'ın "ülkesini sevdiğini ve hukuka saygı duyduğunu" ifade etti.
Beyaz Saray Hukuk Danışmanlığı makamı, Başkanlığa ilişkin hukuk ve politika konularında danışmanlık sağlarken, Adalet Bakanlığı ile Beyaz Saray arasındaki bağlantı olarak görev yapıyor.
Makam ayrıca başkanlık affı, yargıç atamaları, yasaların incelenmesi ve Kongre soruşturmaları ile Başkan'a karşı açılan davaların yönetilmesi gibi konularla ilgileniyor.
Warrington, Beyaz Saray'a personel sekreteri olarak katılmadan önce, 2024'teki seçimlerde Trump'ın kampanyasında baş hukuk müşaviri olarak görev yaptı.
Trump, Temmuz 2025'te Scharf'ı, Washington bölgesindeki federal binaların inşası ve büyük çaplı tadilatlarından sorumlu Ulusal Başkent Planlama Komisyonunun (NCPC) başkanlığına getirmişti.
Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Öğretim Üyesi ve SETA Vakfı Dış Politika Direktörü Prof. Dr. Murat Yeşiltaş, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı, anlaşmanın bölgesel etkilerini ve diğer bölge ülkelerinin olası tutumlarını kaleme aldı.
...
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, bölgesel güvenlik mimarisinde önemli sonuçlar doğurabilecek yeni bir stratejik çerçeve ortaya koyuyor. Taraflardan herhangi birine yönelik silahlı saldırının üç ülkeye birden yapılmış sayılacağını hükme bağlayan anlaşma, mevcut ikili savunma ilişkilerinin ötesine geçerek kolektif caydırıcılık anlayışına dayanıyor.
Ancak anlaşmayı yalnızca üç ülke arasındaki askeri işbirliğinin geliştirilmesi şeklinde değerlendirmek eksik kalacaktır. Mekke Ortak Savunma Anlaşması, uluslararası sistemdeki belirsizliğin derinleştiği, büyük güçlerin, özellikle de ABD’nin güvenlik taahhütlerinin daha seçici hale geldiği ve bölgesel çatışmaların birbirine eklemlendiği bir dönemin ürünüdür. Anlaşma, aynı zamanda orta büyüklükteki güçlerin değişen uluslararası düzene nasıl uyum sağlamaya çalıştıklarını, sahip oldukları farklı güç unsurlarını nasıl bir araya getirdiklerini ve stratejik hareket alanlarını nasıl genişlettiklerini ortaya koyuyor.
Anlaşmanın gerçek anlamını kavrayabilmek için meseleye düzen, güç, devlet kapasitesi ve stratejik özerklik üzerinden bakmak gerekir. Anlaşmayı ortaya çıkaran jeopolitik itici sebepler kadar, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın farklı kapasitelerini nasıl ortak bir caydırıcılık çerçevesine dönüştüreceği de önem taşıyor. Dolayısıyla asıl soru anlaşma metninin ne söylediğinden çok, siyasi iradenin ne ölçüde kurumsal ve operasyonel bir kapasiteye dönüşeceğidir. Daha da önemlisi temel mesele, anlaşmanın ortaya koyduğu motivasyonun gerçek bir çatışma ve kriz ortamında test edilmesi halinde anlaşmanın nasıl operasyonel kılınacağıdır.
Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı ortaya çıkaran jeopolitik sebepler
Mekke Anlaşması’nın arkasındaki ilk önemli sebep, uluslararası güvenlik düzeninde giderek derinleşen belirsizliktir. ABD’nin Orta Doğu’daki askeri varlığı ve bölgesel ortaklıkları devam ediyor ancak Washington’ın hangi kriz karşısında ne ölçüde ve ne kadar süreyle sorumluluk üstleneceği gün geçtikçe daha fazla sorgulanıyor. Büyük güç rekabetinin Asya-Pasifik’e doğru genişlemesi de Amerikan güvenlik politikasını daha seçici hale getiriyor. Bu nedenle Orta Doğu'daki bölgesel aktörler, kendi güvenlikleri için daha fazla sorumluluk üstlenmek zorunda kalıyor. Avrupa'nın Rusya-Ukrayna Savaşı'nın neden olduğu güvenlik krizi sebebiyle yeni bir güvenlik ve savunma mimarisi kurma arayışına girmesi ile Orta Doğu’daki Mekke Anlaşması'nda bölgesel inisiyatiflerin ortaya çıkması benzer bir temele sahip.
Bu durum, bölge ülkelerinin ABD veya diğer büyük güçlerle kurdukları ilişkilerden tamamen uzaklaştıkları anlamına gelmiyor. Asıl eğilim, mevcut ittifakları korurken alternatif güvenlik kanalları oluşturmak, ortaklıkları çeşitlendirmek ve tek bir güvenlik sağlayıcısına aşırı bağımlılığı azaltmaktır. Mekke Ortak Savunma Anlaşması, bu açıdan bir kopuştan ziyade stratejik çeşitlendirme arayışının sonucu olarak görülmelidir.
İkinci önemli neden, Orta Doğu’daki çatışmaların giderek bölgeselleşmesidir. Gazze’de başlayan savaş, zamanla Lübnan, Suriye, Irak, Yemen, İran ve Körfez güvenliğini içine alan daha geniş bir çatışma alanı ortaya çıkardı. Füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarının yaygınlaşması, enerji tesislerinin hedef haline gelmesi ve deniz ticaret yollarına yönelik tehditler, güvenliğin artık yalnızca ulusal sınırlar içinde ele alınamayacağını gösterdi.
Bu yeni ortamda coğrafi uzaklık, tek başına güvenlik sağlamıyor. İran’dan veya Yemen’den fırlatılan bir füze, Körfez’deki enerji tesislerini hedef alabilirken Hürmüz Boğazı’nda yaşanan bir kriz, Pakistan dahil çok daha geniş bir coğrafyanın enerji ve ticaret güvenliğini etkileyebiliyor. Doğu Akdeniz’de veya Suriye’de ortaya çıkan bir gerilim ise kısa sürede Türkiye’nin doğrudan güvenlik meselesine dönüşebiliyor. Hava ve füze savunması, deniz güvenliği, kritik altyapıların korunması, istihbarat paylaşımı ve siber kapasite, bu nedenle aynı güvenlik denkleminde buluşuyor.
Üçüncü neden, bölgede askeri güç kullanımının giderek daha az sınırlamaya tabi hale gelmesidir. İsrail ile İran arasındaki çatışma, yalnızca iki ülkeyi ilgilendiren bir rekabet olmaktan çıkarak bölge devletlerinin güvenliğini doğrudan etkileyen bir nitelik kazandı. İsrail’in askeri operasyonlarını genişleyen bir coğrafyaya taşıması, İran’ın füze ve İHA kapasitesini farklı sahalarda kullanması ve devlet dışı silahlı aktörlerin çatışmalara dahil olması, herhangi bir krizin kısa sürede sınır aşan bir savaşa dönüşme ihtimalini artırıyor.
Bu nedenle Mekke Anlaşması’nı yalnızca İran’a, İsrail’e veya başka bir ülkeye karşı kurulmuş bir blok şeklinde tanımlamak doğru olmaz. Anlaşmanın arkasında çok daha geniş bir güvenlik kaygısı bulunuyor: Bölgedeki askeri tırmanmayı sınırlayabilecek mekanizmaların zayıflaması ve mevcut güvenlik garantilerinin yeni tehditler karşısında yetersiz kalması.
Anlaşmanın arkasında yatan dördüncü sebep ise savaşın teknolojik dönüşümüdür. Füze, seyir füzesi ve İHA teknolojilerinin yaygınlaşması, kritik altyapıları, enerji tesislerini ve şehirleri daha savunmasız hale getiriyor. Güçlü bir orduya sahip olmak, artık tek başına yeterli değil. Tehditleri önceden tespit edebilecek bir istihbarat ağına, katmanlı hava savunmasına, elektronik harp kapasitesine, kesintisiz lojistik desteğe ve sürdürülebilir bir savunma sanayisine ihtiyaç duyuluyor.
Bu ortam, orta büyüklükteki güçlerin önemini artırıyor. Orta ölçekli güçler, tek başlarına büyük güçlerin yerini alamaz, uluslararası sistemi yeniden kuramaz veya küresel güç dengesini bütünüyle değiştiremez ancak askeri, ekonomik, diplomatik ve teknolojik imkanlarını bir araya getirerek bölgesel düzenin şekillenmesinde daha etkili olabilirler. Orta büyüklükteki güçlerin kapasitesi, büyük güçlerle eşit olmalarından değil belirli alanlarda sonuç üretebilecek araçlara sahip olmalarından kaynaklanır.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan açısından ortak hareket etmenin temel amacı, bir büyük güce karşı yeni bir denge kurmak değildir. Asıl hedef, stratejik seçenekleri çoğaltmak, kırılganlıkları azaltmak ve dış politika alanını genişletmektir. Her üç ülke de farklı ittifak ilişkilerine sahip olmakla birlikte, bölgesel güvenliğin yalnızca dışarıdan sağlanamayacağını görüyor.
Üç ülkenin uzun süredir geliştirdiği ikili ilişkiler de anlaşmanın ortaya çıkmasını kolaylaştırdı. Suudi Arabistan-Pakistan savunma ilişkileri, Türkiye-Pakistan askeri işbirliği ve son yıllarda hız kazanan Türkiye-Suudi Arabistan yakınlaşması, üçlü çerçevenin siyasi ve askeri altyapısını hazırladı. Mekke Anlaşması, böylece daha önce ayrı kanallarda ilerleyen ilişkileri ortak bir stratejik zeminde buluşturdu.
Orta büyüklükteki güçler ve kolektif caydırıcılık
Mekke Anlaşması’nın en önemli özelliklerinden biri, farklı güç profillerine sahip üç orta büyüklükteki gücü aynı savunma çerçevesinde bir araya getirmesidir. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın dış politika öncelikleri her konuda örtüşmüyor ancak orta büyüklükte güç işbirliğinin ortaya çıkması için bütün konularda tam bir stratejik uyum gerekmez. Belirleyici olan, ortak tehdit alanlarının tanımlanması ve farklı kapasitelerin birbirini tamamlayacak şekilde kullanılabilmesidir.
Türkiye, gelişmiş savunma sanayisi, NATO içindeki konumu, geniş askeri kapasitesi ve farklı çatışma sahalarında kazandığı operasyonel tecrübeyle öne çıkıyor. Pakistan, büyük ordusu, köklü askeri kurumları, füze teknolojisi ve nükleer kapasitesiyle anlaşmaya stratejik derinlik kazandırıyor. Suudi Arabistan ise ekonomik kaynakları, enerji piyasalarındaki ağırlığı, stratejik coğrafyası ile Arap ve İslam dünyasındaki siyasi etkisiyle bu yapıyı tamamlıyor.
Üç ülkenin güç profilleri aynı değil ancak orta büyüklükteki güç işbirliğinin değeri de bu farklılıklardan kaynaklanıyor. Türkiye’nin savunma teknolojileri, Pakistan’ın askeri kapasitesi ve Suudi Arabistan’ın ekonomik kaynakları ortak projelerle birleştirilebilirse kapsamlı bir güvenlik ağı ortaya çıkabilir. Hava ve füze savunması, İHA teknolojileri, elektronik harp, ortak mühimmat üretimi, deniz güvenliği ve kritik altyapının korunması, bu işbirliğinin öncelikli alanları olabilir.
Anlaşmanın asıl önemi, bu farklı güç unsurlarını ortak bir caydırıcılık çerçevesinde buluşturmasında yatıyor. Taraflardan "birine yönelik silahlı saldırının tümüne yapılmış sayılacak" olması, olası saldırgan açısından maliyet hesabını değiştirebilecek güçlü bir siyasi mesajdır. Bununla birlikte caydırıcılık, yalnızca askeri kapasiteye değil siyasi iradenin inandırıcılığına ve ortak hareket kabiliyetine de bağlıdır.
Bu nedenle siyasi irade tek başına yeterli olmayacaktır. Ortak tehdit değerlendirmesi, düzenli savunma bakanları toplantıları, istihbarat paylaşımı, müşterek tatbikatlar ve komuta-kontrol uyumu olmadan siyasi bir deklarasyonun gerçek bir güvenlik mekanizmasına dönüşmesi mümkün değildir. Savunma sanayisinde ortak üretim, teknoloji paylaşımı, mühimmat stoklarının güçlendirilmesi ve bakım-onarım altyapısının geliştirilmesi de işbirliğinin sürdürülebilirliğini sağlayabilir.
Mekke Ortak Savunma Anlaşması, Türkiye açısından stratejik özerklik arayışının doğal bir uzantısıdır. Stratejik özerklik, mevcut ittifaklardan uzaklaşmak veya bütün dış bağlantılardan bağımsız hareket etmek anlamına gelmez. Esas mesele, ittifak ilişkilerini sürdürürken dış politika ve güvenlik alanındaki seçenekleri çoğaltabilmek, tek taraflı bağımlılığı azaltmak ve krizler karşısında hareket alanını koruyabilmektir.
Bu bağlamda, Ankara’nın NATO üyeliği ile Suudi Arabistan ve Pakistan’la geliştirdiği savunma işbirliği arasında zorunlu bir çelişki bulunmuyor. Türkiye, bir taraftan mevcut ittifak ilişkilerini sürdürürken diğer taraftan Körfez, Orta Doğu ve Güney Asya’daki stratejik derinliğini artırıyor. Bu yaklaşım, bağımlılık ilişkilerini ortadan kaldırmaktan çok, tek taraflı bağımlılığı daha dengeli ve yapılandırılmış bir karşılıklı bağımlılık ilişkisine dönüştürmeyi amaçlıyor.
Olası karşı hamleler
Bununla birlikte anlaşmanın ortaya çıkardığı yeni durum, diğer bölgesel aktörlerin hesaplarını ve muhtemel karşı hamlelerini de tetikleyebilir. İsrail cephesinde anlaşmayı daha iddialı bir "Sünni eksenin" ortaya çıkışı olarak değerlendiren yaklaşımlar güç kazanabilir. Türkiye’nin askeri kapasitesi, Pakistan’ın nükleer gücü ve Suudi Arabistan’ın ekonomik imkanlarının aynı çerçevede buluşması, Tel Aviv açısından yakından izlenmesi gereken bir gelişmedir.
Ancak İsrail’i anlaşmanın temel nedeni olarak göstermek doğru değildir. Suudi Arabistan’ın asıl kaygısı, giderek karmaşıklaşan güvenlik ortamında kendi imkanlarıyla ne ölçüde dayanabileceğidir. İran’ın askeri kapasitesi, Husilerin saldırıları, enerji altyapısının kırılganlığı ve Amerikan güvenlik taahhütleriyle ilgili belirsizlikler, Riyad’ı ilave stratejik derinlik arayışına yöneltiyor. Türkiye ve Pakistan, bu noktada İsrail’e karşı kurulacak bir cephenin üyelerinden çok, Suudi Arabistan’ın güvenlik seçeneklerini çeşitlendiren iki önemli ortak olarak görülmelidir.
Bu nedenle anlaşma, Suudi Arabistan ile İsrail arasında gelecekteki normalleşme ihtimalini bütünüyle ortadan kaldırmaz. Riyad’ın savunma ortaklıkları ile İsrail’le ilişkilerin geleceği bağlantılı olsa da farklı kanallarda ilerleyebilir. İsrail’in Filistin meselesinde ciddi ve inandırıcı bir siyasi açılım yapması halinde Suudi Arabistan’ın normalleşme seçeneğini yeniden değerlendirmesi mümkündür. Bu bağlamda anlaşma, bu hesabı ortadan kaldırmıyor fakat Riyad’ın hem İsrail hem de ABD karşısındaki müzakere kapasitesini güçlendiriyor.
İsrail’in muhtemel karşı hamlesi, anlaşmayla doğrudan çatışmaya girmekten ziyade yeni yapının sınırlarını daraltmak olabilir. Tel Aviv, Washington nezdinde Türkiye’nin Körfez güvenliğindeki rolünü sınırlamaya, Suudi Arabistan’la doğrudan güvenlik ilişkilerini güçlendirmeye ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) başta olmak üzere mevcut ortaklarıyla askeri ve teknolojik işbirliğini derinleştirmeye çalışabilir. Pakistan’ın nükleer kapasitesinin anlaşmanın kapsamına girip girmediğine ilişkin tartışmalar da uluslararası baskı oluşturmak için kullanılabilir. Tel Aviv açısından bir başka hat ise Hindistan ile ilişkilerini derinleştirmesidir. Yeni Delhi’nin Pakistan’a ve Türkiye’ye yönelik yaklaşımı da söz konusu anlaşmadan sonra yeni bir noktaya taşınabilir. Bu noktada Hindistan’dan Türkiye’ye yönelik Doğu Akdeniz ölçekli bir hamle gelmesi de olasıdır.
İran, anlaşmaya nasıl bakabilir?
İran ise anlaşmayı İsrail’den daha ciddi bir stratejik gelişme olarak değerlendirebilir. Verilen ilk tepkiler de bunu doğrular nitelikte. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, İran’la doğrudan bir çatışmaya girmek istemiyor. Her üç ülkenin de Tahran’la sürdürmesi gereken ekonomik, siyasi ve güvenlik ilişkileri bulunuyor ancak İran açısından belirleyici olan, üç ülkenin bugünkü niyetlerinden çok gelecekte birlikte üretebilecekleri ortak kapasitedir. Üç büyük bölgesel aktör arasında düzenli askeri koordinasyon kurulması, Tahran’ın uzun süredir yararlandığı parçalı bölgesel güvenlik yapısını değiştirebilir.
İran’ın ilk tepkisi, muhtemelen anlaşmayı açıkça karşısına almak yerine üç ülke arasındaki farklılıklardan yararlanmak olacaktır. Tahran, Türkiye ile sınır güvenliği, ticaret, enerji ve Suriye; Pakistan ile Belucistan ve sınır güvenliği; Suudi Arabistan ile Körfez istikrarı ve diplomatik normalleşme üzerinden ayrı ilişkiler geliştirebilir. Böylece üçlü yapının ortak bir İran politikası oluşturmasını engellemeye çalışabilir.
İran’ın kullanabileceği ikinci araç ise asimetrik baskı kapasitesidir. Husiler üzerinden Suudi Arabistan’a yönelik baskının artırılması, Irak ve Suriye’deki silahlı gruplar aracılığıyla Türkiye’nin çıkarlarının hedef alınması veya Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı’nda gerilimin yükseltilmesi, anlaşmanın dayanıklılığını test edebilir. Tahran’ın amacı, doğrudan geniş çaplı bir savaş başlatmaktan çok, tarafların bir saldırı karşısında ne ölçüde birlikte hareket edeceğini görmek olabilir.
Anlaşmanın gerçek sınaması da bu noktada ortaya çıkacaktır. Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları, Türkiye veya Pakistan’ın doğrudan askeri desteğini beraberinde getirecek mi? Suudi Arabistan tarafından kullanılan Türk yapımı bir platformun vurulması, Türkiye’ye yönelik bir saldırı olarak değerlendirilecek mi? Daha önemlisi, İran’ın olası bir Amerikan saldırısına karşılık Suudi petrol tesislerini hedef alması halinde Ankara ve İslamabad, nasıl bir tutum izleyecek? İran’a yönelik Amerikan ve İsrail askeri baskısının devam etmesi, bu anlamda kırılgan bir yapısal çerçeve oluşturuyor.
ABD'nin tepkisi ne olur?
ABD’nin yaklaşımı ise bütünüyle olumsuz olmayabilir. Riyad’ın güvenliği için yalnızca Washington’a dayanmak istememesi, Amerikan etkisinin göreli olarak azalmasına işaret ediyor. Bununla birlikte bölgesel ortakların kendi güvenlikleri için daha fazla sorumluluk üstlenmesi, uzun süredir dile getirilen bir Amerikan beklentisidir. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın bölgesel istikrara katkı sağlayan bir savunma kapasitesi oluşturması, ABD’nin askeri yükünü azaltabilir.
Washington açısından temel mesele, yeni yapının Amerikan çıkarlarıyla ne ölçüde uyumlu olacağıdır. Anlaşma, İran’ı caydırır, deniz yollarının güvenliğini güçlendirir, enerji altyapısını korursa ve sürdürülebilir bir bölgesel düzen oluşturursa ABD tarafından desteklenebilir. Buna karşılık yapı, Washington’dan bağımsız bir siyasi bloka dönüşür, Çin ile savunma işbirliğini genişletir veya İsrail üzerinde yeni bir baskı oluşturursa Amerikan yaklaşımı değişebilir. Bu durumda ABD, silah sistemlerinin kullanım şartları, teknoloji transferi ve istihbarat paylaşımı üzerinden üç ülkenin hareket alanını sınırlamaya çalışabilir.
Körfez güvenliğinde yeni rekabet mi?
BAE de anlaşmayı yakından takip edecektir. Abu Dabi, Türkiye’nin Körfez güvenliğinde daha görünür bir rol üstlenmesini kendi bölgesel etkisi bakımından ihtiyatla değerlendirebilir. Türkiye-BAE ilişkilerinde son yıllarda önemli bir normalleşme yaşanmış olsa da Körfez güvenliğinde artan Türk askeri etkisi, yeni bir rekabet alanı oluşturabilir.
Mekke Anlaşması, bu açıdan iki farklı sonuç üretebilir. Savunma amaçlı, şeffaf ve bölgesel istikrarı destekleyen bir yapıya dönüşürse daha geniş bir güvenlik diyaloğunun önünü açabilir. Tam da bu noktada söz konusu anlaşmanın bölgenin diğer ülkeleri tarafından cazip bir güç ve çekim merkezine dönüşme ihtimali de bulunmaktadır. Buna karşılık anlaşma, bölge içinde İran, İsrail veya BAE tarafından dışlayıcı bir blok olarak algılanırsa ve bölge dışından Hindistan gibi ülkeler nezdinde tehdit olarak okunursa yeni dengeleme girişimlerini, silahlanmayı ve karşı ittifak arayışlarını hızlandırabilir. Bu nedenle anlaşmanın askeri boyutu kadar diplomatik yönetimi de önem taşıyor.
Bölgesel güvenlik mimarisi inşa ediliyor
Sonuç olarak Mekke Ortak Savunma Anlaşması, henüz tamamlanmış bir askeri ittifaktan ziyade inşa edilmeye açık bir stratejik çerçeve olarak görülmelidir. Anlaşmanın etkisini imza töreninin siyasi sembolizmden öte, önümüzdeki dönemde oluşturulacak kurumsal ve operasyonel kapasite belirleyecektir. Ortak savunma ilkesinin hangi tehditleri kapsadığı, karar mekanizmalarının nasıl işleyeceği ve tarafların hangi somut yükümlülükleri üstleneceği, temel sorular olmaya devam ediyor. Öte yandan bir süredir tecrübe edilen kriz yönetme kapasitesi, söz konusu üçlü mekanizma ile yeni ve sağlam bir çerçeveye kavuşturulursa sürdürülebilir ve kapsayıcı bir bölgesel çerçeveye dönüşebilir. Bu nedenle anlaşmanın en büyük sınaması, düşük maliyetli siyasi dayanışma döneminde değil taraflardan birinin saldırıya uğradığı ve diğerlerinin ciddi askeri maliyet üstlenmek zorunda kaldığı anda yaşanacaktır.
Her şeye rağmen Mekke Anlaşması, bölgesel güvenlik düzenindeki daha kapsamlı bir değişime işaret ediyor. Büyük güçlerin taahhütlerinin daha seçici hale geldiği, savaşların bölgeselleştiği ve askeri teknolojilerin tehdit alanını genişlettiği bir ortamda bölgesel güçler daha fazla sorumluluk üstleniyor ve kolektif bir caydırıcılık mimarisi inşa etmek için tarihi bir adım atıyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın attığı adım da bu yeni eğilimin bir parçasıdır.
Hazine ve Maliye Bakanlığının kamuda şeffaflık ve hesap verebilirliği artırmak amacıyla devreye aldığı Yapay Zeka Destekli Muhasebe ve İleri Analitik Projesi'yle bugüne kadar 2 milyar liranın üzerinde verimsizlik riski taşıyan kamu harcaması tespit edildi.
Bakanlık, mali disiplini güçlendirmek, kamu kaynaklarını etkin ve verimli kullanmak, veriye dayalı karar alma kapasitesini artırmak amacıyla kamu harcamalarını analiz eden, riskleri önceden tespit eden ve karar alma süreçlerini destekleyen yeni nesil mali yönetim altyapısını devreye aldı.
Bütünleşik Kamu Mali Yönetim Bilişim Sistemi (BKMYBS), yapay zeka destekli karar alma süreçleriyle bu alandaki dijital platforma dönüştü.
BKMYBS, Türkiye'nin ihtiyaçları doğrultusunda tamamen yerli ve milli imkanlarla geliştirildi. Bu alanda yaklaşık 16 yıl önce başlayan dijital dönüşüm yolculuğu yeni bir aşamaya taşındı.
Sistemin bütçe, muhasebe, ödeme, raporlama ve mali karar destek süreçleri tek bir dijital ekosistem altında birleştirildi.
Muhasebat Genel Müdürlüğü tarafından geliştirilen yapay zeka destekli muhasebe ve ileri analitik uygulamaları sayesinde sistem, risk odaklı analiz yapabilen, verimsiz ve hatalı harcamaları tespit edebilen ve karar vericilere öngörü sunan akıllı bir kamu mali yönetimi platformuna dönüştü.
Sistem, 497 kamu idaresi, 95 bin harcama, 4 bin muhasebe birimi ve yaklaşık 400 bin kullanıcıya hizmet verirken, her yıl yaklaşık 150 milyon muhasebe kaydı, 3 milyon maaş ve ücret hesaplaması, 18 milyon ödeme emri belgesi, 5,5 milyon elektronik imzalı belge ve 10 milyon e-fatura güvenli şekilde işleniyor.
Projenin devreye alındığı günden bugüne kadar büyüklüğü 2 milyar liranın üzerinde verimsizlik riski taşıyan kamu harcaması tespit edildi. Böylece kamu kaynaklarının daha etkin, ekonomik ve verimli kullanılmasına yönelik önleyici kontrol yaklaşımı önemli ölçüde güçlendirildi.
Kamuda hesap verebilirliği artırdı
Proje sayesinde 2025-2026 döneminde BKMYBS üzerinden yürütülen mali işlemler kapsamında yaklaşık 200 milyon sayfa kağıt kullanımından tasarruf edildi, yaklaşık 5 bin ton karbon salımının önlenmesine katkı sağladı.
Proje, kamuda şeffaflık ve hesap verebilirliğin artırılması açısından da önem taşıyor.
Muhasebat Genel Müdürlüğü tarafından geliştirilen "Yapay Zeka Destekli Muhasebe ve İleri Analitik Projesi", Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca düzenlenen 11. Verimlilik Proje Ödülleri kapsamında yapay zeka kategorisinde birincilik ödülüne de layık görüldü.
"Yeni nesil mali yönetim altyapısını hayata geçirdik"
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, konuya ilişkin AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, mali disiplini güçlendirmek, kamu kaynaklarını etkin ve verimli kullanmak, veriye dayalı karar alma kapasitesini artırmak amacıyla kamu harcamalarını analiz eden, riskleri önceden tespit eden ve karar alma süreçlerini destekleyen yeni nesil bir mali yönetim altyapısını hayata geçirdiklerini belirtti.
Sistemin, bütünleşik mimarisi, yüksek işlem kapasitesi ve yapay zeka destekli analitik altyapısıyla uluslararası kuruluşlar ve birçok ülke tarafından yakından takip edildiğini ifade eden Şimşek, şunları kaydetti:
"Bütünleşik Kamu Mali Yönetim Bilişim Sistemi çatısı altında yapay zekayı ve ileri analitik teknolojileri daha da yaygınlaştıracağız. Hedefimiz, şeffaflığı, hesap verebilirliği, verimliliği ve sürdürülebilirliği esas alan güçlü kamu mali yönetim sistemini daha ileri taşımaktır."
Gürlek, NSosyal hesabından yaptığı paylaşımda, çocuk adalet sistemini daha güçlü, daha caydırıcı ve çocuğun üstün yararını esas alan bir yapıya kavuşturan "Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"un mecliste kabul edilerek yasalaştığını belirtti.
"Yeni düzenlemeyle, ağır suçlarda daha caydırıcı yaptırımların önü açıldı, çocukların suç örgütleri tarafından kullanılmasına karşı mücadele güçlendirildi ve 15 yaşından küçük çocuklar için sosyal inceleme zorunlu hale getirildi." ifadelerine yer veren Gürlek, göreve geldikleri ilk günlerden itibaren çocukları suçla özdeşleştiren kavram ve uygulamaları değiştireceklerini ifade ettiklerini anımsattı.
Gürlek, bu kapsamda "suça sürüklenen çocuk" yerine "adli süreçteki çocuk" kavramının hukuk sistemine kazandırıldığını vurgulayarak, şunları kaydetti:
"Çocuklarımızı suç örgütlerinin, sokak çetelerinin, uyuşturucunun, şiddetin ve dijital dünyanın tehlikelerinden korurken, vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini tehdit eden ağır suçlar karşısında da adaletin gereğini kararlılıkla yerine getireceğiz. Cumhurbaşkanı'mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, çocuklarımızın güven içinde büyüdüğü, ailelerimizin huzurunun güçlendiği, daha güvenli ve daha adil bir Türkiye için adalet sistemimizi geliştirmeye devam edeceğiz. Kanunun hazırlanması ve yasalaşmasında emeği geçen Gazi Meclisimize, Cumhur İttifakımızın çok kıymetli milletvekillerine, Adalet Komisyonumuza ve katkı sunan tüm kurumlarımıza teşekkür ediyor, düzenlemenin milletimize ve geleceğimizin teminatı çocuklarımıza hayırlı olmasını diliyorum."
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerinden derlenen bilgiye göre hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörü, ocak-haziran döneminde 212 ülke ve serbest bölgeye 5 milyon 290 bin 36 ton ürün sattı.
Türk hububatçılar, bu ihracat karşılığında 5 milyar 847 milyon 514 bin dolar gelir elde ederken en fazla ihraç edilen ürün 663 milyon 938 bin dolarla ayçiçeği tohumu oldu. Bunu 500 milyon 781 bin dolarla çikolata ve kakao ürünleri takip etti.
İTO Baklava, Pasta ve Şekerli Mamuller Meslek Komitesi Başkanı Mehmet Yıldırım, AA muhabirine, bu ihracatın üreticilerin başarısı olduğunu, ciddi manada kaliteyi yakaladıklarını, kaliteden dolayı da bu rakamların geldiğini söyledi.
Sektörün özellikle şekerli ürünler ve kakaolu mamullerde güzel bir çalışma içinde olduğunu anlatan Yıldırım, "Üreticiler, kakaoyu ilk önce güzel bir şekilde alıyorlar, işliyorlar, çikolata ve şekerleme haline getiriyorlar. Bundan dolayı güzel bir çalışmayla satışlarını gerçekleştiriyorlar. Örgütlü bir çalışma var. Özellikle İHBİR, çok iyi çalışıyor. Bütün üreticileri topluyor ve dünyanın her yerinde fuarlara götürüyor. Dolayısıyla da burada başarı oradan geliyor." ifadelerini kullandı.
Yıldırım, Türkiye'nin kakaolu ürünlerin imalatındaki kalitesine işaret ederek, şunları kaydetti:
"Türkler, dünyada belirli yer edinmeye başladı. Türkiye'de bildiğim birçok çikolata firması var ve bunların ciddi manada ihracatları var. Bir ürünü kaliteli yaptığınız zaman özellikle yiyecek konusunda marka olmamak için hiçbir sebep yok. Biraz da bunun standartlarının sağlanması lazım. Doğru bir şekilde bunun pazarlamasını da yaptığınızda sadece Türkiye'de değil dünyada da marka olursunuz."
"Dubai çikolatasının üretiminde Türkiye'nin başarılı olmasının nedeni ham madde avantajıdır"
Mehmet Yıldırım, İstanbul'un kakaolu mamullerin üretimindeki rolü ve sektöre sağladığı avantajlara dikkati çekerek, "Bu ihracatı yapan firmaların yüzde 95'i İstanbul'da bulunmaktadır. Ayrıca Gaziantep'te, Adana'da da üretim yapan yerler bulunmaktadır." şeklinde konuştu.
Dubai çikolatası gibi çikolataların da Türkiye'de üretilip satılan ürünlerden olduğunu belirten Yıldırım, "Dubai çikolatasının üretiminde Türkiye'nin başarılı olmasının nedenlerinden biri ham madde avantajının olmasıdır. İkincisi de pazarlama ve kalitedir çünkü Antep fıstığı kaliteli, kadayıf kaliteli. Bu, ham maddelerin Türkiye'de bolca üretiliyor olmasından kaynaklıdır. Bunlar da kalite ve satışa yansıyor." diye konuştu.
Yıldırım, kakaonun Türkiye'de işlenip şekil verildikten sonra ihracatının yapıldığını ifade ederek, Türk üreticilerin kalite, uluslararası fuarlara katılım ve pazarlamayla öne çıktıklarını söyledi.
Üretimin artması durumunda kapasite artırımının da olacağını belirten Yıldırım, "Bu durumda istihdamda artış olur, katma değer konusunda da artış olur yani bir üretim artarsa, satış artarsa ülkemize de çok ciddi manada yarar sağlar." dedi.
"Algıyı kolay kolay yıkamazsınız ama satışta bir yer edinebilirsiniz"
İTO Baklava, Pasta ve Şekerli Mamuller Meslek Komitesi Başkanı Yıldırım, Türkiye'nin çikolata ve kakao ürünleri ihracatındaki başarısına ilişkin, "Bizim üreticilerimiz, son yıllarda hem ambalaj hem paketleme hem de üretimde çok büyük ilerleme kaydetti. Bu da tamamen dünyayı gezip görmekle oluyor. İnsanları görüyorsunuz, farklı ülkeler görüyorsunuz, yeni ambalaj çeşitleri, yeni paketlemeler oluyor ve bunlara ayak uydurduğunuzda da başarı da peşinden geliyor." ifadelerini kullandı.
Mehmet Yıldırım, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Geçmiş yıllardaki istatistiklere baktığımızda bir turistin geldiğinde yemek istediği şeylerin başında baklava geliyordu. Peşinden kebap geliyordu. Gastronomi turizmi, dünyada çok önemli bir hale geldi. İnsanlar, bir lezzeti tatmak için binlerce kilometre yolu gelebiliyorlar. Özellikle Batılılar olsun, ABD'liler olsun. Bunu iyi değerlendirmek lazım. Dolayısıyla burada bir ürünü iyi yaptığınızda bu gastronomi turizmindeki insanları çekersiniz.
Türkiye'nin çikolata ve kakaolu ürünlerdeki başarısını sürdürmesi durumunda baklava ve kebabın ardından çikolatasıyla da tanınma durumu var ama bazı algıları yıkmak çok zor. Örneğin İsviçre, çikolatada başarılı olmuşsa bu algıyı kolay kolay yıkamazsınız ama satışta bir yer edinebilirsiniz. Önemli olan bu ivmeyi geliştirerek devam ettirmek önemli. Bu yapılırsa dünyada 'Türk çikolatası' adını yerleştirebiliriz."
Yıldırım, iç pazarda ekim ayından itibaren baklava ve çikolata satışlarının daha da arttığını sözlerine ekledi.
TSE'nin konuya ilişkin ilanı Resmi Gazete'de yayımlandı.
Buna göre Enstitünün merkez ve taşra teşkilatında istihdam edilmek üzere 25'i TSE uzman yardımcısı, 10'u mühendis, 2'si kimyager, 2'si hemşire, 28'i memur, 7'si tekniker, 19'u koruma ve güvenlik görevlisi, 4'ü teknisyen, 25'i odacı, 2'si bahçıvan ve 5'i şoför olmak üzere 129 personel alınacak.
Başvurular 21 Ağustos'ta başlayıp 11 Eylül saat 23.59'da sona erecek.
Adaylar, başvurularını Kariyer Kapısı ve TSE'nin internet sitesinin (http://www.tse.org.tr) "Duyurular" bölümünde alım ilanının yayımlanmasını takiben, e-Devlet üzerinden TSE-Kariyer Kapısı Kamu İşe Alım ve Kariyer Kapısı "https://kariyerkapisi.gov.tr/isealim" adresleri üzerinden yapabilecek.
Adaylar, mezun oldukları öğrenim programları ve KPSS puan türlerine göre, en yüksek puanı alandan başlayarak sıralanacak. Atama yapılacak pozisyon sayısının 4 katı kadar aday sözlü sınava girmeye hak kazanacak.
Sözlü sınava girmeye hak kazananlar 21 Eylül'de TSE'nin internet sitesi ile Kariyer Kapısı Platformu üzerinden ilan edilecek.
Bakanlıktan yapılan açıklamada, 280 milyonu aşan nüfusuyla Güneydoğu Asya'nın en büyük ekonomisi olan Endonezya'nın, aynı zamanda dünyanın en fazla Müslüman nüfusuna sahip ülkesi olduğu belirtildi.
Söz konusu güçlü demografik yapının, helal üretim standartları, tüketim alışkanlıkları ve Türkiye ile olan köklü kültürel bağları sayesinde Türk ürünleri açısından önemli fırsatlar sunduğu ifade edilen açıklamada, bu durumun pazarı stratejik bir e-ihracat destinasyonu haline getirdiği bildirildi.
Açıklamada, rehberde, Endonezya'daki vergi ve gümrük uygulamaları, yolcu muafiyetleri, pazara giriş süreçleriyle Türkiye'nin bu ülkeye yönelik mikro ihracat verileri başta olmak üzere iş dünyasının ihtiyaç duyacağı güncel ve kapsamlı bilgilere yer verildiğinin altı çizildi.
Açıklamada, şunlar kaydedildi:
"Endonezya pazarına açılmayı hedefleyen girişimcilerimiz ile mevcut ihracatçılarımıza rehberlik etmeyi amaçlayan çalışma, firmalarımızın gümrük ve mevzuat süreçlerine uyumunu kolaylaştırarak pazara giriş süreçlerinde önemli bir kaynak niteliği taşımaktadır. Ticaret Bakanlığı olarak, ihracatçılarımızın küresel pazarlardaki rekabet gücünü artıracak bilgi ve rehberlik çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz."
Fırat Nehri Havzası Rehabilitasyon Projesi (FIRAT) ile geçimlerini karma tarım sistemine dayalı sürdüren ve yüksek bölgelerdeki orman köylerinde yaşayan küçük ölçekli üreticilere odaklanılarak, halkın yoksulluğunun azaltılması amaçlanıyor.
Türkiye ile Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD) arasında imzalanan Finansman Anlaşması'ndan derlenen bilgilere göre, Fırat Nehri Havzası Rehabilitasyon Projesi ile 6 ilde yaşayan orman köylüleri kalkındırılacak.
Anlaşma kapsamında projeye, Küresel Çevre Fonunun (GEF) yürütücü kuruluşu sıfatıyla hareket eden Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonundan, hibe niteliğinde 1 milyon 411 bin 187 dolar finansman sağlanacak. Bu doğrultuda, mikro havza planlaması ve doğal kaynak yönetimine 859 bin 587 dolar, sürdürülebilir arazi yönetimi, iklim dirençli altyapı, geçim kaynakları ve pazarlara erişime yönelik yatırımlara 250 bin dolar, kurumsal güçlendirmeye 112 bin 600 dolar, proje yönetim giderlerine 125 bin dolar, izleme ve değerlendirmeye 64 bin dolar kaynak oluşturulacak.
Projede kadınlar, işsiz gençler ve yoksul haneler öncelik olacak
Tarım ve Orman Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğünün (OGM) lider kuruluş olacağı FIRAT projesinde, geçimlerini karma tarım sistemine dayalı sürdüren ve yüksek bölgelerdeki orman köylerinde yaşayan küçük ölçekli üreticilere odaklanılacak. Özellikle kadınlar, işsiz gençler ve yoksul haneler öncelikli gruplar arasında yer alacak.
Fırat Nehri havzasındaki mikro havzalarda yaşayan halkın yoksulluğunun azaltılmasını, gelir düzeyinin ve dirençliliğinin artırılmasını amaçlayan proje, Şanlıurfa, Malatya, Diyarbakır ve Adıyaman ile daha önce Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu tarafından finanse edilen projeler kapsamında yer almayan Bingöl ve Elazığ'daki belirli ilçeleri hedefleyecek.
Öte yandan mikro havza planlaması ve doğal kaynak yönetimi bileşeni çerçevesinde, her bir mikro havzada ortalama 10 köyü kapsayan toplam 40 mikro havza planının hazırlanması ile doğal kaynakların rehabilitasyonu ve sürdürülebilir yönetimine yönelik faaliyetlerin uygulanması desteklenecek.
Sürdürülebilir arazi yönetimi, iklime dirençli altyapı, geçim kaynakları ve pazara erişim yatırımları kapsamında, mikro havza planlarında belirlenen iyileştirme ve yatırım fırsatları değerlendirilecek. Üretim varlıklarının iyileştirilmesi, kırsal alanlarda tarımsal üretim ve ekonomik faaliyetlerin çeşitlendirilmesi, üretim teknolojileri ve uygulamalarının iyileştirilmesi ile ürünlerin toplanması ve pazara erişimin geliştirilmesine yönelik yatırımlar gerçekleştirilecek. Proje kapsamındaki illerde üretilen ürünlerin pazarlanması ve tanıtımına yönelik ilave destek sağlanacak. Kamu sulama altyapısına yatırımlar yapılacak ve bu yatırımlar döner fon-hibe mekanizması aracılığıyla gerçekleştirilecek çiftlik düzeyindeki yatırımlarla tamamlanacak.
Turizm sezonunda yoğun hava trafiğinin yaşandığı kentte havalimanlarının yolcu kapasitesinin artırılması ve yolculara daha konforlu hizmet sunulması amacıyla yatırımlar gerçekleştiriliyor.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığınca yürütülen çalışmalar kapsamında, Avrupa'nın en yoğun havalimanları arasında yer alan Antalya Havalimanı ile Gazipaşa-Alanya Havalimanı'nda altyapı ve terminal yatırımları devam ediyor.
Antalya Havalimanı'nın kapasitesi 82 milyon yolcuya çıkarıldı
Antalya Valisi Hulusi Şahin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, her iki havalimanında yolcu trafiğinin devam ettiğini, yatırımların eş zamanlı olarak sürdürüldüğünü söyledi.
Şahin, Antalya Havalimanı'nda gerçekleştirilen yatırımlarla yıllık yolcu kapasitesinin 35 milyondan 82 milyona, 108 olan uçak park pozisyonunun ise 176'ya çıkarıldığını belirtti.
VIP ve CIP terminallerinin yenilendiğini dile getiren Şahin, Devlet Konuk Evi, Devlet Hava Meydanları İşletmesi Başmüdürlük Hizmet Binası, lojmanlar, cami, A, C ve D kapıları, VIP ve kargo terminali nizamiye girişleri, genel havacılık terminali, hangar alanı, apron ve taksi yollarının da yapıldığını ifade etti.
Şahin, iç hatlar terminali ile Terminal 2'nin büyütülmesine yönelik çalışmaların tamamlandığını ve terminallerin hizmete açıldığını, havalimanındaki ikinci etap yatırımlarının ise devam ettiğini aktardı.
Antalya Havalimanı'na Likya uygarlığının deniz fenerlerini andıran bir kulenin de kazandırılacağını belirten Şahin, inşaatı devam eden kulenin gelecek yıl tamamlanmasının planlandığını söyledi.
Havalimanındaki yol güzergahlarının artan yolcu ve araç yoğunluğuna göre yeniden düzenlendiğini dile getiren Şahin, çalışmaların hızla sürdüğünü belirtti.
Şahin, "Havalimanında beklediğimizden daha büyük bir sirkülasyon oldu. Dolayısıyla iç yolların düzenlenmesi ihtiyacı ortaya çıktı. Onları da hızla yapıyoruz. Yolları açtık, kaldırım kenarlarındaki küçük işlerimiz kaldı, onları da hızla tamamlayacağız. Antalya Havalimanı kapasitesiyle dünyanın sayılı havalimanlarından biri haline geldi." dedi.
Gazipaşa-Alanya Havalimanı'na yeni terminal ve VIP salonu
Şahin, Antalya'nın doğu ilçelerinin turizmine önemli katkı sağlayan Gazipaşa-Alanya Havalimanı'nda da altyapı iyileştirme çalışmalarının başladığını bildirdi.
Havalimanının yılda ortalama 1 milyon yolcuya hizmet verdiğini, mevcut kapasitesinin ise 2 milyon yolcu olduğunu belirten Şahin, 6 uçak park pozisyonunun bulunduğunu söyledi.
Gazipaşa-Alanya Havalimanı'nın özellikle bölge turizmi açısından önemli olduğunu vurgulayan Şahin, mevcut terminalin yetersiz kaldığını ve VIP salonu bulunmadığını ifade ederek, "Gazipaşa Havalimanı da özellikle Alanya-Gazipaşa turizmi için önemli. Orada en büyük eksiğimiz mevcut terminal yetmiyordu, bir de VIP salonu da yoktu. Şimdi onun inşaatı başladı. Çalışmalar devam ediyor. Birkaç ay içerisinde tamamlanacaktır." diye konuştu.
Vali Şahin, buradaki çalışmaların ekim ayında bitirilmesinin planlandığını vurgulayarak, terminallerin genişlemesiyle beraber oradaki yolculara da daha iyi hizmet sunulabileceğini dile getirdi.
Buna göre, İzlanda Cumhuriyeti nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğine, Ukrayna nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi Mustafa Levent Bilgen atandı.
Ukrayna nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğine, Hollanda Krallığı nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi Fatma Ceren Yazgan, Hollanda Krallığı nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliğine, Birleşmiş Milletler Cenevre Ofisi nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Daimi Temsilcisi Burak Akçapar ve Birleşmiş Milletler Cenevre Ofisi nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Daimi Temsilciliğine Ayşe Sözen Usluer görevlendirildi.
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının (AFAD) internet sitesinde yer alan bilgiye göre, saat 03.42'de, merkez üssü Nurdağı olan 4,5 büyüklüğünde sarsıntı kaydedildi.
Depremin yerin 7,44 kilometre derinliğinde meydana geldiği belirlendi.
Gaziantep Valisi Kemal Çeber, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda, meydana gelen deprem sonrasında ekiplerin saha taraması gerçekleştirdiğini belirterek, "Hamdolsun, şu ana kadar önemli herhangi bir olumsuzluğa rastlanmamıştır. Ekiplerimiz saha taramalarına devam ediyor. Tüm hemşehrilerimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Rabbim şehrimizi ve ülkemizi her türlü afetten muhafaza eylesin." ifadelerini kullandı.
AFAD'dan depreme ilişkin açıklama
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının NSosyal hesabından yapılan açıklamada, şunlar kaydedildi:
"Gaziantep ilimizin Nurdağı ilçesinde saat 03.42'de meydana gelen ve Gaziantep, Kilis, Kahramanmaraş, Osmaniye ve Hatay illerimizde hissedilen 4,5 büyüklüğündeki deprem sonrası an itibarıyla olumsuz bir durum bulunmamaktadır. Saha tarama çalışmaları devam etmektedir. Etkilenen vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi sunarız."
Kanunla getirilen düzenlemelere yönelik 10 soru ve yanıtları şöyle:
1- "Suça sürüklenen çocuk" ibaresinin yerine ne kullanılacak?
Çocuk Koruma Kanunu, Sosyal Hizmetler Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu'nun çeşitli hükümlerinde yer alan "suça sürüklenen" ibaresi "adli süreçteki" olarak değiştirilecek.
2- Çocuk hakkında kamu davası açılması durumunda ne yapılacak?
Çocuk hakkında kamu davası açılması halinde durum, gerekli idari tedbirlerin alınması amacıyla Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı il veya ilçe müdürlüklerine bildirilecek.
3- Fiili işlediği sırada 15 yaşını doldurmuş olup da 18 yaşını doldurmamış kişiler hakkında suç ağırlaştırılmış müebbet veya müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde hapis cezaları nasıl olacak?
Fiili işlediği sırada 15 yaşını doldurmuş olup da 18 yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında suç ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde 19 yıldan 27 yıla, müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde 15 yıldan 18 yıla kadar hapis cezasına hükmolunacak.
4- Ateşli silahın dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı şekilde muhafaza edilmesi suretiyle çocuk tarafından ele geçirilmesine neden olan kişi nasıl cezalandırılacak?
Ateşli silahın dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı şekilde muhafaza edilmesi suretiyle çocuk tarafından ele geçirilmesine neden olan kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde 1 yıldan 3 yıla kadar hapisle cezalandırılacak.
5- Ceza sorumluluğu bulunmayan adli süreçteki çocuklara yönelik nasıl bir düzenlemeye gidiliyor?
Ceza sorumluluğu olmayan adli süreçteki çocuklar için çocuklara özgü güvenlik tedbiri niteliğinde "yönlendirme tedbirleri" belirlendi. Bunlar, "sosyal ve toplumsal hizmetler tedbiri", "dijital risklerden korunma tedbiri", "kitap ve kütüphane tedbiri", "çevreye saygı ve çevre temizliği tedbiri" ve "tütün, nikotin, alkol, kumar, uyuşturucu ve uyarıcı madde ile davranışsal bağımlılık tedbiri" başlıklarında sıralandı.
Bu tedbirlerin yerine getirilmesi sırasında ortaya çıkabilecek direnç veya zorluklara karşı kolluktan yardım istenebilecek. Ayrıca tedbirlerin yerine getirilmesinde kurumların koordinasyonu merkezde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından, il ve ilçelerde kurumların koordinasyonu ile takip vali ve kaymakam tarafından sağlanacak.
6 - Koruyucu ve destekleyici tedbirlerin yerine getirilmesinde kurumların koordinasyonu nasıl sağlanacak?
Koruyucu ve destekleyici tedbirlerin yerine getirilmesinde kurumların koordinasyonu, merkezde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca, il ve ilçelerde kurumların koordinasyonu ile takip vali ve kaymakam tarafından sağlanacak. Bu amaçla il ve ilçelerde sekretarya hizmetleri aile ve sosyal hizmetler il müdürlükleri tarafından yürütülecek.
7 - Çocuk hakkında verilen koruyucu ve destekleyici tedbir kararlarının gereklerine aykırı hareket edenlere hangi cezalar verilecek?
Çocuk hakkında verilen koruyucu ve destekleyici tedbir kararlarının gereklerine aykırı hareket eden ana, baba, vasi veya bakım ve gözetiminden sorumlu kimse, fiil suç teşkil etse dahi ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre çocuk hakimi kararıyla 3 günden 10 güne kadar "tazyik hapsi" ile cezalandırılacak.
8- Sosyal inceleme kimlere uygulanacak?
Çocuk Koruma Kanunu'nda yapılan değişiklikle, 15 yaşını doldurmamış çocuk hakkında sosyal inceleme yaptırılması zorunlu olacak. Cumhuriyet savcısı, mahkeme veya çocuk hakimi tarafından 15 yaşını doldurmuş çocuk hakkında sosyal inceleme yaptırılmaması halinde, gerekçesi iddianamede veya kararda gösterilecek.
9- Adli süreçteki çocuğun yargılaması sonunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi halinde ne olacak?
Adli süreçteki çocuklar hakkında yapılan yargılama sonunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi halinde yönlendirme tedbirlerinden uygun görülen biri veya birkaçı da denetimli serbestlik tedbiri olarak uygulanacak. Bu fıkra uyarınca hükmedilecek yükümlülükler, düzenlemede sayılan kurumlar tarafından yerine getirilecek. Suçun işlenmesi nedeniyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın az olması halinde adli süreçteki çocuklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesi için zararın giderilmesi şartı aranmayabilecek.
10 - Bıçak ile diğer kesici, delici veya bereleyici aletlerin satışına yönelik nasıl bir düzenlemeye gidilecek?
Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun kapsamı dışında kalan her tür bıçak ile diğer kesici, delici veya bereleyici aletlerin, Avda ve Sporda Kullanılan Tüfekler, Nişan Tabancaları ve Av Bıçaklarının Yapımı, Alımı, Satımı ve Bulundurulmasına Dair Kanun'a göre ruhsatlandırılan yerler ile ilgili yönetmeliğe göre ruhsatlandırılan iş yerleri dışında satışı ve sergilenmesi yasaklanacak. Bu hüküm 1 Aralık 2026'da yürürlüğe girecek.
18 yaşından küçük çocuklara satılması ve çocuklar tarafından satın alınması veya taşınması yasaklanacak. Bu yasaklara uymayanlara 5 bin lira, kabahate konu bıçak veya aletlerin sayı veya nitelik bakımından vahim olması halinde ise 10 bin lira idari para cezası verilecek. Ayrıca bu kabahatin işlendiğini öğrenen işletici veya sorumlunun yetkili makamlara bildirim yapmaması halinde 5 bin lira idari para cezası verilecek. Kabahatin konusunu oluşturan veya işlenmesi suretiyle elde edilen eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilecek. Kabahat dolayısıyla idari para cezasına ve el koymaya kolluk görevlileri, mülkiyetin kamuya geçirilmesine mülki amir tarafından karar verilecek.
Öğrenci affına ve yükseköğretime ilişkin düzenlemeleri içeren "Yükseköğretim Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
YÖK'ten, kanunun detaylarına ilişkin yapılan yazılı açıklamaya göre, düzenlemeyle, yükseköğretim kurumlarında çeşitli nedenlerle öğrencilik hakkını kaybedenlere yeniden öğrenime dönme imkanı sağlandı.
Bu kapsamda, hazırlık, intibak, ön lisans, lisans tamamlama, lisans ve lisansüstü öğrenim kademelerini kapsayan düzenlemeden, kanunda belirtilen istisnalar dışında kendi isteğiyle ilişiğini kesenler de yararlanabilecek.
Kanunda açıkça istisna tutulan durumlar dışında, kendi isteğiyle ilişiğini kesenler dahil olmak üzere her ne sebeple olursa olsun ilişiği kesilen öğrenciler yeniden üniversiteye dönebilecek. Bir yükseköğretim programını kazandığı halde kayıt yaptırmayanlar da yeniden öğrenim hakkından yararlanabilecek.
Başvuru için 4 ay süre tanındı
Öğrencilerin yeniden öğrenim hakkından yararlanabilmeleri için kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 4 ay içinde başvuru yapmaları gerekiyor. Başvurular, öğrencinin ilişiğinin kesildiği veya kayıt hakkı kazandığı yükseköğretim kurumuna yapılacak. Düzenlemeden yararlanan öğrenciler, 2026-2027 eğitim öğretim yılında öğrenimlerine başlayabilecek.
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte askerlik görevini yapmakta olanlar da düzenlemeden yararlanabilecek. Bu kapsamdaki kişilerin, terhislerini takip eden 2 ay içinde ilgili yükseköğretim kurumuna başvurmaları gerekiyor.
Yeniden öğrenime başlayanların askerlik ertelemeleri ise 7179 sayılı Askeralma Kanunu çerçevesinde yapılacak.
Yatay geçiş ve açıköğretim imkanı da getirildi
Düzenlemeyle yeniden öğrenci statüsü kazananlara belirli şartları sağlamaları halinde yatay geçiş imkanı da tanınıyor. Buna göre öğrenciler, ÖSYS/YKS puanlarının giriş yılı itibarıyla aynı veya farklı bir diploma programının aynı türden taban puanına sahip olması halinde bu programlardan birine yatay geçiş talebinde bulunabilecek.
Farklı bir diploma programından yatay geçişle kabul edilecek öğrenci sayıları, ilgili programa kayıtlı öğrenci sayısı ve üniversitenin fiziki koşulları dikkate alınarak belirlenecek.
Düzenlemeden yararlanarak bir yükseköğretim kurumunda öğrenci statüsü kazananlar, başvurmaları halinde Anadolu Üniversitesi, Ankara Üniversitesi, Atatürk Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi bünyesindeki açıköğretim ön lisans veya lisans düzeyindeki eşdeğer programlara yatay geçiş yapabilecek. Bu geçişe ilişkin usul ve esasları belirlemeye YÖK yetkili olacak.
Bazı suçlardan mahkum olanlar kapsam dışı
Geniş bir öğrenci grubuna yeniden öğrenim hakkı tanıyan düzenleme, bazı istisnalar da içeriyor. Terör suçu, kasten öldürme, işkence, eziyet, cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı ile uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarından mahkum olanlar düzenlemeden yararlanamayacak.
Sahte belge nedeniyle kaydı iptal edilenler, kayıt sırasında sahte belge verenler ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nda belirtilen suçlar ile terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı nedeniyle ilişiği kesilenler de kapsam dışında tutulacak.
Polis, Jandarma, Sahil Güvenlik ve MSÜ kapsam dışı
Anayasa'nın 132'nci maddesi uyarınca özel kanun hükümlerine tabi olan Polis Akademisi ile buna bağlı eğitim öğretim kurumları, Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi ile buna bağlı eğitim öğretim kurumları, Milli Savunma Üniversitesine (MSÜ) bağlı Harp Okulları, Astsubay Meslek Yüksekokulları ve enstitüler kapsam dışında tutuldu.
Milli Savunma Bakanlığı, Polis Akademisi, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı nam ve hesabına başka yükseköğretim kurumlarında öğrenim görmekte iken ilişiği kesilen öğrenciler hakkında da düzenleme hükümleri uygulanmayacak.
- Azami öğrenim süresini dolduran son sınıf öğrencilerine ek sınav hakkı
Kanunla, öğrenci affından bağımsız olarak 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 44'üncü maddesinde de önemli bir değişiklik yapıldı. Buna göre azami öğrenim süresi sonunda kayıtlı olduğu öğretim kurumundan mezun olabilmek için intörn eğitimi dönemi hariç son sınıfta bulunan öğrencilere, başarısız oldukları veya alamadıkları teorik ve uygulamalı bütün dersler için iki ek sınav/tekrar hakkı verilecek.
Teorik ve uygulamalı derslerden başarılı olmuş ancak uygulamalı eğitime veya intörn eğitimine başlamamış, eğitimini tamamlamamış ya da başarısız olmuş öğrencilere ise uygulamalı/intörn eğitimlerini tamamlama imkanı tanınacak. Buna karşılık azami öğrenim süresini dolduran ara sınıf öğrencilerine ek sınav hakkı verilmeyecek. Söz konusu düzenlemelerin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları YÖK tarafından belirlenecek.
"Hiçbir gencimizin hayalinin yarım kalmasını istemiyoruz"
Açıklamada değerlendirmelerine yer verilen YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, söz konusu kanun ile yükseköğretimde kapsamlı bir öğrenci affı düzenlemesinin hayata geçtiğini belirtti.
Hazırlık ve intibak dahil olmak üzere ön lisans, lisans ve lisansüstü düzeylerde yükseköğretim kurumlarıyla ilişiği kesilen öğrenciler ile bir programı kazanarak kayıt hakkı elde ettiği halde kayıt yaptıramayan gençlere, kanunda belirtilen şartlar çerçevesinde yükseköğretime yeniden dönme imkanı sunulduğunu aktaran Özvar, düzenlemeden yararlanabilecek öğrencilerin dört ay içinde ilgili yükseköğretim kurumlarına başvurarak 2026-2027 akademik yılında öğrenimlerine yeniden başlayabileceklerini kaydetti.
Düzenlemenin yükseköğretimle bağı çeşitli nedenlerle kopan öğrenciler için önemli bir fırsat sunduğunu, eğitim yolculuğunun beklenmedik sebeplerle kesintiye uğrayabileceğini kaydeden Özvar, "Hiçbir gencimizin hayalinin yarım kalmasını istemiyoruz. Öğrencilerimizi yeniden üniversitelerimizde görmekten büyük mutluluk duyacağız. Hayırlı olsun." ifadelerini kullandı.
Safranbolu Turizm İşletmecileri Derneği Başkanı Mutlu Çidem, gazetecilere, ilçenin tarihi konakları, hanları, hamamları ve özgün yapısıyla yerli ve yabancı turistlerin odak noktası olduğunu söyledi.
Yılın ilk 6 aylık döneminde Safranbolu'da konaklayan yerli misafir sayısının 83 bin 366, yabancı misafir sayısının ise 20 bin 892 olduğunu belirten Çidem, toplam misafir sayısının 104 bin 258 olduğunu kaydetti.
Gelen misafir ve konaklama sayısını artırmak amacıyla dernek olarak diğer kurumlarla ortak çalışmalar yürüttüklerini dile getiren Çidem, "Yabancı sayılarına baktığımız zaman geçen senenin aynı dönemine göre yüzde 13'lük düşüşümüz var fakat yerli misafirlerimizdeki rakamlara baktığımızda açığı buradan kapatmış görünüyoruz. Toplamda geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,4'lük artış oldu." dedi.
Çidem, Safranbolu'nun konum olarak Ankara'ya yaklaşık 2,5 İstanbul'a ise 3,5 saatlik ulaşım mesafesinde bulunduğundan bahsederek, şöyle devam etti:
"Safranbolu'muz dünya miras listesinde olan bir yer, UNESCO tarafından koruma altında. Tarihi yaşayabileceğiniz, özgünlüğünü koruyan yapıya sahip. Yöresel yemeklerimizle gastronomi olarak farklı tatları tadabiliyorsunuz. Ayrıca etrafımızda sadece Safranbolu değil, Karabük'ün ilçeleri Yenice ve Eflani, yakın olarak da Bartın, Amasra, Bolu, Abant ve Yedigöller bulunuyor. Bunların tamamının destinasyon olarak düşünüldüğünde merkezi noktadayız."
Safran hasadıyla bölgeye talebin artacağına işaret eden Çidem, "Bu sene 10'uncusu düzenlenecek safran hasadı festivali de daha renkli, daha kapsamlı hal alacak. İlk defa uluslararası öneme sahip oldu. Safranbolu Belediyesi ile Safranbolu Ticaret ve Sanayi Odasının önderliğinde çok kapsamlı çalışma yapılıyor. Ekim ayı içerisinde bunun duyuruları da yapılır." diye konuştu.
Karadeniz kıyısına ulaşan Sarısu ve Seyrek dereleri, sakin su yapısı ve çevresindeki doğal yaşamıyla özellikle yaz sezonunda kano turlarına ev sahipliği yapıyor.
Doğayla iç içe vakit geçirmek isteyenler, sazlıklar ve orman dokusu arasında kürek çekerken bölgenin doğal güzelliklerini keşfetme imkanı buluyor.
Sabahın erken saatlerinden gün batımına kadar düzenlenen turlarda her yaştan katılımcılar, kuş sesleri eşliğinde dere boyunca ilerleyerek unutulmaz deneyim yaşıyor.
Kano rotaları, yalnızca spor ve doğa tutkunlarını değil, fotoğrafçılar ile şehir yaşamından uzaklaşmak isteyenleri de Kandıra'ya çekiyor.
Dere boyunca uzanan yeşil koridor, sazlık alanlar ve Karadeniz'e açılan doğal manzara, farklı bir görsel atmosfer sunuyor.
Son yıllarda kano sporuna artan ilgi, Kandıra'nın deniz turizminin yanı sıra doğa ve macera turizmi potansiyelinin de öne çıkmasına katkı sağlıyor.
Kano etkinlikleri sayesinde ilçeye gelen günübirlik ziyaretçi sayısında artış yaşanırken, bölgedeki işletmeler de hareketlilikten olumlu etkileniyor.
"Kandıra'da kano yapılabilecek çok sayıda rota bulunuyor"
Kandrow Spor Kulübü Başkanı Selçuk Cömert, AA muhabirine, Kandıra'da kano turları düzenleme fikrinin, yıllardır bölgedeki kıyıları ve iç suları keşfederken oluştuğunu belirterek, bu güzellikleri daha çok insanla buluşturma isteğiyle harekete geçtiğini söyledi.
Kano sporuna ilginin son yıllarda arttığını belirten Cömert, özellikle taşınabilir şişme kanoların yaygınlaşmasıyla insanların bireysel olarak da bu sporu yapmaya başladığını kaydetti.
Cömert, Kandıra'daki Seyrek ve Sarısu gibi durgun suların da bu ilginin artmasına katkı sağladığını dile getirerek, şöyle devam etti:
"Kandıra'da kano yapılabilecek çok sayıda rota bulunuyor. Bunların bir kısmı karadan ulaşılamayan bakir koylardan oluşuyor. Bu koylara güvenli şekilde ulaşabilen tek araç neredeyse kano. Kanolarımız sığ sularda rahatlıkla ilerleyebildiği için ziyaretçiler bu doğal alanları keşfedebiliyor."
Ekip ve ekipman hazırlıklarının ardından bu yıl itibarıyla Kandıra'da kano turları düzenlemeye başladıklarını anlatan Cömert, "Nisan ayında başladığımız turlar kapsamında bugüne kadar yaklaşık 1500 kişiyi ağırladık. Misafirlerimiz ağırlıklı olarak İstanbul, Sakarya, Eskişehir ve Ankara'dan geliyor. Katılımcılar kano yaparken ördek, kaz, su samuru, su kaplumbağası gibi birçok canlıyı doğal ortamında gözlemleyebiliyor." ifadelerini kullandı.
"Kandıra turizmine yaz sezonu dışında da hareketlilik kazandırmayı hedefliyoruz"
Cömert, tur öncesinde katılımcılara yaklaşık 20 dakikalık teorik ve uygulamalı eğitim verdiklerini belirterek, ardından başlayan kano turunun ortalama 60-70 dakika sürdüğü bilgisini verdi.
Turları kasım ayının ortalarına kadar sürdürmeyi planladıklarını dile getiren Cömert, "İlkbahar ve sonbahar aylarında da bölge farklı doğal güzellikler sunuyor." dedi.
Cömert, Kandıra'nın turizm sezonunun 2-3 ayla sınırlı kaldığına işaret ederek, "Kano turları sayesinde bu süreyi 7-8 aya çıkarmanın mümkün olduğunu düşünüyoruz. Nisan ve mayıs aylarında denize girilemese de kano yapılabiliyor. Aynı şekilde eylül, ekim ve kasım aylarında da hava koşulları elverdiği sürece turlar devam edebiliyor. Böylece Kandıra turizmine yaz sezonu dışında da hareketlilik kazandırmayı hedefliyoruz. Herkesin bu doğal güzellikleri görmesini istiyoruz. En büyük dileğimiz ise bölgenin temiz kalması ve doğanın korunması." diye konuştu.
Cemre Vakfının katkısı ve Bursa Büyükşehir Belediyesi ile Karacabey Belediyesinin desteğiyle, doğa ve yaban hayatı fotoğrafçısı Alper Tüydeş'in organize ettiği etkinlikte binlerce gökyüzü meraklısı, Boğaz mevkisinde bir araya geldi.
Çeşitli illerden gelen gökyüzü meraklıları ve doğaseverler, gece saatlerinde meteor yağmurunu gözlemledi.
Yoğun ilgi gören etkinliğe katılan doğaseverler, çadırlarla kamp kurup bölgede konakladı.
Alanında uzman kişiler de programda sunum ve konuşma yaptı.
Saat 23.00'te Boğaz mevkisindeki ev ve işletmelerin ışıkları kapatılıp karanlık ortamda gökyüzü izlendi.
Bu yıl 6'ncısı düzenlenen etkinliğe 25 binden fazla gökyüzü meraklısı katıldı.
Cemre Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı ve İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal ve Cemre Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Furkan Gökgöz, katkı sunanlara plaket verdi.
Eski Edirne Asfaltı Caddesi'nde sürücülerinin ismi henüz öğrenilemeyen 65 ACY 030 plakalı yolcu otobüsü, 34 TN 1835 plakalı İETT otobüsüne arkadan çarptı.
Çevredekilerin ihbarı üzerine bölgeye polis, sağlık ve itfaiye ekipleri sevk edildi.
Kazada yolcu otobüsünün sürücüsü ve İETT otobüsündeki 3 yolcu yaralandı.
Yaralılar, sağlık ekiplerinin müdahalesinin ardından çevredeki hastanelere kaldırıldı.
Bakan Çiftçi, NSosyal hesabından TBMM Genel Kurulunda kabul edilen "Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi"ne ilişkin paylaşımda bulundu.
Tek bir çocuğu bile kötülüğün pençesine terk etmeyeceklerini belirten Çiftçi, şunları kaydetti:
"Geleceğimizin teminatı evlatlarımız için kaybedecek tek bir saniyemiz yok. Bir çocuğu korumak, bir nesli korumaktır. Bir nesli korumak ise Türkiye'nin yarınlarına sahip çıkmaktır. Annelerin endişesi, babaların adalet arayışı ve milletimizin gür sesi, devletimizin vizyonunda devasa bir ortak vicdana dönüştü. Çocuk Koruma Kanunu sessizlerin kazanımıdır, devletimiz bu sesi duymuştur. Bu yasa sadece cezalandırmıyor, suça giden yolu kesiyor, riski önceden görüyor ve evlatlarımıza kalkan oluyor. Tehdit değişir, koruduğumuz emanet değişmez, gözümüzden daha kıymetli çocuklarımız. Valilerimiz, kaymakamlarımız ve tüm kolluk birimlerimizle sahadayız. Hedefimiz suç zincirinin son halkasını yakalamak değil, ilk halkasını kırmaktır. Sayın Cumhurbaşkanı'mız Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde, tek bir evladımızı dahi karanlığa bırakmayacağız. Emeği geçen herkese teşekkür ediyor, kanunun milletimize ve evlatlarımıza hayırlı olmasını diliyorum."
Duran, NSosyal hesabından yaptığı paylaşımda, Avusturya Şansölyesi Stocker'ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın davetine icabetle yarın Türkiye'ye resmi bir ziyarette bulunacağını belirtti.
Ziyaret kapsamındaki görüşmelerde, Türkiye ile Avusturya arasındaki çok boyutlu ilişkilerin tüm veçheleriyle değerlendirileceğini, mevcut işbirliğinin geliştirilmesi için atılabilecek adımların ele alınacağını vurgulayan Duran, görüşmelerde ayrıca, ikili münasebetlerin yanı sıra güncel bölgesel ve küresel meseleler hakkında fikir teatisinde bulunulacağını kaydetti.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, NSosyal hesabından yaptığı paylaşımda yeşil vatanı tehdit eden orman yangınlarına ilişkin adli süreçleri yakından ve titizlikle takip ettiklerini ifade etti.
Doğal Afet ve Kazalar Daire Başkanlığının takibinde, Cumhuriyet başsavcılıklarının ve ilgili kurumların koordinasyonuyla yangınların çıkış nedenleri ve sorumlularının tüm yönleriyle araştırıldığını aktaran Bakan Gürlek, şunları kaydetti:
"1 Haziran 2026'dan bu yana meydana gelen ve adli işlem yapılan 52 orman yangınına ilişkin soruşturmalarda 34 şüpheli tespit edilmiştir. Bu şüphelilerden 9'u tutuklanmış, 14 şüpheli hakkında adli kontrol tedbiri uygulanmıştır. Ormanlarımızı kasten yakanların da ihmal veya tedbirsizlikleriyle yangına sebebiyet verenlerin de tespit edilerek adalet önüne çıkarılması için çalışmalar kararlılıkla sürdürülmektedir. Suç şüphesi bulunan hiçbir orman yangınının faili meçhul kalmasına müsaade edilmeyecektir."
Bakanlığın sosyal medya hesaplarından yapılan videolu paylaşımda, "Şanlıurfa'nın yarınlarına yakışan yuvaları" ifadeleri kullanıldı.
Bakanlık açıklamasında ise Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremleri sonrası Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'na bağlı Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ), Kentsel Dönüşüm Başkanlığı, Emlak Konut GYO ve Yapı İşleri Genel Müdürlüğünce 11 ilde 174 ayrı alandaki 3 bin 481 şantiyede inşa çalışmalarının yürütüldüğü belirtildi.
Nüfus bakımından Litvanya, yüz ölçümü açısından Bulgaristan ve İzlanda kadar alan inşa edildiği aktarılan açıklamada, deprem bölgesinde 2 yılda 367 bin 995'i konut, 65 bin 672'si köy evi, 21 bin 690'ı iş yeri olmak üzere toplam 455 bin 357 bağımsız bölümün tamamlanıp teslim edildiği anımsatıldı.
Şanlıurfa'da ise 10 bin 914 konut, 2 bin 495 köy evi, 20 iş yeri olmak üzere toplam 13 bin 429 bağımsız bölümün teslim edildiği kaydedildi.
15 Temmuz darbe girişiminde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik Marmaris'te gerçekleştirilen suikast teşebbüsüne katılan ve 10 yıldır kırmızı bültenle aranırken yakalanarak tutuklanan Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) üyesi Burkay Karatepe'nin gösterdiği alanlarda arama ve tarama faaliyetlerinde silah ve mühimmat bulunamadı.
Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde Afyonkarahisar, Eskişehir ve Muğla emniyet müdürlüklerince yürütülen ortak çalışma sonucu Afyonkarahisar'da yakalanan ve getirildiği Muğla'da 5 Ağustos'ta tutuklanan Karatepe ile ilgili soruşturma sürüyor.
Şüphelinin beyanları doğrultusunda, suikast girişiminin ardından kaçış güzergahında ve yaşam malzemesi temin ettiği Muğla'nın Marmaris ilçesi Armutalan ve İçmeler mahallelerinde gömdüğünü belirttiği uzun namlulu silah, tabanca ve mühimmatın bulunması amacıyla Muğla Sulh Ceza Hakimliğinin kararı uyarınca cumhuriyet savcısının nezaretinde yer gösterme işlemi yürütüldü.
Öte yandan, 15 Temmuz 2016'dan bu yana yürütülen arama çalışmalarında ele geçirilen silahlarla bağlantının tespit edilebilmesi amacıyla şüpheliden alınan kan ve kıl örnekleri üzerinden DNA karşılaştırma ve eşleştirme çalışmaları yürütülüyor.
Yer gösterme işlemi sırasında şüpheli tarafından işaret edilen bölgeler ile daha önce silah ele geçirilen alanlarda da gerekli inceleme ve karşılaştırmalar yapılıyor.
Bölgede, emniyet özel harekat timleri ve jandarma komando personelinden oluşan 155 kişilik ekip, 23 dedektör ve operatörü ile 3 köpek unsuru görev aldı.
Aramalarda gömülü halde biri dolu, diğeri boş 2 konserve kutusu bulundu. Konserve kutularının üretim tarihinin 2015, son kullanma tarihinin 2023 olduğu belirlendi.
Arama tarama faaliyetinde, konserve kutuları dışında herhangi bir suç unsuruna rastlanmadı.
Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev, basına yaptığı açıklamada, Bulgaristan'ın Romanya sınırı yakınlarında, Trans-Balkan doğal gaz boru hattına oldukça kısa mesafede bir İHA'nın infilak ettiğini belirtti.
İHA'nın türünün henüz tespit edilemediğini aktaran Radev, hava aracının taşıdığı patlayıcı miktarının, uzaktan duyulabilecek güçlü bir patlama ve yoğun siyah duman oluşturması nedeniyle önemli miktarda olduğu tahmininde bulunduklarını ifade etti.
Radev, olayın ardından bölgenin güvenlik çemberine alındığını belirterek, patlamada can kaybı veya altyapı hasarı meydana gelmediği bilgisini paylaştı.
Romanya'dan da açıklama geldi
Romanya Savunma Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, gözetleme sisteminin Romanya hava sahasını geçerek Bulgaristan'a doğru ilerleyen herhangi bir hava aracı tespit etmediği belirtildi.
Bulgaristan'da Romanya sınırına yakın bir bölgede patlayan İHA'ya ilişkin gelişmelerin takip edildiği aktarılan açıklamada, olaya yönelik detayların kamuoyuyla paylaşılacağı kaydedildi.
İran resmi haber ajansı IRNA'ya göre, Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, "Gazeteciler Günü" vesilesiyle İçişleri Bakanlığında düzenlenen basın toplantısında konuştu.
Gazetecilerin topluma doğru bilgiyi aktarmadaki rolüne vurgu yapan Pezeşkiyan, "Onların haberciliği ve gerçeği ortaya çıkarma çabaları olmasaydı birçok tarihi gerçek unutulur ve birçok suç gizli kalırdı. Gazeteciler, tarihi gerçeklerin ve suçların anlatıcılarıdır." dedi.
Ülke medyasında bazı konuların "yanlış" gündeme getirildiğini ifade eden Pezeşkiyan, gazetecilerden ülke içindeki siyasi tartışmaları alevlendirecek yaklaşımlardan kaçınmalarını istedi.
Ülkedeki birlik ve beraberliğin "ülkenin en değerli varlığı" olduğunu dile getiren Pezeşkiyan, "Birlik ve beraberliği korumaktan daha önemli bir çıkarımız yok. Birlik ve beraberliğimizi korumak için her alanda uzlaşmak zorundayız." ifadelerini kullandı.
Pezeşkiyan, bu konuda gazetecilere önemli rol düştüğünü kaydetti.
ABD ile İsrail'in 28 Şubat'taki saldırılarıyla başlayan savaşa değinen Pezeşkiyan, "Düşmanlar, ülkemize saldırdıkları takdirde İran'ı devireceklerini sandılar ancak silahlı kuvvetlerimizin ve savaşçılarımızın cesur savunması ve halkımızın olağanüstü varlığı, onların kötü niyetlerini gerçekleştirmelerine izin vermedi." değerlendirmesinde bulundu.
Pezeşkiyan, savaşın ekonomideki etkilerinden endişe duyduğunu söyleyerek, "Savaş ya da barış durumunda en önemli endişem, Amerika'nın tekrar saldırması değil, çünkü halkın direnişine ve silahlı kuvvetlerin yeteneklerine güveniyorum. En önemli endişem halkın geçim kaynağı ve ekonomik durumudur." diye konuştu.
İran Cumhurbaşkanı, hükümetin insanların geçim kaynaklarını iyileştirme planının ne olduğuna dair sorusunu ise temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarını reforme edeceklerini söyleyerek yanıtladı.
ABD ile 14 Haziran'da varılan ve kendisi ile ABD Başkanı Donald Trump tarafından imzalanan mutabakatın İran'a kazanımlar sağladığına işaret eden Pezeşkiyan, diplomatik görüşmelerin ABD'yi işbirliği yapmaya zorladığını savundu.
Pezeşkiyan, "Amerika sömürgeci ve zorba bir ülkedir ve gerekirse asla bir İslam Cumhuriyeti olmasını istemez. Bunda şüphe yok ancak bu görüşmeler ve uzman düzeyindeki müzakereler Amerika'yı bu desteği almaya zorladı. Neden kendimizi zayıflatıyoruz? Neden elde ettiklerimizi mahvediyoruz? Amerikalılar, Hürmüz Boğazı ile ilgili mutabakat zaptının maddesini ihlal ettiler ve biz de onlara karşılık verdik. Mutabakata göre, Hürmüz Boğazı'nda İran ve Umman'ın talimatlarına göre hareket edilmeliydi. Amerikalılar bu taahhüde uymadılar ve biz de onlara karşılık verdik." ifadelerini kullandı.
İran Dışişleri Bakanı Erakçi: “Hürmüz Boğazı’nın açılması diğer şartlara bağlı”
İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, Hürmüz Boğazı'ndaki geçiş güzergahının belirlenmesine ilişkin Umman ile görüşmelerin sürdüğünü ve anlaşmaya çok yaklaştıklarını belirterek, Boğaz'ın açılmasının ABD'nin mutabakat ihlalini telafi etmesi başta olmak üzere bazı şartların yerine getirilmesine bağlı olduğunu söyledi.
İran resmi ajansı IRNA'ya göre Dışişleri Bakanı Erakçi, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile üst düzey yetkililerin katılımıyla "Gazeteciler Günü" dolayısıyla İçişleri Bakanlığında düzenlenen basın toplantısında konuştu.
Erakçi, Hürmüz Boğazı'ndan geçiş için yeni bir güzergah belirlenmesi konusunda Umman ile görüşmelerin sürdüğünü ve anlaşmaya çok yaklaştıklarını belirterek, "Hürmüz Boğazı’nın açılması, ABD tarafından İslamabad Mutabakat Zaptı’nın ihlal edilmesinin telafi edilmesi dahil olmak üzere diğer şartlara bağlıdır." dedi.
İranlı Bakan, ABD'nin temmuz başında başlattığı müdahalelerden önce Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğinin savaş öncesi seviyenin yüzde 60'ına kadar toparlandığını belirterek, "Mutabakatın ihlal edilmesi ve İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki yönetim rolünün zayıflatılması kesinlikle kabul edilemez." diye konuştu.
Umman ile geçici bir güzergah üzerinde çalışıldığını aktaran Erakçi, sözlerine şöyle devam etti:
"Hürmüz Boğazı'ndaki önceki Trafik Ayrım Düzeni (TAD) artık Tahran için kabul edilebilir değil. Umman ile devam eden görüşmeler, güncellenmiş haritalara dayalı askeri ve deniz müzakereleri sonrasında kalıcı bir TAD için temel oluşturacak geçici bir rota belirlemeye odaklanıyor.
Teknik ve hukuki karmaşıklıklar göz önüne alındığında, şu anda geçici bir geçiş hattından söz ediyoruz. Nihai düzenleme sağlanıncaya kadar bu geçici uygulama esas alınacaktır."
"İki ülkenin kara ve deniz kuvvetleri arasında mevcut haritalar temelinde görüşmeler yapıldı ve bu görüşmelerin sonuçlanmasının ardından yeni güzergah belirlenecektir." diyen Erakçi, yeni güzergahın belirlenmesinde teknik ve hukuki unsurların dikkate alınacağını ifade etti.
İran Devrim Muhafızları Ordusu: “Hürmüz Boğazı'nın açılması ABD'nin İran'ın şartlarını kabul etmesine bağlı”
İran Devrim Muhafızları Ordusu Sözcüsü Tuğgeneral Hüseyin Muhibbi, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasının İran'ın belirlediği mekanizma ve koşulların ABD tarafından kabul edilmesine bağlı olduğunu söyledi.
İran'ın Tesnim Haber Ajansına göre, Hürmüzgan eyaletinde basın mensuplarının "Gazeteciler Günü"nü kutlayan Muhibbi, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
Hürmüz Boğazı'ndaki durumun sorulması üzerine Muhibbi, Boğaz'ın İran açısından yalnızca ekonomik bir su yolu olmadığını, aynı zamanda ülkenin "coğrafi ve stratejik gücünün kilit unsurlarından biri" olduğunu ifade etti.
Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılmasının belirli şartlara bağlı olduğunu dile getiren Muhibbi, "Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, İran'ın belirlediği mekanizmalara ve koşullara tabidir. İran ile Umman arasındaki müzakerelerle ilgili değildir." dedi.
Muhibbi, boğazın açılmasının ABD'nin İran'ın koşullarını kabul etmesine ve bölgesel müzakerelere müdahale etmekten vazgeçmesine bağlı olduğunu savunarak, "Eğer ABD, İran'ın koşullarını kabul ederse, Hürmüz Boğazı kesinlikle açılacaktır." ifadelerini kullandı.
Zelenskiy resmi temaslarda bulunduğu Sırbistan'ın başkenti Belgrad'da, Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic ile bir araya geldi.
Vucic ile Zelenskiy, resmi karşılama töreni ve ikili görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.
Burada konuşan Zelenskiy, Rus ordusunun ülkesine gece balistik füzeler ve silahlı insansız hava araçlarını (SİHA) kullanarak hava saldırısı düzenlediğini belirtti.
Zelenskiy, "Son 24 saat içerisinde yapılan saldırılar sonucu Ukrayna'da maalesef 13 kişi hayatını kaybetti. Bu korkunç bir trajedidir." dedi.
Ülkesinin savaşın başından beri yoğun Rus hava saldırıları altında olduğunu ifade eden Zelenskiy, "Neredeyse hiç sağlam elektrik santralimiz kalmadı, birçok tren istasyonu ve ayrıca hastaneler, üniversiteler ve sıradan sivil işletmeler yıkıldı." diye konuştu.
Zelenskiy, balistik füze saldırılarını önlemek için daha fazla hava savunma sistemi ve ilgili füzelere ihtiyaç duyduklarını kaydetti.
ABD'nin, PATRİOT hava savunma sisteminde kullanılan füzelerini ülkesine her ay göndereceğini dile getiren Zelenskiy, "İlgili bir anlaşmamız var." ifadesini kullandı.
Almanya ve Polonya'nın yeterli sayıda PATRİOT füzesine sahip olduğunu kaydeden Zelenskiy ayrıca, İsrail'den de bu füzelerden satın almaya hazır olduklarını ve konu ile ilgili görüşmelerin devam ettiğini bildirdi.
Savaşın başında eski ABD Başkanı Joe Biden'a, PATRİOT için gereken füzelerin üretilmesi yönünde Ukrayna'ya ilgili lisansın verilmesi için görüştüğünü aktaran Zelenskiy, o dönem bir sonuç alamadıklarını söyledi.
Aynı lisans için mevcut ABD Başkanı Donald Trump ile görüştüklerini belirten Zelenskiy, "Şimdi Trump ile anlaştık, bize lisansı verecek. Ama inanın bana, eğer bu lisansı dört yıl önce almış olsaydık, şu anda PATRİOT sistemlerini (füze) herkes için üretiyor olurduk." diye konuştu.
"Daha fazla maddi desteğe ihtiyacımız var"
Ülkesinin Avrupa Birliği (AB) ile entegrasyonu sürecine de değinen Zelenskiy, "Bazen bu bir hayal gibi görünebilir. Ama biz bunu gerçeğe dönüştürüyoruz." şeklinde konuştu.
AB'nin maddi desteğine daha fazla ihtiyaç duyduklarını ve Avrupa'nın ayırdığı paranın Ukrayna'da harcanması gerektiğini ifade eden Zelenskiy, "Çünkü Ukrayna savaşıyor ve Ukrayna'da savunma ve mücadele için ürettiğimiz araçlar, diğer ülkelere kıyasla daha ucuz." dedi.
Zelenskiy, her kuruş için mücadele verdiklerini belirterek, "Ukrayna savunma sanayisinin iki kat daha fazla üretim yapabilmesi için ek paraya ihtiyaç var, çünkü bunun için kapasitemiz mevcut. Bu ciddi bir para, gerçekten çok ciddi bir para." değerlendirmesinde bulundu.
Sırbistan'ın toprak bütünlüğünü desteklediklerini vurgulayan Zelenskiy, yıl sonuna kadar Sırbistan ile serbest ticaret anlaşması imzalanması için çalışmaların sürdüğünü söyledi.
Ukrayna olarak adil bir barışın sağlanmasını istediklerini vurgulayan Zelenskiy, Vucic ile ikili görüşmesinde savaşın diplomatik yollarla sona erdirilmesi için atılması gereken adımları ele aldıklarını bildirdi.
Zelenskiy'nin Belgrad temasları kapsamında, Ukrayna ve Sırbistan arasında hayvan sağlığı ve gıda ürünleri alanında işbirliğine ilişkin mutabakat zaptı da imzalandı.
Tüm Kırtasiyeciler Derneği (TÜKİD) Yönetim Kurulu Başkanı Taha Keresteci, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kırtasiye sektörünün dinamik bir sektör olduğunu, sektörde satışların okul döneminde ivme kazansa da yıl genelinde de hareketliliğin devam ettiğini belirterek, "Geçen yıla oranla herhangi bir düşüşümüz yok. Enflasyon oranlarının altında seyreden bir fiyat politikamız var. Sektör kendi dinamikleriyle ayakta kalmaya, büyümeye devam ediyor." ifadelerini kullandı.
Sektörün okula dönüş dönemine hazırlandığını söyleyen Keresteci, "Okula dönüş dönemi kırtasiye sektörünün en büyük bayramı. Ekonomiye en çok katkı sağladığımız, çalışan seviyesini, çeşitliliğimizi en yükseğe çıkardığımız dönem. Böyle bir döneme hazırlık yapıyor olmak şu an bütün sektör adına mutluluk verici." diye konuştu.
Keresteci, çantadan boya ürünlerine, el işi malzemelerinden mataralara ve kalem kutularına kadar geniş yelpazede ürün çeşitliliğiyle mağazaların hazır olduğunu dile getirdi.
Dünya kırtasiye sektöründeki çeşitliliğe bakıldığında Türkiye'nin Çin'den sonra en fazla ürün çeşidine sahip ülke olduğunu söyleyen Keresteci, şunları kaydetti:
"Çeşit demek beğeni, heyecan, farklı ürünleri deneyimlemek demek. Bu deneyim alanını da sunan bizim kırtasiye sektöründeki bütün mensupların bir başarısı. Bugün Avrupa'nın da önündeyiz. Dünyanın birçok ülkesinin önündeyiz, birçok alternatif sunuyoruz. Hem fiyat alternatifi konusunda hem de çeşit alternatifi konusunda. Reyonlarımız hazır, tüketicilerimizi sağlıklı alışveriş yapabilmek için şimdiden kırtasiyecilerimize alışveriş yapmaya davet ediyoruz."
"Ortalama 2 bin 500 liraya bir okul çantası doldurulabiliyor"
Taha Keresteci, okul alışverişinde en büyük alımın okul öncesi ve ilkokul seviyesinde görüldüğünü ifade ederek, tercihlerin okul düzeyine göre değiştiğini anlattı.
Bu yıl bir öğrencinin okul çantasının dolum maliyetine değinen Keresteci, "Geçen yıl 1900-2000 lira arasındaydı bir okul çantasının alt maliyeti. Bu araştırmayı Türkiye'nin 7 bölgesine göre yapıyoruz. Şu anda yaklaşık yüzde 25'lik bir artış söz konusu geçen yılın ortalamasına göre. 2 bin 500 lira ortalama maliyet var. Herkesin kendi ekonomik durumuna, beğenisine, kullanım amacına göre fiyatlar değişiklik gösterebiliyor. Ama ortalama 2 bin 500 liraya bir okul çantasını doldurup ihtiyaçlarını giderebiliyorlar." ifadelerini kullandı.
Keresteci, söz konusu yüzde 25'lik artış oranının enflasyonun altında olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
"Bu bağlamda da kırtasiye sektörünün hem kırtasiye ithalatçısı hem imalatçısı hem de perakendecisinin bir başarısıdır. Sektör kendi içinde kar marjlarını düşük tutarak tüketicinin daha uygun maliyette kırtasiye ürünleri almasını sağlıyor. Çünkü kırtasiye bir yerde ihtiyaç malzemesi, ofislerde, fabrikalarda, bir yerde de eğitim materyali. Çocuklarımızın eğitime ulaşmasında, eğitim malzemeleri almalarında herhangi bir zorluk çekmesini kırtasiye sektörü olarak istemiyoruz, elimizden gelen fedakarlığı yapıyoruz."
Tüketicilere ürünlerde yer alan "CE" işareti ile "EN 71" standardına uygunluğu kontrol etmeleri yönünde uyarıda bulunan Keresteci, "Tüketicilerimizi, sağlıklı ve güvenilir ürün satan kırtasiyelerden ürün almaya davet ediyoruz. Bir ürünü aldığında tüketicimiz ürünün arkasında ithalatçı, imalatçı bilgisi, markası, test, sağlık raporlarıyla ilgili işaretlemenin olup olmadığına bakarsa güvenli ürüne ulaşmış olur." diye konuştu.
"Orta Doğu ve Avrupa'da çeşitliliğimizin vermiş olduğu güçle ihracatımız ilerliyor"
TÜKİD Başkanı Keresteci, velilerin, satın aldıkları ürünün güvensiz olduğunu düşünmeleri halinde "Alo 175 Tüketici Danışma Hattı"na ve Ticaret Bakanlığına şikayet edebileceklerini dile getirdi.
Sektörde ihracatın kağıt, boya mamulleri ve plastik aksam ağırlıklı olduğu bilgisini veren Keresteci, "Orta Doğu ve Avrupa'da çeşitliliğimizin vermiş olduğu güçle ihracatımız ilerliyor. Ama ham madde ve bölgesel yaşadığımız sorunlar ihracatımızın önüne geçiyor. Pandemi döneminde yükselen ihracatımız şu an bir kısım düşüşleri yaşadı. Ama tekrar inşallah geçmişte yakaladığımız başarıları, bu çeşitliliğimizi de sürdürürüz." ifadelerini kullandı.
Keresteci, okula dönüş dönemiyle, ekim, kasım, aralık ayıyla birlikte sektörün başarısını sürdüreceğini kaydederek, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Okula dönüş dönemi sadece kırtasiye sektörünü ilgilendirmiyor, birçok sektörü ilgilendiriyor. Burada üretimin artacağı, insanların ticaretlerinin daha çok büyüyeceğini düşünürsek, kırtasiye de bir materyal her alanda kullanıldığı için, biz güzel bir şekilde yılı devam ettireceğiz. Güvenilir, sağlıklı ürünleri kırtasiyelerden alışveriş yaparak, yerel esnafın desteklenmesi ve ekonomiye katkı sağlaması anlamında, buralardan alışveriş yapmalarını tavsiye ediyoruz."
Sektörün, kırtasiye ürünlerinde enflasyonun altında bir oranda fiyatlarını uygulamaya devam ettiğini yineleyen Keresteci, tüketicilerin ürünlere daha rahat ulaşabilmesi için kırtasiye ürünlerindeki KDV'nin sıfırlanmasına yönelik beklentileri olduğunu da sözlerine ekledi.
Kepez ilçesinde faaliyet gösteren park, özel ışık, sıcaklık ve nem koşullarıyla kelebeklerin doğal yaşam alanlarını aratmayan bir ortam sunuyor.
Tesiste, atlas kelebeğinden mavi morfoya, baykuş kelebeği olarak bilinen caligo memnondan şeffaf kanatlarıyla dikkati çeken greta otoya kadar 30'dan fazla türden 20 bini aşkın kelebek bulunuyor.
Çiçek ve meyvelerle beslenen kelebekler, rengarenk kanatlarıyla tropikal bitkiler arasında uçuşarak ziyaretçilere farklı bir deneyim yaşatıyor.
Açıldığı günden bu yana 100 binden fazla ziyaretçiyi ağırlayan Butterfly World Antalya, tatil için kente gelen yabancı turistlerin de gezi rotalarına girmeye başladı.
Farklı ülkelerden gelen turistler, parkta kelebekleri yakından gözlemleme ve yaşam döngüleri hakkında bilgi edinme fırsatı buluyor.
Özellikle kızım burayı çok sevdi
Rusya'dan tatil için Antalya'ya gelen Dimitriy Mostovoy, kente daha önce birkaç kez geldiğini ancak kelebek parkını ilk kez ziyaret ettiğini söyledi.
Parkı çok beğendiklerini belirten Mostovoy, "Park hoşumuza gitti, özellikle kızım burayı çok sevdi. Rusya'da farklı türde kelebekler var ama buradakiler gibi değil. Mavi kanatlı olanları çok sevdik." dedi.
Annesi ve çocuklarıyla parkı gezen Shipilova Ekaterina da kelebeklerin renkli dünyasını yakından görmenin kendisini etkilediğini ifade etti.
Kelebeklerin nasıl ürediğini ve beslendiğini öğrendiğini anlatan Ekaterina, "Burası çok doğal bir ortam, yeşilliklerin içinde harika bir yer." diye konuştu.
9 yaşındaki Dima Shipilov ise hayatında ilk kez bir kelebeğe dokunduğunu belirterek, "İlk defa bu kadar çok kelebeği bir arada görüyorum. Üzerime konuyor, mutlu oluyorum." ifadelerini kullandı.
Mısır'dan gelen Mihal Nonna da parkta çok sayıda kelebeği bir arada görmekten duyduğu şaşkınlığı dile getirdi.
Günde 2 bin 500 ziyaretçiye ulaşıyor
Butterfly World Antalya İşletme Müdürü İsmail Arık, parkın kente yeni bir rekreasyon alanı kazandırdığını ve özellikle yabancı turistlerden yoğun ilgi gördüklerini söyledi.
Günde 25-30 otobüs yabancı misafiri ağırladıklarını belirten Arık, "Açıldığımız günden beri 100 bin misafir ağırladık. Günlük ziyaretçi sayımız 1000 ila 2 bin 500 arasında değişiyor. Misafirlerimizin parkı gezip çıktıktan sonra yüzlerinde oluşan tebessüm bizim için yeterli. Özellikle kadın ve çocuklar kelebekleri çok seviyor." dedi.
Arık, parkta çocuklara doğal yaşamı tanıtmayı, doğa sevgisi kazandırmayı ve çevre konusunda farkındalık oluşturmayı amaçladıklarını kaydetti.
Sürdürülebilir turizmin önemine dikkati çeken Arık, kelebeklerin kısa yaşam süreleri nedeniyle parkta düzenli olarak yeni kelebeklerin bulundurulduğunu anlattı.
Haftada iki kez Orta Amerika ve Uzak Doğu'dan kelebek sevkiyatı yapıldığını, haftalık 10-12 bin kelebeğin parka getirildiğini bildiren Arık, kelebeklerin yaşam süresinin 4-6 hafta arasında değiştiğini, parkta yaklaşık 20 bin kelebeğin sürekli bulunmasını sağladıklarını ifade etti.
Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, ihracatın geliştirilmesi, çeşitliliğinin ve sürdürülebilirliğinin sağlanması için görevlendirilen ticaret müşavirleri ve ataşelerin, Türk iş dünyasının bulundukları ülkelerdeki ilk temas noktaları ve temsilcileri olduğu aktarıldı.
Ticaret müşavirlerinin bulundukları ülkelerdeki potansiyel sektörler hakkında iş dünyasını bilgilendirerek, pazara giriş stratejilerine katkı sağlamakla görevli olduklarına işaret edilen açıklamada, "Bu çerçevede, 2026 yılının ilk 7 ayı itibarıyla 80 ülkede ihracatımız açısından önem arz eden sektörlere yönelik '107 Sektörel Pazar Araştırması Raporu' hazırlanarak, Ticaret Bakanlığımızın internet sayfası aracılığıyla, iş dünyamızın istifadesine sunulmuştur." ifadesi kullanıldı.
Ürün-alt sektör bazlı raporlar hazırlandı
Almanya Tekstil Sektörü, Bahreyn Gıda Sektörü, Çekya Otomotiv ve Yan Sanayi Sektörü, Belçika Tekstil ve Hazır Giyim Sektörü, Fransa Mobilya Sektörü, Hindistan Beyaz Eşya Sektörü, Japonya Hazır Giyim Sektörü, Madagaskar Demir-Çelik Sektörü, Meksika Kozmetik Sektörü, Portekiz Elektrik Elektronik Sektörü gibi ana sektör kollarına ilişkin raporların 2025'te yayımlandığı anımsatılan açıklamada, şunlar kaydedildi:
"Bu yıl ise ihracatçı firmalardan gelen talepler doğrultusunda, ana sektörlere ilaveten ürün ya da alt sektörler bazında da yerinde pazar araştırmaları yapılmasına ağırlık verildi. Bu çerçevede, Almanya doğal bal, ABD doğal taş, Arnavutluk inşaat iskelesi ve kalıp, Avustralya halı, Avusturya armatür, Hollanda plastik ambalaj, Brezilya PVC, Güney Kore su ürünleri, İrlanda mutfak eşyaları, İtalya ayakkabı, Tanzanya ilaç sektörleri gibi ürün-alt sektör bazlı raporlar hazırlandı."
Raporlarda sektörel bilgiler paylaşılıyor
Pazar araştırmasında, belirli bir sektöre ya da ürüne odaklanıldığının altı çizilen açıklamada, raporlarda hedef bölgeler, şehirler, eyaletler, dış ticaret ve ikili ticaret verileri, ithalatta zorunlu belgeler, önemli fuarlar, standartlar-etiketleme-ambalajlama, tüketici tercihleri, lojistik, dağıtım kanalları, e-ticaret pazar yerleri, tanıtım-pazarlama, tarife dışı engeller ve vergiler gibi başlıkların sektörel bakış açısıyla incelendiği aktarıldı. Ülkelere ilişkin genel bilgilerden ziyade, sektör bilgilerinin paylaşıldığına dikkat çekilen açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:
"İlgili ülke pazarına girmeyi hedefleyen firmalarımıza yönelik öneriler ile karşılaşılabilecek tehdit ve fırsatlar da sektörel raporların içeriğinde bulunmaktadır. Diğer taraftan, iş dünyamızdan gelecek talepler de dikkate alınarak, gelecek yıllarda da ihracatımız açısından potansiyel arz eden farklı sektörlere yönelik ticaret müşavirlerimizce, ataşelerimizce yerinde pazar araştırmaları yapılarak, elde edilen bilgiler iş dünyamıza aktarılmaya devam edilecektir."
Arsenal'den yapılan açıklamada, imza töreninden bir fotoğraf paylaşılarak 28 yaşındaki Brezilyalı futbolcunun transfer edildiği vurgulanarak "Guimaraes'in Newcastle United'dan uzun vadeli bir sözleşmeyle aramıza katıldığını duyurmaktan mutluluk duyuyoruz." ifadeleri yer aldı.
İngiliz medyasına göre, Arsenal, 4+1 yıllık anlaşma imzaladığı Brezilyalı orta saha oyuncusu için Newcastle United'a 75 milyon sterlinlik bonservis ücreti ödeyecek.
Brezilya milli takımında da forma giyen futbolcu, son olarak 2026 FIFA Dünya Kupası'nda mücadele etti.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü soruşturma kapsamında gözaltına alınan YENİ Parti Manisa İl Başkanı İlksen Özalper tutuklandı.
YENİ Parti Manisa İl Başkanı İlksen Özalper, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 5 Ağustos'ta Manisa'da gözaltına alınmış ardından Ankara'ya getirilmişti. İlksen Özalper, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca "suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak ve örgüte yardım etmek", "nitelikli yağma", "silahla ve birden fazla kişi ile tehdit" ile "mala zarar verme" suçlarını örgütlü olarak işledikleri değerlendirilen şüphelilere yönelik yürütülen soruşturma kapsamında 3 Ağustos'ta gözaltına alınan 32 şüphelinin emniyetteki işlemleri tamamlandı.
Adliyeye sevk edilen şüphelilerden 28'i çıkarıldığı hakimlikçe tutuklandı, 4'ü ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Soruşturma kapsamında daha önce başka suçlardan tutuklanan 11 zanlı ile birlikte tutuklu sayısının 39'a ulaştığı, daha sonra gözaltına alınan 1 şüphelinin ise işlemlerinin ardından serbest bırakıldığı öğrenildi.
Operasyon
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmada elebaşılığını H.E.'nin yaptığı, İzmir merkezli birçok ilçede faaliyet gösteren suç örgütünün, işletmelerin ortaklarını silah ve örgüt baskısıyla ele geçirdiği, mağdurları haraç vermeye zorladığı, suçtan elde edilen gelirlerin örgüt yöneticilerinin aile yakınlarına ait banka hesaplarına aktardığı ve 18 ayrı örgütsel eylem gerçekleştirdiği belirlenmişti.
Soruşturma kapsamında 47 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilmiş, 11 şüphelinin başka suçlardan tutuklu olduğu belirlenmiş, İzmir Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele ile İstihbarat şubeleri ekiplerince İzmir, İstanbul ve Ankara'da düzenlenen operasyonda 32 şüpheli gözaltına alınmıştı.
Haklarında gözaltı kararı bulunan 3 şüphelinin yakalanması için çalışmalar sürüyor.
Prof. Dr. Gamze Sart, YKS tercihlerinde öğrencilerin sosyal medya ve popüler mesleklerin etkisinden uzak durarak kendi ilgi, yetenek ve becerilerini dikkate almaları gerektiğini vurguladı. Aile baskısının da tercihleri etkilediğini belirten Sart, lise yıllarında staj ve meslek deneyiminin önemine dikkat çekti.
Kariyer planlamasının yalnızca üniversite seçmekten ibaret olmadığını söyleyen Sart, yapay zeka, teknoloji, girişimcilik, inovasyon ve finansal okuryazarlığın gelecekte daha önemli hale geleceğini ifade etti. Öğrencilerin eğitimleri sırasında uygulama deneyimi kazanmalarını önerdi.
Yurt dışı eğitim konusunda ise “En iyisine gidebiliyorsan git, yoksa Türkiye” anlayışını savunan Sart, üniversitenin niteliğinin ülkesinden daha önemli olduğunu belirtti.
Gelecekte tıp ve yaşam bilimleri, makine, elektrik-elektronik ve kimya mühendisliği, fiziksel yapay zeka, bilişim hukuku, nöropsikoloji ve yapay zeka gibi disiplinler arası alanların öne çıkacağını söyledi. Öğrencilere ise önce kendilerini tanımalarını, ardından 3, 5, 10, 20 ve 50 yıllık hedefler belirlemelerini önerdi.
Rusya'nın Novorossiysk Limanı'na yaklaşık 20 deniz mili açıkta bulunan gemide yüklü olan boş dorselerin başka bir gemiye nakledilmesinin ardından dün gece hareket eden "NADEZHDA" isimli Ro-Ro gemisi, Samsun açıklarına ulaştı.
Gemi, İl Emniyet Müdürlüğü Deniz Limanı Şubesi ekiplerinin gözetiminde, römorkörler yardımıyla Samsun Limanı'na yanaştırıldı.
Limana demir atan geminin güvertesinde büyük hasar olduğu görüldü.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Denizcilik Genel Müdürlüğü, 3 Ağustos'ta Karadeniz'de dron saldırısına uğrayan "NADEZHDA" isimli Ro-Ro gemisinde 13'ü Türk vatandaşı olmak üzere toplam 22 kişilik mürettebatın bulunduğunu ve gemide bulunan denizcilerin Rusya deniz unsurları tarafından emniyetli şekilde Novorossiysk Limanı'na tahliye edildiğini bildirmişti.
Yerel medyada yer alan haberlere göre, fanatik İsrailliler, Beytüllahim'in güneydoğusundaki Ebu Necim yolu üzerinde Filistinlilere ait araçlara saldırı düzenledi.
Filistin topraklarını gasbeden İsrailliler, bu esnada yaralanan 3 Filistinliye ulaşmaya çalışan sağlık görevlilerine de saldırarak darbetti.
Saldırıda bazı araçlar hasar görürken, Filistin Kızılayına ait ambulansın camları kırıldı.
Filistin Kurtuluş Örgütü'ne (FKÖ) bağlı Ayrım (Utanç) Duvarı ve Yerleşim Birimleriyle Mücadele Konseyi'nin verilerine göre, 2026'nın ilk yarısında Filistin topraklarını gasbeden İsrailliler Batı Şeria'da 3 bin 488 saldırı düzenledi.
Saldırılarda 17 Filistinli hayatını kaybetti, 26 bedevi topluluğu tamamen veya kısmen zorla yerinden edildi. Aynı dönemde, büyük bölümü hayvancılık amaçlı olmak üzere 42 yeni yasa dışı yerleşim noktası kuruldu.
İsrail'in Gazze Şeridi'ne saldırılarının başladığı Ekim 2023'ten bu yana İsrail ordusu ile Filistin topraklarını gasbeden İsrailliler, Batı Şeria'da Filistinlilere yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı.
Resmi verilere göre, söz konusu saldırılarda 1182'den fazla Filistinli hayatını kaybetti, yaklaşık 13 bin kişi yaralandı, yaklaşık 25 bin kişi gözaltına alındı, bölgede büyük çaplı hasar meydana geldi.
Vakıftan yapılan açıklamaya göre, Sıfır Atık Hareketi Kurucusu, Birleşmiş Milletler Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu Başkanı ve Sıfır Atık Vakfı Onursal Başkanı Emine Erdoğan'ın ortaya koyduğu vizyon doğrultusunda vakıf, plastik kirliliğine karşı sahadaki çalışmalarını yoğunlaştırıyor.
Son dönemde özellikle Akdeniz ve Ege kıyıları ile nehirlerde gözlemlenen plastik atık ve mikroplastik kirliliğine karşı kapsamlı bir saha çalışması başlatacak olan vakıf, Antalya, Mersin, Muğla ve Adana'da gerçekleştirilecek incelemelerde, plastik atıkların karasal alanlardan su kaynaklarına ve denizlere taşınmasına ilişkin mevcut durumu yerinde gözlemleyecek.
Saha programında, kıyılarda ve nehirlerde görülen plastik atıkların kaynakları, atıkların çevreye bırakılmasına yol açan süreçler, mevcut atık yönetimi uygulamaları ve alınabilecek ilave tedbirler değerlendirilecek.
Sahadan elde edilecek bulguların, plastik kirliliğiyle mücadeleye yönelik somut çözüm önerilerine ve politika geliştirme çalışmalarına katkı sağlaması hedefleniyor.
Ayrıca, illerde İçişleri Bakanlığı koordinasyonunda, Adana, Mersin, Muğla ve Adana valilerinin de katılacağı oturumlar düzenlenecek.
Plastik kirliliğine dikkat çekmek için çalıştay gerçekleştirilecek
Saha çalışmalarının yanı sıra plastik kirliliğine yönelik politika ve uygulamaların bütüncül biçimde ele alınacağı kapsamlı bir çalıştay da gerçekleştirilecek. Emine Erdoğan'ın liderliğinde Sıfır Atık Vakfı öncülüğünde 31 Ağustos-1 Eylül tarihlerinde düzenlenecek Türkiye'nin en büyük plastik çalıştayına 14 bakanlık, 40'tan fazla genel müdürlük, 400'den fazla temsilcinin yanı sıra üniversiteler ve ilgili tüm paydaşların katılması planlanıyor.
Çalıştayda plastik atıkların azaltılması, geri dönüşüm ve geri kazanım kapasitesinin geliştirilmesi, sanayide yeşil dönüşüm, biyobozunur ve alternatif malzemelerin teşvik edilmesi, plastiklerin doğaya karışmasının önlenmesi ve etkin denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi gibi başlıkların ele alınması hedefleniyor.
İstanbul Valiliği tarafından Vali Davut Gül'ün ev sahipliğinde kentteki plastik süreçlerinin konuşulacağı ayrı bir oturum da gerçekleştirilecek.
"Plastik atığı denizlerimize, nehirlerimize döküyorlarsa bunun cezası olmak zorunda"
Açıklamada görüşlerine yer verilen Sıfır Atık Vakfı Başkanı ve COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu Samed Ağırbaş, Türkiye'nin plastik atık üretimi ve plastik kirliliğinin önlenmesi konusunda daha güçlü adımlar atması gerektiğini, plastik atıkları konusunda ciddi çalışma içinde olduklarını, en kapsamlı plastik atık raporunu milletin takdirine sunduklarını kaydetti.
Ağırbaş, "Türkiye olarak dünya ortalamasının yüzde 44 üzerinde plastik atık üretiyoruz. Nüfusumuza oranla okyanusları ve nehirleri 4 kat fazla kirletiyoruz. Okyanuslara sadece bizim zararımızın oranı yüzde 1,5. Çok fazla bir oran." değerlendirmesini yaptı.
Plastik kirliliğinin yalnızca denizlerde ve kıyılarda görülen bir çevre sorunu olmadığına işaret eden Ağırbaş, atıkların doğaya karışmasıyla birlikte su, toprak ve hava kalitesinin de olumsuz etkilendiğini vurguladı.
Saha incelemelerinin özellikle Akdeniz havzasında yoğunlaştırılmasının önemine değinen ve vatandaşların çevre kirliliği konusundaki hassasiyetinin dikkate alınması gerektiğini belirten Ağırbaş, şunları kaydetti:
"Vatandaşlarımız Akdeniz'de denize giremez noktaya geldi. Milletimizin de canını sıkan bu. Biz temiz ham madde olarak çöp alacaksak buna razıyım. Ülkemizin sanayisi gelişecekse bunu alalım. Ama yüzde 20'si kullanılıp yüzde 80'i nehre, denize atılacaksa buna karşıyım."
Vakfın gerçekleştireceği saha çalışmalarında yalnızca mevcut kirliliğin tespit edilmeyeceğini, kirliliğin kaynağının da araştırılacağını aktaran Ağırbaş, gerekli durumlarda ilgili kurumlarla birlikte çözüm yollarının ortaya konulacağını ifade etti.
Ağırbaş, "Plastik atığı denizlerimize, nehirlerimize döküyorlarsa bunun cezası olmak zorunda. Biz burada kimin ihmali varsa, herhangi bir sorun varsa tespit edip çözüm yolları arayacağız. Suç duyurusunda bulunulması gerekiyorsa bunu yapacağız. Geri adım atmayacağız." ifadelerini kullandı.
Türkiye'de biyobozunur plastik üretimini teşvik etmek istediklerine de işaret eden Ağırbaş, plastik sektör çalışanlarının ve üreticilerin dönüşüm sürecinde mağdur edilmeden yeni bir üretim modeline geçilmesi gerektiğini belirtti.
Bordo-mavili kulüpten yapılan açıklamada, bazı rekorların sadece rakamlardan ibaret olmadığı ve bu durumun bir şehrin inancını, aidiyetini ve tek yürek olmuş bir camianın gücünü anlattığı belirtilerek şunlar kaydedildi:
"2026-2027 sezonu kombine satışlarında 18 bin sayısına ulaşarak kulüp tarihimizin tüm zamanlardaki en yüksek kombine satış rekorunu kırdık. Bu rekor doğru planlamanın, ortak aklın, sabrın ve aynı hedefe inanan yüreklerin eseridir. Çünkü Trabzonspor, hiçbir zaman ulaştığı zirveyle yetinen bir kulüp olmadı. Bizim hikayemiz her zaman kendi sınırlarını aşanların hikayesi oldu. Bugün kırdığımız rekorun gururunu yaşarken, aynı anda yeni hedefimizi de ilan ediyoruz, 25 bin kombine. Çünkü bu şehir hiçbir zaman zirveyle yetinmedi. Bu arma, her zaferin ertesi günü gözünü yeni bir zafere dikti. Bu tarihi başarıya imza atan, bu büyük yürüyüşün bir parçası olan tüm taraftarlarımıza teşekkür ediyoruz."
İİT Genel Sekreteri Hüseyin İbrahim Taha'nın imzasıyla yayımlanan açıklamada, söz konusu anlaşma, üç ülkenin bölgesel ve uluslararası işbirliğinin temellerini güçlendirme konusundaki kararlılığını yansıtan önemli bir stratejik adım olarak nitelendirildi.
Anlaşmanın bölge ve İslam dünyasında güvenlik ve istikrarın desteklenmesi açısından temel bir dayanak oluşturduğu ifade edilen açıklamada, artan güvenlik tehditleri karşısında ortak hareket etme, üye ülkeler arasında dayanışma ve ortaklık anlayışını güçlendirme iradesinin önemine vurgu yapıldı.
Açıklamada, anlaşmayı imzalayan Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan liderleri takdir edilerek, "bu tarihi anlaşmanın hem bölge hem de uluslararası toplum yararına barış, kalkınma ve refah getirmesi" temennisinde bulunuldu.
İl Emniyet Müdürlüğü, 636 personelin katılımıyla, haklarında arama kararı bulunanların yakalanmasına yönelik "Şehit Murat Akpınar-12" operasyonu gerçekleştirdi.
Toplam 23 bin 525 kişi ve 9 bin 342 aracın kontrol edildiği operasyonda, çeşitli suçlardan aranan 104 zanlı yakalandı.
Operasyonda, çeşitli miktarlarda uyuşturucu, ruhsatsız tüfek, ruhsatsız tabanca, kurusıkı ve havalı tabanca ile çok sayıda suç aleti ele geçirildi.
Öte yandan, operasyonda 23 kişi hakkında Kabahatler Kanunu kapsamında işlem yapılırken, 672 araç ve sürücüsüne çeşitli trafik suçlarından cezai işlem uygulandı ve 34 araç trafikten men edildi.
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, KOSGEB tarafından hayata geçirilen COP31 Odaklı Hızlandırma Desteği Çağrısı'na ilişkin yazılı açıklama yaptı.
Yeşil dönüşüm ve sürdürülebilir kalkınma vizyonları doğrultusunda, teknoloji odaklı girişimlerin küresel ölçekte büyümesini desteklemeyi sürdürdüklerini belirten Kacır, şu değerlendirmelerde bulundu:
"KOSGEB tarafından hayata geçirilen COP31 Odaklı Hızlandırma Desteği Çağrısı ile temiz enerji, iklim teknolojileri, sürdürülebilir tarım, döngüsel ekonomi ve sürdürülebilir finans alanlarında faaliyet gösteren girişimlerin, uluslararası pazarlara açılmasını hedefliyoruz. Program kapsamında, TEKMER işletici kuruluşları ile GO sahibi Teknopark yönetici şirketlerine 6,5 milyon liraya kadar destek sağlayarak, bünyelerindeki girişimlerin uluslararası büyümelerini sağlayacak, hızlandırma programlarının hayata geçirilmesini destekleyeceğiz. Bu destek sayesinde, girişimlerin yeni yatırım ve işbirliği fırsatlarına erişimlerinin güçlendirilmesini amaçlıyoruz."
Programa son başvuru tarihi 30 Ağustos olarak belirlendi.
Sarı-kırmızılı kulüp, 2023'te bonservisiyle Manisa FK'ye giden Umut ile anlaşma imzalandığını Türkiye Futbol Federasyonuna (TFF) bildirdi. Lisansı çıkarılan Umut'un Galatasaray ile 2029 yılına kadar sözleşmesinin olduğu bilgisi sistemde yer aldı.
Umut, Manisa FK'de 54 resmi müsabakada forma giydi.
ASELSAN'dan yapılan yazılı açıklamaya göre, zırhlı ve betonla korunan hedeflere karşı sahada kuvvet çarpanı olan TOLUN P, tamamen yerli ve milli teknolojilerle etkinliğini ve başarısını kanıtlamaya devam ediyor.
Türk savunma sanayisinin yerli ve milli gücü ASELSAN'ın 250 lb sınıfının en yeni üyelerinden biri olan TOLUN P, klasik mühimmatların aksine operasyonel verimliliği zirveye taşıyor. SADAK-4T Çoklu Taşıma Salanı sayesinde, AKINCI TİHA gibi platformlara çoklu adetlerde yüklenebiliyor. Pilotlar, kokpitten saniyeler içinde programlayabildikleri elektronik tapalarla, tek bir salvo atışında birden fazla stratejik hedefi eş zamanlı olarak imha edebiliyor.
Komuta merkezleri ve zırhlı hangarlar için geliştirildi
Küçük boyutuna rağmen sahip olduğu özel delici burun yapısı ve yüksek kinetik enerjisi ile TOLUN P, tahkim edilmiş yer altı sığınakları, komuta merkezleri ve zırhlı hangarlar için özel olarak geliştirildi. 1 metre kalınlığındaki güçlendirilmiş betonu delebilen bu mühimmat, insansız hava araçlarının operasyonel caydırıcılığına çarpan etkisi yaratıyor. Hava kuvvetlerinin vuruş gücünü katlayan ASELSAN, TOLUN P ile mühimmat teknolojisinde Türkiye'nin küresel ligdeki yerini bir kez daha perçinliyor.
TOLUN Ailesinde ayrıca TOLUN L Lazer Arayıcı Başlıklı Tam Atım Mühimmatı, TOLUN EW Elektronik Harp Faydalı Yüküne Sahip Güdümlü Tam Atım Mühimmatı, TOLUN F Tam Atım Güdümlü Mühimmatı, TOLUN IIR Kızılötesi Arayıcı Başlıklı Tam Atım Mühimmatı ve TOLUN S Satıhtan Atılan Tam Atım Güdümlü Mühimmatı gibi versiyonları da bulunuyor.
Öte yandan, ASELSAN'ın sosyal medya hesaplarında atış testinde hedefi tam isabetle vuran ve Türkiye'nin gök vatandaki hakimiyetine güç katmaya devam eden TOLUN P'nin yeni test görüntüleri de paylaşıldı.
Kağıthane İlçesi Dahilinde 2dönem 6306 Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Kapsamında Riskli Yapıların Yıkılması ve Enkazının Kaldırılması İşi yapım işi 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 19 uncu maddesine göre açık ihale usulü ile ihale edilecek olup, teklifler sadece elektronik ortamda EKAP üzerinden alınacaktır.
İhaleye ilişkin ayrıntılı bilgiler aşağıda yer almaktadır:
İhale Kayıt Numarası (İKN)
:
2026/1355172
1- İdarenin
1.1. Adı
:
KAĞITHANE BELEDİYE BAŞKANLIĞI KENTSEL DÖNÜŞÜM MÜDÜRLÜĞÜ
1.2. Adresi
:
MERKEZ MAHALLESİ LALEZAR SOKAK KAĞITHANE/İSTANBUL
1.3. Telefon numarası
:
02122956800
1.4. İhale dokümanının görülebileceği ve indirilebileceği internet sayfası
:
https://ekap.kik.gov.tr/EKAP/
2- İhalenin
2.1. Tarih ve Saati
:
27.08.2026 - 11:00
2.2. Yapılacağı (e-tekliflerin açılacağı) adres
:
Kağıthane Belediyesi Encümen Salonu
3- İhale konusu yapım işinin
3.1. Adı
:
Kağıthane İlçesi Dahilinde 2dönem 6306 Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Kapsamında Riskli Yapıların Yıkılması ve Enkazının Kaldırılması İşi
3.2. Niteliği, türü ve miktarı
:
Kağıthane İlçesi Dahilinde 2.dönem 6306 Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun Kapsamında Riskli Yapıların Yıkılması ve Enkazının Kaldırılması İşi
Ayrıntılı bilgiye EKAP’ta yer alan ihale dokümanı içinde bulunan idari şartnameden ulaşılabilir.
3.3. Yapılacağı/teslim edileceği yer
:
Kağıthane İlçesi Dahilinde
3.4. Süresi/teslim tarihi
:
Yer tesliminden itibaren 85 (SeksenBeş) takvim günüdür.
3.5. İşe başlama tarihi
:
Sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren 3 gün içinde
yer teslimi yapılarak işe başlanacaktır.
4- Katılım ve yeterlik kriterleri:
4.1. Katılım ve yeterlik kriterlerine ilişkin istekliler tarafından e-teklif kapsamında sunulması gereken bilgi ve belgeler ile fiyat dışı unsurlara ilişkin bilgi ve belgelere aşağıda yer verilmiştir:
4.1.1. Teklif mektubu.
4.1.2. Teklif vermeye yetkili olunduğunu gösteren bilgi ve belgeler:
4.1.2.1. Tüzel kişilerde; isteklilerin yönetimindeki görevliler ile ilgisine göre, ortaklar ve ortaklık oranlarına (halka arz edilen hisseler hariç)/üyelerine/kurucularına ilişkin bilgi ve belgeler.
4.1.2.2. Vekâleten ihaleye katılma halinde vekile ilişkin bilgi ve belgeler.
4.1.3. Geçici teminat.
4.1.4 İsteklinin iş ortaklığı olması halinde iş ortaklığı beyannamesi.
4.2. Ekonomik ve mali yeterliğe ilişkin bilgi ve belgeler ile bunların taşıması gereken kriterler:
Ekonomik ve mali yeterliğe ilişkin bilgi, belge veya kriter belirtilmemiştir.
4.3. Mesleki ve teknik yeterliğe ilişkin bilgi ve belgeler ile bunların taşıması gereken kriterler:
4.3.1. Son on beş yıl içinde bedel içeren bir sözleşme kapsamında taahhüt edilen ve teklif edilen bedelin % 80 oranından az olmamak üzere ihale konusu iş veya benzer işlere ilişkin iş deneyimini gösteren belgeler.
4.3.1.1. Tüzel kişi tarafından iş deneyimini göstermek üzere kullanılan belgenin, tüzel kişiliğin yarısından fazla hissesine sahip ve 4734 sayılı Kanuna göre yapılacak ihalelere ilişkin sözleşmelerin yürütülmesi konusunda temsile ve yönetime yetkili olan ortağına ait olması halinde, ticaret ve sanayi odası/ticaret odası bünyesinde bulunan ticaret sicili müdürlükleri veya yeminli mali müşavir ya da serbest muhasebeci mali müşavir tarafından ilk ilan tarihinden sonra düzenlenen ve düzenlendiği tarihten geriye doğru son bir yıldır kesintisiz olarak bu şartların korunduğunu gösteren, e-forma uygun belgenin kullanılması zorunludur.
4.3.1.2. 4734 sayılı Kanun kapsamındaki idarelere taahhüt edilenler dışında yurt dışında gerçekleştirilen işlerden elde edilen iş deneyiminin 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 195 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince pay çoğunluğuna dayanarak kurulan şirketler topluluğu ilişkisi içinde kullanılması halinde bu hukuki ilişkiyi ve bu ilişkinin süresini tevsik eden belgelerin sunulması zorunludur.
4.3.2 İhale konusu işin ya da malın satış faaliyetinin yerine getirilebilmesi için ilgili mevzuat gereğince sicil, izin, ruhsat, faaliyet belgesi vb. belgeler:
Yıkım Yetki Belgesi Y1
4.4. Bu ihalede benzer iş olarak kabul edilecek işler ve benzer işe denk sayılacak mühendislik ve mimarlık bölümleri:
4.4.1. Bu ihalede benzer iş olarak kabul edilecek işler:
İhale konusu iş veya Yapım İşlerinde İş Deneyiminde Değerlendirilecek Benzer İşlere Dahil Tebliğde yer alan B/III grubu işler veya B/III bina işlerine ait onarım, yıkım, tadilat ve ikmal işleri benzer iş olarak kabul edilecektir.
4.4.2. Bu ihalede benzer işe denk sayılacak mühendislik ve mimarlık bölümleri:
İnşaat Mühendisliği
Mimarlık
5- Ekonomik açıdan en avantajlı teklif fiyatla birlikte fiyat dışındaki unsurlar da dikkate alınarak belirlenecektir.
Hesaplamada Kullanılacak Formül:Toplam Puan=Teklif Fiyatı Puanı + Fiyat Dışı Unsur Puanı
İsteklinin Toplam Puanı hesaplanırken;
Toplam Puan = (Teklif Tam Puanı - (|Sınır Değer Üzerindeki İlk Geçerli Teklif Tutarı-Teklif Fiyatı| X Teklif Tam Puanı / Sınır Değer Üzerindeki İlk Geçerli Teklif Tutarı)) + Fiyat Dışı Unsur Puanı
Teklif Fiyat Puanı:50
Fiyat Dışı Unsur (FDU) Puanı:50
Fiyat Dışı Unsur Değerlendirme Yöntemi: İsteklinin Teklifi ile Yaklaşık Maliyet Yapısının Birbiri ile Uyumu
(Alınabilecek Azami FDU Puanı : 25 )
Aşağıda, teklif cetvelinde yer alan iş kalemlerinden seçilen kaleme/kalemlere ilişkin asgari ve azami oranlar belirlenmiştir. İsteklinin teklif cetvelinde seçilen bu kalemlere verilmiş olan teklifler, isteklinin ihaleye vermiş olduğu toplam teklife oranlanarak 100 ile çarpılacak, bulunan oran o kalem için belirlenen asgari oran ile azami oran arasında kalıyorsa istekli o kalem için belirlenen fiyat dışı unsur puanını alacaktır. Bu işlem sırasında hesaplanan oranda herhangi bir yuvarlama işlemi yapılmayacaktır. İş kalemlerinde gruplama yapılmış olması halinde, gruba dahil olan kalemlere istekli tarafından teklif edilen tutarların toplamının, isteklinin ihaleye vermiş olduğu toplam teklife oranlanarak 100 ile çarpılması sonucu bulunan oran, o grup için belirlenen asgari oran ile azami oran arasında kalıyorsa, istekli o grup için belirlenen fiyat dışı unsur puanını alacaktır. Bu işlem sırasında hesaplanan oranda herhangi bir yuvarlama işlemi yapılmayacaktır.Bu yönteme ilişkin işlemler, belirlenen bütün kalemler için isteklilerin teklif cetveli esas alınarak EKAP tarafından otomatik olarak yapılacak ve toplam fiyat dışı unsur puanları hesaplanacaktır.
Numune Değerlendirmesinde Kullanılacak Mı?: Hayır
Demonstrasyon Değerlendirmesinde Kullanılacak Mı?:Hayır
İş ortaklıklarında ortaklık oranları dikkate alınmadan istekli bazında fiyat dışı unsur puanlaması yapılacaktır.
Hurda Malzeme Karşılığı Makine İle Demirli Demirsiz Beton İnşaat Yıkımı
8,86444483%
10,95019654%
3
Şantiye Dışına Kamyonla Kazı Malzemesi ve Moloz Nakli
22,44022081%
27,72027276%
7
Arazöz İle Sulama Yapılması
6,12006022%
7,56007439%
1
Fiyat Dışı Unsur Değerlendirme Yöntemi: Diğer (Manuel Giriş)
(Alınabilecek Azami FDU Puanı : 5 )
Numune Değerlendirmesinde Kullanılacak Mı?: Hayır
Demonstrasyon Değerlendirmesinde Kullanılacak Mı?: Hayır
İş ortaklıklarında fiyat dışı unsur puanı her bir ortağın hesaplanan puanlarının ortaklık oranları ile çarpılması suretiyle bulunan puanların toplamıdır.
Fiyat Dışı Unsur Tanımı
Fiyat Dışı
Unsur Puanı
PATLAYICISIZ ÇİMENTO HARÇLI KARGİR, HORASAN İNŞAAT YIKIMI (1.500.METREKÜP) "İHALE İLK İLAN TARİHİNDEN GERİYE DOĞRU SON 5 (BEŞ) YIL İÇİNDE 4735 SAYILI KAMU İHALE SÖZLEŞMELERİ KANUNU'NA TABİ TAMAMLANARAK GEÇİCİ KABULÜ YAPILAN TEK SÖZLEŞMEDE, 1.500 METREKÜP PATLAYICISIZ ÇİMENTO HARÇLI KARGİR, HORASAN İNŞAAT YIKIMI İMALATINI YAPMIŞ OLMAK BU İMALAT KAMU KURUMLARI İLE TEK SÖZLEŞMEYE DAYALI OLARAK YAPILMIŞ OLMALIDIR. TEVSİK EDİCİ BELGE OLARAK YAPILAN İŞLE İLGİLİ SÖZLEŞME, HAKEDİŞ (YAPILAN İŞLER LİSTESİ ), GEÇİCİ KABUL TUTANAĞI VE FATURA, İBRAZ EDİLMELİDİR. . BU İMALATLARIN YAPILDIĞINI GÖSTEREN TEYİT EDİCİ BELGELERİN (SÖZLEŞME,GEÇİCİ KABUL TUTANAĞI, YAPILAN İŞLER LİSTESİ VB.) TARANARAK İHALE KATILIM BELGESİNDE BEYAN EDİLMESİ GEREKMEKTEDİR. İHALE KATILIM BELGESİNE BU EVRAKLAR KONULMADIĞI TAKDİRDE BU İŞ KALEMİNDEN PUAN ALINMAYACAKTIR. "SUNULAN TEVSİK EDİCİ BELGELER, İDARE TARAFINDAN GEREKLİ GÖRÜLMESİ HALİNDE İLGİLİ İDAREDEN TEYİT EDİLECEKTİR.
5
Fiyat Dışı Unsur Değerlendirme Yöntemi: Diğer (Manuel Giriş)
(Alınabilecek Azami FDU Puanı : 5 )
Numune Değerlendirmesinde Kullanılacak Mı?: Hayır
Demonstrasyon Değerlendirmesinde Kullanılacak Mı?: Hayır
İş ortaklıklarında fiyat dışı unsur puanı her bir ortağın hesaplanan puanlarının ortaklık oranları ile çarpılması suretiyle bulunan puanların toplamıdır.
Fiyat Dışı Unsur Tanımı
Fiyat Dışı
Unsur Puanı
PATLAYICISIZ DEMİRLİ DEMİRSİZ BETON İNŞAAT YIKIMI (1.500 METREKÜP) "İHALE İLK İLAN TARİHİNDEN GERİYE DOĞRU SON 5 (BEŞ) YILİÇİNDE 4735 SAYILI KAMU İHALE SÖZLEŞMELERİ KANUNU'NA TABİ TAMAMLANARAK GEÇİCİ KABULÜ YAPILAN TEK SÖZLEŞMEDE ,1500 METREKÜP PATLAYICISIZ DEMİRLİ DEMİRSİZ BETON İNŞAAT YIKIMI İMALATINI YAPMIŞ OLMAK. BU İMALAT KAMU KURUMLARI İLE TEK SÖZLEŞMEYE DAYALI OLARAK YAPILMIŞ OLMALIDIR. TEVSİK EDİCİ BELGE OLARAK YAPILAN İŞLE İLGİLİ SÖZLEŞME, HAKEDİŞ (YAPILAN İŞLER LİSTESİ ), GEÇİCİ KABUL TUTANAĞI VE FATURA, İBRAZ EDİLMELİDİR. . BU İMALATLARIN YAPILDIĞINI GÖSTEREN TEYİT EDİCİ BELGELERİN (SÖZLEŞME,GEÇİCİ KABUL TUTANAĞI, YAPILAN İŞLER LİSTESİ VB.) TARANARAK İHALE KATILIM BELGESİNDE BEYAN EDİLMESİ GEREKMEKTEDİR. İHALE KATILIM BELGESİNE BU EVRAKLAR KONULMADIĞI TAKDİRDE BU İŞ KALEMİNDEN PUAN ALINMAYACAKTIR. "SUNULAN TEVSİK EDİCİ BELGELER, İDARE TARAFINDAN GEREKLİ GÖRÜLMESİ HALİNDE İLGİLİ İDAREDEN TEYİT EDİLECEKTİR.
5
Fiyat Dışı Unsur Değerlendirme Yöntemi: Diğer (Manuel Giriş)
(Alınabilecek Azami FDU Puanı : 5 )
Numune Değerlendirmesinde Kullanılacak Mı?: Hayır
Demonstrasyon Değerlendirmesinde Kullanılacak Mı?: Hayır
İş ortaklıklarında fiyat dışı unsur puanı her bir ortağın hesaplanan puanlarının ortaklık oranları ile çarpılması suretiyle bulunan puanların toplamıdır.
Fiyat Dışı Unsur Tanımı
Fiyat Dışı
Unsur Puanı
MAKİNE İLE ÇİMENTO HARÇLI KARGİR, HORASAN İNŞAAT YIKIMI (4.000 METREKÜP) "İHALE İLK İLAN TARİHİNDEN GERİYE DOĞRU SON 5 (BEŞ) YIL İÇİNDE 4735 SAYILI KAMU İHALE SÖZLEŞMELERİ KANUNU'NA TABİ TAMAMLANARAK GEÇİCİ KABULÜ YAPILAN TEK SÖZLEŞMEDE , 4.000 METREKÜP MAKİNE İLE ÇİMENTO HARÇLI KARGİR, HORASAN İNŞAAT YIKIMI İMALATINI YAPMIŞ OLMAK. BU İMALAT KAMU KURUMLARI İLE TEK SÖZLEŞMEYE DAYALI OLARAK YAPILMIŞ OLMALIDIR.. TEVSİK EDİCİ BELGE OLARAK YAPILAN İŞLE İLGİLİ SÖZLEŞME, HAKEDİŞ (YAPILAN İŞLER LİSTESİ ), GEÇİCİ KABUL TUTANAĞI VE FATURA, İBRAZ EDİLMELİDİR. . BU İMALATLARIN YAPILDIĞINI GÖSTEREN TEYİT EDİCİ BELGELERİN (SÖZLEŞME,GEÇİCİ KABUL TUTANAĞI, YAPILAN İŞLER LİSTESİ VB.) TARANARAK İHALE KATILIM BELGESİNDE BEYAN EDİLMESİ GEREKMEKTEDİR. İHALE KATILIM BELGESİNE BU EVRAKLAR KONULMADIĞI TAKDİRDE BU İŞ KALEMİNDEN PUAN ALINMAYACAKTIR. "SUNULAN TEVSİK EDİCİ BELGELER, İDARE TARAFINDAN GEREKLİ GÖRÜLMESİ HALİNDE İLGİLİ İDAREDEN TEYİT EDİLECEKTİR.
5
Fiyat Dışı Unsur Değerlendirme Yöntemi: Diğer (Manuel Giriş)
(Alınabilecek Azami FDU Puanı : 5 )
Numune Değerlendirmesinde Kullanılacak Mı?: Hayır
Demonstrasyon Değerlendirmesinde Kullanılacak Mı?: Hayır
İş ortaklıklarında fiyat dışı unsur puanı her bir ortağın hesaplanan puanlarının ortaklık oranları ile çarpılması suretiyle bulunan puanların toplamıdır.
Fiyat Dışı Unsur Tanımı
Fiyat Dışı
Unsur Puanı
MAKİNA İLE DEMİRLİ DEMİRSİZ BETON İNŞAAT YIKIMI (4.000 METREKÜP) "İHALE İLK İLAN TARİHİNDEN GERİYE DOĞRU SON 5 (BEŞ) YIL İÇİNDE 4735 SAYILI KAMU İHALE SÖZLEŞMELERİ KANUNU'NA TABİ TAMAMLANARAK GEÇİCİ KABULÜ YAPILAN TEK SÖZLEŞMEDE , 4.000 METREKÜP MAKİNA İLE DEMİRLİ DEMİRSİZ BETON İNŞAAT YIKIMI İMALATINI YAPMIŞ OLMAK. BU İMALAT KAMU KURUMLARI İLE TEK SÖZLEŞMEYE DAYALI OLARAK YAPILMIŞ OLMALIDIR. TEVSİK EDİCİ BELGE OLARAK YAPILAN İŞLE İLGİLİ SÖZLEŞME, HAKEDİŞ (YAPILAN İŞLER LİSTESİ ), GEÇİCİ KABUL TUTANAĞI VE FATURA, İBRAZ EDİLMELİDİR. . BU İMALATLARIN YAPILDIĞINI GÖSTEREN TEYİT EDİCİ BELGELERİN (SÖZLEŞME,GEÇİCİ KABUL TUTANAĞI, YAPILAN İŞLER LİSTESİ VB.) TARANARAK İHALE KATILIM BELGESİNDE BEYAN EDİLMESİ GEREKMEKTEDİR. İHALE KATILIM BELGESİNE BU EVRAKLAR KONULMADIĞI TAKDİRDE BU İŞ KALEMİNDEN PUAN ALINMAYACAKTIR. "SUNULAN TEVSİK EDİCİ BELGELER, İDARE TARAFINDAN GEREKLİ GÖRÜLMESİ HALİNDE İLGİLİ İDAREDEN TEYİT EDİLECEKTİR.
5
Fiyat Dışı Unsur Değerlendirme Yöntemi: Diğer (Manuel Giriş)
(Alınabilecek Azami FDU Puanı : 5 )
Numune Değerlendirmesinde Kullanılacak Mı?: Hayır
Demonstrasyon Değerlendirmesinde Kullanılacak Mı?: Hayır
İş ortaklıklarında fiyat dışı unsur puanı her bir ortağın hesaplanan puanlarının ortaklık oranları ile çarpılması suretiyle bulunan puanların toplamıdır.
Fiyat Dışı Unsur Tanımı
Fiyat Dışı
Unsur Puanı
TEK SÖZLEŞMEDE EN AZ 20.000 METREKARE YIKIM İŞİ YAPMIŞ OLMAK. "İHALE İLK İLAN TARİHİNDEN GERİYE DOĞRU SON 5 (BEŞ) YIL İÇİNDE 4735 SAYILI KAMU İHALE SÖZLEŞMELERİ KANUNU'NA TABİ TAMAMLANARAK GEÇİCİ KABULÜ YAPILAN TEK SÖZLEŞMEDE 20.000 METREKARE TEK SÖZLEŞMEDE İŞ DENEYİM BELGESİNE SAHİP OLMAK (HURDA MALZEME KARŞILIĞI YIKIM İŞLERİ HARİÇ) BU İMALAT KAMU KURUMLARI İLE TEK SÖZLEŞMEYE DAYALI OLARAK YAPILMIŞ OLMALIDIR. TEVSİK EDİCİ BELGE OLARAK YAPILAN İŞLE İLGİLİ SÖZLEŞME, HAKEDİŞ (YAPILAN İŞLER LİSTESİ ), GEÇİCİ KABUL TUTANAĞI VE FATURA, İBRAZ EDİLMELİDİR. . BU İMALATLARIN YAPILDIĞINI GÖSTEREN TEYİT EDİCİ BELGELERİN (SÖZLEŞME,GEÇİCİ KABUL TUTANAĞI, YAPILAN İŞLER LİSTESİ VB.) TARANARAK İHALE KATILIM BELGESİNDE BEYAN EDİLMESİ GEREKMEKTEDİR. İHALE KATILIM BELGESİNE BU EVRAKLAR KONULMADIĞI TAKDİRDE BU İŞ KALEMİNDEN PUAN ALINMAYACAKTIR. "SUNULAN TEVSİK EDİCİ BELGELER, İDARE TARAFINDAN GEREKLİ GÖRÜLMESİ HALİNDE İLGİLİ İDAREDEN TEYİT EDİLECEKTİR.
5
6- İhaleye sadece yerli istekliler katılabilecektir.
7- İhaleye teklif verecek olanların, EKAP hesabına giriş yaparak ihale dokümanını indirmeleri zorunludur.
8-Teklifler, EKAP üzerinden teklif mektubu ile ihaleye katılım belgesi ve diğer ekler kullanılarak hazırlanacak ve e-imza ile imzalanarak ihale tarih ve saatine kadar EKAP üzerinden gönderilecektir.
9- İstekliler tekliflerini, her bir iş kaleminin miktarı ile bu iş kalemleri için teklif edilen birim fiyatların çarpımı sonucu bulunan toplam bedel üzerinden teklif birim fiyat şeklinde vereceklerdir. İhale sonucunda, üzerine ihale yapılan istekliyle birim fiyat sözleşme imzalanacaktır.
10- Bu ihalede, işin tamamı için teklif verilecektir.
11- İstekliler teklif ettikleri bedelin %3’ünden az olmamak üzere kendi belirleyecekleri tutarda geçici teminat vereceklerdir.
12- Bu ihalede elektronik eksiltme yapılmayacaktır.
13- Verilen tekliflerin geçerlilik süresi, ihale tarihinden itibaren 60 (Altmış) takvim günüdür.
14- Konsorsiyum olarak ihaleye teklif verilemez.
15- Diğer hususlar:
İhalede Uygulanacak Sınır Değer Katsayısı (N) : 1
Sınır değerin altında teklif sunan isteklilerin teklifleri açıklama istenilmeksizin reddedilecektir.
BORDÜR, TRETUVAR VE MUHTELİF ALTYAPI İŞLERİ YAPTIRILACAKTIR ihale edileceği ilan edilmiştir. Ancak 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 26 ncı maddesine göre aşağıdaki hususlarda , düzeltme ilanı yayımlanmasına karar verilmiştir. Tekliflerin hazırlanması ve sunulmasında düzeltilen maddelerin esas alınması gerekmektedir.
İhale Kayıt Numarası (İKN)
:
2026/1271417
1- İdarenin
1.1. Adı
:
BAŞAKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANLIĞI FEN İŞLERİ MÜDÜRLÜĞÜ
1.2. Adresi
:
Kayabaşı Mh Gazi Yaşargil Cd 15 Temmuz Sk No:2 34494 BAŞAKŞEHİR/İSTANBUL
1.3. Telefon numarası
:
02124440669
1.4. Ön yeterlik/İhale dokümanının görülebileceği ve indirilebileceği internet adresi
:
https://ekap.kik.gov.tr/EKAP/
2-Düzeltmeye Konu İlanın Yayımlandığı
2.1. Kamu İhale Bülteninin tarih ve sayısı
:
30.07.2026 - 5666
2.2. Gazetenin, internet haber sitesinin adı ve tarihi (yayımlanmış ise)
:
Milat Gazetesi ve www.dirilispostasi.com - 30.07.2026
3- Düzeltilen [madde/maddeler ]
İhale ilanının 5. maddesinde bulunan;
Fiyat dışı unsur değerlendirme yöntemi: isteklinin teklifi ile yaklaşık maliyet yapısının birbiri ile uyumu tablosu yeniden düzenlenmiştir.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın avukatı Hüseyin Aydın, 15 Temmuz darbe girişiminde Erdoğan'a yönelik Marmaris'te gerçekleştirilen suikast teşebbüsüne katılan ve 10 yıldır kırmızı bültenle aranırken yakalanan FETÖ üyesi Burkay Karatepe ve kendisine yardım eden kişiler hakkındaki şikayet dilekçesini Muğla Cumhuriyet Başsavcılığına sundu.
Dilekçede, Karatepe ile firari olduğu dönemde kendisine yardım eden kişiler hakkında "Cumhurbaşkanına suikast", "Anayasayı ihlal", "devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak", "terör örgütüne üye olmak" ve "suçluyu kayırma" suçlarından soruşturma yapılarak kamu davası açılması istendi.
Şikayet dilekçesinde, FETÖ mensupları tarafından gerçekleştirilen darbe girişiminin bir parçası olarak, suç tarihinde Marmaris'te bulunan Erdoğan'a yönelik olarak Karatepe'nin de içinde bulunduğu bir grup tarafından askeri operasyon yapıldığı hatırlatıldı.
Karatepe'nin, örgüt elebaşı Fetullah Gülen'in talimatları doğrultusunda seçilmiş ilk cumhurbaşkanı olan ve Anayasa'ya göre devletin ve milletin birliğini temsil eden Erdoğan'ın varlığını ortadan kaldırmaya teşebbüs ettiği vurgulanan açıklamada, şu ifadeler yer aldı:
"Şüphelinin bu şekilde sadece cumhurbaşkanına suikast ve anayasayı ihlal suçunu değil, aynı zamanda iştirak ettiği eylemler nedeniyle ülkenin genelinde bir kaos ve karışıklık çıkarmak suretiyle devletin bağımsızlığını zayıflatmayı ve devletin birliğini bozmayı hedeflediği de açıktır. Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Türk milletinin birliğini temsil eden Sayın Cumhurbaşkanımız, hem şahsına yönelen eylemleri nedeniyle hem de Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milletinin birliğine yönelen eylemleri nedeniyle şüpheliden şikayetçi olduğu gibi eylem tarihinden bugüne kadar geçen 10 yıllık süre zarfında şüphelinin yakalanmasına mani olmak için yer temin eden ve yardım eden kişilerden de şikayetçidir."
Tutuklanarak görevden uzaklaştırılan Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş'ın yerine vekâlet edecek isim, belediye meclisinde dört tur süren oylamanın ardından belli oldu. CHP'nin adayı Sibel Tan Çetinkaya, dördüncü tur sonunda Üsküdar Belediye Başkan Vekili seçildi.
Belediye meclisindeki seçimde CHP'nin adayı Sibel Tan Çetinkaya ile Cumhur İttifakı'nın (AK Parti-MHP) adayı Dündar Ziya Gültekin yarıştı. Oylamada CHP'nin 27, AK Parti ve MHP'nin ise 17 meclis üyesi oy kullandı.
Dört tur sonunda sonuçlar şöyle oldu:
1. Tur: Çetinkaya 26, Gültekin 16, geçersiz/boş 2
2. Tur: Çetinkaya 26, Gültekin 16, geçersiz/boş 2
3. Tur: Çetinkaya 21, Gültekin 18, geçersiz/boş 5
4. Tur: Çetinkaya 22, Gültekin 18, geçersiz/boş 4
İlk iki turda adaylar gerekli çoğunluğu sağlayamadı. İlk turda bir boş oy ve arka yüzüne aday ismi yazıldığı için geçersiz sayılan bir oy nedeniyle sonuç değişmedi. İkinci turda da aynı tablo ortaya çıktı.
Üçüncü turda CHP adayının oyunun 21'e düşmesi ve geçersiz oy sayısının beşe yükselmesi, parti içinde "fire" tartışmalarına neden oldu. Ara sırasında bazı CHP'li üyeler duruma tepki gösterirken, Yeni Parti Üsküdar İlçe Başkanı Berk Tütüncü ile CHP Meclis Üyesi Hüseyin Kazan arasında yaşanan "Git, AK Parti sıralarında otur" diyaloğu da gerginliği artırdı.
Dördüncü ve son turda Sibel Tan Çetinkaya 22 oy alarak Dündar Ziya Gültekin'i (18 oy) geride bıraktı. Böylece Üsküdar Belediyesi'nin yönetimi CHP'de kalırken, Çetinkaya resmen Belediye Başkan Vekili oldu.
Yarı resmi Fars Haber Ajansı'nın haberine göre, devlete ait petrol şirketinin hesaplarını donduran banka, borç miktarına veya dondurulan hesapların kapsamına ilişkin ayrıntı paylaşmadı.
Haberde, söz konusu kararın, İran'ın en önemli gelir kaynaklarından biri olan petrol ve doğal gaz sektöründe faaliyet gösteren Ulusal Petrol Şirketi'nin bazı borçlarının geri ödemesinin İran takvimine göre 1405 yılının sonuna (Mart 2027) kadar ertelenmesini öngören hükümlere rağmen atıldığına dikkati çekildi.
İran'ın petrol ve doğal gaz sektöründeki ana devlet şirketi olan Ulusal Petrol Şirketi, kapsamlı şekilde ABD'nin tek taraflı yaptırım listelerinde yer alıyor.
Zelenskiy, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, ordunun, hükümetin ve güvenlik birimlerinin yetkilileriyle bir araya gelerek cephedeki son gelişmeleri ele aldıklarını belirtti.
Donetsk bölgesinde Konstantinivka ve Slovyansk şehirleri yönündeki cephe hattında Ukrayna ordusunun atması gereken adımları, ayrıca Ukrayna Silahlı Kuvvetlerindeki personelle ilgili konuları görüştüklerini aktaran Zelenskiy, Ukrayna'daki altyapının Rus saldırılarından korunması yönünde ek tedbirlerin uygulanması gibi hususları da ele aldıklarını kaydetti.
Müttefik ülkelerden Ukrayna'ya hava savunma sistemi için gereken füzelerin tedarikinin önemli ölçüde azaldığına işaret eden Zelenskiy, "Hava savunması için tedarik edilen füze sayısı 2025'e kıyasla 3 kat azaldı. Sadece bu yazdan değil, 2026'nın ilk yarısının tüm dönemlerinden bahsediyoruz. Müttefiklerin füzeleri var." ifadelerini kullandı.
Rusya'daki petrol tesislerine yönelik saldırıları sürdürdüklerini belirten Zelenskiy, "Saldırgan için savaşın uzamasının bedeli artacak." değerlendirmesinde bulundu.
Kayseri Büyükşehir Belediyesinden yapılan yazılı açıklamaya göre, Erciyes AŞ ve Kayseri Bilim Merkezi işbirliğiyle "Perseid Meteor Yağmuru Görsel Şölen Etkinliği", 12 Ağustos Çarşamba günü gerçekleştirilecek.
Halk arasında "yıldız kayması" olarak bilinen doğa olayını izlemek isteyen gökyüzü meraklıları, Erciyes Kayak Merkezi Hacılar Kapı'da bir araya gelecek.
Işık kirliliğinden uzak, 2 bin 650 metre rakımda düzenlenecek ücretsiz etkinlikte katılımcılar, uzman astronomlar eşliğinde gezegenler ve takımyıldızlar hakkında bilgilendirilecek ve teleskoplarla gözlem yapma imkanı bulacak.
Öte yandan Erciyes AŞ yetkilileri, etkinliğe katılacak kişilerin soğuk havadan etkilenmemeleri için yanlarında kamp sandalyesi, mont, bere ve battaniye gibi malzemeler bulundurmalarını tavsiye etti.
Vali Mustafa Masatlı, resmi açılış dolayısıyla düzenlenen programda, 6 Şubat 2023'teki depremlerin ardından şehrin küllerinden yeniden doğduğunu söyledi.
Bir taraftan konutları, iş yerlerini, eğitim kurumlarını, sağlık tesislerini ve altyapıları yeniden ihya ederken diğer taraftan "Afette Hatay Modeli" çerçevesinde birtakım projelere de imza atmaya başladıklarını ifade eden Masatlı, şöyle konuştu:
"Bu süreçte 2011'den sonra Suriye'yle olan özellikle ticari ilişkilerimiz, oradaki rejimden kaynaklı kesilmişti. Daha sonra 2024 Aralık'taki harekattan sonra Suriye'de rejim değişti ve şu an Suriye rejimiyle ülkemiz arasında çok önemli ekonomik ve ticari ilişkiler başladı, devam ediyor. Bizler de tabii ki şehrimizde bir taraftan sahada o afetin izlerini temizlerken, yeniden inşa çalışmaları yaparken, diğer taraftan da şehrimizin, ülkemizin Orta Doğu'ya açılan en önemli ticari kapılarından bir tanesi olan Cilvegözü Sınır Kapısı'nda da birtakım çalışmalara başladık."
Bu çalışmalar çerçevesinde Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile özellikle dış ticarete önemli ölçüde katkı sunacak bir çalışmayı tamamlayıp, hizmete aldıklarını vurgulayan Masatlı, şöyle devam etti:
"Daha önceden burada kilometrelerce tır kuyruğu oluşuyordu, buradaki şoförlerimiz gerçekten sağlıksız şartlar içerisinde işini yapmaya çalışıyordu. Onun yanında ihracatçılarımız, lojistikçilerimiz özellikle bu sıradan ve mevcut durumdan kaynaklı ciddi derecede sıkıntılar çekiyordu. Bizler de bu 'Afette Hatay Modeli' çerçevesinde burada 184 bin metrekarelik bir alanda, yaklaşık 1200 tırın aynı anda park edebileceği, konaklayabileceği ve burada başta şoförlerimizin medeni ihtiyaçlarının karşılanması dahil, diğer taraftan 9 ticari alanı, onun yanında ibadethanesi de dahil, böyle bir tır parkı projesini de tamamlamış olduk."
Masatlı, projenin ihracatçıların bir an önce mallarının yerine ulaştırılması, lojistikçilerin zaman kaybı yaşamaması, maliyetlerinin daha düşürülmesi başta olmak üzere ticaretin geliştirilmesi, dış ticaretin artırılması ve kolaylaştırılması açısından önemli olduğunu dile getirdi.
Yaklaşık 3 aydır kullanımda olan parka şu ana kadar 65 binden fazla tırın geldiğini vurgulayan Masatlı, proje kapsamındaki lojistik köy çalışmalarının da devam ettiğini belirtti.
Masatlı, bir gazetecinin Cilvegözü Sınır Kapısı'ndan günlük geçen ticari araç sayısıyla ilgili soruya, "Bunu iki boyutta değerlendirmek lazım. Bir tanesi güvenli, düzenli geri dönüş, yani Suriyeli misafirlerimizin kendi ülkelerine dönüşü. Bir diğer taraftan da küçük araçlarla tır geçişi. Şu an itibarıyla güvenli, düzenli geri dönüşte Cilvegözü kapımız bu dönüşün yüzde 65'ini ihtiva etmektedir. Diğer taraftan küçük araçlar hariç, günde ortalama Cilvegözü kapımızdan 1500 tır giriş-çıkış yapmaktadır." yanıtını verdi.
Masatlı, daha sonra tır parkı alanını ve içerisindeki çalışma ofisini, berberi ve yemekhaneyi gezdi.