Konya'da kahreden kaza! Traktörün altında kalan küçük çocuk hayatını kaybetti
BURAKHAN BAŞARAN/VERYANSIN TV
Danıştay 6. Dairesi, Akbelen’deki 7 köyün sınırları içerisinde bulunan zeytinlik ve tarım alanlarının acele kamulaştırılmasını öngören Cumhurbaşkanlığı Kararı’nın iptali istemiyle 679 parselden 104’üne ilişkin açılan davaları görüştü.
Danıştay Savcılığı, köylüler tarafından açılan davaların reddedilmesi yönünde mütalaa verdi.
Savcılık, mahkemenin aksi kanaatte olması halinde ise bölgede keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasını talep etti.
İkizköylülerin gönüllü avukatları CVP Genel Başkan Yardımcısı İsmail Hakkı Atal, Arif Ali Cangı ve İpek Sarıca’nın takip ettiği davaya, Akbelen’in yanı sıra Türkiye’nin farklı bölgelerinden gelen köylüler de destek verdi.
Danıştay 6. Dairesi’nin kararını en geç bir ay içerisinde açıklaması bekleniyor.
İsmail Hakkı Atal, duruşmaya ilişkin bir açıklama yaptı.
Duruşmada Cumhurbaşkanlığı kararının sebep, konu ve amaç unsurları bakımından hukuka aykırı olduğunu savunduklarını belirten Atal, “2024’te Zeytin Kanununca koruma altında olan zeytinlik parseller hakkındaki kamu yararı kararının da geçersiz olduğunu ve dolayısıyla buna dayanılarak çıkarılan Cumhurbaşkanı kararının da hukuka aykırı olduğunu beyan ettik.” dedi.
![]()
MAPEG Genel Müdürü Aslan Narin, duruşmada dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.
Atal’ın açıklamasına göre Narin duruşmada, “zeytin kanununu bir türlü aşamadık” diyerek, tüm Türkiye için zeytin kanununda değişiklik içeren ve 24 Temmuz 2025’te Meclis’ten geçen kanun üzerinde çalışma yaptıklarını, ancak düzenlemenin Meclis’ten yalnızca Yeniköy-Kemerköy-Yatağan termik santralleri için çıktığını söyledi.
Atal, Narin’in sözlerine ilişkin şunları söyledi:
“Davamızda dava konusu Cumhurbaşkanı kararının sebep, konu ve amaç unsurları yönünden hukuka aykırı olduğunu beyan etmemizin yanı sıra; usul-şekil ve yetki unsurları açısından da dava konusu Cumhurbaşkanı kararının sakat olduğunu; Cumhurbaşkanı kararının dayanağı olan kamu yararı kararı, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından alınması gerekirken, yanlış kurum olan MAPEG tarafından kamu yararı kararı alındığını; diğer yandan kamu yararı kararının alındığı 16.07.2024 tarihinde henüz Zeytin Kanunundaki 4.08.2025 tarihli yasa değişikliği gerçekleşmediği için 16.07.2024’te Zeytin Kanununca koruma altında olan zeytinlik parseller hakkındaki kamu yararı kararının da geçersiz olduğunu ve dolayısıyla buna dayanılarak çıkarılan Cumhurbaşkanı kararının da hukuka aykırı olduğunu beyan ettik.
Duruşmaların en ilginç noktası, (takkenin düştüğü, kelin gözüktüğü) MAPEG Genel Müdürü Aslan Narin’in duruşmalara katılarak adeta LİMAK-İÇTAŞ’ın vekiliymişçesine şirketi ve zeytin yasası değişikliğini savunması oldu. MAPEG Genel Müdürü Aslan Narin’in üzerinde avukat cübbesi olsaydı, YK şirketinin avukatı olduğunu düşünebilirdik. Aslan Narin söz alınca hayretlere düştük. Zira duruşmada “zeytin kanununu bir türlü aşamadık ve tüm Türkiye için Zeytin Kanununda değişiklik içeren 24.07.2025’te meclisten geçen kanunu hazırlamıştık ancak meclisten sadece Yeniköy-Kemerköy-Yatağan termik santralleri için çıktı” diyerek görevi kötüye kullandığını ve suç işlediğini itiraf etmiş oldu, Allah MAPEG genel müdürünü şaşırttı. Zira; LİMAK-İÇTAŞ’ın önünü açacak kanun taslağını hazırlamak “kamu kurumu” olarak kamuya hizmet etme yükümlülüğü olan MAPEG’in yetkisi ve görevi olmadığı gibi, Türkiye’de kanunların meclis tarafından hazırlanmadığının da itirafı oldu. Aslan Narin bizlere, Meclisin hiçbir işlevinin kalmadığını ve sadece şeklen mecliste ellerin kalktığını ve kanun çıkaran AKP-MHP milletvekillerinin hiçbir fonksiyonunun olmadığını, MECLİSİN YASAMA FAALİYETİ YAPAN DEĞİL-ŞEKLİ TASDİKLEME organı olduğunu da İFŞA etmiş oldu. Diğer yandan MAPEG’in Cumhurbaşkanlığını da aldattığını ve kamu zararını ortaya koymayarak şirketin vekili gibi hareket etmek suretiyle “acele kamulaştırma kararı” alınmasına sebep olduğunu beyan ettik.”
Atal, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“İkizköylülerin gönüllü avukatı olarak meslektaşlarım Arif Ali Cangı ve (gece gündüz çalışması sonucu) İpek Sarıca’yla birlikte Cumhurbaşkanlığına karşı açtığımız 104 parsel için “acele kamulaştırmanın iptali” davalarının duruşmaları Danıştay 6. Dairesi’nde 16 Eylül 2026 günü görüldü. Kamulaştırma adı altında LİMAK-İÇTAŞ’ın Türk köylüsünü mülksüzleştirme amacını taşıyan işleme karşı acele kamulaştırma sahası içinde kalan İkizköy, Karacahisar ve Çamköylülerin yanı sıra, Maden ve Petrol İşleri Müdürlüğünün Türkiye’nin her yerindeki vahşi madencilik uygulamalarından dolayı hayatları alt üst olan Giresun Tirebolu, Muş Varto, Fatsa, Denizli-Avdan, Tokat Niksar, Ordu-Perşembe, Aybastı v.s. köylüleri de katılarak hem duruşmayı izledi hem de davaya destek verdiler. Duruşmadan sonra Türkiye’nin her yerinden gelen köylüler MAPEG önüne giderek seslerini (sömürge madenciliği kurumu) MAPEG’e duyurdular.
![]()
Duruşmada “Avrupa Sağlık ve Çevre Birliği’nin çalışmasına göre LİMAK-İÇTAŞ’ın öldürdüğü, hasta ettiği, kanser ettiği yurttaşlar sebebiyle Türkiye’ye yılda 80 milyar sağlık maliyeti olduğunu” tüm araştırmalarımıza rağmen şirketin yıllık kazancını bulamadığımızı ve bizden sonra söz alacak davalı taraf vekillerinin bu konuda bilgi vermesini istedik.
Ancak her 2 turda da bu konuda ETKB vekili, MAPEG Genel Müdürü ve YK vekili hiçbir beyanda bulunamadılar. Hatta YK vekili Av. Eyüp Kul ise bizim duruşmada anlattığımız bu somut HALK SAĞLIĞI zararının davanın konusu olmadığını ifade ederek; sadece ve hukuka ve ahlaka değil, tüm kanun sistematiğine ve insanlığa aykırı şekilde KAÇAMAK beyanda bulunmayı tercih etti.
ETKB vekili Av. Ethem Çakar’ın beyanıyla da YK Enerjinin vekillerinin ve CEO’larının yıllardır söyledikleri bir argümanın yalan olduğu dolaylı olarak kabul edilmiş oldu. Yıllardır YK, termik santraller durursa Muğla bölgesinin elektriksiz kalacağı iddiasında bulunuyor, mücadelenin kızıştığı zamanlarda bölgede elektrik kesintileri yaşanıyordu. Ancak ETKB vekili sistemin enterkonnekte olduğunu ve burada üretilen elektriğin sadece Muğla’da değil Türkiye’nin tamamında kullanıldığını beyan ederek YK Enerjinin yıllardır süren yalanını dolaylı da olsa ifşa etmiş oldu.
![]()
Davalı vekillerinin tamamı 1119 MW kurulu gücü bulunan Yeniköy-Kemerköy termik santrallerinin, Türkiye’nin toplam 130.000 MW kurulu gücü içinde gerçekte %0,5 payı olan şirketin üretimdeki payının %2 olduğunu söyleyerek bu konuda da gerçeğe aykırı beyanda bulunmalarına rağmen, mahkemede resmi rakamlarla bu yalanı da ifşa ettik. Ayrıca duruşmada uzman olarak dinlettiğimiz EMO temsilcisi Muğla bölgesinde YK Enerjinin 1 yılda 1,42 GW enerji ürettiğini, oysa ki bölgede çalıştırılmayan termik santrallerden dolayı boştaki kapasitenin 4,39 GW olduğunu beyan etmesiyle, davalı tarafın “güneş ve rüzgarın olmadığı zamanlarda baz olarak bu santrallerin hazır tutulması gerektiği” yönündeki savunması da boşa düşmüş oldu.
ÇED’i dahi olmayan, 1994 yılında Aydın İdare Mahkemesinin kapatma kararlarının Danıştay tarafından 1996’da onanmasıyla 1996 yılından bu yana hukuka ve kanuna aykırı bir şekilde çalıştırılan ve kapatma kararları uygulanmadığı için Okyay v.d. Kararlarıyla Türkiye’nin AİHM’de mahkum olmasına ve Türkiye’nin dosyasının şu anda Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin önüne gelmesine neden olan bu 3 termik santralin (Türkiye’yi karşılarına almak pahasına) çalıştırılması için neden bu kadar ısrar edildiği sorusuna ise duruşmada kendimiz sorduk, kendimiz cevap verdik.
Zira; bu kadar kamu zararı oluşturan bu termik santrallerin maden ve enerji ihtiyacı bahanesi arkasında, iklim krizi sürecinde bir hazine haline gelecek olan toprakların ve zeytinliklerin Türk halkının elinden alınarak halkın mülksüzleştirilmesi amacının olduğu tek rasyonel cevap olarak ortaya çıktı. Danıştay Savcılığı ise köylülerin aleyhinde mütalaa vererek davaların reddine karar verilmesini, eğer mahkeme aksi kanaatte ise bölgede keşif ve bilirkişi incelemesi talep etti. Danıştay 6. Dairesi en geç 1 ay içinde kararları açıklayacak.”

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, sosyal medya platformlarında sermaye piyasası araçları hakkında yatırımcılarda korku ve paniğe neden olacak nitelikte paylaşımlar yapıldığı yönündeki tespitler üzerine eski AKP Milletvekili, eski Merkez Bankası Başkan Yardımcısı, eski Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü İbrahim Mustafa Turhan hakkında resen soruşturma başlatıldığını açıkladı.
Başsavcılık tarafından yapılan açıklamada, bazı sosyal medya platformlarında yer alan ve kamuoyuna yansıyan paylaşımlara ilişkin inceleme başlatıldığı belirtildi.
Açıklamada, söz konusu paylaşımlarda doğrudan ya da dolaylı olarak sermaye piyasası araçları hakkında yatırımcıda korku ve paniğe sebep olacak nitelikte içeriklerin yer aldığı yönünde tespitler bulunduğu ifade edildi.
Başsavcılığın açıklamasında, “Bazı sosyal medya platformlarında yer alan ve kamuoyuna yansıyan paylaşımlarda, doğrudan ya da dolaylı olarak sermaye piyasası araçları hakkında yatırımcıda korku ve paniğe sebep olacak nitelikte paylaşımlar yaptığı yönünde tespitler üzerine ‘@ibrahimmturhan2’ adlı hesap kullanıcısı olan İbrahim Mustafa Turhan hakkında Cumhuriyet Başsavcılığımızca re’sen soruşturma işlemlerine başlanılmıştır” ifadelerine yer verildi.
Borsa İstanbul’da yüzde 6’yı aşan değer kaybıyla ilgili olarak Turhan, sosyal medyadan şu paylaşımı yapmıştı:
“Borsamızda, sermaye piyasasında temel ve yapısal bir risk olduğunu düşünmüyorum. Türkiye ekonomisi güçlü, halka açık şirketlerin tamamını etkileyecek bir risk söz konusu değil. Özellikle de iş modellerinde kârlılık ve serbest nakit akışı sorunu olmayan şirketler çok iyi durumda. Hatta birçoğu değerinin altında fiyatlanıyor. Döviz kuruna ilişkin açık ve yakın bir tehdit söz konusu değil. Kamunun finansal sürdürülebilirliği de gayet sağlam.
Sakin olmak lazım…
…
Bu gibi durumlarda panikle hareket edenler en büyük zararı kendilerine verir. Aynı zamanda piyasanın bozulmasına ve sorunun gerçekte olduğundan daha büyük görünmesine neden olabilir.
Türkiye ekonomisine, sermaye piyasamızın kurumsal altyapısına güvenin.
1997’de Asya krizi, ardından 1998 Rusya krizi gelişen piyasa ekonomilerini (EM) vurmuştu. Bu arada Brezilya EM’lerden olumlu yönde ayrışıyordu. Kasım 1998’de IMF öncülüğünde 41,5 milyar dolarlık devasa bir finansal destek paketi için anlaşma yapıldı ve Brezilya hükümeti bu anlaşma doğrultusunda ve sonrasında çok katı mali ve yapısal reformlar gerçekleştirdi. Brezilya kapkara bir gökyüzünde parlayan yıldız olmuştu.
EM’lere yatırım yapan riskli fonlar nakit ihtiyaçlarını karşılamak için portföylerindeki varlıkların bir kısmını satmak zorundaydı. Üstelik yaşanan EM krizi dolayısıyla müşterilerin nakit talepleri de artmıştı. Krizin etkisinin derin olduğu ve sıkıntıda olan ülkelerdeki pozisyonlardan satış yapılırsa o ana kadar kâğıt üzerinde olan zarar gerçeğe dönmüş/realize edilmiş olacaktı. Bu yüzden kârlı pozisyonlardan satış yapmak daha rasyoneldi. Portföylerdeki en kârlı kalem Brezilya varlıklarıydı. Dolayısıyla herkes kârlı olan, kaliteli olan, güçlü olan varlıkları satmaya başladı.
Kasım 1998’deki IMF paketine ve hükümetin kemer sıkma sözlerine rağmen Brezilya deyim yerindeyse “başarısının” kurbanı oldu. Yatırımcılar panikle Brezilya sattıkça kendi kendini besleyen kısır bir döngü oluştu. Merkez Bankası, para birimi realin değerini korumak için piyasaya milyarlarca dolar satmak zorunda kaldı. Sadece birkaç gün içinde milyarlarca dolarlık sermaye çıkışı yaşandı. 15 Ocak 1999’da Merkez Bankası pes etti ve reali tamamen dalgalı kura bıraktı. Real, dolar karşısında birkaç hafta içinde %40 değer kaybetti.
…
Bugün borsada yaşanan gelişmeler de bu gözle yorumlanabilir.”
Turhan’ın Borsa İstanbul’a yönelik diğer paylaşımı da şöyle:
“Finansal sistemin önemli bir bölümünde ortaya çıkan bozulmanın finansal aracılık işlevlerini ciddi biçimde aksatması, tek bir kuruluşta ya da birkaç piyasa aktöründe başgösteren sorunun güven kaybı, kaçış, likidite sıkışıklığı, varlık satışları, karşı taraf riski gibi mekanizmalarla sistemin tamamına yayılması sistemik finansal risktir. Bu öngörülebilir bir durumdur. Senaryo analizleri sistemik olaylara karşı önlemleri içerir. Aslolan önleyici tedbirleri gecikmeden devreye sokabilmektir. Yoksa bade harabu’l Basra…”
ÖSYM’nin yazılı açıklamasına göre, 2026-KPSS Lisans Genel Yetenek-Genel Kültür oturumu 6 Eylül’de 1 milyon 708 bin 329 adayın katılımıyla, 145 sınav merkezindeki 4 bin 724 sınav binası ve 86 bin 646 sınav salonunda uygulandı.
Şanlıurfa şehir merkezi ile Harran Üniversitesi Osmanbey Kampüsü arasındaki bağlantı yolunun tek şeride düşürülmesi ve bölgede yaşanan trafik kazası nedeniyle sınav binalarına ulaşımın zorlaştığı belirtildi. ÖSYM Şanlıurfa İl Koordinatörlüğünün, çok sayıda adayın sınava yetişemeyeceğini tespit ederek sınavın ilgili binalarda 30 dakika ertelenmesi talebini ÖSYM Sınav Günü Masası’na ilettiği aktarıldı.
ÖSYM, mevzuat hükümleri ile geçmişte alınan karar ve uygulamalar kapsamında yapılan değerlendirme sonucunda, sınav gizliliği ve güvenliği korunmak kaydıyla Osmanbey Kampüsü’ndeki sınav binalarına girişin 30 dakika uzatılmasına ve sınav başlama saatinin 10.45 olarak uygulanmasına karar verildiğini bildirdi.
Açıklamada, yaşanan durumun ayrıntılarının ortaya çıkarılması amacıyla ivedilikle inceleme başlatıldığı belirtildi. İnceleme kapsamında ilgili sınav merkezindeki yönetici ve görevlilerle görüşüldüğü, sınav binaları ve salonlarındaki tüm kamera kayıtları ile bina ve salon tutanaklarının ÖSYM’ye ulaşmasının ardından ayrıntılı şekilde incelendiği kaydedildi.
ÖSYM, sınav binası giriş kameraları ile sınav salonu kamera kayıtlarının “tek tek ve her bir aday için detaylı şekilde” incelendiğini bildirdi.
Yapılan inceleme ve değerlendirmeler sonucunda Osmanbey Kampüsü’ndeki 150 sınav salonunun 22’sinde sınava giren 392 adaya yönelik ÖSYM mevzuat hükümlerine aykırı sınav uygulamaları gerçekleştirildiğinin tespit edildiği açıklandı.
ÖSYM açıklamasında, “Her bir adayın sınavı Başkanlığımız için büyük bir sorumluluk ve emanettir. Bu emanetin korunması, adalet ve fırsat eşitliğinin bozulmaması amacıyla bu kapsamda belirlenen adaylara ÖSYM Yönetim Kurulunun 15 Eylül 2026 tarihli ve 2026/38.10 sayılı kararı ile eş değer sınav yapılmasına karar verilmiştir” ifadelerine yer verildi.
15 Temmuz darbe girişimine ilişkin sosyal medya paylaşımı nedeniyle “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamasıyla hakkında dava açılan Mahruki hakkındaki davanın ilk celsesinde karar çıktı. Bakırköy 57. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya Mahruki ve avukatı katıldı.
Duruşmayı Mahruki’nin eşi Mine Mahruki ve oğlu Barlas Mahruki’nin yanı sıra Ayşe Kulin, Sunay Akın, Suat Suna, Ahmet Yavuz’un da arasında bulunduğu çok sayıda kişi takip etti.
![]()
Mahruki, savunmasında, paylaşımının “toplum içinde infial oluşturacak nitelikte olduğu” ve “açık ve yakın tehlike oluşturduğu” yönündeki değerlendirmelere itiraz ederek, iddianamede bunların somut olarak ortaya konulmadığını savundu.
Mahruki, “İçeriğinde neyin yanlış olduğunu bana söylerseniz ben ona göre bir savunma yapayım. Şu anda ben burada herhangi bir suç unsuru görmedim” dedi.
Hakim ise “İddianame bu şekilde. Ben iddianameyi anlatıyorum, siz savunmanızı yaparsınız. Siz ne derseniz şu an onu dinleyeceğiz. İddianamede yazanı anlatıyorum, onu okuyorum. Şu an yapmam gereken bu” karşılığını verdi.
İddianamede 15 Temmuz darbe girişimini “oyun” olarak tanımladığının öne sürüldüğünü belirten Mahruki, şöyle konuştu:
“Benim anladığım, ‘oyun’ diye tanımladığımdan suçlanıyorum. Tweet’e baktığınız zaman içinde ne ‘tiyatro’ ne de ‘oyun’ geçiyor. Şimdi ben kendimi nasıl savunabilirim? ‘Hayır, ben oyun demedim’ demekten başka ne söyleyebilirim? Yoksa 571 bin takipçimin olması bir suç unsuru olamaz herhalde. ‘Toplum içinde infial oluşturacak nitelikte bulunduğu’ diyor. Acaba infial oluşmuş mu? Bunu nasıl tespit edeceğiz? Buna ilişkin bir tespit var mı? Ben 63 gündür içerideyim, pek bir şey takip edemedim ama böyle bir şey var mı?”
Paylaşımının “açık ve yakın tehlike” oluşturduğu yönündeki suçlamaya itiraz eden Mahruki, “Bunun ortaya konması lazım. Bunu ben ortaya koyacak değilim. Beni suçlayan makamın hangi açık ve yakın tehlikenin oluştuğunu söylemesi lazım herhalde. Önüme somut bir şey koymadan ben hangi açık ve yakın tehlikeye karşı savunma yapabilirim ki?” dedi.
Savunmasının devamında hakkındaki “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” suçlamasına değinen Nasuh Mahruki, paylaşımında toplumun iki kesimini karşı karşıya getiren bir ifade bulunmadığını savundu.
Mahruki, “Asıl konuya geleyim. TCK 216, özellikle benim açımdan oldukça rahatsız edici bir madde. Burada ‘halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik’ suçlaması var. Bir kere bu maddeyi benim paylaşımıma uygulamak çok zor. Çünkü paylaşımda halkın bir kesimiyle diğer kesimi karşı karşıya getirilmiyor. Ortada ABD ve bu süreçten etkilenen Türk milleti var. İki ayrı halk kesimi yok” dedi.
Paylaşımının ilk bölümünde de 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin önceden istihbarat alındığını ve bunun gereğinin yapılmadığını savunduğunu belirten Mahruki, “Bir tarafta darbe girişimini durdurmadığını söylediğim kişiler, diğer tarafta bunun sonucunda zarar gören Türk milleti var. Dolayısıyla bu maddenin burada nasıl uygulandığını anlayabilmiş değilim” diye konuştu.
AKUT’u 26 yaşında kurduğunu ve 20 yıldan uzun süre yönettiğini anlatan Mahruki, Türkiye’de arama kurtarma alanında yapılan birçok çalışmanın kavramsal altyapısının AKUT tarafından oluşturulduğunu söyledi.
Mahruki, şöyle devam etti:
“‘Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek’ benim için kolay kolay söylenebilecek bir şey değil. Türkiye’nin ilk gönüllü arama kurtarma takımını ben kurdum ve 20 yıldan fazla yönettim. Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik edecek en son kişilerden biri benim. AKUT’u kurmaya karar verdiğimizde 26 yaşındaydım. AKUT bugün 28 yaşında. Ben ise bugün karşınızda, halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmediğime sizi ikna etmeye çalışıyorum. Benim gibi biri için bu oldukça incitici.”
![]()
Profesyonel dağcılık kariyerini ve AKUT bünyesinde yaptığı çalışmaları anlatan Mahruki, Türkiye’de ve yurt dışında gerçekleştirilen arama kurtarma faaliyetlerini hatırlattı. Everest’e çıkan ilk Türk ve ilk Müslüman dağcı olduğunu belirten Mahruki, yedi kıtanın zirvesine Türk bayrağı diktiğini söyledi.
Eski Başbakan Bülent Ecevit, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun da aralarında bulunduğu çok sayıda isimden çalışmaları nedeniyle takdir gördüğünü anlatan Mahruki, AKUT’un Yunanistan, Hindistan, Pakistan, Nepal, Mozambik, Haiti ve Tayvan dahil farklı ülkelerde arama kurtarma çalışmalarına katıldığını söyledi.
Mahruki, savunmasını şöyle tamamladı:
“Bunca yıldan sonra bana ‘Sen halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettin’ denmesini kabul etmiyorum. Dolayısıyla halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme suçlamasını şiddetle reddediyorum. Ben öyle bir insan değilim. Burada tarif edilen kişi ben değilim. Ben, size biraz önce anlattığım kişiyim.”
Mahruki’nin avukatı Uğur Poyraz’ın savunması sırasında izleyici bölümünden sık sık alkış sesleri yükseldi.
Mahruki ve avukatlarının savunmalarının ardından mütalaasını açıklayan savcı, suçlamaya konu paylaşımda “oyun” ve “tiyatro” ifadelerinin bulunmadığı yönündeki savunmaya katıldığını söyledi. Savcı buna karşın, paylaşımın içeriği itibarıyla Mahruki’ye atılı suçun unsurlarının oluştuğu kanaatinde olduğunu belirterek cezalandırılmasını talep etti.
Savcı, “Herhangi bir ‘oyun’ ve ‘tiyatro’ hususu yok. O husustaki görüşlerinize katılıyorum. Fakat paylaşımdaki tespit yönünden atılı suçun oluştuğu kanaatindeyim” dedi.
Mahruki’nin avukatlarının, suçun hangi ifadeler nedeniyle oluştuğunun açıklanmasını istemesi üzerine savcı, ayrıntılı değerlendirmesini mütalaasında açıkladığını belirterek, “İddia makamı olarak atılı suçun unsurlarının oluştuğu kanaatindeyim. Sadece ‘tiyatro’ ve ‘oyun’ hususundaki görüşlerinize katılıyorum” ifadelerini kullandı.
Savcı, Mahruki’nin TCK’nin 216 ve 218’inci maddeleri uyarınca cezalandırılmasını ve tutukluluk halinin devam etmesini talep etti.
Hakim, değerlendirme yapmak üzere duruşmaya ara verdi.
Aranın ardından kararını açıklayan hakim, Mahruki’yi “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” suçundan 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırdığını, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına hükmettiğini ve tahliyesine karar verdiğini duyurdu. (ANKA)
Ankara Valiliği tarafından yapılan açıklamada, Meteoroloji Genel Müdürlüğü Analiz ve Tahmin Merkezi’nden alınan son verilere göre, 17 Eylül Perşembe günü sabah saatlerinden sonra Ankara çevrelerinde yerel olarak kuvvetli sağanak ve gök gürültülü sağanak yağış beklendiği bildirildi.
Açıklamada, yağışlarla birlikte sel, su baskını, yıldırım, dolu, kuvvetli rüzgar ve ulaşımda aksamalar gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması istendi.
İstanbul’da hafta boyunca parçalı bulutlu bir hava etkili olacak.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Afet İşleri ve Risk Yönetimi Dairesi Başkanlığı (AKOM) tarafından yayımlanan hava tahmin raporuna göre, özellikle hafta sonuna kadar aralıklarla sağanak yağış geçişleri görülecek. 22 Eylül Salı günü ise sıcaklıklarda belirgin düşüş ve gök gürültülü sağanak öngörülüyor.
Bugün kentte sabah saatlerinde 19°C, öğle saatlerinde ise 22°C seviyelerinde sıcaklık bekleniyor. Akşam saatlerinde sıcaklığın 18°C, gece ise 17°C civarına düşeceği tahmin ediliyor.
Yağış miktarının 2 ila 5 kg/m² arasında olması beklenirken, rüzgârın kuzeyli (Poyraz) yönlerden 10-35 km/s hızla esmesi öngörülüyor. Nem oranı ise yüzde 55-85 arasında seyredecek.
AKOM’un haftalık hava tahmin raporuna göre;
• 17 Eylül Perşembe: Parçalı bulutlu, aralıklı yağmurlu. 17-25°C, yağış miktarı 2-5 kg/m².
• 18 Eylül Cuma: Parçalı bulutlu, sabah saatlerinde yağmurlu. 18-24°C, yağış miktarı 2-5 kg/m².
• 19 Eylül Cumartesi: Parçalı ve az bulutlu. 18-26°C, yağış beklenmiyor.
• 20 Eylül Pazar: Parçalı ve az bulutlu. 18-27°C, yağış beklenmiyor.
• 21 Eylül Pazartesi: Parçalı ve az bulutlu. 18-28°C, yağış beklenmiyor.
• 22 Eylül Salı: Gök gürültülü sağanak yağışlı. 15-22°C, yağış miktarı 5-12 kg/m².
Rapora göre sıcaklıkların özellikle hafta başında 22-24°C aralığında, mevsim normallerinin altında seyretmesi bekleniyor.
Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, aralarında emekli ve görevdeki emniyet mensuplarının da bulunduğu 11 şüpheli, 7 ilde düzenlenen operasyonlarla gözaltına alınmıştı.
Şüphelilerden 5’i önceki gün adliyeye sevk edilmiş, 4’ü tutuklanırken, 1’i adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
Gözaltında kalan 6 şüpheli de emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Şüphelilerden 2’si doğrudan, 2’si ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Soruşturma savcısının tutuklanmasını talep ettiği 2 şüpheli ise sulh ceza hakimliğindeki sorgularının ardından tutuklandı.
Soruşturmanın 6. dalgasında tutuklanan şüpheli sayısı 6’ya, Gülistan Doku soruşturması kapsamında tutuklanan toplam şüpheli sayısı ise 38’e yükseldi. (ANKA)
Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezinin (ÖSYM) internet sitesinden yapılan duyuruya göre, bugün başlayan başvurular, 24 Eylül'e kadar sürecek. Doktoralı diş hekimi olup uzman olmaya hak kazanmak isteyen adayların da DUS'a girmeleri gerekecek.
Adaylar başvurularını ÖSYM Başvuru Merkezleri, https://ais.osym.gov.tr veya ÖSYM Aday İşlemleri mobil uygulamasından yapabilecek.
Sınavlara ilişkin ayrıntılı bilgiye, 2026-DUS 2. Dönem Başvuru Kılavuzu ile 2026-STS Diş Hekimliği 2. Dönem Başvuru Kılavuzu'ndan ulaşılabilecek.

Devrik Esed rejimi döneminde muhalifler ile göstericilerin yargılandığı tartışmalı Terörle Mücadele Mahkemesi, Meclisteki oylamanın ardından yasal olarak kapatıldı.
Suriye'de 2011 yılında lağvedilen Yüksek Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin yerine istisnai bir alternatif olarak hayata geçirilen yapı, 26 Temmuz 2012 tarihli ve 22 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile faaliyete geçmişti.
Geniş yetkilerle donatılan ve "Terörle Mücadele Mahkemesi" olarak bilinen bu kurum, faaliyette olduğu dönem boyunca barışçıl göstericilerin ve muhalif isimlerin yargılandığı ana merci haline gelmesi nedeniyle yoğun tepkilerin hedefi olmuştu.

Eski Arama Kurtarma Derneği (AKUT) Başkanı Nasuh Mahruki'nin sosyal medya hesabından 15 Temmuz darbe girişimine yönelik yaptığı paylaşım nedeniyle yargılandığı davanın ilk duruşması görüldü. Bakırköy 57. Asliye Ceza Mahkemesi'nce adliyenin konferans salonunda görülen duruşmaya, tutuklu sanık Nasuh Mahruki ile tarafların avukatları hazır bulundu. Ayrıca duruşmaya çok sayıda izleyici de katıldı.
Duruşmada savunma yapan sanık Mahruki, yaptığı paylaşımın suç unsuru oluşturmadığını iddia ederek, "571 bin takipçimin olması suç mu? Ben burada herhangi bir suçlama görmüyorum. İddianamede, 15 Temmuz hain darbe girişimini oyun olarak tanımladığım söyleniyor. Bu paylaşım neticesinde bir infial oluştuğuna dair bir tespit yoktur. Benim paylaşımım içerisinde ve savunmamda tiyatro kelimesi geçmiyor ama evraklarda böyle dediğim yazıyor. Ben kendimi nasıl savunabilirim? Paylaşımım içerisinde bir oyun yada tiyatro kelimesi geçmiyor. Ben 15 Temmuza tiyatro demedim, CHP milletvekilleri bu hain darbe girişimine 'tiyatro' dediler ve tutuklanmadılar. Ben 15 Temmuz'a tiyatro demedim, diyemem de, çünkü değil. Buna rağmen 63 gündür tutukluyum" ifadelerini kullandı. Savunma yapan sanık avukatları, atılan tweetin bir suç unsuru oluşturmadığını belirterek, Mahruki'nin tahliyesini talep etti.
Duruşmada esasa ilişkin mütalaasını açıklayan Cumhuriyet Savcısı sanık Mahruki'nin, ‘basın yoluyla halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik' suçundan 4 yıl 6 aya kadar hapis cezasıyla cezalandırılmasını ve tutukluluk halinin devamını talep etti. Son sözü sorulan Sanık Mahruki, önceki savunmalarını tekrar ettiğini belirterek tahliyesini talep etti.
Alınan savunmaların ardından kararını açıklayan mahkeme, sanık Nasuh Mahruki'nin ‘basın yoluyla halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik' suçundan 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmasına hükmetti. Mahkeme, bu cezada hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vererek, Mahruki'nin tahliyesine karar verdi.
İddianameden:
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nca hazırlanan iddianamede, Nasuh Mahruki ‘şüpheli' sıfatıyla yer aldı. İddianamede, Mahruki'nin sosyal medya hesabı üzerinden "15 Temmuz önceden fark edilmiş ancak rejim değişikliği için bir fırsat olarak görülerek bilerek engellenmemiş, kontrollü bir şekilde kalkışılmasına müsaade edilmiş bir darbe girişimidir. Baş planlayıcısı ABD'dir, Fil'i feda etmiş, Vezir'i almıştır, Erdoğan'ı Şah yapmış Türk milletini Mat etmiştir" şeklinde paylaşım yaptığı aktarıldı. İddianamede, Nasuh Mahruki'nin paylaşımında suç işleme kastının olmadığını beyan ettiği vurgulandı. Paylaşımın düşünce ve kanaat özgürlüğü sınırlarını aşan bir eylem olduğu aktarıldı
İddianamede, Mahruki'nin yaptığı paylaşımın düşünce ve kanaat özgürlüğü sınırlarını aşan bir eylem kapsamında kaldığı, toplum içinde infial oluşturacak nitelikte bulunduğu, şüphelinin eyleminin açık ve yakın tehlike oluşturduğu aktarıldı. Öte yandan iddianamede, şüphelinin halkın bir kesimini diğer kesimine karşı tahrik edecek nitelikte paylaşım yaptığı da anlatıldı.
Hazırlanan iddianamede, şüpheli Nasuh Mahruki hakkında ‘halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik' suçundan 4 yıl 6 aya kadar hapis cezasıyla cezalandırılması talep edildi.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, görüşmeye ilişkin NSosyal hesabından paylaşımda bulundu.
Okonjo-Iweala ile bir araya geldiklerini kaydeden Kurum, "Yeşil dönüşümün küresel ticaret üzerindeki etkilerini, sürdürülebilir değer zincirlerinin geliştirilmesine yönelik fırsatları ve ağustos ayında uygulamaya aldığımız Emisyon Ticaret Sistemini ele aldık." ifadelerini kullandı.

Kurum, COP31'de DTÖ ile geliştirebilecekleri işbirliği alanlarını değerlendirdiklerini kaydederek, "Bu kapsamda, 13 Kasım’da DTÖ işbirliğiyle düzenleyeceğimiz Finans ve Ticaret Günü'nün; iklim, ticaret, finans ve yatırım başlıklarını somut adımlarla buluşturmasını hedefliyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Kurum, görüşmeye ilişkin NSosyal hesabından paylaşımda bulundu.

Jagan Chapagain ile Cenevre’de bir araya geldiklerini belirten Kurum, şu ifadeleri kullandı:
“Görüşmemizde Türkiye ile Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu (IFRC) arasındaki köklü işbirliğini güçlendirme imkanlarını, Gazze’de acil ihtiyaçların karşılanmasının yanı sıra önümüzdeki dönemde bölgedeki toparlanma sürecinde atabileceğimiz ortak adımları değerlendirdik. İstanbul’da kurulması planlanan İnsani Lojistik Merkezi’nin hayata geçirilmesi için yürütülecek çalışmaları, Antalya’da düzenleyeceğimiz COP31 kapsamında yürütülebilecek somut projeleri ve iklim eyleminin insani boyutunu ele aldık.”
Kurum, küresel insani krizlere karşı uluslararası dayanışmayı ve saha kapasitemizi artıracak adımları atmayı sürdüreceklerini de kaydetti.

Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Bakan Fidan'ın, İranlı mevkidaşı Erakçi ile yaptığı telefon görüşmesinde, yaşanan son saldırılar çerçevesinde güncel gelişmeler ve devam eden müzakereler ele alındı.


Bugün 16 Eylül 2026. Medyascope editörleri günün öne çıkan gelişmelerini sizler için derledi. İşte bugün bilmeniz gerekenler.
Sosyal medya paylaşımı nedeniyle 2 aydır tutuklu bulunan AKUT kurucusu Nasuh Mahruki hakkında tahliye kararı verildi.
"Ailem Güvende" operasyonu kapsamında tutuklanan gazeteci Tuğba Tekerk'in savcı ifadesi paylaşıldı. Gün boyu yaşananlar canlı blogumuzda.
“Ailem Güvende” operasyonu: İşte bugün yaşananlar Medyascope
DEM Parti İmralı Heyeti'nde yer alan Pervin Buldan'dan Öcalan'a villa açıklaması geldi: "Cezaevinin adeta bir parçası".
ÖZEL HABER | Pervin Buldan’dan Öcalan’a villa açıklaması: “Cezaevinin adeta bir parçası” Medyascope
Orhan Ünğan, uyuşturucu davasında kendisine kumpas kurulduğunu savundu; tonlarca kokain sevkiyatına ilişkin MİT raporları olduğunu söyledi.
“Hayalet” lakaplı Orhan Ünğan hakim karşısında: “Kimlerin tonlarca kokaini Türkiye’ye getirdiğine dair MİT raporu var” Medyascope
Rabia Naz davasında gazeteciler Canan Coşkun ve Kazım Kızıl'ın ve Rabia Naz'ın babası Şaban Vatan'ın 14 yıla kadar hapsi istendi.
Rabia Naz davasında gazeteciler Canan Coşkun ve Kazım Kızıl’ın 14 yıla kadar hapsi istendi Medyascope
Ticaret Bakanlığı tarafından, 'Güvenli okul alışverişi, bilinçli tercihle başlar' notuyla açıklama yapıldı. Açıklamada, yeni eğitim öğretim yılıyla birlikte çocuklar için yeni bir dönemin başladığı, bu dönemde kırtasiye alışverişlerini güvenli ürünlerden ve güvenilir satış noktalarından yana yapmanın, çocukların sağlığını korumak ve tüketici haklarını güvence altına almak açısından büyük önem taşıdığı vurgulandı.
![]()
Açıklamada şu uyarılarda bulunuldu;
"Çocuklarımızın sağlığı ve güvenliği için;
- Güvenilir satış noktalarını tercih edelim.
- Ürünlerde üretici/ithalatçı bilgisi, kullanım talimatı, yaş uyarıları ve gerekli işaretlerin bulunup bulunmadığını kontrol edelim.
- Alışverişlerimizde belge ve fişlerimizi mutlaka alalım. Şüpheli, kaynağı ve bilgileri belli olmayan ürünlerden uzak duralım.
Unutmayalım; güvenli ürün, bilinçli tüketiciyle buluşur. Ticaret Bakanlığı olarak çocuklarımızın sağlığını ve tüketicilerimizin haklarını korumak için denetimlerimizi kararlılıkla sürdürüyoruz. Yeni eğitim öğretim yılında tüm öğrencilerimize başarılar diliyor, velilerimizi güvenli ve bilinçli alışveriş yapmaya davet ediyoruz."















































































Avrupa’ya yönelik Türk iş gücü göçünün üzerinden 60 yılı aşkın süre geçti. Başlangıçta ağırlıklı olarak otomotiv, madencilik, metal, tekstil ve imalat sektörlerinde ücretli çalışanlardan oluşan Türk toplumu, bugün küçük işletmelerden teknoloji şirketlerine, sanayiden finans ve gayrimenkule uzanan geniş bir ekonomik yapıya sahip.
Türkiye Dışişleri Bakanlığının verilerine göre dünya genelinde yaşayan Türk vatandaşları ve Türk kökenlilerin sayısı 7,5 milyonu aşarken bunların yaklaşık 6 milyonu Batı Avrupa ülkelerinde bulunuyor. Bu rakam, yalnızca Türk pasaportu taşıyanları değil, yaşadıkları ülkenin vatandaşlığına geçmiş sonraki kuşakları da kapsayan geniş bir tahmin niteliğinde.
Bununla birlikte “Avrupa’daki Türklerin ekonomik gücü ne kadar?” sorusuna tek bir rakamla cevap vermek mümkün değil. Çünkü Avrupa ülkelerinin çoğu şirket sahiplerini etnik kökenlerine göre kaydetmiyor; vatandaşlık, doğum ülkesi ve etnik kimlik verileri de birbirinden farklı sonuçlar ortaya çıkarıyor.
Almanya, Türk ekonomik varlığının merkezi
Avrupa’daki en büyük Türk topluluğu Almanya’da yaşıyor. Almanya Federal İstatistik Dairesinin 2025 sonuçlarına göre ülkede Türkiye bağlantılı göç geçmişine sahip yaklaşık 1,5 milyon kişi doğrudan göçmen kuşağında yer alıyor. Almanya’da doğan ikinci ve sonraki kuşaklar ile ebeveynlerinden yalnızca biri Türkiye’den gelenler hesaba katıldığında, Türk kökenli toplam nüfus için kullanılan tahminler yaklaşık 3 milyon seviyesine ulaşıyor. Aynı dönemde yalnızca Türk vatandaşlığı taşıyanların sayısı ise yaklaşık 1,52 milyon olarak kaydediliyor.
Türklerin Almanya ekonomisindeki etkisi yalnızca nüfus büyüklüğünden kaynaklanmıyor. İlk kuşağın açtığı bakkal, restoran, terzi ve seyahat acentesi gibi küçük işletmeler, zaman içerisinde inşaat, lojistik, otomotiv yan sanayisi, sağlık, enerji, yazılım, telekomünikasyon, finans ve profesyonel hizmetlere yayıldı.
Türk kökenli işletmelere ilişkin kamuoyunda en fazla kullanılan tahminler şöyle:
Bu büyüklükler, geçmiş yıllarda Alman ekonomi yönetimi ve Türk-Alman iş dünyası kuruluşları tarafından açıklanan tahminlere dayanıyor. Dönemin Almanya Ekonomi Bakanı Brigitte Zypries de 2017’de 100 binden fazla Türk kökenli girişimcinin 500 bini aşkın kişiye istihdam sağladığını açıklamıştı. Daha yakın tarihli kurumsal değerlendirmelerde de toplam cironun 50 milyar avronun üzerinde olduğu ifade ediliyor.
Ancak bu rakamların güncel bir işletme sayımı olmadığı unutulmamalı. Almanya’daki şirket sicilleri işletme sahiplerini “Türk kökenli” şeklinde sınıflandırmadığı için tahminler; girişimci birlikleri, araştırma merkezleri ve geçmiş dönem saha çalışmalarından elde ediliyor. Bazı araştırmalarda işletme sayısının 75 bin, istihdamın 375 bin ve cironun 35 milyar avro civarında gösterilmesi de kullanılan tanım ve araştırma yılı farkından kaynaklanıyor.
Dolayısıyla Almanya için güvenli ifade, Türk kökenli ekonomik yapının 75–100 binin üzerinde işletme, 375–500 bin istihdam ve 35–50 milyar avroyu aşan yıllık ciro bandında olduğudur.
![]()
50 milyar avro ciro, 50 milyar avro servet anlamına gelmiyor
Türk girişimcilerin “finansal gücü” değerlendirilirken ciro, ekonomik katkı ve servet kavramlarının birbirinden ayrılması gerekiyor.
Ciro, şirketlerin bir yıl içerisinde gerçekleştirdiği toplam satışları gösteriyor. İşletmelerin giderleri, çalışan ücretleri, satın aldığı mal ve hizmetler, vergileri ve borçları bu rakamdan düşülmüş değil. Bu nedenle 50 milyar avroluk ciro, girişimcilerin elinde 50 milyar avroluk sermaye veya kişisel servet bulunduğu anlamına gelmiyor.
Ekonomiye gerçek katkıyı ölçmek için şirketlerin yarattığı brüt katma değerin, ödediği ücret ve vergilerin, yaptığı yatırımların ve oluşturduğu istihdamın bilinmesi gerekiyor. Almanya’da Türk kökenli şirketlere özgü güncel bir katma değer hesabı yayımlanmadığından, bu işletmelerin ülkenin gayrisafi yurt içi hasılası içindeki kesin payını vermek mümkün değil.
Buna rağmen yaklaşık yarım milyon kişilik istihdam ve 50 milyar avroyu aşan satış hacmi, Türk kökenli girişimciliğin artık yalnızca “etnik pazar” olarak değerlendirilemeyecek ölçekte olduğunu gösteriyor.
Almanya’nın iş gücünde vazgeçilmez konum
Türk toplumunun ekonomik katkısı yalnızca işletme sahiplerinden oluşmuyor. Milyonlarca Türk kökenli çalışan; sanayi, sağlık, bakım hizmetleri, ulaştırma, inşaat, perakende, konaklama ve kamu hizmetlerinde görev yapıyor.
Almanya’da 2024 yılında toplam çalışan sayısı 46,1 milyonla rekor seviyeye yükseldi. İstihdam artışında göçmen iş gücünün önemli rol oynadığı, Federal İstatistik Dairesinin değerlendirmelerine de yansıdı. 2024 itibarıyla Almanya’daki ücretli çalışanların yüzde 26’sının göç geçmişine sahip olması, göçmen toplulukların üretim kapasitesindeki ağırlığını gösteriyor. Bunun ne kadarının yalnızca Türk kökenli çalışanlardan oluştuğu ise ayrıca açıklanmıyor.
Türk kökenli çalışanlar ayrıca gelir vergisi, sosyal güvenlik primi, KDV’ye konu tüketim ve konut yatırımları üzerinden kamu maliyesine katkıda bulunuyor. Fakat Almanya vergi idaresi tahsilatı etnik kökene göre yayımlamadığı için “Türklerin ödediği toplam vergi” başlığı altında güvenilir bir rakam bulunmuyor.
AB ülkelerinde milyonlarca kişilik üretim ve tüketim pazarı
Almanya’nın ardından en büyük Türk toplulukları Fransa, Hollanda, Avusturya ve Belçika’da bulunuyor. Ancak ülkelerin kullandığı ölçütler arasında önemli farklar var. Bazı istatistikler yalnızca Türk vatandaşlarını, bazıları Türkiye doğumluları, bazı araştırmalar ise üçüncü kuşağa kadar bütün Türk kökenlileri kapsıyor.
Söz konusu ülkelerde doğan ikinci ve üçüncü kuşaklar dahil edildiğinde Türk kökenli nüfus çok daha yüksek seviyeye çıkıyor. Örneğin Hollanda’daki geniş tanımlı Türk toplumu yaklaşık 430–450 bin, Avusturya’da 280–300 bin, Belçika’da ise 220–250 bin kişi olarak tahmin ediliyor. Bu nedenle yalnızca vatandaşlık ya da doğum ülkesi verileri, topluluğun ekonomik ölçeğini eksik gösteriyor.
Türk girişimciler bu ülkelerde özellikle perakende, gıda üretimi ve dağıtımı, restoran işletmeciliği, tekstil, taşımacılık, inşaat ve kişisel hizmetlerde güçlü bir konuma sahip. Sonraki kuşakların yükseköğretime katılımıyla hukuk, mühendislik, tıp, finans ve teknoloji alanlarındaki ağırlık da artıyor.
Bununla birlikte AB çapında Türk kökenli işletmelerin güncel toplam sayısını, cirosunu ve istihdamını gösteren ortak bir resmî veri tabanı bulunmuyor. 2000’li yıllarda yapılan akademik araştırmalarda AB genelindeki Türk girişimcilerin cirosu 60 milyar avronun üzerinde hesaplanmıştı; ancak aradan geçen süre, enflasyon ve işletme yapısındaki dönüşüm nedeniyle bu rakam günümüzde doğrudan kullanılamaz.
Birleşik Krallık’ta ekonomik güç ölçülemiyor
Birleşik Krallık’ta Türkler, Türkiye kökenlilerin yanı sıra İngiltere doğumlu kuşakları ve geniş bir Kıbrıslı Türk toplumunu da kapsıyor. Türkiye doğumluların sayısı yaklaşık 145 bin olarak görünse de, topluluğun tamamına ilişkin tahminler 400 bin ile 600 bin arasında değişiyor.
İngiltere ve Galler’in 2021 nüfus sayımında “Türk” ve “Kıbrıslı Türk” kimlikleri ayrıntılı etnik köken seçenekleri arasında tanımlandı. Ancak bu nüfus gruplarının sahip olduğu şirket sayısı, toplam cirosu, serveti veya vergi katkısı ayrıca yayımlanmadı.
Companies House kayıtlarında şirket yöneticilerinin etnik kökeni tutulmadığı için Türk işletmelerinin kesin sayısı belirlenemiyor. Restoran, market, toptan gıda, tekstil ve inşaatın yanı sıra emlak, hukuk, muhasebe, finansal hizmetler, turizm, teknoloji ve sağlık alanlarında büyüyen bir Türk iş dünyası bulunmasına rağmen bunun toplam ekonomik hacmi konusunda doğrulanabilir bir ulusal tahmin mevcut değil.
Bu nedenle Birleşik Krallık’taki Türklerin ekonomik gücünü milyarlarca sterlinlik kesin bir rakamla ifade eden açıklamalara ihtiyatla yaklaşılması gerekiyor.
![]()
Görünenden daha büyük, ancak yeterince ölçülmeyen bir ekonomi
Mevcut veriler, Avrupa’daki Türk toplumunun yaklaşık 6 milyon kişilik üretici, tüketici, yatırımcı ve girişimci kitlesi oluşturduğunu gösteriyor. Yalnızca Almanya’daki işletmeler için kullanılan 35–50 milyar avroluk ciro tahmini bile topluluğun ekonomik önemini ortaya koyuyor.
Ancak Avrupa genelinde Türklerin toplam serveti, satın alma gücü veya milli gelire katkısı konusunda bilimsel olarak savunulabilecek tek bir rakam bulunmuyor. Bunun başlıca nedenleri; vatandaşlık değişiklikleri, üçüncü kuşağın istatistiklerde görünmemesi, şirket kayıtlarında etnik köken tutulmaması ve ciro ile katma değerin birbirine karıştırılması.
Ortaya çıkan tablo yine de açık: Avrupa Türkleri artık yalnızca göçmen iş gücü değil; yüz binlerce kişiye istihdam sağlayan, milyarlarca avroluk ticaret oluşturan ve Avrupa’nın yaşlanan ekonomilerinde üretim ile girişimciliğin devamlılığına katkıda bulunan kalıcı bir ekonomik aktör konumunda.

Türkiye ile İngiltere arasındaki mevcut Serbest Ticaret Anlaşması, İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılmasının ardından iki ülke arasındaki ticaretin gümrük vergileri nedeniyle kesintiye uğramasını önlemek amacıyla 29 Aralık 2020’de imzalandı.
1 Ocak 2021’den itibaren uygulanan anlaşma, Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği’nin sağladığı ticari koşulları büyük ölçüde korudu. Böylece başta otomotiv, tekstil, makine, beyaz eşya, demir-çelik ve elektrikli cihazlar olmak üzere birçok sanayi ürününün tercihli şartlarla ticaretine devam edildi.
Ancak mevcut anlaşma esas olarak mal ticaretine odaklandığı için hizmetler, yatırımlar, dijital ticaret ve kamu alımları gibi modern ekonominin önemli alanlarını kapsam dışında bıraktı.
Kapsamlı anlaşma için süreç 2024’te başlatıldı
Ankara ve Londra, mevcut anlaşmanın gözden geçirilmesinin ardından daha kapsamlı ve “yeni nesil” bir STA hazırlanması konusunda uzlaştı. İngiltere hükümeti, müzakere yaklaşımını ve hedeflerini Mart 2024’te yayımladı.
Yeni anlaşmayla yalnızca gümrük vergilerinin değil, şirketlerin karşılaştığı teknik ve idari engellerin de azaltılması hedefleniyor. İngiltere açısından Türkiye’nin büyüyen hizmetler ve tüketici pazarı; Türkiye açısından ise İngiliz pazarına daha geniş erişim ile mevcut dış ticaret fazlasının korunması önem taşıyor.
İlk resmî müzakere turu, 23 Haziran–2 Temmuz 2025 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirildi. Bunu Londra ve Ankara’da düzenlenen diğer teknik görüşmeler izledi.
![]()
Tarım, hizmetler ve yatırımlar masada
Türkiye’nin hedefleri arasında tarım ürünlerine yeni pazar imkânları sağlanması, hizmet ticaretinin anlaşmaya eklenmesi ve yatırımların kolaylaştırılması bulunuyor.
Mali hizmetler ve İslami finansın yanı sıra sağlık, görsel-işitsel hizmetler, telekomünikasyon ve hukuk hizmetleri de ele alınan sektörler arasında yer alıyor. Coğrafi işaretli ürünlerin korunması, KOBİ’lerin anlaşmadan daha fazla yararlanması ve gümrük işlemlerinin dijitalleştirilmesi de gündemde bulunuyor.
Ankara ayrıca Türk iş insanları ve hizmet sağlayıcıların İngiltere pazarına giriş koşullarının iyileştirilmesine önem veriyor. Ticaret Bakanlığı, tarım tavizleri ile sağlık ve görsel-işitsel hizmetler gibi Türkiye’nin rekabet gücünün yüksek olduğu sektörlerin müzakerelerde gözetildiğini açıklamıştı.
Beş turda 11 başlık kapatıldı
Müzakerelerin dördüncü turu, 23 Şubat 2026 haftasında Londra’da yapıldı. Bu turda yatırımlar, dijital ticaret, telekomünikasyon, sınır ötesi hizmet ticareti, iş insanlarının geçici dolaşımı, gümrük işlemleri ve sağlık-bitki sağlığı önlemleri görüşüldü.
Beşinci tur ise 15–23 Haziran 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirildi. İngiltere İş ve Ticaret Bakanlığı, görüşmelerde dijital ticaret, yatırımlar, hukuk hizmetleri, mal piyasasına erişim, fikri mülkiyet, kamu alımları ve sürdürülebilirlik konularının ele alındığını bildirdi.
Beş turun sonunda toplam 11 müzakere başlığı üzerinde anlaşma sağlanarak görüşmeler kapatıldı. İngiliz hükümeti özellikle hukuk hizmetlerinde güçlü ilerleme kaydedildiğini, fikri mülkiyet alanındaki görüşmelerin de ivme kazandığını açıkladı. Bununla birlikte, hangi 11 başlığın bütünüyle kapatıldığına ilişkin ayrıntılı liste henüz kamuoyuyla paylaşılmadı.
![]()
Ticaret hacmi 28,4 milyar sterline ulaştı
İngiltere’nin resmî verilerine göre iki ülke arasındaki mal ve hizmet ticaretinin toplam değeri 2025 yılında 28,4 milyar sterline ulaştı. Bu rakam bir önceki yıla göre yüzde 4,3 artış anlamına geliyor. Ticaret hacmi 2019’da 18,6 milyar sterlin seviyesindeydi.
Türkiye’de BP, Shell, Vodafone, Unilever, BAE Systems, Aviva ve Diageo’nun da aralarında bulunduğu 2 bin 500’den fazla İngiltere merkezli şirket faaliyet gösteriyor. İngiltere’den Türkiye’ye yapılan başlıca ihracat kalemleri arasında enerji üretim makineleri, otomobiller, uçaklar, metal cevherleri ve ilaçlar bulunuyor.
Türkiye’nin İngiltere’ye ihracatında ise otomotiv, hazır giyim, elektrikli makineler, beyaz eşya, mücevher, demir-çelik ürünleri ile çeşitli tarım ve gıda ürünleri öne çıkıyor.
En zorlu pazarlık alanları henüz sonuçlanmadı
Müzakerelerde ilerleme sağlanmasına rağmen tarım ürünlerinde pazar erişimi, menşe kuralları, bazı sanayi ürünlerinde uygulanacak koşullar, yatırım hükümleri ve hizmet sağlayıcıların pazara giriş şartları gibi hassas konularda görüşmeler sürüyor.
Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği içinde bulunması da yeni anlaşmanın teknik yapısını karmaşıklaştırıyor. Özellikle ürün standartları, menşe kuralları ve tedarik zincirlerinde Türkiye’nin AB mevzuatıyla uyumunun korunması gerekiyor.
İngiltere ise anlaşmanın kendi çevre, çalışma hayatı, gıda güvenliği ve kamu hizmetleri standartlarıyla uyumlu olması gerektiğini vurguluyor.
Altıncı tur sonbaharda yapılacak
Son açıklanan resmî takvime göre altıncı müzakere turunun 2026 sonbaharında gerçekleştirilmesi bekleniyor. Ancak 6 Eylül itibarıyla toplantının kesin tarihi ve yeri kamuoyuna açıklanmış değil.
Bu nedenle süreçte önemli ilerleme sağlanmış olmakla birlikte, yeni STA henüz sonuçlandırılmış veya imzalanmış değil. Tarafların kalan anlaşmazlıkları gidermesinin ardından metnin hukuki kontrolden geçirilmesi, imzalanması ve iki ülkede gerekli onay süreçlerinin tamamlanması gerekecek.
Yeni anlaşmanın yürürlüğe girmesine kadar 2021’den beri uygulanan mevcut Türkiye–İngiltere Serbest Ticaret Anlaşması geçerliliğini koruyacak. Hedef, mal ticaretindeki mevcut avantajları muhafaza ederken hizmetler, dijital ekonomi ve yatırımları da kapsayan daha geniş bir ekonomik ortaklık oluşturmak.

Türkiye Basın Federasyonu Başkanı Sinan Burhan ve Yönetim Kurulu üyeleri, Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Kadir Özkaya ile bir araya geldi.
Günümüzde anayasa yargısının yalnızca hukuk normlarının Anayasa’ya uygunluğunu denetleyen bir mekanizma olmadığını belirten Özkaya, anayasa yargısının temel hak ve özgürlüklerin etkin şekilde korunması ve demokratik hukuk devletinin güçlendirilmesinde de önemli bir rol üstlendiğini söyledi.
AYM’nin incelemelerinde uluslararası yaklaşımların, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında kullanılan ilke ve standartların, diğer ülkelerin anayasa mahkemelerinin kararlarının ve Türkiye’deki yüksek yargı organlarının içtihatlarının titizlikle incelendiğini belirten Özkaya, raportörlerin görüşleri ve Mahkemenin kurumsal birikiminin de değerlendirme sürecine dahil edildiğini ifade etti. Özkaya, bireysel başvurulardaki ihlal iddialarının “adalet odaklı bir yaklaşımla” değerlendirildiğinin altını çizdi.
Bireysel başvurunun niteliği ve yüksek yargı organlarının yetkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özkaya, Anayasa Mahkemesi ile Yargıtay, Danıştay ve diğer yargı kurumları arasında hiyerarşik bir ilişki bulunmadığını ifade etti. Özkaya, her bir yargı kurumunun görev, yetki ve sorumluluklarının Anayasa ve kanunlarda düzenlendiğini, yargı kurumlarının görev ve yetkilerini bu çerçeve içerisinde yerine getirip kullandığını ifade etti. AYM’nin bireysel başvurularda bir “kanun yolu mahkemesi gibi hareket etmediğini” vurgulayan Özkaya, AYM’nin kanuna uygunluk değil, anayasal denetim yaptığını belirtti.
Özkaya, Gezi Parkı davası hükümlüsü Tayfun Kahraman’ın ikinci başvurusuna ilişkin olarak ise AYM’nin hem “adil yargılanma hakkının” hem de “bireysel başvuru” hakkının ihlal edildiğine karar verdiğini hatırlattı. Kararın gerekçesinin yayımlanma sürecinde olduğunu belirten Özkaya, AYM’nin görevinin kişinin suçlu olup olmadığını belirlemek değil, yargılamada usule ilişkin güvencelerin sağlanıp sağlanmadığını denetlemek olduğunu vurguladı. Özkaya, AYM’nin Kahraman ile ilgli ilk kararının da bu kapsamda olduğuna dikkati çekti. (ANKA)
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin danışmanı Yıldıray Çiçek, Türkgün’deki yazısında Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın siyasi tutumuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Yavaş’ın CHP ile arasındaki mesafenin son dönemde arttığını savunan Çiçek, iktidar cephesine yaklaşabileceği yorumunu yaptı.
Çiçek “Mansur Yavaş görüşmesine yönelik tepkiler üzerine, ‘Eğer bu tutumum her iki partinin genel merkezleri tarafından bir rahatsızlık sebebi olarak görülürse, gereğini yapmaktan da çekinmem’ diyerek kapıyı her türlü ihtimale açık bırakmıştır” değerlendirmesinde bulundu.
Yavaş’ın CHP’deki gelişmeler karşısındaki tutumuna da değinen Çiçek, CHP yönetimiyle yaşadığı görüş ayrılıklarının siyasi geleceği açısından dikkat çekici olduğunu belirtti.
Çiçek yazısında, Yavaş’ın CHP’den ayrılarak AKP’ye geçmesi ihtimalini gündeme getirerek “Ne Mansur Yavaş’ın durduğu yer ne söylediği sözler sizi aldatmasın… Yarınlarda ne yapacağına dair de kimse erken konuşmasın” dedi.
Sosyal medyada yayılan ve AKP Kilis İl Başkanı Zihni Serhan Diyarbakırlı’ya ait olduğu iddia edilen yaklaşık 6 dakikalık ses kaydı, kamuoyunda tartışmalara neden oldu. Kayıtta, görev yeri değiştirilen bir kadının eski görev yerine dönme talebine ilişkin görüşme yer aldı.
Tartışmaların ardından yazılı açıklama yapan Diyarbakırlı, AKP Kilis İl Başkanlığı görevinden kendi isteğiyle ayrıldığını duyurdu. Kaydın montaj olduğunu savunan Diyarbakırlı, şunları kaydetti:
“Son günlerde şahsımı hedef alan montaj ses kaydı ve buna bağlı olarak ortaya atılan iddiaları yakından takip ediyorum. Söz konusu içeriklerle ilgili gerekli hukuki süreç tarafımca başlatılmış olup, gerçeklerin hukuk önünde tüm açıklığıyla ortaya çıkacağına olan inancım tamdır.
Ancak bu sürecin görev yaptığım siyasi teşkilatımıza ve partimize zarar vermesini, teşkilatımızın şahsım üzerinden bir tartışmanın tarafı hâline getirilmesini istemiyorum. Bu nedenle, teşkilatımızın itibarının korunması ve hukuki sürecin siyasi tartışmaların gölgesinde kalmaması adına AK Parti Kilis İl Başkanlığı görevimden kendi irademle istifa etme kararı almış bulunuyorum.”
İstifa kararının iddiaları kabul ettiği anlamına gelmediğini vurgulayan Diyarbakırlı, açıklamasına şöyle devam etti:
“Bu kararım kesinlikle bir geri adım, kabulleniş veya hakkımdaki iddiaların doğruluğu anlamına gelmemektedir. Ben görevimden ayrılıyorum; ancak haklılığımdan, hukuk mücadelemden ve davamıza olan inancımdan ayrılmıyorum. Sayın Cumhurbaşkanımız ve Genel Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğine, AK Parti’ye ve milletimize hizmet idealine olan bağlılığım dün olduğu gibi bugün de tamdır ve bundan sonra da aynı kararlılıkla devam edecektir.
Görev sürem boyunca omuz omuza yürüdüğüm tüm dava arkadaşlarıma, teşkilat mensuplarımıza ve kıymetli hemşerilerime teşekkür ediyorum. Makamlar ve görevler gelip geçicidir; asıl olan davaya sadakat, millete hizmet ve Türkiye’ye olan sevdamızdır.”
Diyarbakırlı, kaydı hazırlayan, yayımlayan ve paylaşanlar hakkında hukuki süreç başlatıldığını belirterek, “Kirli siyasete teslim olmayacağız. Algı operasyonlarına boyun eğmeyeceğiz. Yalan karşısında susmayacağız. İtibarımızı hedef alan hiçbir girişimi karşılıksız bırakmayacağız” ifadelerini kullandı.
Kilis’te sosyal medyada paylaşılan ses kaydında, görev yeri değiştirilen bir kadının hastanedeki eski görevine dönmek istediğine ilişkin konuşmaların bulunduğu ileri sürülmüştü. Diyarbakırlı’ya ait olduğu iddia edilen kayıtta, kadına “Beni nasıl ikna edeceksin?” sorusunun yöneltildiği; kadının ise kendisini yüz yüze görüşerek ikna edeceğini söylediği öne sürülmüştü. Diyarbakırlı, yaptığı ilk açıklamada kaydın “belli odaklar tarafından montajlandığını ve bağlamından koparıldığını” savundu.
Ergenekon soruşturmasında tutuklu bulunduğu sırada, 2011 yılında Silivri’deki cezaevinde yaşamını yitiren eski MİT görevlisi Kozinoğlu’nun ölümüne ilişkin soruşturma sürüyor.
Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine, Kozinoğlu’nun kesin ölüm sebebinin ve ölümünde üçüncü kişilerin müdahalesi bulunup bulunmadığının belirlenmesi amacıyla feth-i kabir işlemi yapılacak.
Kozinoğlu’nun mezarı bugün açılacak. İşlemin 3 adli tıp uzmanı, 1 kimyager ve 1 otopsi teknikerinden oluşan heyet gözetiminde yapılması bekleniyor. Çalışmalar kapsamında Kozinoğlu’nun kabrinden kemik, toprak ve diğer tıbbi örnekler alınacak.
Kozinoğlu’nun mezarından alınan örneklerin yanı sıra ceza infaz kurumuna ait kamera kayıtları, 112 Acil Çağrı Merkezi ses kayıtları ile hastane evrakının da incelemeye dahil edileceği bildirildi. İnceleme sürecinin ardından Adli Tıp Kurumu 1’inci İhtisas Kurulu tarafından, Kozinoğlu’nun kesin ölüm nedeni ve olayda üçüncü kişi müdahalesinin bulunup bulunmadığına ilişkin nihai mütalaanın hazırlanması planlanıyor.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) 12 Eylül hava durumu raporunu yayımladı.
Buna göre, yurdun kuzey ve doğu kesimlerinin parçalı, yer yer çok bulutlu, Van çevrelerinin sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
Hava sıcaklıklarının ülkemiz genelinde mevsim normallerinin üzerinde seyredeceği tahmin ediliyor.
Rüzgarın genellikle kuzey, güney kesimlerde güney yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette esmesi bekleniyor.
![]()
İşte il il hava durumu tahminleri…
Parçalı ve az bulutlu, zamanla batısının çok bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
Parçalı ve az bulutlu
Parçalı ve az bulutlu
Parçalı ve az bulutlu
Parçalı bulutlu
Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
Az bulutlu ve açık
Az bulutlu ve açık
Az bulutlu ve açık
Az bulutlu ve açık
![]()
Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
Az bulutlu ve açık
Az bulutlu ve açık
Az bulutlu ve açık
Az bulutlu ve açık
Az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.
Az bulutlu
Az bulutlu ve açık
Az bulutlu ve açık
Az bulutlu ve açık
![]()
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
Az bulutlu
Parçalı ve az bulutlu
Az bulutlu
Parçalı ve az bulutlu
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
Parçalı ve az bulutlu
Parçalı ve az bulutlu
Parçalı ve az bulutlu
Parçalı ve az bulutlu
![]()
Parçalı ve az bulutlu, Van çevrelerinin yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.
Parçalı ve az bulutlu
Parçalı ve az bulutlu
Parçalı ve az bulutlu
Parçalı bulutlu, öğle saatlerinde yerel olmak üzere sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı
Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor.
Az bulutlu ve açık
Az bulutlu ve açık
Az bulutlu ve açık
Az bulutlu ve açık
Ticaret Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, Türkiye ile Bulgaristan arasında Kapıkule ve Kapitan Andreevo gümrük kapılarındaki yoğunluğun azaltılması amacıyla açılması planlanan yeni gümrük kapısına ilişkin çalışmalar kapsamında, 10 Eylül’de Edirne’nin Kapıkule bölgesinde toplantı düzenlendi.
Toplantıya, Ticaret Bakan Yardımcısı Sezai Uçarmak başkanlığındaki Türkiye heyeti ile Bulgaristan İçişleri Bakanı Ivan Demerdzhiev başkanlığındaki Bulgaristan heyeti ve Bulgaristan Ulusal Gümrükler Ajansı Başkanı Nikolay Shushkov katıldı.
Toplantıda, iki ülke arasındaki ticaret ve yatırım ilişkilerinin olumlu seyrinden duyulan memnuniyet dile getirildi. Kapıkule/Kapitan Andreevo-Kuzey Gümrük Kapısı Projesi’nin hızla hayata geçirilmesi amacıyla gerekli hukuki ve teknik altyapı çalışmalarının koordineli şekilde yürütülmesi konusunda mutabakata varıldı.
Türkiye ile Bulgaristan’ın Kalkınma Yolu ve Orta Koridor üzerindeki stratejik konumlarına dikkatin çekildiği toplantıda, açılması planlanan yeni gümrük kapısının bölgesel bağlantısallığı güçlendireceği ve iki ülke arasındaki iş birliğini daha ileri bir seviyeye taşıyacağı değerlendirildi.
Toplantının ardından Uçarmak, Demerdzhiev ve Shushkov, beraberlerindeki heyetlerle yeni gümrük kapısının inşa edileceği alanda incelemelerde bulundu. Heyetler, gümrük kapısının inşası için yapılması gereken çalışmaları değerlendirdi.
Ekrem İmamoğlu’nun, 2023 yılında yapılan bir törende eski Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı’ya yönelik sözleri nedeniyle “hakaret” suçundan yargılanıp iki kez beraat ettiği davanın ikinci duruşması, Silivri’de bulunan 6 no’lu duruşma salonunda görüldü.
İmamoğlu ve avukatlarının savunmalarının ardından Şadi Yazıcı’nın avukatı söz aldı. Yazıcı’nın avukatı, müvekkilinin şikayetinin devam ettiğini söyledi.
Duruşma savcısı, İmamoğlu’nun 3 ay 15 günden 2 yıl 4 aya kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti. Mütalaaya karşı beyanda bulunan İmamoğlu, “Ne böyle bir mütalaa olur ne böyle bir iddianame olur. Bu mahkemenin bile burada kurulu olması skandaldır. Bu mütalaa da mesnetsizdir. Türk yargısı adına hakim konumundasınız ve Türk milleti adına karar vereceksiniz. Dilerim ve umarım ki bu kararı verebilirsiniz” dedi.
İstanbul Anadolu 16. Asliye Ceza Mahkemesi, İmamoğlu’nu “kamu görevlisine hakaret” suçundan 2 yıl 1 ay hapisle cezalandırılmasına karar verdi. İmamoğlu, kararın açıklanmasının ardından karara tepki göstererek, “Benim adıma karar verecek hiçbir mahkeme yoktur. Yere düşen Türk yargısına sağlam bir tekme vurmuştur. Hakimler yok hükmündedir” dedi.
İmamoğlu, sözlerinin ardından zor kullanılarak salondan götürüldü.
Kararın ardından ANKA Haber Ajansı’na açıklama yapan Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Kemal Polat, şunları söyledi:
“Aslında çok fazla söyleyecek bir şey yok. Daha önce iki kez beraat kararı verilen bir yargılama sürecinden geçtik. Beraat kararı, bize göre usule uygun olmayan bir şekilde bozuldu ve dosya yeniden buraya gönderildi. Duruşmalarda da bunu dile getirdik. Hâkim değişikliğinin ardından böyle bir karar çıktı.
Bir hukukçu olarak bu kararı doğru bulmuyorum. Hiçbir hukukçunun doğru bulacağını ve vicdanına sığdırabileceğini de düşünmüyorum. Kararı hukuka aykırı görüyoruz. Gerekli yasal başvuruları yapacağız ancak bugün yaşanmaması gereken bir gün yaşadık.
Hâkim değişikliğinin kararda etkili olup olmadığını kamuoyunun takdirine bırakıyorum ancak olağan bir süreç yaşanmadığını elbette değerlendirmek durumundayız. Hâkim hanım, duruşma salonundan çıkarken siyasi yasak uyguladığını söyledi. Ancak istinaf ve temyiz süreçleri tamamlanana kadar bu kararın herhangi bir hukuki sonucu olmayacaktır. Umarım istinaf ve Yargıtay bu hukuka aykırı kararı düzeltir; böylece Türk yargısı adına büyük ve tarihî bir yanlıştan dönülmüş olur.”
İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya tutuklu sanık Seçil Erzan ve bazı müştekiler ile tarafların avukatları katıldı.
Duruşmada, Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) 1. Dairesi'nin 30 Haziran'daki kararıyla İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesinin 3 Temmuz itibarıyla faaliyetinin durdurulduğu, bu mahkemeye ait derdest, kesinleşmemiş, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen ancak yasal süresi henüz dolmayan, durma kararı verilen, infaz bekleyen, karar verilip kanun yolu incelemesi için Yargıtay veya bölge adliye mahkemesine gönderilen dosyalar ile arşiv dosyalarının İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesine devrine karar verilmesi tutanağa geçirildi.
Savunma yapan Erzan, hiç kimsenin iradesini fesada uğratmadığını, her şeyin kendi iradesi dışında baskı altında geliştiğini söyledi.
Müştekilere ödeme yapmak için her şeyini sattığını, faiz oranıyla kimsenin kandırılamayacağını belirten Erzan, söz konusu süreçte tehdit edilerek darbedildiğini, soruşturma sürecinde savcıya verdiği ifadelerinin bağlamından koparıldığını kaydetti.
Erzan, üzerine atılı suçlamaları kabul etmeyerek tahliyesini ve beraatine karar verilmesini istedi.
Söz alan bazı müşteki avukatları mahkemenin kararında direnmesini talep etti.
Görüşü sorulan cumhuriyet savcısı, Erzan'ın tutukluluk halinin devamına karar verilmesini istedi.
Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, Erzan'ın üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, sanığın üzerine atılı eylemlerde cezanın alt ve üst sınırı ve tüm dosya kapsamı birlikte dikkate alındığında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin mevcut olduğu, adli kontrol hükümlerinin de bu aşamada yetersiz kalacağı değerlendirildiğinden tutukluluk halinin devamına karar verdi.
Heyet Erzan'ın, katılanlar İsmail İbrahim Çağlar, Fernando Muslera, Musa Mert Çetin, Ömer Kahraman, Uğur Gözaçan, Nurettin Gözaçan, Fatih Altıntaş, Bülent Çeviker, İnci Çeviker, Mert Zeydanlı, Deniz Güzel, Volkan Bahçekapılı, Arda Turan, Evrim Pınar Güzel, Melis Özsüt Şener yönünden uzlaştırma raporlarının dönüşünün beklenilmesine ve akıbetlerinin sorulmasına hükmetti.
Duruşma, eksik hususların giderilmesi için 9 Ekim'e ertelendi.
Davayı 1 Aralık 2025'te karara bağlayan İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesi, sanık Seçil Erzan'ı 27 müştekiye karşı "nitelikli dolandırıcılık", "özel belgede sahtecilik" ile "güveni kötüye kullanma" suçlarından toplam 102 yıl 4 ay hapis ile toplam 753 bin 880 lira adli para cezasına çarptırmıştı.
Mahkeme heyeti, kararında, sanık Erzan hakkında "özel belgede sahtecilik" suçundan her bir katılana yönelik ayrı ayrı ceza istemiyle kamu davası açıldığını anımsatarak, bu suçun mağdurunun kamu olduğunu, sanığın eyleminin de tek olduğunun kabul edildiğini belirtmişti.
Kararda ayrıca "özel belgede sahtecilik" suçundan verilen 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar veren heyet, Erzan'ın bu suç yönünden 5 yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulmasına hükmetmişti.
Erzan'ın, katılanlar Nesrin Çakır, Kaan Sinih, Sevgi Sinih, Tursun Sinih, Erkan Karaca, Atilla Baltaş, Ercüment Gülen, Bakiye Gülen, Kemal Tanın Yılmaz, Merve Özer Yılmaz ile müşteki sanıklar Mojtaba Haghani, Nur Erkasap ve Süleyman Arslan'a yönelik eyleminden dolayı da beraatine karar verilmişti.
Heyet, sanık Ali Yörük'ü, 4 müştekiye karşı "nitelikli dolandırıcılık" suçundan 15 yıl 1 ay 15 gün hapis ile 150 bin lira para cezasına, sanık Atilla Yörük'ü de 4 müştekiye karşı aynı suçtan 7 yıl 6 ay 17 gün hapis ile 75 bin lira para cezasına çarptırmıştı.
Sanık Nur Erkasap'ı 3 müştekiye karşı "nitelikli dolandırıcılık" suçundan 9 yıl 4 ay 15 gün hapis ile 79 bin 160 lira para cezasına çarptıran heyet, sanık Hüseyin Eligül'e de 3 müştekiye karşı aynı suçtan 5 yıl 2 ay hapis ile 7 bin 600 lira para cezası vermişti.
Heyet, sanık Nazlı Can'ı 3 müştekiye karşı "nitelikli dolandırıcılık" suçundan 4 yıl 5 ay 20 gün hapis ile 31 bin 500 lira para cezasına çarptırırken, sanık hakkında 6 müştekiye karşı bu suçtan beraat hükmü kurmuştu.
Sanık Süleyman Arslan da "tefecilik" suçundan 2 yıl 6 ay hapis ile 20 bin lirayla cezalandırılırken, Mojtaba Haghani, Asiye Öztürk, Mehmet Aydoğdu, Hakan Ateş, Rüya Sağır, Kerem Can ve Candaş Gürol'ün ise beraatine karar verilmişti.
Gerekçeli kararın yazılmasının ardından dosya istinafa taşınmıştı.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesi, ilk derece mahkemesinin hüküm kurulurken birleşen dosya bilgilerine yer vermediği ve bunun da denetim güçlüğüne sebebiyet verdiği gerekçesiyle itirazları yerinde görmüştü.
Ceza Dairesi, sanık Erzan'ın yargılanması sırasında bazı usullerin uygulanmadığını belirterek, kararın bozularak dosyanın yerel mahkemeye geri gönderilmesine hükmetmişti.
Bazı sanıklar hakkında verilen hapis cezası kararlarını da bazı usullerin uygulanmadığı gerekçesiyle bozan daire, bir kısım sanıklar yönünde verilen kararları hukuka uygun bulmuştu.

Valilikten yapılan açıklamaya göre, İstanbul'da pazartesi 2 milyon 800 bine yakın öğrenci ile 161 bin 453 öğretmen dersbaşı yapacak.
Bu kapsamda, 2026-2027 eğitim öğretim yılının huzur ve güven içerisinde geçirilebilmesi için kentte gerekli tüm tedbirler alındı.
İl Emniyet Müdürlüğünce sorumluluk alanındaki 719 noktada, 1483 ekip ve 2 bin 469 personel ile okul tedbirleri uygulanacak. Bu tedbirler, eğitim öğretim yılı boyunca uygulanmaya devam edecek.
Çocuk Şube Müdürlüğü personelinden oluşan 229 “Okul Kolluk Görevlisi” 239 okulda, 470 "Güvenli Eğitim Koordinasyon Görevlisi" 470 okulda görevlendirilirken, okullarda giriş ve çıkış saatlerinde 578 ekip sabit olarak görev yapacak.
Okullarda ve okul çevrelerinde meydana gelebilecek güvenlik sorunlarına müdahale edebilmek için kurulan Mobil Okul Timleri de 39 ilçede 45 ekiple görev yapacak.
Yoğunlaştırılmış güvenlik uygulamaları günlük 120 noktada, çocuk, asayiş, trafik, önleyici, narkotik şube ve ilçe emniyet müdürlükleri personelinden oluşan 341 ekiple eğitim öğretim dönemi boyunca aralıksız devam edecek.
Ekipler, ayrıca okul çevrelerinde bulunan ve öğrencilerin yoğun olarak bulundukları mekan ve işletmelerde asayiş ve denetim uygulamalarını aralıksız sürdürecek.
Trafik Denetleme, Bölge Trafik ve İlçe Trafik Büro ekiplerince 14-25 Eylül arasında 499 noktada, 262 ekip, 157 motosikletli, 161 yaya, 41 çekici olmak üzere toplam 890 personelle trafik tedbirleri uygulanacak.
Trafik Şube Müdürlüğü ekipleri, ayrıca okul servislerine yönelik denetimlerine de eğitim öğretim yılı boyunca aralıksız devam edecek.
Önleyici Hizmetler Şube Müdürlüğü 8-19 Eylül arasında okul çevrelerinde bulunan önemli kavşak ve meydanlarda 10 ekip, okul önü ve çevrelerinde giriş-çıkış saatlerinde 100 motosikletli Yunus ekibiyle genel güvenlik ve asayişin sağlanması amacıyla tedbir uygulaması yapacak.
Önleyici Hizmetler Şube Müdürlüğü 100 personelle, 14-25 Eylül 2026 tarihlerinde 50 ekip okul çevrelerinde bulunan önemli kavşak ve meydanlar ile 100 noktada ring halinde bulunacak.
İstanbul İl Jandarma Komutanlığınca okulların açılacağı 14 Eylül ve sonraki günlerde, sorumluluk bölgesindeki okullarda ve okul çevrelerinde toplam 114 tim ve 335 personelle çok yönlü güvenlik, trafik ve asayiş uygulaması yapılacak.
Okul çevrelerinde ve öğrencilerin yoğun olarak bulunduğu yerlerde uyuşturucu/uyarıcı maddelerle mücadele başta olmak üzere öğrencilere alkol ve açık sigara satışının önlenmesine yönelik yapılan denetimler, okulların açılmasıyla birlikte yoğunluğu artırılarak devam edecek.
Jandarma ekipleri, giriş ve çıkış saatlerinde okul önlerinde görev yapacak.
İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri ise okulların açılacağı ilk gün 10.00-15.00 saatleri arasında okul kantinlerinde hijyen denetimleri gerçekleştirecek.
Okulların açılacağı ilk gün olan pazartesi, 19 bin civarında servis aracının ve çocuklarını ilk gün kendi araçlarıyla okullarına götürmek isteyen binlerce velinin trafiğe çıkacağı değerlendirildiği için lk güne mahsus saat uygulaması yapıldı.
Eğitim öğretimin ilk gününde servis ve okul güzergahlarının tespiti nedeniyle trafikte yaşanması muhtemel aksaklıkların önüne geçilebilmek adına 14 Eylül’de il genelindeki resmi ve özel ilkokul, ortaokul ve liselerde eğitim öğretimi 10.00-15.00 saatleri arasında yapılacak.
Öğrencilerin güvenli giriş çıkışlarının sağlanmasına ve okul bahçelerindeki güvenlik ve koordinasyona katkı sunmak için 3 bin 13 bahçe görevlisi de 14 Eylül'de göreve başlayacak.
Bahçe görevlileri, anaokulları dahil bütün okulların bahçelerinde güvenlik, koordinasyon ve işbirliği amacıyla görev yapacak. Bahçe görevlilerine yönelik eğitimler ise polisler tarafından verilecek.
İstanbul’da bulunan tüm okullarda, bu sene İstanbul Valiliği tarafından temin edilen dedektörler olacak. Uygun görüldüğü zaman, riskli olan hususlarda dedektörle gerekli aramalar, incelemeler ve kontroller yapılacak.
İŞKUR üzerinden Toplum Yararına Program (TYP) kapsamında görevlendirilen 8 bin 500 temizlik personeli, pazartesi günü itibarıyla İstanbul’daki okullarda görev yapmaya başlayacak.
Görevlendirilen personel, öğrencilerimizin sağlıklı ve temiz bir ortamda eğitim görmelerine katkı sunmak amacıyla okullarda temizlik hizmetlerini yürütecek.

Irak yetkilileri Cuma günü, batıdaki Anbar vilayetinde 47 insansız hava aracı ve 46 füze ele geçirdiklerini açıkladı.
ABD merkezli sosyal medya şirketi Facebook'ta yapılan açıklamada, İçişleri Bakanlığı, Anbar il polis komutanlığına bağlı birimlerin istihbarat üzerine harekete geçerek terk edilmiş bir yer keşfettiğini belirtti.
Açıklamada, söz konusu yerin daha önce araç lastiği tamir atölyesi olarak kullanıldığı ve operasyonla ilgili insansız hava araçları, mermiler ve ekipmanlar içerdiği belirtildi.
Yapılan açıklamaya göre, olay yerinde yapılan aramada 47 insansız hava aracı ve bu araçlara takılmak ve kullanılmak üzere hazırlanmış 46 mermi ile kontrol cihazları, bataryalar, ekipman ve ilgili malzemeler ele geçirildi.
Bakanlık, bölgenin güvenliğinin sağlandığını ve oradaki tüm eşyaların ele geçirilerek güvenli bir şekilde depolandığını da sözlerine ekledi.
Açıklamada, yetkililerin materyallerin kaynağını ve bunlarla bağlantılı tarafları belirlemek ve gerekli yasal önlemleri almak için prosedürlere başladığı belirtildi.
Bu açıklama, Irak'ın silahların yalnızca devletin elinde bulunmasını sağlamaya çalıştığı bir dönemde geldi.
Irak ordusu sözcüsü Sabah el-Numan, 3 Haziran'da silahların tamamen devlet kontrolüne alınması amacıyla bir komite kurulduğunu ve komitenin çalışmalarına başladığını duyurdu.
Bu durum, Şii siyasi güçleri bir araya getiren Koordinasyon Çerçevesi'nin 1 Haziran'da yaptığı ve silahların tamamen devlet kontrolüne verilmesini ve resmi kurumların otoritesinin güçlendirilmesini desteklediğini ifade eden açıklamasının ardından geldi.
Devlet kontrolü dışındaki silahlar, Irak'ın başlıca güvenlik ve siyasi sorunlarından biri olmaya devam ediyor; bu durum, bazıları Halk Seferberlik Güçleri'nin parçası olan, diğerleri ise bağımsız olarak faaliyet gösteren silahlı grupların varlığıyla da bağlantılı.
Siyasi güçler ve kamuoyunun bazı kesimleri, Irak'ın iç istikrarı etkileyen aralıklı güvenlik gerilimleri, saldırılar ve çatışmalarla karşı karşıya kalmaya devam etmesi nedeniyle resmi güvenlik kurumlarının otoritesinin güçlendirilmesi çağrısında bulundu.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Türk Devletleri ile İlişkiler Başkanı Kürşad Zorlu, partisinin Etimesgut İlçe Danışma Meclisi Toplantısı'na katıldı. AK Parti Etimesgut İlçe Başkanlığı'nda düzenlenen toplantı için binaya gelen Zorlu'yu, İlçe Başkanı Yasin Şankazan ile teşkilat üyeleri karşıladı.
Teşkilat mensuplarıyla selamlaşmasının ardından toplantı salonuna geçen Zorlu, ilçe teşkilatının son bir aylık faaliyetlerine ilişkin yapılan sunumun ardından partililere hitap etti.
Küresel bir güç mücadelesinin ortasında Türkiye'nin "güvenli liman" olarak geleceğe ilerlediğini belirten Zorlu, "Eğer ülkemizde bugün dünyaya kendisini ispatlamış, küresel ölçekte böylesine güçlü bir lider olmasaydı, bunları asla başaramazdık ve bugünlere gelemezdik." diye konuştu.
Zorlu, şöyle devam etti:
"Liderlik, normal zamanlarda, her şeyin iyi gittiği dönemlerde kendini göstermez. Lider, fırtınalı sularda gemiyi yüzdürmeyi başarıp hedefe götürebilme kabiliyetidir ve Cumhurbaşkanımız bu süreç içerisinde dünyada artık sadece kendi bölgemizde değil, Ukrayna savaşı başta olmak üzere Afrika'daki krizlere bakın, Kafkasya'daki gelişmelere bakın, hemen hemen dünyanın her bölgesinde artık arabulucu konumuna gelen ve sözüne itibar edilen, duruşuna güven duyulan bir lider konumundadır. İşte bu da bizim gururumuzdur. AK Parti olarak şunun da altını çizmek istiyorum: Bugün Türkiye'de yaşayan, mücadele eden ve sahada mücadele veren tek siyasi parti Adalet ve Kalkınma Partisi'dir."
Muhalefetin vatandaşları manipüle etmeye yönelik faaliyetler içerisinde bulunduğunu savunan Zorlu, "Ana muhalefet kendi içerisinden başka bir muhalefet çıkardı. Bir siyasi vakum içerisinde olduklarını görüyorum. Günümüzde bu vakumun üç önemli kavramı var; günümüze yansıyan ve ortaya çıkan, manipülasyon, dezenformasyon ve provokasyon." ifadelerini kullandı.
Zorlu, "Cumhurbaşkanımızın liderliğinde gururla ifade etmek isterim ki bizim temel hedefimiz, içeride birlik ve huzurumuzu sağlamak, dışarıda tam bağımsız, güçlü bir Türkiye'yi inşa edebilmektir." şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Rize'deki konuşmasında yaklaşan seçimlere ilişkin "İnşallah hep birlikte başarılı olacağımıza inanıyoruz." açıklamasını hatırlatan Zorlu, bu sözün parti teşkilatları açısından önem taşıdığını ifade etti.
Türk dünyasına yönelik çalışmalara değinen Zorlu, Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında ortaya konulan işbirliği modelinin önemine işaret ederek, şunları kaydetti:
"Gerçekten Türkiye'miz, bugün 8 Türk devleti, Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında dünyaya örnek bir birliktelik modelini ortaya koydu ve 29-30 Ekim tarihlerinde başkent Ankara'mızda Cumhurbaşkanımızın ev sahipliğinde 13. Devlet Başkanları Zirvesi'ni gerçekleştireceğiz ve bu zirveye uzun zamandır büyük bir heyecanla hazırlanıyoruz. Orada güzel müjdeleri inşallah Cumhurbaşkanımız verecek."
Zorlu, "TÜRKPOL" olarak adlandırılan Türk Polis Teşkilatına ilişkin çalışmalara da değinerek, Türk devletlerinin terör, uyuşturucu ve düzensiz göçle mücadele başta olmak üzere çeşitli güvenlik başlıklarında işbirliğini geliştirmeye başladığını söyledi.
Milli Eğitim Bakanlığınca hazırlanan "Türk Dünyası Kültür Atlası" ve "Türk Dünyası Hikayesi" adlı eserlerin ilk ve ortaöğretim öğrencileriyle buluşturulacağını, yalnızca devlet okullarında değil, özel okullarda da dağıtımının gerçekleştirileceğini bildirdi.
Kürşad Zorlu, "Milli Eğitim Bakanlığımızla görüştüm, bu kitapları inşallah sadece devlet okullarımızda değil, inşallah tüm özel okullarımıza da dağıtacağız, onlarla buluşturacağız." dedi.
Türk devletlerindeki vatandaşların karşılıklı sık şekilde seyahatte bulunmalarını istediklerini belirten Zorlu, şunları dile getirdi:
"Bu seyahatlerle ilişkili olarak müzelerimizi, tarihi yerlerimizi çok daha rahat bir şekilde gezebilelim. Bu konuda da kültür bakanlıklarımız çalışmalarını son aşamaya getirdi. İnşallah Türk devletleri arasında 'Türk Dünyası Ortak Müze Kart' uygulamasına geçeceğiz ve bu kartı aldığımızda inşallah tüm o devletlerimizdeki müzeleri, tarihi yerleri hep birlikte rahat biçimde gezme fırsatını bulacağız. Bunun gibi pek çok adımı atmaya hazırlanıyoruz.
Bir tanesini daha söyleyeyim, havalimanlarımızda ortak bir geçiş noktası kurulabilmesi için çalışıyoruz. Bunu Avrupa Birliği başardı, biz neden başarmayalım? Şimdi masamızda bunu çalışıyoruz. İnşallah bu müjdeyi de devlet başkanlarımızın zirvesinde vatandaşlarımızla paylaşma imkanımız olacak."
Türk dünyasında geliştirilen birlikteliğin başka oluşumlara karşı bir tehdit olmadığını vurgulayan Zorlu, Türkiye'nin çok yönlü dış politikasını sürdürdüğünü ifade etti.
Kürşad Zorlu, "Bu birliktelik hiçbir başka birlikteliğe elbette tehdit değil. Çünkü Türkiye'nin çok yönlü dış politikası Avrupa'dan Amerika'ya, Afrika'dan uzak mecralara kadar her yönüyle gelişmeye, genişlemeye devam ediyor. Ancak bizim gönül coğrafyamızdaki ilişkilerimiz ve burada kurmaya çalıştığımız birliktelikler, işte Türk dış politikasının artık ana kolonlarından biri haline gelmiştir." değerlendirmesinde bulundu.
AK Parti bünyesinde Türk dünyasıyla ilişkilerden sorumlu bir başkanlığın kurulmasını da bunun göstergelerinden biri olarak nitelendiren Zorlu, yaklaşık 1,5 yıldır yoğun çalışma yürüttüklerini, Türkiye'de ilk kez Türk dünyasına yönelik bir vizyon belgesi hazırladıklarını söyledi.
Zorlu, belgenin Türk devletlerinin dillerinde de yayımlandığını kaydetti.
Geçen ay "Türk Dünyası Sivil Toplum Destek Sistemi (TÜDSES)" adlı platformu hayata geçirdiklerini belirten Zorlu, sisteme Türk dünyasından 1200'den fazla sivil toplum kuruluşunun entegre olduğunu aktardı.
Zorlu, "Şu an itibarıyla bir ay gibi kısa sürede 90 bine yakın insanımız telefonlarına bu TÜDSES'i indirdi. Gerçekten bu bizi mutlu ediyor." dedi.
Ahilik Haftası kapsamında da yeni bir çalışma açıklayacaklarını bildiren Zorlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başyazısını kaleme aldığı "Türkistan'dan Anadolu'ya Ahilik" adlı eser ile tanıtım filminin Ankara'da kamuoyuyla paylaşılacağını ifade etti.
Konuşmasının son bölümünde Etimesgut'a ilişkin değerlendirmelerde bulunan Zorlu, Cumhur İttifakı olarak ilçeyi yeniden kazanmayı hedeflediklerini belirterek, "Biz Cumhur İttifakı olarak Etimesgut'u arkadaşlar yeniden alacağız, yeniden hizmet siyasetini Etimesgut'a getireceğiz." şeklinde konuştu.

Fenerbahçe, Cuma günü yaptığı açıklamada, Roma ile oynanan UEFA Şampiyonlar Ligi maçının ardından istifasını sunan teknik direktör İsmail Kartal'ın görevine devam edeceğini duyurdu.
Sarı-lacivert kulübün yaptığı açıklamaya göre, Kartal Cumartesi günü yerel saatle 11.30'da başlayacak olan takım antrenmanını yönetecek.
Fenerbahçe, Gaziantep FK ile yapacağı maç öncesi hazırlıklarına antrenmanla başlayacak.
Fenerbahçe Teknik Direktörü İsmail Kartal, takımının UEFA Şampiyonlar Ligi açılış maçında Roma ile 1-1 berabere kalmasının ardından Perşembe günü istifa ettiğini açıkladı.
65 yaşındaki Türk teknik direktör, maç sonrası basın toplantısında kararını doğrulayarak İstanbul kulübünün başındaki dördüncü dönemine son verdi.
Kartal, "Bu akşam itibariyle oyuncularımı tebrik etmek ve görevimden istifa ettiğimi duyurmak istiyorum," dedi.
Fenerbahçe taraftarlarına, yönetimine, oyuncularına, personeline ve medya mensuplarına teşekkür ettikten sonra soruları yanıtlamayı reddetti.
"Kulübümün önünü açmak için bu kararı aldım," dedi.
"Sevgili Fenerbahçe'me, oyuncularıma ve gelecekteki teknik direktörlere yardımcı olmak için, henüz vakit varken görevimden istifa ettim. Herkese iyi akşamlar dilerim, bir daha asla geri dönmeyeceğimi de belirtmek isterim," diye ekledi.
Kartal, Haziran 2026'da dördüncü kez teknik direktör olarak Fenerbahçe'ye geri döndü.
Son görev süresi boyunca, Türk kulübünü 2008-09 sezonundan bu yana ilk kez Şampiyonlar Ligi'ne geri döndürerek, 18 yıllık bir aradan sonra bu turnuvaya katılmalarını sağladı.
Kartal'ın istifasını açıklamasının ardından Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, maç sonrası düzenlediği basın toplantısında istifayı reddetti.
Yıldırım maçtan sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, "Hiçbirimiz istifa kararından haberdar değildik" dedi.
"İsmail Kartal görevine devam ediyor. Ancak tüm Fenerbahçe camiası teknik direktörün arkasında durmalı," dedi.
"Ben burada olduğum sürece İsmail Kartal baş antrenör. Ben ayrılmadığım sürece o da ayrılamaz."
Yıldırım, maç sırasında kendisine şişe atılmasının ardından istifa eden İsmail Kartal'ı desteklemeleri için tüm Fenerbahçe taraftarlarına çağrıda bulundu.
Fenerbahçe cuma günü yaptığı açıklamada, Kartal'a şişe atan taraftarın kimliğinin tespit edildiğini ve gelecekteki maçlara girişinin yasaklandığını bildirdi.
Kulüp, söz konusu kişinin İstanbul savcılığının talimatı üzerine yetkililere ifade verdiğini belirtti.
Fenerbahçe, "Söz konusu şahıs hakkında 6222 sayılı Kanun uyarınca stadyuma giriş yasağı getirilmiştir" açıklamasında bulundu.

Suudi Arabistan Cuma günü yaptığı açıklamada, bir gün önce Riyad ve Medine bölgelerinde meydana gelen ve çok sayıda kişinin yaralanmasına yol açan saldırıların ardından Doğu-Batı Petrol Boru Hattı'nı kapattığını bildirdi.
Enerji Bakanlığı'ndan bir yetkili kaynak yaptığı açıklamada, saldırıların Perşembe sabahı gerçekleştiğini söyledi.
Kaynak, saldırıların ardından boru hattının "tedbir amaçlı" olarak kapatıldığını söyledi.
Bakanlık, çok sayıda kişinin yaralandığını ve tıbbi müdahale gördüğünü belirtti ancak ölü sayısı veya yaralıların durumu hakkında bilgi vermedi.
Acil durum ve uzman teknik ekipler derhal olay yerine intikal ederek boru hattının güvenliğini sağlamak ve durumunu değerlendirmek için önlemler aldı.
Bakanlık, bundan sonraki gelişmelerin zamanı geldiğinde duyurulacağını belirtti.
Açıklamada saldırıları kimin gerçekleştirdiği veya saldırıların niteliği hakkında ayrıntılı bilgi verilmedi ve hiçbir grup saldırıların sorumluluğunu üstlenmedi.

Türk diplomatik kaynaklarının bildirdiğine göre, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Farhan El Suud, Cuma günü yaptıkları telefon görüşmesinde bölgedeki son gelişmeleri ve Suudi Arabistan'ı hedef alan son saldırıları ele aldılar.
Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı Cuma günü yaptığı açıklamada, bir gün önce Riyad ve Medine bölgelerinde meydana gelen ve çok sayıda kişinin yaralanmasına yol açan saldırıların ardından Doğu-Batı Petrol Boru Hattı'nın kapatıldığını bildirdi.
Bakanlık, saldırıların ardından boru hattının "tedbir amaçlı" olarak kapatıldığını açıkladı.
Bakanlık, çok sayıda kişinin yaralandığını ve tıbbi müdahale gördüğünü belirtti ancak ölü sayısı veya yaralıların durumu hakkında bilgi vermedi.
CNN'in Cuma günü, konuyla ilgili bilgi sahibi iki ABD'li yetkiliye atıfta bulunarak verdiği habere göre, Suudi Arabistan'daki önemli bir petrol boru hattı sistemine Perşembe günü füzelerle saldırı düzenlendi ve pompa istasyonlarında yangınlar çıktı.
Doğu-Batı petrol boru hattı, Suudi Arabistan'ın doğu petrol üretim bölgesinden Kızıldeniz'deki Yanbu limanına ham petrol taşıyarak ihracatın Hürmüz Boğazı'nı atlamasını sağlıyor.

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) Cuma günü yaptığı açıklamada, geri çağrılan buzdağı marullarıyla bağlantılı bir Cyclospora salgınının sona erdiğini bildirdi.
ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA), Meksika'nın orta kesiminden ithal edilen ve Taylor Farms de Mexico tarafından geri çağrılan buzdağı marullarıyla ilişkili enfeksiyonlara yönelik soruşturmanın devam edeceğini açıkladı.
CBS News'e göre, CDC, salgından kaynaklanan bilinen bir hastalık riskinin artık bulunmadığını ve etkilenen tüm marulların piyasadan kaldırıldığına inanıldığını söyledi.
FDA, soruşturmasının federal, eyalet ve uluslararası ortaklarla işbirliği içinde devam edeceğini belirtti. Kurum, daha fazla bilgi edinildikçe ek güncellemeler sağlayacağını söyledi.
21 eyalette görülen yaklaşık 13.000 Cyclospora enfeksiyonu, marul kaynaklı salgınla bağlantılı olup, bu yıl ülke genelinde vakalarda alışılmadık derecede büyük bir artışa önemli ölçüde katkıda bulundu. Federal sağlık kurumlarına göre, 570'ten fazla kişi hastaneye kaldırıldı ve iki kişi hayatını kaybetti.
1 Mayıs'tan bu yana ABD genelinde laboratuvar onaylı yaklaşık 20.000 Cyclospora vakası bildirildi; bu sayı geçen yılın aynı döneminde kaydedilen sayının 16 katından fazla. Ayrıca 6.100 şüpheli vaka da bildirildi.
Michigan, salgından en çok etkilenen eyalet oldu ve hem en yüksek vaka sayısını hem de salgınla bağlantılı iki ölümü bildirdi.
Cyclospora, sindirim sistemini enfekte eden mikroskobik bir parazittir. CDC'ye göre, sulu ishalle karakterize edilen ve bazen sık ve şiddetli bağırsak hareketleriyle birlikte görülen bir bağırsak hastalığı olan siklosporiyaza neden olabilir.















































































İngiltere ile İsrail arasındaki ilişkiler, Londra hükümetinin işgal altındaki Batı Şeria’ya yönelik kapsamlı yaptırımları ve İsrail’in sert misilleme kararlarının ardından son yılların en ağır diplomatik krizine sürüklendi.
Dışişleri Bakanı Ed Miliband, 8 Eylül’de Avam Kamarası’nda yaptığı açıklamada İngiliz hükümetinin artık yalnızca İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarında kurduğu yerleşimleri değil, Batı Şeria’daki işgalin tamamını hukuka aykırı kabul ettiğini duyurdu.
Bu açıklama, İngiltere’nin İsrail-Filistin politikasında önemli bir değişiklik anlamına geliyor. Önceki hükümetler yerleşimlerin uluslararası hukuka aykırı olduğunu söylerken işgalin bütünü hakkında aynı açıklıkta bir tutum ortaya koymamıştı.
“Filistinlilere karşı etnik temizlik yürütülüyor”
Miliband, Batı Şeria’daki Filistinli toplulukların evlerinin yıkılması, yollarının ve temel altyapılarının tahrip edilmesi, ailelerin zorla yerlerinden çıkarılması ve İsrailli yerleşimcilerin saldırılarının sistematik hale gelmesi üzerinde durdu.
İngiliz hükümetinin değerlendirmesini son derece açık ifadelerle ortaya koyan Miliband, Batı Şeria’nın bazı bölgelerinde Filistinlilere karşı “yerleşimci teröristler tarafından etnik temizlik” yürütüldüğünü söyledi.
Miliband, Netanyahu hükümetinin bu saldırılara çoğu zaman göz yumduğunu, bazı hükümet üyelerinin ise Filistinlilerin zorla yerlerinden edilmesini destekleyen açıklamalar yaptığını belirtti.
Dışişleri Bakanı, bu nitelemenin ağırlığının farkında olduğunu vurgulayarak, yaşanan ağır ihlaller karşısında gerçeği açıkça söylemenin adaletin ilk adımı olması gerektiğini ifade etti. İngiltere’nin yeni tutumu, Netanyahu hükümetine yönelik Londra’dan bugüne kadar yapılan en sert resmî suçlamalardan biri olarak değerlendiriliyor.
Gazze için “savaş suçu kanıtları” vurgusu
Miliband, Gazze’de yaşanan yıkım ve sivil ölümler konusunda da İsrail hükümetini sert biçimde eleştirdi. Filistin’de uluslararası toplumun gözleri önünde yaşananlardan “derin bir utanç” duyduğunu söyleyen İngiliz Bakan, Gazze’de savaş suçları işlendiğine ilişkin kanıtların bulunduğunu belirtti.
İngiliz hükümeti, Gazze’de yaşananların hukuken “soykırım” oluşturup oluşturmadığı konusunda uluslararası mahkemelerin kararını beklediğini kaydetti. Ancak Miliband, bu hukuki sürecin mevcut savaş suçu kanıtları karşısında hareketsiz kalmak için gerekçe oluşturamayacağını söyledi.
Miliband’ın Avam Kamarası’ndaki konuşmasında aktarılan doğrulanmış ifadeler arasında, Netanyahu hükümetinin Gazze’de yaptıklarının “dünyanın vicdanında bir leke” olduğu şeklindeki sözleri de yer aldı. Bununla birlikte İngiltere’nin açıkladığı somut yaptırım paketinin odağını, Batı Şeria’daki işgal, yerleşimlerin genişlemesi ve Filistinlilerin zorla yerinden edilmesi oluşturdu.
Yerleşim mallarına kapsamlı ithalat yasağı
İngiliz hükümetinin açıkladığı pakete göre, işgal altındaki Filistin topraklarında kurulan İsrail yerleşimlerinde üretilen bütün malların İngiltere’ye ithal edilmesi yasaklanacak.
Yasak özellikle yerleşimlerden gelen hurma, narenciye, şarap, bitkisel ürünler ve diğer tarım ürünlerini kapsayacak. Yerleşim malları İsrail’in toplam ihracatı içinde sınırlı bir paya sahip olduğu için kararın doğrudan ekonomik etkisinin düşük kalması bekleniyor. Buna karşın karar, İsrail’in işgal ekonomisine yönelik önemli bir siyasi ve hukuki adım olarak görülüyor.
Miliband, İngiliz halkının süpermarketlerde işgal altındaki yerleşimlerden gelen ürünleri satın alarak işgali desteklemek istemediğini söyledi.
Finansman, inşaat, emlak ve reklama da yasak
Yaptırımlar yalnızca mal ticaretiyle sınırlı olmayacak. İngiliz şirketlerinin ve finans kuruluşlarının İsrail yerleşimlerine aşağıdaki alanlarda hizmet vermesi de engellenecek:
· Finansman ve yatırım
· İnşaat ve mühendislik
· Altyapı hizmetleri
· Gayrimenkul alım-satımı
· Yerleşimlerdeki konutların İngiltere’de pazarlanması ve reklamı
· İşgale maddi katkı sağlayan belirli ihracat ve silah ruhsatları
Yerleşimci şiddetini teşvik eden veya Filistinlilerin topraklarından çıkarılmasında rol oynayan bazı kişiler hakkında ayrıca mal varlığı dondurma ve seyahat yasağı uygulanacak.
Miliband, gerekli yasal düzenlemelerin yaklaşık altı ila dokuz ay içinde yürürlüğe girmesinin öngörüldüğünü açıkladı. İşgale “maddi katkı sağlayan” silahlar ve diğer ürünler için ihracat ruhsatlarının kapsamı da daraltılacak.
![]()
E1 projesi Filistin’i ikiye bölme tehdidi taşıyor
İngiltere, Fransa ve Kanada’yı harekete geçiren başlıca gelişmelerden biri, İsrail’in Doğu Kudüs yakınlarındaki E1 bölgesinde yerleşimleri genişletme girişimi oldu.
E1 projesinin uygulanması halinde Batı Şeria’nın kuzeyi ile güneyi arasındaki coğrafi bağlantının büyük ölçüde kesilmesi, Doğu Kudüs’ün çevresindeki Filistin yerleşimlerinin birbirinden koparılması ve toprak bütünlüğüne sahip bir Filistin devletinin kurulmasının fiilen imkânsızlaştırılması bekleniyor.
Netanyahu hükümeti aynı gün Batı Şeria’da yaklaşık bin yeni yerleşim konutu için plan açıkladı. Uluslararası toplumun büyük bölümü, işgalci gücün kendi sivil nüfusunu işgal altındaki topraklara taşımasını yasaklayan Cenevre Sözleşmesi nedeniyle bu yerleşimleri hukuka aykırı kabul ediyor. İsrail yönetimi ise bu değerlendirmeyi reddediyor.
Fransa ve Kanada da harekete geçti
İngiltere’nin kararı Fransa ve Kanada ile eş güdümlü olarak açıklandı. İngiltere Başbakanı Andy Burnham, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Kanada Başbakanı Mark Carney ortak açıklamalarında, yerleşimlerin genişlemesi ile yerleşimci şiddetinin iki devletli çözüm açısından “doğrudan ve acil bir tehdit” oluşturduğunu belirtti.
Üç lider, “çok geç olmadan” harekete geçme kararı aldıklarını ve konuyu eylül ayındaki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na taşıyacaklarını duyurdu.
Danimarka, Finlandiya, İzlanda, Polonya, Portekiz ve İsveç daha ileri önlemleri destekleyeceklerini açıkladı. Hollanda, İrlanda, Belçika, İspanya ve Norveç ise yerleşim mallarına karşı daha önce yasak getiren veya yasak hazırlığında bulunan ülkeler arasında yer alıyor.
İsrail, Doğu Kudüs’teki İngiliz Başkonsolosluğu’nu kapatıyor
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, Londra’nın kararına karşı hazırlanan misilleme paketinin Başbakan Benjamin Netanyahu ile koordine edildiğini açıkladı.
Paketin en ağır maddesini, işgal altındaki Doğu Kudüs’ün Şeyh Cerrah bölgesinde bulunan İngiliz Başkonsolosluğu’nun kapatılması oluşturuyor.
Başkonsolosluk İngiltere’nin Doğu Kudüs, Batı Şeria ve Gazze’deki Filistinlilerle diplomatik ilişkilerini yürütüyor. İngiltere’nin İsrail nezdindeki büyükelçiliği ise Tel Aviv’de bulunuyor. Dolayısıyla kapatma kararı, İngiltere’nin İsrail Büyükelçiliği’ni değil, Filistin topraklarıyla ilgilenen diplomatik temsilciliğini hedef alıyor.
İsrail, 1967’den beri işgal altında tuttuğu Doğu Kudüs’ün kendi “bölünmez başkenti” olduğunu ileri sürerken bu ilhak uluslararası toplum tarafından tanınmıyor.
İngiliz görevliler Gazze merkezinden çıkarılacak
İsrail yönetimi, İngiltere’nin ABD öncülüğünde İsrail’de faaliyet gösteren ve Gazze’deki ateşkes ile insani yardım çalışmalarını koordine eden merkezdeki görevinin sona erdirileceğini de açıkladı.
Merkezde görev yapan İngiliz askerî planlama personeli ve yetkililerin çalışmasına son verilecek. İngiltere’nin Batı Şeria’daki Filistin Yönetimi güvenlik güçlerine verdiği eğitim programları da durdurulacak.
Bu kararların doğrudan Filistinlilere yönelik güvenlik ve insani yardım mekanizmalarını zayıflatabileceği, dolayısıyla İsrail’in İngiltere’ye karşı aldığı misillemenin bedelinin kısmen Filistin halkına çıkarılabileceği değerlendiriliyor. İsrail Dışişleri Bakanı Saar, kararların İngiltere’nin yerleşimlere yönelik yaptırımlarına karşı alındığını doğruladı.
Corbyn ve Abbott’ın da aralarında bulunduğu siyasetçilere yasak
İsrail ayrıca milletvekilleri ve siyasi aktivistlerden oluşan 12 İngiliz vatandaşına giriş yasağı getirdi.
Açıklanan isimler arasında eski İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn, bağımsız milletvekili Zarah Sultana, İşçi Partili milletvekilleri Diane Abbott, Naz Shah, John McDonnell ve Richard Burgon ile Yeşiller Partisi milletvekilleri Hannah Spencer, Carla Denyer, Siân Berry ve Ellie Chowns bulunuyor.
İsrail yönetimi bu kişileri “antisemitik ve İsrail karşıtı faaliyetlerde bulunmakla” suçladı. Ancak listede yer alan siyasetçilerin önemli bir bölümü, İsrail devletine veya Yahudilere yönelik düşmanlık nedeniyle değil, Gazze’deki saldırıları, işgali ve Filistinlilere yönelik hak ihlallerini eleştiren tutumlarıyla tanınıyor.
İsrail’in hükümet politikalarına yönelik eleştirileri antisemitizmle özdeşleştiren yaklaşımı, insan hakları örgütleri ve ifade özgürlüğü savunucuları tarafından uzun süredir eleştiriliyor.
Ben-Gvir’den Falkland çıkışı
İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı ve işgal altındaki Batı Şeria’da yaşayan bir yerleşimci olan Itamar Ben-Gvir, krizi Falkland/Malvinas Adaları anlaşmazlığına taşıdı.
Ben-Gvir, Netanyahu hükümetine Arjantin’in adalar üzerindeki egemenlik iddiasını tanıma ve İngiltere’ye yaptırım uygulama çağrısı yaptı. İngiltere’nin adalardaki varlığını “işgal” olarak niteleyen Ben-Gvir’in, aynı zamanda Batı Şeria’nın İsrail’e ilhakını savunması dikkat çekti.
Ben-Gvir’in açıklaması şu aşamada İsrail hükümetinin resmî Falkland politikası haline gelmiş değil. Dolayısıyla bunu alınmış bir devlet kararı değil, Netanyahu’ya yapılmış siyasi bir çağrı olarak değerlendirmek gerekiyor.
İngiliz Dışişleri Bakan Yardımcısı Kirsty McNeill ise Avam Kamarası’nda, Londra’nın Falkland Adaları üzerindeki egemenliği ve ada halkının kendi geleceğini belirleme hakkı konusundaki tutumunun değişmediğini söyledi.
ABD yaptırımlara katılmayacak
ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, İngiltere’nin yerleşim mallarına yönelik kararını “Yahudi halkına karşı ayrımcılık” olarak niteledi ve Londra’nın ABD’den karşılık görebileceğini öne sürdü.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise daha ölçülü bir açıklama yaparak Washington’ın İngiltere, Fransa ve Kanada’nın ithalat yasağına katılmayacağını bildirdi. Rubio, Batı Şeria’yı istikrarsızlaştırabilecek adımlardan kaçınılmasını istedi ancak İngiltere’ye karşı yaptırım uygulanıp uygulanmayacağı konusunda açıklama yapmadı.
Londra-Tel Aviv ilişkilerinde dip nokta
İngiltere’nin 2025’te Filistin devletini tanıması, şiddet yanlısı yerleşimciler ile bazı yasa dışı karakollara yaptırım uygulaması ve İsrail’in Gazze saldırılarını giderek daha sert biçimde eleştirmesi, iki ülke arasındaki ilişkileri zaten ciddi ölçüde germişti.
Son yaptırım ve misilleme kararlarıyla kriz yeni bir aşamaya taşındı. İsrail’in tepkisi yalnızca ticari veya siyasi karşılıklarla sınırlı kalmadı; Filistinlilerle çalışan İngiliz diplomatik temsilciliğinin, Gazze koordinasyonundaki İngiliz görevlilerin ve Filistin güvenlik güçlerine verilen eğitimin doğrudan hedef alınması dikkat çekti.
İngiltere’nin yeni politikasının pratik etkisi, yaptırımların kapsamının nasıl belirleneceğine ve denetim mekanizmasının ne kadar etkili işletileceğine bağlı olacak. Ancak Londra’nın ilk kez işgalin tamamını hukuka aykırı ilan etmesi ve İngiliz şirketlerinin yerleşim ekonomisine katkısını engellemeye yönelmesi, Netanyahu hükümetinin cezasızlık alanının Batılı müttefikleri arasında da daralmaya başladığını gösteriyor.

[article id="12614" color="bg-dark"][/article]

Tutuklu eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in avukatları Murat Aydın, İsmet Köymen ve Defne Soyer, bugün Tunç Soyer hakkında hazırlanan iddianamenin mahkemeye sunulmasının ardından yazılı açıklama yaptı.
Açıklamada, iddianamede Soyer hakkında bir paragraflık bölüm bulunduğu belirtilerek, Soyer’in kooperatifleşmeye yönelik açıklamalarının, kooperatiflerde işlendiği iddia edilen zimmet suçuna yardım kapsamında değerlendirildiği aktarıldı. Avukatlar, suçlamaların hukuka aykırı olduğunu savunarak, Soyer’in tahliyesini talep etti.
Açıklamada şu ifadelere yer verdi:
“Tunç Soyer 1 Temmuz 2025 tarihinde tutuklanmıştı. Tutukluluk kararı ve hakkındaki suçların tümünün haksız ve hukuk dışı olduğu açıkça ortaya çıkınca Sayın Soyer için tahliye kararı verildi. Ancak özgürlüğüne kavuşmasını engellemek için aynı iddiaları başka bir niteleme ile yeniden soruşturma konusu yaptılar ve 30 Aralık 2025 tarihinde Tunç Başkan yedek tutuklama olarak yeniden tutuklandı. Ardından aynı dosyadan ayrılan başka bir dosyayla yedeğin yedeği tutuklama yapıldı. 30 Aralık 2025 tarihinden bu yana yapılan tüm araştırmalar, dosyaya giren tüm belgeler Sayın Soyer’in suçsuzluğunu, masumiyetini tekrar tekrar kanıtladı. Buna rağmen aylardır iddianame yazılmadı.
Nihayet bugün savcılık makamı iddianamesini düzenledi ve mahkemeye sundu. Bugün mahkemeye sunulan iddianame yapılan haksızlığın açıkça kabulüdür. İddianamede, Tunç Soyer hakkında sadece bir paragraf bulunmaktadır. 11 satırlık bu paragrafta Tunç Soyer’in tüm İzmir’e ‘kooperatifleşin, güvenli konutlarda yaşayın’ demesi; kooperatiflerde iddia edilen zimmet suçuna yardım olarak değerlendirilmiştir. Bu iddianamedeki iddiaların da önceki iddialar gibi maddi gerçeği yansıtmadığı, hukuka aykırı olduğu apaçık ortadadır. Bu nedenle artık bu haksız tutukluluğa son verilmesini talep ediyoruz.”
Ayhan Bora Kaplan davası kapsamında rüşvet ve mal varlığı bildirilmesi kanununa muhalefet suçlarından yargılnan dört polis hakkında beraat kararı verildi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Ankara Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şubesi’nden sorumlu eski İl Emniyet Müdür Yardımcısı A.A., eski Asayiş Şube Müdürü O.Ö., Başkomiser E.K. ve polis memuru S.C.‘nin hesaplarına yüksek tutarlarda para yatırıldığı iddiasıyla Temmuz 2024’te soruşturma başlattı.
Soruşturma sonunda Ayhan Bora Kaplan ile 4 polis hakkında ‘Rüşvet’ ve ‘Mal Varlığı Bildirilmesi Kanunu’na muhalefet’ suçlarından iddianame düzenlenerek dava açıldı.
DHA’nın haberine göre sanıkların Ankara 33’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmasına devam edildi. Duruşmaya tutuksuz sanıklar S.C., E.K., A.A. ve O.Ö. ile suç örgütü davası kapsamında tutuklu bulunan Ayhan Bora Kaplan ve taraf avukatları katıldı.
Esas hakkındaki mütalaasını açıklayan savcı, sanıkların üzerlerine atılı suçları işlediklerine ilişkin kesin ve yeterli delil bulunmadığını belirterek, tüm sanıkların beraatına karar verilmesini talep etti. Sanıklar, mütalaaya katıldıklarını söyleyerek beraatlarını istedi.
Sanık ve avukatlarının beyanlarının ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, Ayhan Bora Kaplan ve diğer 4 sanığın üzerlerine atılı suçlardan ayrı ayrı beraatına karar verdi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara’da, ABD’nin Ankara Büyükelçisi, Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack ve ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Darrell Issa’yı kabul etti.
Bakanlıktan yapılan açıklamada, “Bakanımız Hakan Fidan, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye ve Irak Başkanlık Özel Temsilcisi Tom Barrack ve ABD Temsilciler Meclisi Üyesi Darrell Issa’yı Ankara’da kabul etti” ifadeleri yer aldı.
Görüşmenin içeriği hakkında henüz bilgi verilmedi. (ANKA)
Eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, yaklaşık yedi yıldır bulunduğu Edirne F Tipi Cezaevi’nden ceza süresinin tamamlanmasının ardından tahliye edildi.
Ailesi ve yakınları ve DEM Partililerin karşıladığı Mızraklı, cezaevinde bulunan Selahattin Demirtaş’a da değindi. Mızraklı, “Eğer ben bugün burada, bu kapının önündeysem asıl burada olması gereken benden önce bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş’tır. Ve eğer ben bugün bu kapının önündeysem, ben çok kısa zamanda bu kapının önüne tekrar geri dönmek istiyorum. İçeriye girmekten korkum yok. İçeriye girmek için değil, oradaki yoldaşlarımızı, oradaki Selahattin Başkan’ımızı almak için buraya gelmek istiyorum” diye konuştu.
Mızraklı şunları söyledi:
“Yani bir yerlerde birtakım görüşmeler yapılıyor ve ondan sonra da bir şeyleri duyuyoruz. Toplumdaki duygu durumunun bu olduğunu hissediyorum ben. Şimdi buradan çıkmak gerekiyor. İnsanlar bir yola çıktıkları zaman varacakları adresi görmek isterler. Varacakları adrese göre o yolda adımlarını atarlar. Dolayısıyla bizler de siyaset olarak, toplum olarak, Türkiye halkları olarak önümüzü görmek istiyoruz. Önümüzü görebilmemiz için de sürecin şeffaflaştırılması, enformasyonun çoğaltılması gerekiyor”
Üsküdar Belediyesi’nde 5 Eylül’de salt çoğunluk sağlanamadığı için ertelenen başkan vekili seçimi bugün yapıldı. Seçimde CHP’nin adayı Sibel Tan Çetinkaya ile AK Parti’nin adayı Dündar Ziya Gültekin yarıştı.
Toplam 42 meclis üyesinin katıldığı seçimde ilk tur oylamasında AKP’li Gültekin 21, CHP’li Çetinkaya’nın 19 oy aldı. 2 oyun geçersiz sayıldığı seçimlerde ikinci tur oylama geçildi.
İkinci tur oylamasında AKP’nin adayı Dündar Ziya Gültekin 22, CHP’nin adayı Sibel Tan Çetinkaya 20 oy aldı. İtiraz edilen oyun bulunmadığı seçimde, salt çoğunluk olan 31 oyun sağlanamaması nedeniyle oylama üçüncü tura kaldı.
Üçüncü tur oylamasında da AKP’nin adayı Dündar Ziya Gültekin 23 oy, CHP’nin adayı Sibel Tan Çetinkaya ise 19 oy aldı. Salt çoğunluk olan 24 oya ulaşılamadığı için seçimlerde dördüncü tur oylamaya geçildi.
Seçimlerin dördüncü turunda AKP’nin adayı Dündar Ziya Gültekin 23 oy alarak başkan vekili seçildi. CHP’nin adayı Sibel Tan Çetinkaya ise 19 oy aldı. (ANKA)
Güngören’de bıçaklanarak hayatını kaybeden Atlas Çağlayan’ın ölümüne ilişkin davanın ikinci duruşması bugün görüldü.
DHA’nın haberine göre; Bakırköy 2’nci Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 9 Haziran’daki ilk duruşmasında Cumhuriyet Savcısı esasa ilişkin mütalaasını açıklamıştı.
Savcı, tutuklu sanık E.Ç. hakkında Atlas Çağlayan’a karşı ‘çocuğa karşı öldürme’, mağdurlar D.Ç., R.E.O., T.U.A. ve Y.O.O.’ya yönelik ise ‘silahla tehdit’ ve ‘6136 sayılı Kanun’a muhalefet’ suçlarından toplam 21 yıl 7 ay 15 güne kadar hapis cezası istemişti.
Saat 10.00 sıralarında başlaya duruşmada sanık E.Ç.’nin savunması dinlendi. Avukatların dinlenmesinin ardından mahkeme heyeti, duruşmaya ara verdi.
Atlas Çağlayan’ın annesi Gülhan Ünlü, şöyle konuştu:
“Bugün ikinci duruşma için buradayız. Maalesef ki ilk duruşmamızda da söylediğim gibi, taleplerimizin hepsi reddedilmişti. Yine bugün aynı taleplerde bulunacağız. İlk duruşmamızda görüntülerin izlenmesini istemiştik, maalesef ki bu talep de reddedildi.
Duruşmadan beklentim, aslında diğer iştirakçilerin de artık sanık olarak yargılanmasını istemek. Bugün onlar burada bile değil, maalesef. Çünkü sadece dosyada tanık olarak varlar. Ayrıca dosyamızda çok fazla açık olduğundan şimdiden söylemek istiyorum.
Dosyada mesajlaşmalar var, katilin o gün içerisinde silah istemesi var, olaydan 4 gün öncesinden bir başkasını bıçakladığına dair mesajlaşması var, uyuşturucu var. Onun dışında tekrardan farklı bir şekilde Arda H. ile olan konuşmasında silah isteme var. Bunlar zaten çeteler. Biz iştirakçilerin de artık ceza almasını istiyoruz.
8 ay geçti. 8 ay boyunca ne gecemiz var, ne gündüzümüz var, ne uykumuz var. Artık evladımın adaletinin sağlanmasını istiyorum. Verilecek hiçbir ceza beni rahatlatmayacak, bunu da biliyorum. Ama en azından bu cezasızlık algısının ortadan kalkmasını istiyorum. ‘3 yıl, 5 yıl yatarız, ondan sonra hayatımıza devam ederiz’ düşüncesi olmasın artık. Biz artık diğer çocuklarımızı da korumak istiyoruz. Yani ne yapılabilirse İnfaz Kanunu’nda değişiklik yapılması gerekiyor. Yasa çıktı fakat yasanın çıkması tek başına yeterli olmuyor; çünkü ‘Yasa geriye işlemiyor’ diyorlar. Neden geriye işlemiyor? Bugün var olan, inşallah yaşanmaz ama olacak durumlarda bu yasa geçerli oluyor da neden geriye işlemiyor? Madem geriye işlemiyor, o zaman İnfaz Kanunu’nda değişiklikler yapılsın. Bu canilerin, katillerin yatarları aldıkları ceza gibi olsun. 21 yıl diye ceza veriliyor fakat bunun yatarı 5 yıl oluyor. Belli bir kısmı da zaten açıkta geçiyor, denetimli serbestlik oluyor.
Yani bu şimdi bir ceza mı oluyor? Bu ceza bizim gibi mağdur ailelere verilmiş bir ceza oluyor. Delil karartma var. Mesela bu ülkede delil karartmanın cezası yok mu? Ben bunu sormak istiyorum. Suç aletinde parmak izleri siliniyor. O gün. Yani burada hepiniz sormak istiyorum. Hanginiz cinayetin işlendiği cinayet aletini elinize alırsınız? Neden alırsınız? Çünkü almak için bir sebebiniz olması gerekiyor. Biz bu sebebin peşinden koşturuyoruz, ‘Neden?’ diyoruz sürekli. Maalesef ki bir önceki duruşmamızda bunların hiçbirine cevap alamadık. Ne istediysek, ne talepte bulunduysak hepsi de ret yedi. Bugün umut etmek istiyorum. Buradan çıktığımda inşallah daha umutlu bir şekilde çıkmak istiyorum.”
Çağlayan’ın ölümüne ilişkin davada mahkeme, sanık E.Ç.’nin ‘çocuğa karşı kasten öldürme’, ‘6136 sayılı yasaya muhalefet etme’ ile ‘zincirleme şekilde silahla tehdit’ suçlarından toplam 18 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.
Kulp ilçe Turgut Özal mahallesinde bir kişinin cansız bedeninin istinat duvarına asılı olduğunu gören çevredekiler sağlık ekiplerini ihbarda bulundu. Ekipler yaptıkları incelemede cesedin, güvenlik korucusu Mehmet Sevinç’e ait olduğunu tespit etti.
Diyarbakır Valiliği’nce olaya ilişkin yapılan açıklamada, şunlar kaydedildi:
“İlimiz Kulp ilçesi, Turgut Özal Mahallesinde bir alanda 7 Eylül 2026 tarihinde sabah saatlerinde bulunan erkek cesediyle ilgili olarak, kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi maksadıyla aşağıdaki açıklamanın yapılması zaruri görülmüştür. Kolluk birimlerimizce yapılan çalışma neticesinde; bulunan cesedin Güvenlik Korucusu Mehmet Sevinç adlı kişiye ait olduğu, vücudunda ateşli silah ya da kesici aletle yaralanma izine rastlanmadığı, olayın meydana geldiği bölgedeki kameralarda yapılan incelemede şüpheli bir durumun tespit edilmediği, kişinin cep telefonunda yapılan araştırmada şüpheli olarak değerlendirilebilecek herhangi bir arama, aranma veya mesajlaşmaya rastlanılmadığı, Adli Tıp Kurumunda yapılan otopsi işlemi sonucunda hazırlanan ön raporda ölümün intihara bağlı olarak gerçekleştiği şeklinde uzman görüşü bulunduğu anlaşılmıştır. Netice olarak, olay yerindeki mevcut bulgular, kamera çalışmaları, tanık araştırmaları, cep telefonu incelemesi ve ön otopsi raporu birlikte değerlendirildiğinde adı geçen şahsın intihar etmiş olabileceğinin kuvvetle muhtemel olduğu değerlendirilmekte olup, detaylı adli soruşturma halen devam etmektedir.”
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İzmir'in kurtuluşunun 104. yıl dönümü dolayısıyla yaptığı yazılı açıklamada, 9 Eylül 1922'nin, emperyalizmin kanlı esaret hesabının İzmir'in masmavi semalarında boğulduğu, müstevlilerin ve aparatlarının Anadolu üzerindeki meşum emellerinin Türk süvarisinin nal sesleri altında ezildiği, üç yılı aşkın süren işgalin ay yıldızlı Türk bayrağının gölgesinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri" emriyle nihayete erdiği kutlu bir zafer günü olduğunu belirtti.
15 Mayıs 1919'da İzmir'e çıkan işgal kuvvetlerinin, Türk milletinin hürriyetinden vazgeçeceğini, vatan toprağını mukadderatına terk edeceğini sandığını ifade eden Bahçeli, Hasan Tahsin'in şahsında sembolleşen mukavemet ruhunun Adalar Denizi'ne gölge veren dağlarda efelerin cesaretiyle büyüdüğünü, Kuvayi Milliye'nin sarsılmaz azmiyle Anadolu'nun dört bir yanına yayıldığını ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk komutasındaki Büyük Taarruz'la milletin istiklal kararlılığına dönüştüğünü kaydetti.
Bahçeli, şöyle devam etti:
"26 Ağustos'ta kopan fırtına, 30 Ağustos'ta düşmanın belini kırmış, 9 Eylül sabahı İzmir'de zaferle müjdelenmiştir. Türk süvarisinin şehre girişini takip eden saatlerde Yüzbaşı Şerafettin Bey'in Hükümet Konağı'na çektiği al bayrak, işgalin kara hatırasını göklerden söküp atmış, İzmir yeniden Türk milletinin hür vicdanıyla buluşmuştur. 9 Eylül, Anadolu'nun parçalanabileceğini, Türk milletinin tarihten silinebileceğini, devletimizin prangalara mahkum edilebileceğini düşünenlere verilmiş tarihi bir cevap, Türk'ün vatansız bırakılabileceğini vehmedenlere indirilmiş bir tokat, emperyalizmin boyunduruğu altına girmiş mazlum milletler içinse bir umut ışığı olmuştur.
İzmir'de yükselen bayrak, büyük Türk milletinin esareti reddeden karakterinin, yoksulluk ve yoksunluğun, savaşın kanlı gölgesinin, umutsuzluğun sinsi pençesinin altında dahi devlet kuran iradesinin ve Mehmetçiğin istiklal uğruna ölümü hiçe sayan, şehadet şerbetinin tadına eren, cennet bahçelerine koşar adım giden imanının nişanesidir. Göklerimizi süsleyen bayrağımızın gölgesinde, minarelerde ezanımızın dinmeyecek sesinde, vatanımızda hür yaşamanın saadetinde bize düşen, istiklalimizin hangi bedellerle kazanıldığını unutmamak ve onu canımız pahasına da olsa ecdadın emanetine sadakatle yaşatmaktır."
Devlet Bahçeli, güzel İzmir'in kurtuluşunun 104. yıl dönümünü kutladığını belirterek, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere Milli Mücadele'nin tüm kahramanlarını, şehitleri ve gazileri rahmet, minnet ve hürmetle andığını kaydetti. Bahçeli, "9 Eylül kutlu, İzmir ilelebet Türk yurdu olsun." ifadesini kullandı.

Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde, Trendyol 2026 CEV Avrupa Voleybol Şampiyonası'nda altın madalya kazanarak üst üste ikinci kez Avrupa şampiyonu olan A Milli Kadın Voleybol Takımı ve Akdeniz Oyunları'nda şampiyon olan milli voleybolcularla bir araya geldi.
Kabulde, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak ile Türkiye Voleybol Federasyonu Başkanı Akif Üstündağ da hazır bulundu.
![]()

Yılmaz, NSosyal hesabından yaptığı paylaşımda, KKTC Başbakanı Üstel ile Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve KKTC Başbakan Yardımcısı Fikri Ataoğlu'nun da katılımıyla baş başa ve heyetler arası görüşmeler gerçekleştirdiklerini belirtti.
Yılmaz, şunları kaydetti:
"Görüşmelerimizde, Girne açıklarında yaşanan ve hepimizi derinden üzen deniz faciasının ardından devam eden arama kurtarma çalışmalarının son durumunu ve bundan sonraki süreçte atılacak adımları ele aldık. Bunun yanı sıra KKTC ile ikili işbirliğimizin gündeminde yer alan konuları ve önümüzdeki döneme ilişkin ortak çalışmalarımızı değerlendirdik. Deniz Kuvvetleri Komutanımız Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, ilgili kurumlarımızın teknik heyetleri ve alanında uzman ekiplerin değerlendirmeleri doğrultusunda yürütülen çalışmalar tüm imkanlar seferber edilerek titizlikle sürdürülüyor."

Yılmaz, bu zorlu süreçte bekleyişleri süren ailelerin yanında olmaya, kayıp vatandaşlara ulaşılması için her türlü imkanın ve teknik kapasitenin seferber edilmesi yönünde tüm gayretleri göstermeye devam edeceklerini belirtti.
Hayatını kaybeden vatandaşlara Allah'tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına sabır ve başsağlığı dileyen Yılmaz, arama kurtarma çalışmalarında gece gündüz demeden görev yapan tüm ekiplere şükranlarını sundu.

Belediyeden yapılan açıklamaya göre, ilçede öğrencilerin okul ve okul çevresindeki güvenliğini artırmaya yönelik önemli bir adım atıldı.
Belediye tarafından İçişleri Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayi Başkanlığı işbirliğiyle yürütülen "Güvenli Şehir Esenler Projesi" kapsamında, ilçedeki 70 okulun tamamı kamera altyapısıyla güvenlik ağına dahil edildi.
Sistemle, okul çevresinde meydana gelebilecek olumsuzlukların daha erken fark edilmesi ve ihtiyaç halinde ilgili güvenlik birimlerinin hızlı şekilde harekete geçirilmesi amaçlanıyor.

Proje, yalnızca eğitim kurumlarını değil ilçenin genelini kapsayan bütünleşik bir güvenlik sistemi oluşturmayı hedefliyor. Proje kapsamında Esenler genelindeki 1291 cadde ve sokak ile parklar ve eğitim kurumları kamera altyapısıyla merkezi güvenlik ağına bağlandı.
Esenler Akıllı Şehir ve Afet Koordinasyon Merkezi üzerinden takip edilebilen sistemle, ilçenin farklı noktalarından elde edilen görüntüler merkezi sisteme aktarılarak gerekli durumlarda emniyet birimleriyle koordinasyon sağlanıyor.
Sistem, yaşanan olayların sonradan incelenmesinin yanı sıra olası risklerin erken fark edilmesi, caydırıcılığın artırılması ve güvenlik birimlerinin çalışmalarına destek olunması amacıyla da kullanılıyor.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Esenler Belediye Başkanı M. Tevfik Göksu, projenin öğrencilerin güvenliğine önemli katkı sağlayacağını, öğrencilerin güvenli bir ortamda eğitim alması ve okullarına güven içerisinde gidip gelmesinin kendileri için her şeyden önce geldiğini kaydetti.
Teknolojinin imkanlarını kullanarak Esenler'in tamamını kapsayan güçlü bir güvenlik ağı oluşturduklarını aktaran Göksu, "Hayata geçirdiğimiz bu entegrasyon sayesinde hem suç oranlarını minimize edeceğiz hem de afet ve kriz yönetimi süreçlerine hızlı müdahale edebilen güçlü bir şehir altyapısını İstanbul'a kazandırmış olacağız." ifadesini kullandı.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, NSosyal hesabından Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2025 sonuçlarına ilişkin yaptığı paylaşımda, şu ifadelere yer verdi:
"PISA 2025 sonuçlarında Türkiye'nin fen bilimleri, okuma becerileri ve matematik alanlarının tamamında puanını anlamlı artıran tek OECD ülkesi olması, eğitimde kaydettiğimiz ilerlemenin önemli bir göstergesidir. Bu kıymetli başarıda emeği bulunan başta Milli Eğitim Bakanımız Sayın Yusuf Tekin olmak üzere öğretmenlerimizi, öğrencilerimizi ve tüm eğitim camiamızı yürekten tebrik ediyorum. İnsan gücümüz en büyük varlığımızdır. Bu nedenle, evlatlarımızın daha güçlü bir gelec

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, NSosyal hesabından, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın duyurduğu Yarısı Bizden Kampanyası'nın 1 yıl daha uzatılmasına ilişkin paylaşımda bulundu.
![]()
Bakan Kurum, "Siz istediniz, Yarısı Bizden'i 1 yıl daha uzattık. Yeni süre, 31 Aralık 2027. Evini dönüştürmek isteyen vatandaşlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz." açıklamasını yaptı.
Kampanya kapsamında bugüne kadar İstanbul'da 435 bin 683 bağımsız bölümün dönüşüm kapsamına alındığı bilgisini paylaşan Kurum, 108 bin 881 bağımsız bölümün ise dönüşümünün tamamlandığını bildirdi.
Kurum, bu yıl sonuna kadar 500 binden fazla konutun ise kampanya kapsamına alınmasının hedeflendiğini kaydetti.

İstanbul'da kentsel dönüşümü hızlandırmak için 22 Şubat 2024'te Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yürürlüğe giren Yarısı Bizden Kampanyası kapsamında vatandaşlara evlerini yeniden inşa ettirmeleri için 875 bin lira hibe, 875 bin lira kredi ve 125 bin lira da tahliye desteği olmak üzere 1 milyon 875 bin lira destek veriliyor.
Aynı koşullarda hak sahibinin bir dükkanı veya iş yeri için 437 bin 500 lira hibe ve 437 bin 500 lira kredi, 125 bin lira taşınma desteği sağlanırken, hak sahibinin diğer her bir dükkanı için 875 bin lira da kredi imkanı sunuluyor.
Alan bazlı site benzeri büyük dönüşümlerde ise TOKİ veya Emlak Konut inşaatları üstleniyor. Bu modelde her bir hak sahibi için 875 bin liralık hibe desteği ve 125 bin liralık taşınma desteği sağlanıyor. Hibe tutarı bina maliyetinden düşürülüyor, arta kalan borç ise yine uzun vadeli uygun ödeme koşullarıyla taksitlendiriliyor.

TBMM Başkanı Kurtulmuş, "Terörsüz Türkiye yaklaşımının bütün bölgeye etki edeceğini, Iraklı kardeşlerimizin de en kısa zamanda terörden kurtulacağını ümit ediyoruz." ifadelerini kullandı.
Kurtulmuş, "Önümüzdeki aydan itibaren Irak'taki silahlı, milis grupların silahlarını Irak Merkezi Hükümetine devretmesiyle ilgili hazırlık da çok önemli." açıklamasını yaptı.


Bıçaklanarak öldürülen 17 yaşındaki Atlas Çağlayan davasında mahkeme heyeti kararını açıkladı. Efe Ç. 18 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı.
Atlas Çağlayan davasında karar: Sanık Efe Ç. 18 yıl 10 ay hapse mahkûm edildi Medyascope
Eski MİT görevlisi Kaşif Kozinoğlu’nun tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevindeki şüpheli ölümüne ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında, 15 yılın ardından önemli gelişmeler yaşanıyor. Kozinoğlu soruşturması kapsamında en son 11 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi. Şüphelilerden 10’u gözaltına alınırken, 1 şüphelinin yurt dışında firari olduğu öğrenildi.
Şüpheliler hakkında bilgi veren Adalet Bakanı Akın Gürlek'in ardından Kozinoğlu davasında ölümdeki şüpheleri oluşturan detaylar da ortaya çıkmaya başladı. İşte Kaşif Kozinoğlu davasına ilişkin bilinenler...
Adalet Bakanı Akın Gürlek, eski Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) görevlisi Kaşif Kozinoğlu'nun cezaevinde ölümüne ilişkin takipsizlik kararının kaldırıldığını duyurmuştu.
Yıllar geçse de hiçbir şüpheli ölümü karanlıkta bırakmamakta kararlı olduklarını belirten Gürlek, kamu vicdanında soru işareti oluşturan dosyaları, geçen zamana bakmaksızın yeniden ele aldıklarını ve ulaşılabilecek her delilin izini sürdüklerini kaydetmişti.
Eski MİT görevlisi Kozinoğlu'nun tutuklu bulunduğu Silivri 1 Nolu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda 12 Kasım 2011 tarihinde rahatsızlanarak Silivri Devlet Hastanesine sevk edildiğini anımsatan Gürlek, "Hastaneye ulaştırıldığında hayatını kaybetmiş olduğu tespit edilmiştir. Olayın ardından yürütülen soruşturmada kamera kayıtları ve tıbbi belgeler incelenmiş, ceza infaz kurumu, jandarma ve sağlık personeli ile koğuş arkadaşları ve müteveffanın eşinin tanık ifadeleri alınmış, 10 Nisan 2012 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir." ifadelerini kullandı.
KOĞUŞTA NELER YAŞANDI?
Dosyanın yeniden açılmasıyla birlikte o gün koğuşta neler yaşandığı da merak konusu oldu. Güvenlik kamerası kayıtlarına göre; Kozinoğlu'nun fenalaşması üzerine koğuştaki acil durum butonuna basıldı. Ancak Mayıs 2011'de göreve başlayıp özel olarak koğuşa verilen infaz koruma memuru Ferhat Veysi Gül, alarmı görünce müdahale etmek yerine odadaki radyonun sesini sonuna kadar açtı.
Telsiz ve radyo sesiyle yardım çığlıklarını boğan Gül'ün, diğer görevlilerin durumu geç fark etmesine neden olarak kritik dakikaları çaldığı tespit edildi. Gül'ün 15 Temmuz sonrası Fransa'ya kaçtığı belirlendi.
AĞIR HAREKETLER YAPIYORMUŞ
Sabah'ın haberine göre; Silivri 1 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevi B Blok B1 koğuşunu Kozinoğlu ile paylaşan eski Deniz Yüzbaşı Hasan Ataman Yıldırım ve Babala TV'nin sahibi Oğuzhan Uğur'un babası emekli albay Hasan Atilla Uğur ifadelerinde şunları kaydetti: "Kaşif Kozinoğlu bize daha önce kalp krizi geçirdiğini ve yapılan muayenesinde 'kırık kalp sendromu' teşhisinin konulduğunu anlattı. Koğuş arkadaşları ifadesinde, "Koğuşta bulunduğu dönemde günde 1,5 saat yürüyüş, şınav, mekik ve benzeri ağır spor hareketleri yapıyordu ancak en az 1,5 paket sigara içiyordu. Cezaevi görevlileri olaya gerekli hassasiyet ve süratle müdahale etti, hastayı en seri şekilde götürdüler, hiçbir ihmal ve gecikmenin bulunmadığını gördük." dedi.
DOSYA BU İKİ ŞÜPHE NEDENİYLE AÇILMIŞ
Soruşturmanın yeniden açılmasındaki en büyük nedenlerden biri; Kozinoğlu'nun vefat etmeden hemen önce cezaevi yönetiminden ısrarla "Corasprin" ve bir vitamin hapı talep etmiş olmasıydı. Kozinoğlu'nun avukatları, klasik otopsi işlemleri sırasında bu tüketilen vitamin ilacı yönünden toksikolojik ve kimyasal detaylı bir inceleme yapılmamış olmasını büyük bir boşluk olarak nitelendiriyor.
Diğer ikinci şüphe ise, Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin atılan bir gizemli e-Posta oldu. Kozinoğlu ile aynı dönemde tutuklu bulunduğunu iddia eden bir şahıs, gönderdiği mesajda Kozinoğlu'nun kesinlikle kalp krizinden ölmediğini savundu. O dönem güvenlik gerekçesiyle bu iddianın ve e-postanın üstüne gidilemediği anlaşıldı.
O GÜN YAŞANANLAR
03:56 — Gece boyunca uyumayan Kozinoğlu üst kattaki odasına girdi.
07:58 — Sabah sayımı için odasından çıktı.
07:59 — Sayım sonrası odasına döndü ve 8 saat boyunca dışarı çıkmadı.
15:59 — Odasından çıkarak ortak alana indi.
16:07 — Koğuş arkadaşlarıyla havalandırmada ağır spor antrenmanına başladı.
17:02 — Sporu tamamlayıp havalandırmadan ayrıldı.
17:56 — Odasına çekilen Kozinoğlu aniden fenalaştı.
18:05 - 18:07 — Şüphelenen koğuş arkadaşları odaya girip durumun kritik olduğunu gördü.
18:08 — Acil durum çağrı butonına basıldı.
18:08 - 18:25 — Sedye ulaştırıldı. 163 metrelik koridor ve güvenlikli 7 kilitli kapı geçilerek mahkum kabul kapısına taşındı. Bilincinin yarı açık olduğu görüldü.
18:37 — 112 Ambulansı geldi, ilk müdahalenin ardından yola çıkıldı. TEM Otoyolu Kınalı Gişeler — Destek ambulansı ekibe katıldı; hasta entübe edilip adrenalin takviyesi yapıldı. Kalp masajı için TEM otoyolunda 10 dakika duraklama yapıldı.
19:10 — Silivri Devlet Hastanesi Acil Servisi'ne ulaştırıldı.
19:30 — Tüm canlandırma müdahalelerine rağmen yanıt alınamadı ve saat 19:30 itibarıyla hayatını kaybettiği resmi olarak açıklandı.

İstanbul Güngören’de çıkan kavgada bıçaklanarak hayatını kaybeden 17 yaşındaki Atlas Çağlayan’ın ölümüne ilişkin davada karar çıktı. Mahkeme, sanık Efe Ç.’yi 18 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırdı.
Duruşma öncesinde Bakırköy Adalet Sarayı önünde açıklama yapan Atlas Çağlayan’ın annesi Gülhan Ünlü, oğlunun ölümünün üzerinden 8 ay geçtiğini belirterek adalet çağrısında bulunmuştu. Ünlü’ye destek olmak için çok sayıda vatandaş da adliye önünde bulunmuştu.
Ünlü, ilk duruşmada reddedilen taleplerini yeniden mahkemeye sunacaklarını belirterek olay anına ilişkin görüntülerin izlenmesini istemişti. Dosyada yer alan mesajlaşmalar ve fotoğraflara dikkat çeken Ünlü, olayın ardından bazı kişilerin yalnızca tanık olarak dosyada yer almasına tepki göstermişti.
“İŞTİRAKÇİLERİN DE SANIK OLARAK YARGILANMASINI İSTEDİ”
Gülhan Ünlü, duruşma öncesinde yaptığı açıklamada, “Duruşmadan beklentim, iştirakçilerin de sanık olarak yargılanmasını istiyorum. Sadece dosyada tanık olarak varlar” demişti.
Dosyada dikkat çeken deliller bulunduğunu savunan Ünlü, “Mesajlaşmalar var, katilin silahla fotoğrafları var, olaydan 4 gün öncesinde başkasını bıçakladığına dair mesajlaşması var, uyuşturucu var. İştirakçilerin de artık ceza almasını istiyoruz” ifadelerini kullanmıştı.
Oğlunun ölümünün ardından geçen 8 ayın kendileri için çok zor olduğunu dile getiren Ünlü, “Ne gecemiz var, ne gündüzümüz var, ne uykumuz var. Artık evladımın adaletini istiyorum” diye konuşmuştu.
“HİÇBİR VERİLECEK CEZA BENİ RAHATLATMAYACAK”
Verilecek hiçbir cezanın oğlunun kaybının acısını dindirmeyeceğini belirten Ünlü, asıl beklentisinin cezasızlık algısının ortadan kalkması olduğunu söylemişti.
Ünlü, “Hiçbir verilecek ceza beni rahatlatmayacak bunu da biliyorum ama bu cezasızlık algısının da ortadan kalkmasını istiyorum. ‘3 yıl, 5 yıl yatarız, ondan sonra hayatımıza devam ederiz’ düşüncesi olmasın artık. Biz artık diğer çocuklarımızı da korumak istiyoruz” demişti.
“21 YIL DİYE CEZA VERİLİYOR FAKAT YATARI 5 YIL OLUYOR”
Ceza miktarlarına ilişkin de değerlendirmede bulunan Ünlü, verilen cezalarla fiilen çekilen cezalar arasındaki farkın ailelerde adalet duygusunu zedelediğini ifade etmişti.
Ünlü, “Bu canilerin, katillerin cezaları, aldıkları ceza gibi olsun. 21 yıl diye ceza veriliyor fakat yatarı 5 yıl oluyor. Bu ceza, mağdur ailelere verilmiş gibi oluyor” ifadelerini kullanmıştı.
Mahkemenin kararında sanık Efe Ç. 18 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Ali Rıza Demircan, Diyanet İşleri eski Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez’in "şer’î ve meşru" kavramları üzerine yaptığı konuşmasını eleştirdi. Görmez'in "Her şer’î olan meşru değildir" çıkışının itikadî bakımdan sakıncalı olduğunu belirten Demircan; söz konusu beyanların acz içerdiğini ve Kur'an'ın açık hükümlerini gölgelediğini öne sürdü.
"Şer’î Olan Şey Nasıl Meşru Olmaz?"
Ali Rıza Demircan, "meşru" kelimesinin özü itibarıyla zaten "şer'î" anlamına geldiğini belirterek, ikisinin karşıt kavramlar gibi sunulmasını temel bir hata olarak niteledi. Meşruiyetin ölçüsünün İslam Şeriatı olduğunu savunan Demircan, bu kavramların ayrıştırılmasının ilahi bilgiyi ve kudreti eksiklikle niteleme tehlikesi doğurduğuna dikkat çekti.
"Açık Nasslar ile İçtihatlar Bir Tutulamaz"
Şer’î hükümlerin iki ana kategoride değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Demircan, kavram kargaşasının bu ayrımdan yoksun olunmasından kaynaklandığını belirtti:
Sabit Şer’î Hükümler: Kur’ân ve sahih sünnet ile sabit olan ibadetler, ahlaki ilkeler, miras, adalet ve kısas gibi hükümler üzerinde tartışma yürütülemeyecek açık esaslardır.
İçtihadî Hükümler: Müçtehitlerin yorumlarına dayanan hususlar meşru kabul edilmeyebilir veya eleştirilebilir; ancak bu durum doğrudan Kur'an nasslarını inkâr anlamına gelmez.
Demircan, Görmez'in konuşmasında verdiği kölelik ve Hz. Ömer'in tarihi uygulamalarına dair örneklerin, açık Kur'an hükümlerini geçersiz kılmak için delil gösterilemeyeceğini savundu. Hz. Ömer'in bazı hükümleri ilga etmediğini, sadece dönemin özel şartları nedeniyle tehir ettiğini belirten ilahiyatçı; dinin asıl kaynağının sadece Kur'an ve sahih sünnet olduğunun altını çizdi.
Ali Rıza Demircan’ın 'MEHMET GÖRMEZ HOCA NE DİYOR?' başlıklı yazısını okumak için tıklayınız

Parayı çalmak, artık bir yazma eylemi. Peki bilgi bolluğu içinde istihbarat kaybolabilir mi?
Geçen hafta şöyle bitirmiştik: Refleksleri güçlü bir ülkeyiz; sıradaki iş, refleksi hafızaya çevirmek.
Bu hafta bir basamak daha aşağı ineceğiz. Çünkü defterin altında, ondan da temel bir soru duruyor: Kim "ben söyledim" diyebiliyor?
4 Şubat 2016. Bangladeş Merkez Bankası'nın ödeme terminali, arka arkaya otuz beş transfer talimatı gönderdi. Toplam tutar 951 milyon dolar. Saat seçimi tesadüf değildi: Bangladeş'te hafta sonu başlamıştı, New York'ta iş günü sürüyordu.
New York'taki muhatap banka beş talimatı işleme aldı. 101 milyon dolar hesaptan çıktı. Bunun 81 milyon doları Filipinler'e, oradan kumarhanelere gitti.
Sri Lanka'ya gidecek 20 milyon dolar ise son anda durduruldu. Sebep bir yazım hatasıydı: Alıcı adında "Foundation" yerine "Fandation" yazıyordu.
Şimdi vakanın en şaşırtıcı yanına gelelim. Hiçbir şifre kırılmadı. Ödeme ağı ele geçirilmedi. Kasa soyulmadı.
Saldırganlar bankanın parasını değil, bankanın "ben söyledim" deme yeteneğini çaldılar. Bir ayrıntı daha: Teyit çıktılarını basan yazıcı da manipüle edilmişti. Bankalarda "dört göz ilkesi" vardır: Bir işlemi, en az iki kişi görür. O gece, iki göz de aynı yalanı gördü.
Peki nasıl oldu da bir soygun, tek bir kasa kırılmadan tamamlandı?
Cevap için paranın kendi hikâyesine bakmak gerekiyor. Çünkü para, tarih boyunca birkaç kez kılık değiştirdi.
Önce bir ölçüydü. İnsanlar mal takas ederken neyin neye eşit olduğunu söylemek zorundaydı. Para, bu eşitliğin adıydı. Ortada taşınan bir şey değil, ortak bir kabul vardı.
Sonra bir mal oldu. Ölçü, ölçtüğü şeyin içine girdi: Altın, gümüş. Para artık hem değerin ölçüsü hem değerin kendisiydi. Cebinizdeki şey, kendi ağırlığınca kıymetliydi ve kimseye sormanız gerekmiyordu.
Sonra bir söze dönüştü. Banknot aslında bir senettir: "Bunu getirene şu kadar altın ödenecektir." Değer, maldan çıkıp vaade taşındı. O günden itibaren paranın arkasında bir kurum, bir imza ve bir güven durdu.
Bugün ise para bir veridir. Cebinizdeki kart değer taşımaz; bir kaydı işaret eder. Maaşınız bir kâğıt değil, bir satırdır. Havale dediğimiz şey, bir mesajdır. Dünyada dolaşan paranın ezici çoğunluğu hiçbir zaman fiziksel bir biçim almaz. Bir veri tabanından ötekine geçen bir kayıt olarak yaşar ve ölür.
Şimdi Dakka'ya dönün.
O gece kırılacak bir kasa yoktu. Para bir veriydi. Ve veriyi çalmanın yolu onu almak değil, onu yazmaktı.
Modern hırsızlığın tanımı budur: Yazma yetkisini ele geçirmek.
Buradan da bu yazının ana hükmü çıkıyor: Para veri hâline geldiyse, paranın gücü de veriye geçmiştir. Yani paranın hareketini kimin doğrulayabildiği, artık paranın kendisidir.
Peki bu doğrulama yetkisi nerede duruyor?
Küresel finansal sistem, düz bir ağ değildir. Yıldız biçiminde bir yapıdır. Mesajlaşma birkaç kanaldan, takas birkaç kurumdan, saklama birkaç kuruluştan geçer.
Bu yoğunlaşma aslında verimlilik için tasarlandı. Ama bir yan ürün doğurdu: Ağın merkezini tutan, ağın herhangi bir yerindeki aktörü ağdan çıkarabilir. Merkezden bakan, bütün ağı görür. Merkezi tutan ise erişimi keser. Ve ikisi birbirini besler: Görebildiğiniz için kesebilirsiniz, kesebildiğiniz için size bilgi verilir.
Bunun pratik sonucu şu: Bir kurumun güvenliği aslında iki ayrı yerde belirlenir. Birincisi kendi kalesidir: Duvar, kilit, kamera, siber savunma. İkincisi ise erişimidir yani ağa bağlanma hakkı.
Kurumlar bütçenin neredeyse tamamını birinciye ayırır. Oysa ikincide, tehdidin cinsi değişir: Birinci halkada karşınızda bir saldırgan vardır, ikincide bir karar verici. Bir bankanın siber savunması kusursuz olabilir. Ama yurt dışındaki muhatabı, ilişkiyi kestiği an bunun hiçbir önemi kalmaz.
Ve o karar, çoğu zaman sandığımız gibi verilmiyor. Karşı taraf size kapıyı genellikle sizi riskli bulduğu için kapatmaz. Sizi anlamanın maliyetini yüksek bulduğu için kapatır. Buna okuma maliyeti diyelim. Karşıdaki analist, işlem yapınızı anlamıyorsa iki seçeneği vardır: Anlamak için kaynak harcamak ya da ilişkiyi kesmek. İkincisi ucuzdur ve kimseye hesap vermeyi gerektirmez.
Nitekim dünyada aktif muhabir banka sayısı 2011-2019 arasında yaklaşık beşte bir azaldı ve en sert daralma Afrika'da yaşandı. Aynı dönemde, sınır ötesi ödemelerin hacmi arttı. Daha az düğüm, daha çok trafik. Bu verimlilik değil, dayanıklılık kaybıdır.
Şimdi asıl soruya gelelim.
Para veri hâline geldiyse, bilgiyle çalışanlar için bu, bir cennet olmalı. Çünkü her işlem, iz bırakıyor. Her ödeme; bir zaman damgası, bir isim, bir ülke kodu taşıyor. Kasım 2025'te ödeme mesajlaşmasında bir dönem kapandı ve artık ödemeyle birlikte taşınan veri, denetimin kendisi hâline geldi.
Peki gerçekten daha çok mu görüyoruz?
Tam tersi de mümkün. Ve tehlike burada: İstihbarat, veri yokluğunda değil, veri bolluğunda da kaybolabilir. Üç yolu var.
Birincisi, bakılmayan veri. 2024'te Kuzey Amerikalı büyük bir banka, ABD'de üç milyar doları aşan bir cezaya çarptırıldı. Gerekçe, verinin eksikliği değildi: Trilyonlarca dolarlık müşteri hareketinin hiç izlenmemiş olmasıydı. Veri oradaydı. Kimse bakmadı.
İkincisi, ölçülemeyen alan. Uluslararası ticaretin yaklaşık yüzde sekseni açık hesapla yürür. Yani banka belgeyi görmez, yalnızca havaleyi görür. Küresel finansal varlıkların yarısından fazlası, artık bankaların dışındadır. Kayıt dışılık ölçümünde ise yöntemler arasındaki fark, çoğu zaman rakamın kendisinden büyüktür. Veri çağının en büyük yanılsaması budur: Ölçtüğümüz şey arttıkça, ölçemediğimizi unutuyoruz.
Üçüncüsü, yalan söyleyen veri. Dakka'da yazıcı manipüle edilmişti. 2024'te bir mühendislik şirketinin Hong Kong ofisinde bir çalışan, katılımcıların tamamı, yapay olarak üretilmiş bir video toplantının ardından 25 milyon dolara yakın transfer yaptı. Çalışan başta şüphelenmişti ama görüntü, şüpheyi sildi. "Görürsem inanırım" artık bir güvenlik kuralı değildir.
Üçü birleşince istihbaratın tanımı da değişiyor. Klasik tanım bilinmeyeni bulmaktı. Bugünkü tanım, bilinenin içinden önemli olanı ayırmaktır. Ve ikincisi daha zordur çünkü eksiklik dediğiniz şey, hissedilir. Bolluk ise bir doygunluk yanılsaması üretir. Ekranı sinyalle dolu bir kurum, hangisinin önemli olduğunu bilmiyorsa kör bir kurumdur.
Şimdi bir veriye bakalım ve bu veri bize kadar uzanıyor.
Merkez bankaları yıllardır altın alıyor. Türkiye bunun uç örneği: Merkez Bankası'nın brüt rezervinin yaklaşık yüzde altmışı altındır.
Bu genellikle "dolardan kaçış" diye okunur. Eksik bir okumadır. Çünkü doların ödemelerdeki ve rezervlerdeki payı düşmüyor.
Doğru okuma şudur: Altın, veri olmayan tek paradır. Bir mesaj taşımaz, bir kayda ihtiyaç duymaz, bir sunucuda durmaz, bir listeye takılmaz. Kimsenin onayına muhtaç değildir. Yani altına kaçış paradan kaçış değil, veriden ve başkasının defterinden kaçıştır.
Ama madalyonun öbür yüzü de söylenmeli. Altının rezervlerdeki payındaki artışın önemli kısmı, fiilî birikimden değil, fiyat artışından geliyor. Avrupa Merkez Bankası, kendi raporunda bunu açıkça not ediyor. Daha önemlisi, altın kriz anında hızlı ve tam değerinde nakde çevrilebilen bir varlık değildir. Güvenliktir, ama likidite değildir. İçgüdü doğru ama tek başına yeterli değil.
Türkiye bu tabloda nerede duruyor?
Yine zor bir yerde ve bu kez sebep, coğrafya değil: Mevzuat. Amerika, yıllardır ülke dışı yetki kullanıyor: Kendi teknolojisini içeren malı, dünyanın neresinde olursa olsun kendi kuralına tabi sayıyor. Ekim 2025'te Çin aynısını yaptı: Kritik hammaddelerde, ülke dışı yetki ve ortaklık kuralı getirdi.
Yani iki blok artık aynı gramerle konuşuyor. Söz dizimi aynı, sözcükler farklı. Bir Türk firması aynı anda iki dilbilgisine uymak zorunda ve ikisi çelişebilir.
Bunun bir yükü, bir de fırsatı var. Yük şu: Kurumlarımızın izleme ve uyum mimarisi, tek eksenli kurulmuştur, yalnızca Batı'ya bakar. Bugün ise iki eksenli olmak zorunda. Fırsat ise şu: İki gramerde birden okuyabilen ülke sayısı azdır ve iki tarafla da çalışmak zorunda olanlar öyle bir ülkeye ihtiyaç duyar. Ama bu, kendiliğinden gelen bir imtiyaz değil, kurulması gereken bir kabiliyettir.
Toparlayalım.
Bu dizide sırasıyla şunları konuştuk: Savaş fiyatlanır. Fiyatı, merkez koyar. Merkez, defteri tutandır. Defteri tutanlar kenarda durur, nöbeti ortadakiler tutar.
Bu haftanın halkası hepsinin altına giriyor: Para bir veri hâline geldi. Bu yüzden defterin sahibi, deftere yazılanı doğrulayabilendir.
Ve doğrulama yetkisi kahramanlıkla kazanılmıyor. Yine o sıkıcı şeylerle: Kendi verinin kalitesiyle, kendi mesajlaşma ve mutabakat altyapınla, kendi analistinle ve kendini karşı tarafa anlatabilme kapasitenle.
Çünkü bir gün biri sizin adınıza "o söyledi" derse ve siz "hayır, ben söylemedim" diyemezseniz, kaybettiğiniz şey para değildir.
Sözünüzdür.

THY İletişim Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, işbirliği kapsamında 2027/2028 sezonunun başlangıcından itibaren THY'nin logosu Liverpool Kulübü'nün erkek, kadın ve akademi takımlarının formalarının ön yüzünde yer alacak.
17 YIL SONRA BİR İLK
Bu anlaşma, Liverpool'un ticari tarihinde yeni bir dönemin başlangıcını temsil ederken, kulübün ana partnerinde 17 yıl sonra gerçekleşecek ilk değişiklik olma özelliğini taşıyor.
Açıklamada görüşlerine yer verilen THY Genel Müdürü Ahmet Olmuştur, Liverpool'un köklü mirası ve dünyanın dört bir yanına yayılan güçlü taraftar topluluğuyla dünyanın en tanınmış ve saygın futbol kulüplerinden biri olduğunu belirterek, "THY'nin kulübün ana partneri olacak olmasından ve markamızın dünya sporunun en ikonik formalarından birinde yer alacak olmasından büyük memnuniyet duyuyoruz. Dünyada en fazla ülkeye uçan hava yolu olarak insanları, kültürleri ve kıtaları birbirine bağlamak, kimliğimizin temelinde yer alıyor. Bu işbirliği, küresel erişimleri, mükemmeliyet anlayışları ve dünyanın dört bir yanında milyonlarca insana ilham verme güçleriyle öne çıkan iki global markayı bir araya getiriyor." ifadelerini kullandı.
Anlaşmanın aynı zamanda THY'nin dünya sporuna uzun yıllardır verdiği desteğin yeni ve önemli bir aşamasını temsil ettiğini kaydeden Olmuştur, "Sporun sınırları aşan ve toplulukları bir araya getiren eşsiz gücüne inanıyoruz. Bu yeni dönemde Liverpool FC ve dünyanın dört bir yanındaki taraftarlarıyla birlikte ilerlemeyi sabırsızlıkla bekliyoruz." açıklamasını yaptı.
KULÜPTEN DE AÇIKLAMA GELDİ
Liverpool FC Ticari İşler Direktörü Ben Latty de anlaşmanın Liverpool FC için önemli bir kilometre taşı olduğunu ve Haziran 2027'den itibaren THY'yi ana partnerleri olarak aralarında görmekten büyük mutluluk duyduklarını ifade ederek, şunları aktardı:
"Liverpool formasının ön yüzü, kulübümüzün tarihinde özel bir yere sahip. THY, geniş uluslararası uçuş ağına sahip, dünya çapında tanınan bir kuruluş. 2005 yılına uzanan özel anılarımızın oluşturduğu güçlü temeller üzerinde işbirliğimizi başlatmayı ve uzun soluklu, güçlü bir ilişki inşa etmeyi sabırsızlıkla bekliyoruz. Bu duyuru aynı zamanda Standard Chartered'ın son 17 yılda Liverpool FC'ye sağladığı olağanüstü katkıyı takdir etmek için de bir fırsat. Kulüp tarihimizin çok özel bir dönemindeki yolculuğumuzun önemli bir parçası oldular. Standard Chartered'ın 2027'den itibaren Global Partner olarak Liverpool FC ailesinin bir parçası olmaya devam edecek olmasından memnuniyet duyuyoruz. Geçiş sürecine hazırlanırken yeni sezonu heyecanla bekliyor, Haziran 2027'den itibaren THY'yi ana partnerimiz olarak karşılamayı sabırsızlıkla bekliyoruz."
SENELİK 60 MİLYON STERLIN DEĞERİNDE
Kulübün Türkçe sosyal medya hesabından ise forma görselleri paylaşılarak şu açıklamaya yer verildi: Liverpool, Turkish Airlines ile 300 milyon sterlinden fazla değere sahip 5 yıllık forma sponsorluğu anlaşmasına vardı. Anlaşmanın yıllık değeri 60 milyon sterlinin üzerinde olacak.

İstanbul Bakırköy’de bir güzellik merkezinde ortaya çıkan gizli kamera skandalıyla ilgili soruşturma sürerken, gizli kameraları yerleştirdiği iddia edilen şirketin sahibi, güzellik merkezinin işletmecisi ve görüntüleri sosyal medyada para karşılığı sattığı öne sürülen kişiler tutuklandı. Dosyaya giren yeni bilgiler ise skandalın daha büyük olabileceğine işaret ediyor.
SAPIKLIK GÜZELLİK MERKEZİYLE SINIRLI DEĞİL
Skandal, mağdur kadınlardan K.Ş.’nin ihbarıyla ortaya çıktı. Bir tanıdığının uyarısı üzerine sosyal medya kanalını inceleyen K.Ş., burada kendisine ait görüntüleri gördü. Bunun üzerine ihbarda bulunan K.Ş., ifadesinde kanalda 15 binden fazla video bulunduğunu söyledi. Ancak görüntülerin yalnızca güzellik merkezinde çekilenlerden oluşmadığı da ortaya çıktı. K.Ş., kanalda “ev ortamlarında” ve “başka mekanlarda” kaydedilmiş başka insanlara ait görüntülerin de yer aldığını belirtti.
80 BİN GİZLİ ÇEKİLMİŞ İÇERİK
Görüntülerin Telegram ve X (Twitter) üzerinden para karşılığı satıldığı iddiasıyla tutuklanan Abdullah Çatalbaş da ifadesinde, görüntülerin kendisine farklı kişiler tarafından Telegram üzerinden gönderildiğini söyledi. Çatalbaş’ın, görüntüleri sattığını belirttiği Davut Demirci’nin adının geçtiği bir yazışma da soruşturma dosyasına girdi. Yazışmada bir kişinin, “Grubun hepsi Türk içerik. Daha neler var bende oraya atmadığım…” ifadelerini kullandığı görüldü. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından hazırlanan Araştırma Raporu’nda yer alan deliller de kan donduruyor. Telegram kanalının reklamında bilinenin aksine 15 bin değil, 80 bin içerik görüntü olduğu belirtiliyor.
Aynı reklamda 20 ayrı kategori olduğu ifade ediliyor. Kategoriler ise “masaj salonu”, “Otobüs AVM”, “ETEK ALTI”, “IPCAM”, “QR CANLI” gibi ifadelerle ayrılıyor. Bu kategoriler gizli kamera sapıklığının her yerde olabileceğini ortaya koyuyor.
BAŞKA YERLERE DE SİSTEM KURMUŞ
İddiaların odağındaki kamera sistemini kuran şirketin sahibi E.S.C., suçlamaları kabul etmeyerek 2022’de kurduğu firmasının hastane grupları, oteller, askeri birlikler, fabrikalar ve gece kulüpleri gibi farklı yerlere kamera, yangın ve hırsızlık sistemleri hizmetleri verdiğini aktardı.
Evdeki kameralara dikkat!
Bakırköy’de bir güzellik merkezinde kadın müşterilerin gizli kameralarla kaydedildiği iddiaları, görüntülerin dijital ortamda kötüye kullanılması ve kişisel mahremiyet konusunda endişeleri yeniden gündeme taşıdı. Olay, yalnızca işletmelerdeki gizli kamera riskini değil, evlerde kullanılan bebek ve akıllı güvenlik kameralarının siber güvenliğini de tartışmaya açtı. İnternete bağlanan bu cihazlar uzaktan erişim kolaylığı sağlarken zayıf şifre ve yetersiz güvenlik önlemleri nedeniyle yetkisiz erişime açık hale gelebiliyor. Dijital Medya Uzmanı Oğuzhan Saruhan, bu riski azaltmak için kameranın kurulduğu ilk gün güvenlik ayarlarının mutlaka yapılması gerektiğini belirtti.
İKİ FAKTÖRLÜ DOĞRULAMA AKTİF HALE GETİRİLMELİ
Birçok kullanıcının kamerayı kurup uygulamayı çalıştırdıktan sonra sürecin tamamlandığını düşündüğünü ifade eden Saruhan, “Oysa asıl önemli bölüm bundan sonra başlıyor. Kameranın varsayılan kullanıcı adı ve şifresi mutlaka değiştirilmeli, başka hiçbir platformda kullanılmayan güçlü ve benzersiz bir şifre oluşturulmalı. Kamera uygulamasında iki faktörlü doğrulama özelliği bulunuyorsa mutlaka aktif hale getirilmeli. Kamera ve uygulamanın güvenlik güncellemeleri geciktirilmemeli, bağlı cihazlar ve erişim kayıtları da belirli aralıklarla kontrol edilmeli” dedi. Saruhan, özellikle iki faktörlü doğrulamanın hesap güvenliği açısından kritik olduğuna dikkat çekti.
KAMERA EVE AÇILAN DİJİTAL BİR PENCERE
Kullanıcıların internete bağlı kameraları küçük bir bilgisayar gibi değerlendirmesi gerektiğini vurgulayan Saruhan, kamera ve uygulama güncellemelerinin zamanında yapılmasının, tanınmayan cihaz ve şüpheli girişlerin düzenli olarak kontrol edilmesinin önemine işaret etti. Saruhan, olağan dışı bir durum fark edilmesi halinde internet bağlantısının kesilerek şifrenin değiştirilmesini önerdi. Kameranın kullanılmadığı zamanlarda mümkünse fiziksel olarak kapatılması veya lens kapağının kullanılması gerektiğini belirten Saruhan, “İnternete bağlanan her kamerayı, evimizin içine açılan dijital bir pencere gibi düşünmeliyiz. Bu pencerenin anahtarını nasıl yabancı birine vermiyorsak, kamera hesabımızın güvenliğini de aynı ciddiyetle korumalıyız” diye konuştu.

Arabesk müziğin ünlü ismi Güllü, 26 Eylül'de Yalova Çınarcık'taki evinin penceresinden düşerek hayatını kaybetti. Şüpheli ölümle ilgili ortaya çıkan her detay, tüyler ürpertti.
Yapılan incelemelerde, Güllü'nün kızı Tuğyan Ülkem Gülter tarafından pencereden atıldığı tespit edilirken Yeni çıkan ses kaydında Sultan Nur Ulu babasının ortaya attığı Tuğyan ve kızım birlikte ittiler iddialarına cevap verdi. Bir başka kayıtta ise Gül'ünün kızı Tuğyan ve eski nişanlısı arasında geçiyor.
'SULTAN 'BİZ ATTIK' DEDİ'
Öte yandan Güllü cinayetini aydınlatan o ses kaydına ulaşıldı. Sultan'ın arkadaşı ile Sultan'ın babası Arif Ulu arasında geçen ses kaydında, çarpıcı ifadeler yer aldı. Sultan'ın babasının arkadaşına sitemi açık açık itiraftı: "Sultan bana dedi, biz attık baba dedi. Biz attık dedi ya."
BABASININ İDDİASINA TEPKİ GÖSTERDİ
Sultan'ın arkadaşıyla arasında geçen konuşmaları ise babasının iddialarına cevap niteliğindeydi. Arkadaşının "Kız niye ağlıyorsun, bir şey olmaz" sorusuna Sultan "'Yok tehdit değil doğruları söylüyorum' diyor şimdi de. Ben mi yaptım?" cevabını verdi. Sultan'ın babası hem kendi hem de Güllü'nün kızını suçlayarak ikisinin de cinayeti itiraf ettiğini söyledi. Yeni çıkan ses kayıtlarında Sultan Nur Ulu babasının iddiasına tepki gösterdi.
TELEFONUMU AÇSIN YOKSA KÖTÜ OLACAK'
Sultan'ın "Yemin ederim şu an iftira atıyor. Ona söyle benim telefonumu açsın. Yoksa çok kötü yerlere gidecek bu iş." ifadelerine arkadaşı "Dedi ki ben dedi onunla başka türlü hesaplaşacağım." Şeklinde karşılık verdi.
"İKİ TANE DAİRE TEKLİF ETTİ"
Şarkıcı Güllü 26 Eylül 2025'te evinin penceresinden düşerek hayatını kaybetmişti. Olay kaza olarak kayıtlara geçmiş ancak soruşturmanın derinleştirilmesiyle birlikte Güllü'nün kızı Tuğyan Ülkem Gülter şüpheli olarak tutuklanmıştı. "Tuğyan bana iki tane daire teklif etti dedi ben de attım dedi." bu konuşmayı yapan o akşam evde olan Sultan Nur Ulu'nun babasıydı. Arif Ulu'nun sözleri ortalığı daha da karıştırdı.
BABASININ İFADESİNE SAVUNMA PLANI
ATV'nin haberine göre ses kaydının devamında Sultan'ın arkadaşı eğer Arif Ulu yani Sultan'ın babası böyle bir ifade verirse nasıl bir savunma vereceklerini de tek tek anlatıyor. "Kızıyla kavga etti derim bana da böyle böyle şeyler söyledi derim. Dengesiz bir adam psikolojisi bozuk deriz."
'SENİ ARADIĞIMDA TELEFONU AÇMAZSAN GERÇEKLERİ ANLATACAĞIM'
Dosyadaki bir başka kayıtta ise bu kez Tuğyan Ülkem Gülter ile eski nişanlısı Kervan'ın konuşması yer alıyor. Tuğyan eski nişanlısına Sultan Nur Ulu'nun babasının kendisini arayıp aramadığını sorusuna Kervan Eminoğlu "İki gün önce aradı" diye cevaplıyor.
Sultan panikleyerek eski nişanlısına "Doğruyu söyle ama Kervan bak çok doğruyu söyle. Bak kim dost kim düşman biz bilmiyoruz bizim psikolojimiz bozuldu. Kervan bu bizim için önemli iyi misin?" derken Kervan Eminoğlu'nun sözleri konuşmanın seyrini değiştiriyor: "Yine de sana söyleyeceğim. Saat 4.30 seni arayacağım. Çıktın çıktın. Çıkmadın ben gerçekleri anlatacağım."





Doğanalanı Mahallesi kırsalında henüz belirlenemeyen nedenle orman yangını çıktı.
İhbar üzerine bölgeye Orman Bölge Müdürlüğü ekipleri, söndürme helikopterleri ve arazözler sevk edildi.
Ekiplerin yangına müdahalesi sürerken Düzağaç Mahallesi'nin Dağılcak mevkisindeki ormanlık alandan da bilinmeyen nedenle duman yükseldi.
Bölgeye yönlendirilen ekipler, alevlere havadan ve karadan müdahale etti.
İki farklı noktadaki yangınların kontrol altına alınması için çalışmalar sürüyor.

Bakan (GSB) Osman Aşkın Bak, GSB yurt başvuru sonuçlarının açıklandığını duyurdu.
Bakan Bak, "Öğrenci yurtlarına ilk yerleştirmede yüzde 90 ile rekor kırdık." ifadelerini kullandı.

